DAMLA HANIM: Yayınımıza Hocamızın katılımıyla devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne anlattınız?
AYLİN HANIM: Darwinistlerin atışlarına tekrar cevap verdik, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Öyle bir vaziyet var ki Ülke TV’ye de Abdülaziz Bayındır’ı çıkarmışlar. “Kuran’da Allah da Darwinizm’den bahsediyor, evrimden bahsediyor” diye oturup ortaya çıkmış Ülke TV. Artık insaf. Abdülaziz Hoca’ya o kadar insan var, kardeşlerimiz var sorsunlar desinler ki “muhterem hocam, değerli hocam” desin, “melekler evrimle mi yaratıldı?” Yok, diyecek tabi. “Cinler evrimle mi yaratıldı?” Çünkü Allah diyor ki; “İns ve cinsi” diyor. Cinleri Allah yaratıyor, insanları evrim yaratıyor mu? Haşa. Cennet bahçeleri, cennet çiçekleri evrimle mi yaratıldı? Cennet masaları, cennet kadehleri, cennet yastıkları, cennet yatakları, cennet çadırları bunlar da mı evrimle yaratıldı?” diye sormaları lazım. Bunu sordun mu bu adamlar hemen söner.
AYLİN HANIM: Proteinin nasıl meydana geldiği de soruldu Hocam, ona da cevap veremediler.
ADNAN OKTAR: Bunlara cevap yok?
YASEMİN HANIM: Hocam, zaten programda “belli bir gruptan geldiğini düşündüğümüz mailleri okumuyoruz’’ dediler. Cevap veremeyecekleri için Allahualem.
ADNAN OKTAR: Belli bir grup, malum. “Kuran’da evrim yoktur’’ demişAbdülaziz Bayındır dedikleri o hoca efendi.Evrimiuzun uzun anlatan hoca değil mi o? Dönmüş hoca. Döndüyse iyi aferin. Hoca efendiyi ikna etmiş olabiliriz.
DAMLA HANIM: Programla ilgili bilgi verebilirim Hocam eğer uygun görürseniz. Bugün Ülke TV’de evrim konulu bir program vardı, bu bahsettiğimiz program. Programı Ersoy Dede isimli bir kişi sunuyor. Biri Sansürsüz’deki evrim programında konuşan Ergi Deniz Özsoy. Konuşanlardan biri evrimcilerden. Kaan Göktaş diye bir yazar, “Kuran Açısından Evrim Teorisi’’ kitabını yazmış. Ve Kuran’da evrim teorisinin olduğunu söylüyor. Bu kişi, ayetleri çok yanlış yorumlayarak Kuran’da evrim var diyordu programda. Mehmet Bayraktar “İslam’da Evrimle Yaratılış Teorisi’’ isimli bir kitabı var onun da. O da evrim teorisini savunuyor. Aksini söyleyenleri kendince küçük gören bir üslubu var. Alaycı bir üslup kullanıyor kendisi.
ADNAN OKTAR: Kim bu?
DAMLA HANIM: Doktor Mehmet Bayraktar diye biri.
ADNAN OKTAR: Abdülaziz Bayındır Hoca evrimcilikten vaz mı geçmiş? Onlarda açık alanda at oynatmışlar. Ben orada olacaktım. Yeri göğü birbirine katardık Allah’ın izniyle. Harp okulu marşıyla girerdik, inşaAllah. Ceddin Dedenle çıkardık, inşaAllah. Mehmet Bayraktar göster bakayım şu hoca efendiyi.
DAMLA HANIM: Yıllardır Hocam evrimi savunan ilahiyatçı diye biliniyor.
ADNAN OKTAR: Evrim teorisini savunan ilahiyatçı Mehmet Bayraktar.
DAMLA HANIM: Ergi Deniz Özsoy vardı. Daha önce Sansürsüz röportajında...
ADNAN OKTAR: Kimdir o? Şimdi anladım. Beni görünce odaya kaçıp, içeriden kapıyı kilitleyen. Orada olacaktım ben. Ne yapmak istiyor Ülke TV? Neyi anlatmak istiyor? Biz burada varken evrim teorisini bu mübarek millete enjekte etmeleri mümkün değil. Boşa çırpınıyorlar, boşa uğraşıyorlar.
Bayraktar Hoca’ya sorsunlar. Diyecekler ki; “Cinler evrimle mi yaratıldı?” Bitecektir. “Melekler evrimle mi yaratıldı?” “Huriler, Vildanlar, gılmanlar cennet halkından evrimle mi yaratıldı? Bunları bir anlat” diyecekler. "Cehennem zebanileri evrimle mi yaratıldı? Cennet köşkleri, cennet ağaçları, cennet hayvanları, oradaki işlemeli yastıklar, cennet kıyafetleri, bardaklar, kadehler, ibrikler bunlar evrimle mi yaratıldı?” ne diyecektir? Bitecektir. Onun için bu adamları köşeye sıkıştıracak soruları sormayı kardeşlerimiz ihmal etmesinler.
Benim olduğum yerde evrim teorisi diye bir şey olmaz ama uzayda anlatabilirler. Ki oraya da geliriz evelAllah. Sen proteini açıklayabiliyor musun? Yok. 350 milyonun üstünde fosili açıklayabiliyor musun? Yok. Hepsi yaratılışı ispat eden fosiller. Sen bana bir tane evrimi gösteren fosil gösterebiliyor musun?
DAMLA HANIM: Hocam Ülke TV’deki programda Kaan Aktaş diye bir yazar daha varmış. “Kuran Açısından Evrim Teorisi’’ kitabını yazmış. Onun da resmi var Doğu Perinçek ile.
ADNAN OKTAR: Samimi söylüyorum boşa çırpınıyorlar. Hiçbir şey yapamazlar, inşaAllah.Kardeşim sorsunlar. Desinler ki "kardeşim, meleklerin evrimini bana bir anlat. Nasıl oldu? Evrimle mi oldu haşa. Cinler, Vildanlar, huriler nasıl oldu?” Bize bir anlat. “Cennet köşkleri nasıl oldu?” soruyorum. Cennet yastıkları, cennet örtüleri nasıl oldu? Cennet bardakları nasıl oldu? Bize bir anlatsın bakayım.
Bu arkadaşlardan bizim istirhamımız tek bir tane evrim teorisini gösteren, ona işaret eden bir tane fosil getirmeleri. Söz bir Allah bir 10 trilyon vereceğim. Ben de onlara 350 milyonun üzerinde yaratılışı ispat eden fosil sunuyorum. Onlar bana sadece bir tane sunacaklar. Darwin’in dediği gibi evrim teorisini ispat eden, onu anlatan bir tane fosil, tek bir tane. İyi çekilmiş bir fotoğraf olursa ona da razıyım. Anında parasını alacaklar, 10 trilyon. Söz bir Allah bir. Daha ne diyeyim?
Turhal. “Selam Muhammed Adnan Oktar Hocam. MaşaAllah sizin vesilenizle hakiki İslam’a gelmişem. Sizi çok sevirik. Azerbaycan’a inşaAllah ne vakit gelirsiniz? Sizinle görüşmeyi çok isterik, inşaAllah.’’ Yakın yakın. İnşaAllah şu pasaport olayını dakaldıracağız. Gürcistan tamam değil mi? Kimlik gösteriyoruz geçiyoruz, bitti. Aynısı. O oldu mu tamam. Basar gideriz hemen buradan, inşaAllah.
