BERİL HANIM: ‘Adnan Oktar ile Sohbetler’ programımıza hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Sizlerden birer ayet dinleyelim öyle başlayalım inşaAllah.
LEYLA HANIM: İnşaAllah Hocam. Kovulmuş şeytandan Allah’a Sığınırım;
“Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” Ali İmran Suresi, 139. ayet Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocam buyurun.
MEHTAP HANIM: İnşaAllah Hocam. Kovulmuş şeytandan Allah’a Sığınırım;
“İman edenlerle karşılaştıkları zaman: 'İman ettik' derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise, derler ki: ‘Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla sadece) alay ediyoruz.”’
Münafıkları Allah böyle anlatıyor inşaAllah Kuran’da.
ADNAN OKTAR: Beril Hocam buyurun.
BERİL HANIM: Kovulmuş şeytandan Allah’a Sığınırım; Necm Suresi 39. ayet.
“Şüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur.” diye buyuruyor Allah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, inşaAllah. Dünya güzeli Şeyh Nazım Hocamızla ilgili bir film varmış. Seyredelim.
VTR
ADNAN OKTAR: Allah veli kullarını böyle aziz ediyor. Çok muhterem, müberra, muhteremler üstü muhterem, çok değerli Şeyhimiz çok nurlu bir insan. Çok güzel bir insan, çok güzel ahlaklı bir insan. Bütün dünyaca seviliyor. Ona haset edenler, ona hakaret edenler, ona çirkin tavırlar gösterenleri de Cenab-ı Allah zelil ediyor, perişan ediyor Cenab-ı Allah. O da onun kerametidir, Şeyhimiz’in kerametidir. Allah düşmanlarına aman vermiyor. Dostlarına Allah bereket veriyor, düşmanlarına da perişanlık veriyor.
DİLEM HANIM: Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın bir yazısı var. “Ahlaksızlıkla bir yere varılmaz” başlıklı bir yazı yazmış Hocam. “Fuhuştan uzun durmayan, ahlaksız ve faziletsiz Müslüman gerçek dindar değildir” diyerek yazısına şöyle devam etmiş; “biri hem namaz kılıyor hem de ahlaksızlık yapıyor. Rüşvet alıyor, haram yiyor, gıybet ediyor, lüks ve israflı bir hayat sürüyorsa o sahte Müslüman’dır. Dünya menfaati, para, makam, mevki, şöhret, alkış için her ahlaksızlığı yapan kimselerle bu bayrak yükselmez. İslam’ın bir ahlak boyutu vardır. Biz Müslümanlar İslam, Kuran, Peygamber ve her asırda yaşamış gerçek Müslümanların ahlakıyla ahlaklanmazsak bizim için izzet ve kurtuluş yoktur” demiş, Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocamız çok samimi, halis bir Müslüman’dır. Hocamız’ın düşüncesi öze yöneliktir. Yani İslam’da sanat olsun, bilim olsun, estetik olsun, kaliteli Müslümanlar olsun düşüncesindedir Mehmet Şevket Eygi Hocam. Ve hep onun söylediği budur; yani “kaliteli Müslüman olsun, kaliteli Müslüman olsun, kaliteli Müslüman olsun”. Kaliteli bir hayat yaşasınlar ve etkileyici olsunlar. Bunu anlatır, inşaAllah. Lüksten kastı İslam’a hizmeti amaçlamayan, keyfi olan şeyler. Yoksa İslam’a hizmeti amaçlayan, mesela lüks televizyon kurarsan tabii ki o çok güzeldir, kaliteli bir televizyon. Mesela İslam’a hizmet için kaliteli bir araban, aracın varsa güçlü, sağlıklı bir görünümü varsa bu da hoştur. Çürük çarık, ezik bir sistem olsun istemez Hocamız. Çünkü lüks kavramı biraz değişiktir. Anlaşılması bazen güç olur lüksün, onun vurgulanması önemlidir. Mesela Hz. Süleyman (a.s) sarayda oturuyordu, kendine bir saray yapmıştı. Bu lüks müdür? Değil. Çünkü İslam’a hizmeti amaçlamış bir şey bu. İslam’ın izzetini, Allah’ın gücünü vurgulayan, Allah’ın nimetini göstermeyi amaçlayan bir şey. Ne diyor zaten? “Ya Rabbi! Mala karşı isteğimin, talebimin nedeni Senin rızandır. Senin rızan için mal ve ihtişama eğilim gösterdim.” Mehdiyet devrinde de müthiş bir ihtişam ve saltanat olacaktır, müthiş bir güzellik olacaktır. Bu Allah’ın gücünü göstermek kastıyladır, Allah’ın verdiği nimeti göstermek kastıyladır. “Allah nimetini kulunun üstünde görmekten hoşlanır” diye Peygamber (s.a.v.)’in hadisi var. Yani güzel, bakımlı, hoş. Ama israf nasıl olur? Giymeyeceğin kıyafet alırsın, bu bir israf olur. Aynı malzemeden, aynı özellikte bir mal alırsın ama bir tanesi çok çok pahalıdır bir tanesi ucuzdur. Eğer o pahalı olanı alırsan kasten bu saçıp savurmadır işte, israftır. O lüks olmuş olur o zaman, israflı lüks olur. Yoksa kaliteli lüksü zaten Hocamız savunuyor. Kaliteli lüksü savunur Hocamız. Aradaki ayrımı iyi yapmak gerekiyor, inşaAllah.
BERİL HANIM: Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Allah ayetinde de kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım;
“Mescitlerde ziynetlerinizi takınınız” diyor. Zaten mescidler tebliğ yeri oluyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela bak ziynet de bir lükstür. Ama Allah’ın nimetini göstermek amaçlıdır bu. Allah’ın nimetini ishar etmek, insanlara nimeti gösterip sevinç duymak, hamd etme amaçlıdır. Onun için Müslüman tabii ki güzel, süslü, bakımlı giyinecektir. Değerli ise değerli de olacaktır. Fakat israfa girmeyecektir inşaAllah. Yoksa israftan kaçınacağım diye yerin altında, bodrum kattaki bir evde yaşama da mümkündür; güneş gören rahat bir evde yaşama da mümkündür. Eğer imkanı varsa güneş gören, geniş, rahat bir evde yaşaması Müslüman’ın çok daha güzeldir. Dolayısıyla o bir lüks ve israf olmaz. O bir ihtiyaçtır inşaAllah. Mesela Hz. Süleyman (a.s) atları seviyor, atlar alıyor, atların güzelliğine bakıyor. Bu bir lüks mü, israf mı? Değil. Bu Allah’ın nimetini görmektir. Allah’ın nimetini ishar etmektir. Allah’ın nimetini sevdirmek, Allah’ın kudretini insanlara gösterip Allah’a insanların sevgisini arttırma amaçlıdır. Mesela saraylar yaptırıyor, havuzlar yaptırıyor, değil mi? Cinler var emrinde, müthiş bir ihtişam meydana getiriyor. Bu israf mı? Değil. Allah’ın sanatını, Allah’ın güzelliğini göstermek için bir vesile. İkisinin arasındaki farkı iyi bilmek önemli, inşaAllah.
Şimdi bir iman hakikati seyredelim, devam edeceğiz inşaAllah.
VTR
ADNAN OKTAR: Kuantum üstüne bir sohbet vardı ama kuantumu kardeşim öyle anlatıyorlar ki. Şimdi zaten kuantum kelimesi afili bir kelime, süslü bir kelime. İşte “Kuant, kuantum, evreni yeni kavrayan ultra modern gençler artık dünyaya yepyeni bir bakış açısıyla bakıyorlar”. “Ne çıkıyor?” diyorsun, “ne anlatıyorsun?”. “Kuant, kuantum, kuant, kuantum”… Hiçbir şey çıkmıyor. Ben şimdi dinledim, bol bol muhabbet ve hiçbir şekilde de neticeye varmıyor. Yani anlatmak istedikleri, bir karmaşadan bahsediyorlar. Bakıyorum “acaba ne anlatıyorlar?” diye. Fakat baktım asıl konu maddenin algı olmasını duymamak. Maddenin bir algı şekli olduğunu duymamak olduğunu anladık. Oradaki moderatör genç ne diyor? “Aman kardeşim, sen şimdi Matriks olayına gireceksin, dinlemeyelim”. O zaman niye kuantum üstüne sohbet yapıyorsun? Kuantumun özü budur zaten. Sohbetin anlamı ne? Böyle hani maç sohbeti yapıyorlar ya, “Naci kaleye topu attı ama bilmem kim kurtaramadı. Kasten yaptı ağabey” sabah kadar konuşuyorlar ya, onun gibi bir şey. O zaman o kahvehane sohbeti olur. Orada dürüstçe bir sohbet varsa, samimi bir sohbet varsa bilime ket vurulmaz, konuşmaya ket vurulmaz. Önce ne dedi? “Ben burada bilmem ne değilim, yasaklarım”. Bir kere bu adaba uygun bir laf değil. “Bir şey var, konuşmak istiyorum. Mümkün mü?” diyor. “Bir dakika, biraz sonra” dersin, olur biter. Böyle bir üslup olmaz. “Burada kral benim” gibi oradaki bütün dinleyenleri, konuşanları mahcup edecek bir üsluptur. Ben başka birinde daha gördüm, “burada ben asıl yöneticiyim. Burada kimse konuşamaz. Ben ne dersem o olur”. Bu adaba edebe uygun bir şey değil, misafirlere öyle söylenmez. Ben bunu çok görüyorum. Birçok kişide görüyorum. Yani “burada derebeyi benim” der gibi. Böyle üst perdeden, onları mahcup eden. Onlar da tabii sessiz kalıyorlar. Halbuki ben öyle bir şey duymuş olsam, zaten diyemez de, durmam öyle bir yerde yani. Bir kere diyemez en başta, cevabını veririm çünkü. Kuantumdan bahsediyorsan, kuantumun özünü anlattıracaksın. Ne oturup demagojiye giriyorsunuz? Yok, “madde nereden çıkacağı belli olmaz”mış, “nereden ineceği belli olmaz”mış. Karmakarışıkmış. Bir türlü lafın özüne gelemiyorsun, sözün özüne gelemiyorsun. O zaman hiç sohbet yapmayın. Hiçbir şey anlaşılmayan sohbet olur mu? Anlatan doğru anlatıyor, anlaşılır şekilde anlatıyor. Onu da susturuyorsun. O zaman ne istiyorsun? Olmaz. Şimdi yapılacak olan nedir? Kuantum olayında işin özünü anlatmaktır. Madde insan beyninde algılanıyor. Dışarıdaki madde insanın işine yarayacak gibi değil. Saydam, simsiyah ve renk yok. Bak; renk yok, saydam ve simsiyah. Şimdi bununla insan muhatap olmak istemez böyle bir şeyle. Olur da yani, olmaz. Yani Allah’ın gösterdiği bize esastır, asıl gösterdiği neyse o. Müzik çalıyor yahut bir insan konuşuyor, dışarı da var mı sesi? Yok. Çünkü dışarıda konuşan ancak dalga üretebiliyor. Atomun yapısına bakıyoruz, enerjinin yoğunlaşmış şekli. Madde denilen şey ne? En sonunda enerji çıkıyor, yoğunlaşmış enerji. Yoğunlaşmış enerjiye baktığımızda ne görüyoruz? Saydam görüyoruz. Sen bunu da duymak istemezsen neyi duymak istiyorsun? Şimdi biz maddeye baktık, maddeden ışık ışınları geldi bize dalga olarak, dalga geliyor. Biz o dalgayı, gelen dalgayı en son işlem olarak söylüyorum, renkli bir cisim olarak görüyoruz. Beynimizde renkli bir cisim olarak görüyoruz ve ışıklı bir cisim olarak görüyoruz. Bu tip sohbetlerde demagoji olduğunda bence moderatörün asıl müdahale edeceği konu bu olması lazım. “Arkadaşlar,” diyecek “bomboş bir durum oluyor, konudan bir şey çıkmıyor, bir anlamı yok. Şu konunun özünü anlatacak biri yok mu Allah aşkına?” deyip, “özünü, özetini net anlatın da bu konuyu bir anlayalım” demesi lazım. Birçok yerde böyle demagoji tarzı şeyler oluyor.
