DAMLA HANIM: Yayınımıza Hocamızın katılımıyla devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Herkes hoş geldi, sefa geldi.
“Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Enes Tanrıbuyruğu. “Ben İzmir’den Enes, 13 yaşındayım. Sizi annem yaklaşık 2 yıl önce kitaplarınızdan öğrenmişti ve ben de internet sitelerinde bulmuştum. Anneme gösterdiğim andan itibaren A9 kanalı çıkmadan evvel internetin başından ayrılmıyordu. A9 Kanalı açıldıktan sonra ise TV’nin başından ayrılmıyor. Sabah okula gidiyorum A9 açık, akşam okuldan geliyorum A9 yine açık. Evde artık yemek yiyemiyoruz Hocam. Allah’a emanet olun” diyor. MaşaAllah. Annesi hiç ayrılmıyormuş, maşaAllah televizyonun başından. MaşaAllah ne kadar çok kardeşimiz yazmış.Neler var, neler yok. Başka neler anlatacağız?
DAMLA HANIM: Hocam haber okuyabilirim hemen. İçişleri Bakanımız, terörün en önemli ayağının psikolojik terör ve bilimsel terör olduğunu ve terörün arka bahçelerinde üniversite kürsüleri olduğunu ifade eden bir konuşma yapmış. Şöyle söylemiş Bakanımız: “Terör örgütünün yürüttüğü çalışma sadece dağda, bayırda, şehirde, sokakta, arka sokaklarda haince pusu kurarak yaptığı saldırılardan ibaret değil. Bir başka ayağı daha var. Psikolojik terör, bilimsel terör var. Terörü besleyen arka bahçe var. Terör propagandası var. Masum, makul, haklı gösterme gayreti var. Bir kısmı bu yapıyı görmüyor, göremiyor. Yeterli bilgisi olmayabilir. Birileri de ciddi halde saptırma yaparak, kendilerine göre gerekçeler uydurarak, makulleştirerek teröre destek veriyor. Arka bahçe İstanbul’dur, İzmir’dir, Bursa’dır, Viyana’dır, Londra’dır, Washington’dur, üniversitede kürsüdür, dernektir, sivil toplum kuruluşudur, eğitim merkezidir, güzelleştirme derneğidir, düşünce üretme merkezidir. Buraya da sızmışlardır. Bakmışsınız kültür, eğitim derneği, bakarsınız think tank kuruluşu. Dağdaki ile mücadele kolay. Ancak arka tarafını ayırt etmekte zorlanıyoruz. Terör bu zorluktan faydalanarak; ben faydalıyım, iyi işler yapıyorum diyerek, demokrasinin bütün nimetlerinden faydalanarak her tarafa uzanmış durumda” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sayın bakanımız yıllardan beri anlattığımız konunun özetini kapalı bir üslupla da olsa anlatmış. “Komünist, güya bilimsel görünümlü bir propaganda var” diyor. Bilimsel propagandayı bütün Amerika’da bütün Avrupa’da komünist teşekküller, materyalist Darwinist teşekküller organize bir biçimde yapıyorlar. O yüzden önü sonu kesilmiyor bunun demek istiyor. Kapalı bir üslupla anlatmış ama bu kadarına da şükür. Ama bakın, devletin “komünist saldırı var, Darwinist materyalist sistem komünizmi üretiyor ve dünyada da böyle dev bir deccali sistem var. Deccal sistemi PKK’yı destekliyor. O yüzden bunlar böyle önü sonu gelmez bir güce sahip oluyorlar, o yüzden bunlarla uğraşmak durumunda kalıyoruz” diyemiyor devlet. Bu, dünyada deccaliyetin gücünü gösteriyor işte. Darwinizmin, materyalizmin gücünü gösteriyor. Bakın, devlet resmi olarak Darwinizmi eleştiremiyor, materyalizmi eleştiremiyor. Sayın bakanımız yine de koçyiğit çıktı. Ancak bu kadarını diyebiliyor. Geçenlerde de söyledi ama komünistler ayağa kalktı bunu söyledi diye. Yer gök birbirine karıştı, şok oldular “nasıl der” diye. Ve susturmaya çalıştılar, vazgeçirmeye çalıştılar, özür diletmeye çalıştılar. Ama bakan delikanlı, bakan koç yiğit, yılmıyor. Allah’tan korktuğu için başka bir şeyden de korkmuyor, yiğitçe söylüyor. Ama bakanımız daha da net, daha da anlaşılır, net, açık açık söylesin. Danimarka, Norveç, İsveç, Hollanda, Almanya’da her yerde üniversiteler PKK’ya hizmet veriyor. Fas, Tunus, Cezayir’deki komünist örgütler, komünist partiler, üniversiteler, Mısır’daki üniversitelerin birçoğu komünist üretiyor, dinsiz ateist üretiyor ve bunların hepsi PKK’ya destek veriyorlar. Bunun açık açık söylenmesi gerekiyor, olay bu. Fakat yine de helal olsun bakanımıza. Bu kadar olsun söylemiş olması büyük bir güzellik.
DAMLA HANIM: Hocam, İçişleri Bakanımızın bu konuşmalarından sonra sürekli hakkında espriler yapılıyor, adının geçtiği fıkralar anlatılıyor. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah; söylediklerinin önemini kendince azaltmak için yapıyorlar Bakanımızın. Özellikle bu sözünde; “arka bahçe şiirdir, sanat eseridir, yazıdır” demiş. Sanata karşı diye çok fazla yaygara yapıyorlar Hocam. Hatta Yeni Şafak Gazetesi’nden bir haber var, onu da okuyabilirim uygun görürseniz. Yeni Şafak Gazetesi’nde Ali Bayramoğlu, İçişleri Bakanımızın PKK konusundaki son dönemde yaptığı açıklamalarını eleştiren bir yazı kaleme almış. İdris Naim Bey için; “Zamanımıza hangi çağdan ışınlanmıştır? Her ağzını açışında özgürlüklerin ruhunu hedef alıyor, 12 Mart, 12 Eylül askeri savcılarını çağrıştırıyor. Kötü ve kaba sağcılığın, soğuk savaş mantığının, 70'li yılların komünizmle mücadele dernekleri dilinin bu kadar tehlikeli ve çapsız haliyle çoktandır karşılaşmamıştık bu ülkede” diyerek Sayın Bakanımızın açıklamalarının kendisini rahatsız ettiğini söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Bunu kim söyledi?
DAMLA HANIM: Yeni Şafak Gazetesi’nden Ali Bayramoğlu.
