SUNUCU: Yayınımıza Hocamızın katılımıyla devam ediyoruz inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Hoş bulduk, herkes hoş geldi.
(“Celâleddin Suyutî’nin Tasnifinden Hadisler - Ahir Zaman Mehdisinin Alâmetleri” kitabından)
Kaynağın alındığı alim hadis imamı. Suyutî ehl-i sünnetin göz bebeği. Ali Bin Hüsameddin Muttaki herkesin ittifakla en beğendiği alimlerden, büyük mücedditlerden birisi. Herhangi bir sayfasını açtım. 31. sayfa,
"Dani, Hakem b. Uyeyne’den tahric etti, O dedi ki: Ben Muhammed b. Ali’ye dedim ki, “İşittiğimize göre sizden bir adam çıkacak, bu ümmet arasında adalet yapacak.” “Böyle bir şey duydum. Bu nedir?” diyor."O dedi ki: “Biz de insanların umduğunu ummaktayız ve ümid ediyoruz ki, dünyadan bir gün bile kalsa, Allah Teala o günü uzatır." Ne demek? Kıyametin son vakitlerinde Hz. Mehdi (as) geliyor. Çünkü uzatılma neyi gösteriyor? Bunu gösteriyor."Ta ki bu ümmetin umduğu olsun.” Ümmet demek ki bir şey umuyor. Başından sonuna kadar bir şey ummuş. Ne umuyorlar? İttihad-ı İslam, dünya hakimiyeti. Hep Müslümanların hedefinde bu olmuştur."Ancak ondan önce fitneler görülecektir." Şu an görüyorsunuz. Fitne dünyayı kasıp kavuruyor."Bu fitnelerin içinde en şerlisi,” bak fitneler var. Ama bir de fitnenin en şerlisi var, en şiddetlisi, en büyüğü, "bir kişinin mü’min olarak akşama ermesi," mümin olarak akşama eriyor. "Ama sabah kafir olarak kalkması,” küfre düşmüş. Nasıl oluyor? Mümin olarak akşam evine gidiyor. Akşam mesela televizyonda bir film seyrediyor veyahut bir tartışma programı görüyor veyahut bir şey okuyor yahut internete giriyor bir yazı okuyor. Sabaha kafası takılıyor, akşam onu düşünüyor. Düşüne düşüne, düşüne düşüne haşa Allah'ı inkar ediyor akşam, sabaha kafir kalkıyor. İmanı gitmiş oluyor. Fakat sabah kalktığında imanını tahkiki yapacak bir şey okuyor veyahut birileriyle konuşuyor veyahut birisi ona bir şey anlatıyor yahut bir televizyon programında bir konuşma görüyor. O konuşmayla imanı yeniden oturuyor. Yeniden iman ediyor.Bak, "mü’min olarak sabahlaması fakat, kafir olarak akşama ulaşmasıdır." Bu sefer de iş yerinde orada buradaki insanların konuşmalarıyla yeniden imanını kaybediyor. Kafir olarak da akşama ulaşıyor. Ahir zamanda ana konu neymiş? İman. Bak şeriat değil. Kuran'ın hükümlerini yapıp yapmama değil. Önce iman, adam iman etmiyor ki Kuran'ın hükümlerine uysun. Şimdi camii hocaları olsun, bir kısım camii hocaları, televizyona çıkan modern alimler olsun, eski klasik alimler de olsun. Büyük bir bölümü ne yapıyorlar? Sadece Kuran'ın hükümlerini anlatıyorlar. Namaz nasıl kılınır? Oruç nasıl tutulur? Zekat nasıl verilir? Nasıl dua edilir? Nasıl abdest alınır? Adama sormuyor “sen iman ediyor musun? İman etmiyor musun? Allah'a inancın var mı? Ahirete inancın var mı? Cennete cehenneme inanıyor musun? Peygamberlere inanıyor musun?” demiyor. Ne diyor? Abdest alırken suyu elinin neresinden aşağıya doğru dökeceksin? Parmaklarının arasını nasıl hilalleyeceksin? Kardeşim, adam Allah'a inanmıyor. Allah'a inanmıyorken sen onu nasıl ona anlatacaksın?
"Keza (N. b. Hammad), Ebu Hureyre’den tahric etti, Dedi ki: Açıkça Allah Teala inkar edilmedikçe Mehdi’ye biat edilmez." Yani inkar edilme, ne kadar inkar edilmeden kastediliyor? Üç kişi, beş kişi mi? Yok. Dünyanın tamamına yakını Allah'ı inkar etmedikçe, büyük bir imansızlık tehlikesi olmadıkça dünyanın %95'i, %90'ı yani büyük bir kitlenin Allah'ı inkar etmesi olmadıkça Hz. Mehdi (as) çıkmaz" diyor. Hz. Mehdi (as) zuhur etmez. Şimdi ahir zamanda ne oldu? Darwinizmin ve materyalizmin çıkışıyla insanların %95'i, %99'u Darwinist, materyalist oldu, ateist oldular. Yani Allah inkar edilmiş oldu. Dolayısıyla ahir zamanda yine en önemli konunun ne olduğunu anlıyoruz? İman. Bunu Bediüzzaman sürekli anlatmaya çalıştı. Fakat birçok insan anlamazdan geldi. Mesela adamı tarikata çağırıyor. Tarikata çağırıyorsun ama adam iman ediyor mu? Biliyor musun iman edip etmediğini? Adam iman etmiyor ki tarikata girse ne olur, girmese ne olur? Adama Kuran okuma dersi veriyorlar. Tecvidli Kuran, adam Allah'ı inkar ediyor, iman edemiyor, Allah’a iman edemiyor. Tecvidli nasıl Kuran okunur onu öğretiyor adama. Namazın farzlarını, sünnetlerini, vaciplerini öğretiyor. Allah’ı inkar ediyor adam. Cennete Cehenneme inanmıyor. Önce Allah inancı. Amentü’de belirtilen hususlara insanların iman etmesi ve bunun sağlam bir imanla pekişmesi lazım. Ondan sonra Kuran’ın hükümleri anlatılır.
İşte televizyona çıkıyorlar, namaz üç vakit mi, beş vakit mi? Bir vakit bile desen, kılacak mı namazı adam? Allah’ı inkar etmiş. Allah’a inanıyorsa, adama sen on vakit de desen kılar zaten. Yirmi vakit de desen kılar Allah’a inanıyorsa. İnanmıyorsa istediği kadar indir sayısını. Yine kılmaz. Dolayısıyla ana konu iman hakikatlerinin anlatılmasıdır ahir zamanda. En önemli konu budur. Biz de sadece bu konuya kitlendik. Sadece bu konu üzerinde duruyoruz.
Mesela biz hiçbir zaman diğer konulara geçmiyoruz. Çünkü önce büyük bir tehlike var daha dünyada Darwinizm, materyalizm, ateizm, Allah’a inanmama tehlikesi var. Hatta hoca, alim bildiklerimizin bile bakıyoruz ki adam, üçkağıtçılık yapıyor, milleti dolandırıyor. Kökeninde ne var? Allah’a imanının zafiyeti var, iman zafiyeti var. Adama bakıyorsun alim hakikaten, müthiş bilgisi var. Su gibi, Kuran’ı ezberden biliyor. Ama imanı yok. Peygamberimiz (s.a.v) “ ahir zamanda iman ateşten kor gibi olur insanın avucunda, ateş gibi olur. Avucunda dursa avucunu yakar, bıraksa imanını kaybeder” diyor. Yani iman etmelerinin çok zor hale geleceğini bildiriyor ahir zamanda. Çünkü felsefe ve fenle, bilimle karşımıza çıkıyor küfür, dalalet.
