DAMLA HANIM: Yayınımıza Hocamızın katılımıyla devam ediyoruz, inşaAllah. Konuklarımız Yasemin Hocam, Semra Hocam ve Ebru Hocam. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Herkes hoş geldi, sefa geldi. Muhabbet ne üstüneydi?
DAMLA HANIM: Müminin özelliklerinden bahsettik Hocam.
EBRU HANIM: Münafıklardan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Münafık ayrı bir derttir. En tehlikelisi münafıktır. Vicdanı yoktur münafığın. Çok vicdansızdır, yani manyaktır. Müslümanlara zarar vermekten hoşlanan, bütün ömrünü, gün içerisinde ama sabahtan akşama kadar “Müslümanlara nasıl zarar veririm…”Ama gerçek Müslüman’a, münafık yamuk Müslümanla uğraşmaz. Bak, o çok önemlidir. Herhangi bir Müslümanla uğraşmaz. En faydalı, en etkili Müslüman kimse, kimlerse onunla uğraşır. Yoksa mesela şimdi dünyada 1,5 milyar Müslüman var. Münafık gidip 1,5 Müslümanla uğraşmaz. Münafık bakar, dünyada en etkili kim var; küfre, delalete, Darwinizm’e, materyalizme karşı en etkili kim? O doğal içgüdüyle Allah ona onu buldurur. Şeytani bir güçle o onu bulur ve musallat olur. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında, baktı münafık, kimle uğraşsın? Sahabiler var, putperestler var, müşrikler var, Hıristiyanlar var, Museviler var; uğraşsa Hıristiyanlarla da uğraşır, Musevilerle de uğraşır; geldi, Resulullah (s.a.v)’a, birinci hedef olarak onu seçtiler. Sonra kim? Hz. Eba Bekr (r.a). En büyük hedefleri oydu. Sonra Hz. Ömer (r.a), sonra Hz. Osman (r.a), sonra Hz. Ali (r.a), Hasan (r.a), Hüseyin (r.a). Ne yaptılar? Birer birer hepsini şehit ettiler. Onun için münafık çok tehlikeli bir mahluktur. Allah adına hareket eder. Çok zalim ve gaddardır. Uyanık olunması gerekir. En takva gördüğü, en faydalı, en hayırlı hizmet yaptığına inandığı kişilerin karşısına en şeytani, en iblisane ve en detaylı yöntemlerle saldırır. Akla hayale gelmedik yöntemler kullanır. Çok uyanık olmak lazım, inşaAllah.
Televizyon bir nimet, internet bir nimet fakat internette olsun, televizyonda olsun en çok üstünde durulacak şey iman hakikatleri. Bediüzzaman,“ana konu budur” diyor,“iman hakikatleridir” diyor. Şimdi adam ne yapıyor? Doğrudan İslam’a ait hüküm olan konulara giriyorlar. Mesela hatta bu modern hocalar var ya yeni çıkan; namaz üç vakittir diyen, başörtüsü yoktur diyen hocalar; bunlarda dikkat ederseniz, iman hakikatlerini önemli görmüyor. Namaz kılacak adam, zaten üç vakit kılan, beş vakit de kılar. Oturup öyle bir konusu olur mu adamın? Onlar zannediyor ki;üç vakte indirdin mi, adam namaza hemen başlar. İslam’da başörtüsü yoktur dersen, hemen Müslüman olur zannediyor adam. Öyle bir şey olmaz. Alakası yok onunla onun. Uzaktan yakından alakası yok. Doğrudan Allah’ın sevilmesi lazım, Allah’a şahsın güvenmesi lazım, Allah’a hüsn-ü zan etmesi lazım, hakkıyla samimi olarak Allah’tan korkması lazım. Bunu elde etti mi, bitti. Yani ana konu budur, başka hiçbir konu yok.İnsanların ana konusu, dünyadaki bütün insanların ana konusu budur. Allah’ı coşku ile sevmek, Allah’a coşku ve samimiyetle bağlanmak.
Muhterem Hocam, bir ayet söyle.
YASEMİN HANIM: İnşaAllah Hocam. Euzübillahimineşşeytanirracim, bismillahirrahmanirrahim. Allah müminlerin özelliklerini belirtiyor Hocam inşaAllahbu ayette; “Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.”Al-i İmran Suresi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hayret, insan bu kadar aczine rağmen, şimdi gelmeden önce sabah Kuran okuyordum da, bunca aczine rağmen, görüntü olmasına rağmen, fitne-fücur çıkarıyor, kargaşa çıkarıyor. Kuran’da Cenab-ı Allah; “büyüklenmeyin” diyor, şeytan büyükleniyor. Senin ne haddine büyüklenmek? Hayrettir şeytanın büyüklenmesi, insanın büyüklenmesi. Görüntüden oluşuyorsun, beynindeki görüntüden; süper zavallı bir varlıksın,garibanın tekisin. Ayrıca her an ölebilirsin, her an Allah canını alabilir, büyüklenecek ne halin var? Çok büyük mucizedir büyüklenmesi, insanın enaniyet yapması, azamet yapması. Sabah şaşırdım düşününce, çok şaşırtıcı. O kadar aciz bir ortamdaki, o kadar aciz bir varlık ki insani, o kadar zavallı bir varlık ki; neyine enaniyet yapmak, büyüklük yapmak. En zor şartlarda bile büyüklük yapıyorlar, en zor şartlarda bile enaniyet yapıyorlar. Hayrettir yani. Ama bizim yaptığımız en doğrusu oluyor, inşaAllah. Çünkü iman hakikatlerinin üzerinde duruyoruz. Bu konu olarak çok önemli; Allah’ı sevmek, Allah’a inanmak, derin inanmak, Allah’a güvenmek, Allah’a hüsn-ü zan. Adam su-i zan ediyor Allah’a. Birçok insan su-i zan eder. Allah’a su-i zan büyük bir problemdir insanlarda. Hüsn-ü zan etmez birçok insan Allah’a. Allah’a inanıp, sevip, hüsn-ü zan etmek. İnanmak yetmez. Adam inanıyor ama su-i zan ediyor Allah’a. Hüsn-ü zan edecek. Hep güzel, hep Allah’ın lehinde düşünecek. Çok şahane imtihan oluyoruz. Bir de ne güzel, ahir zamandayız. Durup durup seviniyorum, çok şahane bir şey, maşaAllah. En merak ettiğimde Hz. İsa Mesih (a.s). Hz. Mehdi (a.s)’ı da merak ediyorum, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı da merak ediyorum. Bediüzzaman ne derse çıkıyor, hayret bu insana. Çok acayip, çok garip bir insan Bediüzzaman. Öyle hoca, alim, müceddidle açıklanacak gibi değil. Nur talebelerinin de büyük bir bölümü de farkında değil Bediüzzaman’ın. Öyle yaşlı bir alim gelmiş, hapiste yatmış, mücadele etmiş. Öyle değil. Metafizik bir insan, çok acayip bir insan.
SEMRA HANIM: Hocam biz de sizin vesileniz ile öğrendik. Çok fazla örneğini veriyorsunuz Bediüzzaman Hazretleri’nin. Mesela 1911 yılında Münazarat adlı eserinde tam 46 sene sonrasını Bediüzzaman Hazretleri haber veriyor. Avrupa Birliği’nin olacağını söylüyor. Sonrasında da Hocam, inşaAllah siz zaten çok iyi biliyorsunuz, İslam’ın inşaAllah dünyaya hakim olacağını müjdeliyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hayrettir, hepsini söylüyor, tek tek.
SEMRA HANIM: Komünizmin yıkılacağını söylüyor.
ADNAN OKTAR: Komünizm hiç yıkılacak gibi görünmüyordu. Bize diyorlardı çocukluğumuzda falan, komünistlerin halinden bahsediyorlardı. Rusya’nın öyle bir görünümü vardı ki, kitlenmiş artık; gizli polis devleti, devlet gizli polisi kontrol ediyor; yani acayip bir sistem. Gece-gündüz komünist propaganda yapıyor. İdeoloji muazzam, yani şeytani yönden çok muazzam bir görünüm veriyor. Buna rağmen Allah paldır küldür yıktı. Hakikaten şaşkınlık içinde kaldık. Komünizmin yıkılması benim nefesimi kesmişti. Çok hayret ettim.
SEMRA HANIM: Hiç böyle bir ihtimal vermiyordu dünyada kimse.
ADNAN OKTAR: Hiç öyle bir görünümü yoktu. Mesela Doğu Almanya, Batı Almanya birleşti. Hiç öyle bir görünüm yoktu. Komünizmin dünyayı net yıkacak havası vardı.
SEMRA HANIM: Hocam 80 sene sonrası için Bediüzzaman Hazretleri komünizmin yıkılacağını söylüyor. Bir Rus askeri ile konuşuyor, Rus askeri; “şaşarım bu söylediklerine” diyor. Bediüzzaman Hazretleri de; “ben de sana şaşarım” diyor. Gerçekten de 80 sene sonrasında Allah komünizmi yıkıyor.
ADNAN OKTAR: “Bitlis-Tiflis kardeş” diyor. “Tiflis’temedresemi kuracağım” diyor. Hakikaten de Nur talebeleri Tiflis’te medrese kurdular. “Olmayacak iş” demiş polis. “Hayal kuruyorsun, olacak iş mi bu?” demiş o zamanlar. “Hiç olmayacak bir şey söylüyorsun” demiş. “Yok, medresemi kuracağım” demiş. Şimdi Nur talebelerinin medresesi var. Çok acayip.
Ebru Sultan Hocam ne anlatacaksın?
EBRU HANIM: Hocam, isterseniz bir fosilimiz var, onu gösterelim önce.
SEMRA HANIM: Hocam, Allah size karşı bir sevgi yaratıyor içimizde. Çekim gücü oluyor insanın içinde size karşı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İmanın meydana getirdiği bir elektrik vardır. Mesela küfre karşı insanın kalbinde negatif bir elektrik oluşur. Allah fıtratını öyle yaratmıştır. Müminde de takvasına göre pozitif bir elektrik olur. Bilemeyeceğin şekilde o insanı çeker. Hoşuna gider insanın, muhabbet duyar. Allah’tan o bir mucizedir. Metafizik bir olaydır o.
