DAMLA HANIM: Dünyalar güzeli, bir tanecik Hocamızın katılımıyla devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ahlakı güzel olduğu için Allah onu böyle güzel yaratıyor. Kalbi çok güzel, ahlakı güzel. Allah hem sevdiriyor. Mesela ben güzel olan hanımlar da biliyorum; güzel ama huysuz. Huysuz olduğu için her yerde sevilmiyor. Soğuk karşılanıyor.
Ne yapıyoruz?
DAMLA HANIM: Hocam, bir haber söyleyebilirim uygun görürseniz. Mısır eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in yargılanmasına devam ediliyordu. Başsavcı Mübarek’in asılarak idam edilmesini talep etmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Söyledik, asarlar seni dedik. Sözümüzü tut dedik. Söz dinlemedi. Öbür deliye de söyledim. Gel Türkiye’ye, hiçbir şey olmayacak dedim. Sonra Birleşmiş Milletler de açıklama yaptı. NATO da açıklama yaptı. Avrupa ülkeleri de açıklama yaptılar. Gel, sığın, konu bitecek diye. Dinlemedi. Aynı kafa. Sinem Hocam nasılsınız?
SİNEM HANIM: Çok iyiyim Hocam Allah razı olsun. Siz nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Sinem Hocam profesördür. Alimin üzerinde. Ortadoğu uzmanı. Orta doğunun bütün tarihi, sosyolojik yapısı her şeyini bilir.
SİNEM HANIM: Hocam, sizin teşvikinizle başladım. Herkes bilgi sahibi olabilir ama bilgiyi İslamın hayrına kullanmaya sizi Allah vesile etti.Hocam, sizin güvenilir olduğunuzu bilmek, Allah’tan çok şiddetli korktuğunuzu bilmek ve üzerinizdeki şiddetli rahmani tecelli sizi çok etkileyici kılıyor. Hepimiz yanınızda titriyoruz heyecandan, maşaAllah. Her seferinde ilk defa karşılaşmış gibi bir heyecan yaratıyor Allah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Cennet sevgisine numune olarak yaratıyor Allah. Cennet sevgisinin çok küçük bir bölümü. Ama çok çok küçük bir bölümünü yaşıyoruz. Cennet sevgisinin etkisi, bunun kat kat fazlasıdır. Kalpteki etkisi olsun, ruhtaki etkisi olsun, alınan lezzetin şiddeti olsun kıyası kabil değildir. Çok çok şiddetlidir.
SİNEM HANIM: Hocam, siz de Allah’ın Cennetten gönderdiği bir nimet gibisiniz, maşaAllah. Hem sizin bulunduğunuz ortam Cennet gibi oluyor. Girdiğiniz de adeta ışık saçılıyor. Bambaşka bir ruh haline bürünüyor, maşaAllah, elhamdülillah. Varlığınız yetiyor.
ADNAN OKTAR: İnşirah Suresi okunduğunda kalbe ferahlık verir. Şifa olan bir suredir aynı zamanda. Tabii, kalbinde sıkıntı olan İnşirah Suresi’ni okusun, inşaAllah. Hemen ferahlığı hisseder.
YASEMİN HANIM: Anlamını da okuyayım Hocam, inşaAllah. Kovulmuş şeytanın şerrinden Rabbime sığınırım. “Biz, senin göğsünü yarıp-genişletmedik mi? Ve yükünü indirip-atmadık mı? Ki o, senin belini bükmüştü; Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi? Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır. Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et. Ve yalnızca Rabbine rağbet et.’’
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Resulullah (s.a.v) ferman ediyor. Nur yüzlü, güzel dedem. Sahabelere hitaben diyor ki: “Tüm olarak yeryüzünün meliki dört tanedir.’’ diyor. Tüm olarak, tam anlamıyla melik, dünyaya hakim olmuş dört kişi vardır diyor. “Onların ikisi müminlerden, ikisi kafirlerdendir.’’ Bir denge var gibi görünüyor değil mi? “Zülkarneyn ve Süleyman mümindir’’ diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Nemrud ve Buhtunnasr kafirlerdendir.Yere beşinci olarak ehli beytimden (evlatlarımdan) Mehdi sahip olacaktır’’ diyor. “Mehdi tıpkı Zülkarneyn ve Süleyman gibi dünyaya hükmedecektir’’ diyor Peygamberimiz (s.a.v). Bak koskoca dünya, tamamına hükmedecek diyor. Muhammed Bin Hanefiyye (r.a) rivayet edildi ki: “Bir gün biz Hz. Ali (a.s.)’nin yanındayken (keremullahi veche) birisi Hz. Mehdi (a.s.)’dan sual etti.” Sual edilmedik gün, saat yok neredeyse. Her gün Hz. Mehdi (a.s)’yi soruyorlar. Hz. Ali keremullahi veche: “heyhat’’ demiş önce. Sonra eliyle bir 9 işareti yapıyor. Arapça’da da aynısıdır 9. Sonrada ''o, ahirzamanda kişiye ''Allah'tan kork, Allah'tan kork!'' denildiği zaman çıkar'' dedi ve şöyle devam etti: ''Bulutların semada toplandığı gibi, Allah (c.c.) onun etrafında bir kavim toplar’’ Türk kavmi. “Onların kalplerini uzlaştırır’’ yani Alevi’si, Sünni’siyle, Bektaşi’si hepsi kalpleri uzlaştırır. “Onlar içlerinden şehit düşene üzülmez’’ Koç yiğit askerlerimiz şehit düştüğünde üzülüyor muyuz? Üzülmüyoruz. Üzülmeyin diyoruz. Ve üzülmüyor milletimiz. “üzülmezler’’ diyor şehit düşene. Demek ki bu kavimden çıkacak şehitler. “kendilerine katılana da sevinmezler’’ çünkü Allah getiriyor. “Sayıları Bedir ashabı kadardır’’ kaç kişi? 313 kişi. Çok az. “Evvelkiler onları geçemediği gibi’’ sahabiler diyor. Hz. Musa’nın talebeleri, havariler hiçbiri. Hz. İbrahim’in talebeleri. “sonrakiler de onlara yetişemezler’’ siz de dahil diyor Peygamberimiz (s.a.v), sahabeler de dahil hiç kimse onlara yetişemez diyor, Hz. Mehdi (a.s) talebelerine. Manen o kadar yüksektirler diyor. “ve onların sayıları Talud ile nehri geçenler kadardır’’ 313 kişi kadardır diyor.