“Fen ve felsefeden tevellüt eden bir ceryan-ı Nemrudane gittikçe âhirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup gelişir”diyor Bediüzzaman. Bu duruma karşı Hz. Mehdi (a.s)’ın çözüm olacağını söylüyor Bediüzzaman.
Son zamanlarda televizyonda çok fazla, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili program var. Benim dikkatimi çeken bu programlarda, duhan zuhurunu çok detaylı anlatıyorlar. Dabbetül arzı çok detaylı anlatıyorlar, dabbetül arzın zuhurunu. Yecüc ve Mecüc’ün çıkışını, ona ait bilgileri çok detaylı anlatıyorlar. Üç batma olayı, bunları çok detaylı anlatıyorlar. Tek anlatmak istemedikleri konu nedir biliyor musunuz? Çok şaşırtıcıdır. Hayret vericidir. Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’ın zuhuru. O konudan, ağız birliği etmişcesine, toptan, tamamı kaçınıyor. Kardeşim, sen diğer alametleri sayıyorsan, ana alamet bunlar zaten; Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s). Dabbetül arzı anlatıyorsun. Gayet kapsamlı anlatıyorsun hem de. Yecüc Mecüc’ü çok kapsamlı anlatıyorsun. Diğer bütün alametleri teker teker hepsini çok kapsamlı anlatıyorlar. Hatta çökme olayının resimleri gösteriyorlar. Halbuki bunların tamamı saydıkları Mehdi (a.s)’ın çıkış alameti zaten. Yer batmaları, kuyruklu yıldızın çıkması. Bunlar zaten Mehdi (a.s)’ın çıkış alameti. Ama ne hikmettir böyle, sanki toptan alınmış bir karar gibi, sanki adları gibi eminmişler gibi, Hz. Mehdi (a.s) konusundan kaçınıyorlar.
Ömer Çelakıl, çok efendi bir çocuktur kardeşimiz. Ama ne diyormuş? “insanın hidayeti, kurtuluşu, kendi içinde arayacağını, bir yol göstericiye pek gerek duyulmadan, insan hidayete ulaşabilir” şeklinde konuştu” diyor. ““Hadislerde geçiyor Hz. Mehdi (a.s) ama ayette yok” dedi” diyor. Peki, Nur Suresi’nin 55. ayetin de dünyanın hakimiyetinden bahsetmiyor mu Allah? Müslümanlar dünya hakimi olunca Müslümanların başında bir imam bulunmaması farz mı? Yani haram mı Müslüman’ın başında bir lider bulunması? Müslüman’ın başında bir imam, bir lider bulunması farz biliyoruz biz. Kuran’a göre ve hadislere göre farzdır. Ama şimdi öyle bir hale getirmişler ki, Müslümanların başında bir lider bulunması, İslam Alemi’nin bir liderinin olması, sanki harammış, günahmış gibi anlatıyorlar. Haram ve günah olmadığına göre, bir başı olacak Müslümanların. Bu başın da ismi ne biliyor musunuz? Muhammed Mehdi (a.s).
Peygamberimiz (s.a.v) kendi asrının Mehdisi idi. Peygamberimiz (sav) Kuran’ı ortaya koyup; “siz ne yapıyorsanız yapın, ben gidiyorum” demedi. Başlarında imamlık yaptı. Onlara liderlik yaptı. “Ben Kuran’ı getirdim, siz ne yapıyorsanız yapın” diyebilirdi. Öyle bir şey demiyor inşaAllah. Kuran’ı uyguluyor. Hayata geçirtiyor. Tabii ayrı, Allah’ın emri var, imamlık görevi yapacak da fakat her devirde mutlaka bir müceddid ve mücdehid bulunmuştur. İslam Alemi’nin başsız olacağını iddia etmek, çok anormal bir düşünce olur. Çok yanlış bir düşünce olur. Ayrıca “bir yol göstericiye gerek duymadan, insanlar hidayete ulaşabilir” diyor Ömer Çelakıl ama Peygamber Efendimiz (s.a.v) de diyor ki “böyle değil” diyor. “Bir insan olacak, benim evlatlarımdan Hz. Mehdi (a.s) olacak, onun vesilesiyle hidayete ulaşacaksınız” diyor. İnsanlar işte başsız olunca, dünyanın hali böyle oluyor. Yani “deneyelim, bakalım ne olacak” diyorsa insanlar, işte denemişler, başsız olunca böyle felaket oluyor. İslam alemi paramparça oluyor, birleşemiyorlar, birbirleriyle uğraşıyorlar, mezheplere, cemaatlere, tarikatlere ayrılıyorlar. Asla ve kesinlikle bir ittifak oluşmuyor. Sadece bir nefret, öfke ve kavga oluşuyor ve insanların hidayete ulaşması çok güç oluyor. Ama başta birisi olduğunda, bir alim olduğunda, bir müceddid, bir mücdehit, bir Hz. Mehdi (a.s) olduğunda bu kolay oluyor. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i Cenab-ı Allah’ın göndermesinin nedeni nedir? Cenab-ı Allah isteseydi yazılı olarak o Kitab’ı bir günde indirirdi. Peygambere getirirdi. Peygamber de getirir, kavmin önde gelenlerine Kitab’ı bırakır, giderdi. “ne yapıyorsanız yapın” derdi. “Allah’ın Kitab’ını getirdim” derdi. Kitabı bizzat ömrü boyunca peygamber uyguluyor, hayata geçiriyor, örnek oluyor. İnsanları teşvik ediyor. Dolayısıyla “Mehdi’ye ihtiyaç yok” dedin mi peygamberin bu yönünü de inkar etmiş olursunuz. Bir de Mehdi’ye ihtiyaç olup olmadığını biz mantıkla değil, Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerinden anlıyoruz. Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesei, Sünen-i Davud’da Hz. Mehdi (a.s) çok kapsamlı anlatılıyor. Diğer alametleri peki o zaman neden kabul ediyorsunuz? Yecüc Mecüc’ü niye anlatıyorsun o zaman? Dabbetül arz’ı niye anlatıyorsunuz? Üç yer çökmesini niye anlatıyorsun? Kuyruklu yıldızın çıkmasını niye anlatıyorsun? Bütün alametleri anlatıyorsun. Tamamını anlatıyorsun ahir zamanın. Sadece Hz. Mehdi (a.s)’ye geldin mi “ bana müsaade” dersen, bu olmaz. Bir de kaynak da yok. Diğerlerindeki hadisler hadis de, onları kabul ediyorsun hadis olarak ve “tahakkuk etti” diyorsun, “doğru” diyorsun. “Oldu hakikaten, bunlar bir mucize” diyorsun. Peki, Hz. Mehdi (a.s)’ye gelince niye duruyorsun? Aynı kaynak değil mi? Ve daha sahih kaynak, daha kesin kaynak. Ve senin “oldu” dediğin olaylar zaten Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alameti. Hz. Mehdi (a.s)’ın ceketi, paltosu, ayakkabısı çıkmış. Senin saydığın değil mi? Saçlarını da görmüşsün. “Daha kendini göremedik” diyorsun. Her şeyi görmüşsün. Bütün alametleri görmüşsün. Sesini de duyuyorsun.
Ömer çok dürüst bir insandır. Bu sözüm ona değil. Genel bu mantığı savunan herkese de fakat Ömer tabii orada televizyon programı yaptığı için, büyük bir ihtimalle üstünde baskı vardır. Hz. Mehdi (a.s) konusuna girmemesi, Hz. İsa Mesih (a.s) konusuna girmemesi için. Çünkü bu konuda basında ittifak var nerdeyse. Hatta dindar basında bile ittifak var gibi görünüyor birçoğunda. Şiddetle kaçınıyorlar Hz. İsa Mesih (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’den. Ama diğerlerini bayağı geniş geniş anlatıyorlar. Yani bir mahsur görmedikleri için.
