DAMLA HANIM: Yayınımıza dünyalar güzeli bir tanemiz Hocamızın katılımıyla devam ediyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.
AYLİN HANIM: Hocam, imanınızdan Allah sizi her gün daha da güzelleştiriyor, daha da etkileyici hale getiriyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama sizler de hem güzel hem nurlu hem de çok heybetlisiniz, maşaAllah.
EBRU HANIM: Sizin nurunuzdan bize de yansıyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sizin özelliğiniz şu; ben bazı kadınlara bakıyorum kanallarda, hem nursuzlar -nadir oluyor ama rastlıyorum- yüzlerinde bazen haysiyetsiz bir ifade oluyor, o dikkatimi çekiyor. Tehlikeliler, yani psikopat olduğu anlaşılıyor; yani her türlü melanet gelir, o anlaşılıyor. İffetin heybeti yok üzerlerinde, o gitmiş. Garip bir çirkinlik, garip bir kir var. İnsan tedirgin oluyor gördüğünde; acaba ne melanet gelir böyle bir tipten, ne yapar, nasıl aksi bir tavrı olur. Çünkü konuşmalarına bakıyorum; öcbe, laf sokma tarzında, çok cazgır, böyle üst perdeden, küstah, yırtıcı ve tehlikeli. Halbuki mümin bir kadın utangaçtır, efendidir, terbiyelidir. Mesela sizin üslubunuz son derece saygılı, bayağı nezaketli. İlla birisiyle konuşmanız gerekirse; Kuran’la, akılcı şekilde, nezaketli konuşuyorsunuz. Hiçbir zaman için ne nezaketinizi bozarsınız, ne edebinizi bozarsınız, ne adabınızı bozarsınız, ne de öyle riskli bir tavrınız olur. Çünkü şefkatli, aklı başında, nezih insanlarsınız. Böyle bir kaşar kadın modeli çıkarttılar bazı yerlerde, onları da kaşar herifler destekliyor, yani kaşar kaşarı destekliyor. Onların, bizim alışamayacağımız, ürkeceğimiz hatta tedirgin olacağımız yahut tiksineceğimiz, çok rahat edemeyeceğimiz bir kişilikleri oluyor. Onun için ben temiz insanların içinde rahat ediyorum, siz de temiz insanların içinde rahat ediyorsunuz. Mesela Facebook’a, Youtube’a, oraya buraya bakıyorum; ne kadar azgın ve saldırganlar, ne kadar sevgisizler. Tek kelime ağzından bir sevgi kelimesi çıksın.
İsrail ile bağlantımız varmış, öyle mi? Kimdir bu konuşacağımız şahıs?
DAMLA HANIM: Evet. Profesör Avraham Diskin. İsrail’in çeşitli başbakanlarına, dışişleri bakanlarına ve Knesset’e danışmanlık yapmış bir politika uzmanı kendisi. İsrail Kudüs İbrani Üniversitesi’nde Politika Bilimi Fakültesi Başkanlığı yapmış, Herzliya Politika Eğitim Merkezi’nde de profesör. İsrail ve uluslararası medyada politika analizcisi olarak sık sık görüşlerine başvuruluyor. 1980’li ve 90’lı yıllarda İsrail Dışişleri Bakanlığı’nda Askeri Okul Komitesi’ne başkanlık yapmış kendisi. Ayrıca 2000’li yıllarda anayasanın yazılmasına yardımcı oldu ve Knesset’in yasama komitesine danışmanlık yaptı.
ADNAN OKTAR: Avraham Bey nasılsınız?
AVRAHAM DISKIN (ÇEVİRİ): İyiyim, teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sayın Avraham dinliyorum sizi.
AVRAHAM DISKIN (ÇEVİRİ): Öncelikle Sayın Oktar’ın üç hak din arasında güçlü ilişkiler kurma konusunda çok önemli çabaları olduğunu biliyorum. Acaba bu görüşleri, bu çalışmaları hakkında biraz bahsedebilir mi bize?
ADNAN OKTAR: Ahir zamandayız Tevrat’a göre; kutsal kaynaklara göre, Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerine göre ahir zamandayız. Artık insanların tek ümmet olma zamanı geldi, inşaAllah. Kral Mesih’in yani Hz. Mehdi (a.s)’ın öncülüğünde insanlar dost ve kardeş olacaklar. Bu kavgaların, bu savaşların, bu anarşinin şeytanın, yani deccalin bir ürünü olduğunu bütün insanlar gördü. Biz huzur içinde yaşamak istiyoruz. Herkes birbirini mahkemelere veriyor, eziyor, dövüyor, sövüyor, hakaret ediyor; o ondan nefret ediyor, o ondan nefret ediyor; bu çok korkunç bir şey, kötü bir şey. Affedicilik güzeldir, sevgi güzeldir, barış güzeldir. Biz de inşaAllah Mesih (a.s)’ın talebeleri olarak, Hz. Mehdi (a.s)’ın talebeleri olarak bu gayret içerisindeyiz. İyilik ve güzelliğin dünyaya hakim olmasını istiyoruz.
AVRAHAM DISKIN (ÇEVİRİ): Evet, anlıyorum ama binlerce yıl boyunca bazı dinlerdeki son derece tutucu olan dindar insanlar diğer dinlere karşı çok toleranslı yaklaşmadılar. Ne yazık ki bugün de bu şekilde. Bazı Müslümanlar Müslüman olmayanlara karşı bu şekilde tolere edici olmayan bir tutum içerisindeler. Dolayısıyla biz bu koşullar altında nasıl iyimser olabiliriz?
ADNAN OKTAR: İyiler daima galiptir. Her zaman galip olacaklardır. Ahir zamanda da iyilerin galibiyete doğru gittiğini görüyoruz. Kaba kuvvet, şiddet taraftarları, terör taraftarları rezil rüsva oluyorlar, perişan oluyorlar. Eziliyorlar, aşağılanıyorlar. İyiler, doğru olanlar, sevgi taraftarı olanlar daha da güçleniyorlar. Bu bütün dünyanın gözü önünde gelişiyor. Bu, müspet, olumlu bir gelişmedir.
AVRAHAM DISKIN (ÇEVİRİ): Bildiğim kadarıyla Sayın Adnan Oktar 11 Eylül saldırılarından sonra İslam Terörü Lanetler isimli bir kitap yazdı. Bu kitaba karşı özellikle Müslüman olmayanların, özellikle de Müslüman coğrafyasındaki insanların tepkilerini öğrenebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Genellikle şeytan taraftarları, deccal taraftarları tabii ki barıştan hoşlanmazlar. Ama Müslümanlar, özellikle Türkiye’deki Müslümanlar çok aklı başında, barışçıl, sevgi yanlısı, dostluk yanlısı, kardeşlik yanlısı insanlardır. Demokrasiyi savunan insanlardır. Türkiye bu yönde Ortadoğu’ya, tüm Balkanlara, İslam alemine, Türklük alemine güzel bir örnektir. Doğal lider olmuştur bu sebeple de ve bu doğal liderliğini daha da genişletecektir. Hem İslam aleminin hem Türklük aleminin lideri olacaktır. Bu liderliğin içerisine de hem Ermenistan, hem İsrail ve başka dinlere mensup diğer devletler de, başka milletlere mensup diğer kişiler de huzur ve barış içerisinde, neşe ve sevinç içerisinde, bereket-bolluk içerisinde yaşayacaktır.
AVRAHAM DISKIN (ÇEVİRİ): Öncelikle, bence dini, dili veya menşei ne olursa olsun, insanlar arasında barışı savunan herkes desteklenmeli; bunu belirtmek istiyorum. Bunun dışında İsrail ve Türkiye hakkındaki ilişkiden bahsetmek istiyorum. İki ülke arasındaki ilişkiler eskiden çok iyiydi. Sadece hükümetler seviyesinde değil, halklar seviyesinde de. Ama yakın zamanda bildiğiniz gibi her iki seviyede de bir gerileme oldu; hem hükümetler arasında hem de halkın bir kısmı arasında. Acaba bu durumda geleceğe yönelik iyimser olabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: İşin doğrusu; Türkiye ile İsrail’in arasında, yani o anlamda İslam alemiyle İsrail’in arası hiçbir zaman için iyi olmadı. Şimdi iyi olacak işte, Kral Mesih zamanında, Mehdi (a.s) devrinde iyi olacak. Yani iyi olsa bile usulen olmuştur, gerçek anlamda hiçbir zaman için İsrail’le dostluk, bir yakınlık, bir güven ortamı hiçbir ülkeyle olmamıştır; gerçekçi, akılcı düşünecek olursak. Askeri anlaşmalar olmuştur, ticari anlaşmalar olmuştur ama arada bir kuşku olmuştur, bir tedirginlik olmuştur. Yani istenen en yüksek seviyede, Tevrat’ta belirtilen, hadisler de belirtilen seviyede bir sevgi ve kardeşlik ortamı hiç olmamıştır. İlk defa oluyor, ilk defa olacaktır. Gerçek anlamda, samimi anlamda ilk defa olacaktır. Onun için bütün İsrailli aydınların bu gelişmeye destekçi olması lazım. Kral Mesih’in gelişi için Allah’a dua etmeleri lazım, yani Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesi için. Sinegoglarda Allah’a yakarmaları lazım. Entellektüel İsrailli kardeşlerimiz olabilir, başka siyasi görüşlerdeki kardeşlerimiz olabilir; hepsi Allah’tan Mehdi (a.s)’ı, yani Kral Mesih’i istemekle mükelleftirler. Yoksa böyle usulen giden dostlukların bir anlamı olmaz. Mesela Amerika ile İsrail de dosttur ama hiçbir zaman için gerçek anlamda dostluk olmamıştır, hiçbir zaman için güvenilir bir ortam olmamıştır. Yani Amerikalı Protestanların olsun, Ortodoksların olsun, Katoliklerin olsun, İsrail’e bakışı hiçbir zaman için bizim istediğimiz anlamda, bizim anladığımız anlamda, hadislerde belirtilen anlamda, Tevrat’ta belirtilen anlamda olmamıştır. İlk defa olacaktır. Gerçekçi davranıp bu güzel devrin hakkını verecek şekilde güzel gayretler etmek lazım.