Serdar Kökey. Çankaya Ankara. “Bir şeyi söylemeden edemeyeceğim. Adnan Bey’in dolaşan videoları İslam’a bakış açımı değiştirdi. Artık İslam’a, Kuran’a bağlılığım çok güçlü hale geldi’’ diyor. İyi, Allah hidayetini arttırsın, inşaAllah. “Hocam sizleri Araştırma ve Mercek Dergilerinden tanıdım. İmanımın sağlam temellere dayanmasına vesile oldunuz. Üç yaşındaki kızım da yine vesilenizle Allah’a inancını öğreniyor, inşaAllah. Yaratılışı çok iyi kavradı’’ diyor. Semra Ünlü, maşaAllah.
Aylin Hocam, alim hocam, buyurun sizi dinliyoruz.
AYLİN HANIM: Estağfirullah. Hocam ben Allah sevgisi ile ilgili bir ayet söylemek istiyorum, inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür.’’ Diye belirtiyor Allah. Hocam, siz birkaç gün önce tekrar söylemiştiniz“Dünyadaki en büyük nimettir Allah sevgisi’’ diye. Ve Müslümanları sevmek de inşaAllah çok büyük bir nimet. Sevgi dolu olmak, hayata o şekilde bakmak, Allah sevgisiyle. Bununla ilgili İncil’den bir söz var hocam. “Sevgili kardeşlerim, birbirimizi sevelim. Çünkü sevgi Allah’tandır. Seven herkes Allah’ı tanır. Sevmeyen kişi Allah’ı tanımaz. Çünkü Allah sevgidir. Sevgili kardeşlerim, Allah bizi bu kadar çok sevdiğine göre, bizde birbirimizi sevmeye borçluyuz.’’ Tevrat’tan da bir söz var hocam. “Allah’ınız Rab Kendisi’ni bütün yüreğinizle, bütün canınızla sevip sevmediğinizi anlamak için sizi sınamaktadır’’.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocam buyurun.
GÜLŞAH HANIM: Tabii hocam. Sizin vesilenizle şu an hem çarşaflı kardeşlerimiz, hem kapalı kardeşlerimiz, hem açık bayanlar hepsi çok rahat yaşıyor hocam dini, İslam’ı, Kuran’ı Allah razı olsun, maşaAllah, elhamdülillah. Allah sevgisini de öğrendiler hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela kardeşlerimizde görüyoruz çarşafla çıkıyorlar. Çok da yakışıyor, bayağı güzel. Ama Kuran’da başörtüsünün olmadığını iddia eden kardeşlerimiz de var. Diyor “Böyle bir kelime yok. Herhangi bir örtüden bahsediyor. Ayet yok’’ diyor. Ben o insanlara da saygı duyuyorum. Benim inancıma göre de var. Çünkü ben hadisleri esas alıyorum. Hadisleri de esas aldığım için var. Ama her görüşten insana saygı duymak çok önemlidir. Kuran’ı öyle yorumluyorsa ben ona da saygı duyarım, inşaAllah.
“Hocam ben 12 yaşında bir hayranınızım. Ailece her programınızı izliyoruz.’’ Minik Bedrettin. Aferin sana.
Bir iman hakikati filmi seyredelim devam edeceğiz.
VTR-Işıklı Bakteriler
ADNAN OKTAR: “Sayın hocam dört kitabın dördü de hak değil midir?’’ Şimdi dört kitabın dördü de hak da ama tahrif olmayan, değişmeyen bir tek Kuran’dır. Değişmemiş şekliyle haktır tabiî ki. İlk geldiğinde haktır. Mesela Tevrat ilk geldiği şekliyle, bozulmamış şekliyle haktır. İncil bozulmamış şekliyle haktır. Bozulmuş şekliyle hak olur mu? Murat Yıkılmaz. Murat, bu fikrini yıktık. İslamiyet her devirde çağdaştır. Çağdaşlık üstüdür İslamiyet. Müslüman dünyanın en kaliteli, en akıllı, en klas insanıdır.Güçlüdür Müslüman.
Kardeşlerimiz hanım deyince hemen kafasını gözünü örtüp, kapatıp, sosyal hayattan çekip, gözleriyle suratını da kapatıp, peçeyle de yüzünü kapatıp, konuşturmayıp bir odaya kilitlemek. Kendi kendilerini de kilitliyorlar, başka bir sistem oluşturuyorlar. Onun sonucunda işte bu mağlubiyet geldi. Yoksa Müslümanlar şu an dünya hakimi olurlardı ve dünya hakimiyeti hiçbir zaman bitmezdi, inşaAllah.
Şaban Güler. Bak, adam cennet ayetlerinden rahatsız olmuş. Diyor ki: “Çoluk çocuk beraber oturuyoruz” diyor, “bunu nasıl konuşuyorsunuz” diyor, “ben hayret ediyorum size” diyor. Kuran ayetlerinden müthiş rahatsız olmuş. Muhafazakar, mukaddesatçı, inşaAllah; Şaban kardeşimiz.
“Merhaba. Sayın Adnan Hocamızla tanışmak istiyorum. Çünkü inancımı kaybetmiş durumdayım ve ne zaman bir dindar kişiyle konuşsam, yeniden kazanabilmek adına inancımı, inancımdan daha fazla uzaklaşıyorum. Harun Yahya TV’deki sohbetlerinizdeki Adnan Oktar Bey’in duruşu bana yakın geldi. Kendisine ulaşmak sanırım çok zor. Ne yapabilirim?” Dr. Bilgehan Aydın. Plastik Estetik Cerrahı. Cerrahmış yani. Bu kardeşimizle bağlantı kuralım konuşalım, inşaAllah.
Mubariz Agayev. “Selamun Aleyküm. Size uğurlar diliyorum. Sualimi cevaplandırmanızı sizden rica ederim. Teşekkür ederim” diyor. Yani Türkiye İsrail’i yok edecek mi diyor, yani belasını verecek mi Türkiye diyor. Türkiye barış, sevgi demokrasiyi savunan bir ülke, adaleti savunan bir ülke. Hiç kimseyi yakıp yıkmaya, hiçbir ülkeyi batırmaya niyeti yok. Türkiye daima olumlu pozitif bakar. Mesela, farz edelim Suriye; Suriye’nin iyi olmasını ister, İsrail’in iyi olmasını ister. Hiç kimsenin batmasını istemez Türkiye.
DAMLA HANIM: Hocam, kardeşlerimizin bir faaliyeti vardı, ondan bahsedebilirim uygun görürseniz.Azerbaycan’dan Nergiz Ezinli ve Nermin Kerimli kardeşlerimiz A9 TV broşürlerini Azeri dilinde bastırarak Bakü’nün merkezinde A9 TV’yi tanıtarak halka dağıtmışlar, inşaAllah. Bütün gayretlerinin Türk İslam Birliği için olduğunu belirtmişler. Hocamıza; onu çook sevdiğimizi söylersiniz inşaAllah” diye not iletmişler.
ADNAN OKTAR: Ben de onları çok çok çok sevirem, hepsi yahşi, maşaAllah. Allah mübarek etsin, maşaAllah.