Şimdi bak benim tespihimi göstereyim önce. Akik bir tespih. Cayır cayır da yanıyor. Bayağı güzel, akik taşlı, çok güzel. Dışarıda bu nasıl? Saydam, renksiz. Bu şıkırtıları duyuluyor mu? Duyulmaz. Beynimiz bunu ses olarak, elektrik olarak alıyor. Ses olarak duyan kim? Ruh duyuyor. Bilim bu konunun üstüne gitmesi lazım, asıl bu konunun üstünde ilgilenmesi lazım. Bak, elektrik akımını gözsüz gören bir varlıkla bilim nasıl ilgilenmez? Asıl bilim bununla ilgilenmesi gerekmiyor mu? Bak o şeye kadar ilgileniyor bilim, gözün görüntüyü alması. Şimdi ben baktı mı karşıya ne oluyor? Işık ışınları geliyor, gözüme çarpıyor, ters dönüyor orada, küçük, çok küçük bir görüntü oluşuyor. Ama gözün içinde ki sıvı da aslında o kadar da net bir sıvı değil. Bulanık bir sıvı. İsterseniz alın bakın, koyun gözü falan satılıyor. Bulanıktır, oraya düşen görüntü de eh, yani öyle kaliteli bir görüntü düşmez. İsterse baksın insanlar kamerayla. Bilim gelişebilir, öyle yapılabilir. Gözün içine düşen o görüntüye bir baksınlar; son derece uydurma bir görüntüdür. Çok uyduruk, ters bir görüntü düşer. Şu kalitedeki görüntüyle alakası yoktur. Buradaki kalite, kardeşim muazzam detay var. Oraya düşen görüntü son derece bulanık ve son derece uydurmadır. Son derece uydurma, tepe takla bir görüntüdür. Açıp baksınlar isterse, çok rahat görebilirler. Mikro kamera yapsınlar küçük, gözün içine girsinler bir yerinden, baksınlar. Süper uydurmadır. Detaylar hiç belli olmaz, hiçbir detay belli olmaz o görüntüde. Halep oradaysa arşın burada, açıp baksınlar. Çünkü biz baktığımızda ne detaylar görüyoruz. İnce ince rakamlar makamlar, bilmem neler… En ince tüyü bile görüyoruz incecik, uzaktan. Oraya düşen görüntüde bu detaylar yok. Girsin baksınlar. Büyütsünler, elektron mikroskopla isterse büyütsün, normal mikroskopla da oradaki görüntüyü büyütsünler, bu detaylar yok. Nereden çıkıyor bu detaylar? Nereden geliyor? Şimdi, göz oraya gelen uydurma görüntüyü ters çeviriyor, orada bir elektrik akımı oluşuyor. O elektrik akımını alıyor sinir, götürüyor götürüyor götürüyor, beyinde görme merkezine getiriyor. Görme merkezinde o ters görüntü düz hale geliyor. Tamam, o hikayeyi de kabul ediyoruz. Sonra şuura veriliyor, şuur kısmına. Şuur yaklaşık mercimek büyüklüğünde, şu kadar bir şey. Şimdi oraya bir elektrik akımı geliyor, herhangi bir elektrik akımı. Çok düşük, voltajı düşük, amperi düşük. Ama çok çok düşük. Çünkü beynin zaten her tarafı iletkendir. İzole bir yön yoktur. İnsan beynine elektrik verdi mi bir yerden her yerinde aynı şekilde elektrik duyulur. İzole edilmiş hiçbir yer yoktur. Yani bir yerinde düşük, bir yerinde alçak olmaz elektrik verdi mi, her yerinde eşit olur. Kablolarla izole edilmiş bir yapı yok. Bu duruma rağmen o elektrik izole gidiyor oraya. Bak bu duruma rağmen elektrik oraya izole olarak gidiyor. Ve hiçbir şekilde bozulmuyor, dağılmıyor. Tamam, elektrik geldi oraya, şimdi yine körüz, yine görmüyoruz. Simsiyah karanlık, başka bir şey yok. Bir elektrik akımı var ve sürekli akan bir elektrik akımı. Sürekli şuura elektrik akıyor. Aktığı anda onu yakalayacak. Çünkü bak akar da giderse onu yakalayamaz. Erken de yakalayamıyor, tam geldiği anda yakalaması lazım elektrik akımını. Tam geldiği anda yakalaması lazım. Yakalayacak ama gözü olmayan biri gerekiyor, görecek ve gözde oluşan o küçük görüntüde oluşmayan binlerce, on binlerce detayı ayrıca görecek biri olması gerekiyor. Hatta milyonlarca detayı görecek birisi gerekiyor ayrıca. Ve tam renkli olarak, tam renkli. simsiyah akımı tam renkli, üç boyutlu ve ışıklı, pırıl pırıl ışıklı, “gözüm kamaştı artık.” diyor adam değil mi? “Gözüm kamaştı, bakamayacağım” diyor. O şekilde görecek biri lazım. Şimdi asıl gören bu değil mi? Asıl görenle niye bilim ilgilenmiyor da, kör olanla ilgileniyor? O kısma kadar kör insan. Bak şuura kadar kör, hiçbir şey göremez, zifiri karanlıktır, başka hiçbir şey yok. Ne duyar, ne görür, hiçbir şey yok. Asıl görenle ilgilenmek istemiyorlar. Gözsüz göreni anlatsana sen bize. İşte kuantumun ilgileneceği konu bu. Gözsüz göreni bize anlatacaklar. Bize kör olanı anlatıyorlar. Biz gözsüz göreni soruyoruz. Orada kulaksız duyan var, müziği dinleyen. Duyuyor, birisi duyuyor. Bu kim? Bunu anlatacak bize bilim. Bilim de buna hiç yanaşmıyor kardeşim. Uzaktan, kenardan, yakından hiç yanaşmıyor. Ne yapıyorsunuz siz? Bu nasıl bilim? Kör olan, sağır olandan bahsediyorsunuz, o kısımdan bahsediyorsunuz. Duymuyor ki zaten o. Beynin işitme merkezine elektrik geldiğinde elektrik gelmiş olur, akar elektrik orada. Ne olur elektrik gelirse? Hiçbir şey olmaz. O elektriği duyan, kulaksız duyan kişiyi bize anlatsınlar. İnsan o. Sen gerçek insandan bahsetmiyorsun ki bize. Alet edevattan, araçtan bahsediyorsun. Bir de bakalım ki, o görenin, duyanın o elektriğe de ihtiyacı var mı? Bir de o var. Bilim bir de onu araştırsın bakalım. O zaman kafaları tavana vurur, havada dört takla atıp yere düşerler. Çünkü kulağa gelen titreşim örs, çekiç, üzengi falan, sonra o, elektrik akımına dönüşüyor, oradaki ses. Onu bir teybe alete bir bağlasınlar, bir yere bağlasınlar. Çok berbat bir ses duyarlar. Acayip bozuk, etin yaptığından ne olur? Hiçbir şey çıkmaz. Bir kere izole de değil bak. Zaten kablosuz gidiyor bu. Açık, insanın ayağından elektrik veriyorlar ta tepesinden çıkıyor. İnsanda izole olan hiçbir yer yoktur. Ta kemiğin içinde bile hisseder elektriği. Her yere gider, elektriğin gitmediği bir yer yok. Son derece kalitesiz bir ses oluşur. Ama inanılmaz kalitesiz, cazır cuzur öter yani isterse versinler, alete, edevata. Hiçbir şekilde olmaz. Bu kadar üç boyutlu, en gelişmiş stereodan daha kaliteli, özel bir ses oluşuyor. Bu sesi kim duyuyor ve bu kaliteyi kim oluşturuyor? Bunu bir araştırsınlar. Oraya giden seste öyle bir kalite yok. İsterse aynısını yapsınlar sulu etten, kandan, kemikten oluşan elektriğin kalitesi çok çok düşük, hiçbir şey yok onda. Öyle bir konu yok. İsterse baksınlar. Beyne giden elektrik elde edilemeyecek gibi değil ki. Hayvanda da elde edebilirler. Baksınlar, alsınlar bir kabloyla bağlasınlar. Süper uydurma bir elektrik çıkar. Çok zayıf, amperi düşük, voltajı düşük. Yani hiçbir şeye yaramaz o. Haydi, onu yükselttiklerini düşünelim, elektriğin şeyini, o sesten, görüntüden hiçbir şey çıkmaz. Süper uydurma olur. Böyle detay. Detaya bak, detay nasıl biliyor musun? Öyle bir detay ki adam “mutlaka gerçek” diyor. Bütün dünya inanmıyor. “Görüntü” diyorsun, “yok olur mu? Ne görüntüsü” diyor. Dünyanın yüzde 99,99’u onun görüntü olduğuna inanmıyor, o kadar kaliteli. Beyne giden görüntü de o kadar uydurma. Süper uydurmadır. Çok flu ve bulanık bir görüntü oluşabilir ancak, çok çok flu. İşin doğrusu budur. Kör nokta oluşuyor, kör noktayı beyin maddeye ihtiyaç duymadan tamamlıyor. Bilim bunlarla uğraşsın, asıl konuyla. Anlamazdan geliyorlar, anlamazdan gelinecek gibi değil.