AVRAHAM DISKIN (ÇEVİRİ): İsrail’de İran Cumhurbaşkanı hakkında oldukça önemli endişeler var, çünkü kendisi İsrail’e karşı düşmanca bir tutum içinde. Sadece soykırımı reddetmekle kalmıyor, tarihte bir kere daha İsrail’in yeryüzünden kaldırılmasını istiyor. Acaba Sayın Adnan Oktar bu konu hakkında ne düşünüyor?
ADNAN OKTAR: Bunlar tabii boş hayaller, böyle bir şey hiçbir zaman için olmaz. Kuran’da Musevilerin İsrail’de kalacağı, orada yaşayacakları açıkça ifade diliyor. Buna hiç kimsenin gücü yetmez, kaderde İsrail orada kalacaktır. İran, karşılıklı etkileşim içerisinde, yani bir toplum kilitlenmesi var. Şii görüşe göre onlardaki Mehdi inancında görünmez bir Mehdi vardır, bin küsur seneden beri kayıptır ve bu kişi bazı kişilere görünür, güya fikirler beyan eder, bir şeyler söyler. Öyle bir inançları var. Bu inanç içerisinde de kan dökme inancı vardır. Dolayısıyla İsrail’in yerle bir edilmesi, işte taşın, ağacın arkasına İsrailli çocukların kaçacağı, saklanacağı, fakat taşların ve ağaçların onlara haber verip onların da onları infaz edeceği, yani büyük bir kitle katliamı yapacakları şeklinde hayalleri vardır. Bu çok çirkin ve dehşet vericidir. Tabii bir Müslüman için haram olan, katillik olan bir inanç biçimidir. İslam’a ve Kuran’a tamamen zıttır. Dolayısıyla zulme Allah hiçbir zaman için rıza etmez. İran’daki bu yanlış inancın ortadan kalkması yine Hz. Mehdi (a.s) ve Kral Mesih tarafından olacaktır. İslam aleminin bir çoğunda, Sünni inançta da böyle yanlış inançlar vardır. Alevileri, Bektaşileri doğramak isteyen birçok yobaz var, birçok yanlış düşüncede insan var. Dolayısıyla bu kan dökücülüğün, bu zalimliğin, gaddarlığın yeryüzünden kalkması için Kral Mesih’in şart olduğunu Allah herkese gösteriyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın, Kral Mesih’in vaktinde, zamanında bunların hepsi ortadan kalkacaktır. Ama biz önem vermiyoruz derlerse, o zaman deccal dünyayı kasıp-kavurur. Ama biz Mehdi (a.s)’a ve Kral Mesih’e önem veriyoruz derlerse, Allah üstlerinden o belayı kaldırır ve huzur ve rahatlık içinde yaşarlar.
AVRAHAM DISKIN (ÇEVİRİ): Sormak istediğim diğer bir konu da Arap baharıyla ilgili. İsrail’de özellikle reform isteyen bu insanları çok fazla destekleyenler var. Ama bazıları da bu insanların umutlarının yerine gelmeyeceğini düşünüyorlar. Bir kere daha yine kan dökücü rejimlerin geleceğinden endişe ediyorlar. Sayın Adnan Oktar gibi barış yanlısı insanlar yerine, 11 Eylül olaylarından sorumlu olan tarzda radikallerin iktidara geleceğini düşünüyorlar. Acaba Sayın Oktar bu konuda ne düşünüyor?
ADNAN OKTAR: Doğru söylüyorlar. Mehdiyet’in olmadığı, Mesihiyet’in olmadığı her yerde mutlaka deccaliyet olacaktır ve mutlaka acı, ızdırap olacaktır. Mesela Libya’da sistem sertleşecektir, Irak’ta sistem sertleşecektir, diğer ülkelerde de sistem sertleşecektir. Çünkü insanlar birbirlerini zulüm ve gaddarlık yönünde teşvik ediyorlar. Yani zalim olan insan takdir ediliyor. Dünyanın birçok yerinde bu böyle, yani hemen hemen dünyanın her tarafında bu böyledir; deccaliyet insanlara bunu öğretti. Kan dökmeyi savunan bir insan acı saçmayı, insanlara ızdırap vermeyi, insanlara huzursuzluk vermeyi isteyen insanlar takdir ediliyor. İyi insanlar genellikle daha gerilerde kalıyorlar. İşte bu Kral Mesih devrinin apaçık imzasıdır, yani Kral Mesih’in geldiğinin apaçık delilidir. Çünkü Tevrat’taki tarif aynı bu şekildedir. Şimdi artık Kral Mesih’in devrinde, yani Hz. Mehdi (a.s)’ın devrindeki barış çağını göreceğiz. Burada Allah’ın gücünü insanlar görecekler. Bunca gaddara rağmen, bunca acımasız katile rağmen barış dünyaya hakim olacaktır. Ama tabii Allah’a inananların dua etmesi, birlikte hareket etmesi, birbirlerini desteklemeleri çok önemli.
AVRAHAM DISKIN (ÇEVİRİ): Sayın Adnan Oktar, Kral Mesih’ten bahsettiniz. Benim dindar olduğunu bildiğim arkadaşlarım var. Allah’a inanıyorlar, yaratılışa inanıyorlar. Ama aynı zamanda evrime de inanıyorlar ama ateist değiller. ‘Evrim olabilir, Allah’ın yaratmasının bir parçası olarak evrim olmuş olabilir’ diyorlar. Biliyorum, bu değişik bir soru ama yine de sormak istiyorum. Acaba Sayın Adnan Oktar’a göre hem Allah’a hem de evrime inanılabilir mi?
ADNAN OKTAR: Evrim olsa en başta ben savunurdum. Yani bilimsel bir gerçekse niye inkar edelim, niye reddedelim? “Allah evrimle yarattı” derdik, çok da makul olurdu. Çünkü çocuk, ana rahminde spermle yumurta birleşiyor, çeşit çeşit şekiller alıyor, sonunda çocuk olarak doğuyor. Ama ara aşamalarında çocuğa benzemiyor. Bu sistem nasılsa, “Allah bu sistemle diğer varlıkları, canlıları yarattı” diyebilirdik. Ama bilimsel olarak baktığımızda akılcı olarak, bilimin bütün imkanlarını kullandığımızda hiçbir şekilde evrime rastlamıyoruz. Kendimizi zorla kandıralım mı? Yok, böyle bir şey yok. 350 milyon fosil var, tek bir tane evrimi işaret eden, evrimi ima eden bir delil yok. 350 milyon fosilin tamamı, daha da fazlası yaratılışı ispat ediyor. Proteinlerin yapısına bakıyoruz ve soruyoruz ama evrimcilerin hepsine soruyoruz, bilim adamlarının hepsine soruyoruz, budistlerin hepsine soruyoruz; dinsize de, ateiste de soruyoruz, diyoruz ki; bu tesadüfen olur mu? Ne diyorlar? “Asla ve kesinlikle bu tesadüfen olamaz, mutlaka yaratılması gerekir” diyorlar. Yani birisinin, bir varlığın, yani “uzaylılar olabilir” diyorlar, “bir başka şey olabilir” diyorlar ama “mutlaka bir aklın, üstün bir aklın ürünü olarak olabilir” diyorlar. Şimdi biz bunları bilerek kendimizi kandırırsak, bu boş bir tavır olur.
AVRAHAM DISKIN (ÇEVİRİ): Şunu biliyorum ki, Sayın Adnan Oktar Yaratılış Atlası’nınbirinci cildini yayınladı. Acaba gelecekte diğer ciltlerini de yayınlamayı düşünüyor mu?
ADNAN OKTAR: Üç cildini yayınladık, dördüncü cildi hazır, baskıda. Beş ve altıncı ciltlerine de çalışmalara devam ediyoruz. Çünkü çok kapsamlı olduğu için çok vakit alıyor.
