BERİL HANIM: ‘Adnan Oktar’la Sohbetler’ programımıza hoşgeldiniz.
ADNAN OKTAR: Ben sana uzun uzun dedim ki; “delil getireceğin vakit bana hurafe getirme, Kuran’dan delil getir” dedim. Sen niye Kuran’ı bir kaynak olarak kabul etmiyorsun? Müslümanlığın kaynağı olarak kabul etmiyorsun? İmanın kaynağı olarak niye kabul etmiyorsun sen? Niye hurafe senin dinini kaynağı oluyor? Neden Kuran’ı -hâşâ- kaile almak istemiyorsun? Neden kaçınıyorsun? “Bana sadece” diyorum ki “Kuran’la hitap et.” Ben sana Kuran’dan delil vereyim. Ama sen bana hurafe anlatıyorsun. Olmaz, durup durup bana hurafe anlatırsan olmaz. Bana ısrarla Kuran’la anlatacaksın. Cenab-ı Allah ne diyor? “Sizi Kuran’la sorgulayacağım. Kuran’dan sorulacaksınız” diyor. Biz yanımıza ciltler dolusu hurafe kitabı alıp gitmeyeceğiz. Neyle sorgulanacağız? Kuran’la sorgulanacağız. Hâşâ, Allah yalan mı söylüyor? “Kuran” diyor, “sadece Kuran’dan sorulacaksınız.” Bitti, bu kadar, inşaAllah.
BERİL HANIM: Başka bir ayette de Hocam, mealen, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Biz Kuran’da her şeyi apaçık bildirdik” diyor Allah.
ADNAN OKTAR: İşte inanmıyorlar. “‘Apaçık’ yok öyle bir şey” diyorlar. “Kuran’da apaçık bir şey yok” diyor. “Bize başka Kuran getir” diyorlar ya, o kafa. Orada kardeşimizin anlayacağı; şirkin içine girmiş durumda. Şirkten bu hale geliyor, haberi yok. O dışarıda müşrik arıyor. Allah ayette diyor; “müşrik olduklarından haberleri olmaz” diyor, “ahir zamanda”. “‘Biz müşriklerden değildik’ demelerinden başka fitneleri olmadı” diyor bak. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz müşrik değiliz” diyorlar, “nasıl oldu bu?” diyorlar, “müşrik değildik”. Kuran’ı kabul etmemişsin; hurafe kitaplarını kabul etmişsin. Açıkça söylemişsin zaten; “Kuran yetersiz” diyorsun sen. Öyle deyince sen müşrik olmuş oluyorsun işte. “Haberim yok” diyor. Haberin yoksa işte ahirette anlatırsın. Haberin olduğunu orada anlatacaksın. Haberin olmaz olur mu? Bilirsin.
Bir de arkadaşlar düşünmüyorlar; “ben niye İttihad-ı İslam’ı savunmuyorum? Niye Hz. Mehdi (a.s.)’ı savunmuyorum? Niye Hz. Mehdi (a.s.)’ı özlemiyorum? Niye Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın gelişini istemiyorum?” Bunlar hep müşrik alametleri. Düşünün buradan, bir acayiplik var, bir hastalık var, bir münafıklık var bunun altında; biraz düşünün, bir münafık alameti var. İttihad-ı İslam’ı istemiyorsun, Hz. Mehdi (a.s.)’ı istemiyorsun, Müslümanlar’ın bir arada olmasını istemiyorsun. Aklına hiç mi gelmiyor; “acaba ben münafık mıyım, değil miyim?” Bu bir hastalık değil mi bu? Kuran’ın yeterliliğini anlatıyoruz, ondan da kaçınıyorsun. Şimdi bana yazı yazan adam önce diyecek ki; “arkadaş ben İttihad-ı İslam’ı istiyorum. Allah rızası için var gücümle ben bunu istiyorum” diyecek. “Allah bizi Hz. Mehdi (a.s.)’a kavuştursun, Hz. İsa Mesih (a.s.)’a kavuştursun” diyecek. “Kuran’ın yeterliliğine de inanıyorum” diyecek. Ondan sonra ne diyorsanız deyin, anlatayım. Bunu demeden ben size itibar etmem. Ben bunu duyacağım, inşaAllah.
Şimdi ne yapalım, var mı filmimiz? Hz. Mehdi (a.s)’nin talebeleri, ne mübarek insanlar ki, bu kadar övülmüşler. Filmi seyredelim.
-VTR- Hz. Mehdi (a.s)’ın Talebelerinin Üstün Özellikleri - 11. Bölüm
ADNAN OKTAR: Ceylan Hocam buyurun, ilminizden istifade edelim.
CEYLAN HANIM: İnşaAllah Hocam.Hocam ben bugün kemiklerden bahsetmek istiyorum, inşaAllah.Kemikler çok güçlü fakat kırılabiliyorlar arada. Kırıldıklarından kendi kendine kaynıyorlar fakat üzerlerinde oluşan hematomun ilk önce tamamı kemik olarak oluşuyor, daha sonra aynı heykel tıraş gibi kemik yıkan hücreler bir asit salgılayarak bu fazla olan kemikleri oradan tamamen kaldırıyorlar ve kemik eski formuna dönüyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu çok acayip bir olay. Sırf şu tek başına çok çok çok acayip bir olay. Nereden bilirsiniz siz böyle detayları, maşaAllah.
SEMRA HANIM: Ben Hz. Mehdi (a.s)’la ilgili iki hadis okumak istiyorum Hocam. “Alemde viran bir yer kalmayacak ve Hz. Mehdi (a.s) her yeri onaracak, abad (mamur ve şen) edecek.”ElHz. Mehdiyy-il Mev’ud, cilt 1’de geçiyor Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, her yeri mamur edecek.Demek ki mimar, yani sanatçı.
SEMRA HANIM: “Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne dek onun mislini kesinlikle bulmamıştır.”
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v)’in ümmeti böyle bir refahıhayatında hiç görmemiş. Mislini görmemiş, olağanüstü bir şey.
SEMRA HANIM: “Kıyam edecek, kaim olan Hz. Mehdi (a.s), Ali’nin soyundandır, o bu yeryüzünü yeryüzünden başka bir hale getirecektir.”“Yeryüzünü yeryüzünden başka bir hale getirecek” diye buyuruyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Kafa kullanılmadığından. Mesela ben bakıyorum dışarıda meyve ağacı hemen hemen hiç yok. Allah Allah. Ne sebep var? Her yer bağlık, bahçelik olsun. Niye meyve veren ağaç olmaması gerekiyor, niye? Adım başı üzüm bağı olsun, sokaklar üzüm salkımları olsun, elmalar, armutlar dallardan sarksın. Ne mahsuru var? Burada bir gariplik var. Biz ceylan, tavşan güzel varlıkları görmek isteriz.
Evet, hadislere devam edebiliriz.
