GÜLŞAH HANIM: Yayınımıza Hocamızın katılımıyla devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Neler var haberlerde?
DAMLA HANIM: Okuyabilirim Hocam bir haber. Siz 31 Ağustos 2010 tarihli röportajınızda vizelerin kaldırılması gerektiğiyle ilgili şöyle demiştiniz Hocam; “Sınır kapısına gidiyoruz, ‘ne istiyorsun?’ diyoruz, ‘pasaportunuzu bir rica edelim.’ Ne oluyor böyle? Biz Konya’ya gittiğimizde kapıda deseler ki bize; ‘getir, göster pasaportu, haydiKonya’ya gir;’ olur mu böyle bir şey? Konya neyse Azerbaycan da odur. Suriye’ye niye pasaportla gidelim? Irak’a niye pasaportla girelim? Doğrudan gir. Hepsi bizim kardeşimiz değil mi?” demiştiniz Hocam. Sayın Davutoğlu da sizin konuşmalarınıza tamamen paralel çok güzel bir konuşma yapmış. Sayın Davutoğlu Türklere vize muafiyeti getirmeyen Avrupa Birliği’ne yönelik şunları söylemiş; “Türkiye ile Gürcistan arasında kimlik kartı ile seyahat ediliyor. Çünkü nasıl Trabzon ile Batum ayrılamazsa, Edirne ile de Selanik, Üsküp, Filibe ayrılamaz. Avrupa Birliği vize ile kendi zihinlerini, gönüllerini kapatıyor. Bu duvar yaşamaz, bu duvar çökecek” demiş. Ayrıca Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne yük değil, nimet olduğunu; “hasta adam değil, doktoruz” sözleriyle ifade etmiş. Türkiye’nin kimsenin toprağında gözü olmadığını eklemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: İfadelerimiz aşağı yukarı birebir aynı. Helal olsun. Dışişleri Bakanı helal süt emmiş. Çok seviyoruz, destekliyoruz. Aynı şekilde İçişleri Bakanı da. Bakın, İçişleri bakanı dedi ki; “komünizm fikri propaganda yapıyor. Yani Marksist, Leninist, komünist propaganda yapıyor ve Avrupa’da da PKK bu propagandayla besleniyor, sahte bilimsel destek var” dedi. Vay sen misin onu diyen? Çünkü canevlerinden vurdu, en hayati nokta. Bizim yıllardan beri vurduğumuz noktayı bakan devlet eliyle vurunca adamlar böyle balyozla ayağına vurulmuş gibi havaya hopladılar. Var güçleriyle “İçişleri bakanı görevden alınsın” diyorlar. Sakın ha, sakın. İçişleri bakanı çok güzel, isabetli tavırlar içerisinde, çok doğru gidiyor İdris Naim Bey. Allah muvaffak etsin, Allah yolunu açsın. Çok daha güzel de hizmetleri olacak. Bu ifadesini pekiştirecek daha güzel de açıklamalar bekliyoruz. PKK’yı kızdırmaya devam etsin. Doğru yolda. Ses geldi mi ne demektir? Doğru yoldasın demektir. Ses yoksa doğru yolda değilsin demektir. Onun için İçişleri bakanımıza bütün milletimiz destek versin. İstifa çağrıları ne anamla geliyor biliyor musunuz? “Görev süreniz uzun olsun efendim” anlamına geliyor. Manası bu. Yani “mümkün mertebe görev süreniz uzun olsun”. Anlamı budur. “İstifa edin” dedilerse bu anlamda anlayacak. “Aman yerinde kalsın, çok iyi” diyorsa bu tayfa, aman ha, istifa etsin, gitsin. “Kalsın” diyorsa gitmesi gerekir. “Gitsin” diyorsa kalması gerekir. Tam tersidir inşaAllah.
Bir kısa ara verelim, ondan sonra devam edeceğiz.
-VTR-İman Hakikatleri
GÜLŞAH HANIM: Yayınımıza Şehrazat’ın katılımıyla devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne anlatıyorduk, ne konuşuyorduk?Sınırda, Güneydoğu’da o 35 kardeşimizin şehit edilmesi, Allah gani gani rahmet etsin hepsine. Çok rahatsız oldu herkes. Mazlum canlarımız, Allah’ın hikmeti. Orada bir nevi savaş durumu olduğu için adeta, çünkü PKK ile göğüs göğse devlet bir mücadele içerisinde, bu istenmeyen olay oldu. Allah hepsine gani gani rahmet etsin, şehitlerimizi bağrımıza bastık. 35’i de mazlum, Güneydoğu’nun güzel insanları, canları. Ama nasıl oldu bu? Yani buna çok iyi bir yöntemle tedbir alınabilir. En azından bu arkadaşlarımız, bu canlar oradan geçerken telefonla bölge karakolunu uyarabilirler. “Biz geçiyoruz” derler, bu kadar basit. Ne olacak? Hiçbir şey olmaz. “Biz geçiyoruz, yabancı değiliz, biziz”, bu kadar, başka bir şey yok. Bölge karakolunu uyarsınlar. Devlet onu bilemez, çok vahim bir durum var. Onlara bir kolaylık sağlanması lazım, kardeşlerimize. Kaçakçı maçakçı falan, ne malum kaçakçı olduğu? Olsa da ne yani, mazlum insanlar onlar, zaten zor durumları. Yazık bu insanlara. Fakat devlet bir kolaylık göstersin, telefonla söylesinler, “geçen biziz” desinler, bu kadar yani inşaAllah. O zaten bilinir orada, mesela ismiyle söyler, “benim” der, “bizim arkadaşlarımızla geçiyoruz”. Bu şart. Bu canlarımız, yazık benim canlarıma, ekonomik zorluk içerisindeler, hep gencecik, aslan gibi delikanlılar orada şehit olanlar. Allah cennette inşaAllah Hz. Ali (ra)’la, Hz. Hasan (ra)’la, Hz. Hüseyin (ra)’la, güzel insanlarla hep beraber eder. Allah’ın takdiri, oturup şu an buna üzülmek Kuran’a uygun olmaz. Kuran’a uygun düşmez, İslam’a uygun düşmez. Tedbir alabiliriz, o kardeşlerimizin ailelerine yardımcı olabiliriz. Maddi yardım yapılsın ailelerine 35 kişinin, fakir onlar, fakir aileler. O canlarımıza feda olsun, ne kadar gerekiyorsa yardım yapılsın. Onların rahat edecekleri şekilde, ekonomik yönden sıkıntı çekmeyecekleri şekilde bir güzellik yapalım. Suiistimal edilmez. İçişleri bakanı istifaya çağrılıyor, içişleri bakanıyla ne alakası var? Ne kadar ayıp, ne kadar vicdansız bir hareket. İçişleri bakanıyla bunun bağlantısı nedir? İçişleri bakanı “gidin, mazlumları katledin” der mi? Der mi böyle bir şey? Kılı kırk yarıyor insanlar, askerimiz bizim çok Allah’tan korkan insanlar, kılı kırk yarıyorlar. Nereden