TURKTIME: Herkesin başka bir Adnan Oktar tanımı var. Gerçek ve anlaşılır Adnan Oktar kimdir?
ADNAN OKTAR: Gerçek ve anlaşılır Adnan Oktar kimdir? Medya tabi İslam’ı anlatmakta, Kuran ahlakını anlatmakta çok önemli bir imkan tabi. Özellikle internet. Basının bence o kadar gücü kalmadı, televizyonların da o kadar gücü kalmadı. Ama internetin büyük gücü var. İnternetten de en iyi şekilde ve en yüksek şekilde istifade etmeye çalışıyorum. Dini yaymak, İslam ahlakını yaymak, Darwinizm’e, materyalizme, komünizme ve faşizme karşı, zulme ve teröre karşı da bir mücadele veriyorum. Bunun için de internet mükemmel bir imkan. İyi bir insanım, güzel huyluyum ben, şefkatli, merhametliyim, makul, tutarlı bir insanım, öyle uç tavrım olmaz. En rahatsız olduğum dönemde bile adaletten, makul olmaktan ayrılmam, çok tutarlı hareket ederim. Allah’tan koktuğum için olayları çok makul değerlendiririm. Kendi nefsimle, Kuran ahlakıyla bir bağlantı kurduğumda ben Kuran ahlakını tercih ederim daima.
TURKTIME: Ölçünüz Kuran.
ADNAN OKTAR: Tabi.
TURKTIME: Efendim siz Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde size konulan teşhisi, yine siz kendi tabirinizle ‘Tutkulu idealist’ olarak; gelmeden önce biraz dersime çalıştım. Orda öyle bir ifadeniz var. Yani bu bana konulan teşhisin açıklaması, anlaşılır anlamı budur diyorsunuz ‘tutkulu idealist’. Şimdi burda tutku kelimesinin açılımlarından birisi de “Saplantı”. Şimdi saplantı ve tutkulu idealist, bu nasıl rasyonel olabiliyor, nasıl buluşabiliyor, nasıl bir gerçekliği olabiliyor efendim?
ADNAN OKTAR: Bütün gerçek Müslümanlar, bütün gerçek inananlar tarih boyunca hep tutkulu idealist olmuşlardır. Kendi idealleri için canını verecek derecede, hayatını hiçe sayacak derecede kararlı olmuşlardır. Dünyevi bütün çıkarlarından vazgeçip sadece Allah rızası için gayret etmişlerdir. Tutkulu idealistin anlamı budur. Bunun ayrıca ikinci bir anlamı yok. Mesela peygamberlerin tamamı, bütün sahabiler, bütün Allah yolunda mücadele eden insanlar hayatlarını tam anlamıyla Allah’a adamışlardır. Yaşantılarına baktığımızda olağanüstü bir irade, kararlılık, sabır ve metanet görüyoruz. İşte buna biz tutkulu idealist diyoruz. Bunun dışında bir tutkulu idealist tanımı yok. Ben de o anlamda tutkulu idealistim.
TURKTIME: Şimdi Adnan Bey, her nedense kötü olarak anılan her şey sizin başınıza geliyor ya da geldi diyelim. Kokain kullanmakla, şantaj yapmakla suçlandınız. Şimdi bu suçlamalar sizin dışınızda birisine yapılsaydı, sizin aklınızın köşesinden “Yahu bu hocada da bir şey var yani bu kadar çıkıyor” şeklinde bir fikir beyan edilmez miydi? Yani sizinle ilgili önyargılı olduğunu düşündüğünüz çevrelere böyle bir empati yapmayı denediniz mi? Yoksa onların bir medya markajında, böyle bir zehirlenmeye mi tutulduğunu düşünüyorsunuz? Yani Adnan Oktar değil de sizin başınıza gelenler başka birinin başına gelseydi ve siz bilgi sahibi olsaydınız dışardan, nasıl bir kanaat oluşurdu?
ADNAN OKTAR: Ben her ezilen, her baskı gören, her sindirilmeye çalışılan insana karşı her zaman bir şefkat duymuşumdur. Mesela Deniz Gezmiş’e de, Mahir Çayan’a da, Yusuf Aslan’a da her zaman saygı duydum ve acıdım. Şefkatle baktım ve rahatsız oldum onlara yapılanlara. Oh ne iyi oldu demedim hiçbir zaman için. Çünkü bunlar her halükarda bir fikri savunuyorlar ve açıkça, dürüstçe savunuyorlar. Gizli değiller. Samimi olarak fikirlerini savunuyorlar. Fikirleri yanlış, ayrı. Ama bir dürüstlük var ve samimiyet var. Mesela İlhan Selçuk gözaltına alındı, Kemal Alemdaroğlu gözaltına alındı, ben onların geçirdiği rahatsızlıktan çok çok çok rahatsız oldum. Evde olduğum halde o beni huzursuz etti, rahatsız etti. Yani ben ondan mutlu olmadım. Benim keyfimi kaçırdı.
TURKTIME: Sizin keyfinizi kaçıran onların bedensel rahatsızlıkları mı yoksa gözaltına alınış biçimleri mi, onu tam..?
ADNAN OKTAR: Yok çektikleri acı. Sadece insan olarak çektikleri acı, o kadar. Başka bir şey değil. Yani ben haksız, adaletsiz bir uygulama vardır demiyorum. Onu adalet belirler, ben onu demiyorum. Sadece çektikleri acı. Eskiden beri bilinir, yani emniyette bu tip şeylerin olduğu bilinir. Mesela benim emniyette biliyorsunuz, benim yiyeceğime, içeceğime kokain karıştırdılar, adli tıp bunun emniyette yiyeceğime karıştırıldığını tespit etti. Ben bu iftiradan bu şekilde kurtuldum ve mağdur durumdaydım ben. Yani bu başkasına da yapılsa, bu bir komüniste de yapılsa bu beni çok çok rahatsız ederdi. Fikir farklılıklarından dolayı ben oh oldu demem hiçbir insana, ben merdane olmasını isterim herşeyin. Yani acı çeken her insan beni rahatsız eder. Bir fakir de olsa; dinsiz, ateist bile olabilir, ama fakirdir, perişandır, ben acırım o insana rahatsız olurum, ondan mutlu olmam ben. Akıl hastanesi olayı da var biliyorsunuz benim; cinayet işlemiş akıl hastalarının içine koydular beni. Bu çok acayiptir, çok araştırılması gereken, tetkik edilmesi gereken bir şey. Bir acayiplik var bunda. Gerçekten bir acayiplik var. Çünkü ben neden cinayet işlemiş akıl hastalarının içine getirilip yerleştirileyim oraya? Yani birçok çeşitli servisler vardı, açık servisler vardı, makul. Yine akıl hastaları ama birçok açık servis var.
TURKTIME: Birileri sanki başınıza bir şey gelsin, istemiş gibi mi algıladınız acaba?
ADNAN OKTAR: Ben sadece acayip karşıladım. Yani kim bakarsa baksın bunu acayip görür. Yani bir gariplik var bunda ve nitekim benim bulunduğum dönemde 7 kişi öldürüldü. Ben mesela niçin dışarı çıkartılmadım, hiç o bulunduğum eski salondan, metruk binadan dışarı çıkartılmadım, neden telefon ettirilmedim, neden arkadaşlarımla görüştürülmedim? Doktorlarla, hemşirelerle görüşmem neden yasaklandı? Bu benim hala anlayamadığım bir şeydir. Ve akıl hastası olmadığım halde neden ben orada 10 ay tutuldum. Çünkü askeri hastanede benim ruhen ve bedenen tam sağlıklı olduğuma dair rapor verildi. Yani tam anlamıyla sağlıklı diye rapor verildi.
TURKTIME: Evet
ADNAN OKTAR: Bu safhalardan ben neden geçtiğimi bilmiyorum. Bunun amacanın ne olduğunu da daha çıkarabilmiş değilim. Ve bu mantık hala da devam ediyor, kesintisiz. Cumhuriyet tarihinde psikolojik savaş yapılan insanlar olmuştur. Bana karşı yapılan psikolojik savaş Cumhuriyet tarihinde en şiddetli olandır. Ve en kapsamlı ve en devamlı ve en uzun süreli olandır.
TURKTIME: Bunun size göre bir cevabı da olmalı. Şimdi böylesine düzenli ve sistemli bir şeyi size yapmak için örgütlü bir akıl olması lazım. Yani sizi bir yerlere ya da bir misyona, bir kişiye, bir kuruma ciddi bir tehdit olarak gören bir yapı var o zaman. Siz mesela bunu nasıl algıladınız? Size kokain karıştırıyorlar, aslında bir şekilde; sizin ifadeniz doğruysa, aslında o, birilerine Adnan Oktar’ı öldürün de demek. Akıl hastalarının; yedi kişi ölmüşse bu benim söylediğimi de bir anlamda teyit ediyor. Böyle bir ortam, bütün bunların toplamında ne sonuç çıkardınız siz? Ne dediniz yani, kendi kendinize kaldığınız zaman, ne yaptınız da böyle bir yapı ortaya çıktı sizinle ilgili?
ADNAN OKTAR: Bütün Türk milletinin, benim milletimin bir kanaati var. Benim de kanaatim var, hepimizin kanaati ortak. O ortak kanaat neyse o işte. Herkesin anladığı bir şey var yani bir amaç var. Amacın ne olduğunu herkes biliyor ben de biliyorum. İşte o.
TURKTIME: Ben tam anlayamadım efendim. Yani en azından şöyle anlamaya çalıştım. Siz inandığınız bir dini, yüzde 99’u Müslüman olan, inandığınız bir dini bilimsel donelerden de istifade ederek yaymaya çalışan bir bilgin, alim olarak tanınıyorsunuz. Şimdi o zaman bundan rahatsız olan bir yapı var. Ve bu yapı sizi birilerinin gözünde terörize etmek, etkisizleştirmek, pasifize etmek için böyle bir kurgu yapıyor o zaman. Bunu çıkarabilir miyiz?
ADNAN OKTARBir tane örnek vereyim. Ondan gerisini artık siz çözün. Yani ben masonlara karşı, komünistlere karşı, Darwinistlere karşı, faşizme karşı, materyalizme karşı yani sapkın gördüğüm her türlü ideolojiye karşı mücadele eden bir insanım. Yani şeytani gördüğüm her türlü sisteme. Onlar da kendi imkanlarıyla, kendi şeytani örgütleriyle tabiki bir karşılık veriyorlar. Ama bunların en başında benim gördüğüm masonluk var. Mason örgütü asıl olayı organize eden. Çünkü ben biliyorsunuz Türk kavmindenim, İslam milletindenim sözünden dolayı tutuklanmıştım ve 10 ay cezaevinde ve hücrede kaldım, hücre hapsinde tutuldum. Bu da çok acayiptir. Yani niçin koğuşta değil de küçücük dar bir hücrede ve dışarı çıkartılmayarak? Benim bildiğim cezaevinde ağır suç işleyenlere 10-15 gün olarak veriliyor hücre hapsi. Bunun dışında verilmez. 10 ay bir insan hücrede tutulmaz. Ben bunun da neden olduğunu bilmiyorum, şu ana kadar çözebilmiş değilim. Bunlar da zamanı gelince araştırılması gereken konulardan bir tanesi. Bütün bu dönemlerde, hepsine baktığımızda bir gariplik olduğu, bir olağanüstülük olduğu çok açık görülüyor. Ama ben tabi bütün bunların hayırla yaratıldığına inanan bir insanım. Yani hayırla ve hikmetle yaratıldığına. Çünkü bu, insanı olgunlaştıran, derin düşünmesini sağlayan, kişiliğinde, karakterinde derinlik meydana getiren olaylardır ve bunu Allah yapar.
TURKTIME: Bir imtihan, deneme olarak.
ADNAN OKTAR: Tabi bir imtihandır. Ben bundan şikayetçi değilim yani bunu uygulayan kişilerden de şikayetçi değilim, intikam alınsın demiyorum bu kişilerden. Sadece çözülmesinde fayda var. Yani başka insanlara bunun yapılmasını istemem. Bu tip uygulamaların yapılmasını istemem. Çünkü ben Türkiye’nin huzur içinde yaşamasını istiyorum, mutlu olmasını istiyorum insanlarımızın. Ben dışarı çıkıyorum bir tane yüzü gülen insan göremiyorum, neşeli insan göremiyorum. Yani birbirine sevgiyle bakan, güzelliklerden zevk alan insanlar göremiyorum. Halbuki bir insan normal fıtratında sürekli güzellik arar dışarda, mesela çiçeklere bakar, manzaraya bakar, sevgi göstertir insanlara, selam verir, onlara iltifat eder, gönül alır. Ben böyle birşey görmüyorum. Tam bir karamsarlık, tam bir acı hatta korku. Çünkü insanlar birbirlerinin yüzlerine bile bakamıyorlar. Bu benim işte mücadele edeceğim birşey. Mücadele ettiğim bir düşünce, bir hal. Ben bizim milletimizin buna layık olduğuna inanmıyorum. Yani böyle bir yapıya layık olduklarına inanmıyorum. Çünkü bizim milletimiz çok güzel ahlaklı, sevecen, insancıl, böyle dost canlısıdır, misafirperverdir. Böyle yaşamaları tabiki...
TURKTIME: Bir şuur zehirlenmesi var
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi. Hayat kalitelerinde çok ciddi bir düşüş var. Yani sevinç içinde yaşayacakken ızdırapla yaşıyorlar. Bu mücadele edilmesi gereken birşey. Ben de bunun mücadelesini veriyorum.