SEMRA HANIM: İnşaAllah Hocam. “İnsanlar Kuran’ı kendi nefislerine göre yorumladıkları zaman Hz. Mehdi (a.s), onların düşüncelerini Kuran’a doğru yönlendirip onu Kuran’ın gerçeklerinin hizmetine sunacak. Sonra size Kitap ve sünnetin nasıl unutulduğunu gösterecek ve onun canlı anlamlarını ihya edecek.”Demek ki Hocam hurafeler var. Peygamberimiz (s.a.v)’in dönemindeki gibi Hz. Mehdi (a.s) aslına çevirecek, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Hocam gözlerimiz yolda kaldı. Eğer sabahın 8’ine kadar bile gelmeseydiniz yine de seve seve beklerdik, inşaAllah. Hocam, siz o sevimli Seda Sayan’a laf kondurmazsınız. Bunu bildiğim için ben de kötü bir şey demiyorum ama o sevimliler sevimlisi sizinle yaptığı programdan sonra hem fiziksel olarak çöküntüye uğradı, hem de nedense sürekli birileri ile kavgalı olmaktan kurtulamıyor. Daha dün gece ünlü bir yapımcı ile saç saça baş başa kavga durumuna gelmiş. Bugün de o kişi hakkında canlı yayında ağza alınmayacak sözler söylemiş. Yani psikolojisi hiç normal görünmüyor. Hocam isim isim de sayabilirim aslında ama eski talebelerinizden tutun da, politikacılardan, medya çalışanlarına kadar sizinle uğraşan veya size sırt çevirmiş kim varsa, muhakkak gözler görülür bir biçimde hem fiziksel, hem manen çöküntüye uğruyorlar ve başları dertten kurtulmuyor.”Bir kere ben Seda Sayan’a çok şefkat duyarım, çok sevgi duyuyorum. O kadını kızdırmaya kalkması bir insanın çok ayıptır. Kadının aleyhinde konuşulmaz. Rencide edilmez. Onu o kadar kızdırmak, onu o hale getirmek çok büyük vicdan çöküntüsüdür, zulümdür. Kadın ne kadar sıkılmış demek ki, ne kadar daralmış ki böyle bir durum meydana gelmiş. Yazık, günah değil mi o insanı o kadar sinirlendirmek, onu o kadar germek? Onun sevgiye ihtiyacı var, şefkate ihtiyacı var; merhamete, muhabbete ihtiyacı var. Kendisi de söylüyordu; “ben kadınım, beğenilmek istiyorum” diyor.“İlgi görmek istiyorum” diyor. Ben de sevgi gösteriyorum. Şefkat de duyuyorum. Hakikaten güzel insan, zeki insan. Çok ayıptır. Yani mahcup etmeye kalkmak bir kadını, köşeye sıkıştırmaya çalışmak, rakip gibi görmek bir Müslüman’ın yapacağı bir şey değil. Çok ayıp. “Programınızı severek ve ilgiyle izliyorum. Konuştuğunuz her konu izleyicileri ekrana kilitliyor. Bu başarıyı nasıl yakalıyorsunuz Hocam? Başarılarınızın devamını dilerim. Soruma gelince Sayın Adnan Hocam, yaklaşık iki gün önce sabaha karşı bir rüya gördüm. Ama sanki yarı uyanıktım. Sanırım karabasan diye tarif ettiğimiz olay başıma geldi. Tam karşımda yaklaşık 2 buçuk metre uzunluğunda simsiyah bir gölge vardı. Bu konuya nasıl açıklık getirirsiniz Hocam? Uyku felci midir, yoksa gerçekten karabasan diye bir şey var mıdır? Teşekkür ederim Hocam açıklamanız için” diyor, Alp isimli bir kardeşimiz. 2 buçuk metre uzunluğunda, maşaAllah o neymiş öyle. Öyle görmüşsündür. Halüsinasyon olmuştur. Uykudan geçişte bazen öyle görüntü oluşabilir insanlarda. Okuyoruz kitaplarda, var öyle bir şey. Önemli değil. Allah dersin, gider; Ya Allah dersin, gider; Ya Allah Bismillah dersin, gider; Bismillahirrahmanirrahim dersin, gider; Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim dersin, gider. Sırf Allah desen, yine gider. Gönlün rahat olsun.
“Selamun Aleykum canım Hocam. Allah sizi çok özel ve güçlü yaratmış, maşaAllah. Şu uğradığınız haksızlıkları, saldırıları dinliyoruz, başımız dönüyor. Dört koldan sizi cenderelemeye çalışan insanlara karşı Battal Gazi gibi mücadele ediyorsunuz, maşaAllah. Haydarı Kerrar Hocam. Haydar Hocam, hayranız size. Canımız Hocam” diyor. Bir hanım kardeşimiz yazmış.
“Selam Sayın Seyyidim, inşaAllah. Bugün üç ilçede A9 afişi dağıttım. Sizden ricam; tanıtımımdan sonra bu bölgedeki izleyici sayısının ne kadar arttığı hakkında bilgi vermenizi rica ediyorum” diyor. Tamam, inşaAllah. “Bir tesbih yollarsanız hediye olarak çok mutlu olacağım” diyor. Bunlara bir kere bir göster, bir tespih veya bir kalem. O kadar çok talibi oluyor ki, maşaAllah.
“Selamun Aleykum Canım Sultanım. Hocam, elhamdülillah, maşaAllah, iyi ki varsınız. Canım fedadır Allah yoluna, inşaAllah” diyor.
Kuran’dan ayetler veriyoruz bazı kardeşlerimize, çıt yok; yanlış diyemiyorlar, doğru da diyemiyorlar. Yok hükmünde. Hiç cevap vermiyor. Öyle olmaz. O, hasta hareketidir.
“MHP lideri Alparslan Türkeş Başbuğumuzun hakkında rahmetliyi övdüğünüz filmler için size minnettarım ve programınızda her daim anarsanız bir MHP’li olarak mutluluk duyarım” diyor, Hakan Demiratan. Başbuğ bizim canımız. Başbuğ bizim asla unutmayacağımız mübarek Hocamızdır, muhterem Hocamızdır. Türk Milleti ona çok şey borçludur. Milleti büyük bir beladan kurtardı, Allah vesile etti. Büyük badireden kurtardık. Allah vermesin, Türkiye komünist olacaktı. Allah korudu, maşaAllah.
“Hocam sizi özellikle takip ediyoruz. Söyledikleriniz, görüşleriniz mantıklı ve kulağa hoş geliyor. Kitaplarınızı da okumayı düşünüyorum” diyor, Muhammed Kadir Bektaş.
“Adnan Hocam benim çocuğum olacak. Erkek olursa sizin isminizi, bayan olursa oradaki konuklarımız lütfen ismini belirlerse çok mutlu oluruz. Saygılarımızla” diyor, Selver Özkan Ailesi. Hanım olursa ne isim vereceğiz? Meryem Ceylan olsun, inşaAllah.
Önder Demir; “Darwincilere, yazmış olduğu büyük Yaratılış Atlası ile büyük darbe indiren saygıdeğer Adnan Oktar Hocama armağanımdır. İyi ki varsın Hocam. İnanın bir devlet gibi çalışıyorsunuz. İslam Birliği’ne çok büyük bir hizmet veriyorsunuz. Allah sizleri başımızdan eksik etmesin. Amin.” “Harun Yahya Darwincilere bir vurdu ama pir vurdu” diyor. Güzel yazmış.
Gökhan Yılmaz; “Merhabalar Harun Yahya Hocam. Ben de sizin talebeniz olup sizin ilminizden istifade etmek isterim. Sizin gibi bir kamil ve mürşit bir zattan ilim ve feyiz almak herkese nasip olmayacak nimettir. Saygılarımı sunuyorum Hocam. Rabbimin selamı ve bereketi sizin ve güzel kardeşlerimizin üzerine olsun” diyor. Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.Biz talebeyiz, daha dur bakalım Gökhan, inşaAllah.
“Hocam, ben sizinle nefes alıyorum. Benim eşim Feride, sizi çok seviyor. O, piyanoda müzik yapıyor ve beste yapıyor. Her gün ‘Ya Mehdi’ ilahisini icra ediyor. Sizi duyduğumuza çok sevindik. Siz çok seviyoruz. Azerbaycan’dan Sungayit.” Telefon numarasını vermiş kardeşimiz.
Muza o kadar çok şaşıyorum ki ben; kıvamı çok şahane, pastanede yapılmış gibi. Tahtadan aşağıya sarkıyor, inanılır gibi değil; hem de böyle 50 kilo, 60 kilo, hevengiyle; böyle bir tane, iki tane de değil. Sapsarı, mükemmel, nefis bir koku; yani artık parfüm olarak kullanıyorlar, nefis bir koku. Kıvamı mükemmel, tadı-şekeri şahane, paketi mükemmel. İncelendiğinde A vitamini var, B vitaminlerinin tamamı var, C vitamini var, E vitamini var, diğer kompleks vitaminler var. C vitamini en güzel şekliyle var. Minerallerin hepsi var; potasyum, magnezyum, kalsiyum, demir, mangan, molibden, hepsi var. Son derece besleyici, tek başına bile yeterli. Bol miktarda protein var, karbonhidrat var, yağ da var. Tahtadan bal akıyor. Çamura bir tahta sokmuşsun, tahtanın ucundan bal akıyor. Pastane gibi çalışıyor adam, pastane imalathanesi gibi. Tahtanın ucundan akıyor. Yaş pasta yani, maşaAllah.
Muz cennet meyvesi, ayette var. Muz olarak tabii var, kiraz var. Her türlü meyve var da, örnek veriyor Kuran. Kuran’da detaya girmez Cenab-ı Allah, ana hatlarıyla bir parça bilgi verir, o kadar. Mesela hanımlarda da, “göğüsleri yeni tomurcuklanmış” diyor; yani dik ve güzel göğüslere dikkat çekmiş oluyor Cenab-ı Allah.Adam bunu bir duyuyor, “bunu nasıl söylersin? Hâşâ. Çoluk çocuk dinliyoruz, mahvolduk” diyor. “Ayet dinlemek istemiyorum” diyor. Bu şirk kafasıdır, müşrik kafasıdır bu. Allah diyorsa o güzeldir, o aşkla dinlenir. “Aman aman, yapmayın” diyor. Birçok ayet okunamıyor, yasak. Birçok Kuran ayeti okunamıyor. Adam “Edebe aykırı, adaba aykırı” diyor. “Şimdi çoluk çocuk, ailece izliyoruz burada, nasıl böyle söylenir?” diyor. Allah söylüyor, Allah söylüyor. “Allah da söylese ben istemiyorum” diyor hâşâ. “Edebe aykırı” diyor. Edebi sana kim öğretiyor? Allah öğretiyor sana. Sen hâşâ Allah’a edep mi öğretiyorsun? Terbiyesiz. Allah’a edep öğretmeye kalkıyor hâşâ. Bu kadar anormal ve bu kadar bağnaz ve bu kadar deli ruhlu oluyorlar.
