DAMLA HANIM: Hocamız da bizlere katıldı, kaldığımız yerden devam ediyoruz,inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, herkes hoş gelmiş, sefa gelmiş. Birbirinden güzel birbirinden tatlı hanımlar sohbet halindeyken biz olaya dahil olduk. Neler konuşuyordunuz?
EBRU HANIM: Şeytanın enaniyeti, Kuran’da anlatılan şeytanın karakteri ve Kuran’daki diğer kıssalardan enaniyet örneklerini konuştuk, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “EsselamunAleyküm Mübarek Hocam” diyor.Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Yukarıdaki linkte Fatih Erbakan Hocamızla Allah’ın İzmit’te bize nasip ettiği konferansın videosu var,inşaAllah. Uygun gördüğünüz kısımların yayınlanması için linkini bıraktım. Allah’ın izniyle sizden duam, Fatih’in en yakın, en can dostu olmamız için, bize manevi desteklerinizi göstermeniz, duanızı eksik etmemeniz. Bizler birilerine dediğiniz gibi ‘duan olmasa da olur, bir şey diyemem’ demiştiniz. Ama biz duasız yapamayız, özellikle sizin duanız olmadan hiç yapamayız, inşaAllah. Erbakan Hocam’ın sadık dostları vardı. Bizde inşaAllah, ona talebe olabilmişizdir. Şimdi de evladı Fatih Hocamıza dost, kardeş, talebe, sadık olabilmemiz için bize dua edin Hocam. Biz ahirette Erbakan Hocam’ın, eğer Fatih Erbakan Hocamız’a sahip olmazsak yüzüne bakamayız, karşısına çıkamayız,inşaAllah.” Doğru söylemiş maşaAllah, Kocaeli’nden Muhammed isimli kardeşimiz yazmış. Çünkü Fatih için diyorlar ki; “tecrübesiz.” Her insan tecrübesizdir. Yetmiş yaşına bile gelse, yine tecrübesiz olur. Neye ihtiyaç vardır? İstişareye ihtiyaç vardır. Etrafında istişare edecek ekip olduktan sonra, bitti. Ne fark eder? Mühim olan Fatih’in dürüst, efendi, samimi, candan, enaniyetsiz, mazlum, çok karakterli bir insan olması. Var mı? Var. Bitti işte. “Yok, bilgisi eksiktir.” Bırakın canım bunları, bırakın bunları. Ne alakası var? İnsan ömrü boyunca eğitilse bile yine cahildir, yine bilgisizdir. Bu eksiklik nasıl gideriliyor? Bir istişare ekibi. Çok fazla istişare edeceği alim var, bilgili insan var, Fatih’in. O yüzden böyle bir bahaneyi biz kabul etmiyoruz. Ben kabul etmiyorum. Başkasını bilemem, yani şahsi kanaatim olarak söylüyorum.
“Sizde neden mesela siz dua ettikten sonra amin denmiyor da, ‘inşaAllah, maşaAllah’ deniyor. Bunu gerçekten merak ediyorum. Saygılarımla Özcan Yıldız.”“Amen”, onu Ermeni kardeşlerimiz söylüyorlar. Hıristiyanlar da söylüyorlar. Müslümanlar da; “inşaAllah” diyor. Ama aminde denir tabii. Fakat inşaAllah’ı Kuran’da Allah söylüyor. Allah’ın izniyle; inşaAllah. Kehf Suresi’nde geçiyor, inşaAllah.
“Ayasofya açılsın” diyor kardeşlerimiz, inşaAllah. Volkan Pekatik; “Merhaba Sayın Hocam. Evrimsempozyumu.org linkte belirtilen 3. Evren Bilim Sempozyumu adlı, saçma bilim toplantısı 17 Aralık 2011 tarihinde düzenlenmiş. 2 gün süren bu sempozyumun ikinci gününde, Richard Dawkins telekonferansla katılmış. Linkte kendine ait sunum yer alıyor. Burada Hocamız’dan bahsediyor. Bu gibi toplantı ve sempozyumla ilgili olarak A9 TV’de Hocamız’ın yardımcılarının daha etkin tedbirlere başvurmaları gerekiyor. Örneğin evrim düşüncede olanları yayına karşılıklı tartışmaya çağırmalılar.” Çağırıyoruz, kaçıyorlar işte. Senelerdir çağırıyoruz. Hatta dedik; “seni limuzinle aldırayım” dedim, “beş yıldızlı otelde tutalım, para da vereceğiz üstüne” dedik. Adam kaçıyor. Ne yapalım? Zorla mı getireceğiz? Panik vaziyette adam.
AYLİN HANIM: Türkiye’dekiler kendilerini odaya kilitlemişlerdi Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Habertürk’te röportaj vardı, adamlar kaçtılar odaya, kendilerini kilitlediler içeriye. Adamlar çekiniyor, yenileceklerini bildikleri için. Halk tabiriyle moderatör tabir edilen, olayın olmasından çekindikleri için, inşaAllah.
Muhammed Bahaddin Okur, Elazığ; “Başımızın tacı Adnan Hocamız. Nurunuzla yeryüzü nurlanacak,inşaAllah. Her geçen gün yeniden daha iyi anlaşılacaksınız. Rabbime bunun için hamd ve şükrediyorum. İslam kardeşliğinin büyük hareketi olan Mehdiyet, yürüdüğünüz bu yol bütün dünyayı aydınlatacak. Bütün kötülükler yeryüzünde son bulacaktır, inşaAllah. Nihat Hatipoğlu Hoca Efendi’ye de ümmetin dertleriyle dertlenmediği için Allah onu affetsin. Mehdiyet müjdesini bugün yaymayacak, anlatmayacak da ne zaman yapacak, inanamadım. Rabbim yardımcımız olsun, Allah’a emanet olun Değerli Adnan Hocam” diyor. Doğru söylüyor tabii ki.
“Hocam programınızı Moldova’dan şu anda 8 iş adamı ve ailesi sabah kahvaltısında topluca izliyoruz. Harikasınız Hocam” diyor,maşaAllah. “Allah’a emanet olun” diyor Bülent Üçok. Moldova’dan, telefon numarasını da vermiş kardeşimiz.
Efe ve Kerem, Murat Kahraman, Ali Hüseyinov, Cevdet Mert mesajlarınız hepsi geldi. Tuğçe Genç, Sıdıka Tepe, İdris Ak, hepsinin yazıları gelmiş.
“Telefonu eşim açtı, misafir geliyor ama beni sizden kimse ayıramaz. Her şeye rağmen sizi izleyeceğim, inşaAllah. Hocam gece yayına çıkarsanız, söz veriyorum bir daha uyumayacağım, sabaha kadar dinleyeceğim” diyor. Giresun’da kardeşlerimiz fosil sergisi açmışlar. En büyük caddelerde, A9 TV’yi billboardlara konulmasında vesile olmuşlar. MaşaAllah aferin. Var mı bu koç yiğitlerin resimleri? Göreyim. Aferin, aferin benim canlarıma. Aferin benim koç yiğitlerime, maşaAllah. Allah Allah, Allah Allah, ışık gibi aydınlatmışlar her tarafı, maşaAllah. Helal olsun, Allah her harfine sevap versin,maşaAllah ne güzel. Harun Emre; “Bayanlara niye iltifat ediyorsunuz?” diyor,“rumuz;Semavat Kandili.” Sen sevgisiz yaşamışsın, sevgiyi, muhabbeti bilmiyorsun, coşkuyu bilmiyorsun, aşkı bilmiyorsun; şaşırıyorsun. Şimdi görmeyen adama ışığı tarif etsen, anlamaz, bilemez. Bağları, bahçeleri tarif etsen, bilemez. Allah vermesin, tabii o bir sevaba girer, çok büyük sevaptır öyle olmak ama yani doğuştan ağma olana anlatsan, bilemez haklı olarak. Şimdi de Allah senin kalbinden sevgiyi almış. Ben sana anlatsam nereden bileceksin? Şaşırıyorsun. Bunlar kavgaya alışmışlar. Mesela var ya, hanımlarla kavga ediyorlar, bağırıyor çağırıyor, dövmeye, üstüne yürüyor falan. Onu çok makul görüyor. Buz gibi bir suratla, soğuk bir suratla konuşmayı çok makul görüyor. İltifat etmeyi, gönül almayı da çok çirkin görüyor. Bu bir hastalık. Allah sana hidayet versin, Allah aklını artırsın. Peygamberimiz (s.a.v.)’e bir adam geliyor, diyor ki; “Ya Resulullah, sen ne kadar çok seviyorsun torunlarını. Benim de var torunlarım ama hiç öyle sevmem ben” diyor. “Allah sana sevgiyi vermemiş, ben ne yapayım?” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “Allah kalbine sevgiyi vermemiş, ben ne yapabilirim sana?” diyor, inşaAllah. Şimdi bunlar da aynı mantıktalar. Allah kalplerine sevgiyi vermemiş, anlamıyor adam. Anlatsan da anlamıyor, inşaAllah.
Bunlar benim badem şekerlerim, hepsi tatlı ve hepsini çok seviyorum. Onlar da beni çok seviyorlar.
EBRU HANIM: Canımızsınız Hocam, maşaAllah.
DAMLA HANIM: Allah aşkıyla çok seviyoruz Hocam, maşaAllah.
