DAMLA HANIM: Yayınımıza Hocamızla birlikte devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hoş geldiniz. Hocam buyurun.
DAMLA HANIM: İnşaAllah Hocam, 35 kişinin şehit edildiği Uludere olayından sonra, çeşitli kesimlerden sağduyuya çağrı mesajları gelmeye devam ediyor. Son olarak, Güneydoğu’daki sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve kanaat önderleri, vatandaşlarımıza sağduyuya çağırmışlar. Sayın Kılıçdaroğlu’da, Uludere’deki vatandaşlarımızla görüşmüş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, hiç kimse böyle olmasını istemez. Mazlum, tatlı, dünya iyisi insanlar bu kardeşlerimiz. Nasıl zor katırlarla, oradan mal getiriyorlar, satıyorlar. Ben onlara kaçakçı demiyorum, o laf benim hoşuma gitmedi. Vergisini ödememiş olabilir, o kadar. Onlara bir düzenleme yapılması lazım. Bakanlık bir düzenleme yapsın, o canlar, o isimle anılmasınlar, bir kolaylık meydana gelsin. Bölge karakollarıyla da bağlantılarını sağlayıp, güvenlik içinde oralardan geçmelerinin sağlanması lazım. Allah gani gani rahmet etsin. Bir an önce ailelerine yardım yapılması lazım, hem de iyi bir yardım ki, bir ferahlık olsun, bir yardım olsun, bizde vicdanen rahatlayalım inşaAllah. Bir banka hesabı da oluşturulabilir, sadece oradaki kardeşlerimizin, şehit olan kardeşlerimizin çekebileceği gibi bir plan yapılabilir, bir proje yapılabilir, inşaAllah. Öyle olsa biraz rahatlarız, inşaAllah.
Evet, bazı konular dinleyelim.
DAMLA HANIM: Hocam, bugün Mekke’nin fethinin 1382. yılı, maşaAllah. Hicretin 8. yılında, 1 Ocak 630 tarihinde, Hz. Muhammed (s.a.v.) önderliğinde Müslüman ordusu dört koldan, Fetih Suresi okunarak, Mekke’ye girdiler. Fazla bir direnişle karşılaşmayan Müslümanlar, doğruca Kabe’ye yöneldiler. Kabe, 360 adet puttan temizlendi Hocam, maşaAllah. Hz. Muhammed (s.a.v.), putlardan temizlenen Kabe’yi tavaf etti ve Mekke’deki ilk hutbesini gerçekleştirdi. Hutbesinde, Mekkelilere de seslenerek; “Daha önceki davranışlarının göz önüne alınmayacağını” belirtti.
ADNAN OKTAR: İşte o zaman bu kutlanır inşaAllah, bu güzel bir olay, hoş bir olay, bu akşam kutlayalım, sazlı-sözlü kutlarız, Allah’ı anarak kutlarız inşaAllah, güzellik.
Başka neler var?
DAMLA HANIM: Hocam, bu Uludere olayıyla ilgili başka bir bilgi daha verebilirim. Başbakan yardımcımız Beşir Atalay, Sayın Mehdi Eker ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, Uludere’de şehit olan 35 vatandaşımızın evine taziye ziyaretinde bulunmuş. Bu ziyaretten bazı fotoğraflar vardı, uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Göreyim.
DAMLA HANIM: Bu ziyaret sırasında Sayın Başbakanımız, yakınları şehit olan ailelerle telefonla görüşmüş. Vatandaşlarımız, Başbakanımıza “şehit olan 35 gencin, sadece 80 lira için sınırı geçtiklerini” belirterek, “bu 35 genç, sizinde gençlerinizdir, sizin evlatlarınızdır, sahip çıkmanızı istiyoruz” demişler.
ADNAN OKTAR: İşte o ailelere 80’er bin gider inşaAllah, bayağı iyi olur. 35 aileye 80’er bin, en az. Hiç olmazsa kendilerini toparlarlar, bir faydası olur, inşaAllah. Şehitlerimiz de Allah’ın onlara kaderde verdiği bir değerdir bu, güzelliktir inşaAllah. Çünkü mazlum onlar, Allah için canını vermekten kaçınmayacak, dindar muttaki kardeşlerimiz, tertemiz insanlardır. PKK’yla şunla bunla alakası olan insanlar değil. Çok ayıptır, onları o şekilde değerlendirmek, çok büyük vicdansızlıktır. Allah’tan korksunlar, terbiyesizlik yapmasınlar, kimse öyle bir üslupta kullanmasın. Nur o kardeşlerimiz nur, tertemizler, aileleri de tertemiz insanlar, ayıptır. Maddi-manevi bir destek gösterelim. Onlar çok efendidir. Ne kadar nezaketli, ne kadar hürmetkar bir üslup gösteriyorlar, inşaAllah, taziye ziyaretlerine gitmek lazım. Taziye ziyaretine eli boş gidilmez, adaptandır, usuldendir, o ailelere mutlaka yardımcı olmak lazım. “Selamun Aleykum” biz geldikle olmaz. Devlet erkanı için olurda ama halktan kardeşlerimiz giderken, eli boş gitmeleri yakışık almaz, o kardeşlerimizi ihya etmemiz lazım. O anneleri, babaları muhabbetle kucaklamamız lazım, inşaAllah. Allah tekrarını göstermesin, aman aman. Çünkü ben çok çok rahatsız oldum, dün resimlerini gördüm, katırlarla ne kadar zor, bu soğuk havada ne kadar zor. Onlara bir düzenleme lazım. Biz Maliye Bakanımızdan istirham ediyoruz, bir düzenleme olsun o kardeşlerimize, gerilim içinde olmasın. Rahat rahat oradan girip-çıksınlar, ne yapıyorlarsa yapsınlar. Meşru ticaret yapıyorlar zaten. Vergisini ödememiş, ödemesin, onlardan vergi almasınlar, bir düzenleme olsun. İnşaAllah güvenlik içinde rahat rahat orada yaşasın kardeşlerimiz. Ne çileler çekiyorlar, birde üstüne üstlük böyle olayları Allah esirgesin. Ama şehit olmalarında bir hayır var, bir hikmet var, gönülleri artık müsterih olsun, inşaAllah.
İman etmeyen kardeşlerimde bana yazabilirler. Ateist olan arkadaşlar hiç çekinmesinler, komünist olanlar, materyalist olanlar hatta satanist olanlar, onlarda yazabilirler, merak ettikleri sorular olursa sorsunlar, gönül rahatlığı içerisinde konuşuruz, anlatırım. Çünkü vesveseleniyorlar, vesveseleri oluyor, onların hepsine açıklık getiririz. Onlara istifade ise, başka insanlar da kat kat istifade ederler, iyi olur inşaAllah.
Hocam sizdeki ilim bol, buyurun dinliyoruz.
DAMLA HANIM: İnşaAllah Hocam. Tüm sol sitelerde, bakanımızın istifası yönünde yazılar yazıyorlarmış.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. Demek ki Bakanımız normal görevde kalacaktı, Allah ona uzun uzun bir görev nasip etmiş demek ki. Kim bilir kaç sene görevde kalacak. Ağzınıza sağlık. Hakikaten bakanlar o kadar uzun süre görevde kalmaz, değişir zaman zaman. Demek ki bayağı bir görevde kalacak. Bakanımıza, Allah selamet versin. Serdar-i mücahitmiş, helal süt emmiş, koç yiğitmiş demek ki, yedi ceddine rahmet olsun, helal olsun. Ben tanımıyordum ama koç yiğitmiş helal olsun, devam, çok şahane. Komünistlerin, materyalistlerin, ateistlerin felsefesine dikkat çekti, devletin resmi olarak bunlarla mücadele etmesine de dikkat çeksin. Hiç korkmasın, Hz. Hızır (a.s) yanında. Hiç çekinmesin, Hz. Mehdi (a.s) yanında. Hiç çekinmesin Hz. İsa Mesih (a.s) yanında. Hayırlı ve mübarek bir yolda, ne şeref, bir bakana ne şereftir. Komünisti bilmem neyi, şunu bunu “istifa et” diyorlar. Ne demektir? Çok mübarek yolda demektir. Sağlam yolda demektir. Sağlam bakan bulmuşuz, maşaAllah. Başbakanı tebrik ediyorum. Ben herhangi bir bakan görevlendirdi zannetmiştim, hakkıyla bakan görevlendirmiş, helal olsun. Ayrıca bakanımız edebiyat hocası değil, İçişleri Bakanı’dır, konuşması konusunda da oturup, demagojiye gerek yok. Ben edebiyat hocasıyım diye ortaya çıkmadı o. İçişleri Bakanı ne dedi? “Ben İçişleri Bakanıyım” diyor, o kadar. Görevini de çok güzel hakkıyla yapıyor. Faturayı kime mi çıkaracaksınız? Faturayı; iddia edilen Ergenekon terör örgütüne çıkarın. Bakın bir daha söylüyorum; fatura, iddia edilen Ergenekon terör örgütünündür. Ne kahraman ordumuzundur, ne de İçişleri Bakanımızındır. Zaten faturasını çıkarttırırız, derdine düşmeyin. Yani yanlarına bırakırsak, namerdiz. Yanlarına bırakmayız, hiç bu konuda kafanız rahatsız olmasın.
DAMLA HANIM: Hocam, Yeni Akit Gazetesi’nin internet sitesinde de, Sayın İçişleri Bakanımızı savunan bir yazı yayınlanmış.
ADNAN OKTAR: Helal olsun.
DAMLA HANIM: Yazıda özetle; “İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in, PKK’ya vurduğu darbelerden sonra, PKK’nın hedef tahtası haline geldiğini, bu nedenle de bazı çevrelerin İdris Bey’e yüklenerek, PKK’nın ekmeğine yağ sürdüklerini ve her fırsatta bakana vurarak, adeta terör yandaşlarını sevindirdiklerini” belirtmiş Yeni Akit Gazetesi.
ADNAN OKTAR: Kardeşim özetle, İçişleri bakanına bütün millet olarak sahip çıktık, şahane bir bakanımız varmış, bu kadar, olay bu. Komünistlere de artık bundan sonra demek ki, Allah nefes aldırmayacak, güzel.
A9’a çıkan bayanlara hitaben bir kardeşimiz, Hak Aşığı adında bir hanım kardeşimiz yazmış; “Ne kadar güzel, ne kadar hoş bir görünümünüz var, bir bilseniz” diyor. “İftihar ettim sizlerle” diyor, makyajlarınızı da çok beğenmiş, maşaAllah. “Adnan Bey’i de tebrik ederim, sizleri çok güzel yetiştirmiş” diyor. “İlmi Mercek ve İlmi Araştırma Dergileri’ne aboneyim” diyor. “Hocamızın cd’lerinin tümü var bende, hepsini izledim ve izlettim” diyor, “çalışmalarınızı çok başarılı buluyorum. Hocamız çok yiğit. Selam ediyorum” diyor, “bir abd-Allah’ın bir kulu” diyor. Ama niye ismini vermiyorsun hak aşığı sevimli hanımefendi? Kütahya-Tavşanlı’dan yazmış. İsim vermemek pek normal bir şey değil, yakışık almadı. Ver ne olacak, bir şey olmaz. Müslüman Müslüman’a güvenir, rahat ol. Ne kadar ayıp, ne kadar gereksiz şeyler.
Canan Yıldıray; “Allah sizin gibi insanların ömrünü uzun etsin, Allah sizlere başarı versin” diyor. “Allah hepimizin hidayetini arttırsın” diyor, “çok güzel insansınız. Dinimize Kuran’a, çok güzel hizmet yapıyorsunuz” diyor, Canan Yıldıray Hanım yazmış.
“Sizlere, eşimin mail adresini kullanarak yazıyorum” diyor başka bir kardeşimiz. “İlk seyrettiğimde, sizleri pek inandırıcı bulmamıştım, Allah affetsin beni” diyor. “Çünkü başınız açık olduğu için, inandırıcı bulmamıştım” diyor. “Sizi dinleyince, söyledikleriniz anlattıklarınız çok mantıklı geldi, hakkınızı helal edin. Fırsat buldukça, artık bundan sonra sürekli izleyeceğim. Sizlere Allah’tan sağlık, mutluluk ve huzur dilerim” diyor.
Kardeşim, başı açık hanımları dışlamak demek, Türkiye’yi dışlamak demektir. Bakın, yobazlar çok büyük hata yapıyorlar. Yani çok tehlikeli bir bölünmedir bu. Türkiye’nin hanımlarının en az yüzde 80’inin başı açıktır. Atatürk Türkiye’sindeyiz, aklınızı başınıza alın. Bu nefret, bu öfke normal bir şey değil. Bakın, o zaman başı kapalı hanımlar, başı açık hanımlara böyle nefret duyunca, başı açık hanımların bir kısmı da, başı kapalı hanımlara karşı da çok şiddetli bir nefret duyuyorlar. Gördükleri yerde hakaret ediyorlar, aşağılıyorlar, onlar onları görünce aşağılıyorlar. Bu çok büyük bir tehlikedir, çok büyük bir yanlışlıktır. Başı açık hanımlarda bizim başımızın tacıdır, başı kapalılarda, hepsi inşaAllah. Bu yobaz kafayı terk edeceksiniz.
“Merhaba Hocam. Ben Ankara’da ikamet ediyorum. Sizlere katılmak istiyorum, bana bu konuşmanızda yardımcı olur musunuz? Teşekkür ederim, Sena Nur.” Sena gel, programa katıl, sohbet ederiz, ne güzel.
“Sevgili Hocam. Bazı insanların gözleri kör mü? Neden gerçekleri görmüyorlar?” diyor. Nasıl tebliğ yapabiliriz, nasıl anlatabiliriz?” diyor, Yavuz Onay. İşte bizim anlattığımız gibi anlatacaksın.
“Selamun Aleykum nur yüzlü Hocam. Sizi çok seviyorum. Bana bir bakar mısınız?” diyor. Çok şeker.
“PKK’nın, Marksist-Leninist ve ateist bir yapı olduğunu ve böyle bir Kürt devleti kurmaya çalıştığını, artık anlamamız lazım” diye bir kardeşimiz yazmış, inşaAllah. Demek ki, kardeşlerimiz bu tehlikeyi, bizim anlatımlarımızla da, kendi araştırmalarıyla da, net şekilde görüyorlar.