SEMRA HANIM: Hocam ben sizi tanımıştım. Allah hemen kalbimi size bağlamıştı. Ve bir daha hiç ayrılmamak üzere, sizden inşaAllah Allah hiç ayırmasın diye dua etmiştim, kesin karar vermiştim. Dini tebliğ etmiştiniz, dini anlatmıştınız. “Ölüm var” demiştim, “cehennem var” ve hayal vehimi öğrenmiştim. Çok etkilenmiştim dünyanın metafizik olduğunu öğrendiğimde. Kesin size bağlanacağıma karar vermiştim. Ve mutlaka bu yolda olacağım diye içimden Allah’a karar vermiştim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. İşte bak, Allah o duanı, o azmini gerçekleştirdi. Kaç yıldır talebemsin?
SEMRA HANIM: 20 yıl oldu Hocam, elhamdüllilah.
ADNAN OKTAR: Ebru Sultan Hocam, siz?
EBRU HANIM: Hocam benim de 12 yıl oldu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çok şeker bu Ebru, maşaAllah. Dünya tatlısı. Evde de konuştuk da; acayip şeker bir şey. Bir kere çok çok güzel bir insan, çok kültürlü fakat vicdanı çok güzel. Çok dindar, maşaAllah.
EBRU HANIM: Hocam, sizi görür görmez çok güvenilir olduğunuz hemen anlaşılıyordu, maşaAllah. Kişiliğinizdeki olağanüstülük de anlaşılıyordu. Hemen, ne yaparsanız,insan onun doğru olduğunu vicdanen anında karar verebiliyor, maşaAllah.
SEMRA HANIM: İnsanın ihtiyaç duyduğu, hep hayal ettiği eksiklikler oluyor tanıdığı insanlarda. Ben sizle tanıştığımda insan olarak ihtiyaç duyduğum her şeyi görmüştüm ve bulmuştum. Hiçbir şekilde de yanınızdan ayrılmak istemiyordum, hatırlarsanız. Hiç de gitmek istemiyordum yanınızdan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Ebru Sultan Hocamı biraz sonra dineyelim, bir iman hakikati izleyelim.
VTR-Allah’ın Simetri Sanatı
DAMLA HANIM: Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Ebru Sultan Hocamızı tam dinliyorduk, yarım kaldı. Buyurun Hocam.
EBRU HANIM: İnşaAllah. Hocam bir kurbağa fosilimiz var. 12 milyon yıllık, Çek Cumhuriyeti’nden çıkartılmış bir fosil. Miyosen dönemine ait. Günümüzdeki kurbağalar ile birebir aynı. En ufak bir değişikliğe uğramamış. Bütün detayları görülüyor, maşaAllah. Günümüzdeki kurbağa resmini görüyoruz, birebir aynı.
ADNAN OKTAR: Hayret, bu taşlaşma olayı çok garip bir şey. Katma katman, çizgi çizgi. Kim bilir ne kadar zamanda oldu bu katmanlar, maşaAllah. Hiç de değişikliğe uğramamış hakikaten, maşaAllah.
EBRU HANIM: Hocam, dün proteinlerle aminoasitlerin yapısından biraz bahsetmiştim. Bugün de Le Chatelier prensibi denilen bir prensip var, kısaca ondan bahsetmek istiyorum. Evrimciler çamurlu, sulu bir ortamda ilk canlı hücrenin oluştuğunu iddia ediyorlar. Halbuki böyle bir şey kimya kurallarına göre de imkansız. Bunu da hiçbir şekilde gündeme getirmiyorlar. Halbuki Le Chatelier prensibine göre, su molekülünün açığa çıktığı bir reaksiyonun hiçbir şekilde suyun içinde olması mümkün değil.Aminoasitlerin birleşerek proteini meydana getirmesi için peptit bağı kurmaları gerekiyor. Bu bağlar kurulurken su molekülü açığa çıkıyor. Dolayısıyla su açığa çıktığındansuyun içinde böyle bir kondensasyonreaksiyonunun oluşması mümkün değil. Dolayısıyla hiçbir şekilde aminoasitler birleşerek proteini meydana getiremezlerdi, eğer su olan bir ortam olsaydı. Bu yönden de evrim teorisi zateniddiaları bakımından tamamen geçersiz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne diyor evrimciler? “5 yıldan beri Hocamız bizi yamultuyor” diyor. 5 yıldan bericiyak ciyak ciyaklıyorlar. Üç defa bağırmışlar.
EBRU HANIM: Hocam bu anlattığımız bilgiler de sizin Protein Mucizesi kitabınızdan. Kardeşlerimiz daha detaylı bilgi de alabilirler oradan.
ADNAN OKTAR: Muhterem Hocam buyurun, sizi dinliyoruz.
DAMLA HANIM: Hocam, Yiğit Bulut Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi bir türlü kabul etmeyişinin gündeme getirerek, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne sürekli ricacı olmaya ihtiyacı olmadığını, nitekim devlet yetkililerinin de artık Türk Devleti’nin gücünün farkına varması gerektiğini söylemiş. Son Türk Devleti olacak olan Türk-İslam Birliği’nin, Avrupa Birliği’ne ricacı olmasına zaten gerek kalmayacaktır vurgusunu yapmış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah! Koç yiğit, şahane konuşmuş. Ama Avrupa Birliği kriterleri iyi Türkiye için. Demokrasiye dönüş yönünde çok faydası oldu. Türkiye’nin demokrasiye dönmesini hızlandırdı Avrupa Birliği kriterleri. Onun için o yönden devamında fayda var. En az Avrupa Birliği ayarında hukuk ve demokrasi anlayışının gelişmesi ve oturması gerekiyor. O yönde devam. Ama tabii Avrupa Birliği’ne girmek için özel gayrete gerek yok. Avrupa Birliği zaten komaya girmiş vaziyette. Türkiye de zinde ve güçlü bir pehlivana benziyor. Onları kurtaracak Türkiye. Türk-İslam Birliği’ye, inşaAllah. Ama biraz hızlı;yazarlarımızın daha çok katkısının olması lazım, Yiğit Bulut gibi koç yiğitlerin sayısının artması lazım. Daha cesur olsunlar, daha atak davransınlar. Fatih Altaylı bile bir ara o Avrupa Birliği’ne karşı Türk-İslam Birliği’ni savunabilecek bir ruha doğru gidiyordu. O yönde kendilerini geliştirsinler, hızlandırsınlar. Bütün köşe yazarlarımızdan bunu bekliyoruz. Hatta toparlanıp biraraya karar da alabilirler. Türk-İslam Birliği’ni destekleme kararı alabilirler. Bütün yazarlarımızı bir gün bir otelde toplayalım. Hem yemekli bir toplantı olsun, hem de bu konuda teşvik edici bir konuşma yapalım, inşaAllah. Çünkü Avrupa Birliği’ne karşı Türk-İslam Birliği’nin oluşması herkes için ferahlık, herkes için zenginlik, herkes için güzellik ve iyilik olur. Bir de barış topluluğu bu. Yani savaş topluluğu, bir hakim olma, hükümran olma, toprak gasp etme amacı yok; herkesi bereket, bolluk ve iyiliğe gark etme, huzura gark etme arzusu var. Hayırlı bir şey, hayırlı bir davranış. Onun için hayırda, ittifakta fayda var. Birleşelim, bir olalım, iri olalım, diri olalım, inşaAllah. Basın; yok solcuymuş, yok şöyleymiş, husumet varmış, bunlara gerek yok. Hepimiz kardeşiz, hepimiz Allah’ın kullarıyız. Toparlanalım, bir araya gelelim. Bu güzel netice için toplu gayret kararı alalım, inşaAllah.
SEMRA HANIM: Sürekli bir refahlık Türk-İslam Birliği’nde, inşaAllah. Çok büyük bir ferahlık olur, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Çünkü orada bir toprak hırsı yok, mal hırsı yok. Herkes iyi olsun düşüncesi var, herkes huzurlu olsun düşüncesi var. Hocam buyurun yine; ilminizden, irfanınızdan istifade edelim.
DAMLA HANIM: İnşaAllah Hocam. Mehmet Ali Birandisim vermeden Yiğit Bulut’u hedef alan bir yazı yazmış Hocam. Yiğit Bulut, Başbakan’ın da bulunduğu bir toplantıda Hasan Cemal’in Kandil’de PKK yöneticileriyle görüşerek, onların taleplerini savunan kitaplar yazmasını eleştirmiş ve Başbakan’a bu konudaki görüşlerini sormuş. Mehmet Ali Birand da gazeteciler adına Yiğit Bulut’un bu tavrından utanç duyduğunu, Yiğit Bulut’un kendi Genel Yayın Müdürü olan Fatih Altaylı tarafından bile yerden yere vurulmasına rağmen hala Habertürk’te yazamaya devam ettiğini, üstelik bir de televizyon haber kanalını yönettiğini söyleyerek, kendince Yiğit Bulut’u hedef göstermiş hocam.
ADNAN OKTAR: Çok ayıp yapmış. Üslup çok çirkin, yöntem çok çirkin. Daha hala eski o soğuk savaş döneminin çirkin üslubu, yakışıksız üslubu, üst perdeden sevgisiz üslubu var. Hiç yakışık almamış. O sözünü düzeltsin, üslubunu da düzeltsin. O yöntem, yöntem değil. Eskiden herkesin rahatsız olduğu, tedirgin olduğu, hoşlanmadığı, sevmediği bir stili yeniden hortlatmak istiyor. Yiğit Bulut son derece dürüst bir insan, samimi sormuş. Soru sormak suç mu? Gayet isabetli bir soru sormuş, doğru bir soru sormuş. Ne yapması gerekirdi? Yakışık almamış. Buyurun.
