SUNUCU: Yayınımıza gözümüzün nuru Seyyid Adnan Hocamız ile devam ediyoruz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne konuşuyordunuz, sohbet ne üzerineydi?
SUNUCU: Müslümanlara atılan iftiralardan bahsediyorduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Atsınlar, ne olacak iftiradan? İftirada Müslüman’ın makamı yükselir. Daha iyi hale gelir. Karşı taraf iftira attığında onun sevabı olduğu gibi ona geçer. Bütün birikmiş sevabı. Çok büyük bir nimet değil mi? Şahsın da birikmiş bütün günahları ona geçiyor. Oh ne güzel! İstediği kadar iftira atsın. Her seferinde müminin makamı yükselir. Ahiretteki konumu güzelleşir. Cenneti genişler.
Dünya kısacık, çok kısa bir yer. Gelen gidiyor, gelen gidiyor. Görüyorsunuz her gün ölüm haberleri var. Hiç kimse burada durmuyor. Hiç kimse de durmayacak. Burası hayret edilecek bir yer. Dikkatlice bakılırsa insan ilkokulda, ortaokulda, bazen lisede bu harikanın farkına o kadar varmaz. Yani sonra bir de bakar ki çok acayip bir yerde. İlkokulda pek anlaşılmaz. Annesine yumurtasının pişip pişmediği sorar çocuk. Anne der işte okula geç kalıyorum. Babacığına gider sarılır. Bisikletinin nerede olduğunu sorar. O farkına varmaz. Yani nasıl olağanüstü bir yerde olduğunun farkına varmaz. Ortaokulda da işte arkadaşlarıyla gülüşür, oynaşır. Ergenliğin yeni alametleri oluşur. İşte ileride ne olacak? Hatta hafiften bir evlenme provaları böyle. Neler yapacak? Nasıl bir iş yapacak? Nasıl zengin olacak? Onları düşünür. Lise yıllarında da onun biraz daha gelişmişi olur. “İş hayatına atılacağım, işte şunu yapacağım, bunu yapacağım”. Oo bir de bakar ki iş hayatının, evliliğin falan üstünde olağanüstü bir yerdeymiş. Nefesi kesilir. “Yahu ben ne yapıyorum” der. “Oturup evlilik, iş hayatı, yok çekler senetlerle uğraşırken olağanüstü bir hayatla dünyaya gönderilmişim, haberim yok” der. “Muazzam bir durum var” der. Bazen insanlar böyle şeylerin pek farkına varmaz. Sonra hayretin dozu gittikçe artar. Bakar, ömür kısacık. “Allah Allah ben dünyaya niye kafamı bu kadar taktım?” Bakar, uzayda koskoca dünya uçuyor. İçi magma dolu ama fokur fokur kaynıyor. Elma kabuğu kadar incedir dünyanın kabuğu. Fokur fokur kaynayan bir ateş topunun üzerinde yaşadığını anlar. Uçsuz bucaksız bir boşlukta muazzam bir hızla yol aldığını görür. Bakar, beyninin içerisinde bir alem daha var. Gerçek gözünün görmediğini anlar. Gerçek gözünün ama olduğunu anlar. Gerçek kulağın sağır olduğunu anlar. Etten olmayan bir gözün gerçek göz olduğunu anlar. Ama o gözü göremez. Bu gözün ne beyni var, ne göz merceği var, ne sinirleri var, ne bir şeyi var. Asıl gören de o. Bak elektrik akımını gören göz var bir tane beyinde. Göz denilen o. Öbürlerinin gözle alakası yok onların. O elektrik üretme makinesi onlar. Göz elektrik üreten bir makinedir. Kulak da elektrik üretme makinesidir. Çok düşük amperde elektrik üretir. Hiçbir özelliği yoktur. Net olarak göz görmez, kulak da işitmez. İnsanın beynindeki ruh kanı olmadan, sinirleri olmadan, mercek sistemi olmadan, beyni olmadan cayır cayır tam renkli olarak görür. Asıl göz odur. Asıl gözden de Darwinistler bahsetmez. Kulak da aynı şekildedir. İnsanın kulağı hiçbir şekilde duymaz. Sadece elektrik akımı üretir. İyi elektrik akımı üretir. Yani iyi derken çok cılız, zayıf, kalitesiz bir ses oluşturur. Sese ait elektrik oluşturur. Ama çok zayıf. Kulağa giden elektriği siz bir alete verseniz amperini yükseltip, yani onu sese çevirmeye kalksanız çok bozuk bir ses duyarsınız. Acayip kötü. Göze giden siniri eğer ekrana yansıtmaya kalkarsanız, göremeyeceğiniz kadar flu ve bulanık, çok kötü bir görüntü oluşur. Ters böyle berbat bir görüntü olur. Hiçbir şey çıkmaz. Böyle üç boyutlu, gerçeğinden ayırt edilmeyen, gerçeğinden ayırt edilemiyor şu an görüntü değil mi? Ayırt edemiyoruz o kadar net. İşte bu gerçek görüntüyü gören sistemi insan anlar bir süre sonra. Bir de bakar ki acz içinde. Günde sekiz saat uyumaya mecbur, yedi saat uyumaya mecbur. İlk önce onu keşfeder. Hastalıkları keşfeder, bütün vücudunun acz ile dolu olduğunu görür baştan sona kadar. Boşa havalara girdiğini anlar birçok insan. Ondan sonra bütün gücüyle dikkatini Allah’a vermeye başlar. Gittikçe artar, gittikçe artar, gittikçe artar. Aklına, imanına, vicdanına göre bunun dozu artar veya eksilir, inşaAllah. Şimdi biz de milletimizin imanının sürekli artması için gayret ediyoruz, inşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: Hocam, yayınımızda da söyledik de sizin vesilenizle gözümüz nurlandı, kalbimiz nurlandı, ruhumuz nurlandı. Bu anlattıklarınızı hep öğrenmemize vesile oldunuz. Allah razı olsun elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mesela ben bu yılbaşı programını izledim. Kanalları açtım. Bir kanalda dansöz bir hanım çıkardılar. Yazık çocuğa böyle saçları son derece suni duruyor. Ürkütücü bir görünüm. Çünkü o çocuğun orada onları eğlendirmesini istiyorlar. O da onları eğlendirdiğini düşünüyor. O tabii alacağı parayı düşünüyor. Onlar da eğlencesini düşünüyor bir kısım insanlar. Hepsini tenzih ederim de bir kısmı için söylüyorum. İçler acısı bir durum tabii, çok rahatsız edici. Çünkü yüzünde bir şevk olamaz ki çocuğun. Rahatsız, nasıl olsun yüzünde rahat. Sonra diğer kanallara falan baktım. Mutlu değiller, Allah mutluluğu biraz azaltmış. Eskiden mutlu oluyorlardı. Ben görüyordum. Yani benim lise yıllarımda falan yılbaşlarında çok mutlu oluyorlardı. Bütün dünyada bir mutsuzluk var. Sırf Türkiye’de değil, bütün dünyada bir mutsuzluk var. Bu deccaliyetin etkisiyle oldu. Deccaliyet insanların ruhunu kararttı, şevklerini, heyecanlarını kırdı, azimlerini kırdı, yaratıcı güçlerini yok etti, sanat güçlerini yok etti. Kavgacı yaptı onları, saldırgan, kavgacı, intikamcı, dedikoducu, laf sokan, insanlara rahatsızlık vermekten zevk alan, samimi olmayan, yalancı, bol bol yalan söyleyen, ikiyüzlü, egoist insanlar gelişmeye başladı dünyada. Tabii iyiler de var. Ama böyle vakalar da var. Sonunda insanların üstünden mutluluğun gittiğini gördüm. Hz. Mehdi (as)’a mecbur olduklarını Allah gösteriyor. Eğer Hz. Mehdi (as)’ye tabii olmazlarsa umutsuzluk insanları daha da boğacak. Ekonomik kriz daha da şiddetlenecek, daha insanların yaratma gücü yok olacak. Telif güçleri yok olacak. Yaratma derken, Allah yaratır ve kulunu sebep eder. Telif güçleri gittikçe kırılacak. Hz. Mehdi (as) ile insanların ancak mutlu olacağını Cenab-ı Allah hadislerde belirtiyor. Hz. Mehdi (as)’ın elindedir o anahtar. Allah ona vermiştir. Yani mutluluğu, huzuru, sevinci, neşeyi, Kuran’ın vesilesiyle, Kuran’la Cenab-ı Allah, Hz. Mehdi (as) kanalıyla insanlara hissettirip bir mutluluk ruhu verecek, inşaAllah. Bunun dışında huzursuz olurlar ve oluyorlar. Ben o karamsar havayı gördüm. Mutlu değillerdi. Eğlenmeye çalışıyorlar ama çok zorlanıyorlar, eğlenemiyorlar. Allah’ın dışında mutlu olmak yok. İslam’ın, Kuran’ın dışında mutlu olmak yok. İslam’ı, Kuran’ı da anlatmada Allah, Hz. Mehdi (as)’ı vesile ediyor, inşaAllah. “Yok, ben kendi kafama göre yaparım” derlerse işte böyle mutsuz, heyecansız, şevksiz, sürekli gergin, birbirini yiyen, birbirine azap eden sistemler gelişir. Bak, dünyadaki sistemler hep birbirini yiyor. Kardeş kardeşi yer. O ona acı çektirir, o ona acı çektirir. O onu hapse atar, o onu hapse atar. O, ona acı çektirecek bir sistemi, darbeyi planlar. Öbürü ona başka bir şeyi planlar. O halkı kendince aşağı görmeye kalkar. O da onu aşağı görmeye kalkar. Garip ve karanlık bir sistem gelişir. Onun için hiç vakit kaybetmeden Allah’a tam teslim olup samimi, candan Müslüman olmak çok önemli. Vakit kaybettikçe batış artar. Batma da artar. Vakit kaybedilecek gibi değil. Cenab-ı Allah ne güzel sistem kurmuş. Cenab-ı Allah’ın isteği ne kadar güzel ve ne kadar doğru. “Ben’i sevin, Ben de sizi seveyim” diyor. “Bana şükredin nimetimi arttırayım” diyor. “Ben şükretmeyeceğim” diyor. Allah, “o zaman belanı veririm” diyor. Görüntüyü yaratan Allah olduğuna göre; vermiyor görüntüyü de Allah o zaman. Mutluluğu kalbe veren Allah, vermiyor. Hadi mutlu ol bakalım. “Yok, ben olurum” diyor. Olamıyorsun işte bak. Debelendikçe daha da huzursuz oluyorsun, daha da canın yanıyor. İman ve Kuran’ın içerisinde müthiş bir sevinç, müthiş bir lezzet, müthiş bir heyecan, iman derinliği vardır ve güzellik vardır, inşaAllah.
Şimdi kısa bir iman hakikati seyredelim devam edeceğiz.