“Allah için oku Hocam” diyor, inşaAllah. “Allah’ın Selamı üzerinize olsun.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Başımızın tacı Hocamız. Bunu yazan; Azerbaycan’dan Bahtiyar’dır. Hocam 2012 yılı için dua etmenizi istiyoruz. Şimdi kardeşlerimizden Ziya kardeşimiz çok hasta, hatta ölümcül hasta, onun için dualarınıza ihtiyacı var. Ona dua edin Hocam, lütfen dualarınızı esirgemeyin. Sizi yaratan Allah’a kurban olurum, mübarek ellerinizden öpüyorum, hürmetler Bahtiyar.” Ziya kardeşimizin hastalığı nedir? Onun hakkında bize bilgi versinler. Mesela nedir kötü hastalık? Kanser oluyor, kanser çok rahat tedavi edilebilen bir hastalıktır. Sadece moraliniz yüksek olacak, neşeli olacaksınız, iyi bakım olacak, o ilacı aldığınızda ne kadar kanser hücresi varsa, tepeler yani yamultur Allah’ın izniyle. Sadece neşeli ve canlı olacaksınız, o kadar. Öldürücü diye öyle bir konu yok, inşaAllah.
Annen seyrediyormuş öyle mi?
ELİF HANIM: Evet, çok seviyor sizi, hep izliyor, şu an da izliyor. Akrabalar herkes izliyordur.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, anneye buradan hürmetler, selamlar, ellerinden öpüyoruz.
GÜLŞAH HANIM: Hocam, benim annem de seyrediyor sizi şu an ve her zaman. Hocam size bir notu da vardı; “Yakışıklı, merhametli, güzel ahlaklı, şefkatli Hocamı çok seviyorum” dedi, maşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
“Ben Giresun’dan yazıyorum. Meslek Yüksekokulu’nda okuyorum. Sizin programınızı 4,5 yıldır takip ediyorum. Hz. Mehdi (a.s) hakkında derin bilgi edinmek istiyorum, selametle inşaAllah, Aykut Demir.”
Kardeşlerimiz haklı. Hz. Mehdi (a.s) konusu böyle arada sırada değerlendiriliyorsa, ne demektir? Ben Hz. Mehdi (a.s)’a inanmıyorum demektir, gelmese de beni ilgilendirmiyor demektir. Eğer Hz. Mehdi (a.s) bir Müslüman için önemliyse sürekli gündemdedir. Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişi, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gelişi bir insan için önemliyse, sürekli gündemdedir. Öyle ayda yılda bir aklına estiğinde konuşuyorsa, hiç önem vermiyor demektir veyahut çok az önem veriyor demektir veyahut olayın şuurunda değil demektir. Onun için biz sürekli Mehdiyet’i gündemde tutuyoruz, tutmaya da devam edeceğiz, inşaAllah.
Ne anlatmak istersin bana?
AYŞE HANIM: Kısa bir iman hakikati anlatabilirim, inşaAllah. Tatianus sürüngeni var, dişisi yavrularını büyüyene kadar, dişleri çıkana kadar, kendi ölü derisiyle besliyor. 20-30 santim boyutlarında oluyor yavruları. Büyüyünce de dişleri çıkıyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Acayip şekerler, maşaAllah.
DİDEM HANIM: Hocam, kardeşimizin rahatsızlığıyla ilgili bilgi gelmişti; kansermiş, kemik iliği nakli olacakmış. Kemik iliğinde genetik bir baskılamadan dolayı, kemik iliği üretilemiyormuş, doktor arkadaşlarımız takip ediyorlarmış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam, ona kemik iliği verilecek. Yani kemik iliği verildiğinde, zımba gibi olur, hiçbir şey olmaz. Ama uygunluğuna çok dikkat etmek lazım, onu iyi araştırsınlar, Türkiye’de de baksınlar, bütün her yerde bakalım, yurt dışında da, yurt içinde de. Uygunluk olduğunda bitti, inşaAllah. Mesela Oktar’da da vardı, adam zımba gibi baksana, maşaAllah.
Sen bize bir şeyler anlat bakalım.
ELİF HANIM: Ayet okuyabilirim, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır.” (Al-i İmran Suresi, 14)
ADNAN OKTAR: Helaliyle olursa, bunlar güzel, çok hoş. Ahirette de Allah; “asıllarını göstereceğim” diyor, inşaAllah.
Sen ne anlatacaksın?
GÜLŞAH HANIM: Hocam, sitokrom-c proteininden bahsedebilirim. Bu sitokrom-c proteininde 1.000 tane atom var, bu 1.000 tane atomun, siz hep proteinlerin ne kadar muhteşem bir yaratılışı olduğunu söylüyorsunuz, 1.000 atomun belli bir sırayla, belli düzende, belli bağları kurarak, bir arada düzgün bir sırayla olması gerekiyor. Bu zaten evrimciler için bir açmaz oluyor. Bu evrimcilerden Ali Demirsoyda, sitokrom-c’nin proteinin tesadüfen değişmesinin imkansızlığını şu şekilde söylüyor; “Bir maymunun daktilo başında, insanlık tarihinin hatasız olarak yazması kadar az bir ihtimaldir” diyor. Yani imkansızdır diye belirtmiş oluyor evrimcilerde.
ADNAN OKTAR: Bu konuları sık sık gündemde tutmak lazım. Daha hala üniversitelerde, liselerde Marksist gençler, eski stillerle, öğrencileri alıyorlar, sokaklarda bağırtmak için oraya buraya götürüyorlar, eylem yapacağız diye oraya buraya götürüyorlar. Güya onları kendilerince diri tutacaklar, onlarda okulu bitirdiğinde işinegücüne bakıyorlar, kendi yollarına gidiyorlar. Okullarda, öğrencileri böyle rahatsız etmek doğru bir şey değil. Öğrencileri samimi, kendi düşüncelerinde serbest bırakmak lazım. “Yürüyün eyleme gidiyoruz” demekle, “yürüyün boykota katılıyoruz” demekle olmaz. Bunlar iş değil. Bunlar sadece öğrencilerin kalplerinde öfke meydana getirir. Gönlüyle gidiyorsa, tamam yani ona ben pek bir şey diyemem, gidiyorsa gidiyordur. Kanunsuzsa tabii yapmaması lazım o ayrı mesele ama gönlüyle gitmeyen adamı tehditle götürdüğünde nefret meydana gelir. Yani öğrencileri toplayıp “aman ne kadar büyük gücümüz var” demek, böyle bir şey olmaz. Sadece öfke ve nefret olur. Bu yollar yol değil. Yani yöntem mi şu? Okulun önünden sen tut “hadi yürüyün gidiyoruz Taksim’e, eylem yapacağız. Eğer fikrini anlatacaksan, kitapla anlat, sözle anlat, konuşmayla anlat. Eylemle olayların içerisine sokmaya çalışmak, onu olayların içerisine bulaştırmak, rahatsız edicidir, samimiyetsiz bir harekettir. Yani böyle böyle alıştırırız kafası varsa, öyle bir şey de olmaz, adam alışmaz bilakis iyice uzaklaşıp, içine iyice nefret oturmuş olur. Ama bu biraz yaygın. Bazı Marksist arkadaşlar, okul kapılarını tutup, böyle öğrencileri sürükleyerek eylemlere götürüyorlar. İşte “boş durmuyoruz” kafası. Kardeşim kitap oku, anlat, dergi bas, bilgini artır, anlatacağını anlat. Ama baskı, şiddet, tehdit, bunlar sadece öfkeyi körükler, başka bir şeye yaramaz.
Şimdi biraz kısa bir ara verelim.
VTR-İman Hakikatleri.
DAMLA HANIM: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yaklaşık 50 bine yakın mesaj geliyor, bu çok yüksek, maşaAllah.
“Benim bir tanem, dünya güzeli, canımın içi Hocam. Ben Gülşah. Güzeller güzeli kuzenim Elif’i ekranda görünce çok çok mutlu oluyorum. O sizi gerçekten çok seviyor, bende sizi canımdan çok seviyorum. Allah sizden razı olsun, gözümüzün nuru canım Hocam. Hidayetimize vesile oldunuz. Allah, dünyada ve ahirette sizden ayırmasın” diyor, maşaAllah.
“Hocam sizi takip ettim, programınızı izledim maşaAllah, Allah nasip etti, elhamdülillah. Müslüman oldum, imanım yoktu, imana geldim” diyor Uğurcan İnce.
“Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) şu anda birbirini tanıyorlar mı ve yüz yüze görüşmüşler midir? Allah sizin yanınızdaki kardeşlerimize ve İslam aleminin yar ve yardımcısı olsun, inşaAllah. Hayır ve dua ile Selamun Aleykum.”
Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Cennete koşan yok mu? Çünkü cennette akla hayale gelmeyen nimet vardır.” (Tezkireti'l Kurtubi, s. 306-307/499) Çünkü cennet hanımları, kendinden makyajlıdır. Sürmeye gerek kalmaz. Gözleri bütün ciltleri her yerleri, çok çok güzeldir.
Cennet hakkında Peygamberimiz (s.a.v.), Tirmizi’de diyor ki; “Gümüş tuğladan ve altın tuğladan. Harcı da kokulu misk. Cennetin çakılları inci ve yakuttan, toprağı da zâferandır.” [(Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 451/6] Yani öyle gereksiz, itici hiçbir madde yok, o anlama geliyor. Her şey çok güzel, her şey çok iç açıcı, her malzeme parlak ve etkileyici, ışıklı.
“Ehli cennetin en aşağı dereceli” cennetteki manevi derecesi, “olanının cennetteki mülkünü temaşası (seyretmesi ve gezmesi) iki bin sene sürer” diyor. Bakın iki bin sene geziyor, daha hala bitmemiş oluyor cennetteki mülkü, sırf kendine ait. “Bu mülkün en uzak kısmı, en yakını gibi görür” diyor. (Ramuz el-Ehadis-1, s. 113/8) Bakın zaman ve mekan izafi olduğu için, zaman ve mekan oynaması oluyor.
“Hanımların boyunlarında inci süsler var” diyor, fakat “çok parlak olduğunu” söylüyor. “Başında taç da bulunur” diyor, “o da çok aydınlıktır” diyor, “ışık verir” diyor. (Ramuz el-Ehadis-1, s. 99/8)
Cennetin ara dolgu malzemeleri de çok güzel kokuyor. Mesela burada bir yapıştırıcı kullanılsa, kokar. Beton yaparsın, beton kokar. Oradaki ara malzemeler de çok güzel kokuyor. Mesela “harcı misk kokar” diyor. MaşaAllah. Mesela burada çam ağacı alırsın, mesela bazı insanlar çam kokusundan hoşlanmazlar. Her malzeme güzel kokuyor. Mesela plastik gelir, plastik kokusu vardır, rahatsız olursun. Her malzemenin ayrı kokusu olur. Mesela bir metal alırsın, kokusu bile insanı rahatsız eder. Her madde cennette çok güzel kokuyor.
“Gurfeler (cennet köşkleri) kırmızı yakut, yeşil zebercet (zümrüt) ve beyaz incidendir.” Yani duvar malzemesi komple, olduğu gibi yakut görünümünde. Yani bütün duvar yakut görünümünde. Mesela başka bir duvarı, sırf yeşil görünümünde, olduğu gibi, blok. Mesela bir duvarı, olduğu gibi inci görünümünde, bembeyaz pırıl pırıl. “Onlarda hiçbir kusur ve ayıp yoktur. Cennet ehli bunlara, sizin gökte, doğu ve batıdaki parlak yıldızlara baktığınız gibi bakarlar. (Ramuz el-Ehadis-1, s. 225/6) Seyrederler diyor. Yani göz alıcı olduğu için, insanlar yıldızlara baktığında hoşlarına gidiyor ya, onlarda öyle pırıl pırıl parladığı için, onları öyle zevkle seyredeler diyor.
“Cennette öyle köşkler vardır ki, içindeki dışındakini, dışındaki içindekini görür. (Ramuz el-Ehadis-1, s. 125/9) Kendine ait köşk, yani kristal.
“Cennette "Reyyan" denilen bir nehir vardır. Üzerinde mercandan bir şehir kurulmuştur.” Nehir akıyor, altından nehir akıyor ama üstünde şehir var. Yani o kadar geniş bir nehir. Bakın “Cennette "Reyyan" denilen bir nehir vardır. Üzerinde mercandan bir şehir kurulmuştur.” Ama cennet mercanları. Mesela betonun rengi itici ama buradan cennet mercanından oluşmuş bir şehir kurulmuş. Altından da sürekli nehir akıyor. “Onun altın ve gümüşten yetmiş bin kapısı bulunur.” Müslüman o kapısından giriyor-çıkıyor, o kapısından girip-çıkıyor, bir tane iki tane değil. İşte bu, hamil'i Kur'an'a mahsustur.” Yani Kuran’ı taşıyan, Kuran’ı savunanlara mahsustur diyor Peygamberimiz (s.a.v.) (Ramuz el-Ehadis-2, s. 326/4)
“Cennette altından bir direk var” yüksek bir direk, “üzerinde zebercedden (zümrüt cinsinden parlak, yeşil, kıymetli bir taş) şehirler vardır ki” yani bir sütunun üstünde şehir kurulmuş. Bu Dubai’de yapıyorlar ya, ama orada en fazla küçük bir lokanta kadar yer yapılabiliyor, orada sütunun üzerine şehir kurulmuş. Şehir, bütün cennete tepeden bakıyor, yukarıdan bakıyor, tek bir sütunun üzerine kurulmuş, yani dengede duruyor. Şehrin sütunun üstünde dengede durması, güzel bir şey, inşaAllah. Bakın “şehirler vardır ki, onlar cennete yıldızlar gibi ışık verirler.” (Ramuz el-Ehadis-1, s. 125/6) Mesela bir orada var, bir orada var, onları Müslüman geziyor onları. Mesela bir o şehre gidiyor, bir o şehre gidiyor, sütun üstünde. Bir kısmı sütunsuz havada duruyor, bir kısmı sütun üstünde.
