DAMLA HANIM: Gözbebeğimiz, çok değerli Hocamızla yayınımıza başlıyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah’ın hikmeti, ben bilmiyorum da, ahlakı güzel kadın o kadar sık rastlanan bir şey değildir. Hasutlar güzel kadınların güzelliğini vurgulamak değil de, onlar da kusur bulmaya çalışırlar, onları üzmeye çalışırlar. Çok öyle ahlaksız vardır. Hiç kaile almasınlar genç kızlar öyle vakaları da. Çok yaygındır. Güzel yönünü değerlendirmek istemezler. Hiç tahmin edemediğin yönden yaklaşırlar samimiyetsiz adamlar, onları kale almayacaksınız, inşaAllah.
Çocuklardaki bu nur, bu tatlılık çok güzel bir şey. Seyreden kardeşlerimizin dikkatini çekiyor. Buradaki bu nurda bir harikuladelik yok mu? Çok efendiler, çok dürüstler. Asla yalan söylemezler, asla ve asla. Çok soylu, asiller. Çok dindarlar, maşaAllah.
EBRU HANIM: Siz vesile oldunuz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Namazlarına maşaAllah, dualarına, tesbihatlarına çok titizler, maşaAllah.
YASEMİN HANIM: Hocam maşaAllah, bu dünyada Allah’ın bana nasip ettiği en büyük nimetlerden biri, bana sizi nasip etmesi, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: “Hoş geldiniz Hocam. Sizi sabırlıkla bekliyordum” diyor, İsmet Taş. İsmet yalnız kendi soyadın değil. Niye öyle? Nereden biliyorum? Biliyorum işte.
Mehmet Türkmaya; “Sevgili Hocam iyi günler dilerim. İlk olarak maruzatım benim face adresimden size kötü söz söylenmiş. Siz de beni dava etmişsiniz. İsteğim davanızı geri çekmeniz. Çünkü benim hiçbir suçum, günahım yok. Benim IP’m dükkanda her an için açıktır. Gelip başka biri de yazmış olabilir. Sizi sevmeyen biri de olabilir. Eğer dava açarsanız öğrencilik hayatım sona erecek. Yapan kişi adına sizden kat kat özür diliyorum. Ne olursunuz Hocam, isteğimi kabul edin ve davanızdan vazgeçin. Yapmadığım bir söz için ceza çekmek zorunda kalacağım. Bu suçu ömür boyu taşımak zorunda kalacağım. Saygılarımla, Mehmet Türkmaya.” Olabilir tabii, mümkündür. Bilgisayarı açık kalır, birisi bir şey söyler. Ama onu bize vermen lazım o kimse. Ben yaptım oldu, olmaz. O zaman başkası da gelir der ki; “açık kalmış bilgisayar, diyen demiş.” Şimdi ben sana “açık kalmış bilgisayar, diyen demiş” desem, yakışıkalmaz. O ilgili kişiyi bulup, getireceksin. İstirham edeceğiz, inşaAllah. Sen bulamazsan, biz buluruz. Hukukla, kanunla buluruz. Eğer o konuda gücün yetmiyorsa, hukuki imkanın yoksa, bulunur. Oraya gelen giden kişilerin adından, soyadından her şeyinden çıkartırız, inşaAllah. Ben hakaret istemiyorum, çirkin söz istemiyorum. Ama şaka, muhabbet, bak İnci Sözlük’teki hayta keratalar espri yapıyorlar, ben çok seviyorum hepsini. Hoşuma gidiyor. Ekşi Sözlük’teki o cinler, keratalar espri yapıyorlar, hoşuma gidiyor. Espriye ben açığım, şakaya açığım. Ama hakaret için bir sebep yok. Bu çok anormal bir söz, anormal bir tavır. Bana ve sevdiklerime hakaret ettirmem. En başta Allah’a, Resul (s.a.v.)’e, Kitabullaha, Şeyh Efendilere hakaret ettirmem.
“Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in,‘Hz. Mehdi (a.s)’ın adı adıma, babasının adı babamın adına benzer’ diye hadisi var.” Evet.“Hz. Mehdi (a.s)’ın adı; Adnan,babasının adı ne olacak? Mesajla dönerseniz mutlu olurum, inşaAllah. Allah yardımcınız olsun.” Babasının adı daAdnan, kendi adı da Adnan, o anlama geliyor. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’in adı da Adnan’dır. Peygamberimiz (s.a.v.)’e, Hz. Ali (keremullahi veche) “Mustafa Adnan Peygamber” diye hitap ediyor. Hz. Ali (r.a)’ın kendi yazdığı yazılarda, şiirlerde hitabı “Mustafa Adnan Peygamber.” Biz de o kaynaktan alıp aynısını aktarmış oluyoruz, inşaAllah.