çıkarıyorlar böyle şeyleri? Şehitlerimizi bağrımıza basıyoruz. Onlar da bizim canımız. Allah ailelerine de sabr-ı cemil nasip etsin, inşaAllah. Güzel bir sabırla sabretsinler. İstenmezdi ama oldu, yani kaderde Cenab-ı Allah’ın takdiri. Ama bundan sonra mutlaka söylesinler, mutlaka. Bir şey olmaz. Devlet bir kolaylık göstersin. “Biz terörist değiliz, geçiyoruz biz buradan, adım şu” o kadar. Mesela bilinen insanlar olsun. Hatta görüntülü telefon var ya “efendim benim arkadaşlarımızla biz geçiyoruz, müsaadenizle” o kadar, inşaAllah. Onlar da “geç” desinler, ne diyecekler? Ne kaçakçılık yapacak? Mazlum insanlar, benim canlarım oradan yiyecek almış, içecek alıp, oradan oraya alıp götürüyor. Ticaret yapıyor olabilirler en fazla. Ne kaçakçılık yapacak? Ne demek kaçakçılık? Bir yerden bir mal alıp bir yere satıyor, gayrimeşru bir şey, esrar satmıyor, eroin satmıyor. Ne satıyor yani? “Kaçakçı” deyip de onları mahcup etmek doğru değil, gerek yok o söze. Bir şey alıyorlar, farz edelim, ucuz bir yerden bir şey alıyorlar, alıp götürüyorlar, orada satıyor. Başka bir yere alıp götürüp satıyor inşaAllah. Vergisini vermemiş olabilir en fazla. Vergisini de verir yani, nedir? Yahut devlet vergi almasın onlardan. Almasın vergi, onlardan vergi mi alınır, o mazlumlardan? Ucu ucuna gariplerim üstte yok, başta yok, ayaklarında lastik ayakkabı, bu soğukta, buzda katırlarla falan giden insandan vergi mi alınır? Gayrimeşru bir şey satmadıktan sonra ne satıyorsa satsınlar. Bir kanun çıkarılsın, ne satıyorsa satsın, ne yapıyorsa yapsınlar. Zararlı bir madde olmadıktan sonra, ticaret olmuş olur. Alsın satsın, ne yapıyorsa yapsın. Hiçbir şekilde vergi almasın devlet, inşaAllah.
“Hz. Mehdi (a.s) muhtemelen Erbakan Hoca olabilir, inşaAllah.” İnşaAllah, o bizim zaten Mehdimiz, Erbakan Hocamız. O bizim zaten canımız. Ama dünyaya İslam’ı hakim edecek, Müslümanların başına lider olarak geçecek bir Mehdi var. Erbakan Hocamız tabii ki Mehdi. Tabii ki milyonlarca insanın hidayetine vesile oldu. Tabii ki Mehdi’dir. Ama ahir zamanda Hz. İsa (a.s) ile beraber namaz kılıp, İslam’ı dünyaya hakim edecek şahıs Hz. Mehdi (a.s)’dır. İnşaAllah bunu göreceğiz.
İnsanlar, insanları sevecekler. Allah’ın yarattığı varlık olarak sevecekler. Yaratandan ötürü sevecekler. İnsanı sevmemek olmaz. Mutlaka şefkat duyacağız. Dinsiz, ateist bile olsa, ona da şefkat duyacağız. Onu mutlaka kurtarmaya çalışacağız. İyi olmasını isteyeceğiz, hayırlara koşmasını isteyeceğiz, inşaAllah.
Ebru Hocam, ne anlatmak istersin?
EBRU HANIM: Hocam güzel bir fosilimiz var. Geçen gün kardeşlerimizden biri sormuştu, niye bu tarz hayvanların kafataslarını görmüyoruz diye. 64 milyon yıllık, Paleosen dönemine ait bir sırtlan kafatası var şu an sizin elinizde.
ADNAN OKTAR: 64 milyon yıllık.
EBRU HANIM: Evet, Paleosen dönemine ait. Çin’den çıkartılmış bir fosil. Günümüzdeki sırtlan kafataslarıyla birebir aynı. En ufak bir değişikliğe uğramamış, 64 milyon yıldır hiçbir değişiklik olmamış. Evrimin olmadığının milyonlarca delillerinden bir tanesi.
ADNAN OKTAR: Tamam, yine kısa bir iman hakikati arası.
-VTR- İman Hakikatleri
ADNAN OKTAR: Twitter’da ne yazmışlar dedin sen?
DİDEM HANIM: Twitter’da BDP’lilerin de dün hayatını kaybedenler için şehit ifadesini kullandığını söylemişler. Onun için aynı ifadeyi kullanmamızı eleştirmişler.
ADNAN OKTAR: Şehit ifadesini kullanmamızı eleştirmişler.
DİDEM HANIM: Bir de cenaze töreninde bazı tabutların üzerinde kırmızı, sarı, yeşil bayraklar var. Bu yüzden “bu kişilere şehit demeyin” diyorlar.
ADNAN OKTAR: Çocuklar ne yapsın, herif getirip üstüne o bayrağı sererse, bez diyelim, çaput sererse, ne yapsın onlar? Fakir fukara aileler bunlar, “bunu kaldır” dese öldürmeye kalkabilirler. Ne yapsınlar? Hepsi şehit. Olur mu öyle şey? BDP’lilerin de diyor olması veyahut bir başkası yahut PKK’lılar da şehit diyor olabilir, o bizim şehit dememizi engellemez ki. Oradaki insanlar mazlum, bizim kardeşlerimiz. Kaçakçı maçakçı, ben o lafı da gereksiz görüyorum. Gayrimeşru ticaret yapmış olabilir, vergisini ödememiş olabilir, o, başka bir şey yok. Dolayısıyla mazlum olarak canı alındıysa bir insanın, şehit olmuş olur. Tabii ki şehitler. “Gel bana bayrağı ört” mü demiş çocuk? Oradaki delikanlı “şehit olduğumda PKK bayrağı mı ört” demişler üstlerine. Nefret eder çocuk. Ne yapsın o çaputu, bezi? Tabii ki istemez. Ama nasıl söylesin? Şirretlikler yaparlar diye PKK’lılar, çekiniyorlardır. Şehitliği konusunda tereddüt yok, bana göre şehittirler. Kafaya bak sen, gariplerim orada vergisini ödemeden ticaret yapıyorlar, yanlışlıkla Türk Hava kuvvetlerinin jetlerimiz tarafından şehit edilmeleri mevzubahis olmuş. Daha önce de Kıbrıs savaşında da olmuştu kendi gemimizi bizim jetlerimizin bombardımanı sonucunda kaybetmiştik. Hatta orada şehitlerimiz de olmuştu hatırladığım kadarıyla. Tabii, kendi askerimizi şehit etmiştik. Oluyor bu, olabiliyor. Allah affetsin, rahatsızız. Bir daha tekerrür etmemesi için tedbir alınması gerekir. Ama o canlara şefkat duyuyorum ben ve ailelerine de tekrar baş sağlığı diliyorum. Allah onlara uzun ömür versin, sabr-ı cemil nasip etsin Cenab-ı Allah. Ve maddi yönden de ailelerine yardım yapılması gerektiğine inanıyoruz. Cenazeler, oradaki o şehitler bizim, bizim insanımız, bize aitler, PKK’ya ait değil.
