DAMLA PAMİR: Yayınımıza, Hocamızın katılımı ile devam ediyoruz, inşaAllah. Hoşgeldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bizim çalışmamız çok iyi. Şimdi mesela uydu kanallarını gezdim, bakıyorum, Müslüman kanallara giriyorum bakıyorum, dindar, Müslüman derken Müslümandır tabii, daha dini eğitimi daha ağırlık veren anlatılan kanallar. “Platon alimmidir kimdir?” Genel kültür şeyi yapmışlar. İşte “kavağa su nasıl çıkar?” Kardeşim şimdi dünyayı kaplayan bir dinsizlik cereyanı var değil mi? Ne diyor, Menzil Cemaati’nin büyük Şeyhi Muhammed Raşit Erol Hazretleri; “Dünyanın binde 999’u dinsiz oldu” diyor.Sen orada ne anlatıyorsun; Platon muhabbeti yapıyorsun.Kardeşim niye dinsiz olduklarına bir baktığımızda ne çıkıyor karşımıza?Darwinizm çıkıyor. Utanıp çekinecek ne var? Anlatsanıza Darwinizm’in geçersizliğini. “Kavağa su nasıl çıkar” bilmem ne, Platon...
Kanalların isimlerini vermiyorum, işte falanca alimin hayatını anlatıyor, sakin sakin, arkada bir kaval sesi, ney sesi dinliyoruz, arkasından falanca alimin mezarı, orayı gösteriyorlar. Atı alan Üsküdar’ı geçmiş, memleketli mahvediyorlar, dinsizler, imansızlar, ateistler, Darwinistler,materyalistler, sen oturmuşsun millete kaval dinletiyorsun, zar zar milleti uyutuyor. Falanca alimin mezarı, tamam Allah razı olsun, Allah günahlarını affetsin, günahı varsa, inşaAllah cennet nasip etsin. Şimdi konu o mu? Madem Allah böyle bir imkan vermiş, televizyonun var, şu var bu var, Darwinizm’in-materyalizmin aleyhinde çalışsana.Dünyanın bir numaralı putu.Mesela düşündüm, o cemaatin fertlerinden bir üniversitede kaç tane vardır? En fazla bir tane çıkar hadi bilemedin iki tane çıkar. Bu ne demektir bu? Niye oluyor? Kaval dninletiyorsun da onun için oluyor. Anlatsana Darwinizm’in-materyalizmin geçersizliğini.
Cem Ceminay da bu sefer bana kafayı takmış, acayip sevimli bir tip, çok komik bir adam. Yalnız, bu inşaAllah, maşaAllah, şaşırma, bu pek gülünecek birşey değil. Ayıp yapıyorlar, bu yakışmıyor, ben hiç gülmüyorum ona, beni rahatsız ediyor. Hayır öbür espriler güzel ama espri güzel. inşaAllahmaşaAllah’ın onun üzerine espri olur mu? Ne güzel inşaAllahAllah’ın izniyle,maşaAllah Allah ne güzel yaratmış diyorsun. “Çok fazla söylüyorlar” diyor, tamam doğru ama zikir olarak söylüyorsun. Mesela tasavvufta 10.000 zikir var, 10.000 zikir çek, biz toplam en fazla olsun olsun 200-300 tane oluyordur zikir. Zikir bu önemli, zikir çok olur. Namazdan sonra 33 kere subhanAllahsubhanAllahsubhanAllah, 33 kere söylüyoruz, Allahuekber 33 kere diyoruz, elhamdülilah 33 kere diyoruz. 99 kere deniyor.
AYLİN KOCAMAN:Hocam siz bu kanalı sabahtan akşama kadar en etkili şekilde kullanıyorsunuz, maşaAllah, hiç ara vermeden.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi ben burada ney çaldırsam, kaval çaldırsam, işte falanca hocanın mezarın gösteriyorum şimdi size desem, bir de böyle badem bıyıklı kardeşlerimiz çıksa, Allah için tabisevdiğimiz kardeşimiz, tabii bıyık öyle hoşuna gidiyor olabilir, birşey yok da, o kadar ağır konuşuyor ki, sakin sakinsakin.Kardeşim bu kadar süratli hareket etmemiz gereken bir dönemde, bizi niye böyle o işlerle meşgul ediyorsunuz? Yani acil var ya, adam ölüyor orada, sen adamın parmağı kaşınıyor, onunla ilgileniyorsun. Yani dini konuları tenzih ederim.Jet gibi hareket edilmesi lazım. Yani onu düşündüm, bizim kanalda, gece gündüz Darwinizme-materyalizme sürekli vuruyoruz.Mesela Erbakan Hocam unutturulmak isteniyor. Ne korkunç bişey bu! Unutturmayacağım. Bakın şimdi de Fatih Erbakan’a kafayı taktılar. O canımız ciğerimiz bize emanet olan,Bediüzzaman’ın eserleri ile yetişmiş, İmam Rabbani’nin eserleri ile yetişmiş, ehl-i sünnete titiz, bu koçyiğitle oturup onunla uğraşıyorlar, benim canımın moralini bozmaya kalkıyorlar,ahlaksızlık yapmaka kalkıyorlar, bazı terbiyesiz çakallar, bunaklar; güya haşa “Erbakan Hocamız Müslümanların malını yemiş, toplamış, geri kalanı da çocukları yiyormuş.”Hayatları gözümüzün önünde, o çocuk, gazino bilmez, pavyon bilmez, eğlence bilmez, kendi halinde sade yaşayan bir insan. Efendi mi efendi, mazlum mu mazlum. Parayı ne yapsın, nerede harcayacak parayı? Erbakan Hocam’da para vardı, Allah için kullandı. Helal olsun hocama, helal olsun. Benim de param olsa, hepsini götürür veririm. Allah için kullanıyordu. TV5’e gitti verdi hocamız, Milli Gazete’ye verdi. Bilmiyorum bunların mahsuru var mı ama hayır için vermiştir, Allah rızası için. Kendi keyfine mi kullandı Erbakan Hocam?Gitti gazinolarda mı yedi parayı ne yaptı? Yani bütün ömrü mücadeleyle,cehdle geçmedi mi?Binbir türlü hakarete uğradı, baskıya uğradı,iftiraya uğradı, hapislere atıldı. Ne yaptı? Basın uğraşırdı, hakaret ederlerdi, şimdi de evladına, nur gibi tertemiz insanlar. İftiracılık, çok büyük günahtır. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Nur Suresi’nde Allah; “onlar apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmezmiydi?”diyorCenab-ı Allah. Ahlaksızlık yapmayacaklar, terbiyesizlik yapmayacaklar. Bunuyorsa bir insan, bunamış olabilir ama bunamak ahlaksızlık yapmayı gerektirmez.Tamam, olgunlaşması tabii ki gerekir Fatih’in, o normal. Hakikaten canım benim konuştum, mazlum, çok efendi, olgunlaşmış, daha biraz da var, anlaşılıyor.Daha genç çocuk, tabii ki olgunlaşacak, inşaAllah. Ama bu terbiyesizlik yaptırmayı gerektirmez, haklarını elinden almayı gerektirmez, onu tecrid etmeyi gerektirmez. Son derece efendi, son derece kendi halinde, son derece mazlum. Yalnız zannedip, tepesine çıkmaya kalkıyorlar, yalnız değil, ben de varım yanında, terbiyesizlik yapmayacaklar, ahlaksızlık yapmayacaklar. Fatih’e yapılan eylem Erbakan Hocam’a yapılmıştır. Milli Selamet Partisi’ni Erbakan Hocam kurdu. O ruhu da onlara, Allah’ın izniyle veren odur. Biz de evlatlarını Erbakan Hocam’ın doğal devamı olarak görüyoruz. Ama ismini bile duysak bizim çok hoşumuza gidiyor Erbakan sözü değil mi, çok güzel. Mutlaka etkili, yetkili olarak ortalarda ve görevli olması gerektiğine inanıyorum. Ben kendi kanaatim olarak şahsi kanaatim olarak. Böyle pis iftiralarla, sinsisinsi alttan alttan çalışmalar, bunlar ahlaksızlıktır. Bu aile tertemiz aile, nur gibi ailedir. Erbakan Hocam bütün malını mülkünü, hep Allah için kullandı. Fakire fukaraya dağıttı, ihtiyacı olana dağıttırdı, tebliğ için dağıttırdı, Kuran dağıtılması için paralarını verdi, bütün imkânını varını yoğunu bu yolda harcadı, başı belaya da girdi mahkemelere düştü, asla yılmadı. Onun için terbiyesizlik yapmaya gerek yok. Fatih’e karşı da ağzını bozanların, ağzını biz hukukla kanunla düzeltmesini biliriz, inşaAllah.
Orada burada internette yazarlar oluyor,hiç adı sanı duyulmamış böyle,kenardan köşeden benim ismimle bir şeyler yazıyor, adama cevap vereceğiz, adam gündem olacak, yani oturup bunları adam yerine koymaya gerek yok.Böyle akılsızca yazılarda yazmışlar, insan okumaya utanıyor ipsiz sapsız. Zekice de böyle bir iftira atsa, şeytani bir zekâya sahip diyeceğim, süper avanak.Ben bunun neyine cevap vereyim? Ama genel anlamda böylelerine cevap verebiliriz, isim olarak değil de,inşaAllah.
Erbakan Hocamız’ın şerefli asil mahdumu Fatih’e, herkes sahip çıksın, bütün Müslümanlar sahip çıksın. O canımızın çok güzel hizmetleri olacak,inşaAllah. Adı üstünde;Fatih. Çok da mütevazı canım benim, mesela nasihat ediyorum, acayip hürmetle alıyor, bir şey söylüyorum, acayip hürmetle alıyor, çok nezaketli. Ne enaniyet biliyor, ne kibir biliyor, ne büyüklük hissi var, ne azameti var, toprak gibi acayip mütevazı çocuk, maşaAllah sırf o yeter, efendiliği yeter.Kurnazlık bilmez, entrika bilmez. Kart kaşarlar, beyni sulanmış bunaklar, çocuğa entrika hazırlıyorlar, oyun hazırlıyorlar. Ne bilir o çocuk entrikayı oyunu?Sizle mi uğraşacak o çocuk? Tertemiz insan. Onların karanlık dünyası nerede, onun nur gibi tertemiz dünyası nerede. Aldığı alkışlar da zaten onu ifade ediyor. Helal olsun Erbakan Hocam’ın talebelerine ama daha çok sahip çıksınlar, ayıp yapıyorlar. O alkıştan yıkılacak bina, yıkılması lazım. Öyle bir alkış olması lazım ki, bunakların kafasına kan gitsin, inşaAllah değil mi? Erbakan Hocam’ın yetiştirdiği asil talebelerine emanet ediyoruz. Başta Oğuzhan Asiltürk Ağabeyimiz olmak üzere, diğer zevata genel başkan muhterem Kamalak Hocamız’a, Fatih`i emanet ediyoruz, onlara da güveniyoruz, onların şefkatine, merhametine, muhabbetine ve sadakatine ve vefa hislerine güveniyoruz, bu mübarek emanete hıyanet olmaması için, özen göstertmelerini Allah rızası için onlardan istirham ediyoruz. Bu bizi çok rencide eder ve bunaltır. Yani şahsen beni bunaltır, bunalırım yani. Kanunla hukukla kim iftira etmeye kalkarsa, ahlaksızlık yapmaya kalkarsa, cevabını veririz, kanunla hukukla. Burası dağ başı değil. Özellikle iftirayla yıpratmaya kalkmak, çok büyük ahlaksızlıktır. Necip bir ailedir, tertemiz ailedir. Çoluğu çocuğu hepsi tertemiz Erbakan Hocamız’ın, alnı tertemizdir. Helali hoş olsun. Kazanmıştır alnının teriyle Erbakan Hocamız ve hep Allah yolunda harcamıştır. Mühim olan Allah yolunda olmasıdır. Bana da deseler mesela Milli Gazete’ye yardım edeceksin, ederim arkadaş niye etmeyeyim?Varsa param, veririm, niye vermeyeyim?TV5’i de Erbakan Hocam’ı destekliyorlar. Mesela Erbakan Hocam’la ilgili ben söylemiştim daha önce,Milli Gazete’de pek ismi geçmiyordu Erbakan Hocam’ın. Birde baktık, hiç ismi geçmemeye başladı. Dedim ki; “Allah’tan korkun yapmayın bunu.” Sonra düzelttiler, ısrarla üstüne gidince, düzelttiler. Sitelerinden kaldırdılar, dedim ki; “çok ayıp yapıyorsunuz” tabii o zamanki uygun nezaketiyle konuştuk, “yapmayın bu zulmü” dedik, ondan da vazgeçtiler. Şimdi bakın aynı şeyi evladına yapmaya kalkıyorlar. Aynı kafa yeniden hortlamasın. Biz Erbakan’ı, Fatih’in canımız kardeşimizin, o Allah`ın bizlere emanetinin ismini, resmini Milli Gazete’dekocamanca göreceğiz, yazılarını göreceğiz, beyanatlarını göreceğiz, nurlu izahlarını göreceğiz, istirham ediyoruz, TV5’te cemalini göreceğiz, konuşmalarını göreceğiz. Böyle olmaz. Biz tedirgin olduk biraz, ben rahatsız oldum,inşaAllah. Ne Erbakan Hocam’ı unuttururuz, ne diğer büyük zevatın isimlerinin anılmasını yani kendi imkânımız dâhilinde, tabii her yerde anılıyorlar şüphesiz anılıyorlar da ama ben kendi çapımda unutturmam inşaAllah. Kendi imkânımla unutturmam,inşaAllah. Yok öyle bir şey yani.
Başbakanımız da maşaAllah şifa bulmuş, iyi Allah daha da iyi etsin, sağlık sıhhat versin. Aman amanaman yiyeceğine içeceğine her şeyine çok dikkat etsin, etmesi lazım Başbakanımızın. Check-up’ları önemli. Sebebe sarılacak tabii, çok dikkat edecek. Kendini fazla hırpalamayacak yormayacak, dinlenecek. Çevresi de Başbakanımızı çok teşvik etmesinler çok çalışmaya. Birçok bakan var, birçok imkân var, yapacak birçok insan var. Değil mi? Hani maşaAllah bak ayağa kalktı. Yani bu nedir bu? Başkası olduğunda dinleniyorsa, Başbakan da dinlenir niye dinlenmesin? Ne acilliği var? Allah sağlık sıhhat versin. Ama böyle şeylerde,“bak süper maşaAllah nasıl ayağa kalktı.” Bu iyi bir şey değil. Tamamen şifa buluncaya kadar dinlensin. Biz millet olarak bekleriz, bir şey yok. 1 ay da olsa bekleriz, bir şey olmaz inşaAllah. Hiçbir işi de aksamaz. Oturduğu yerde şey yapabilir,inşaAllah. Ama tabii doktorları da daha iyi bilirler, inşaAllah.
Erbakan Hocamız çok şeker. Ahmet Tevfik Paksu vardı, o istifa etmişti. Erbakan Hocam’a sordular, o fitne çıkmaması için, o belki cayar da düzgün hale gelirse, tabii fitne çıkmış olacak “evet ayrıldı” derse, onun için dediler ki; “Ahmet Tevfik Paksuayrılmış efendim, istifa etmiş”, ‘hayır, istifa etmedi’ dedi Erbakan Hocamız. “Ne oldu efendim?” ‘Doktorlar bilir’ dedi. Ahmet Tevfik Paksu da hemen haberin arkasından çıkıp,“ben istifa ettim” dedi. O kadar tatlı ki Erbakan Hocam, çok uyanık çok yamandı,maşaAllah. Çünkü, an meselesi belki cayar. Caymışken niye ayrıldı? Çünkü ayrıldı derse, bir daha onu toparlamak çok zor olur. Ama ayrılmadı dersen, adam da hakikaten vazgeçerse, tamamdır sorun yok. Diplomattı yani çok politik zekaya sahipti Erbakan Hocamız, politikayı çok iyi bilirdi. Sayın Erdoğan'a da politikayı öğreten O'dur. Siyaseti öğreten O'dur. Yani dünyanın sayılı siyaset uzmanlarındandır Erbakan, yani muhteşem siyaset bilir. Siyaset uzmanıdır. Allahualem, benim gördüğüm yani üstüne yok diyebilirim. Yani akıl almaz bir siyasi manevra kabiliyeti ve siyasi taktik gücü vardı, müthiş politik çıkışlar yapardı,müthiş politik taktikler yapardı ama nefes kesecek böyle yani. Kısa sürede de partiyi yükseltti, başbakan oldu en sonunda. Yani Saadet Partisi normalde çok zor, Çünkü Darwinizm’e-materyalizme karşı mücadele yapılmamıştı, çokçok güçtü ama maşaAllahHocamız Allah'a çok şükür. Hocamızı cumhurbaşkanı yapacaktık Allah'ın izniyle.