AVRAHAM DISKIN (ÇEVİRİ): Bu bilgiyi bilmediğim için özür diliyorum.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah.
AVRAHAM DISKIN (ÇEVİRİ): Sayın Adnan Oktar konuşma fırsatına eriştiğim en ilginç insanlardan birisi. Gerçekten çok memnuniyet verici bir konuşma oldu. Umarım ki, kendisiyle daha fazla konuşma fırsatımız olur. Belki kendisi İsrail’e geldiğinde ya da ben Türkiye’ye geldiğimde yüz yüze konuşma fırsatımız da olur. Tekrar çok teşekkür ediyorum kendisine.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum, çok memnun oldum. İnşaAllah Kudüs’te görüşeceğiz, zaten o şart. Ama sizleri de Türkiye’ye bekliyoruz. Saygılar, sevgiler sunuyorum.
AVRAHAM DISKIN (ÇEVİRİ): Çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim. Selam.
AVRAHAM DISKIN (ÇEVİRİ): Selam.
ADNAN OKTAR: “İsrail ile Türkiye’nin arası bozuk” diyorlar. Çocukluğumdan beri hiçbir zaman için Türkiye ile İsrail’in arasının düzgün olduğunu duymadım, hiçbir zaman; yani gerçek anlamda olmamıştır. Amerika ile de olmamıştır. Bak ne diyor Protestanlar; “İsrail’i oraya toplayacağız” diyor, “İsa Mesih (a.s) gelecek” diyor, tabii onların bekleme şekli bambaşka, “kabul etmediklerinde hepsini doğrayacak Hz. İsa (a.s.)” diyorlar. Kadın anlatıyor, “kan” diyor. Hatta filmi var bizde. “Atın göğsüne kadar kan gelecek” diyor, “o kadar” diyor. Yani “Musevileri kitle katliamıyla öldüreceğiz” diyor, “120 bin kadar Yahudi kalacak” diyor. Kaç milyon Yahudi var orada. Yani dünyada en az 20-30 milyon Yahudi vardır. Bak, “120 bin tanesi kalacak” diyor, “tamamını katledeceğiz” diyor. “Ama orada el altında hazır bulunsunlar” diyor, “kolaylık olur” diyor. Yani zaten istiyorlar, “oraya gelin” diyorlar, yani arayıp bulmak zor olmasın açısından. “Hani Hz. İsa (a.s) geldiğinde -haşa- elinin altında olun ki, rahatça doğrayabilsin sizi orada” diyorlar. Burada nerede dostluk var? İslam ülkeleri diyorlar ki, “sakın ellemeyin İsrail’e, orayı biz parçalayacağız” diyorlar. “Bizim keseceğimizi siz mi kesmeye kalkıyorsunuz, ne hakkınız var?” diyorlar. Müslümanlar zaten böyle bir şey yapmaz da, yobaz takımı “biz keseceğiz” diyorlar. “Yok yok, rica ederim, ne demek, asıl bizim işimiz bu” diyor, “bizim imkanımızı neden elimizden alıyorsunuz? Biz doğrayacağız onları” diyorlar. Çekişme bu. “Orada duruyorlar, sakın ellemeyin, orada gelişsinler” diyor. Olay bu. Sen mi doğrayacaksın, o mu doğrayacak? Konu bunun üstüne kurulmuş durumda. Burada nerede dostluk var? Amerika hiçbir zaman için İsrail’in dostu olmamıştır. Onları doğranacak zavallı varlıklar olarak görüyorlar. “Sıkıysa, Hz. İsa Mesih (a.s) geldiğinde aksini söyleyin bakayım” diyorlar. Yarın bir gün birisi deccal olarak zuhur ederse, “ben İsa Mesih’im” derse, “kabul etmiyor musunuz?” diyecekler. “Kabul etmiyoruz” dediler mi “başlayın doğramaya” diyecekler. Hızarın ağzına verecekler hepsini. Yobazlar ne diyor; “yok yok, önce biz doğrayalım” diyorlar, “taşlar, ağaçlar bize haber verecek, çoluk çocuk hepsini doğrayacağız.” Musevi çocuklar kaçacakmış, genç kızlar falan kaçacaklarmış, taş diyecekmiş ki; “bak kaçıyor çocuk, koş arkasından yakala,” ondan sonra hemen orada doğrayacaklarmış, beş dakikada. Halbuki oradaki hadisin anlattığı mana bambaşka. Ahir zamanda, kötü insanlara, zulüm yapanlara karşı kendisini koruyan Müslümanları uyarmak için elektronik sistemler olacak; kayanın içine gizlenecek, ağaçların arasına gizlenecek. Şu anda da yapılıyor, mesela PKK’ya karşı yapılıyor. Ben söylemiştim onu, fikir babası benim. Kayaların içerisine gizli kamera yerleştirilsin dedim, şimdi onu yapıyorlar. Ağaçların üstüne de gizlice yerleştirilsin dedim; şimdi onu da yapıyorlar, elhamdülillah. Kastedilen budur, yani zalimleri önceden öğrenmek, tespit etmek. Musevi de olabilir bu, Hıristiyan da olabilir, Müslüman da olabilir; zulüm yapan kim varsa onun tespiti içindir. Yoksa “Musevi gariban küçük çocukları, kadınları, herkesi kitle halinde doğrayın” diye bir hadis yok. Allah’ın Peygamberi; sevgi, şefkat Peygamberidir. Peygamberimiz (s.a.v)’e bu -haşa- bir hakarettir ve iftiradır. Allah esirgesin. Bu ne biçim söz böyle? Haşa minel huzur yani, inşaAllah. Allah akıl, fikir versin bu adamlara, inşaAllah.
AYLİN HANIM: Hocam, siz söylediniz; “İsrail’in hiçbir ülkeyle arası iyi olmadı, ancak Hz. Mehdi (a.s) devrinde olur” dediniz.
ADNAN OKTAR: Tabii, alayı nefret ediyor, öyle bir şey yok. “Aramız çok iyi” diyor. Olur mu öyle şey? Yani gerçek anlamda hiçbir zaman için olmamıştır. Bizim milletimiz sevgi dolu, şefkatlidir ama hiçbir zaman için İsrail’e karşı sıcak bir bakış geniş çaplı olmamıştır. Olmadı, bundan sonra olacak. Hz. Mehdi (a.s) vesilesiyle, Hz. İsa Mesih (a.s) vesilesiyle olacak. Biz de Hz. Mehdi (a.s) talebesi olduğumuz için bu yönde gayret ediyoruz. İşte şarkılı-türkülü, sazlı-sözlü. Hz. Mehdi (a.s) şarkı söyler mi? İşte bak, alın size ispat. İşte diyorlar ki; “Hocam, sen Hz. Mehdi (a.s) olmadığını söyle.” Daha alasını yapıyorum işte. Hz. Mehdi (a.s) şarkı söyler mi? Samba yapıyorum, Hz. Mehdi (a.s) hiç samba yapar mı? Rock müzik dinliyorum; Hz. Mehdi (a.s) rock müziği dinlemez onların inancına göre, değil mi? Ama Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi dinler, işte ben de Mehdi talebesiyim. Tabii ki şaka diyorum; Hz. Mehdi (a.s) müzik de dinleyecektir, eğlenecektir de, müzik eşliğinde coşacaktır da. Şaka da yapacaktır. Biz de onun talebesi olduğumuz için ona benziyoruz tabii. Hz. Ali (a.s)’a benziyoruz, şakacıydı Hz. Ali (a.s). Resulullah (s.a.v)’a benziyoruz, o da şakacıydı, sevgi doluydu. Dedeme benziyorum ben, o nur dedeme, güzel dedeme.
Oturup alkol içiyorlar, perişan oluyorlar. Ne alaka? Mahvoluyorlar. Tansiyonu fırlıyor bilmem kaça, kafa-beyin gidiyor, çift görme falan. “Bir eğlendik, bir eğlendik” diyor. Aman ne eğlenme ne eğlenme. Sürünüp, perişan oluyorsun, ne eğlenmesi? Öyle eğlenme mi olur?
Mesela biri diyor ki; “başörtüsü bana göre farz. Ben çarşaf olarak değil de başörtüsü olarak inanıyorum” diyor, eyvallah. Ben kimsenin inancına karışmam. Saygı duyuyorum. Mesela kimi de diyor ki; “ben Kuran’da başörtüsünü göremiyorum.” Tamam, eyvallah, saygı duyarım. Mesela bazı kardeşlerim var, “ben çarşafa inanıyorum” diyor, benimle aynı kafada. Güzel, çok güzel; ona da saygı duyuyorum, hürmet ediyorum. Ben vatandaşlarımın hepsini çok seviyorum. Ama dünyada gerçek anlamda daha kardeşlik, sevgi oluşmuş değil. Ben bakıyorum, harita gibi görüyorum internette. Nefret akıyor ağızlarından.