Şimdi, Şeyh Nazım Hocamız dünya tatlısıdır, dünya iyisidir, çok şakacı ve çok şeker bir insandır, çok muhterem bir insandır. Bunların kafayı taktıklarını bildiği için böyle Mehdi’liğe; “yani çıksın artık Mehdi’niz” diyor. Yani zamanında ben de söyledim, ‘ben tabi oldum’ dedim Evrenesoğlu’na, biliyorsunuz. ‘Emrindeyim, askeriyim ben’ dedim. ‘Artık Mehdi’miz çıksın bir an önce’ dedik. Herkes diyor zaten ona, ben de diyorum; ‘Mehdi’miz çıksın’ diye. Ama, tel’in maksadıyla ve anormalliğini görsün diye yapılan bir şey. Şeyh Nazım Hocamız da anormalliğini görsün diye espri anlayışında bunu söylüyor. Yani bunu da anlayamıyorlarsa artık bunlara söz yok. Şeyh Nazım Hocamız, çok ince nükte yapan bir insandır, çok derin bir insandır, çok muhterem bir insandır. “Ne bekliyor Mehdi, çıksın adamınız işte Mehdi’lik iddia ediyordu, biz de çıksın başlasın diyoruz.” O, çıkamayacağını bildiği için, yani Mehdi olmadığını bildiği için bunu söylüyor, emin olduğu için. “Haydi çık da göster” diyor yani, inşaAllah. Ama İslam’a Kuran’a hizmet ediyorsa bu güzel, bunlar hoş. Ama Mehdi’lik iddiası komik ve onu küçük düşürücü. Onun küçük düşürücü yönünü Şeyh Nazım Hocamız vurgulamış oluyor.
DAMLA HANIM: Hocam, siz daha birkaç gün önce Erbakan Hocamızın adını daha çok duyalım demiştiniz. Hatta Sayın Mustafa Kamalak’ tan da bu konuda ricada bulunmuştunuz. Bugün basında bu konuda güzel bir gelişmenin haberi vardı Hocam. Mustafa Kamalak Bey, 24 Şubat, 2 Mart arasını Erbakan haftası ilan edeceklerini açıklamış. Erbakan Hocamızın fikirlerini gençlere daha iyi anlatmak için, bir tırın tüm Türkiye’yi dolaşacağını söylemiş. Ayrıca konuşmasını, Erbakan Hocamızın İslam Birliğine verdiği önemi de ifade etmiş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Saadet Partisi deyince biz Erbakan Hocamızı anlarız. Erbakan Hocam deyince Saadet Partisi anlarız. Dolayısıyla Erbakan Hocam olmadan ve onların da evlat ve iyaline saygı ve hürmet olmadan bir Saadet Partisi olmaz. Evlatlarına karşı mücadele eden bir Saadet Partisi düşünemeyiz. Saadet Partisi’ne derin bir şekilde sevgi ve hürmet duyulur. Evladına iyaline karşı. Fakat bazı kişiler beyninde biraz harabiyet oluşmuş, zamanın tahribatıyla beyin hücrelerinin 3'te2’si gitmiş tiplerde Erbakan Hocama, evlat ve iyaline karşı hakaretamiz, çirkin, komplovari, iftiraya dayalı üsluplar oluyor. Biz bu beyni sulanmış arkadaşların fikirlerine göre değil, Erbakan Hocamızın gözle görülür hayatını, elle tutulur hizmetlerine bakıyoruz. Biz ona göre hareket ediyoruz inşaAllah.
Emre Utunel. “Öncelikle Adnan Hocamla tanışmak imkanım var mı acaba? Kendisi çok sevdiğim, hayran olduğum birisidir. Cevabınızı bekliyorum. Umarım olumlu cevap verirsiniz.”
Bu adamların amacı şu; Müslüman hanımları tamamen bir kere devreden çıkartmak istiyorlar. “Onlar evinde dursun” diyorlar. Bu ne demektir? Müslümanların yarısı bir kere bitiyor. Diğer yarısını da yine yobazlığın, kokuşmuşluğun içerisine iterek, sanat ve bilimden geri çekerek, hayatın bütün etkili olabilecek yönlerinden geri çekerek, onları da ekarte edip, küfre diyorlar ki; “açtık kapıları, sonuna kadar açtık hadi buyurun. Gelin işgal edin, parçalayın. Biz Mehdiyet düşüncesini de ortadan kaldırdık, İsa Mesih’in gelişi düşüncesini de ortadan kaldırdık, İttihad-ı İslam’ı da konuşturtmuyoruz. Üç beş tane beyni sulanmış bunak zaten devrede şu an, görevdeyiz. Dolayısıyla Müslümanların bir İttihad-ı İslam düşüncesi de yok artık. İslam Birliği düşüncesini yok ettik, şevklerini heyecanlarını da kırdık. Onları evlere doldurduk. Onlar da kendilerini çok takva görüyorlar şu an. Her grup kendini ayrı takva görüyor, her grup kendini kurtulmuş fırka-i Naciye olarak görüyor. Hadi fırsat bu fırsat başlayın bakalım” diyorlar. Ya Allah bismillah. Önce Irak, sonra Afganistan, sonra Libya, sonra Suriye sıradan gidecek bir sistem kurmuşlar idi. Biz tepelerine geçirdik bu oyunlarını. Bu sefer de Müslüman hocaları getirip Darwinizmi, materyalizmi millete, Müslüman halka dayatmaya kalktılar. Orada da aldık Darwin dedelerini buruşturup kafalarından içeriye attık. Çünkü kafaları boş. Artık onun içine sepete atar gibi attık.
Evet, şimdi ne yapıyoruz? Şimdi çoluk çocuk herkes seyrederken, adamların duymak istemedikleri ayetler var.
Nebe Sûresi: 78 / 31. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Gerçek şu ki, muttakiler için ‘bir kurtuluş ve mutluluk’ vardır.” Bak, kurtuluş ve mutluluk; hem cehennem azabından kurtuluyor; mutluluk, cennet mutluluğuna erişiyor, Allah rızasına erişiyor.
“Nice bahçeler ve üzüm bağları. Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar.” Allah göğüs güzelliğinin, kadının göğüs güzelliğinin, Müslümanlardaki etkisini vurgulayacak tarzda, onlara bir nimet olarak bu güzelliği sunduğunu söylüyor Allah. Ve bunu diyor Allah; sizlere bir nimet olarak vereceğim cennette. Bak: “Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar. Dopdolu kadehler.” Kadehlerde içki içmek, helal olan içkiyi içmek; şarap, alkol değil, cennet içkisi içmek, bunun güzelliğini Allah vurguluyor. “İçinde, ne ‘boş ve saçma bir söz’ işitirler, ne bir yalan.” Bak, boş söz yok, saçma bir söz de yok, yalan da yok, hep güzel sözler var. Dünyada da Müslüman o zaman neden kaçınacak? Boş sözden kaçınacak, saçma sözlerden kaçınacak. Yobazlarda ne görüyoruz biz? Yalan görüyor muyuz? Bak “yalan” diyor Allah, yalandan bahsediyor, bunu görmeyeceksiniz diyor. Yobazlarda yalanı görüyoruz. Boş söz var mı? Var. Saçma sözler var mı? Var.
Saffat Sûresi: 37 / 48. “Ve yanların da bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.” Kadının gözlerinin iri ve güzel olmasını ve anlamlı tutku dulu bakışlarının güzelliğine Allah dikkat çekiyor. Hiçbir yobazın hanımında tutku dulu bakış olmaz. Domuza bakar gibi bakar kocasına, kocası da ona böyle bir domuza bakar gibi bakar. Öyle diyeyim. Yani birbirlerinigördüklerinde domuz görmüş gibi olurlar birbirlerini gördüklerinde müthiş tiksinirler yobazlar. Yani kadınlarından müthiş tiksinirler, kadınlar da kocalarından müthiş tiksinirler; yobazların bir özelliğidir.