AYLİN HANIM: Hocam ben kuantum fizik kitaplarından okumuştum. Sizin de dediğiniz gibi maddenin maddeye benzemediğini anlatıyorlar çok uzun. Fakat sonuçlandırma yok, o kadar. Teknik kısmını anlatıp.
ADNAN OKTAR: Kaç defa dinledim kuantum muhabbetini, dergilerde falan da öyle. Geyik muhabbetine çevirmişler. “Kuantum anlaşılacak gibi bir şey değil, karmakarışıktır”. Zorun ne o zaman? Gayet güzel anlaşılır da anlamazdan geliyorsunuz. Anlaşılmayacak nesi var? İşte anlatıyoruz, anlaşılmayacak gibi mi benim anlattığım konu? Ama bu konuyu kolay kolay anlattırmazlar. İnsanların işine gelmez, inşaAllah.
AYLİN HANIM: Bir yandan da bu konuyu keşfedip iman eden bilim adamları da var Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok fazla hem de.
“Hocam Selamun Aleykum. Öncelikle vermiş olduğunuz mesajlar ve bilgiler için Allah razı olsun. Fakat aklıma takılan bir mesele var ki size sormadan içim rahat etmeyecek. Televizyonda beraber sohbet yaptığınız bayanların makyaj ve kıyafetleri konuşulan konular İslam’la pek uyuşmuyor” diyor. “Oradaki bayanların hepsi çok güzel konuşuyor. İslami konulardan bahsediyor. Ama bu derece bilgi sahibi olan bayanların makyajlı ve başörtüsüz programa çıkmaları beni şaşırtıyor. Bu bayanlar neden bu halde televizyona çıkıyor. Konumları ve amaçları nedir? Amacım kesinlikle o bayanları yermek değil, hepsini tenzih ederim. Bu konuda mail yoluyla cevap verirseniz çok memnun olurum. Aydınlatıcı bilgilerinizi bekliyorum” Yusuf Yiğiter, Afyonkarahisar.
Şimdi Yusuf, İslam’ı, İslamiyeti öyle bir hale getirdiler ki kadın dedin miydi başörtüsü, erkek dedi mi sakal. “Başörtüsünü örttü mü Müslüman olur”. Başörtülü olmakla Müslüman olunmaz. Müslümanlığın ölçüsü bu değildir. Müslümanlığın ölçüsü imandır. Benim milletimin yüzde 70’inin, 80’inin başörtüsü yoktur. Müslüman kadın bakımlı ve temiz olacak. Kimi insana göre, “başörtüsü çarşaftır, ben böyle yorumluyorum” diyor, saygı duyuyorum. Bazı insanlar da diyor ki “Kuran’da başörtüsü diye hüküm yok. Böyle bir kelime yok, geçmiyor” diyorlar. “Humur kelimesi örtü, masa örtüsü için de, herhangi bir örtü için de kullanılır. Dolayısıyla ben Kuran’da geçmediği için ve teyitli de olmadığı için; eğer başörtüsü farz olsaydı teyitli olurdu. Yani ‘başörtüsü kullanmazsanız Allah sizi helak eder, Allah size zarar verir, cehenneme koyar’ gibi teyitli hüküm de yoktur” tarzında beyanları var. Çünkü mesela namazda öyle, Allah “namaz farzdır” diyor ama “namaz kılmazsanız sizi cehenneme koyarım” diyor. Ayet var. “Cehennem ehline sorulur: ‘siz niye buraya geldiniz?’” diyor Cenab-ı Allah, “‘çünkü namaz kılanlardan değildik’ derler” diyor. İlk sordukları şey. Teyitli değil, diyorlar. Ben buna da saygı duyuyorum. Birçok alim, hoca, Yaşar Nuri Öztürk Hoca başta olmak üzere, Zekeriya Beyaz başta olmak üzere birçok alim, hoca böyle diyor. Bunlar da benim vatandaşımdır, bunlar da benim kardeşimdir. Ben bunlara da saygı duyuyorum. Benim kendi kanaatime gelince, ben çarşaf olduğuna inanıyorum. Ben bu şekilde. Ama her inanca, her görüşe de benim saygım var. Ve hepsinin de yüzde yüz Müslüman olduğuna inanıyorum. Bakın bu çok önemli. Her görüşteki kardeşimizin yüzde yüz Müslüman olduğuna inanıyorum. Hepsinin içtihadına saygı duyuyorum. Yani olay bu.
DAMLA HANIM: Hocam, Acun Ilıcalı’nın; “Hayattaki tek amacım başarılı olmak” açıklaması üzerine kendisine hayatın geçici olduğunu hatırlatarak bazı tavsiyelerde bulunmuş.
ADNAN OKTAR: Kim? Kim kime bunu anlatıyor, nerede oluyor olay?
DAMLA HANIM: Fatih Altaylı’nın programında oluyor. Fatih Altaylı ile arasında oluyor bu konuşma Hocam. Şu şekilde; Acun’un eskiden bu tip konuşmalar yapmadığını söylemiştiniz siz de. Nitekim bu konuşmasından bir gün sonra Fatih Altaylı’nın programına canlı yayına çıkarak kendisi şöyle bir açıklama yaptı; “param yoktu eskiden, bugün var. Ama yarın yine olmaz. Para bir şey değildir ki öbür dünyaya para mı götüreceğiz? Kefenin cebi mi var? Ben zengin olsam ne olur olmasam ne olur? Mühim olan adam olmak. Yani ben hayatım boyunca adam olmaya çalıştım. Adam olmak için gayret ettim. Ölmedi mi zenginlerimiz? Sakıp Ağabey ölmedi mi? Rahmetli olmadı mı? En zenginimiz o değil miydi? Hepimiz öleceğiz. Neymiş yani paralı olsam ne olur olmasam ne olur?” demiş kendisi.
ADNAN OKTAR: Aferin, şimdi benim talebem olmanın hakkını yüzde yetmiş vermiş ama bir kısmı eksik olmuş. Esaslı bir kısmı aslında, büyük bir kısmı eksik olmuş. Konuşma güzel gidiyor ama konuşmada büyük bir eksik var “adam olmak”. Bu ne demek, “adam olmak”? Müslüman olmak, Allah’a kul olmak, Allah’ın beğeneceği bir insan olmak, Allah’ın rızasını kazanmak vardır. “Adam olmak” ne demek? Son derece lastikli bir laf “adam olmak”. Ona “Adam olmak nedir?”i sormak lazım. O zaman sen uçsuz bucaksız bir şeyden bahsedeceksin. Adam olmak din mi, felsefe mi, inanç mı? Dinse nasıl bir din? Felsefeyse nasıl bir felsefe? Ve kime göre adam olma, neye göre adam olma? Adam olmanın açıklaması lazım. Muğlâk bir söz bu. Ama Müslüman olmak çok açıktır. “Allah rızası için yaşıyorum” dersen bunun anlamı açıktır. Ama “adam olma” dersen, bir Çinli’nin adam olma mantığı ayrıdır, Alman’ın ayrıdır, Türk’ün ayrıdır, Kayseri’deki bir insanın ayrı olabilir, Malatya’daki bir insanın ayrı olabilir, eğer dine olayı bağlamıyorsa. Dine bağlıyorsan o zaman süslü laflara ne gerek var? Adam, şalgam... Bunları bırak, doğrudan doğruya söyle. Acun normalde çok dindardır, vicdanlıdır. Çünkü daha çocuk yaşta gelmişti bana, yıllarca talebemdi. Hep bizim elimizde büyüdü, karısı da, o küçük çocuğu da. Yıllarca, çok uzun yıllar talebemdi. Normalde çok dindar ama çekiniyor herhalde. Şimdi “Müslümanlık, Allah’ın rızası” dese programa son verirler diye çekiniyor olabilir. Onun için “adamlık” şeklinde konuşuyor. Çok zeki, böyle ortalı bir üslup kullanıyor. O anlamda da tabii. Bir şey olmaz, desin “ben Allah’ın rızası için yaşıyorum” desin, ne olacak yani? İşten çıkaracaklarsa onun için çıkarsınlar, ne olur yani? Hayır olur. Aferin ama iyi, güzel demiş.