Hz. Mehdi (a.s)’den bahsetmemelerinin nedeni de eğer Hz. Mehdi (a.s) uzak bir ihtimal olsaydı, çıkması zor bir ihtimal olsaydı veya çıkmadığına kani olsalardı, bakın bu çok önemli, çıkmadığına kani olsalardı gürül gürül konuşurlardı. Hiçbir mahsur da olmazdı.
“İnsan Hz. Mehdi (a.s)’ye inanmazsa kafir olmaz. İnanmak mecbur değillerdir” diyor. Ama ayete inanmak mecbur. Onu ne yapacaksınız? Nur Suresi’nin 55. ayetinde Allah Müslümanların dünya hakimi olacağını söylüyor ve ”içinizden emir sahiplerine itaat edin” diyor. Müslümanların mutlaka başında bir lider olacak. Bütün İslam aleminin başında. Bu liderin adı nedir? Hz. Mehdi (a.s) işte bu. Buna inanmasan kafir olursun bu dediğime. Nereye kaçsanız, bu gerçekle karşılaşırsınız. Nur Suresi 55. ayetinde açıkça Allah dünya hakimiyetinden bahsediyor ve Kuran’ın bir çok ayetinde de Müslümanların mutlaka bir lideri olması ve toplu olmaları, bir arada olmaları söyleniyor. Yüzlerce ayet, İttihad-ı İslam’ın farziyetini anlatır Kuran’da ve Kuran’ın bütün hükümleri, Müslümanların toplu, bir arada yaşaması üstüne kuruludur. Ama yobaz takımı olsun, bazı bilgisi eksik olan insanlar olsun, bir kısım baskı altında olan insanlar veya çeşitli nedenlerle çekinenler, bu konuyu örtbas etmek istiyorlar. Yobazların işine gelmiyor. Çünkü yobazlar gösteriş peşinde oluyor. Şimdi Hz. Mehdi (a.s) geldi mi gösteriş bitecek, enaniyet bitecek. Kendi şeyhini büyük gösteremeyecek. Şimdi en büyük diye gösteriyor. En büyük olmayacak. En azından ikinci dereceye düşmüş olacak. O da işine gelmiyor. Birinci olmak enaniyetine daha uygun olduğu için, bir de şeriat dediklerinde onlar; Kuran’ın bütünü olarak tabii biz anlıyoruz. Ama onların şeriat dediği şey, yobazlığın ta kendisi. Bizim anladığımız anlamda değil. Biz Kuran’ın bütünü olarak anlıyoruz. Onların şeriat dediği şey; asıp kesen, yobazlığın en berbat, en korkunç, en karanlık şekli. Bu adamlar da alışmış yemeğe, içmeye, gezmeye, eğlenmeye, dünyanın her tarafında keyif yapmaya alışmışlar. Şimdi öyle bir durum olduğunda, yani kendi anlattıkları sistem olduğunda anlıyorlar ki boğulacaklar. Ama bir kısmı baskı altında oluyor. ...Yecüc Mecüc ile ilgili konu anlatması serbest. Dabbetül arz serbest. Hz. Mehdi (a.s) yasak. Kardeşim yorum yapsınlar demiyoruz ki biz. Okusun hadisi “yorum yok” desin. Okuyamaz. Okutturmazlar. Yasak. Çünkü adları gibi biliyorlar Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini.
Mesela ne diyor o vatandaş “en çekindiğim konu, Adnan Hoca’nın Hz. Mehdi (a.s) çıkması” diyor. “Kafama takılıyor” diyor. “Atamıyorum kafamdan” diyor. Kardeşim, kim olursa olsun. Ama bu asıl olarak Hz. Mehdi (a.s)’ın varlığından rahatsızlar. Benim Hz. Mehdi (a.s) olmam, başkasının Hz. Mehdi (a.s) olması değil. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkmasından rahatsızlar. Ben Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesiyim. Biz Hz. Mehdi (a.s)’ye ortam hazırlayan, âcizane, naçizane insanlarız inşaAllah.
VTR: Sivri Sineğin Vücudundaki Üstün Özellikler
İsrail Eski Hükümet Danışmanı Prof. Moshe Maoz İle Canlı Bağlantı
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi İsrail ile bağlantımız var, öyle mi? Konuşacağımız kişi hakkında bilgi verebiliyor muyuz?
SUNUCU:Tabii Hocam. Prof. Moshe Maoz İsrail’den. Hibri Üniversitesinde Ortadoğu ve İslami çalışmalar bölümünde fahri profesörlük yapıyor kendisi. 1960 yılından itibaren İsrail hükümetinden çeşitli kademelerdeki kişilere Araplarla ilişkileri konusunda danışmanlık yaptı. Bunların arasında Başbakan Ben Gurion, Savunma Bakanı Ezer Waizman, Başbakan Şimon Peres veBaşbakan İsrail İshak Rabin’i sayabiliriz Hocam. Aynı zamanda Kınesete de Arap ilişkileri konusunda danışmanlık yaptı kendisi. Genel olarak Ortadoğu politikaları, İsrail Filistin ilişkileri hakkında çok çalışması ve kitabı var. Türkiye’nin İsrail ile kuracağı iyi ilişkilerin faydasına inanıyor. İsrailinTürkiye’ye müttefik olarak ihtiyacı olduğunu savunuyor. Daha önce, 1 sene de akademik çalışması nedeniyle Türkiye de bulunmuş. Sizin İsraillilerle yaptığınız çalışmaları da çok faydalı bulduğunu söylemiş Hocam.
MOSHE MAOZ: Öncelikle çok teşekkür ediyorum ve Türkiye’yi çok seviyorum. Bildiğiniz gibi İsrail ve Türkiye arasındaki ilişkilerde gerileme oldu. Sorum bunun sebebi neden? Ve bu ilişkileri tekrar eski haline getirmek için neler yapabiliriz?
ADNAN OKTAR:Bu tarz konuşmalar, görüşmeler çok faydalı. Zaten faydası da oldu. Hakikaten bir gerilim vardı. Ama bu gerilim gittikçe geriledi, geriledi, azaldı. Nerdeyse sıfır noktaya yaklaştı. Demek ki bu tarz görüşmeler, konuşmaların çok büyük faydası var, inşaAllah. Başka misafirlerimiz de var İsrail’den beklediğimiz. İsrail Kuran’da geçen önemli bir kavimdir. Hz. İbrahim (as)’ın soyudur. İsrailoğullarıyla ilgili çok fazla hüküm Kuran’da geçer. Tevrat’ta da yine aynı şekilde İsrailoğullarıyla ilgili çok detaylı, çok kapsamlı bilgiler geçer. İnşaAllah onların da katılımıyla, İsrail ile Türkiye’nin işbirliği yapmasıyla büyük bir barış faaliyeti, büyük bir barış anlaşması Ortadoğu’da hakim olacak, inşaAllah. Bu Türkiye’nin İttihad-ı İslam’ı oluşturmasıyla, Türk- İslam Birliği’ni oluşturmasıyla olacaktır, inşaAllah. Bu birliğin içerisinde bağımsız devlet olarak İsrail de yer alacaktır, inşaAllah. Ermenistan yer alacaktır. 3000 yıldan beri beklenen, 3000 yıldır özlemi duyulan bu barış ortamı, bu insanların birbirlerini sevmesi, dost olması, kardeş olması ortamı oluşacaktır.