DAMLA PAMİR: Bosna’nın en büyük yayın kurulunun çıkardığı ve en yüksek tirajlı gazetesi Avaz'da, yaptığınız röportaj yayınlandı. Türk İslam Birliği konusunda detaylı soruları vardı size. Aynı gazete daha önce de röportajlarınız yayınlanmıştı Hocam, maşaAllah.
Türk İslam Birliği konusunda sorulara cevap vermiştiniz, onunla ilgili.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama acayip yakışıklı çıkmışım. Dur bir daha göster. Kardeşim bu nedir? Şöhret bir yandan, yakışıklılık bir yandan. Allah Allah herkes bizden bahsediyor, maşaAllah, elhamdüllilah.
AYLİN KOCAMAN:Dünya çapında.
ADNAN OKTAR: Bazenşaka yapıyorum, “Hocam ama kendini övüyorsun”diyor, onun espri olduğu belli değil mi?
AYLİN KOCAMAN:Çok belli.
ADNAN OKTAR: Şarkı söylüyorum, “notaya uygun söylemedin Hocam.”Ben aşka geip söylüyorum. İnsan banyoda da şarkı söyler, yolda giderken şarkı söyler. Şarkı söylerken nota üstüne mi söylenir?
AYLİN KOCAMAN:Ayrıca mükemmel söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Mesela kardeşim insan düğüne gidiyor, mikrofon uzatıyorlar, adam şarkı söylüyor. Bu sanatçı olduğunu mu gösterir? Aşka gelir, keyfe gelir insan tevazusundan, sevecenliğinden böyle şarkı mırıldanır. Ben ustayım, en iyi sanatçıyım diye ortaya çıkmak ayrıdır, keyfe gelip şarkı mırıldanmak ayrıdır.
DAMLA PAMİR: Hocam, 11 Aralık Pazar günü, Bursa Cumhuriyet Caddesi’nde 13.00 ile 18.00 saatleri arasında A9 TV broşürü ve kitap dağıtımı yapıldı. Halkımızın çok yoğun ilgisi oldu, elhamdüllilah Hocam. Faaliyete katılan kardeşlerimizin isimlerini okumak istiyorum izninizle.
ADNAN OKTAR: Alah Allah, Allah Allah görüyor musun şu Osmanlı evlatlarını maşaAllah.
DAMLA PAMİR: Dilek İşsever Öner, Hakan İyihuylu, Nurdan İyihuylu, Abdurrahman Abuş, Mustafa Emre, Erdinç Karaçam ve Mina Berksan. Mina Berksankardeşimzin bir notu vardı; "Allah'ınizni ile imanımıza vesile olan çok değerli Hocamıza saygı ve sevgilerimi iletiyorum. Kendisini nasıl sevdiğimi kelimelerle ifade edemiyorum. Canım Hocam Allah sizden razı olsun” diyor kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdüllilah. Ne güzel, ne güzel sevap kazanıyorlar, elhamdüllilah, maşaAllah, ne kadar iyi. Ahir zaman ne güzel gelişiyor. Mehdiyet ne güzel gelişiyor. Bakın 2012'lerde şenliğe bir bakın. Hele 2014'ler, Allah Allah, Allah Allah bir görün bakın. 2023'te kardeşim böyle Ayasofya’nın önünde, yer gök inleyecek,inşaAllah. Hocam diyeceksiniz, hay Atanız’a rahmet. Beyni sulanmış bunaklar, bize Mehdiyet’i unutturmaya çalıştılar ama siz hatırlattınız diyeceksiniz. Bak dün Tarihçe-i Hayat'ta anlattım. Ne diyor? “1371'den sonar, 30-40 sene sonra fecr-i sadık çıkacak, inşaAllah, yarım asır sonra da darmakeşan edecek” diyor. Bakın şimdi olacak demiyor. “Tâ 71'den sonra 30-40 sene sonra fitneyi fücuru, delaleti, küfrü yıkacak.” Benim zamanımda yıkıldı demiyor Bediüzzaman. Benim zamanımda devam ediyor, olacak gibi de görünmüyor. Biz durdurduk” diyor. “O, tamamen yıkacak” diyor.
DAMLA PAMİR: Hocam, Endonezya’daki kardeşlerimizin faaliyetleri ile ilgili bilgi verebilir miyiz?
AYLİN KOCAMAN:Hocam Endonezya’daki kardeşlerimiz Harun Yahya Endonezya diye bir dernek kurmuşlardı. Onlar geçenlerde faaliyetler yaptılar. Bu da oranın ünlü bir dergisi Tarbawi Dergisi’nde faaliyetleri yer almış. Şu şekilde; CD'ler dağıttılar, kitap sergisi yaptılar ve çıkartma ve yaka iğnesi bastırdılar, onları dağıttılar. Sizi çok seviyorlar Hocam. Orada bayağı kalabalık bir ekip var size destek olan.
ADNAN OKTAR: Çok güzel maşaAllah. Ya kardeşim sırf onlar bile Endonezya'ya yeter. Bir ksmı da kaval dinlemekle vakit kaybediyor. Halbuki vaktimiz dar,inşaAllah.
Erbakan Hocam, daima fitneyi yatıştıran bir insandı, hep fitneyi yatıştırmştır, maşaAllah. Hep sakinlik. Bu Kaddafi avanağı, orada bir terbiyesizlik yapmıştı Erbakan Hocamız’a, küstah herif. Erbakan Hocamız da nezaketle, çok yatıştırıcı bir konuşma yapmıştı geldiğinde. Herkes tırmandırmaya çalışıyordu. Adam manyak, adam terbiyesiz. Ne yapsın Erbakan Hocam? Elin çakalına mı uysun? Çok nezaketli, efendi insandı,inşaAllah.
AYLİN KOCAMAN:Hocam sizin Fatih Erbakan'a manevi desteğiniz çok önemli, bereket gelir,inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok mazlum çocuk. O kadar efendi ki, evladım yani o kadar güzel ahlaklı ki çocuk. Ona, kart kaşarlar, politik, siyasi hile hurda yapmanın peşindeler, ona tuzak kurmanın peşindeler. Çocuk ne anlar ondan? Bütün hayatı dürüstlük içinde geçmiş insan. Çakallık yapmaya ne gerek var? Allah'tan korkun, utanın. Hayır çocuğun bir hırsı da yok, bir şeyi de yok, çok efendi. Sadece terbiyesizlik yapmayacaksınız bu kadar basit, inşaAllah. Kuzu gibi, çok uysal, sevecen,efendi,vatanını milletini seven, devletine bağlı, aydın böyle aklı başında yobazlığa da karşı. Çok güzel o yönüyle, çok makul düşünen, bir de çok kültürlü, iyi yetiştirmiş kendini, aferin.
GÜLŞAH GÜÇYETMEZ:Hocam, Müslümanları koruma yönünüz size karşı güveni çok pekiştiriyor, çok cesursunuz bu konuda.
ADNAN OKTAR: Hiç ummadık, Erbakan Hocam’a artık herifler küstahlık yapıyor. Delirmiş bunlar, saygısızlık yapıyorlar. Bu seferde evladına. Hem de hiç ummadığımız adamlar, güvendiğimiz adamlar. Allah'tan korkun. Başka uğraşacak insan bulamadınız mı? Birde iftira atarak, terbiyesizlik yaparak, hem de Erbakan Hocam’ı hedefleyerek. Terbiyesizliğe bak sen. Ben şahsım adına müsade etmem, ben söyleyeyim, kanunla, hukukla kimsenin yanına bırakmam böyle bir şeyi,inşaAllah.
CEYLAN ÖZBUDAK:Çok vefalısınız Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdüllilah.
Diyorsunuz ki Hocam;“Mehdilik iddia ediyorsunuz.” Hz. Mehdi (a.s) şarkı söyler mi? O kadar rahatım ben, okadar candan bir insanım, inşaAllah. Öyle derdim o olsa, sizin gibi kafama kavuk gibi birşey koyup ortaya çıkardım. Ben evliya havasına giriyormuyum, son derece rahatım, öyle bir derdim de yok, inşaAllah.
Ne güzel Erbakan Hocamız’ın ismini duysak, Saadet Partisi olsun, ev toplantıları yapsınlar, sohbet yapsınlar sohbetlere gidelim. Ben çocukluğumda giderdim görürdüm, bizim evin oralarda, Selamet Partisi vardı, anahtar parti konumundaydı. Ev sohbetlerine gidince, şahane konuşurlardı, ne güzel, ne hoş, olsun Saadet Paritisi, mutlaka olması lazım. Mesela Milliyetçi Hareket Partisi, tak böyle delikanlı bir sestir, güvencedir Türkiye için, Türkiye’yi titreten bir güçtür, itini kopuğunu bayağı hizaya getiren bir sestir.Büyük Birlik Partisi, tam Osmanlıdır delikanlı çocuklardır. Hepsinin olması gerekir, inşaAllah. Kuran’da hep insanların imansızlığını meydana getirdiği sıkıntılardan bahseder Kuran.Demekki, dünyadaki en büyük konu neymiş? İman zafiyeti. En önemli çalışma neymiş? İman takviyesi için, iman hakikatlerinin anlatılması. Bediüzzaman bunu anlata anlata, büyük bir kitleye bunu ikna etti, maşaAllah. Hz. Mehdi (a.s)’ın da yapacağı görev budur. Hep iman hakikatleri, enbüyük en azammesele budur diyor Bediüzzaman, “hepsinin üstündedir” diyor. Çünkü iman olmayınca, Kuran’ı da zaten adam kabul etmez. En azam mesele; imandır. Önce Allah’a iman edecek, Allah’ın varlığına ve birliğine.
Fussilet Suresi’ni açtım, 30. Kardeşlerimiz hepsi baksın, Kuran’ın hemen hemen tamamı, hep iman zaafiyetinin kötülüklerini anlatır, imansızların uğradığı sonun ne olduğunu anlatır, samimi imanın önemini anlatır. Hep iman. “En mühim, en azam meseledir” diyor Bediüzzaman. İman kabul olduktan sonra da, Kuran’ın en önemli konusu olarak da; İttihad-ı İslam. Çünkü Kuran’ın bütünü hep Müslümanların toplu olmasına göre anlatılmış, hiç ayrı bir bölünmeye göre anlatılmamış Kuran’da. Hep bütün, bir tane kitle olarak kabul ediyor Allah, o kadar. Bakıyoruz, paramparça, herkes kendini doğru yolda biliyor, yok öyle. Hepsi birlik olacak, hepsi beraber olacak, inşaAllah. Onun için, televizyon kanallarını açıyorum; birlik beraber olalım.” Peki nasıl olacak? “Bizim tarikata girin” diyor. Şimdi olmayacağı belli, senin tarikatını kim bilir? Olacak iş mi şu? Olmayacağı belli. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözünü niye tutmuyorsunuz? Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? Senin tarikatında toplanın mı diyor? Ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s)’ın etrafında toplanın” diyor, “Hz. İsa Mesih (a.s)’ın etrafında toplanın” diyor. Peygamberin sözüne uyacaklar, kendi kafalarına göre olmaz.
Yeni filmimiz var mı?
DAMLA HANIM: Erbakan Hocamız’ın hayatını anlatan bir film var.
ADNAN OKTAR: Erbakan Hocamız, anlı-şanlı şehit oldu, maşaAllah. Fatih çok güzel anlatıyor maşaAllah, değil mi? “Tuğlası da duruyordu” diyor. Kardeşim, o vaziyette, o kadar ağır ki hastalığı, hala namazını kılıyor mübarek, beş vakit, maşaAllah. Hep; Allah AllahAllah diyerek şehit oldu mübarek, inşaAllah.
Tamam, Erbakan Hocamız’ı bir izleyelim, sonra devam ederiz, inşaAllah.
VTR-Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Hayatı (1. Bölüm )
DAMLA HANIM: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Mehtap Hocam, Didem Hocam, Semra Hocam ve Ceylan Hocam da bizlere katıldı.
Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Üstadımız bir konu anlatıyor burada, dikkatimi çekti. 234. sayfa, Tarihçe-i Hayatta. Bediüzzaman Üstadımız Hazretleri diyor ki; “Gizli bir kuvvet bil’iltizam beni mahkum etmek istiyor.” Yani kararlılıkla mahkum etmek istiyor, yani illaki bunun yeri hapistir gibisinden -haşa-, “ve her bahaneyi bulup bin dereden su getirmek gibi her çareye müracaat edip, kurdun keçiye bahanesinden daha garip bahanelerle beni itham altına almak ve mahkum ettirilmek istenildiğini hissediyorum.” Bize de yapıyorlardı yakın zaman kadar; halen de istiyorlar, hala daha tuzak kurmaya çalışıyorlar. Yani iki yıldan beri, bir avanak ekibin bu yolda faaliyeti olduğunu biliyoruz, iki yıldan beri çalışma yapıyorlar. Güya, işte iftira atacak, oyun oynayacak, tuzağa düşürecek, inşaAllah. “Mesela, üç aydır bu kelimeyi tekrar ediyorlar: ‘Said-i Kürdi, dini siyasete alet ediyor!’ Ben de bütün mukaddesata yemin ediyorum ki: Bin siyasetim olsa, hakaik-i imaniyeye feda ediyorum.” Yani siyasetten benim bir şeyim olmaz diyor, hakaik-i imaniye üzerinde duruyorum diyor, iman hakikatleri üstünde duruyorum diyor. “Ben, nasıl hakaik-i imaniyeyi dünya siyasetine alet edebilirim.” Ben nasıl iman hakikatlerini dünya siyasetine alet edebilirim diyor, siyasetle işim olmaz benim diyor Bediüzzaman. Ne yapsın Bediüzzaman siyaseti, ne işine gelir? “Ben yüz yerde bu ithamı çürüttüğüm halde, yine manasız nakarat gibi tekrar edip ileri sürüyorlar.” Yine aynı kafayla karşıma geliyorlar diyor. “Demek bil’iltizam ve herhalde beni mes’ul etmek arzusunda bulunuyorlar. Ben de, aleyhimizdeki mülhid zalimleri, siyaseti dinsizliğe alet etmeleri ile itham ediyorum.” Dinsizliği siz de siyasete alet ediyorsunuz siz de diyor, yani asıl amacı dinsizlik, siyasete alet ediyorsunuz diyor. “Ve onların medar-ı ittihamı olan, bu müthiş manayı bildirmemek için bana isnad ettikleri: ‘Said dini siyasete alet ediyor’ cümlesiyle setre çalışıyorlar.” Yani durdurmaya çalışıyorlar diyor. “Madem öyledir, herhalde beni mahkum etmek istiyorlar. Ben de ehl-i dünyaya derim: Bu ihtiyarlıktaki bir-iki senelik ömür için lüzumsuz tezellüle tenezzül etmem.” Ne yaparsanız yapın diyor, elinizden geleni ardınıza koymayın diyor.
Semra Sultan Hocam, bize ne anlatmak istersin?
SEMRA HANIM: Hocam, Nisa Suresi’nin 75. ayetini söylemek istiyorum, inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: ‘Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahip) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla’ diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?”