TURKTIME: Peki neye güveniyorsunuz? Çünkü sizinle bu kadar uğraşanlar belli ki organize bir güç yani en azından. Çünkü az önce ifade ettiniz işte kokain katıldı, işte şantaj iddiaları vs. Falan. Bildiğim kadarıyla da hepsinden mi çoğundan mı beraat ettiniz veya tamamlandı?
ADNAN OKTAR: Şu ana kadar hepsinden beraat ettim.
TURKTIME: Hepsinden beraat ettiniz ama kamuoyuna o beraatınız suçlanmanız ölçüsünde çok yansımadı herhalde?
ADNAN OKTAR: Şu son suçlamadan bir tek ceza aldım. Fakat o da Yargıtay aşamasında. Biliyorsunuz ben ve üç kız arkadaşım çete lideri olarak suçlandık. Mahkeme tarafından böyle bir hüküm verildi. Üçer yıl ceza aldık. Ama Yargıtay aşamasında olduğu için daha kesinleşmiş birşey yok.
TURKTIME: Adnan Bey, şimdi ben böyle sizin ağız dolusu “Hayır ben kesinlikle Mehdi değilim” dediğinizi işitmedim mesela. Ben kendi adıma. Sanki böyle ifadeleri biraz tabiri caizse, amiyane tabirle yuvarlayarak “Anlayın işte diyemiyorum ama ben Mehdiyim” der gibisiniz. Benim algılayışım böyle yani. Allah bu algılama fıtratını vermiş. Yanlış da olabilir, doğru da olabilir. Ben en azından Mehdi iseniz bunu bana söylemenizi rica ediyorum değilseniz de onu bilmek istiyorum yani. Bunu ben hem gazeteci olarak hem de kişisel olarak doğrusu merak ediyorum. Bu nedir gerçekten, bu konuda tatmin olmak isterdim.
ADNAN OKTAR: Her gerçek mümin samimi, Mehdi olmak ister, her Müslüman. Mehdilik çok büyük bir nimettir.
TURKTIME: İster de efendim, bir tanesi olur.
ADNAN OKTAR: Tabiki öyle, tabiki öyle. Yani ben de, siz de, bir başkası da Mehdi olmayı istemekle mükellefiz biz. Çünkü Allah bize ayette belirtiyor bu konuda; bizi, şeytandan Allah’a sığınırım, takva sahiplerine önderler kıl şeklinde duası var müminlerin. Bu bir mehdiliktir işte, mehdilik görevidir. Ama Kuran’a göre, Kuran ahlakına göre bir insan ben Mehdiyim dediğinde bunun cennete gitmesi şart hale gelmez mi? Cennetlik anlamına geliyor. Peki cennetlikse bu insanın mücadele etmesine, Allah’ın rızası için namaz kılmasına, oruç tutmasına, ibadet etmesine hiç bir şey yapmasına gerek kalmamış oluyor. Kulluk görevini yapmış oluyor.
TURKTIME: Yo, yani namaz ve Allah’ın emirleri ölene kadar, son nefesimize kadar o üzerimizde farz olan birşey.
Ama cennetlikse bitmiş zaten.
TURKTIME: Ama Peygamber Efendimiz (sav) de cennetlik olduğundan şüphe yoktu ama namazını eda ediyordu
ADNAN OKTAR: Ama o vahiyle bildiriliyor. O tamam, o zaten onla mükellef. Ama bir insana sen cennetliksin deniyorsa, kendi de cennetlik olduğu kanaatindeyse herşeyden önce, ilk açılımda, Kuran’a göre bu haram, bunu diyemez bir kere.
TURKTIME: Tabi.
ADNAN OKTAR: Vahiy gelmedikten sonra bunu diyemez.
TURKTIME: Doğru
ADNAN OKTAR: Bu yeterli zaten.
TURKTIME: Evet
ADNAN OKTAR: Ayrıca dinden çıkar bunu söylediğinde. Çünkü Peygamber vahye dayalı olarak söylüyor. Çünkü o insanın imtihanı bitmiş anlamına geliyor. Cennette zaten o insan oluyor. Dolayısıyla ben helalden haramdan sorumlu bir insanım ve imtihan oluyorum ve hiçbir şekilde bilemem ben, yani cennete mi gideceğim cehenneme mi gideceğim bilemem. Ve bütün Müslümanlar gibi bilemem. Hiçbir Müslüman kendisinin cennete veya cehenneme gideceğinden emin değildir. Ümitle korku arasındadır. Allah bizden bunu istiyor. O yüzden hiç kimse Mehdilik ilanında bulunamaz. Ve bulunmayacak da.
TURKTIME: Ama ümidinde bulunabilir mi?
ADNAN OKTAR: Ümidinde bulunabilir tabi ümit edebilir ve çevresindeki insanlar da onu öyle ümit edebilir ve hüsn-ü zan edebilirler. Yani Allah-u alem Mehdidir diyeceğiz. O şartı da şu; İslam dünyaya hakim olur tamamen, Hz. İsa’yla beraber o kişi namaz kılar, birlikte namaz kılarlar, biz o azaman deriz ki Allah-u alem bu kişi Mehdi, Allah-u alem bu kişi de Hz. İsa’dır diyeceğiz zannı galible. Bunun dışında bir Mehdilik iddiası olmaz. Ama hüsn-ü zan her zaman olmuştur. Herkes sevdikleri kişilere Mehdi olabileceği ihtimaliyle bakmıştır. Ve bu bir iltifattır.
TURKTIME: Size de öyle bakanlar var mı?
ADNAN OKTAR: Tabii ki oluyor, olabilir. Bu bir gerçek. Ama bu ancak bir iltifattır. Umut ederim, mesela şöyle inşaAllah cennete gidersin, İnşaAllah Allah’ın veli kulusundur, inşaAllah iyi bir insansın anlamında söylenebilir bu.
TURKTIME: Peki size bu yakıştırmayı yapanlara siz değilim diyor musunuz yoksa Allah-u alem mi diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Bana zaten direkt doğrudan Mehdisin derse bir insan dinsiz olur, yeniden dine girmesi için ben onu uyarırım. Müslümanlıktan çıkmış olur onu söyleyen bir insan. Ama hüsn-ü zan eden bir insana da niye hüsn-ü zan ediyorsun demem.
TURKTIME: Şimdi tabi ben sizin kadar belagatım iyi olmadığı için doğrusunu isterseniz ben çok algılayamadım. Yani şöyle algıladım. İnşaAllah Mehdi’yimdir dediğinizi zannediyorum bu sözlerinizin toplamından, yanlış mı acaba algılıyorum?
ADNAN OKTAR: Her Müslüman bunu demesi gerekir, İnşaAllah Mehdi olurum demesi gerekir. Bir tek kendim için değil. Her Müslümanın Allah’tan bunu istemesi gerekir, veli olmayı istemesi gerekir, cennetlik olmayı istemesi gerekir. Yani ben neyim ki, ben çok günahkar, sıradan bir kulum derse bir insan...
TURKTIME: Ümit kesmek kafirlik alametidir aynı zamanda
ADNAN OKTAR: Ümit kesmiş oluyor, anormal olur bu. Ama ümitvar olmak yani bir insanın Mehdi olabileceğine ihtimal, mesela Said Nursi Hazretleri’ne Mehdi olabileceği gözüyle bakılmıştır, bu bir iltifattır. Said Nursi diyor; bu bir iltifattır diyor, yani yanlışlık ama bir iltifattır diyor ve ziyade hüsn-ü zan her zaman olur diyor. Bütün tarikat şeyhlerine, din büyüklerine her zaman Mehdi gözü ile bakmışlardır, olabileceği ihtimaliyle.
TURKTIME: Siz elbette çok daha iyi bilirsiniz ama zannediyorum Bediüzzaman Hazretlerine Mehdilikten ziyade Mehdi’nin ön açıcısı şeklinde bir yakıştırma olduğu...
ADNAN OKTAR: Evet, kendisi de bunu söylüyor. Bu doğru, kendisi de onu söylüyor. “Ben Mehdi’ye zemin hazırlıyorum. Biz kışta geldik onlar baharda gelecek” diyor. “Çiçekler baharda açarlar” diyor. Mehdi talebelerinin zuhuruna o şekilde işaret ediyor. Bizlerin görevi diyor Mehdi’ye zemin hazırlamak diyor. Bunu açık açık söylüyor.
TURKTIME: Peki size göre Mehdi geldi mi?
ADNAN OKTAR: Tabiki bana göre geldi. Hadislerin işaretine göre ikinci bir ihtimal görünmüyor. Çünkü bütün rivayetler ortaya çıktı. 20-30 yıllık bir dönem içerisinde Peygamberimiz (sav)’in çıkacağını söylediği olaylar var. Bu metafiziktir. Tamamı teker teker ve teknik gerçek bunlar, hepsi olmuştur. Kuyruklu yıldız çıkacak diyor o dönemde, çıkmıştır. Ramazan ayında ay ve güneş tutulması olacak diyor, 15 gün arayla, bakın çok teknik bir açıklama bu, bu da olmuştur. Güneşte büyük bir alamet olacak diyor, yüzyılın en büyük Güneş patlaması olmuştur. Fırat’ın suyu kesilecek diyor, Fırat’ın suyu kesilmiştir barajla. Irak işgal edilecek diyor, Yabancı ülkeler, Rum tarafından işgal edilecek diyor yani gayri müslimler tarafından işgal edilecek diyor aynısı olmuştur. Aynı şekilde aynı dönemde Afganistan’ın da işgal edileceğini söylüyor aynısı olmuştur. İran ile Irak arasında savaş olacağını söylüyor, aynısı olmuştur. Bağdat’ın alevler içinde kalacağını söylüyor, aynısı olmuştur. Yani say say bitecek gibi değil. Bu çok çok büyük bir mucizedir.
TURKTIME: Hatta bazı İslam alimlerine göre kıyametin 80 ile 130 sene arasında bir takvimde cereyan edebileceğini söyleyen İslam alimleri de var.
ADNAN OKTAR: Evet doğru evet. Tabi bu yine hadislerde açık açık belirtilen; Said Nursi Hazretleri de bunu söylüyor. Said Nursi Hazretleri Mehdi’nin net tarif veriyor, Hicri 1400’lerde çıkacağını söylüyor. Şu anda 1400’ü geçtk biliyorsunuz.
TURKTIME: Öyle mi diyor efendim yoksa kainat ömrünü tamamlayacaktır ifadesi mi o, yoksa Mehdi’nin çıkış zamanını ifade eden zaman dilimi mi?
ADNAN OKTAR: Hayrettir çok net ifadeyle söylüyor fakat bu gözlerden kaçmış. Ben sonradan onu kitabımda belirtmiştim. Sahabeler diyor, tabiin ve tebe-i tabiin kendi zamanlarında beklemişlerdir diyor. Hemen hemen çıktı yahut çıkmak üzere şeklinde konuşmuşlardır diyor. 1400 sene sonra çıkacak bir hakikati diyor zamanlarında olacak zannetmişlerdir diyor. 1400 sene sonra olacak bak...
TURKTIME: Satır arasına da gömmüş ki anlamak, anlaması gerekenler anlasın der gibi belki de.
ADNAN OKTAR: Evet ama hayret edilecek şey, kimsenin dikkatini çekmemiş bu. Uzun süre dikkati çekmemiş. Mesela 1399 da demiyor 1405 de demiyor. 1400 sene sonra çıkacak bir hakikati diyor asırlarında çıkacak zannetmişlerdir diyor. Cümle aralarında; çok nefis bir üslubu vardır Said Nursi’nin ve olağanüstü bir insandır. Bakın görün 10-15 yıl sonra Said Nursi’nin kıymeti anlaşılacak. Son belki bin yılın en önemli insanı olabilir. Son bin yılın, değil son yüzyılların son bin yılın...
TURKTIME: O zaman yüzyılın alimi ifadesi onu çok da ifade etmiyor. Eğer sizin ifadenizle şey yaparsak…
ADNAN OKTAR: Değil değil… Yani çok çok olağanüstü bir insan. 1971’deki olayları çok kapsamlı, detaylı 20 yıl öncesinden bildiriyor olacak olayları. 81’deki olayları anlatıyor, 91’deki... Aynısı dediği gibi çıkmıştır. 97’de olacak olayları bildirmiştir; aynısıyla çıkmıştır. 2001, 2011 ve 2021 onun verdiği tarihler. Bütün dedikleri tek tek sıradan aynısıyla çıkmıştır olaylar.
TURKTIME: Peki Adnan Bey, şimdi bu insanların kişileri ya da olayları algılarken yeterli derecede kavrayamamaları tasavvufa göre bir nasip ama mesela Bediüzzaman Hazretleri için sizin için iyi diyanler de oluyor kötü diyenler de oluyor. Neden mesela bir ortak akıl cereyan etmiyor? Acaba bu ortak aklı kapsamamaları da Allah’ın muradı mı?
ADNAN OKTAR: Tabiki kader o şekilde. Tam ikiye bölmüştür Allah dünyayı. Siyah beyaz, iyi kötü, gece gündüz, negatif pozitif gibi. Her şey çifttir. Müslümanlar imanın nuruyla bakarlar ve anlarlar. Mesela Said Nursi diyor; o şahs-ı ahir zaman, yani Mehdi ve İsa Aleyhisselam imanın nuruyla diyor anlaşılabilir. Hatta Said Nursi gene Mehdi için belki o şahs-ı ahir zaman imanın nuruyla anlaşılabilir. Yani yakın talebeleri onu diyor imanın nuruyla tanıyacaklardır.