“Esselamu Aleykum Seyyid Adnan Hocam. Bir insan evliyse ama ahiret arkadaşını başka biri olarak Allah’tan isteyebilir mi? Adımı söylemeyin lütfen.” Tamam, söylenmez zaten, nasıl söyleyeyim? Söylenir mi? Böyle acı olaylar oluyor. Mesela genç kızlar sevmediği, hoşlanmadığı elin sığır gibi herifleriyle gidip evleniyorlar. Ailesinin baskısıyla, toplumun baskısıyla tahammül ediyorlar, leş gibi kokan o heriflere tahammül ediyorlar ömürlerinin sonuna kadar. Gönülleri tabii iman ehli olan, çok sevdiği bir insanda oluyor. “Keşke ahirette onunla olsaydım” diyor. Hiçbir kadın hiç kimseyle evli olmaya mecbur değildir. Eğer takva bulmuyorsa, imanını, ahlakını, kişiliğini yeterli bulmuyorsa boşanmak da helaldir. Boşarsın olur biter. Ömür boyunca, bir ömrünü mahvetmiş olacaksın. Bir ömür çile çekeceksin, bir ömür canını yakacaksın, bir ömür sürüneceksin, hiç uğruna. Ne var orada? Helal olan bir şey, eğer ahlakını, kişiliğini, karakterini, cibiliyetini sevmiyorsan, negatif elektrik alıyorsan ne mecburiyetin var? Kalben, imanen seviyorsan, Allah’ın tecellisi olarak aşkla seviyorsan, ahirette beraber olmaktan mutlu olacağına inanıyorsan o kişiyle evlen, ne zorun? “Oldu bir kere” olur mu? Oldu bir kereyle evlendiysen oldu bir kereyle de boşanırsın, inşaAllah. Ne mecburiyetin var?
Veysel, Oktay, Sabriye Uzun, Tuğçe Karadağ, Atilla Menekşe, Ayda Hanım yazmış, Mümine Hanım yazmış.
“Tabiat Tarihi Müzesi’nde evrim karşıtlığı.”Bu solcu arkadaşlar, bu çocuklar hakikaten,hiç evrimin böyle tepe takla gideceğini ummuyorlardı. Ben de öyle ilkokulda, ortaokulda düşündüğümde çok zor görüyordum. Çünkü bilim, sanat tamamen solun elinde gibi görünüyordu. Ben bir de yaratılışı ispat eden fosil yok zannediyordum ilkokulda, ortaokulda. 350 milyonun üstünde fosil varmış. Proteinler, kofullar, mitokondriler, her şey evrimi yerle bir ediyor. Sol niye çırpınıyor? Bu garibanlığa ne gerek var? Bunlar akıllı çocuklar, biraz şöyle akılcı düşündüklerinde zaten evrimin olmadığını çok net anlıyorlar. Anlaşılmayacak gibi bir şey değil. Koskoca delikanlıları böyle hallere düşürmenin alemi ne? Direnmenin alemi ne? Niye bilime ve gerçeğe direnirsin? Neyine direniyorsunuz? Kardeşim 350 milyon fosil, insaf. Buna karşılık bir tane evrimi ispat eden fosil çıkmıyor. Siz mutlaka zeki, akıllı çocuklarsınızdır. Bunu nasıl fark edemiyorsunuz? Bu çocuksu inadın anlamı ne? Ne gerek var bu kadar diretmeye? Alın bir protein molekülünü, bir koyun, bakın, mümkün mü? Bir protein o kadar hassas bir madde ki. Ve kanaviçe gibi, öyle bir kurgusu var ki. Bir proteinin oluşabilmesi için mutlaka başka bir proteine ihtiyaç var. Sol çok eski yöntemlerle gidiyor, soluk dergiler, boş sloganlar, daha hala okullardan öğrencileri toplayıp Taksim’e götürmeler. Debelenme tarzında hareketler bunlar. Lise mezunu genç kız şimdi mecburen, “haydi gidiyoruz arkadaş” deyince gidiyorlar oraya, Taksim’e, bu soğukta. Bunlar bayağı zeki kızlar, zeki delikanlılar. Şimdi, evrimle ilgili bakıyor, internete de giriyor, hepsinin var bilgisayarı. “Şunun aslı astarı var mı, bir bakayım” dediğinde, Harun Yahya sitesine geliyor, bilimsel deliller şakır şakır dökülmüş, anlatılmış. Ne yapması gerekiyor burada çocuğun? Hakkı kabul edecek mecburen.
Ben kiminle konuşacağım?
DAMLA HANIM: Lauren Booth.
ADNAN OKTAR: Kimdir bu hanımefendi?
DAMLA HANIM: Bu gazeteci Tony Blair’ın baldızı olduğu için Müslüman olması İngiltere’de büyük bir ilgiyle karşılandı. Siz çok iyi biliyorsunuz zaten, daha önce röportaj yapmıştınız 2008 yılının Haziran ayında İslam Channel’de çalıştığı sırada İstanbul’a gelmişti.