Bak Cenab-ı Allah diyor ki, 37 / 49: “Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz).” Yani ciltleri son derece düzgün, çarpıcı ve pürüzsüzdür diyor, saklı bir yumurta gibi. Yani yumurtadaki hatlara benzer vücut hatları, o kadar güzeldir diyor Allah.
Tur Sûresi 52 / 24: “Kendileri için (hizmet eden) civanlar, etrafında dönüp dolaşır; sanki (her biri) sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl.” Yani inci nasıl böyle durudur, pırıl pırıldır; ciltleri o kadar gergin, düzgün ve parlak ve göz alıcıdır diyor, kendinden ışıklıdır diyor Cenab-ı Allah. Evrimciler, bak buradaki vildanları, gılmanları bize anlatacaklar, inşaAllah.
İnsan Sûresi 11-12: “Artık Allah, onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir. Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir. Orada tahtlar üzerine yaslanıp-dayanmışlardır.” Bu tahtlar evrimle mi oluyor? Hocaya sorsunlar bakayım, o evrimciye de bir sorsunlar. Kuran’da evrim var diyenlere. “Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler.” Tam ortalı. Bak, burada ayarını yapamıyoruz dikkat ederseniz, bir soğuyor bir ısınıyor. Orada hep mutedildir diyor Cenab-ı Allah, hep ılık bir hava var.
“(Meyvelerin) gölgeleri onlara pek yakın ve devşirilmeleri kolaylaştırıldıkça kolaylaştırılmış.” Meyve ağaçlarının gölgeleri altındalar, dalları da iyice sarkmış yakın, böyle elini uzattımı direk alacağı şekilde. Zaten o elini uzattımı dal da sarkıyor ona, yani onu alabilmesi için. “Çevrelerinde gümüşten billur kaplar,” evrimle mi oldu bu? Allah yarattı, “kupalar dolaştırılır. Gümüşten billur kaplar ki” bak, “gümüşten billur kaplar ki,” yani aynı zamanda cam, gümüş ve billur, “onları belli bir ölçüyle tespit etmişlerdir.” Yani çok düzgün, çok klas. “Orada onlara bir kadeh içirilir ki, karışımı zencefildir.” Tabii çok hoş koku ve tada işaret ediyor, zencefil bildiğimiz zencefil değil bu. “Bir pınar ki orada ‘selsebil’ olarak adlandırılır.” Yani sürekli Allah rızası için dağıtım yapılan bir pınar. “Çevrelerinde (gençlikleri ve dinçlikleri) ebedi kılınmış civanlar dolaşır-durur.” Hizmet ediyorlar. Bunlar evrimle mi yaratıldı? Allah yaratıyor. “Sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın.” İnci böyle saçıldığında ne kadar çoktur? Pırıl pırıl böyle cennet içerisinde, böyle son derece düzgün, son derece güzel, ciltleri pırıl pırıl parlayan, bembeyaz, böyle çok güzel görünümlü gençler diyor. “Sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın. Her nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün.” Her nereye baksa; meyve ağaçları, mobilyalar, güzel işlenmiş yastıklar, “büyük bir mülk görürsün” yani müthiş bir zenginlik görürsün diyor cennette. “Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır.” İnce ipek de var, kalın ipek de var, elbiseler. Yeşil elbiseler, yani cennette hakim renk yeşil. “Yeşil elbiseler vardır” diyor. Tabii diğer renkler de var fakat böyle tanıtıcı bir renk olarak yeşil var, ama cennet yeşili bu, yani çok şiddetli etkileneceğimiz bir yeşil, yani bizim bildiğimiz yeşil değil. “Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir.” Böyle kollarında gümüş, ama bildiğimiz gümüş değil bu tabii, insanların çok hoşuna gidecek bir gümüş. Cennette göreceğiz, yani cennet gümüşü ayrıdır, bildiğimiz gümüş değildir. “Rableri onlara tertemiz bir şarap içirmiştir.” Bu şarapta bildiğimiz şarap değil, yani alkolsüz, çok zevk veren, çok tadı güzel, kokusu güzel nefis bir içki. “Şüphesiz, bu, sizin için bir mükafattır. Sizin çaba harcamanız şükre değer, (makbul) görülmüştür” diyor Allah.
“Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmektedirler.” Etrafa bakınıyorlar tahtlar üzerinde Müslümanlar. “Müminleri gördükleri zaman.” Müminlere ne diyorlar, Mehdi (a.s.) talebelerine, Allah yolunda olanlara: “Bunlar elbette şaşkın sapıklardır derler” diyor. Yobazlar ahirette cehennemin içindeler, bak onlar Müslümanlara ne diyorlar: “Bunlar elbette şaşkın sapıklardır” sapıtmış bunlar diyorlar yobazlar. Ama cennet ehline böyle diyorlar.
Gaşiye Sûresi 88 / 8 -16: “O gün, öyle yüzler vardır ki, nimetle (engin bir mutluluk içinde) dirler. Harcadığı çabadan dolayı hoşnuttur.” Tebliğ yapmış, İslamı anlatmış, Kuran’ı anlatmış, hoşnut ahirette, sevinç içinde. “Yüksek bir cennettedir.” Yükseklik insanın hoşuna gider, mesela lüks-kaliteli evler falan böyle, hep yükseklere yapılır, kartal yuvası gibi olur. Yüksekten böyle ovayı seyretmek, yüksekten güzel bir manzarayı seyretmek güzeldir. Onun için cennet evleri yüksekte, aşağısı ova gibi görülüyor, cennet evleri hep yüksekte oluyor. “Orada anlamsız bir söz işitmez.” Yani böyle, ipsiz-sapsız.Gelirken televizyonda izledim, birisini çıkartmışlar; zırvalıyor, sürekli boş laflar, sürekli konuşuyor konuşuyor, incir çekirdeğini doldurmaz. “Orada ‘durmaksızın akan’ bir kaynak vardır.” Cennette her şey durmaksızın devam eder, kesintisi yoktur. Dünyadadır birşeyin sonlu olması, orada hiçbir şey durmaz, sürekli kaynağı devam eder. “Orada, yükseklerde kurulmuş tahtlar da vardır.” Böyle, Bediüzzaman bile ağacın üstünde yapıyor, kendisine bir imkan oluşturuyor, değil mi? Böyle güzel bir oturacak yer yapıyor, ama ağacın üstünde. Yüksekte olan taht daha güzeldir, daha hoş olur, inşaAllah.
“Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara içinde ebedi kalmak üzere” sonsuz kalmak üzere, “altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaat etmiştir.” Altından ırmaklar akıyor sürekli, evlerin içinden akıyor böyle küçük ırmaklar, son derece güzel evler. Her şeyi Allah yaratır, cennet evlerini de Allah yaratıyor. Bu cennet evlerini, bu adamlar, deminki evrimci hocalar, Kuran’da evrim var diyenler anlatamazlar. Bak, cennet evleri var, cennet evrimle mi yaratıldı? Onu da Allah yaratıyor. “Allah’tan olan hoşnutluk ise en büyüktür.” Bak, Allah’tan olan hoşnutluk ise en büyüktür, Allah’ı sevmek, Allah’tan hoşlanmak en büyük zevk alacağınız konu budur diyor Allah, en şiddetli zevk alacağınız konu budur; Allah’ı sevmek. “İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.”
“Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar: Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da O’ndan hoşnut olmuşlardır ve Allah onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” Tevbe Sûresi 100.
Aynı sahabe dönemi gibi olacak, o devrin neşesi o devrin özgürlüğü, o devrin sevinci, o devrin kadınlarının özgürlük anlayışı, o devrin şaka anlayışı, muhabbet anlayışı, sanat ve bilim anlayışı her yeri kaplayacak, inşaAllah.