Hocam, şu an insanlar, Mehdi (a.s)’ı yalvara yalvara bekliyorlar. Birçok ülkede zulüm var; Doğu Türkistan’da, Afganistan’da, Suriye’de. Ve sığınabilecekleri kimseleri yok bu insanların. Bu ayetin tecellisi olarak, yalvara yalvara Allah’a dua eden Müslümanlar var. Birde, biraz rahatlık içerisinde olan, biz nasıl olsa rahat rahat tespihimizi çekiyoruz, rahat rahat namazımızı kılıyoruz deyip, bunları görmezden gelenler de var. Hocam, bunların hepsi bizim üzerimizde sorumluluk. Birde, bizi eleştirenler de oluyor; “size mi kaldı” diye. Biz sizden öğrendik Hocam Müslümanlara sahip çıkmayı ve bu yolda gayret etmeyi.
ADNAN OKTAR: Kuran’dan, sünnetten ve benden, evet.
SEMRA HANIM: Evet, inşaAllah Kuran’dan. Bu Allah’ın emri ve bütün Müslümanların akıllarında bulundurmaları gereken bir sorumluluk, Müslümanların sorumluluğu.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
Muhterem Hocam, bir ayet rica ediyoruz.
MEHTAP HANIM: Tabii Hocam. Allah, Fatır Suresi, 5. ayetinde şöyle buyuruyor Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah’ın va’di haktır; öyleyse sizi dünya hayatı aldatmasın ve aldatıcı(lar)da sizi Allah ile (Allah’ın adını kullanarak) aldatmasın.”
ADNAN OKTAR: Deccallar, Allah’ı anar, takva olduğunu söyler, sarık takar, cübbe takar, ağzına misvak sokar, ibibiklenir, fakat bir de bakarsın ki, deccalin esasıdır. Onun için Müslümanlar, deccale sahip çıkmayacaklar, hakkaniyete, hakka sahip çıkacaklar. O zaman deccalin kokusu üstlerine bulaşır. Deccale sahip çıkılmaz, inşaAllah. Deccal, kendi deccalliği içerisinde kalacaktır, inşaAllah. Deccale sahip çıkarsan olmaz.
Ceylan Hocam, bize ne anlatmak istiyorsun?
CEYLAN HANIM: Hocam, ben bugün alglerle ilgili bir bilgi verebilirim, inşaAllah. Daha önce alglerin Hocam, oksijen ürettiklerinden bahsetmiştik, hatta dünyamız için ne kadar önemli olduğundan bahsetmiştik. Çünkü normalde ağaçların ürettiği oksijenden çok daha fazla oksijeni dünyada algler üretiyor, denizlerdeki. Birde, hermatipik mercanlarda kurduğu simbiyozdan bahsetmiştik. Bir de dünyayı iklimlendirme özellikleri var alglerin, inşaAllah. Hava çok sıcak olduğunda, algler bulundukları denizlerde dimetil sülfit diye bir madde üretiyorlar; DMS. Bu madde denizin üstüne çıktığında oksijenle bir bağ kurup katı bir zerre haline geliyor. Bunlar da bulutları oluşturuyor. Yani alglerin şöyle bir aklı var, Allah’ın üzerlerinde tecelli ettirdiği; sadece hava çok sıcak olduğu zaman bunu üretiyorlar, maşaAllah, elhamdülillah. Mesela kutuplarda da yaşıyor algler ama burada üretmiyorlar, sadece çok sıcak olan yerlerde, bölgelerde üretiyorlar algler bu maddeyi. Ve dilmatiri sülfit, dünyanın iklimlendirilmesinde çok önemli bir rol sağlıyor Hocam. Hatta yağmur bombalarının yapımında, aynı yöntemden faydalanılır, yani atmosfere zerre dağıtılır ve bu şekilde bulut toplanması sağlanır. Aynı şekilde bulunduğu ortamda bulut oluşmasını sağlar algler ve yağmur yağdırıyorlar.
ADNAN OKTAR: Şahane algler.
Damla Hocam buyurun.
DAMLA HANIM: Serdar Turgut, inançla ilgili güzel bir yazı yazmış. Yazısında: “Modern dünyadaki ahlaki yozlaşmanın insanı son derece mutsuz ve huzursuz yaşattığını, bunun da temelinde inançsızlığın olduğunu” söylemiş. “İnsanın ancak şefkat, merhamet, vefa, adalet gibi duygularla mutlu olabildiğini, bu duygulara sahip olmak için ise, inançlı olmak gerektiğini” vurgulamış. “Örneğin; sadakatsizliğin insanı suçluluk duygusuyla yaşattığını, ancak vefalı olanların yatağına huzur içinde yattığını” belirtmiş. Yazısını şu sözlerle bitirmiş; “Bu huzuru bizden çalmak için birçok etki var modern hayatta. Bütün bunlara karşı direnebilmek için, güçlü olmak gerekiyor. Bu güce ulaşmak için de inanca ihtiyacımız var” demiş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Serdar Turgut’un her yönden gelişmeleri iyi. Birde şu üstündeki pembe gömleğini bir çıkartsa, çok iyi olacak, inşaAllah. Ondan başka her şey çok iyi. Allah sevgisinin olması, Allah korkusunun yoğun olması, istenen mükemmel süper insan aklının meydana gelmesine sebep oluyor. Bunun dışında insan normal akla sahip olmaz, yani makul bir insan olamaz, makul konuşacak halde olmaz. Duygularının, nefsinin, çıkarlarının, hırsının, kininin esiri olur. Dolayısıyla sevgiyi devam ettiremez. Sevginin devam etmesi için, şahsın mutlaka Allah’tan ciddi şekilde korkması lazım. Çünkü Allah’tan korkmayınca, ahlaksızlıkta cesur olur, her türlü ahlaksızlıkta cesur olur. Mesela vefasızlıkta cesur olur, sadakatsizlikte cesur olur, şefkatsizlikte cesur olur, makul davranmamada cesur olur, ters davranmada cesur olur, kirli konuşmada cesur olur. Üstüne çirkin bir cesaret gelir. Kuran’da Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: “Çirkin cesaret” diye geçer ayette, çirkin cesaret sahibi olduklarını söyler. Allah korkusunun olmaması, çirkin cesaretin kapısını açar. Çirkin cesaret açıldığında, insandan her türlü çirkinlik dökülmeye başlar. Zırvalama tarzında konuşur, ağzını bozar, yalan söyler, üç kağıtçılık yapar, oyun oynar, nefsini kurtarmak için tuzaklar kurar, dürüst davranmaz, samimiyetsiz konuşur; samimiyet kalkar zaten. Samimiyet kalkınca, beyin iptal olur. Samimiyet; beynin, ruhun anahtarıdır. Samimiyet kapandığında, insanın beyni iptal olur, ruhu iptal olur, insan dengesiz hale gelir. Üslubu dengesiz olur, davranışları dengesiz olur, bakışları dengesiz olur, ses tonu dengesiz olur, hepsi de bir hayvani ve vahşi bir çizgiye doğru gitmeye başlar, vahşileşir. Yani onun için insanlar saldırganlaşır, sokaktaki insanlar. Mesela katıla katıla ağlar, bağıra bağıra küfreder, kendini kaybeder, ekmek bıçağı ile saldırmaya başlar, hayvanlaştığındandır o, kontrolden çıkmıştır. Çünkü Allah korkusunda, vücut tam kontrol altındadır, ruh tam kontrol altındadır. Ama Allah korkusu olmadığında, bedenin kontrolü olmuyor. Yani direksiyonu çıkmış araba gibi olur insan ve bir o duvara çarpar, bir o duvara çarpar, ters takla atar, dümdüz paramparça olur, içindekileri de öldürür, kendi de mahvolur. Ama Allah korkusunda, ‘Sırat-ı Müstakîm’ üstünde olur insan. Dümdüz; çok süratli de gitse, doğru yolda olduğu için, hiç zigzag yapmadan dümdüz gider. Zaten: “İhdinassıratalmüstakîm” Fatiha’daki odur, yani Cenab-ı Allah’ın doğru yoldan ayrılmama dediği odur, dümdüz gidilmesi, yani Kuran’a tam tabi olarak hareket edilmesi. Kuran’ın çizgisinden çıktımı bir insan, Allah korkusundan çıktımı, çarparak gitmeye başlıyor, sapıtır, kontrolsüz olur. Artık hayvan gibidir, yani ne zaman nerede, ne cevap vereceğini bilemez, mesela birden yalan söyleyebilir, birden oyun oynayabilir, birden ağlayabilir, birden küsebilir, birden intikam almaya kalkabilir, kalleşlik yapmaya kalkabilir, çakallık yapmaya kalkabilir, çok dengesiz olur. Onun için insanlar çok huzursuz oluyorlar. Hep cinayetlerin, yaralamaların kökeninde bu vardır. İki tarafın da Allah’tan korkmamasından kaynaklanır. Çünkü bir taraf Allah’tan korksa, yine onu yatıştırabilir. Ama iki tarafta Allah’tan korkmayınca, ya cinayetle ya yaralanmayla sonuçlanıyor ve kepazelikle biter sonucunda. Mesela çoğu ayrılmaların kökeninde o vardır, yani evliliklerin bozulmasının kökeninde de o vardır; Allah korkusunun olmaması vardır. İki taraf da bencil oluyor yahut bir taraf egoist-bencil oluyor, çıkarlarına bakıyor, çıkarlarıyla çatışırsa, hemen gaddarlaşır. Daha önce canım-cicim, çok seviyorum diyen, ölüyorum-bayılıyorum diyen adamları bilirsiniz evliliklerde, çıkarlarıyla çatıştığı için, Allah’tan korkusu olmadığı için, bir anda kontrolünü kaybeder, artık nefsin kontrolüne girer. Çünkü o ana kadar nefsiyle çatışmadığı için bir sorun çıkmaz. Ama nefsiyle çatıştığı noktada Allah korkusuyla onu giderebileceği için, Allah korkusu da olmayınca, kontrol kaybediliyor. Artık o, freni patlamış kamyon gibi bir oraya çarpar, bir buraya çarpar ve kepazelikle sonuçlanır, kavgalarla, rezaletlerle birbirlerine hakaret ediyor, gidip birbirlerinin evini basıyorlar, birbirlerini kurşunluyorlar, olmadık kepazelik oluyor ve nefretle sonuçlanır. Çünkü müthiş bir gurur ve enaniyet meydana gelir, Allah korkusu olmadığında. Çünkü nefiste Firavunluk meydana gelir, Firavunluk ruhu gelişir, Nemrudane bir ruh gelişir. Nemrudane ruh gelişirken, kendi haklılığını da geliştirir Firavunluk ruhu. Mesela Firavun, Hz. Musa (a.s)’a karşı tavır alırken, kendince haklı olduğunu düşündüğü noktalar geliştiriyor. Yani öyle sıfır mantıksız gibi görmüyor kendini. Mesela diyor ki: “Sen, hükümran olmak istiyorsun benim devletimde” diyor, “milletime, devletime hükümran olmak istiyorsun” diyor. Ona dair bir delil görüyor. Çünkü “bir inançla çıktığına göre, bu inancı ben kabul edersem, tebam da kabul ederse, sen de peygamber olduğuna göre, senin emrine biz gireceğiz” diyor, dolayısıyla “senin amacın benim devletimi elimden almak” diyor. Hz. Musa (a.s)’da: “Ben seni dine davet ediyorum” diyor, “dünyanın geçersizliğini anlatıyorum” diyor. Ama Firavun’a göre kendisi haklı, yani mantıken. Mesela Hz. Musa (a.s) mucize gösteriyor, farz edelim; atıyor asasını, yılan haline geliyor, “hipnozla elde ettin bunu” diyor ‘veyahut bir teknik düzenek yaptın’ diyor, ‘onunla elde ediyorsun’ diyor. Zaten onlar da yapıyorlar, cıvalı, yılana benzer bir sistem kuruyorlar, onlar da atıyorlar; böyle cıvalı olduğu için, hareket ediyor. Ama nitekim, Hz. Musa (a.s)’ın attığı asa, yılana dönüşüp, onların sahte-uydurma olan yılan görünümlü tertibatlarını yutunca, adamların söyleyeceği bir söz kalmıyor. Firavun, her şeyinden şüpheleniyor, mesela bit belası oluyor, diyor ki: “Bit zaten her zaman gelir bize” diyor, tevil ediyor. Mesela kurbağa istilası oluyor: “Zaman zaman zaten oluyor, bunun seninle alakası yok” diyor. Hepsine böyle dünyevi çözümler meydana getiriyor kendi kafasınca. Ama Firavun’a sorsan, o çok akıllı olduğu kanaatinde. Yani onu bilimle, sosyal bilimlerle, biyoloji bilimiyle çözdüğüne kani. Bu mucize değil diyor, hepsini mantıkla oturtuyor, yani Kuran gözüyle, hikmet gözüyle, Tevrat’ın gözüyle bakmıyor o anda. O, kendine göre mutlaka haklı olduğunu düşünüyor. Onun için Allah korkusu olmadığında, şahısta sırf boş bir mantıksızlık olmaz, o kendine göre bir mantık bulur. Yani kendi kinine, nefretine, öfkesine mutlaka bir kılıf bulacaktır. Ancak Allah korkusunda insan ona, doğru hakemlik yapabilir. Mesela Allah korkusu olmayan insan diyor ki: Sen burada haksızsın diyor. Ama Allah korkusu olmadığında, haksız olduğu yönü görmek istemez şahıs, sadece kendince haklı olduğu yeri görmeye çalışır. Ama Allah korkusunda, haklı haksız iki tarafı da görür, yani kendi lehine olanı da, kendi aleyhine olan kısmı da görür, kedi aleyhine olan yer eğer doğruysa, Allah rızası için onu kabul eder. Kendini haklı olduğu yer görmesine rağmen, hak olan yeri kabul eder Allah korkusundan. Ama Allah korkusu olmadığında, züppelik devreye girer. Yani her devirde züppe ruh olmuştur. Mesela Firavunda klasik züppedir. Yani kendini çok ultra modern zannediyor. O devrin entelektüeli, en aydını, en kültürlüsü, en klas giyineni, en güzel arabalara sahip olarak düşünüyordu ve Müslümanları da kaale de almıyordu kendi kafasınca. Bunu yaparken de halkın rızasını çok önemli görüyordu. Yani; halk ne der? Zaten bir şey olduğunda, mesela Hz. Musa (a.s) bir şey söylüyor, “duyuyor musunuz?” diyor. Sığır duyulmaz olur mu? Zaten bağırarak konuşuyor, nasıl duyulmaz? Niçin? Çünkü halkın görüşü onun için çok önemli, onlara sükse yapmak, sırf züppelik yapmak için onu söylüyor. Mesela Hz. Musa (a.s) tebliğ yapıyor, “siz ne dersiniz” diyor adamlarına. Orada halka mı anlatıyor? Sana anlatıyor orada. Halka da anlatıyor ama sana anlatıyor özellikle. Halkın görüşünü sen ne yapıyorsun? Sen bırak halkın görüşünü. Sen sorumlusun Allah’ın hükümleriyle, sen muhatap oluyorsun, cevap verecek olan sensin. Allah korkusu olmadığı için, halkın rızasını esas aldığı için, halka göre cevap vermek istiyor. Onlar ne derse, ona göre hareket ediyor. Mesela onlar onu tahrik ediyorlar önce, birdenbire kudurmuyor Firavun, halk onu kudurtuyor, ondan sonra Hz. Musa (a.s)’a karşı saldırganlaşıyor. Önce sakin, önce demokrat bir tavır koyuyor, ama etrafındakilere sorduğunda, onlar onu galeyana getirince, ondan sonra kuduruyor Firavun. Halkın rızasına göre hareket ediyor. İnsanlarda bu çok yaygındır. Allah korkusu olmadığında insanlarda, halkın rızası esas olur. Halk ne der, insanlar ne der. Özellikle kendilerince seçkin gördükleri kişilerin ne dediğine çok önem verir küfür. Kuran’da buna çok dikkat çekilir: “Halkın ileri gelenleri” diyor, şımarmış, zengin, yani sosyetenin en ileri kesimi o devirde ve seçkinler, hep onlar Müslümanlara karşı tavır alanlar, tarih içerisinde genellikle onlar olmuştur. Tabii onların da içlerinde iyileri var ama ahlaksızları da var, fakat güç sahibi oluyorlar. Kuran onlara dikkat çekmiş. Mesela Firavun’da aynı şeyleri görüyoruz, diğerlerinde aynı şey görüyoruz; hepsi halkın ne dediğine çok önem veriyorlar. Hakk’ın ne dediğine, Allah’ın ne dediğine önem vermiyorlar ve kendilerini mutlaka haklı görüyorlar kendi kafalarına göre. O Firavun kafasında insan kendinin mutlaka haklı olduğuna dair delili arar bulabilir, yani eğer Allah’tan korkmuyorsa. Mesela Firavun’da da aynı; “Sen bunu putlara durduk yere yaptın” diyorlar. Hz. İbrahim (a.s) da diyor: “O zaman gidin onu onlara sorun” diyor, “onlar yapmıştır” diyor. Ama o toplum baskısından dolayı adamlar açıkça ‘evet haklısın’ diyemiyorlar Ama ayette diyor ki: “İçlerinden tasdik ettiler” diyor, yani kalben kabul ediyorlar ama zahiren kabul etmiyorlar. Onun için Firavun ruhunda: “Allah canlarını almadıktan sonra, kalpleri parçalanmadıktan sonra ikna olmazlar” diyor Allah. Yani o kadar azgın ve o kadar şiddetli oluyorlar. Ancak, Allah canlarını aldığında, kalpleri parçalandığında, tamamen mahvedildiklerinde vazgeçiyorlar. Bu, Allah korkusunun olmamasından oluyor, Allah korkusu olduğunda, böyle bir durum olmaz.