Ağabeyi de Cenker Ilıcalı da Doktor Ilıcalı, o da yıllarca talebemdi. O daha uzun talebemdi. O yirmi yıl falan olmuştur değil mi? Cenker Ilıcalı, çünkü ilk talebelerimdendi o. Sessiz sakin kendi halindeydi o. Hiç konuşmazdı. Çok efendidir o da, çok halimdir. Şimdi bir hastanede çalışıyor herhalde. Onu da konferanslara gönderirdim. Her yere gönderirdim, maşaAllah. Güzel, yıllarca hizmet etti. Darwinizm’e, materyalizme karşı çok ustaca, çok güzel sohbetler irad ediyordu. Ama iyi yetiştirdik maşallah, elhamdülillah.
Peki, bir iman hakikati filmi seyredelim inşaAllah.
VTR
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tertemiz, afif, nur gibi insanlarsınız. “Tahirat”tansınız maşaAllah. Tahirat; temiz hanımlarsınız maşaAllah. Şu an burada yobaz takımı olmuş olsa insanların içi kararır, Allah vermesin. Cehennem ehli gibi. Hayret, Müslümanlığı bu halde görmeleri inanılır gibi değil. “Müslüman dediğin” diyor adam “leş gibi kokar. Hayvan gibi kıllı kılçıklı olur. Lafını sözünü bilmez. Münasebetsizdir, kin doludur, nefret doludur. Asosyaldir. Şizofren karakterlidir. Saldırgandır. Vahşidir. Kültürsüz, görgüsüzdür. Sanattan, bilimden anlamaz, estetikten anlamaz. Yaşadığı ortam da leş gibidir. Dolayısıyla, niye böyle olmuyorsunuz?” mantığıyla ortaya çıkıyorlar. Benim böyle pisliklere sözüm, onların yanlış yolda olduğudur. Kuran’a uyacaklar. Kuran’a uymadıkları müddetçe, Hz. Süleyman (as)’a benzemedikleri müddetçe, en başta Resullullah (sav)’e benzemedikten sonra, bu adamlar kurtuluşa ermezler. Bu kafadan vazgeçecekler, inşaAllah.
Eyüp Aytemiz, Bekir Göksel ve Göksel Ailesi. “Hocam yirmi senedir muhabbetle takip ediyoruz” diyor maşaAllah. “Sevgimiz muhabbetimiz gün geçtikçe artıyor. Size büyük bir aşkla, şevkle, sevgiyle, bağlıyız inşaAllah. Bu Allah’ın bize bir lütfu.” maşaAllah, Küçükçekmece’den.
Bir kardeşimiz diyor ki: “Hocam şu başörtüsü olmayan hanımlara saygı duymaları için ve diğer cemaatlerin de başörtüsü olmayan hanımlara karşı nasıl saygı dolu olduklarını, nasıl onlara karşı nezaketli davrandıklarını ve onların da bu vatanın çok değerli, seçkin evlatları olduğunu ve halis, yüzde yüz Müslümanlar olduğunu anlatan bir faaliyetiniz vardı. Onu bir yayınlayabilir misiniz? Hocam biraz önce anlattığınız gözsüz gören ve kulaksız duyan konularını anlatarak, 2012’yi beklememize gerek kalmadan, konuyu her zamanki gibi çok özlü bir şekilde izah ettiniz. Her zamanki gibi konuyu kökünden hallettiniz, maşaAllah. Hocam gözsüz gören ruhlarımız, beynimizde olamayacağına göre nerede bulunuyor inşaAllah? Hocam bu arada yine ‘Programınıza niye başı açık bayanları çıkarıyorsunuz?’ soruları gelmeye başladı. Naçizane tavsiyem: daha önce yayınladığınız ve bu soruları kesen Flash TV videosunu yayınlasanız çok iyi olacak.” diyor.
Meral Karaca. Gökhan çizdin mi kafayı. Öyle konuşulur mu? Olmaz, olmaz Kuran’a tam uyacaksın, inşaAllah.
Umut Yıldırım: “Selamun Aleykum, Sayın Adnan Oktar Hocam.” Kader konusunu sormuş. Hiç okumuyorsunuz. Benim internet sitesine girsenize. Bakın orada çok detaylı, kapsamlı anlatıyorum ben bu konuları. Ne kadar güzel anlatıyoruz.
Şimdi başı açık hanımlarla ilgili bir videomuz vardı. Bakın, bütün dindar bildiğimiz cemaatlerde, başı açık hanımlarla mülakatlar oluyor, konuşuyorlar ve Müslümanlar başı açık, başı kapalı diye kardeşlerimizi ayırt etmiyorlar. Dolayısıyla bu ayırımcı, bölücü üsluba prim vermiyorlar. Bu çok büyük bir fitnedir. Bak, Türkiye’nin yüzde 70, yüzde 80’i hanımların başı açık, tekrar söylüyorum. Ve hepsi bizim vatanımızın güzide evlatları, tertemiz evlatları. Ben ayrıca bikini mayolu bir hanımla da konuşurum, tanga mayolu hanımla da konuşurum. Öyle bir konu yok. Herkesle konuşurum. Ve başı açık hanımlarla da her zaman konuşurum zaten. Ve yüzde yüz Müslümanlardır, tertemiz insanlardır kardeşlerimiz. Ve değerli alimlerimiz, hocalarımız da hepsi başı açık hanımlarla görüşüyorlar.
Bakın mesela bununla ilgili filmimiz var, seyredelim.
VTR
ADNAN OKTAR: Başı açık hanımlara karşı hürmeti, bizim devletimizin ricali de yerine getirir. İnsanlarımız da öyle. Başı açık hanımlara karşı derin saygı ve sevgi içindedirler. Hiç kimsenin aklına böyle bir şey gelmez. Bunda bir gariplik var. Onunla ilgili de bir filmimiz vardı. İkinci bir film daha vardı onu da bir yayınlasınlar bakayım.
VTR
ADNAN OKTAR: Bakın işte görüyorsunuz, Diyanet İşleri başkanları, en ileri gelen alimler, devletimizi ricali, herkes başı açık hanımlarla görüşüyor, sohbet ediyor, konuşuyor. Bunun makul olduğunu, doğru olduğunu görüyoruz. Peki, nasıl oluyor da bazı Ak Partili kardeşlerimizden de bazen görüyorum. Bazen Saadet Partili kardeşlerimizden görüyorum. Yahut Numan Kurtulmuş’un partisinden bazı arkadaşları da görüyorum, aksi bir tutum içindeler. Ben bunu anlamıyorum. Bu herhalde delil olarak yeterlidir inşaAllah, anlattıklarımız. Bir de bütün kanallarda, muhafazakar kanalların tamamında üstelik de kadınlara dansözlük yaptırıyorlar mesela. Şarkı söylettiriyorlar, dansözlük yaptırıyorlar. Ama burada arkadaşlarımız sadece başı açık olmasını kabul edemiyor. Ben bunu anlamıyorum. O kanalları da zevkle seyrediyorlar. Bir Nur talebesi ağabeyimiz vardı, ileri gelenlerinden, Fethullah Hocamız’ın talebelerinin en ileri gelenlerinden, en üst o. “Hocam” dedi geçen günler, epey oluyor, “başı açık hanımlarla niye görüşüyorsunuz? Bak, bu konuda yazılar çıkıyor. Niçin programınızda konuk oluyorlar?” Fethullah Hocamız görüşüyor mu? Görüşüyor. Kanalınızda kadınlara şarkı söyletiyorsunuz, dans ettiriyorsunuz. “Niye kanalınızda başı açık hanım çıkarıyorsun?” diyor. İsmini de veririm, en ileri geleni. En iyi tanınanlardan bir tanesi. Hiçbir şey demedim önce. Onun için, ben “önce bir kendi görsün ki bu filmi, ondan sonra konuşacağım” dedim. Yeniden gösterin filmi.
VTR
ADNAN OKTAR: Ebru Hocam, buyurun sizi dinleyelim.
EBRU HANIM: Tabii Hocam. Böceklerdeki uçuş teknolojisi günümüzde büyük uçak firmalarının araştırma için çok para harcadığı bir teknoloji. Yeni keşiflerden bir tanesi de optik akış prensibine uygun böceklerin uçuş yapması. Bu prensip de şöyle: Ne kadar yükseklikte olursa ve ne kadar hızlı olursa alttaki yüzeyin görüntüsü de retina üzerinde kayarak ilerliyor böceklerin. Dolayısıyla iniş yapmak istediklerinde de yüzeye yaklaştıkça bu görüntünün değişikliğinden hesaplama yaparak, nerde durmaları gerektiğini çok iyi biliyorlar. En ufak bir hata ve çarpışma oluşmuyor böceklerde. Ve böceklerin milyonlarca yıldır, Allah onları ilk yarattığından itibaren kullandıkları bu sistemi, yine bir küçük bir helikopter yaparak, bu sistemi kullanarak uçuş yapmasını istemişler. Bayağı başarılı olduğunu görmüşler, maşaAllah. Bir ayet okumak istiyorum. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Semra Sultan Hocam buyurunuz.
SEMRA HANIM: Estağfirullah Hocam. Ben de bir eklemede bulunmak istiyorum. Hocam sineklerden bazıları 1 saniyede 1000 kere kanat çırpabiliyor. Bazıları da 2000 kere. Bu çok muazzam bir şey.
ADNAN OKTAR: Biz bir kere ancak yapabiliriz. 1000 kerede insanın kolu kopar.
SEMRA HANIM: Hocam hatta Enkarsia isimli bir sinek türü, boyu 1 milimetre bu bir saniyede 1000 kere kanat çırpıyor. Çok olağanüstü maşaAllah.
ADNAN OKTAR: 1000 kere bir saniyede. Motor olsa olmaz, maşaAllah.
AYLİN HANIM: Üretemiyorlar zaten Hocam çok iyi biliyorsunuz. Tabii, yapamadılar şimdiye kadar. Ne o boyutta, ne o hızda yapamadılar.
ADNAN OKTAR: Tik tak, 1000 kere. Kolunu kaldırıyor indiriyor. Biz 1 kere ancak yapabiliriz 1 saniyede. 1000 kere de insanın kolu kopar, yanar yani. Bir de kaldıraç gücü de devreye giriyor. O kadar zor ki o kanadı öyle indirip kaldırmak; çok çok zor bir şey.