“Takva sahiplerine vaat edilen cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir.” Yemişler, mesela incir koparıyor cennette yiyor ve yerine yine olur. Meyve şuurludur, dal oraya doğru uzar, demin anlattığım gibi. Mesela o çok gariptir. Ve ağaçlar istediğinde hareket eder ve dans ederler. Cennet müziği vardır, o müziğe uyarak; çok nefis bir müzik, dünya müziği gibi değildir. O arada diyor, Cenab-ı Allah bir koku dalgası gönderir diyor, nefis hiç görülmemiş bir kokudur diyor. Acaba daha güzeli var mı derken bir koku dalgası daha gelir diyor. Acaba daha güzeli var mı derken, bir koku dalgası daha gelir diyor Cennette, maşaAllah.
“Onlar Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından ‘salih davranışlarda’ bulunanlar da (Adn cennetlerine girer).” Eşi nasıl olacak? Samimi davranışta bulunacak, mümin olacak, yobaz olmayacak. Onları da hep beraber cennete sokacağım diyor Cenab-ı Allah, eşiyle beraber, evlendiği helali olan eşiyle. “Melekler onlara her bir kapıdan girerler ve şöyle derler” melekler sürekli ziyaret ediyorlar cenneti, kapılarını açıp açıp giriyorlar, yani cennet kapısı sürekli kapalı durmuyor, sürekli melekler ziyaret ediyorlar. “Kapılarından girip şöyle derler: Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) yurdu (nun) sonu ne güzel.”
Gelip gelip melekler sürekli takdirlerini, tahsinlerini, sevgilerini ifade edip geri gidiyorlar. Yani sürekli bir misafir, uğrama var cennette, inşaAllah. Kapılardan girer diyor ayette, inşaAllah.
“Gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır.” Hoşlarına gidiyor pınar başlarında olmak, şırıl şırıl onun suları, o ortam sohbet ortamı. Bir kısmı Peygamberimiz (s.a.v.) ile sohbette, bir kısmı eşiyle beraber, bir kısmı geziyor, bir kısmı cennet vasıtalarıyla geziyor. Mesela cennet evi var, havada duruyor, asılı kristal ev, içi görülüyor böyle pırıl pırıl, havada duruyor. Ya Resulullah, nasıl gideceğiz oraya diyorlar; “Uçarak gideceksiniz” diyor. İçinden geçirip bir yeltendiğinde hemen oraya doğru uçmaya başlıyor, inşallah. Allah rüyada da gösterir insana böyle şeyleri inşaAllah, kudretini göstermek için. “Oraya esenlikle ve güvenlikle girin.” Esenlik; kalp ferahlığı ve güvenlik. Bak mesela bu sitede güvenlikçiler geziyor, polisler geziyor, ama yinede tam anlamıyla bir güvenlik sağlanamıyor. Cennette güvenlik nasıl? Yüzde yüz, vur kafayı yat-kalk, hopla ne yapıyorsan yap, istediğini yap, tam güvenlik var, sıfır tehlike, elhamdülillah. Güvenlik olunca, kalp müthiş bir zevk içinde oluyor, çünkü dünyada sürekli tehlike vardır, orada hiç tehlike yok.
“Onların göğüslerinde kinden ne varsa sıyırıp çektik.” Müslümanlarda az da olsa birbirlerine karşı bir öfke oluyor, kardeşleriyle kendi aralarında az veya çok olabiliyor. Allah; onların hepsini kalplerinden alacağım diyor, öfke duygusunu alacağım diyor, kin ve öfke duygusunu. Yani istese de yapamayacak, kalbinde öyle duygu yok. O yeteneklerini ellerinden alacağım diyor Allah. Sırf bu dünyaya mahsus verilmiş bir yetenektir o. Özelliktir, yetenek demeyeyim.
“Kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar.” Bak, kardeşler olarak, düşman olarak değil bak, kardeşler olarak. Tahtlar üzerinde karşı karşıya muhabbet ediyorlar. “Orada onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz.” İnsanlar en fazla on saat, on beş saat, on altı saat sonra uykusu geliyor yoruluyorlar. Bak ne diyor Allah: “Onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz.” Akşama kadar geziyor, dağ, dere, tepe cennette yorulmuyor, yine geziyor yorulmuyor. Zaten cennetin ucu-bucağı yok. “Onlar oradan çıkarılacak değillerdir.” Hiçbir şekilde çıkmayacaksınız diyor Allah.
“Adn cennetleri; oraya girerler, altlarından ırmaklar akar.” Yani evlerin aralarından küçük küçük böyle şırıl şırıl ırmaklar akıyor. “içinde onların her diledikleri şey vardır.” Bak dikkat edin; her diledikleri diyor, ne istiyorsa, aklından ne geçiyorsa. Araba, ev, uçmak istiyorsa uçmayla ilgili her hangi bir vasıta, dünyada aklına taktığı her hangi bir şey, beğendiği her hangi bir şey. Ne istiyorsa aklından geçer geçmez oluşuyor. “İşte Allah, takva sahiplerini böyle ödüllendirir. Ki melekler güzellikle canlarını aldıklarında: Selam size derler.” Müslümanın canını almaya geldiklerinde; Selamun Aleyküm, Aleyküm Selam diyorlar. Bakıyor; yüzü nurlu, birbirinden güzel insanlar. Vefat eden sevdikleri kişiler de var. Çok hürmetli bir şekilde; “Seni almaya geldik” diyorlar, inşaAllah, Allah’ın izniyle. “Hazır mısın” diyorlar? “Elhamdülillah” diyor. Haydi Bismillah ondan sonra gidiyorlar Cenab-ı Allah’ın izniyle. “İşte Allah, takva sahiplerini böyle ödüllendirir. Ki melekler güzellikle canlarını aldıklarında: Selam size derler.” ‘Ve Aleyna Aleyküm Selam’ diyorlar onlar da, inşaAllah. Ama bunu, yani canı alındığında insanlar göremez, yani bazen konuşurken de canı alınabilir, bazen de gözünü kapattıktan sonra canı alınır. Canı alındığında, bir uykudan uyanır gibi aniden bir netlik, keskinlik şeklinde birden uyanır, ama şu dünya hayatının, şu anki şeyi net olarak flu ve bulanık gelecek insanlara. Yani müthiş bir rüya aleminde yaşadığını anlayacak, düşünecek. Yani, kalktığında asıl kalkmanın o olduğuna inanacak, yani bunun rüya olduğuna net emin olacak. Halbuki kalktığı yer de yine rüya alemi gibi bir alemdir, yani o alem de yine öyle bir alemdir. Ama o kadar net ki, çok daha net olduğu için; hah, bu sefer uyandım diyecektir. Halbuki yine uyanmış değil, o da bir rüya alemidir yani, inşaAllah. O hiç bitmez inşaAllah.
Şimdi biraz iman hakikatleri dinleyelim, sonra devam ederiz.
VTR: Kunduzlar su altında saatte 12 km. hız yaparlar ve gözlerini suyun zararlı etkisinden korumak için saydam olan göz kapaklarını deniz gözlüğü olarak kullanırlar.
ADNAN OKTAR: Ceylan Hocam, buyurun.