ADNAN OKTAR: Üstelik de Yeni Şafak’ta. İnanılır gibi değil. Bir koçyiğit çıkmış meydana ilk defa delikanlıca, yiğitçe komünizmin dünya çapında destek gördüğünü ve komünist dünya devletinin, komünist dünya örgütlenmesinin PKK’nın arkasında olduğunu, bilimi, sanatı kullanarak komünist PKK hareketini desteklediklerini söylüyor. Çıkıyor adam, “sen ne diyorsun” diyor bakana. Bakanım, sonuna kadar yanındayız, doğru yoldasın. Allah seni muvaffak etsin, Allah yolunu açsın, Allah yedi ceddine rahmet etsin. Helal olsun sana koçyiğitsin, adım dahi geriye atma, doğru yolda devam et. Veliler, en başta Allah yanında, Allah’ın velileri yanında, milletçe yanındayız. Çok doğru söylemişsin, ağzına diline sağlık. Yedi ceddine rahmet olsun. MaşaAllah. Lafa bak adamın. O çıkmış yiğitçe, doğruca bilimsel bir gerçeği söylüyor. O da diyor ki “soğuk savaş dönemi…” Soğuk savaşı, sıcak savaşı kalmış mı? PKK alenen ve açıkça savaş halinde değil mi şu an Türk devletiyle? Fiili savaş var. “Soğuk savaş dönemi” diyor. Bundan ala soğuk savaş dönemi olur mu? İdris Naim Şahin hocamız, bakanımız yedi ceddine rahmet olsun. Sen delikanlısın, doğru yoldasın, helal süt emmişsin. Allah muvaffak etsin, şahane. Adalet bakanı bir, içişleri bakanı iki, dışişleri bakanı üç. Üçü de mükemmel. Süperler maşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam, Ali Bayramoğlu’nun KCK operasyonlarına karşı çıkan yazıları da varmış.Eski Marksistlerden.
ADNAN OKTAR: Bakanımıza herkes tebrik mesajı göndersin, herkes desteklesin. Böyle koçyiğit bakanları, devletin başarılı memurlarını, başarılı devlet adamlarını halkımız alkışlasın, yanında olduklarını hissettirsinler. Ama o da koç yiğitmiş maşaAllah. Helal olsun. Allah’ın velileri yanında, bütün millet yanında sayın bakanım, helal olsun sana, maşaAllah. Bak, nasıl hoplatmış adamları. Vurdu mu ses nerelerden geliyor? Nerelerden sesler geliyor. Bakan bir koymuş bunlara adam nereden hopluyor bak. Sen bakanı tebrik etsene sayın bakanı. “Allah razı olsun” de. Var gücünle destek ol. Ne yapması gerekiyordu bakanın? Ne demesi gerekiyordu? Bu nasıl bir mantıktır?
DAMLA HANIM: Hocam, İçişleri Bakanımızın PKK’nın komünist yapılanması ve propaganda yoluyla örgütü ayakta tuttuğu ile ilgili açıklamalarının üzerine, BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş Twitter’dan İçişleri Bakanımıza yönelik üstü kapalı bir açıklama yapmış. Bazı İçişleri Bakanlarının 1938 model olduğunu ve sesi yüksek çıktığı için insanlarla konuşuyor gibi geldiğini, ancak nerede duracağını ve nerede fren yapacağını bilmediğini belirtmiş. Ayrıca Vatan Gazetesi İçişleri Bakanımızın PKK’nın propaganda yöntemleri ile ilgili açıklamalarını; “İçişleri Bakanından garip tarif” başlığıyla haberleştirmiş.
ADNAN OKTAR: Bakan sağlam, anladık ki sağlam maşaAllah. Allah’a hamd olsun, elhamdülillah. Bakanımıza tam destek. Demek ki süper. Çünkü sesin şeklinden anlaşılıyor. Var ya radyoaktif madde olur yaklaştığında düdük sesi artar. Şimdi bunlar da öyle; bunları yakacak sistemi anladılar, doğru bilgilerin akacağını anladılar, panik haldeler. Bakanımızı tabii tenzih ederiz bu benzetme açısından. Nur saçıyor etrafa maşaAllah.
Tamam, başka neler var?
DAMLA HANIM: Hocam, siz devletin ağır hasta kişilerden asla para almaması gerektiğini sürekli hatırlatıyorsunuz, maşaAllah. Bu konuda Sağlık Bakanlığı bir adım daha atmış ve yasaya yeni bir madde eklemiş. Sosyal güvenceden herhangi bir şekilde yararlanamayan kişilerin 250 TL altındaki tedavi borçlarının ve mahkeme masraflarının 2010 tarihinden itibaren tümüyle silinmesi kararı alınmış. Bunun paranın üzerinde borcu olanların, borcunun bir kısmı silinecek ve ayrıca hastanede tedavi görüp vefat edenlerin ailelerinden eğer ödeme güçleri yoksa hiç para talep edilmeyecekmiş Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kanserden ölmüş adam, ailesinden para mı alınır? Ben inanamıyorum. İnsan acayip mahcup olur, aklına dahi getiremez insan. Batacak mı hastane? Onun parasıyla mı ihya olacaksın? Çoluk çocuk zaten perişan oluyorlar orada. Bilakis para verilmesi lazım. Para alınır mı? Kanser hastasından para alınır mı? Adam ailesine bakıyor, kanser hastası oluyor, bakamayacak hale geliyor, aile fakir hale düşüyor. Devlet hem adamın maaşını vermekle mükelleftir o kardeşimizin, o mübareğin hem de tedavisini pek tabiî ki ücretsiz yapmak durumundadır. Paraya ihtiyacı varsa devletin, para verelim kardeşim. Devlet para istedi de vermedik mi? “Böyle bir hizmet yapacağım” desin hükümet anında, derhal inşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam, Mersin’de iki gün önce PKK yandaşları, içinde 30 yolcunun bulunduğu bir belediye otobüsüne taşla, molotof kokteylleri ile saldırmışlardı. Ancak yaralanan olmamıştı. Dün de PKK tarafından Diyarbakır polis ekibine uzun namlulu silahlarla ateş açılması sonucu 2 polis memurumuz yaralandı. Polis memurumuz bu sabah saatlerinde şehit olmuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Onların yapacağı kalleşlik. Kalleşlikten başka bir şey bilmezler. Olayın kökenini üç yıldan beri bağıra bağıra anlatıyoruz. Bu dördüncü yıla girdi. Sonunda bakanımız kükredi. MaşaAllah.