TURKTIME: Ama o da talebeleri. Anladığım kadarıyla bir iman nuru var ama o iman nurunu anlama herkese nasip olmayacak.
ADNAN OKTAR: Evet doğru.
TURKTIME: Yoksa o zaman kimsenin bir tereddütü kalmaması gerekiyor. O zaman Mehdi için de böyle birşey söz konusu olduğunu düşünüyorum. Yani anlaması gerekenler anlayacak, iman nuru kafi olanlar anlayacak...
ADNAN OKTAR: Evet doğru.
TURKTIME: Diğerlerinin anlamaması da onların nasipleri ya da nasipsizliği. Böyle mi algılamak lazım acaba?
ADNAN OKTAR: Yani zann-ı galible anlayacaklar, zann-ı galible. Hatta rivayetlerde var Mehdi diyor çarşılarda gezer o halkı görür ama halk onu göremez diyor. Yani çarşılarda gezer Mehdi...
TURKTIME: Ayan beyandır ama algılayamaz
ADNAN OKTAR: Tabi tabi, o halkı görür ama halk onu göremez diyor fark edemezler diyor. Mehdi’nin zuhurunda Said Nursi çok hayret verecek detaylar vermiştir. Mesela Mehdi’nin; rivayetlerde olmayan bir açıklamadır bu, materyalizme ve Darwinizm’e karşı mücadele vereceğini söylüyor. Maddiyun ve tabiyyun tağununun, beşer içinde intişar etmesiyle diyor, herşeyden önce diyor fen ve felsefeyi tam susturacak tarzda beşere ders vermektir diyor birinci görevi. Bu vazifeyi yapmak için diyor bizzat kendisi meşgul olması diyor, vakit ve hal açısından müsait değildir diyor bizzat kendisi yapamaz diyor. Bir taifenin uzun tastikatıyla yaptıkları eseri, bir kitap çalışmasını hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek diyor. Yani o kitapları dağıtacak, yayacak diyor. Onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak diyor.
TURKTIME: Pardon bunu söyleyen kimdi efendim?
ADNAN OKTAR: Said Nursi Hazretleri diyor. Birinci vazifesi budur diyor. Maddiyun ve tabiyyun tağununu ortadan kaldırmak. Maddeci felsefeyi ve Darwinizm’i ortadan kaldırmaktır diyor birinci vazifesi. Fen ve felsefenin tasallutuyla diyor, bu düşüncenin gelişeceğini belirtiyor. Mehdi’nin de aynı şekilde ona karşılık vereceğini söylüyor. Yalnız diyor halk arasında bu vazife diyor daha zayıf görüldüğü için diyor, saltanat alemindeki yöne bakarlar diyor. O yüzden Mehdi’yi çok şaşaalı şekilde bekler halk diyor bekleyecekler diyor. O yüzden ilk çıktığında onu fark edemeyecekler diyor. Yardımcısı olan talebelerinden bahsediyor gene Said Nursi, yakın talebelerinin sayıca az olacaklarını fakat manen büyük bir birlik kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar diyor. İhlas yani samimiyet, sadakat ve tesanüt sıfatlarına tam sahip bir kısım şakirdlerdir diyor. Her ne kadar az da olsalar diyor Said Nursi, manen bir birlik kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar diyor. Sonra diğer alametlerini ve diğer özelliklerini sayıyor. Bir de Said Nursi diyor ki; ben diyor hiçbir zaman için görmediğim bir şeyi anlatmadım diyor. Yani gördüğüm şeyi anlattım diyor. Muhtemelen zaman zaman zamanın dışına çıktı Said Nursi. Zamanın dışına çıkararak zamanın tamamını Allah ona gösterdi ve gördüklerini anlatmış gibi bir görünümü var.
TURKTIME: Bediüzzaman Hazretlerinin söylediği ifade yani size uyuyyor ama. Şimdi sizin de bu Darwinizm, ateizm üreten bir sistem bu yani netice itibariyle. Belki de Deccal’in bir enstrümanı yani Darwinizm. Ben kişisel olarak Darwinizm’i böyle yorumluyorum.
ADNAN OKTAR: Tabiki doğru.
TURKTIME: Ateizm üreten bir sistemin kolu gibi çalışıyor. Bilimsellikten uzak... Sizin de bu yönde çalışmalarınız var. O zaman bu tür sorulara sizin sıklıkla muhatap olmanızdan daha doğal birşey de olmaz.
ADNAN OKTAR: Eğer ona kalırsa şüphelenmeniz için çok neden var. Mesela Mehdi’nin İstanbul’da çıkacağını söylüyor Said Nursi Hazretleri. Vukuat-ı istikbaliye diyor, vukuat-ı ahir zaman diyor, İstanbul’dadır diyor. Daha önceki raviler Basra, Küfe, Şam gibi yerlerde tasavur ederek diyor; İslam aleminin eski başkenti İstanbul’du ya, başkentin oralarda kalacağını tasavvur ederek kendi içtihatlarıyla diyor raviler bu şekilde yorumlamışlardır diyor, Basra, Küfe ve Şam demişlerdir diyor, halbuki istanbul’da çıkacaktır diyor Mehdi. Ve Hicri 1400’da çıkacağını söylüyor. Mehdilik ilk çıktığında küçük bir grup olacak yani anormal bir grup olarak tanınacaklar. Yani insanların baskı yaptığı, şüphe uyandıran bir grup olacaklar. Ve o yüzden zaten küçük olacaklar. Yoksa biliyorsunuz, İslam alemindeki herhangi bir tarikat bile, herhangi bir cemaat bile on binleri bulur taraftarları, çok çok büyüktür. Ama Peygamber Efendimiz (sav) Mehdi konusunda hep 313, 300; bu sayıları vermiştir. Bunun dışına çıkamayacaklar diyor sayıları. Bu da onların halk nazarında anormal görünmesinden kaynaklanacak. Zaten bunu Muhiddin Arabi Hazretleri söylüyor; onun en büyük düşmanı fukaha olacak diyor; fukaha yani alimler, bir kısım Müslüman alimler, bir kısım Müslümanlar. Ve en büyük düşmanı olacaklar diyor. Fakat ondan da gene de bir şeyler umacaklar diyor. Muhiddin Arabi Hazretlerinin bu konuda çok detaylı açıklamaları vardır. Mehdi’nin zulüm göreceği, çok baskıya uğrayacağı rivayetlerde ayrıca belirtiliyor. Benim diyor Peygamber Efendimiz (sav) neslim yani ali beyt diyor çok acılar gördü, çok ızdırap gördü ve görecek diyor. Buna dair çok fazla rivayet var. Mehdi’nin de sıkıntılı bir dönemden geçeceği, zorlu bir dönemden geçeceği hatta Said Nursi buna işaret eden; onun diyor metanet ve sadakat ve ihlası diyor yani Mehdi’nin üç özelliğini belirtmiş. Metanet; metin olması, sadakati ve ihlası; samimiyeti, buna dikkat çekmiş. Ve talebeleri için de aynı şekilde bu özellikleri belirtiyor. 1971’deki Marksist ayaklanma 20 yıl öncesinden belirtiyor Said Nursi. Eğer diyor şimdiki tohumların diyor mahsulü ıslah olmazsa 20 sene sonra tokatlar dehşetli olacak diyor ve Kuran ayetinden işareten bu konuyu açıklıyor. 81 yılını ayrı açıklıyor. 91’i ayrı açıklıyor. 2001’i ve 2011’i ayrı açıklıyor ve 97’deki olayları da ayrıca açıklıyor. Çok harika bir insan; mezarının yıkılacağını, cesedinin kaybolacağını da önceden bildiriyor. Allah bazı kullarına gaybı bildirir, Allah seçtiği kullarına gaybı bildirebilir. Bu da aynı şekilde bu tarz bir olay gibi görünüyor. Ve burdaki ifadesi çok manidar; ben görmediğim bir şeyi söylemedim diyor, gözümle görmediğim birşeyi söylemedim diyor ve bütün ömrü dürüstlükle geçmiş bir insan ve tek başına yaşamış bir insan. Evlenmemiştir biliyorsunuz, 30 yıl hapiste yatmıştır, toplam 30 yıl. Bütün ömrü çileyle geçmiş bir insandır. Bütün konuşmaları son derece dürüst ve samimidir. Risale-i Nur külliyatına baktığımızda bunu görürürüz. Üslubunda olağanüstü bir samimiyet ve olağanüstü bir dürüstlük vardır. Hiçbir zaman için kendini savunan, kendini büyük göstertmeye çalışan bir üslubu olmamıştır. Hep acı içerisinde, ızdırapla mücadele etmiş bir insandır. Dolayısıyla tam dürüsttür ve tam güvenilirdir. Öyle bir insanın sözünün doğruluğuna herkes şahit. Ama ayrıca Allah bunu ispat etti. Yani her sözü doğru çıktı. Şu ana kadar tek bir tane sözü yanlış çıkmış değil Said Nursi’nin.
TURKTIME: Şimdi bu Mehdi konusundaki sorularım inşaAllah sizi rahatsız etmiyordur?
ADNAN OKTAR: Yok yok çok hoşuma gidiyor, güzel, faydalı.
TURKTIME: Şimdi bu Mehdi konusunda şöyle bir ısrarım var. Ben mesela kişisel olarak kendimi en azından imanlı bir insan olarak tanımlarım, elhamdülillah. Ben de isterim ki mesela olarak Mehdi’yi bulayım yani tanışmak isterim. Böyle bir muratla Allah’a dua eden bir çok tanıdığım da var benim. Dolayısıyla insan şöyle bir kendinden şüpheye düşüyor: ‘Mehdi’yi tanıyamayacak kadar imandan nasibini almamışsın Talat Atilla?’ diye mesela kendimle bir iç hesaplaşmasına da giriyorum. Belki benim gibi bu hesaplaşmayı içersinde yaşayan bazı insanlar da olabilir. Çünkü bir Mehdi varsa, Allah onu görevli kılmışsa, onu da tanımak herkese nasip olmayacak. Niye ben mesela ondan nasiplenmiyorum? Dolayısıyla acaba itikadi bir, imani bir zafiyetim mi var diyorum? Mesela bu ikilemden nasıl mesela olanlar veya başta ben, nasıl kurtulacak? Bunun tasavvufi bir rahatlaması, bir açıklaması var mı, yoksa buna da nasip mi diyeceğiz?
ADNAN OKTAR: Mehdi insanların çıkarlarıyla tam çatışan bir insandır. Yani Mehdi cemaati istikbalini düşünen, çıkarlarını düşünen, dünyevi hedefleri olan bir insan için tam bir dezavantajdır. Rivayetlerden bunu anlıyoruz. Yani cemaatinin küçük olması, topluluğunun küçük olmasından da bunu anlıyoruz. 313 kişi niçin olsun? Dünyada milyarlarca Müslüman var şu an. Ve diyorum, yani herhangi bir tarikat herhangi bir cemaat bile on binleri yüz binleri hatta milyonları buluyor taraftarları. Böyle mükemmel, Allah’ın seçtiği bir cemaatin bu kadar küçük olması o cemaatin halk nazarında anormal görünmesinden kaynaklanacak. Anormal, tehlikeli, riskli bir cemaat olarak görülecek. O yüzden insanlar yanaşamayacaklar. Ona imanın derinliği ile, akılla bakan, nur imanla bakan görebilecek. Dolayısıyla o tefriki yapamayan göremeyecekler.
TURKTIME: Bazı perdeler mi olacak o zaman Adnan Bey?
ADNAN OKTAR: Tabiki.
TURKTIME: Bazen görmeye perdeler de engel. Örneğin mesela ben buraya geldim işte mesela burda çok güzel bir ortam ama mesela zengin bir ortam. Acaba bu bir perde mi? Belki mesela biz şuur altımızda biraz da böyle bir tasavvufu, Allah’a ulaşmayı bir hırka bir lokma gibi, şuur altımızda en azından öyle idrak ettiğimiz için, mesela bu da bir perde olabilir mi acaba? Benim algılamam en azından…
ADNAN OKTAR: Muhiddin Arabi Hazretleri, kendi inançlarının zıttı görecekler diyor Mehdi’yi diyor ulema diyor. O yüzden ona düşman olacaklar diyor. En büyük düşmanları diyor fukaha ve mezhep mukallidleri olacak diyor. Buna benzer ifadeleri var. Burdan da bunu anlıyoruz. Dinen de anormal zannedecekler. Hatta yine hadislerde Mehdi’nin görevi çok çok zor olacak çünkü Mehdi’ye Kuran’la saldıracaklar diyor saldıranlar, Kuran’a uymadığı iddiasıyla saldıracaklar diyor rivayette. Peygamber Efendimiz (sav)’in rivayeti bu.
TURKTIME: En sert saldırı. Çünkü salınamaz durumda...
ADNAN OKTAR: Tabi tabi. En acımasız saldırı ona yapılacak diyor. Kuran’a uymadığı, İslam’a uymadığı iddiasıyla da ona saldırılacak diyor. Dinen de anormal gibi gösterilecek, her yönden anormal gibi gösterilecek şeklinde bir açıklama görüyoruz. Mesela ben yıllar önce Said Nursi’nin en yakın talebelerinden Mustafa Sungur ağabeyle bir camide görüşmüştüm. Biz arkadaşlarımızla namaz kılıyorduk o da gelmişti, ben akademiye yeni geldiğim yıllardaydı, küçük bir arkadaş grubum vardı, o dönemde gelmişti. Ben onla camide ayrı olarak biraz uzaklaştım. Ve ona sordum “Hocam, Mehdi Nur talebesi mi olacak?” dedim. Sungur abi bana orada çok ilginç ve hiç duyulmayan bir açıklamada bulundu. Dedi ki; “hiçbirine benzemeyecek dedi, Nur talebesi de olmayacak dedi. Hiçbirine benzemeyecek dedi” dedi Said Nursi Hasretleri dedi. Yani “Nur talebesi olmayacak ve benzemeyecek dedi” dedi. O tarzda birşey değil dedi. Ama yaklaşık bu cümleyi söyledi. Yıllar sonra bu yakın zamanda yine Sungur ağabeyle görüştüm. Bu sefer görüştüğümde de “sen Mehdi’yi göreceksin yani sen o devri göreceksin dedi” dedi.