Sad Suresi, ayet 35. Hz. Süleyman’ın birçok ülkeyi himayesine aldığını söylüyor Allah Kuran’da. Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki: “Mehdi, bütün dünyaya malik olacaktır’’ diyor, inşaAllah. “Hz. Süleyman pek adaletli bir hükümdardı.’’ Biliyorsunuz hadislerde de var. “Mehdi daha önce zulümle olan dünyayı adaletle dolduracaktır’’ diyor Peygamberimiz (s.a.v). Hz. Süleyman zamanında bolluk ve refah olduğunu söylüyor Peygamberimiz (s.a.v). “ümmetim o devirde (Hz. Mehdi devrinde) öyle bir refah bulacaktır ki, o güne kadar onun mislini kesinlikle bulmamıştır’’ Dünyada böyle bir benzer yok diyor. O kadar refah olacak diyor. Hz. Süleyman 40 yıl maddi, manevi saltanat sürmüş. Hz. Mehdi (a.s)’nin de 40 yıl, inşaAllah. 40 yıllık hakimiyet süresi var, yani iman hakikatlerini anlattığı bir dönem var. Diğer devrede, Allahualem bir o kadar da o, inşaAllah. “(Mehdi’nin) alametlerine gelince beraberinde Allah’ın Resulünün gömleği’’ yani hırkası. “kılıncı, sancağı (kutsal emanetler) bulunacaktır’’ beraberinde ne demek? Onun bulunduğu yerde. Mekke’de, Medine’de mi bu alametler? Nerede? Burada. Hz. Mehdi (a.s) nerdeymiş? İstanbul’da.
“Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı’’ diyor Allah. Bediüzzaman diyor ki, Bakara Suresi 257. ayetinde, şeytandan Allah’a sığınırım: “İnkarcıların dostları azgın tağutlardır.’’ Deccaliyettir. Yani mesela iddia edilen Ergenekon terör örgütüdür.“İnkarcıların dostları azgın tağutlardır.’’ diyor Cenab-ı Allah. Bediüzzaman ayetteki “tağut’’ Deccal kelimesinin ebced değeri 1997 tarihini veriyor. Deccaliyetin, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün en azgın olduğu yıllar. En çok eylem koyduğu yıllar, inşaAllah. Bediüzzaman diyor ki, Tevbe Suresi 32. ayetini tefsir ediyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar’’ Kafirler, Darwinistler, Materyalistler, iddia edilen Ergenekon terör örgütü veya İslam karşıtları. “onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar’’ Mehdiyeti durdurmak istiyorlar, İttihad-ı İslam’ı durdurmak istiyorlar. “Fakat kafirler’’ inanmayanlar, “hoşlanmasalar bile’’ karşı olsalar bile, “Allah, muhakkak nurunu tamamlamak diliyor’’ diyor Allah. Ayetin cümlesini açıklıyor Bediüzzaman. “Şimdi hatıra geldi ki; eğer şeddeli "lâmlar" ve "mim" ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Hazret-i Mehdi'nin şakirdleri olabilir.’’ 1919-1912 yılları arasında Bediüzzaman’ın faaliyetleri, yani bu kitap faaliyetleri var. Bir asır sonra ne yapıyor? 2012. “onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar’’ diyor Bediüzzaman, ayet veriyor. “Fakat kafirler hoşlanmasalar bile, Allah, muhakkak nurunu tamamlamak diliyor’’ Allah Hz. Mehdi (a.s)’sini çıkaracak, Hz. İsa (a.s)’yi indirecek, İttihad-ı İslam’ı yapacak. “Şimdi hatıra geldi ki’’ bak, şimdi, şu anda, hatırıma geldi ki. İlham alarak. “eğer şeddeli "lâmlar" ve "mim" ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak’’ Deccaliyeti, Darwinist, Materyalist sistemi dağıtacak “zâtlar ise, Hazret-i Mehdi'nin şakirdleri olabilir.’’ İnşaAllah. Barla Lahikası’nda ne diyor Bediüzzaman? “o ileride gelecek acip şahsın bir hizmetkarı’’ hizmetçiyim ben diyor, Hz. Mehdi (a.s)’nin hizmetçisi.“ve ona (Mehdi’ye) yer hazır edecek bir dümdarı’’ yım diyor. “ve o büyük kumandanın pîşdâr bir neferi olduğumu zannediyorum’’ herhangi bir askeri olduğumu zannediyorum diyor. Öncü askeri. Önden giden herhangi bir askeri olduğumu zannediyorum. Benim vazifem bu diyor. “Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra’’ diyor Bediüzzaman yani 1371’den itibaren. 30 sene sonra 1401 oluyor. Yani 1980. “fen ve hakiki marifet’’ Deccaliyet ne ile ezilecekmiş? Fenle, bilimle, biyolojiyle, genetik bilimiyle. “fen ve hakiki marifet’’ marifetli insan deriz biz, nedir? Kafası iyi çalışan, uyanık, sanatı, bilimi çok iyi değerlendiren, ikisini çok iyi karıştıran, lafını, sözünü bilen, yerli yerince hareket eden. “ve medeniyetin mehasini’’ modern insan. Medeni ne demektir, medeniyet? Osmanlı medeniyeti vardır. Şimdi mesela Atatürk Cumhuriyeti’nin oluşturduğu bir medeniyet var. Bir Avrupa medeniyeti var. “Mehasini’’ modernliğin güzellikleri. “O üç kuvveti tam teçhiz edip’’ sanat, marifet ve ittifak. Üç kuvvet, Bediüzzaman bunu söylüyor. Sanat; Hz. Mehdi (a.s)’de sanat var. Her şeyi çok güzel kullanıyor. Marifetli; bilimi, sanatı çok iyimeczi ediyor, marifetli. Ve ittifak; çok iyi birleştirici. Alevileri, Sünnileri birleştiriyor, Musevileri, Müslümanları birleştiriyor, Hıristiyanları, Müslümanları birleştiriyor, Ermenistan’ı, Türkiye’yi birleştiriyor. Her şeyi birleştiriyor, dünyayı tek hale getiriyor. Dünyanın kumandanı olmasının sebebi o. Bütün dünyayı birleştirdiği için oluyor. Onun için Bediüzzaman sanat, marifet ve ittifak diyor. İttifak, toplanmak. “tam teçhiz edip, cihazatını verip’’ nedir? İnternetse internet, bilgisayarsa bilgisayar cihazlar neyse. Televizyonsa televizyon. “cihazatını verip o dokuz manileri’’ bak sekiz değil, dokuz tane mani. Hz. Mehdi (a.s)’nin dokuz özelliği var. Dokuz tane de maniyi deviriyor. Darwinizm, Materyalizm, Leninizm, yobazlık. “o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için’’ bak, mağlup ediyor, yeniyor bir de dağıtıyor.Darmakeşan ediyor. “taharri-i hakikat’’ hakikati araştıran. “taharri-i hakikat meyelanını ve insaf’’ İnsaf nedir; merhametli, acıyan, affeden. “ve muhabbet-i insaniyeyi’’ insanlara coşkun sevgi duyanı. Kadınlara, çocuklara, insanlara coşkun sevgi duyanı. “o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş’’ Nereye? İstanbul’a. Darwinizmin, Materyalizmin, Ateizmin, yobazlığın her türlü kalesinin olduğu İstanbul. Ne ile mücadele ediyor onlara karşı? Fikirle. Nasıl fikir? Fen ve hakiki marifetle ve muhabbetle ve bilimin verdiği imkanlarla her türlü cihazatı kullanarak. Açıklıyor Bediüzzaman. “o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşaAllah yarım asır (50 sene) sonra onları darmadağın edecek.’’ 2000 yılından itibaren dövülmüş pirzola gibi olacaklar diyor Bediüzzaman. Bediüzzaman bak diyor ki: “Yetmiş birde fecr-i sadık başladı veya başlayacak’’ 1371. Yani hafif güneş kendini belli etmeye başladı diyor. “Eğer bu, fecr-i kazib de olsa’’ Güneşin biraz belirdiği bir ortamda olmuş olsa. “otuz-kırk sene sonra fecr-i sadık çıkacak.’’ Gerçek güneş ortaya çıkacak diyor. Hz. Mehdi (a.s). 1401 ve 1411. Yani 1981-91, inşaAllah. “birinci cümle, 1500 makamıyla ahir zamanda bir taife-i mücahidînin son zamanlarına işaret edip, tevafuk eder.’’ Ne kadarmış? Hicri 1500’e kadar. Peygamberimiz (s.a.v) ne diyor? Hicri 1500’e kadar diyor. 7000 yıl diyor, 5600 yılı geçmiştir.