-VTR-PKK’nın Hayat Damarı Anti-Materyalist İlmi Propaganda İle Kesilir
DAMLA HANIM: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ya Allah, Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Yusuf Suresi, 104; “Oysaki sen buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun.” İnsanların en hassas olduğu konu; bir İslami, Kurani konu anlatırken karşıdaki insanın onu Allah rızası için, samimi anlatmasıdır. Ücret karşılığında olduğunda o onlarda çok müthiş bir rahatsızlık meydana getirir. O kişinin söyledikleri doğru dahi olsa o kişiyi pek dinlemek istemez birçok insan.
“O, alemler için yalnızca bir 'öğüt ve hatırlatmadır.'”Neden “öğüt ve hatırlatma” diyor. Çünkü insan kendisinin seçmesi gerekiyor. Kendi karar verecek. Samimi kararı önemli olduğu için öğüt ve hatırlatma olarak söyleniyor.
Bağlantı hazırmış. Bu bağlanacağımız şahıs hakkında bilgi verin önce. Resmini göster, kimdir?
DAMLA HANIM:İnşaAllah Hocam. Büyükelçi Alan Baker ile bağlantı kuracağız. İsrail’in en tanınan hukukçularından biri olan Büyükelçi Alan Baker 1996 ve 2004 yılları arasında İsrail Dışişleri Bakanlığı’nda hukuki danışmanlık yaptı. 2004-2008 yılları arasında İsrail’in Kanada Büyükelçisi olarak çalıştı. İsrail hükümetindeki 35 yıllık hizmeti esnasında Ortadoğu barış süreci görüşmelerine ve İsrail’in komşu ülkeleriyle yaptığı birçok anlaşmaya dahil oldu kendisi. Dışişleri Bakanlığı’nın hukuk danışmanı olan Büyükelçi Baker,İsrail Başbakanlarına, Dışişleri Bakanlarına, Knesset komitelerine ve hükümet organlarına uluslararası hukuk konusunda danışmanlık yaptı. İsrail’de uluslararası konferanslarda uluslararası hukuk, uluslararası ceza hukuku, insan hakları hukukunun yer aldığı görüşmeleri de temsil etmiş. Aynı zamanda terörle mücadele anlaşmalarının taslaklarının hazırlanmalarında bizzat bulunmuştur kendisi. Uluslararası ceza mahkemesi, uluslararası insani hukuk ve Ortadoğu barış süreci ile ilgili birçok makalesi var Hocam. İsrail’in en tanınmış düşünce kuruluşlarından biri olan Jerusalem Center for Public Affairs’te direktör olarak çalışmakta Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam peki, beyefendiyi bağlayın. Selam, nasılsınız?
ALAN BAKER (çeviri): Teşekkür ederim, iyiyim. Siz nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim, ben de çok iyiyim. Elhamdülillah, Allah’a hamd olsun. Buyurun, sizi dinliyorum.
ALAN BAKER (çeviri): İlk sorum şu; bütün İsrail halkı iki ülke arasındaki gerilen ilişkilerden dolayı çok müteessir olmuş durumda. Aslında çok fazla ortak noktamız var. İlişkilerimizin eski haline getirilmesi sizce mümkün mü? Bu konuda bir imkan var mı?
ADNAN OKTAR: Tabiki burada yapılacak en önemli şey bir gerginlik var aramızda, soğukluk oluştu gibi ifadeleri kullanmamak. Çünkü böyle bir olay yok, böyle bir şey varmış gibi gösterilirse insanlar da hakikaten böyle bir şey var zannederler. Bu telkinle elde edilen bir şey. Biz İsrail halkını seviyoruz. Siz Hz. İbrahim (as)’ın evlatlarısınız, sizler bizlere emanetsiniz, derin bir muhabbetle seviyoruz. Ve bütün İsrail’deki dindar halk, İsrailli insanlar da Türk milletini canı gibi sever. Türkiye hayranıdırlar, gelir giderler. Dolayısıyla böyle bir şey vardır telkini yapılması yanlış olur.
ALAN BAKER (çeviri): Eğer gerçekten bir gerginlik yoksa neden Sayın Erdoğan İsrail’e karşı düşmanca bir tavır içinde? Neden Türk halkını da bu şekilde bir şeye yöneltmek istiyor?
ADNAN OKTAR: Düşmanca bir tavır içinde olduğunu iddia etmek o zaman işte bu sanki bu tarz bir şey varmış inancı meydana gelir. Erdoğan politikacıdır, Türkiye’nin başbakanıdır. O kendi görüşlerini ifade edebilir. Ama Erdoğan’ın görüşü bütün Türkiye’nin görüşü olduğu anlamına gelmeyeceği aşikardır. Farz edelim sizin de bakanınız farz edelim bir hata yapıyor, herhangi bir sözünde yanlışlık oluyor. Bu İsrail halkının görüşünü mü yansıtır? Değil. Başkanının açıklaması da Türkiye’nin genel görüşünü yansıtmaz. Politika gereği öyle konuşabilir, siyaset gereği öyle konuşabilir. Genel halkın görüşü çok önemlidir. Halkın görüşü önemli değil, liderlerin görüşü önemlidir derseniz bu olmaz.
ALAN BAKER (çeviri): Teşekkür ederim ama uluslararası bir avukat olarak ve İsrail’i uzun süreler temsil etmiş biri olarak;genelde gördüğüm, bir ülkenin Başbakanı bir şey dediği zaman ülkedeki çoğunlukta bu şekilde düşünüyor olabiliyor. Ayrıca İstanbul ve Ankara’da İsrail karşıtı insanların gösteriler yaptığını da gördük. Tabii ki Mavi Marmara olayı Türkleri çok incitti. Bunu biliyoruz ama Erdoğan’ın negatif tutumu bundan çok önce başladı. Öncelikle dünya televizyonlarının önünde İsrail Cumhurbaşkanı’nı küçük düşürmüştü. Dolayısıyla sanki politikadan daha derin bir konu var gibi görünüyor. Dolayısıyla beni endişelendiren ve birçok İsrailliyi endişelendiren de aslında bu.
ADNAN OKTAR: Bakın, ben size bir delil vereyim, oradan anlayın. Siyaset gereği politik bu tarz eylemler olabilir. Pratik önemlidir. Pratikte ne var? İsrail’i korumak için Türkiye Malatya’da füze kalkanı oluşturdu, radar sistemi oluşturuyor. Ve ağırlıklı olarak yani hemen hemen tamamen diyebilirim İsrail’i koruma amaçlıdır. Ve Türkiye burada büyük bir risk alıyor. Hedef hale geldiği halde kabul ediyor. Ve nükleer bir saldırı olduğunda nükleer füzeler Türkiye’nin hava sahası üstünde vurulacaktır ve Türkiye risk altına girecektir. Buna rağmen İsrail’i korumak için böyle olağanüstü fedakarane, olağanüstü bir tedbir alıyor. Bu tek başına Türkiye’nin, Türk hükümetinin İsrail’i ne kadar sevdiğinin, ne kadar korumaya kararlı olduğunun net delilidir. Söz önemli değildir, fiiliyat, icraat önemlidir. Ayrıca ben Sayın Başbakana da kefil olurum. İsrail’e karşı sözlerini esas olarak görmeyin, kalp olarak, kişilik olarak, ruh olarak son derece şefkatli, merhametli, naif bir insandır, iyi niyetli ve samimi bir insandır, güvenebilirsiniz. Siz bana güveniyorsunuz, beni seviyorsunuz. Benim sözüme inanın. Bir sorun çıkmaz.