VTR: HORMONLARIN VÜCUTTAKİ İŞLEYİŞİ
SUNUCU: Programımıza dünyalar güzeli Hocamızla devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: “Hocam size bir sorum olacak ama bu sorumu lütfen açarak detaylı cevap vermenizi isteyeceğim. Sorum; ne kadar bağımsızız, siz ne kadar bağımsızsınız bu ülkeyi bölerlerse İslam’a ne kadar zararı olur? Fethullah Gülen kardinal oldu mu? Papanın elini öptü mü? “Ne mutlu Türküm diyene” diyebiliyor musunuz? Teşekkürler İstanbul Pendik’ten Ümit.” Açarak detaylı cevap istiyor maşaAllah. “Ne kadar bağımsızız?” Dünyada hiçbir ülke gerçek anlamda bağımsız olmaz zaten. Hiçbir ülke, Amerika dahil. Hepsi birbirine bağımlıdır. Ama Türkiye klasik anlamda bağımsız ülkedir. “Siz ne kadar bağımsızsınız?” Ben işte çok çok fazla bağımsızım. Biraz fazla benim bağımsızlığım. “Bu ülkeyi bölerlerse İslam’a ne kadar zararı olur?” Sıkıysa bölsünler zaten bölemezler. Olmayacak bir şey söylemenin anlamı yok. Daha Türkiye’yi bölecek adam anasından doğmadı. Bölmeye kalkanı da hukukla kanunla bölerler. Öyle bir şey olmaz inşaAllah. İslam’a göre Müslümanların bölünmesi zaten haramdır. Kuran’a göre Allah birlikte, beraber olmamızı emrediyor. “Fethullah Gülen kardinal oldu mu?” Şimdi böyle bir laf atıyorlar ortaya. Biraz mantığı olsa insan acaba falan der. Yaşını başını almış yaşlı bir insan, bütün ömrünü Allah’a adamış, evlenmemiş, binbir türlü hastalığı var, kendi vatanına bile gelemiyor. Gidip kardinal olacak, ne zoru? Mis gibi İslamiyet varken, nur gibi İslamiyet varken niye gidip kardinal olsun? Ne amacı olabilir böyle bir şeyin? Boş laflar, çok münasebetsiz izahlar. “Papanın elini öptü mü?” Papayla bir karşılaşmaları var. Nezaketen tabii ki tokalaşabilir, sarılabilir. “Ne mutlu Türk’üm diyebiliyor musunuz?” Ne mutlu Türküm tabii maşaAllah, elhamdülillah. Tokalaşıyorlar evet resimlerde o var. El ele musafaha ediyorlar. Bir nezakettir bu musafaha tabi ki var. İki insan karşılaşınca musafaha etmez mi, tokalaşmaz mı? Gayet normal. Güzel nezaket kuralıdır. Türklük bir nurdur, Türküm diyorsa zaten Müslüman’ım demektir. Müslüman’ım diyorsa zaten Türk’üm demektir aynı zamanda. Aynı inşaAllah.
“Selamun Aleykum nur yüzlü Seyid Muhammet Adnan Hocam. Ben İstanbul’dan yazıyorum diyor. Sizi izlerken kendimizden geçiyoruz Hocam diyor. Bize gerçek dini öğrettiğiniz için Allah sizden razı olsun. Hasta olan arkadaşım için dualarınızı bekliyorum” diyor.
Hastalıklar bitmez. Bu dünya imtihan meydanı. Hemen hemen herkes gün aşırı, veyahut haftada bir veyahut 10 günde bir hasta olur. Çeşitli hastalıklar gelir. Allah kullarını imtihan eder. Son derece makul. Dolayısıyla Allah hastalığı yarattığında şifayı da yaratıyor. Hastalık çok karmaşık ve ince detaylıdır. Allah enfeksiyon yaratıyor, mesela göğüste enfeksiyon yaratıyor. Bunun sonucu olarak şahıs öksürüyor, rahatsız oluyor. Bunların mikroplarına, bakterilerine bakıyoruz mikroskopta olağanüstü karmaşık, olağanüstü harika, olağanüstü ince sistemlerle donatılmış, kusursuz dizayn edilmiş, mükemmel tekniklere sahip, nefes kesecek yöntemlerle hareket eden, şuurlu, akıllı varlıklar olduğunu görüyoruz. Bunlara karşı eczaneye gidiyoruz şifa için, ilaç kutusuna bakıyoruz gıcır gıcır Allah ilaç kutusunu yaratmış. Kapağını açıyoruz gıcır gıcır bir kap içerisinde Allah ilaçları koymuş. Gayet düzgün bir yazıyla Allah yazı yazdırmış. Şöyle kullanılacak, böyle kullanılacak diye. İlacın molekül yapısına bakıyoruz, son derece düzgün, karmaşık, ince ve detaylı. Şahıs onu yiyecekle veyahut içecekle aldığında ilacı moleküller bakterinin vücuduna giriyor. Bakterinin en hayati yönlerini iyi bilen bir yapıda ve bakteriyi feci şekilde öldürüyor. Allah öyle yaratmış. Her ikisini de yaratan Allah. Bazen şifa veriyor Allah, bazen de şifa vermiyor. Ama imtihanın gereği olarak böyle ince bir sistem var. Bazen hastalıktan daha karışık oluyor ilaçlar. Daha detaylı oluyor. Eczanenin önünden geçerken baktım; ne kadar çok ilaç var. Bütün ilaçları Allah yaratmış, binlerce, on binlerce ilaç çeşidi var. Ve binlerce de hastalık var. O kadar çok çeşit ki ucu bucağı yok. Ve o kadar da ilaç çeşidi var. Mesela şahsın başı ağrıyor. Baş ağrısının meydana gelmesini Allah özel sistemle yaratıyor. İlacı var, sinir sistemine giriyor. Sinir yapısını, molekül yapısını özel etkiliyor. Bambaşka bir şekle giriyor. Vücut bu sefer baş ağrısından kurtulmuş oluyor. Rahatlamış oluyor.
“Hocam güvenlikçi arkadaşlarımla şu an sizleri dinliyoruz, toplu bir arada diyor. Programınız çok güzel sayenizde bilgileniyoruz sağolun Hocam diyor. Baran Dindar.” Baran kendi ismin değil. Neden kendi ismini kullanmıyorsun?
Şahan Metin, Ortaköy’den yazıyor, o yoklama vermiş sadece buradayım diye.
Güntekin Şafak, Güntekin, gayret et, güzel yeni yeni kanallarda bizim televizyonumuzun yayınını oradaki yerel kanallarda yayınlat. Bu da bir hizmet olur, çok iyi olur inşaAllah.
Mehmet Yılmaz, İbrahim Tütüncüoğlu. Hz. Mehdi (as) Arapça bilmez, hadis var inşaAllah.
Gül Naz Aslan, Fatih Ayhan, Sabri Yılmaz.
Ebru Hocam bize ne anlatmak istersin?
EBRU HANIM: Hocam, siz görmeden bahsettiniz biraz önce çocukluktan itibaren insanın yavaş yavaş Allah’ın varlığını nasıl fark ettiğini anlattınız. Görmede çok büyük mucize gerçekten bu fotonların gözle uyumu da çok büyük bir mucize. Çünkü hiçbir Allah’ın yarattığı göz dışında hiçbir göz tasarımı fotonları görebilecek şekilde değil. Fotonların belli bir dalga boyu arasında olması gerekiyor ki gözün yapısı bunu görebilsin. Karbon temelli bir hayatta yaşıyoruz karbonun çeşitli bileşiklerinin çeşitliliğiyle meydana gelen bir sistemde ancak bu dalga boyu arasındaki fotonlar gözle görülür halde. Başka bir göz yapısı, başka bir göz tasarımı düşünülse yapılmaya çalışılsa yinede görünür ışığı görebilecek şekilde olmazdı. Dolayısıyla böyle bir Allah’ın bize yarattığı gibi mükemmel renkli detaylarda yaratılmış olmazdı. İkisini birbirbirine tam uyumlu yaratılması gerçekten büyük bir mucize maşaAllah. Çünkü ultraviyole olsa çok kuvvetli kalacaktı ya da gama ışınları “infrared” olsa oda çok zayıf kalacaktı ancak bizim gördüğümüz ışıkta gözümüz algılayabiliyor bu görüntüyü.
ADNAN OKTAR: Her şeyde çok detaylı plan var. Bu incelikleri insanlar ileri yaşlarda bilgileri arttıkça daha çok görmeye başlıyorlar. Ama artık zannediyorum eğer iyi eğitim verilirse ortaokullarda, liselerde de gençler daha çok ileri yaşlara gelmeden bu yapıyı, dünyadaki harika özelliği görmüş olacaklar inşaAllah.
SUNUCU:Hocam Yiğit Bulut ile ilgili haber vardı okuyabilirim uygun görürseniz. Siz Yiğit Bulut’un haktan ve iyilikten yana olduğu sürece Allah’ın kendisini koruyacağını sık sık hatırlatıyorsunuz. Nitekim kanaldan ayrılmasından sonra yaptığı açıklamada son nefesine kadar bu ülkeyi kemiren İddia edilen Ergenekon Terör Örgütü ile mücadeleye devam edeceğini, bu konuda ölümden de korkmadığını belirterek; “iyilerin ve doğruların gözle görünmeyen orduları vardır. Allah yardımcımız olsun” demiş kendisi.
ADNAN OKTAR: Çok mübarek bir insan. Yiğit Bulut’a herkes sahip çıksın. Bizler de çok seviyoruz, herkes çok seviyor. Haktan doğrudan yana. O çok değerli bir insan onu görevden almaları çok acayip bir şey. Bu kadar faydalı vatana millete bu kadar hayırlı bir insanı görevinden almak. Turgay Ciner’e mektup yazmak lazım. Halktan kardeşlerimiz yazsınlar. Bu hatayı düzeltsin. Çok büyük yanlışlık yapmış, asıl Habertürk’te kalması gereken odur. Habertürk’ü Habertürk yapan odur. Biz Habertürk’ü seyrediyorsak Yiğit Bulut vesilesiyle seyrediyorduk. Orada çünkü çok bir boşluk oluşmuş oluyor. Büyük bir anlam yıkılması oluyor, bir mana yıkılması oluyor. Bu kadar faydalı, bu kadar hayırlı bir insanı, vatana millete bu kadar güzel hizmet veren bir insanı görevden almak inanılır gibi değil. Hiç bir mantığı yok, hiçbir açıklaması da olmaz. Turgay Ciner Bey’e kardeşlerimiz mektup yazsınlar. Bu hatayı düzeltsin. Çok çok yanlış oldu, çok. Olabilir, bir yanlışlık eseri böyle bir karar almış olabilirler. Hemen telafi edip hizmete devam etmesi için imkan sağlamaları lazım. Ama fark etmez. Her yerde ona hizmetin kapısı sonuna kadar açık. Vatanımızın evladı, milletimizin halis bir evladı, bizim kardeşimiz. Bu toprağın yetiştirdiği bir insan. Her yerde her zaman onun sözlerine değer veririz, dinleriz. Güzel sözleri insanları aydınlatır. MaşaAllah. Çünkü Habertürk’ün ruhu gitmiş gibi olur çok acayip olur. Biz Habertürk’ü izliyorduk. Şimdi ne olacak? Dinliyorduk. Çok büyük bir boşluk meydana gelir. Onu hemen telafi etsinler inşaAllah, benim tavsiyem.