ADNAN OKTAR: Tony Blair’ın baldızı?
DAMLA HANIM: Yayına bağlanacak olan bayan gazeteci Lauren Booth, The Sunday Times, Male, Daily Mail, New Statesman gibi çeşitli gazetelerde yazılar yazıyor. Aynı zamanda da BBC ve Sky News gibi İngiltere’nin en büyük televizyon kanallarında programlar yaptı. İran’ın Press Tv isimli İngilizce yayın yapan kanalı için de bir süre çalıştı. Kendisi 2010 Ekim ayından beri İngiltere’den yayın yapan İslam Channel kanalında düzenli olarak Program yapıyor. 2005 yılından itibaren İsrail işgaline karşı ve adaletin sağlanması için Filistinlilere destek vermek üzere kampanyalar ve çalışmalar yürüttü. ‘Gazze için Özgürlük’ hareketiyle deniz ve kara yolundan Gazze ablukasının kırılmasına aracılık etti. Lauren Booth 2008 yılında da devam eden İsrail ablukasının kaldırılmasının aciliyetine dikkat çeken eylemcilerle birlikte de Gazze’ye gitti.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, iyi güzel.
LAUREN BOOTH: Benim biyografim biraz daha farklılaştı. Düzeltme yapabilir miyim yeni bilgilerle?
ADNAN OKTAR: Tabii tabii buyurun. Ama önce bir Selam diyeyim, hal hatır sorayım. Nasılsınız Lauren Hanım? Selamun Aleykum.
LAUREN BOOTH: Aleykum Selam Sayın kardeşim. Seneler önce sizinle bir araya gelmiştik, hatırlıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah, Allah nurunuzu arttırsın. Allah mübarek etsin. Hicap da yakışmış, maşaAllah.
LAUREN BOOTH: Elhamdülillah. Bir İslam kanalı için çalışmak, Gazze’ye gitmek, Müslümanları dua ederken görmek hepsi benim İslam’ı kabul etmemi sağladı. Dolayısıyla şu an bugün bu şekilde Müslüman’ım.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Daha bir derinleşmişsin, daha bir iyi olmuşsun. Allah şevkini, heyecanını arttırsın, mücadeleni Allah mübarek etsin. İlimle, fenle, sevgiyle, güzellikle.
LAUREN BOOTH: İnşaAllah Sayın kardeşim. Size davanın Müslümanların hayatındaki rolü hakkında soru sorabilir miyim? Etrafımızdaki insanlara davranışımız nasıl olmalı? Müslüman olarak etrafımızdaki insanlara nasıl bir davranış şekli sergilememiz gerekiyor?
ADNAN OKTAR: En önemli şey, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti olan; sevgi, şefkat, merhamet, muhabbet ve affedicilik. Halim olmak, akılcı olmak. Bilimle, sanatla, olaylara yaklaşmak, akılcı yaklaşmak bunlar çok çözücü ve etkileyici olur, inşaAllah.
LAUREN BOOTH: Bunlar çok güzel şeyler. Hepsi büyük birer kavram. Peki sizce Sünni inancını daha fazla, daha katı bir şekilde, daha direkt olarak takip etmeli miyiz? Örneğin, bir yemeğe başlamadan önce Bismillahirrahmanirrahim demek, odalara sağ ayakla girmek, bunların hepsi Allah’a yakınlığı arttırıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah tabii. Mesela, verdiğiniz örnekler ve buna benzer diğer detaylar, sık sık Allah’ın anılması için vesiledir, güzeldir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti olarak da güzel. Mana olarak da güzel, zikir olarak da güzel, her yönüyle güzel.
LAUREN BOOTH: Yeni bir Müslüman olarak, İslam’a girdiğimizde ilk aylar özellikle insan için çok etkileyici oluyor, hayatınızda özel şeyler oluyor.
ADNAN OKTAR: Ama sizi maşaAllah ben, çok güçlü ve kararlı gördüm. Takvanız daha da artmış, kararlılığınız daha da artmış, heyecanınız, şevkiniz daha da artmış. Allah Cennette kardeş etsin, inşaAllah.
LAUREN BOOTH: Türk insanlarının seküler laik devletle ilgili deneyimleri hakkında sorum olacaktı. Türkiye’de bikini giyenler de var, sakallılar da var. Kadınlar için İslam deneyimleri nasıl oluyor? Birçok Türk kadını hicabı benim giydiğim şekilde giymiyor ki, ben onları teşvik ediyorum bence kendilerini korumak açısından çok iyi olur.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Allah şevkini arttırsın, devam. Çok güzel maşaAllah. Yanındayız, maşaAllah.