ALAN BAKER (çeviri): Çok teşekkür ederim. Bunu duyduğuma çok sevindim, bu beni rahatlattı. Ama bir sorum var. Eğer davetli olarak uluslararası avukatlar panelinde konuşmak üzere Türkiye’ye gelirsem, sizce güvende olur muyum? Yoksa güvende hissetmemem için nedenler olur mu?
ADNAN OKTAR: Burası sizin eviniz gibi buraya benim haham arkadaşlarım, dostlarım geliyor İsrail’den. Eski baş haham geldi, milletvekilleri geldi, devlet görevlileri geldi. Burada en güzel şekilde ağırlandılar. Türk halkı da onlara en güzel sevgilerini, muhabbetlerini sundu. Camileri ziyaret ettiler, birçok yeri ziyaret ettiler. Sevgiyle, muhabbetle, dostlukla, kardeşlikle karşılaştılar. Kendi evlerinden, kendi yaşadıkları ortamdan daha güvende hissettiler Türkiye’de huzur içindeler. Dolayısıyla siz de geldiğinizde en güzel şekilde sevgi saygı göreceğiniz kesindir. Türk halkı misafirperverdir ve güzel ahlaklıdır, sevecendir ama karşılıklı bir gurur çatışması oldu. Bazen böyle olur. Yani insan bir taraf kendini kesin haklı görür, öbür taraf da kendini kesin haklı görür. İki tarafın da gururu devreye girer ama arada bir hakem olmayınca bu gurur mücadelesi devam eder. Böyle olaylara sık sık rastlarız. Bu olaylardan biri de budur. Dolayısıyla gerçek anlamda İsrail’e karşı bir düşmanlık, negatif politika Türkiye’de yoktur. Nitekim ticaretteki gelişmeler de bunu gösteriyor. İsrail’e karşı Türk halkının bakış açısı çok olumlu ve sevecendir.
ALAN BAKER (çeviri): Size belki pratik bir öneride bulunabilirim. Eğer Sayın Erdoğan İsrail’e karşı düşmanca olmayan bir beyanda bulunursa belki bu çok yardımcı olurdu. Çünkü İsrail hakkında son bir kaç ayda söylediği her şey genelde çok negatif oldu. Eğer İsrailliler ondan biraz sempati içeren bir mesaj duyarlarsa, özellikle yılbaşının yaklaştığı, Yahudilerin Hanuka Bayramı, İslam Bayramlarının yaklaştığı bugünlerde eğer Sayın Erdoğan’dan bu şekilde pozitif bir mesaj duyarsak, İsrail halkının onun hakkında görüşleri değişebilirdi, bu çok önemli olabilirdi. Ayrıca bu durum, sizin Sayın Başhahamla görüşmelerinizde verdiğiniz mesaja da uygun olurdu. Çünkü sizin de söylediğiniz gibi dinlerimizin birçok ortak yönü var. Dolayısıyla dini bayramların yaşandığı bugünlerde olumlu bir mesaj verilmesi İsrail halkı tarafından çok güzel karşılanırdı, çok hoşlarına giderdi.
ADNAN OKTAR: Sayın Başbakan zaten bir açıklama yapmıştı daha önce. “Ben İsrail halkını seviyorum” dedi. “Sadece İsrail hükümetinin bu politikasına karşıyım” dedi. “Yani benim sorunum İsrail hükümetiyle” dedi. “İsrail halkıyla benim herhangi bir sorunum yok, İsrail halkını seviyorum” dedi. Bu çok önemli bir açıklamadır. Ama buna benzer sözler tabiî ki güzelleştiricidir, tabiî ki hoştur, tabi ki iyidir. Ama şunu da bilin ki 3 bin yıldır beklediğiniz Kral Mesih gelmiştir, Mehdi gelmiştir. Kral Mesih’in olduğu bir ortamda İsrail’e hiç kimse artık kötülük yapamaz. Başbakan zaten yapmaz, düşünmez. Fakat artık böyle bir devir yok. Çünkü İsrail’de İsrail devletinin kurulması zaten Kral Mesih’in, Mehdi (as)’ın geliş alametidir. Büyük savaşlar Mehdi (as)’ın geliş alametidir. Bundan sonra barış, kardeşlik ve güzellik çağı başlamıştır. Tevrat’ı açıp baktığımızda bütün bu detayları bütün açıklığıyla, delilleriyle görürüz, hepsinin bir gerçek olduğunu görürüz. Tevrat’ta tarif edilen bütün olaylar gerçekleşmiştir, Peygamberimiz (sav)’in hadislerde bildirdiği bütün olaylar gerçekleşmiştir. Mehdi (as)’ın yani Kral Mesih’in çıkış alametleri tamamlanmıştır. Zohar’a göre de Hz. İbrahim (as) devrinden gelen kaynaklara göre de zaten zaman tamamdır. Hz. İbrahim (as) 2012 tarihine işaret etmiştir Zohar’da. 2012’ye çok az kaldı. Artık Kral Mesih’in devrindeyiz. Bundan sonra İsrail halkıyla kucaklaşacağız, dostça, kardeşçe o bütün bölgede ta Ürdün’de, Mısır’da her yerde kardeşçe Allah’ı anacağız, mutluluk çağının güzelliklerini, altın çağın güzelliklerini birlikte yaşayacağız, inşaAllah. Bir de Başbakanımız 27.12.2011 tarihinde Musevi vatandaşların Hanuka bayramını en içten duygularla tebrik eden başbakan Erdoğan’ın mesajı şöyle; “Asırlar boyunca farklı kültür ve medeniyetlere beşiklik eden Anadolu, her daim hoşgörünün, diyalogun, karşılıklı saygı ve anlayışın merkezi olmuştur.”diyor ve devamında diyor ki; “Bu düşüncelerle, Musevi vatandaşlarımızın Hanuka Bayramı’nı bir kez daha tebrik ediyor; kendilerine huzur, mutluluk ve esenlikler diliyorum.” diyor.