Kadir Ülger; “Hocam, yüz yüze görüşmek istiyorum” diyor. Tamam. Genellikle Hz. Mehdi (a.s)konusunda insanlar çekiniyorlar, birçok insan çekiniyor. Kardeşimiz de buna şaşırmış. İşte burada bir gariplik var. İttihad-ı İslam’dan şiddetle kaçınanlar, mesela bakıyorsun, hanımların evden çıkmaması konusunda çok titizler ama İttihad-ı İslama da şiddetle karşılar, bir garipler. Kadınlara karşı da içlerinde bir sevgi yok; sürekli örtsün, kapatsın, içeriye kapatsın, hayatla bağlantısını koparsın, hakaret etsin, aşağılasın, dövsün, küfretsin, değer vermesin, arkası sıra yürüttürsün, eksik etek desin, buçuk adam desin. Böyle bir kafa içerisindeler. Garipler yani, çok şaşırtıcı. Bu nefretleri nasıl gelişti, bu deli kafaya nereden ulaştılar, ben bunu da anlayabilmiş değilim.
“Canım Hocam, sizi izlerken zaman bizde duruyor. Saatler sadece sizi gösteriyor” diyor. “Gözlerimizin feri, gönüllerimizin nuru oldunuz, maşaAllah. Boşa atan yüreklerimizi Allah sevgisiyle harekete geçiren vesilemiz oldunuz. Şimdi damarlarımızdaki kan Allah aşkına doğru akıyor, inşaAllah” diyor, mücahide bir hanım kardeşimiz.
“Selamun Aleykum” diyor, “Hocam, inanın sizi çok kıskanıyorum. Böyle maşaAllah birbirinden güzel, olağanüstü hoş insanlarla, bayanlarla beraber olmak ne güzel” diyor. Bir hanım kardeşimiz yazmış.
Sen ayet, hadis mi okuyacaksın?
SEMRA HANIM: Evet Hocam. Hz. Mehdi (a.s)döneminde Hocam, herkes çok bakımlı, şık olacak, inşaAllah. Siz her zaman tarif edersiniz. Peygamberimiz (s.a.v)’den bir hadis okuyacağım. “Eban bin Talip der ki; İmam bin Cafer-i Sadık’ın şöyle buyurduğunu duydum: ‘Ben Kaim’i (Hz. Mehdi (a.s)) görür gibiyim. Necef’in arkasında Resulullah (s.a.v)’in beyaz zırhını giyecek ve zırhı giydikten sonra bedeni tıpkı Resulullah (s.a.v)’in bedeni gibi genişleyecek. Cennet ipeklerinden bir elbise zırhı örtecek.’”(İmam Mehdi, Ali İrfan, Velayet Yayıncılık, sf. 94)
ADNAN OKTAR: Yani, demek ki cayır cayır kıyafetleri yanacak Hz. Mehdi (a.s)’ın, parlayacak demek ki. MaşaAllah çok zevkliymiş. Allah bizi talebe etsin, inşaAllah.
“MaşaAllah Hocam, keyfiniz yine her zamanki gibi yerinde. Hep öyle olsun. Nur yüzlü programcılarınızdan da Allah ayırmasın sizi, inşaAllah” diyor bir kardeşimiz, maşaAllah.
“Seyyid Muhammed Adnan Hocam, çok haklısınız. Sizin vesilenizle hakikati öğreniyoruz, elhamdülillah. Müslümanları büyük bir tehlikeden korudunuz çok şükür. Vesilenizle Türk Milleti büyük bir fitneden kurtuldu, inşaAllah. Canım Hocam, burada arkadaş ortamında çok tartışıyorduk.” Abdülkadir kardeşimiz yazmış, inşaAllah.
“Yeni kanalınızı keyifle izliyoruz. Hocam, neden reklam almıyorsunuz kanalınıza?” diyor, Osman Ege. Ne güzel işte bak, imani konuları anlatıyoruz. Reklamlar olunca beklemek durumunda kalıyor insanlar, yani “bir bitsede” diye. Niye bekletelim? Direkt imani konuları anlatırız. Oradan gelecek para Allah’tan gelir, inşaAllah.
“Hocam maşaAllah, şu an canlı yayın yapan ya tek ya da ender kanallardansınız Hocam” diyor, Kerem Ala.
İttihad-ı İslam olduğunda hanımlar böyle çiçek gibi gezecekler. Allah onların o güzelliğini ortaya koyacak. Yazık, benim canlarımı, soldurdular birçoğunu, birçoğunun güzelliğini yok ettiler, ezdiler. Yüzleri bir karış o dünya tatlılarının. Trafikte falan da öyle, hanımları rencide etmek, mahcup etmek, terslemek çok çok ayıp. Benim bu canlarım inşaAllah can bulacaklar, can. Ellerinden yüzlerinden böyle ışık saçılacak, neşe bulacaklar. Ben dışarıya çıkıyorum yazık, o çocukların yüzleri bir karış. Hep böyle çekingenler, kimseye bakamıyorlar. Mesela bazı yerlere gidiyorlar, çocukları üzüyorlar, iki saat bekletiyorlar, beş saat. Sanki böyle köleye muamele eder gibi. Git gel falan, otur kalk. Eline yüzüne toz toprak sürüyor çocuğun. Saçlarını o elektrikli aletle çekiştire çekiştire yakmaya kalkıyorlar, bir şeyler yapıyorlar. Suratına bir şeyler sıkıyor, kafasına. O hep ciğerine gider, eline yüzüne çocuğun doluyor. Gece gündüz her gün olur mu? Ciltleri hep bozulmuş çocukların, birçoğunun. Yazık günah değil mi? Körpecik onlar. Küçücük çocuk, 19- 20 yaşında. Gencecikler. Su gibi onlar. İnsan kıyar mı onlara? Çok zor şartlarda yatırıyorlar çocukları bazı yerler, duyuyorum ben. Aç biilaç, yemek yedirmiyorlar çocuklara. Tabii, 48 kilo ayakta tutacağız diyerekten. Delikanlı kız, istediğini yesin, sana ne? Genç kız dediğin zımba gibi olacak. Bayağı sağlıklı olsun çocuklar, ne alakası var? Gayet neşeli, güzel olsunlar. Bir kadın yapısı vardır klasik, onu da bozuyorlar, o fıtratını da bozuyorlar. Erkeğe benzetmeye çalışıyorlar kadınları bir kısım vatandaşlar. Normal kadın görünümünde olması lazım kadının.
“Hocam, çocuklarımın üzerine yemin ediyorum ki” diyor. Öyle yemin olur mu? Öyle deme, Allah adına yemin edilir, inşaAllah. Çocuklara Allah uzun ömür versin. “Biraz önce muz yedim ve yerken de ‘Allah'ın nasıl bu kadar güzel yarattığını ve acaba cennetten bir meyve midir’ diye düşünmüştüm. Şimdi ise siz muz hakkında konuştunuz, hatta cennet meyvesi olduğunu söylediniz, maşaAllah. Sevinçten güleyim mi, ağlayayım mı şaşırdım. Allah sizi başımızdan eksik etmesin” diyor, maşaAllah. Kalbin temiz, kalbin temiz olduğu içinde Allah sende keramet meydana getirmiş, maşaAllah. O senin kerametin, maşaAllah.
“Selamun Aleykum Muhterem Hocam. Sohbetlerinizde sürekli İttihad-ı İslam’dan bahsediyorsunuz ve cemaatleri, Hocaefendileri sahipleniyorsunuz. Bunu, Yeni Akit gazetemiz de yapıyor. Allah sizin hizmetinizden razı olsun. Yeni Akit gazetemiz ve A9 TV’yi takip ediyoruz ve tavsiye ediyoruz, inşaAllah. Ayrıca, şimdi olduğu gibi canlı sohbetleriniz arasında Almanya’da sürekli yayın bozuluyor. Bu durum hemen hemen her canlı sohbetinizde oluyor ve kasıtlı olduğunu düşünüyorum.” Olabilir, tabii, ona bir şüphe gözüyle bakın. Özellikle orada paralize ediyor, bozuyor olabilirler. Onu teknik bir incelemeye alın. “İnternetten izlemek durumunda kalıyorum. Bu sorun giderilebilir mi?” diyor. Tabii tabii. “Size ve talebelerinize hayırlı sohbetler diliyorum muhterem Hocam” diyor, Muhammed Cil kardeşimiz, Stuttgart’dan yazmış.