SEMRA HANIM: Hocam, anlatımlarınız çok hikmetli. Geçen gün de bahsetmiştiniz. Ben yıllar evvel duyduğumda da çok etkilenmiştim. Allah korkusuyla güzellik oluştuğunu, Allah’ın verdiği sınırlarla güzellik oluştuğunu tarif etmiştiniz. Hatta örnek vermiştiniz, mesela yüzde kaş olduğu için, bir sınırı olduğu için güzellik oluyor. Gözün yapısında bir sınır olduğu için, Allah güzellik veriyor diye örnek vermiştiniz.
ADNAN OKTAR: Şimdi, Allah’tan korkmada sınır olmadığı için, insan manyak oluyor, dengesiz olur, yani psikopat tıynetli olur. İstediğinde yalan söyler, istediğinde oyun oynar, istediğinde zırvalamaya başlar, çünkü sınır yok, ucu-bucağı yok. Onun için, bir manyakla görüştüğünü Müslüman anlar o zaman. Mesela Firavun’la konuşuyor Hz. Musa (a.s); adam manyak, yani her sözüne bir açıklama getiriyor, yani süper manyak adam. Mesela dokuz mucize peş peşe geliyor, hepsine bir açıklama getiriyor. Önce diyor ki: “Doğru, haklısın” diyor, “tamam iman ediyorum, dediğin haklı, vazgeçtim” diyor. Biraz sonra o bela geçince, yeniden kuduruyor, yeniden ahlaksızlık yapıyor. Daha demin anlatılmadı mı sana? Kabul ettim diyorsun. Neden vazgeçiyorsun? Çünkü Allah korkusu yok. Yine kuduruyor, yine belayı görüyor, yine vazgeçiyor. Küfürde, belayı gördüğünde geri adım atma olur ama hafif bir bela değil, yani ciddi bir bela, menfaatiyle çatışan bir bela olduğunda adımlarını geri atar. Ama bela kalktığında, yine kudururlar, bela geldiğinde, yine sakileşir. Bu da yine Allah korkusunun olmamasından oluyor. Onun için öncelikle iman hakikatleri çok önemlidir, Allah korkusu, Allah sevgisi çok önemlidir. Bunu anlatmaya gayret edeceğiz, inşaAllah.
Şimdi bir iman hakikati filmi seyredelim.
VTR-Bazı kurbağaların ses üstü dalgalarla haberleştiğini biliyor musunuz?
DAMLA HANIM: Yayınımıza Aylin Hocam ve Leyla Hocam’ın katılımıyla devam ediyoruz, inşaAllah.
Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir davetiye vardı, göstersene onu. Oku bakayım, ne diyor?
Saadet Partisi GİK Üyesi Dr. M. Fatih Erbakan’ın katılacağı “Yaşanabilir Bir Türkiye, Lider Türkiye, Yeni Bir Dünya” konulu konferansımıza katılımınız bizleri onurlandıracaktır. Tarih: 22.12.2011 Yer: Yunus Emre Kültür Merkezi (Dolphin-İzmit)
Saadet Partisi Kocaeli İl Kadın Kolları.
Bu çok iyi Fatih için. Fatih’in böyle sık sık konferanslar vermesi onu geliştirir, çok iyi olur, yani her yönden iyi olur. Böyle mesela en az 100 konferansı olsun, sık sık her yere konferansa gitsin. Bakayım onu da göster. Aferin güzel. Yerini bir daha söyle.
Yeri: Yunus Emre Kültür Merkezi (Dolphin AVM İzmit). Tarih: 22 Aralık 2011. Saat: 13:00. Saadet Partisi Kocaeli İl Kadın Kolları.
“Fatih Erbakan 22 Aralık Perşembe günü İzmit’te olacak, inşaAllah. SelamunAleyküm mübarek Hocam. Aleyküm Selam. “İstanbul’da yapılan kongredeki hatayı telafi etmez belki ama” doğru söylüyor, “Dr. M. Ali Fatih Erbakan” öyle mi? Ali ismi de mi var Erbakan’ın? Muhammed Fatih, maşaAllah çok güzel ismi. “Muhammed Fatih Erbakan’a özel bir salon tutuldu ve inşaAllah çok önemli bir konferans verilecek. Öncelikle mübarek Hocam, sizi ve çok değerli bay ve bayan kardeşlerimizi, sizi seven, Erbakan Hocamız’ı seven tüm kardeşlerimizi bekliyoruz, inşaAllah. Bu daveti de canlı yayında yayınlayabilirsek çok sevineceğiz, inşaAllah. Davetiye ekte gönderilmiştir” diyor, Kocaeli’nden Muhammed isimli kardeşimiz. Tabii bu hem genel kültür açısından çok iyi olur, hitabet açısından çok iyi olur, hem insanların tanışması açısından çok iyi olur. Fatih en az bir 100 konferans versin. Olgunlaşır, daha da iyi olur, inşaAllah çok iyi olur.
“Kıyamet gününde insanlar ne yapacak Hocam?’’ diyor. Ne yapacaklar, yere otururlar dehşetten, inşaAllah. Allah diyor ki: “Sanki onları sen sarhoş zannedersin, halbuki sarhoş değillerdir’’ diyor. Divane vaziyetteler. Ne konuştuğundan haberi yok. Ne söylediğinden haberi yok. Ağzından garip sözler çıkıyor, konuşmaya da benzemiyor, uyuşacaklar adeta korkudan, bütün vücut reflekslerini kaybedecekler. Mehmet Aytekin. İslam’a hizmet edenler, okulunu mükemmel yapacak, işini mükemmel yapacak, hayatın diğer yönlerinde İslam’ı anlatabilen bir iktidara, bir güce sahip olacak, inşaAllah.
Ahmet Durmuş. Ahmet bir şeyler durmuş sende ama ne durmuş tam anlayamadım. “Niye insanlar birbirlerine Hocam diye hitap ediyorlar?” diyor. Bilgisi olan, alim olan insan, saygısından, sevgisinden birbirine hocam diye hitap ederler, her yerde bu böyledir.
Adnan Barış, bizim adaşımız. “Hocam mükemmel tebliğ yapıyorsunuz, Allah sizden razı olsun, maşaAllahbarekAllah” diyor.
Meryem Yaşar Güneri; “Sayın Hocam, Konya’da yaşamakta olan bir kız kız arkadaşlarınızın arkadaşı olarak, size tabi olmak istiyorum. Beni yönlendirirseniz, size minnettar kalırım, saygılarımla.” müminler zaten kardeş. Zaten birbirimize tabiyiz, inşaAllah.
“Söylemekten yorulmadım, canımın içi, Allah aşkı ile sevdiğim canım Ahmed Muhammed Adnan Hocam. Mektuplarım okunmasa da yine yazıyorum. Allah’tan umudumu hiç kesmedim. Hislerimi bu şiirle yolluyorum, inşaAllah okursunuz. O saatlerde serpilir gülüşün, bir avuç su gibi içime ey yar. Senin de başında o çılgın rüzgar deli deli esiverse bir gün, beni unutma.” MaşaAllah. “Hocam sizi deli gibi seviyorum, deli aşığınızım” diyor, Azerbaycan’dan Aygün.
“SelamunAleyküm canım delikanlı Hocam. MaşaAllah ortamınız gün geçtikçe güzelleşiyor Hocam. Sizi sevenler daha çok ferahlık buluyor, inşaAllah. Çekemeyenlerin halini düşünmek bile istemiyorum artık Hocam. Canım Hocam, Facebook’ta sizin sohbetlerinizi paylaşıp, profillerine A9 kanalı resmi koyup, bazen hiç alakası olmayan kişiler site açıyorlar” diyor. Aleyhte de yazsa her halükarda merak meydana getirir, yine inceler. O iyidir. Adam der ki: “Bu mason, çok tehlikeli’’ falan. Adam bu kimdir merak ediyorum der. Gelir bakar, konu biter. O bir haber, olur bin kişi. Bin tane insana iman yoluyla hizmet etmiş olursun. Deccalin bir özelliği de; Hz. Mehdi (a.s)’a hizmet etmektir. Deccal elinde olmadan, Hz. Mehdi (a.s)’a hizmet eder. Bu deccalin ordusu da, bize ellerinde olmadan hizmet ediyorlar. Aleyhimizde olan her haber, hepsi lehimizedir. Her aleyhimize haberden, binlerce insan bize taraftar olur, yüzlerce insan taraftar olur. Hiç dokunmayın öyle şeylerde. Muazzam insan çeker öyle şeyler.
SEMRA HANIM: Hayır oluyor.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam, İran devlet televizyonu olan Press TV’de, Said Nursi Hazretleri ile ilgili tanıtım filmi yayınlanmış. Filmde, Üstad Hazretleri çağın harikası olarak adlandırılıyor. “Üstad’ınlaik okullarda dinin, dini okullarda ise bilimin öğretilmesini tavsiye ettiği, Müslümanların birliğini savunduğu, gerçek bir demokrasi yanlısı olduğu söylenmiş” maşaAllah. Ayrıca Türkiye’den ve İran’dan çok sayıda din adamının katıldığı ve Üstad’ın hayatının tartışıldığı bir konferansla da bağlantı kurulmuş. Bu şekilde haberi vardı, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çağın harikası. Ama Mehdiyet yönünde harikası değil tabii onlara göre. Hz. İsa (a.s)’ın inişi konusunda da harika değil. İttihad-ı İslam konusunda da harika değil. Ne konuda harika? Macera konusunda harika. “Nasıl gitmiş Barla’ya? Kayıkla mı gitmiş, orada yoğurt mu yemiş, hangi çorbayı içmiş, kaç yıl hapis yatmış, hapiste adamlar ne demişler?” Macera dinler gibi bazı kardeşlerimiz dinliyorlar. İttihad-ı İslam ile ilgili konuları ağızlarına dair almıyorlar mübarekler, Mehdiyet’le ilgili konudan şiddetle kaçıyorlar. Hz. İsa Mesih (a.s) ilgili konudan şiddetle kaçıyorlar, Hıristiyan aleminin Müslüman olacağı, İslam’a iltihak edeceği konusundan şiddetle kaçıyorlar. Ve Bediüzzaman’ın ahir zamanla ilgili verdiği tarihlerden, kıyamet ile ilgili verdiği tarihlerden, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışı ile ilgili verdiği tarihlerden şiddetle kaçınıyorlar kardeşlerimiz. Bunlar yoğurdun üstüne şeker ekip yiyen, tatlıcı takımı. Ondan sonra bunlar iş yeri kursunlar, şirket kursunlar, parayı alsınlar, köşeyi dönsünler, “Bediüzzaman’da zamanında hapiste yatıp çıkmış yaşlı bir alim”, böyle macera dinler gibi, Battal Gazi destanı dinler gibi dinliyor bazı kardeşlerimiz, hepsini tenzih ederim. Bu çok büyük vicdansızlıktır, akıllarını başlarına alsınlar, çok büyük samimiyetsizliktir.
“SelamunAleyküm sevgili Ahmed Muhammed Adnan Hocam. Ben küçük talebeniz. Şanlıurfa’dan yazıyorum. 11 yaşındayım. Sizi çok seviyorum” diyor, maşaAllah. Rüstemov kardeşimiz de Azerbaycan’dan; “Değerli SeyyidAhmed Muhammed Adnan Hocam. Siz, daha önce bir röportajınızda; ‘maddenin ardındaki gerçeği okulda Hasip isimli bir arkadaşınıza anlattığınızda, o arkadaşınız kıpkırmızı kesilerek, hiçbir şey söylemeden oradan uzaklaştığını’ anlatmıştınız.” Neler akıllarında kalıyor, maşaAllah. Bir kere anlatmıştım. Aferin, maşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s) çıktığında, kendisini nasıl tanıtacak? Nerede çıkacak? Sandığı saklı olduğu yerden çıkaracak kendisi mi, yoksa bir yardımcısı mı çıkaracak?’’ Hz. Mehdi (a.s)’ın kendisini tanıtması diye bir şey yok. Hadislerde de yok. Ümmet onu tanıyacak. Öyle bir hale gelecek ki, yani ikinci bir ihtimal olacak gibi olmayacak, inşaAllah. Yoksa hiçbir zaman için Hz. Mehdi (a.s), ortaya çıkıp ben Hz. Mehdi (a.s)’ım demez veyahut başının üstüne bir melek çıkıp, herkese bağırıp “ey ahali bu Hz. Mehdi (a.s)’dır’’ demez. Gökte melekler; İngilizce, Fransızca, Almanca, Sırpça, Hırvatça bu falanca kişi bu Hz. Mehdi (a.s)’dır demez, bu, kıyamette olabilir ancak. Aklın ihtiyarını kaldıracak bir olaydır bu, Hz. Mehdi (a.s)’ın devrinde olmaz. Meleklerin görülmesi, kıyamettedir. Dolayısıyla ehl-i sünnette de bilinen bütün herkesin bildiği bir şeydir. Melekler göründüğünde aklın ihtiyarı kalkar, imtihan da kalkar. İmtihan kalktığı dönemde melekler görüleceği için, Hz. Mehdi (a.s) döneminde imtihan olduğu için, meleklerin bu şekilde görülmesi diye bir konu yok. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’a üç bin melek yardım ediyor. Hz. Mehdi (a.s) dahil hiç kimse göremez. Cebrail, Mikail iki tarafındadır Hz. Mehdi (a.s)’ın, görünüyor mu? Görünmez. Başının üstünde bir melek sürekli “Bu Hz. Mehdi (a.s)’dır” diyor. Kime söylüyor bunu? Diğer meleklere söylüyor. Diğer melekler onu duydukça, ona iltihak ediyorlar, yardım ediyorlar. Meleklerin duyacağı alemdeki bir bilgidir bu. Çünkü Cebrail, Mikail iki tarafındalar. Üç bin melek de yardım ediyor. Başının üstündeki bir melek de “Bu Hz. Mehdi (a.s)’dır. Buna uyun’’ diyor. Melekler her lisanı bilirler. Ama işaret ettiği mana, radyolardan, televizyonlardan o kişi işaret edilecek. Yabancı dillere çevrilecek, yabancı dillerde duyurulacak anlamındadır, inşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam bir haber okuyabilir miyim? Türkiye ile Gürcistan arasında sadece kimlik göstererek geçiş yapma konusunda imzalanan protokol, dün yürürlüğe girmiş Hocam, maşaAllah. Artvin’in Hopa ilçesindeki Sarp sınır kapısında ilk gün, kimlikle geçiş izdihamı yaşanmış ve uzun kuyruklar oluşmuş. Haberi de vardı Hocam, maşaAllah.