TURKTIME: Kim kime demiş efendim, ben tam anlayamadım?
ADNAN OKTAR: Bunu Said Nursi Hazretleri Sungur ağabeye söylemiş.
TURKTIME: Evet anladım.
ADNAN OKTAR: Salih Özcan var seyit Salih Özcan, gene Said Nursi’nin en yakın talebelerindendir, ona da geçenlerde gittiğimizde Mehdi’nin çıktığını, bunu ısrarla da hocanıza söyleyin demiş. Mehdi çıktı, ben farkındayım gibisinden, Salih Özcan, seyit Salih Özcan. Bu da pek konuşulan, pek duyulan bir söz değil. Salih Özcan da zaten söylemiş. Hatta böyle başıma vurdu diyor, Keçeli ben Mehdi’yi görmeyeceğim sen göreceksin dedi, diyor Salih Özcan.
TURKTIME: Mehdi kendisinin Mehdi olduğunu bilecek mi?
ADNAN OKTAR: Belki şey yapabilir, Allah-u alem diyebilir. Hiçbir zaman için, ölünceye kadar öyle bir kanaati oluşamaz Mehdi’nin. Ve çevresinin de öyle bir kanaati oluşamaz. O ancak ahirette belli olacak. Peygamber Efendimiz (sav) diyor; ben, Hamza, Ali, sayıyor, biz diyor cennet ehlinin seyitleriyiz diyor ve Mehdi. Peygamberimiz (sav)’in çok ehemmiyet verdiği; Peygamberimiz (sav)’in soyundandır biliyorsunuz Mehdi. Mehdi’nin eşgalinin tarifi kadar hiç kimse tarif edilmemiştir. Mesela Deccal’in tarifi vardır, İsa’nın da tarifi vardır dış görünümünün tarifi ama Mehdi çok kapsamlı tarif edilmiştir.
TURKTIME: Belki de çok ayan beyan olduğu için mi anlaşılmıyor acaba? Çok tarif edildiği, çok aşikar olduğu için mi?
ADNAN OKTAR: Bilemiyorum, Allah bilir. Ama tabi biz eşgalle bir kimseye Mehdi diyemeyiz. Ama tabi bu kalbimize zevk verir mesela biz böyle birisiyle karşılaşırsak,
TURKTIME: Tabi, tabi.
ADNAN OKTAR: İslam hakim olduğunda baktık sırtında ben var hakikaten, bir bacağında sağ bacağında ben vardır hakikaten öyle, mesela alnında bir işaret vardır diyor Peygamber Efendimiz (sav), kaşları kavislidir, alnı geniştir, orta boyludur, saçları siyahtır diyor, sakalından bahsediyor, burnu küçük kalkıktır, dişleri düzgün parlaktır, yanağında bir ben vardır diyor, omuzları geniştir diyor...
TURKTIME: Siz söyleyince ben de sizde o şeylere bakıyorum.
ADNAN OKTAR: Evet. Göğsü geniştir diyor, karnı geniştir diyor, uylukları geniştir diyor. Bütün vücudunun boydan boya geniş olduğunu söylüyor bakın, alnı geniş, göğsü geniş,karnı geniş ve uylukları geniş. Ayrıca diyor ki bazı geniştir diyor, bütün, toptan da bir rivayet var. Tamamen boydan boya geniştir diyor. Hatta bir Ben-i İsrail görünümü vardır, yani çok heybetli ve acar diyor. Bakıldığında öyle bir görünümü vardır diyor. Omuzunda kalp hizasında Peygamber Efendimiz (sav)’de de olduğu gibi bir ben bulunacaktır diyor Peygamber Efendimiz (sav).
TURKTIME: Sizde var mıdır ben desem, acaba bu soruya?
ADNAN OKTAR: Ben bir kere öyle o rivayetlere bakarken merak ettim acaba hakikaten ben var mı diye...
TURKTIME: Ben olsam yani...
ADNAN OKTAR: Hayatımda hiç bilmiyordum ama, öyle dikkatimi çekmemişti. Aynada başka aynanın yardımıyla baktım, baktım sırtımda tam kalp hizamda bir ben var, büyükçe bir ben var. Hayret etmiştim. Çok şaşırdım. Ama tabi bu benim Mehdi olduğumu; a benim sırtımda ben var, demek ki ben Mehdiyim gibi bir düşünce gelmedi. Çünkü yüz binlerce insanın sırtında ben olabilir. O kalp hizasında, birçok insanda sırtında ben olabilir, sırtında ben olan insanlar var. Bunlarla tabi zaten bir Müslümanın teşhis koyması da mümkün değil. Mehdilik zaten bir iddia değildir. Bir başarıdır. Neticedir.
TURKTIME: Bir seçilmişlik...
ADNAN OKTAR: Tabi, seçilmişlik. Yani talep etmeyle, çalışmayla, gayretle olacak bir şey değil. Mehdi önlenebilecek bir varlık değildir. Yani mutlaka o görevini yapacaktır. Mesela İsa mümkün değildir, mutlaka görevini yapar.
TURKTIME: Mehdi temel olarak ne yapacak acaba? Yani Mehdi geldikten sonra Hz. İsa yakın dönemde mi gelecek, aynı dönemde mi?
ADNAN OKTAR: Biraz sonra. Hz. İsa’nın o anlamda bir tebliğ görevi yok. Said Nursi bunu açıklıyor. Mehdi diyor, bütün konuyu bitirecek olan Mehdi’dir diyor. O anlaşılıyor. Yani hatta diyor Hıristiyan alemiyle Müslüman alemi tam diyor birleşme istidadındayken cism-i beşerisiyle, beşeri cismiyle semavatta bulunan, gökte bulunan Hz. İsa diyor hakikaten ölseydi diyor ve ahirette de en uzak köşeye gitseydi diyor yine Allah’ın kudretindedir. İstese onu alır getirir diyor. Faket diyor Kuran ayetleri açıktır diyor, hadisler açıktır diyor, muhbir-i sadıktan da rivayet var kesin gelecek diyor. İsa geldiği vakit yakın talebeleri, havassı diyor seçkin talebeleri onu imanın nuruyla tanır. Onu, İsa’yı aynı kıyafetlerle, aynı şekilde bir yerde bulacaklar. Fakat teşhis koyamayacaklar. Böyle geçmişini bilmeyen bir insan olarak bulacaklar. Zamanla Hz. İsa hem Kuran’ı öğrenecek, Tevrat’ı öğrenecek, İncil’i öğrenecek, yabancı dilleri öğrenecek, kendini yetiştirecek, ondan sonra Mehdi’ye yardımcı olmak üzere ortaya çıkacak. Ama Mehdi tamamen bu konuyu bitirmiş olacak. Dünyada Darwinizm, materyalizm, komünizm, faşizm gibi hiçbir ideoloji kalmayacak. Hatta Hıristiyanlıkla Müslümanlık tam birleşme istidatına gelecek. Yani sanki olmak üzereymiş gibi.
TURKTIME: Orda zannediyorum birleşmeden ziyade Hıristiyanlık Müslümanlığa intisab edecek. Öyle değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet evet. Yani Müslümanlığa kaydolacak diyor. Ama Cenab-ı Allah’ın rahmetinden Hıristiyanlar vicdan azabı çekmesinler, vicdanen rahatsız olmasınlar diye Allah kendi peygamberleri böyle bir dinin diyor hüsn-ü hatimesi için diyor, güzel sonucu için, güzel sonuçlanması için Hıristiyanlık dininin, hüsnü hatimesi için Allah’tan bir lütuf olarak bunun olacağını söylüyor. Kendi peygamberleri olacağı için vicdanları çok rahat olacak. Hz. İsa diyecek ki “ben Kuran’a uyuyorum. Ben Muhammediyim. Ben Peygamberin izindeyim. Kuran’a tabi oldum diyecek. Siz de bana uyuyorsunuz. Ben daha önce Museviydim. Ama Allah sonra bana İncil getirdi, Hıristiyan oldunuz ve dolayısıyla benim şeriatıma tabi oldunuz. Şimdi İncil’den sizi Kuran’a çeviriyorum” diyecek, bu kadar. Onların da vicdanı çok rahat olacak. Hüsnü hatime diyor Said Nursi. Fakat ahir zamanda bir mucizatlı peygamber gerekir diyor; ahir zamanın şiddetine karşı. Mehdi’nin de halledemeyeceği yerler olacaktır. O kilit kısımları çözmek için gelecek. Mesih Deccalin göstereceği harikaları Mehdi çözemez.
TURKTIME: Benim anladığım kadarıyla Mehdi bu işte Darwinizm gibi, ateizm üreten sistemin ana damarlarını, halterlerini, şalterlerini tıkayıp...
ADNAN OKTAR: Onları parçalayacak evet.
TURKTIME: Onları parçalayacak zannediyorum. Öyle bir asli bir misyon.
ADNAN OKTAR: Bunu yaparken de halk mesela bilmeyecek. Şöyle diyelim, mesela güneş oluyor, güneş vuruyor, buraya bir aynaya çarpıyor, biz aynadan karşı aynaya yansıtırız, karşı ayna başka bir aynaya yansıtır. Fakat halk bilmez bunun kaynağını. Yani feyz ve hidayet Mehdi kanalıyla dünyaya yayılacak. Fakat insanlar bunun kaynağını bilmeyecekler. İçlerinde bir imani coşku olacak, bir iman sevinci olacak, imanlı olduklarını hissedecekler, fakat birbirlerinden etkilendiklerini zannedecekler. Ana kaynağı fark edemeyecekler. Yani başlangıç ordan gelecek. Mesela bir arkadaşıyla karşılaşacak çok imanlı, ama o arkadaşı bir başka yerden almış olacak bu imanı, o arkadaşı bir başka yerden almış olacak. En başlangıcının Mehdi’ye dayandığını görecekler.
TURKTIME: Kitaptan, yani o coşku kitaptan gelir özellikle.
ADNAN OKTAR: Evet kitaplardan, eserlerden.
TURKTIME: Çünkü herkesin doğru kaynaktan oturup da birebir sohbet edip istişare edip ordan istifade etmesi çok da mümkün değil.
ADNAN OKTAR: Yok değil tabi. Zaten Said Nursi onu çok açık söylüyor. Bizzat kendisi diyor bu eseri hazırlamaya diyor vakti ve hali müsade etmez diyor. Ondan evvel bir taifenin uzun tasdikatıyla hazırladıkları eseri kendi programı olarak neşr ve tatbik edecek diyor. Onunla bu birinci vazifeyi tam yapmış olacak diyor. Tam yapacak diyor. Bunu yaptıran Allah. Yani Mehdi; insan zannediyor ki böyle haşa ayrı bir güç, böyle birşey yok. Mehdi Allah’ın zavallı bir kulu, herhangi bir insan. Allah onu kullanıyor, vesile ediyor. Yani nasıl birşeyi kullanmada bir alet olur...
TURKTIME: Bir vesile...
ADNAN OKTAR: Sadece bir vesiledir Mehdi.
TURKTIME: Canı Allah alıyor ama Azrail vesile gibi.
ADNAN OKTAR: Aynı o şekilde, aynı o şekilde. Yoksa Mehdi insanların kafasında tasarladığı tarzda bir insan değil. Mesela Hz. Musa da, dili peltekti, konuşma zorluğu vardı, çekiniyordu biliyorsunuz tebliğ yapmaya gitmeye. Allah korkma dedi, benim Katımda Peygamberler korkmaz dedi. Gözümüzün önündesin sen diyor; şeytandan Allah’a sığınırım. Allah ben seni gözetliyorum diyor. Git Firavunu uyar diyor. Ve o da gitmiş uyarmıştır.
TURKTIME: Evet, şimdi anladığım kadarıyla Marx, Hegel, Mussolini ve Hitler’in Darwinizm’den etkilenerek terör ürettiğine yönelik bir teziniz var. Bunu yanlış mı algılıyorum bilmiyorum.
ADNAN OKTAR: Evet doğru.
TURKTIME: Şimdi bu tez doğru ise Darwinizm’e inananlar günümüzde de olduğuna göre o zaman bunlar da mı terör üretiyor? Kişisel olarak ben Darwinizm’i “bilimsel siyaset” olarak değerlendiriyorum. Ciddiye almam ama. Şimdi böyle bir davayı güden bir insanın üzerinde neden bu kadar soru işaretlerini yüklemek istiyorlar, sizinle ilgili diyorum. Yani bu sizin Darwinizm’e verdiğiniz mücadelenizden kaynaklanan bir karşı duruş. O zaman size biraz da Darwinistler anladığım kadarıyla, kendilerini gizleseler de Darwinistler sizi sıkıntıya sokmak istiyorlar. Yanlış mı yorumlanıyor?