Mesela Mezmurlar 133/1’de ne diyor? Cenab-ı Allah’ın hükmü olarak geçiyor; “Ne iyi ne güzeldir, birlik içinde kardeşçe yaşamak” diyor. “Bütün Krallıkları Süleyman yönetiyordu. Her yerde barış vardı” diyor yine Krallar 4/24’te. “Barışı öğütleyenin yüreği ise sevinçlidir” diyor Süleyman’ın Özdeyişleri’nde 12/20’de. “Yetkin adamı yani yetkili adamı gözle, doğru adama bak. Çünkü yarınlar barışseverlerindir.” Yani dünya hakimi olacak olanlar barışseverler olacaktır” diyor.“Yetkin ve doğru adama bak” diyor. Bu da Kral Mesih’e bakan bir hükümdür. Kral Mesih’i işaret eden bir açıklamadır. “Ben barış yanlısıyım.” Mezmurlar 127/7. “Bütün dünya esenlik ve barış içinde sevinçle haykırıyor.” Yeşea 14/7. “Savaş yayları kırılacak. Kralınız ulusa barışı duyuracak.” Yani bu Kral Mesih, Hz. Mehdi (as)’dır burada bahsedilen. “Kralınız uluslara barışı duyuracak.” Zekeriya Bölümü, 9/10. “Huzur bulsun seni sevenler. Surlarında esenlik, saraylarında huzur egemen olsun. Kardeşlerim, dostlarım için esenlik olsun sana derim.” Mezmurlar, 122 6/8. Burada da görüldüğü gibi Kuran’da da aynı şekildedir, hadislerde de aynı şekildedir. Peygamberimiz (sav), ahir zamanda Hz. Mehdi (as)’ın yani Kral Mesih’in zuhur edeceğini, büyük bir mutluluk ve barış çağı olacağını söylüyor. Bu ancak işte Türkiye’nin İsrail ile İslam alemiyle ittifakıyla olacaktır. Biz de bu devirdeyiz. O yüzden endişe edecek bir durum yok. Türkiye ile İsrail arasındaki bu durum geçicidir. Bir süre sonra tamamen bunun kalktığını, barışın dünyaya egemen olduğunu göreceğiz, inşaAllah.
MOSHE MAOZ: Öncelikle yanıtınız beni çok sevindirdi, çok teşekkür ederim. Kuran’ın, İslam’ın Hz. Muhammed (sav)’ın bu yaklaşımını biliyorum. Ne yazıkki birçok İsrailli bunu bilmiyor. Sayın Oktar onları ikna etmek için ne yapabilir? Çünkü ilişkilerimiz son derece özel. İsrail ile Türkler birlikte yaşayabilir. Aynı 500 yıl Osmanlı’da birlikte yaşadığımız gibi. Birçok İsrailli İslam’ın anti-Musevi olduğunu düşünüyor. Sayın Oktar bu konuda ne yapabilir?
ADNAN OKTAR:Buradan İsrail’in büyük bir televizyon kanalının canlı yayın yapması da çok iyi olabilir. Buradan ortak, beraber canlı yayın yapalım. İsrail’in ileri gelenleri gelsinler. Hahamlardan, sevilen insanlardan, bizler de olalım. Beraber hem Tevrat’tan, hem hadislerden bu konuları anlatalım. Bu suni bir durum, İsrail barışseverdir. Tevrat’ın hükümleri çok açıktır. Ahir zamanda da böyle bir kardeşlik ortamı olacaktır. Vakit de gelmiştir. İsrail’in devlet olması zaten Kral Mesih’in çıkış alametidir. En büyük amaçlarımızdan, en büyük arzularımızdan birisi; inşaAllah yeniden Hz. Süleyman (as)’ın mescidini yapıp, o mutlu, güzel çağa ulaşmak. Üç bin yıldır beklenilen bu sevinç çağını, bu altın çağı hep birlikte karşılayacağız, inşaAllah. Bunun oluşması da çok kolay aslında. İsrail’den heyetler bekliyoruz. Fakat bunu canlı yayınla İsrail’e duyuralım mümkünse, basın ile duyuralım. Yani interneti de kullanabiliriz. Sadece ulaşma imkanlarımızı artıralım, bu kadar. Başka bir şeye gerek pek yok.
MOSHE MAOZ: Öncelikle çok teşekkür ederim. İnşaAllah bu şekilde bir şey yapabiliriz. Türkiye ve İsrail uzun seneler boyunca stratejik ilişkilere sahip oldu. Bunun tekrar yenilenmesini ve güçlenmesi umuyorum. Sizce İran, İsrail,Türkiye ve bölgedeki Suudi Arabistan ve diğer ülkeler arasında bir stratejik işbirliği olabilir mi? Böyle bir olasılık var mı?
ADNAN OKTAR:Bu çok kolay elde edebileceğimiz bir şey. Fakat biraraya gelmek çok önemli ve mutlaka bir baş seçilmesi çok önemli. Bu da ancak Kral Mesih yönüyle olur. Yani Kral Mesih’in dışında, Tevrat’ta bir mutluluk ve huzur çağından bahsedilmiyor. Hadislerde de bu bu şekilde geçiyor. Yani Hz. Mehdi (as)’ın dışında, yani Kral Mesih olan Hz. Mehdi (as)’ın dışında bir huzur, bereket ve barış çağından bahsedilmiyor. Bizim Tevrat’tan gördüğümüz, hadislerden gördüğümüz Kral Mesih’in devrine girmiş bulunuyoruz. Burada Allah’a güvenmek lazım. İnsanların imanı zayıf olduğu için biraz Allah’a güvenmekte zorlanıyorlar. Halbuki Allah’a güvenmiş olsalar, Allah onlara Mesih’lerini gösterecek, Hz. Mehdi (as)’ı gösterecek ve barış çağına da çok rahat gireceğiz. Aslında en kolay olan şey en zor hale getiriliyor. En çabuk elde edilecek şey en uzun zamanda elde edilecek gibi göstertiliyor. Bu şeytanın bir oyunu. Ama bu tarz konuşmalar, görüşmeler, özellikle canlı yayınlar bu negatif güçlerin gücünü ortadan kaldıracaktır.
MOSHE MAOZ: Bölgenin politikası açısından önemli konulardan biri Arap Barışı girişimi. İsrail ve Arap ülkeleri ve özellikle de Filistin ile İsrail’in ilişkileri arasındaki barış konusunda yapılan bir girişim. Sayın Oktar bu gelişme hakkında ne düşünüyor?
ADNAN OKTAR:Samimi olarak söylüyorum.Hz. Mehdi (as)’ın dışında, Kral Mesih’in dışında bir barış olmaz. Mümkün değil. Çünkü Şii inanç çok radikal ve çok sert bakış açısına sahip. Onların inancında bir hayalet Mehdi inancı var. Yani işte bir mağara gibi bir yerde bekleyen, bin küsur seneden beri görünmez olan, ışık şeklinde bir Mehdi’den bahsediliyor. Bu çok tehlikeli bir inancın zeminini oluşturmuş oluyor. Filistin’de de gururu kırılmış milyonlarca insan var. Yani içleri hırs dolu, içleri öfke dolu ve intikam hırsıyla dolu insanlar var. İsrail desen nefsi savunma konumunda olan, dünyanın birçok yerinde rahat bırakılmayan, birçok insanın nefret ettiği, yaşama hakkı tanımadığı bir topluluk. Bu çok acı bir olay ama böyle. Ve İsrail’i hatta bulunduğu yerden bile sürmeyi düşünen, “dünyanın neresine giderseniz gibin” diyen bir mantık da var. Böyle çok acımasız bakışların hakim olduğu bir coğrafyada barışın oluşması imkansızdır Hz. Mehdi (as) dışında. Yani Allah’a rağmen barış olmaz. Yani Allah’a karşıt olarak barış olmaz. Allah’ı düşünmeden, Allah’a önem vermeden, Allah’ın ne dediğine değer vermeden haşa bir barış olması mümkün değildir. Şu ana kadar çekilen acılar bunun delilidir zaten. Şu ana kadar akan kanlar da bunun delilidir. Allah’ın dediğinin yapılmasının dışında bir yol yoktur. Mesih konusunda direnilmesi, Hz. Mehdi (as) konusunda direnilmesi insanlara zulmün dışında bir şey getirmez. Onun için Musevi dindarlarla, Müslüman dindarlar, Şii arkadaşlarımız, kardeşlerimiz, Sünni kardeşlerimiz bir araya gelip Hz. Mesih (as), Hz. Mehdi (as) konusunda ittifak edip bölgede barışı kurmakla mükellefler. Akil, samimi, akıllı insanların ittifak etmesiyle bu konu hallolacaktır.