LAUREN BOOTH: Ben kimseyi aslında yargılamıyorum bunu söylerken, ama eskiden batılı şekilde birçok erkekle görüşen biri olarak, sarhoş araba kullanan biri olarak, hicap giymeye başladıktan sonra davranışlarım çok daha kontrollü, çok daha onurlu oldu. Dolayısıyla bu bir hapis gibi değil. Benim için bir onur. Kız kardeşlerime bunu söylemek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Aslansın sen aslan, maşaAllah. Sahabe hanımların, Peygamberimiz (s.a.v.)’in, bütün peygamberanın seveceği bir ahlak üzerindesin, maşaAllah. Takdir ediyoruz.
LAUREN BOOTH: Bugün sizinle Peygamberimiz (s.a.v.) in sünnetinde Filistin’in önemi hakkında konuşmak istiyorum ve bir hadis söylemek istiyorum: Bir gün Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sahabelere sessizliğini bozdu ve dedi ki; “Aşam’a ne mutlu, Aşam’a ne mutlu, Aşam’a ne mutlu”, sahabeler Peygamberimiz (s.a.v.)’e; “Allah’ın elçisi sana bunu söyleten nedir?” dediğinde o da dedi ki; “Allah’ın melekleri,Aşam ülkesi üzerinde kanatlarını indirdiler.” Size göre Aşam nedir? Neresidir?
ADNAN OKTAR: Filistin herhalde. Hocam, biz sizin ilminizden istifade etmek için buradayız.Biz öğrenciyiz. İlim sizde. Biz size tabiiyiz, inşaAllah.
LAUREN BOOTH: Elhamdülillah. Aşam; bugün Suriye, Lübnan ve Filistin’i kapsayan bir bölge. Burası Peygamberlerin yürüdüğü bir ülke. Dolayısıyla Allah bizi Filistin’i sevmemiz için bu şekilde yönlendiriyor. Filistin kalbimiz olmalı. Bu bilgi bana Şeyh Ali tarafından verilmişti. Kendisi Filistinli bir Şeyh. Ona Filistin’in önemini sorduğumda bana bunu söyledi. Ayrıca başka bir şey daha söyledi. Ona göre Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) demiş ki; “Filistin’deki problemler imanla ilgili olacak” ve Gazze’ye sürekli giden biri olarak oradaki insanların çok imanlı olduğunu söylemek istiyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah. Allah ilimlerini, irfanlarını arttırsın. Allah hepimize hidayet versin. Filistin aslan yatağıdır, maşaAllah. Oradakilerin hepsi koç yiğittir. İnşaAllah, ahir zamanda İttihad-ı İslam olduğunda, Türk İslam Birliği olduğunda, İsrail de, Filistin de, Lübnan da hepsi bayram yerine dönecek, İmam Mehdi’nin önderliğinde inşaAllah, ben de Hz. Mehdi (a.s)’ın öncü bir askeri olarak kapıcılık görevi yapacağım Allah’ın izniyle.
LAUREN BOOTH: İnşaAllah. Ayrıca izleyicilerinize şunu da söylemek istiyorum; Mavi Marmara’da yapılan zulüm dolayısıyla o kişilerin ailelerinden alınması dolayısıyla gerçekten çok müteessir oldum. İnşaAllah biliyorum ki Allah’ın rahmeti onların üzerine olacak. Ve tüm Türklere gösterdikleri güçlü kararlı destek için de teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun. Enişte (TonyBlair) nasıl?
LAUREN BOOTH: Gazetelerde okuduğuma göre İsrail ve Filistin arasında bazı görüşmeler olacakmış. O ve onun kötü yandaşları da eminim ki İsrail tarafında yer alacak.
ADNAN OKTAR: Tony enişteye karşı anladığım kadarıyla, öyle mi? Enişteyle görüşelim, konuşalım, ikna ederiz.
LAUREN BOOTH: Tek yapabildiğim inşaAllah, Tony Blair’in bir an önce İslam’a girmesi için dua etmek.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Biz de dua ediyoruz, inşaAllah. Benim Yaratılış Atlası’nı aldıktan sonra, onda bayağı değişiklik oldu onda, iyi değişiklikler olmuştu.
LAUREN BOOTH: Öyle mi oldu? Gerçekten mi?
ADNAN OKTAR: Allah’a, dine pek inanmıyordu. Allah’a inanır hale geldi. Evrime karşı oldu, iyi oldu. Ama eksik yönleri var tabii, onu ayrıca görüşmek lazım.
LAUREN BOOTH: Evet öyle yapmalıyız, çünkü insanlarla konuşup onların İslam’a girmelerine ikna etmek bizim görevimiz. Ayrıca savaşı bırakıp, barış yapma konusunda da onları ikna etmek yine bizim görevimiz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Peki, niye ayrıyız? Türkiye’ye gel, görüşelim, konuşalım, kız kardeşlerinle tanıştırayım. Sılah-ı Rahim, sünnet biliyorsun.