CEYLAN HANIM: Hocam, suyun içinde elektrikli olan balıklar var, siz çok iyi biliyorsunuz inşaAllah. Hatta balıkların bir çoğu elektrik kullanıyorlar, bazı şeyleri görmede ve bazı şeyleri hissetmede. Örneğin köpek balıklarının elektrik manyetik alanını hissediyorlar. Balıkların ve suyun içindeki tuz oranını bu şekilde anlıyorlar. Burunlarının ucunda lorenzo ampulü denilen bir bölüm var, onunla algılıyorlar bunu. Mesela Hocam, yılan balıkları var, elektrikli yılan balıkları; saniyenin binde üçü kadar bir alanda, bu kadar kısa bir sürede şarj ediyorlar kendilerini ve 650 voltluk veya 800 voltluk bir şok uyguluyorlar. Hocam, bedenlerinde hiç elektrik barındırmıyorken, eğer tehdit hissederlerse, saniyenin binde üçü kadar bir zamanda hemen kendilerini şarj ediyorlar ve onları tehdit eden şeyin büyüklüğüne göre 650 veya 800 voltluk bir elektrik uyguluyorlar. Siz zaten Hocam çok iyi biliyorsunuz; atı hemen öldürebiliyor. 650 voltta bir insanı öldürüyor.
ADNAN OKTAR: Uzak durmak lazım bunlardan, ya ızgara yapıp bunları yemek lazım.
CEYLAN HANIM: Hocam, mesela Afrika fil balıkları var. Ben yine sizin eserlerinizden öğrendim inşaAllah. Onlar da bulundukları yerde 27 derecelik çok sıcak bir su, fakat çok çamurlu. O yüzden gözlerini çok az kullanabiliyorlar. Daha çok, etraflarını kuyruklarından yaydıkları elektrikle buluyorlar. Ve Hocam, sudaki çamur oranı arttıkça ve etraflarını görme oranı azaldıkça uyguladıkları elektrik oranı yükseliyor bu balıkların, etraflarına yaydıkları elektrik oranı. Hatta o yüzden şehirlerde, mesela İngiltere kullanıyor bu balığı. Şehir suyunun kirli olup olmadığını bu balığı o suyun içine koyarak anlıyorlar. Balık eğer su kirliyse elektrik yayıyor, çünkü ancak onunla görebiliyor, eğer temizse zaten gerek kalmıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
Semra Sultan Hocam, buyurun şimdi sizi dinleyelim.
SEMRA HANIM: Estağfirullah Hocam. Ben arı kuşlarından bahsetmek istiyorum. Hocam, arı kuşları jetlerden daha fazla enerji tüketiyorlar. Tünediklerinde 700 ile 850 arasında oluyor kalp atışları. Havada sabit uçtuklarındaysa 1200 kere oluyor kalp atışları. Bu da çok yüksek bir enerjiye sahip olmaları gerektiğini gösteriyor. Eğer biz bu oranda enerji tüketmiş olsak, vücut ısımız 400 dereceye yükselirdi. Ve bunun için günde 45 tane birer kilogramlık şeker paketi tüketmemiz gerekirdi.
DAMLA HANIM: Hocam, bir haber vardı, onu okuyabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Evet.
DAMLA HANIM: Geçtiğimiz ay teslim olan PKK’lı militanlar, örgütün yapısıyla ilgili bazı itiraflarda bulunmuşlar. Örgütte kendilerine verilen eğitim ve propaganda yöntemleriyle ilgili şu açıklamaları yapmışlar: “Örgüte yeni katılanlara askeri, siyasi ve ideolojik eğitim veriliyor. Askeri eğitimde başta kalaşnikof tüfeği olmak üzere, çeşitli silahların kullanımı öğretiliyor. Siyasi ve ideolojik eğitimde ise, Abdullah Öcalan’ın savunmaları, PKK tarihi, din tarihi, evrim teorisi, Marksist ideoloji gibi konular anlatılıyor. Özellikle din tarihi derslerinde Allah’ın varlığı ve melekler inkar ediliyor” diyor haberde.
ADNAN OKTAR: İşte bizim dediğimizin teyidi. Aylardan beri, yıllardan beri anlattığımızın teyidi. Devlet buna karşı, karşı eğitim vermesi lazım. Yani bu olmazsa adamlar buna devam ederler. Sonunda Marksist, Leninist olunca da vicdansız oluyorlar. Adam öldürmekten, asmaktan, kesmekten kaçınmıyorlar. Geçici durmuş olsalar bile onlar için bir toparlanma vakti oluyor, yeniden yine başlıyorlar. Ebru hocam buyurun sizi dinliyorum.
EBRU HANIM: İnşaAllah hocam. Bitkilerin biliyorsunuz bahar ayında hepsi sözleşmiş gibi çiçeklenmeye başlarlar. Çiçeklenme aslında bitkinin üremesi için de çok önemli bir faktördür. Bunun bitkilerin geninde Allah özel bir gen yaratmış. Bir ft proteini adı verilen proteinin üretilmesine vesile olan bire gen bu. Bu protein bitkinin en dip kısmından uçtaki yapraklara hatta filizlere kadar başka yine bir genin vesilesiyle onun. Bitkilerin özel bir gen var dedik, ft proteini üretiyor bu, bu proteinin de başka bir genle yine tetiklenmesi ile birlikte bütün yapraklardan en uçtaki filizlere kadar bu protein dolaşıp bitkiye ne zaman çiçeklenmesi gerektiğini haber veriyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu çok acayip. O haber veriyor öyle mi?
EBRU HANIM: Evet. maşaAllah, Allah genlerinde bunu kodlamış bu bilgiyi, sanki aklı, şuuru varmış gibi Allah’ın ilhamıyla kullanıyorlar maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne güzel varlıklar, baharda hakikaten nereden aklına gelir, mesela hadi çiçek aç diyor, şak adam çiçek açıyor. Hadi çiçek dök diyor, çiçeklerini döküyor, hadi meyveye başla diyor meyveye başlıyor, meyveni olgunlaştır. Çok acayip, her yer acayip.
EBRU HANIM: Ben peygamber efendimiz (sav)’in bir hadisini okumak istiyorum. Çünkü bu teknolojiyi kullanarak şimdi çiçeklenme süresini daha kısaltıp daha verimli ürünler alabileceklerini düşünüyorlar. Hz. Mehdi (as) dönemindeki bollukta peygamber efendimizin hadisinde şöyle bildiriliyor. Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne dek onun misini kesinlikle bulamamıştır. Yer yemişini yani gıda ürünlerini verecek ve insanlardan hiçbir şey saklamayacak, mal da o gün çok birikmiş olacaktır. Sün-i İbni Mace’den. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdi devrinde.