Bak hadis, 1300 yıllık hadis; “Bağdat’a köprü yapıldığı ve kuyruklu yıldızlar doğudan doğduğu zaman” dikkat edin, “kuyruklu yıldız çıktı” demiyor; “kuyruklu yıldızlar”. Biri Lulin kuyruklu yıldızı, biri Halley kuyruklu yıldızı, ahir zamanda oldu, ilk defa oluyor zaten bu. “Ordunun süvari birlikleri köprü üzerinde öldürülecektir.” Aynı şekilde, Bağdat’a köprü yapıldı ve köprü üzerinde süvari birlikleri, askeri birlikler tahrip edildiler. Bakın, hadisteki ifadenin aynısı. Aynısı tahakkuk etmiştir. Bak; “Bağdat’a köprü yapıldığı ve kuyruklu yıldızlar doğudan doğduğu zaman” tam o devirler. Zamanlamaya bakın, tam o devir. Bağdat bombardıman olması, kuyruklu yıldızlar, hepsi aynı devirde diyor Peygamberimiz (sav). “ordunun süvari birlikleri” süvari birlikleri nedir? Tanktır, ciptir yahut cemse, hepsi askeri, hareketli olanlar birlikler. “Köprü üzerinde öldürülecektir.” Bombardıman sonucunda üstlerinde askerler varken köprü bombardımanla çökertildi ve askerler de orada şehit edildiler. "Vaad edilen Mehdi'nin zuhur mukaddimeleri olan Abbasi Melik Horasan'a vardığı zaman,ŞARK TARAFINDA İKİ DİŞLİ, MÜNEVVER BİR BOYNUZ ÇIKAR (BATIDAN) MEŞRİKADIR (DOĞUYADIR)..." “Batıdan doğuya doğru gider” diyor, kuyruklu yıldızı açıklıyor İmam-ı Rabbani. İlk defa, yani astronomi bilimi böyle bir kuyruklu yıldız hiç görmedi, ilk defa oldu. Batıdan doğuya giden, ilk defa ve iki uçlu olan, ilk defadır. İmam Rabbani bu konunun ehemmiyetine o kadar çok dikkat çekmiş ki, o kadar uzun anlatmış ki hadisi. Yahya (as) şehit edildiğinde de bu kuyruklu yıldız çıkmış, Halley kuyruklu yıldızı. Nuh kavminin zamanında da olmuş. Hz. İbrahim (as)’ı ateşe atmaya kalktıklarında da olmuş. Firavun kavminin zamanında da olmuş, Firavun kavminin helak edilmesi devrinde, o devirde de olmuş. Bu kuyruklu yıldız çıktı mı, çok önemlidir. Hep büyük olaylar zamanında çıkıyor inşaAllah. İki başlı tabirinin kullanıldığını uzun uzun açıklamış. “Şark tarafında bir kuyruklu yıldız doğu aydınlık verecektir”. Şimdi bu konular, her zaman söylüyorum, Avrupa’da büyük gazetelerde yayınlansa, sırf şu konu, yer yerinden oynar. Müslümanların bir kısmı bundan bihaber, böyle aleni bir mucizeyi görmezden geliyorlar. Bakın Bağdat’a köprü yapılacağı, yeni yapılacak köprü bak, yeni, “yeni köprü yapılacak” diyor, “köprünün üstünden askeri birlikler geçerken köprü yıkılacak” diyor. “Aynı dönemde de kuyruklu yıldızlar çıkmış olacak iki tane kuyrukluyıldız. “O kuyrukluyıldızlardan bir tanesi batıdan doğuya gider, iki uçludur, çok parlaktır” diyor. “O kuyrukluyıldız çıkmadan önce yağmurlar azalır, yağmurlar kesilir, o kuyruklu yıldız çıktıktan sonra da yağmurlar artar” diyor. Aynısıyla oluyor, adamlar haberleri bile yok. Tek başına bu mucize olarak yeterlidir. Peygamberimiz (sav)’in hak peygamber olduğu, Kuran’ın hak kitap olduğuyla ilgili net delildir.
Kıbrıs’taki olayda mesela üçgemimiz kendi uçaklarımız tarafından bombalanmış. “Kocatepe gemisi battı, diğer iki gemi de ağır yara aldı. 54 donanma askerimiz şehit oldu”. Olabiliyor, savaş hali bu. Ama tedbir alınırsabir daha tahakkuk etmez bu tip bir olay inşaAllah.
“Merhamet yüklü bulutumuz, doğuda şehit olan kardeşlerime merhametiniz, dualarınız bizleri çok etkiledi. Şefkatiniz, tüm insanları Allah için sevmeniz hayranlık uyandırıcı. Canım Hocam, maşaAllah; öyle şefkatli, öyle merhametli, öyle sevgi dolu, öyle üstün ahlaklı bir Hocamız var ki, kendimizi çok bahtiyar, çok emniyette ve güvende hissediyoruz, inşaAllah. Mahkemelik olayınızda Allah’a teslimiyetiniz bizleri çok olumlu yönde etkiledi” diyor. Her haliniz bizlere büyük bir örnek canım Hocam, maşaAllah” diyor. Tabii, şimdi “hakimler nasıl böyle karar verdiler” denir mi? Demeyiz, kararı veren Allah, hakimleri vesile ediyor. Hayır var, hayır var, inşaAllah. Nitekim hakimler biri de diyor ki; “evet, bunlar işkence suçunu işlemiştir, adli tıp raporları doğrudur, şahit ifadeleri doğrudur, ceza verilmesi gerekir” diyor. Savcı ne diyor? Savcı da aynısını söylüyor. İki hakim de “biz de bu görüşte değiliz” diyor. Allah onların kalbine öyle ilham ediyor, onların kalbine öyle ilham ediyor, hayır var. Yargıtay’a gittiğinde de kim bilir ne olacak? Onda da hayır var, inşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.“Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam, her zamanki gibi şık, yakışıklı ve heybetlisiniz, maşaAllah. Sizi çok seviyorum, siz kime nazar etseniz o güzelleşiyor. Dün Facebook’ta kediniz Pamuk’u gördüm.” Acayip üyesi varmış Pamuk’un. Facebook’ta meşhurmuş, takipçisi çokmuş. Getir şu çeteyi, vay vay vay.