Mesela bak, Yiğit Bulut, bu çocuk, bu delikanlı, bu koçyiğit çok dürüst, vatansever, Türk-İslam Birliği’ni savunan çok muhterem bir insan. Gittiler görevinden aldılar. Hayırlı olsun. Onun şanı artar, şerefi artar. Sine-i millete döndü. Tebrik ediyorum. Yedi ceddine rahmet olsun. Bütün Müslümanlar onu çok seviyor. Bütün inananlar, bütün milletimiz çok seviyor. Milletimizin sesi o, maşaAllah. Her yerde baş tacıdır. Bütün muhafazakar basın olsun, milliyetçi, mukaddesatçı basın olsun, bütün bu televizyon kanallarının bir çoğu emrine amade. Başta A9 olmak üzere, hepsi emrine amade. İstediği gibi kullanır. İstediği gibi gelsin, sohbet etsin, konuşsun, canı nasıl istiyorsa. Milletçe seviyoruz, inşaAllah. Bir de hükümetin böyle insanlara daha sahip çıkması gerekir bence. Sahip çıkıyorlardır mutlaka. Hissettik zaten, hissediliyor. Mutlaka ediyorlardır ama ben vatandaş olarak söylemeden içim rahat etmiyor. Sahip çıkması lazım. Millet olarak, herkesin sahip çıkması lazım. Değerli insan. Gözünü daldan, budaktan esirgemiyor. Allah rızası için ne güzel konuşuyor. Hayrı, hakkı cayır cayır söylüyor. Oturmuş biri ona kafa tutuyor, bilmem ne yapıyor. Allah’tan kork; sevgiyle, şefkatle yaklaş. Nerdeyse zil takıp oynayacak.
Yazık bu İsrail’e, bu garibanlara; Allah Allah. Önüne gelen doğramaya kalkıyor. Bir ara Hitler manyağı musallat olmuştu. Ne acayip bir şeydir bu. Bırakın adamları yaşasınlar. Ne zorunuz?
-VTR- İman Hakikatleri
ADNAN OKTAR: “Hocam, hayırlı akşamlar, ben Metin Çakmaklı. Ortaköy-İstanbul’da Kabataş Lisesi’ne gelmeden, Sızıntı Dergisi dağıtımını yaptığınız 1980 ile 1990 yılları arasında bilet bayii ve büfenin sahibiydim. Dostluğumuzu ve arkadaşlığımızı anıyorum. Sizi çok seviyoruz ailecek.” Oraya uğruyordum tabii ben, ücretsiz dergi satışı, dağıtımı için oralara dergi dağıtıyordum. O evrim teorisi ile ilgili küçük broşür bastırmıştım, bütün bayilere vermiştik. Oraya da o zamanlar vermiştik. Oradan hatırlıyor demek ki, maşaAllah. “Bir de bir sorum olacak. Programdaki bayan arkadaşlarımızın tümünün saçlarının sarı olmasının özel bir sebebi var mı?” yok, bir sebebi yok. Ama ben şahsen sarışın hanımları beğeniyorum, işin doğrusu bu. Esmer de çok güzel oluyor. Allah hepsini ayrı bir güzel yaratıyor. Hakikaten esmerin apayrı bir güzel etkisi var; bu mucize, Allah’ın hikmeti. İnşaAllah Allah cennette asıllarını nasip etsin. O güzel insanlarla hep beraber olmayı nasip etsin. Ne kadar güzel, güzel bir insana bakmak, ne hoş oluyor, maşaAllah.
Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Canım aslan Hocam, gün geçtikçe daha da yakışıklı oluyorsunuz.” Allahualem bana da öyle geliyor. “Adeta genç bir delikanlı gibisiniz.” Adetayı orada bir geçelim. “Genç bir delikanlı gibisiniz” değil, genç bir delikanlısınız. Gibi olmaz. “MaşaAllah benim nur yüzlü, sevgi dolu, merhametli, aslan Hocam; sizi gördüğüm anda içime huzur doluyor, elhamdülillah. Size olan sevgimi kelimelerle anlatmam çok zor. Ancak yaşayan ve hisseden bilir, inşaAllah. Dünyada ve ahirette Rabbim sizden ayırmasın. Sizi çok ama çok seviyorum. Allah’ın rahmeti, bereketi, selamı üzerinize olsun.” İzmir’den Şengül Hanım yazmış, Şengül Say. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
Bir de bazı kardeşlerimiz biraz radikal oluyorlar. Ben radikal düşüncede olan, Ortodoks düşüncede olan kardeşlerimize hitap etmiyorum. Ben milletimizin bütününe hitap ediyorum. Türkiye’deki halkımızın bir ortalaması vardır. Başı açıktır hanımlar, genç kızlar neşelidir, blue jean giyerler, bazen eğlenirler kendi aralarında, diskoya da giderler. Ben halkımın bütününe sesleniyorum. Dindar kesime dini anlatmak zorunda değilim. Zaten dini anlatmıyorum. Allah’ın varlığını, birliğini anlatıyorum ben. Dolayısıyla dindar olan kardeşlerime en fazla Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihalini tavsiye edebilirim ben. Ben fıkıh üstüne bir eğitim yapmıyorum. Öyle bir anlatım yöntemim yok. Ben, Allah’a hiç inanmayan yahut inanıp da inancı zayıf olan insanlara, kardeşlerimize daha çok yöneliyorum. Bir de imanlı olup da, imanını coşturmak isteyen kardeşlerimize yöneliyorum. Onlara anlatıyorum, inşaAllah. Dolayısıyla bana, “niye Hocam Ortodoks değilsin, radikal görüşlere sahip değilsin?” demelerinin bir anlamı yok. Zaten benim başından beri öyle bir çizgim yok. Benim stilimi sonradan birçok cemaat, birçok düşünce aldı. Siyasete de yansıdı, her yere yansıdı benim düşüncem. Mesela Saadet Partisi’nde bile çok ciddi bir görüş değişimi oldu, biliyorsunuz. Çok ciddi bir görüş değişimi oldu. Kökeninde biz varız, ben varım, inşaAllah. Mesela Fethullah Hocamın cemaatinde de çok muhafazakardı görüşleri, ben bu konuda çok etkili oldum. Nerden anlıyoruz? Bizzat ilgili kişilerden, bizzat içinde olan kişilerden anlıyoruz.
Le Monde, ayağında kan damlayan, Türk Bayrağı desenli kravat takmış Başbakan Erdoğan’ın karikatürünü basmış. Öyle mi? Ne demek istiyorlar yani?
DİDEM HANIM: Herhalde kendilerince bir şeyler ima etmeye çalışıyorlar ama… Son olayları herhalde kendilerince…
ADNAN OKTAR: Şu Güneydoğudaki mi?
DİDEM HANIM: Evet, Uludere olayları.
ADNAN OKTAR: Uludere olayları… Onlar bizim canlarımız, kendi kardeşlerimiz, onlara ne oluyor ki? Bizim askerlerimiz şehit oluyor, onlar da bizim askerlerimizle aynı hükümdedir. Onlar bizim canlarımız. Benim kendi kardeşlerim şehit oldu, onlara ne alaka? Münasebetsizlik. Türkiye’yi hiç tanımıyor bu adamlar, çok abuk bir kafadalar. Onlara bir mektup yazalım, mantığı anlatalım.
DİDEM HANIM: Hocam, Başbakanımızın Uludere kaymakamı ile yapılan taşlı, sopalı saldırı hakkında çok güzel bir açıklaması olmuş.
ADNAN OKTAR: Nasıl?
DİDEM HANIM: “Benim Kürt kökenli kardeşimin en asil, en güzel dünyaya emsal teşkil edecek vasıflarından biri misafirperverliğidir. Kapısını çalana evine buyur etmekten; ekmeğini, aşını, suyunu misafirle paylaşmaktan gurur duyar. Misafirini gönlünün de, evinin de başköşesinde ağırlar. Taziyeye gelmiş, baş sağlığı dilemeye gelmiş, acıyı paylaşmaya gelmiş, kendisi de o coğrafyanın insanı olan kaymakamı öldüresiye dövmek, linç etmek benim Kürk kökenli kardeşimin değil, o insan diye geçinen müsveddelerin işidir” demiş.
ADNAN OKTAR: PKK’nın, doğru. Ben her zaman söylüyorum, Başbakanımız da aynı şeyi söylemiş. Yıllardan beri söylüyorum; çok misafirperver ve delikanlıdır Kürt kardeşlerimiz. Yiğittirler, çok efendidirler. Aklının ucundan dahi geçmez. Bizim töremizde, örfümüzde öyle bir şey yoktur. Ama olabilir o tip şeyler, terbiyesizlik yapabilirler. Zaten beklenen bir şey o. Yapmazlar diyemeyiz. Halkın arasına karışıyor bu çakallar. İyi ayırt etmek lazım.