LAUREN BOOTH: Eğer Türkiye’ye davet hakkında ciddiyseniz, gerçekten gelmek isterim. Çünkü daha önce geldiğimde sadece iki gün kalmıştım. Oradaki kız kardeşlerimle, erkek kardeşlerimle buluşmaktan çok memnun olurum.
ADNAN OKTAR: Sultanım, ne demek büyük şeref duyarız. Biz ayağınızın tozuyuz. İlminizden istifade ederiz. Tabii ki davet ediyorum. Nurlandırın, şereflendirin.
LAUREN BOOTH: İnşaAllah. Allah razı olsun, inşaAllah yakında tekrar buluşuruz.
ADNAN OKTAR: Peki, teşekkür ediyorum, Allah razı olsun. Dua edin. Hürmetler ediyorum, saygılar sunuyorum.
Aferin, maşaAllah bu sevimli var gücüyle gayret ediyor. Bize geldiğinde başı açıktı. Şimdi bayağı bir şevklenmiş. Yaman olmuş, çok candan, bayağı iyi. Davetimiz doğru, takip edin. Gelsin kardeşimiz, hem ağırlayalım hem de Tony enişte ne yapıyor ne ediyor daha detayları alalım, inşaAllah. Çok değişti ama. Enişte Bey o zamanlar Darwinist, materyalist, solcuydu, Marksist eğilimliydi. Daha Türkçesi Marksist’ti. Tamamen değişti, 180 derece. Anti Darwinist oldu, anti materyalist oldu. İslam’a, Kuran’a muhabbeti arttı. Gece gündüz Kuran okuyor, maşaAllah. Yaratılış Atlası’nı aldıktan sonra çok değişti. Lauren Hanım da maşaAllah, benim Yaratılış Atlası’ndan sonra Müslüman oldu. Şevki çok güzel, inşaAllah. Buyursun, şeref versin. İlmi irfanı da bayağı gelişmiş, maşaAllah.
Kısa bir ara verelim, inşaAllah.
VTR-Baraj İnşa Eden Kunduzlar.
DAMLA HANIM: Müslümanların canı, delikanlı Hocamızla devam ediyoruz yayınımıza inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen de bizim canımızsın, sen de Müslümanların canısın.Ne konuşalım?
DAMLA HANIM: Hocam, bir haber verebilir miyim? Televizyonlarda Van depremi için toplanan yardımlarda; televizyona çıkıp, şu kadar yardım yapacağım deyip, sonra da hiçbir yardımda bulunmamış iş adamları varmış Hocam. Devlet; bu yardımı yapacağım deyip, sonra hiçbir yardımda bulunmayanların isimlerini açıklayacakmış.
ADNAN OKTAR: Çok iyi olur. Çok ayıp yapıyorlar.
Bizim canlarımız, dünya tatlısı kardeşlerimiz orada (Uludere) şehit oldular. Ben devlet tazminat ödesin dedim, elhamdülillah, hemen hükümet karar almış, tazminat yönünde, çok hoşuma gitti. Allah razı olsun. Bir de orada onların ticaretleri kolaylaştırılsın dedim. Herhalde serbest bölge gibi bir şey yapacaklarmış, o yönden de Allah razı olsun diyorum hükümete. MaşaAllah.
Texas’tan yazıyorlarmış kardeşlerimiz; “6 bayan arkadaş, hep birlikte sizi izliyoruz. Bulunduğumuz bölgede internet çok hızlı olduğu için yayınınızı kesintisiz, çok rahat izliyoruz, inşaAllah. MaşaAllah Hocam, siyah takımlar size çok yakışıyor. Hocam, ne güzel, dünyanın neresinde olursak olalım, hep sizinle birlikteyiz. Her anımızda sizden ve güzel anlatımlarınızdan bahsediyoruz. Hocam, dünyanın her bir köşesinde Allah aşkıyla sevenleriniz var. Sizi Allah aşkıyla çok seviyoruz, inşaAllah. Bizim için dua edin Hocam. Bu arada gerçek müziği sizin vesilenizle duyduk, inşaAllah. Kulaklarımız bayram etti, gözlerimiz de güzel dansınızla bayram etti, maşaAllah Hocam.” diyor. Ankara havalarında uzmanız tabii ne de olsa Ankaralı olduğumuz için. Allah dünyada, ahirette hepimizi kardeş etsin, inşaAllah. Amerika’daki hanımlar, maşaAllah. 6 bayan arkadaş, maşaAllah ne güzel. Allah güzellik versin. Melekler orada da onların yanında.
Yalan söyleyen bir garip geliyor bana. Yani sanki insan değilmiş gibi geliyor bana, robot gibi geliyor. Ne gerek? Dersin ki “ben söylemek istemiyorum”. Kabul. Ama yalana ne gerek var? “Arkadaş, ben bu konuda konuşmak istemiyorum, söylemek istemiyorum”, bu makul. Ama yalan, hiçbir açıklaması yok, çok kötü.