CEYLAN HANIM: Hocam, her ülkeden üyesi var Pamuk’un.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Kediniz Pamuk’u gördüm, onda bile bir heybet var maşaAllah, inşaAllah.
Kısa bir ara verelim, iman hakikati seyredelim, sonra devam edeceğiz. Hadi bakalım.
DAMLA PAMİR:Polonya’dan Kasha’nın katılımıyla yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Ebru Hocam, senin profesör gibi olman çok şahane bir şey. Kardeşim antropoloji, paleontoloji…Ucu bucağı yok, bu ne ilimdir. O kadar fazla fosil hakkında bilgisi var ki; yüzlerce, binlerce fosili tanıyor, biliyor. Binlerce, mesela şu şuradan çıkma diyor, şu şuradan çıkıyor; hayret edilecek şey, bu ne bilgidir. Mesela şu bölgeden çıkmıştır, şu katmandan çıkmıştır diyor, şu kadar yıllıktır diyor. Hepsini biliyor.
EBRU HANIM: Hocam, on dört yıldır emek emek, hepsinde sizin emeğiniz var Hocam. Siz yetiştirdiniz, maşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Vesile oluyorum, maşaAllah.
Aferin, bak ne diyor İhvan-ı Müslümin;“Müslüman kardeşler kiliseleri koruyacaklar.”Hz. İsa Mesih (a.s)’ın ayak sesleri, Hz. İsa İbni Meryem (a.s)’ın ayak sesleri, maşaAllah. “İhvanın gençleri Noel’de Kıpti kiliseleri korumak için komiteler oluşturma kararı aldı.” Helal olsun, helal olsun; yakışmış, güzel olmuş. Tabii yobazlar bayağı rahatsız olmuşlar. Yobazlara göre Hristiyanların kesilmesi gerekiyor değil mi? Müslüman tavrını görüyor musun, koruma kararı almışlar.Doğrusu budur. Müslümanca olan budur.
Bunların hepsi, -çok özür diliyorum- artistik hareketler. Hiçbir şekilde savaş mavaş olmayacak Ortadoğu’da. Fakat silah tüccarları biraz daralmış vaziyette mal satamıyorlar. Uçak satmak, silah, tank top satıp biraz köşeyi dönmek peşindeler, onun için ortalığı kızıştırmaya çalışıyorlar. İran’la Amerika hiçbir zaman savaş yapmaz, artı bu savaşa müsaade etmeyiz, edilmez. Yok öyle bir şey, hiç boş yere heveslenmesinler. İsrail parlamentosunda sadece bu tasarı çıkma durumundaydı, bu Ermeni soykırımıyla ilgili bir kanun yahut bir hüküm çıkaracaklardı,birdenbire vazgeçtiler. Bilin bakayım neden? Söylemeyeceğim, söylemeyeceğim. Ama tahmin edersiniz.
Size Risale-i Nur’dan okuyayım ben ama kısa bir iman hakikati filmi seyredelim ondan sonra devam edeceğiz, hadi bakalım.
-VTR- İman Hakikatleri
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman Hazretlerine talebeleri o zamanlar hüsnü zan olarak sürekli “Hocam, sen Hz. Mehdi (as) mısın?” diyorlar. Açıklıyor. Yine “Hz. Mehdi (as) mısın?” Açıklıyor, yine “Hz. Mehdi (as) mısın?”. Zübeyir ağabey olsun, Hüsrev Ağabey, hepsi anlamışlar, Sungur ağabey zaten farkında, Seyyid Salih Özcan ağabeyimiz Hz. Mehdi (as)’ın sonradan geleceğini biliyor. Fakat buna rağmen soruyorlar.
“Nurun ehemmiyetli ve çok hayırlı bir şakirdi”, bak “çok ehemmiyetli ve çok hayırlı” diyor, sevdiği bir insan. “...çokların namına” birçok kişi adına geliyor ama. Mesela yüz kişi, bin kişi soruyor; onların namına geliyor, soruyor. “...benden sordu ki: "Nurun halis ve ehemmiyetli bir kısım şakirdleri, pek musırrane olarak ahirzamanda gelen al-i Beytin büyük bir mürşidi seni zannediyorlar.” Hz. Mehdi (as) zannediyorlar seni diyor. “ve o kadar çekindiğin halde onlar ısrar ediyorlar” yani “illaki Hz. Mehdi (as)’dır” diyorlar. Bak, ısrar o zamanda da var, şu anda da var. “Sen de bu kadar musırrane onların fikirlerini kabul etmiyorsun, çekiniyorsun. Elbette onların elinde bir hakikat ve kat'î bir hüccet var”, “onlarda da bir delil var” diyor. “ve sen de bir hikmet ve hakikata binaen onlara muvafakat etmiyorsun” , “‘evet, doğrudur’ demiyorsun” diyor. “Bu ise bir tezattır, herhalde hallini istiyoruz.” “Mutlaka hallet bunu” diyorlar Bediüzzaman’a. “Ben de bu zatın temsil ettiği çok mesaillere cevaben derim ki:” yani verdikleri açıklamalara karşılık derim ki, “O has Nurcuların ellerinde bir hakikat var”, yani “‘hiç delil yok’ demiyorum bir hakikat var”, “Fakat iki cihette bir tabir ve te'vil lazım” açıklanması lazım.
“Birincisi: ÇOK DEFA MEKTUPLARIMDA İŞARET ETTİĞİM GİBİ”, bir kere değil, iki kere değil, “her zaman işaret ediyorum” diyor. “MEHDÎ AL-İ RESÛLÜN TEMSİL ETTİĞİ” başında bulunduğu “KUDSÎ CEMAATİNİN” bak cemaat “ŞAHS-I MANEVÎSİNİN “Hz. Mehdi (as) var, cemaati var ve ondan oluşan bir fikir sistemi var. “ÜÇ VAZİFESİ VAR”, kaç taneymiş? Üç tane. Şimdi burada delil net; üç tane. “EĞER ÇABUK KIYAMET KOPMAZSA” bir. İki; “VE BEŞER” yani insanlık “BÜTÜN BÜTÜN YOLDAN ÇIKMAZSA” iyice sapıtmazlarsa “O VAZİFELERİ ONUN CEMİYETİ” Hz. Mehdi (as)’ın cemiyeti, “benim cemiyetim” değil bak, “ONUN CEMİYETİ VE SEYYİDLER CEMAATİ YAPACAĞINI RAHMET-İ İLAHİYEDEN BEKLİYORUZ”. “Bekliyoruz” ne demek? Bekleme halinde, daha olmamış. “VE ONUN ÜÇ BÜYÜK VAZİFESİ OLACAK:” Şimdi, ikiye indirmek yalancılık olur. Bire indirmek de yalancılık olur. Üç vazifeyi de yapması gerekiyor.