DAMLA HANIM: İnşaAllah Hocam. Ayşe Arman birkaç gün önce ensest sorunu ile ilgili bir yazı yazmıştı. Bu yazısından sonra kendisini ensest mağduru olan pek çok okuyucusundan çok fazla sayıda mail gelmiş Hocam. Ayşe Arman da bu sorunun Türkiye’de hiç de zannedildiği kadar az olmadığını, ancak üstü örtüldüğü için yeteri kadar mücadele edilemediğini söylemiş. Korku ve utancın insanların bu konuyu itiraf etmesinin önünü kestiğini, dolayısıyla bu konunun sadece yazıp çizerek değil, ancak ülke çapında büyük bir çaba göstererek aşılabileceğini söylemiş.
ADNAN OKTAR: Bak, Ayşe Arman da; biz ne diyorsak, bütün yazarlarbizim çizgimize geliyorlar. Dikkat edin, gündemi biz belirliyoruz. Ne söylesek o bir süre sonra gündem oluyor. Ensestin üstüne ben gittim, bu konuyu ben gündeme getirdim geniş çaplı, Allah’ın dilemesiyle. Çok üzerinde durduğumuz bu konu, Ayşe Arman tarafından da aynı yöntemle, aynı şekilde ele alınmaya başlandı. Zannediyorum diğer yazarlarda bu konuda devreye gireceklerdir.
DAMLA HANIM: Hocam, kainat güzellik yarışmasında 3. olan Venezuelalıünlü model ve aktirist Eva Ekvall kansere yakalanmıştı. Kansere yakalandıktan kısa bir süre sonra dün 28 yaşındayken hayatını kaybetmiş. Resimleri de vardı.
ADNAN OKTAR: Rahatsızlığı neydi?
DAMLA HANIM: Göğüs kanseri.
ADNAN OKTAR: Çocuğu iyi tedavi edememişler demek ki. Normalde kanserin tedavisi oluyor da üstünkörü yapmışlardır Allahualem. Gençken, güzelken ilgileniyor millet. Kanser oldu mu, bana müsaade kafasında oluyorlar. Ahbapları yanından çekiliyor, dostları yanından çekiliyor. Asıl sevginin vakti o zaman, dostluğun vakti o zaman. Bir de kanser çok yaygın bir hastalık türü; orada çok candan, aşkla, muhabbetle destekçi olmaları lazım. Kanserde moral çok önemlidir, iman çok önemlidir. Allah aşkıyla, Allah imanıyla, sevgiyle, muhabbetle hastalığa karşı tedbir alınacak. Mesela bizim Oktar, normalde net ölünür öyle bir hastalıkta, hiçbir şekilde kurtuluşu olmuyordu; kanserin bir türü. Bir de ilerlemiş haldeydi. Çocuğun yüzü davul gibi şişmişti. Bak çakı gibi, maşaAllah; imanlı, tevekküllü. Ben gördüm suratı davul gibi şişmişti; konuştum, son derece sakin, hiç oralı dahi olmuyordu; acayip tevekküllü, maşaAllah. Başkası olsa panik olur. Davul gibi şişmiş suratı böyle. Öyle az değil yani, inşaAllah.
SEMRA HANIM: Hocam, dünyada yaşayan tek örnek; yani bu hastalıktan rahatsızlanıp.
YASEMİN HANIM: Allah sizi vesile etti Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Bir de kanser taramalarında, kanser tedavilerinde, kanser ilaçlarında dünyanın hiçbir yerinde para alınmaması lazım. Hiçbir hastanede para karşılığı tedavi olmaması lazım. Devlet bunu, bir devlet politikası olarak, resmi olarak çok önemli görmesi lazım.
EBRU HANIM: Tabii, çok hayati.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Kanser hastasından para alınır mı? Ne acayip bir şey. Ameliyat oluyor, haydi bakalım bir de üstüne para ver. Ne kadar? 50 milyar. Nereden bulsun adam 50 milyarı? 100 milyarı nereden bulsun? Mesela memur emeklisi adam nereden bulacak o parayı? Hiçbir şekilde olmaz. Devlet her tarafta kanser hastaneleri açsın. Para mı istiyor? Verelim istediği kadar, ne istiyorsa veririz, öyle bir sorun olmaz. Biz voleybol sahasından önce kanser hastanesi açılmasını istiyoruz, inşaAllah. Bunların en son olması gerekiyor.
Göster şu delikanlı aleminin koç yiğidi neler yapmış. Ne diyor? “Beş Yıllık Zulüm.” Beş yıldan beri nur saçıyorum, nur. Zulümatlardan nura çıktınız. Beş yıllık zulümattan nur demeniz lazımdı. O kısmı eksik bırakmışsın.
SEMRA HANIM: Hocamız bizi kurtarıyor demeleri lazımdı.
ADNAN OKTAR: Zulümatlardan nurlara çıkardım sizi, inşaAllah.
SEMRA HANIM: Tabii, aydınlandılar.
ADNAN OKTAR: Tabii, batak içindeydiniz, cehalet içindeydiniz; fitne ve fücur etrafı sarmıştı. Sizler ateizmin perişanlığı içerisinde, materyalizmin perişanlığı içerisinde o batakta çırpınıyordunuz. Allah beni vesile etti, kurtuldunuz. Boğaziçi’ndeki konferansın ana konusu benim; ben ve benim faaliyetlerim. İngiltere’den Dawkins arıyor, ana konu yine benim. Allah Allah, Allah Allah! “Ceddin deden neslin baban” diyoruz,“hep kahraman Türk Milleti.” İşte böyle yaparız biz adamı, elhamdülillah. Bak, yüz binlerce üniversiteler, milyonlarca profesörler avuçlarında kaldı. Hiçbir işlerine yaramadı.Bütün dünyada resmen devlet ideolojisi olarak anlatılan Darwinizm, koyunca toz duman oldu. Ki bak dindarlara bile savunduruyorlar. Profesörlere, alimlere, hocalara, TGRT’ye savundurtuyorlar Darwinizm’i, Zaman gazetesine savunduruyorlar, TV5’de bile, hatta bizim Akit’te bile, onlar bile yayınlıyorlar boş bulunarak. Buna rağmen tozunu, toprağını birbirine kattık, evvelAllah.
Ben konuştuktan on saniye sonra sesim bir yerden geliyor, nedir bu?
KAMERAMAN:İçeride televizyon açık.
ADNAN OKTAR: Hz. Davud (r.a) Allah’ı zikrediyor, dağlar yankıyla ses veriyorlardı. Bak, o da yankı yapıyor,görüyor musun; aynısı.
Pınar Güllüoğlu; “Selamun Aleyküm. Allah’ın gözümüze, gönlümüze, ruhumuza gıda olarak vesile ettiği güzel Hocam, hoş geldin sabahımıza. Hanım hocalar bizlerin sabah imanımızı arttırarak başlamamıza sebep oldular, inşaAllah. Allah razı olsun. Bende sizin talebeniz olup imanımı derinleştirmek, sadece Allah yolunda hizmet etmek istiyorum, inşaAllah Hocam, dua edin lütfen. Hocam, siz bizim hayata tutunmak için asıldığımız ulu bir ağaçsınız” diyor. “Bu ağacın, Allah’a uzanan bir dalısınız” diyor, maşaAllah.
“Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.“Günaydın. Müminun Surası’ndaki iki ayet kendi namazlarımızı nasıl, haman ayeti namaz gibi kılak, bu hususta hangi şartları amel edek?” Namaz hakkında soruyorsun, namazı nereden öğreneceksin, hangi ilmihal? Ömer Nasuh Bilmen. Fıkıhta da; Mehmet Talu Hocamız. Mehmet Talu Hocam geçen gün geldi; pehlivan, yani başka açıklaması yok. Beni bir tuttu, havalandım böyle.Ayağım yerden kesildi, bekliyorum ne zaman yere ineceğim diye. MaşaAllah, Osmanlı pehlivanı, maşaAllah.
“Allah rızası için okuyun” diyor; tabii okuruz, inşaAllah. “Cenab-ı Rahman, Rahim olan Allah sizden razı olsun. Selamun Aleyküm.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.“Cenab-ı Allah’ın selamı, selavatı Peygamber Efendimiz’in (aleyhissalatu vesselam) ve onların yoluna giden bütün dostların, Harun Yahya’nın ve onun samimi talebelerinin üzerine olsun. Azerbaycan’dan Harun Yahya’nın talebesi Mevlüt Hüslemov. Cenab-ı Allah’ın rızası için sizi çok seviyorum, canımın içi Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Sizi böyle neşe içinde gördüğüme çok seviniyorum, maşaAllah. Doğdun bu asra ey mübarek şahıs, oldu çok değerli insanlar sana aşık, senin yanında kedin bile olmak ne kadar şereflidir” diyor. “Hüsn-ü zannımdır, düşünüyorum acaba o mu beklenen?” Hüsn-ü zan et, öncüsü olarak, talebesi değil. Talebesiyim, tamam o sağlam, doğru. “Keşke onun sağ kolu olabilsem.” MaşaAllah. Telefon numarasını vermiş kardeşimiz.
“Hocam, dün sizi seyredeceğim diye derse gitmedim” diyor. Bak, bak, bak, okulu asmış. Olur mu, olur mu, olur mu? Okula gideceğiz. Bende arada okulu asardım eskiden. Ama şahane oluyordu işin doğrusu. Aniden karar veriyordum böyle, asıyordum. Ama nadir yapmak lazım, nadir, çok nadir.
“Hayrani cemalimi, gerdanı imanım, Allah’ına kurbanım. Çıktın hengamın sekseninde, yobazı kırdın, hadsizin cemili alemim, lezzeti hayatım, Allah’ına kurbanım, aciz olan benim. Canım benim canım. Selamun Aleyküm Muhammed Adnan Hocam.” Muhammed Ali Adnan demiş.
Rakı zararlı. Diyorlar ki;“neşe kaynağı” falan. Yok, değil; zarar verir. Yapmayın, etmeyin; yani rakı içtin mi tansiyonun fırlar, mide berbat olur, karaciğer berbat olur, beynin berbat olur.Kolonya var ya kolonya, bazen insan dudağında bir şey oluyor kolonya sürüyorlar, ne oluyor o doku? Anında ölüyor, bembeyaz oluyor. İlk tabaka anında ölüyor, bembeyaz olup ölüyor. Hücreyi hemen öldürüyorsa, sen bunu içiyorsun, karaciğere gidiyor, ne yapar? Her gittiği yeri öldürerek geçecek. Zehir içilir mi? Zehirler insanı, sakın ha!