Elmalı tefsirinden kardeşimiz örnek vermiş İbrahim Tütüncüoğlu. Beraberiz, ittifak halindeyiz. Bana göre de başörtüsü diye bir şey yok, çarşaf vardır. Benim inancım bu inşaAllah. Bir de samimiyetsizce yalanla, “Nur Suresi’nde başörtüsü geçiyor” diye zorlama izahlar çok yanlış, çok ayıp. Kuran’a ilave yapmak... Güya iyilik yapıyor, olmayan bir şeyi niye söylüyorsun, niye yalan söylüyorsun? Yok işte görüyorsun, Nur Suresi’nde yok. Ahzab Suresi’nde de alenen çarşaf olarak geçiyor, niye sözü değiştiriyorsunuz? Siyah çarşaf üstelik beyaz falan da değil, siyah, inşaAllah.
“Benim sorum; vefat ettikten sonra organlarımızın bağışlanması günah mıdır? Değil midir?” Niye günah olsun? Çok büyük sevaba girersiniz. Ne güzel işte, bir insanın gözü görüyor. Ama diri diri alıyorlar kardeşim, o da bir acayip, olmaz o. Beyin ölümü gerçekleşmesi gerekir. Beyin iflas edecek, tamamen ölecek beyin. Beyin gittiyse tamam, hakikaten ölmüştür o insan. Bedeni hareketlenebilir, bedeninde bir şey olabilir, beynin net ölmüş olması lazım. Yahut beyni dağılıyor, Allah vermesin, beyni bir yere gidiyor falan. Tamam işte, o ölmüş. Orada olur. Orada karaciğerini alır birine nakledersin, gözünü alır birine nakledersin, ne güzel işte, kalbini alır birine nakledersin. Sevaba girersin, ne güzel. Zaten bıraksan toprakta çürüyecek, çürüyeceğine oraya gitsin, ne var?
CEYLAN HANIM: Hocam, arkadaşlarımızdan birisinin babası komaya girmişti. Sizin fikrinize danıştılar. Nasıl yapalım, fişini çekmek istiyorlar, diye. Siz “olmaz” demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Bana geldi kız arkadaşım; “Hocam aile mensuplarının hepsi babamın fişinin çekilmesi için Amerika’da onay verdiler, imza attılar. Benim imzamı bekliyorlar. Ben de imzalarsam, fişi çekecekler” dedi. Öyle şey olur mu, dedim. Fişi çekilir mi? Cinayet işlemiş olursunuz. Niye çekilsin fiş? Beyni yaşıyor adamın. Ciğerleri, iç organları iflas etmiş. Olsun. Olsa ne olur? Beyni yaşıyor. Kabul etmedim. 15 gün sonra adam ayaklandı. Türkiye’ye geldi yürüyerek. Evet desem, gitmişti Allah esirgesin.
“Hocam programa ben de katılmak istiyorum.” diyor. Gel, inşaAllah. Bir hanım kardeşimiz yazmış.
Biraz Kuran’dan okuyalım. Furkan Suresi. Şeytandan Allah’a sığınıyorum.
56- Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.
Ebcedi 1980 tarihini veriyor.
57- De ki: "Ben buna karşılık, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dışında sizden bir ücret istemiyorum."
Tebliğde çıkar sağlanmamasını Kuran’da sürekli vurguluyor Cenab-ı Allah, çünkü insanları çok derinden sarsan, olumsuz etkileyen bir şeydir o.
58- Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter.
Allah ne kadar güzel diyerek önden o bilgiyi verip insanların kalbinde bir ferahlık meydana getiriyor, diyor ki; “asla ölmeyen”. İnsan ölür, Allah ölmez. Ne zamana kadar? Sonsuza kadar ölmez. “ve daima diri olan” sonsuza kadar diri olan ve sonsuz akıllı olan “(Allah)a tevekkül et” oh, ne güzel. “O'nu hamd ile tesbih et” elhamdülillah. “Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter.” Allah zaten yaratıyor, biliyor Allah.
59- O, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan ve sonra arşa istiva edendir. Rahman (olan Allah)dır. Bunu (bundan) haberi olana sor.
Altı günde, yani altı periyot, altı zaman diliminde Cenab-ı Allah, gökleri ve yeri yarattığını belirtiyor.
69- Kıyamet günü, azap ona kat kat artırılır ve içinde aşağılanmış olarak temelli kalır.