Yeni Akit o kadar zor şartlarda çıkan bir gazete ki. Çok delikanlıdır Yeni Akit. Herkes desteklesin. Mümkünse, eğer imkânı dâhilindeyse kardeşlerimiz kolaydaysa, mutlaka alsınlar Yeni Akit gazetesi. Tabii, destekleyin Yeni Akit Gazetesini. Onlar İttihad-ı İslam için, Türk İslam Birliği için, bütün Müslümanların hayrı için gayret ediyor ve çok başları belaya giriyor. Hepsinin en az 50-60 tane davası var, her yazarının. En az 50-60 davası var. Çok zor şartlarda, çok kıt kanaat yaşayan insanlar. Fakir yaşıyor bu insanlar, sırf Allah için hizmet ediyorlar. Bu kadar zor şartlarda çalışan bir gazeteye destek olmak gerekirken “gazeteyi almayın” denir mi? Şu akla bak sen. Herkes alsın Anadolu’da Akit Gazetesi’ni, kardeşlerimiz, mümkün olanlar alsınlar. Kahvehanelerde bulundurun. Mesela bir kahvehaneye geldiğinde bir tane koyun. Okunsun yani Yeni Akit. Çok dürüst, delikanlı gazetedir, hep haktan yanadır Yeni Akit, inşaAllah. Ve her Müslüman’ı sever. Mesela Fethullah Hocamız gündem olur, hemen savunur. Kim olursa olsun. Mesela en garip bilinen, farz edelim şu Müslüm Gündüz. Mesela adama “ajan” diyorlar, şunu diyorlar, bunu diyorlar. Ona bile toz kondurmaz gerekirse. Yazık günah, Müslüman bunlar. Her halükarda “La ilahe illallah Muhammeden Resulullah” diyor. Tamam, cahillik etmiş olabilir, yanlış teknikler uygulamış olabilir. Ama o kendi aklıyla, kendi ferasetiyle o kadar düşünebiliyor. Yani itici ve atıcı bir üslup olmaz. Koruyup kollayan, şefkat duyan bir üslup gerekir inşaAllah.
“Sayın Hocam, ben kardeşiniz Fatma Terzioğlu. Muharrem ayının dokuzuncu gecesini onuna bağlayan gece rüyamda gördüm, sizin evinize ziyarete gelmişim, sizin evinizde aşure yapılmış, bana buyur ediyorsunuz. İnanın bu rüyanın neye delalet olduğunu çözemedim. Aydınlatırsanız sevinirim. Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Saygılar.” Demek ki aşure yapıp dağıtmamız gerekiyor, anlaşılan bu, inşaAllah. İnşaAllah İslam hakim olacak, ona işaret. İnşaAllah Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceksin, ona işaret. İnşaAllah. Aşure; demek ki Hz. Nuh (a.s)’ın sünneti yerine gelecek, sosyal adalet meydana gelecek, mal saha üzerine bölünecek, Müslümanlar arasında dağıtılacak. Ondan buğday alınacak, ondan arpa alınacak, ondan nohut alınacak, ondan mercimek, ondan fasulye, ondan şeker, kayısı; bir kazanda kaynatılacak, fakire-fukaraya dağıtılacak. Bu nedir? Aşuredir. Hz. Mehdi (a.s)demek ki aşure ruhunu ayaklandıracak, aşure ruhunu dünyaya hakim edecek. Biz de talebeleri olarak aşure dağıtan Hz. Mehdi (a.s) ’ın talebeleri olacağız, inşaAllah.
SEMRA HANIM: Hocam, Peygamberimiz (s.a.v); “Ölüler dahi yeniden yaşamayı arzulayacaklar” diye buyuruyor.
ADNAN OKTAR: Hz. Musa (as) Firavun’un şerrinden kaçarken orada hayvanlarını sulayan iki tane hanım görüyor. Yobaz takımı gibi kaçmıyor. Ne yapıyor? Yanlarına gidiyor. İyice gidiyor yanlarına ve onlara yardımcı olmak istediğini söylüyor. Gidiyor hayvanlarını suluyor, o hanımlar da ondan uzaklaşıyor mu? Uzaklaşmıyorlar. Çünkü efendi ve dürüst bir insan, sevgi dolu bir insan. Onlar da onun yanına geliyorlar. Ve dikkatlice Hz. Musa (as)’a bakıyorlar. “Baba, bu insan güçlü bir insan” diyor. İzlemiş bakmış, onu hissetmiş, görmüş, “güçlü bir insan”“ve güvenilir bir insan” diyor. Konuşmuş. Güçlü olduğunu görerek anlayabilir. Güvenilir olduğunu da konuşarak anlayabilir. Hem konuşmuş hem görmüş. Ama iman ruhuyla bakmış, güvenle bakmış. İki taraf da birbirine güvenle bakmış. Ama ahlaksız birisi olduğunda ne yapar adam? Kendi kızı dahi olsa tecavüz etmeye kalkar. Ahlaksızlık yapmaya kalkar. Başkasının karısı kızı da fark etmez ona, kendi kızı da fark etmez. Allah’tan korkan için sınır bellidir inşaAllah. Mesela Peygamberimiz (sav) kadınlara karşı müthiş sevgi dolu. O meşhur özelliğidir Peygamberimiz (sav)’in, herkes bilir. Münafıkların da en bunaldığı konu odur. Peygamberimiz (sav) hanımlarına baktıkça içi açılıyordu, acayip seviyordu onları. Güzel kadına karşı müthiş bir sevgisi var içinde. Onlara hem mürşitlik, öğretmenlik, hocalık yapıyordu hem de eşiydi. Ama onun ruhu açılıyordu. Mesela sabah kalktığında onda Peygamberlik halleri oluyordu. Ama hanımlarıyla şakalaştığında Peygamberimiz (sav)’de insanların konuşabileceği hale geliyordu. Müthiş bir heybet kaplıyordu, peygamberlik heybeti kaplıyordu; bakanın dili lal oluyordu, konuşamıyorlardı. Onu Peygamberimiz (sav) gidermek için sürekli şaka yapıyor. Hanımlarıyla şakalaşıyor, o üstündeki heybet insanların görüp konuşabileceği hale geliyordu o zaman. Müthiş bir sevgisi vardı hanımlarına karşı. Sürekli de evleniyordu, sürekli. Helal olsun dedeme benim, canım dedeme. Helal olsun benim canıma. Cenab-ı Allah, sürekli evlendiğini görünce tabii biliyor Cenab-ı Allah kaderde; “artık bundan sonra sana evlenmek yasak” diyor. Çünkü sürekli mehir vermesi gerekiyor. “Aldım gitti, aldım gitti” sürekli evleniyor. “Fakat” diyor Cenab-ı Allah, bir istisna koyuyor; “kendini hibe eden hanımlar, cariyeler müstesna” diyor. “Onlar ayrı” diyor. Zaten öyle oldu mu sonuna kadar yol açık, maşaAllah. O yüzden çok fazla kendini hibe eden hanım oldu Peygamberimiz (sav)’e. Tarihe bunların kaydı düşmemiş, bir kısmının. Çok çok fazladır. Çok az bir kısmı bildirilmiş. Ve daha çok bilinen, ünlü hanımları var, onların ismi geçiyor ama çok çok fazla, kayda almadıkları veyahut anlatmadıkları çok daha fazladır. Özellikle kendini hibe eden hanımlar. “Ya Resulullah” diyor, geliyor, “ben kendimi sana hibe ettim. İster al, ister alma, takdir senindir” diyor. Peygamberimiz (sav) de “aldım gitti” diyor. MaşaAllah. Mehir de vermiyor hiç, o kadar. Peygamberimiz (sav)’in artık helali olmuş oluyor. Münafıkları en çok kudurtan, münafıkları en çok delirten tek konu budur. Bunu, bilinmiyor o kadar. Münafıkları kızdıran konuya bakın Kuran’da, ana konu budur. Buna çok kızmışlardır. Bak şimdi Peygamberimiz (sav) yolda giderken bakıyor, kadını beğeniyor, beğeniyor annelerimizi, hoşlanıyor. Kendine ait olmasını istiyor, helali olmasını istiyor ama beğendiği için, gördüğü için. Arkadaşlar ne diyor? Bunların kafasına göre, Allah esirgesin, bunlar Peygamberimiz (sav)’e de saldırmaya kalkarlardı. Saldırır. Hz. Musa (as) da saldırırdı bunlar. Çünkü diyecek; “sen hanımlarla niye görüşüyorsun?” hâşâ. “Onlar da seninle görüştü” diyeceklerdi. Her ikisini de hâşâ neuzü billah, günaha girmekle suçlayacaklardı.