CEYLAN HANIM: Siz dünya güzelisiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir de onlara sor bakayım. Peygamberimiz (s.a.v.), daha önceden anlatmıştım, yolda giderken Ebu Cehil’e rastlıyorlar. “Ya Ebe’l Kasım” diyor, onun şeceresiyle, ismiyle anmak istemiyor, güya kendince küçük düşürecek böyle, ahmak. “Ne kadar çirkin insansın” diyor. Resulullah (s.a.v.); “doğru söyledin” diyor. Sahabeler şaşırıyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) ile beraber yine yolda yürümeye devam ediyorlar, Hz. Ebubekir (r.a) ta uzaktan bakıyor, aşkla bakıyor böyle, muhabbetle; “Ya Resulullah, ne kadar güzel insansın sen, maşaAllah” diyor. Ama doymuyor tabii sevgiye. “Doğru söyledin” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Sahabeler soruyorlar; “her ikisine de ‘doğru söyledin’ dediniz ya Resulullah, nedir bunun hikmeti?” diyorlar, “ben bir aynayım, bana bakan kendini görür” diyor, inşaAllah. Şimdi münafığa sorarsan, bana bakış açısı kim bilir nasıldır? Ama bir Allah aşığına sorarsan, bambaşka olur tabii, inşaAllah.
Televizyonlarda da yoğun olarak; “Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek” programları yapılmaya başlandı.
EBRU HANIM: Geldiğinden adları gibi emin oldukları için.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. Şimdi bak bir daha söyleyeyim de, iyice kalplerine bir ferahlık gelsin. Ben bayağı akılcı bir adamım. Yani hurafeye de ciddi şekilde karşıyım. Açık, net söylüyorum; Hz. Mehdi (a.s) geldi. Hz. İsa Mesih (a.s) da geldi, İttihad-ı İslam da net olacak ve göreceksiniz.
Demin İsrail’den iki tane haham geldi. Akıl almaz bir Musevi nefreti var, akıl almaz bir Hıristiyan nefreti var, başı açık hanımlara karşı akıl almaz bir nefret var, kendi cemaatlerinden olmayanlara karşı acayip bir nefret var, Alevi, Caferi, Vahabi kardeşlerimize karşı acayip bir nefret var. Kimlerde? Yobaz takımında. Münafıklarda. Allah bunlara akıl, fikir versin. Adın ne desen; “nefret.” Soyadın?; “kin.”
İman hakikatleri filmi seyredelim, sonra devam,inşaAllah.
VTR-İman Hakikatleri
DAMLA HANIM: Yayınımıza Tuğçe Hanımın katılımıyla devam ediyoruz,inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’e, helal olsun bu bakana. İçişleri Bakanı’nı, ben tanımıyordum, konuştukça tanıyoruz, helal olsun, yedi ceddine rahmet olsun. Bakın “Solculuk adına yapılan özentilerle üretilen, türetilen bir şer örgütü, bir bölücü örgüt. Sosyalizm kalmadı, komünizm kalmadı, Mao, Stalin, Lenin gitti, neredeyse Castro da gitti gidiyor galiba. Ama bunların hepsinden kokteyl oluşmuş; sapık ideoloji” diyor, “komünist örgüt” diyor PKK için. Helal olsun. Sayın Bakanımı bir kere daha tebrik ediyorum, helal süt emmiş, koç yiğitmiş, helal olsun. Bak birçok kişi korkuyor, ağzına alamıyor ama Bakanımıza helal olsun, açık açık söylüyor komünist olduklarını. “İğrenç ideoloji üzerine inşa edilmiş bölücü bir örgüt 30 senedir bu memleketi meşgul ediyor. Bu durum, gencimi, yaşlımı, köylümü, Muğlalımı da, Hakkarilimi de zaman zaman üzülme uğruna başının önüne eğilmesine vesile oluyor. Bu Türk milletine yakışan durum değildi, olamazdı. Biz büyük devletiz. Biz büyük güç sahibiyiz. Ordumuz, polisimiz, güvenlik güçlerimizle büyük bir gücün sahibiyiz. Olmamalıydı, olamamalıydı” diyor. Helal olsun Bakanımıza. Bak bak bak, maşaAllah; “Bu millet varlığını da değerlerini de, değerlerin en güzeli ve en yücesi olan devletini de, kurumlarını da, kültürlerini de, bu topraklarda gök kubbe çökmedikçe” bu benim sözümdür aynı zamanda “gök kubbe çökmedikçe, yer küre var olduğu müddetçe, sonuna kadar yaşatmaya kararlıdır.” Yedi ceddine rahmet olsun Bakamın, helal olsun sana. “Bunu herkes bilsin. Türkiye'deki, dışarıdaki de hesabı olan herkes bilsin. Biz buyuz, buna kararlıyız sonuna kadar” diyor, helal olsun. “Benim Kürt kardeşim merttir, yiğittir, şereflidir, onurludur.” MaşaAllah, sürekli söylediklerimizi Bakamınız da aynısıyla söylemiş. MaşaAllah. “Dinine Müslim’dir. Hatta dininin kıyafetine bile düşkündür. Yerine göre sarığını bile dini anlayışından dolayı çıkarmayı bir sıkıntı kabul eder.” Kimi kastediyor? Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’ni. Yedi ceddine rahmet olsun Sayın Bakamın, helal olsun sana. “Halbuki dinsizliğin, namussuzluğun, ahlaksızlığın adresi bir teşkilat, benim Kürt kardeşimi sahte Cuma namazlarıyla, sahte iftar sofralarıyla, sahte imamlarıyla ve sahte siyasetçileriyle kandırmaya çalışıyor. Dinsizliğin, inançsızlığın, şerefsizliğin, ahlaksızlığın, her türlü melanetin adresi o terör örgütüdür.” diyor; PKK’dır. “Bunu ben söylemiyorum. Ben söylüyordum, artık onlardan gelen itirafçılar da bunu söylüyor” diyor. “İtirafçılar da aynı şeyi söylüyor” diyor, helal olsun. “İki buçuk sene de, 3 defa banyo yaptırdılar. O da derede soğuk suda deterjanla” diyormuş çocuklar, iki buçuk sende 3 defa banyo yaptırmışlar, o da deterjanla o PKK’lılar. ‘Domuz eti getirdiler, yemek istemedim’” diyor çocuk, PKK’lı.“‘Yemeyenleri dövüyorlar. Aralarında her türlü gayri insani, gayri ahlaki cinsel ilişkiler alabildiğine var. Ne aile hayatı ne de insan şerefi var’ diyor. Özellikle kandırıp, korkutarak götürdükleri benim Kürt ailelerimin kızlarını kirleterek kullanıyorlar ve sonra da beline bağladıkları bombalarla şehirlere gönderiyorlar. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı günü, Bingöl'ün Genç ilçesinde canlı bomba terörist bir kadın ve ona mani olmak isteyen Hatice Belgin, o da kadın, ikisi de Kürt. Eğer Kürtlük bir meseleyse, insanları etnik unsurlarına göre değil, insan olarak kabul ediyoruz. 75 milyonu bir ve beraber kabul ediyoruz. Ama onlar öldürüyorlar, korkutuyorlar, kandırıyorlar kaçırıyorlar” diyor. Helal olsun, maşaAllah. Bakanımıza helal olsun. Delikanlıymış. PKK’nın komünist olduğunu açıkça söyleyen ilk bakan olabilir. Sonuna kadar yanındayız Bakanım, sonuna kadar, bütün millet olarak. Tozunu toprağını birbirine kat bunların, inşaAllah. Komünist olduklarını haykırarak söyle. Evliya kol geziyor. Bütün ulema, evliya, Müslümanlar, Türk milleti, hepsi senin yanında. Gönlün rahat olsun, inşaAllah.
ZEYNEP HANIM: Hocam bu işkence için de, bizi orada işkence gördük ve sakatlandık. Tabii Müslüman olduğumuz için güçlüyüz, hayır görüyoruz bunda. Fakat bu ailelerimizi çok üzdü. Sonraki yaşadığımız süreçteki sıkıntılar, biz tabii tevekkülle karşılıyoruz ama pek çok aileyi, pek çok anne babayı, pek çok aileyi mağdur eden bir şey yaşanmış oldu.
ADNAN OKTAR: Güya bana işkence yaptılar. Adil Serdar Saçan, iki ayağıma da elektrik vermişlerdi. “Çok canım yandı, ayağım çok sızlıyor şu an” dedim. Yani “tedavi edecek bir şey, bir ilaç gibi bir şey var mı?” ‘Tamam’ dedi, Adil Serdar Saçan, ayakkabısının topuğuyla ezdi. Hani çivi çiviyi söker derler ya, herhalde o da o kafada mıdır, nedir? Ben anlamıyorum. Tırnağın et yuvasını kopardı. Sağ ayağımın şu an o tırnağı muhafaza eden, ette olan yuva yok. Yani tırnak köşesi yok. Koparttı. Ama ben şikayetçi olmadım. Arkadaşlarım şikayetçi oldular. Mahkemeyi sudan bahanelerle sürekli uzatan bir şey içerisindeler. “Yok, şu olsun”, yok, bu olsun”, sürekli mahkeme de atıyor o yüzden. Bak “ben gördüm ayağını, sargılıydı” diyor. Şeyde de ayağımı sardılar, o muayeneye gittiğimde de. Ama ben söylemedim, işkenceden oldu demedim, bir şey demedim.