ALAN BAKER (çeviri): Bunu söylediğine çok sevindim ama İsrail medyasında pek yer bulmadı böyle bir şey. İlk defa duyuyorum. Ama sanırım her şey vücut lisanıyla ilgili. Eğer daha dostane bir yaklaşım sergilese, kaşlarını çatmasa daha iyi olurdu.
ADNAN OKTAR: Bana güvenin ben başbakanı tanıyorum. Çok güvenebileceğiniz, sevgi dolu merhametli, şefkatli bir insan. Bu mesajını da resmi olarak yayınladı ama İsrail’de duyulmamış olabilir. İsrail’de duyulması için biz daha çok gayret ederiz ama sizleri sevdiğine, sizlere şefkat duyduğuna ben kefilim, eminim.
ALAN BAKER (çeviri): Çok teşekkür ediyorum. Söyledikleriniz beni çok rahatlattı. 2004-2008 arasında Kanada’ya İsrail Büyükelçisi olarak gittiğimde, Kanada’daki en yakın arkadaşım Türkiye’nin Kanada Büyükelçisiydi. Haftada iki-üç kere bir araya gelirdik ve çok fazla ortak noktamız vardı. Tekrar bunun geri dönmesini istiyorum ve çok içten umuyorum ki ilişkilerimiz eski haline gelir. Çünkü iki ülke arasında çok güçlü bir bağlantı var. Bölgesel politikaların, Hamas’ın veya İran’ın bu ilişkiye zarar vermesine izin vermememiz gerekiyor. Benim Sayın Erdoğan’a mesajım bu.
ADNAN OKTAR: İsrail’in korunması, İsrail’in iyi olması Allah’ın kontrolündedir. Allah kullarını vesile eder. Mehdi, Mesih çağındayız. Gönlünüz çok çok rahat olsun, sizleri seviyoruz, Allah’ın bize emanetisiniz, Hz. İbrahim (as)’ın evlatlarısınız. Hep birlikte inşaAllah, Hz. Süleyman (as)’ın mescidini kuracağız, sınırları açacağız. Filistinli kardeşlerimiz, İsrailli kardeşlerimiz hep birlikte sohbet edeceğiz, eğleneceğiz, güzel ve mutlu günler yaşayacağız. Gönlünüz çok rahat olsun.
ALAN BAKER (çeviri): Çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim. Görüşürüz, inşaAllah. Türkiye’ye de buyurun.
Eğer Mehdiyet olmasa yani Kral Mesih’in faaliyetleri olmasa İsa Mesih’in faaliyetleri olmasa dünyayı birbirine katmaya kararlılar.Halbuki Sayın Başbakanımızın oradaki üslubu bayağı samimi, candan, koruyucu bir tavrı var ama gerilim çıkartmak için yoğun bir faaliyet yapıyor demek ki basın. Bu arkadaşlarımız, bu kardeşlerimiz de tedirgin oluyorlar. Ama Mehdiyet müsaade etmez savaşa, Kral Mesih müsaade etmez, İsa Mesih müsaade etmez. Güzel bir çağdayız, güzel bir ortamdayız. 2012’den sonra zaten herkes görecek ne demek istediğimizi. Mehdiyet doğru, İsa Mesih’in gelişi doğru, hepsi doğru. Baş edemezler fakat ciyak ciyak ötecekler tabii, bağıracaklar, çırpınacaklar. Çırpındıra çırpındıra ezeceğim. Darwinistleri, materyalistleri ezeceğim, ağlasalar da, küçük, minik sincaplar gibi hoplasalar da onları yuvalarından çıkarıp ezeceğim, fikirle, bilgiyle, sanatla inşaAllah. Mehdi talebesi olarak, Mehdi öncüsü olarak. Yanlış yollara gitmelerine müsaade etmeyiz ebeveynleri olarak.Bir insanın çocuğu yanlış, hata yaparsa ne yapıyor? Tutuyor kolundan getiriyor keratayı bazen.
Tamam, bir iman hakikati seyredelim, sonra devam ederiz.
-VTR- İman Hakikatleri
DAMLA HANIM: Yayınımıza devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Bugün Zaman Gazetesi’nde bir haber var. Ne diyor? “İnternette dini değerleri aşağılamaya dava açıldı. AİHM kararı örnek oldu.”Dini adam eleştirebilir ama hakaret olmaz. -Haşa- Allah’a inanmayabilir, onunla ilgili açıklamalar yapabilir, bu serbest ama hakaret bu olmaz. Dini değerlere yönelik de, dini değerleri kabul etmeyebilirsin ama hakaret olmaz. Hakaret edersen devlet yakana yapışır, dünyanın neresinde olursa olsun bu böyledir; sırf Türkiye’de değil. Davayı açan benim talebelerimden Kartal. Okumuş internette böyle bir ifadeyi, hamiyeti İslamiyesine ağır gelmiş bir Müslüman olarak. Birçok insanın umurunda dahi değil; ancak kendine hakaret edilirse ilgileniyor. Adam orada dine, mukaddesata hakaret ederse ilgilenmiyor. İşte benim talebem Kartal’ın bu ağırına gitmiş. Ve gitmiş Cumhuriyet savcılığına “efendim benim mukaddesatıma hakaret edildi burada” diyor. “Dava açılsın” AİHM kararlarını da örnek gösteriyor ve dava açılmıştır. Sayın savcıyı da tebrik ediyorum. Savcılarımızın yanında olalım. Böyle şeylerde ateistler, satanistler savcıların çok üstüne gidiyorlar, kimse de yine gıkını çıkartmıyor, yalnız bırakıyorlar, öyle olmaz. Devlet mensuplarımıza daima destek olalım. Polise saldırıyorlarsa polise destek olun, savcıya saldırıyorlarsa savcıya, hakime saldırıyorlar hakime, başbakana saldırıyorlarsa başbakana. Kimse mazlum, kimse haklı herkes ondan olmak durumundadır. Dine mukaddesata hakaret olduğunda vatandaşlarımız hemen tavır koyacaklar. Tabii bazı insanlar fark edememiş olabilir, bir kısmının gözünden kaçmış olabilir. Onları tenzih ediyorum ama gördüğü halde susmak olmaz. Çünkü kendine hakaret oldu mu yeri göğü birbirine katıyor adam. Dine, mukaddesata olduğunda aynı şekilde hukuki işlem gerekir. Eleştirsin eleştirebildiği kadar, -haşa- “Allah yok” diyebilir, “din yok” diyebilir, istediğini desin. Onu felsefeye oturtturabilir, konuşabilir ama hakaret oldu mu bu yakışık alan bir hareket değildir, çok ayıp, çok çirkin.