“Birincisi:Fen ve felsefenin tasallutiyle” deccalin açıklamasını burada net yapmış işte. Diyorlar ki “deccal nedir?” Bediüzzaman deccali anlatıyor; Hz. Mehdi (as)’ın en başta mücadele ettiği kim ise deccal odur. “ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu beşer içine intişar etmesiyle” işte bakın buyurun, deccal. Maddiyyun, tabiiyyun nedir? Materyalizm, Darwinizm. “Başka bir şey yok” diyor bak, “deccaliyet budur” diyor. “beşer içine intişar etmesiyle” halk içinde gelişmesiyle “her şeyden evvel” her şeyden evvel ne olabilir? Deccal işte, en önemli konu. Önce deccal. “felsefeyi ve maddiyyûn fikrini” materyalizm fikrini “tam susturacak bir tarzda îmanı kurtarmaktır”. Ama neyden kaynaklanıyormuş bu? Fen ve felsefeden kaynaklanıyor. “maddiyyûn fikrini tam susturacak bir tarzda îmanı kurtarmaktır” insanların imanını kurtarmak. Deccal neyle geliyor? Fen ve felsefeyle geliyor, Hz. Mehdi (as) neyle geliyor? Fen ve felsefeyle. Silaha silahla. Adamın elinde ne var? Fen, felsefe var, Hz. Mehdi (as)’ın elinde ne var? Onun da elinde fen, felsefe var. “Ehl-i îmanı dalaletten muhafaza etmek” ehli imanı Darwinizm’e, materyalizme düşmekten muhafaza etmek “ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi bırakmakla”, Hz. Mehdi (as)’dan ne anlıyoruz? Hz. Mehdi (as) demek ki dünyayı bırakıyor, bir de her şeyi bırakıyor. “çok zaman tetkikat (araştırma) ile meşguliyeti iktiza ettiğinden (gerektirdiğinden), Hazret-i Mehdî'nin”, “benim” demiyor, “Hz. Mehdi (as)’ın” diyor. “o vazifesini bizzat kendisi görmeye” diyorlar ya, “Hz. Mehdi (as) Arapça bilmiyorsa, üniversite eğitimi almamışsa nasıl bu işleri halledecek?” diyor ya, bak açıklıyor; “o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez. “Ne vakit ne de hal müsaade edemez” diyor. Diyorlar ki “Hz. Mehdi (as) Kuran’ı ezberden bilmesi lazım, Arapça bilmesi lazım, antropoloji, paleontoloji, her şeyi su gibi bilmesi lazım”.Bediüzzaman öyle demiyor; “o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez” bir de hal de var, Mehdilik halleri var. “Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor”, “vakti yok” diyor.“HERHALDE O VAZİFEYİ ONDAN EVVEL BİR TAİFE BİR CİHETTE GÖRECEK”. Kısmen. “Bilim adamları bir cihette görecekler, bu çalışmayı yapacaklar” diyor. “O ZAT, O TAİFENİN UZUN TETKİKATI İLE YAZDIKLARI ESERİ KENDİNE HAZIR BİR PROGRAM YAPACAK”, “hazır kitapları, hazır eserleri istifade edip onlardan kitaplar hazırlayarak bu çalışmayı yapacak” diyor. Burada anlatılan nedir? Bambaşka bir insandan bahsediliyor ve bambaşka bir çalışmadan bahsediliyor. Onun için de Sungur ağabeye ben Hz. Mehdi (as)’ı sorduğumda “‘bambaşka olacak’ dedi” diyor. “Hz. Mehdi (as) Nur talebesi mi olacak ağabey?” dedim, “Nur talebesi olmayacak” dedi. “Peki, nasıl olacak ağabey?” dedim, “‘bambaşka olacak’ dedi” dedi. Bak, bambaşka bir şeyden bahsediyor burada Bediüzzaman. “HERHALDE O VAZİFEYİ ONDAN EVVEL BİR TAİFE BİR CİHETTE GÖRECEK. O ZAT, O TAİFENİN UZUN TETKİKATI İLE YAZDIKLARI” bak tetkikat; uzun araştırmaları ile yazdıkları “ESERİ KENDİNE HAZIR BİR PROGRAM YAPACAK”. Onunla kitapları yapacak, onun ile televizyon programları, internetten çalışmalar yapacak.“ONUN İLE O BİRİNCİ VAZİFEYİ TAM YAPMIŞ OLACAK” yani Darwinizm’i, materyalizmi çökertme vazifesini tam yapmış olacak. “BU VAZİFENİN İSTİNAD ETTİĞİ KUVVET VE MANEVÎ ORDUSU, YALNIZ İHLAS VE SADAKAT VE TESANÜD SIFATLARINA TAM SAHİP OLAN BİR KISIM ŞAKİRDLERDİR” Talebelerinin bir kısmının bu yönde görev alacağını söylüyor. Hepsi değil, bir kısmı. Samimi, sadık ve tesanüt sıfatlarına; yani “birbirine bağlı bu gençler” diyor. “NE KADAR DA AZ OLSALAR” diyor Bediüzzaman, öyle çok fazla, binlerce, yüzlerce falan değil, çok az. “MANEN BİR ORDU KADAR KUVVETLİ VE KIYMETLİ SAYILIRLAR” yani “ordu gibi ezici güçleri vardır” diyor.
“İkinci vazifesi:” bak vazifesi bitmedi. Diyorlar ki “Hz. Mehdi (as)’ın bir tane vazifesi var”.yalan söylemeye ne gerek var? “Üç tane” diyorsa üç tanedir. “Üç tane” diyor Bediüzzaman. “Bizzat hayattayken üç görevini de yapacak” diyor.“HİLAFET-İ MUHAMMEDİYE (A.S.M.) UNVANI İLE ŞEAİR-İ İSLAMİYEYİ İHYA ETMEKTİR.” Bir kere Müslümanların lideri oluyor, bütün dünya Müslümanlarının lideri. Ve bu ilan ediliyor. Kaçıncı aşamada? İkinci aşamada. Bu birinci aşama kırk yıl kadar sürüyor. Bu ikinci aşama, süratle gelişecek olaylardır, bunlar birkaç yılın içinde bitecek olaylardır. Müslümanların önce lideri oluyor, bütün İslam aleminin. Sonra b”, “İslam’ın bütün hükümlerini ihya edecektir” diyor. Bediüzzaman’da böyle bir şey oldu mu? Olmadı. “ALEM-İ İSLAMIN VAHDETİNİ NOKTA-İ İSTİNAD EDİP” bütün alem-i İslam’ın, vahdet ne demek? Birlik. Nokta-i istinad; dayanma noktası oluşturup “BEŞERİYETİ” bütün dünyayı, “Müslümanları” demiyor, “BEŞERİYETİMADDÎ VE MANEVÎ TEHLİKELERDEN” terör, anarşi, uyuşturucu, her türlü “VE GADAB-I İLAHÎDEN” kıyametten “KURTARMAKTIR. BU VAZİFENİN, NOKTA-İ İSTİNADI VE HADİMLERİ, MİLYONLARLA EFRADI BULUNAN ORDULAR LAZIMDIR”. Bu da Hz. Mehdi (as) zamanında oluşuyor. Bediüzzaman’da, onun zamanında olmadı bu. Boş yere insanları aldatmaya kalkmasınlar. Onun için aldatmasınlar diye Bediüzzaman da uzun uzun açıklıyor. “Çok defa da anlattım” diyor. “ÇOK DEFA MEKTUPLARIMDA İŞARET ETTİĞİM GİBİ” diyor.