AYLİN HANIM: Tam tarif ettiğiniz şey Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, o kadar. SelamunAleyküm, ben geldim. Kaç yıl önce söyledim? 3 yıl önce söyledim. Doğru muymuş? Doğruymuş.
AYLİN HANIM: Hiç düşünmüyorlardı bile Allahualem.
ADNAN OKTAR: Muhlis Kara. Şeytandan Allah’a sığınacaksın Kuran okunurken. Bunu kim söylüyor? Cenab-ı Allah, Kuran’da söylüyor, Allah’ın emridir. Sure başlarında da besmele vardır. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, inşaAllah. Gökhan Yurdakul. Müslümanlıkta kan ırkçılığı, genetik ırkçılık yoktur. Hars milliyetçiliği vardır. Türküm diyen herkes Türk’tür. Atatürk bu konuyu, rahmetli çok güzel açıklamış. Hars milliyetçiliği. Ne diyor rahmetli Atatürk? “Türküm diyen her vatandaş Türk’tür” diyor. Bu kadar. Genetik anlamda değil, öyle bir şey yok. Metehan Akdem. Yobazların yeni bir münasebetsizliğinden bahsetmiş. “Sevgili Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’ın en büyük bir müceddid, en büyük bir müçtehid olacağını söylüyor. “Bediüzzaman Hazretleri Mektubat’ta, Hz. Mehdi (a.s) için diyor ki: ‘âhir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zat da ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır.’ Hocam, Hz. Mehdi (a.s) Arapça bilmeyeceğine dair hadis-i şerif var. Müçtehid ve müceddid olan kişi, mezhepleri kaldıracak olan kişi, tarikatları kaldıracak olan Hz. Mehdi (a.s) Arapça bilmezse, Kuran’dan nasıl hüküm çıkarak” diyor. Demek ki Arap olmayan, Arapça bilmeyen herkes Müslüman olamaz, anlamı çıkıyor. Yani Müslüman olmak için, Arapça bilmek gerekiyor. Tıp ilmi için, Latince bilmek gerekiyor. Felsefe bilmek için, Fransızca bilmek gerekiyor gibi bir şey. Böyle bir şey yok. Kuran’ı bilmek için; mealler var, tefsirler var. Hz. Mehdi (a.s) nasıl yapacak tefsiri; Hz. Mehdi (a.s)’ın alimlerden heyeti olacaktır. Bediüzzaman bunu açıklıyor. Diyor ki: “Bizzat kendisi bu vazifeyi görmeye hal ve vakit müsaade edemez. Saltanat alemindeki faaliyeti onunla iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde ondan evvel bir taife, bir cihette bunu görecek” hazır eserler, kitaplar olacak, “onların uzun tetkikatı ile hazırladıkları eseri kendisine hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor. Demek ki, hazır eserler kullanacak, hazırdan alacak. Darwinizm’i ve materyalizmi yıkma konusunda, yine bizzat kendisi yapmayacak diyor Bediüzzaman. “Her ne kadar sayıları azsa da bir kısım müritleri” bir kısım talebeleri. Hepsi değil, talebelerinin bir kısmı, “bu görevde görev alacaklar” diyor. Darwinizm’i ve materyalizmi yıkması konusunda, Hz. Mehdi (a.s)’ın kitap hazırlamasında, eserler hazırlamasında, ona yardımcı olacaklar diyor. Bu ne demektir? Hz. Mehdi (a.s), hazır eserlerden istifade edecek ve ekibi olacak. Danıştığı kişiler olacak, bilgi aldığı kişiler olacak. Bütün mesele onu yorumlamakta. Herhangi bir Arap geldiğinde, Kuran’ı tefsir edebiliyor mu? Edebilse Arap alemi bu hale düşer miydi? En perişan onlar. İşgale uğrayan, ezilenler onlar. Kuran’ı en çok anlayamayanlar onlar. Arapça bilmek, Kuran’ı anlamak anlamına gelmiyor. Kuran’ı anlamak için; akıl, feraset, basiret, İlm-i ledün, vehbi ilim, Allah’tan özel inayet gerekir. Kalbe o bilginin ilka olması gerekiyor. Dolayısıyla Arapça bilmeyle alakası yoktur, inşaAllah. Hazır heyeti var. Mesela alırsın Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihaline bakarsın. Mesela Ali Bulaç’ın meali var. Benim kanaatim, Hz. Mehdi (a.s)’a sırf Ali Bulaç’ın meali olsa, iki-üç tane Arapça bilen kişi bulmuş olsa, bütün Kuran’ı çözer Hz. Mehdi (a.s). Çünkü Hz. Mehdi (a.s), akıl sahibi, feraset ve basiret sahibi. Yani bunu kardeşimizin düşünememesi biraz şaşırtıcı. Yani demek istiyor ki, Arapça bilen herkes müceddidtir, müçtehiddir. Ne alaka canım kardeşim? Özü kapsayan bilgi var. Allah, Hz. Zülkarneyn (a.s) kıssasında özellikle dikkat çekmiş, özü kapsayan bilgiye. Hz. Mehdi (a.s), senin tahmin edemeyeceğin bir insan, tahayyül edemeyeceğin bir insan. Herhangi bir hocadan, herhangi bir müceddidten bilgi alan birisi değil. Herhangi bir tarikata bağlı değil. Harika yönü neden kaynaklanıyor? Arapça bilmediği halde, en büyük müceddid ve müçtehid. Allah’ın vehbi ilmi verdiğinin en büyük delili işte. Bakın Arapça bilmediği halde, en büyük müceddid ve en müçtehid olacaktır, inşaAllah.
“Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, size bir asa gönderdi Hocam. Bugün az önce tv’de sohbetinizde Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, size Hz. Mehdi (a.s) olabileceğinize dair hüsn-ü zan etti. Bu açıkça anlaşılıyor ve bunu umuyor. Siz bu konuda ne diyorsunuz? Seyyidsiniz, zındıkaya karşı ilmi mücadele ettiniz, başarılısınız” diyor. Ne güzel hüsn-ü zan ediyor hocamız. Ben de canım hocama hüsn-ü zan ediyorum. Boy pos aynı Hz. Mehdi (a.s). İsmi de uyuyor. Hem seyyid, hem şeriftir. Bak Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan Ahmet Yasin Hocamız, nur gibi insan. Ben de onun, Hz. Mehdi (a.s) olabileceğini umuyorum. Ne mahsuru var canım kardeşim? İddia etmiyorum, umuyorum. Hocam da beni umabilir. Bu da çok güzel. Hüsn-ü zan eder sevgisinden. Şeyh Nazım Hocam’a da ben hüsn-ü zan ediyorum, olabilir. Dünya yakışıklısı, dünya tatlısı. Hem seyyid, hem şerif, inşaAllah. Dünyanın sultanı, olabilir. Niye rahatsız oldun ki? Ben anlayamadım, inşaAllah. Saltanat ve siyaset yönünde Hz. Mehdi (a.s)’ın hakimiyeti 2023’dedir. Şimdi değil. Şu an sadece iman hakikatlerine ağırlık vereceğini Bediüzzaman söylüyor. Tarihini vermiş. Okuduk, gördünüz. “71’den sonra da, 30-40 sene sonra” diyor, net söylüyor. Zaten çok fazla yerde söylüyor. Bundan 100 yıl sonra diyor. Çok çok net anlatıyor. Hatta net tarih veriyor. “1400 sene sonra gelecek” diyor, açık açık belirtiyor. Bütün bunlar açıkken, anlaşılmayacak bir yön yok. Müceddid, müçtehid dediğinde, bütün ulemanın iltihaklarıyla diyor. Ulemanın iltihakı nedir? Ulema neye iltihak ediyor? Hz. Mehdi (a.s)’a iltihak ediyor. Ne demek? Hz. Mehdi (a.s)’ın yanındalar. Ulema meclisi demektir. Ulema meclisine, Hz. Mehdi (a.s) ne diyecek? Hoş geldiniz, buyurun çay için demez sadece. Onlarla istişare edecek, konuşacak. İstişare Kuran’da var mı, yok mu? Var. Kuran’ın hükümlerini bir bir inceleyecektir. “Bütün ulema ve evliyanın iltihaklarıyla o vazife-i uzmayı yapmaya çalışır.” Tek başına mı yapıyor? Değil. Başlarında bütün ulema ve evliya tabi. Ulema meclisini topluyor, Kuran’ın bütün hükümlerini tek tek gözden geçiriyor. Şu şöyle olacak, bu böyle olacak hepsine Hz. Mehdi (a.s) karar veriyor. Ama ulema ile birlikte. Onlara danışarak. Ulema meclisine dayanarak. Danışmadan yapmıyor. İstişare var, inşaAllah. Saltanat ve siyaset o zaman, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s)’daki ilim; vehbi ilimdir. Yani ledün-i ilimdir. Yani ezber ilmi ve yahut medrese ilmi değildir. Onlar zannediyor ki, bir medrese hocası çıkacak, medrese alimi çıkacak. Öyle değil. Hz. Mehdi (a.s), küfrün içinden gelecektir. “Şehirden gelir, büyük bir şehir Medine’den gelir, boğazı geçer, kuru bir yoldan geçer”, boğaz köprüsünü kastediyor Peygamberimiz (s.a.v), “gelir denizin kenarına sancağı diker, faaliyete başlar” diyor. Bediüzzaman da; “1980 yılında gelecek” diyor. Anlaşılmayacak gibi değil, çok net.
DAMLA HANIM: Hocam, siz daha önce; “Devletimizin güler yüzünü halkımıza göstermek, onlarla yer sofralarında birlikte oturmak önemli” demiştiniz. Sayın Abdullah Gül ve Sayın Erdoğan’ın köy ziyaretinde halkımızla bağdaş kurup sohbet eden resimleri vardı.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah, maşaAllah, çok güzel. Cumhurbaşkanımıza helal olsun, yakışmışta. Başbakan da var. Süper olmuş, çok güzel, maşaAllah süper. İşte bu kadar. Bizim milletimiz bunu arıyor. Olay bu. Kucaklaşacak, milletimizle iç içe olacak, Hüseyin amcanın, Mehmet amcanın sofrasına oturacak, bağrına basılacak, “nasılsın emmi’’ diyecek, “SelamunAleyküm emmi’’ diyecek, olay bu. Sert, mütekebbir, enaniyetli, halka üstten bakan, halkı ezen değil, halka şefkatle, muhabbetle, dostane, mütevazi, bağrına basan lider esastır. Helal olsun, çok güzel yapmışlar, Allah razı olsun.
“Kadın ve erkek beraber oturabilir mi?” diyor. Hem de nasıl. Gayet güzel olur. Bak oturuyoruz biz, çok da güzel oluyor. Kadınları eve sokacaksınız, erkekler oturacak. Ne özelliğiniz var, sırf sizin oturmanız gerekiyor. Hanımlar oturamıyormuş. Bak gül gibi, çiçek gibi ne güzeller. Hanımlar sokağa çıkamaz, meclise gidemezler, okula gidemezler, bakkala gidemez, pencereden bakamaz. Öl diyorsunuz. Yok öyle şey. Hanımlar hayatın her bölümünde, her yerde çiçek gibi olacaklar, nur gibi olacaklar. Hayata da hakim olacaklar. Mecliste de en az yarıyı alacaklar. Devlet dairelerinde yerlerini alacaklar. Televizyonlara çıkacak, hep onları göreceğiz, inşaAllah. Sokakta da göreceğiz. Şam’a kadar da tek başlarına gidecekler. Kadınlara yapacağınız baskı, yapmayı istediğiniz zulüm, artık son buldu koç yiğitler, geçmiş olsun. Bundan sonra yasak. Size zulüm yaptırmayacağız. Benim vatandaşlarımın, benim hanım kardeşlerimin yüzde 70-80’ninin başı açık. Çoğu da dekolteli, kıyı kentlerde mayoyla da geziyorlar. Hepsi benim canım onların. Nur gibi, tertemiz Müslümanlar. Başı açık hanımlardan haşa neuzübillah, şeytandan nefret eder gibi nefret ediyorlar. Bu ne kin, bu ne nefret? Siz manyak mısınız? Bu ne derece nefrettir? Allah belanızı veriyor, bir türlü akıllanmıyorsunuz. Bu nefreti bırakacaksınız. Başı açık hanımlar, bizim başımızın tacıdır, çarşaflılar da başımızın tacıdır. Çarşaflılardan da nefret edenler var. Akıl almaz bir nefret. Bu nasıl bir şeydir? Gül gibi insanlar, ne zorunuz var? Bu çılgınlığı ortadan kaldırdık biz, inşaAllah. Makyaj tabii yapacaklar. Baya da güzel oluyorlar, maşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.) yapıyordu. Benim güzel Peygamberim (s.a.v.)’in simsiyah gözleri vardı. Arslan gibiydi, yakışıklı böyle, ismitten güzel sürme çekiyordu, bütün ümmet hepsi. Bir de örüyordu benim güzel Peygamberimin (s.a.v.) saçlarını.
DAMLA HANIM: Hocam, Haydar adlı kardeşimiz, Türk İslam Birliği’ne yönelik aktif çalışmalarını sürekli devam ettiriyormuş, maşaAllah. En son olarak Pendik Ulu Camii’nin girişinde sizin kitaplarınızdan hazırladığı bir stant kurdu. Kardeşlerimiz yoğun ilgi göstermişler, maşaAllah. Resmi de göndermiş kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: Aferin benim canıma. Mesela Pendik’te zor şartlarda benim koç yiğidim görüyor musun nur saçıyor, maşaAllah. Orayı, o güzel camiinin ortamını, cennet ortamı daha da güzelleştirmiş, ışıklandırmış. Allah yedi ceddine rahmet etsin, maşaAllah aferin, çok güzel, maşaAllah, elhamdülillah. Muhteşem, gayet güzel.
Şimdi imani konulardan film seyredelim. Sonra devam ederiz.
VTR- İman Hakikatleri
DAMLA HANIM: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi yobaz takımı, Osmanlı’nın yıkılışından önceki sebepleri düşünüyorlar. Allah niye Osmanlı’yı yıktı. Aynı yöntemlerle yeniden İslam’ın hakim olacağını düşünüyorlar. Allah niye yıktı? Sistem bozuktu da onun için yıktı. Allah yobazlığı sevmez. Allah müşrikliği sevmez. Münafıklığı sevmez. Allah Kuran’ın nuru içerisindeki özgür hayatı güzel görüyor. Cennet nasıl güzel, cenneti Allah nasıl beğeniyorsa, dünyanın da cennet gibi olmasını istiyor Allah. Cennet modeli vardır Kuran’da. Hz. Mehdi (a.s)’ın modeli, cennet modelidir. Dünyayı cennete çevirecek, inşaAllah.
“İyi yayınlar. Ben İskenderun’dan Bekir Zülfü Çelik. Bugün sahildeyken sonradan taşlaşmış kayalıklarda, deniz kabuğu fosili gördüm Hocam. Elimde hiçbir takım tertibat olmadığı için, bulunduğu yerden söküp alamadım. Fosilin günümüzde yaşayan canlı örneği ile hiçbir farkı olmadığı çok ortadaydı. Aslında daha birçok deniz kabuğu fosili bulunmaktaydı, fakat bu bahsettiğim sarmalımsı olduğu için, daha belirgin haldeydi. İsterseniz o fosili oradan söküp, Adnan Oktar Hocamıza gönderebilirim. Eminim ki sahil o kayalıklarda sonradan taşlaşan yer, sahil içini oydukça, daha birçok fosil çıkması yüksek ihtimal. İyi akşamlar, iyi yayınlar.” Bekir Çelik. Bakın her yer fosil dolu. Nereyi kazsan fosil çıkıyor, elhamdülillah, Allah öyle bir sistem kurmuş. Baktım aynısı, değişiklik yok diyor.