“ikinci cümle, 1506 makamıyla, galibane mücahedenin tarihine işaret edip, tevafuk eder’’ Bak, 1505 değil, 5’den 6’ya geçince ne yapıyor? Son kısım 56. 1956. Kilit tarihtir 56. En son 1506’ya kadar galibane. Açık galibane. Ondan sonra “gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remzen işaret eder’’ diyor. Ve ayrıca Fatiha Suresi’nden de çıkarıyor Bediüzzaman. Bu kadar tevafuk bir şeyi anlatıyor diyor Bediüzzaman. Hadis zaten çok açık. “Câ-yı dikkat ve hayrettir ki, bu üç fıkra bil’ittifak 1500 tarihini göstermeleriyle beraber’’ zaten hadise tam uygun. “tamına mânidar, mâkul ve hikmetli bir surette 1506’dan tâ ’42’ye, tâ ’45’e kadar üç inkılâb-ı azîmin’’ üç büyük devrimin. “ayrı ayrı zamanlarına tetabuk ve tevafuklarıdır.’’ Bakın, bir 1500 tarihinde bir şey var, 1506’da bir olay var. Büyük bir olay var 1506’da. 1542’de bir olay var, bir de 1545’de Kıyamet zaten, inşaAllah.
Oğuzhan Aslan, “Hocam, benim kalbim kördüğüm oldu. Bana Allah rızası için bir dua, bir çıkış yolu gösterin” diyor. Allah kalbindeki sıkıntıyı açsın, kalbine ferahlık versin, inşirah versin kalbine Allah, inşaAllah. Şeytanı üzerinden alsın Cenab-ı Allah.
“Seviyoruz canımız Hocamız, hep yanınızda olalım inşaAllah” diyor.
“Selamun Aleyküm canım Hocam” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam, bulunduğunuz yerdeki muhabbet şahane, maşaAllah” diyor, “etrafınızdaki güzel talebelerinizin izni ile biraz da biz size iltifat edebilir miyiz?” diyor. “Size olan derin sevgimizi söyleyebilir miyiz canım Hocam, şahane Hocam? Biz uzaktaki talebeleriniz de sizi çok seviyoruz. Ekranlara çıktığınız zaman biz de sevgiden titriyor, bazen hasretimizden dayanamayıp ağlıyoruz canım Hocam.” MaşaAllah.
“Selamun Aleyküm, Seyit Muhammed Adnan Hocam.” Ve Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Ben Almanya’dan Buket Tekeli. Size çok hayranım Hocam, çok çekicisiniz, televizyonun karşısından ayrılamıyorum. Nedir bunun sırrı? Resmen büyülenmiş gibiyim. Bütün kardeşlerime sevgiler sunuyorum” diyor, Almanya’dan Buket.
“Kalbimin sultanı canım Hocam, size bakınca hep gözlerime yaş doluyor. Korkarım size kavuşamamaktan” diyor, “Rusya’dayken uzak derdim, İstanbul’a geldim yine kavuşamadım size. Nasıl olacak? Güzellerin en hayırlısı canım Hocam” diyor. Mevcut gördüklerimin içerisinde diyelim, inşaAllah. “Ben ne zaman kavuşacağım size?” diyor.
MaşaAllah. Ne güzel, ismi de güzel, kendi de güzel Şeyh Ahmet Yasin Hocamızın, dünya iyisi. Şeyhimden, Şeyh Nazım Hazretleri’nden pek haber alamıyoruz. Kıbrıs’a kardeşlerimizden birkaç kişi gitsin, hem selamlarımı götürsün hem ellerinden öpsün benim yerime hem de sakallarını şöyle bir güzelce sıvazlasın, o sevimli sakallarını. Her seferinde seviyordum ben sakallarını Şeyh Nazım Hocamın. Bir halini hatırını sorsun, kısaca tabii. Bazen gidip Hocamı yoruyorlar falan, ben anlamıyorum onu. Yok ‘evleneceğim, bana işte yardımcı olun, dua edin.’ Dua eder tamamda, inşaAllah Allah’ın izniyle, fakat mübarek bir insanı, böyle İslama, Kuran’a, davaya adamış Allah rızası için gayret eden bir insanı böyle şeylerle meşgul etmek doğru mu? Yok ‘iş bulmam için bana yardımcı olun, yok evlenmem için bana yardımcı olun.’ Yani ben anlayamıyorum nasıl bir vicdandır bu, değil mi? Giderken mutlaka oraya bir hayır götürmek lazım, mutlaka o davayı destekleyecek bir şey yapmak lazım, bir güzellik yapılması lazım. ‘Selamun Aleyküm ben geldim’ ‘Ben evlenmek istiyorum, ne yapabilirim?’ İşi gücü olmayan adam oraya gidiyor. Olmaz; dava insanıdır, o çok tatlı güler yüzlü tabii, hiç kimseyi de çevirmiyor, acayip nezaketli. Nezaketine karşı nezaketsiz bir tavır olmaz. Üstadımızın, bu büyük velinin, efendim, velinimetimiz olan Hocamızın güzel ahlakı suiistimal edilmemesi lazım. O can tabii, çok tatlı kimseyi çevirmiyor, herkesi dinliyor, ama zulümdür bu. Bir de uzun uzadıya lafa tutmaya kalkmak.