VTR: Şeyh Nazım Kıbrısi hazretleri.
SUNUCU:Yayınımıza canımızın içi Adnan Hocamız ile devam ediyoruz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Benim şaşırdığım çok garip olaylar oluyor. Mesela evrim, yalan olduğu halde ama çok acımasız bir yalan olduğu halde, komik bir yalan olduğu halde, tam anlamıyla bir uydurma olduğu halde, insanlarla alay etme olduğu halde koskoca insanlar, gayet ciddi bir şekilde, komedi filmi gibi insan inanamıyor, şaka mı yapıyor acaba gibisinden, böyle parodilere benziyor. Gayet sakin elinde uydurma resimlerle “evrim var” diyor. İnanılır gibi değil. Bir buna çok şaşırıyorum. İkinci şaştığım da Mehdiyetin hadislerini alenen ispat ettiğimiz halde, koskoca herifler, birçok insan anlamazdan geliyor. Güya alimiz diyen adamlar. Sonunda da bak hepsi, “biz biliyorduk ama işte bir sebeple anlamazdan geldik” diyecekler. Hakikaten bilemeyenler de olabilir cahilliğinden yahut dikkati çekmemiş olabilir, onları tenzih ediyoruz. İttihad-ı İslam farzken, en büyük farzken ve her şeyi kökünden çözeceği belliyken, her türlü sorunu, her türlü belayı, her türlü derdi, kökünden çözeceği belliyken, bakıyorum mesela Filistinli yöneticiler geliyor, zafer işareti yapıyorlar, güzel. Neyin zafer işareti? Tek kelime İttihad-ı İslam’dan bahsetsenize. “Bütün Müslümanlar birleşsin” deyin. Mesela diyor ki; “Filistin sorunu” diyor. İslam alemi sorunu var. Filistin sorunu yok. Hadi Filistin kurtuldu, öbür ülkeler ne olacak? Irak ne olacak? Afganistan ne olacak? Egoistlik var mı, milli egoistlik var mı Müslümanlıkta? Filistin Kurtuluş Örgütü, “Filistin’i kurtaracağız”. İslam alemini kurtaracağız diyeceksin. Bütün Müslüman alemini kurtaracağız diyeceksin. İttihad-ı İslam’ı savunacaksın. Mesela Türklük aleminin parça parça olması; çocukluğumdan beri ben şaşarım. Gözlerime inanamıyorum. Kardeşim bak, Türkçe konuşuyor, genetik olarak da Türk, örfü, ananesi de Türk, dini de Müslüman, her şeyi tamam. Haydi, birleşelim diyoruz. Ütopya o diyor. Allah esirgesin mesela Kayseri, Konya, İstanbul’dan ayrıldığını düşünün hayal et. Allah vermesin. Şimdi desen ki Kayseri’deki insanlara “birleşelim” diyorsun, adamın biri çıkıyor diyor ki “bu ütopya, olur mu böyle bir şey” diyor. Bu nasıl bir mantıksızlıksa, yaklaşık yüz yıldan beri bu mantıksızlık böyle müthiş şiddetiyle devam ediyor. Türklük alemi birleşmiyor. Bekliyoruz. Bunun en güzel çözümü, ben kardeşlerimde görüyorum Facebook’larında, “Türk İslam Birliği’ni istiyoruz” diyorlar, yazıyor. Tamam, bu yeter. Sırf bunu yazsınlar, her yerde bunu söylesinler arabalarında, evlerinde, Türk İslam Birliği olur. İstenmediği için gelmiyor. İstenmeyen yere misafir gitmez. İstenmeyen yere nimet gelmez. İstenecek ki gelsin. Misafir davet edersen gelir.
SUNUCU:Siz Hocam bu Arap ülkelerinde, karışıklık çıkan Arap ülkelerinde tek çözümün İslam Birliğini savunmalarını gerektiğini söylemiştiniz. O olmadıkça da çözülmüyor oradaki durum.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, siz modern, çok klas, bakımlı, çok hoş hanımlar olarak televizyona çıkıyorsunuz, konuşuyorsunuz. Şimdi biz desek ki; “İslam hakim olduğunda çok hoş ortam olacak” desek genç kızlara, “çok rahat edeceksiniz, özgür olacaksınız, istediğiniz gibi yiyeceksiniz, istediğiniz gibi konuşacaksınız.” Adam boş gözlerle bakar. Niye? Fiili uygulaması yoksa sen onların karşısına maymun gibi adamları getirirsen, kıllı kılçıklı, kaşı gözü birbirine karışmış, sakallı bıyıklı, lahana gibi, kokan kadınları getirirsen o zaman adam belanın kapıda olduğu anlar. Yani herkesin aklı başında. “Gel, sana bela sunacağım” diyorsun. “Hayatını kaydıracağım, iflahını keseceğim, seni yaşarken öldüreceğim” diyorsun İslam, Kuran adına. Adam gelir mi? Diyorsun ki; “senin elinden sanatı alacağım, bilimi alacağım, neşeyi alacağım, mutluluğu alacağım, sevinci alacağım, özgürlüğü alacağım, iflahını keseceğim, seni öldüreceğim” diyorsun, “gel yanıma” diyorsun. Gelmez, haklı olarak gelmez. Çünkü sen yobazlıktan bahsediyorsun. Biz diyoruz ki; İslam özgürlüktür, güzelliktir, barıştır, sevinçtir, sanattır, bilimdir. O zaman uygulaması da varsa, gözüyle de görüyorsa adam “hah” der. “Bu doğru yol, ben bu doğru yolda gideyim” der, inşaAllah. Nitekim gençlerin teveccühüne bakıyorum, Facebook inceliyorum, internete bakıyorum, gelen yazılara bakıyorum; üniversite gençliği ayakta. Modern, aklı başında, aydın, Atatürkçü gençlik ayakta. Çünkü sözümüzle özümüz bir inşaAllah. Öbür türlü adam diyor ki; “bir kere her gün sakal tıraşı oluyorsun” diyor. “Ben o sakal tıraşı olduğun makineyi kıracağım” diyor. “Seni de marul gibi sarıp sarmalayacağım” diyor. Erkeklere de aynı muamele var. Onları da marul gibi sarıp sarmalayacağız diyorlar. Tabii kadınlardan daha yoğun erkeklerde. Kadınlardaki yine daha hafif. O daha da fazla sarıp sarmalama var. “Nefes aldırmayacağım size” diyor. “Gülemeyeceksiniz, konuşamayacaksınız”, “gülmek yasak zaten, kalbi öldürür gülmek” diyor. “Bol bol ağlayın” diyor. Allah ayette ne diyor? Şeytandan Allah’a sığınırım; “onlar az gülsünler, çok ağlasınlar” diyor kafirler için. Adam ne tavsiye ediyor Müslümanlara? “Az gülün, çok ağlayın” diyor. Yani Müslümanları kafir yerine koymuş. “Müslüman gülmez” diyor. “Müzik zaten dinleyemez” diyor –haşa-. “Resim zaten olmaz” diyor. “Bir başkasına iltifat edemezsin” diyor. “O da sana iltifat edemez” diyor. “Kadınlar zaten buçuk” diyor. “Onlara soru sormaya bile gerek yok” diyor, “kaile almaya bile gerek yok” diyor. Öyle bir varlığı zaten kabul etmiyor. Öyle bir insan yok diyor, öyle bir varlık yok diyor. Adam hayvana daha çok değer veriyor. Mesela atına. Adamın buçuk demesi yeterli zaten. Buçuk diyor. Buçuk ne demektir? Yok demektir. Bütün insan değil diyor, yarım diyor. Anormal bir mahluk demeye getiriyor yani Allah esirgesin.
Ne diyor? Milli görüşçüler Kestel’e gidiyor. Fatih’in her zaman yanındayız, Fatih bizim canımız. Erbakan Hocamızın bize emaneti. Fatih’i sevmeyen Erbakan Hocamızı da sevmez. İnşaAllah Erbakan Hocamızın parçası, aynı üslup, konuşma, mantık, imanının derinliği, maşaAllah çok andırıyor Erbakan Hocamızı. Ve kökten konuyu halleden bir ruha sahip. Diyor ki mesela maşaAllah geçen günlerde dinledim, “namaz güzel, oruç güzel, zekat güzel, peki İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği? Buna önem vermiyorsanız” diyor, “o zaman kıldığın namaz namaz olmaz” inşaAllah. Fatih’e çok güçlü bir muhabbetle herkes kol kanat gersin. Milli Görüşçü kardeşlerimiz, Saadetli kardeşlerimiz. Çok akıllı, çok zeki, çok yaman bir delikanlı. Bereketi yeter, bereketi Saadet’e. Tamam, tecrübesiz. Kim tecrübeli olur ki? İlmin sonu var mı? Fatih Sultan Mehmet tecrübeli miydi İstanbul’u aldığında? Biz demiyoruz ki “Fatih tek başına her şeye karar versin.”Tabii ki danışacaktır, tabii ki başında büyükleri olacaktır. Saygılıdır, herkese saygılı. Söz dinleyen bir insan. Aklın yolu birdir. Biz de öyle yapıyoruz bir şey olduğunda danışıyoruz etrafımıza. Fatih de aklı başında delikanlı. Tabiî ki danışarak hareket edecektir inşaAllah. Dolayısıyla Saadet’in bereketi Fatih’le olur. Fatihsiz Saadet olmaz, ben söyleyeyim. Kaybolur gider Allah esirgesin, Allah muhafaza.
Bay Mehmet Muhammed “Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahu ve Berakatuhu “ Gül kokulu Hocamız. Ömer Çelakıl’ı Hocam sizin yanınızda görmek istiyoruz. Hocam, ne olur Ömer Çelakıl Hocamızı canlı yayına çıkarın. Hürmetler. “Ömer Çelakıl zaten çıkıyor bir televizyon kanalında. TNT’de çıkıyor. Yeter orada. Çelakıl çok efendi çocuktur. Bayağı dürüsttür. Yani nadir, asrımızda görülen nadir insanlardan biridir. Çok dürüst, çok efendi çocuk maşaAllah. Bir de bayağı zeki maşaAllah. O kitap çıkarırdı, beş kuruş ücret almazdı maşaAllah. Alın istediğiniz gibi dağıtın. Halbuki öğrenci. Canım benim bir kazağı vardı, onu giyerdi sürekli. Yani öyle zengin falan da değil orta halli bir ailenin çocuğu. Hiç tamah etmezdi maşaAllah.