Vazife bitiyor mu? Bitmiyor. Hz. Mehdi (as) sağ, daha devam ediyor. Adetullaha münafi, olamaz diyorlar. Olur diyor Bediüzzaman. Sen Bediüzzaman’dan daha iyi biliyorsan o ayrı mesele, iddia ediyorsan. O zaman seni zaten kale almam, muhatap olmam.
“Üçüncü vazifesi:İNKILABAT-I ZAMANİYE İLE” zamanın inkılapları, değişmesiyle “ÇOK AHKAM-I KUR'ANİYENİN ZEDELENMESİYLE” Kuran’ın bazı hükümlerinin zedelenmesi, yok olma değil, zedelenme. “Sakatlandı” da demiyor, haşa, “zedelendi”. “VE ŞERİAT-I MUHAMMEDÎYENİN (A.S.M.) KANUNLARI BİR DERECE TATİLE UĞRAMASIYLA” İslam ahlakının kısmen uygulanmamasıyla “O ZAT, BÜTÜN EHL-İ ÎMANIN MANEVÎ YARDIMLARIYLA VE İTTİHAD-I İSLAMIN MUAVENETİYLE” bütün ehli iman yardım ediyor. Şii’si, Alevi’si, Bektaşi’si, Sünni, bütün Müslümanlar, hepsi.“BÜTÜN EHL-İ ÎMANIN” iman eden herkesin “MANEVÎ YARDIMLARIYLA” maddi değil, manevi yardımlarıyla “VE İTTİHAD-I İSLAMIN MUAVENETİYLE” o zamanda İttihad-ı İslam da oluşturuluyor. Bediüzzaman’da oldu mu? Olmadı. “İTTİHAD-I İSLAMIN MUAVENETİYLE” yardımıyla “VE BÜTÜN ULEMA” bir kısmı demiyor, “BÜTÜN ULEMAVE EVLİYANIN” Şeyh efendilerin, hoca efendilerin “VE BİLHASSA AL-İ BEYTİN NESLİNDEN HER ASIRDA KUVVETLİ VE KESRETLİ BULUNAN MİLYONLAR FEDAKAR SEYYİDLERİN İLTİHAKLARIYLA O VAZİFE-İ UZMAYI (o büyük vazifeyi) YAPMAYA ÇALIŞIR”, “gayret edecek” diyor.
“Şimdi hakikat-ı hal böyle olduğu halde, en birinci vazifesi ve en yüksek mesleği olan îmanı kurtarmak ve îmanı tahkikî bir surette umuma ders vermek, hatta avamın da îmanını” demek ki üniversiteye ve aydın kesime yöneliyor Hz. Mehdi (as). “hatta avamın da” diyor, ne demek? Demek ki halka da yönelecek. “Halka yönelik de çalışma yapacak” diyor ama ana hedef neresi olmuş oluyor? Aydın kesim. “hatta avamın da îmanınıtahkikî yapmak vazifesi ise, manen ve hakikaten hidayet edici, irşad edici manasının tam sarahatını ifade ettiği için, Nur Şakirtleri bu vazifeyi tamamıyla Risale-i Nur'da gördüklerinden, ikinci ve üçüncü vazifeler buna nisbeten ikinci ve üçüncü derecededir, diye” o kadar önemli değildir diye “Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsini haklı olarak bir nevi Mehdî telakki ediyorlar”. “Olabilir, bu şekilde telakki edebilirler” diyor. “O şahs-ı manevînin de bir mümessili, Nur Şakirdlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı manevîsi ve o şahs-ı manevîde bir nevi mümessili olan bîçare tercümanını zannettiklerinden”, yani Bediüzzaman “beni zannettiklerinden” diyor. “bazan o ismi ona da veriyorlar. Yani “bana da veriyorlar Mehdi ismini” diyor. “GERÇİ BU, BİR İLTİBAS VE BİR SEHİVDİR”, “yanlış yapıyorsunuz” diyor. Sehiv nedir? Hata. “Hatadır”. “FAKAT ONLAR ONDA MES'UL DEĞİLLER. ÇÜNKÜ ZİYADE HÜSN-Ü ZAN, ESKİDENBERİ CEREYAN EDİYOR”, “herkes sevdiklerini böyle zanneder ama doğrusu budur. Hz. Mehdi (as) sonradan gelecek, üç vazifenin üçünü birden yapacak. Ben iman hakikatlerini anlatıyorum, tamam. İmam-ı Rabbani de yaptı, başka alimler de yaptı. Hakikaten bu büyük bir görevdir, önemlidir. Ama üçünü birden yapmadıktan sonra Büyük Mehdi olamazlar” diyor. Bunu defalarca anlattım. Çünkü narcı dedeler bunu yüz bin kere anlatmışlardır, aksini bu konunun. Bu konuya zaten girmez onlar. Bu konuyu hiç duyamazsın onlardan. Israrla kaçınırlar, bunu söylemezler. Bir narcının bunu okuduğunu bana bir banda alın, getirin, bir göreyim. Okuyamaz.
“Selam Canım Hocam, nasılsınız? Sizi çok çok seviyoruz. Ziya isimli arkadaşım Türkiye’yekemik iliği nakli için gidiyor, inşaAllah. Onun için çok dua eder misiniz?” diyor. Allah bütün kanser hastası kardeşlerimize şifa versin. Allah bir mucize meydana getirsin. Kansere Allah bir tedavi, çözüm yaratsın, inşaAllah. Kısa zamanda, inşaAllah. Çünkü zorlu bir imtihan ama son zamanlarda ölüm oranı çok düştü. Çok çok düşük; yüzde 90 falan kurtarıyorlar. Öyle çok ciddi hastalıkları yoksa, yan hastalıkları yoksa, çok yaşlı da değilse, genellikle kurtarıyorlar. MaşaAllah, elhamdülillah.