Bilim dergileri, solcu arkadaşların bilim dergileri sırf bana çalışıyor bu aralar. Yani 3-4 yıldan beri sırf bize çalışıyorlar. Nefes aldırmayacağım, nefes. İstediğiniz kadar bağırıp çağırın. Bir kere hiç tahmin etmediğiniz bir şey oldu. Siz bilime sahip çıkıyordunuz 18. yüzyılda. Bilim de sizden yanaymış gibi görünüyordu hakikaten. Tabii o bakışla, kendi bakışınıza göre. Sonra bir baktılar ki bilim bunları yutan bir makine, parçalıyor. Materyalistleri, Darwinistleri parçalıyor. Mesela proteinlerle ilgili bilgi veriyor burada. Utanarak yazıyorlar. Çünkü her bilgi verişinde mecburen detayları veriyor. Detayları verince mucize ortaya çıkıyor. Mucizeyi de yazamayacağı için bunalıyor. Mecburen yazıyor. Ama diyor bu kadar karışık olsa da siz kafanızı karıştırmayın. Tesadüfen olmuştur” diyor. “Tesadüfen derken kastettiğimiz klasik tesadüf anlamında değil” diyor. “Başka türlü bir tesadüf bu” diyor. Tesadüf mü sonucunda? “Tesadüf ama o tarz bir tesadüf değil. Tesadüf tesadüfü” diyor. Yani ilginç. Nefes aldırmayacağım. Ne demişler “sosyal Darwinizm ve Harun Yahya.” Konu biz. Harun Yahya iflahınızı kesecek sizin ilimle, bilimle ve sanatla. Sayfalarca muhabbet konusu biziz. Yani şahsım. “Canımızı yakma, ne kadar gaddarsın, beş yıldan beri iflahımızı kestin, uy” bilmem ne. “Yakamız bir türlü bir araya gelmiyor. Ne yapacağız” falan tarzındalar. Kardeşim, siz bilimi kendinizden yana zannettiniz. Bilim her gün sizin geçersizliğinizi, yanlışlığınızı yüzünüze vuruyor. Anlamazlıktan geliyordunuz ama ben anlayacağınız hale getirdim. Olay bu. Başka karışık bir şey yok.
DAMLA HANIM: Hocam, bir kardeşimizin bir faaliyeti vardı, onu okumak istiyorum izin verirseniz.Trabzon’da sizi çok seven bir kardeşimiz şöyle söylüyor Hocam: “Selamun Aleykum. Mesajı yazarken bile ellerimin heyecanla titrediği canım mübareğim, nur yüzlü Hocam. Trabzon’da yine üç ayrı noktada toplamda 5 adet A9 TV afişi en az bir hafta boyunca gösterimde olacak, inşaAllah. Üniversite giriş kapısında, semtin en büyük camisinin önünde ve yol kavşağının önünde, inşaAllah. Önceki billboardlarımız maşaAllah çok etkili oldu. Her ay düzenli bir şekilde, tüm şehri kapsayacak şekilde devam edeceğiz, inşaAllah. Canım Hocam, ağzınızdan dökülecek hayır duanıza muhtaç talebeniz” demiş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Karadeniz aslan yatağıdır. Yolda da konuştuk; boydan boya öyle mübarek bir millet, öyle mübarek bir devlet, öyle mübarek insanlar. Allah daha da güzelleştirsin, maşaAllah. Sırf tek başına Karadeniz yeter bütün Türkiye’ye, tek başına. Yani o kadar yiğit, delikanlı, dürüst ve sağlam insanlar. Tek başına. Ege Bölgesi efeler diyarıdır, hep koçyiğit doludur; tek başına yeter Türkiye’ye. Akdeniz Bölgesi dünyanın en güzel, en hoş insanlarının olduğu yerlerdir. İç Anadolu delikanlı yatağıdır. Güneydoğu Anadolu; efendi, dürüst, dindar insanların yeri. Bütün Anadolu böyle birbirinden güzel, maşaAllah. Bu mübarek insanların yurdu bütün dünyaya lider olacak, inşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam, Van’da dün ve önceki gün Global Yayıncılık sizin 5000 eserinizi ücretsiz olarak halka dağıttı, inşaAllah. Çadır kentler başta olmak üzere Van’ın okullarına, camilerine ve üniversitesine de eserleriniz bağışlandı. Vanlı kardeşlerimizin size çok selamı var Hocam, sizi çok sevdiklerini söylüyorlar, inşaAllah. Kitap dağıtımında arkadaşlarımıza yardımcı olan Vanlı gençlerin isimleri de şu şekilde: Ayetullah Çalım, Doğan Bingöl, Halit Babat, Ali Aygün, Mahmut Yüce ve Erhan Çiğdem.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah. MaşaAllah. Ah benim canlarım, ah benim güzel insanlarım, maşaAllah. Bak, canlarımı görüyor musun, ayaklarında lastik ayakkabılar. Benim nurlarımı görüyor musun, benim bir tanelerimi, maşaAllah. Dünyanın en mükemmel insanları, en mübarek insanları, maşaAllah. Allah kalplerine inşirah, ferahlık, derin iman versin, Van’a devam. Van’da benin bu canlarım, bu nurlarım güzel ayakkabılar giysinler. Onlara güzel kösele ayakkabılar gönderelim inşaAllah. Altı kauçuk olsun, soğuk hava. Kauçuk ayakkabı çokça gönderelim. Çok küçük numaralardan çok büyük numaralara kadar hepsini gönderelim. Ayakkabı bir de yün çorap. Ayaklarının sıcak olması önemli, ayakları ısınsın benim canlarımın. MaşaAllah, bak görüyor musun nasıl iman ehli. Bu soğuk havada üstleri de ince, hemen o kitaplara... MaşaAllah. Van’da kitap satışlarında bir engellemeden falan bahsettiler. Biz de dedik “o öyle olmaz, böyle olur”. Yağıyor yağıyor kitap Van’a maşaAllah. Ama benim canlarımı üşütmeyelim, Allah rızası için çok sevaplı olur. Bolca yün çorap, yün eldiven, yün fanila, yün kazak ve özellikle de bot olursa çok çok güzel olur. Bot ayakkabı bot tarzında. İçi böyle güzel kürklü, yahut neyse içi takviyeli, su geçirmeyecek şekilde, altı kauçuk ayakkabılar. Benim bu canlarım öyle gezerlerse onların sevabı yeter inşaAllah. Bir mağazayla anlaşalım