MOSHE MAOZ: Filistin konusu hakkında Sayın Adnan Oktar ne düşünüyor? Bu konuda ne yapılabilir?
ADNAN OKTAR:Filistin konusunda geçici tedbirler alınabilir. Yani oturmuş bir tedbir, Tevrat’ta geçen tarzda. Mesela; “Ulus ulusa kılıç kaldırmayacak. Savaş eğitimi yapmayacaklar artık.” Mika 4/3. “O dönemde açlık ya da savaş, haset ya da düşmanlık olmayacak.” Tora Kralların kanunlar 12/5. Bu hükümler ancak Hz. Mehdi (as) devrindedir. Yani Allah’a güvenmemenin ortadan kalkması gerekiyor. Allah’a güvenmeyen, Allah’ın vaadine güvenmeyen bir sistemde insanlar mutlu olamıyorlar. Acı çekiyorlar ve ızdıraplar, savaşlar peş peşe geliyor. Birinci dünya harbi, ikinci dünya harbinden insanlar ibret almadılar. Bunu anlamıyorlar. Eğer Allah’a güvenirlerse, Tevrat’ın hükmüne tam tabi olurlarsa, hadislere tabi olurlarsa, Kuran’a tabi olurlarsa bölgede bir barış anlaşması yapılması için, bölgenin aklı başında, sözü geçen insanlarının bir araya gelmesi gerekiyor. Bakın bu çok kolay bir şey. Bu inkar edilecek bir şey değil. Bölgede iyi niyetli, samimi, barıştan yana olan, sözü geçen, etkin olan kişiler bir araya gelecekler. Bir toplantı yapılacak ve aralarında bir lider seçecekler. İşte bu lider Kral Mesih’tir, Hz. Mehdi (as)’dır. Olay bu ve bunun sonucunda da barış bütün dünyaya hakim olacak. Bunu karmaşık, zor, böyle içinden çıkılmayacak bir yönü yok. Bunu denesinler net netice alacaklar, inşaAllah.
MOSHE MAOZ: Ortak komşumuz olan Suriye ile ilgili sormak istiyorum. 2008’de Türkiye bir arabuluculuk yapmıştı. Sayın Oktar, İsrail, Türkiye ve Suriye’nin gelecekteki ilişkileri hakkında ne düşünüyor?
ADNAN OKTAR: Türkiye ile İsrail arasında bir sorun çıkmaz. Çünkü Türkiye çok aklı başında, sevecen, barışsever insanların bulunduğu bir ülke. İsrail de öyle, İsrail halkı çok sevecen, sevgi dolu insanlardır. Sorun çıkmaz. Ama Suriye’de kan dinmez. Yani Suriye’de rejim yıkılacak ve bunun kanlı olacağı anlaşılıyor. Kan gittikçe gelişecektir, acılar gittikçe gelişecektir. Çünkü burada bir hayat memat meselesi var gibi görünüyor. Her iki taraf da canını dişine takmış durumda, mutlaka netice almak kanaatindeler. Onlar kendilerini savunma peşindeler, onlar da bu beladan kurtulmanın peşindeler. Dolayısıyla Suriye’de kan gövdeyi götürecek gibi görülüyor. Suriye’de bir durulma olmaz. Gelecek olan rejim de, yerine gelecek olan rejim de yine Suriye’de bir sakinliği sağlamaz. Mısır da olduğu gibi, diğer ülkelerde de olduğu gibi. Ancak bu ülkelerin ileri gelenlerinin, akil olanlarının, samimi olanlarının bir araya gelip başlarına bir lider seçmesiyle bu olacaktır. Tekrar söylüyorum. Bu seçilecek liderin adı Kral Mesih yani Hz. Mehdi (as)’dir.Bunun dışında bir mutluluk huzur yoktur. Zaten 2012’den itibaren de olayları hep birlikte göreceğiz. Tabii Cenab-ı Allah’ın izniyle göreceğiz. Kan gittikçe artacaktır. Tek çözüm; Kral Mesih olacaktır. Yani insanlar Kral Mesih’i kabule mecbur kalacaklar. Bu Allah’ın Tevrat’ta belirttiği hükmüdür. Hadislerde belirtilen hükümdür. Kuran’da da belirtilen hükümdür. Buna en inanmayan bile inanmaya mecbur kalacaktır önümüzdeki yıllarda.
MOSHE MAOZ: Sayın Oktar bildiğim kadarıyla Erdoğan’a çok yakın. Erdoğan’ın Ortadoğu hakkındaki politikası hakkında ne düşünüyor?
ADNAN OKTAR: Yani her vatandaş kadar benim de yakınlığım. Fakat Başbakan sevecen, şefkatli bir insandır. Yani öyle savaş yanlısı, olay çıkarmaya yatkın, kan dökmek isteyen, gaddar bir insan değil. Bilakis merhametli, şefkatli, halim bir insandır. O konuda garanti veririm. Yani İsrail bu konuda gereksiz tedirgin olmasın. Ama bölgede kan durmaz. Onu da açıkça söyleyeyim. Fakat Türkiye’nin İsrail ile iş birliği sadece teknik bir işbirlik olursa bundan hiçbir şey çıkmaz.Allah bu konuda yardım etmez. Bundan mutluluk oluşmaz. Yani Allah’ı önemsemeyen, Allah’ın hükmünü önemsemeyen, Allah’a bu konuda haşa değer vermeyen bir mantıkla, kaba siyasi bir mantıkla yaklaşılırsa Allah’a, Allah huzuru bozar, çok can yakar, çok huzursuz eder. Bütün bölgeyi huzursuz eder. Tevrat’ta bu uzun uzun anlatılır Allah’ın nasıl can yaktığı, nasıl ızdırap verdiği tarihte delilleriyle sabittir. Onun için Allah’ın istediği bu güzel teklifi, güzel açıklamayı en kısa zamanda yerine getirmemiz gerekiyor.
MOSHE MAOZ: Son sorum Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkisi hakkında. Avrupa Birliği Türkiye’yi kabul etmeyi pek istemiyor gibi görünüyor. Sayın Oktar bu ilişkiler hakkında ne düşünüyor?
ADNAN OKTAR: Sorun değil. Avrupa Birliği’nin kriterleri çok önemli, Türkiye’nin demokrasiye dönme azmi çok önemli. O yönde çok büyük faydası oldu Avrupa’nın. Çünkü biz Avrupa Birliği’nin parasına, yiyeceğine, başka şeyine ihtiyacımız yok. Oranın demokrasisine, kültürüne, sanatına ihtiyacımız var. Onu da bol bol alıyoruz. Yani onu tam anlamıyla alabildikten sonra Avrupa Birliği’ne girip girmemek önemli değil. Çünkü Türkiye zengin ekonomik yönden çok iyi, ekonomisi bayağı güçlü. Avrupa’nın da ekonomisi gittikçe çöküyor. Avrupa Birliği ekonomik kriz içerisinde. Türkiye’nin böyle bir sorunu yok. Dolayısıyla Avrupa’ya herhangi bir ihtiyacı olmadığı açık. Bilakis Avrupa’ya sorduğumuzda “bizim Türkiye’ye ihtiyacımız var” diyorlar. Ama Avrupa’nın demokrasisi tabii çok hayatidir. Yani bütün dünya için çok önemlidir.