ZEYNEP HANIM: Bir de Hocam tekrar tahliye edecekleri zaman aşağı bir yere indirmişlerdi orada biz gördük sizi, hatta Didem’le birlikteydik. Ayağınız sargıdaydı, tahmin ettik o tarzda bir şey olduğunu. Bize de bayağı işkence yapıldığı için, size de birçok şey yapılmış olabileceğini tahmin ettik.
ADNAN OKTAR: Biz Hz. Ali (r.a) gibiyiz, bize isterse 17 kurşun sıksınlar bir şey fark etmez Allah’ın izni ile de, yani ayıp yapıyorlar, ayıp yapıyorlar.
ZEYNEP HANIM: Bütün camlar açıktı, çok soğuktu, herkesin üstü ıslaktı. Özel ıslatmışlardı herkesin üstünü. Onları da gördük. Bize de yapıldı zaten. Betonda oturuyordu herkes.
ADNAN OKTAR: Bir hafta betonda. Elimiz arkadan bağlı, gözümüz bağlı. “Hiç uyumadım, şöyle bir çözün de bir beş dakika şöyle uzanayım” dedik. Asla, hiçbir şekilde müsaade etmediler.
Şebnem diyor ki; “Gözlerimin nuru Muhammed Adnan Hocam. Hocam maşaAllah, çok çok yakışıklısınız. Sizi çok seviyorum, birbirinden güzel ablalarımı da, maşaAllah çok güzeller.” Hakikaten çok güzeller. “Allah yardımcıları olsun,inşaAllah. Canım Hocam duanıza çok ihtiyacım var. Allah size olan sevgimi kat kat arttırsın. Ellerinizden öpüyorum Hocam, Allah’ın Selamı üzerinize olsun.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sevgi ve hürmetle” diyor Şebnem Hanım, maşaAllah.
“Hocam SelamunAleyküm” diyor. Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Biz kadınların başının tacı oldunuz maşaAllah. Allah’ımızı, dini çok sevmemize rağmen biz kadınlara bu dini sürekli ‘buçuk, eksik etek, alınıp satılan mal’ muamelesi yapıyormuş gibi lanse eden yobaz kafaların elinden bizi kurtardınız, inşaAllah” diyor. Adamlar utanmıyor da. Kadına alenen “buçuk” diyorlar. Ben kaç kere gördüm. Yazıyor, kitaplarında yazıyor; “buçuk” diyor. Ne utanmazlık! Kadına “buçuk” denir mi? Ne büyük terbiyesizliktir bu. Dünyanın süsü onlar. Ne güzel, ne tatlı varlıklar. Senin annen, bacın, kardeşin, eşin. Terbiyesiz, “buçuk” denir mi? “Dinimize duyduğumuz soru işaretlerini, Rabbimizin bizi erkeklerden daha akılsız daha aşağı yarattığı imajını sildiniz maşaAllah” diyor. Bilakis daha akıllıdır kadınlar. İsterseniz deneyelim. Daha akıllıdırlar. Hakikaten getirsinler isterlerse. Eğer Halep oradaysa arşın burada, inşaAllah. “Bize Rabbimizin verdiği değeri gösterdiniz. Bize değer verdiniz. Şimdi dört elle size sarıldık, ruhlarımız aynı bedenle sizinle can oldu, cana can veren kan oldu. Bu yüzden biz ayrılamayız canım Hocam. Ey başımızın nurlu tacı, sizi gururla başımızın üstünde taşıyoruz” diyor, bir hanım kardeşimiz yazmış,maşaAllah.
Sedat Bulur. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında hanımlar beraber, hep birlikte savaşa gidiyorlardı. Hanımlar tef çalıyorlar önde, marş söylüyorlardı. Erkeklerle hep birlikteydiler. Hacda da hep beraberdiler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hanımlara bakıyordu, beğeniyordu, hoşuna gidiyordu, evlenmek istiyordu. Allah diyor ki; “Artık ne kadar beğensen de, hoşuna gitse de” diyor, bakın detay veriyor Allah, “beğensen de, hoşuna gitse de bundan sonra onları nikahlamayı sana haram kılıyorum, yasak sana” diyor. “Ama” diyor, “ama”, bakın Cenab-ı Allah rahmetinden, “Eğer gönüllü olarak kendilerini hibe ediyorlarsa ve cariye olarak da gelmek istiyorlarsa, onlar sana helal” diyor. Çünkü orada hibe olduğunda yahut cariye olarak olduğunda, yani gönüllü cariye, azatlı cariye olduğunda, herhangi bir mehir vermesine ihtiyaç yok. Yani İslam hukukuna göre, o devirde. Bir de miras hukukuyla ilgili bir konu olmuyor.
ZEYNEP HANIM: Allah çok merhametli. Öyle bir dönemde birçok kadın tabii ki kendisini hibe etmek isteyecektir Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Kadınlara Allah’ın verdiği bir nimet öyle bir izin, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: O devirde hayır, o devirde, inşaAllah.
Şaban Aslan. “M. Türköne, Atatürk ve Tarih Kurumunun yönetimine atandı, Hocam ne düşünüyorsunuz?” Atatürk, bizim milletimizin hepsinin hüsn-ü kabulünü kazanmış, milletimizin sağduyuyla sevdiği, değer verdiği, akıllı, aydın, kaliteli bir Osmanlı paşasıdır. Atatürk’ü kimse yıkamaz, kafanı takma. Bir şey olmaz, inşaAllah. Bir de biz varız burada evelAllah. Öyle bir hikaye olmaz, inşaAllah.
Bir de kardeşim, bizim açtığımız işkence davasında, bize açılan işkence davasında daha önce Emre Çalıkoğlu isimli kardeşimiz, bizle beraber işkence gören Emre Çalıkoğlu dava açmıştı. Onun davasında mahkeme, bu ekibi toptan yargıladı ve “işkence yapılmıştır” dedi mahkeme. Yargıtay’a gitti, Yargıtay da “evet işkence yapılmıştır” dedi. “Ama kimin yaptığını tespit edemedik” dediler. Bu sefer de arkadaşlarımız “şu, şu şu” diye gösterdiler kimlerin teşhis ettiğini. Yani işkence yapıldı mı, yapılmadı mı diye bir konu yok. İşkencenin yapıldığı kesinleşti mahkeme kararıyla. Bize işkence yapıldığı mahkeme kararıyla kesinleşti. Çünkü Yargıtay onadı. Yargıtay onadı mahkeme kararını. İşkencenin yapıldığı kesin, net. Sadece kimin yaptığının tespiti mevzu bahisti, görgü şahitleri de saydılar “şu, şu, şu, şu.” Şimdi mahkeme kararını bekliyoruz. Eğer zaman aşımına sokmazsa bu uyanıklar, tamamdır. Zaman aşımına sokarlarsa, helal olsun, yani Türkiye’de ilginç bir olay olmuş olacak, inşaAllah.
Hanımların, siz kalbiyle, imanıyla ilgileneceksiniz. Kıyafetine kafanızı takmayacaksınız. Kıyafet kimine göre çarşaftır, kimine göre de yoktur. Mesela Yaşar Nuri Öztürk Hoca olsun, diğer başka hocalar var, âlim hocalar var, işte Zekeriya Beyaz. Onlar diyorlar. Yahut bilmiyorum, tam şimdi isimlerini hatırlamıyorum da, hangi hocalar olduklarını; “Kuran’da böyle bir ifade yok” diyorlar. “Humur” hakikaten, başörtüsü diye bir kelime yok. Bir “örtü” diye kelime var. Kuran’da alenen, “başınızı örtün, kadınlar başını örtsün, başını örtmezlerse şöyle olur” diye bir hüküm yok. Bu kesin, bu doğru. Ama sahih hadislerde var. Biz hadise bakarız bu konuda. Yani Kuran’ın tefsiri olarak hadise bakarız. Kuran’da yok. Kuran’da var diyenler, doğru söylemiyorlar, Kuran’da yok. Onun için Kuran’da olmadığını iddia edenler de; “başörtüsü yoktur” diyorlar. Biz onlara da saygı duyuyoruz. Ben onlara saygı duyuyorum. “Yok” diyor. Çünkü “humur” masa örtüsü için de denir, herhangi bir örtü. “Göğüslerinin üstüne örtüyü vursunlar” diyor ayette. “Başörtüsü” diye bir kelime geçmiyor. Geçiyor diyenler, doğru olmadığını biliyorlar. Böyle bir şey doğru değil. Müslüman doğru konuşacak. Ama hadise baktığımızda, İslam tarihine baktığımızda bunun başörtüsü olduğunu anlıyoruz, “humur” kelimesinin. Tamam, bana göre bu böyledir. Hangi, ne tür başörtüsü? Bana göre çarşaf. Yani ben normal başörtüsünün de orada kastedildiğine inanmıyorum. Yani diyorlar ya hani, başörtüsü, hanımlar giyiniyor. Bence o da değil. Bence çarşaftır. Ama “ben başörtüsü olarak anlıyorum” diyor ya, ben ona da saygı duyuyorum işte. Onlar da yüzde yüz Müslüman’dır. Onlar da tamam, onlar da doğru yolda. Başörtüsü yok, Kuran’da yok diyorsa, ben ona da saygı duyarım. Başörtüsü yok diyorsa, ben ona da saygı duyarım. Kuran’da yok diyorsa, ben ona da saygı duyarım. Ama benim inancıma göre var ve çarşaf olarak var. O da bana saygı duyacak. Hepsi yüzde yüz Müslüman’dır, inşaAllah.