EBRU HANIM: Ve bunu yaparken aerodinamik prensiplerini düşünerek yapmaları gerekiyor. En ufak bir hata yapmıyorlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Aylin Hocam buyurun. Sizi dinliyoruz.
AYLİN HANIM: Hocam geçen gün ki televizyondaki evrim programında, yine bazı iddiaları vardı bu evrimcilerin; uzun zamandır devam eden aynı iddialar. Onlardan bir tanesi de; siz defalarca cevap vermiştiniz zaten bu konuya. “Biz maymundan türedi demedik insan için. Bir ortak atadan türedi dedik.” Dediler. Bugün tekrar bunu tekrar ettiler. “Biz hiç maymundan geldi demiyoruz. Fakat bir ortak atadan geliyoruz dedik” dediler. Sanki bir şey fark ettirecekmiş gibi iddialarına. Siz daha önce söylemiştiniz bunu Hocam, açıklamıştınız. “Bu ortak ata dedikleri şeyin adına, biz başka bir şey diyelim, herhangi bir şey diyelim. Feymun diyelim, teymun diyelim”. Siz örnek vermiştiniz Hocam. Bu neyi değiştirecek? Maymuna benzer bir varlıktan bahsediyorlar ve onun evrimleştiğini iddia ediyorlar. Böyle bir şey zaten imkansız. Zaten paleontolojik bulgular bunu yalanlıyor. Bir de bir canlı neye benzerse benzesin, ruh sahibi olması onu insan yapar. İnsana benzemese bile ruh sahibi olursa, biz ona insan deriz diye anlatmıştınız.
ADNAN OKTAR: Cüce insan oluyor, 55 cm falan oluyor, insan o, ruh sahibi. Adam 2,5 metre oluyor, o da insan. Mesela boynu tamamen olmuyor, kolları olmuyor, o da insan. Ruh sahibi olması önemli, biçimi değil ki. Her biçimde olabilir. Ne fark eder? Ruh sahibi oldu mu insan olmuş olur ve sorumlu olmuş olur inşaAllah.
Allah’ın evrimle yaratması Kuran’ın hiçbir yerinde yok. Darwin’in evrim teorisini biz çürüttük. Hikmeti her geçen gün daha çok anlaşılıyor. Demek ki biz bırakmış olsaydık Müslümanları da, Allah esirgesin, perişan edeceklerdi. Materyalist düşünce, her yere hakim olacaktı. Baksana, İlahiyat profesörlerini bile ikna etmişler. Onları bile net çizgiye getirmişler. Artık Kuran’ın içine bile evrimi sokmaya kalkıyorlar, haşa. Kuran’da Allah hep yaratmadan bahseder. Özellikle bu adamlara sormak lazım: Cennete huriler, vildanlar, gılmanlar, bunlar evrimle mi yaratıldı? Cennetteki melekler, Allah’ın katındaki melekler ki “hepsi secdededirler” diyor, “kimi kıyamdadır, kimi rükûdadır” diyor. Milyonlarca, milyarlarca melek var. Onlar evrimle mi yaratıldı? Sormak lazım. Cennet koltukları, cennet örtüleri, cennet elbiseleri, cennet kadehleri, cennet ibriklerinden Allah bahsediyor Kuran’da. Cennet evlerinden bahsediyor. Bunlar da mı evrimle yaratıldı? Bunların nasıl yaratıldığını bize bir söylesinler. Bunların yaratılmasında evrim olduğunu söylemeyecektir tabii. “Allah yarattı” diyecektir. Aynı yaratma insanda da oldu işte. Yani orada evrim, orda yaratma olmaz. Orada yaratan, orada da aynı şekilde yaratmıştır. Orada ona gücü yeten Allah, orada da ona gücü yetmiştir.
Şimdi biraz iman hakikatleri dinleyelim.
VTR
ADNAN OKTAR: Allah öyle yaratıyor. Kaderde öyle gösteriyor. Allah beynimizde öyle gösteriyor. Bütün güç, kuvvet Allah’a ait. Zeka dediğimiz şey, Allah’ın yaratması. Kula ait bir zeka olmuyor, müstakil bir zeka olmuyor. Allah yaratıyor inşaAllah.
Ahmet Yıldız. “Hocam Kuran’da sarih olarak namaz kılın deniyor. Doğru ancak hadis olmadan nasıl namaz kılınır? Bunu da Yaşar Nuri ve Zekeriya Beyaz açıklasın.” Doğru hadisten anlarız. Fakat Yaşar Nuri ve Zekeriya Beyaz Hocalar burada yoklar. Neden böyle bir yazı yazdı? Ben onu anlamadım. Namazın 5 vakit olduğu ve detayları hadisten anlaşılır tabiî ki.
Kemal Erdem. “Bir güneş gibi doğdun gönlüme. Sandım ki bir rüya. Ne olur Allah’ım ne olur bitmesin bu hülya. Hiç kimse olmasın keyfime kahya. Seviyorum işte onu, adı Harun Yahya.” MaşaAllah. Bir de nasıl Hocam diye parantez içinde yazmış. Mükemmel. Muhlis Kara.
“Rabbim sizi hakkıyla anlamayı nasip etsin inşaAllah. Hani yazmadan edemeyeceğim. Sizi sevmek, tanımaya çalışmak, hatta ekranda da olsa izlemek çok büyük bir zevk, elhamdülillah. Ben bunların da ötesinde ahlakınıza hayranım. Çok hayranım, inşaAllah. Güzel sözlü, güzel yüzlü, güzel ahlaklı, canım Hocam.”
“Hocam fındık burunlu kameramandan bir ricam var. Oradaki kardeşlerimizin hepsi birbirinden güzel. Allah’ın selameti üzerinize olsun. Ama en azından siz konuşurken sizi tek görsek canım Hocam. En çok sizi görsek inşaAllah” diyor.
Umut Yıldırım. “Kalabalık bir genç grubuyuz. Şu anda sizi izliyoruz yine, inşaAllah. MaşaAllah çok yakışıklı ve zindesiniz. Gecenin bu saatinde ışık ve nur saçıyorsunuz, maşaAllah. Bizleri mahrum bırakmıyorsunuz bundan, elhamdülillah. Allah böyle her zaman kuvvet, kudret versin size” diyor maşaAllah.
Şimdi bu sayfaları süratli süratli geçiyorum çünkü hepsini okumak çok zor olur. Fakat hepsinden Allah razı olsun kardeşlerimizden. Bu saatte bu kadar çok insanın yazı yazması…
Yasin Albayrak. “Hocam bu güne kadar misvakı kullanıp kullanıp cebime sokardım. Bir sürü yanlış hareketim var. Kim bilir daha ne kadar buna benzer bilmediğim yamukluğum vardır. Kendimden utanıyorum sizi dinlerken. Ne yapayım Hocam, hatalarım oldu. Nerelere kaçayım? Başımı hangi taşlara vurayım? Hocam bundan sonra ne derseniz dinleyeceğim” diyor. İnşaAllah.
“Güzel Hocam maddenin hakikatini tam manasıyla anlatacağınız günü sabırsızlıkla bekliyorum, inşaAllah. Canım Hocam; göz, kulak, burun, ağız hepsi et parçası inşaAllah. Rabbimiz dileseydi kulağımızdan görürdük, gözümüzden duyardık, ağzımızın olduğu yerden koku alırdık ve burnumuzun olduğu yerden yer-içerdik.” Doğru diyor. “Allah öyle dileseydi, bu bize gayette makul gelirdi Rabbimizin öyle göstermesi inşaAllah. Göze kulağa sebepler öne sürüyorlar, peki duyulara ne diyecekler canım Hocam? Rabbimiz dileseydi his diye hiçbir şey olmayabilirdi. İnsan bazen kalktığında nasıl içi içine sığmıyorsa, bazen de durgun kalkıyor. Bazen elinde olmadan müteessir oluyor da bazen nedensiz çok neşeli hissediyor. Bu görünmeyen hisler nasıl elde ediliyor? Bunu yapan kim? Bunu da açıklasınlar açıklayabiliyorlarsa, inşaAllah.” diyor.
“Güzel Hocam; ben kapanmaktan çarşafı anlıyorum dediniz. Şok oldum, inşaAllah. Ve sizinle ilgili daha farkına varamadığım neler var acaba diye çok heyecanlandım”diyor. MaşaAllah.
Şimdi göze, kulağa sebep öne sürüyor ama sebebin en sonunda ne diyor? “Bir elektrik akımı getiriyor, çok düşük voltta” diyor. Elektrik akımını şimdi biz masanın üstüne getirelim, buraya. Elektrik akımını bir kabloyla biz bu masanın üstüne getirebiliriz, buraya. Bir küçük şöyle ufak kum parçasının üstüne getirebiliriz. Durur orda. Ne olacak? Hiçbir şey olmaz. Birisi onun karşısına geçip tam renkli, üç boyutlu, parlak ışıklı, detaylı, gerçeğinden hiç ayırt edilmeyecek derecede ama gerçeğinden hiç ayırt edilmeyecek, hatta “yüzde yüz var” dedirtecek kadar net görüntüyü birisi burada görüyorsa, gözü olmadan, bu nedir? Bilim, bu konu anlatıldı mı, “bunu bir geçelim” diyorlar. Daha geriye ne kalıyor bunu geçtiysen?
O kadar çok not gelmiş ki; inanılır gibi değil. MaşaAllah. Şuraya bak. Elektronik seçtiğimiz halde ucu bucağı yok maşaAllah. “Selamun Aleykum biricik canım Hocam. Gün boyu kendisine talebe olmayı dileyerek dolanıp durduğumuz canım Hocam. Her an kendisini düşünerek, günümüze neşe, sevinç ihsan olan nurlu vesilemiz. Size ne kadar uzaksak o kadar yakındayız. Hep sizi düşünüyor, hep sizi seviyoruz; Allah rızası için, Allah’ın tecellisi olarak. Sizinle konuşuyoruz. Uzaklıklar bizi daha da şevklendiriyor. Yakınlığınız için dua ediyoruz. İnşaAllah, maşaAllah, canımız, göz bebeğimiz, canımız Hocam.”diyor. MaşaAllah. Bir hanım kardeşimiz yazmış.