Hz. Yusuf (as)’ın evinde kaldığı hanım çok çekici bir hanım, güzel bir kadın. Ama şeytani. Hz. Yusuf (as)’n yanında dekolte geziyor, açık. Uzun yıllar onunla beraber Hz. Yusuf (as). Yıllarca beraber kalmışlar. Tek, yalnız da kalıyorlar. Ama Hz. Yusuf (as) öyle güzelleşiyor, öyle çekici hale geliyor ki artık kadın dayanamıyor en sonunda. Kuran’da anlatılan odur. Arzuluyor onu. “O da onu arzulamıştı” diyor, “Hz. Yusuf da onu arzulamıştı” diyor. Yani görmeden arzulaması mümkün mü? Arzulamış işte. “Rabbinin burhanını görmeseydi” -Allah esirgesin- “gayri meşru olarak ilişkiye girecekti” diyor. Ama Rabbinin burhanını gördüğü için cinsel ilişkiye girmiyor. Ama beğenme var, görüyor ve konuşuyor. Şimdi yobaz takımına göre Hz. Yusuf (as)’ın bu tavrı nedir? Günaha girmedir. Çünkü bir hanımla bir evde baş başa kalmış oluyor. Konuşmuş oluyor ve bakmış oluyor ona. Hatta beğenmiş oluyor. Kuran ayeti bu. Çıt çıkartmıyorlar, mesela bak bunları anlatıyorum, hiç gördünüz mü bana cevap verdiklerini? Yok, cevap yok. Hiç cevap vermiyorlar. Yok hükmünde kabul ediyorlar. Ne kadar delil verirsek verelim Kuran’dan, ses yok. Çık de ki hâşâ, neyse artık senin o küfür kafanla, buna bir açıklama getir. Bildikleri için rezil olacaklarını cevap yok. Mesela bak cennet kadınlarından bahsetmiyorlar, çekiniyorlar. Mesela “Göğüsleri yeni tomurcuklanmış”. Adam diyor ki “Vel haya , minel iman. Ayıp, bunu nasıl konuşursun sen?” diyor. Yani haşa Allah’ın ayıp olan bir şeyi söylediğini iddia ediyor. “Bu konuşulmaz, söylenmez bu” diyor. Kuran’da bu, ayet. “Okuyun” diyor Allah, “öğrenin ve anlatın” diyor. “Çoluk çocuk burada seyrediyoruz” diyor. Allah “çoluk çocuğa anlatmayın” demiyor ki. “Eşim var yanımda” diyor. Eşin de bilecek, çoluğun çocuğun hepsi bilecek. Adabı edebi hâşâ siz Allah’a mı öğretiyorsunuz?Akıllı olacaksınız, inşaAllah.
“Aman Allah’ım, ne kadar güzel anlatıyorsunuz Hocam” diyor, “muz hakkında çok güzel bilgi verdiniz” diyor, maşaAllah.
Mert Durdu; “Selam Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam, ben bugün arkadaşıma gittim, hayatımın dönüm noktası oldu. Arkadaşım, kanalınız olan A9 TV’yi açmıştı. Gözlerime inanamadım, üç gün boyunca rüyamda gördüğüm ve bana gülümseyen nurlu kişinin karşımda, televizyon ekranında olduğunu görünce şok oldum. Gözlerime inanamadım. Hemen arkadaşımın evinden internete girip size anlatma gereği duydum ve artık sizin büyük birisi olduğunuzdan çok eminim. Eşim ve arkadaşlarım ailece şok içindeyiz Hocam. Lütfen bu mesajımı okuyunuz” diyor, Mert Durdu.
Mert, beni televizyonlarda, gazetelerde, internette görüyorsundur; aklına takılabilir, rüyanda öyle görürsün. Güzel bir şey bu, çok hoş. Allah sevmen için bir harika meydana getirmiş, inşaAllah.
“Hocam, ‘müşrik alametidir’ demiştiniz” diyor, “Hz. Mehdi (a.s)ve Mehdiyet’le mücadele edecek olanlar çoğunlukla münafıklar mı, müşrikler mi, kafirler mi olacak?” Münafıklarla müşrikler zaten iç içe oluyor, yani münafıklar genellikle müşriktirler. Dolayısıyla küfür içinde olmuş oluyorlar. Münafık kafirin önde gidenidir, yani azılı kafirdir. Yani kafirden daha eşeddir. Mesela kafire şefkat olunur ama münafığa olmaz. Mesela kafiri kurtarmak için gayret edilir ama münafık çok aşağılık bir mahluktur, inşaAllah.
Ne var başka filmimiz?
SUNUCU:Her an korunan dünya.
ADNAN OKTAR: Her an korunan dünya; ilginç. İzleyelim.
-VTR- Her An Korunan Dünya
ADNAN OKTAR: Buyurun Ebru Hocam, sizi dinleyelim.
EBRU HANIM: Hocam, DNA’nın kopyalanması ile ilgili kısa bir bilgi vermek istiyorum. DNA’da 3 milyar harf var. Ve bir milyon sayfadan oluşan, 1000 ciltlik bir ansiklopedi olarak düşünebiliriz.
ADNAN OKTAR: 3 milyar harf, 1000 ciltlik ansiklopedi. Alıyorsun ansiklopediyi,bir sayfa açıyorsun, içi baştan sona yazı dolu ama yazıda en ufak bir hata yok. Kelimeler mükemmel, cümleler mükemmel.
AYLİN HANIM: Ve sadece 4 şifreyle Hocam.
EBRU HANIM: Ve Hocam her hücre bölündüğünde bunun bölünmesi gerekiyor. Bunu teknolojik olarak şu an herhangi bir fotokopi makinesi 1000 ciltlik bir ansiklopedinin ancak çok uzun zamanda fotokopisini çekebilir yada bu şekilde basılabilir. Fakat 20 dakika ile 80 dakika arası, en fazla, DNA’daki bu bilgi tamamen hücre tarafından kopyalanıyor. Ve hatasız şekilde, maşaAllah. Dünyada böyle bir teknoloji yok şu an.
ADNAN OKTAR: Allah’ın sanatına bakıyorum da, hayret.Bir de bunu beynimizin içerisinde görüntünün içinde bize gösteriyor. Görüntünün şu rengârenkliğine bak. Bir de biri görüyor. Yani bu tam bir muamma insanlar için. Bak birisi görüyor. Bu öyle büyük bir olay ki kardeşim. Bunun hiçbir açıklaması yok. Metafizik üstü metafizik bir şey. Bak gören biri var. Biri şuurlu olarak görüyor. Hiçbir açıklaması yok yani. Hayır, ışığı bir yere düşürmek ayrı, görüntüyü düşürmek ayrı. Bir de görüntüyü gören biri. Gözsüz gören biri, kulaksız duyan biri var. Ve asıl insan da o. Ne kadar garip yaratılmışsız, ne kadar ilginç yaratılmışız. Allah’ın sanatı ne kadar kapsamlı. Ne güzel imtihan oluyoruz.
Ahireti çok merak ediyorum, cenneti, maşaAllah. “Uykudan uyanır gibi uyanacaksınız” diyor, Hz. Ali (ra)’ın anlatımı. “Birden bir perde açılır gibi, birden keskin bir berraklık şeklinde uyanacaksınız” diyor. Kim bilir nasıl? Bir bakacağız, maşaAllah. Cennet kapıları nasıl, bilmiyoruz; cennetin bahçeleri nasıl, bilmiyoruz. Mesela cehennem arazisine gideceğiz bakacağız, inşaAllah. Allah oradan kurtarır, inşaAllah. Ne acayip, maşaAllah. Kısacık da bir süre var, imtihan suresi. Bu imtihan süresinde de insanlar bayılıyor dünyaya. Allah Allah, bayılacak ne var dünyada? Belli ki imtihan olunacak kadar bir imkan verilmiş burada. Bu kadar bağlanacak yani. Deli olan bağlanmaz. Ne var dünyada?
CEYLAN HANIM: Hocam, siz ahirette fizik kurallarının da değişeceğini söylemiştiniz. Onu da çok merak ediyorum.