Gülşah; “Bilmiyorum bu ifadeler size olan aşkımı, sevgimi, muhabbetimi anlatmaya yeter mi Hocam. Sizi canımdan çok seviyorum. Her şeyim Allah yolunda feda olsun. Dualarınıza muhtacım. Derin aşk ve muhabbet, sevgi ve saygılarımla.” diyor maşaAllah. Bak, mesela bu sevimliyi de tanımıyorum. Ne kadar güzel bir sevgisi var, maşaAllah.
“Esselamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahu ve Berakatuhu “Güllerin soyundan gelen” maşaAllah, Resulullah (s.a.v.)’e gül diyor, çok güzel “biricik Hocam. Sizi o kadar çok özlüyorum, nurlu ellerinizden öpebilmeyi, sizin talebeniz olabilmeyi çok istiyorum. Hocam, sizin programlarınızı izlemeye başladığımdan beri gerçek Müslümanlığı, sevgi ve saygıyı, samimiyeti öğrendim.” Doğrudur, maşaAllah. “İmanım yüzde bin arttı, maşaAllah. Allah’ın izniyle, inşaAllah. Hocam merak ettiğim bir konu madde aleminden ruh alemine geçebilmeyi sizden öğrendim. Hatta bir ara denedim. Kendimi zor tuttum. Hocam aleme geçsem ne olur? Geri dönebilir miyim? Allah için üstü kapalı da olsa cevap verin. Lütfen benim biricik Hocam.” Sakın öyle şeylere girmeyin, o mürşitle yapılır. Ayette de var, Peygamberimiz (sav) Kuran ayetiyle söylüyor. Gerçi öyle bir şey olmaz da, çünkü güç Allah’ın elinde. “Beni güzellikle girdir, beni güzellikle çıkart. Beni bir sultanla destekle” diyor. ayet var, Kuran ayeti var. “Güzellikle girdir, güzellikle çıkar, beni Katından bir sultanla destekle” diyor. Peygamberimiz (sav) vahiy gelirken nuraniyet kesbediyordu. Maddi alemden çıkıyordu. Madde olmaktan çıkıyordu, nur haline geliyordu Peygamberimiz (sav). Nuraniyet kesbediyordu. Yani bu özel bir haldir. Yani bizim bildiğimiz anlamda maddeden tecerrüt ediyor. Ondan sonra Cebrail’le bağlantı kuruyor. Zaten kül gibi oluyordu rengi Resulullah (sav)’in. Üzerini tülbentle örtüyorlardı Peygamberimiz (sav)’e vahiy gelirken. O anda bedeni nur kesiliyor, maşaAllah.
İsa Özkan, Bolu’dan yazmış, maşaAllah. “Selamun Aleykum canım Hocam” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu “ Mübarek konuşmalarınız bağrımızın ortasında yangın tesiri yapıyor, maşaAllah. Hastalıkları öyle bir anlattınız ki canım Hocam bu kadar ince detay, karmaşık sistemlere hayran kaldık. Hastalıklara bu şekilde hayran kalacağımız söyleseler gülerdik canım Hocam. Nasıl tatlı diliniz var böyle, sözleriniz nasıl güzel, nasıl tesirli böyle, maşaAllah. Canım Hocam, siz öyle büyük bir nimetsiniz ki Allah’a nasıl şükretsek bilemiyoruz. MaşaAllah, elhamdülillah. Allah sizi bizden ayırmasın. Umut ışığımız, yaşam enerjimizsiniz inşaAllah, Allah sizi vesile ediyor. Umut ışığı ve yaşam enerjisi sözünü Şeyh Ahmet Yasin Efendimiz’den kopya çektim Canım Hocam” diyor, maşaAllah.
Almanya’dan Ayla. “Ben programınızı yakından izliyorum vakit buldukça. Konuklarınız neden kadın? Ve de bazen Türkçe bilmeyen konukların olmasını anlayamıyorum. Bilgilendirirseniz sevinirim.“ Ayla sen hepsini biliyorsundur da anlamazdan geliyorsundur. Kıskanmışsın sen. Şimdi samimi konuşalım, ben bilirim kadınların detaylarını, bayağı iyi çözerim. Kıskanmışsın. Doğru mu? Doğru? Net de, “kıskandım” de, bu kadar basit. Niye lafı uzatıyorsun?
Fatma Bağcı. “Hocam, sizin yanınıza gelmeyi istiyorum ama maddi durumum iyi olmadığı için yanınıza gelemiyorum.” Mersin Erdemli’den. Fatma ne yapalım? Oradan gelenle seni getirtelim. Oraya yolu düşenler oluyordur, Fatma bir gelsin bakalım İstanbul’a. İstanbul çok güzel şehir, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum” Aleykum Selam, “Asrımızın ilim kılıcı Muhammed Adnan Arslan Hocam. Enam Suresi 158. ayette güneşin batıdan doğuş tarihi gizlenmiş olabilir mi Hocam? Siz daha iyi bilirsiniz. Bir de imanımın artması için, gözlerimin şifası için dua eder misiniz? Allah razı olsun.” Allah imanını hakkul yakin, ilmen yakin, aynel yakin derecesinde arttırsın inşaAllah. Sen de dua et. Allah gözlerine de şifa versin. Gözlerini yıka, ılık suyla sık sık yıkarsın, inşaAllah Allah şifa verir. Ama kurumasın cildin de, ona da özen göster.
“Muhammed Adnan Hocam sizden önce ruhumuzu aydınlatan sultan yoktu maşaAllah. Hakikaten de sizin kitaplarınızı okuduktan sonra maddesel dünyaya bakış açım değişti. Size karşı hüsnü zandayım inşaAllah. Hocam” demiş maşaAllah.
Erbakan Hocam mesela bana göre Mehdi’dir. Hatta hadiste de diyor ki; “Mehdi (as) vefat eder diyor, sonra Mehdi (as) çıkar” diyor. Allah-u alem Erbakan Hocamızı kastediyor. Çünkü Erbakan Hocamız hakikaten bir Mehdi’dir. Ama gelecek olan ahir zamandaki Mehdi (as) İslam’ı dünyaya hakim kılıyor ve Müslümanların lideri oluyor. Yani göreceğiz onu lider olarak, lider olacak. Ve İsa (as) ile namaz kılıyor, fiilen. Başka bir hadiste diyor ki; “Müslümanların halifesi vefat eder, karışıklık olur diyor, sonra Mehdi (as) çıkar” diyor. Erbakan Hocam halife değildi ama halife derken orada kastedilen Müslümanların manevi lideri. Manevi lideriydi, herkes biliyor bunu. Bu bir gerçektir. Erbakan Hocamı bütün İslam alemi, Fas, Tunus, Cezayir’de herkes manevi lider biliyordu. Vefat etti. Allahualem ona işaret ediyor.
Kısa bir ara verelim sonra devam edeceğiz.
VTR
ADNAN OKTAR: Sevimli Fatih’in TV 5’teki röportajı yayınlanmamış öyle mi? Allah Allah. Yine bir acayiplikler mi başladı? İnşaAllah bir yanlışlık vardır. Haber Vakti’nde bunun haberi yapılmış. Haber Vakti delikanlıdır.
DAMLA HANIM: Hocam önce İstanbul il kongresinde Fatih Erbakan’la yapılan röportaj yayınlanmamış. Şimdi TASAM’ın Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a Devlet Adamı ödülünü verdiği toplantıda Dr. Fatih Erbakan’la yapılan röportaj burada yayınlanmamış. Ve röportajı yapan kişiyi de işinden çıkarmışlar. Daha önce de Fatih Erbakan konuşurken tercümeyi kesmişler.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. Göz göre göre, burnumuzun dibinde böyle bu tip olaylar oluyor. Bu ne biçim kafadır, ne biçim mantıktır? Erbakan Hocamıza yapılanların aynısı evladına yapılıyor bu sefer. Kimdir bunu organize eden? Bu nasıl olaydır, bu nedir? Bir şeyler oluyor demek ki. Milletimizin dikkatini çekiyoruz. Bir şey var, bir acayiplik var. Bir bunağın öncülüğünde bir fitne kumkuması gidiyor benim gördüğüm kadarıyla. Bunamanın şiddetinden artık demek ki adam ne yaptığını bilemeyecek hale gelmiş. Buradaki kardeşlerimiz de o bunağın etkisinde olduklarını zannetmiyorum ama bir acayip durum olmuş, şaşırtıcı. Ben özellikle Oğuzhan Asiltürk ağabeyimizden istirham ediyorum, Fatih’e sahip çıksınlar. Çok acayip bir şey var. Utanç duyacaklar bunu yapanlar sonra. Çok ayıp yapıyorlar. Ve hiç güçleri yetmeyecek bir şeye girdiler. Erbakan Hocama da aynı şeyi yaptılar. Güç yetiremeyecekleri bir şeydi. Nitekim karşılığını Allah onlara gösterdi. Şimdi de Fatih’e bu şekilde bir tavır alıyorlar. Çok ayıp bu. Çok tiksindirici, çok edepsizce hareketler. TV 5’in de bunu ben kasten yaptığını sanmıyorum, bir yanlışlık olmuştur ama bir bunağın Fatih’e karşı böyle ahlaksızca ve alçakça komplolar içerisinde olduğunu, onu Saadet Partisi’nden uzaklaştırmak için oyun yaptığını, etkisizleştirmek için gayret ettiğini biliyorum. O bunağın faaliyetleri ayrı. Ama TV 5’in bunu kasten yaptığına inanamıyorum, inanmıyorum. TV 5 bunu düzeltsin. Çok acayip. TV 5, onu da Erbakan Hocam kurdu. İnanılır gibi değil. Kanal 7’yi Erbakan Hocam kurdurdu, o bir şekilde bazı yöntemlerle başkasının eline geçti. Erbakan Hocam da bu sefer TV 5’i kurdurdu büyük emeklerle. Bu sefer de evladının haberlerini yayınlamıyor TV 5. Önce Erbakan Hocamı yayınlamıyordu. Şimdi de evladını. Yanlışlık var, yanlışlıkta ısrar olmasın. Ben bir vatandaş olarak istirham ediyorum. Şahsi kanaatim olarak çok çirkin buluyorum, kınıyorum, ayıptır. Çok mübarek, muhterem bir kardeşimiz Fatih. Onun bereketinden mutlaka Müslüman kardeşlerimiz istifade etmesi lazım. Öbür türlü bir uğursuzluk gelir Allah esirgesin. Nankörlük olur, uğursuzluk gelir.