Ceylan Hocam anlatsın biraz, onu dinleyelim.
CEYLAN HANIM: İnşaAllah Hocam. Siz şimdi bu gün gözün gerçekte bulanık bir görüşe sahip olması gerektiğinden bahsettiniz Hocam. Ben de çok hayretle dinledim. Sizin zaten anlattığınız bütün konuları ilk defa duyuyormuş gibi oluyor insan Hocam. Zaten bunu ben ilk defa düşündüm siz anlatınca. Bildiğimiz bir konu bile olsa Hocam; insan sizin samimiyetinizden hayretle dinliyor maşaAllah. Hocam gerçekten de gözün merceğini oluşturan hücrelerin, görmeyi kolaylaştırmak için nükleosunun olmadığını biliyoruz. Fakat bu böyle anlatıldığında tek bir kat hücre var, onun da nükleosu yok, oradan şeffaf bir şekilde ışık geçiyormuş gibi oluyor. Halbuki Hocam; gözün merceğini oluşturan hücreler 2000 kat dokudan oluşuyor.
ADNAN OKTAR: Dolayısıyla nasıl bir saydamlık oluşur orada, düşünün. Damıtılmış su alın. Küre şeklinde yahut yarım küre şeklinde kristal bir camın içine koyun. Bir görüntü oluşacaktır. Küçük bir görüntü içinde. Görüntü olağanüstü kalitesiz olur, rezalet tarzında. Gözün içindeki yapı bundan çok çok daha bulanıklık meydana getirecek şekildedir. Kıyası kabil olmayacak şekilde. Oraya düşen görüntü süper kalitesiz oluyor. Bulanık mı bulanık, çok flu bir görüntüdür. Böyle net bir görüntü yok. Bilim adamları ekrana da yansıtabilirler. Küçük bir kamerayla baksınlar. Çok çok bulanık görüntü.
CEYLAN HANIM: Hocam bu 2000 kat dokudaki hücrelerin hepsinin tabiî ki hücre zarı var, içindeki bütün organelleri var ve faaliyeti var. Hiçbir şekilde, sizin dediğiniz gibi az önce, o tip bir saydamlık oluşması mümkün değil.
ADNAN OKTAR: Tabii, hücrelerden oluşuyor. Hücreler de zaten bulanık yapısı. Böyle bu kadar net görüntü gösterecek bir malzeme yok içerde. Bak, saf su olsa, kristal cam içine koysan bile süper kalitesiz olur görüntü. Burada milyonlarca detay var ve gerçeğinden ayırt edilemiyor. Uzaktan yakından alakası yok. Bilim adamlarının bir kısmı anlamazdan geliyor böyle, konu bu.
ADNAN OKTAR: Geçen günler bir kanalda yine evrim propagandası vardı. Tek başına konuyu bitiriyoruz, evvel Allah. Çıkarttılar yine bizim o heyecanlı genci. Hoplaya zıplaya falan. Onun var mı filmi? Göster şunu.
VTR
ADNAN OKTAR: Evet. Hazret heyecanlanmış. Ne diyor? “Avrupa’ya gidin, çok fazla fosil görürsünüz” diyor. Doğru. Gitmeye gerek yok, burada da var. Ben sana Türkiye’de en az on bin tane fosil gösteririm. Avrupa’da da, Amerika’da da gösteririz. 350 milyonun üstünde fosil gösteririm. Yalnız şimdi, dedem, bu fosillerin özelliği ne biliyor musun? Yaratılışı ispat eden fosil olması. Biz müzeye gittiğimizde görürüz. Gerçi az sayıda ama yine biz mütevazı kabul ediyoruz onu. Ama fosilde neyi görüyoruz? Yaratılışı. Hiçbir değişiklik olmadığını görüyoruz. Şimdi onu es geçmiş hazret. Protein tesadüfen olmaz, diyor. Biz böyle diyoruz; protein tesadüfen olmaz. Adam diyor ki “ben de tesadüfen olduğunu söylemiyorum”. Nasıl söylüyorsun? “Yani bir başka türlü tesadüfen olduğunu söylüyorum” diyor. Lafı ne geveliyorsun? Bir şey ya tesadüftür, ya yaratılmıştır. Mesela diyor ki “‘biz maymundan geliyor’ demedik. ‘Maymunun aynısı bir varlıktan geliyoruz’ dedik”. Dedem ne farkı var? Ha “aynısı” demişsin. Diyorsun ki “maymunun tıpkısının aynı. Ama maymun değil”. Biz de dedik ki “faymun” diyelim o zaman. Ne fark eder? Yahut “taymun” diyelim. Ne fark eder? “Böyle anormal bir varlıktan geldi” diyorsun. Demagojiyi bırakın. “Biz ‘tesadüf’ demedik” diyor. Ne dedin? “‘Tesadüf gibi bir şey’ dedik” diyor. Bir şey ya tesadüftür, ya şuurludur, şuurlu bir varlık tarafından yaratılmıştır. Allah tarafından yaratılmıştır. Ne demagoji yapıyorsun? Proteinin molekül yapısı incelendiğinde bilim adamlarından, başta Dawkins olmak üzere bunların ağababaları olmak üzere hepsi diyor ki “tesadüfen olması teknik olarak, bilimsel olarak mümkün değil. Ancak proteinin olması için başka bir proteine ihtiyaç var”. Bunu “nasıl olabilir?” diyor. “Uzaylılar yapmış olabilir” diyor. “Uzaylı, daha gelişmiş, beyni düşünceleri daha gelişmiş uzaylılar yapabilir ancak proteini. Öyle olmuştur. Başka türlü açıklayamayız” diyor.
Mesela bak diyor ki “gidin”. Gitmeye gerek yok. Hatta ben de götüreyim yerine, dert değil. “Avrupa’ya gidin” diyor. Avrupa’ya ne gerek? Türkiye’de her yer çaka çaka fosil dolu. Türkiye’de de birçok müze var. Devletin o konuda imkanları var. Vatandaş geçen gün yazmış, “deniz kenarında taşlarda, orada fosiller var. Hiçbir değişikliğe uğramamış, gözümle gördüm” diyor. Git bak. Denizin kenarındaki kayalara bak. Kır kayayı, görürsün. Milyonlarca senelik fosil çıkar kayanın içinden.
ADNAN OKTAR: “Hocam ben size yapmış olduğunuz çalışmalardan dolayı, çok sevgi ve değer vermekteyim. Ancak soruma cevap verilmiyor. Oğlumun adını Harun Yahya koydum. Çünkü sizin yapmış olduğunuz çalışmalar, çok güzel bir hizmet olduğu için. Cevap alamazsam size darılırım, hakkımı helal etmem ve bir daha da soru sormam.” Ali gözünü yediğim, akşam akşam sana cin mi çarptı? Soru nerede burada? Ali git elini-yüzünü yıka, kalk. Bismillah de, kalk elini-yüzünü yıka. Güzel bir kahve yap kendine. Soru yok, soruma neden cevap vermiyorsunuz, diyor. Allah razı olsun, Allah sevgini daim kılsın. Cennette kardeş etsin, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Hocam, ben 23 yaşında hacca gittim.” diyor. Allah kabul etsin, maşaAllah. “Şimdi 1 ay oluyor geleli.” Ama hacca gitmeyle sırf olmaz ki, iman hakikatleriyle olur. Nefsim yine düzgün değil, bozuk kalbim, diyor. İman hakikatleri okuyacaksın. Aç, Harun Yahya eserlerini oku. Harunyahya.org a gir. Oradaki kitapları oku, Risale-i Nur külliyatını oku. İmanını tahkiki hale getir.
Ergin Aliyev. “Selamun Aleykum Hocam. Nasılsınız? Hocam kusurumu bağışlayın. Sizden bir şey isteyebilir miyim? Eğer uygun görürseniz, biraz Kuran okuyup şerh eder misiniz? Ellerinizden öperim canım Hocam.”diyor. Ben de sizin ellerinizden öperim. Tabii ne demek. Sadece bunu isteyeceksin. Uygun görüyorsanız denmez. Ben haşa uygun görmüyorum mu diyeceğim? Kuran’da olmaz öyle şeyler. Mesela: “Müsaade ederseniz namaz kılmaya gideceğim.” Haram olur, öyle denmez. Namaz kılmaya gidiyorum diyeceksin, o kadar.