ADNAN OKTAR: Mesela şimdi bizim midemiz var, karaciğerimiz, kalp var. Orada o yok. Yani kalp var ama süs olarak var inşaAllah. Bir insan kardeşimiz, mesela 200 ton, 300 ton yemek yiyor. Hiçbir şekilde doygunluk duymuyor ve hiçbir rahatsızlık da duymuyor. Onunla ilgili en ufak bir sorunu olmuyor. Sürekli akşama kadar yiyor. Oradan meyve koparıyor, kuş etleri yiyor. Büyük bir iştahla yiyor. Mesela yeni bir kanun, yeni bir fizik kanunu. Mesela gül kokusu, karanfil, çiçek kokuları var çeşitli. Cennet çiçeklerinden çok küçük numunelerdir onlar. Cennet çiçeklerinin her biri ayrı güzel kokuyor. Ama çok keskin ve güzel kokular. Mesela biz gül kokusunda nefesimiz kesiliyor. Cennet kokusunun kıyaslandığında dağlar var arada. Mesela biz burada muzdan bir lezzet alıyoruz. Meyveden lezzet alıyoruz. Cennette alınan lezzet kıyası kabil değil. Mesela güzellikten biz burada zevk alıyoruz, güzel bir insandan. Ahirette kıyası kabil değil. Hipnotize olacağız güzellik karşısında. Yani çok şiddetli bir haz oluşuyor. Çok çok şiddetli bir haz, inşaAllah. Bir de sonu yok. Yani o kadar acayip ki. Mesela iki yüz trilyon sene geçiyor, daha dün gibi. Üstüne bir on bin trilyon sene daha geçiyor, daha dün gibi. Yüz bin trilyon sene geçiyor, daha dün gibi. Hiç bitmiyor. Allah Allah. Buradaki bak kısacık ömür oluyor. Mesela; 70, 80, haydi 100 diyelim, ona benzer bir şey oluyor. Göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Ama ahirette trilyonlarca sene daha başlamamış hükmünde oluyor. Mesela trilyon çarpı trilyon diye trilyonlarca sene söylesek meydana gelen rakamı düşünün. Bu kadar süre geçtiğinde, ne kadar süre geçti? Daha hiç süre geçmemiş oluyor. Daha hiç başlamamış oluyor. Sonsuzluk büyük bir nimettir. Allah’ın yarattığı en büyük nimetlerden biri de odur, sonsuzluktur. Sonu olmaması, çünkü Cenab-ı Allah’ın kendisinin sonu yok. Kullarını da o hale getiriyor Cenab-ı Allah, ne güzel. Sonu olmayacak hale getiriyor. Tabii, ona göre fıtratımız öyle zaten. İnsanda en büyük içgüdü, en şiddetli içgüdü sonsuz olma içgüdüsüdür. Mesela bak cinsel içgüdü vardır, doyurulur. Açlık içgüdüsü vardır, doyurulur. Birçok içgüdü vardır, hepsi doyurulur. Sonsuzluk içgüdüsü öldükten sonra başlıyor, inşaAllah. Ölme diye bir şey olmuyor da ölme bir aşaması olmuş oluyor. Adı ölme. Ölme, dirilme aslında. Yani dirilmenin adına ölme deniliyor. Tabii. Çünkü ölme olayı dirilmenin keskin haline deniliyor. Yani kafanın berrak, görüşün berrak olarak yeni boyutta ortaya çıkmasına ölme deniliyor, inşaAllah.
Ceylan Hocam, buyurun.
CEYLAN HANIM: İnşaAllah Hocam. Hocam, biz de dün cennetten bahsetmiştik siz yokken. Siz biliyorsunuz, inşaAllah. Bir de insanın çok fazla bedeninin olması da çok büyük bir nimet Hocam. O da şimdi aklıma geldi.
ADNAN OKTAR: Şimdi Mesela cennette Peygamberimiz (sav) ile sohbet etmek istiyor, yemek de yemek istiyor, eşiyle beraber olmak istiyor. Eşinin diğer tecellileriyle beraber olmak istiyor. Cennette gezmek istiyor. Cennet bahçelerinde koşuşturmak istiyor. Cennet arabalarına binmek istiyor. Şimdi bir tane bedeni olunca olmaz. Cenab-ı Allah bedenine sınır koymuyor, istediği kadar, ne kadar istiyorsa o kadar oluyor. Nerde olmak isterse. Çünkü Allah “canınızın istediği her şey” diyor. Tek bir ruh var, bir tane ruh var, binlerce bedene o ruh hakim. Yani nasıl bizim iki kolumuzda da tek ruh hakim. Mesela bu kolumuzu hissediyoruz ayrı bir kol şu hissettiğimiz. Mesela sol kolumuzu ayrı hissediyoruz, sağ kolumuzu da ayrı hissediyoruz. Ama ikisini de ayrı ayrı tek bir ruh hissediyor. Mesela görmeyi ayrı hissediyoruz, onu da tek bir ruh hissediyor. İşitmeyi de. Mesela sağ kulağımızla işitmeyi de sol kulağımızla işitmeyi de aynı ruh hissediyor. Sağ ve sol gözlerimizle görmeyi aynı ruh hissediyor. Orada insanın binlerce gözü, binlerce kulağı oluyor. Fakat tek bir ruh bunu hissediyor. MaşaAllah.
Aylin Hocam buyurun, sizi dinliyorum.
AYLİN HANIM: İnşaAllah, bir de Hocam, “bütün Peygamberlerle birlikte olunacak orada” diye anlatmıştınız.
ADNAN OKTAR: Resulullah (sav) dünya tatlısı, bir kere cennetin en sevgilisi odur. Herkesin sofrasında herkesin sohbetinde Resulullah (sav) vardır. Onun için çok fazla bedeni var Peygamberimiz (sav)’in. Bütün ümmete yetecek kadar çok bedeni var. Her yerde aynı Resulullah (sav). Hz. Yusuf (as)’la da sohbet etmek istiyorlar, onun da bedenleri bütün Müslümanlarla beraber. Hz. Nuh (as), çünkü herkes onun o hikayesini dinlemek istiyor, o konuları. Görmek de istiyorlar. Konu o kadar çok ki. Hz. Zülkarneyn (as) ayrı dinlemek istiyorlar, Hz. Süleyman (as)’ı ayrı dinlemek istiyorlar. Çünkü konular çok fazla. Cennetin aktüel konuları bunlardır. Öyle gazete haberleriyle ilgilenilmez. Televizyon haberleri değil de bunlar çok hoşa gider. Buna ait görüntüleri görmek mümkün oluyor cennette. Mesela “o sarayını nasıl inşa ediyorlar?” diye görmek istiyorlar, Allah gösteriyor. Cehennem ehlini görmek istediklerinde, cehennem ehlini görüyorlar. Yahut dünyadaki bir faaliyetini görmek istiyorsa onu görmüş oluyor. Tabii Allah’ın sanatı öyle tarif edilmeyle, anlatmayla bitecek bir şey değil. Yani ucu bucağı yok. Kromozomlara bakıyoruz, mesela bak anlattınız, nefes kesici. Hücreye bakıyoruz, nefes kesici. Atomlara bakıyoruz, nefes kesici. Kainattaki atom sayısına bakıyoruz, şimdi kainatta ki atom sayısını bir düşünün, hepsi büyük bir intizam ve çok büyük bir gayretle bak, 15 milyar seneden beri dönüyor. Gazı yok, bezi yok bunların benzini yok. Enerjiyi sadece Allah’tan alıyorlar. Habire dönüyor. Patlasa da dönüyor, vursa da dönüyor, ezseler de dönüyor, habire dönüyor. Yok olmuyor, ne yaparsan yap. Kainatı Cenab-ı Allah yeniden yarattığında da bütün fizik kanunları yeniden yaratılıyor. Bizim bildiğimiz fizik kanunları klasiktir, bilinir. Hep şaşıracağımız kanunlar. Maddenin yapısı değişik, hücrenin yapısı değişik, fizik kanunları değişik. Allah bu kanun dedi mi biz bu kanunu anlıyoruz, başka bir kanun yarattığında başka bir kanunu anlıyoruz. Fakat cennetin en büyük nimeti Allah ‘ı sevmektir. En büyük aşk orda ne cennet çeşmesi, ne cennet bahçesi. En fazla Allah’a olan aşktır. Allah tecellisi olduğu için onları çok severiz biz. Cennet bahçelerini, cennet insanlarını o yüzden çok seviyoruz. Zaman zaman da Cenab-ı Allah insan suretinde tecelli ediyor ahirette. Çok çok güzel bir insan suretinde tecelli ediyor ve “selam” diyor. “Allah’tan sözlü bir selam işitirler” diyor, ayet. Mesela “Selamün Aleyküm” diyor Cenab-ı Allah, “Aleyküm selam” diye Müslümanlar cevap veriyorlar. Tecellisi, Allah’ın tecellisi inşaAllah. Hoşlarına gitsin diye Cenab-ı Allah böyle bir güzellik meydana getirmiş.