EBRU HANIM: Mehdi devrinde, evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mis gibi, tertemiz, kültürlü, görgülü, klas, böyle çarşaflı oldun mu, tamam. Çok güzel. Başörtülü mesela kardeşlerimiz çok güzel. Mesela başı açık sizler, hepsi birbirinden güzel. Müslümanlar kardeşçe, sevgi içerisinde, Allah’ anarak hep birlikte yaşayacaklar, inşaAllah. Rahman Suresinin, 70’nci ayeti şeytandan Allah’a sığınırım. “Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır.” Bak huyu güzel önce, sonra ne diyor, yüzlerinin güzelliğinden bahsediyor Allah. Huy güzelliği olağanüstü etkileyici kılar kadını, huyu kötüyse bitti, Allah esirgesin. 55’e 72, 55’nci sure, 72’nci ayet. “Otağlar içinde korunmuş huri kadınlar” Otağ ne demek büyük çadırlar içerisinde, Allah tarafından korunmuş, tertemiz, huri kadınlar. Cennette erkeklere nimet olarak sunuluyor, inşaAllah, mümin erkeklere. “Bundan önce kendilerine ne bir insan ne de bir cin dokunmuştur.” Sadece ona ait, iffetin ne kadar çekici ve güzel olduğunu Allah ayette bize gösteriyor. İnsan ruhunda nasıl heyecan meydana getiriyor, bak diyor ki Cenab-ı Allah, “bundan önce kendilerine ne bir insan ne de bir cin dokunmuştur.” Ne diyor Cenab-ı Allah, iffetliler diyor, namuslu, tertemizler, inşaAllah. “Yeşil yastıklara ve çarpıcı güzellikteki döşeklere yaslanırlar.” O otağların içerisinde, o çarpıcı güzellikte döşeklerin içerisinde bu huri kadınlar, inşaAllah. Adn cennetleri kapıları onlara açılmıştır, içinde yaslanıp dayanmışlardır. Orada birçok meyve ve şarap istemektedirler. Yaslanıp dayanmak bu dünyada alıştıkları için insanlar istiyor, mesela çadırdan insanlar hoşlanıyor. Otağ içinde yaşamak çok zevkli ve güzeldir. Onu istiyorlar, yastıklar içerisinden oturmak, içinde de çok güzel yani olağanüstü güzel yumurta gibi diyor ya Allah, o bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş kadınlar. “İçinde yaslanıp dayanmışlardır, orada birçok meyve ve şarap istemektedirler.” Meyvelerin haddi hesabı yok, her çeşit meyve var. “Ve şarap istemektedirler,” cennet şarabı özel bir şarap. Yani müminlerin çok zevk aldıkları bir içki o. Yani bizim alıştığımız bu meyve sularına ve yahut hiçbir şeye benzemiyor. Lezzeti çok şiddetli zevk veren ama çok çok şiddetli zevk veren bir içki. “Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerini çevirmiş yaşıt kadınlar vardır.” Yine burada vurgulanan nedir, iffet. İffetin temizliği ve bakışın güzelliği. Güzel, anlamlı, tutku dolu bir bakışın ne kadar güzel olduğu. “Dopdolu kadehler” diyor, “nice bahçeler ve üzüm bağları.” Mehdi devrinde bu olacak mesela dışarıdabiz üzüm bağı göremeyiz halbuki üzüm bağı göze çok hoş gelir. Şimdi rastlamak çok güç. Mehdi devrinde yine olacak bu işler inşaAllah. “Orada ne bir gaile vardır” yani tedirginlik, acı veren, rahatsızlık veren yani olur, bu dünyada sürekli gaileler vardır ya, olaylar hiç bitmez. “Ne de kendilerinden geçip akılları çelinir” yani içki içtiğinde, sarhoş olup akılı gitmez diyor. “Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır. Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler” diyor. Bu ne demek, öyle bir süslenmişler ki, yakut bir bütün yakut düşün kıpkırmızı ve parlaktır yakut, değil mi, çok acayip güzeldir. Öyle muhteşem bir kıyafet ki, yakut gibi parlıyor. Mesela başka renkte yakutlarda vardır. Muhteşem, o parlak, göz dolduran o zengin görünümüne dikkat çekiyor Cenab-ı Allah. Mercan gibidirler diyor ayrıca. Yani böyle mücevher gibi süslü olduklarını belirtiyor Allah, o kadar güzeller. Yobazların böyle berbat görünüm mantığı cennette yok.
33’ncü sure, 35’nci ayet, şeytandan Allah’a sığınırım, “şüphesiz Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, gönülden itaat eden erkekler ve gönülden Allah’a itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla Allah’tan korkan erkekler ve saygıyla Allah’tan korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça zikreden erkekler ve Allah’ı çokça zikreden kadınlar işte bunlar için Allah bir bağışlama ve büyük bir ecir hazırlamıştır.” Mümin erkeklerin ve mümin kadınların özelliklerini Allah saymış, inşaAllah.
“Merhaba hocam, Mehdi bir gün gelecek, bu geliş mutluluğu simgeleyecek mi? Müslüman alemine ne gibi katkısı olur ve yararları olacak? Bu arada çok yakışıklısınız Hocam ekranda pırıl pırıl parlıyorsunuz maşaAllah. Yanınızdaki konuklarda maşaAllah çok güzeller” diyor. MaşaAllah, Cem Ceylan.
“Sizden ürettiğimiz şöyle bir düşünce; ne kadar da her şeyi tamamen ters biliyormuşuz meğer deyip şaşırıyoruz. Kendimize bir bakıyoruz bir senedir nasıl da vesilenizle değiştik deyip kendimizi memnuniyetle beğeniyoruz. Allah ulaşmak isteyen yüreğim, Muhammedi ahlaka dua ile yalvaran bir dilim var diyor, elhamdülillah, maşallah” diyor. “Hocam neyi merak etsem, o gün sizden sormadan cevabını alıyorum” diyor. “Sizi böyle uzaktan, ekrandan takip ederken böyle seviyorum, yakınınızda olsam ne olurdu kim bilir” diyor, “herkese gıpta ediyorum” diyor. MaşaAllah. “Gecenin bir saatine kadar, vefakarca ve candaş bir gayretle Yüce Allah’ı tanıtmaya çalışmanızı takdire şayan buluyorum. Sayın hocam selametle.” Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi, Çağrı Işık.
“Selamun aleyküm aslan kalpli, güzel yüzlü hocam ve yanındaki güzel kardeşlerim,” aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. Murat Ali evet. “Geçen bir evrimci arkadaşımla internette konuşurken sizden bahsettik bana Adnan Oktar’ın zekasına hayranım demişti, hocam gerçekten de Allah size çok keskin bir zeka vermiş, maşaAllah. Sevmeyenleriniz bile aklınızı, mücadelenizi takdir ediyor” diyor Yusuf. Yani elhamdülillah, maşaAllah. Zekayı, aklı milimine kadar Allah yaratır. Şahsa ait bir zeka yoktur. Hani derler ya bazı adam ne kadar zekiyim, halbuki saniye saniye Allah tarafından yaratılır. Saniye saniye kaderden o sunulur, saniye saniye Allah tarafından, kader kitabından sunulur. Yoksa şahsın sabit oturmuş bir zekası, oturmuş bir aklı olmaz, inşaAllah. Semra hocam buyurun.
SEMRA HANIM: İnşaAllah Hocam. Hocam bazı balıklar çok seri ve çevik hareket ederler. Bunlar durma noktasından maksimum hızlarına saniyenin yirmi de biri kadar bir sürede ulaşırlar aniden. Vücut ağırlıklarının dört katı bir itme gücü kullanırlar bu sırada hocam. Bu da şöyle bir örnekle açıklayabilirim, bir spor arabanın sıfır kilometreden dört ile altı saniye arasında yüz kilometreye çıkmasıyla bunu oranlayabiliriz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: İşte bu olağanüstülükler bir tane, iki tane, on tane, yüz tane, milyon tane değil ki. Tamamını topluca bir düşünmeye çalışın, insanın nefesi kesilir. Allah diyor topluca tek tek sayamazsınız diyor. Bütünleştirerek, topluluk halinde saysanız yine sayamazsınız diyor. Genelleme yaparak da olmaz diyor Allah, yine bitiremezsiniz diyor maşaAllah.
“Sayın Adnan hocam, yarın mesaim olmasına rağmen programınızı internet üzerinden seyretmekteyim, Kars’ın Sarıkamış ilçesinde doktor olarak görev yapmaktayım. Size daha yakın nasıl olabilirim sayın hocam, sadece sizi ekrandan seyretmek yeterli gelmiyor bana, sizin yakınınızda olmak istiyorum sayın hocam” diyor. Buyurun gelin, görüşelim.