MOSHE MAOZ: Çok teşekkür ediyorum. Bir daha Türkiye’ye geldiğimde Sayın Adnan Oktar’ı da ziyaret istiyorum. Umarım Türkiye ve İsrail konusunda işbirliği konusunda birlikte çalışabiliriz.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum. Geniş bir heyetle, özellikle de beyefendiyle birlikte de bir faaliyet yapacağız, inşaAllah. Bekliyoruz, selamlar.
MOSHE MAOZ: İnşaAllah. Güle güle.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tamam, yayını kapatabiliriz.
Ebru Hocam neler anlatmak istiyorsun?
EBRU HANIM: Hocam Protein Mucizesi kitabınızdan yine proteinlerin oluşumu ile ilgili kısa bir iman hakikati anlatabilirim, uygun görürseniz. İnşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam yaklaşık bir saat önce PKK bir saldırısı olmuş, Hakkari Yüksekova, Dağlıca yolu üzerinde. Bir askerimizin şehit olduğunu bildiriyorlar.
ADNAN OKTAR: Allah rahmet etsin canımıza, can şehidimize. Ne güzel diğer şehitlerimizin yanına gitmiş. İnşaAllah bizler de şehit oluruz. Sorun değil, istedikleri şehit olsun. Yüzer yüzer, biner biner veririz öyle. En az 25 milyon da asker çıkartırız. Sorun değil. Mühim olan bir karış bile toprak vermeyiz. Gururları kırıldığı için kendilerince tabii eylem yapacaklardır. Bugünlerde daha da sıklaştırabilirler. Çünkü çoktan beri öyle ciddi bir eylem yapmadılar. Onların prestijini sarsıyor kendi kafalarına göre. Şimdi yine öyle çakallık yaparlar tahmin ediyorum. Ama oturup bu durumu seyretmek değil, bütün gücümüzle Türk-İslam Birliği için gayret etmemiz lazım. Türk-İslam Birliği bir oluşmuş olsa konu bitecek, kökünden hallolacak. Allah’ın en büyük farzıdır. En önemli farzıdır İttihad-ı İslam. Bu birleşme olmadığı için bu acıları, bu azabı çekiyoruz. İttihad-ı İslam olsa bu çakalların tozu, esamesi olmaz. Ne alaka? Arasan bulamazsın. PKK’nın adını sanını hiçbir şekilde duyamayız o zaman. Bir parça yeis, bir parça ümitsizlik, bir parça keyif kafası, gurur ve enaniyet bu güzel, kolay birleşmeyi önlüyor.
Mesela; İsrail ile de çok rahat birleşebiliriz. Ermenistan’la birleşiriz. Ne zararı olur? Çok çok faydamıza olur. Bütün bölge de özgür oluruz. Savaşlar biter, kargaşa biter. Her yere güzel hastahaneler kurulur, okullar kurulur, üniversiteler kurulur. Herkes zevk keyif içinde olur. Bayağı eğlenceli, rahat olur. Allah’ın bereketi üstümüze olur. İsrail bak üç bin yıldan beri ızdırap içinde, sıkıntı içerisinde. İlk defa rahatlamış olur. Ermenistan çok küçücük bir ülkede oraya sıkışmış kalmış durumdalar. Binalar berbat, ortam ekonomi çökmüş. Sefil halk yani çok kötü durumdalar. Perişanlar, çok ızdırap içindeler Ermeni kardeşlerimiz. Müthiş bereket bolluk gelir. Tedirgin Azerbaycan, açılsın kapılar. Ama işte Hz. Mehdi (as)’sız olmuyor. İttihad-ı İslam’sız olmuyor. İttihad-ı İslam farz. Yani bu farz diyeti gece gündüz ayetlerle anlatalım. Diyorlar ki “hadiste yok”. Hadiste var. “Ayette yok o zaman”. Ayette de var. Ayette, hadiste var. Zaten aklın da gereği bu. Aklın, vicdanın, mantığın da gereğidir bu. Olmaz olur mu? Hepsi tamam. Sadece bir şeytan insanların kalplerine ümitsizlik ve korku veriyor. Olay bu. Bunu aştıklarında çok kolay olur. Mesela; bölgede İttihad-ı İslam oluşturmak o kadar kolay ki; bir haftada yapılır. En fazla bir hafta sürer. İsrail’in ileri gelenleri bir araya gelecek, Ermenistan’ın, Türkiye’nin, İslam aleminin ileri gelenleri bir araya gelecek. Aklı başında olan ama, böyle deli zırtapoz takımından olmaz. Makul, lafı sözü dinlenir insanlar bir araya gelecekler, bir lider seçecekler. Bu seçilen lider kim? Hz. Mehdi (as)’dır. “Yok, biz direniyoruz” derlerse acı ızdıraptan başka bir şey olmaz. Korku içinde yaşarlar. Tevrat’ta diyor Allah İsrail’e. “Sizi korku içinde yaşatacağım”diyor. “Acı çekeceksiniz” diyor. “Sizin üstünüze azap çığlığı göndereceğim, acı göndereceğim. Ya bunu yapacaksınız ya bu olacak” diyor Allah. İkisinden birisi. Arap ülkeleri de mesela Suriye, Suriye’deki akan kan Hz. Mehdi (as)’ın çıkış alametidir. Hz. Mehdi (as) çıkmadan önce Şam’daki kargaşayı Peygamber Efendimiz (sav) çok açık şekilde anlatmış hadislerde. Ünlüdür, herkes bilir.
Şimdi bir iman hakikati seyredelim, sonra devam edeceğiz inşaAllah.
VTR: HORMONLARIN VÜCUTTAKİ İŞLEYİŞİ
DAMLA HANIM: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak diyor ki Mika 4/4’te; “herkes kendi asmasının,”yani üzüm ağacının,“incir ağacının altında oturacak.” Demek ki her yer böyle meyvelik, bağlık, bahçelik olacak.“Kimse kimseyi korkutmayacak.” Şimdi babası oğlundan korkuyor. Oğlu babasından korkuyor. Değil dışarıdan değil mi? Kızı anasından korkuyor, anası kızından korkuyor. Büyük bir bölüm böyle dünyada müthiş bir bela var. “Doğruluğun ürünü esenlik, sonucu sürekli huzur ve güven olacaktır” diyor. Sürekli huzur ve güven. “O dönemde açlık ya da savaş, haset ya da düşmanlık olmayacak.” Kralların Kanunları 12/5. “Ulus ulusa kılıç kaldırmayacak. Savaş eğitimi yapmaycaklar artık.” Yani askeri tatbikatlar olmayacak diyor, Yeşea 2/4, Mika 4/3. “Ne iyi, ne güzeldir birlik içinde kardeşçe yaşamak” diyor Mezmurlar’da, Tevrat hükmü, 133/1. “Bütün Kralları Süleyman yönetiyordu.” Hz. Mehdi (as)’a işaret bu aynı zamanda. “Her tarafta barış vardı.” “Kötülükten sakının, iyilik yapın. Esenliği amaçlayın, ardınca gidin.” “Bizi yaratan Allah aynı Allah değil mi?” diyor. “Öyleyse neden atalarımızın yaptığı anlaşmayı bozarak herkes kardeşine ihanet ediyor?” diyor. “Niye aynı Allah’a inandığımız halde savaşıyoruz” diyor.“Yetkin adamı gözle.” Yetkili adamı gözle. Bu Hz. Mehdi (as).“Doğru adama bak. Çünkü yarınlar barışseverlerindir.” Hz. Mehdi (as)’ın özelliği bu. Yani Kral Mesih’in özelliği.“Ben barış yanlısıyım.” Hz. Mehdi (as)’ın ağzından.“Ama söze başladığımda onlar savaşa kalkıyor.” Yani “savaş yanlısı oluyorlar” diyor.Mezmurlar 127/7. “Bütün dünya esenlik ve barış içinde sevinçle haykırıyor.” Hz. Mehdi (as)’ın zuhurunda olacak bir olay bu. Gençler bir araya gelmiş, sevinç sesleri göğe yükseliyor, inşaAllah.