Allah Allah ne ayıp ya. “Esselamun Aleykum Canım Hocam. Bu Pazar günü inşaAllah Bursa’nın Kestel ilçesinde Fatih Erbakan’ı dinlemeye gideceğiz. Bu programı dinlemek için, aslında dinlemek değil de Fatih Erbakan’ ‘yanındayız’ demek için Türkiye’nin her tarafından Erbakan Hocamız’ın talebeleri Bursa’ya, Kestel’e gelecek, inşaAllah. Buraya kadar her şey tamam ama birileri bu programı engellemeye çalışmakta. Hatta Bursa İl Teşkilatı da bu programa destek vermiyor. Kestel ilçe başkanı bile bu baskılardan nasibini almış görünüyor. Fatih Erbakan’la program yapmak isteyen teşkilat mensubu arkadaşlar çok fazla baskı altında kalıyorlar. İzmit’te inşaAllah 22 Ocak’ta tekrardan bir program daha yapacağız Fatih Erbakan’la. Ama bu programın iptal edilmesi için de çok baskı gördü arkadaşlarımız.” Ayıptır, Allah’tan korkun. Bu nedir bunlar? Çok acayip bir şey yapıyorsunuz. Saadet Partisi diye bir şey kalmaz böyle yaparsanız. Sakın, ben vatandaş olarak kınıyorum. Çok acayip. Herkes aklını başına alsın. Bir acayiplik var. Oğuzhan Asiltürk Ağabeyimize de ben sesleniyorum, istirham ediyorum. Bir çeki düzen versin o insanlara. Bir gariplik var. Erbakan Hocamız Saadet Partisi’ni kuran odur, Milli Görüş’ü savunan odur, Milli Görüş düşüncesini dünyaya sevdiren odur. Evladını emek emek yetiştirdi, Fatih’i. Fatih’i hiç yerine koyarsa adam Erbakan Hocamızı da hiç yerine koymuş demektir. ”Artık Fatih Erbakan Hocamız’ın önünü açması gerekenler bunu yapsınlar. Teşkilat mensubu arkadaşa baskıları bıraksınlar. Böyle yaparak bir yere varamazlar. Fatih Erbakan’ın Bursa programına normalde gitmeyecek olan Erbakan Hocamın talebelerini işlerini, güçlerini bırakarak yollara düşürüyorlar bu şekilde. Allah razı olsun Fatih kardeşimiz hiçbir şey yapmadan sürekli daha fazla sahipleniliyor. Daha fazla seviliyor, inşaAllah. Çıkmazda olduklarını anlasınlar. Önünü açsalar alacak götürecek, açmasalar da daha çok sahipleniliyor.” Tabiî ki sahipleneceksiniz. Erbakan Hocamız’ın parçası Fatih. Canımız o tabii. “Boşa çaba harcayıp kendilerine olan saygı ve sevgiyi yitirmesinler, inşaAllah” diyor. Kardeşimiz doğru söylüyor. Kocaeli’nden bir kardeşimiz. Allah Allah, Allah Allah. Ne kadar gariptir.
“Ben Finlandiya’da yaşayan 24 yaşında bir kızım. Geçen ay geçirdiğim bir rahatsızlık nedeniyle iki ünite kan almak zorunda kaldım. Acaba ben domuz yemiş oluyor muyum? “ Gülseren domuz momuz kalır mı? Ne alakası var? Yok yok bir şey olmaz.
“Hocam, çözüm Türk İslam Birliği’nde değil, Türk Birliğindedir. Görmediniz mi Osman Baydemir’in Filistin lideriyle konuşmasını? ‘Diyarbakır’ın bağımsızlığını görmek isteriz’ dedi Hocam. Allah Araplardan bizi korusun. En büyük İslam düşmanı Araplardır.” Haşa. “Değil miydi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in evini yıkıp otopark yapan? Yapmayın, Arapları övmeyin. Türkler olmasaydı İslam bu kadar saf ve temiz kalmazdı. Bizler Allah’ın askerleriyiz, büyük Türk milletiyiz. Ne demiş Nihal Atsız; ‘ Atan yüzde yüz Türk olduğu gün cihan senindir.’ Bu çok önemli. Ziya Gökalp atamız ‘Gerçek anlamda bir Türk’e Türk’ten başka dost olamaz.’ Bu atasözlerini lütfen yad edelim, inşaAllah. Allah yolumuzu açık etsin.” Kaan Arslan. Kaan sen ne yapıyorsun Kaan? Öyle laflar etmişsin ki sen, şimdi ben en az on beş dakika senin bu yaptıklarını anlatmam lazım. “Çözüm Türk İslam Birliğinde değil Türk birliğindedir” dersen Allah belanı verir, Allah esirgesin. Sen o zaman ırkçı olmuş olursun. Olur mu öyle şey? Sen Müslüman kardeşlerini hiç yerine koyacaksın, Müslümanlığı hiç yerine koyacaksın, “Türkler birleşsin” diyeceksin. Olmaz, çok yanlış konuşuyorsun. Müslümanlık olmadan Türklük olmaz, Türklük olmadan da Müslümanlık ileriye gidemiyor, zor haller yaşıyor inşaAllah. Dolayısıyla ırk bağına, kan bağına, genetik bağa bağlı bir Türk birliğinde Allah belanı verir. Öyle bir birlik olmaz. Olacak olsa zaten şu ana kadar da olurdu. Hep gayret edenler tepe aşağı düşmüşlerdir. Öyle bir şey olmaz. “Görmediniz mi Filistin liderinin Osman Baydemir’le konuşmasını?” Böyle bir şey mi demiş bu adam? Bir röportajda yalanlamış. Demek ki dememiş adam. Niye desin? Nesine lazım? “Allah Araplardan bizi korusun” Ne kadar korkunç, ne hallere gelmişsin sen, Allah’a sığın. Araplar peygamberimiz (sav)’in nesli, tertemiz Müslüman kardeşlerimiz. Sen Arap düşmanı olursan Fars düşmanı da olacaksın sen, başka kavimlere de düşman olacaksın. Ne olursun o zaman? Faşist olursun. Faşistten de daha beter olursun, şeytan haline gelirsin. Faşist bile yanında yunmuş yıkanmış kalır. Daha da beter olursun. Sakın ha. Araplar inşaAllah İslam’ın Müslümanların kardeşleridir, inşaAllah, İslam kardeşlerimiz. Olur mu öyle şey? Peygamber Efendimiz (sav)’in evini yıkıp otopark yapan oradaki bir avuç akılsız adam. Araplara nasıl mal ediyorsun onu, bütün Arap alemine? Milyonlarca Arap’ı iki üç tane dangalağın yaptığı hataya dayandırarak gözden çıkararak hepsini aynı suçla suçluyorsun. Sen ne yapıyorsun? “yapmayın Arapları övmeyin” diyor. Hayır, “ben Arabım” diyor Peygamberimiz (sav). “Arabı sevin” diyor. Peygamberimiz (sav) de Arap. Ben de Arabım Arap kanı var, seyidim ben. O zaman sen bana da düşman olacaksın? “Türkler olmasa İslam bu kadar saf ve temiz kalmazdı” doğru, Allah vesile etti Türkleri. Osmanlıyı vesile etti. Hakikaten İslam’ın sancaktarı oldu bin yıllık sancaktarı. “Kahraman ordu, imanlı millet” diyor Bediüzzaman. “Biz de Allah’ın askerleriyiz” doğru maşaAllah İslam alemi de Türklük alemi de Hizbullah’tır, Allah hizbidir, doğru. “Büyük Türk Milletiyiz” doğru, mübarek milletiz elhamdülillah. Ama bütün milletleri kucaklayan, şefkatli, hadim. Ne yapıyordu Osmanlı padişahları? “Biz hademeyiz” diyorlardı, hademe alameti takıyorlardı üstlerine.
Nihal Atsız Türkçü bir insandır, Türk milletini sever ama İslam’ı pek benimsememiştir yani üslubunda. Ben pek görmedim, duymadım. İslam’dan bahsettiğini, Peygamberimiz (sav)’i övdüğünü görmedim. Benim için bir şey ifade etmez o zaman. Türk Milletini eğer kan olarak, genetik olarak savunuyorsa Türk Milletine düşmandır o insan. Genetik anlamda, Müslümanlık olmadan, Müslümanlığa ehemmiyet vermeden Türk Milleti’nin ruhunu alarak, Türk Milletinin ruhu nedir? İslam’dır. Bedenimiz Türk, ruhumuz İslam. Ruhumuzu aldın mı sen öldürürsün sen milleti o zaman. Türklük diye bir şey kalmaz. Ceset kalır geriye, ceset. “Türk’e Türk’ten başka kardeş olamaz.” Öyle olur mu? Allah ayette, Kuran’da “Müslümanlar kardeştir.” diyor. Ancak Müslümanlar kardeştir, iman edenler. PKK’lı oluyor Türk oluyor, kardeş misin sen onunla? Kardeşiz diyorsan yazıklar olsun sana. Nerenin kardeşi? İmanla insan kardeş olur. Arap olur, Fars olur, Müslüman’dır, bağrımıza basarız. Türk’tür gider PKK’lı olur, it kopuk olur; tavır alırız. Müslüman olmadan Türklük olur mu? Osmanlı neyle Osmanlı oldu? İslam’la oldu değil mi? Türklüğün bedenini, İslam’ın ruhunu alıyoruz inşaAllah.
“Hocam Kuran’da örtünme ayeti var mı?” Müslüm Bayram.
Kuran’da örtünme ayetinin olup olmadığı konusu tartışmalıdır. Birçok alim, birçok hoca Kuran ayetlerinde açıkça bir başörtüsünden söz edilmediğini söylüyorlar. Ben de baktım Kuran’da hakikaten başörtüsüyle ilgili bir ayet yok. Humur, bir örtüden bahsediyor. “Göğüslerinizin üstünü örtüyle örtün.” diyor. Göğüsleri açık oluyor o devirde kadınların, aleni açık, onu örtün diyor Allah. Cinsel organları da açık, onları da örtün diyor Allah ayette. Edep yerleri yani, inşaAllah. Nur Suresi’nde; “göğüslerinin üzerine örtüyü vursunlar.” “Vursunlar, göğüslerinin üstüne kapatsınlar” diyor. Baş kelimesi, başörtüsü kelimesi geçmiyor. Herhangi bir örtüden bahsediyor Kuran’da. Şimdi bunu savunan hocalar var. Televizyonlara çıkıyor o kişiler. Kuran’da yok demeleri doğru. Böyle bir şey yok. Fakat icma-i ümmet vardır. Yani ümmet bunu yaşamış 1400 sene. Artık meşhur olmuş. Peygamberimiz (sav)’in uygulamalı sünnetiyle sabit. Fiili uygulamalı sünnetiyle sabit. Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesei, Sünen-i Davut, sahih hadis kitaplarının hepsinde vardır. Başörtüsü şeklinde değil, cilbap. Bana göre siyah çarşaf genişçe, bol yani yüzü açık bütün vücudunu saran cilbap şeklinde bir örtü. Bu vardır, yani bu şekildedir, başörtüsü şeklinde değil. Bütün vücudunu örten blok bir örtüdür, inşaAllah. Ve hadiste de belirtilmiştir nasıl olduğu. Ama başörtüsü olarak anlayan kardeşlerimize saygı duyuyorum, doğru güzel. Mesela bir kısım insanlar da dışarıda bir çok genç kız, hanım kız diyor ki; “hocam ayette öyle bir hüküm olmadığı için ben başörtüsünü kabul etmiyorum, Allah’ın öyle bir hükmü yok açıkça. Ayrıca bunu teyit eden yani başörtüsü takmadığınızda şöyle ceza görürsünüz diyen bir ayet de yok” diyorlar. Çünkü Kuran’da teyitlidir hükümler. Ben de diyorum ki icma var, icma-i ümmet var ve tevatür haddindedir hadisler, uygulamalı sünnettir, fiili. O yüzden detaylardan da anlatıldığı için ve bu vakte kadar da geldiği için siyah çarşaftır. Benim inancım bu. Ama yok diyene de saygı duyarım, ayette yok diyor, öyle diyorsa ona inanabilir. Ben ona bir şey diyemem. Ama başörtüsü tarzında, yani böyle türban tarzında bir örtüden bahsedilmiyor. Öyle bir şey yok, inşaAllah.