Aşağılanma. Ahirette küfre verilen cezalardan mühim bir yön de aşağılanmadır, Allah’ın aşağılamasıdır. Fakat tabii cehennem azabının ne olduğunu biz ahirette göreceğiz. Çünkü cehennemde her şeyin ayne-l yakin, hakke-l yakin görüntüsünü alacağız. Herkes görecek. Fakat orada mesela adamlar cehennemde geziyorlar, konuşuyorlar, cehennem ateşi var, hatta “yüreklerinin üstüne tırmanır” diyor. Ama adamların konuşmalarına baktığımızda sakin bir konuşma olduğunu görüyoruz. Yani öyle feryatlı bir konuşma değil üslupları, hatta birbirleriyle uğraşıyorlar, dedikodu yapıyorlar. Bizim bildiğimiz gibi bir cehennem değil. Kafamızda hani geçiyor ya bazen, bizim aklımıza ne geliyor; kor ateş, bir benzin yanarken nasıl olur. Öyle bir şey değil. Çünkü öyle bir ateşin içinde bir insan asla konuşamaz, komaya girer, kitlenir yani acıdan, felç olur. Adam alevlerin içerisinde fitne çıkarıyor, konuşuyor. Bunu bilmiyoruz, garip. Ama en çok rahatsız oldukları şey olarak şunu görüyoruz, hep cennettekilere özeniyorlar. Bu azabı sık sık görüyoruz. İşte “Rabbinize söyleyin bize sizin yediklerinizden versin, içtiklerinizden versin”. Ve oradan sıkıldıkları anlaşılıyor. Çıkmak istiyorlar. Yani bir menfez arıyorlar, “çıkabilecek bir yer var mı?”. Hapse düşmüş insanın sıkıntısı var üstlerinde, bunu görüyoruz.
72- Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, Bak Allah yalan söylemeyi yasaklıyor. Yalan çok çirkin bir şey. ‘boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir.’ Televizyonlarda mesela görüyoruz, dır dır dır iki saat bomboş konuşuyorlar. Bas düğmeye geç. “boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir.” diyor Cenab-ı Allah. Geçme demek illa yürümek demek değil. Düğmeye basarsın, oradan da geçersin inşaAllah.
73- Onlar, kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onun üstünde sağır ve körler olarak kapanıp kalmayanlardır.
Bir kısmı anlamazdan geliyor ya. Bir kısmı kör görüntüsü veriyor. “Sağır ve kör havası vermeyin” diyor Allah, “anlamazlıktan gelmeyin. Çok açık benim hükmüm, anlayın ve yapın” diyor.
74- Ve onlar: "Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl," diyenlerdir.
Yani bizi Müslümanlara lider kıl diyenlerdir. Mehdilik isteği Kuran’a göre mecbur oluyor mu? O zaman Müslümanların hepsi kendini lider olması için hazırlayacak, Allah’a dua edecek. Mehdi olmak için Allah’tan güzel ahlak dileyecek, derin iman dileyecek inşaAllah.
75- İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar.
İnsanlarda en çok hoşuna gidecek şey nedir? Esenlik ve güvenlik. Selamla karşılanıyorlar. “Hoş geldiniz, Selamun Aleyküm” deniyor. “odalarla ödüllendirilirler”. Odalar boş oda değil tabii. Orada sohbetleri var, sevgi var, muhabbet var, güzellik var, yemek var, içmek var.
76- Orda ebedi olarak kalıcıdırlar;
Geçenlerde, bir hoca var. Diyor ki: “cennette sonsuz hayat yoktur”. Nerede bitiyor peki? Bitince ne olacak? Niye bitsin, neden bitsin? Bir milyon sene sonra bittiğini düşün, onun kafasına göre. Nedir, amaç ne burada? Ne kadar aptal insanlar var, hayrettir. “Orda ebedi olarak kalıcıdırlar” diyor, “ebedi”. Bu adamlara benim aklım sırrım ermiyor. Allah akıl fikir versin bunlara. “o, ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir.” diyor Allah.
77- De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” Dua çok önemli.“Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır."
Kuran’ı yalanlıyor, bunun azabı da kaçınılmaz olacak.