“Selamun Aleykum Sayın Hocam. Öncelikle o mübarek ellerinizden öperim.” Estağfirullah, biz sizin ellerinizden öperiz. “Programınızı hiç kaçırmadan her gün izlemeye, feyz almaya çalışıyorum, inşaAllah. İslam’ı bu kadar modern göstermenize ayrıca hayranım.” İslam’ın kendi zaten modern. Yobazlar bambaşka şekle sokmaya kalkıyor. Her zaman çağlar üstüdür İslam. Dünyanın en kaliteli insanı Müslümandır. “İslam’ı bu kadar modern göstermenize ayrıca hayranım. Bence gerçek İslam budur.” Doğru, aferin, maşaAllah. “Yanınızdaki arkadaşlarınızın güzelliğine ve ilmine nazar değmesin, inşaAllah.” Nazar zaten yoktur, öyle şeye inanma. Kötü bakış vardır, fakat etkiyi Allah meydana getirir. “Kitaplarınızın tamamı arşivimde mevcut Sayın Hocam. Allah size çok güzel bir sima nasip etmiş, maşaAllah. Size bakınca içim açılıyor. O kadar yakışıklısınız ki, sizi gıpta ile izliyorum. Allah bana ve benim gibi tüm kızlara, sizin gibi yakışıklılıkta ve ilimde bir erkek nasip etsin, inşaAllah.” Nasıl cevap vereyim, ne diyeyim bilmiyorum ki.
“Bu mailimi lütfen okuyun Hocam. Sizi kıskananlar çatlasın istiyorum çünkü. Hayırlı geceler diliyorum” diyor. Hande Soykan, İzmir’den yazmış, maşaAllah. Delikanlı kız Hande, maşaAllah. Güzeller güzeli Hande, aslan, maşaAllah.
“Estetik ameliyatı olmak haram mı?” Şimdi narkoz falan veriyorlar. Mesela ben bazen genç kızlarda görüyorum, burnu iri, çok yakışıyor; “yok, ben illa onu düzelttireceğim.” Kömük burunlu bir şey oluyorlar bu sefer de. Ne elliyorsun, ne kadar güzel; bayağı kişilik veriyor, anlam veriyor. Nice böyle tanıdık güzel kız bilirim, hanım kız; batırıyorlar kendilerini. Tanınmayacak hale geliyorlar. Bir de pişmiş kelle gibi sırıtarak üstüme geliyorlar, marifet yapmış gibi. Batırmışsın kendini. Ne güzel, kancalı oluyor burnu falan. Ona bir karakter veriyor, kişilik veriyor. Veyahut burnu iri oluyor, çok şahane oluyor. Acayip güzel bir sima veriyor ona. Gidiyor, bozduruyor onu. Şekle şemale sokturuyor, bir şeyler yaptırıyor. Botoks yaptırıyor, elini yüzünü şişirtiyor falan. Tanımayacak hale geliyor böyle; ağzı, yüzü şiş. Yani suratına hava vermiş gibi. Her tarafı şişmiş. Ne gerek? Allah aşkına bozmasın güzelliklerini kız kardeşlerimiz, arkadaşlarımız. Nereden çıkarıyorlar? Ama Allah vermesin, hakikaten çok ciddi bir patoloji varsa ki benim yine de narkoz işine aklım yatmıyor, çok tehlikeli bir şey. Yüzde bir bile olsa ölüm oluyor onda. Gidin estetik ameliyat olun demem, riskli. Hatta şu dövmede bile iğneler falan bazen damara rast gelir, bilmem ne falan, sakat olur. Onun damara hiç gelmemesi gerekiyor, damara hiç dokunmaması lazım. Ayrıca mikrop falan hiç taşımaması gerekiyor. Riskli işler bunlar. Onun için öyle bir şeyde vicdani sorumluluk almam. Kimseye de tavsiye etmem. Şunu yapın, bunu yapın demem. İnsan zayıf yaratılmış.
Ceylan Hocam bu nedir böyle? Azerbaycan’da beni geçmişsin sen, maşaAllah. Bak, hanım kızlar diyorlar; “Selamun Aleykum” diyor Cevriye Baymehmet soyadlı bir hanım. “Selamun Aleykum Canım Hocam, özellikle Ceylan Özbudak Hocam’ı ve sizleri Azerbaycan’da görmek istiyorum” diyor Cevriye Hanım.
CEYLAN HANIM: Hocam, sizinle beraber yolculuk etmeyi Allah nasip etsin, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Vay, helal olsun, delikanlı koçyiğit Hocam. Yanınızdayız, inşaAllah.” Şu özel bir dil var internette. Bu İnci Sözlük ekibinde var, Ekşi Sözlük ekibinde var. Ama genelde gençler arasında özel bir dil var. Çok komiğime gidiyor bazen onların üslupları.
Şakir kardeşimiz, maşaAllah. Kardeşlerimiz benim daha önce verdiğim hadisleri delil olarak vermişler, aferin.
Son olarak hadislerde yeni yeni yorumlar, yeni yeni anlatımlar yaptım. Neler dikkatinizi çekti? Aklınızda kalanlardan bana bir sayın bakayım.
GÜLŞAH HANIM: Hocam, “Mekke ve Medine’de kar olmayacak, dolayısıyla Hz. Mehdi (a.s) İstanbul’da olacak” dediniz.
ADNAN OKTAR: Güzel. Didem Hocam, senin?
DİDEM HANIM: Hocam, şeyi söylediniz; “Hz. Mehdi (a.s)’ın 2021’den sonra 7-9 yıl arasında faaliyet göstereceğini ama Allah’ın hadiste Müslümanlara tam olarak yıl belirtmediğini, tam ömrünün ne zaman noktalanacağını Müslümanlar bilmesinler diye.
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s) çok sevileceği için her ülkede tedirgin olanlar olabileceği için, Allah onun arasını 7 ve 9 diye bildiriyor, bir de Hz. Mehdi (a.s)’ın ani bir ölümle, feceten şehit olacağı belirtiliyor.
GÜLŞAH HANIM: Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışından önce Erbakan Hocamız ile ilgili bir hadis söylediniz.
ADNAN OKTAR: Evet, “Müslümanların halifesi vefat eder. Fakat karışıklık olur arkasından” diyor. Bir nevi halife gibiydi Erbakan Hocamız. Yani Müslümanların manevi lideriydi bir nevi. Bütün dünyaca öyle kabul ediliyordu, Müslümanların manevi lideri kabul ediliyordu. Hakikaten onun vefatından sonra bir karmaşa oldu. Tam hadisteki gibi, inşaAllah.
EBRU HANIM: Hocam, Başında sarık olan kişiyle, seslenen kişinin aynı kişi olduğunu söylediniz.
ADNAN OKTAR: Tabii orada bir ‘ve’ ilave etmişler, bütün anlamı bozulmuş. “Başında sarık olan bir kişi, ‘bu Hz. Mehdi (a.s)’dır, buna uyun’ der” diyor. Hadisi bambaşka bir şekle getirmişler. ‘Ve’yi kaldırınca, anlamı tam oturmuş oluyor.
DİDEM HANIM: Horasan’dan gelecek kişilerin Türkler olacağını söylediniz. Peygamberimiz (s.a.v)’in o dönemki Türkleri söylediğini. Bir de Bediüzzaman Hazretleri’nin zemin hazırlamasını söylediniz Hocam. “Doğudan zemin hazırlayanlar olacak” diye hadiste geçiyordu.
ADNAN OKTAR: Yiğit Bulut nerede olursa olsun, bizim başımızın tacı. Ne fark eder? Veyahut hiçbir yerde olmaz, Facebook’ta bile yazmış olsa, yer yerinden oynar. Aynı, hiç fark etmez. Ne fark edecek? A9 da emrinde, diğer televizyon kanalları da emrinde, istediği gibi de kullanır. İstediği gibi bu imkanları değerlendirir Yiğit Bulut. Koçyiğittir o. Bütün milletimiz seviyor. Başımızın tacı. Biz böyle değerli insanları asla unutmayız. Ben unutmam. Millet olarak da unutmayız, inşaAllah. Kimseye de harcatmayız. Öyle bir şey olmaz, inşaAllah.
Hocam ne anlatacaksın?