“Değerli Muhammed Adnan Oktar Arslanoğulları Hazretleri Hocam,” ne güzel iltifat bu. “Risale-i Nur’dan daha önce vesvese bahsini okumama rağmen iblisat takımının benim hayaller üzerinde, kendi duygu ve düşüncelerimi kullanarak ve konuşma duyusunu kullanarakAllah’a, Peygamber (s.a.v)’e –haşa- sövmesini ciddiye almamı, bu anlamda iblis takımı atağa geçerek imana büyük hasar verdilerHocam. Dua eder misiniz?” diyor. Fatih Ayan. Birçok Müslümanda bu olur. Bu iman alametidir, vesvese. İmanlı Müslümanların hepsinde imanın derecesine göre vesvese olur. Ne yapacaksın biliyor musun? Hiç kale almayacaksın. “Hoşt, köpek” dersin şeytana. Aklına gelen küfürler, hakaretler haşa hiçbirinden sen sorumlu değilsin. İstediği kadar gelsin. Hiç muhatap olma. Hiç sorumlu olmazsın, hiçbir şekilde. Hatta kendin böyle bizzat düşünüyormuşsun gibi de gelebilir, onunla da ilgilenme sen. Hiç kale almadın mı, tamamdır. İmanın derecesine göre olur o insanlarda. Kale almamak önemlidir.
“Bütün haşmetiniz ve yakışıklılığınız göz dolduruyor” diyor Özer kardeşimiz. Hanzo birisinin bir kadına iltifat etmesi beni gıcık eder. Ben kadınlara iltifat etmeyi hak eden birisi olduğuma inanıyorum.Bir öküz iltifat ettiğinde gıcık olurum. İltifat etmesi için kriterler vardır: Bir; Allah’tan çok korkacak, Allah’ı çok sevecek. Helale harama özen gösterecek. Allah’a aşık olacak, Allah’ın tecellisine baktığını bilecek, övgünün Allah’a olduğunu bilecek. Bunu bilmiyorsa olmaz. Sığır gibi adam putlaştırarak iltifat ediyorsa zaten onun kokmuş ağzından çıkan sözler müşrikanedir, puttur. Herkesi tenzih ederim de ilgili kişiler, onlar kendilerini biliyorlar.
Gönül Hanım yazmış, “Canım, bir tane, ruhuma ışık veren, gözümün içi, nurunuz bütün kainatı aydınlatıyor, maşaAllah” diyor. Azerbaycan’dan yazmış Gönül. “Sizi çok seviyorum. İmanımın kamil olması için dua edin, buradan duyayım, inşaAllah” diyor. Allah imanını hakku’l yakin derecesine getirsin. Ayne’l yakin, ilme’l yakin ve hakku’l yakin. En derin imanı Allah bütün Müslümanlara nasip etsin.
Asrımız zaten derin iman asrıdır. 2012’den sonra seyredin. Hem beni seyredin, hem kardeşlerimizi seyredin. Bir bereket, bir güzellik, bir hayırdır gidecek, göreceksiniz. Bizim imtihanlarımız çetin oluyor, maşaAllah. Hayra alamet. Her mahkemeyi kaybediyorum, maşaAllah, elhamdülillah. Yani ne olursa olsun, mutlaka kaybediyorum. Adli tıptan dosya da getirsem, ispat da etsem -kendimce tabii- şahit de getirsem mutlaka kaybediyorum. Bana açılan her davayı da karşı taraf kazanıyor, Allah’ın hikmeti. Teşekkür ediyorum, Allah razı olsun. Allah hepsine uzun ömür versin. MaşaAllah, bir hayır vardır, inşaAllah.
AYLİN HANIM: Hz. Yusuf (a.s)’ın da böyleydi Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Öyle harika olaylar oluyor ki, Allah’a hamd ediyorum. Ne kadar haksızlığa uğrarsak, o kadar velayet alametidir, o kadar güzellik alametidir. Hz. Yusuf (a.s)’da haksızlığın şiddetine bakın; kadın hem tecavüze kalkıyor, arkasından da diyor ki; “seni hapse attıracağım.” “Ne istiyorsun?” diyor. “Cinsel ilişki” diyor. “Ya bunu yaparsın, ya hapse attıracağım” diyor. “İşkence de yaptırırım” diyor. İşkenceyle de tehdit ediyor. Hz. Yusuf (a.s) ne diyor? “Ben hapishaneyi tercih ediyorum, elhamdülillah” diyor. Mesela kardeşleri; nur gibi, dünya tatlısı, sırf seviliyor diye haksızlığın şiddetine bak; sırf babası onu seviyor diye, öldürmeye kalkıyorlar. Olaya bak sen. Sırf sevgi. “Nasıl sever babamız onu” deyip, öldürmeye kalkıyorlar. “Öldürmeyin” diyor Hz. Hızır (a.s). “Kuyunun dibine bırakın” diyor, inşaAllah. Hemen ikna oluyorlar. Halbuki o da çok tehlikeli ama Hz. Hızır (a.s) kurtulacağını bildiği için, “kuyunun dibine bırakın” diyor. Onlarda öyle herhangi bir insan akıl verdi zannediyorlar. Anlamıyorlar Hz. Hızır (a.s)’nin akıl verdiğini, inşaAllah.
Yine bir iman hakikati filmi seyredelim, devam edeceğiz.
-VTR- İman Hakikatleri
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman’ın Hz. Mehdi (as)’ın geliş vaktiyle ilgili ve Hz. Mehdi (as) ile ilgili sözlerinin hepsini bir yerde sade bir hale getirelim, internetten bizi izleyen kardeşlerimiz hepsi Facebooklarına alsınlar onu. O yazıları alsınlar ve çok iyi, ezberleme derecesinde öğrensinler. Bu narcılara en büyük darbe olur. Yani kahrolurlar, bütün oyunları bozulmuş olur. Bir Hz. Mehdi (as)’ın zamanını belirten, “benden yüz sene sonra” diyor ya, net tarihler veriyor, açıklıyor, o kısımlar. Onları Facebook’ta kullanalım inşaAllah. Yani benim Facebook’uma alırsınız, oradan kardeşlerimiz, paylaşmak isteyenler alsınlar, inşaAllah. Ben de koyabilirim ama vaktim pek olmuyor, siz yaparsanız daha iyi olur, inşaAllah.
“Adnan Bey,” Gamze Çağlayan, güzel Gamze yazmış; o da güzel, hoş bir ifade. Ne diyor? “Yusuf Suresi’nde elma değil miydi onların kestikleri?”“Ellerine meyve verdi” diyor Kuran’da, elma demiyor. Ne elma diye ortaya çıkıyorsun Gamze Allah aşkına sen? Elmacı oldun sen de. “Meyve” diyor. Tevrat’ta da bir meyve çeşidinden bahsediyor. Bilmiyoruz, bir meyve. Ne fark eder elma, armut, inşaAllah. Kuran’da elma geçmiyor.Gamze Çağlayan, sevimli Gamze. “Kız arkadaşlarınız size tutkuyla bakıyorlar” diyor. Nasıl bakmaları gerekiyor Gamze?