Osman Göktaş, Haber Sarıyahşi: “Hocam ağzınıza, dilinize, gönlünüze sağlık. Allah’ım sizi korusun. Türklerin tek manevi lideri olarak görüyor, takip ediyorum sizi.” Türklerin manevi lideri çok. Manevi liderlerinden biri de, inşaAllah.
“Seyyid, Muhammed, Adnan Hocam sizi çok severek izliyorum. Türk İslam Birliği’ni heyecanla bekliyorum. Böyle bir program yaptığınız için size minnettarım. Hayata bakış açım değişti. Allah’ın rahmeti, bereketi cümlemizin üzerine olsun. Yasemin Sanar.”
Kardeşim şu kimlik kartımı bir daha bir göstereyim. Ne yazıyor? Hep beraber bir okuyalım.
ZEYNEP HANIM: T.C. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi geçici kimlik belgesi.
ADNAN OKTAR: Pasomu göstereyim.
ZEYNEP HANIM: İstanbul Büyükşehir Belediyesi İndirimli Taşıma Kartı.
ADNAN OKTAR: Kredi Yurtlar Kurumu’na da başvurdum. Öğrenci kredisi alacağım, ibreti alem için. Alıp fakire fukaraya dağıtacağım, inşaAllah. Öğrenci olmak şahane bir iş. Cayır cayır öğrenciyiz, maşaAllah.
Tabii, aferin Burcu Çetinkaya. İmanı önemlidir insanların. Başörtüsü, ne olacak adam bir metre bir kumaş olur, alır başına sarar. O, onun Müslüman olduğunu göstermez.
“Hocam her zamanki gibi Allah’ın güzel tecellilerinden birisiniz ve çok ama çok yakışıklısınız, maşaAllah. Hocam bir keresinde,‘yobaz güruhunun daha Dört Halife Devri’nde bile faaliyet halinde olduğunu, hatta Resulullah (s.a.v.)’in torunları Hz. Hasan (r.a) ve Hz. Hüseyin (r.a)’ı bile haince ve sinsice onlara da saldırdıklarını’ söylemiştiniz. Hocam aslında Osmanlı’yı yıkan sebeplerden biri olarak, bu güruhun faaliyetlerini göstermiştiniz” diyor. Doğru tabii.
Bir doktor kardeşimiz yazmış; “Lütfen ismimi okumayın, devlet memuruyum.” Tamam. “Adnan Bey, 15 yaşımdan bu yana camiye gitmem. Sohbetleriniziizliyorum mantıklı yönleri var. Evrime inanırım ama size de sempati duymaya başladım.”
Biraz daha incele bizi, doktor bey, baştan sona haklı olduğumuza inanacaksın. Evrim diye bir olay yok. Allah adına yemin ediyorum, sizi kandırıyorlar ve çocuk gibi kandırıyorlar. Yapmayın, etmeyin. Kardeşim protein, dantel gibi bir yapılanma. O kadar karmaşık, o kadar ince ki ve çok hassas bir maddedir protein. Tesadüfen meydana gelmesi, teknik olarak imkânsızdır. Bir proteinin oluşması için, proteine ihtiyaç vardır. Bu ne demektir? Sıfır ihtimal. Bunu kim söylüyor biliyor musun? Evrimciler söylüyor. Ben söylemiyorum, onlar söylüyorlar. Ben de söylüyorum da yani onlara da katılıyoruz biz. Bütün evrimciler ittifakla diyorlar ki: “Bir proteinin olması için başka bir proteine ihtiyaç var.” Bu sekiz işareti ile ifade edilen imkânsızlığı gösterir. Sıfır ihtimaldir.
“Çok değerli mücevherim, size nasıl kıydılar? O değerli ayaklarınıza nasıl elektrik verdiler? Yazıklar olsun” diyor. MaşaAllah çok sevgi dolu, coşkun bir yazı yazmış. Fakat biraz tabii karşı taraftaki insanlara galiz ifadeleri var.
“SelamunAleyküm, Allah’ın arslanı, İslam’ın bayraktarı, Seyyid, Ahmet, Mahmud, Muhammed, Adnan Hocam. Ben İzmir’den Tarık Aslan. Hocam sizi güneşe, etrafınızdaki talebelerinizi de, etrafınızdaki yıldızlara benzetiyorum. Hocam sizi izlemeye doyamıyoruz. Hocam bir istirhamım olacak: Gündüz 4 saat, akşam 4 saat program yapsanız, sizin için uygun olabilir mi Hocam? MaşaAllah, Türk İslam Birliği gümbür gümbür geliyor Cenab-ı Allah’ın izniyle. Hz. Mehdi (a.s)’a bizleri asker ve hizmetkâr eylesin. Hocam bir sorum olacak: Enbiya Suresi’nin 104. ayetinde; ‘Göğü tekrar eski haline dönüştüreceğiz’ derken, günümüzdeki gibi mi olacak Hocam? Dualarınızı bekliyoruz. Saygılarımla ve sevgilerimle. Tarık Aslan.”
Yok, “bambaşka bir yaratılış” diyor Allah ayette. Bir kere diyor ki Allah; “O gün görüş keskindir” diyor. “O gün görüş keskindir.” Bu hayat bize nasıl gelecek o zaman, görüş keskin olunca nasıl olmuş oluyor? Rüya olarak. Ama net, samimi kanaatiniz olarak, yani hatta yemin de edecek hale gelirsiniz, “rüya gördük” diyeceksiniz. Ama çok net bir rüya, o kadar. Orada “asıl hayat bu” diye kanaat getiriyorlar. Hâlbuki o da bir rüya. Yani o da bir görüntüdür. Tamam, maddenin aslı vardır ama görüntüsünü görürüz. O uyanışta, zaten şaşırıyor, ilk tepkisi ne, ne diyor? “Bizi yattığımız yerden kim uyandırdı” diyor. Yani yerden, ayağa kalkıyor, birdenbire, toptan. Kısa süre bir şaşkınlık geçiriyorlar. Anlayamıyorlar yani, öldüklerini anlamıyorlar, hafızasını kaybettiği için. Kişiler hafızalarını kaybediyorlar. Dünya hayatını hatırlayamıyorlar o anda, “Bizi kim kaldırdı?” diyorlar. Çağırıcı, uzaktan bir ses, onları çağırdığında, bir noktaya doğru koşmaya başlıyorlar topluca. Orada bir şey var zannederek. Bütün topluluk. Orada anlıyorlar. “Eyvah bu din günü işte, kastedilen bu. Biz öldük ve dirildik” diyorlar. O zaman anlıyorlar. Yoksa anlayamıyorlar. “Gökler başka göklere” diyor Allah, “başka göklere çevrildiğinde” diyor. Aynı gök, demiyor. Başka gök, diyor. Bütün fizik, kimya kanunlarının tamamı değişiyor. Her şey değişecek. Mesela vücutta kan yok ama vücut sağ. Nasıl oluyor? Kalp var ama süs olarak var. Kan taşımıyor, kan yok vücutta. Kan olmadan yaşıyor insan. Su içiyor, tonlarca, milyonlarca ton yiyecek yiyor, hiçbir etkisi olmuyor vücuduna. Yani vücudunda kalıyor o yediği yiyecek. Trilyonlarca ton yiyecek, yemek yiyor, trilyonlarca litre içecek içiyor, cennet içeceği içiyor, o vücudunda kalıyor. “Sadece” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste, “misk gibi, amber gibi hafif bir ter kokusu, nefis bir ter kokusu, ter çıkar, o şekildedir o yiyeceğin vücudundan çıkması. Çok hoş, çok insanları mest eden güzel bir koku, hafif bir ter gibi güzel bir koku yayılır vücudundan, odur” diyor, inşaAllah. Yani madde, o hale dönüşüyor. Mesela bu da fizik kanunu işte. Maddeyi, Allah o şekle getiriyor. “Hafif bir terleme, çok hafif bir terleme ama misk-i amber kokusunda. O şekilde vücuttan ayrılır yiyecekler” diyor. Ama katrilyonlarca ton yiyecek. Ayrılma şekli böyle, inşaAllah.
Kısa bir ara verelim, devam edeceğiz, inşaAllah.