DİDEM HANIM: Hocam, Uludere olayı üzerinden yapılan ‘ülke bölünüyor’ haberlerine Başbakanımız Erdoğan şöyle cevap vermiş: “Irkçılık ve faşizm küstahça böbürlenen, kibirlenen iblisin, yani şeytanın açtığı bir yoldur. Cenazeleri bile Kürt-Türk diye ayıranlar işte iblisin yolunda, şeytanın izinde yürüyenlerdir. O tabutların üzerine parti bayraklarını asmak ikiyüzlülük değildir de nedir? Bazı densizler de çıkıyor, ‘ülke bölünmüştür’ diyor. Sen kimsin? Kimin adına konuşuyorsun? Bu millet habis bir ur karşısında teslim olmayacak kadar asildir. Bir annenin ellerindeki parmaklar gibi birdir, kardeştir. Sizin nifak tohumlarınız bu ülkede asla yeşermez. Biz bu ülkenin kardeşliği, birliği, bütünlüğü için elimizi değil, yüreğimizi, bedenimizi taşın altına koyduk. Bedeli ne olursa olsun, biz bu meseleyi çözeceğiz” demiş.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah. Meseleyi Allah çözecek. Hz. Mehdi (a.s) ile çözülecek. Hiçbir şeyle çözülmez, ancak Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa Mesih (a.s). Onun dışında çözüm yok. Öyle olsaydı söylerdi Resulullah (s.a.v). Ama hükümet son derece samimi, Başbakan da son derece samimi; üslup, bizim üslubun aynısı, kullandığımız üslubun aynısı. Yıllardan beri kullandığımız üslubun aynısı. Niye? Müslümanların dili aynı da onun için. Mantığı aynı, inancı aynı, kitabı aynı, her şeyi aynı olunca üslup da aynı oluyor. Mesela bak konuşmalarını dinledim, aynı benim konuşmalarım, aynısı. İblis dediği deccal, deccaliyet; şeytan dediği deccaliyet. Deccaliyete karşı Mehdiyet’in bir mücadelesi var. Helal olsun Başbakanımıza. Hükümeti bu konuda çok iyi koruyup, kollamak lazım. Bakın, deccal taraftarları nasıl kudurmuş gibi saldırı halindeler, nasıl kafaları paramparça. Kendi aralarında bile azgınlıkları şiddetli. Onun için böyle bir ortamda hükümetle uğraşmaya kalkmak; gereksiz, alakasız sözlerle hükümeti zora sokmaya kalkmak, akla-vicdana uymaz. Yani benim kanaatim, fitneden başka bir şey olmaz. Tam destek sağlayıp bu yoldan rahatça selametli geçmemiz için imkan sağlamak lazım. Ama bizim milletimiz sağduyu sahibidir, güzel huyludur.
Mesela bak, geldiler; yüzde 50 oyla aldılar iktidara getirdiler. Halbuki kaç yıldan beri iktidardalar, normalde yıpranması lazım. Gittikçe oy azalır, gittikçe azalması lazım; usul böyledir. Hiç görülmemiş bir şey oldu, oylar daha arttı. Niye? Civanmerttir milletimiz, fedakar ve vefalıdır, aklıselim sahibidir, sağduyuludur; aklın gereğini yapıyor. Hükümetin ekonomik politikasını beğendiğinden, yoksa başka bir şey falan değil. Olağanüstü bir yetenek gördüklerinden değil. Sırf birlik ve beraberlik için yapıyor milletimiz, sırf birlik ve beraberlik. Bu PKK fitnesine karşı, bölünme fitnesine karşı yekvücut oldukları için yapıyorlar. Aman vatana-millete bir şey olmasın. Yoksa bu şeyler kalkmış olsa, AK Parti’nin böyle fevkalade bir özelliği yok. Bir başka parti gelir veyahut koalisyon hükümeti gelir. Ama şu konumda asla ikinci bir ihtimal düşünemem ben. Mutlaka güçlü bir iktidar; bölünmemiş, koalisyonsuz, vatanın birliğini-bütünlüğünü savunan bir iktidar gerekiyor; o da AK Parti’yle mümkün oluyor. İkinci bir şeyi düşünemem ben şahsım adına. Dualarımız o yönde oluyor, inşaAllah. Nitekim de Allah yardım ediyor. Mucizedir yüzde 50 ile iktidara gelmesi, çok şaşırtıcıdır. Bunca muhalefete rağmen. Dünyanın en büyük derin devlet yapılanmasıdır Ergenekon terör örgütü. Hayrettir, köpek gibi ezildiler, it gibi de sindiler. Hiçbir şey de yapamıyorlar, maşaAllah. Ama sustular, bittiler diye oturup, yan gelip yatmak olmaz. Bazı kişiler öyle düşünüyorlar; hani iş bitti tamam. Öyle bir şey yok, kökünü kazıyıncaya kadar devam edilmesi gerekiyor. Tek bir hücre dahi bırakmamak lazım. Ben assınlar, kessinler, canlarını yaksınlar demiyorum; ben bütün vatandaşlarıma karşı şefkatliyim. Sadece etkisiz hale getirilsin, bizim istediğimiz bu.
Mesela bak, iddia edilen Ergenekon terör örgütü mensubu olduğu iddia edilen, belki de hiç alakası olmadığı ortaya çıkacak. Yani çünkü kesinleşmedikten sonra o insan bizce suçsuz hükmündedir. Biz o adama, o kişiye ithamda bulunamayız, saygı duymakla mükellefiz. Yani herhangi bir insan gibidir, nötrdür, belli değil. Bu iddiayla yargılanan bazı arkadaşlar var, iddia edilen Ergenekon terör örgütü mensubu olmak iddiasıyla yargılanan. Ama bakıyoruz koçyiğit, vicdanlı; cayır cayır ele veriyor hepsini. “Bak, şurada şurada şu alçaklıkları yaptılar” diyor, “şurada şurada şu terbiyesizlikleri yaptılar” diyor. Bunlar isimsiz kahraman, helal olsun bunlara, aferin. Ehli vicdanmış, demek ki insan evladıymış, vicdanı sızlamış, tek tek ihbar ediyor; “şu şurada şunu yaptı, şu şurada şunu yaptı. Allah beni affetsin, günaha girdim, hata yaptım ama bu pisliğin temizlenmesinde ben de devlete yardımcı olmak istiyorum” diyor. Helal olsun, helal olsun. Görüyorsunuzdur böyle insanları, tertemiz bir vicdanla hareket ediyorlar, maşaAllah.
Yiğit Bulut ister orada, ister burada olsun, her yerde başımızın tacı. Gelsin bizim televizyonumuzda konuşsun, işte gider Akit Gazetesi’nde yazar isterse, isterse Yeni Şafak’ta da yazar, her yerde yazar. İsterse kendisi de gazete çıkartır, televizyon kanalı da kurar, Allah’ın izniyle. Bayağı yetenekli delikanlı.
DİDEM HANIM: Hocam, Şahin Alpay’ın Zaman Gazetesi’ndeki bugünkü yazısından bir bölüm okuyabilirim, uygun görürseniz.
“Kürtler geleceklerini kendileri seçebilmeli. Kürt çoğunluklu bölgenin özerk olması, Türkiye’nin federal yapıya bürünmesi ya da Türkiye Kürdistanı’nın ülkeden ayrılması; buna Kürtler karar vermeli. Yani eğer siyasi irade gösterilirse, Türkiye kendini bir yurttaşlar devleti olarak yeniden tasarlayarak Kürt sorununu çözebilir” demiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi, Başbuğumuz’un güzel bir açıklaması var bu konuda, diyor ki; “Amerika’da milyonlarca İtalyan var” diyor, hepsi de bir bölgede yaşıyor, milyonlarca, “çıkıp deseler ki, ‘biz burada İtalyanlardan oluşan bir hükümet kuracağız, ayrı bir devlet kuracağız, Amerika buna müsaade eder mi? Etmez.” Sen şimdi Kürt kardeşlerimin tepesine iti-kopuğu, çakalı, PKK’yı yerleştirmişsin, diyorsun ki; “bir referandum yapalım, bakalım ne diyorlar.” Şu makul bir söz mü? Sen PKK’yı oradan bir kov bakalım, sonra sor; “Türkiye’den ayrılmak istiyor musunuz?” Sıfır oy çıkar. Ama PKK benim vatandaşımın, benim annemin, amcamın, dedemin başına silahı dayarsa ne desin? “Tamam ayrılalım” diyecektir, Allah esirgesin. Diyebilir yani. Onun için onun usulü öyle olmaz. Eğer toprak almak istiyorsan Türkiye’den, Türkiye’yi bölmek istiyorsan, çıkarsın; “arkadaş, ben zorla bu işi yapacağım” dersin. Kurtuluş Savaşında ne yaptı İngilizler? “Arkadaş, biz sizden zorla alacağız bu toprakları” dediler, geldiler. İtalyanlar da geldi, “zorla alacağız” dediler; Fransızlar da geldiler, “zorla alacağız” dediler. Türkiye de dedi ki; “biz de sizi zorla çıkaracağız.” Doğru mu? Şimdi aynı bu olay var. Siz diyorsunuz ki; “zorla sizden orayı alacağız.” Biz de diyoruz ki; “biz de zorla sizi durdururuz.” Ama buna gerek kalmasın işte, böyle münasebetsizlikler yapmayın. Ey PKK mahlukatı! Deliliği bırakın, iyilik istiyorsanız Türk-İslam Birliği’ni savunun, İttihad-ı İslam’ı savunun. Herkes mutlu olsun, herkes güzel, iyi olsun. Türkiye’yi bölmeye kimsenin gücü yetmez. Önce bir 5 milyon size şehit veririz ki en fazla 50 bin adamınız çıkar sizin karşımıza. Bak, 5 milyonla karşınıza çıkarız. Burada zaten bitiyorsunuz, değil mi? 5 milyon gitti diyelim -Allah vermesin- bir 5 milyon daha getiririz. O gitti mi, bir 5 milyon daha getiririz; o gitti mi, bir 5 milyon daha getiririz. Anladınız mı? Gücünüz yetmez; bırakın bu işleri, olacak bir iş değil bu. Bir tane fert kalmayacak şekilde şehit oluruz, ondan sonra sizin, istediğiniz gibi kullanın. O zaman sizindir, bir şey diyemeyiz o zaman. Ama biz sağken bu mümkün değil, bunu unutacaksınız, Türk Milleti sağken mümkün değildir. Beyleri, hanımları falan herkesin size bu konuda müsaade etmeyeceğini biliyorsunuz. Onun için böyle, işte; “referandum yapalım, bilemem ne yapalım.” Biz Türkiye’yi Kurtuluş Savaşı’nda referandumla mı kurtardık, İngilizlerle referandum mu yaptık? Ne dedik; “arkadaş, çekip gidin” dedik, uygun bir şekilde de adamlar gitti. Referandumla almadığımıza göre, referandumla da böyle ikramda bulunmayız. Bunu unutacaksınız. Aldığımız şekil ne ise bunu düşüneceksiniz, ona göre hareket edeceksiniz. Asla ve kesinlikle olmaz böyle bir şey.