“Cenab-ı Hak; kemali rahmetinden, şeriat-ı İslamiyetin ebediyetine bir eseri himayet olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir haife-i Zişan veya bir kutb-u a’zam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zatları göndermiş; fesadı izale edip” tamamen ortadan kaldırıp, “milleti ıslah etmiş. Din-i Ahmediyeyi (A.M.S.) muhafaza etmiş. Madem adeti öyle cereyan ediyor” Cenab-ı Allah’ın, “ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid” en büyük mezhep imamı, “hem en büyük bir müceddit” din yenileyicisi, “hem hakim” yani en büyük adalet üstadı, hakim, “hem Mehdi” gelmiş geçmiş en büyük Mehdi, “hem mürşid” yani bütün tarikat şeyhlerinin bağlı olduğu en büyük Şah, Mehdi (a.s.) Şah’tır aynı zamanda, inşaAllah, “hem kutb-u azam olarak” yani dünyadaki en büyük veli olarak, “bir zat-ı nuraniyi gönderecek” gönderdi demiyor bak, gönderecek, “ve o zat da, ehl-i beyt-i Nebevi’den olacaktır.”. Şahs-ı manevi değil, bak seyit olacaktır. “Cenab-ı Hak bir dakika zarfında beyne-es-sema vel-arz alemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i Zülcelal, Hz. Mehdi ile de alem-i İslam’ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaat etmiştir” çünkü İslam aleminde bütün hep zulümat var şu an, esir perişan vaziyetteler. “Vaadini elbette yapacaktır.” Belki demiyor bak; elbette yapacaktır.
“Kudret-i İlahiye noktasında bakıldığında gayet kolaydır.” Adam diyor ki, ‘nasıl yapacak’ diyor. Bediüzzaman diyor ki, bak: “Kudret-i İlahi noktasında gayet kolaydır.”
“Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua layıktır ki; Eğer Muhbir-i Sadık’tan rivayet olmasa dahi” hadis dahi olmasa, “herhalde öyle lazım gelir. Ve olacaktır diye ehl-i tefekkür hükmeder.”
VTR: Denizaltında hayat.
DAMLA HANIM: Yayınımıza Allah’ın arslanı Adnan Hocamızla devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kısa boylu olan kardeşlerimiz bazen aleyhte zannediyorlar. Samimi olarak söylüyorum; kısa boylu çok yakışıyor, acayip güzel oluyorlar, özellikle kadınlar çok güzel oluyor. Erkeğe gitmez doğru, ama kadında güzel oluyor, öyle bir şey yok. Ama erkek de zaten iki günlük dünya, 1.95 olsa da toprakta 1.95’lik kemik oluyor, öbürü de 1.55 ise mesela 1.55’lik kemik oluyor. Ne fark eder yani? Ha 1.95 kemik, ha 1.55 kemik. Ahirette herkes birbirinden güzel. Tabii insanlar takvasına göre daha güzel oluyorlar.
Allah’a çok şükür elhamdülillah, İttihad-ı İslam’ı göreceğiz, Türk-İslam Birliği’ni göreceğiz. Hükümet de iyi gidiyor maşaAllah, Başbakan güzel, iyi gidiyor. Orduya desteği güzel, çok isabetli konuştu, zamanlama da iyi, zamanlaması da iyi, doğru konuştu. Bir kısım şahısların Başbakanı eleştirmesi samimi değil. Kardeşim, ordu bizim ordumuz; varsa bir acayiplik tabii ki eleştiririz, ama güzel yönüyle, muhabbet yönüyle, koçyiğitlik yönüyle ordumuzun sonuna kadar yanındayız. Dünyanın en delikanlı, en kudretli ordusudur Türk Ordusu. Tabii ki ordumuza sahip çıkarız, ordumuz bizim canımız. Ama içinde yanlışlıkları varsa, onu adalet düzeltir, o orduyu ilgilendirmez, ordu apayrı bir sistem. Ordu aslandır, koçyiğittir ordumuz. Ordumuza laf yok; ordumuza laf söyleyenin ağzını kulaklarına kadar ilimle, hukukla yırtarız, orduya laf yok. Başbakanımızın da üslubu çok iyi oldu, çünkü onu ortadan kaldırmış oldu; çok güzel.
Bir de İçişleri Bakanımızın alınması olayında, işte ‘alacaklar’ bilmem ne dedikodular yaydılar; almayacaklar koçlarım, kardeşlerim. İçişleri Bakanımız bayağı dürüst, efendi insan, vatansever, nur gibi Müslüman evladı. Niçin alınsın, sebep ne? Faydalı oldu diye mi alınacak? Faydalı olan bakan görevden alınacaksa o zaman Bakan kalmaz. Zarar mı vermesi gerekiyor Bakanın görevde kalması için? Adam diyor ki ‘zarar verirse kalsın, faydalıysa gitsin’ diyor. Faydalı Bakan gitmez, kalır. Hayır, gerekirse alınır ayrı mesele, sürekli kalmaz Bakanlar zamanla değişir, hep kalmazlar, ama şu an çok güzel hizmet yapıyor.
“Selamun Aleyküm güzel yüzlü Hocam. Size bir şey sormak istiyorum. Ben Sultan Baba cemaatine bağlıyım. Hocalarımız bize yıllarca kola içirmedi, içinde haram madde var diye. Bir de, gelirleri Siyonistlerin amaçları için kullanıldığı anlatıldı. Dün akşamki programda Hocamızın kola içtiğini gördük. Bize anlatılanlar yanlış mı, biz de içebilir miyiz? Çok merak ediyorum, rica etsem Hocamıza sorar mısınız?”
Bir kere kolada kafein var, tansiyonu acayip yükseltir, yani tehlikeli olur o yönden, risklidir. Bana bakma, biz ehl-i kudretiz, fakat riskli olabilir. Haram madde, ne olabilir? Alkol yok içinde, haram ne olabilir, haram madde ne arar? “Siyonistlerin amaçları için kullanıldığı anlatıldı.” Kardeşim, şimdi o mantıklı bir şey değil ki. Mesela siz marka araba alıyorsunuz, marka vermeyelim de; hepsinde Musevi kardeşlerimizin ya hissesi var veyahut direk ona ait şirket, Musevi arkadaşlarımızın dünyanın hemen hemen her tarafında, dünyanın hemen hemen bütün şirketlerinde ya hissedardır ya sahibidir.
Kafein haram olan bir madde değil, niye haram olsun? İyidir yani, öyle bir şey yok. Ama az olması lazım; öyle bir şey yok. O zaman çay da içemezsin, çayda da var kafein, Türk kahvesinde de var; olur mu öyle şey?