ADNAN OKTAR: Mesela bir gazete haberine bakın, konunun en son paragrafında Darwinizm’e olay dayanır. Önce beni suçlarlar, işte şunu yaptı, bunu yaptı falan, anlatıyorlar. En sonunda onları da suçlar. Mesela Ebru Şimşek olayında Allah yardım etti, Allah’a çok şükür ki evlerin farklılığını teknik olarak tespit etme imkanımız oldu. Evler birbirine benzeseydi ben kendimi kurtaramayacaktım. Evlerin birinde kirişler sarkıyor, birinde kiriş hiç yok. Benim bulunduğum evde kiriş hiç yok, ama diğer evde tavan kirişleri sarkıyor, uzun kirişler var ve pencereler de benim bulunduğum evde tavandan tabana kadar, öbür evde pimapen küçük pencereler. Mahkeme heyetini topladık, avukatlar, bilirkişi herkes geldi, çift ekran kuruldu, benim bulunduğum evin filmi kondu, o bayanın o meşhur ilişkisine ait film de kondu ikisi de çok net filmler, bilirkişi seyretmeye başladı mahkeme huzurunda. Baktılar evlerin hiç birbiri ile alakası yok. Uzaktan yakından alakası yok. Teknik olarak ev tamamen yıkılıp yeniden yapılmadıktan sonra bağlantısı yok. Orda zaten konu bitti. Ayrıca o bayanın dediği gibi evin çinde silahlı adamlar da görünmüyor filmde, bomboş ev, sadece iki kişi. 60 metrekarelik falan küçük, sıradan bir evde olan bir olay bu. Dolayısıyla benle hiçbir alakası olmadığı anlaşıldı. 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ben bu konudan beraat ettim. Ama ilginçtir; bu ağır ceza mahkemesi, bütün bu delillere rağmen, beraat etmeme rağmen; tabi ben mahkemenin kararına saygı duyuyorum, bütün herkesin saygı duymasını isterim, bana tazminat davası açtı ve bu kadın kazandı. Benim bu fiili yaptığımı kabul etti mahkeme, ağır ceza mahkemesinin beraat kararına rağmen, mahkemenin huzurunda yapılan bu tasbite rağmen. Ve yaklaşık 5 milyar tazminat kazandı.
TURKTIME: Tazminatı neden kazandı anlamadım ben?
ADNAN OKTAR: Yani bu işi yaptı bu kişi.
TURKTIME: Yaptıysa bu işi neden o zaman sizi suçlu bulmadılar, orda beraat vardı?
ADNAN OKTAR: Yani benim işte anlayamadığım o, beraat ettim...
TURKTIME: Basın yoluyla sizin herhangi bir kendisine hakaretinizden dolayı mı?
ADNAN OKTAR: Hayır hayır. ‘Böyle bir olay oldu, ben bundan mağdur oldum, bu mağduriyetten dolayı da para istiyorum.’ Peki mahkeme heyeti izledi, evin farklı olduğu anlaşıldı. Olayın böyle olmadığı anlaşıldı, herşey net. Ama buna rağmen mahkeme tazminata hüküm verdi. Saygımız var birşey demiyorum tabi. Mahkemenin kararına her zaman ben saygılıyım. Fakat anlayabileceğim birşey değil.
TURKTIME: Gerekçeli karardan da anlaşılmadı mı? Gerekçeli kararda biraz ortaya çıkar.
ADNAN OKTAR: Yok o kadar detay yok, bu kadar yani...
TURKTIME: Böyle uygun gördük diyorlar.
ADNAN OKTAR: Vardır bir hayır inşaAllah. Ama mesela bu haberlerin sonuna bakıyoruz konu Darwinizm’e bağlanıyor. Yani Adnan Hoca diyor işte bunu yapmıştır, böyle birşey olmuştur. Fakat illa ki konu bir de bakıyoruz dönüp dolaşıp Darwinizm’e geliyor. Bakıyoruz ki herhalde asıl konu o. Çünkü sonuç kısmı çok önemlidir biliyorsunuz yazılarda.
TURKTIME: Adnan Bey, siz ülkücüleri seviyorsunuz, solcuları da sosyal demokrat olduğu için beğeniyorsunuz. Biraz dersime çalıştım. Bu biraz böyle dışardan bakıldığı zaman en azından, böyle biraz siyasi bir duruş gibi; hani ülkücüleri de seven bir insan, sosyal demokratları da seven bir insan. Ben mesela kişisel olarak herkesi kendime yakın bulamam. Sanki biraz böyle fikirlerinizi yaymak için bir tolerans alanı meydana getirmek istiyormuşsunuz gibi mesela algılanıyor. Çünkü ülkücüyle solcunun görüşleri farklı, varlık nedenleri de aslında farklı. Belki son zamanlarda ideolojiler çok karıştı, herkes birbirinden istifade ediyor vesaire ama bunu ben çok algılayamadım.
ADNAN OKTAR: Ben bir şeye baktığımda sadece onun güzel yönlerini görürüm. Mesela ben ülkücülere baktığımda Türk-İslam birliği ideali ortaya çıkıyor. Ben Türk-İslam birliğini savunan bir insanı nasıl sevemem? Bu mümkün mü? Sırf şu yeterli benim için o insanları sevmem için. Allah’a karşı sevgileri, Peygambere karşı sevgileri benim için yeterlidir. Solculara da genellikle şefkat duyuyorum. Tabi acıyorum yani o şekilde kalmalarını istemiyorum. İnançlarına karşıyım, ateist düşüncelerine tamamen karşıyım ama kahrolsunlar, mahvolsunlar, perişan olsunlar şeklinde bir düşüncem olmaz. Bu şekilde olmaz. Onların da kurtulmasını, hidayet bulmasını isterim ben. Mesela akademideyken de solcu arkadaşlarım vardı. Çok efendi çocuklardı. Yani terbiyeli, saygılı, nezaketli, sosyal adaleti arayan, iyi niyetli üslupları vardı ama ateistiler yani anormal yönleri ateist olmaları. Yoksa insani yönleri güzel onda anormal olan birşey yok.
TURKTIME: Hatta belki ateistlere de belki imanlı nefeslerini bitirecekler diye, değil mi yani o bir ümitle de bakmakta...
ADNAN OKTAR: Tabi tabi ümidimiz oluyor tabi. Yani ben hakikaten de hayret ediyordum olgunluklarına, nezaketlerine akademideyken ben yıllarca beraber oldum o arkadaşlarla. Aynı ortamlarda sohbet ettik, konuştuk. Nezakette kusur etmiyorlardı, üslup olarak da ve kendilerine saygısı olan insanlar genellikle, onurlu olan insanlar, haysiyetli olan insanlar. Tabiki ben bu islam ahlakının özelliklerini onlarda gördüğümde bir gün iman edecekleri ümidi içerisinde olurum. İman ettiklerini düşünün böyle bir solcunun yahut bir sosyalistin; bu kadar insancıl bir sosyalistin iman ettiğini düşünün, çok mükemmel bir insan haline gelecektir. Çünkü efendilik, terbiye, fedakarlık, cesaret, sadakat, hepsi üstünde olan bir insan iman etmiş oluyor ve bu çok mükemmel birşey, çok çok şahane. Tabiki potansiyel Müslümanlardır onlar. Tabiki potansiyel İslam ahlakını mükemmel yaşayacak hatta güvenilir, saygın, sadık olacak Müslümanlardır, geleceğin Müslümanlarıdır.
TURKTIME: Adnan Bey, bu İslami hareketlerin genelde fakir ve orta sınıf halka yöneldiği ve tabanını buradan oluşturduğu bilinir. Ama Adnan Hocanın müritleri, arkadaşları denince işte böyle zengin, kolejli akla geliyor. Neden böyle zengin ve eğitimli çevrelere intibak ediyorsunuz? Oralara mı yalnızca edebiliyorsunuz? Yoksa böyle daha, tabiri caizse dejenere olmuş ortamlardaki insanları daha rahat mı kucaklayıp İslam’ı öğretme metodunuz var?
ADNAN OKTAR: Kuran bunu açıkça alenen işaret eder. Kavmin ileri gelenleri, önde gelenleri ile mücadele etmek ve onlara tebliğ yapılması; bu Kuran’ın temel emirlerindendir. Mesela Hz. Musa’da, Hz. İsa’da da, Peygamber Efendimiz (sav)’de de hepsinde biz bunu gördük. Mesela Hz. Ebubekir’i yakınına almıştır Peygamber Efendimiz (sav), o o devrin en zengininsanlarındandır Hz. Ebubekir. Hz. Ömer; yani hem sosyal gücü olan hem maddi gücü olan insanlardır. Hatta üç Ömerden birini nasip etmesi için dua etmiştir Peygamber Efendimiz (sav), Hz. Ömer nasip olmuştur. Ekonomik yönden, sosyal yönden güçlü olan insanlar tabiki İslam’a daha iyi katkısı olabilecek, fikirleri daha güzel yayabilecek imkana sahip oluyorlar. Ama tabi benim ilk başlarda akademideki çevrem sosyeteden insanlardı. Onların arkadaşları da sosyetedendi, doğal olarak böyle bir şey gelişti. Ama aynı zamanda bunun da bir düşünce olarak savunulması gerekir yani seçkin kesime yönelinmesi önemlidir. Mesela Hz. Süleyman’da da bunu görüyoruz. Sebe Melikesi Belkıs’la görüşmüştür. Belkıs’tan hediye almamıştır, hediyeyi kabul etmemiştir. Ama ona zenginliğini ve ihtişamını sunmuştur ve çok etkilenmiştir, çünkü...
TURKTIME: Peki hikmet nedir acaba?
ADNAN OKTAR: Hediye veren insan karşıdaki insana karşı daha üstün konumda olduğunu düşünür.
TURKTIME: Kalpleri yumuşatır.
ADNAN OKTAR: Evet, ama o taraftan alınmaması bir tebliğ yapan insan için makbul olandır, çünkü karşı taraf hediyeyi verirse bu olumsuz etki yapar. Ama hediyeyi veren tebliğ yapan kişiyse bu makbuldur, güzel etki yapar. Çünkü bu bir cömertlik, samimiyet anlamına gelir.
TURKTIME: Evet
ADNAN OKTAR: Nitekim bunu da o Süleyman kıssasında görüyoruz. Mesela Hz. Yusuf da hazinelerin başına geçmiştir biliyorsunuz hatta Mısır’a melik olmuştur. Yani kilit noktalar, seçkin insanlar Müslümanların her zaman tebliğde öncelikli olarak seçmeleri gereken kişilerdir, öyle söyleyeyim.
TURKTIME: Bildiğim kadarıyla hiç evlenmediniz değil mi Adnan Bey?
ADNAN OKTAR: Evet
TURKTIME: Neden böyle bir tercihiniz oldu ve şimdiye kadar mesela hiç evlenmeyi düşündüğünüz biri olmadı mı yani hiç kimseyi sevmediniz mi? Nasıl oldu?
ADNAN OKTAR: Vakit darlığı alenen görülüyor. Şu an biliyorsunuz, başka bir röportajı bile iptal etmek durumunda kaldım, bir yoğunluk var. Sevmemek; ben sevgi insanıyım, çok sevgi doluyum. Güzel olan her şeye aşık olurum. Güzel bir kadın gördüğümde de aşık olurum ve her zaman aklımda kalır. Ama onu koruma hisleri içerisinde olurum. Onun rahat yaşamasını, acı çekmemesini düşünürüm. Yani gözüm arkada kalır bir anlamda, acaba rahat ediyor mudur, huzurlu yaşıyor mudur, acı çekmeyeceği bir ortam nasıl olur, onu düşünürüm. Ama güzel olan herşeyin tabi bu dünyada nasip olması diye bir konu olmuyor. Bu dünya, zorlukların olduğu, imtihanın olduğu bir yerdir. Kolay olan zorlukların olduğu bir yerdir. Dünyanın imtihanı kolaydır, zor gibi görünür ama aslında kolaydır. Bu imtihan ortamında bu da benim imtihanım tabiki. Tabiki ben de isterim...
TURKTIME: Sünnet değil mi yani bildiğim kadarıyla?
ADNAN OKTAR: Tabi tabi, hanımım olsun, çocuklarım olsun, rahat yaşayayım diye düşünürüm. Benim çok çileli ve zorlu benim hayatım. Şu anda da biliyorsunuz daha hala yargılanmam devam ediyor. Sürekli olayların içerisindeyim. Sürekli aleyhimde basında haberler çıkıyor, yazılar çıkıyor. Hatta Avrupa çapında da şu an başladı, dünya çapında da karşımda büyük bir güç oluştu. Dünyada eskiden benimle ilgili haber hiç çıkmazdı. Şimdi nerdeyse sayısı binleri buldu, hakkımda çıkan haberlerin sayısı. Çok yoğun hakkımda çıkan haberler. Bunlarla mücadele etmek tabi bu ortamda gayret etmek kolay birşey değil. O yüzden bunun içine ben çocuklarımı, eşimi de, onları bu işin içine sokmak istemem.
TURKTIME: Kendini tanıtmak isteyenler ya da işte gücünü pekiştirmek isteyenler ya siyasete giriyor ya da medyaya giriyor. Siz bu ikisinden de uzak gibi görünüyorsunuz? Ama bir güce de sahip olmayınca da tebliğ belki yeterince olmayacak.
ADNAN OKTAR: Evet, niçin siyasete girmeyeyim, siyasetin içindeyim ben. Hem MHP’liyim, hem AKP’liyim, hem SP’liyim, hem BBP’liyim. Bu partilerin hepsi zaten benim düşüncemi savunan partiler. Yani Türk-İslam birliğini savunan partiler, İslam ahlakını savunan partiler ve hepsi anti-Darwinisttir bu partilerin, tamamı anti-Darwinist partilerdir. Dolayısıyla benim büyük bir kitlem var zaten.