VTR- Hücre Zarı Mucizesi
DAMLA HANIM: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, inşallah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Şaban kardeş, niye insanların imanına önem vermiyorsunuz? Hala kılık kıyafet peşindesin. Şu kılık kıyafete önem verdiğiniz kadar, insanların imanına önem verseniz, konu hallolacak. Bir; insanların imanına önem vereceksiniz, iman hakikatleri. İki; Kuran mucizelerini insanlara öğreteceksiniz. Üç; Kuran’ın hükümlerini öğreteceksiniz. Kuran’ın sevgi olduğunu, barış dini olduğunu, güzel ahlakı, sanatı, bilimi anlattığını göreceksiniz, iman hakikatlerinin önemini göreceksiniz. Kılık kıyafet de benim görüşüme göre; “Cilbâb-Cilbâb”; bana göre çarşaf. Bana saygı duysun adam. Benim inancım bu. Bir başkası da “ben gömleği o anlamda anlıyorum, ceketi anlıyorum”, diyebilir, ben ona da saygı duyarım. “Adam uzun bir gömlek giyer, ben de bu anlamda anlıyorum”, der. Ben de siyah çarşaf anlıyorum. Bak beyaz da değil, siyah çarşaf anlıyorum “Cilbâb” dendiğinde. Benim anlayışım bu. Kadınlara çok yakıştığına inanıyorum, bayağı da güzel olduğuna inanıyorum. Ama Kuran’da, “başörtüsü” diye bir kelime geçmiyor, bu doğru. Bu konuda dürüst olsunlar. Orada samimiyetsiz konuşmaya gerek yok. “Var” diyor. Neresinde var Kuran’da? Yok öyle bir ifade. “Örtülerinizi göğüslerinizin üzerine vurun” diyor. Cilbâbtan anlıyoruz, benim anladığım. Çarşaf olduğunu oradan anlıyorum. Çarşaf. Ve siyah çarşaf bana göre. Ve sahih hadislerden anlıyoruz. “Nur Suresi’nde geçiyor” diyor. Geçmiyor. Niye doğruyu söylemiyorsunuz? Bir hanımın imanı önemlidir, Allah’tan korkması, helale, harama dikkat etmesi çok önemli. Yorumuna da saygı duyarım. Yani herkesin yorumuna saygı duyarım. Kuran’ı çeşitli yorumlayan insanlara, saygı çok önemli. Ben Alevi kardeşlerime saygı duyuyorum, Şii’lere saygı duyuyorum. Ben Sünni’yim. Sünniler de Şii kardeşlerime saygı duyuyorlar, böyledir.
“Selamun Aleyküm kıymetli Hocam. Zayıf bırakılmış iman; hem inanma huzuru sağlama, hem inançsızlık buhranından uzak kalma, hem de bazı günahları gönül rahatlığıyla işleyebilmeyi mümkün kılar.” Bakın “zayıf bırakılmış iman” diyor, aferin delikanlıya. İmanı zayıfsa bir insanın, inanma huzurunusağlama, hem inançsızlık burhanından uzak kalmak, hem de bazı günahları gönül rahatlığıyla işlemeyi mümkün kılar” diyor. “Hem inançsızlık buhranından uzak kalmayı da sağlamaz” diyor, zayıf bırakılmış bir iman. “İnanma huzurunu sağlamayı mümkün kılmaz” diyor, zayıf bırakılmış bir iman yani buhran meydana getirir” diyor. “Ve bazı günahları işlemeyi sağlar insanlara” diyor, zayıf iman. “O yüzden çoğu kişi, tefekküre ve imani derinleşmeye tuhaf bir direnç ve tepki gösterir” diyor. ‘İşine gelmez’ diyor. “Çünkü imanları kuvvetlendiğinde, hem o güne değin yaptıkları onları rahatsız edecektir, hem de ondan sonra daha rahat günah işleyemeyeceklerdir. Oysa onlar ‘ne şiş yansın, ne kebap’ anlayışıyla yaşayıp, giden kişilerdir. (Tabii biz böyle demeyelim de. Allah affetsin.) Size, derin imana neden olduğunuz, böylece onların günah işlerken iç huzurlarını kaçırdığınız için karşılar Hocam” diyor. Karşı olmalarının nedeni bu diyor. “Ağızlarının tadını kaçırıyorsunuz siz” diyor. “O yüzden Müslüman, hatta dışarıda bakınca iyi Müslüman geçinen nice kişi ve kesim, ilk defa gündeme geldiğinde Kuran’da matematik mucizesi bilgilerine, ateistten daha fazla tepki göstermişlerdir” diyor. MaşaAllah, maşaAllah kardeşimize. Bakın şuurlu Müslüman’ı görüyor musunuz? Hakikaten o çocuk, Ömer Çelakıl çıktığında, neredeyse çocuğu öldürecekler. Kalkıp dövecekler yani, o kadar öfkelenmişlerdi. Ne diyor o? “Kuran’da matematik mucize var” diyor. Doğru. İspat ediyor, gör, bak. Yalan mı söylüyor? Doğru. Yeri göğü birbirine kattılar, “şifreci” diyerekten. Var, doğru. “Size olan ‘Bizim gibi olun’ demeye çalışan yaklaşımları bu psikoloji çerçevesinde okumak lazım diye düşünüyorum. Selam ve dua ile sevgili Hocam.” Aferin, bakın çok güzel analiz yapmış. “Bizim gibi olun demeye çalışan yaklaşımları, bu çerçeve içerisinde okumak lazım” diyor. Çünkü “inanma huzurunu kaybediyor şahıs, hem inançsızlık buhranına giriyor, hem de bazı günahları gönül rahatlığıyla işleyebilmeyi mümkün kılıyor bu durum” diyor, imanının zayıf olması. “Siz de iman hakikatlerini anlatınca, adamların işine gelmiyor” diyor.
“2 buçuk milyon emekliye 200 TL artış öngören denge yasası, 15 senedir mecliste görüşülmezken, 1 gecede 4.000 TL milletvekili aylığının 8.000 TL’ye çıkması hakkaniyetle izahı mümkün müdür? Herkes 65 yaşında olurken, 2 yılda emekli olabilmek, bunun sonunda bazı haklar alabilmek dinen helal midir? 2. dönem milletvekilliği yapanların, hem milletvekili maaşı, hem de emekli ücreti olarak; toplam 19 bin lira alması, dinen caiz midir? İsmail Demirci, Yozgat. Bir Müslüman’ın paraya karşı ihtirası haram mı, helal mi? Demeden sadece istediği rakamı tayin etmesi, nelerin göstergesidir?” Ben bu olayları bilmiyorum. Milletvekili maaşlarına zam mı yaptılar?
DİDEM HANIM: Milletvekillerine yüzde 100 zam yapıldı. Bir gecede kanun çıkarıldı.
ZEYNEP HANIM: Ama diğer çalışanlara aynı oranda zam yapılmadığı için, onu söylüyor herhalde.
ADNAN OKTAR: “Yaklaşık 3 milyon emekliye 200 TL artış öngören denge yasası 15 senedir mecliste görüşülmezken”, doğru mu bu?
DİDEM HANIM: Bu konuda tartışmalar var şu an, basında çıkıyor sürekli.
ADNAN OKTAR: 15 sene?
DİDEM HANIM: Doğruymuş evet. 15 sene.
ADNAN OKTAR: 15 sene nasıl oluyor böyle bir şey? Onu bir inceleyelim, o zaman konuyu gündeme getiririz. Acayip öyle bir şey varsa, çok acayip olur.
Kısa bir ara verelim.
VTR- Atomdan Moleküllere
DAMLA HANIM: Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz,inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Neler anlatayım? Ama siz bir şeyler anlatın. Bakın orada bir resimler görüyorum ben, nedir onlar?
DAMLA HANIM: Evet Hocam hemen söyleyeyim. Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek dün Batman’ı ziyaret etmiş. Batmanlı kardeşlerimizin evinde, onlarla yerde oturup sohbet etmişler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bak, bu çok güzel. İşte milletimizin seveceği, hoşlanacağı şeyler, bunlar. Onlarla iç içe olmak, onları sevmek, onlara muhabbet göstermek, onlar gibi yaşamak. Çok güzel, helal olsun. İsabet olmuş.