“SelamunAleykümSeyyid Muhammed Adnan Hocam. Size öyle alıştım ki, dün canlı yayın yoktu, bugün de saat 22:55’e kadar çıkmadınız. Canlı yayında göremeyince, acaba bir şey mi oldu diye endişelendim.” Endişelenme. Tevekkül edeceksin. “Allah sizi ve alimleri bizden ayırmasın, daha çok öğreneceklerimiz var. Cenab-ı Allah bize bu kutsal davada talebelerinizden ve öğrencilerinizden eylesin. “Allah yar ve yardımcınız olsun” diyor kardeşimiz.
Bir hanım kardeşimiz yazmış; “Canım Hocam, siz canlı yayında olmadığınız zaman talebelerinizi her akşam lütfen ekrana çıkartın. Ama sizi saatler geçte olsa da görmek isteriz. Sesinizi duymayınca, gül yüzünüzü canlı görmeyince, rahat edemiyoruz. Sizin her zaman izindeyiz, dualarınızı esirgemeyin, inşaAllah” diyor bir kardeşimiz.
“Azerbaycan’dan kucak dolusu selamlar. Nurlu Ahmed Muhammed Adnaniarslan Hocama. Ben sizi çok seviyorum. Ellerinizden öpmeyi Rabbim nasip etsin, inşaAllah. Önümüzdeki harika hadiseleri çok merakla gözlüyorum. İslam’ın dünyaya hakimiyeti olacağı bana çok büyük bir sevinç ve şevk verir. Aziz ve sevgili Hocam, size sevgimi tam bildirecek sözler bulamıyorum. Ama sizi dünyalar kadar seviyorum. İslam’ın dünyaya hakim oluşunu bütün ruhumla istiyorum. İnsanlar acı görmesin. Hz. Mehdi (a.s)’ın, Hz İsa (a.s)’ınnüzulünü sabırsızlıkla gözlüyorum. Allah sizden bin kere razı olsun. Allah’a emanet olun, inşaAllah. Allah nurunu dünyaya yayar, inşaAllah” diyor. Sevil Arslan.
“EsselamuAleyküm çok değerli güzeller güzeli Muhammed Adnan Hocam. Her zamanki gibi çok şık ve yakışıklısınız. Hanım kardeşlerimiz her zamanki gibi çok güzeller, nur dolular, maşaAllah, elhamdülillah. Ancak bir sorun var canım Hocam, ekranda çok yanda kalıyorsunuz güzel Hocam. Fındık burunlu kameraman, Hocamız bulunduğu yerden yarım metre sağ tarafa geçip çekim yaparsa ekrandan daha düzgün görebileceğiz.” Bu 7000 yıl tarihine arkadaşımız kafayı takmış vaziyette. Anlatıyoruz, bir türlü anlamıyor. Diyorlar ki; “Hocam kaç milyon yıllık iskeletlerden bahsediyorsunuz. 15 milyonluk iskeletin olduğu sitenizin linki var” diyorlar. O, 7000 yıl, dünya 7000 yıl önce yaratıldı anlamında değil. 7000 yıllık bir tarih o. Şimdi biz 2011 tarihindeyiz. Dünya 2011 sene önce mi yaratıldı? Hicri 1433. 1433 sene önce mi yaratıldı? Değil. Bu bir takvim 7000 yıl. Hz. Adem (a.s)’ın yaratılması benim kanaatim, yaklaşık 200 bin sene önce falan. Yani 150-200 bin sene arası olması gerekiyor. Haydi 100 bin sene diyelim, inşaAllah. O arada, inşaAllah. Çünkü o kadar hassas tam tespit yapamıyorlar. Ama yaklaşık o kadar yani.
İzzet kardeş Malatya’dan yazmış. “Evrimciler tek bir fosil bulsalar, onlara göre kayıp halka tamamlanıyor. Yani evrim ispatlanmış oluyor. Aksini söyleyen, 350 milyon küsur fosil nasıl olurda yaratılışı ispatlayamıyor, ben bunu anlayamadım bir türlü Hocam’’ diyor. Tek bir tane fosil bulunca, halka tamamlandı, simitler fırına gitti falan diyorlar. Tıraş yapıyorlar yani, bırakacaklar bunları, inşaAllah.
Az önce resimler vardı, nedir onlar? Bu delikanlı kimdir?
DAMLA HANIM: Bir kardeşimizin oğlu. Mikail adı.
ADNAN OKTAR: Mikail, aslan o aslan. Acayip yakışıklı. Aferin. Bizim kitapları okuyor. Hadi bakalım Mikail, aslan Mikail.
MaşaAllah, ne kadar çok kardeşimiz yazmış. On binlerce mesajın içinden seçiliyor, bakın ucu bucağı yok. Kitap olur neredeyse, maşaAllah. İnternet girişlerinde, maşaAllah, mübarek Allah katlamalı artış var. Sayıyı söylemeyeyim, inşaAllah, maşaAllah, muhteşem.
“Küfrün beynini darmadağın eden ilimle, bilimle. Hz. Mehdi (a.s) devrimizde olduğumuzun delillerini Allah bir bir ortaya çıkarıyor muhterem Hocam. Gaybet-i Numani’deki bir hadisi zikrediyorum. Peygamberimiz (s.a.v.) torunlarından İmam Caferi Sadık (r.a), Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet ediyor. Resulullah ferman ediyor: “O günün alameti semadan bir ses gelmeden bir sene evvel Recep ayında bir alamet vardır. Arz ettim nedir ya Resulullah (s.a.v.). Aydan bakılan bir şehre bir el zuhur edecek.” Şimdi Hocam ... bir çehre zuhur etmiş, Hz. Musa (a.s)’ın kabrini başlangıç kısmından bir el zuhur etmiş. Bu çehrenin sarı kısmında Muhammed, Arapça harflerle yazmaktadır.” Bu anlamda değil onlar. Televizyonda görülecek insan yüzü ve insan eli. Mesela Şeyh Nazım Hocamız’ın yüzü. Görüyorsunuz o mübarek elini, yüzünü. Allahualem o. Hz. Mehdi (a.s) ‘ı müjdeleyen bir insan. Ve “sarıklı” diyor zaten, “sarığın içinden bir adam” diyor, Ahmedov.
“SelamunAleyküm Aziz Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “İnşaAllah, sizleri Bakü’de görmek şerefi bizlere, bana ve aileme kısmet, inşaAllah. Çok isteriz, çok severiz sizleri. Benim ismim Samir. Annem, bacım sizin kanalı her gün sabahtan akşama her gün izliyoruz. Vallahi herkese de öneriyoruz, inşaAllah. Size sonsuz teşekkür, saygılar, sevgiler. Her şey için. Katkılarınızdan, sıcak ve samimi olmanızdan sizleri, her türlü Müslüman ailesi ardından teşekkür ediyorum. Yüce Allah sizleri korusun. Yaşasın Türk Milleti, ne mutlu Türküm diyene.” Arslanım benim. Milletini sevmek, imandandır. İnsan milletini sevecek, inşaAllah. Vatanını sevecek. Hubbül vatan minel iman.
Muhterem moderatör hocam, var mı anlatmak istediğin?
DAMLA HANIM: Haberlerimiz var Hocam. “Suriye’de Hafız Esad döneminden kalma 600 ton kimyasal silah füze başlıklarına monte edilmiş. Füzelerin menzili Türkiye’yi de kapsıyormuş hocam. Rusya’dan kimyasal silahlara dayanıklı 3 milyon maske alınmış. Bu maskelerin çoğu Esad yanlısı asker ve güvenlik görevlileri ile Şam yönetimindeki etkin isim ve ailelere dağıtılmak üzere hazırlanmış. Suriye güvenlik güçleri, protestolara katılan halkı teslim olmaları için 72 saat süre tanıyormuş. Muhalifler özellikle Humus’ta kimyasal silah kullanarak bir katliam yapılacağından endişe ediyorlarmış.”
ADNAN OKTAR: Herhalde öyle bir şey yapmazlar. Öyle bir şey yaparlarsa, olmaz. O zaman Esad’ı böyle yerlerde sürüklerler, söyleyeyim. Söylemedi demesin. Esad Efendi beni iyi dinle, sakın öyle bir delilik yapayım deme. O koca boyunu hiç dinlemezler. Allah vermesin, ayaklarından bağlarlar çaprazlama, Şam caddelerinde ölü köpek gibi sürüklerler Allah esirgesin, sakın öyle bir delilik yapma. Bak bir bilgim var ki söylüyorum. Biliyorsun, dediklerim çıkar. Aklını başına al, inşaAllah. Türkiye ile ittifak et, Türkiye’ye saygılı davran. Türkiye’deki insanlar, güzel insanlar. Hükümet de güzel, nezaketliler, toprak hırsı yok. “Osmanlı hırsı var” diyor. Osmanlı hırsından ne demek istiyor? Suriye rahat etsin, güç kazansın. Gidip Suriye’ye biz askerlerimizle gelip malını mülkünü alıp getirelim demiyoruz ki. Suriye zengin olsun, bereketli olsun, huzur, güven içerisinde yaşasınlar istiyoruz. İstenen bu. Burada kimin menfaati var? Suriye halkının menfaati var. Türkiye’nin ne menfaati var burada? Sadece sevap menfaati var. Allah rızası için yapılıyor. Bir çıkar yok, maddi çıkar yok. Ama öyle gaz, tuz muz sakın öyle bir deliliğe gireyim falan demesin, açıkça söylüyorum, 48 saat sürmez. Koskoca boyu var zaten, kaçacak bir yeri de yok. Sokaklarda sürüklerler, sakın. Nezaketini, efendiliğini korusun, Türkiye ile de dostane bir tavır içerisinde olsun, diğer ülkelerle de saygılı bir bağlantı içerisinde olsun, bu kabadayılığı, bu diktatör kafasını, bu Asya’nın bazı ülkelerinden kalmış vahşi mantığı bıraksın. Bu tiranlık, bu deccallik, bu vahşilik, bu gözü dönmüşlük dönemi artık bitti. Bu dangal kafayı bırakacaklar. Demokrasiyle, insan haklarına saygılı, hürmetkar, dengeli ve tutarlı olacak. İşte gazla bilmem ne yaparım. O zaman seni güvercin gibi kanatlandırırlar, aklını başına al. Öyle millet uyumuyor. Senin gazın varsa, başkasının da başka bir şeyi var. Neye uğradığını şaşırırsın, aklını başına al, babanın deliliğini yapma. Bak baban; süfyan. Yani bir nevi deccal. Oturup ona uyarsan, belayı başına alırsın. En fazla diyebilirsin ki, Suriye derin devleti beni rahat bırakmıyor. Gel, Türkiye’nin güvenlik birimleri var, istihbarat birimleri var. Gizlice konuş, görüş. Ne yapacağız, ne edeceğiz dersin, bana bir kurtuluş yolu göster dersin. En mükemmel yolu sana gösterirler. Hiçbir şey de olmaz. Böyle tereyağından kıl çeker gibi sende kurtulursun, Suriye halkı da kurtulur, hiçbir şey olmaz, korkmana gerek yok. Türk istihbaratı her yerde var Suriye’de, inşaAllah. Sen mesajı ver, sana hemen yanaşacaklardır, inşaAllah. Türkiye’ye gel. Arkadaş ben bir konuyu konuşmak üzere gidiyorum. Gel buraya. Bırakmazlarsa, biz gelip alalım. Gel buraya, korkma bir şey olmaz. Demokratik, hür, zengin Suriye Türkiye’nin amacı. Türkiye’nin hiçbir çıkarı yok. Allah rızası için istiyor Türkiye. Bunlar zannediyor ki, öyle bir hava vermiş ki, Suriye’ye gideriz, bunların balını, baklavasını toplayıp geleceğiz. Öyle bir şey yok kardeşim. Halk rahat etsin istiyoruz biz, o kadar. Derin devletten çekiniyorsan, haber uçursun, el altından haber uçursun. Haber getirecek çok insan var. Gereken hemen yapılır, öyle bir sorun olmaz, inşaAllah. Daha açık da konuşuruz da, herhalde yeterlidir, ne demek istediğimi anlamıştır, inşaAllah. Öyle kabadayılık sakın ha. Öyle delilik yapmaya sakın kalkmasın. Bak her kabadayılık yapan ne olduğunu gördü, inşaAllah.
AYLİN HANIM: Siz bu çağrıyı Saddam’a da yaptınız, Kaddafi’ye de yaptınız.
ADNAN OKTAR: Bak seni öldürürler dedim. Bak akıl almaz aşağılayarak öldürdüler. Köpek öldürür gibi öldürdüler.
AYLİN HANIM: Kendi halkı.
ADNAN OKTAR: Tabii. Sözünü tutsun. Türkiye iyi niyetle yanaşıyor. Türkiye ne yapsın? Osmanlı döneminde hiçbir çıkarı oldu mu Türkiye’nin? Kime karıştı? Yunanistan hepsi Rum olarak kaldılar, hepsi Rum kültürünü muhafaza ettiler, dinlerine de karışmadı, hiçbir şeyine karışmadı Osmanlı. Sadece korudu onları. Osmanlı ordusu korudu, canını verdi, huzur içinde yaşadılar. Osmanlı kusursuzdu demiyorum ben. Var kusuru ama şu anki yapı son derece güzel. Demokrasiye bağlı, laik düşüncede, sevecen, bilimden, sanattan yana, özgürlükten yana, halkların, insanların huzurunu arayan bir anlayış var. Türkiye’nin emperyalist bir amacı yok. Mesela Kıbrıs’ı da Türkiye, kardeşlerimiz gitti kurtardı. Milyarlarca dolar para harcıyoruz. Feda olsun Allah rızası için. Bir çıkarı yok ki, Kıbrıs’tan Türkiye’nin. Yani oradan böyle altın madenleri, petrol gibi öyle bir şeyimiz yok. Allah rızası için.
DAMLA HANIM: Hocam bir haber daha vardı. Acun Ilıcalı’nın Milliyet Gazetesi’nde bir röportajı yayınlanmış. Röportajda; “Başarı için yaşadığını, hayatta tek hedefinin, tek konsantrasyonun başarılı olmak olduğunu” söylemiş. “Yaptığı programların izlenme oranlarıyla mutlu olduğunu, bu rakamlarla kendisine geldiğini, ancak o zaman yataktan mutlu kalktığını, ancak başarılı olduğunda vücudunun mutluluk hormonu salgıladığını” söylemiş.
ADNAN OKTAR: Allah için yaşanır, Kuran için, Allah rızası için yaşanır. Ne çabuk değişti. Hiç ağzından çıkmayacak bir söz. Beş vakit namazını kılıyordu. Bayağı bir Müslüman, muttaki, dinsizlerle alay eden, onlara cevap veren çok zeki birisiydi. Üsluba bakın. Yarışmayı illa yapacak değil. 5-10 yıl sonra hiçbir şekilde yapamazsın. En fazla 3-5 yıl yapacaksın. Sonraki hayatın ne olacak senin? Ahiret hayatın ne olacak? Sonsuz ahiret hayatın ne olacak? Ahirette bu yarışma programlarını mı anlatacaksın Allah’a? Bu yaptığın eğlence programlarını mı anlatacaksın? İnsan Allah rızası için, vatanının, milletinin hayrı için faaliyet yapar. İslam’a, Kuran’a, İttihad-ı İslam’a hizmet eder, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın zeminini hazırlar, ona talebe hazırlar, Mehdiyet’e talebe hazırlar, barışı, kardeşliği, iyiliği, güzelliği ilke edinir, sanata, bilime hizmet eder Allah rızası için, bundan insan mutlu olur. Eğlence programıyla mutlu olunur mu? Eğlence, boş iş. Ayette de var; “Onlar boş iş gördükleri zaman yüz çevirirler” diyor. İnsanları pasifize eden bir şey bu; Televole kültürü. Biz televole kültürüyle vakit geçirecek durumda mıyız? Türkiye’nin bu hassas konumu, PKK sorunu varken, dışarıda bu kadar tehlike varken, Suriye sorunu varken, etrafımızda savaş tehlikesi varken, İran’da bile savaş tehlikesi varken, bölge bu kadar gergin bir atmosfere girmişken, eğlenceyle, boş laflarla, boş sözlerle vakit geçirmek, televole kültürüyle vakit geçirmek, televole kültürüne insanları sürüklemek, akılcı bir davranış olmaz, inşaAllah.