TURKTIME: Ben sizde böyle önce Türkiye’yi, sonra dünyayı değiştirmek isteyen idealist bir yapı görüyorum. Ben bir röportajda da okudum, 3-4 milyon sempatizanım var diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: En az, en az evet.
TURKTIME: En az, düzelteyim o zaman. Mesela bunları biraraya toplayarak bir iktidar olunabilir, daha aktif daha sinerjili şey olabilir. Neden böyle bir tercihiniz olmadı acaba?
ADNAN OKTAR: Bakın dikkat edin 80’den itibaren benim fikrim sürekli iktidarda.
TURKTIME: Hayır parti kurup somut olarak da iktidara gelebilirsiniz. Yani şimdi eğer 3-4 milyon, 5 milyon varsa...
ADNAN OKTAR: O anlamda iktidara hiç niyetim yok. Yani fiili olarak iktidarı bana getirseler de onu kabul etmem. Ama ben evimdeyken fikrim iktidarda olursa benim en istediğim şey bu işte, fikirlerimin iktidarda olması.
TURKTIME: Fikriniz iktidarda mı peki?
ADNAN OKTAR: İktidarda tabi. Mükemmel olmasa da iktidarda ve gittikçe daha mükemmel olarak iktidarda olduğunu göreceksiniz inşaAllah.
TURKTIME: Cemaatlerin blok halinde belli partileri destekledikleri konuşulur hep. Siz kendinizi hangi partiye daha yakın görüyorsunuz? Mesela yerel seçimlerde kimin kazanmasını isterseniz ya da yakınlarınıza kime oy verilmesini önereceksiniz?
ADNAN OKTAR: Ben arkadaşlarıma söyledim. SP bir, AKP iki, MHP üç, BBP dört. Bunlardan hangisini istiyorsanız oyunuzu verin dedim. Bu dördü. Çünkü bunların herbiri birbirinden güzel partiler.
TURKTIME: Müzik dinliyor musunuz? Favorileriniz kimler?
ADNAN OKTAR: Müzik... Klarnet, keman, cümbüş ve kanunun olduğu her türlü parça çok hoşuma gider. Canlı müzik çok severim ben. Zaman zaman roman vatandaşlarımızın güzel icraları oluyor, onlara rica ediyoruz, belirli tabi bir ücretleri oluyor onları vererek. Canlı müzik oluşturuyorlar çok çok şahane oluyor, bayağı güzel oluyor. Ben onları genellikle videoya da aldırıyorum. Sonra da seyrediyorum çok güzel oluyor. Ama yabancı parçalar da tabi çok hoşuma gidiyor, yabancı birçok parçayı da dinliyorum.
TURKTIME: Müzikten de tekrar şeye geçelim. Arada böyle biraz yumuşatıp tekrar. Şimdi Adnan Bey, Bilim Araştırma Vakfının bu kadar parayı nerden bulduğu konusunda toplumsal algı ya da vicdan çok şey değil, tatminkar bir bilgiye sahip değil. Yine tabi toplumsal algıyı medyanın yönlendirdiğini düşünürsek belki yine burda bir noksanlık buluruz ama, böyle bir fotoğraf var. Bir vakıf var işte büyük paralar var. İşte buna nasıl bir açıklama, gerçekçi hani amiyane tabiriyle cami/kılıf değil de, gerçekten evet bu buradan geliyor buraya gidiyor diye, böyle bir gerçekçi ve net bir fotoğrafınız olacak mı acaba?
ADNAN OKTAR: Bilim Araştırma Vakfı fakirlikten dolayı mahkeme tarafından kapatılan bir vakıf. Tabi yani fakirlik gerekçesiyle kapatıldı Parası olmadığı için.
TURKTIME: Peki o zaman bu kadar kitaplar nasıl basılıyor? Yani ben mesela biraz önce çok kaliteli bir kitap gördüm, gerçekten olağanüstü bir kitap.
ADNAN OKTAR: Global yayıncılık, o ayrı. Yayınevinin faaliyetleri; bu kitabı basan matbaalar da zengin oldu, yayınevi de zengin oldu. Çünkü ben kar payı almıyorum. Telif hakkı da almıyorum. 8 milyon kitabım satıldı bir senenin içerisinde, geçen sene. Bu sene 16 milyon mu ne, çok çok daha fazla satıldı.
TURKTIME: Acaba soruyu mu yanlış sordum? Sizin kontrol ettiğiniz gücün, sizin kontrol ettiğiniz yapının ciddi bir parası olduğu, o anlamda. Ben soruyu eksik ve yanlış sordum
ADNAN OKTAR: Arkadaşlarım zenginler evet. Ama arkadaşlarımızın zenginliği devletin gözü önünde. Devlete vergilerini ödüyorlar. Hesapları kitapları ortada, defterleri ortada. Hatta ozamanlar MASAK şüphe üzerine araştırma yapmıştı, Mali Suçları Araştırma Kurumu. Ve bizim çocukların hesaplarının tamamı devletin tetkikine tabi oldu. Baktılar ki ana sütü gibi ak, tertemiz, hiçbir şey yok. Devlet rapor verdi tertemizdir diye. Dolayısıyla kazançlarının helal yoldan olduğunu devlet de tasdik etmiş oldu.
TURKTIME: Dinimize göre “Cennet anaların ayakları altındadır” ve siz de bu inanca teslim olmuş bir insansınız yani beyanınız öyle, beyana da itikat esastır. Burda, Allah cenneti anaların altına sererken, bazen televizyonda sizin arkadaşlarınız, müritleriniz olduğunun söyleyenler annelerini reddediyorlar? Burda bir paradoks yok mu? Buradaki başka bir paradoks da; siz bu insanlara caydırıcı bir yaptırım sanki uygulamıyorsunuz gibi. Şayet yaptırım uygulayacak, ya da onlara söz dinletecek bir gönül köprünüz yoksa, nasıl yanınızda yer alıyorlar?
ADNAN OKTAR: Yüzlerce anne bana derin bir sevgiyle, derin bir saygıyla bağlılar ve beni her yönden destekliyorlar. Ama toplam tahmin ediyorum üç veya beş tane aile şiddetle karşılar. Ama bu ailelere baktığımızda İstanbul milletvekili Emin Şirin, biliyorsunuz bir ara gözaltına alındı. Organize suçlar eski müdürü Adil Serdar Saçan, onla da bağlantı halindeler. Bu tarz kişilerle samimi bir bağlantı içinde bu aileler, üç-beş aile bunlar. Acaba diyorum bu ailelere bir şekilde etki ediyor mu, yönlendiriyor mu şeklinde insanın aklına bir şüphe geliyor. Çünkü durduk yere bunlar ortaya çıktılar. Çünkü bu aileler beni çok seviyorlardı daha önce.
TURKTIME: Ama onlar çocuklarından koparıldıklarını, çocuklarının kendilerine artık eskisi gibi anne baba demediklerinden de muzdaripler. Sizden oldukları kadar. Daha doğrusu çocuklarından muzdaripler, çocuklarından muzdarip olmayı size bağlıyorlar doğrusu, çok direkt sizi zannediyorum suçlamıyorlar ama çocuklarının kendilerinden uzaklaşmasını size bağlıyorlar…
ADNAN OKTAR: Çocukları ile de araları eskiden çok daha iyiydi eskiden, çok güzeldi araları hiçbir şeyleri yoktu. Fakat bu şahıslarla bağlantıdan sonra çocuklarına karşı tavırlarında da çok ciddi bir bozukluk oluştu. Ve bir dayatma başladı. Hiç görüşmeyeceksiniz, bağlantınızı tamamen keseceksiniz tarzında. Yani bunu yapsanız dahi yine bizim mücadelemiz yine devam edecek gibi bir düşünce içerisine girdiler, bir üslup içerisine girdiler. Ben bunun kendi hür düşünceleri ile alabilecekleri bir karar olduğunu düşünmüyorum. Bunu yapacak insanlar olduklarına da inanmıyorum. Çünkü gerçekten birçok olayın yönünü değiştirdiler bu aileler. Siyasi bağlantıları da hayret edecek şekilde. Görüştükleri kişiler de hayret verecek şekilde. Yani ben şimdi burda bunlar basına yansıyacağı için bir kısmını söylüyorum ama basına yansımaması gereken bendeki bilgiler sizi hayrete düşürür.
TURKTIME: Ama Adnan Bey orda şöyle birşey yok mu? Bir anne-baba dünyanın tüm nimetlerini verseler, paralarını verseler, tehdit edilseler çocuğu ile ilgili bir yalanı, bir şeyi ya da neden söylesin yani, çocuğu kendisinden uzaklaşmış ve bu konudan bir problemini söylüyor yani feryat ediyor. para ya da baskı ile söyletilebilecek bir şey mi acaba? O anlamda çok anlaşılır gözükmüyor…
ADNAN OKTAR: Ama aile insanları çok etkileyen bir şeydir. Bir toplum mühendisliği, psikolojik savaşta bir anne topluluğunun kullanılması çok hayati bir silahtır. Toplumu çok derinden etkileyecek bir şeydir. Ve nitekim de çok güçlü bir netice aldılar bu operasyon sonucunda, bu çalışma sonucunda. Çok ciddi netice aldılar. Ve en etkili vuruş bununla yapıldı zaten. Toplum mühendisliği, psikolojik savaş detayları çok iyi düşünür. Yani toplumu etkileyecek detayları çok güzel görür. Mesela Ebru Şimşek olayında olduğu gibi. Akıl hastalığı iddiaları da basının kullandığı...
TURKTIME: Yani burda da anne hiç kimsenin reddemeyeceği bir figür. Anaya hiç kimse şey yapamaz. Bir şekilde haklı bulur gibi bir tezle...
ADNAN OKTAR: Tabiki. Mesela bir babayı televizyona çıkartıp hüngür hüngür ağlatmak toplumda müthiş bir infial meydana getirir. Psikolojik savaşta bundan daha mükemmel bir silah olamaz. Bu kadar vurucu bir silah olamaz. Ve nitekim hayret edecek şekilde netice aldılar ve derhal, zincirleme netice aldılar. Ve bunun sonuçları da şu an zaten ortada. Onun için olay zannedildiği gibi değil. Ailelerin çocuklarıyla görüşmemesi gibi bir konu yoktu. Yani yüzlerce arkadaşım var, hepsi görüşüyorlar. Onlar niye görüşmesin. Ben aileleri zaten çok seviyorum. Anne bunlar ne yapar insan, gelir bağrına basar, konuşur, sohbet eder. Bu kadar yüzlerce arkadaşımın ailesinde bir sorun olmuyor da niçin üç veya beş tane ailede sorun oluyor? Bunu bir düşünmek lazım. Ve bu kişilerle bağlantılarının alakası nedir yani bu Ergenekon davasında yargılanan kişilerle bağlantıları nasıl oluyor? Ve bu eylemin sonucunda alınan netice hayret verici. Yani çok seri netice aldılar. Onun için mükemmel bir toplum mühendisliği uygulandığı için, mükemmel bir psikolojik savaş uygulandığı için ben bunu başarılı bir operasyon olarak görüyorum sadece.
TURKTIME: Siz “Evrimi ispatlayacak olan ya da ispatlamaya yönelik en küçük bir delil getirene 10 trilyon para vereceğim” dediniz. 10 trilyonunuz var o zaman?
ADNAN OKTAR: Şöyle diyorum ben, şimdi bana güneşi getirene de 10 trilyon veriyorum. Güneşi getirmek nasıl imkansızsa evrimi savunan herhangi bir delilin meydana getirilmesi de öyle imkansızdır. 100 milyon fosil vardır, 100 milyonun tamamı bugünkü canlılarla aynıdır. Ve hiçbir şekilde değişikliğe uğramamıştır. 100 milyon fosil.
TURKTIME: Bu biraz da Hz. Ali’nin bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi oluruma benziyor çünkü orda anladığım kadarıyla Hz. Ali’ye hiç kimse bir harf öğretemezdi. Onu biliyordu. Bir harf kazara birisi öğretmiş olsaydı, bunu da teşbih için bile söylemiş olsaydı onu kırk yıl, çünkü Hz. Ali’nin ağzından çıkıyor, 40 yıl köle yapabilirdi. Sanki o zemin üzerinde sanki söylenmiş bir kelime gibi.
ADNAN OKTAR: Çok güzel evet çok güzel. Mesela bir proteini tesadüfen meydana getirilmesi imkansız teknik olarak, mümkün değil. Kafataslarının sahteliğini çok detaylı anlattım, hepsi ortada. Darwinizm dünya çapında uygulanmış, dünya tarihinin en büyük yalanı şu ana kadar yapılmış.
TURKTIME: İllizyon mu yani?
ADNAN OKTAR: Yani hayret ediyorum. Çok büyük bir mucize buna inanmaları. Tek bir tane delil yok.
TURKTIME: Bu çok ilginç bir söz, ‘buna inanmaları mucize.’
ADNAN OKTAR: Tek bir tane delil yok. Buna karşı on bin değil yüz bin değil, 100 milyon adet yaratılışı ispat eden delil var. Aynısıyal kalmış, kedi, köpek, tavşan hepsi olduğu gibi duruyorlar. On milyon, yüz milyon, iki yüz milyon yıllık canlılar hiçbir değişikliğe uğramamışlar. Bütün bunlara rağmen, ispatlayacak hiçbir delil olmamasına rağmen Darwinizm’i savunuyorlar. Bu çok çok büyük mucize.