“Sayın Adnan Hocam. Geçenki sohbetinizde,‘Ermenistan ile başlatılan diyalogun kesilmesinin iyi olmadığını’ belirttiniz. Şimdi bizim can ve din kardeşlerimizin, Azerilerin topraklarının bir kısmı Ermeni işgali altında. Durum böyleyken, siz adamlara ‘neden sınırları açmıyorsunuz?’diye kızıyorsunuz. Türk İslam Birliği kurulurken, nasıl olacak da Ermenileri destekleyen bir Türkiye’nin yanında Azeriler de olacak? Ayrıca Ermenistan’ın Türkiye ile olan diyalogunun kesilmesineErmeni anayasa mahkemesinin aldığı karar sebep olmuştur. Ermeni anayasa mahkemesinin, kararının arkasında Rusya faktörünü göz önüne almak gerekir. Lütfen Sayın Hocam, Azerilerin topraklarından çıkmayan bir Ermenistan’la ilişkilerin gelişmesini istemek büyük bir yanlıştır. Sizden hiç beklemediğim bir tavırdı bu” diyor, isim yazmamış bir kardeşimiz. Benden beklediğin bir tavır olsun. Çünkü aksi durumda Ermenistan’la savaşmamızı istiyorsun demektir. Savaşacaksın, biraz daha toprağını kaybedeceksin, savaşacaksın, biraz daha insan ölecek, savaşacaksın, biraz daha acı gelecek, onların canı yanacak, senin canın yanacak, onlardan insanlar ölecek, Müslümanlardan şehitler olacak. Sonuç? Sonuç yok. Benim dediğimde, sonuç var. Çünkü Ermenistan’la sınırlar açıldığında, pasaport kalktığında, Ermenistan’ın zaten hepsi senin o zaman. Tamamı senin olmuş oluyor. Tamamı Azeri toprağı olmuş oluyor. İstediğin gibi kullan. Kardeş olmuş oluyorsun. İç içe olmuş oluyorsun. Toprak olup, tapusu bizim cebimizde olunca mı bir anlamı olacak? Mühim olan, oralara rahat rahat girip çıkmak, oralarda tesisler kurmak, fabrikalar kurmak, imkanlar oluşturmak, kardeşçe yaşamak. Ne fark eder? Ermeni kardeşlerimiz de Türkiye’ye gelecekler, burada da ev edinecek, tarlası olacak, iş yeri olacak. Ne fark eder? Onlar da Türkiye’yi istediği gibi kullanacaklar, biz de orayı istediğimiz gibi kullanacağız. Kardeşiz. Azerbaycan da. Kuru toprak neye yarar, bomboş toprak? İnsanla toprak anlam kazanır. Türk İslam Birliği’nin koç yiğitleri her yerde olduktan sonra, her yer bizim vatanımız olmuş oluyor. Onun için, bu kafa, kafa değil. Ermenistan’ın iddia edilen Ergenekon terör örgütü var. Onların da derin devleti var. Oranın derin devletinin yaptığı bir rezalet bu. Zaten bak kendin de diyorsun burada; “Emeni Anayasa Mahkemesi’nin aldığı karar sebep olmuştur. Ermeni Anayasa Mahkemesi’nin kararının arkasında, Rusya faktörünü göz önünde bulundurmak gerekir.” Rusya’nın yapacağı bir şey yok orada. Orada bir mafya oluşturmuşlar, Ermenistan’da. Ermeni mafyası, Ermeni devlet mafyası var, konu bu. Kazakistan’da da var devlet mafyası, orada da var devlet mafyası. Türk İslam Birliği olduğunda, devlet mafyasınınm’si kalmaz, hiçbir şeyi kalmaz, toz duman olurlar. Onun için, Türk İslam Birliği’ne bir an önce geçmek, İttihad-ı İslam’ı oluşturmak, Ermenistan’la sınırları kaldırmak. Ermenistan küçücük toprak, ne istiyorsunuz Ermenilerden? Bir avuç insan var orada. Ufacık bir toprak parçası. Açalım sınırları, uçsuz bucaksız Türklük alemi var. Ne derdiniz? O zaman işgal edilen topraklar da, otomatik olarak zaten açılmış oluyor. İstediğin gibi kullanırsın, ecdadının toprakları. Git orada lokanta aç, hastane aç, ne yapıyorsan yap. Kimse sana bir şey demez. Ama önce bu dostluğun, bu kardeşliğin oluşması gerekir. Sen Ermeni’ye düşman olursan, o da sana düşman olur o zaman. Düşmanlık düşmanlığı, düşmanlık düşmanlığı, sonu gelmeyen bir açmaz ve kilitlenme sistemine doğru gider o zaman. Bu dediğimde kurtuluş nettir, çok açıktır.
“Hocam işkence yaparken delikanlı kesilmek kolay. Ama sizin o mübarek ayaklarınıza elektrik veren şahıs, teke tek sizinle kavga edebilir miydi acaba? Çok merak ediyorum. Yoksa gücünüzden heybetinizden ve ihtişamınızdan dolayı arkasına bile bakmadan kaçar mıydı? Biz millet olarak mahkeme nasıl karar verirse versin, yine de hakkımızı helal etmiyoruz,inşaAllah Hocam. Bu böyle biline. Siz daha iyi biliyorsunuz Hocam”diyor. İngiltere’den bir kardeşimiz. Doğru söylüyor tabii. Eli kolu bağlı adama işkence yapmak, yani bu mertlik değil bu, çok çirkin bir hareket bu. Gözü bağlı, eli kolu bağlı insana, inşaAllah. Ama üslup çok sevimli. “Teke tek sizinle kavga edebilir miydi acaba?” diyor. Ben koyunca oturttururum gibi olmuş oluyor. İnşaAllah. Yok, hayatımda hiç adam dövmedim, Allah esirgesin. İnşaAllah. Ne ortaokulda, ne lisede hiç öyle bir şeyim olmadı. Ben kıyamam insanlara, öyle bir şey mümkün değil, inşaAllah.
“Fatih Camii’nde, Sayın Aydın Menderes’in cenaze namazı kılındı, kaldırılıyor. Halkımızın da yoğun katılımı var. Babası Adnan Menderes Bey’in cenaze namazı kılınmasına izin verilmeden defnedilmişti” diyor. Rezalet, rezalet, rezalet. Allah, Adnan Menderes’e cennet nasip etsin, oğluna Sayın Menderes’e de,inşaAllah. “O yüzden halkımız daha çok katılmış” diyor. Tabii, bütün sağ kesim, hepsi desteklerler. Çok önemli, inşaAllah. Oğlu Menderes, Ankara’da Sıhhiye Meydanı’nda konuşma yapıyordu, o ölen küçük oğlu. Sürekli fonda “delikanlı Menderes” muntazam böyle. O konuşma yapıyordu, hiç kesilmiyordu. O aklımda kalmış. “Farz edelim Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olsun, farz edelim” diyor. Ama farz edelimler öyle çoğaldı ki, yer gök alkıştan inliyor. O da benim dikkatimi çeken konuşmalardan biri olmuştu.
DAMLA HAMIM:Hocam kısa bir bilgi verebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Evet.
DAMLA HANIM: Kadına şiddet konusunda,“devletimizin kesin önlemler alması gerektiğini” söylemiştiniz siz Hocam. Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanı Fatma Şahin bundan sonra kadına şiddet davalarına doğrudan müdahil olacakmış. İlk olarak bir davaya müdahil olmuş bile kendisi.
ADNAN OKTAR: Şimdi sopa yedikten sonra, müdahil olmak değil de, o olaya baştan engel olmak çok önemli. Olay olduktan sonra adam hapis yatsa ne olur, yatmasa ne olur? Kadının ağzı burnu paramparça olduktan sonra, kadın dövülüp sövüldükten sonra, yaralandıktan sonra anlamı yok onun.
“Ben sizin Hz. Mehdi (a.s) hakkında bilgiler, Hz. Mehdi (a.s), Hz. İbrahim (a.s) Neslindendir ve Türk İslam Birliği’ne Çağrı adlı kitaplarınızı, buradaki Türk camimize hediye ettim ve okunması çok önemli, ahir zamandayız diye tembihledim. Sizin de duanızla inşaAllah, buradaki kardeşlerimizin ve bizim de hidayetimize vesile olurlar, Rabbimiz’in isteğiyle. İlahi bir idrak ve anlayışa sahip oluruz, inşaAllah. Bir ek olarak, kızımın fotoğrafını gönderiyorum güzel Hocam. Dua edin bizim için de. İnşaAllah, Rabbim bizi ve tüm evlatlarımızı Hz. Mehdi (a.s) talebesi etsin,inşaAllah. Allah’a emanet olun Hocam.” Belçika’dan Burcu Hanımefendiyazmış. Var mı o çocuk? Göreyim bakayım o köfteyi. Aman Allah’ım bu ne şeker bu. Şu şekere bak sen. Ah canımın içi. Şu güzelliğe bak sen, maşaAllah. Muhteşem güzel. Bayram şekeri bu. Allah ömrünü uzun etsin, inşaAllah, Allah hidayet versin. Sağlık, sıhhat, güzellik versin. Bir resim daha vardı. Çok tatlı bir şeymiş. Burna bak sen, tatlılığa bak maşaAllah, elhamdülillah. Allah annesine, babasına bağışlasın, imanla olan, hayırlı, uzun ömür nasip etsin Cenab-ı Allah, kalbine ferahlık, inşirah, iyilik versin, daha da güzelleştirsin. Çok şeker bir şey. İnşaAllah. Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa (a.s)’a talebe etsin. Ne güzel, ufaklıkların hepsi Mehdiyet’i tam anlamıyla görecekler. İslam’ın en son zamanlarını bunlar görecekler, yani bu ekibin tamamı görür. Zor anlar da görmeye başlayacaklar bunlar. İslam’ın bozulma devirlerini de görecekler. Hakimiyeti mükemmel görecekler, tamamını görecekler, acayip hoşuna gidecek bunların. Bunlar bayağı nasipli. En son devirleri de görmeleri mevzu bahis, Allah sağlık, sıhhat verirse inşaAllah.
Nedir bu koç yiğitler? Kitaplar gördüm?
DAMLA HANIM: Haydar Akbaş kardeşimiz, Pendik-Kartal ilçelerinde yoğun faaliyet yapıyorlar Hocam, maşaAllah. Bu bölgelerdeki birçok camide, internet kafede, çay evinde, berber salonlarında kurduğu stantlarla, tüm kardeşlerimizin Hocamızın kitaplarına ulaşmalarına vesile oluyor, maşaAllah. Bu resimlerde de Tura internet kafe ve Onbaşının çay ocağı adlı iş yerlerinde, Haydar kardeşimizin kurduğu stantlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bakın, benim canım kardeşlerim fakirler, imkansızlıklar içerisinde, zor şartlarda bak her yeri nurlandırıyorlar, her yeri mescit gibi yapıyorlar. Her yere ışık ve sıcaklık yayıyorlar, Kuran’ın, İslam’ın sıcaklığını. Yedi ceddine rahmet olsun, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, Allah her harfine sevap versin. Oradaki kitapların içindeki her harf karşılığı kadar, gani gani sevap versin Allah. MaşaAllah aslanımıza.