Benim bir talebem, bir kardeşimiz Fethullah Hoca’yla görüşmeye gitti Amerika’ya. Gitti, görüştü. Benim canım Hocam, Fethullah Hocam ne diyormuş, biliyor musunuz? “EvvelAllah İttihad-ı İslam olacak” diyormuş, “Türk-İslam Birliği olacak, bunun ikinci bir yolu yok” diyormuş. “Ama sevgiyle, barışla ve kardeşçe bir üslupla, kimseyi incitmeden, kimseyi karşımıza almadan, kimseyi düşman etmeden bu güzelliği yapacağız” demiş. Allah razı olsun, çok güzel, maşaAllah. “Biz giderken” diyor kardeşimiz, “FBI karşı tarafa yerleşmiş, sürekli resmimizi çekiyorlardı” diyor. Duruma bak; benim Hocamı esir almışlar, benim canım Hocamı esir almışlar.
Fethullah Hocamıza millet olarak sahip çıkalım. Hocamızı alıp getirelim. Bu olayda bir acayiplik var. Ben tek başıma, ben bile Fethullah Hocamı korurum, evvelAllah. Öyle hiçbir şey olmaz. Nedir yani fotoğraflar çekilerek falan, bilmem ne. Esir kampı mı? Hiç dışarı çıkmıyormuş. Bulunduğu evden hiç dışarı çıkmıyormuş. Bu nasıl hayattır?
Şimdi kısa bir ara verelim, sonra devam ederiz.
-VTR- Başbuğ Alparslan Türkeş Bölücü Tehlikeye Karşı Çözüm Öneriyor
ADNAN OKTAR: Vagıf Ahmedov. Ölen her küçük çocuk annesini, babasını karşılar; cennette vildan olur.
Bir hanım kardeşimiz diyor ki size; “maşaAllah, sizler ne şeker hanımlarsınız” diyor. “Adamlık Dini kitabını ne zamandır okumak istiyordum, fakat Hocamızın kitaplarının hepsi çok güzel olduğundan, bir hazine içine girmiş gibi hangisine bakacağımızı şaşırıyorduk. Adamlık Dini de bu kitaplardandı. Allah razı olsun, çok güzel anlattınız. Sizler elma şekeri gibisiniz; dışı başka güzel, içi başka güzel. MaşaAllah, BarakAllah” diyor. Bir hanım kardeşimiz yazmış, maşaAllah.
Doç. Dr. Tuncer Tuğ, canım kardeşim, yazdığın yazıları okudum. Ben biraz Hz. Hızır (a.s) meşrepliyim, Hz. Hızır (a.s)’dan ders alanlardan ders aldım. Hz. Hızır (a.s)’ın gözüyle bak, konuyu anlarsın. Eğer anlamadıysan daha detaylı anlatayım ama arif bir insansındır, anlarsın. Hz. Hızır (a.s)’ın gözüyle bak.
“Selamun Aleykum.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Kendisini her gördüğümüzde aşkımızın coştuğu, içimizin kıpır kıpır kanatlanıp uçtuğu, ekranlara çıktığında nefeslerimizin kesilip tüm seslerin sustuğu canım Hocam; çok latif, çok nezih canım Hocam; sizi tutku ile deli divane gibi seviyoruz, maşaAllah” diyor. Bir hanım kardeşimiz yazmış, maşaAllah.
“Hocam, Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri var, acaba Hz. İsa (a.s)’ın da talebeleri olacak mı?” Var, evet. Devletlerin önemli kilit noktalarındaki insanlardan talebeleri olacak. Dünya siyasetini yönlendiriyor şu an, inşaAllah.
El Aziz Gazetesi’ne buradan selam ediyoruz. El Aziz’li kardeşlerimiz çok samimiler.
“Şu an Adnan Hocamızın programında öyle bir fasıl var ki, vallahi helal olsun” diyor, maşaAllah.
El Aziz, onlar çok samimi kardeşlerimiz, maşaAllah.
“Günaha girmiş bir insanın tövbesi kabul olur mu?” diyorsun, Büşra Caner. Yani Kuran’da zaten Cenab-ı Allah bunu açık açık söylüyor, bu belli. Tabii ki kabul olur, inşaAllah; umarız yani, inşaAllah.
Ali kardeşimiz yazmış, “Hocam Amerika’ya gelin, Amerika’da tebliğ yapın” diyor.
Amerika’ya gelirsek; yani oraya da geleceğiz, oranın da sırası var.
Bay Mehmet Muhammed kardeşimiz yazmış, “Azerbaycan’dan selam olsun Hocam. Ben Bay Mehmet Muhammed” diyor. “Sizi Azerbaycan’da görmek istiyoruz, inşaAllah” diyor. İnşaAllah canlarım, inşaAllah.
Ender Türk, “Hocam, Ermenistan sınırlarını açarsak, Azeri kardeşlerimiz bize darılmaz mı sorusunu sormuştum. Azeri topraklarının yüzde 20’si Ermeni işgali altında, olayın bu kısmını pek vurgulamadınız. ‘Olsun sınırları açalım, Ermenilerle dost olalım’ dediniz. Bu durum benim kafama pek yatmadı. Çünkü Ermeniler işgal ettiği topraklardan çıkmak zorunda değil mi? Ayrıca sizi çok seviyorum Hocam. Ama ne yapayım, seviyorum diye de soru sormayayım mı? Şu konuyu bir açıklar mısınız? Kusura bakmayın ama ikna olmazsam yine sorarım” diyor. Helal sana. Delikanlıymışsın, maşaAllah. Öyle olacak tabii. Şimdi Azerbaycan, orada dediler ki; “biz Ermenilerle savaşırız.” Tamam, savaştılar, yüzde 20’sini kaybettiler. Geri alması gerekmez miydi? Tamam, geri alması gerekir. Adamlar “gelin alın, alabiliyorsanız” diyor. Onlar da diyorlar ki; “biz alamıyoruz.” O zaman benim çözümüm, en sağlam o. Ben diyorum ki; “Ermenistan’la sınırları açalım, kardeş olalım.” O zaman yüzde 20’si dediğin yerler zaten senin olmuş oluyor. Git evini kur, git fabrikanı kur, git üniversiteni kur. Ne yapıyorsan yap. Ermenistan ne yapıyor, bomboş topraklar oralar. Ben bu konuyu tam çözüme doğru götürüyordum, hatta o Ermenistan devlet Başkanı, Cumhurbaşkanımız oraya gittiğinde ateşi söndürdüler, ışığını kararttılar. Ne demek? Bizim böyle bir iddiamız olamaz artık. Buraya maça geldiler Bursa’ya, ağza alınmadık küfürler, hakaretler ettiler; emek emek getirdiğimiz noktayı bambaşka bir hale getirdiler. Telafisi çok kolay, mümkün; sadece iddia edilen Ergenekon terör örgütünün çakallarına müsaade etmemek gerekiyor. Onların politikası düşmanlık üzerinedir. Şimdi Ermenistan düşmanlık körüklüyor, bir yüzde 20’sini daha vereceksin, yüzde 40’nı vereceksin. Bir şey daha yaparsan yüzde 40’ını daha vereceksin, yüzde 80’i vereceksin. Bir hamle daha yaparsan, yüzde 100’ünü vereceksin, Allah esirgesin. Benim dediğim; barışla, kardeşlikle, sevgiyle hepsini geri alırsınız, inşaAllah. Düşmanlık düşmanlığı doğurur. Dostluk dostluğu getirir, inşaAllah.
Sema Doğan; “Hocam, annem şeker hastası, insülin kullanmayı reddediyor. İnsülinde domuz maddesi olduğuna inanıyor. ‘Haram mıdır?’ diye soruyor. Saygılarımla, Sema Doğan.” İnsülin, domuzdan mı elde ediliyor? Sentetik elde ediliyor değil mi?