“Selamlar, hayırlı geceler Hocam. Ben size inanıyorum. Ama sizin yaptığınız güzellikleri anlatırken, insanlar: “Adnan bey kadınlara iltifatta çok coşkulu davranıyor.” diyorlar. Hiçbir partiye mensup değilim. Her sözünüz çok hoş. Allah razı olsun. Başı açık-kapalı, ben artık bu konuda size katılıyorum. Ama hanımlara iltifat ederken gözlerine, saçlarına detay detay iltifat etmeniz, beni şaşırtıyor. Dünyanın uyanışına vesile olan sizler, böyle yapıyorsanız bir hikmet vardır mutlaka. Hikmetinizi hayırla değerlendiriyorum. Selam ve dua ile, Allah’a emanet olun.” diyor. Şimdi güzellik, bir kadının yüzüne “güzel” diyorsan yüz ne ki? Hayır, neden oluşuyor yüz? Gözlerden, burundan, dudaktan, kulaktan, saçlarından oluşuyor. Detaylara biz “güzel” diyoruz. “Yüzün güzel”; “yüzündeki blok et güzel” demiyoruz ki biz orada. O detaylar önemlidir. Detayları kim görür? İman gözüyle gören görür inşaAllah. Dolayısıyla Allah cennette hanımların gözlerine dikkat çekmiş, o gözleri takdir edelim diye. Siyah ve iri. “Gözlerini sadece onlara tutkuyla” diyor bakarken göreceğimizi söylüyor Allah. Onlar bize tutkuyla bakacaklar inşaAllah. Biz de onlara tutkuyla bakacağız inşaAllah. Şimdi bu detayı geçip “yüzün güzel” diyorsan sen, yüzünün güzelliği dediğinde zaten tamamını demiş olmuyor musun? Detaylarında ne mahsuru var? Detayların niye denmemesi gerekiyor? Detayları erotik buluyorlar herhalde, anladığım kadarıyla. Acayip buluyorlar. Genelinde bir mahsur görmüyorlar. Bu ölçüleri kim koyuyor? Ben anlamıyorum. Sizin bir ölçücü başınız var anladığım kadarıyla, ölçü koyuyor. Hep badem bıyıklı falan tipler. Biri bir şey söylüyor, bir akıllı bir taş atıyor, yirmi kişi çıkaramıyor. Göz güzelliğine, bakışındaki derinliğe iltifat etmek ne güzel. Ama anlayana, hak edene, gerçekten sevene ve o iltifattan zevk alana, o iltifata saygı duyana, iltifata güvenene, iltifatı güvenle alana yakışır inşaAllah. O iltifat edilen onlara göre put. “Güzel göz” dediğinde, hemen hemen her sohbetimde anlatırım, kimi kastediyorsun sen? Allah’ı kastediyorsun. “Güzel burun” dediğinde o burunu insan mı yaratıyor? İnsana mı ait? Burun Allah’a ait. Güzel dudak, güzel göz, güzel kulak, güzel saç, tamamı Allah’a aittir. Rengi Allah’a ait, biçimi Allah’a ait, ondan aldığımız zevk Allah’a ait. Karşılıklı bu zevki Allah veriyor. Işığı Allah yaratıyor, gölgeyi Allah yaratıyor. Hepsini, biçimi Allah yaratıyor. Adam da onu ayrı, müstakil bir varlık olarak görüyor. Müstakil bir varlık değil. O zaman şirk koşmuş olursun. Bütün övgüler Allah’adır. O şirk kafasından kurtulamayınca sistem, şirk gözüyle bakınca dünya bambaşka oluyor o zaman. Yani kendilerini müstakil gören insanların şirk sisteminin bu ürkütücü yapıyı oluşturduğunu görüyoruz. Bu ürkütücü yapının kökeninde o şirk, put sistemi var. O şirk put sisteminden çıkmış olsa övgünün Allah’a olduğunu bilecek ve gönlü çok rahat olmuş olacak. Ama puta övgü var zannedince o zaman şeytani güç devreye giriyor. “O putu niye övüyorsun?” diyor. Karşılıklı putların birbiriyle mücadele ettiğini zannediyor. Halbuki Allah övülüyor orada. Puta değil oradaki iltifat. Eğer puta iltifat etsen zaten Allah o sevgiyi alır kalbinden senin. Öyle bir güzellik de kalmaz, öyle bir muhabbet de kalmaz. Allah bize bu güzellikleri gösteriyorsa, bu kadar sevdiriyorsa O’nun tecellisi olarak sevdiğimiz için. Put olarak sevmiş olsak Allah öyle bir nasip ve nimet meydana getirmez. Böyle sevgi de meydana getirmez, böyle güzel sözler de meydana getirmez.
DAMLA HANIM: Hocam sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de şöyle söylüyor: “Bana 3 şey sevdirildi: Güzel koku, güzel kadın ve gözümün nuru namaz.” Siz daha önce söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR: O minicik tatlı burnunla sen nasıl sevilmezsin? O güzel tatlı dişlerinle.
Tamam haydi bakalım. Şimdi bir iman hakikatleri seyredelim, sonra devam.
VTR
ADNAN OKTAR: Akife Akarsu. “Selamun Aleykum. Hocam yanlışsam yanlışım diye söylemişsiniz. Ben de yazıyorum. Ben bir kapalı bayanım, çarşaflı bir bayanım, elhamdülillah. Çok temiz bir bayanım. Beyim de çok temiz bir Müslüman’dır. Allah iyisini bilir.”diyor. Çok güzel, tamam. Benim can kardeşlerim, onlar da çarşaflılar. Benim aşağı yukarı 27 tane çarşaflı kız arkadaşım var. Ben buraya getirdiğim, çıkardığım arkadaşlarım çok az sayıdalar inşaAllah. Mümin ve muttakiler. Ne alaka? Ben yobaz takımı ve münafıkları anlatıyorum. Yobazların, münafıkların ne kadar pislik olduğunu ve müşrik olduklarını Allah söylüyor Kuran’da. “Ancak bir pisliktirler” diyor. Ben kendi kafama göre söylemiyorum. Kuran’dan söylüyorum. Niye şaşırıyorsun ve niye alınıyorsun? Ben ilgili şahıslara söylüyorum. Çarşaflı hanımlara ben sahip çıkıyorum, ne alaka? Ben “çarşaflı hanımlar kötüdür, yanlış yoldalar” mı dedim? Akşam akşam uykusuz olduğunu düşünüyorum. Başka türlü… Uykusuz bir dikkatle beni izliyorsun inşaAllah ve gerginleşmişsin benim gördüğüm. O yanlış inşaAllah. Dikkatlice dinlersen o konuyu çok iyi kavrayabilirsin inşaAllah.
Yobazlardan bu kadar tiksinilmesinin nedeni bu kadar pislik olmalarıdır. Meşhurdur yobazlardan tiksinme. Bilinen bir şeydir. İmanlarından dolayı mı? Hâşâ. Müslüman olduklarından, namaz kıldıklarından mı? Hâşâ. Hakikaten pislikler de onun için. Gerçekten pislikler.
“Selamun Aleykum Seyid Ahmed nur Muhammed Adnan Hocam. Programlarda insanları düşünmekten alıkoymaya, bakın ne kadar karmaşık ve belirsiz demeye getiriyorlar. Programlarında kendilerine piyasa yapmaya çalışan bu sisteme yaranmaya çalışan, dini manada hoca denen kimseleri de görüyoruz. Ama siz bunları darmakeşan ediyorsunuz.” diyor. MaşaAllah. Ragıp kardeşimiz. “Ellerinizden öperim Hocam. Dua ediniz. Hayırlı sohbetler. Hz. Mehdi ve Hz. İsa (a.s.) ulaşmak ve onlara talebe olmak, İttihad-ı İslam yolunda hizmetçi olmak duasıyla. Hocam kar üzerinde sürünerek de olsa ulaşmak için kar yağmasını bekliyoruz Hocam. Karın üzerinde yüzerek de geliriz Hocam. Koordinatları bilsek, bunlar hiç sorun olmaz.” “Cuma namazı evde kılınır mı Hocam? Kılınmaz ki.” diyor. Evler mescittir. Siz nasıl Müslümansınız, nasıl insansınız ben anlamıyorum yani. Müslümanların evleri mescit değil mi? Hz. Süleyman (as) devrinde de aynı şekildeydi, Hz. Musa (as)’ın devrinde de öyleydi. Kuran’da Cenab-ı Allah “Allah’ın anıldığı evler kurun” diyor, ayet var. Kuran ayeti var. Müslümanların evleri mescittir. Dolayısıyla Cuma namazını kılmak için mesela bir köyde olduğunu düşün, istediği gibi Müslümanlar toplanır kılar yahut bir mahallede kılar. İlla “Diyanet’in camisinde kılınacak” veyahut “falanca kişinin kurduğu camide kılınacak” diye bir şey yok ki. Evler de mescit olduğuna göre mescitte namaz kılınabileceğine göre. O zaman evlerde namaz kılınmayacak, senin dediğine göre. Evimizde namaz kılamayacağız o zaman. Evde cemaat namazı da kılınamayacak, cemaat namazı kılınamayacağına göre Cuma namazı da kılınamayacak sizin kafanıza göre. Yanlış biliyorsunuz. Nerden çıkıyor bu kafalar? Nerden çıkarıyorsunuz bunları?
Nur gibi Müslümanlara muhabbetimizi Allah kat kat arttırsın. Sahabe devri Müslümanlarına Allah muhabbetimizi kat kat arttırsın. Mesela bak Şeyh Nazım Hocam; Şeyh Nazım Hocam nur gibi, halis Müslüman’dır. Kıyafeti de mükemmel, üslubu da mükemmel, her şeyi mükemmel. Orada ki hanımlar da çok mükemmel insanlar, hayatları da çok güzel. Şeyh Ahmet Yasin Hocam da öyle. Mahmut Hocamız da öyle, çok nur gibi, tertemizdir. Pırıl pırıldır, ışık gibidir. Ben dikkat ettim, yakından baktım, sarığında toplu iğne başı kadar bir toz, kir bulamazsınız. O kadar temiz. Müslüman böyle olur işte inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “‘Evrimi anlatabiliyor muyuz?’ konusunun da geçtiği, evrim karşıtı unsurlara ortak tavır alınması konulu” yani Adnan Oktar’a, Adnan Oktar’a, Adnan Oktar’a, Harun Yahya’ya “ortak tavır alınması konusunda Dawkins’le de beraber, onun da katılacağı program yapılacakmış”.