“Cennetin içinde inciden bir saray vardır.” İnci görünümünde ama cennet incisi, bizim bildiğimiz inci değil. “O sarayın içinde kırmızı yakuttan yetmiş konak vardır.” Bir saray düşünün, yetmiş ayrı konak. Çeşit insanların hoşuna gidiyor ya, Allah onun için öyle yapıyor. “Her konağın içinde yeşil zebercedden (zümrüt cinsinden parlak, yeşil, kıymetli bir taş) yetmiş ev vardır.” Bakın konakların içinde yetmiş ev var. “Her evin içinde yetmiş taht, her taht üzerinde de her renkten yetmiş yatak vardır.” Tahtın üzerinde yatak vardır. “Her evin içinde yetmiş sofra, her sofranın üzerinde de yetmiş çeşit yemek vardır” diyor. Ton hesabıyla yiyor mümin, hiçbir şekilde doyma hissi olmuyor ama açlık hissi de yok. Bakın yetmiş çeşit sofra, yetmiş çeşit yemek var. Daha görmediğimiz yemekler. Biz en fazla ızgara bifteği biliyoruz, orada hepsi nefis tatlar. “Keza her evin içinde yetmiş adet hizmetçi vardır.” Tezkireti'l Kurtubi, s. 323/554) Bu sofralarda da yetmişer tane hizmetçi varmış, yemekler götürüp-getirmek için, inşaAllah.
Ama bunlar tabii ışık hızından daha hızlı bir zaman içerisinde oluyor. Bediüzzaman; “Hayal hızı” diyor, “ışık hızından çok daha yüksektir” diyor. Mesela hayal etmesiyle, orada olayın olması bir oluyor, anında. Biz maddenin hakikatini anlattık ya, işte Kuledeki Küçük Adam, Hayalin Diğer Adı Madde. Burada aslında konunun özünü biraz anlatmış olduk biz. Yani dikkatlice düşünen, oradan çözer. Bakın bütün şehrin tamamını geziyor, daha diyorsun ki herhalde milyonlarca sene almıştır diyorsun, bir saniye gibi oluyor yahut daha az, inşaAllah.
“Muhakkak cennette bir çarşı vardır ki melekler orayı ziyaret ederler.” Bakın meleklerde çarşıya geliyor. Huriler, gılmanlar ve melekler de geziyor çarşıda. “Orada gözlerin mislini görmediği” hiç göz görmemiş, ilk defa görülüyor, “kulakların duymadığı ve kalplere gelmeyen nimetler vardır.” Hiç tahmin edilmeyen, insanın tahayyül etmediği yeni nimetler vardır diyor Allah. “Canımızın istediği herşey bize getirilir” diyor. Yani kafanızdan geçmesi yeterli. “Fakat orada satılan ve satın alınan hiçbir şey yoktur.” Yani para karşılığı bir şey yok. Sadece çarşıda istemen yeterli, inşaAllah. “O çarşıda cennet halkının bazısı diğer bazısı ile karşılaşır.” Mesela birden Peygamberimiz (s.a.v.) ile karşılaşıyor yahut Hz. Musa (a.s) ile karşılaşıyor, kendi dava arkadaşıyla karşılaşıyor. “Yüksek menzil ve mevki sahibi döner de mevki bakımından kendinden aşağı derece olan kimse ile karşılaşır. Onların içinde herhangi bir şeyi eksik olan kimse yok ki, karşılaştığının üzerine gördüğü süs elbiselerinden dolayı rahatsız olsun.” Yani içinde bir kıskançlık olmuyor. “Sözünün sonu gelmeden” mesela arkadaşının elbisesini çok beğeniyor, daha nasılsın derken, daha konuşurlarken, “sözünün sonu gelmeden üzerinde daha güzel bir kıyafet bürünür” diyor. Daha sözü bitmeden, onun kıyafetinden daha güzel bir kıyafet oluşur diyor, o anda. “Şu muhakkak ki cennette hiçbir kimsenin üzülmesi, kederlenmesi yoktur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). (Tezkireti'l Kurtubi, s. 325-326/563)
Şüphesiz ki cennette bir çarşı vardır. Fakat orada hiçbir şeyi satın almak ve hiçbir şeyi satmak yoktur. Ancak erkekler ve kadınlar suret ve şekilleri vardır. Binaenaleyh orada hangi kılığı istediğinde ona girecektir.” (Tezkireti'l Kurtubi, s. 326/564) Mesela cennette resimler var, çeşitli, çarşının içinde gezerken, güzel erkek, güzel kadın resimleri var, “ne kadar yakışıklıymış” diyor, bir anda kendisi de öyle oluyor. Mesela kadın diyor; “ne kadar güzel, hoş kadın, çok hoş bir kadınmış” diyor, bir anda kadın, kendisi de o şekle giriyor. Var ya öyle şimdi çarşıların içinde geziyorsunuz, top modellerin resimleri oluyor, erkekler de diyor, “keşke bende böyle yakışıklı olsam” yahut kadınlar diyor ki; “ne kadar güzel kadınmış” diyor. İmrenir kadınlar değil mi?Bakın bu da çok hayret vericidir. Bu ahir zamanda olan bir şey. Peygamberimiz (s.a.v.) onu, 1400 sene öncesinden bildiriyor. O zamanlar fotoğraf yok. Bakın ‘çarşılarda böyle resimler olacak’ diyor, ‘onu göreceksiniz, imreneceksiniz, imrendiğiniz anda, siz de öyle olacaksınız’ diyor. Beğendiği anda, kendi de öyle oluyor.
Sürekli Peygamberimiz (s.a.v.) şu konu üzerine dikkat çekiyor; “Muhakkak cennette öyle çarşılar var ki, orada alışveriş yoktur.” Yani para alışverişi yok. “Fakat cennet ahalisi oraya vardığı zaman taze ve parlak inci ve misk toprak üzerine yaslanarak otururlar.” Toprak böyle kirli çamurlu değil. Mis gibi, tertemiz. Şimdi yere oturmak mümkün mü? Hiçbir yerde yere oturulamıyor. Ya toz oluyor, ya çamur oluyor, ya bir şey oluyor. Oturmak insanın hoşuna gidecek bir şeydir ama olmuyor. ‘Ama orada toprak misktir’ diyor, tertemiz. “Yaslanarak otururlar”, sere serpe uzanıyor. “Dünyada oldukları gibi o cennetlerde tanışırlar.” ‘Selamun Aleykum’ diyor, ‘sen kimsin’ diyor, ben Ürdün’den bilmem kim diyor. ‘Sen ne yapardın kardeşim?’ diyor, ‘ben şöyle şöyle faaliyet yapardım’ diyor, ‘bende şuradan şu’ diyor, Allah mübarek etsin’ diyor. Cennette karşılaştıkça tanışıyorlar, birbirlerine soruyorlar. Mesela diyor ki; ‘Ben Hz. Musa (a.s)’ın talebesiydim’ diyor. Mesela ‘Hz. Nuh (a.s)’ın gemisindeydin’ diyor, ‘birlikte gidiyorduk’ diyor. Aynı yaştasın, herkes aynı yaşta, orada birbirleriyle tanışıp-konuşuyorlar. “Dünyada nasıl olduklarını ve Rablerine ibadetlerinin nasıl olduğunu, geceleri nasıl ihya ettiklerini, gündüzleri nasıl oruç tuttuklarını, dünyanın zenginliği ile fakirliğinin nasıl olduğunu, ölümün nasıl olduğunu ve nasıl cennet ahalisinden olduklarını konuşup müzakere (ve sohbet) ederler.” (Tezkireti'l Kurtubi, s. 326/565) Mesela ‘ölürken nasıl öldün sen’ diyor, ‘söyle öldüm’ diyor, ‘canını alırken nasıl seni getirdiler, Araf meydanına nasıl geldin, nasıldı’ diyor, o hatıralarını anlatıyorlar birbirlerine. ‘Fakirdim ben’ diyor, öbürü ‘ben zengindim’ diyor, onu anlatıyor, nasıl ibadet yaptıklarını, nasıl tebliğ yaptıklarını, bütün yani dini, İslami, Kuran-i, bütün çalışmaları anlatıyorlar birbirlerine, inşaAllah. “Konuşup müzakere (ve sohbet) ederler” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). İşte bu konular olmazsa, adam cennette ne yapsın? İşte güzellik oluyor. Allah’ın varlığı, sevgisi her şeyin üstündedir ama Allah bunlarla da ayrıca süslüyor işte. “Dünyada nasıl olduklarını” mesela okula mı gitti, ne yaptı, çocukluğu nasıl geçti, ibadetlerini, hepsini birbirlerine çok detaylı anlatırlar diyor Peygamberimiz (s.a.v.).
“Sidretü'l-Münteha ağacının meyvesinden her bir meyve yarılınca içinden yetmiş iki renk çıkıyor.” Bakın meyveden hiç görülmemiş yetmiş iki tane renk, “ve çeşit yemek çıkar” yani yetmiş iki ayrı tat, “ki orada öbürüne benzeyen hiçbir renk ve çeşit yoktur” diyor. (Tezkireti'l Kurtubi, s. 312/517) Yani bu çok acayip bir durum tabii, o ona benzemiyor, o ona benzemiyor.
“Cennetin meyvesinden koparınca, yerine yenisi biter” diyor. (Ramuz el-Ehadis-1, s. 98/9) Kuran’da da var zaten o.
“Cennetteki hurma ağacının dalları kırmızı altındır.” Altın dalın üstünde duruyor hurma. “Sapları yeşil zümrüttür. Yaprakları ipek gibidir.” İncecik. Çok kibar. “Meyvesi kule gibi iri taneli” Yani mısır var ya iri taneli, “kaymaktan yumuşak ve çekirdeksizdir. (Ramuz el-Ehadis-2, s. 451/4) Tadı yumuşak sert değil, birde çekirdeksiz. Çekirdek özel yaratılıyor, dünyanın bir aczidir. Meyvelerde var ama cennette yok.
“Cennetteki huriler yakut ve mercan gibidirler. Adam onlardan birinin yüzüne bakar da, kendini onun yanağında, aynada gördüğünden daha berrak görür.” Yani cildi, o kadar parlaktır’ diyor. “Onların incilerinin en ednası (en küçük, en önemsiz) şark ile garbi ışıklandırır.”(Ramuz el-Ehadis-2, s. 337/7)
“Cennet ehlinin vücudu kılsız.” Hanımlarında, beylerinde vücudunda kıl olmuyor. Kıl; kaşında var, kirpiklerinde var, saçında var, o kadar. Onun dışında vücutlarında kıl yok, yani kadında da erkekte de kıl yok; cennet ehlinin mühim bir özelliğidir o. “Cennet ehlinin vücudu kılsız, yüzü sakalsız, gözleri sürmelidir.” Doğal olarak sürmeli. Yani nasıl kelebekler, çiçekler nasıl sürmeli, gözleri sürmelidir. “Gençlikleri zail olmaz (tükenmez), elbiseleri eskimez.” ((Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 451/6) Dört trilyon senelik ceket var üzerinde, gıcır gıcır. Mesela 80 trilyon yaşında, terütaze, inşaAllah.
“Cennet ehlinin bir çarşısı vardır. Her Cuma oraya gelirler. Derken kuzey rüzgarı eser, elbiselerini ve yüzünü okşar.” Hafif bir rüzgar, elbiselerini ve yüzünü okşuyor. “Bunun tesiriyle hüsün (güzellik) ve cemalleri (yüz güzelliği) artar.” Olur ya bazı insanlarda birden bire daha güzelliği artar, orada güzellikleri biraz daha artıyor, rüzgarın etkisiyle. “Böylece ailelerine, daha da güzelleşmiş olarak dönerler. Hanımları: "Vallahi, bizden ayrıldıktan sonra sizin cemal ve güzelliğiniz artmış!" derler.” ‘Bir şey olmuş size derler’ diyor. “Erkekler de: "Sizler de Allah'a kasem (yemin) olsun, bizden sonra çok daha güzelleşmişsiniz." derler. ((Müslim), Kütüb-i Sitte-14, s. 433/16) ‘Bir şey olmuş, daha güzelleşmişsiniz derler’ diyor. Mesela artık tamam zannediyor adam, bir daha oluyor, daha da güzelleşiyor. ‘Geçen seferden daha da güzelsin sen’ diyor, bu Allah’ın sonsuz gücünün bir yansıması işte. Bakın renklerin sonu gelmiyor, güzelliklerin sonu gelmiyor ki, bu Allah’ın herhangi bir tecellisi aslında, gücünü göstermesi açısından, herhangi bir tecellisi.
“Cennet ağaçlarının dip gövdesi inci” yani parlak bir inci düşünün, “ve altın” altınla süslü, “yukarısı da meyvedir” diyor, inşaAllah. (Tezkireti'l Kurtubi, s. 315/523)
“Bu ağaçların dalları kurumaz, yaprakları dökülmez, suyu kaybolmaz, meyvesi tükenmez.” (İlahi Dinlerde Cennet İnancı, s. 54)
“Cennette, bal denizi, şarap denizi, süt denizi ve su denizi bulunmaktadır. Diğer nehirler bunlardan çıkacaktır.” [(Tirmizi), Büyük Hadis Külliyatı-5, s.409/10097]
Yani burada kastedilen; cennet balı var, adeta deniz gibi, bir türlü tükenmiyor. Yani trilyonlarca, katrilyonlarca sene tükenmiyor. Deniz gibi, çokluğunu vurgulamak açısından, “bal, şarap, süt ve su.” Mesela şehrin altından ırmak akıyor. Ama tabii böyle kirli sulu değil. Oranın suyu, cennet suyu ayrı bir şey tabii, ayrı bir güzelliği var.
Cennet kadınlarının çok güzel koktuğundan bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v.).
“Cennette hurilerin toplanma yerleri vardır.” Böyle kafe gibi, o tarz. “Seslerini yükseltecekler, yaratıklar onların sesi kadar güzel bir sesi o ana kadar hiç duymamış olacaklar.” [(Tirmizi), Büyük Hadis Külliyatı, s. 409/10099]
Muhteşem bir sesle, şarkı söylüyorlar. ‘Ama hiç duyulmamış bir sestir’ diyor Peygamberimiz (s.a.v.) Mesela topluca birden o güzel sesleriyle söylüyorlar, inşaAllah.