ayakkabı almaya gittiklerinde ucuz zaten botlar çok ucuz, inşaAllah. Ayakkabı alırken “ben Vanlı kardeşlerime de bir tane alıyorum” diyecek ayakkabıyı alan. O kadar. Orada bir ayakkabı yeri ayırsınlar Van’a, kardeşlerimize gönderilecek ayakkabılar diye küçük. Mesela “ben çocuklar için almak istiyorum” dersin. Dört tane küçük miniklere bot tarzı. Ne kadar sevinir o çocuklar, ne kadar mutlu olurlar. Lastik ayakkabıyla ne kadar rahatsız edici. Onların orada öyle lastik ayakkabıyla gezmesi olmaz. Ve ne kadar gani gönüllüler. Bak çıtları çıkmıyor, hiçbir şey de demiyorlar. Ne “üşüyoruz” diyorlar, ne “acıktık” diyorlar, ne ayakkabı istiyor, ne başka bir şey. Ses yok. Çok asil insanlardır Güneydoğu’daki kardeşlerimiz. Allah rızası için böyle kampanyalar düzenleyelim, böyle imkanlar, etkinlikler. Ne yapıp edip bu işi halledelim. Dolduralım kamyona ayakkabıları, alıp götürelim çoluk çocuğa orada hemen. Ama başında durmak lazım dağıtımın. Hani arabalara çıkıp kapıyorlar ya o ayıp. Onlar Vanlı değil, Vanlı yapmaz onu. Vanlı utangaçtır, terbiyelidir, ağır başlıdır, asildir, soyludur. Hatta kabul etmez, gizlice götürüp evinde tevdi edeceksin.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum gözbebeğimiz, canımız Adnan Hocam. Sizleri izlerken ruhumuz felah buluyor.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Selamını almadıklarıma da, “Çanakkale’de A9 broşürlerini dağıtırken sizi sevenlerin genellikle gençler olduğunu görüyorum.” Allah Allah. “Çoğu sizi tanıyor. Bazı dindar başı kapalı bayanların broşürleri eline alır almaz sevinç duyduklarını görüyorum. Sizi çok seviyorum. Sayenizde hurafelerden, yobaz düşüncelerden arınıyoruz” diyor Ayşe Çiçek Saygın, Çanakkale.
“Ekteki dosyada daha önce Hocamızı görmeye gelen Fethiye’de yaşayan Elmas Türkmen adlı kardeşimizin A9 TV tanıtım faaliyetlerine ait resimler bulunmaktadır” diyor. MaşaAllah. Aslan, aslan. Bak, her yerde faaliyet var. Çok güzel, maşaAllah. Helal olsun. Fethiye de güzel yer, maşaAllah. İnsanları da güzel, coğrafyası da güzel, maşaAllah. Ellerine sağlık, Allah razı olsun, maşaAllah. Allah her bir harfine sevap nasip etsin, inşaAllah. Çok güzel. Elmas, hakikaten de elmas gibiymiş, maşaAllah.
“Selamun Aleykum gönlümün sultanı canım Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Benim bir sorum olacaktı. Müslüman depresyona girer mi? Çağımızın vebası hükmünde olan depresyon iman eksikliğinden mi kaynaklanıyor? Bu konudaki görüşleriniz nedir Hocam? Hürmetle ellerinizden öperim.” Edirne-Keşan’dan Feyza kardeşimiz yazmış.Deccal büyü yapıyor Müslümanlara, dünya çapında büyü yapıyor. Onun sonucunda Müslümanlarda unutkanlık, sıkıntı oluşuyor. Yani şeytanlar kanalıyla yapıyorlar. Bediüzzaman da diyor bunu; Ahir zamanda deccalin böyle bir büyü yapacağını ve dünya çapında bütün “herkese tesir eder deccal” diyor. ““sihir ve manyetizmanın nev'inden müthiş harikalara mazhar olan deccal ise” diyor. Açıklamasında böyle bir yönü olduğunu söylüyor. Ama kaale almamak lazım. Genellikle neşeli olun, sevinçli olun. Ne güzel, Allah bizi yaratmış elhamdülillah. Tevekkül etmek çok önemli. “Ya şöyle olursa, ya böyle olursa.” Olacak olan neye göre oluyor? Allah’ın yazdığı kitaba göre oluyor. O kitapta hepsi bir bir yazılmış, olmuş bitmiş. Senin üzülmen, korkman, o kitaptaki yazıyı değiştirmez. Ne güzel, Allah öyle yazdıysa hayırla yazmış. Allah’ın yazdığında kusur olur mu? Çok güzel yazar Allah. Mükemmel yazar. Hayırla değerlendirmek önemli, inşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam, Van’daki kardeşlerimizin güzel ahlakını anlattınız. Şöyle bir haber var; geçen gün Van’daki depremzede kardeşlerimize gönderilen battaniye yardımlarının içinden 30 bin değerinde altın çıkmış. Yardımı alan kardeşimiz, altını sahibine geri göndermiş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: İşte Van’ın asaleti görüyor musun? Hepsi soyludur, hepsi efendidir, hepsi Müslüman evladıdır. Hepsi helal süt emmiştir. Yani muhteşem insanlardır. Özellikle Güneydoğu insanları çok güzel ahlaklıdır. Bütün Anadolu’muz öyledir ama oradaki insanlarımız da peygamber ahlakı gibi ahlakları maşaAllah.
“Hocam, gözlerimiz yolda kaldı ama beklemeye değdi çok şükür. Siz yeter ki gelin, biz bekleriz. Biraz önce stüdyoya girince, daha önce sizi görmeden kendimizden geçtik, maşaAllah. Hocam, bize ruhu anlatmanız mümkün olur mu, inşaAllah?” diyor. İnşaAllah.
Nurettin İnal, Kartal-İstanbul; “Sohbetlerinizi yakinen A9 TV’den izliyorum. Işığınızla adeta aydınlanmaktayım. Hocam, arada söylediğiniz şarkılar da bu güzel sohbetinizde ayrı bir renk oluyor”diyor.
Pınar kardeşimiz, “1000 adet broşür dağıttım Hocam” diyor.Ne güzel, elhamdülillah, maşaAllah. Her biri adeta bir Mehdi olmuşlar, maşaAllah.
“Allah rızası için, Allah aşkı ile yaşamak istiyorum Hocam. İsmim Fazıla. Dua edin” diyor, inşaAllah.
“İş yerinden sizi dinliyoruz Hocam topluca” diyor. Antalya’dan yazıyormuş kardeşimiz.