Bu nedir?
DAMLA HANIM: Hocam hemen açıklayayım. Fransa’nın Başkenti Paris’in en önemli ve en işlek caddelerinden Şanzelize’de tam zafer takının yanında sizin yeni bir ilanınız yayınlanmaya başladı, inşaAllah. Bu ilanın verilmesinde Hollanda’da yaşayan talebeniz Selami Doğu kardeşimiz vesile oldu, maşaAllah. Bu ilan bir ay burada kalacak. İlanın en üstünde 'Allah Vardır'' yazıyor. MaşaAllah. Altında sizin Fransızca siteniz www. Harun Yahya.fr siteniz yer alıyor. Altında yaratılış atlası ve Fransızca eserlerinizden örnekler var.
I PAD ve I PUD uygulamalarınızın tanıtımı var. En altta da ücretsiz indirebilirsiniz yazıyor, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: O Fransa’daki zafer takı mı? Bu koçyiğit mi oradaki bu işleri organize eden.Adı ne bunun?
DAMLA HANIM: Selami kardeşimiz. Selami Doğu.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah Selami, mehter başı gibi mübarek. Tam Osmanlı, helal olsun Selami’ye. Allah ömrünü uzun etsin. Allah daha başarılı güzel çalışmalar nasip etsin. Hidayet versin, sağlık sıhhat versin Cenab-ı Allah. Fransa’yla aramızın açıldığı bir dönemde orada böyle bir ilan, olayın tam merkezinde muhteşem olmuş. Çok güzel. Ne yazıyor orada, ilanda, üstünde?
DAMLA HANIM: “Allah vardır” yazıyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Başka resimler var mı? Evet maşaAllah, cayır cayır, hakikaten de en ünlü ana caddede süper olmuş.
DAMLA HANIM: Hocam, Selami kardeşimiz çok faal bir kardeşimiz maşaAllah. Rotherdam’daki tramvay ilanlarına da o vesile olmuştu. Her hafta bir başka camide kitap dağıtımı yapıyor. Fuarlara katılıyor. Çok şevkli, Allah’a, İslam’a, Kuran’a ve size kalpten bağlı bir kardeşimiz, maşaAllah. Hocam Avrupa’nın her şehrinde Selami kardeşimiz gibi onlarca kardeşimiz daha var, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah ömürlerini uzun etsin. Ahir zaman bülbüleri. Bunları, bu koç yiğitleri Peygamber Efendimiz (s.a.v) müjdelemiş. Çok fazla hadiste müjdelemiş. Aldıkları sevap, sahabelerin aldığı sevabın elli misli, inşaAllah. MaşaAllah. Resulullah (s.a.v) coşkuyla bahsediyor onlardan, maşaAllah. Bu ahir zamanın koç yiğitlerinden.
Biz bütün Müslüman kardeşlerimizi kucaklayan, bütün milletimizi kucaklayan ender bir topluluğuz. Mesela böyle bir topluluk düşünün ki herkese sevgi duyuyor. Musevilere şefkat duyuyoruz, Hıristiyanlara şefkat duyuyoruz. Adamlar nefret ediyor Hıristiyanlardan, Musevilerden nefret ediyor, öldürmek istiyor. Başı açık hanım zaten zındık, kafir olarak görüyor adam. Fasık, hiç muhatap olunacak adam olarak görmüyor. Başörtülü hanımları zaten adam yerine koymuyorlar haşa. Çarşaflı olanın da yine fasık olduğu kanaatinde. Çünkü “dışarı çıkıyorsun” diyor. Böyle bir sisteme, böyle bir bağnaz kafaya karşı biz bir reaksiyon olarak faaliyet yapıyoruz, inşaAllah.Atatürkçü, milliyetçi, mukaddesatçı, birleştirici, bütünleştirici, bilimden ve sanattan yana akılcı bir tavır içerisindeyiz. İslam’ın, Kuran’ın anlatıldığı bir programda böyle sarışın, başı açık, modern hanımların olması çok güçtür. Zaten dikkat ederseniz homurtulardan da anlarsınız. Halbuki biz İslam’ı herkese anlatırız. Ben bikinili hanımlara da anlatırım, tanga, mayo da giyse ona da anlatırım. Herkese anlatılır. Bizim sahil kentlerimizdeki kardeşlerimiz yazın yüz binlerce, milyonlarca insan mayo ile denize giriyorlar. Şimdi bu insanların dinle, imanla, İslam’la alakası mı kesiliyor? Bir yobaza göre kesiliyor. Onları hep cehennem odunu olarak görüyorlar haşa. Biz de tertemiz mümin olarak, yüzde yüz mümin olarak, has Müslüman olarak görüyoruz. Ve onlara İslam’ı, Kuran’ı rahatça tebliğ ediyoruz, onlara yaklaşıyoruz. Onlarla dostça, kardeşçe bir arada oluyoruz. Ama bir yobaz için bu asla tahayyül edilecek, düşünülecek bir şey değildir. Ve bizim de kendileri gibi olmamızı istiyorlar. Yani milletimizi bölmemizi istiyorlar. “İkiye bölün” diyorlar milleti. Başörtülüler ve başörtüsüzler. “Başörtüsüzlere zulüm yapın, onlara her türlü ters tavrı gösterin. Muhattap olmayın, konuşmayın. Onları fasıklıkla suçlayın. Onları adeta Müslüman olarak görmeyin. Müslümanlık dışı olarak görün.” Başörtülüleri? “Onları da o şekilde göreceksiniz” diyor. “Peki, çarşaf?” diyoruz. “Olur çarşaf” diyor. “Peki, çarşaf olunca nasıl oluyor?” diyoruz. “Onun da gözü açık. O da olmaz” diyor. Hadi gözünü kapattık diyelim, “o da dışarı çıkıyor” diyor. Delirdiniz mi? Bölmeyi kafaya koymuşlar, fitneyi kafaya koymuşlar. Biz de bölünmeye ve fitneye karşı reaksiyon olarak çok etkili, güzel bir çalışma yapıyoruz, inşaAllah.
Bizim Türkiye’mizin insanlarının yüzde 70’i, yüzde 80’i genç kızlarımız, üniversiteye de giden genç kızlarımızın hepsinin başı açıktır. Hepsi modernler, hepsi bakımlı, tertemiz, makyajlı, kaliteli, güzel giyimli hanım hanımcık kızlar. Hepsi Müslüman’dır. Nasıl Müslüman? Sahabe devri gibi tertemizler. Muttaki, mükemmel insanlar. Biz onları değerli insanlar olarak görüyoruz. Değerli vatandaşlarımız, değerli kardeşlerimiz olarak görüyoruz. Yobaz takımı gibi onlara homurdanmıyoruz. Sinsice derin bir kin ve nefret duymuyoruz. Onları her yerden dışlama eğiliminde değiliz. Ki kendileri de dışlanıyorlar. Çok eziliyorlar. Buna rağmen bu kafada devam ediyorlar. Ve “bizim gibi olun” diyorlar. Biz de onlar gibi olmayacağız inşaAllah.