Aylin Coşkun;“Günaydın gönüller sultanı canım Hocam, Sabah programınında olmanıza çok sevindim.İlk defa iş yerine sevgilisiyle buluşmaya gidercesine mutlu geldim. Notebook başında sizi bekliyorum, Allah sizden ayırmasın inşaAllah.” Şimdi bir iman hakikati seyredelim, devam edeceğiz.
VTR- İman Hakikati
DAMLA HANIM: Yayınımıza kaldığımız yeden devam ediyoruz inşaAllah. Rusya’dan Lena bizlere katıldı.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman diyor ki, Said Nursi Hazretleri, Sikke-i Tasdik-i Gaybi 144’de;“Aziz, sıddık kardeşlerim! Bugünlerde Rumuzat-ı Semaniye’ye ait iki risaleyi ehemmiyetli talebelere, bir yere gönderdim. Yol kapandı, gitmedi. O iki risaleyi tekrar dikkatle mütalaa ettim. Fikren dedim ki: “Bu zevkli ve güzel ve meraklı, şirin bir maksada giden bu tevafuklu yolda ne için sevkedilmeden perde indi, başka yolda sevkedildik, çalıştırıldık.Birden ihtar edildi ki: O gaybî esrarı açacak olan meslekten yüz derece daha ehemmiyetli ve kıymetli ve umumî ihtiyaca medar ve herkes bu zamanda ona şiddetle muhtaç ve İslâmiyetin temel taşları olan hakaik-i imaniye hazinesine (iman hakikatleri hazinesine) hizmet etmeye ve istifadeye zarar gelecekti. Çünkü o esrar-ı gaybiye, zevkli ve meraklı olduğu için nazarı kendine çekecekti. En büyük ve en yüksek maksad olan hakaik-i imaniyeyi ikinci derecede bırakacaktı.” Bak,“en büyük ve en yüksek maksat olan” diyor; “en büyük ve en yüksek maksat.” Bizde onun için iman hakikatlerini esas alıyoruz. “Onun içindir ki remzinde, esrar-ı gaybî gösterildi; birden kapandı, perde indi. Hem bu sır için idi ki, o yolda istihdam edilmedik, yalnız o meslek-i tevafukiyenin tereşşuhatından Risale-i Nur’un hakkaniyetine bir imza ve cezaletine bir zînet ve huruf-u Kur’aniyenin intizamından ve vaziyetinden tezahür eden bir nevi i’caz çıktı. Daha o yolda çalıştırılmadık.” Bak şuradaki ifade çok manidardır;“perde birden kapandı, perde indi” diyor. Bediüzzaman hep bir noktaya bakarak yazdırıyor, normalde Güneydoğu şivesiyle zor konuşan bir insan ama bir noktaya bakıp yazdırmaya başladığı zaman, “yazın” diyor talebelerine; yazdırıyor, yazdırıyor, yazdırıyor, yazdırıyor, sonra birden bire kesiliyor. Sonra Bediüzzaman normal konuşmalara başlıyor. Doğu şivesiyle zor konuşan bir insan. Mesela aradan altı saat geçtikten sonra yine “yazın” diyor, yine aynı noktaya bakarak o yazılan kısmın sanki böyle daktiloyla devam ediyormuş gibi tam o kısımdan, daha önce ne konuşmuştuk, ne demiştik yok, kaldığı yerden devam ediyor. Sünni hat tarzında, maşaAllah.
“Altmış milyon yıllık fosillerde neden bazı hayvanları göremiyoruz” diyor. Bulunanlar zaten yeterli, yani her hayvan bulanacak diye bir şey yok. Bazen mesela bir hayvanın çene kemiği bulunuyor, bazen mesela bir atın bir toynak kemiği bulunuyor yahut kafatası bulunuyor. Genellikle kafatasları kalıyor zaten, vücut kemikleri pek kalmıyor.
“Esselamun Aleyküm nur yüzlü Muhammed Adnan Oktar Hocam.”Ve Aleyna AleykümSelam ve Rahmetullahi Berakatuhu. “Ellerinizden saygı ve muhabbetle öpüyorum.” Bizde sizin ellerinizden öpüyoruz. “Hocam, bazı kardeşlerimiz Türk-İslam Birliği ibaresindeki, Türk ifadesinden rahatsız oluyorlar. Ne kadar anlatırsak anlatalım, adeta anlamak istemiyorlar ve bunu ırkçılık olarak görüyorlar. Hocam, Allah’ın izniyle Türk-İslam Birliği kurulacak ve İslam ahlakı dünyaya hakim olacak. Hocam davanızı, davamız biliyoruz ve elimize gelen en küçükten, en büyüğe hizmet ne varsa yapmaya gayret ediyorum. Lütfen dualarınıza bizleri de katın Hocam. Himmetinize muhtaç, kapınıza kapıcınız. Ferit Çakmaktar.” Estağfirullah, biz sizin kapıcınızız. Türk kelimesinden niye rahatsız oluyorlar? Çok mantıksız rahatsız olmaları. Çünkü Türklük genetik üstünlük iddiasıyla ortaya çıkmıyor ki. Hizmetçilik iddiasıyla ortaya çıkıyor. Türk Milleti hizmetçi olmaya; hadim, hadim… Hep hadimlik görevi yapmıştır Türk Milleti. Hadimdir görevi. Peki, buradaki görev, bir topluluğa diyorsunuz ki; biz sizin hademeniz olacağız, hizmetçiniz olacağız, hademenin ismi konur tabii ki, değil mi? Hademeyi çağırıyorlar, ismiyle çağırıyorlar. Hademenin ismi, hizmet edecek milletin ismi Türk işte. Türk Milleti “bütün dünyaya hizmet edeceğiz” diyor. Başka bir ülke olsaydı ortaya çıkan, onu söylerdik. Yok. Türk Milleti sahip çıkıyor, o zaman adını koyuyoruz, bunda şaşıracak ne var?
Ali Özcan;“Hocam, size Belçika’dan mail atıyorum, size bir sorum olacaktı. Ben Süleyman Hilmi Tunahan talebelerindenim ve Üstadımız Fatih Sultan Mehmet Han’ın torunu olduğunu duydum, bu doğru mudur? Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri seyyiddir, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in neslindendir. Tuna Hanlığından geliyor, yani Tuna Hanlığı ile bir bağı var; zaten adı oradan geliyor, adı böyle, Süleyman Hilmi Tunahan. Ama seyyiddir belli, yüzünden zaten bakar bakmaz belli oluyor. Çok mübarek, muhterem, müberra bir insandır. Bediüzaman’ın da çok çok sevdiği bir insandır. Allah doğru yoldan ayırmasın, güzel kapıya bağlanmışsın, doğru yoldasın. Süleymanlı kardeşlerimiz çok mübarek, muhterem insanlardır; çok güvenilirdir, tertemiz insanlardır. Ehl-i sünnete çok titizlerdir. Kaledir, kale onlar şimdi. Fitneye, fücura set; güzel ahlakı savunan, mülayim, anarşiye-teröre karşı tavır alan, modern, aklı başında, tutarlı Kuran bülbülleridir. Allah yollarını açık etsin, inşaAllah.
“Hayırlı sabahlar” diyor kardeşimiz. “Selamun Aleyküm Seyyid Muhammed Adnan Hocam.”Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.“Hocam, maşaAllah Peygamberimiz (s.a.v)’e çok benziyorsunuz” diyor. Torun, dedeye benzer, inşaAllah. “Hocam,10 Aralık’ta bir soru sormuştum. Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’ın zuhurat zamanı nasıl olacaktır? Hocam, Ayasofya Camii’nin diğer camilerden daha önemli olmasının sebebi nedir? Allah’ın rahmeti ve bereketi sizin ve talebelerinizin üzerine olsun.Yaptığınız ve yapacağınız faaliyetlerde Allah yar ve yardımcınız olsun.” Ayasofya Camii’nde kutsal emanetler var, o yönden önemli. Özel bir yerdir, özel bir anlamı vardır; Hz. İsa Mesih (a.s)’ın namaz kılacağı bir camidir, o yönüyle anlamlıdır. Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’ın zuhurat zamanı önümüzdeki yıllarda daha ivme kazanacaktır. 2012’ler, 2013, 2014’lerde ivme kazanacak. Daha çok gündem olacaktır.
Ahmet Hakan ne diyor gazetesinde? Hürriyet’te değil mi? Ne yazmış?
DAMLA HANIM: Hocam, şöyle diyor; “Bende gerginlik yaratan 10 sorudan biri, ‘acaba Adnan Hoca beklenen Hz. Mehdi (a.s) olabilir mi?’” diyor.
ADNAN OKTAR: Onda gerginlik yaratan 10 sorudan biri,“Adnan Hoca acaba Hz. Mehdi (a.s) olabilir mi?” Gerginliği devam etsin. Biz Hz. Mehdi (a.s) talebesiyiz, inşaAllah.
Mehmet kardeşimiz İstanbul’dan yazmış. “Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’ın belli olmasındasonra yine evliyalar yetişecek mi? Yoksa cezbe ehli Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olunca, tarikatlar köşelerine mi çekilecek? Bir de İslam Birliği olunca Hac yolculuğundaki prosedürler azalacak mı?” Tabii kolaylaşır. Hac olağanüstü kolaylaşır. Cezbe ehli tabii Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olacak. En büyük mürşit o olduğu için bütün tarikatlar, 12 büyük tarikatın tamamı Hz. Mehdi (a.s)’a bağlanmış oluyor, inşaAllah. Ve lağvedilmiş oluyor. Bediüzzaman ne diyor; “en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehid, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da, ehl-i beyt-i Nebeviden olacaktır” diyor, inşaAllah. Bediüzzaman ne derse çıkar, söylediği her söz çıkmıştır.