“Hocam ırkçılık yapmak yasak mıdır?” Tabii ki yasak. Haramdır. Bir de çok mantıksız. Zaten saf ırk zaten olamaz. En son zaten Hz. Adem (a.s)’a dayanıyor hepsi. Nerenin ırkı?
İsmail Can. Öğretmenmiş kardeşimiz. İsmail kardeş, canım kardeşim, İslam’ın yıkılış sebebi, Müslümanların böyle perişan olmasının tek nedeni var; yobazlıktır, münafıklıktır. Yobazlar, Müslümanlığı mahvetmiştir. Müslümanları aciz, güçsüz, hale getirmiştir büyük bir bölümünü. Ve teker teker bunları gördünüz. Afganistan’da mahvedilmişlerdir, Irak’ta mahvedilmişlerdir, Libya’da mahvedilmişlerdir, daha da edecekler gibi görünüyor, sırada Suriye var. Bunun tek sebebi yobazlıktır, sana söyleyeyim. Müslümanların sanattan, bilimden uzak tutulması, bir kısmının vahşi eğitilmesi, saldırgan eğitilmesi, demokrasi düşmanı eğitilmeleri, kadın düşmanı eğitilmeleri, estetikten, sanattan hoşlanmayan, vahşi mahluklar gibi gösterilmeleri, kan dökücü ruhun onlara verilmesi, Hıristiyan ve Musevi gördüğünde, onlara karşı hemen öldürme hissinin olması, anti-demokratik ruhla eğitilmiş olmaları sonucunda çok vahşi, çok özür dilerim, böyle orangutan gibi garip mahluklar oluştu. Hayvan gibi mahluklar oluştu. Ve Müslümanlar da perişan hale, ezim ezim ezilir hale geldiler. Yanlışsa bana söyle. Sen diyorsun ki: “Muhterem Hocam yobazlığı biz yeniden canlandırsak, acaba ne olur?” İflahını keserler. Yani perişan olursun. Başka bir şey olmaz. Mahvedersin Müslümanlığı. Mehdiyet’i, yobazlığı daha kapsamlı bir şekli zannedersen, çok büyük hata edersin. Mehdiyet, yobazlığı tamamen tarihten silecek bir sistemdir. Yanlış biliyorsunuz İslam’ı, Kuran’ı. Yani incelemişte değilsin. Kuran hakkında bilginiz de yok. Yani bir Kuran hakimiyetiniz yok. Kuran’ı baştan sona okumuş değilsindir. Okusan bile, hükümlerin Kuran’daki karşılığına da bakmamışsındır. Aç bir Kuran’ı, Allah’ın helallerinin, haramlarının Kuran’daki hükümlerine bak bir karşılıklarına. Bilmiyorsan, bilene sor, göstersinler sana. Bütün bildiğin yobaz düşüncelerin yanlış olduğunu göreceksin. Kendi kafanızdan bir din çıkarıyorsunuz; yobazlık dini, ona da uyuyorsunuz. Sen yobazsın demiyorum canım kardeşim, ben seni tenzih ediyorum, sana saygı duyuyorum, iyi niyetine, samimiyetine inanıyorum, genel mantık olarak söylüyorum, o kafada olanlara söylüyorum. Senin de oradan gereken dersi çıkarman için söylüyorum. Fakat şahsını burada muhatap alarak söylemiyorum. Risale-i Nur’un özelliği; yobazlığa vurmasıdır. Bediüzzaman’ı niye tımarhaneye koydular? Yobaz olmadığı için. Yobazlığa karşı olduğu için. Yobaz olsa niye koysunlar tımarhaneye? Hoca efendilerin Bediüzzaman’a akıl almaz hakaretlerle saldırmasının sebebi neydi? Bediüzzaman’ın yobaz olmamasıydı, sorun o. “Niye sakalını kesiyor?” Sana ne? Sakalla mı bu olay? İslam’ın tebliğ edilmesi, sakala mı bağlı? “Niye evlenmiyormuş.” Sana ne? Var bir hikmeti ki yapmıyor. Sen evlendin de ne oldu? Sakalı bıraktın da ne oldu sen? O evlenmemiş, sakalını kesmiş. Ama milyonlarca insanın hidayetine vesile olmuş. Sen sakalı farz haline getirirsen, bambaşka bir inanca girmiş olursun. Sünnet o, isteyen bırakır, isteyen bırakmaz. Ben mesela sünnet üzere bıraktım. Lise yıllarında bıraktım, bir daha da kesmedim.
CEYLAN HANIM: Çok da yakışıyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Başka bir yobaz kafaya göre de, başka türlü oluyor. Yani biz en akılcı, en doğru olanı yapıyoruz. Kuran’ı esas almak önemlidir. Kuran’ı esas alacaksın. Kuran’ı sen hiç yerine koyarsan, işte “falanca alim böyle diyor.” Falanca alimi bırak. Kuran ne diyor, bana önce oradan bahset. “Kuran böyle diyor” de, ayağının altını öpeyim. “Falanca hoca dedi’’ ile başlarsan olaya, olmaz.
DAMLA HANIM: Hocam, bir haber daha vardı, uygun görürseniz okuyabilirim. Ahmet Hakan’ın şöyle bir yazısı olmuş: “Ak Parti’nin mukadderatı” başlıklı bir yazı yazmış. Bu yazıda; “Bazı kişilerin, Ak Parti’nin de ANAP gibi dağılıp gideceğini söylediklerini, gerçektende Ak Parti’yle ANAP arasında büyük benzerliklerin olduğunu” yazmış. “En ufak bir tökezlemede parti içinde oy kaybına ve parti içinde bölünmelerin, çekişmelerin yaşanacağını ve gemiyi terk edenlerin olacağını” iddia etmiş. “Bu nedenle Ak Parti güçlü olduğu sürece sorun çıkmayacağını, ancak gücünü kaybetmeye başladığı anda sonunun ANAP gibi kaçınılmaz olduğunu” ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Doğru. Peki ne var burada, anlatmak istediği nedir? Hayır, sürekli güçlü olacağına göre sorun nedir? Bir insan gücünü kaybederse, zaten ölüyor sonunda. Ama sürekli güçlü olacağına göre sorunda yok. ANAP niye kaybetti? Allah’ın velisine, velilerine mücadele verdi ve o feci sondan kurtulamadı; sebebi budur. Demokrat Parti niye tepetakla gitti? Allah’ın velisine, Allah’ın velilerine karşı mücadele verdi de onun için tepetakla gitti. Ak Parti, Allah’ın velilerine karşı gördüğüm kadarıyla saygılı. O zaman güçlü olur ve güçlü olmasının sebebi de budur, yani tek nedeni budur. Allah’ın velisini ve velilerini destekliyor olmasıdır, tek nedeni budur. Yoksa ne Sayın Erdoğan’ın dehasındandır, ne de diğer milletvekillerinin veyahut Bakanlarının dehasındandır. İmanlı millet, kalbinde iman ışığıyla bir ilham alıyor Allah’tan, Allah velilerini vesile ediyor, bu netice çıkıyor, olay bu. Ama Allah vermesin, Sayın Erdoğan’a, işte “sen cumhurbaşkanı ol” diye böyle belirli bir çizgiye çekmek isteyenler var. Sayın Erdoğan benim gördüğüm, makam-mevki peşinde değil, olsa en başında gösterirdi, öyle bir derdi yok. Üç dönem Başbakan olacak diye bir konu yok, o değiştirilmesi lazım. Dört olsun, beş olsun, altı olsun; ne alakası var? Hayır niye öyle bir kanun çıksın? Bir insan başarılıysa, olur da olur, olur da olur. Ne alakası var, niçin engel olunsun? Süleyman Demirel kaç yaşına kadar görev yaptı. Denktaş da öyledir, çok fazladır yani kaç yaşına kadar böyle en ileri yaşlarına kadar görev yaptı. Öyle bir olay olmaz. Ama Allah vermesin, eğer Sayın Erdoğan’ı cumhurbaşkanlığına çekerler de hani başbakanı da siz seçin derlerse, o zaman darmadağın olur. Ben söyleyeyim, yani orada Ak Parti diye bir şey ortada kalmaz. Ama Sayın Erdoğan başta olduğu müddetçe başbakan olarak, hiçbir şey olmaz Ak Parti’ye. Yani en az yüzde 50 oyla devam eder. Ki zaten şu eracifin temizlenmesi gerekiyor ama cesur olsun Ak Parti. Allah’ın velisi-evliyası kol geziyor Anadolu’da. Mehdi (a.s)’ın olduğu yerde, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın olduğu yerde, Hz. Hızır (a.s)’ın olduğu yerde fitne-fücur olmaz, gönülleri rahat olsun. Evliya kol geziyor dediysem bir bildiğim var, inşaAllah. Hiçbir şey olmaz, inayet altındayız, onlar da inayet altındalar. Hak yolda gittikleri müddetçe, inşaAllah. Ben de gereken işareti verdim, söyledim işte; Allah’ın velilerine karşı saygılılar, sevgi dolular. O zaman gönülleri çok rahat olsun, inşaAllah. Deccalları da tepeliyorlar, o da çok güzel, onda da hayır var. Bu bir Mehdilik görevidir zaten; Mehdiyet’ten yana olmak ve deccalları tepelemek. Çok güzel gidiyorlar, iyi gidiyorlar, inşaAllah. Deccalları tepelemede tereddüt etmesinler, Mehdiyet’te de muhabbette kusur etmesinler, inşaAllah, gerisine karışmasınlar, inşaAllah. Adnan Menderes’in hatası; Mehdiyet’e kusur etmesiydi, Hz. Mehdi (a.s.) mukaddimesi olan Bediüzzaman’a kusur etti. Tek nedeni budur, başka hiçbir nedeni yok. Bediüzzaman dedi: “Onlar bizi bıraktılar, Allah’ta onları tepetakla edecek” dedi, evet, tek nedeni bu.
Şimdi bir iman hakikatleri dinleyelim, sonra devam ederiz.
VTR-Hücrelerimiz birbirlerini nasıl tanır ve birleşirler?
DAMLA HANIM: Kaldığımız yerden devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehter takımı, dünya tarihinde askeri bandolar içerisinde en mükemmelidir, tüm dünyaca kabul ediliyor, inşaAllah. Ama öyle küçük Mehter takımı olmaz, çok muhteşem olması lazım. En az üç kös gerekiyor, yani en az 70-80 kişilik olması lazım, en az. Böyle 10 kişilik, 20 kişilik falan öyle olmaz. Mesela 20 zurna, 20 nakkare falan böyle, yer gök inleyecek, inşaAllah. Birde kılıcı çektiğinde, şimşek gibi parlaması lazım kılıç tabii, havada böyle ışık etrafa yayılacak, inşaAllah. Birde Mehter başları inim inim inletmesi lazım. Mesela Ya Allah derken, yeri göğü yıkması lazım, çok kısık sesle yapıyorlar, olur mu öyle şey? Kös başladığında, zangır zangır pencereler sallanacak yani, yer gök inleyecek. Mehterin özelliği öyle, bir kaç kilometre öteden duyulacak, inşaAllah.
Mesela şu Tarihçe-i Hayatı her kardeşimizin okuması lazım Bediüzzaman’ın, çok önemlidir. Birde dili ağır diye bir şey yok, Osmanlıca zaten her Türk genci bilmesi lazım. Çok nefis bir lisandır, yani muhteşem zengin bir lisandır. Mesela mahkemelerde falan öyle kullanılır, değil mi?
“Hocam, siyah da beyaz da bir insana ancak bu kadar yakışır, maşaAllah. Yine muhteşem görünüyorsunuz. Ama her siyah giydiğinizde, sanki gözümün önüne Peygamberimiz (s.a.v.)’in Mekke’nin fethi sırasında giydiği siyah sarıklı hali geliyor, maşaAllah. Bu ne asalet Hocam. Kendimde bir gariplik mi var acaba diye tekrar tekrar ekranda bir kez daha size bakıyorum.” MaşaAllah, “Allah sonumuzu hayır etsin Hocam, ama Allahualem aklım yerinden gitti gidecek” diyor, “sizi çok çok seviyorum” diyor, maşaAllah.
“SelamunAleyküm Hocam. Adnan Hocam demokrasi, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.)’in uyardığı deccal sistemidir.” Al buyur, bir numara daha. Demokrasi ne demektir? İnsanların özgürlüğü, kendilerini açık açık ifade edebilmeleri, istediği gibi yönetimi yönlendirebilmesi, istediği adamı seçebilmesi, inşaAllah. Nasıl olması lazım, tiranlık mı olacak? Demokrasi sayesinde biz rahat huzur içerisinde yaşıyoruz. Hukuk sistemi, demokrasi; bunlar çok önemlidir. Demokraside insanlar düşüncelerini, fikirlerini, inançlarını istediği gibi ifade edebilirler, ifade edilmesi için ortam hazırlayabilirler. Öbür türlü ne olur o? Tiranlık olur, deccallık olur.
“Kürdüm, Kürt olayı nasıl aydınlığa kavuşur? Bunu açıklarsanız sevinirim.” Mehdiyet’le, sadece Mehdiyet’le. Başka hiçbir yolla açıklığa kavuşmaz. Hz. İsa Mesih (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s), inşaAllah.
“Hocam, sabah işe gideceğim, ama sizinde bu güzel sohbetinizi seyredeceğim diye yatamıyorum” diyor, “Allah sizden razı olsun, maşaAllah, Almanya’dan Atakan” diyor.
Benim biraz üslubum sert, oturup buna alınmanıza gerek yok. Ben sizin kardeşinizim, hocanızım. Ben size sevgiyle bakıyorum, yani muhabbetle bakıyorum. Ama bu üslup benim hoşuma gidiyor. Yani ben oturup öyle sizin dediğiniz gibi; ‘aziz kardeşim’ falan, ben böyle yapmak istemiyorum. Tabii ki azizsiniz, yani güzel de, yani bu üslupla daha rahat ediyorum ben.
“Güzel koku sürerek dışarı çıkan hanım olmaz” diyor. Kardeşim, bir insan sabunla yıkandığında, zaten sabun kokar, yani sabun bir kokudur yahut bir çiçek kokusu, bu onun insani güzelliğinin, nezafetinin, nezaketinin bir gereğidir.