“Cennete giren her bir kimsenin baş ve ayakucunda iki huri durur ve ins ve cinnin işittiği en güzel sesle neşide (şiir) okurlar.” [Ramuz el-Ehadis-2, s. 384/7]
“Oraya giren kimseye nimetler ihtiyaç olmaksızın gelir. Orada ebedi olarak yaşar. Ölmez, elbisesi eskimez ve gençliği de gitmez” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). [Ramuz el-Ehadis-1, s. 200/6]
“Cennete sürmeli ve sakalsız olarak Hz. Yusuf (a.s) güzelliğinde, Hz. Eyüp (a.s) muhabbetinde” onun gibi muhabbetçi, muhabbet ehlinde, “ve otuz yaşlarında gençler olarak girersiniz” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). [Ramuz el-Ehadis-1, s. 249/15]
“Bir kimse cennetlik olarak ölünce, büyük veya küçük, yaşı ne olursa olsun, otuz yaşında bir kimse olarak cennete girer.” Yani hiç fark etmez, 7-8 yaşında da olsa, 90 yaşında da olsa, 30 yaşında olur’ diyor, “ve artık bu yaş ebediyen değişmez.” ‘Sürekli sabit kalır’ diyor.[(Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 450/5]
“Eğer nasip olur da cennete girersen” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “kızıl yakuttan bir beygire bineyim" dersen binersin. "Uçayım dersen uçarsın" diyor, inşaAllah. [Ramuz el-Ehadis-1, s. 149/5]
Buhari, Müslim ve Tirmizi’de Cenab-ı Allah’ın hitabı olarak; “Allah Teâla Hazretleri ferman etti ki: "Ben Azimu'ş-Şân, salih kullarım için gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insanın hayal ve hatırından hiç geçmeyen nimetler hazırladım" diyor Cenab-ı Allah. [(Buhari, Müslim, Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 4419/1]
İlk defa orada görüyorlar.
“Cennette senin canın kuş isteyecek. Hemen kızartılmış olarak önüne getirilip konacaktır” diyor. [Büyük Hadis Külliyatı-5, s. 414/10123]
Yemeği yedikten sonra, hayvanı yiyor, kemikleri kalıyor, bir anda kemikler toplanıp, kuş yine uçup gidiyor, inşaAllah.
Cennette eğer bitki yetiştirmek isterse şahıs, Allah bunu yaratacağını söylüyor hadiste. Mesela ağaç ekmek isterse, ağaç hemen bitiyor. Ekin yapmak isterse, ekin hemen oluşuyor. Hakikaten bitki zevkli olduğu için, Cenab-ı Allah, onu da yapacağım diyor.
“Mümin cennette çocuk arzu ettiği zaman; onun hamile, doğması, yaşı bir anda olur” diyor. [Tezkire-i Kurtubi-1, s. 55]
Yani süratle çocuğu olur diyor, saniye hesabıyla, inşaAllah. Kaç yaşında istiyorsa, o yaşta olur diyor. Mesela diyor ki; ‘benim 12 yaşında bir oğlum olsun’ diyor. Bakın diyor ki; “hamile, doğması, yaşı bir anda olur” diyor.” Süratle orada hemen oğlu oluyor. Bu dünyada Allah öyle bir şey veriyor, orada da istediği hemen anında oluyor. Kaç tane isterse, oğlu-kızı oluyor, hiç sıkıntı çekmeden ve sürekli de oğlu olarak yaşıyor orada, inşaAllah.
“Cennette gece yoktur.O, ışık ve nurdan ibarettir.” [Ramuz el-Ehadis-2, s. 366/4]
Yani ‘cennetin her tarafı, kendinden ışıklı ve nurludur’ diyor. Nurdan kasıt; ışık kaynağı değil, ışığı yansıtan olması. Yani kendi içinde ışık var.
Peygamberimiz (s.a.v.)’e soruyorlar; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e: "Cennet ehli uyur mu?" diye sordular. Şöyle buyurdu: "Uyku, ölümün kardeşidir.” Ölüm gibidir. “Cennet ehli uyumazlar" diyor. [Büyük Hadis Külliyatı-5, s.414/10125]
Mesela yetmiş trilyon sene geçiyor, uyumuyor, uykusu yok.
“Müslümanların kalpleri, tek bir kimsenin kalbi gibidir.” Müslüman imama uyuyor ya, mesela Hz. Mehdi (a.s)’a uyuyorlar, çok rahat ediyorlar ya, orada da tek bir kimsenin kalbi, hepsinin ahlakı aynı. “Aralarında ihtilaf, husumet yoktur” diyor. [Kütüb-i Sitte-14, s. 449/3]
‘Hiçbir şekilde sorun olmaz’ diyor Peygamberimiz (s.a.v.).
“Cennet ehli şöyle diyecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.); ‘Biz ebedileriz, asla helak olmayız, biz mutlu kişileriz, asla kederlenmeyiz.’” [(Tirmizi), Büyük Hadis Külliyatı-5, s. 409/10099]
Kederlenme yok, üzülme yok.
Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Orada hiçbir dert ve tehlike yoktur.” [Ramuz el-Ehadis-1, s. 170/1]
Yani hastalık da yok, tehlike de yok.
“Cennette perde kaldırılacak, kendilerine Rableri Teala’yı görmekten daha sevimli bir şey verilmediğini anlayacaklar.” [Büyük Hadis Külliyatı-5, s. 415/10130]
Allah tecelli ediyor. Cennette, genç delikanlı şeklinde tezahür ediyor, ‘en şiddetli zevki bundan alacaklar’ diyor Peygamberimiz (s.a.v.).
“Cennet ehli Allah'ın huzuruna iki defa girer. Onlardan her biri o mecliste, amellerine göre, inci, yakut, zümrüt, altın ve gümüşten minberler üzerinde otururlar. Gözleri hiçbir zaman bu kadar aydın olmamıştır. Bunun tekrarına kavuşmak ümidi ile ertesi günü bekler halde yerlerine dönerler.” [Ramuz el-Ehadis-1, s. 120/3]
Cenab-ı Allah diyor ki kullara; “Razı oldunuz mu?” diye soruyor cennette. “Onlar: "Ey Rabbimiz! Razı olmamak ne haddimize! Sen bize mahlûkatından bir başkasına vermediğin nimetler verdin!"derler” diyor. [(Buhari, Müslim, Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 456-457/13] ‘Hepimiz, Senden razıyız Ya Rabbi’ diyorlar.
“Cennet ehlinden herkes cehennemdeki yerini görür de "Ya Allah bana hidayet vermeseydi?" der ve bu ona şükür olur. [Ramuz el-Ehadis-2, s. 342/1]
Seviniyor. Herkese gösteriliyor cehennem. Yani eğer kafir olsa, nereye gideceği, hangi bölümde olacağını gösteriyor Cenab-ı Allah, onu görünce müthiş bir ferahlık oluyor. Daha önce de anlatmıştım size, Müslümanları sevindirmek için, inşaAllah.
“Cenneti de amellere göre taksim ederler. (Çok ameli olan çok pay alır.)” [Ramuz el-Ehadis-1, s. 198/17]
Cennet konusu şimdilik bu kadar, kısa bir ara verelim, devam edeceğiz.
VTR-Teknolojiden Üstün Organlar.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum, arslan gibi heybetli, can Seyyid Muhammed Adnan Hocam benim. Sizi o kadar çok seviyoruz ki, hem ben, hem ailem, bizzat ailem sizi çok seviyor. Canım Hocam siz evimizin nur ışığı, yanınızdaki kardeşlerimiz de bilgi kütüphanesi, maşaAllah. Canım Hocam inşaAllah, en kısa sürede sizi görmeye geleceğiz Allah nasip ederse. 2012 yılı geldi çok şükür. İttihad-ı İslam ve Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuruna adım adım yaklaşıyoruz. O yüzden çok mutluyum. Rabbim inşaAllah nasip etsin, Türk İslam Birliği bir an önce kurulsun. Allah’a emanet olun canım Hocam. Yanınızdaki kardeşlerimize de saygılar sunuyorum” diyor, Orhan Kozak/İzmir.
“Hocam ne olur Allah rızası için, annem sizi her gördüğünde sevinçten ağlıyor. Sizinle konuşmak istiyor, sizi çok seviyor canım Hocam.” Cep telefonunu vermiş. Çok şeker. Konuşayım.
“Hocam, uzun bir konuşmadan sonra, beş gün önce kuzenim ameliyat oldu, kafasında tümör vardı, aldılar. Şu an yoğun bakımda halen, sizden dua istiyoruz.” Allah şifa versin, inşaAllah, Gülcan Sevim. Teknoloji iyi şu zamanlarda bayağı güzel. Uru yaratan kim?
KONUKLAR:Allah.
ADNAN OKTAR: Uru alan kim?
KONUKLAR:Allah.
ADNAN OKTAR: “Doktor aldı” diyorlar. Doktor almaz, Allah alır. Oraya uru Allah verir, Allah alır, imtihan eder. Doktor nereyi alıyor? Doktor kafasının içinde. Tabii Allah’ın yaratmasıyla alır, inşaAllah.
“Adnan Hocam iyisinizdir inşaAllah.” Elhamdülillah. “Yeni yılınızı kutlar, sağlık, başarılar getirmesini, tüm Müslüman alemine barışlar vermesini dilerim Cenab-ı Allah’ın. Adnan Hocam, yeni yıla çocuğumuzu kaybederek girdik.” Allah rahmet etsin. “Erkek beş aylık çocuğumuzu kaybetmiş olmamız bize derin bir üzüntü verdi.” Ne kadar yanlış. Size çocuğu kim verdi? Allah verdi. Kim aldı? Allah aldı. Çocuk kime ait? Allah’a ait. Üzüntü nasıl oluyor? Olur mu öyle şey? Cennet vildanı olmuş, daha ne istiyorsun, maşaAllah. Ölürken sizi karşılayacak işte minik canıyla.
AYLİN HANIM: “Onlar, cennet bahçelerinde koşuşturacaklar” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: “İsminizi veremememiz” benim ismimi vereceklermiş çocuğa, “bize daha çok üzüntü kattı” diyor. Bak yine olmadı, üzüntü Müslümanlıkta olmaz, hayırla olmuş. Allah size cennette vildan dilemiş, göstermiş, geri çekmiş, Vildan bu diyor. Üzüntü olur mu? Sakın, bir daha duymamayım. “Hayat devam ediyor, eşime teselli edici birkaç cümle etmenizi rica ediyorum. Eşim çok üzülüyor” diyor, Özkan Koç. Bak o sevimliye söyle, o güzeller güzeline, Allah daha da ona güzelini nasip edecek, daha hayırlısını nasip edecek. O cennet vildanı, o minik sevimli köfte. Sakın sakın, Allah yarattı, Allah gösterdi, tanıştırdı, cennetine almış, ne güzel hayırla almış, hayır göreceksiniz, güzellik göreceksiniz, siz vefat ederken de sizi karşılayıp, almaya gelecek. Daha ne istiyorsunuz işte ne güzel. Kendi çocuğun seni almaya gelecek, inşaAllah. O çocuğun görüntüsünü size Allah gösterdi. O görüntüyü gözünüzün önünden Allah kaldırdı, çocuğun ruhu Allah’a ait, bedeni Allah ait, “bende üzüldüm” diyorsun. Şimdi oldu mu bu? Olmaz. “Ya Rabbi” diyeceksin, “ne eylersen güzel eylersin, hayırla getirdin, hayırla götürdün, elhamdülillah” diyeceksiniz, inşaAllah.
“Benim Sultanlar Sultanı canım Seyyid Ahmed Muhammed Adnan Hocam. 20 Ocak yaklaşıyor. Tatil olunca hemen yanınıza, eşiğinizde yatmaya geliyorum, inşaAllah.” Haşa olur mu? “Sizi çok özledim Hocam. A9 kanalının hizmetine devam ediyorum inşaAllah, broşür ve kitapla dağıtıyorum Mersin’de” diyor, Ramazanoğulları’ndan Abdülcelil Cabbar. Çok güzel. “Hocam ellerinizden öperim” diyor. Allah razı olsun, bizde sizin ellerinizden öpüyoruz.
Hep 2012 ile ilgili izahlar var.
“Sevgili Üstadım Adnan Hocam. Bediüzzaman Hazretleri şu büyük dersini yazıyorum, anlamak için, anlatmanız için; ‘İman, insanı insan eder. Belki insanı sultan eder.’ Mesela Hz. Mehdi (a.s)’ı Sultan ediyor, inşaAllah. ‘Hakiki iman eden, tüm kainata meydan okur.’İşte Hz. Mehdi (a.s)’ı kastediyor. Hz. Mehdi (a.s), tüm kainata meydan okuyor, inşaAllah.
“Muhterem Müberra Aziz Üstadım Adnan Hocam. Bu imanı elde edemememizin sebebi; deccaliyetin etkisinde yaşamamdır. Yoksa nefsimden çıkıp da gerçek manada Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olamamamdır. Allah’ın izniyle yol göstermenizi ve duanızı beklerim. Ellerinizden öperim” diyor kardeşimiz. Allah sana derin iman versin, sana derin bilgi versin, Hakkel yakin Aynel yakin, İlmel yakin iman nasip etsin Allah.
“Canım Hocam, bugünkü dersimiz çok güzel, maşaAllah. Allah, cümle ümmet-i Muhammed’e cennete girmeyi nasip etsin, inşaAllah. Keder, üzüntü yok, çarşılar çok güzel, tonlarca çeşit çeşit yemekler, inciler, yakutlar, elhamdülillah Hocam” diyor. “Rabbimiz’in temaşası, diğer cennet ehliyle tanışmalar, konuşmalar. Mübarek sözleriniz bittiğinde, bir baktık ki, ağzımız açık kalmış Hocam” diyor.
“Canım Hocam, hurilerin bir yere toplanıp, şarkı söylemelerinizden bahsettiniz ama dünya ehli cennet hanımların sesleri, onlardan daha güzeldir eminim.” Doğru. Cennet ehli hanımların sesi de güzel, kendi de daha güzel olacaklar hurilerden.