Cemile Topal; “Candan öte can Hocam, çok özlemiştim, canlı canlı gündüz programında sizi görünce çok mutlu oldum.” MaşaAllah. “Oradaki nurlu kardeşlerim size talebe oldukları yılı söylerken gıpta ile bakıyorum. Bizim 10-20 yıl önce başımızda kavak yelleri esiyordu. Neyse ki Rabbim bu muhteşem zamanda kalbimi size intisah ettirdi, elhamdülillah. Hocam ne olur şöyle kameraya dönün de o muhteşem gözlerinizi doya doya bir görelim, inşaAllah. En derin sevgilerimi iletiyorum. Hürmetlerimle ellerinizden öpüyorum” diyor Cemile Hanım. MaşaAllah.
“Sabah TV’yi açıp sizi görmek çok güzel. Şu an her şeyi bırakıp sizleri takip ediyorum. Allah yolunuzu açık etsin.Aysun Alır.”
“Seyyid Muhammed Adnan Hocam, sizi gün geçtikçe daha fazla seviyorum. Gayretinize hayranım. Ben Bulgaristan’dan Ali Huseyinov. Sizce rabıta bidat mıdır? Dinde yeri var mıdır?” Niye? ne güzel. Rabıta kalbi açar. Bir mürşidi düşünmesi bir Müslüman’ın ne kadar güzel, onun kalbinde olduğunu düşünmesi çok çok güzel. Mesela Şeyh Nazım Hocamız, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri isimleri bile zikredildiğinde içine bir sevinç geliyor. Mürşid efendileri sevmek, onlara bağlanmak, onlara kalbi rabıta çok güzel, inşaAllah.
“Ekonomik krizin giderek derinleşeceğini artık kimse saklamıyor. Türkiye için bu durum farklı görünüyor. Allah’ın dilemesiyle her konuda olduğu gibi, bu konuda da öngörüleriniz birebir gerçekleşiyor, maşaAllah. Ekonomik yönden dünya ve Türkiye açısından önümüzdeki süreç hakkında kısa bir bilgi verebilir misiniz? Halil Özkurt, Trabzon. Hayır dualarınızı bekler, ellerinizden öperim.” Ben de sizin ellerinizden öpüyorum. Önümüzdeki süreç; 2012 ya Allah, bismillah diye girdiğinde bakacaksınız işte. Peş peşe, peşpeşe inşaAllah. “Selam Seyyid Aslan Hocam.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Şimdi evrim teorisi Ülke TV’de yayınlanıyor. Lütfen buna tepkinizi bekliyoruz.” Ülke TV, nedir bu? Onlar evrim propagandası mı yapmaya başladılar? Ülke TV?
DAMLA HANIM: Evet.
ADNAN OKTAR: Kuran’da evrim olduğunu anlatıyorlar. Evrim teorisinin baş savunucu oldular. O İliksiz başına geçtikten sonra. Allah akıl, fikir versin.
“Çok önemli! Hocam lütfen okuyun. Adnan Hocam, merhaba. Ben 18 yaşındayım. Birkaç ay öncesine kadar komünist ideolojiye bağlıydım. Fakat daha sonra kutsal kitaplar olan Tevrat, İncil ve Kuran-ı Kerim’i okumaya başladım. Kuran-ı Kerim’i okuduğum zaman tek doğru kitap olduğuna inanmaya başladım. Ve artık eski düşüncelerimden eser kalmadı. Bu aralar çok ağır depresyondayım. Depresyondan çıkmam için ne tavsiye edersiniz? Manik depresif hastasıyım. Ne şekilde dualar etmemi tavsiye edersiniz? Sevgiler, Ahmet Çelik.” Onu sana diyenler hata yapmışlar. Aslan gibi delikanlısın. Bir kere o lafı bırak ağzından, manik depresif falan. Nereden çıktı manik depresif? Git bir elini, yüzünü yıka. Bir Ayet-el Kürsi oku. Bismillah de, göğsünü gere gere sokakta gez. Oturup iş çıkartıyorsunuz. Yok manik depresif hastasıyım, bilmem ne. O da inanıyor, bu sefer kendini ona kaptırıyor. Depresyonun falan, hiçbir şeyin yok. Aslan gibisin, inşaAllah. Güzel böyle pul biberli bir kebap ye, aç şöyle güzel Ankara havalarını, işine gücüne bak. Bırak böyle şeyleri.
Enes Baş; “Hocam, siz çok güzelsiniz. Yanınızdaki melek gibi olan hanımlar da çok güzeller” diyor. MaşaAllah, elhamdülillah. İmanla güzel oluyorlar. Çiçek nasıl güzel oluyor? Güneş uygun açıdan gelecek, suyu güzel olacak, toprağı güzel olacak, sevgiyle bakacaksın, çiçek öyle güzel olur. Adamlar diyor ki;“çiçek öylesine güzel oluyor.” Öyle güzel olmaz. Dalından kopar, bak bakayım ne oluyor? Solar gider. Kadında imanla, iffetiyle güzeldir. İmanını aldın mı solar, ölür, Allah vermesin. İffetini aldın mı, ne olur? Solar, bütün güzelliği gider, bütün nuru gider, mahvolur Allah esirgesin. İnsanlar zannediyor ki, çelik parçası gibi oradan oraya götürürsün, hiçbir şey olmaz. Öyle değil. Kadın çok hassas bir varlıktır. Gidiyor mesela bir dangalakla evleniyor -ben çok gördüm- acayip güzel, filinta gibi, sülün gibi güzel kız; o sığırın yanında çocuk 5-6 ayın içerisinde çöküyor. Bir yıl sonra tanınmayacak hale geliyorlar. Benim canlarım da öyle, güzel ortamda yetiştikleri için böyle nurlu, bu kadar tatlı, bu kadar temiz ve bu kadar şekerler.
AYLİN HANIM: Allah sizi vesile etti Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. İmanları, iffetleri, akılları, kültürleri, görgüleri, sevgileri onları güzelleştiriyor. Şefkat ortamındalar, muhabbet ortamındalar. Seviliyorlar. Sevildiklerini bildikleri için, o onlara gıda oluyor. Allah’ı seviyorlar, Allah kalplerine en büyük gıdayı vermiş. Allah’ı aşkla seviyorlar, kalplerinde inşirah ve ferahlık oluyor. Yoksa kalbi insanı boğar, ruhu insanı boğar. Allah sevgisinden, iffetten insan mahrum oldu mu insan delirir, Allah esirgesin. Mahvolur.
80 milyon yıllık yabani kedi, 66 milyon yıllık yaban eşeği, 58 milyon yıllık yaban domuzu fosilleri var. Deminki kardeşimiz sormuştu. Eşek merak ediyordu kerata,sana eşek fosili bulduk. 66 milyon yıllık eşek fosili var. Demin soruyordu. Numan, eşekçi kerata seni, bak diyor ki; “Hocam neden eski fosillerde,” hem de “60 milyon yıllık eşek fosilleri yok” diyor. Eşeğe niye meraklısın sen bu kadar? 66 milyon yıllık yaban eşeği fosili var. 58 milyon yıllık yaban domuzu fosilleri var. Hazır, gösterelim.
GÜLŞAH HANIM: Hocam, az önce çok güzel özellikler saydınız üzerimizde tecelli eden; Allah hep sizi vesile etti onlar için. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela şu dünya tatlısının nuruna bak, normal mi bu? Yani kolay rastlanan bir şey mi bu? Olağanüstü güzel; imanıyla, iffetiyle güzel. Baksana su gibi, şu tatlılığına bak. Bir kere dürüst, bir; samimi, iki; asil, üç. Asil, soylu. İffetli, Allah’tan korkuyor, helale-harama titiz. Öyle olunca Allah ne yapıyor? Her tarafı nur kılıyor. “Damarlarımı nur kıl, etimi nur kıl, kemiklerimi nur kıl, bütün vücudumu nur kıl, kalbimi nur kıl ya Rabbi” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Her tarafı nur kesilmiş. İpini, sapını kırmış kaşar hanımlar oluyor. Bakın bakalım aradaki farka. Şu sevimlinin nuruna, tatlılığına, mazlumluğuna, efendiliğine bak; bir de o kaşarların yüzündeki o eşek derisi gibi nursuz hale bak. Onların küstahlığına, kabalığına, kavgacılığına bak; bu tatlının da sevecenliğine, mülayimliğine, nezaketine, efendiliğine, sıcaklığına, tatlılığına bak. Bu eğitimle, Kuran’la olur.
AYLİN HANIM: Siz gelmeden önce sizin vesilenizle, sizin eğitiminizle neler yaşadığımızı anlattık biz genel hatlarıyla. Allah’ı çok yakından tanıdık, Allah’ı çok sevmeyi, Allah için yaşamayı öğrendik Hocam vesilenizle. Allah rızası için yaşamayı öğrendik. O tabii ki çok değiştirdi bizi, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Mesela Aylin Hocam, kuzuya benziyor. Nur akıyor elinden, yüzünden. Zannediyorlar ki bu çelik gibi, öyle değil. Bulunduğu yer itibariyle böyle olur.
AYLİN HANIM: Ben çok farklı olurdum Hocam böyle yaşamasam, Allah göstermesin.
ADNAN OKTAR: Allah vermesin. Çünkü iman, Kuran, sevgi, muhabbet, dostluk, kardeşlik, iyilik, güzellik kalbe ferahlık veriyor. Kalp ferah olunca, hücreleri de ferah oluyor. Hücre ferah olunca, elin yüzün nurla doluyor. Zulümat içinde yetişen insanların yüzlerini görmüyor musun ne hale geliyorlar. Simsiyah kesiliyor adeta suratları. Esmerlik anlamında değil. Zulümat geliyor suratlarına, inşaAllah. Bak, benim canım da öyle; yabancı kardeşimiz, Sovyet Rus asıllı. Ama bak yüzünde bir tatlılık var. Kalbi temiz ki Allah böyle yüzünü hoş kılıyor. Kalbi temiz olmasa böyle olmaz. Ben mesela suratında meymenet görmedim mi çıkarmam.
AYLİN HANIM: Yok Hocam, tabii. Hemen anlarsınız.
ADNAN OKTAR: Muhatap da olmam öyle adamla, konuşmam da. Hiç hoşlanmam öyle tiplerden.