YASEMİN HANIM: Bakterilerden Hocam, söylediğiniz gibi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yok yok Sema kardeş. Sema Hanım, güzel Sema öyle bir şey yok. Annen kullansın, öyle bir şey yok. Bütün cümle alem kullanıyor, ne alaka. Herkes kullanıyor, öyle bir şey yok.
Müge Hanım yazmış. “Gönlümün sultanı Hocam, yine her akşam olduğu gibi göz kamaştırıyorsunuz. Her geçen gün yakışıklılığınız artıyor. Benim de size hayranlığım artıyor. Sizi izlerken mest oluyorum. Gözlerimi ekrandan bir an olsun ayıramıyorum, maşaAllah. Sizi Allah için, Allah’ın en güzel tecellisi olarak çok büyük bir aşkla, muhabbetle seviyorum. Sizi görmek için can atıyorum. Canlı yayın bağlantısından anlıyoruz, siz Türkiye’nin ilişkilerinde çok önemli bir kişisiniz” diyor. Allah vesile ediyor. Allah’ın gariban bir kuluyum, öyle bir özelliğim de yok. “MaşaAllah, Allah sizi Türkiye’nin güzel hizmetlerinde vesile kılsın. Sizi sevmeyen tek bir adam kalmasın dünyada” diyor, inşaAllah. “Gönlümden geçen budur Hocam. Allah dünyada sizin ve talebelerinizin takvasını, hizmetini kat kat arttırsın; beni de yanınızdan ayırmasın, inşaAllah” diyor. Bu şekeri de tanımıyorum ama çok tatlı bir şey, maşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam, biz sizi yeni izlemeye başladık ve bırakamıyoruz. Programınızın tarzı çok ilgi çekici. Çok yakışıklısınız. Ve yayınızdaki hanımefendiler de her biri ayrı güzeller” diyor, maşaAllah. Bir hanım kardeşimiz yazmış.
“Hocam, ben Hollanda’dan Mustafa. Sohbetinizi severek izliyorum. Her anı dolu dolu. Arada çaldığınız müzikler süper. Bize de söyler misiniz CD ismini? Mevlam yar ve yardımcınız olsun her daim. 1994 yıllarından bu yana her zaman isminizi duydum. Ve Harun Yahya eserlerini bizlere kazandırdığınız için ayrıyeten teşekkürlerimi sunuyorum. İyi sohbetler diliyorum. Mustafa Sevgiç.”
“Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam, sizi şu an ailece izliyoruz. Konya’nın Seydişehir ilçesine bir selam istiyoruz” diyor. Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
“Yakışıklı Hocam” diyor Burak Uçar.
Gül kardeş, ne çok inanıyorsunuz, doktorlar dedi ki; “şu an psikolojik bozukluğun var.” Hemen inanıyorsunuz. Hiçbir şeyin yok. Taş gibi delikanlı kızsın. Aslansın sen. Bırak böyle şeyleri Allah aşkına. Ne demiş? İşte manik hastalığı var demiş doktor. Sonra “depresif oluyorum” diyor. Bunlara inanıp, kendinizi hakikaten o yönde yönlendiriyorsunuz. Ne alaka? Dünya güzeli, dünya tatlısı genç kızsın. Bırak öyle şeyleri. Allah’a kendini teslim et, Ayet-el Kürsi oku güzel, abdestini al, namazını kıl. Gönlün ferah olsun. Çık annenle gez şöyle bir, inşaAllah. Allah’a dua et. Hiçbir şeyin yok.
Sait Barışkan, “Hocam, ben Ankara’dan Sait. Sizi çok seviyorum. Öğrenciniz olmak istiyorum. Sorum; Hz. Mehdi (a.s) hakkında bilgi verir misiniz?” Tamam.
“Ben sizi yeni takip ediyorum. Çok beğendim sizi. Dini severek anlatıyorsunuz.”
Bana Allah aşkına fıkıh sormayın. Ben fıkıh pek bilmem. Ben namazımı kılarım, orucumu tutarım, zekat veririm, kelime-i şehadet getiririm. Hac, inşaAllah, Allah nasip ederse onu da yapacağız. Ama fetva olmaz. Fetvayı Mehmet Talu Hocamızdan alacaksınız, inşaAllah.
“Günümüzde bir kısım eski Marksist, yeni tatlı su solcusu zevat, demokrasiyi bedelsiz almayı ve vermeyi masum, meşru kılıf olarak dayatmaya kalkıyor. Oysa toprak isteyen, tarihte olduğu gibi, adam çıkar bedelini öder, öyle alır veyahut alamaz. Seçimle, oyla, uzlaşıyla güya uyanık geçinen, numarayla, oyunlarla kimse bizi tezgaha getiremez.” Helal olsun koçuma. “Allah’a bu gibi konudaki cesur ve duyarlı yaklaşımınız için sonsuz teşekkürler.” Allah’a hamd olsun. “Kıymetli Hocam, iyi ki varsınız. Selam ve dua ile. İzzet Güllü, Malatya.”
Diyor ki; “referandum yapalım, falancaya şu toprağı verelim” İyi, o zaman git Amerika’da referandum yap; İtalyanlara şurayı verelim, Fransızlara burayı verelim. Git bir dene bakalım, ne oluyorsun. Şu kafa mı?
“Hocam, mezhebe uymadan namaz kılsam kabul olur mu? Kadir Bektaş.” Hz. Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar mezhebe mecburuz. Karışıklık olur. Hz. Mehdi (a.s)’den sonra tamam. Ondan sonra mezhepler kalkıyor. Ama şu an zaruri.
“Selamun Aleykum en büyük Hoca,” estağfirullah, bir kere hoca değilim. İkincisi, en büyük olan Allah’tır. Biz Allah’ın gariban, zavallı kullarıyız. Allah’ın tecellisiyiz. Bizi konuşturan Allah, hareket ettiren Allah.
“Hocam, ben Almanya’nın Köln şehrinden Aleyna.” Ne güzel isim, “Sizden Allah razı olsun. Bence Cübbeli…” Bırakın garibanı Allah aşkına. “Hocam sorum; sizi televizyondan görmek yetmiyor. Hocam, Avrupa’ya ne zaman geleceksiniz? Avrupa’da dergahınız var mı?” Tarikat mı olduk da dergahımız olacak?
“Sizi sevmemek elde değil. Arkadaşımın sorusu Duygu’dan: ‘Hocam, ben sizin en büyük hayranlarınızdanım. İnşaAllah Allah razı olur bizden. Hocam, burada Sofilik diye bir şey çıkıyor. Ne demek? Ehl-i Sünnet mi? Onların hep dergahları var. Gavs ne demek Hocam? Tüm A9’dan Allah razı olsun sevgili Hocam.” Tuğba Tetik. Bu Sofilik, Gavs genellikle Nakşi kardeşlerimizin üslubudur. Dünya tatlısıdır onlar. Çok iyi, mazlum insanlardır. Tarikatlar zaten kalkmıştır. Mehdiyet’e bağlanmıştır, Hz. Mehdi (a.s)’a bağlanmıştır. Bütün ehl-i tarik bunu söylüyor zaten. Ama mazlum, dünya tatlısı insanlardır. Osmanlı hep böyle tarikatlarla ayakta kalmıştır. Tabii Osmanlının manevi gücünü meydana getiren İslam ve İslam’ın öğretim okulları olarak da tarikatlar olmuştur, inşaAllah. Muhteşem Osmanlı’nın manevi temelini, okul temelini oluşturmuştur tarikatlar. Dolayısıyla çok efendi, mazlum, barışsever insanlardır; hoş sohbet insanlardır, iyi insanlardır. Fakat Bediüzzaman; “hem en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşit olarak bir Kutbu Azamı gönderecek. O da Ehl-i Beyt-i Nebevi’den olacak” diyor. “En büyük kumandan” diyor aynı zamanda. Onun için onlar mazlum ahlak okullarına dönüşmüştür artık. Sevgi okullarına dönüşmüştür, muhabbet okullarına dönüşmüştür. Hep vatanseverdir. Milletini, devletini, bayrağını seven; anarşiye, teröre karşı olan uysal, mazlum insanlardır. Dolayısıyla iyi insanlar. Menzil cemaati. Herhalde o Sofi, inşaAllah.
Gecenin ilerleyen bu vaktinde Allah muhabbetimizi arttırsın. Güzellik versin, sağlık, selamet versin. Bu akşam Allah hepimize bereket, güzellik, sağlık, iyilik versin. Mutluluk, sevinç versin. Hastalara şifa versin Cenab-ı Allah. Fakir kardeşlerimize bereket, bolluk versin. İyilikler, hoşluklar, bereketler memleketimizin üzerine gelsin. Allah bizi İslam’ın bayraktarı yapsın. İslam Birliği’nin lideri yapsın. Facirlere Allah hidayet versin. Ehl-i fitneye Allah hidayet versin. Hidayet vermediklerini Cenab-ı Allah’a bırakıyoruz. Ne gerekiyorsa Cenab-ı Allah gereğini yapsın, inşaAllah.
Yarın görüşürüz, inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Radyo programları
Devamı ...Marşlar/Fasıllar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...