Bu eğitimden geçmezsek normal olmuyoruz, Allah esirgesin. Adamlar diyor ki “direkt cennete gitseydik”. Sen bir düşün bakayım, direkt gitsen ne olurdu? Gider bir köşede oturur. Sevgiyi öğreniyorsun, merhameti öğreniyorsun, şefkati öğreniyorsun, derinliği öğreniyorsun, Allah aşkını öğreniyorsun, tutkuyu öğreniyorsun, Allah'a güvenmeyi öğreniyorsun, Allah’a tevekkülü öğreniyorsun. Bak mesela Hz. Adem (as)’ı Allah doğrudan koydu cennete, daha ilk ortamda şeytanın telkini ; “seni Allah sonsuz kılmayacak, haberin yok” diyor. “Ben sana bak bir iyilik yapayım, orda bir ağaç var, onun meyvesinden yediğinde sonsuzluğa ait bilgi ve o gıda vücuduna geçecek ve asıl ondan sonra sonsuz olursun. Normalde sen sonsuz değilsin, sana Allah söylemiyor. Bak ben sana iyilik yapıp söylüyorum” diyor. Allah da diyor ki ‘’sakın yanaşmayın o ağaca ‘’ diyor. Allah’ın yasaklamasının sebebinin o nedenden olduğunu düşünüyor Allahualem. Hâşâ yani orda bir zelle var, peygamber zellesi var. Halbuki Allah “yanaşmayacaksın” diyor. Halbuki sonsuz yaratacak olan Allah, belli. Sonsuz olabilmek için Allah’a hâşâ orada güvenemeyip şeytana güvenip gidip yiyorlar. Allah “birden ayıp yerleri göründü” diyor. Ondan sonra Cenab-ı Allah onları dünya boyutuna alıyor. Çünkü imtihan olmadı mıydı böyle olur işte. Sonra bak dünyada eğitilince ne oluyor? Ulu-l azim peygamber oluyor. Şimdi cennete gittiğinde şeytan ona gelse dese ki; “bu sonsuzluk ağacı, bunu yemezsen sonsuz olamazsın” dese kale alır mı onu, bu kadar eğitimden sonra? Ama bu eğitimi almadığında yapıyor işte. Ulu-l azim peygamber. Allah eğitimin ne kadar gerekli olduğunu göstermek için Hz. Âdem (as)’daki bu olayı meydana getirmiştir.
Dünya çok acayip bir yer, çok çok acayip bir yer. İmtihan olmamız çok acayip. Yani dünyaya kaptırmamak, insanları putlaştırmamak lazım. İnsanlar insanları ilahlaştırıyorlar, putlaştırıyorlar. Ben görüyorum, televizyonu açıyorum. Yere kırmızı halı falan seriyorlar. İşte “Dük bilmem ne”, “Kont bilmem ne”. Nihayetinde bu zavallı bir insan değil mi? Ölüp gidecek bu. Yemek yemese perişan olur, su içmese perişan olur. Doğal ihtiyaçları olan garibanın teki bu. Yıkanmasa ne hale geldiğini görüyorsun. Zaten birçoğu da ayakta duramıyor, yaşlılar. Kimi tansiyon ilaçlarıyla, romatizma ilaçlarıyla, kanser ilaçlarıyla zor ayakta duruyor bu adamlar. Zaten bir dahaki seneki toplantıya da hiç gelmiyor, toprağın altına giriyorlar. Bu adamları adam ilahlaştırıyor. Bu akıl mı şu? Müslüman’ın yapacağı bir hareket mi? Müslüman bir tek Allah’ı ilah kabul edecek. Allah’ın zavallı kullarına sadece şefkat duyulur. Münafıksa da buğz edilir inşaAllah.
Şimdi benim canım Hocamı, Şeyh Nazım Hocamı kısaca bir dinleyelim, sonra devam edelim.
-VTR- Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Anlatıyor
DAMLA HANIM: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Buyurun Hocam, bir konu alalım.
GÜLŞAH HANIM: Tabii Hocam. İman hakikatlerinden anlatayım. Makrofajları anlatayım. Makrofaj hücreleri savunma sistemimizi sağlıyor, aynı bir asker gibi. Bilinçli bir şekilde hareket ediyorlar. Vücuda mikrop yada virüs girdiğinde buna karşı savunma sağlıyorlar. Onları yok ediyorlar. Eğer baktılar ki başa çıkamayacakları gibi fazla, bu sefer vücuda bir alarm sistemi yayıyorlar. Bu hatta ateşimizin çıkmasını da sağlıyor ki, insan doğal olarak dinlenme ihtiyacı hissediyor. Allah’ın yarattığı bir koruma bu da.
ADNAN OKTAR: Hayret bu. Ateşin çıkması ile ilgili talimat vermeleri çok çok acayip.
GÜLŞAH HANIM: Ve Hocam bu makrofaj hücreleri yabancı maddeleri de tanıyor. Kimin mikrop, neyin virüs olduğunu anlıyor. Burada bir bilinç var, Allah’ın onlara ilham ettiği bir bilinç var. Eğer dediğim gibi fazla mikrop ve virüs varsa, B ve T hücrelerine haber veriyorlar. B hücreleri, makrofajlar virüsleri yada mikropları yok ettiklerinde, onlara ait bir bilgiyi alıyorlar bünyelerine. Bu bilgilerden B antikor hücreleri bir füze silahı gibi silah üretiyorlar, düşmanları yok etmek için. Tam da onu yok edebilecek bir bilgi birikimine sahip bir madde oluyor bu. Yine bir akıl görüyoruz burada. Beyni, gözü, kulağı olmayan hücreler bunlar Hocam, siz daha önce söylemiştiniz. Hepsi Allah’ın ilhamı ile hareket ediyor.
ADNAN OKTAR: Ben bu moleküllerin aklına, hücrenin aklına, hayretler içinde kalıyorum, şaşıyorum. Bir milyon profesör bir araya gelse, bir araya akıllarını toplasan bir molekülün aklı kadar olmuyor. Bir hücrenin aklı kadar olmuyor. Ne kadar muhteşem akla sahipler. Ne kadar karmaşık, ince matematik detaylara ait bilgileri biliyorlar. Müthiş bir teknoloji uyguluyorlar ve muazzam bir ustalık, muazzam bir dakiklik, muntazam intizam her şey mükemmel.
Hocam buyurun.
EBRU HANIM: Hocam, siz daha önce “karanlıkta hareket ediyorlar, gözleri yok” demiştiniz. Çok büyük bir mucize, maşaAllah. Hücreyi tanıyıp, hangi hücre ile birleşmesi gerektiğini biliyor. Bir organı oluşturuyor. Hangi hücreyle savaşması gerektiğini biliyor savunma sisteminde. Görür görmez onu tanıyor. Hemen ne yapması gerekiyorsa onu yapıyor ve ilgili bütün sisteme de sahip, onu etkisiz hale getirebilecek, maşaAllah. Vücudun bütünündeki sistemi çok iyi biliyor olması gerekir. Çok müthiş bir akıl, maşaAllah. Siz yakın zamanda da söylemiştiniz; arıdan çok daha akıllı, bir örümcekten çok daha akıllı. Bir arı ve örümcek de insanın aklından çok daha akıllı. Hepsini yaratan Yüce Rabbimiz’in verdiği akılla, ilhamla bu şekilde hareket ediyorlar, maşaAllah. Çok büyük mucize.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Damla Hocam, buyurun.
DAMLA HANIM: Hocam, ben bir ayet okumak istiyorum, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak Müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin” diye buyuruyor Allah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak, bunları cennet çiçeği gibi yaratıyor Allah. Hepimiz ölümlüyüz. Herkes vefat edecek. Sonra Allah yeniden diriltiyor, yepyeni bir dirilişle. Olağanüstü güzel diyoruz, cennetteki halini bir göreceğiz; yani müthiş, müthiş. Ama tanıyoruz. Benziyor. O olduğunu anlayacağız. Ama muhteşem güzel, sıfır kusurla Allah yaratıyor, maşaAllah.
“Hocam bir insana yeşil renk ancak bu kadar yakışır, maşaAllah. Hocam yeşil renkten olsa gerek, bu akşam size bakarken en çok aklımıza Hz. Hızır (a.s) geliyor, maşaAllah. Bize bir süredir Hz. Hızır’ı anlatmıyorsunuz. Acaba Hz. Hızır (r.a)’ın bugünlerdeki faaliyet alanlarını anlatmanız mümkün olur mu, inşaAllah? Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.”
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Muhammed Adnan Hocam, sizinle samimi duygularımı paylaşmak istiyorum. Sizi kendime örnek alıyorum. Çok bilgili, sempatik ve yakışıklısınız. Ayrıca şarkı söylemenize, yemek yemenize hayranım, maşaAllah. Daha öncede mail attım ama size ulaşmadı. Hz. Muhammed (s.a.v)’in filmi Çağrı, İslamiyet’in Doğuşu, Allah’ın Sadık Kulu, Barla gibi Hz. Mehdi (a.s)’ın filminin yapılmasını istiyorum. Bu mümkün müdür?” diyor. Olur inşaAllah ama insanlar geçmişi anlatmaktan hoşlanırlar da geleceği, olacak olayı, özellikle o kendi devrinde olan bir olayı anlatmaktan şiddetle kaçınırlar bazen, çıkarlarıyla çatıştığı için. Çünkü Peygamberimiz (sav)’i anlatıyor, onun çıkarıyla çatışmıyor. Peygamberimiz (sav) vefat etmiş. Ama Peygamberimiz (sav) yaşasaydı onun filmini yapmak istemezdi bazı münafıkun ve münafıkat. Ben işaret vereyim de sen anla işte artık, inşaAllah. Ama yapımcıları tebrik ediyorum tabii. O filmi yapan kardeşlerimiz güzel, iyi işler yaptılar.