TURKTIME: Sizin biraz böyle “evrimi bitirirsek batı çöker” gibi bir yaklaşımınız var. Yanlış mı algılıyorum?
ADNAN OKTAR: Batıdaki materyalist düşünce çöker. Yoksa ben batıyı, Amerikalıları çok severim. Medeniyetlerini, sanat anlayışlarını, insancıllıklarını, temizlik anlayışlarını takdir ederim. Kültür anlayışlarını takdir ederim. Nezaketlerini birçok yönlerini çok takdir ederim. Hiçbir zaman Avrupa’nın, Amerika’nın batmasını yahit Rusya’nın batmasını istemem ben. Kıyamete kadar sağlıklı, neşe içinde huzurlu yaşamalarını isterim. Sadece, Darwinizm’in meydana getirdiği ruhsuzluk ve bunun meydana getirdiği azaplar, ızdıraplar, intiharlar, uyuşturucu ve ahlaksızlık, bunun ortadan kalkmasını istiyorum. Bu ortadan kalktığında dünyada müthiş bir huzur ve sevinç olur, bayram yerine döner dünya. İnsanların yüzündeki şu azap alametine bir bakın. Dünya normalde bayram yerine dönmesi lazım. Ne kadar güzel yani. Yaratanımız var bir Allah’ımız var ve cennet de var ahiret de var. Yani insanların sevinç içinde yaşamaması için hiçbir neden yok. Bu acı ve ızdırabın kökeninde ateizm vardır ve Darwinizm vardır. Bu urun mutlaka alınması gerekiyor.
TURKTIME: Evet. Bilim Araştırma Vakfı’nı yalnızca böyle evrim ile ilgili çalışmalarla duyuyoruz. Ya da ben öyle duyuyorum. Bilimin başka bir konusu yok mu? Yoksa bu hallolmazsa başka bir şey hallolmaz gibi mi yaklaşılıyor Bilim Araştırma Vakfı?
ADNAN OKTAR: Peygamber Efendimiz (sav) Mekke’ye girdiğinde önce bir putları kırdı. Hz. Musa Samiri’nin yaptığı bir buzağı heykeli vardı biliyorsunuz, put. Onu kırıp, paramparça etti, yaktı ve denize savurdu. İbrahim biliyorsunuz putları paramparça etti. Bu ahir zamanın en büyük putudur Darwinizm.
TURKTIME: Bilimin putudur belki de...
ADNAN OKTAR: Evet bilimin putu. Yani maddeyi ilah haline getiriyorlar. Atomlarda tek tek ilahlık gücü olduğuna inanıyorlar.
TURKTIME: Yani şuursuz bir maddeye şuur izaf ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet, şuursuz atomlar karar veriyorlar bir araya geliyorlar ve proteinleri meydana getiriyorlar, proteinler bir araya gelip hücreyi meydana getiriyorlar. Ama bunların hepsi imkansız normalde. Nasıl meydana geldi dediğimizde de mucize ile meydana geldi diyorlar. Ve bunlardan kaş, göz, kulak çıkıyor, burun çıkıyor. Ve bunlar şehirler, medeniyetler meydana getiriyorlar. Ve kendi kendilerinin nasıl meydana geldiğini laboratuvarda incelemeye başlıyor bu atomlar bu sefer. Yani bu bir bilimkurgu filminde falan anlatılsa kimse buna inanmaz. Bunu rüya olarak anlatsan yine insanlar şaşırır, bu ne biçim rüya der. Bu mantıksızlığa karşı dünya biraz duyarsız. Bu masonik Darwinist bir diktatörlük tarafından, masonik Darwinist diktatörlük tarafından savunulduğu için bu akıl almaz yalan devam edebiliyor. Çünük bu yalana ait herhangi bir delil sunanı ya görevinden alıyorlar ya okuldan atıyorlar. Bir şekilde sindiriyorlar. Yani bir Darwinist çete dünyada kök söktürüyor, birçok yerde. Yani Darwinist bir diktatörlük var. Buna karşı akılcı bir mücadele yapılması gerekiyor.
TURKTIME: Geçtiğimiz günlerde Cern’de bir deney yapıldı bu büyük patlama ile ilgili. Siz bu deneyi nereye koyuyorsunuz? Beklenen sonuçları verebilir mi yoksa hepsi bir safsata mı?
ADNAN OKTAR: Bilimsel çalışmalar her zaman yapılıyor. Ama her bilimsel çalışmayı meydana getiren Allah’tır. Ordaki denemeyi meydana getiren de Allah’tır, orada çıkacak kanunu da meydana getiren Allah’tır. Allah’ın hazır kanununu bulacaklar. Hiçbir zaman için bunlar kanunu yoktan meydana getirmiyorlar. Allah’ın var olan kanununu buluyorlar, Allah’ın var olan sanatını buluyorlar.
TURKTIME: Yani bir şekilde bilim adamları Allah’a tercümanlık mı yapacaklar?
ADNAN OKTAR: Tabiki, Allah’ın gizlediği sırrın ve Allah’ın bulacaksınız dediği, gizlediği, bulun diye de onlara teşvik ettiği ve Allah’ın buldurduğu kanunları bulmuş oluyorlar. Allah bir yere gizliyor, gidin bulun diyor Allah onlar da buluyorlar, o kadar.
TURKTIME: Fethullah Gülen bir yandan böyle bir sempati imgesi olarak algılanırken bir yandan da rejim düşmanı olarak görülüyor. İki kere iki dört eder şeklinde bir uzlaşma yok üstünde. Bir cemaat lideri olarak siz, Fethullah Gülen’i nereye koyuyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ben, insanlardaki sevgisizliğin, şefkatsizliğin, merhamet anlayışının gelişmemesinin ve özellikle insan sevgisinin gelişmemesinin bu tarz katı teşhislere sebep olduğunu düşünüyorum. Fethullah Gülen benim gördüğüm, mazbut, kendi halinde mazlum bir insan. Şefkatli ve son derece iyi niyetli olduğu açık görülüyor. Yapılan yakıştırmalar çok çok zorlama. İnsan vicdanının kabul edeceği bir şey değil. Bir anormallik varsa o sırıtır ve çok açık görülür. Bu insanın üstünde bu çok eğreti duruyor ve bence hiç vicdani değil, hiç de samimi değil. Böyle bir şey olsa bunu herkes görür, biz de görürdük. Önce olaylara ve insanlar sevgiyle bakmak ve iyi niyetli bakmak önemli, yani ben diyorum mesela Deniz Gezmiş ben asıldığına çok acımıştım o zamanlar, çok çok rahatsız olmuştum. Yusuf aslan, Mahir Çayan bunlar da asıldıklarında. Çünkü çok kaliteli çocuklardı bunlar, çok zeki, sadakatli, sabırlı, kendini vatanına milletine adamış insanlardı. Yani dünyanın bütün çıkarlarından kendilerini kenara çekmiş, milletinin menfaati için ortaya çıkmış insanlardı. Mesela ben bunlar asıldığında çocuktum ben o zaman, çok çok rahatsız olmuştum. Ve yıllardan beri de rahatsız olurum. Mesela Adnan Menderes’in asılması da aklıma geldiğinde o beni çok çok şiddetli rahatsız eder. Çok daha detaylı da okudum, ona yapılan zulümleri de okudum. Yani genel olarak derin insan sevgisi, insana karşı muhabbetin dünyada yayılması gerekiyor. Özellikle Türkiye’de yayılması gerekiyor. Çünkü bizim Anadolu insanımız insan sevgisiyle yoğrulmuş bir millettir. Yani Anadolu insanı, şefkat, merhamet, sevgi dedin mi, fedakarlık dedin mi önde gider.
TURKTIME: Doğru
ADNAN OKTAR: Yani o yönden idealdir. O yüzden Türk İslam aleminin lideri olsun diyorum ben Türkiye.
TURKTIME: 24 saatinizi nasıl geçiriyorsunuz? Yani sabah kaçta kalkıyorsunuz ne yapıyorsunuz bunu çok merak ediyorlar, ben de merak ediyorum tabi. Arkadaşlarınızı toplayıp sık sık ders mi veriyorsunuz?
ADNAN OKTAR: aslında günüm günüme tam uymuyor benim. Ama genellikle uykuya ayrılan vakti ölü vakit olarak görürüm, istemem uykuya vakit ayırmak istemem. En çabuk şekilde kalkmaya gayret ederim. Benim en büyük lüksüm kedilerimdir. Onlarla uğraşmak...
TURKTIME: Kedileri seviyorsunuz. Ben de bir kedi tukunuyum, Ankara kedim var, tekir var
ADNAN OKTAR: Mesela bir tane kedim var. Çok terbiyeli; öbür yavruların hepsi dağıldılar klasik kedi oldular. O evin önünden hiç ayrılmıyor. Çok mazlum ve bayağı da terbiyeli, mesela yabancı kediler geliyor onlarla hiç kavgaya girmez, yiyeceğini yerler onlara birşey demez. Küçük yavrular geliyor yanına...
TURKITME: Karakterleri farklı farklı değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, küçük yavrular geliyor onlara karşı çok şefkatli davranıyor. Mesela diğer kediler pençeleyebiliyorlar. Ben de ona güzel küçük bir ev yaptırdım. Çatısı da böyle saydam, çünkü bizi görmezse rahat edemiyor, huzursuz oluyor, illa ki bizi görmesi gerekiyor. Şimdi keyfi yerinde. Mesela küçük bir yavru vardı gene bugün gördüm, ufak. Yani çok şiddetli sevimli, tarif edemem sevimliliğini, insanda rahatsızlık getirecek şekilde sevimli. Yani insan sevse ona zarar vermekten çekiniyor. Sevmese zorlanıyor. Çok şeker bir şey MaşaAllah. Bu da Allah’ın bir mucizesi, alenen bir orduya dönüştüler şu an. Çok fazla kedim var MaşaAllah.
TURKTIME: Çok sevimli bir hayvan tabi, kedi tutkunuyum.
ADNAN OKTAR: Çiçekleri severim, meyve ağaçlarını severim, onların bakımı çok hoşuma gider. Onlara dallarında görmek hoşuma gider. Sohbetten hoşlanırım arkadaşlarımla beraber. Dışarı çıkıyorum bazen, İstinye’ye gidiyorum...
TURKTIME: Ne yapıyorsunuz mesela dışarda? Yemek falan...
ADNAN OKTAR: Bazen yemeğe gittiğimiz de oluyor. Yani böyle toplu yerlerde hoşuma gidiyor.
TURKTIME: Korumalarınız var mı?
ADNAN OKTAR: Arkadaşlarım var ama tabi beni koruyan Allah. Arkadaşlarım da yanımda kardeşlerim de bulunuyorlar ama koruma olarak değil de arkadaş olarak tabi.
TURKTIME: Namaz kılıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Evet, beş vakit titizlikle namazlarımı kılarım. Arkadaşlarım da kılarlar. Güzel bir özelliğim olarak da asla namazları kaçırmam. Yıllardan beri tek bir kere tek bir namazı kaçırmış değilim. Birçok insan sabah namazını çok rahat kaçırabilir, yatsı namazını yorgunum diye kılmaz. Bende öyle birşey kesin olmaz. Hiçbir arkadaşımda da olmaz. Allah’a çok şükür o yönümle iftihar ederim. Sünni Hanefi Müslüman olduğum için tabi ilmihal bilgisi içerisinde hareket ediyorum. Ömer Nasuhi Bilmen’in tam ilmihali var, ordan okuyorum. Oradaki bilgiler kadar bilgim var. O kadar detaylı bir fıkıh bilgim yoktur benim. Fıkhı genellikle ilmihallerden öğrenirim. Kendi teşhisim olmaz.
TURKTIME: Sizin dünya görüşünüzü kimler etkiledi? Çocukluk, gençlik, yani kime bakınca evet ben böyle olmalıyım, ya da onu geçmeliyim, diye bir yol aldınız?
ADNAN OKTAR: Ben Said Nursi’yi çok ama pek çok sevdim, çok çok sevdiğim bir alim.
TURKTIME: Çocukluğunuzda mı tanıştınız kitaplarıyla?
ADNAN OKTAR: Lise sondayken. Bir de İmam-ı Rabbani Hazretleri vardır. O da çok samimidir üslubu. Mektubatı vardır. Çok candan bir üslup kullanır ve çok dinlendirici, ruhu açıcı güzeldir eseri. Ama tabi Said Nursi Hazretleri ben söylüyorum son bin yılın en büyük alimidir, en büyük müçtehididir ve çok olağanüstü bir insandır.
TURKTIME: Hangi gazeteleri ve gazetecileri özellikle okuyorsunuz, takip ediyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Gazetelerin tamamını takip ediyorum. Yani böyle kıyıda köşede... Aşağı yukarı. Yani tamamını; aşağı yukarı şöyle bir gazete geler bana. Ben genellikle başlıklara bakarım, yani ana başlıklara.
TURKTIME: Köşe yazarlarını da okur musunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi şöyle ama önemli bir konuya el atmışsa bir köşe yazarı sonuna kadar okurum. Bazen de defalarca çok dikkatli okurum, altını çizerek okurum. Ama boş bir konuysa, ki çoğunu tenzih ederim ama bayağı bir öyle de oluyor. Beni hiç ilgilendirmeyen, toplumu da ilgilendirmeyen, laf olsun tarzında konuşmalar, onları hiç okumam.
TURKTIME: Benim hiç yazılarımda altını çizdiğiniz bir şey oldu mu Güneş’te?