GÜLŞAH HANIM: Hocam, Allah’ın sizin hücrelerinize kadar, aynı Peygamberimiz (s.a.v)’in duasında olduğu gibi, hücrelerinize kadar nur verdiği çok anlaşılıyor. Yüzünüzden çok yansıyor o Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne yapalım?
DAMLA HANIM: Haber okuyabilirim Hocam. Fransa’da Ermeni soykırımının inkarını suç sayan yasa tasarısı meclis tarafından kabul edilmiş. Aralarında İnan Kıraç’ın da bulunduğu bazı iş adamları Fransa’ya giderek bu konuyla ilgili görüşmeler yapacaklarmış. İnan Kıraç bu konuyla ilgili açıklama yaparken Türkiye’de 100 bin kaçak yaşayan Ermeni vatandaşımız olduğunu ve Fransa’da bu yasa kesin hayata geçirilirse karşılık olarak bu Ermeni kardeşlerimizin Türkiye’den yollanabileceğini söylemiş. Ayrıca Ermenistan ile Türkiye arasındaki dostluğun da tamamen biteceğini ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Yakışık almamış. Ayıp yapmışlar. Üslup ayıp. Asalete yakışmaz. Soylu üsluba yakışmaz. Biz Osmanlı’nın evlatlarıyız. Müslüman evladıyız. Soylu bir soylu bir üsluba sahibiz. Öyle bir şey yapmayız. Konuşulacak laf mı şu, ne kadar ayıp. Buradaki yüz bin Ermeni kardeşimiz bize emanet. Dünya tatlısı, canımız, ciğerimiz kardeşlerimiz. O bu sözü söylememiş olsun, biz de duymamış olalım. Özür dilesin, o lafını geri alsın. Bizim adımıza konuşuyor. Ne kadar ayıp, ne konuştuğundan haberi yok. Buraya gelmiş misafir onlar. Zaten ekonomik zorluklar içerisindeler, burada para kazanıp gidip orada çoluğuna çocuğuna bakıyor bu insanlar. Mazlum insanlar. Üç-beş tane dangalağın yaptığı münasebetsizliği buradaki masum Ermenilere mi yüklüyorsun? İntikam alacak onları mı buldun sen? Üsluba bak, ne kadar ayıp. Hemen onu düzeltsin. Ne alaka niye keselim? Ermeniler bizim canımız. Bilakis, ne yapacaksın? Ermenistan’la sınırları aç, pasaportu kaldır, bağrına bas. Millet-i Sadıka. Tertemiz kardeşlerimiz bunlar. Yazık, günah değil mi? Suni kavganın içine çekiyor. Fransa ne diyorsa desin. Kendi kendine Sarkozy öyle bir soykırım tasarısı çıkarıyor; pasaportu bir kaldırırsın Ermenistan’a, bağrına basarsın, yüz bin kişi daha gelsin dersin. Karşı intikam ne kadar ayıp. Lafa bak sen. Masum Ermeni kardeşlerimizden intikam almış olacak. Lafa bak sen. Gücün yetiyorsa git Sarkozy’e. Rusya’ya da pasaportu kaldıracağız. Birlik olacağız, inşaAllah.
“Gözümün nuru, canımın içi bir tanecik Hocam. Azerbaycan’dan yazıyorum. Sizi inanılmaz ama çok ama çok seviyorum. Duanıza ihtiyacım var. Duanızı eksik etmeyin. Baş tacım, gönlümün sultanı, canım Hocam. Sizi çok çok seviyorum. Sizi o yeşil gözlerinizden öpüyorum. Allah’a emanet olun” diyor. Bir hanım kardeşimiz Azerbaycan’dan yazıyor. Ne şeker bunlar. Şu sevgiye bak sen, maşaAllah.
“Canım Seyyid Aslan Ahmed Muhammed Adnan Hocam.” MaşaAllah. “Bu sabah yine zıpkın gibisiniz. Allah şevkinizi arttırsın. Değerli Hocam size nacizane bir önerim olacak, müsaade buyurursanız, inşaAllah.” Hocamız bizim karasal yayına geçmemizi istiyor. İyi, tamam yaparız, inşaAllah.
Yavuz Atılgan; “Selamlar.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sayın Hocam, sizi seviyor ve izliyoruz. Allah yardımcınız olsun. Herkesin hakkını avucuna gerektiğinde koyuyorsunuz Hocam” diyor. “Sizin gibi cesaretli insan pek göremiyorum” diyor. Var da sen göremiyorsun. Memleket koçyiğit kaynıyor, inşaAllah.“Hocam, sayenizde komünizm, materyalizm ve ateizmin karşısında bilim ve ilimle durmayı öğrendik.”
“Zamanın Bediüzzaman’ı Seyyid Muhammed Ahmet Adnan Oktar Hocam.” Bediüzzaman’ın ben ayağının tozu olamam Yusuf. Bediüzzaman; o metafizik bir insan, olağanüstü bir varlık, çok çok acayip bir insan, acib bir insan. “Hocam, ben Hacettepe Üniversitesi Beytepe kampüsündeyim.”Hacettepe Üniversitesi rektörü değişmiş.“Murat Tuncer rektör oldu.” Güzel. “Hocam, evrimci hocalarımız var” diyor. Ama beni okuldan atabilirler, eğer onlarla mücadeleye girersem” diyor. “Ama Hocam, ballar balını buldum, kovanım yağma olsun. Maldan, mülkten ve candan vazgeçmek kolay diyorum, inşaAllah” diyor. Yusuf, maşaAllah Seyit Battal Gazi gibi. Yusuf, biz sana Yaratılış Atlası gönderelim, götür hocalarının masasının üzerine küt diye koy, o kadar. Okuldan nereye atıyorlar. Atarlarsa biz de onlara hukuki mücadele başlatırız, olmaz öyle şey, yapamazlar.
Benim başı açık öğrencim de var, çarşaflı öğrencim de var, bikinili öğrencilerim de var, tanga mayolu öğrencilerim de var, yüzü peçeli öğrencim bile var. Üç tane yüzü peçeli öğrencim var. Her görüşten, her düşünceden insanla ben arkadaş olurum. Benim öyle sabit bir bakış açım yok. Kuran içerisinde ben hepsini mümin ve muttaki olarak görüyorum. Hepsine saygım, sevgim var. Tek bir model anlayışı içinde değilim, inşaAllah.
Bizim milletimizin hepsi mübarek, hepsi muhterem ve müberradır. Hepsi birbirinden değerlidir. Ben ayırımcı değilim, bölücü hiç olmam. Hepsini bir bütün olarak değerlendiriyorum, inşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: Çok üstün ahlaklısınız Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabi, öyle şey olmaz.
Şimdi bir iman hakikati filmi seyredelim, sonra devam edeceğiz.
VTR- Kaplanların Ayırt Edici Özellikleri Postları
DAMLA HANIM: Ceylan Hocam ve Leyla Hocam bizlere katıldı. Devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Sayın Adnan Oktar’a iletilmesini rica ederim. Merhabalar, iyi akşamlar. İsmim Melda. Müslüman değilim, annem Ermeni, babam Süryani. Türk vatandaşıyım. Dört kuşaktır İstanbulluyuz. Barış içinde Müslüman kardeşlerimizle beraber yaşarız.” Helal olsun, bu kadar, maşaAllah. “Çocukluğumdan beri kiliseye gider, İncil okurum; kilise korolarında ilahiler söylerim. Bir öğrenciniz vesilesiyle bir senedir kitaplarınızı okuyorum. Yazdıklarınızla ilgili araştırmalar yapıyorum. Mümkün olduğunca internet sitesinden kaçırdığım programları takip ediyorum. Özellikle EvrimAldatmacasıve İmanHakikatleri.com adresindeki bilgileri kullanarak inançsız arkadaşlarıma yaratılış gerçeğini anlatmaya çalışıyorum, fakat henüz tüm kitaplarınızı okuyamadım. Özellikle Avrupa’da ateist ve deist insan sayısı çoğalıyor. Fakat insanlara anlayacakları şekilde örnekler verip açıkladığınızda bu gerçeği herkesin kabul edeceğine inanıyorum.” Evet, bizim yöntemimizde ‘iman etmiyorum’ yok, maşaAllah. “Bu nedenle size ve öğrencilerinize güç ve başarılar diliyorum. Aklıma takılan birçok soru var, bazılarını aşağıda sormak istedim. Belki bazılarının yanıtı onlarca kez tekrarlamışsınızdır, ancak ben henüz rastlamadım. 1- Anladığım kadarıyla, Müslümanlıkta hiçbir şekilde yüz tasviri yok.” Yani resim yok anlamında, değil mi? “Kuran’da Hz. Muhammed (s.a.v)’in bile dış görünüşü ile herhangi bir tasvir yapılmıyor.” Kuran’da yok, doğru ama hadislerde var; yani rivayetlerde var. “Herhangi bir resim, heykel mevcut değil. Peki, Hz. Mehdi (a.s)’ın sırtındaki benden, alnının genişliğine kadar olan tasvir nerede yazıyor? Bu bilgileri nereden edindiniz? Kitabınızın açıklamasında, Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin Kuran ve hadis-i şerifler ışığında yaptığı yorumları direkt ilettiğiniz yazıyor. Fakat bir Müslüman tek ve sadece Kuran’ı Kerim ve onun dediklerine göre yaşamalıysa neden başka binlerce kitaba bu kadar kitaba riayet ediliyor? Bu noktada aklım karışıyor.” Kuran’ı Kerimi şerh eden, açıklayan kitaplar. Mesela Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihali nasıl? Peygamberimiz (s.a.v)’in o dönemde yaşadığı İslam’dan, Kuran’dan anladığı İslam’ı anlatan kitaplar. Hadisler ne? Kuran’ın açıklaması, tefsir, inşaAllah. “Nereden edindiniz?” diyor, Mehdi (a.s.) ile ilgili; Suyuti’nin eserlerinde var, Buhari’nin eserlerinde var; Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesai, Sünen-i Davut hep muteber eserlerdir. El-kavl-ül Muhtasar, Fi Alametil Mehdiyyil Muntazar, İbn-i Hacer Mekki Hazretleri’nin; Berzenci Hazretleri’nin eserleri, yani bütün müceddid ve müçtehitlerin eserlerinde çok kapsamlı Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili hadisler vardır. Yani yüzlerce hadis vardır. O hadislerden istifadeyle, oradan kaynak vererek anlatıyoruz. Fakat acib tarafı, şaşırtıcı tarafı, hayret edici tarafı; bakın, dikkat edin; yüzde yüz aynısıyla çıkması. Kardeşim, bir tanesi yanlış çıkar, bir tanesi; tamamı doğru çıkıyor. 