CEYLAN HANIM: Hocam, doğru; biz Allah rızası için tutkuyla size bağlıyız, inşaAllah. Allah sevgisiyle.
ADNAN OKTAR: Metin Şen; “Muhterem Hocam, bugün hem çok yakışıklı hem çok heybetlisiniz. Aslan Hocam” diyor, Ortaköy’den.
Hocam buyurun sizden bir ayet dinleyelim.
YASEMİN HANIM: İnşaAllah Hocam. Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim; “İza cae nasrullahi velfeth. Veraeytennase yedhulune fiy diynillahi efvace . Fesebbıh bihamdi rabbike vestağfirh innehu kane tevvaba - Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman, Ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.”(Nasr Suresi)
ADNAN OKTAR: Sure öyle heybetli, öyle güzel ki, insan dinlemeye doyamıyor. Ne kadar güzel sözler, maşaAllah. Bir daha yüksek sesle oku.
YASEMİN HANIM: Tabii, inşaAllah. Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim; “İza cae nasrullahi velfeth. Veraeytennase yedhulune fiy diynillahi efvace. Fesebbıh bihamdi rabbike vestağfirh innehu kane tevvaba.”
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah! Aylarca dinlesem, samimi olarak, yeminle söylüyorum doymam. Acayip güzel, maşaAllah. Allah ona özel bir ahenk, özel bir müzik, özel ruha bir etki getirmiş. Bütün bu ayetlerde var. Mesela “Kul ya eyyühel kafirun,” şahane. Oku.
YASEMİN HANIM: İnşaAllah. Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.“Kul yâ eyyühel kâfirûne lâ â'büdü mâ tâ'büdûne ve lâ entüm âbidûne mâ â'büd ve lâ ene âbidün mâ abedtüm ve lâ entüm âbidûne mâ â'büd leküm diniküm veliye diyn.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu, demokrasinin tarifidir. “İslam’da demokrasi var mı?” diyorlar; bak, Kafirun Suresi’nde var. “İsteyen kafir olur, isteyen Müslüman olur” diyor Cenab-ı Allah. Kimse kimseye müdahale etmiyor. Birbirinden güzel, maşaAllah. Felak, Nas, inşaAllah.
YASEMİN HANIM: İnşaAllah Hocam. Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim. “Kul e'ûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikin izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil'ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne şahane.
YASEMİN HANIM: Nas Suresi’ni de okuyayım. Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim. “Kul e'uzü birabbinnâsi. Melikinnâsi. İlâhinnâs. Min serrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi. Minelcinneti vennâs.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ortaköy’de bir Hocaefendi vardı, nihavent makamında okuyordu. “Hocam, şahane okudunuz” dedim. “Nihavent makamında okudum” dedi. Anlatılacak gibi değil. Nihavent makamında muhteşem, acayip güzel oluyor, maşaAllah. Birçok makamda okunuyor, fakat nihavent çok güzel. Böyle cami inim inim inledi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hanımefendi kim?
DAMLA HANIM: Hocam, Azerbaycan’dan Seyyide Aliyeva isimli kardeşimiz Astara şehrinde bir ortaokulda sizin eserlerinizden istifade ederek ‘Vücudumuzdaki Mucizeler’ konulu bir konferans verdi, maşaAllah. Konferansa öğrencilerin yanı sıra okuldaki biyoloji, edebiyat, matematik, felsefe öğretmenleri de katılmışlar. Konferans sırasında ayrıca sizin eserlerinizin sergilendiği bir stand da vardı. Konferansa katılan kardeşlerimize sizin eserlerinizi içeren DVD’ler, kitaplarınızın tanıtım broşürlerini dağıtmışlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Seyyide Aliyeva, çok güzel. Seyyid demek ki. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in neslinden hanımlara seyyide denir. Allah ömrünü uzun etsin. Bütün Azeri koçyiğitlere, bütün canlarımıza, Allah sağlık, sıhhat, selamet versin. Kalplerine inşirah, ferahlık versin. Bereket, bolluk versin. Hayırlı, uzun ömür nasip etsin Allah. Kuran’dan, imandan ayırmasın. Hiçbirimizi Kuran’dan, imandan Cenab-ı Allah ayırmasın.
DAMLA HANIM: Hocam, size sevgi ve selamlarını iletiyor kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Allah bütün milletimize iyilik, sağlık, bereket versin. İttihad-ı İslam’ı görmeyi, Hz. Mehdi (a.s)’ı görmeyi, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı görmeyi; onlarla musafaha edip, aynı ortamda yemek yemeyi, konuşmayı, şakalaşmayı Allah nasip etsin. Hz. Mehdi (a.s)’a asker etsin hepimizi Cenab-ı Allah, inşaAllah. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın nuruyla nurlanmayı… Twitter’da kardeşlerimizden bir tanesi; “Adnan Hocam, yakıyorsun ortalığı” yazmış. Üslup şahane, maşaAllah.
DİDEM HANIM: Hocam Azerbaycan’dan kardeşlerimiz “Azerbaycan’dan Mehdi talebesi çıkacak mı?” diye sormuşlar.
ADNAN OKTAR: Hepsi Mehdi talebesi. Bana güvensinler, hepsi Mehdi talebesi. Hz. İsa Mesih (a.s) o beyaz, o güzel, o çilli elleriyle mesh edecek yüzlerini, inşaAllah. İsa İbn-i Meryem, Meryem oğlu Mesih (a.s) 2000 yıl sonra Allah Katı’ndan yeryüzüne indi, elhamdülillah. Onu da göreceğiz, inşaAllah. Ama o dünya tatlısı genellikle Hz. Mehdi (a.s)’a bırakıyor asıl ağırlığı. O, Hz. Mehdi (a.s)’ın İttihad-ı İslam’ı yapmasını bekliyor. Çünkü o başka türlü bir görev yapıyor, siyasi faaliyetleri var onun. Allahualem o anlaşılıyor. Çünkü Bediüzzaman da; “Hz. Mehdi (a.s) siyaseti Hz. İsa Mesih (a.s)’a bırakacak” diyor. Okunmayan mektupların bir tanesindedir bu. O mektubu da getireyim, ben okuyayım, göstereyim. Okunmayan, gizli olan mektuplar var, onlardan birisidir. İfade açık. “Dünya siyasetini ona bırakacak” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın hazır kitaplarını Hz. İsa Mesih (a.s) kullanacak. Darwinizm, materyalizme karşı çalışmalarını hazır olarak kullanacak. Onun hazır ortamına gelecek. Siyaset cihetinde çünkü onun faaliyeti. Asıl o, Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyor. Faaliyetlerinin bitmesini bekliyor, inşaAllah.
Bugün bu kadarla bitirelim. Hadi bakalım, inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...