“Allah aşkı için okuyun Hocam. Ruhuma gıda veren, dünyayı nuruyla aydınlatan canım Hocam” diyor. “Sarayımın şahı olan Hocam, Allah aşkıyla sevdiğim Hocam. Sizi çok seviyorum” diyor. “Saray şahsız, şehzade de taçsız olmaz. Siz sarayımın yani gönlümün şahı, başımın da tacısınız” diyor. “Sizi o kadar çok seviyorum ki, hangi kelimeyi söyleyeyim bilemiyorum” diyor. “Kainatta güneş var, o da sensin canım Hocam” diyor. “Nurunuz, güneşi solduruyor maşaAllah, Allah’a emanet olun, yeşil gözlü şahım” diyor. “Seni yaratan Allah’a kurban olurum ben” diyor, maşaAllah bir hanım kardeşimiz yazmış.
AYLİN HANIM: Çok güzel tarif etmiş Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Cennette huriler, gılmanlar var ama erkekler, eşi daha güzel olduğu için, tabii ki eşini tercih ediyorlar, inşaAllah. Yani cennet hurileri orada hizmet ediyorlar. Ama isterse orada onlarla eşi gibi beraber olabilir. Ama eşi çok çok daha güzel oluyor, imanından dolayı, kıyas olmayacak şekilde, her yönden güzel oluyor. Yani erkekler, karılarına yüzlerce, binlerce yeni surette, değişik bedende ve değişik görünümde tecelli ediyorlar, tek ruha sahipler eşleri, hanımlarda eşlerine, yüzlerce, binlerce değişik kadın görünümünde tecelli görünüyorlar, inşaAllah.
“Sayın Hocam, sizi benim gözümle görmek, tüm dünya alemine nasip olsun, inşaAllah. İnşaAllah geleceğim, ellerinizden öperim, dua edin arslan Hocam” diyor, maşaAllah. Konya/Selçuklu’dan, Mehmet Emre Çiftçi. MaşaAllah, bayağı bir hizmeti varmış kardeşimizin.
“Seyyid Ahmed Muhammed Adnan Oktar Hocam. Allah için sizleri çok seviyoruz Hocam, evlatlarım ve eşimle beraber size hizmet etmek istiyoruz, Allah rızası için. Hocam, biz iki aileyiz inşaAllah. Hocam sizi ziyaret etmek istiyoruz, o güzel yeşil gözlerinize bakmak, nurlu ellerinizden öpmek ve duanızı almak istiyoruz, inşaAllah. Meryem Çakmak.” Telefon numarasını da vermiş.
“Zikri inşaAllah ve maşaAllah olan, zamanın güzellerinden seyyidimizin üzerine olsun Allah’ın Selamı” diyor. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Rabbim bizleri özünü kavrayamadığımız konularda sabredenlerden eylesin, inşaAllah. Rabbim, cennet ehli olup da seyyidlerden çok güzel olan Muhammed Adnan Hocamız’ın talebesiydik diyenlerden eyler, inşaAllah. Hürmetle ellerinizden öpen, Zeynel ve eşi.” Diyarbakır’dan. Bütün Diyarbakır’a Selam. Diyarbakır, koç yiğit kaynağı, maşaAllah.
“İyi akşamlar, Sayın Muhammed Adnan Hocam. Ben sizi çok ama çok seviyorum, inşaAllah.” Allah bizden ayırmasın anlamında bir şey söylemiş ama bu şekilde denmez. İnşaAllah, Allah sizi bizlere bağışlasın diyeceksin, inşaAllah. Öyle dersen, Allah’a karşı uygun olan olur. Öbürü biraz yanlış anlaşılabilir. Azerbaycan’dan Nermin.
“Kadir Yılmaz-Veteriner hekim/İzmir. Hayırlı akşamlar Hocam. Ben 28 yaşındayım. Hayırlısıyla bir yuva kurmak istiyorum. Namazlarımda bunun için dua ediyorum ama hala bir yuva kurabilmiş ve bir adım atabilmiş değilim. Bekar ve yalnız yaşayan biri olarak, nefsimle mücadele etmekten yoruluyor gibi oluyorum. Hocam bu işin nasibi hayırlısı nasıl olmalıdır? Neden gönlümün geçtiği birini bulamıyorum? Bu sınavdan nasıl geçeceğim? Sözleriniz beni etkileyecektir. Lütfen bu konuda evlilik zamanı ve evlilikle ilgili lütfen nasihatlerdebulunun, selametle.” Evlilik için, insanın kendisini çok iyi yetiştirmesi gerekir. Evlilikte evleneceğin kişi, Allah’ın tecellisi zaten. Senden soracaktır, diyecek ki; “Sen Allah için ne yaptın?” Sorması lazım. Ben kendimi Allah’a adadım dersen sana zaten Allah nasip çıkarır. Ama ben kendimi dünyaya adadım dersen, o genç kızda der ki; “Ben neden dünyamı yakayım?” der, “niye ahretimi yakayım? der. Çünkü ahirette onunla beraber olması zul, bela. Dünyada olması da zul, bela. O zaman neden kabul etsin? Ama sen kendini Allah’a adadıysan, dünyadan geçtiysen, Allah senin karşına zaten tecellisini çıkarır. Mesela ben dünyadan kaçıyorum, hep kaçtım, Allah dünyayı hep üstüme getirdi. Ben kaçabildiğimce dünyadan kaçtım ve dünyada gelebildiğince benim üstüme geldi. Ben hala dünyadan kaçıyorum, dünyada benim üstüme kaçtıkça daha fazla geliyor. Sende dünyadan kaç, dünya senin üstüne gelir, inşaAllah.
“Sayın Ahmed Muhammed Adnan Hocam. Şeyh Nazım Kıbrisi Hocamız’ın 2012 yılı için önemli açıklamaları var Bunlar gerçekten doğru mu, çok merak ediyorum. Saygılar ve sevgiler, Tevfik Güngör.” Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri diyorsun, “doğru mu?” diyorsun. Şimdi başka bir isim versen tamamda, Şeyh Nazım Kıbrisi diyorsan, o mübareğin ismini anıyorsan, sağlam kapıyı açmışsın, gördüğünde doğrudur. Hikmet yönü vardır, ayrı. Tevil yönü vardır, ayrı. Tabir yönü vardır, ayrı. Ama dediği doğrudur. “Deprem olacak” dedi, iki gün sonra deprem oldu. “Bütün İslam alemi karışacak” dedi, bütün dedikleri oldu. Arap Baharı denilen olaylar oldu. “Kıbrıs sallanacak” dedi, sallandı. Ne dediyse, oldu. “İstanbul sallanacak” dedi, sallandı inşaAllah.
“Allah’ın güzel tecellisi Ahmed Muhammed Adnan Hocam. Dağıtırken çektiğim fotoğrafları yolluyorum, Almanca kitap ve cd’ler. Bu ilk denememdi, inşaAllah. Bir dahaki sefere daha başarılı olurum, inşaAllah. İnsanlara bir şeyi hediye etmek bile çok zor ama yılmak yok. Daha da hevesle, Allah aşkıyla devam edeceğim, inşaAllah. Dağıtamadıklarımı bir tanıdığımın dükkanına bıraktım, o da çok ilgilendi Lübnanlı. Hocam derin saygı ve sevgilerimle, Bülent Doğan, Stuttgart/Almanya.”
Resmi var mı? Göster. MaşaAllah, benim koç yiğidime bakın. Sen kütüphane yapmışsın oraya, maşaAllah. Ellerine sağlık, elhamdülillah çok güzel. Deccalin beynine balyozu indirmişsin sen. Ne yapmışsın, orayı yıkmışsın sen, maşaAllah. Deccal nasıl geçsin oraya değil mi? Deccalin ayağına mayını koymuşsun sen. Ellerine sağlık, maşaAllah.
“Seyyid Ahmed Muhammed Adnan Hocam. Dün gece alternatif yılbaşı kutlamalarında özel kanal TV 5’te, Mekke Fethi programını izledim. Erbakan Hocamız üzerine kuruluydu. Onun düşüncelerini ve sözlerini paylaştılar, görsel şölen yapıldı. Her şeyden bahsedildi, dünyadan yapılan zulümlerden bahsedildi. Hoca efendiler çağrıldı, uzun dualar edildi, ilahiyatçılar çağrıldı. Eski İslam’ın yaşandığı devirlerden tiyatral olarak bahsedildi. Ama Hocam, hiç Türk İslam Birliği’nden ve İttihad-ı İslam’dan bahsedilmedi.” Çok acı. Hem Erbakan Hocam’dan bahsedeceksin, hem İttihad-ı İslam’dan bahsetmeyeceksin. Ne oluyor, nedir bu? Çok acı. “Yalnızca, ‘Allah’ın ismi, çok ötelere gitmeli, inşaAllah’ denildi, o kadar. Bu sözlerde bir kere söylenildi, hiç dualarda bile asla bu birlikten bahsedilmedi. Sizin paylaştığınız Erbakan Hocamız’ın, İttihad-ı İslam sözleri değil, başka sözler yayınlandı. Bu kadar mı dilleri tutuluyor bu kardeşlerimizin?” diyor. “Bu kadar mı gözlerine perde çekildi kardeşlerimizin? Bu kadar mı beyinlerine perde çekildi?” diyor. “Ah ben orada olacaktım ki, orada bir şekilde içeri girer ve hocalara ulaşır, söylemeleri gerekeni söylerdim” diyor. Acayip olmuş tabii.
Reyhan Ferahlı; “Allah, cennette de sizinle beraber etsin Hocam” diyor. “Başımın tacı, gözümüzün nuru Hocam. Allah başımızdan eksik etmesin sizleri” diyor.
Şimdi yine iman hakikati seyredelim, devam edeceğiz.
VTR-İman Hakikatleri.
ADNAN OKTAR: Hilal Özdemir; “Allah’ına kurban olduğum, kademine turab olduğum Seyyidim, sultanım, şahım, alnı pakinizden doğan Muhammedi güneşi yaratan Allah’a kurbanım” diyor, inşaAllah. “Benim acizane sizden bir ricam var; A9 Tv’nin, izlenme ölçümleri yapılsın. Nerede az ise, oralara gidip tanıtım yapalım. Bize bildirin efendim, inşaAllah. Birde gözümün nuru emanetullah olan ceddi Hasen, ceddi Hüseyin olan pirim. Bize ahir zaman Mehdisi’nin alametlerini, küçük beyaz kitaptan hadisleri her gün tefsir ederseniz, dilinizden dökülen sözler, bize Süleyman’ın emridir” diyor. Yani sanki Hz. Süleyman (a.s)’ın emri gibidir mi demek istedi acaba? Herhalde öyle bir şey demek istedi. “Bizi hizmet yolunda küçük bir karınca olarak arkadaşlarınıza kabul eder misiniz?” diyor. Estağfirullah. Biz sizin emrinizdeyiz, köleniziz, inşaAllah. Bu ne şekermiş, maşaAllah.
“İlim deryasından her geçen gün faydalanıyoruz” diyor bir kardeşimiz.“İlminizden faydalanıyoruz, ilim tahsil ediyoruz inşaAllahSeyyid Muhammed Adnan Hocam. 80 bin adet broşür bastırdık Hocam, inşaAllah, isteyen kardeşlerimize, ücretsiz olarak gönderiyoruz” diyor. “Broşürlerin resimlerini gösteriyoruz, nur Hocam” diyor. Bakayım. MaşaAllah, elhamdülillah. Helal olsun aslanlarımıza, helal olsun ahir zamanın koç yiğitlerine, Resulullah (s.a.v.)’in övdüğü mübarek, muhterem, müberra varlıklara Selam ediyoruz. Allah hepsinin emrinde kölesi olmayı bizlere nasip etsin, inşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam, Ankara’da da sizin kitaplarınızı ücretsiz olarak dağıtan kardeşlerimiz vardı, resimlerini de göndermişler. Yusuf Öncür, Murat Çelik, Ömer Tangül, Hüseyin Köksoy isimli kardeşlerimiz.
ADNAN OKTAR: Aslan aslan, bunların isimlerinin sonuna aslan ifadesini koymak lazım, koç yiğit bunlar maşaAllah, elhamdülillah. Ahir zamanın nurları bunlar, ahir zamanın ışıkları. MaşaAllah, seyyidina İsa Mesih, bu güzel varlıkların, o nurlu yüzlerini tek tek mesh ederek, onları inşaAllah cennet ehlinden olması için sevgiyle kucaklayacak, inşaAllah.
Muhammed Gönenç. Muhammed, bunları elli kere anlattım. Dışarı çıktığınızda birçok hanımla karşılaşırsınız; açık hanımlar olur yahut mayolu hanımlar olur, eve gidersin, kız kardeşinle karşılaşırsın. Mesela çoğu zaman aileler evlerinde genç kızlar annesinin babasının yanında iç çamaşırıyla gezer. Babasının aklının ucundan dahi çirkin bir düşünce geçmez. Erkek kardeşi olur, hatta birçok erkek kardeşi oluyor, aklının ucundan dahi geçmez, hatta erkek kardeşinin kucağından inmez birçok kız kardeş. Hep böyle sever, sarılırlar, öper, babası gider sarılır, sever. Kimsenin aklının ucundan geçmez. Bu niyetledir. Niyeti sağlam tutarsan, tamamdır. “Ben niyetimi tutamıyorum” diyor. O zaman sen, annene, kız kardeşine karşı da niyetini tutamazsın, Allah esirgesin. Hatta daha da pis şeyler yaparsın da, tek tek saymayayım, daha da kötü şeyler yaparsın, Allah vermesin. Helale harama dikkat etmeyen adam ne yapmaz? Helale-harama dikkat ediyorsa, zaten bitmiş. Genç kız istediği gibi gezer. Kuran’da ayet var. Yani evinde tesettür mecburiyeti yok. Babasının yanında, erkek kardeşinin yanında Allah “rahatlar” diyor, ayet var. Çok güzel genç kızlar oluyor, aslan gibi bayağı güzel, gösterişli. Evde bakımlıda oluyorlar, saçlarını açıyor, hatta sutyenle ağabeyinin yanında oturuyor, geziyor. Aklının ucundan dahi geçmez ağabeyinin, mümin muttakiyse. Ama sapık kafalıysa, ensest ilişki de olur, ahlaksızlık da olur, delilik de olur, her türlü manyaklık olur. Demek ki olay neymiş? İman. Bütün mesele imandadır.
“Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Sizi nasıl ziyaret edebiliriz? Mübarek ellerinizi öpmek için canımı verirdim, bütün dünyayı verirdim, mümkün mü Hocam?” diyor. Murat kardeş, neden olmasın, olur tabii, inşaAllah.
“Ben namaz kılanım. Ben istiyorum, Türk halkları birleşsin. Azerbaycan, Türkiye, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti birleşsin. Vize, pasaport olmasın. Bu kardeşler ülkesinde, Celilabad şehrinin, Alar kentinden; Vusal.” Vusal, bunu her yerde çok dillendirirseniz, 2012’den itibaren özellikle yoğunlaştırın, bu olacak zaten.
Emin Yüksek; “Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hadislerde ve İslam alimlerinin bildirdiğine göre, Hz. Mehdi (a.s) en büyük bir müceddid ve en büyük bir müçtehid olduğu bildiriliyor. Aynı zamanda gelmiş geçmiş en büyük kumandan olduğu anlatılıyor. Madem Hz. Mehdi (a.s) Türkiye’den çıkacak. Hz. Mehdi (a.s)’ın askerlik yapmamış olması lazım. Hiçbir ordunun ve komutanın emrinde olmaması lazım. Çünkü kendisi en büyük komutan olacak. Analizim sizce doğru mu?” diyor. Seni uyanık seni. “Konuyu biraz açıklar mısınız?” diyor, Rize’den Emin Yüksek. Karadenizliler çok zeki olurlar.
“Sizleri internetten izliyorum. Ev halkına ve tanıdıklarıma kanalınızı kablolu tv’den izletmek istiyorum, inşaAllah. Hayırlı geceler.” Kablolu tv’ye geçmemizi istiyorlar. Yolda da onu konuştuk. Kablo tv bir tek o değil, hepsinin halledilmesi gerekiyor.
Şeyda Bilgiç; “Adnan Hocam, sizleri çok ama çok seviyorum Allah aşkıyla. Anlattıklarınız bizim için çok önemli. Bize dua edin, Allah’a emanet olun.”
“Hocam, ailem başı açık birisiyle evlenmeme izin vermiyor. ‘Çok büyük günah’ diyorlar. Bende sizi örnek gösteriyorum” diyor, Muhammed Gönenç. Başı açık, başı kapalı hepsi, mümin, muttaki, tertemiz insanlardır. Olur mu öyle şey? Öyle ayırım yapmak doğru değil. Annelerimiz, kız kardeşlerimizin sokakta çoğu başı açık. Tertemiz bakımlı geziyorlar, ne alakası var?
“Hocam, o güzel bayraklar nedir?” diyor. Onlar, 16 Türk devletinin bayrakları, inşaAllah.
Canlar canı Ayşe diyor ki; “Hocam, birçok arkadaşım lay lay lom. Lafa gelince hepsi Müslüman. Hoca, namaz, abdestten bahsediyorlar ama İslam’la haşa güya alay eden fıkralar anlatanlar bir değil, iki değil” diyor. “Annemlerde var, komşularımda var. Doğru dürüst insan pek etrafımda bulamıyorum Hocam. Yüz çevirdim o yüzden, yalnız kaldım” diyor. Can Ayşe sende benim yanıma gel. Hiçbir şey olmaz, kitap dağıtırız, anlatırız. Böyle dinle İslam’la güya haşa espri yapmak özelliği, birçok alim hoca da buna dahil oldu, bu bazı kesimlerde moda olarak yayıldı. Kardeşimiz de mustar olmuş ondan.
MaşaAllah, maşaAllah Londra’da İslam Derneği’nde topluca seyrediyorlarmış şu anda kardeşlerimiz bizi.
Biraz sonra Mehdiyet’ten bahsedelim, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili hadislerden bahsedelim. Bir iman hakikati filmi seyredelim, devam edeceğiz, inşaAllah.
VTR-Camdaki Özel Tasarım.
CEYLAN HANIM: Biraz önce siz cennet hadislerini okurken aklıma geldi. Allah sizi de böyle her gün daha da çok güzelleştiriyor, maşaAllah. Orada bir rüzgar esip de cennet ehlinin daha güzel eve döneceğini anlatmıştınız. Allah sizi de her seferinde burada gördüğümde daha güzel gösteriyor sizi.
ADNAN OKTAR: Üstad Hazretleri diyor ki; “Aziz, sıddık kardeşlerim, Evvelâ: Nurun fevkalâde has şakirtleri, Sikke-i Gaybiye müştemilâtıyla, o evliya-yı meşhûreden, kırk günde bir defa ekmek yiyip kırk gün yemeyen Osman-ı Hâlidî'nin sarih ihbarı ve evlâtlarına vasiyetiyle ve Isparta'nın meşhur ehl-i kalb âlimlerinden Topal Şükrü'nün zahir haber vermesiyle çok ehemmiyetli bir hakikatı dâvâ edip, fakat iki iltibas içinde, bu biçare, ehemmiyetsiz kardeşleri Said'e bin derece ziyade hisse vermişler. On seneden beri kanaatlerini tâdile çalıştığım halde” yani Hz. Mehdi (a.s) değilim dediğim halde, “o bahadır kardeşler kanaatlerinde ileri gidiyorlar.” İllaki Hz. Mehdi (a.s)’sın diyorlar diyor, “Evet, onlar, On Sekizinci Mektuptaki iki ehl-i kalb çobanın macerası gibi, hak bir hakikati görmüşler; fakat tabire muhtaçtır. O hakikat de şudur:” Yani defalarca anlatıyor Bediüzzaman ama sevgiden dolayı bir türlü ikna edemiyor. “Ümmetin beklediği” bakın “beklediği” diyor, yalan söylemiyor. Yalan söylüyor dersen, ahlaksızlıktır.“âhirzamanda gelecek zâtın”, ahir zamanda kim geliyormuş? Bir zat; Hz. Mehdi (a.s), “üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı olan iman-ı tahkikîyi neşir ve ehl-i imanı dalâletten kurtarmak cihetiyle, o en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitemâmihâ Risale-i Nur'da görmüşler. İmam-ı Ali ve Gavs-ı âzam ve Osman-ı Hâlidî gibi zatlar, bu nokta içindir ki, o gelecek zatın makamını Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler. Bazan da o şahs-ı mânevîyi bir hâdimine vermişler, o hâdime mültefitane bakmışlar. Bu hakikatten anlaşılıyor ki sonra gelecek o mübarek zat” kim geliyormuş? Hz. Mehdi (a.s) sonradan gelecek diyor, “sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur'u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek.” Risale-i Nur’u okuyacak, televizyonlardan, radyolardan gizlenen hakikatleri izhar edecek diyor Bediüzzaman.
“O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektedir.” Kuran’ın hükümlerini uygulamaktır. “Birinci vazife, maddî kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlâs ve sadakatle olduğu halde” Hz. Mehdi (a.s)’ın üç özelliği; kuvvetli itikad, kuvvetli iman, ihlas-samimiyet ve sadakat, davasına sadık olduğu halde, “bu ikinci vazife gayet büyük maddî bir kuvvet ve hakimiyet lâzım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin.”
“O zatın üçüncü vazifesi, hilâfet-i İslâmiyeyi ittihad-ı İslâm’a bina ederek” hilâfet-i İslâmiye nedir? Müslümanlığın lideri olarak, Müslüman aleminin lideri olarak. Bediüzzaman, Müslüman aleminin lideri olmadı, olacak diyor, “ittihad-ı İslâm’a bina ederek” İttihad-ı İslam oluşacak diyor, daha yeni oluşuyor İttihad-ı İslam. “ittihad-ı İslâm’a bina ederek” ona dayandırarak, “İsevî ruhanîleriyle ittifak edip” Cübbeli’nin dediği gibi, Hıristiyanlardan ayrı bir faaliyet yok. “İsevî ruhanîleriyle ittifak edip” Hıristiyanlarla ittifak edip, “din-i İslâm’a hizmet etmektir.Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir. Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymettardır. Fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şaşaalı bir tarzda olduğundan, umumun ve avâmın (halkın) nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar.” Bazıları diyor ya‘Başın üstünde bulut olacak, bulutun üstünde de oturan melek olacak, melekle beraber Hz. Mehdi (a.s) çarşılarda gezecekler, herkes diyecek ki, işte bu Hz. Mehdi (a.s)’dır diyecek’ diyor. Burada imtihan kalır mı? Dünyada böyle bir imtihan şekli var mı? O melekler, melekler aleminde görülecek. O melek, melekleri bilgilendiriyor. Bu ‘Hz. Mehdi (a.s)’dır’ diyor. Olay bu. Meleklerin gördüğü bu olay. “İşte o has Nurcular ve bir kısmı evliya olan o kardeşlerimizin tâbire ve tevile muhtaç fikirlerini ortaya atmak, ehl-i dünyayı ve ehl-i siyaseti telâşe verir ve vermiş; hücumlarına vesile olur. Çünkü, birinci vazifenin hakikatini ve kıymetini göremiyorlar; öteki cihetlere hamlederler.” ‘Ben niye sadece iman hakikatlerini anlatıyorum? Ama siz bana Hz. Mehdi (a.s) derseniz, sanki ben hem siyaset, hem saltanat aleminde de Hz. Mehdi (a.s)’ın görevi olduğu için, onları da yapacağım zannederler, tedirgin olurlar’ diyor. ‘Ben sadece, kısmen iman hakikatlerini anlatıyorum. Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde, hem iman hakikatlerini anlatacak, hem siyasette, hem saltanat aleminde görev yapacak’ diyor. ‘Onun için, ortalığı velveleye vermeyin’ diyor. ‘Çünkü böyle bir şey yok’ diyor Bediüzzaman.
Kardeşlerimiz diyorlar ki; “Hanımları sokağa, televizyona çıkartmamak lazım. Nefsimizin ayarı bozuluyor” diyorlar. Sen eğer helale harama o şekilde dikkat edemiyorsan, her zaman söylüyorum; annene de aynı gözle bakarsın, kız kardeşine de aynı gözle bakarsın değil mi? Dolayısıyla sana hiç güven olmaz. Ve kim bilir ne ahlaksızlıklar yaparsın ayrıca. Helale-harama dikkat ediyorsan, terbiyen, efendiliğin, adabın yerindeyse, zaten hanımlar Şam’a kadar tek başına gidecekler, Resulullah (s.a.v.)’in dediği gibi, Şam’a kadar, inşaAllah.
Yine kısa bir ara verelim, devam edeceğiz inşaAllah.
VTR-Fedakarlık.
DAMLA HANIM: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: “Kilis’ten, altı kişilik çekirdek bir aileyiz. Sizi devamlı takipteyiz muhterem Hocam. Allah sizi başımızdan eksik etmesin, o nur yüzünüzü daha çok görmek istiyoruz Hocam” diyor, inşaAllah.
“Hocam, süper bir başlangıç yapıldı, her zaman izlemekteyim. Babam Mehmet’inde sizlere Selamı var” diyor, “sağlıcakla kalın, inşaAllah” diyor, Emre yazmış.
Allah Allah, Allah Allah, Muş’tan, Ardahan’dan her yerden yazmış kardeşlerimiz, maşaAllah.
Fethiye’den Ali Çavdır. Ali Çavdır, eğer ahlakına, kişiliğine, kendine güveniyorsan o mesleğinde bir mahsur olmaz. Ama nefsine, aklına, kendine güvenemiyorsa yanaşmasın, inşaAllah.
Kısa bir ara verelim, sonra devam edeceğiz, inşaAllah.
VTR-İman Hakikatleri.
DAMLA HANIM: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: “Yeşil gözlü, keskin bakışlarını yaratan Allah’a kurban olduğum canımın içi Hocam, sizi çok seviyorum. Hocam, siz benim canımın ta içisiniz” diyor. “Canlar canı, kalbimin tek sultanı, sizden öğrendiklerimi durmaksızın anlatıyorum, inşaAllah. Anlatımlarınız, ilminiz, sadece benim kalbime değil, sizi bir kez bile dinleyen herkesin kalbine şifa oluyor. Allah razı olsun Hocam, sizin vesilenizle Allah’ı sevmek ne demek, onu öğreniyoruz. Allah sizin güzel ahlakınızla ahlaklanmayı nasip eder, inşaAllah. Sizi çok derin bir tutkuyla seviyorum” diyor, Ebru. Bu güzeller güzelini de tanımıyorum, ne kadar güzel sevgisi, maşaAllah.
“Hocam, maşaAllah’ınız var, biz bir otomobil forumu olaraksizi canlı takip ediyoruz şu an. Eksik olmayın, inşaAllah sizi hep görelim, maşaAllah. Bu mailimi okumanızı, forumdaki diğer arkadaşlarımda çok istediler. Lütfen okuyun” diyor, Gökhan Zade.
“Merhaba Sayın Adnan Oktar Bey. Ben 17 yaşında, iletişim lisesi öğrencisiyim. Bütün programları bilirim ama sizin gibi hem dini sohbetler yapan, arada böyle eğlenceli şeyler yapan ilk kez görüyorum. Böyle tv formatları hiçbir ülkede yoktur. Takdire şayan işler yapıyorsunuz. Hayırlı akşamlar Hocam” diyor, SefaÇıtak.
“Hocam, yeni yılınız kutlu olsun. Türk İslam Birliği olsun. Türkistan olsun, Azerbaycan, Türkiye, Kazakistan, Tataristan, Karaçay, Çerkez, Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kuzey Azerbaycan, Doğu Türkistan, bütün Türk devletleri birleşsinler, büyük Türkistan oluştursunlar. Bende Azerbaycan’ın Celalabatşehrinde Alar kentinden yazıyorum Hocam” diyor. MaşaAllah.
Sikke-i Tasdiki Gaybi, Bediüzzaman’ın önemli bir eseridir. Her kardeşimizde bulunsun. Dikkatlice okusunlar, ahir zamanın sırlarından bahseden bir kitaptır, sırlarla doludur, çok acayip bir kitaptır, aciptir. Bediüzzaman’ın şiirlerinin içerisinde de birçok sır gizlenmiştir, onları da daha sonra anlatacağız, inşaAllah.