Kaya, önce fıkhı ön plana alma. Önce iman hakikatlerini ön plana al. İman hakikatlerini ön plana aldıktan sonra da İttihad-ı İslam’ı iste. Acillik sırasına göre bak. Önce iman hakikatleri, sonra İttihad-ı İslam. Sonra fıkha gir. Fıkıh kolay o. Sen yap İttihad-ı İslam’ı, fıkhı bana bırak inşaAllah. Siz İttihad-ı İslam’ı oluşturun. Fıkhı ben bir günde oluşturacağım size, söz bir Allah bir. Bir gün bile sürmez. En fazla bir-iki saat sürer. Ben onu hallederim. Ama sen İttihad-ı İslam’ı halletmeden oturuyorsun, daha hala detaylarla ilgileniyorsun. En büyük farzı yap önce.
Biraz ara verelim.
VTR
ADNAN OKTAR: “Hocam kitaplarınızı her ay bir miktar alıp, günde bir-iki tane hediye ediyorum. Tebliğ yapmadan önce tanıştığım kişilere kitaplarınızı önlerine koyduktan sonra hiçbir eleştiri duymuyorum ve müthiş değişimler oluyor inşaAllah.” Bak, ne güzel.
“Ben tebliğ yapamıyorum” diyor. Tebliğ yapmana gerek yok kardeş. Al bir kitap, hediye et. Bir tane. Adamın bütün dünyası değişir. Yani Harun Yahya kitapları hakikaten muhteşem. Çok çok etkili. İkinci bir yolu olmaz. Yani adam 10 satır bile okumuş olsa bütün dünyası değişir, inşaAllah.
Peygamberimiz (sav) diyor ki; “üç hasletten dolayı Arap’ı seviniz. Çünkü ben Arap’ım. Kuran-ı Kerim Arapça nazil olmuştur, cennet ehlinin konuştukları dil Arapçadır.” Şeyh Nazım hocamız genelde Araplarla ilgili bu hadisi söyleyip “ben Arapları severim çünkü Peygamberimiz (sav) severdi “diyormuş. Ama tabii ahlaksız Arabı biz de sevmeyiz, başkası da sevmez. Ahlaksız Türk’ü biz de sevmeyiz başkası da sevmez.
“Muhammed Adnan Hocam, üstat Bediüzzaman Hazretleri ‘Kahraman ordu ve imanlı millet bir gün hakikat hâli göreceği ve bu dehşetli komitenin yaptığı tahribatı tamire çalışacağı rivayetten anlaşılmaktadır.’ diyor. Hocam bu son zamanlarda yaşadığımız olayları mı gösteriyor?” diyor. Evet, tabii ki. Çok net yani. “Bir de Hocam babam yeni guatr ameliyatı oldu ve yakında prostat ve fıtık ameliyatı da olması gerekiyor, onun için bize dua eder misiniz Hocam?” İşte dünyanın aczi. Mesela o da delikanlıydı. Sor babana, “kaç yılda gençliğin geçti” dersiniz. O diyecek ki “göz açıp kapayıncaya kadar geçti” diyecektir. Biraz yaşı ileri olanlara sorsun gençler. Hepsi sorsun. Yemin ettirerek sorun “ne kadar sürede geçti?”. “Daha dün gibi” diyor. Bak, hemen hastalıklar gelmiş. Bak prostat, fıtık ve guatr. Üçü birden. Görüyor musun dünyanın aczini? Bağlanılacak yer mi dünya?
“Türk olmadan Müslümanlık olmaz” diye bir kelime olmaz. Bunun anlamı şu: yani Türklük alemi Müslümanlığı ayağı kaldırıyor. Müslümanlığı eski safvetli, heyecanlı, güzel günlerine çeviriyor. O anlamda. Yoksa güç, kuvvet bütün hepsi Allah’tadır. Türklük alemi, İslam alemini birleştirecek. Bu anlamda inşaAllah. Yoksa Türk-Kürt-Arap-Çerkez hepsi Hz. Adem (as)’ın evlatları, bir babanın oğulları. Hepsi birbirinin aynı inşaAllah. Ama Müslümanlık olmadı mı Türklük olmaz. Ama Türklük de mesela Osmanlı’dan sonra da İslam’ı ihya etmiştir. Bütün Avrupa’nın kapılarına kadar, Viyana’nın kapılarına kadar İslam’ı yaymıştır inşaAllah ve muhafaza etmiştir bin yıldan beri. Halen de öyledir. Türkiye olmasaydı İslam alemi kim bilir ne hale gelirdi Türklük alemi olmasaydı inşaAllah. Allah hizmet ettiriyor. Hadimdir, Türkler İslam dinine hadimdir. İnşaAllah. Yoksa gücün, kuvvetin tamamı Allah’tadır.
“Bir iyiliğe öncülük eden kimse, o iyiliği yapanın ecri gibi sevap vardır. Kuran’da şifre aramak iyilik midir?” Tabii ne güzel. Allah şifre gizlediyse Kuran’a onu görmek, o mucizeyi görmek ne kadar zevkli, ne kadar hoş bir şey.
“Bir videoda çalan piyano müziğinin ismini rica edebilir miyim?” diyor. İman hakikatlerini gösterirken güzel bir piyano müziği varmış.
“Çeçenistan’ın bugünkü konumu hakkında düşünceleriniz nelerdir?” Bilal kardeşimiz yazmış. Kardeşim bölge bölge kurtuluş olmaz. Ben alnımı kurtardım, gözümü kurtardım, burnumu kurtardım olmaz. Bütün vücudu kurtaracaksın. Bütün vücudu kurtarmazsan ölürsün. Seviniyor gözümü kurtardım diye. Öbür gözün ne olacak? Kolun-bacağın ne olacak? Kalbin ne olacak? Ciğerin ne olacak? Bacakların ne olacak? Değil mi? Bedenin işgal olmuş sen gözünü kurtarmanın peşindesin. Bir yeri kurtarmakla olmaz, bütün İslam alemini kurtarmak lazım.
Ömer Faruk: “Selamun Aleykum Sayın Hocam. Allah razı olsun sohbetlerinizi dinliyoruz, çok faydalanıyoruz.Acaba biraz da ruhumuza azık olarak” maşaAllah “zikir verseniz de onları çeksek insanoğlu faydalansa. Siz bizim mürşidimiz değil misiniz?” diyor.
SüphanAllah, SüphanAllah, SüphanAllah diyeceksiniz. Bunu derken zikirde bir sır vereyim, madem öyle güzle bir söz ettin. SüphanAllah da bayram sevinci duyacaksınız. Sen uyuyorsun, Allah uyanık. O’nu uyku tutmuyor. Ne güzel! Bütün kainat, evin, barkın, çoluğun çocuğun, kardeşin, bütün dünya selamette sen uyurken. Bedenin selamette. Ne sevinçli! Sonsuz bir aklın kontrolündesin ve O’na teslim olmuşsun. Vurmuş kafayı yatıyorsun, ne güzel elhamdülillah. SüphanAllah’ı sevinçle söyleyeceğiz, namaz sonundaki tesbihatlarda manasına kilitlen, manasına derinlik ver. Benim sana zikir sunuşum böyle olsun. Madem mürşit olarak görüyorsun. Ben sana öyle bir zikir sunuşu yapayım. Allah-u Ekber de, coş sevinçten. Televizyonu Allah yaratmış, bardağı Allah yaratmış, televizyondaki görüntüleri Allah yaratıyor, sesi Allah yaratıyor. Büyük, çok büyük, pek büyük. Büyüklüğüyle sevin, gücüyle sevin Allah’ın. Beynin ferahlasın, beynin, ruhun bayram etsin Allah-u Ekber dedikçe. Ne büyük bir sevinç! Böyle bir gücün, Allahu Ekber diyorsun, büyük Allah’ın kontrolündesin ve O’na emanetsin. Oh ne ala, ne güzel. Elhamdülillah zikri iki ayağının üzerinde yürüyorsun elhamdülillah, gözlerinle görüyorsun elhamdülillah, dilinle konuşuyorsun, elhamdülillah, Allah rızkını veriyor elhamdülillah, televizyonda sohbet dinliyorsun elhamdülillah. Domates geliyor kıpkırmızı, gayet tatlı üzerine tuz döküyorsun elhamdülillah. Domatesi bölüyorsun elhamdülillah. Biber lezzetli, ne kadar güzel elhamdülillah. Elhamdülillah bayramı yaşayacaksınız. Elhamdülillah bayramı, beyne, kafaya, ruha, her şeye şifa. Elhamdülillah, Allahu Ekber ve Estağfirullah. .