Cennette inşaAllah Allah asıllarını dinletecek Cenab-ı Allah. Burada dünyada bir parça numune olarak, anlayalım diye, hafif öyle onların benzerlerini Cenab-ı Allah dinletiyor. Cennette ortalık yıkılacak Allah’ın izniyle. Sazın, sözün, muhabbetin yeri orasıdır. Her gün alem. Her gün eğlence inşaAllah. Sonsuza kadar. Burada sıkı bir eğitim. Çünkü cennete eğitim almadan gittin mi adam müziğe de ağzı açık bakar, cennet ağaçlarına da ağzı açık bakar, cennet köşklerinden de bir anlam çıkaramaz. Cennet bahçelerinde de alık alık gezer. Küfür kafasında olursa hiçbir şey anlamaz. Burada Allah aşkıyla yandı mı, orada müziği dinlediğinde kendinden geçer. Güzel kokuyu gördü mü kendinden geçer. Güzel insanları gördü mü kendinden geçer. Resulullah (s.a.v)’yi gördü mü kendinden geçer. Cennetin özelliği o.
Çok sıkı eğitim olması gerekiyor. Belalarla, hastalıklarla, dertlerle, ölümle, dirimle, acılarla, eksikliklerle, zorluklarla imtihan. İnsanın kafası ancak açılıyor.” İnsan zayıf yaratılmıştır” diyor Cenab-ı Allah. Böyle zorluklar, ızdıraplar insanın aklını açıyor, derin düşünmesini sağlıyor. Öbür türlü insan açılmıyor. Hatta melekler diyor ya “insan öldürecek, kan dökecek, varlıkları m yaratacaksın Yarabbi” diyorlar. Cenab-ı Allah “siz bilmezsiniz, Ben bilirim” diyor. Halbuki meleklerden daha üstün insanlar. Bu eğitimden geçtikleri için çok çok makbul oluyorlar.
Ama Bediüzzaman diyor ki “fazla da kalmak istemeyin tiksinirler sizden melekler” diyor. Yani ahiret alemi diyor.Yani “bitince, artık anladığınızda, Allah sizi istediğinde direnmeyin” diyor “kalmak için”. “O zaman da tiksinilecek duruma gelirsiniz, olmaz” diyor. Çünkü cennete nazaran burasını çok itici bulacaklar. Allah rızası için, mümin olduğumuz için çok seviyorlar. Çok temiz ve güzel görüyorlar melekler ve ahiret alemi inşaAllah. Ama şimdi “vazife bitmiş, çağırılıyor. Daha hala gitmek istemiyorsa o zaman tiksinirler” diyor Bediüzzaman. Çünkü buraya nasıl razı oluyorsun cennet varken. Değil mi? Deli olmak lazım. Görmüyor musunuz dünyanın vaziyetini? Buna rağmen direnmesi çirkin olur” diyor Bediüzzaman. İnşaAllah vazifesi bitince, çağrıldığında, sevinçle, muhabbetle gidecek Müslüman, inşaAllah. “İlla burada kalayım” yok. Biz Allah’tan hayırlı, uzun ömür istiyoruz ama küfrü iyice ezmek, Darwinizmi, materyalizmi tamamen ezmek için istiyoruz. Fazla sevap kazanmak için istiyoruz. Yoksa dünyada bir şey olduğundan değil. Ne var dünyada? Hiç bir şey yok. Her şey yarımdır. Her şey eksiktir. Ama cennette her şey mükemmel. Bir kere insanlar çok mükemmel huylu. Sorun yok. Burada insanlardan insanlar ne sıkıntı çekiyor? Mesela annesiyle konuşur, kavga eder. Babasıyla konuşur kavga eder. Öğretmeniyle konuşur, kavga eder. Arkadaşıyla konuşur kavga eder. Gider küser, darılır, öfkelenir, sıkılır. Cennette hiçbiri yok. Sadece güzel söz. Başka bir şey yok. Ayette Allah garanti vermiş. “Kalplerinde öfkeye ait ne varsa çektim aldım” diyor Cenab-ı Allah. Öfke hissini duyamıyor. Öfke yok. Ruhunda yok. Korku hissi de yok, öfke de yok. Allah’ın artık onları, barış yurduna, Cennete aldığını görüyor mümin, sevinç içerisinde, huzur içerisinde ama öyle bir manevi teçhizat içerisinde ki öyle bir teçhiz olmuş ki her şeyden şiddetli zevk alıyor. Cennet yaprakları hoşuna gidiyor, Cennet hayvanlarını seviyor, vildanları kovalıyor kerataları küçük Cennet çocukları. Onları yakalayıp seviyorlar. Huriler var son derece güzel.
O cenneti eleştiren bir yazı yazmış. Diyor ki “cennette sırf erkeklere anlatılıyor nimetler” diyor. Kuran’da Cenab-ı Allah’ın bir nezaket üslubu vardır. Mesela bizim kadınlara karşı titiz olduğumuzu Cenab-ı Allah biliyor. Bizi öyle yaratıyor. Öyle bir üslup kullanıyor ki Cenab-ı Allah, biz o üsluptan anlıyoruz. Diyor ki “kadınlar” diyor “eşlerini” bir de eşi varsa, mesela bir kadının eşi varsa ”binlerce değişik erkek suretinde görür” diyor. Kendi eşini. Ruh aynı ruh fakat birçok bedende görüyor değişik. Mesela kimi esmer, kim sarışın, kimi değişik bambaşka insanlar suretinde. Ama kendi eşi. Bu ne bu? İşte o hanımın merak ettiği sorunun cevabı bu. Bu nezaketi Cenab-ı Allah’ın Kuran’da nezaketi. Bak ne güzel. Hem namusuyla, iffeti ile ama binlerce değişik görünümde eşi tecelli ediyor karşısında. Kadının aradığı ne? Bu değil mi? Bu güzellik değil mi işte. Tamam, Allah ona da sunuyor işte. Erkek ne istiyor? Erkek de değişik şekilde hanımını görüyor. O da çeşit çeşit surette, sarışın, esmer, değişik surette, hiçbiri birbirine benzemeyen bedenlerde eşini görüyor. Hepsi aynı, sesleri değişik. Konuşmaları değişik ama ruh aynı. Burada adalet tamam değil mi?
Şu an Twitter’da Türkiye’de en çok konuşulan üçüncü konu olarak Fransa’da Şanzelize’de yayınlanan ilanlarmış. MaşaAllah. O zaman bir daha inşaAllah, mehter müziği eşliğinde yayınlayalım. Allah Allah, Fransa’yla aramızın açıldığı dönemde “Allah vardır” Fransa’da en ünlü caddesinde Şanzelize’de mübarek hocamız, muhterem Adnan Hocamız ne diyor? Allah vardır diyor. Kitaplarının ilanı var, Yaratılış Atlası’nın ilanı var, Harun Yahya sitesinin internet adresi var. Yani bu bomba etkisi yapacak bir olay. Çok büyük bir olay inşaAllah. MaşaAllah. İlimle, fenle, akılla, bilgiyle, sanatla inşaAllah yeri göğü yıkacağız Allah’ın izniyle. İslam dünyaya hakim oluncaya kadar 5 saat uykunun dışında bize vakit yok inşaAllah. Ya İslam ahlakı dünyaya hakim olur ya İslam ahlakı dünyaya hakim olur. İkinci bir ihtimal yok yani inşaAllah. Başka türlü de dünyada huzur, bereket, bolluk olmaz inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...