“Ol hüsn-ü cemal, eyledi alemleri hayran. Nerden onu bulmuş, acaba Yusuf-u Kenan? Hikmet nedir, ol dertlere sabreyledi Eyyub. Hem sırrı nedir, Yusuf için ağladı Yakub. Öldükçe dirildikçe neden duymadı bir his? Ol namlı nebi, şanlı şehid Hazret-i Cercis” diyor.
“Aziz ve gayretli âhiret kardeşim ve hizmet-i Kur'ân'da yoldaşım Hulûsî-i sânî ve Sabri-i evvel,
Mâşâallah, Yirminci Mektubun kıymetini güzel anlamışsınız ve güzel de yazmışsınız.Mektubunda ilm-i kelâm dersini benden almak arzu etmişsiniz. Zaten o dersi alıyorsunuz. Yazdığınız umum Sözler, o nurlu ve hakikî ilm-i kelâmın dersleridir. İmam-ı Rabbânî gibi bazı kudsî muhakkikler demişler ki: Âhirzamanda ilm-i kelâmı, yani ehl-i hak mezhebi olan mesâil-i imaniye-i kelâmiyeyi, birisi öyle bir surette beyan edecek ki, umum ehl-i keşif ve tarikatın fevkinde, o nurların neşrine sebebiyet verecektir. Hattâ İmam-ı Rabbânî kendisini o şahıs gibi görmüştür. Senin şu âciz ve fakir ve hiç ender hiç olan kardeşin, bin derece haddimin fevkinde olarak, kendimi o gelecek kişi olduğumu iddia edemem.” Yani Hz. Mehdi (a.s) olduğumu iddia edemem, “hiçbir cihette liyakatim yoktur. Fakat o ileride gelecek acip şahsınbir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı ve o büyük kumandanın pîşdâr bir neferi olduğumu zannediyorum” diyor, Hz. Mehdi (a.s)’ın. “Ve ondadır ki, sen de yazılan şeylerden o acip kokusunu aldın” diyor. Yani o Mehdilik kokusunun sebebi, odur diyor. “O ileride gelecek acip şahsın bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı ve o büyük kumandanın pîşdâr bir neferi olduğumu zannediyorum” diyor.
“Hem mektubunda, bir esrarı sual ediyorsun. Evet o âyetin büyük bir denizinden çok Sözlerde katarâtı, reşehâtı (açıklaması) vardır. Bâhusus Yirminci Mektupta, Otuz Üçüncü Mektupta, Otuz İkinci Sözde, Yirmi İkinci Sözde onun bazı çeşmeleri var. Elbette o âyette çok tabakat var. Her taife bir tabakadan hissesini almıştır. Ruhum istiyordu ki, o âyetin bazı envârını yazayım; fakat şimdiye kadar müteferrik surette yazıldığından öyle kalmış, şimdilik onunla iktifâ edilmiş.” Ne demek? İçi sır dolu, açıklanacak. Kim açıklayacak?
KONUKLAR:Hz. Mehdi (a.s).
ADNAN OKTAR: Evet.
“Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten (veli şahıstan) işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş ve kanaati gelmiş ki: 'Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bidatlar zulümatını dağıtacak.” Yani uydurmaları, hurafeleri dağıtacak. “Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (bekledim) ve ediyorum” daha bekliyorum diyor. “Fakat çiçekler baharda gelir.” Hz. Mehdi (a.s) ne zaman gelecekmiş? Baharda. “Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189) Hz. Mehdi (a.s)’a zemin izhar ediyoruz. Bediüzzaman ne yapmış? Ömrümü ben neye adadım diyor, bakın diyor ki; “Ve anladık ki, bu hizmetimizle” yani şu tarihe kadar yaptığımız hizmetimizle diyor Bediüzzaman, şu tarihe kadar yaptığımız hizmetimizle, “o nurani zatlara (Hz. Mehdi (a.s)’a) zemin izhar ediyoruz (ortam hazır ediyoruz)” diyor. “Madem kendimize ait değil; elbette, Sözler namındaki nurlara ait olan inâyât-ı İlâhiyeyi beyan etmekte medar-i fahir ve gurur olamaz; belki medar-ı hamd ve şükür ve tahdis-i nimet olur” diyor. Ne şahane Osmanlıca, şu güzel sözlere bakın, maşaAllah. Risale-i Nur, orijinaliyle okunması lazım. Dili sadeleştirdiğinde, bereketi azalır. O çok önemlidir, oradaki samimiyetin hissedilmesi için.
Hocam buyurun.
DAMLA HANIM: İnşaAllah Hocam. 17-24 Aralık tarihleri arasında, Bursa Osmangazi Meydanı’nda, bir hafta boyunca A9 Tv tanıtım pankartı asılmıştı. Bursa’nın en yoğun olduğu caddelerden biri burası. Faaliyeti gerçekleştiren kardeşimizin ismi; Emel Aslan. Hocam bu kardeşimiz sizi çok seviyor, çok şevkli, çok samimi bir kardeşimiz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah, onu ahirette cennetle ödüllendirsin inşaAllah, rızasına nail etsin, emeline kavuştursun Emeli.Allah’ın rızası;Allah, o emeline kavuştursun.
Kastamonu Lahikası, Bediüzzaman’ın ünlü eserlerindendir. 53. sayfada; “Âhir zamanda Hazret-i İsa (a.s) nüzulüne ve Deccalı öldürmesine ait ehâdis-i sahihanın mânâ-yı hakikîleri anlaşılmadığından, bir kısım zahir ulemalar, o rivayet ve hadislerin zahirine bakıp şüpheye düşmüşler” var ya şimdi bazı hoca efendiler şüpheye düşüyorlar, “veya sıhhatini inkâr edip, veya hurafevâri bir mânâ verip âdetâ muhal bir sureti bekler bir tarzda” yani olmayacak bir tarzda, “avâm-ı Müslimîne zarar verirler” diyor. Bakın ne diyor Bediüzzaman? “Hazret-i İsa (a.s) hakkında, hurafevâri bir mânâ verip” hadislere, “âdetâ muhal bir sureti bekler” yani asla olmayacak bir tarzda, “bekler bir tarzda avâm-ı Müslimîne zarar verirler” diyor. “Mülhidler ise” yani inkar eden, “bu gibi zahirce akıldan çok uzak hadisleri serrişte ederek hakaik-i İslâmiyeye tezyifkârâne bakıp taarruz ediyorlar.” ‘Bak İslam’da böyle diyor, Müslümanlar böyle’ diyor, ne kadar mantıksız gibi gösterip-haşa- ‘İslam’a ve Müslümanlara taarruz ediyor, saldırırlar’ diyor. “Risale-i Nur, bu gibi ehâdis-i müteşâbihenin hakiki tevillerini Kur'ân feyziyle göstermiş.” ‘Ne olduğunu biz açıkladık’ diyor Bediüzzaman. “Şimdilik nümune olarak birtek misal beyan ederiz. Şöyle ki: “Hazret-i İsa (a.s.) deccalla mücadelesi zamanında, Hazret-i İsa onu öldüreceği vakitte, on arşın yukarıya atlayıp, sonra kılıcı onun dizine yetiştirebilir derecesinde, vücutça o derece deccalın heykeli Hazret-i İsa'dan büyüktür" diye meâlinde rivayet var. Demek deccal, Hazret-i İsa Aleyhisselamdan on, belki yirmi misli yüksek kametli olmak lazım gelir.
Bu rivayetin zahirî ifadesi sırr-ı teklife ve sırr-ı imtihana münafi olduğu gibi, nev-i beşerde câri olan Adetullah’a muvafık düşmüyor.”
“Halbuki bu rivayeti, bu hadisi, -hâşâ- muhal ve hurafe zanneden zındıkları iskât ve o zahiri, ayn-ı hakikat itikad eden ve o hadisin bir kısım hakikatlerini gözleri gördükleri halde, daha intizar eden zahirî hocaları dahi ikaz etmek için, o hadisin, bu zamanda da aynı hakikat ve tam muvafık ve mahz-ı hak müteaddit manalarından bir manası çıkmıştır” diyor. “Hattâ şahs-ı İsa (a.s)’ın semavattan nüzulü işaretiyle bir mana-yı işarîsi olarak, Hazret-i İsa (a.s)’ı temsil ederek ve namına hareket eden bir taife dahi, şimdiye kadar işitilmemiş ve görülmemiş bir tarzda tayyarelerle, paraşütlerle semadan bir bela-yı semavî gibi nüzul ettiriyor, düşmanların arkasına indiriyor. Hazret-i İsa’nın nüzulünün maddeten bir misalini gösteriyor.” ‘Adeta onu andırıyor’ diyor.
“Evet o hadîs-i şerifin ifadesiyle Hazret-i İsa’nın semavî nüzulü kat’î olmakla beraber”, Hz. İsa (a.s)’ın gökyüzünden inişi, kesin olmakla beraber, “mana-yı işarîsiyle başka hakikatları ifade ettiği gibi, bu hakikata da mu’cizane işaret ediyor” diyor. (Kastamonu Lâhikası sh: 80)
“Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için” yani siyasette olsun, başka konularda olsun, “faraza hakiki beklenilen” bakın hakiki beklenilen, bunun neresini değiştirmeye kalkıyorsunuz? Bakın “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek olan” bir asır! Yani ben bu adamlara ne diyeyim? Yani bu kadar anlamazdan gelmenin alemi ne? Bakın “faraza hakiki beklenilen”, 1912 yılında, ekle; 2012, “ve bir asır sonra gelecek olan o zat dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için” yani yaptığı faaliyetleri siyasi cereyanlara kaptırmamak için, “harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten ferâgat edecek” yani herhangi bir partiyi desteklemeyecek, ben şu partidenim demeyecek. Ne Diyecek? ‘Ben Allah Partisi’yim, ben Hizbullah’ım’ diyecek, ben siyasete girmiyorum’ diyecek, ‘fırkalara ayırmıyorum, Müslümanların hepsine, bütün gözüyle bakıyorum’ diyecek. O yüzden, bizde Hz. Mehdi (a.s) talebesi olarak, bu görüşteyiz. O yüzden bizim farz edelim, Saadet Partisi, MHP veya Ak Parti, şu parti, bu parti, o partiye ait bir görüşümüz yok. Bütün partileri destekliyoruz. Ama şu an zaruri olduğu için yani AK Parti’ye,geçici olarak bir desteğimiz var, şu iddia edilen Ergenekon terör örgütü belasından dolayı. Bakın “farazâ hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zât dahibu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için” Bediüzzaman yaptığı faaliyetlere; harekat diyor, “siyaset âlemindeki vaziyetten ferâgat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum. "Hem üç mesele var: Biri hayat, biri şeriat, biri iman. Hakikat noktasında ve en mühimi ve en âzamı, iman meselesidir." Bakın; “Biri hayat, biri şeriat, biri iman.” Şeriat; Kuran’ın bütününün uygulanması; namaz, oruç, zekat, hac hepsi. ‘Bundan daha önemli bir şey var’ diyor; ‘iman’ diyor Bediüzzaman. ‘Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde, fıkıh anlatmaz, fıkha girmez. Yani namazın şartları şudur, orucun şartları budur, şöyle abdest almak gerekir diye bunu anlatmaz diyor. Neyi anlatır biliyor musunuz diyor, iman hakikatlerini anlatır, Allah’ın varlığını ve birliğini, bunu anlatır diyor. “Hakikat noktasında ve en mühimi ve en âzamı, iman meselesidir. Hakikat noktasında en mühimi ve en azamı, iman meselesidir. Fakat, şimdi umumun nazarında ve hal-i alem ilcaatında en mühim mesele, hayat ve Şeriat göründüğünden” çıkıyor, büyük bir bölümü hurafe olacak şekilde, adama ‘sakalını niye kestin, bıyığın şöyle olması gerekiyordu yahut namazı şöyle kılmanız gerekir, şu şekilde kılmanız gerekir.’ Adam iman etmiyor, sen namazdan bahsediyorsun. Adama oruçtan bahsediyor; ‘sen ramazanda hiç oruç tutmadın, ne işin var camide’ diyor. Adama sorsana iman ediyor musun diye. Sordun mu? Yok. Bakın “Fakat, şimdi umumun nazarında ve hal-i alem ilcaatında en mühim mesele, hayat ve Şeriat göründüğünden, o zat” yani Hz. Mehdi (a.s), “şimdi olsa da” şimdi benim vaktimde olsa dahi diyor, “üç meseleyi birden umum ruy-i zeminde vaziyetlerini değiştirmek nev-i beşerdeki cari olan Adetullah’a muvafık gelmediğinden” Ne diyor? Üç vazifeyi birden yapamaz diyor, “o zat şimdi olsa da, üç meseleyi birden umum rû-yi zeminde vaziyetlerini değiştirmek, nev-i beşerdeki câri olan Adetullah’a muvafık gelmediğinden, herhalde en âzam meseleyi esas yapıp, öteki meseleleri esas yapmayacak.” Ne yapacakmış? Gece-gündüz iman hakikatlerini anlatacak. Adamlar Hz. Mehdi (a.s)’a soracaklar, diyecekler ki; namaz nasıl kılınıyor, diyecek ki; Benim ilmim yok. Ne diyecek? “İman hakikatleri, Allah’ın varlığı, birliği, Kitaplarına iman etmek, peygamberlerine, ahirete inanmak, cennete-cehenneme inanmak, bu konuların üstünde duracak. Yani imanın esaslarının üstünde duracak,“öteki meseleleri esas yapmayacak; ta ki İmân hizmeti safvetini” temizliğini, iyi niyetini, “umumun nazarında bozmasın ve avamın (halkın) çabuk iğfal olunabilen” mesela bir şey söylerler, hemen aleyhinde düşünüyor, bir şey söylüyor, çabuk iğfal oluyor, çabuk kandırılabilen, çabuk tahrik edilebilen, çabuk bozulabilen, çabuk noktaya çekilebilen, çabuk şüpheye düşürülebilen, “avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında, o hizmet başka maksatlara âlet olmadığı tahakkuk etsin.” İyice bir anlaşılsın diyor. “Hem, yirmi senedenberi tahribkârâne eşedd-i zulüm altında o derece ahlâk bozulmuş ve metanet ve sadakat kaybolmuş ki, ondan, belki de yirmiden birisine itimat edilmez” diyor. “Bu acip hâlâta karşı çok fevkalade sebat” ama ne kadar bakın fevkalade demiyor, “çok fevkalade sebat ve metanet ve sadakat ve hamiyet-i İslamiye lazımdır” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın dört özelliğini sayıyor. Bakın diyor ki; “ta ki İmân hizmeti safvetini umumun nazarında bozmasın ve avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında, o hizmet başka maksatlara âlet olmadığı tahakkuk etsin. Bu acip hâlâta karşı çok fevkalade sebat” sabır, “metanet”, olaylardan sarsılmamak, hapse düşer, olaylar olur, hiçbir şekilde sarsılmamak, “sadakat” davasına, Allah’a, Kitap’a sadakat ve “hamiyet-i İslamiye” İslam’ı, Kuran’ı, Allah’ı şiddetle koruma hırsı, isteği “lazımdır; yoksa akim kalır, zarar verir” diyor Bediüzzaman. Hz. Mehdi (a.s)’da akim kalmak var mı? Yok. MaşaAllah.