30 yıl içerisinde, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerinin tamamı, Peygamberimiz (s.a.v)’in dediğinin tamamı, aynısının aynısıyla çıktı. Bu eğer Avrupa’da veyahut Amerika’da veya BBC’de yayınlanmış olsa veyahut diğer haber ajanslarında yayınlanmış olsa, yer gök birbirine karışır, dünya birbirine karışır. Biz onlarca yıldan beri anlatıyoruz, fakat daha insanların bu dikkati çekilmedi. Biz bir mucizeden bahsediyoruz, büyük bir mucizeden bahsediyoruz fakat sunum dünya çapında etkili olarak yapılmadığı için, insanlar henüz bu olayın şokunu kavrayabilmiş değil. Düşünün şimdi, Amerika’nın radyoları, televizyonları, bütün Avrupa’daki radyo ve televizyonlar Peygamberimiz (s.a.v)’in Lulin kuyruklu yıldızının çıkışını 1400 sene öncesinden bildirdiğini söylese ki 1400 yıl öncesinden daha önceki yıllara dair Lulin hakkında tarihte hiçbir yerde bilgi yok, hiçbir yerde bilgi yok. Bilim adamları bundan sonra ne zaman çıkacağını da bilmiyorlar. Yani mükerrer bir geliş gidiş yok ki tespit etsin adamlar, bilmiyorlar. “Belki 10 bin sene sonra gelecek, belki 5 bin yıl sonra. Bilmiyoruz” diyorlar. Ama Peygamberimiz (s.a.v) vahiyle bildirmiş. “İki uçlu” diyor, aynısıyla gördüler; “çok parlak” diyor, onu da gördüler; “diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamete gidecek” dedi Peygamberimiz (s.a.v), bunu da gördüler. Yani sırf şu haber Avrupa’da yayınlanmış olsa dünya birbirine karışır, çok büyük bir olay bu. Nostradamus’un bir sözüyle bile dünya ayağa kalkıyor. Bakın, sözü aynısının aynısıyla çıkmış. Diyor ki Peygamberimiz (s.a.v); “15 gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları olacak, iki Ramazan üst üste.” Oldu, bu olay oldu. Takvim yapraklarıyla ispat ettik. Dünya birbirine girer normalde, bunun fark etse, çok büyük olay olur. Ama fark edemiyorlar şu an. Yeterli tanıtım yapılmadığı için, çaplı tanıtım yapılmadığı için fark edemiyorlar. Şimdi Hz. Mehdi (a.s) döneminde insanlar“Allah Allah” diyecekler, “bize ne oldu? Bu anlatıldı, biz bunu bir şekilde duyduk, biz bunun şokunu nasıl yaşayamadık, nasıl buna hayret edemedik?”diye birbirlerine soracaklar. Mesela Resulullah (s.a.v) diyor ki; “O devirde Afganistan işgal olacak.” Bu çok acayip bir detay. “Afganistan’da yer altında altın olmayan madenleri vardır” diyor. Peygamber (s.a.v) nereden bilsin onu normalde? Yani vahiy dışında bilmesi mümkün değil. Bilim adamları yeni fark etti, uzaydan çekilen fotoğraflarla fark ettiler. Bilinmiyor. “Altın madeni dışında” diyor, “yer altında zengin madenler var” diyor. Nasıl bilsin Peygamber (s.a.v) vahyin dışında? Çok büyük bir mucize değil mi bu? “Hz. Mehdi (a.s) zamanında çıkacak” diyor, “Hz. Mehdi (a.s) zamanında Afganistan işgal olacak” diyor. “Irak üçe bölünecek, para birimi kalkacak, Irak ordusu bir gecede kaybolacak” diyor.Sırf şu, Irak ordusunun bir gecede kaybolması olayı yayınlanmış olsa, yer yerinden oynar. Ama garip bir şekilde Müslüman kardeşlerimizin bir kısmı gizliyor bu hakikatleri. Ama 2012’lerden sonra tutamazlar ortalığı, inşaAllah.
Hocam, ne anlatmak istiyorsun sen?
DAMLA HANIM: Hocam, Balyoz darbe planı soruşturması kapsamında yapılan aramalarda, darbe sonrası tutuklanması planlananların listesi bulunmuş. Darbecilerin tutuklamayı düşündükleri kişiler arasında, 77 yaşındaki Erbakan Hocamızın da ismi varmış. Eğer darbe başarıya ulaşsaymış, ilk tutuklanacaklar arasında Erbakan Hocamız olacakmış Hocam. Ayrıca listede, dini kanaat önderleri ve çeşitli cemaat liderlerinin de isimleri varmış.
ADNAN OKTAR: Ben var mıyım acaba? Bana öyle bir yaklaşsalar gırtlaklarına takılırım, gırtlaklarına. Sakın ha! Akıllı olacaklar. Başka ne var?
DAMLA HANIM: Hocam, Muhammed isimli Caferi talebeniz sürekli yeni siteler hazırlıyor, maşaAllah. Şimdi de ‘Dünyanın Mehdiyet’e İhtiyacı Var’ isimli bir site hazırlamış. Allah razı olsun. Sitenin adı şu şekilde Hocam; www.dunyaninmehdiyeteihtiyacivar.com
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu koçyiğit Caferi, değil mi?
DAMLA HANIM: Evet Hocam, Caferi.
ADNAN OKTAR: İşte diyorum ben, her türlü talebem var. Alevi talebelerim var, Caferi talebelerim var, Süryani talebelerim var. Bu da benim talebem, bu kardeşim de talebem, talebem kabul ediyorum. Kilise korosunda söylüyor, “ben Süryani’yim” diyor, “Ermeni’yim” diyor, o da talebem. Musevi talebelerim var, mini eteklisi var, çarşaflısı var, bikini giyeni var, tanga mayoyla gezeni var, peçeli olan talebelerim var. Hepsine saygım var, hepsine şefkat duyuyorum. Beni ben temsil ediyorum, inşaAllah. Örnek olan Resulullah (s.a.v)’dir, Peygamberlerdir, inşaAllah.
Evet, şimdi yine biraz ara verelim.
VTR- İman Hakikatleri
DAMLA HANIM: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Tolga Can,”Harun Yahya Hocam, adınızı yıllar önce belgesel ve tefekkür dersleriyle tanıdık. Gerçekten çok takdir ediyoruz” diyor. “Ne zaman radyo ve televizyonda çıksanız hiç kaçırmadan izliyoruz. Sohbetleriniz çok faydalı oluyor” diyor, inşaAllah. “Bal dağıtıyorsunuz, maşaAllah” diyor, maşallah. “Mübarek ellerinizden öpüyorum” diyor Tolga Can. MaşaAllah.
“Güzeller güzeli canım Muhammed Adnan Hocam. Buradayım canım Hocam. Sabah sabah evimizi şenlendiriyorsunuz; huzurumuz, neşemiz, sağlığımız oluyorsunuz, inşaAllah, elhamdülillah. Hanım kardeşlerimiz de melek gibiler, maşaAllah. Hepsini çok seviyorum” diyor. “Canım Hocam, yabancı şarkılara çok güzel eşlik ediyorsunuz, çok hoşuma gidiyor” diyor. “Canım Hocam, bugün tespihi elinizde görmedim” diyor. İnsaf, nasıl görmezsin. Tespihimi öncelikle göstereyim. “Benim de on yıllık tespih koleksiyonum var ama hepsi 99’luklar. Hiçbirisi sizin tespihlerinizi yetişemezler, maşaAllah” diyor. “Canım Hocam, hürmetle o beyaz ellerinizden öpüyorum. Hayır ve dualarınızı istiyorum, inşaAllah. Canımızsınız” diyor. Ayşe Baltacı, Elazığ’dan yazıyor.
“Filipinler’deki olay da yine ahir zaman alametlerinden Hocam” diyor. Doğru.
“Hocam, sizi Allah aşkıyla çok seviyorum. Yanınızda olmayı çok istiyorum canım nur Hocam” diyor. “Allah başımızdan eksik etmesin.”
“Hocam, herkes sizi sevebilir ama benim kadar değil. İnanılmaz çok seviyorum. Duanızı eksik etmeyin” diyor. Gülnar, Azerbaycan’dan yazıyor, maşaAllah.
“Nurlu Hocam, Nur ala nursunuz, maşaAllah. Rabbim o kadar güzel yaratmış ki, maşaAllah, sübhanAllah” diyor. “Herhangi bir şeyi değerlendirirken muhakkak onda güzel bir yön buluyorsunuz ya da nasıl desem, en başta hep iyi yönde düşünüyorsunuz. Bu müthiş güzel bir ahlak, elhamdülillah” diyor. “Ben bu ahlakı bu yaşıma kadar emin olun en çok sizde gördüm canım Hocam” diyor. “Hocam, bir gün dediniz ki; ‘iltifat anlayana yapılır, iltifat alana yapılır, iltifat takdir edene yapılır.’ Bunun gibi çok güzel tespitlerde bulunuyorsunuz, inşaAllah. Hocam, güzel iltifatı severim, alırım, takdir ederim, iltifattan anlarım, inşaAllah. Yani ek bilgi olarak yazdım” diyor. “İnşaAllah, iltifatlarınıza mazhar oluruz Hocam” diyor. Allah nurunu artırsın, güzelliğini artısın, inşaAllah.
“Ben Amerika’dan bir takipçinizim Adnan Hocam” diyor. “Burada şimdi gece. Sizin programınızı dinlemeden, gül yüzünüzü görmeden uyuyamıyorum” diyor. “Allah en güzel şeyleri nasip etsin, inşaAllah. Çok güzel müzikler çalıyorsunuz programınızda” diyor. Bir parça ismi vermiş, ‘cennete çıkan merdiven’ diye bir parça; “onu çalarsanız çok memnun olurum” diyor.