Yasin Suresi’ni, kardeşimiz tefsir etmemizi istiyor. Ama sure çok uzun, Yasin suresi. Belirli ayetler olursa, o daha kolay olur inşaAllah. “Öncelikle, yaptığınız sohbetler için teşekkür ederiz. Ailecek izliyoruz ve dinliyoruz. Ben Belçika’da okuyorum, son senem,inşaAllah. Bizim okulda Yaratılış Atlası isimli kitabınızdan 2 adet var. Ne yazık ki sayısı pek yeterli değil. Biz ara sıra arkadaşlarımızla bakıyoruz”diyor. Bu tip kitaplarda, mesela Yaratılış Atlası, sadece orada durması, açmasına gerek yok, “bu kitap; Yaratılış Atlası, evrime cevap veriyor” dediğinde, adam zaten felç olur. 7 kiloluk kitap. Ona 7 milyon kilo gelecektir o, altından kalkamaz onun. Çünkü o kitabı okumadıktan sonra, evrime inanamaz. Osmanlı döneminde nasıl olmuştu? Çok az sayıda, Osmanlı’ya Türlerin Kökeni kitabı geldi. Taş baskı artık. Türlerin Kökeni. Osmanlı aydınları kitabı gördüler, bazıları adını duydular, evrime inandılar. Şimdi de Yaratılış Atlası’nı adamın görmesi yeter, duyması da yeter. Böyle bir kitap okulda var dediğinde, okul bitti zaten. Usul budur, adabı budur bu olayın. Her mahallenin bir delikanlısı olur, o kütüphanenin delikanlısı da Yaratılış Atlası’dır. Orada olması diğerlerini korkutur,inşaAllah.
Ne yapalım Hocam?
DAMLA HANIM: Bir haber okuyabilirim Hocam.
ADNAN OKTAR: Haydi okuyalım.
DAMLA HANIM: Sayın Dışişleri Bakanımız;“Türk-İran ilişkilerinin en iyi dönemini yaşadığını” belirterek, biz İran’a karşı hiçbir müdahalenin yanında ve içinde yer almayız. Bunu çok net söylüyorum” açıklamasında bulunmuş. İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salih ise şöyle demiş: “İran’daki bazı yetkililerin Türkiye aleyhine yaptığı açıklamalar devletin görüşünü yansıtmamaktadır. İran’ın Türkiye’ye resmi bakışı, derin kardeşlik ve dostluk esasına dayılıdır. İran ve Türkiye birbirine rakip değil, birbirinin tamamlayıcısıdır. Dünyada kültür, tarih,dil, gelenek ve millet olarak birbirine bu kadar yakın olan 2 ülke çok az bulunur” ifadelerini kullanmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama işte bu kadarla bırakmasınlar, İttihad-ı İslam’ı yapsınlar. Yani bu lafta kalmış oluyor, olmaz. Bunu fiiliyata geçirmek zor mu? Sırf Pakistan, Türkiye, İran birleşmiş olsa, iş biter, konu bitti. Boydan boya o coğrafya, bitti. Ondan sonra yanlardan herkes katılır. Sürekli bunu bekletmenin bir alemi yok, inşaAllah.
Evet Hocam sizi dinliyorum.
DAMLA HANIM: Hemen okuyayım, inşaAllah. “Borcun ödenememesi durumunda o kişinin hapse konması çözüm olmaz” demiştiniz Hocam. Adalet Bakanlığı yeni bir uygulamayla karşılıksız çek nedeniyle, hapis cezasını kaldırıyor,inşaAllah. Şu anda böyle 8 milyon dava varmış, bu davalar düşürülecekmiş. Bu kişilerin ellerinden sadece çek defterleri alınacak ve banka hesapları sınırlandırılacakmış,inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Dediğimi yapmaları çok güzel. Elinde sonunda dediğim oluyor, elhamdülillah. Seneler önce söyledim, o oldu. Şimdiye kadar söylediklerimden en az 100 tane vaka var, hatırlıyorum, hepsi oldu, maşaAllah.
Buyurun Hocam dinliyorum.
DAMLA HANIM: Hocam Başbakan Erdoğan, Sarkozy’nin Türkiye’ye takındığı düşmanca tavra cevaben yaptığı konuşmada Osmanlı devletinin Fransa’ya olan koruyu tavrını örnek vermiş. Kanuni Sultan Süleyman’ın kendisinden yardım isteyen Fransa kralına, gönlünü ferah tutmasını, üzülmemesini ve Osmanlı krallarının sığınağı olduğunu belirten mektubunu okumuş. Yiğit Bulut;“Başbakanın bu konuşmasının sembolik değerinin çok büyük olduğunu ve gurur duyarak dinlediğini” belirterek,“Başbakanın aslında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Osmanlı geçmişiyle bir bütün olduğunun altını çizdiğini ve İslam dünyasının yeni lideri Türkiye vurgusunu yaptığını” söylemiş. “Ayrıca Fransa gibi bizimle kıyas bile olmayacak ülkelerin, ne yaptıklarının değil Büyük Türkiye Devleti’nin ne yapacağının önemi var” diyerek yazısını bitirmiş Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, koç yiğittir Yiğit Bulut, maşaAllah. Kanuni’nin, Fransa’da dans yaygınlaştığında dansın ortadan kaldırılması için uyardığı bir yazı var, Kanuni’nin gönderdiği. O devrin Allahualem tek kabadayısı oymuş, helal olsun. Fransa’da bir yıl millet dans yapamamış. Acayip Allahualem gazab-ı şahanesine sebep olmuş.
“Ey Fransa kralı François. Sefir-i kebirimden aldığım mazhara göre malumatım oldu ki, memleketinde dans namında alamele-innasfuhşiyyat ve lubiyat yapıyormuşsun. İşte bu name-i hümayunumun eline vusulünden itibaren bu mel'anet ve rezalete son vermediğin takdirde, orduyu humayunumla gelip seni kahretmeye muktedir olurum.” Kanuni Sultan Süleyman.
Adam, böyle deyince tırsmış. Bir yıl Fransa’da dans olayı olmamış. ‘O zaman Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları Avrupa ortalarındaymış. Fransa’yadayanıyormuş Osmanlı’nın sınırı. Bu dansın ilk yapılmaya başladığını duyan Kanuni, zamanın Fransa Kralı’na bir mektup yazdı. Kanuni’nin Fransa Kralı’na yazdığı tarihi mektup aynen şöyle:’ Bir daha okuyorum:“Ey Fransa kralı François. Sefir-i kebirimden aldığım mazhara göre malumatım oldu ki, memleketinde dans namında alamele-innasfuhşiyyat ve lubiyat yapıyormuşsun. İş bu name-i hümayunumun eline vusulünden itibaren bu mel'anet ve rezalete son vermediğin takdirde orduyu humayunumla gelip seni kahretmeye muktedir olurum” diyor. O zaman olaylar Allahualem çok değişikmiş. Yani Allahualem, o Avrupa’da tek delikanlı, mahallenin delikanlısı konumundaymış, maşaAllah. Ama onlarında bir yıl korkup vazgeçmesi inanılır gibi değil, çok acayip.
Ersin; “Hocam bugün cenaze var. Cenaze varken, böyle neşeli olmanız olur mu?”diyor. Her gün cenaze kalkıyor. O kafaya göre bizim her gün ağlamamız lazım, senin kafana göre. Ne alakası var? Şehit olmuş oluyor, sevinç duyarız. Allah’ın huzuruna gidiyor, sevinç duyarız. Allah’ın huzuruna gitmek, azap vesilesi mi? Şu lafa bak. “Nasıl neşeli oluyorsunuz böyle, cenaze var” diyor. Cenaze olmadık gün var mı Türkiye’de? Her gün cenaze olur. Her gün sabaha kadar ağlayacak mıyız? Nerden çıkartıyorsun bunu? Sevinç duyulur Allah’ın huzuruna gitti diye. Şeb-i Aruz, Hz. Mevlana’nın, Allah’a kavuşmanın sevincidir Şeb-i Aruz, inşaAllah.
“Yobazların dini yanlış anlatımından bizi kurtarıp, aydınlattınız Hocam. Önceden dinin sadece başörtüsünden ibaret olduğunu sanırdım. Fakat şimdi, dinin zorluğu emretmediğini, Allah sevgisinin kalpte olduğunu anladım. Allah size uzun ömür versin inşaAllah.” Abdulsamet Çınar.
“SelamunAleyküm,SeyyidAhmed Muhammed Adnan Oktar Hocam. Ellerinizden bol bol öperim. Yanınızdaki hocalarımızın da sizin gibi nurlu bir Peygamber torunun yanında hizmet etmelerinden dolayı tebrik ederiz, inşaAllah. Hocam yakın zamanda kendimize A9 TV ve Türk İslam Birliği tanıtımında kullanmak için bir araç tahsis ettik, Allah’ın izniyle Hocam. Duanızı eksik etmeyin, selametle. Resimleri ekledik Hocam” diyor, İbrahim kardeşimiz. Bakayım. Hay maşaAllah. O arabanın her metre ilerlemesi için, Cenab-ı Allah sana bir sevap versin, maşaAllah. Her santim için Allah sana sevap versin, maşaAllah. Aferin benim koçuma. Allah sana da cennette, cennet vasıtalarıyla gezmek nasip etsin. Bakın, oturup bize akıl vermiyorlar, hizmet ediyorlar. Bir kısmı da bana sürekli akıl veriyor.