Bir hanım yazarın yazısından; Adnan Hoca bir kere çok zekidir. Diğer cemaatlerden önemli bir farkı ise Türk-İslam düşüncesini ısrarla savunmasıdır. İlginç bulduğum ise, direkt bodoslama fikir ve düşüncelerini yansıtma yöntemidir” diyor. Yani “sözü hiç uzatmaz, küt diye söyler” diyor, maşaAllah. Öyle olmak lazım. Konuşuyor konuşuyor adam, iki saat konuşuyor. İnternette de dinliyorum, ne konuşuyor acaba adam, ne anlatıyor diye; bir türlü sonu gelmiyor. Direkt söylesene ne söyleyeceksen. Anlat baştan, sonra ne yapıyorsan yap.
Damla Ünlüsoy; Damla, İslam ahlakı dünyaya hakim olduğunda müzik olacak, resim olacak, sanat olacak, bilim olacak. Nur gibi aydınlık yüzler, nur gibi insanlar neşeli sevinçli gençler göreceksiniz. Hanımlar son derece özgür olacak. Eve kilitlenmiş, insan olmaktan çıkarılmış, buçuk tabir edilen, eksik etek tabir edilen kadınlar değil, böyle soylu, aklı başında, yönetici olabilen, güç sahibi, klâs, kaliteli hanımlar olacak.
“Hocam, sizi hasretle beklemek ne güzel. Her gelişiniz muhteşem oluyor yüreklerimizde. Yeni bir neşe, yeni bir sevinç, dalga dalga ferahlık, esenlik, maşaAllah. Şu an kardeşlerim Müslüman kadının güzel özelliklerinden bahsediyor. Dinliyoruz, hayran kalıyoruz, ‘biz de öyle olalım’ diyoruz. Her gününde, Allah’ın her verdiğine tam teslim olan, etrafında en yakın olanlara, hiç yüzünü ekşitmeyen, kaliteli, güzel Müslüman olmayı…”Uzun uzun yazmış kardeşimiz, maşaAllah.
Yobaz takımından hiç İttihad-ı İslam’ı duyamazsınız. Nefret ederler İttihad-ı İslam’dan bakın. Yobazların nefret ettiği önemli olayları söylüyorum: Bir; İttihad-ı İslam. İstiyormuş gibi gösterir fakat kesinlikle istemez. Hiçbir şekilde istemez. Zaten konuştu mu hemen anlarsınız. Mehdi’den nefret eder. Fakat anlatsa bile onu öyle bir imkansız anlatır ki. Yani istemediğini anlarsın. İsa Mesih (as)’ı ister. Fakat hiç istemediğini biraz konuşturunca anlarsın. Kuran’a hayran olduğunu söyler ama biraz konuşunca bakarsın ki Kuran’a düşman olduğunu anlarsın. Hiçbir şekilde kabul etmez Kuran’ı yobaz. Neyi kabul eder biliyor musun? Put adamları kabul eder. Putlaştırılan insanları kabul eder. Put inançları kabul eder. Kokuşmuş, pis şeyleri kabul eder. Mesela nefret üstüne dayalı bir haber mi aldı. Onu çok iyi değerlendirir. Mesela adam öldürme, asma, kesme, nefret, pislik, rezillik; yobaz bunu çok sever. Ama bir aydınlık, iyilik, güzellik olduğunda bunu istemez.
Betül Hüma Gürkan, makyajınızı çok beğenmiş Betül. “Kleopatra gibi” diyor. Kleopatra güzel bir makyaj yaptıysa, o da alınır. Bir başkası güzel bir şey yapsa… Yani güzel olması önemlidir. Güzelse olur. Peygamberimiz (s.a.v) Mekke, Medine sokaklarında geziyor; gezerken çok güzel hanımlara gözleri takılıyor. Bayağı beğeniyor, çok hoşlanıyor. “Ben seni almak istiyorum. Hoşlandım, beğendim” diyor. Cenab-ı Allah diyor ki; “sen hoşlansan da, zevk alsan da, beğensen de, bundan sonra nikahla hanım almak sana yasak. Ama eğer kendilerini hibe ederlerse, o olur” diyor. Yani mehir parası vermemiş oluyor Peygamberimiz (s.a.v). Çünkü maddi durumu yeterli olmakla beraber o çapta değil, inşaAllah. “Cariye olarak geleceklerse, o da olur” diyor Allah. Ondan sonra yüzlerce hanım müracaat yapıyor Peygamberimiz (s.a.v) ile evlenmek için, onun olmak için, maşaAllah.
Benim biraz geç gelmem bayağı bir olay olmuş. Halbuki ben özellikle geç geldim ki, sizlerin konuşması olsun diye. Çok güzel konuşuyorsunuz. Faydalı oluyor.
Edirne’den, “sabah programınızı izlerken Hoca hanım ‘cennette anlatılacak bir hikayemiz olmalıdır’ bahsini anlattı. Ne güzel bahistir. Duyduğumdan beri ağlıyorum” diyor kardeşimiz. Çok hoşuna gitmiş cennet hayatı. “Gözyaşımın her tanesinin yüz binlerce katı kadar Allah sizlere sevap versin” diyor, inşaAllah.
AYLİN HANIM: Sizin izahınızdı zaten Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Gözümüzün nuru, dünyanın en yakışıklısı, canımızın içi Hocamız, bugün yine şahanesiniz. Bu şiir size olan aşkımızı anlatmaya belki bir tercüman olur. Adını duyduğum an, deli olurum mutluluktan/Ne kadar anlatsam sevgimi bitmez/Aşkımı anlatmaya cümleler yetmez/Neden anlamıyorsun? Bu gönül seni başkasına yar etmez.Elif ve Deniz.” Oradan da ‘ADNAN’ çıkıyor, baş harflerinden. MaşaAllah.
“Kız kardeşlerim anlattıkça, utancımdan kaçacak yer arıyorum. Sanki bana anlatıyorlar bu akşam. Ne kadar hatam varsa, hepsini tek tek tespit ettiler” diyor. Akşamki sohbetinizi söylüyor.
“Canım Hocam, ben İzmir’den 13 yaşında Rumeysa. Ben Allah için sizi çok seviyorum. Annem de sizi çok seviyor. Fakat çok kahve tükettiğinizi gördük. Bu sizin sağlığınızı bozmuyor mu? Çok endişelendik. Çünkü dünyanın size ihtiyacı var. Sizi çok seviyoruz. Allah’a emanet olun.” EvvelAllah, Hz. Ali (r.a) gibiyiz. Kolesterolüm 110-120 arasında değişiyor. Son baktırdığımda 120’ydi. Tansiyon en fazla 10; 10/6, 10/7 falan. Hiçbir zaman aşmaz. Çok nadir 11 olduğu oluyor. Zımba gibiyiz, maşaAllah, elhamdülillah.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Marşlar/Fasıllar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...