Hayırlı uğurlu olsun canlarım. İflahınızı keseceğim, iflahınızı. İngiltere’den, Amerika’dan yedi ceddinizi getirin, silindir gibi ezeceğim sizi, silindir gibi. Eziyorum ve ezmeye devam edeceğim. O elma yanak eğer sıkıysa telefonla katılacağına kendi gelsin buraya. Uçak parasını vereceğim, söz. Otelde de kalacak, söz. Gölgemden korkar, gölgemden. Nefesimden korkar yani. Gelemez. Yani böyle Kayseri pestili gibi ezerim, ezerim, ezerim evelAllah. Bak, “evrimi anlatabiliyor muyuz?” Anlatabiliyorsun da ben varım, o yüzden anlaşılmaz hale geldi. Etkisiz hale geldi. Yoksa sen anlatıyorsun. Devlet de anlatıyor canım ciğerim. Öyle bir dert yok. Ortaokullarda, liselerde, üniversitelerde, devlet kitaplarında anlatılıyor evrim. Hatta muhafazakar kanallarda gece gündüz evrim propagandası yapıyor. Ama ben varım, ben, Allah’ın izniyle. Cenab-ı Allah’ın izniyle. Böyle muşmula pestili gibi ezeceğim. Dünyanın neresine giderseniz gidin, banyoya kadar girin orada da sizi yine yakalarım. Bak lafa bak, “evrim karşıtı unsurlara ortak tavır alınması”. Her tarafınız ortak tavır olsa ne olur? Tamamınız ortak tavır olsa ne olur? EvelAllah, evelAlah, evelAllah. Sizi ilmi bir Osmanlı tokadıyla tek tokatta oturttururum inşaAllah. Ve gözünüzde şimşekler çakar. Telekonferansla katılacakmış. Ne oluyor bu? Uçak korkusu mu var acaba? Ne diyecek geldiğinde? Diyecek ki “proteinler tesadüfen meydana gelemez. Uzaylılar yapıyor” diyecek. Zaten konu bitmiş bunu dedikten sonra. Daha ne kalıyor geriye? Siz diyorsunuz ki “tesadüf”, “bizim ilahımız tesadüf” diyorsunuz. Allahualem Marmara çırası gibi yandınız siz. Yobazlar bir yandan, siz bir yandan samba yapıyorsunuz. Sizi hoplatacağım yani, inşaAllah.
Anar Aliyev. “Selamun Aleykum. Ben size yazdım, neden cevap yok? Ben Hz. Mehdi Hazretleri ile görüştüm. Çok önemli bilgilerim var. Azerbaycan’dan.” İyi, gözün aydın. Ne yapmam gerekiyor? Bak, Şeyh Nazım Hocam da öyle diyor Evrenesoğlu’na. Çık artık, vakit geldi diyor. Göster gücünü diyor. Ama Hocadan çıt yok.
“Selamun Aleykum Hocam” Aleykum Selam ve Rahmetullahu ve Berakatuhu. “Hocam sizlere en önemli arzum çok sağlıklı, zinde ve güçlü olmanızın devamıdır. Cenab-ı Allah size müthiş bir kudret ve güç versin ” diyor. Elhamdülillah. “Canım Hocam kedileri seversiniz biliyorum. Size 2 tane pıtırcık resmi gönderiyorum. Şu an isteğim canlı yayına yetişmesi. Sevgilerimle, Ayla” diyor. Var mı resmi? Göster bakalım. Bunu telefondan göndermiş herhalde. Ama ne şeker kardeşler bunlar. MaşaAllah.
Salih Günseli, Rize. “PKK konuşulurken sunucu hanım, her iki tarafta da şehitler var dedi” diyor. Herhalde boş bulunmuştur. Onu düzeltsinler. Hangi kanalda olduğunu söylemiyorum çünkü boş bulunup söylemişlerdir.
Erdinç Encap Karaçam. “Benim pek yakışıklı, Seyid Ahmed Muhammed Adnan Hocam. Benim canım Hocam. Sizi çok seviyorum, inşaAllah. Ben Bursa’dan yazıyorum. Büromda sizin o çok sevdiğiniz, çok kıymet verdiğiniz eserlerinizi gelen misafirlere hediye etmeye veya tanıtmaya çalışıyorum. Bunun için 2 farklı açıda, açıkça görünecek şekilde büromdaki dolaplardan 2 tane yer ayırdım inşaAllah. Gelen misafirlerden hepsi olmasa da zaman zaman merak eden ve ilgilenenler oluyor. İlgi duydukları eserleri alıyorlar, inşaAllah. Böylece imanımın daha da artmasına vesile oluyorsunuz, inşaAllah. Ayrıca A9 TV broşürlerinden 2000 tane daha dağıttım. Yaklaşık 1600 kadar büronun olduğu bir iş merkezindeyim. Burada da yaymaya başlayacağım, inşaAllah ” diyor. Haydi bakayım, maşaAllah. Bir göreyim bakayım bu koç yiğidi. Aferin, bak benim canıma, ne güzel. Zoom yap şu koç yiğide. Aslanım benim. Aferin benim koç yiğidime. MaşaAllah, elhamdülillah. Yedi ceddine rahmet olsun. Aferin, bak o küçücük mescidini nurlandırmış, maşaAllah. Deccalin kafasına tokmağı indirmiş. Oraya deccal nasıl girsin? Boynuzları kırılır. Ahir zamanda Resulullah (s.a.v.)’in övdüğü mübarek taifeden. Ehl-i Hak, ehl-i nur, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin Erdinç kardeşimizin. Allah sağlık, sıhhat ve afiyet versin. Ne ferahlıktır. Mesela bir insanın iş yerine giriyorsun. Acaba buraya deccal girebilir mi diyorsun. Bir bakıyorsun ki deccale bir darbe. Deccalin boynuzlarını kıracak bir sistem kapıya koyulmuş, giremez. Aferin çok güzel yapmış.
Kuran’dan biraz ayet okuyalım. Ya Allah Bismillah. Taha Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım. 65. ayet:
"Ey Musa" dediler. Ya sen (asanı) at veya önce biz atalım." Bize de ne diyorlar Darwinistler? “Önce ya siz konuşun, sonra istiyorsanız biz konuşalım”. Biz de diyoruz “atın önce atacaklarınızı”.
“Dedi ki: "Hayır, siz atın." Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü.” Bir kısım insanlaraDarwinistlerin delilleri sanki gerçekmiş gibi görünüyor değil mi?
“Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı.” Bir kısım Müslümanlar da hakikaten Darwinizm’in gerçek olabileceğini düşünüp korku duyuyorlar.
"Korkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin."
"Sağ elindekini atıver,” “at” diyor Allah.“onların yaptıklarını yutacaktır;” Bizimsağ elimizdeki 7 kiloluk falan bir kitap inşaAllah. “çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz."
“Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler.
Hep işte ”Hocam sizi kızdırdıysam özür dilerim” falan diyorlar. Benim üslubum bu. Kızdığım mızdığım yok. Allah aşkına. Delikanlı üslup var bizde. Başka bir şey yok. Şimdi Aziz kardeşim. İstersen, öyle istiyorsan öyle konuşayım ama böyle rahat ediyorum. Kızdığım mızdığım yok. Bir şey yok. “Ben Allah için sizleri çok ama çok seviyorum. Sizlerin zaten o bayanların Allah’ın yaratma sıfatına bakıp övdüğünüzü biliyorum. Yanlış bir mail yazdıysam Allah için özür diliyorum. Hakkınızı helal edin. İşte, evde, sokakta hep sizlerden bahsediyorum. Pislik ve benzeri sözleri inşaAllah bana demiyorsunuzdur. Ben de ve 2 oğlum da inşaAllah talebeniz oluruz. Duanızı esirgemeyin.” diyor. Göster bakalım şu köfteleri. Bir bakayım. Ah benim canlarım ah. Şu tatlılığa bak şunların. Şekerliğine bak sen şunların. İkisinin de burnu tam ısırmalık. MaşaAllah çok durular. Allah ömürlerini uzun etsin. Allah hayır ve bereket versin. Güzellik versin. Sen Hz. Mehdi talebesisin. Sen Hz. İsa Mesih’in talebesisin. Söyledin, merak etmişsin sormuşsun. Benim pislikler dediğim; müşrikler ve münafıklar. Ne alaka, mümin üzerine alınır mı onu? Olmaz. İnşaAllah. Ben alakasız adamların üstüne almasına şaşıyorum. Karmaşık mı konuşuyorum ben? Münafık ve müşriklerden bahsediyorum ben. Pislikler, onlar kendilerini biliyorlar zaten. Mesela çarşaflı kardeşimiz oturmuş, alınmış. Benim çarşaflı talebelerim nur gibiler. Çok fazla çarşaflı talebem var. Başörtülü talebelerimin haddi hesabı yok maşaAllah. Ne alaka? Peki Allah münafıkları, müşrikleri Kuran’da yerden yere vuruyor, çok aşağılıyor. Ayeti okuduğunuzda siz nasıl oluyorsunuz peki? Ayetleri okumayalım mı? Anlatmayalım mı? Kuran’ın anlattığını ben de anlatıyorum. Olay bu.
“Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler. İnşaAllah.Birçok insan Kuran’a tabi oluyor bizim delillerimizi gördükten sonra.
“(Firavun) Dedi ki: "Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi?” Resmi bir ideoloji var, devlet dayatması. Darwinist, materyalist o devirde sistem. “Benim inancıma inanacaksınız. Öyle Müslüman olmak İslam’ı, Kuran’ı savunmak yok” diyor. “Tevrat’ı savunmak yok” diyor, o devirde Tevrat vardı.“Şüphesiz o,” Hz. Musa (as) için diyor“size büyüyü öğreten büyüğünüzdür.” “Büyü öğretiyor size” diyor. Hakaret etmeye kalkıyor Hz. Musa (as)’a. “O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim”. Tam iddia edilen Ergenekon terör örgütü metotları. Domuz bağıyla bağlayıp insanları şehit ediyorlardı ya.“ve sizi hurma dallarında sallandıracağım.” İddia edilen Ergenekon terör örgütünün de en hoşlandığı şey adam asmak.“Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız." Tehdit, baskı, şiddet iddia edilen Ergenekon terör örgütünün özelliği, deccaliyetin özelliği. Kuran bu konulara dikkat çekmiş.
Ben Kuran’da münafıklardan bahsettiğimde “hocam bana mı diyorsunuz?” derseniz olmaz. Müşriklerden bahsettiğimde “bana mı diyorsunuz?” derseniz olmaz. Benim anlattıklarım doğru. Etrafınızda da görüyorsunuz böyle doğru olduğunu.
Haydi gidelim. Namaz kılacağız. Haydi Bismillah.
Bedenimizdeki Ayetler
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...