Siyonistler; şimdi bu mantık mı yani? Rusya’dan Ruslardan, Çin’den mal alıyorsun, komünist Çin. O zaman onlar da Doğu Türkistan’daki kardeşlerimize katliam uyguluyor, o zaman onların malını almamak lazım. O zaman onu mermi parası yapar verdiğini; o mantıkla giderek hiçbir şey alamazsınız. Öyle olmaz, bunun çözümü Türk-İslam Birliği’dir, İttihad-ı İslam’dır. Böyle kenardan köşeden tırtık tedbirlerle netice alınmaz. İşte, ‘onların gazozunu içmeyeceğiz, onların yemeğini yemeyeceğiz,’ işte, ‘al ceketi yakıyorum buyurun,’ İtalyan ceket üstünde tepiniyor, ‘benzin de döktüm’ diyor, ‘bu da İtalyan araba, bunu da yakıyorum ulan’ diyor, benzin döküp onu da yakıyor, ‘gördün mü İtalya seni nasıl cezalandırdım’ diyor. Adamlar da gülüyorlar, parayı tıkır tıkır ödemiş, inşaAllah.
“Selamun Aleyküm, arslan Muhammed Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sizi izleyen o yobazların, o münafıkların yüzlerini görmek isterdim siz şarkı söylerken” diyor, “helal olsun arslan Hocam. Sizi çok seviyorum inşaAllah.” Murat Gürcan, Amerika’dan.
Tabii, bir yobaza göre bu olacak iş değil. Hele Mehdi (a.s.)’ın asla yapmayacağı şeyler. İşte bak Mehdi’likten kurtuldunuz. Mehdi (a.s.) müziğe ritm tutar mı onların kafasına göre? Şarkı da söylemez, gülmez de. İşte rahatlayın, güya yani, inşaAllah.Halbuki Mehdi (a.s.) dünya tatlısı olacaktır, inşaAllah.
“Canım Seyit Muhammed Hocam, sizi çok seviyorum. Ben Münih’ten Derya Gül, 12 yaşındayım. Devamlı sizi takip ediyorum, sizden öğrendiklerimle inşaAllah kendimi geliştiriyorum. Facebook’ta Mehdi talebesi Derya Gül olarak videolarınızı paylaşıyorum, inşaAllah. Yaratılışla ilgili yaptığım çizimi sizinle paylaşmak istedim Hocam. Sizi çok seviyorum, canım bir tanecik Hocam” diyor, sevgili Derya Gül Çilenger.
Risale-i Nur, kardeşlerimiz mutlaka edinsinler, evlerinde mutlaka bulunsun. Kendileri okusunlar. Mehdi (a.s.)’ı açıkça çok net anlatıyor Bediüzzaman.
Nisa Sûresi, ayet 157, 158, 159. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Ve: ‘Biz Allah’ın Resulü olan Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük’ demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi.” Bak, Allah onları tuzağa düşürmüş. İsa Mesih (a.s.)a benziyordu Yuda İskaryot biraz, Allah elini yüzünü kana boğdu, yüzünü, tipini iyice benzetti. Ve saçı onun da uzun ve kan da yüzüne gelince onu İsa Mesih (a.s.) zannettiler, çıkaramadılar, yani yüzünü Allah biraz daha benzetti. “Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler.” Şu anda da şüphe içindeler, “Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur.” Diyor Allah, yalan söylüyorlar. “Onu kesin olarak öldürmediler.” Öldürmediler diyor Allah.
“Hayır; Allah onu kendine yükseltti (himayesine almıştır.)” Katına yükseltmiştir, “Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.”
“Andolsun,” yemin ediyor Cenab-ı Allah, “Kitap ehlinden,” Hıristiyan ve Musevilerden, “ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur.” Hepsini iman ettireceğim diyor Cenab-ı Allah, bütün Ehl-i Kitabı İsa Mesih (a.s.)’a. “Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahit olacaktır.” diyor, inşaAllah. Eğer ahirette anormal bir yönü varsa, o da onların aleyhinde şahit olmuş olacak, inşaAllah.
Bediüzzaman diyor ki, Mektubat 6. sayfada: “Hazret-iİdris ve İsa Aleyhimesselamın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatından tecerrüdle, melek hayatı gibi bir hayata girerek nurani bir letafet kesb eder. Adeta beden-i misali letafetinde ve cesed-i nemci nuraniyetinde olan cism-i dünyevileriyle semavatta bulunurlar.” Yani dünyevi bedenleri nura dönüşmüş durumda Allah katında olduğu için nur halinde. Yeryüzüne inerken, indiğinde de o kalkıyor, ceset şeklinde görülüyor bedeni. Yani normalde insanların bedenleri nur demek ki, maşaAllah, inşaAllah.
Al-i İmran Sûresi, ayet 55: “Hani Allah, İsa’ya demişti ki: ‘Ey İsa, Ben seni vefat ettireceğim (mütefevvike), seni Kendime yükselteceğim,” ref edeceğim, yanıma alacağım, “seni inkar edenlerden temizleyeceğim” seni tertemiz ayıracağım, pis adamların içerisinden seni ayıracağım; katledeceğim demiyor Allah, yanıma alacağım diyor, yanıma alacağım. “Ve sana uyanları” kim uyuyor? Biz uyuyoruz, Müslümanlar uyuyor. Başka kim uyuyor? Ehl-i Kitap uyacak, hepsi uyacak. “Sana uyanları kıyamet gününe kadar” ne zamana kadar? Kıyamet zamanının en son vakitlerine kadar, yani 1506’lara kadar yaklaşık. “İnkar edenlerin üstünde tutacağım” dünya hakimi olacaksınız diyor Allah, dünya hakimi olacaksınız diyor bak açık açık.
“Sonra dönüşünüz Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim.” Mezheplere, şunlara bunlara bölünüyor ya Müslümanlar; “aranızda hükmedeceğim” diyor.
‘Teveffe’ kelimesi, vefat ettirme anlamı dışında, teslim olmak, görevden almak, ruhunun bedenden alınması karşılığında da kullanılmaktadır. Görevden almak anlamına da geliyor, Allah görevden aldı.
Bak, Zümer Sûresi, ayet 42’de: “Allah ölüm esnasında ölenin ruhunu alır.” Alıyor, Katına alıyor. “Ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar). Böylece, kendileri hakkında ölüm kararı verilmiş olanları (n ruhunu tutar, öbürünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir.” Geri bırakır diyor Allah. Uykudaki ifadeyle aynı ifade kullanılıyor, İsa Mesih (a.s.)’daki ölme. Yani uykudaki insan nasıl ölüyorsa, İsa Mesih (a.s.)’da o şekilde ölmüş oluyor. Demek ki ölü değil. Biz çünkü uykudayken ölmüyoruz, cesedimiz var, inşaAllah, canlıyız ama uyur halde. İsa Mesih (a.s.) nasıl alınmış göğe o zaman? Uyur halde bedeniyle alınmış. Yere bırakıldığında nasıl oluyor? Uyur halde bedeniyle. Bir kalkacak; ‘Aa ben neredeyim’ diyecek, ‘siz kimsiniz’ diyecek, dilini anlayamayacaklar tabii, Aramice konuşuyor. Sonra ona İngilizce, Fransızca, Türkçe bütün dilleri öğretecekler, inşaAllah.