Mustafa Antalya’dan, Mustafa önce şu İttihat-ı İslam’ı sorsana kerata. Türk-İslam birliğini sor, hep böyle işte çalışma hayatı, evlilik hayatı, yeme, içme, bu dünyevi biraz bunlar. Böyle olmaz, olur fakat önce o konuları halledeceksin.
Mehmet Emin Kenan. Mehmet Emin, ben sana ne diyorum Kuran yeterlidir diyorum, sen Kuran yetersiz diyorsun. Kuran yetersiz dersen dinsiz olursun, dinsiz olunca senin önce dindar olman, Müslüman olman lazım çünkü, ben seninle konuşayım. Kuran yetersiz diyen adama ben ne anlatayım? Önce Müslüman olacaksın. Önce Kuran’ın yeterliliğine inanacaksın, sonra konuşacağız seninle, inşaAllah.
Batuhan Yılmaztürk. Bak dertlerine bak keratanın şimdi bak, soruya bak, anlayın vaziyeti. “Selamün aleyküm Muhammed Adnan hocam”, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü, “ben İstanbul’dan Ömer. Mahallede sevdiğim bir kız var,” muhabbete bak. “Ben onunla konuşunca bana sen günahkarsın diyor ve evlenmiyor hocam, ben ne yapayım” diyor, Batuhan Yılmaztürk özetle. Batuhan ben sana ne diyeyim?Sen önce Türk-İslam Birliği’ni savun, İttihad-ı İslam’ı savun. Kuran ahlakını yaşa. “Sevdiğim bir kız var.” Kavunu da seversin sen. Sevmek ne içindir? Allah rızası için seveceksin. Takva olduğu için seveceksin. O hanım kız seni niçin sevecek? Allah rızasını en çok aradığın için sevecek. Var mı sende bu özellik? Yok. Neyini sevsin değil mi? Sende Allah’ın tecellisi olacak. Sen “beni sevsin” dersen put olur o. Müşriklik olur o. Allah’ın sende olan tecellisini, Allah rızası için sevecek. Mümin kadın sevmek için ne arayacaktır? Takva arayacaktır, güzel ahlak arayacaktır, derinlik arayacaktır, akıl arayacaktır, İslam’a, Kuran’a hizmet arayacaktır. Sen neyin derdine düşmüşsün? Önce İttihad-ı İslam peşinde olman gerekirdi. Önce Kuran’ı öğrenmen gerekirdi. Cehd ehli olman lazımdı. Bütün hayatını İslam’a, Kuran’a adarsın. O genç kız da seni gördüğünde der ki, “bu ne kadar mümin, muttaki, ne kadar Müslüman çocuk. MaşaAllah, Allah ne güzel tecelli ediyor” der. “Nur gibi bir insan, ben bunu seveyim” der. Sen ne diyorsun? “Etinden, kemiğinden hoşlandım” diyorsun. Etini, kemiğini kim yaratıyor? Allah yaratıyor. Nerede yaratıyor? Beyninde yaratıyor. Övgüler kimedir? Allah’adır. Sen bunun farkında mısın? Değilsin. Olmaz, açacaksın kafayı.
Oğuz Gökdeniz, “Selamün aleyküm Hocam,” aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü, “ben Oğuz. Allah gücünüzü, kuvvetinizi, kudretinizi arttırsın” diyor. “Bugün de sizi gördüm ne mutlu size ve sizi takip edenlere” diyor, “hayırlı akşamlar” diyor. Allah razı olsun.
Adnan Bey namazı hangi camii de kılıyor acaba? Ben de sana sorayım. İttihad-ı İslam için nerede faaliyet yapıyorsun acaba? Türk-İslam Birliği için ne gibi faaliyetlerde bulundun acaba? Kuran’ı kaç defa okudun acaba? Nasıl bir hizmetin var acaba? Hiç kimseye bir kitap dağıttın mı? Senin vesilenle hiç insanlar imana geldi mi acaba? Kerata, hangi camiide? Bir kere her ev camiidir. Her Müslüman’ın evi mesciddir. Allah dünyayı Müslümanlara mescid kıldı.O Hıristiyanlıktadır. Hıristiyanlar sadece kilisede ibadet ediyorlar. Müslümanlara Allah, “bütün yeryüzünü Allah size mescid kıldı” diyor, Peygamber Efendimiz (sav) bildiriyor. Dolayısıyla Müminlerin evi mesciddir. Cuma namazını gider evinde kardeşleriyle beraber kılar. Birini imam tayin ederler, kılar.
İttihad-ı İslam’dan hiç bahsetmiyorlar, en büyük farz. “Kaç kişinin imanına vesile oldun?” diyorum. Hiç yok. Ya bir kişi ya iki kişi belki olmuştur. Ben milyonlarca insanın imanına vesile oldum. Yüz milyonlarca kitabım yeryüzüne dağıldı. Yüz milyonlarca internetten kitaplarım indirildi. Bir tane, iki tane değil, yüz milyonlarca. Darwinizmi, materyalizmi yeryüzünden sildik elhamdülillah.
“Namazı camide kılıyor musunuz?” Müslümanların evinin mescid olduğunu bilmiyorsan sen ben sana ne diyeyim?
EBRU HANIM: Ben bir ayet okuyayım hocam, inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “görmedin mi, Allah, gökten su indirdi, böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah, lütfedicidir, herşeyden haberdardır.’’ Hac Suresi, 63. ayet.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Cenab-ı Allah ne diyor Taha Suresi 81’de.“Size, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner’’ mesela gidiyor adam domuz eti yiyor. Pislik şeyleri yiyor. Bilmem ne yiyor. Mehmetçiğe de yedirmeye kalkmışlar, çocuklara, benim kuzularıma, canlarıma. Ne büyük zulüm. “yoksa gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner: Benim gazabım, kimin üzerine inerse, muhakkak o, tepetaklak düşmüştür.’’ Rezil olmuştur diyor Allah. Mesela bazı şahıslar azgınlık yapıyorlar. Allah’ın gazabı üzerlerine iniyor. Ve tepetaklak düşüyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Taha Suresi, 82. “Gerçekten Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup’’ Salih amel nasıl? Samimiyet. Samimi olarak İslam’ı yaşayan. “sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.’’ Ama doğru yolda gitmesi şartıyla. “Seni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten' nedir ey Musa?’’ diyor Allah. Birden bu ayete geçiyor. Lider mutlaka kavminin başında olması lazım. “Dedi ki: ‘Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim.’ Dedi ki: ‘Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı.’’ O devrin münafığı. “Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı?’’ Mesela şimdide bize güzel bir vaadde bulunuyor Allah. İttihad-ı İslam, mehdiyet, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişi. “Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi?’’ adamlara uzun geliyor. “Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?’’ Şeytandan Allah’a sığınırım. “Dediler ki: Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı.’’ Altını hepsini eritiyorlar. “Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, ‘İşte, bu sizin de ilahınız, Musa'nın ilahı budur; fakat o (Musa) unuttu’ dediler.’’ Peygamberi unutkanlıkla suçluyor, haşa. “Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?’’ bu putun, mesela Darwinizm de bir puthiçbir gücü yoktur. Tesadüflere dayalı bir puttur. Hiçbir gücü olmadığı halde, bunu göremiyorlar. Bak diyor ki: “Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar yada fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?’’ bunun bir put olduğunu görmüyorlar mı? Darwinistler de tesadüfün put olduğuna inanıyorlar. Ve ona tabi oluyorlar.
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...