Bir kere Kuran’dan hiç bahsetmiyorsun sen kardeşim, bak buna çok dikkat et, hiç ayet vermemişsin, hep bana hurafe anlatıyorsun. Niye hurafeyle konuşuyorsun, niye Kuran’a yaklaşamıyorsun? Bir kere burada başlıyor anormalliğin. Bak, ben Kuran’la konuşuyorum. Allah diyor ki ayette: “Siz sadece Kuran’dan sorulacaksınız” diyor. Buna inanıyor musun? İnanmazsın sen. Çünkü sen yobaz hurafesi olmadan yaşayamazsın. Eğer samimi Müslüman’san, benimle Kuran’la konuş. Kuran’dan delil veremediğine göre hastasın demektir. Bak Allah diyor ki: “Nasıl hüküm veriyorlar” diyor, “yazılı bir kitapları mı var” diyor. “Diliniz yalana alıştığı için, şu helaldir, şu haramdır demeyin” diyor Allah, “Allah’a karşı yalan söylemiş olursunuz” diyor, “Allah’a karşı iftira uydurandan daha zalim kim vardır” diyor Allah, ayet. Yobazlığın ana özelliği nedir? Kuran kabul etmemeleri ve hurafeyle hareket etmeleridir. Peki sen, bana bir ayetle konuş, bir göreyim. Konuşamıyorsun ayetle. Ben ayetle konuşuyorum; çıt yok sizde. Bunlara sadece erkek olacak, yani sohbette erkekler olacak, sokakta erkekler olacak, mecliste erkekler olacak, işyerinde erkekler olacak. Bu kadın düşmanlığının bir delilik olduğunu göremiyor musunuz siz, anormallik olduğunu göremiyor musunuz, bir vahşilik olduğunu göremiyor musunuz? Kadınlar dünyanın en mübarek varlıklarıdır, çok tatlı varlıklar, tertemiz varlıklar. Nereden çıkarıyorsunuz bu kafayı? ‘Kadın etkiler’ diyor. Kardeşim sende iradeni aklını kullan. Diyor ki; ‘aklımı irademi kullanamıyorum.’ O zaman sen kendi kızına, annene de aynı kafayı uygularsın. Helale harama dikkat etmeyen adam, orada ne yapmaz? Aynısını yaparsın. Eğer kendine hakimsen, kızına, annene karşı, sen helale harama dikkat ediyorsan, hiç derdine düşme. Dışarıdaki insana da, helale harama dikkat edersin. Kendi evinde nasıl onlar güvencedeyse, annen, kız kardeşin, onlar da güvencede olur, hiç derdine düşme. Ama sen, ‘kendine hakim olamıyorum’ diyorsan, sen ananı-bacını evden çıkart sen. Sen o zaman her türlü ahlaksızlığı yaparsın. Olmaz, Allah esirgesin. Nitekim o yüzden ensest müthiş yaygın, yüzde 20 artık, çok yüksek oranı, örtbas ediyorlar.
Benimle konuşan, bana hurafe anlatmayacak, bana Kuran’dan ayet getirecek. Ayet getirmiyorsanız, yanlış yoldasınız. Müşriklerin, yobazların, münafıkların ana özelliği ne? Kuran’dan hoşlanmazlar. Neden hoşlanır? Hurafeden hoşlanır, bol bol hurafe. Hurafe, Kuran’da yasaklanmıştır.
“Hocam, şu an elimizde olmadan sevgi dolu busemizi, elimizle yanağınıza nezaketle konduruyoruz” diyor. “Gönlümüzdeki taşkın sevgiyi hissetse, bize hak verir ve gönlümüzde çağlayan misali sevgimize imrenir, inşaAllah” diyor. “Seviyoruz, bu sevgiyle coşkun deryalar gibi yüreğinize çarpıyoruz canım Hocam” diyor, bir hanım kardeşimiz.
“Hocam, espri yaptığınızda gülüyorlar. Niye gülüyorlar?” diyor. Yani üzerime iyilik-sağlık, bilmiyorum. Hoca, sen kafayı soğuk suyla mı yıkadın, ne yaptın?
Benimle Kuran’dan konuşmazsan, cevap vermem. Bana hurafe yazma, hurafeye cevap vermem. Bana Kuran ayetiyle yaz, bak ne hale geliyorsun. O zaman sonuna kadar batağa battığını, müşrikliğin içerisine girdiğini, hurafatın içine girdiğini göreceksin.
Bediüzzaman ne diyor: “Mehdi (a.s) ne ile mücadele edecek” diyor? “Cereyan-ı münafıkaneyle.” Bak küfürle mücadele edecek demiyor, “cereyan-ı münafıkaneyle.” Yani Müslüman gibi görünen, bir kısım avanaklarla. Ne kadar? İt sürüsü gibi. Biz münafığa ne diyelim, beyefendi mi diyelim, nasıl konuşalım? Yani burada adı geçen herkesi tenzih ediyorum da, genel olarak diyorum, nasıl konuşalım? Kuran’dan tek kelime bahsetmemeniz çok kuşku verici ve hasta olduğunuzu gösteriyor. Ben size sürekli Kuran’dan delil veriyorum, ayet okuyorum, dönüp-dolaşıp bana hurafe anlatıyorsunuz. “Zan ve tahminle yalan söylerler” diyor Allah, bak “zan ve tahminle.” Siz ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? Bana zan bildiriyorsunuz, zan. Allah’ta ne diyor: “Zan ve tahminle yalan söylerler” diyor, “Allah adına yalan söyleyenden daha zalim kim vardır” diyor Allah. Hayır, bunlar gerçi iyi niyetle yazıyorlar, lafını-sözünü bilmiyor bunlar, ama hakikaten bilmiyorlar. Kuran’ı tanıtmak, anlatmak çok önemli. Biz Kuran’ın yeterliliği konusunu her gün anlatalım. İnanmıyorlar Kuran’ın yeterli olduğuna. Çocuk olsa anlar, Allah Kuran’ı niye indirdi yetersizse? Sen; “Kuran yetersiz” diyorsun. Peki nereden öğreneceğiz dini o zaman?
SEMRA HANIM: Hocam, Allah ayette, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Biz bu Kuran’da her şeyi indirdik” diye bildiriyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. “Bir bir açıkladık” diyor Allah, bak “bir bir açıkladık.” İnanmıyor adamlar.
SEMRA HANIM: “Hiçbir şeyi eksik bırakmadık” diyor Allah.
ADNAN OKTAR: Tabii, maşaAllah.
Bak şimdi hoca, sana anlatıyorum Kuran’dan, Allah ayetiyle. Hurafeyi bırak sen sözümü dinle.
Şarabı içtiğinde leş gibi kokar, kafan-beynin gider, sarhoş olursun, yolunu göremezsin, düz yol eğri görünür, görüntüleri çift görürsün, nefesin sıklaşır, miden bulanır, fenalaşırsın, tansiyonun çıkar, karaciğerin berbat olur. “Bir eğlendir, bir eğlendik” diyor. Nereye eğleniyorsun, mahvoluyorsun. Eğlenecek bir yeri var mı?
AYLİN HANIM: “Değdiği dokuyu hemen öldürür” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, dokunur, dokunmaz. Bak şimdi hoca sana anlatıyorum, Allah’ın ayetiyle. Hurafeyi bırak, sözümü dinle.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Ankebut Suresi, 51-“Kendilerine okunmakta olan bu Kitabı sana indirmiş olmamız, onlara yetmiyor mu?” Hoca sana yetiyor mu? Yetmiyor işte bak, ‘yetmiyor diyorsun’ sen. Allah diyor ki: “Kendilerine okunan bu Kitabı sana göndermiş olmamız onlara yetmiyor mu.” Sen yetiyor diyor musun? Demiyorsun hoca, demiyorsun, ‘yetmiyor’ diyorsun.
Bak, Nahl Suresi, 116’da Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım: “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla” hurafecilik var ya, “yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin.” Sen ne yapıyorsun hoca? Bana habire şu helal, bu haram diye anlatıyorsun. Kuran’dan delil getirebiliyor musun? Yok, Kuran’dan delil yok, hurafeden delil var.
Bak, diyor ki Cenab-ı Allah, A’raf Suresi, 32-33: “De ki; Allah’ın kulları için çıkardığı ziyneti” ziynet ne? Süs eşyaları, “ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?” Kim haram kılıyor? Yobazlar, müşrik takımı, hurafeciler. Yanlışsa yanlış de. Bak, diyor ki: “Kendisi hakkında ispatlayıcı bir delil indirmediği şeyi Allah’a şirk koşmanızı” yani Allah böyle dedi diye yalan söylemenizi “ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi Allah haram kılmıştır” diyor. Sen ne diyorsun hoca? Allah dedi diye, Allah adına yalan söylüyorsun. Ayet ver diyorum; yok diyorsun, hurafe; bol diyorsun. Bakın hurafeci piriniz, malum.
Diyor ki bak: “Allah, (bu) düzmelerinin cezasını verecektir” diyor, En’am Suresi, 139- Allah belanızı vereceğim diyor, böyle düzmece uydurma, hurafe anlattığınız için diyor, “Allah bu düzmecelerin cezasını verecektir” diyor.
DAMLA HANIM: Hocam, ben de bir ayet okumak istiyorum, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Ve elçi dedi ki; Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kuran’ı terkedilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar.” Furkan Suresi, 30. ayette Allah buyuruyor.
ADNAN OKTAR: Bak, Peygamberimiz (s.a.v.), o kadar böyle pislik, o kadar çok yobaz olacak ki, bu lağım kokulu mikroplar, o kadar fazla ki, o nur Peygamber, gül kokulu Peygamber, Allah’a şikayette bulunuyor, bir tane şikayeti var, bir tane: “Ya Rabbi” diyor, “benim bu ümmetim bu Kuran’ı terkedilmiş bıraktılar” diyor. Kim bu terk edenler? Yobaz takımı, hurafeci yobaz takımı. Allah bunları tanıtmak içinde leş gibi bir koku veriyor bunlara. Yani bunlara av köpeğini bıraksan 30 kilometreden alır bunların kokusunu, leş gibi kokar bunlar.
Bak, şirk koşmakta olan yobaz takımı diyorlar ki, Nahl Suresi, 35-“Eğer Allah dileseydi, O’nun dışında hiçbir şeye kulluk etmezdik.” Var ya putlaştırdığınız adamlar, onlara öyle ilah gibi bakmazdık diyorlar. “Biz de, atalarımız da” zaten atalarına güveniyor ya bunlar, “O’nsuz hiçbir şeyi haram kılmazdık.” Ahirette bak hesap veriyorlar. “Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Şu halde elçilere düşen apaçık bir tebliğden başkası mı?” diyor Allah. Dünyada böyle diyor bu alçaklar, ahirette de bunlara soracak, inşaAllah. Bu konuşmaları, dünyadaki konuşmaları.
Şeytandan Allah’a sığınıyorum. En’am Suresi, 144-145-“Hiçbir bilgiye dayanmaksızın” ey yobaz takımı, dikkatle dinleyin, “hiçbir bilgiye dayanmaksızın.” Kuran ayeti var mı? Yok, “İnsanları saptırmak için Allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?” Hüküm çıkarıyorsunuz, habire hüküm çıkarıyorsunuz.
“De ki” diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e, yobaz takımına cevap olarak, “Bana vahyolunanlar içinde” yani Kuran ayetleri içinde, “yiyen bir kimsenin yiyeceği (şeyler) için, ölü eti, dökülen kan, domuz eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da Allah’tan başkası adına kesilmiş bir fısk dışında, haram kılınmış bir şey bulamıyorum.” Yok başka diyor. Siz ne diyorsunuz? Bol bol var diyorsunuz, Allah “yok” diyor, siz var diyorsunuz. Biz Allah’a inanıyoruz, size mi inanacağız?
SEMRA HANIM: Demin söylediğiniz ayetteki gibi Hocam; “Dillerinin yalan yere şuna helal, buna haram demeleri nedeniyle” diye Allah buyuruyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, Maide Suresi, 87-“Ey iman edenler” diyor Allah, hepimize, bütün Müslümanlara hitap ediyor. Mezhep ayrımı yapmıyor bak Allah; Ey Hanefiler, Ey Şiiler, Ey Hanbeliler, Ey Caferiler, Nakşiler, şu bu demiyor. Ne diyor? “Ey iman edenler”, bir tane ümmet, tek ümmete hitap var Kuran’da. “Allah’ın sizin için helal kıldığı” bakın “Allah’ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın.” Siz ne yapıyorsunuz? Güzel şeyleri haram kılıyorsunuz. Ne ile? Hurafeyle. İslamiyet’i mahvettiniz, Müslümanları mahvettiniz, ite-kopuğa ezdiriyorsunuz. Aklınız gitti, Allah size hidayet versin. Yetmiyor, mahvettiler Müslümanlığı, İslam alemini, bunlara daha yetmiyor yani. Bak, o zamanın yobazları ne diyor, aynı sizin kafanızdalar, ne diyorlar? Bak, Yunus Suresi, 15-“Derler ki; Bundan başka bir Kuran getir” bundan başka bir Kuran getir, yani yeni hükümler getir bize diyorlar. Bu olmuyor, yani daha fazla haram istiyoruz biz diyorlar, yani daha yasaklayıcı hükümler. Böyle Kuran olmaz diyorlar. “Bundan başka bir Kuran getir veya onu değiştir.” O zamanın münafıkları, yobazları. Sen ne diyorsun? Sen de değiştir diyorsun. Aynısını söylüyor.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Rum Suresi, 32-“Kendi dinlerini fırkalara ayırmış” ne demek? Mezhepler, bölümler. “Kendi dinlerini fırkalara ayırmış ve kendileri de parça parça olmuşlardır” cemaatlere, gruplara ayrılmışlardır, “ki her grup kendi elindekiyle övünüp sevinç duymaktadır.” En büyük müçtehid, en büyük müceddid biziz, kurtuluşa erenler biziz, asrın kutbu benim, biziz, diğerleri delalette diyorlar. Ümmet bu hale gelmedi mi şu an, epey bir bölümü? Geldi.
Bakın, Allah diyor ki, Şura Suresi, 13-“Senin kendilerini çağırdığın şey” Kuran’a çağırıyor ya, “müşriklere ağır geldi” diyor ağır. Size de ağır geldi, bunaldınız.
Ne diyorlar yine müşrikler, Cenab-ı Allah söylüyor, Şura Suresi 13’te, “O dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin.” Düşmüşler mi ayrılığa? Düşmüşler. Bu haram devam ediyor mu şu an? Ediyor. Bu haram her saniye günahını alıyorlar mı Müslümanlar üstüne? Alıyorlar. Birleşme olmadığı sürece, bu haram devam edecek. Her saniye, her dakika günah yazılır Müslümanlara, birleşme olmadığı müddetçe. “Onda ayrılığa düşmeyin” diyor; düşmüş. Devam ediyor, her on dakikada, her yirmi dakikada bir sürekli günaha girmiş oluyorlar.
Mü’minun Suresi, 67-“Ayetlerime karşı” Kuran’a karşı, “büyüklük taslayarak; gece vakti de hezeyanlar sergiliyordunuz” diyor. Sen de hezeyan sergiliyorsun bak gece vakti, bizim Kuran’a karşı hezeyan sergiliyorsun ve büyüklük taslayarak yapıyorsun. Bak, “Ayetlerime karşı” Kuran’ın hükümlerine karşı “büyüklük taslayarak; gece vakti de hezeyanlar sergiliyordunuz” diyor Allah.
Mü’minun Suresi, 68-“Yine de o sözü (Kuran’ı) gereği gibi düşünmediler mi? Yoksa onlara, geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?” diyor Allah. Bize geldi diyorlar. Müşrik büyüklerine, münafık büyüklerine hüküm gelmiş güya, onların dediğine göre.
Al-i İmran Suresi, 78-“Onlardan öyleleri vardır ki” diyor, münafık takımından, bu yobaz takımından, “dillerini kitaba doğru eğip bükerler” Kuran’a uydurmak için, Kuran’danmış gibi gösterip, bak dilini eğip büküyor. “Siz onu kitaptan sanasınız diye” Allah’ın hükmünden sanasınız diye, “oysa o kitaptan değildir” Allah’ın hükmü değildir diyor Allah, “bu Allah Katındandır derler” diyor, Allah Katından değil. “Oysa o Allah Katından değildir. Kendileri de bildikleri halde Allah’a karşı (böyle) yalan söylerler” diyor, yobaz takımı için Cenab-ı Allah.
Fussilet Suresi, 40-“Bizim ayetlerimiz konusunda çarpıtma yapanlar, Bize gizli kalmazlar “diyor Allah, hepsini biliyorum diyor Allah. Bildiğinde de, Allah belalarını veriyor işte.
Bu akşam bu kadar yeter. Haydi bakalım gidiyoruz.
Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Evrimcilerin Sahtekarlıkları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...