“Sevgili Hocam, ben Trabzon’dan Erol. Şu anda sizi izliyoruz. Anlayamadığım bir şey var, bunu bana ekrandan açıklayacağınızı düşünerek soruyorum. Bu hanım kardeşlerimiz dini sohbet yapıyorlar, çok güzel, ama makyajlılar ve başları açık” diyor, “bu şekilde dinden bahsedebilirler mi?” diyor. Şimdi Erol, sen bu kafayla düşünürsen o zaman İslam dünyaya hakim olmaz. Çok küçük bir grubun dışında, kapalı hanımların dışında; onları işte ya camiye toplarsın ya evlere toplarsın. Onların zaten bildiği konular oluyor, onların bir kısmı uyuyor zaten sıkıntıdan.
Getir bakayım şu delikanlının resmini bir göreyim önce.
Şimdi Erol, bu yanındaki senin bir yakının, efendim, sen de bize bu konuda uyarıda bulunuyorsun. Erol, bak sen kendin bak kravat takmışsın, modern bir gençsin, yanındaki hanfendi de açık, hatta dekolteli diyebilirim. Sen şimdi bize bu aklı verirken, pratikte demek ki normal hayatın bu senin, yani normal yaşamak istediğin hayatta bu. Şimdi biz, o hanım efendiye kapalı hanımların içerisinde İslamı anlatmaya kalksak, bu hanım dinler mi? Dinlemez. Desek ki, İslam yaşandığında sen de böyle bu şekilde konuşabilirsin, İslamı yaşayabilirsin, Müslümanların içerisinde kardeş olarak bilinirsin, herkes seni çok sever desek; der ki, ‘kardeşim, herkes buna muhalif, kapalı yaşıyorsunuz, müzik yok, eğlence yok, neşe yok, hanımlar kapalı, makyaj yapmıyorlar; ben o zaman inanmıyorum’ der. ‘Demek ki siz benim yaşamayacağım bir ortama beni getireceksiniz, o zaman ben size karşı olurum’ der. Ve nitekim de bir çok insanı kendilerine karşı kıldılar ve gereksiz yere insanları İslam’dan, Kuran’dan soğuttular. Pratikte de bu zaten böyle olmuyor. Bak mesela Erol’da olduğu gibi.
Göster Erol’u; bak arkadaşıyla, bir yakını. Onda tesettür diye bir konusu yok Erol’un. Ama anlatırken bunu bu şekilde konuşuyor. Bu samimiyetsiz olur.
Türkiye’mizde üniversitedeki genç kızlarımızın hemen hemen hepsi işte blue jeanlı, açık bakımlı saçlı, makyajlı, birbirinden güzel genç kızlar. Şimdi, bu canlarıma İslam, Kuran öyle bir anlatıldı ki, yani bu vaziyette bunların İslam’ı yaşaması imkansız diye gösteriliyor. Bu çocuklar da o zaman korkuyorlar İslam’dan, Müslümanlıktan bir çoğu, geri kalıyorlar ve çekiyorlar kendilerini İslam’dan, Müslümanlıktan. Ve gereksiz yere onları Kuran’dan, İslam’dan uzak yaşatmış oluyorlar. Bu şeytanın bir tuzağı olmuş oluyor.
Bak, pratikte kendisi de böyle bir şey içerisinde değil. Bak, makyaja karşıyım diyor; peki bu senin yaptığın nedir, yaşadığın? Hayır, kendi kravat falan hepsi tamam, değil mi? Konuşsa bu, der ki, işte ‘sarığı, cübbeyi savunuyorum’ der, ‘başörtüsünü savunuyorum’ der. İşte sen pratikte yaşamıyorsun, yaşadığın hayat bambaşka, üslup bambaşka. Arkasından da diyorsun ki: “Okumayacağınızı biliyorum” niye okumayayım, gayet güzel de şakır şakır okudum. İngilizce yazmamışsın, Türkçe yazmışsın. İngilizce yazsan da okurum, inşaAllah.
Kardeşim, düşünün; Boğaziçili hanım kızlar var, dalyan gibiler, acayip güzeller. İstanbul üniversitesinden kızlar var, başka Teknik üniversitesinden hanım kızlar var. Muhteşem güzel, çok bakımlı saçları, dekolte de giyiniyorlar, mini etekli olan da var. Nur gibi çok zeki kızlar. Müzik de dinliyorlar, eğleniyorlar da, konuşuyorlar da. Şimdi bu çocuklara, dünya tatlılarına, sen cehennem gibi bir hayattan bahsediyorsun ve bu İslam’dır diyorsun; zorla onu inkara sürüklüyorsun, zorla. Ahirette bunun hesabını nasıl vereceksin, değil mi? Ben kız arkadaşlarımı özellikle çıkarıyorum ki, bu şekilde İslam’ı en güzel şekilde yaşayabileceklerini onlara göstermek için. Bak, benim kız arkadaşlarım nur gibiler.
Türk gençliği Atatürkçüdür, milliyetçi, aydın ve moderndir, ama çok dindardırlar. Bak, benim arkadaşlarımın dindarlığı mükemmeldir, beş vakit namazlarındalar, ama modernler de. Özümde bir, sözümde bir, ben taktik yapmıyorum. Mesela bazı yobaz takımı taktik yapıyor, diyor ki: “Başörtülü hanımlara da karşı değiliz, başı açıklara da karşı değiliz, hanımlar dekolte de olabilir.” Senin pratikte nefret kokuyor ağzın, kan akıyor, demedik laf bırakmıyorsun. Senin dediğin düşünce iktidar olduğunda -Allah vermesin- vahşet uygulayacağın, cehenneme çevireceğin belli ortalığı. Niye dürüst davranmıyorsun? Ben dürüst davranıyorum, ben diyorum ki, İslam ahlakı hakim olduğunda böyle tatlı insanlar olur, böyle tatlı muhabbet olur. Namazınızı da kılarsınız, mükemmel dört dörtlük Müslüman da olursunuz, aşkla Allah’ı anarsınız. Bilimi, sanatı da en mükemmel şekilde uygularsınız, dünyaya da İslamı çok güzel hakim edersiniz, diyorum. Benim dediklerimin doğru olduğunu görüyorsunuz. Ama Erol, işte bak bu hanım arkadaşın da sen de bu modern kıyafetinle Müslümanlığı çok güzel yaşayabilirsin, bu hanım arkadaşın da bu kıyafetiyle Müslümanlığı nur gibi yaşar. Tertemiz yaşar. Allah’ı istediği gibi anar, Kuran’dan istediği gibi bahseder. Diyor ki: “Kuran’dan, İslam’dan bahsedemez başı açık. İslam’ı anlatamaz’’ diyor. Neredeyse “Müslüman’ız diyemezler’’ hale getirmişler. İstediğin gibi Müslüman’ım dersin. Gidersin beş vakit namazını kılarsın. Mesela yobazlar senin kravatını gördü mü, Allah esirgesin asmaya kalkıyorlar adamı. Öyle düşünüyorlar. Biz öyle düşünmüyoruz. Kravat sana yakışmış, iyi olmuş. Ama bu üslup çok yakışmamış sana, çok kötü olmuş, çok yanlış olmuş.