Ömer Mümtaz, buradaki hanımların hepsi sarışın. “Hocam televizyonda neden sadece sarışın hanımı görüyorum?” diyor. Hanımların hepsi sarışın. Ömer uykusuz mu kaldın, Ömer ne yapıyorsun? 10 dakika uyu, kalk. Bir de konuya bak. İttihad-ı İslam’dan sor, İslam Birliği’nden sor, Müslümanların birleşmesinin öneminden bahset.
“Hocam size bir asa verilmişti. Sizi yakından tanımak isterim. Dualarınız sonucu sizi o asanız ile birlikte rüyamda gördüm. Etrafınıza yaydığınız ışık ilerleyerek boğazı kaplamıştı” Diyor. İnsan sevince rüyasında bu tip şeyler görür. Yani sevdiğini görür. Diyor ya bir şahıs, “yatın rüyaya,Hz. Mehdi (a.s)’ı görürsünüz” diyor. Gece-gündüz aynı adamdan bahseden rüyasında görür. Nitekim beni seven kardeşlerimiz, uyuyorlar, uykusunda Hz. Mehdi (a.s) olarak görürler. Bu benim Hz. Mehdi (a.s)olduğumu mu gösterir? Veyahut Şeyh Ahmed Yasin Hocamızı talebeleri çok severler, rüyasında görürler Şeyh Ahmed Yasin Hocamızı. Hz. Mehdi (a.s) olarak görürler. Başka hocaları görürler. Bu, onların öyle bir iddiada bulunduğu anlamına gelmez, inşaAllah.
“İstanbul’dan kükredi bir aslan, dünyaya geldi büyük bir destan. Allah’a olan aşkın ve sevdan, bize de yansıdı ey canım Hocam. Senin vesilenle öğrendik hak dini; sevgiyi, şefkati, Kuran ve iman hakikatlerini. Senin vesilenle öğrendik iblis takımına karşı gelmeyi ve onları yeryüzünden ilim kılıcı ile yok etmeyi. Ey iblis takımı işte meydan, artık kaçın geliyor gümbür gümbür… Allah razı olsun senden canım Hocam” diyor. Bütün kardeşlerimizden Allah razı olsun, inşaAllah.
“Hocam programınızdaki başarılardan dolayı size başarılar dilerim. Sizi her gün dinliyorum Hocam. Güzel konulardan bahsediyorsunuz. O kadar güzel konulardan bahsediyorsunuz ki, sizin kadar konuklarınız da bu konularda açılım yapabiliyor.” Bekir Soydan, Bekir de yine rüyasından bahsediyor. Rüyasında bir ışık görmüş. Onu Hz. Mehdi (a.s) ile herhalde bağlantılı görüyor. İnşaAllah o şekilde olur.
İbrahim kardeşimiz biyoloji öğretmeniymiş. “Ben lisede biyoloji öğretmeniyim. Derslerde anlattığım konulardan sonra mutlaka sizin eserlerinizden tavsiye ediyorum çocuklara. Hayatı anlamada bizi aydınlattığınız için teşekkür ederim. Binlerce şükürler olsun, elhamdülillah.”
Bu seferde Şeyh Ahmed Yasin Hocamı kısaca dinleyelim, inşaAllah.
VTR-Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri Sayın Adnan Oktar’a Hediye Ettiği Asanın Sillesini Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Hocam, sizden başlayalım, buyurun.
YASEMİN HANIM: İnşaAllah Hocam. Cennetten bahsettiniz, çok güzel anlattınız yine, Allah razı olsun. Ben de cennet ile ilgili bir ayet okumak istiyorum, inşaAllah. Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim; “Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, 'sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler. Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları herşey onlarındır. Çok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" (vardır).”Yasin Suresi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah’tan, ne güzel, maşaAllah. Sen de bize bir ayet söyle.
LEYLA HANIM: İnşaAllah. Münafikun Suresi, 9. ayeti okuyayım. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Ey iman edenler, ne mallarınız, ne çocuklarınız sizi Allah'ı zikretmekten 'tutkuya kaptırarak-alıkoymasın'; kim böyle yaparsa, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.Ebru Hocam sizden bir şey dinleyelim.
EBRU HANIM: Hocam, ben de bir ayet söyleyeyim. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, herşeyi kuşatandır.”(Nisa Suresi, 126)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah ilmini artırsın, feyzini artırsın, derinliğini artırsın; bütün kardeşlerimizin, hepimizin. Allah Müslüman milletimize hayırlı, uzun ömür versin. Kalplerine inşirah, ferahlık, derin iman nasip etsin. Hastalıklardan, belalardan korusun milletimizi, inşaAllah. Hasta olanlara şifa versin, afiyet versin. Devletimizi güçlü kılsın Allah. Milletimizi güçlü, zengin kılsın. Dünyayı idare etmeyi bizlere nasip etsin Allah. İslam’ı dünyaya hakim etsin. Bizleri dünyanın lideri kılsın; tüm varlık alemine, Türk alemine, inşaAllah. Allah şaşırtmasın. Şerlilerin şerlerinden bizleri korusun. Deccalleri etkisiz hale getirsin Allah.
Damla Hocam, senden bir şey dinleyelim.
DAMLA HANIM: Hocam, kardeşlerimizin bir faaliyeti vardı, uygun görürseniz onu okuyabilirim. Trabzon’da bir halk kütüphanesinde Atatürk kitap serisini hediye etmiş bir kardeşimiz. Daha önce kütüphaneye Yaratılış Atlası da bırakmış. Daha sonra akıbetini öğrenmek için gidip kütüphane müdürü ile görüşmüş. Şu notu iletti kendisi; “Kütüphane müdürü ile şöyle bir konuşma geçmişti aramızda; Atatürk ile ilgili araştırma yapıyorlarmış, dedi ki: ‘Galiba biz Atatürk’ü yanlış tanıdık.’ Ben de ona,‘Hocamızın çok muhteşem kitapları var. Kabul ederseniz onları bağış yapacağım’ demiştim. Bugün gittiğimizde biraz konuştuk; ahir zamandan, Türkiye’nin konumundan, kısaca İslam Birliği’nden bahsettim kendisine. Daha önce sizi Kaçkar TV’den izlemiş. Kitapları görünce de hayret verici bir heyecan hissetti. Hemen içeriğine bakmaya başladı” dedi kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: Aferin benim canlarıma, maşaAllah. Bu tarz haberlerden daha ne var?
DAMLA HANIM: Yiğit Bulut’la ilgili bir haber var, onu okuyabilirim. Yiğit Bulut uzun yıllardır Türkiye’yi özünden, köklerinden, dinden ve kendi topraklarından koparmaya çalışan karanlık bir yapı olduğunu, ancak bu yapının bir türlü Türk Milleti’ni özünden uzaklaştırmayı başaramadığını söylemiş. Ne zaman Türkiye’yi köklerinden ayırmak için bir çalışma yapılsa, milletin özüne doğru hamle yaptığını ve Demokrat Parti, Adalet Partisi, ANAP ve son olarak da AK Parti gibi sağ çizgideki partileri destekleyerek bu tuzağa düşmediğini belirtmiş. AK Parti’nin en büyük başarısının da, iddia edilen Ergenekon örgütüadı verilen karanlık yapıya karşı mücadelesi olduğunu söylemiş. Ve “kopartıldığımız toprakları özüne dönene kadar çabalamaya devam etmeliyiz” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne mübarek delikanlı bu, ne mübarek insan. Helal olsun, maşaAllah. Koç yiğit. Bir tek Allah’tan korkuyor, maşaAllah. Ne güzel konuşmuş, maşaAllah. Allah şaşırtmasın, Allah doğru yoldan ayırmasın, maşaAllah.
Bu delikanlı kim?
DAMLA HANIM: Hocam onunla ilgili haberi okuyayım. Fenerbahçeli ünlü futbolcu Semih Şentürk, dün ligin ilk golünü attıktan sonra, sahanın ortasında şükür secdesi yapmış, maşaAllah. Gazeteler bu haberi; “247 gün sonra golünü atıp secdeye kapandı” başlığıyla vermişler. Hocam, daha önce Fenerbahçeli futbolcu Emre Belezoğlu ve Arda Turan da gol attıktan sonra şükür secdesi yapmıştı. Futbolcuların hem kendilerinin hem de maç sırasında secde ederken resimleri var, uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Aferin, maşaAllah. Aslan onlar aslan. Aferin delikanlılara. MaşaAllah, tribünlerdeki delikanlılar da çok yamanlar. Mehter Marşı söylüyorlar, tekbir getiriyorlar. MaşaAllah,çok muhteşem bir dindarlık ruhu, o büyük Türkiye ruhu her yeri kapladı. Allah şaşırtmasın. Koç yiğitlerin kalbinden imanı Allah hiç eksik etmesin, inşaAllah. Kalplerimize inşirah, ferahlık, iyilik nasip etsin Allah. Derin iman nasip etsin Cenab-ı Allah bütün milletimize.
Bu akşam bu kadarla bitirelim, haydi bakalım..
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...