ZEYNEP HANIM: Hocam Allah ayette, şeytandan Allah’a sığınırım;“Küçük, büyük infak ettikleri her nafaka ve (Allah yolunda) aştıkları her vadi, size mutlaka hayır olarak dönecektir” diye Allah bildiriyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: “SelamunAleyküm Hocam. Yıl başı ikramiyesi çıkana ne yapmayı tavsiye edersiniz? Veya size çıksa neler yaparsınız? Bilet aldınız mı? Bize çıksa nasıl hizmet yapalım? Allah hizmetinizi arttırsın,inşaAllah. Koray Şerif Ağaoğlu.” Koray, hiç hayatımda böyle bir şey yapmadım ben. Niye paramı vereyim öyle bir şeye?
Berra Aydın; “Daha önce de mektup göndermiştim Hocam. Sizinle görüşmeyi çok istiyorum, sizinle nasıl görüşebilirim?”diyor. Berra gelsin bu sevimli. Siz ayarlayın,inşaAllah.
Levent Has; “Hocam sayenizde kadınları cinsel obje olarak görmüyoruz. Kaliteli ve güzel bir yaşam anlatıyorsunuz bize. Allah razı olsun”diyor, Levent Has.
Ramazan; “EsselamunAleyküm ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam izninizle bir şey soracaktım; ben 16 yaşındayım, Allah yolunda cihat etmek istiyorum, ilimle, bilimle ve sanatla.” Çok güzel.
Kanuni Sultan Süleyman’dan mektup bir tane daha.
“Ben ki sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren, Allah'ın yeryüzündeki gölgesi” diyor, inşaAllah Allah gölge olarak yaratıyor onu. “Akdeniz'in ve Karadeniz'in ve Rumeli'nin ve Anadolu'nun ve Azerbaycan'ın ve Şam'ın ve Halep'in ve Mısır'ın ve Mekke ve Medine'nin ve Kudüs'ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen'in ve nice memleketlerin sultanı ve padişahı Sultan Bayezid Han oğlu, Sultan Selim Han oğlu, Sultan Süleyman Han'ım.” Allah Allah Allah Allah, yedi ceddine rahmet olsun.” Zamanında olsaydı da mübareği görseydik. “Sen ki Fransa vilayetinin Kralı François’sın. Hükümdarların sığındığı kapıma, elçinizle mektup gönderip, ülkenizi düşman istila edip, şu anda hapiste olduğunuzu bildirip, kurtuluşunuz konusunda bizden yardım talep ediyorsunuz.” Allah Allah, delikanlıyı görüyor musun? “Söylediğiniz her şey, dünyayı idare eden tahtımızın ayaklarına arz olunmuştur. Her şeyden haberdar oldum. Yenilmek ve hapsolunmak hayret edilecek bir şey değildir. Gönlünüzü hoş tutup üzülmeyesiniz. Böyle bir durumda atalarımız düşmanları mağlup etmek ve ülkeler fethetmek için seferden geri kalmamışlardır. Biz de atalarımızın yolundayız ve daima memleketler ve alınmaz kaleler fethetmekteyiz. Gece gündüz daima atımız eyerlenmiş ve kılıcımız belimizde kuşatılmıştır. Yüce Allah hayırlara bağışlasın. Allah’ın istediği ne ise, o olur. Bundan başka haberleri, gönderdiğiniz adamınızdan öğrenesiniz. Böyle biliniz. Gereğini yapacağım” diyor. Delikanlı dediğin böyle olur,maşaAllah. Ama Sultan Süleyman ne muhteşem insanmış. Şu üsluptaki delikanlılığa bak, maşaAllah.
“Sevgili Adnan Bey. Ben Milli Görüşçü ve Sultan Baba talebesiyim. Adnan Bey, sizin Cübbeli Ahmet Hoca hakkındaki tutumunuz ve seçimlerden önce Ak Parti’yi desteklemeniz, beni sizlerden soğuttu. Benim size bir tavsiyem var. Siz bu iki olaydan ötürü; özellikle Ak Parti’yi desteklediğiniz için çok büyük tövbe etmeniz gerekir. Yoksa bu büyük veballe, Hz. Mehdi (a.s) askeri olamazsınız. Sizi eskisi gibi sevmek isteyen Mustafa”diyor. Ne yapsak acaba? Mustafa ne yapıyorsun sen? Yapma Allah aşkına. Hayır oldu bak, iyi oldu. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün tepelediler, PKK için mücadele yapıyorlar. Güzel. Ne yapsaydık? Nereyi destekleseydik? Söyle. Aklın yolunu seçtik. Ama bir dahaki sefere inşaAllah, Saadet, Allah’ın izniyle yahut MHP. Hiç belli olmaz. Belki Büyük Birlik Partisi. Belki üçü birleşir, bir parti olur. Hiç fark etmez, inşaAllah. Ak Parti’yi aklın gereği olarak destekledik. Ben şahsen destekledim, halen de destekliyorum, çünkü iddia edilen Ergenekon terör örgütünün tamamen kazınması gerekiyor. Kazınsın, gönlümüzde MHP var, gönlümüzde Saadet var, gönlümüzde Büyük Birlik Partisi var, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s) askeri”, böyle Hz. Mehdi (a.s) askeri olunur işte, akılcılıkla olunur, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s) askeri”, Hz. Mehdi (a.s)’ı savunana Hz. Mehdi (a.s) askeri denir. Cübbeli; “Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek” diye insanları Mehdiyet’ten geriye çekmeye çalışıyor. Hz. Mehdi (a.s)’a asker olmak isteyenleri, geriye doğru itiyor. Ben de doğrusunu anlatıyorum. “İlimle, bilimle, sanatla İslam hakim olacak, Hz. Mehdi (a.s) askerliği bu şekildedir” diyoruz. İnşaAllah.
Mustafa Tekin Konya’dan gelmek istiyormuş. Telefon numarasını vermiş. Mekke’deki cep telefon numarasını ayrı vermiş. “Esselamun Aleyküm.” Ve Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Bu son asrın karanlığına ışık tutan muhterem Adnan Hocam. Evvela saygı ve hürmetlerle ellerinizden öperim. Bendeniz Konyalıyım. 17 yıldır Mekke-i mükerremede ikamet ediyorum. Son 7 yıldır hac, umre rehberliği yapmaktayım. Kardeşim sizden çok bahsetti. Ben de sizi daha önce basından takip ettim. Erbakan Hocam’ın sohbetlerinde sizi yakinen tanıma fırsatı bulduk. Renkli medyanın, bazı çıplak medyanın karalamalarına rağmen, size karşı hüsn-ü zannım gün geçtikçe devam etti. Hep sizi merak ettim. Sesinizi duymak bile hasretti. Elhamdülillah, bu gün A9 kanalı ile sesinizi duyuyor, ailemizde evimize geliyorsunuz. Fakat içimizdeki özlem hasreti artmakta. Zatınıza mülaki olma bahtiyarlığını lütfederseniz, sayenizde müşerref olurum. Bu vesileyle hususi Konya’dan İstanbul’a ziyaret etmek için gelerek, duanızı almayı umut ediyorum efendim” diyor, Mustafa kardeşimiz. Şeref duyarız,inşaAllah.
Gülcan Sevim. Annene Allah sağlık sıhhat versin. Hastalığını Allah hayra tebliğ etsin. Bütün hastalarımıza Allah; gönül huzuru, tevekkül ve şifa nasip etsin, inşaAllah.
Kanuni Sultan Süleyman şahane mektup yazmış. Delikanlı dediğin böyle olacak. Baksana, adam “beni kurtar” diyor, ‘çok yaptık daha önce bu tip şeyler.’ Ama hitap dehşet, maşaAllah muhteşem. Bakın; “Ben ki sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah'ın yeryüzündeki gölgesi” diyor. Yani Allah gölge olarak yaratıyor beni diyor. “Akdeniz'in ve Karadeniz'in ve Rumeli'nin” sayıyor, sayıyor maşaAlah. Şu uçsuz bucaksız imparatorluğa bak, maşaAllah. “Yemen'in ve nice memleketlerin” yani saymadım daha diyor, “nice memleketlerin sultanı ve padişahı Sultan Bayezid Han oğlu, Sultan Selim Han oğlu, Sultan Süleyman Han'ım. Sen ki Fransa vilayetinin Kralı François’sın.” Adam psikolojik olarak çöker. Bakın “Hükümdarların sığındığı kapıma” diyor. Hükümdarlar kapıma sığınıyor diyor, “kapıma elçinizle mektup gönderip, ülkenizi düşman istila edip, şu anda hapiste olduğunuzu bildirip, kurtuluşunuz konusunda bizden yardım talep ediyorsunuz. Söylediğiniz her şey, dünyayı idare eden tahtımızın ayaklarına arz olunmuştur.” Bakın “Söylediğiniz her şey, dünyayı idare eden tahtımızın ayaklarına arz olunmuştur. Her şeyden haberdar oldum.” Bak “Yenilmek ve hapsolunmak hayret edilecek bir şey değildir.” Delikanlılıkta olur bu diyor. “Gönlünüzü hoş tutup üzülmeyesiniz. Böyle bir durumda atalarımız düşmanları mağlup etmek ve ülkeler fethetmek için seferden geri kalmamışlardır.” Böyle icraatımız çok diyor. Yani seni kurtarmak için de biz bunu çok rahat yaparız diyor. Biz de atalarımızın yolundayız diyor. Kanuni zamanında 24 milyon kilometrekare Osmanlı İmparatorluğu. Ucu bucağı yok, maşaAllah.
Haydi bakalım, yeterli bugün,inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...