AYLİN HANIM: Sevinmesi lazım Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, inşaAllah. Sırbistan’dan selam geliyor, maşaAllah. 2012’yi sormuşlar kardeşlerimiz. Sırbistan’da Türk öğrencileri, topluca seyrediyorlarmış, maşaAllah. Ertuğrul, “İnci Sözlük sayesinde sizin yayınlarınızı keşfettim’’ diyor. İyi, İnci’nin ekipten, inşaAllah. “Sizin iyi niyetinizi bildiğim için İnci Sözlük demekten çekinmedim Hocam. Bu mesaj kesinlikle bir saldırıyla alakası yoktur, size yemin ederim.’’ diyor. Zaten ben İnci ekibini seviyorum. İnci çok yaman delikanlılar, çok haytalar, çok cinler, çok uyanıklar. Espritüeller. Güzel, hoş espriler zaten güzeldir. Ben hakaretamiz bir şey olduğunda reaksiyon gösteriyorum. O
Hasan, şimdi her tatlının içerisinde, mesela meyve suyu da olsa içinde alkol bulunur. Mesela üzüm suyu satılıyor. Mutlaka alkol bulunur içerisinde. Mesela kavun alırsın. Kavunun içerisinde yüksek miktarda alkol vardır. Özellikle olgun kavunda olur. O zaman hiç kavun yiyemezsin. Meyvede olur doğal alkol hepsinde olur. Ama çok düşük miktardadır. Dolayısıyla mahsuru olan bir şey değil. Yani mesela hazır meyve suları var, hepsinde olur. Hatta bir gün falan kalsa, daha da alkol oranı artar. Açıkta kalmış olsa.
Mesela genç delikanlı, kravatlı traş olmuş bir gence desen ki sen ”sen her gün harama giriyorsun, sakalınızı kesiyorsun, kravat takıyorsun, İslam’dan çıktın sen, fasık oldun’’ dersen, o çocuk bir daha senin meclisine gelir mi? Senin toplantına gelir mi? Anlattıklarını dinler mi? Olmaz. Hiç uğruna o çocuğu dinden, İslam’dan uzaklaştırmış oluyorsun. Olmayan bir şey için. İsterse sakalını da keser, isterse kesmez. Ne alakası var? İster kravat takar, ister takmaz. Müslümanlığı böyle kabuk dinine çevirmeye kalkmak, Müslümanlığı hurafe dinine çevirmeye kalkmak zulüm olur. Bu kafayla Osmanlı döneminde İslam’ı yıktılar. Biraz daha yıktılar, biraz daha yıktılar, parçaladılar, ezdirdiler. Irak’ı parçalattırdılar, Afganistan’ı parçalattırdılar, Suriye’yi parçalatmak üzereler, Libya’yı paramparça ettirdiler daha doymuyorlar. Biz, bu belaya dur diyoruz işte, inşaAllah. Pratik uygulamada işte böyle modern, böyle güzel, nezih şekilde İslam’ı yaşarsınız diyoruz genç kızlara, herkese, delikanlılara. Onlar da İslam’ı gürül gürül, rahat rahat yaşıyorlar, inşaAllah.
“Tam bağımsız, güçlü, dik duran, üreten, demokrat, kadın haklarına saygılı, insanı her şeyin üstünde tutan, vatandaşına güzel davranan, hukuk devletini mükemmel bir hale getiren Türkiye hayalim var Hocam bir vatandaş olarak. Türkiye bu yolda ilerliyor ve inşaAllah daha iyi olacak’’ diyor.
Mesela bak şimdi İnci Sözlük’ün gençler bizleri izliyor, Ekşi Sözlük izliyor. Eskiden onlar biraz uzaktan bakıyorlardı ama şimdi anlattıklarım çok hoşlarına gitti. Oradaki dürüst, samimi anlatımımız. Baktılar ki İslam çok güzel, çok tatlı. Müzik de var, resim de var, hayat da yaşanıyor, hanımlar tertemiz, bakımlı, modern de olabiliyorlar. Mesela beyler kravat da takıyor, neşeli, rahat hayat yaşayabiliyorlar, beş vakit namazlarını da kılıyorlar. Ne güzelmiş Müslümanlık, İslam ne güzelmiş dediler. Kabus gibi gösteriyorlardı Müslümanlığı. Biz Müslümanlığı o güzel, sıcak, sevgi dolu yüzünü, gerçek yüzünü gösterdik, inşaAllah.
“Merhaba Sayın Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Ben Mustafa Yıldız. Öncelikle çok güzel bir yayın yapıyorsunuz. Hocam eşim ikimiz, özellikle eşim sizi hayranlıkla izliyor. Ve o hayran izlediğinde, ben de imreniyorum. Size Hz. Mehdi (a.s) olarak hüsn-ü zan ediyoruz. Ben de bu fikre katılıyorum. Sizden ricam, Hz. Mehdi (a.s) hadislerini tekrarlar mısınız Hocam? Eşim ve benim Allah aşkıyla ibadet etmemiz için dua etmenizi o mübarek ağzınızdan bekliyorum. Manevi sıkıntılarımız var. Hocam galiba biz de Deccalin ve Süfyanın etkisinde kalıyoruz. Duanızı esirgemeyin Hocam. Zayıf olan imanımızı kuvvetlendirmeye çalışıyoruz.’’ Neymiş sorun? İman sorunuymuş. Fıkıh sorunu yok. İman sorunu var. “ve sizin yanınızdaki bayan arkadaşlara herkese hürmetler ediyoruz, iyi yayınlar diliyoruz’’ diyor Mustafa Yıldız. Doğru söylüyor, iman sorunu var.
Bak, benim gösterdiğim kerata Erol normalde modern. Peygamberimiz (s.a.v) o devrin en moda kıyafeti neyse onu giydi. En moda neydi? Sarıktı, cübbeydi. Ne varsa onu yaptı. Bizans cübbesi vardı üstünde. Çok değerli, Bizans cübbesi, inşaAllah.