Estağfirullah, Estağfirullah, Estağfirullah. Çünkü hepimiz insanız, günaha giriyoruz. Üstünden tonlarca yük kalkar. Estağfirullah, estağfirullah. Bayramdır estağfirullah. Çünkü Allah,“affedeceğim” diyor. Sen de estağfirullah diyorsun. Affettiğinde cehennem sana haram kılınıyor. Başka da yer yok, cennetten başka yer yok. Şimdi mesela cehennem haram kılınınca başka bir ara yer yok. İlla ki cennete gideceksin o zaman, inşaAllah. Onun sevincini yaşa elhamdülillah. Elhamdülillah’ın sevincini yaşayacaksın, estağfirullahın sevincini yaşa. Allah-u Ekber’in sevincini yaşa. Sana tesbih tavsiyem bu işte. Tesbih dersi istiyorsan bu. Bu üç tesbihte de 33’er kere namazdan sonra çekiyorsun zaten. Bundaki şifayı yaşa, bundaki sevinci yaşa. Bundaki bayram sevincini yaşa, beynin ferahlasın. Estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah dedikçe böyle. Bir Estağfirullah’da bin kilo kalkar üstünden. Bir Estağfirullah’da iki bin kilo, bir Estağfirullah üç bin kilo. Tüy gibi hafif olursun otuz üçüncüsünde. 33 kere. 33 kere Allahu Ekber. 33 kere Allah’ın büyüklüğünü söyleye söyleye, o sonsuz büyük güce tam teslim olmuş olursun. Kalbinde acayip bir ferahlık olur o teslimiyetten dolayı, Allah’a güvenden dolayı. Çünkü protona da hakim, Neptün’e de hakim, Platon’a da hakim, her yere hakim. O’na teslim olmuşum, oh ne güzel. Ölüyorsun, ölmüyorsun. Öldüğünde diriliyorsun. Ne kadar şahane, maşaAllah. Ölme diye bir olay yok. Görüntü kaybolmuyor. Televizyon filmleri seyrediyorum. Eski filmlerin izlendiği bir kanal var. Ona ayarladım televizyonlardan birini. Eski mesela 1940’larda çekilmiş. Adamların hepsi şu an Allah katında yaşıyorlar aynısıyla. Televizyonda da Allah gösteriyor. Bak bu tarzda yaşıyorlar diye bize gösteriyor. Yani nasıl yaşadığını merak ediyorsanız işte bu tarzda yaşıyorlar. Bak “televizyonda bile ne kadar kolay yaratıyorum. Benim Katımda nasıl kolay yaratıldıklarını size çok basit bir gölgeyle gösteriyorum. Net olarak da Benim katımda nasıl yaşadıklarını bilin” diye gösteriyor Allah. Çünkü orada görüntü olarak yapıyor. İsterse üç boyutlu görüntüyle de yapar. Net canlı da yapar. Kendi Katında canlı olarak görüntüsü var. Bizim katımızda biraz daha netliği kaybolmuş ama aynısıyla duruyor. Adamlar yine konuşuyor, yemek yiyor, oturuyor, kalkıyor, kıyafetleri falan olduğu gibi duruyor adamların kıyafetleri. Hiçbirinin kıyafeti bozulmamış. Allah Katında olduğu gibi durur kıyafetler. Hiçbir şey olmaz. Her görüntü, her şey duruyor, hiçbir şey kaybolmuyor. Mesela bütün konuşmalarımız, çocukluğumuzda yaşadığımız hiçbir şey kaybolmadı Allah katında, olduğu gibi duruyor. Ne güzel. Allah katında emanet. Öyle duruyor Allah’ta. İsterse gösteriyor, isterse göstermiyor. Eğer aleyhine değilse gösteriyor. Aleyhineyse göstermiyor. Ama saklıyor, muhafaza ediyor. MaşaAllah.
Ömer Faruk tamam mı inşaAllah, bu kadar.
CEYLAN HANIM: Ne kadar mükemmel anlattınız Hocam maşaAllah. Çok samimisiniz Hocam. İnsanın ruhuna etki ediyor anlattıklarınız. Benim ruhumsunuz Hocam siz.
ADNAN OKTAR: Ekrem Kevioğlu. “Arapların canı cehenneme” demiş. “Arapların canı cehenneme” konuşulacak söz mü? Ne kadar ayıp Ekrem. Ne kadar ayıp, değil mi? Müslüman, kardeşlerini sever. Arap olsun, acem olsun. Bak diyor ki Peygamberimiz (s.a.v): “Arap’ın aceme, yani acem olmayana, acemin de Arap olmayana üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvayladır” diyor. Nereden çıkarıyorsunuz bu ırkçı kafayı böyle? Kim zehirledi sizi böyle?
“Hocam Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahu ve Berakatuhu. “Nasılsınız Hocam?” diyor. Elhamdülillah. “Sabah namazına kalkamıyorum.” Allah, Allah ne biçim bir söz bu? Ya Allah, bismillah diyeceksin aşkla, şevkle. Ne güzel, Cenab-ı Allah canını geri vermiş. Hamd et Cenab-ı Allah’a. Sabah kalktığında ruhun geri verilmiş. Bak, gözlerin görerek kalkıyorsun. Bazı insanlar vardır. Sabah kalkar, gözü görmez. Ağzı burnu eğilmiş kalkar. Felç olmuş olarak kalkıyor. Sağlıkla, sıhhatle kalkıyorsun. Hastalıksız kalkıyorsun. Ya Allah, Bismillah de, git elini yüzünü yıka, kendine gel, açıl değil mi? Güzel bir bardak su iç. Ondan sonra güzelce namazını kıl. Ondan sonra vur kafayı yat. Yine ne yapıyorsan yap.
“Hocam göz zinası normal zina kadar günah mıdır?” Mustafa Yavuz. Göz zinası, kulak zinası, avuç zinası, omuz zinası, bacak zinası, topuk zinası… Zina bir tane zina vardır. Çeşit çeşit böyle yok gazoz zinası, yok üzüm zinası, yok domates zinası, çeşit çeşit zina olmaz. Zina zinadır. Gayri meşru cinsel ilişki haramdır, bu kadar. Başkasının hanımı veyahut kızı. Adam diyor ki “ben baktığımda ayarım kaçıyor”. Böyle hastaysan sen kız kardeşin de sutyenle yanında geziyor evde. Orada da sapıklığın tutacak demek ki. Orada da ensest ilişkiye gireceksin. Orada kendini kontrol edemiyorsan sokakta, evde nasıl kontrol edeceksin sen? Diyor ki “ben kendime mukayyet olamıyorum”. Annene karşı da mukayyet olamazsın sen o zaman o kafada. Kız kardeşine de mukayyet olmazsın. Çünkü Kuran’a göre onlar senin yanında rahat gezebilir. Rahat giyinebilirler, sutyenle gezebilir. Çamaşırla gezebilir. Mesela çok güzel bir kız kardeşi oluyor bir delikanlının. Ne olacak? Ensest ilişki, ahlaksızlık. Başkasının kızına öyle bakan kendi anasına, kendi kız kardeşine aynı şekilde bakar. Olay budur. Allah esirgesin. Orada ona iradesi yetmiyorsa helale, harama. Orada da helale harama iradesi yetmez. Çünkü helale harama önem vermeyen adam her yerde helale harama önem vermez.
“Selam sana cananım, muhterem Hocam. Allah’ın aslanı, Haydar Muhammed Adnan Hocam. Her an ve her dakika iman hakikatleri anlatırsın. Kuran’ın hikmetlerini ortaya çıkarırsın. Demagoji yok, hurafe yok. Samimi anlatım yaparsın. Hey maşaAllah, Allah’ına kurban olduğum Hocam. Çok yakışıklısın.” Şiir tarzında yazmış, maşaAllah.
“Sayın Adnan Oktar Hocam. Annem sizin düşüncelerinizi çok beğeniyor. Onun sayesinde ben de sizi takip etmeye başladım. Annem Fatoş’a selamlar.” Fatoş anneye ben de selam ediyorum, hürmetler ediyorum
“Adnan Hoca’yı Twitter takip ediyor. Şu anda TT listesinde. ‘Ben bilirim kadınların detaylarını’, dedi” diyor. Barbaros Sira. Bilirim tabii. Ne var? Doğru. Ruhlarını, kişiliklerini, şahsiyetlerini. Çok iyi tanırım kadınları. Ruhlarını çok iyi analiz ederim, kişiliklerini.
ADNAN OKTAR: Münevver Hanım. “Sayenizde Hocam imanımdaki eksikliği fark ettim ve bu acziyetimi ve cahilliğimi eserlerinizle gidermeye gayret ediyorum, inşaAllah. İmanımdaki eksikliği gidermemi Allah nasip eder. Hocam ne kadar cahilmişiz. Kendi dinimizi tanımamışız. Uyuyorduk, uyandırdınız bizi Hocam. Allah sizden binlerce kere razı olsun. Hocam insan kalbi niye daralır? Nefes alamayacak gibi olur? Allah’a dua ediyoruz ama yine de bir sıkıntı oluyor. Niye Hocam? Lütfen cevap verin. Kalbim çok daralıyor. Bir de bu tokalaşma konusunda, bir bayan ve bir erkek tokalaşması gerçekten haram mı? Bu da mı bize yanlış öğretildi? Dinimizi hep yanlış öğrenmişiz. Lütfen cevap verin canım Hocam. Münevver Yıldız.” Bir kadın bir hanzoyla tokalaşırsa bu anormal bir harekettir. Elin öküzüyle, ayı gibi herifleriyle, leş gibi elin ahmağıyla tokalaşma olmaz. Tokalaştığın insan ehli imansa, güzel ahlaklıysa, dürüstse, güvenilir, son derece aklı başında, Allah’tan korkan bir insansa o ayrı. Ama gidip elin çakalıyla, elin itiyle gidip tokalaşırsan bu olmaz tabiî ki. Hem maddi hem manevi pislik. O güzel elini o pisliğe niye sürersin? Ha lağıma sokmuşsun elini, ha o pislikle gidip tokalaşmışsın. Aynısı yani. Ama nur gibi bir insansa, güvenilir bir insansa, efendi bir insansa o seni zaten canı gibi korur, kollar inşaAllah.
Sıkıntıyla ilgili, tansiyonun yüksektir. Tansiyonuna bak. Kolesterolün yükselmiş olabilir. Et yemeyin fazla, ağır yiyecekler yemeyin. Zeytinyağlı sebze yemekleri yiyin. Kolesterolünüz yüksekse ona uygun tedavi uygulanması lazım. Doktor kontrolünde tedavi uygulanması lazım. Ona dikkat edin. Tansiyonunuzun yüksek olmamasına özen göstereceksiniz. Uykunuza dikkat edin.
“Selamun Aleykum Hocam. Erbakan Hocamız’ın evladı Fatihe olan sevginiz, bizleri çok mutlu ediyor. Allah razı olsun. Bu fitneyi de siz engellediniz. Allah bu fitneyi de sizin elinizle ortadan kaldırdı. Allah sizden razı olsun. Allah yolunuzu açık etsin.” demiş Abdullah Bilisi. Yalnız Abdullah Bilisi müstear isim. Abdullah kendi ismin değil. Abdullah niye öyle yapıyorsun? Ne gerek var? Sen Müslüman insansın. Sahte isme ne gerek var?
Zülfikar yazmış. “Hocam bir sorum olacaktı. Belli bir yaşa kadar insan namaz kılmamışsa. Misal; 30 yaşına kadar. Ondan sonra diyelim kılmaya başladı. Geçmişte namaz kılmadığı için kaza yapması gerekiyor mu?” Tabiiki. “Geçmiş günlerin namazını kılması gerekiyor mu ve Kuran’da bununla ilgili ayet var mı?” Kuran’da bununla ilgili ayet yok ama sünnete göre öyle. “Bir de Hocam; hem çok yakışıklısınız, hem de çok bilgilisiniz. Erkek talebeleriniz de öyle. Bayan hanımlar da çok bilgililer. Hakikaten Hocam maşaAllah.” diyor.