“Hocam, şu an iş yerinde internetten sizi izliyorum” diyor Ayhan Doğan.
“Sevgili Hocam, bu yakışıklılığınızı neye borçlusunuz? Özel formülü var mı, ne tavsiye edersiniz?” diyor Enis Çetinkaya. Allah gözüne güzel gösteriyor, maşaAllah.
“Sayın Adnan Bey, şaka yaptım Hocam, kusura bakmayın” diyor. “Sabah programınızda bir güzellik olsun diye söyledim. Uzun zamandır Adnan Bey yazıları gelmiyorda” diyor. Adnan Bey’le başlayınca bir şeyler çıkıyor genellikle. “Hocam, muhteşem üzeri muhteşem yakışıklısınız yine. Sizleri geceleri görmek de güzel, sabahları görmek başka bir güzel maşaAllah Hocam” diyor. “Ne olur erken gitmeyin, bütün gün sohbet edin, inşaAllah” diyor. “Hocam, ‘Sonsuzluk Başladı’ kitabınızda belirttiğiniz gibi, sonsuzluk insanın doğumu ile başlamış oluyor. Ve bununla ilgili olarak bize daha önce cehennemde, öldükten sonra olan olaylar ilgili birtakım sırlar da açıklamıştınız. Hocam, birazda bu sırlardan bahsetmeniz mümkün olur mu?” diyor. Bakın, şöyle söyleyeyim; iman eden samimi bir insan hiçbir şekilde cehenneme gitmez. Birde, Allah bize merhameti ve şefkati öğretiyor. Allah’tan öğreniyoruz, biz bilmeyiz, Allah öğretiyor. Ne bilecektik, bilmezdik? Bakın, diyor ki Cenab-ı Allah;“cehenneme koyacaklarımın vasfını söylüyorum” diyor Cenab-ı Allah. Bir, “Siz onları diri zannedersiniz, onlar diri değil” diyor. Bak, çok hayati bir bilgi veriyor Allah. İnsanlar buna hiç dikkat etmiyorlar, bir kısmı. “Onlar ölüler, diri değiller” diyor, “hatta siz onları diri zannedersiniz, onlar ölüdürler” diyor. “Gözlerini görür zannedersiniz” diyor, “gözleri görmüyor” diyor Allah. “Görme yetisi yok gözlerinde” diyor. “Kulaklarını işitiyor zannediyorsunuz, kulakları da işitmiyor” diyor. Yani ilginç bir varlıktan bahsediyor Allah. Biraz düşünen cehennem ehlinin ne olduğunu anlar, yani cehennemdeki durumu anlar. Ama bize tabii çok büyük bir ibret, çok büyük bir hayret ve çok büyük bir ders olmuş oluyor; o ayrı mesele. Ama buradaki sır çok açık, anlaşılmayacak gibi bir sır değil. Allah sonsuz merhamet sahibidir, inşaAllah.
Ayşenur Yağlıcı; “Hocam, ben 13 yaşındayım” diyor, çok şeker. “Ahmet Muhammed Adnan Hocam, anneme, kardeşime ve bana dua edin. Sizin duanıza ihtiyacımız var. İmanımızın kuvvetlenmesi için dua edin. Hemen her gün sizi izliyorum, sizi çok seviyorum” diyor, maşaAllah.
“Ben Hollanda’da yaşayan Serdar Tazegül. Hz. Mehdi (a.s) konusunu anlatır mısınız? Lütfen, şu an canlı yayından ailece seyrediyoruz. Selamun Aleyküm.” Aleykum Selam. Serdar Tazegül. Somali’ye de yardım etmiş kardeşimiz. Ama Somali’ye yardımla olmaz bu işler, İttihad-ı İslam ile olur. İttihad-ı İslam olmadıktan sonra ne Somali, ne şurası, ne burası falan, hiçbir yer, hiçbir şekilde ne huzura kavuşur, ne de rahatlığa kavuşur. Bütün İslam aleminin her yeri kaynıyor. Ve bir Müslümanın ısrarla üstünde duracağı şey İttihad-ı İslam’dır. İttihad-ı İslam’ın olması için de mutlaka Hıristiyanlarla ittifak edilmesi gerekir, Musevilerle ittifak edilmesi lazım, dindar Musevilerle; başı açık, başı kapalı herkesle, bütün vatandaşlarımızla muhabbet içinde ittifak gerekir. Bu fitnenin bir kere söndürülmesi gerekir. Başı açık, başı kapalı insanlar şeklinde milleti ikiye bölmeye kalkmak gelmiş geçmiş en büyük fitnelerdendir, en büyük felaketlerdendir. Ki yobaz takımında, biliyorsunuz başı açık hanımlara, bakımlı hanımlara karşı müthiş bir nefret var. Bakımlı, başı açık hanımların bir kısmında da başı kapalı, çarşaflı hanımlara karşı müthiş bir nefret var. Bu çok korkunç bir şey. Ben bu anormalliği çözmek için uğraşıyorum, bu bozukluğu çözmek için uğraşıyorum. Ama yobaz takımı daha hala bu belanın, bu fitnenin farkında değil. Aptalca daha hala körüklüyorlar bu fitneyi, ahmakça körüklüyorlar. Nice imanlı, tertemiz genç kız, başı açık genç kız Kuran’a, İslam’a yaklaşamıyor. Mesela farz edelim, yazın bikini-mayoyla geziyor; onun ısrarla Kuran’dan uzak olması gerektiğine inanıyor bir kısım ahmaklar. İsterse çırılçıplak olsun, ne alakası var? Allah’a, Kuran’a, İslam’a o insanı mutlaka yaklaştıracak yollar aramak lazım, değil mi? Herkesi. Çarşaflı olan da bizim kardeşimizdir, tanga mayo giyen de bizim kardeşimizdir; başı açık olan da. Hepsi, inşaAllah. Bu ayırımı yapmayı, böyle fitneye sebep olmayı güya İslam’a hizmet olarak görüyorlar. Halbuki, “fitne katilden beterdir” diyor Peygamberimiz (s.a.v). İnsanların yüzde 70-80’ini İslam’dan uzaklaştırmak için gece-gündüz gayret edenler zaten İttihad-ı İslam’ı da istemiyorlar, Türk-İslam Birliği’ni de istemiyorlar, Mehdiyet’i de istemiyorlar, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın da gelmesini istemiyorlar. Onlar kafasına takmış; işte başını örtsün, bitti. Her şey halloluyor. “Ne güzel, takva, çok güzel insan’ diyor. Bu, pislik ve rezilliktir, bu aptallıktır. Bu tip insanlara dikkat edin, bunlar hep nefret doludurlar, bunlarda sevgi göremezsin. Göremeyeceğin şeyler; bir, İttihad-ı İslam istemezler. Böyle bir şeyi hiç duyuyor musun? İttihad-ı İslam’ı ağzına dahi almıyor adam, şiddetle kaçınır. Çünkü İttihad-ı İslam olduğunda insanları bölemeyecek, fitne çıkaramayacak. Bunun kavgaya ihtiyacı var, pisliğe ihtiyacı var. Fitne olmayınca bu rahat edemiyor, kavga olmayınca. Kavga için ne gerekiyor? İttihad-ı İslam’ın olmaması gerekiyor. O yüzden bunlar İttihad-ı İslam’dan hiç bahsetmezler. Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsetmez, çünkü Hz. Mehdi (a.s.) fitneyi ortadan kaldırıyor, kargaşayı ortadan kaldırıyor, bölünmeyi ortadan kaldırıyor. Ondan Hz. Mehdi (a.s)’ı da istemezler. Bunların bölünüp şiddetli kavgaya ihtiyacı oluyor; yani bölünmeye ihtiyacı vardır, kavgaya ihtiyacı vardır. Onun için yobaz takımını biz sürekli bu konuda uyarıp eğiterek adam etmeye çalışıyoruz, inşaAllah.
Tuba Doker; “Çok kıymetli, güzel sözlü, gül yüzlü Muhammed Adnan Hocam. Ben Tuba Doker. Amasya’nın Suluova ilçesinden arkadaşlarım ve kendim adına yazıyorum. Bizler Sultan Baba’nın talebeleriyiz, inşaAllah Hocam. Sizleri çok seviyoruz. İslam Birliği’nin bir an önce kurulması ve bu zulümlerin bir an önce son bulması için bol bol dua ediyor, aynı zamanda acizane bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Muhterem Hocam, bizler Amasya’da yerel bir gazeteye A9 reklamı verdik, inşaAllah ve 10 gün boyunca yayınlanacak. Sizinle bunu paylaşmak istedik. Gazetenin resmini ekte gönderiyorum, inşaAllah. Muhterem Hocam, bizleri duada unutmayın, ne olur. Allah’a emanet olun. Allah yar ve yardımcınız olsun.” Aleyküm Selam.
Evet, çok güzel olmuş. İşte bak, hizmet. Mesela “İttihad-ı İslam istiyorum” demesi bir hizmet, çok güzel. Ama bak, yobaz takımında bunu hiç duyamazsınız siz. Onlar ancak, işte “hanımların kafasını örtelim, başını örtelim.” Bitti, o kadar. O hanım namaz kılıyor mu, onu hiç ilgilendirmez. Sadece başını örtsün yeter yahut başına bir şey dolasın şöyle; leş gibi olsun, sakallı-bıyıklı bir köşede otursun, başka bir şey istediği yok. İttihad-ı İslam’ı iste, Türk-İslam Birliği’ni iste. İttihad-ı İslam olursa senin istediğin her şey olur zaten. İttihad-ı İslam olmazsa olmaz. Hemen hemen her şey yarım olur, Allah esirgesin.
“Lenin ölmeden önce bir Nur talebesiyle görüşmüş” deniliyor. Onlar laf. Bir belgesi olur, bilgisi olur. Çok sathi laflar onlar.
Biz ne yapalım biliyor musunuz? Şimdi gidelim, akşam yine geliriz, inşaAllah. Hadi bakalım, şimdilik bu kadar yeter, inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Ses kasetleri
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...