EBRU HANIM: Hocam, “bugün yaşasa Peygamber Efendimiz (s.a.v), en modern insan olurdu’’ demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Tabii, çağın bütün modernliğini en güzel şekilde yaşardı, inşaAllah. Çağın bütün imkanlarını kullanırdı, inşaAllah.
“Hocam sizi bulmuşken ben sizden vazgeçmem, inşaAllah. Hocam ben sizde Hz. Mehdi (a.s)’yi görüyorum. Benim gönlümdeki Hz. Mehdi (a.s) sensin. Hocam kendimi pek yeterli görmüyorum ama inşaAllah bir gün sizin talebeniz olurum. Bütün arkadaşlara saygılar. Allah hepinizden razı olsun. Saygılarımla Amsterdam’dan Ayşe’’ Şimdi bu mehdilik, insan sevdiğini mehdi gibi görebilir. Hüsn-ü zan edebilir. “Ziyade hüsn-ü zan eskiden beri var’’ diyor Bediüzzaman. Onun için ben ilişmezdim diyor. Bediüzaman’a da sürekli Hz. Mehdi (a.s) diyorlar. “Ziyade hüsn-ü zan eskiden beri var’’ diyor. Hep İmam-ı Rabbani talebeleri demiştir Hz. Mehdi (a.s)’sin, Abdülkadir Geylani’nin talebeleri sen Hz. Mehdi (a.s)’sin demişler. Sevenler hep sevdiklerini Hz. Mehdi (a.s) gibi görürler. Onun Hz. Mehdi (a.s) olmasını arzu ederler, dua ederler. Dua edin, inşaAllah Hz. Mehdi (a.s) oluruz. İnşaAllah sizler Hz. Mehdi (a.s) olursunuz. Ama Hz. Mehdi (a.s)’sin dersen, dinden, imandan çıkarsın. Ama umut etmek güzel bir olay. Her Müslüman Hz. Mehdi (a.s) olmayı istesin. Doğrusu budur zaten. Allah esirgesin, ben Hz. Mehdi (a.s) olmak istemem der mi Müslüman? Bu normal bir şey değil ki. Allah diyor ki şeytandan Allah’a sığınırım “takva sahiplerine bizi önder kıl’’ lider kıl diyor. Ayet bu. Tabii ki Müslüman önder olmak ister, lider olmak ister takva sahiplerine. Ama çıkar da ben Hz. Mehdi (a.s)’yim derse, falanca kişi Hz. Mehdi (a.s) derse küfre girer. Ama inşaAllah Hz. Mehdi (a.s) olsun hüsn-ü zan ediyoruz. Duadır Allah razı olsun. Ben de size dua ediyorum. İnşaAllah siz Hz. Mehdi (a.s) olursunuz.
“Berker Hocamızı ekranda görmek istiyoruz. Selam ve dua. İstanbul’dan Abdullah’’ Meclise yakışır. 12’deki meclise gelsin Hocam. Tam masanın adabını iyi bilir o. Osman Aydıner.
“Canım Hocam sizden Kuran ayetlerini yorumladığınız program yada kitap talep ediyoruz. Sizin bakışlarınız ve yorumlarınız ile Yüce kitabımız Kuran’ı daha iyi anlayacağımıza inanıyorum’’ Böyle bir kitap hazırlıyoruz.
CEYLAN HANIM: Hocam, harunyahya.org sitesinde de “Kuran’ın Bazı Sırları’’ bölümünde, inşaAllah bulabilirler.
ADNAN OKTAR: “Kuran’ın Bazı Sırları’’, kurantefsiri.tv orada da var.
“Merhaba yakışıklı Hocam, nasılsınız? Tek bir şey sormak istiyorum. Yayınınızdaki hanımlara ben de katılabilir miyim?’’ diyor Zahide. Tabii, iftihar ederiz. Çok güzel olur, inşaAllah.
“Kasım’da yanınızdayım Hocam. Bana dua edin. Rabbim bana hidayet verdikten sonra kalbimi eğriltmesin, ayaklarımı yolunda sağlam tutsun, doğru yoldan ayırmasın, kötülerle karşılaştırmasın. Sizleri çok seviyorum’’ diyor. Ayşe Hanım yazmış.
“Adnan Oktar Hocam son on gündür sizi izliyorum. İnanın Hocam size hayran kaldım. Ben Şanlıurfa’dan Murat Demirel. Bana telefon numaranızı verir misiniz Hocam?’’ diyor.
Kısa bir ara verelim.
ENDER BEY:Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yahya Hocam, Altuğ Hocam, Önder Hocam ve Hocamızla beraber.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, hani bak diyorlar ki koç yiğitlerle beraber yapalım programı. Buyurun yapıyoruz koç yiğitlerle işte, inşaAllah. Efendim hoş geldiniz, sefa geldiniz. Sanatçı değerli kardeşlerimiz de bizleri şereflendirdiler. Hepsinin elinden, yüzünden nur akıyor, maşaAllah. Onları çok seviyoruz. Onlar da bizi çok seviyorlar, maşaAllah, elhamdülillah. Kabiliyeti, gücü veren Allah. Titreşimleri Allah müzik olarak kulağımıza getiriyor. Ve ondan haz meydana getiriyor. Allah istese, bu sesten tedirgin olur, rahatsız olurduk. Haz meydana getiriyor. Onun açıklaması yok. Mucize o. Ritimden meydana gelen hazzın açıklaması yok, mucize, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: İslam’ı ölüm gibi gösteren, sürünme gibi gösteren, perişanlık gösteren, haşa kokuşmuş gibi gösteren yobaz zihniyete, İslam’ı neşe içinde, sevinç içinde, mutluluk içinde yaşamak olduğunu gösteriyoruz. Delikanlıca, coşkuyla, sanatla, bilimle, estetikle, güzellikle, inşaAllah. İslam’ın ruhunda neşe vardır, sevinç vardır. Cennette asıllarını göreceğiz. Burada gölgesini görüyoruz, inşaAllah. Cennette ağaçlar bile hareketlidir. Huriler güzelce toplanıp terennüm ederler diyor Resulullah (s.a.v). Bize müziği dinleten Allah. Allah sesinize kuvvet versin, Allah dünyada da, ahirette de kardeş etsin. Allah bütün milletimize iyilik, hayırlar nasip etsin. Milletimize, devletimize, ordumuza güç, kuvvet versin. Allah fitneden, şerirlerden milletimizi korusun. Hayır, selamet versin. Bütün milletimizi kardeş etsin Allah. Aramızda fitne, fücura müsaade etmesin Cenab-ı Allah. Kalplerine iyilik, güzellik, esenlik, barış ve kardeşlik versin.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...İttihad-ı İslam
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Makaleler
Devamı ...