Kardeşimiz bir ayet göndermiş. “Başörtülerini yakalarına vursunlar.” Başörtü diye bir kelime yok orda. “Örtülerini göğüslerine vursunlar. Göğüslerinin üstüne vursunlar.” Başörtüsü kelimesi yok. Müslümanlara yalan söylenmez, günahtır. Yani “Kuran’da bu böyle geçiyor” dersen harama girersin. Baş kelimesi yok. Örtü diyor. Herhangi bir örtü. Masa örtüsü için de aynısı. Humur, örtü. “Örtülerini göğüslerinin üstüne vursunlar” diyor. Ama Ahzap Suresi’nin 59. ayetinde “üstlerine cilbaplarını alsınlar” işte o çarşaftır, komple, siyah çarşaf. Beyaz da değil, siyah çarşaf. Yani benim hadisten anladığım bu. Yani kavli sünnetten, uygulamalı sünnetten anladığım budur inşaAllah. Ama Nur Suresi’nde öyle bir ayet yok. Yani öyle bir kelime yok. Orada geçiyor diyorsa yalan söyler. Olmayan bir şeyi söylemiş olursun. Allah adına yalan söylemiş olursun. Yalan söyleyip uydurmaya gerek yok. Neresinde geçiyor orada baş kelimesi? Örtü diyor. Göğüslerinin üstüne örtüyü vursunlar. Ahzap Suresi’nde vardır. Cilbap, o bütün vücudu kaplayan çarşaftır, siyah çarşaf. Kavli uygulama Peygamberimiz (sav)’in zamanında bu şekilde uygulandığına dair açık, aleni hadisler var inşaAllah.
Başörtüsü kelimesi ayrıdır Arapça’da. Nerede başörtüsü kelimesi geçiyor? Humur. Masa örtüsüne ne diyorsun? Humur. Televizyonun üstüne örttüğün örtüye ne diyorsun? Humur. Yere örttüğün örtüye ne diyorsun? Humur. Göğse vurulacak örtünün ismi nedir? Humur. Nerede burada başta başörtüsü? Ne gerek var yalan söylemeye? Ne gerek var zorlamaya?
“Başınıza aldığınız örtüleri boynunuzdan omuzlarınızdan aşağı salın” niye bu zorlamaları yapıyorsunuz? Niye zavallı hallere düşüyorsunuz? Nerede geçiyor Kuran’da bu böyle? “Dikkat ederseniz başınızı örtün denmiyor da, başınıza aldığınız örtüleri boyunlarınızdan omuzlarınıza aşağı doğru salın deniyor.” Bunun yalan olduğu belli. Yalan söylüyorsun göz göre göre. Nerede geçiyor Kuran’da böyle? Ve bu yalana ne gerek var? Niye ihtiyaç duyulsun bunu? Ve bunun yalan olduğu hemen ispat edilecek bir şey. Adam hemen açar bakar Kuran’ı. Bakacak böyle bir kelime yok. Ne gerek var yalan söylüyorsun? Ahzab Suresi’ndedir. Ahzab Suresi’nde orada “örtülerinizi alın” siyah çarşaf, budur. Başka da öyle başörtüsü bezine kafasına herhangi bir kumaş sarmak, öyle bir ifade yok, inşaAllah. Bunu zorlaya zorlaya bu kadar yalan söylemeye ne gerek var? Ne zavallı hallere düşüyorlar. Başörtüsünden göğse kumaş mı sarkar? Yani öyle bir başörtüsü olacak ki. Yani ne kadar garip bir şey. Başörtüsü aşağı doğru sarkacak, ordan geriye doğru çevirip göğsünün üstüne vuracak. Yani göğsün örtülmesi için buna mı ihtiyaç var? Cenab-ı Allah orada açık ifadesi. Göğsü açık kadının göğsünün kapatılması gerekiyor. Orada ölçü göğsü. Göğsü açık, göğsü kapatılıyor. “Göğsünün üstüne de örtüyü vur” diyor Allah. “Göğsünün üstüne örtüyü vur.” Yalan söylemeye ne gerek var? Evirerek, çevirerek yani ne kadar mantık zorlaması. Başına sardıysa örtüyü zaten başı kapandı, bitti. Örtüden parça marça kalmaz orda. Başını anca örter oradaki örtü. Nereden biliyorsun o kadar sarkacağını örtünün aşağıya doğru? Adam başını örttüyse normal bir örtüyle örter. Ancak yeter kafasını örtmeye. Öyle bir örtüden bahsediyorsun ki her yerini saracak şekilde. Ne gerek var bu kadar zorlama yalanlara?
Humur herhangi bir örtüdür. Yani her yerde kullanılan örtüleri düşünün. Tepsinin üstüne kullanılan humur, yerdeki örtü humur, adam sırtını örter humur, bir eşyanın üstünü örter, humur. Örtü. Baş kelimesi yok.
Erdinç Demirezen. “Hocam bayanlara kötü gözle bakmadığınızı biliyorum. Sürekli güzel bayanlar etrafınızda. Bunun sebebi veya sırrı nedir? Yanlış anlamayın.” diyor. Benim canlarımda Allah böyle güzel tecelli ediyor. Allah benim yanıma gönderiyor. Kaderim böyle.
CEYLAN HANIM: Kaderde Allah bizi beraber yazmış Hocam. Allah’a çok şükür. İnşaAllah ahirette de beraber oluruz Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah benim kalbime müthiş bir kadın sevgisi koymuş. Ama müthiş. Çocukluğumdan beri çok severim kadınları. 7 yaşındayken bile çok severdim. Bilinirdi yani, herkes bilirdi. Allah en güzel kadınlarla birlikte olmayı nasip etti.
EBRU HANIM: Bize de en güzel insanla beraber olmayı nasip etti.
AYLİN HANIM: Hocam bizim kalbimize sizin sevginizi koyan da Allah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Dolayısıyla nereye baksam güzel kadın görüyorum. Yurt dışından da hep güzel kadınlar geliyor. Yurt içinde hep güzel kadınlar. Hep güzel sözler duyuyoruz. Hep aşk ifadeleri duyuyoruz. Ama kadınlardan aldığım zevki bir bilseniz. Yani çok şiddetli. Çok çok şiddetli. Yani tahmin edemeyeceğiniz kadar. Acayip seviyorum. Müthiş bir görünümleri var. Acayip güzel varlıklar. Çocuklar ayrı güzel, küçük çocuklar. Acayip şekerler. Mesela bir tavşandan, kediden aldığım zevk benim çok şiddetli.
Bak şu fasulye, nasıl titiz bakıyorum? Her gün kontrol ediyorum. Yapraklarını düzenliyorum. Ölür diye çok özen gösteriyorum. Cereyanda kalmasın diye havalandırmayı çalıştırmıyorum, cereyanda kalır, üşür diye. Havanın geldiği bir yerde sürekli sıcak kalsın diye. Çünkü daha üstte tomurcukları var. Yapraklarını aldım, üstten 3-4 noktadan çok güçlü yaprak açmaya başladı. Nereden biliyorsun onu? Yapraklarını azaltınca, yeni yeni o kadar çok yaprak açtı ki. Dallandı budaklandı üstlerden. Körpe körpe, tatlı tatlı. Ana yapraklar var. Onlar çok baba yapraklar. Asıl besleyenler onlar, maşaAllah, onlara titizim, ışığa yaklaşmasınlar diye. Aralarına da böyle engel koydum. Vitaminlerini her gün veriyorum. Hatta sağlama alayım diye suyu koyuyorum, su altından çıktı. O zaman daha rahatladım. Çünkü bazen tedirgin oluyorum. Susuz bırakır mıyım acaba diye. Mesela çok hoşuma gidiyor. Bakmadan edemiyorum. Çok zevk alıyorum. Başkası için aleladedir. Orada baktım küçük bir tohum kendiliğinden açmış kerata. Ne olduğunu bilmiyor bile. Ufak köfte. Kenarda hiç alakasız alakasız. Davet de etmedik. O da öyle kenardan gidiyor öyle.
“Hocam sizi inanılmaz seviyoruz. Kız arkadaşlarım da çok seviyorlar sizi.” diyor. Hüseyin yazmış. Kız arkadaşlarının da isimlerini yazmış. MaşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam.” diyor. Aleykum selam. “İyi geceler güzel insan. Bu gece müzik yok mu? Canım Hocam sizleri çok seviyoruz. Adnan Bayrak.” diyor.
“Hocam bugün doğum günüm. Dua ve selamlarınızı bekliyoruz. Doktor Kerem.” Allah sana daha da uzun ömür versin. Sağlık sıhhat versin Kerem kardeş.
“Hocam uyuyamıyoruz sayenizde. Ama hiç pişman değilim. MaşaAllah. Uyku yok siz yayındayken” diyor. Muharrem Boyun.
“Adnan Hocamız her detayı biliyormuş.” diyor. Bak şimdi bak. Bunların diline bir düşmeyegör.
Ben Fatih’in tüyüne dokundurtmam. Yani şahsım adına söylüyorum. Onu emanet olarak görüyorum. Erbakan Hocamızdan parça. Ben Saadet’li değilim. Saadet Partili değilim. Bir kardeşimiz de yazmış, “Hocam, hiç Erbakan Hocamızla çekilmiş resimleriniz var mı?” Allah Katında çekilmiş resimlerimiz var bizim. Erbakan Hocamızla bizim saatlerce sohbetimiz var. Ama benim talebelerimin hocamızla kol kola çok fazla fotoğrafları vardır. Çok çok fazla. inşaAllah. Ama bizim fotoğrafımız Allah Katında çekildi, ahirette görürsün inşaAllah.
Gereksiz şekilde başörtüsü konusunda tedirgin oluyorlar Allahualem. Başörtüsüne bir şey olacak diye cayır cayır gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlar. Yok başından aşağı sarkan zaten kafanızda olan başörtüsü. Nereden geçiyor Kuran’da öyle bir şey? Ne gerek var yalan söylüyorsunuz? Cilbap siyah çarşaftır. Bu kadar açık. Niye oturup yalan söylemeye ihtiyaç duyuyorsunuz? İnşaAllah.
Cudi Eray. “Erbakan Hocamız’a sevginiz neden, çözemedim.” Ben Erbakan Hocamı çok eskiden beri severim. Ta lise yıllarından beri severim. Hep talebelerim, arkadaşlarım Erbakan Hocamızın yanına giderdi ziyarete. Ben de giderdim, sohbet ederdik, konuşurduk. Bazen Saadet Partisi’ni savunduğum, yani Saadet Partili olduğumu düşündüğüm yıllar olmuştur. MHP’yi de öyle savunduğum, MHP’li olduğum yıllar da olmuştur yani düşünce olarak. Ama sonra lise bittikten sonra, üniversite başladıktan sonra Allah Partisinin taraftarı oldum, Hizbullah oldum. Bütün Müslümanları desteklemeye karar verdim. Bütün partileri sevdim. Hepsini Müslüman kardeşlerim olarak bağrıma bastım. Ama Saadet Partili çok mazlumdur, çok tatlı, iyi insanlar. Seviyorum ben onları yakından tanıdığım için. Erbakan Hocam da çok candan. Allah aşkıyla var gücüyle gayret etti. Anlı şanlı şehit oldu. Şimdi de evladını iblis kuşattı. Ben iblisi seyretmem. İblisin kafasını ilimle, bilimle, hukukla ezerim inşaAllah. Yani kokuşmuş bunaklara ben şahsen, vatandaş olarak yem etmem Fatih’i.
Marşlar/Fasıllar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...