“Aziz, sadık, muhterem kardeşimiz Hoca Haşmet!
Senin, müceddid hakkındaki mektubunu hayretle okuduk ve Üstadımıza da söyledik. Üstadımız diyor ki: Evet” diyor anlatıyor, anlatıyor Bediüzzaman, “Hem bu üç vezaifi birden” üç vazife birden; yani şeriat, Kuran’ı uygulamak, iman hizmetleri ve saltanat. “Hem bu üç vezâifi birden bir şahısta, yahut cemaatte bu zamanda bulunması” kendi zamanında “ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi (bozmaması) pek uzak, âdeta kabil görülmüyor.” Hani Hz. Mehdi (a.s)’dı Bediüzzaman? “İmkansız” diyor Bediüzzaman. “Ta Âhir zamanda, Âl-i Beyt-i Nebevînin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdîde ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir” diyor. ‘Bu üç görevi birden ancak o yapabilir’ diyor. ‘Benim zamanımda bu, mümkün değil’ diyor.
“Şöyle uzun uzun düşündüm, şu dünyada kim olmak istersin gibi düşündüm, tek olmak istediğim insan; Adnan Hoca” diyor. “Adam tam bir winner” diyor. Winner, kazanan anlamındaymış.
Risale-i Nur’u gençliğe bu şekilde öğretmiş oluyoruz. Kardeşim, bir fevkaladelik olmasa, ben söylemem. Risale-i Nur, son derece hayatidir.
Bizim Anadolu’muzun saz sanatçıları olsun, diğer sanatçıları olsun, çok candan ve samimidir. Dünyanın hiçbir yerinde yoktur bu. Her yerde dinliyorsunuz yabancı parçaları da, bu şevk, bu heyecan pek olmaz. Anadolu’nun bozlakları ayrı güzel, Alevi kardeşlerimizin o nefesleri çok güzel, her yer ayrı bir güzeldir. Ankara oyun havaları ayrı bir güzeldir, Kırşehir’in ayrı, çok şahane güzel parçalar vardır, nereye gitsen bir güzellik. Mesela Güneydoğu’ya git, oranın meşhur davul zurnayla olan çok güzel havaları vardır, halayları vardır, hepsi birbirinden güzel, maşaAllah.
24. Söz’de Bediüzzaman diyor ki; “Şimdi Mehdi gibi eşhâsın hakkındaki rivâyâtın ihtilâfâtı ve sırrı şudur ki: Ehadîsi tefsir edenler, metn-i Ehadîsi tefsirlerine ve istinbatlarına tatbik etmişler. Meselâ: Merkez-i saltanat o vakit Şam’da veya Medine’de olduğundan, vukuat-ı Mehdiyye” Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış yeri, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış olayı, “veya Süfyâniyyeyi” süfyanın çıkışını“merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler. Hem de o eşhasın (şahısların) “şahs-ı ma’nevîsine veya temsil ettikleri Cemâate âit âsâr-ı azîmeyi” yani büyük çalışmayı. Çünkü Hz. Mehdi (a.s), çalışmalarını talebeleriyle beraber yapıyor, “o eşhasın zâtlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı hârika çıktıkları vakit” mesela Hz. Mehdi (a.s) çıktığı vakit, “bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler.” Bediüzzaman, bu hatayı, bu yanlışlığı anlatıyor, ‘böyle bir şey yok, çıktığı vakit tanıyamazsınız’ diyor. “o eşhas-ı hârika çıktıkları vakit, bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Halbuki demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz.” Yani mecbur edilmez. “Öyle ise o eşhas” yani Hz. Mehdi (a.s), “hattâ o müdhiş deccal dahi çıktığı zaman çokları (birçok kişi), hattâ kendisi de (bizzat) bidayeten (başlangıcında) deccal olduğunu bilmez.Belki nur-u îmanın dikkatiyle, o eşhas-ı âhirzaman tanınabilir.” ‘Hz. Mehdi (a.s), belki imanın nuruyla tanınabilir’ diyor Bediüzzaman. İmanın nuru olan tanıyacak. Cahil olan da tanıyamaz, gafil olan da tanıyamaz, tanımak istemeyen de tanıyamaz. Ama gördükten sonra, nuru imanın dikkatiyle Hz. Mehdi (a.s)’ın tanınmaması diye bir olay yok. Ne diyor Bediüzzaman? “Belki” diyor. Belki ne demek? Kafası çalışıyorsa, anlıyorsa. “Belki nur-u îmanın dikkatiyle, o eşhas-ı âhirzaman tanınabilir.” Bakın Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış yeri olarak ta diyor ki; “Merkez-i Saltanatta çıkacak” diyor. Neresi? İstanbul. En son İstanbul’da kaldı. Yer belli. Nasıl tanınır? “İmanın nuruyla tanırsınız” diyor Bediüzzaman. Deccali nasıl? Onu da imanın nuruyla tanırsın. Nasıl tanıyamazsın sen? Yinede tanıyamadım diyorsan, bende diyorum ki, gir internete bak. Deccal, Firavun ordusu, iblisun ve iblisat, en çok kime saldırıyorsa, işini gücünü bırakıp alçaklar kime saldırıyorsa bir bak, o; Hz. Mehdi (a.s)’dır. Bu kadar açık. Birde o dediğin kişi kime saldırıyor? İşte o da; deccaldir. Bu kadar kolay. Haritaya bakar gibi kolay, değil mi? Türkiye haritasına baktığında nasıl yolu buluyorsun, çok kolay. Arabalara bir alet yerleştiriyorlar navigasyon, işte bak navigasyon aleti gibi benim dediğim, gayet kolay. Aç interneti Facebook’a bak, YouTube’a bak, nereye bakıyorsan her yere bak; münafıklar, kafirun ve kafirat, iblisun ve iblisat, münafıkın ve münafıkat, sahih olarak bak, en çok kime saldırıyor, en azgın kime saldırıyorsa; Hz. Mehdi (a.s), odur. Firavun devrinde nasıl anlıyorduk? Geçenlerde de anlattım, çok anlattım, Hz Musa (a.s)’ı adam arıyor, diyor ki; “asrın Mehdi’si nerede?” Git Firavun’un sarayına, sor Firavun’a, dersin ki; “senin en nefret ettiğin, en çok düşman olarak gördüğün, yok olmasını arzu ettiğin, ölmesini arzu ettiğin, en büyük düşman olarak gördüğün kim?” Ne diyecektir? “Seyyidina Hz Musa” diyecektir. Kimmiş Mehdi? Hz. Musa (a.s)’mış. Şimdi iblis takımına soracaksın. Ne kadar kolay. Diyeceksiniz ki; “en nefret ettiğin kim, en düşman olduğun kim, yok olmasını istediğin kim, faaliyetini durdurmasını istediğin kim?” Falancadır diyorlarsa, gün gibi sana Mehdi, o. Karmaşık bir şey yok. İblis ordusu, elin garibanlarıyla uğraşmaz. İstedikleri kadar Mehdilik iddia etsinler, istedikleri kadar bağırsınlar, böyle elin garibanlarıyla, elin zavallılarıyla oturup şeytan hiç uğraşmaz, vaktini de almaz. Şeytanın vakti kıymetlidir, iblisin vakti kıymetlidir. Öyle boş işlerle uğraşmaz o. En önemli gördüğüne, bütün dikkatini ve bütün zamanını ayırır ve ordularını da ayaklandırır, haber verir. Hadiste de var; “şeytan, Hz. Mehdi (a.s)’a karşı dünyanın dört bir yerine dağılır” diyor, “herkesi ayaklandırır” diyor. Deccal çağırıyor, insan suretinde görünüyor, çağırıyor, diyor ki şeytana, “dünyanın her tarafına git, benim deccal olduğumu söyle ve Hz. Mehdi (a.s)’a da saldır” diyor. Şu an merak edenler, şu anda bile açıp bakarlarsa, hemen öğrenirler. Bu kadar kolay. Mesela Hz. İbrahim (a.s) zamanındayız, Hz. İbrahim (a.s) devrinin Mehdi’si. Hz. İbrahim (a.s) devrinde, Mehdi (a.s)’ı arıyoruz. Ne yapacağız? O devrin en azılı deccali kim? Nemrut ve onun avanesi, it-kopuk takımı. “Ey Nemrut! En nefret ettiğin, en kinlendiğin, en çok düşman olduğun, ölmesini arzu ettiğin, hatta yakmayı düşündüğün kim” diyoruz. ‘Seyyidina İbrahim’ diyor. Bitti. O devrin Mehdi’sini bulduk. Tek kelimede anlaşılıyor. Bakın diyor ki Kuran’da ayet; “Adına İbrahim denen bir gencin, putlarımızı diline doladığını duyduk” diyorlar. O devrin putu ne? Materyalizm o devirde de. Aynıdır, hiç değişmemiştir. Materyalist düşünce, evrimci düşünce. “Putlarımızı dillerine doladığını duyduk” diyorlar. Ve yakalıyorlar Hz. İbrahim (a.s)’ı, tutukluyorlar, mahkeme ediliyor ve mahkum oluyor. Yok etmeye kalkıyorlar, başarılı oluyorlar mı? Olamıyorlar, olamazlar. Çünkü inayet-i İlahi üstünde. Allah’ın koruması altında.
Şimdi kardeşlerim diyorlar ki; “Hz. Mehdi (a.s) ne zaman gelecek?” Bakın bir sayfada Bediüzzaman hepsini anlatmış. Hangi yılda geleceğini, nerede çıkacağını, nasıl bulunacağını, hepsini anlatmış.
24. Söz, 335. sayfada, 8. Asıl’da, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış vaktini net rakam olarak veriyor; 1400 yılında olduğunu net söylüyor; 1400. Anlamadım yok, çok net. İstanbul’da da çıkacağını da net söylüyor, nasıl teşhis edeceğimizi de söylüyor; “İmanın nuruyla fark edersiniz” diyor. Bitti. Bakın diyor ki; “İşte bu hakikati bilmeyen insafsız insanlar derler ki: "Âhiretin tafsilatını (izahını, açıklamasını) ders alan müteyakkız (basiretli) kalbli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri, niçin 1000 sene hakikattan uzak olarak fikirleri düşmüş gibi” dikkat edin tarihi net veriyor şimdi; “istikbâl-i dünyevîde bin dört yüz sene sonra gelecek bir hakikati, asırlarında karîb zannetmişler." Sahabeler, Hz. Mehdi (a.s)’ı kendi zamanlarında çıkacak zannetmişler. Safların arasında arıyorlarmış, Hz. Mehdi (a.s) nerede diye. Bakın sahabe arıyor, tabiyyin zamanında. O kadar seviyorlar. Günde beş kere Peygamberimiz (s.a.v.)’e soruyorlar, her namaz vaktinde; “Hz. Mehdi (a.s)’ı anlat bize Ya Resulullah. Hz. Mehdi (a.s) aşkı sahabeyi sarmış. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hemen vefatından sonra, Hz. Mehdi (a.s)’ı aramaya başlıyorlar, Hz. Mehdi (a.s) nerede diye. “Bin dört yüz sene sonra gelecek bir hakikati, asırlarında karîb zannetmişler.” O kadar sevmişler. Ne zaman geliyormuş? 1400 sene sonra. Yani 1980 yılında. Bakın net, 1401 demiyor, 1402 de demiyor, tam tarih vermiş. “Yer; İstanbul” diyor. Açık, çok net.
İşte bakın yılbaşını kutluyoruz biz, bundan ala kutlama olur mu, maşaAllah.Ama nasıl kutlama? İmanla. Her günü kutlarız. Yarını da kutlayacağız, bugünü de kutlarız, ertesi gününü de kutlarız, her günü kutlarız.
Bir iman hakikati filmi seyredelim, sonra devam edeceğiz, inşaAllah.
VTR-İman Hakikatleri.
ADNAN OKTAR: “Canım Hocam maşaAllah,Bediüzzaman Hazretleri’nin eserlerinindeğerini vesilenizle öğrendik. Başka sohbetlerde pür dikkat vererek dinlediğimiz eserler, sizin anlatımınızla gayet anlaşılır oldu, maşaAllah” diyor. “Hz. Mehdi (a.s), deccal ve gaybi meseleler, bayağı anlatılıyormuş meğer maşaAllah, Risale-i Nur’da. Acaba başka bilgilerde var mı?” diyor, hanım kardeşimiz, maşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam. Arkadaşlar okulda Hz. Mehdi (a.s)’ın kim olduğunu soruyorlar. Ben de Üstad’ın tarifiyle; nerede acip birisini bulursan, Allahualem odur diyorum. Dualarımız kıyamete kadar oradaki kardeşlerimizin üzerinedir, inşaAllah.” Muhammed Ali Adnan.
Çok geç vakte kaldık, kardeşlerimiz yatsın artık. Hadi bakalım.
Evrim Sözlüğü
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...