ADNAN OKTAR: Güneş de tabi önemli gazetelerden birisi olarak Güneş’i takip ediyorum. Orda da tabi çok önemli noktalar alıyoruz. Yani şu ana kadar arşivimizde Güneş’ten alınmış çok çok fazla yazı var. Dolayısıyla sizin yazılarınızdan da oluyor. Ama daha çok tabi haber ağırlıklı oluyor. Çünkü haberler çok hayati oluyor bizim için.
TURKTIME: Sinemaya, tiyatroya gidiyor musunuz? Mustafa’ya gittiniz mi mesela?
ADNAN OKTAR: Mustafa’ya gitmedim. Ama Mustafa’yla ilgili polemikleri dinledim, onla ilgili konuşmaları, toplantıları izledim. Televizyonda da öyle bir sunum vardı, onlara da baktım. Atatürk’le ilgili tabi toplumda burukluk meydana getirecek şeylerden ziyade Atatürk’ü böyle yiğit Osmanlı delikanlısı olarak ve Osmanlı aslanı olarak hoş yönleri ile anlatmak lazım. Yok içki içerdi, sigara içerdi, yani o bizi ilgilendirmez ki nedir yani ne gerek var böyle bir şey demeye? Yalnızdı demek. Belli ki insanlarda o bir şey meydana getirecek, kalplerinde tereddüt meydana getirecek. Yani buna ne gerek var? Başarıları ortada, Peygamberimiz (sav)’e hayran bir insan, Allah’ı çok seviyor, ahirete inancı tam, tam bir Türk milliyetçisi, Türk-İslam birliğini şiddetle savunan bir insan. Gayet medeni modern bir Türkiye bize bırakmış. Yiğit, aslan gibi. Cesareti de mükemmel. Kafası çok iyi çalışıyor. Süper yakışıklı, mükemmel giyinen bir insan. Tam bizim stilimizde Ataturk’ün kıyafetleri. MaşaAllah mükemmel giyiniyor.
TURKTIME: Siz de güzel giyiniyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet tebrik ederim MaşaAllah o yönüyle. Bu güzel yönler varken yani öyle ne alakası var? Onu araştıran araştırsın, yani bizi ilgilendiren yönler olması lazım.
TURKTIME: İsim söylüyorum, bunlara çok kısa, bir iki kelimeyle yorumunuzu rica edeceğim. Abdullah Gül, yani bu isimleri deyince aklınıza ne geliyor, o anlamda, çok kısa? Abdullah Gül?
ADNAN OKTAR: Çok sevimli. Çok sevimli, dürüst, dürüst olduğu açıkça yüzünden belli olan, iyi niyetli, sevecen bir insan. Herşeye böyle sevgiyle bakan, bir de pek alışmadığımız bir sevecenlik ve güleç yüzlülük, iyi niyet üslubu.
TURKTIME: Deniz Baykal?
ADNAN OKTAR: Deniz Baykal’ı ben çok severim, çok saygı duyarım.
TURKTIME: Hiç tanıştınız mı?
ADNAN OKTAR: Yok tanışmadım.
TURKTIME: Abdullah Gül beyle.
ADNAN OKTAR: Onla da tanışmadım. Fakat Deniz Baykal’ın son derece şuurlu, mantıklı bir insan olduğunu görüyorum. Gerçek bir Türk milliyetçisi bir kere ve gerçek bir Müslüman. Torunlarını defalarca gördüm camiye götürüyor ve onları geleceğin Müslümanları olarak hazırlıyor. İrticaya karşı. Ben de karşıyım. Said Nursi de karşıydı. Bütün Müslümanlar karşıdır. Peygamber Efendimiz (sav) de karşı. Ama bir insan yüzünden belli olur. Yüzünde tam efendi ve lider tipi var. Herhangi bir insan olmadığı anlaşılıyor yüzünden.
TURKTIME: Muhsin Yazıcıoğlu?
ADNAN OKTAR: Çok çok çok çok severim Muhsin Yazıcıoğlu’nu. Ana sütü gibi ak bir davanın ana sütü gibi ak bir lideridir. Davasında çok mükemmel ve temiz olduğunu düşünüyorum. Etrafındaki insanların da temiz olduğunu düşünüyorum.
TURKTIME: Ak Parti deyince aklınıza ne geliyor?
ADNAN OKTAR: Ak Parti Türkiye’ye demokrasi getiriyor, özgürlük getiriyor, güvenlik getiriyor. Genel bir kanaat var bence Türkiye’de. Yani muhalifler de bence bilinç altında beğeniyorlar. Bu model Türkiye’ye en çok ihtiyacı olan şeyi getirdi. Huzuru getirdi.
TURKTIME: MHP deyince aklınıza ne geliyor?
ADNAN OKTAR: MHP her zaman diyorum Türkiye’nin çimentosudur. Türk-İslam birliğinin yiğit savunucuları...
TURKTIME: Sanki böyle daha daha MHP’ye yakın gibi ruhunuz sanki...
ADNAN OKTAR: Ama MHP hakikaten çok emek vermiştir. Türk İslam Birliği’ne çok çok emek vermiştir. Rahmetli Alpaslan Türkeş’le ben bizzat görüşmüştüm. Çok sevdiğim bir insandır. Uzun sohbetimiz olmuştur.
TURKTIME: Seval Türkeş de artık İstanbul’da yerleşti, burda yaşıyor.
ADNAN OKTAR: Evet evet, Alpaslan Türkeş de o zamanlar bana birçok konuda bilgi de vermişti, kitaplarımda o bilgileri kullanmıştım o zamanlar.
TURKTIME: Demokrat Parti deyince aklınıza?
ADNAN OKTAR: Demokrat Parti, biz genellikle eskiden beri çocuklar hep Adalet Partisi eğilimi olurdu bizde eskiden beri her zaman. Çünkü o da, Adalet Partisi de “Yeter söz milletindir” düşüncesi, Türkiyeci kafa, Türkiyeci bir düşünce, demokrasi düşüncesini savunan bir partidir ve hakikaten temel düşünceyi yani böyle dindar demokrat düşünceyi çok güzel savunan bir yapıdaydı.
TURKTIME: Aydın Doğan deyince aklınıza ne geliyor, ne hissediyorsunuz ?
ADNAN OKTAR: Aydın Doğan, bir Anadolu insanı. Fakat bence çevresindeki kişiler onu yanlış yönlendiriyorlar. Yoksa o çevresindeki kişiler olmasa, hoş sohbet konuşabilecek, böyle Anadolu’da rastladığımız misafirperver, sevecen bir insan çıkar karşımıza. Ama etrafındaki güçlerin onu rahat bırakmadığını, özgür olmadığını düşünüyorum o anlamda.
TURKTIME: Bekir Coşkun?
ADNAN OKTAR: Bekir Coşkun’un yazılarını takip ederim. Fikirlerine katılmasam da, fakat usta bir kalem, usta bir yazar. Takip ediyorum.
TURKTIME: Fehmi Koru?
ADNAN OKTAR: Fehmi Koru bütün Müslümanların tabi iftihar ettiği değerli bir beyindir, değerli bir yazardır. Çok kaliteli bir yazardır, hatta dünya çapında kaliteli bir yazardır. Teşhisleri de genellikle güzel oluyor ve herkesin istifade ettiği bir bilgi hazinesi diyebilirim.
TURKTIME: Özgür Medya deyince aklınıza ne geliyor?
ADNAN OKTAR: Özgür medya...
TURKTIME: Olmayan birşey mi diyeceksiniz?
ADNAN OKTAR: Keşke olsa. Çok çok güzel olur, yani özgür medya, bir kere adı bile güzel insanın beynini rahatlatan, kafasını, ruhunu rahatlatan birşey. Keşke olsa.
TURKTIME: Diyanet deyince aklınıza ne geliyor acaba?
ADNAN OKTAR: Diyanet tabi son derece gerekli ve lüzumlu, bir denge unsuru olan, İslam’ın Türkiye’de düzgün ve güzel yaşanmasında katkısı olan bir kurum.
TURKTIME: Tayyip Erdoğan deyince aklınıza ne geliyor?
ADNAN OKTAR: Tayyip Erdoğan Anadolu’nun bir aslanı. Anadolu’dan çıkmış tertemiz bir insan. Çok mazlumdur Tayyip Bey, iyi niyetlidir.
TURKTIME: Tanışır mısınız?
ADNAN OKTAR: Tanışmıyorum ama bizim arkadaşlarımız tanışırdı onla, daha önce, iktidara gelmeden önce tanışırdılar. Tertemiz bir Anadolu delikanlısıdır, Anadolu insanıdır, bayağı da iyi niyetli, çok iyi niyetli.
TURKTIME: Devlet Bahçeli deyince aklınıza ne geliyor?
ADNAN OKTAR: Devlet Bahçeli tam Alparslan Türkeş’in çizgisinde, onun olgunluğunda, onun mantıklı tavırları içerisinde hareket eden, tam devlet adamı kişiliğini almış, dem almış, derinlik almış bir insandır.
TURKTIME: Melih Gökçek deyince aklınıza?
ADNAN OKTAR: Bayağı zeki Melih Gökçek, çok yaman.
TURKTIME: CHP deyince?
ADNAN OKTAR: CHP evet, Atatürk’ün partisidir, Atatürk’ten kalma bir emanettir ama keşke Darwinist olmasa, keşke materyalist unsurlar içinden temizlense...
TURKTIME: Darwinist mi CHP?
ADNAN OKTAR: Tabi. Darwinist yapı çok hakim. Keşke Deniz Baykal’ın kişiliğinde, ruhunda insanlar tamamen dolsa da, CHP olağanüstü güzel hale gelse.
TURKTIME: Türban denince aklınıza?
ADNAN OKTAR: Türban hanım hanımcık kızların başlarını örtüp dışarıda güzel güzel gezmeleri aklıma geliyor. O çocukların öyle hür olması benim içimi rahatlatır. Yani sevinç duyarım onların öyle bir sevinç yaşamasından sevinç duyarım. Çok da yakışıyor, tertemiz giyinip gezseler öyle, çok güzel.
TURKTIME: Ertuğrul Özkök?
ADNAN OKTAR: Ertuğrul Özkök, o da çok yaman. Bayağı zeki. Kafası çok iyi çalışan bir insan. Ama tabi inançlarımızda bir çatışma vardır, o bir gerçek. Çünkü benim bildiğim Darwinizm’e inanan bir insan eğer yanlış bilmiyorsam. Ama mantık örgüleri, düşünce derinliği hakikaten hayret edilecek bir çizgide. Hakikaten derin analizler yapabilen, olayları iyi tetkik edebilen bir insan. Yazılarına da bunu çok iyi yansıtabilen bir insan. Ama keşke Darwinist olmasa, keşke materyalizme karşı tavır koysa.
TURKTIME: Mehmet Barlas?
ADNAN OKTAR: Mehmet Barlas çok zeki insandır o, bayağı lafını sözünü bilen, zengin düşünebilen, katılıktan uzak, baskıdan uzak, hürriyetçi düşünce içerisinde olan bir insan. Türkiye’nin o tarz insanlara ihtiyacı var. Ama tabi Mehmet Barlas’ın da kendi çizgimde çok dindar olmasını çok isterim.
TURKTIME: Engin Ardıç?
ADNAN OKTAR: O çok yamandır. Çok espritüel ama hayret edilecek bir espri anlayışı var. Müthiş bir espri zekası var. Hiç görmedim ben öyle bir yazar. Yani çok küçük birşeyi bile esprili bir dille anlatan, çok ustaca anlatan bir insan. Ama onun da tabi çok dindar olmasını isterim.
TURKTIME: Tuncay Özkan?
ADNAN OKTAR: Tuncay Özkan, biliyorsunuz bizim tutuklanmamız döneminde Adil Serdar Saçan’dan bilgi alıp basında bunu yayınlayan, daha biz gözaltındayken, sıcağı sıcağına sürekli haberler yapan, ki bunlar kanuna uygun değildi o zaman, yanlıştı biz bunla ilgili müracatta da bulunmuştuk; bir insan. Benim gönlüm böyle olmamasını isterdi tabi. Mesela daha demokrat olsaydı, daha olaylara böyle tarafsız baksaydı, daha sevecen yaklaşsaydı ona yakışırdı. Ama böyle heyecanlı, biraz sinirli ve tarafgir, demokrat olmayan bir çizgi içerisinde görüyorum. Ama her halükarda bu vatanın evladıdır tabi. Herhalde şu an tutuklu bildiğim kadarıyla. Eğer varsa bir suçu tabi cezasını çekecektir. Ama gönlüm ister ki tabi o da düzelsin yani Müslüman inancını, Müslüman anlayışını tam mükemmel benimsesin.
TURKTIME: Uğur Dündar?
ADNAN OKTAR: O hakikaten efendi bir insandır Uğur Dündar. Herkesin ittifak ettiği bir insan o konuda. Benim de saygı duyduğum bir insan. Yüzünden de belli oluyor zaten, insanların nasiyesine vurur, nezih bir insan, temiz bir insan yani üslubuyla konuşmasıyla. Hakikaten böyle bir insandan insan olumsuz bir şey pek bekleyemez. Böyle dürüst olmayan bir tavır pek beklenecek bir insan değil. Yani muhtemelen samimidir diye insan düşünüyor. Ama onun da tabi çok dindar olmasını isterim.
TURKTIME: Turgay Ciner?
ADNAN OKTAR: Bir işadamı. Onların tabi ben dediğim gibi herhangi bir yazısını yahut bir eserini okuyamadığım için o kişiler hakkında detaylı bir bilgi sahibi olamıyorum.
TURKTIME: Çok teşekkür ederim. Bence güzel bir röportaj oldu.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
TURKTIME: Çok sağolun.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.