Zeki, akıllı bir insana Allah’ı inkar etmek nasıl mümkün olsun? Aklı berrak adamın, görüyor. Pırıl pırıl bir dünya görüyor beyninin içerisinde, 3 boyutlu. En kaliteli stereo sistemden daha kaliteli ses duyuyor. Ve adam da normal akla sahip, ne demesi gerekir bu durumda? Mesela elinde kalem görüyor, kadeh yaratıyor Allah beyninde. Ne diyecek aklı başında bir adam? “Allah yarattı” diyecek. Biz kadehi sorduğumuzda “fabrika yaptı” diyor. Kafanın içinde kim yaratıyor? Allah yaratıyor. Fabrikadakini boş ver sen. Fabrikadakini zaten göremezsin sen. Fabrikadakiyle bağlantın yok. Onu da Allah yaratır, ayrı. Ama sen onun görüntüsüyle karşılaşıyorsun. Şimdi fabrikadakiyle bağlantın senin bir kere tamamen kopmuş, fabrikadakiyle bağlantı yok, sıfır. Şimdi fabrikada yapıldı değil mi bardak? Saydam bir bardak var dışarıda. Beyindeki bardak, onunla uzaktan yakından alakası yok. O yepyeni görüntüden oluşan bir bardak. Onunla hiç, sıfır alakası vardır. O orada durur dışarıda, onun bir faydası yoktur, kimseye bir faydası olmaz. O durur. Bir tane bardak vardır, beyninde gördüğü bardak vardır. Kim yaratıyor onu? Allah yaratıyor. O da dışarıdaki bardağa kafayı takıyor. Dışarıdaki bardak saydam ve karanlık. Onu da Allah yaratır. Ama o işine yaramaz senin o anlamda. Beynindeki bardak, bir tane vardır, doğrudan Allah tarafından yaratılır. O dışarıdaki bardağa ihtiyaç yoktur. Şimdi o zannediyor ki, dışarıda bardak olmadan o yaratılmaz. Onu ayrı yaratıyor, onu ayrı yaratıyor. Bak dışarıdaki bardak ayrı yaratılıyor, beynindeki bardak ayrı yaratılıyor. İki yaratma vardır. “O iki doğunun da Rabbidir” diyor ya Cenab-ı Allah. İki alemden bahseder Cenab-ı Allah Kuran’da. Beyindeki bardak bağımsız yaratıldığını bilmiyor adamlar, ayrı yaratıldığını bilmiyor. Ona bağımlı yaratıldığını zannediyor. Halbuki apayrıdır. Fabrikayı kabul ettin değil mi? Ettin. Peki, bu bağımsız yaratıldı, bu nasıl oluyor o zaman? Bunu da Allah yarattı. O zaman fabrikadakini de kim yaratıyor? Onu da Allah yaratıyor. Bitti. Sen bunu gidip de inkar edersen, deli havası verirsen kendine ahirette de ona göre ızdırap çekersin tabii. Ve orada da kendini deli gibi göstermen seni kurtarmaz.
El-aziz Gazetesi. Çok sevimli bir gazetedir El-aziz. Taraftarları da çok şeker, çok candan insanlardır. “Harun Yahya külliyatı, İlmi Mercek, İlmi Araştırma dergileri, sayısız CD ve DVD’leri ve son olarak, A9 Tv ile; Mehdilik ve İman hakikatleri üzerine söylenmesi gerekenleri, akli ve nakli delillerle ortaya koyan Adnan Hoca ve arkadaşları, yıllardır takdir edilmesi gereken büyük bir mücadele vermektedirler. El-Aziz Gazetesi’nin 4 Ocak 2012 tarihli nüshasının El-aziz köşesinde ele aldığı gibi Adnan Oktar Hoca 6 Ocak 2012 tarihinde canlı yayında, Erbakan Hoca’nın Hz. Mehdi (a.s) olduğunu kabul etti” diyor. Erbakan Hocamız’ın Mehdi olduğunu kabul etmemiz ilk defa olan bir şey değildir. Mükerrer kabullerimizden bir kabuldür bu. “İkrar etti” diyeceksiniz. Erbakan Hocamız bizim canımız, dünya tatlısı. Rivayette Peygamber Efendimiz (sav) açıkça anlatıyor, “Mehdi vefat eder, bunun arkasından Mehdi zuhur eder” diyor. Tabii ki bir Mehdi’dir. Ama ahir zamanda gelecek, Hz. İsa Mesih (as) ile namaz kılacak, İslam’ı bütün dünyaya hakim edecek ve bütün dünyanın imamı olacak Mehdi ayrıdır. Ama ondan evvel bir Mehdi geleceğini Peygamber Efendimiz (sav) söylüyor. O da Erbakan Hocamız’dır, çok nettir. Erbakan Hocamız cennetin gülü inşaAllah, dünya tatlısıdır. Fakat onun mübarek ceddine, mübarek evlatlarına, evlad-ı tahiratına sahip çıkmak, Erbakan Hocamıza sahip çıkmak kadar önemli. Özellikle Fatih Erbakan’a sahip çıkılması çok önemli.
Kamalak Hocamız da istirham ediyoruz, çok mübarek, muhterem, Müberra bir insan, çok mazlum, güzel ahlaklı bir insan Kamalak Hocamız Fatih’e sahip çıksın, inşaAllah. Ve Oğuzhan Asiltürk Beyefendi muhterem hocamız, o da yıllarını Milli Görüş’e adamış bir mücahittir, değerli bir ağabeyimiz, değerli bir büyüğümüzdür. Ondan da istirhamımız Fatih’e sahip çıkması. Tecrübesizdir diye bir kenara koymak İslam’a, Kuran’a uygun bir tavır olmaz. Hepimiz tecrübesiziz, hepimiz cahiliz, değil mi? Her zaman söylüyorum; Fatih Sultan Mehmet çocuk yaştaydı, daha gençti İstanbul’u fethettiğinde. Onun için Fatih’in bereketinden istifade edelim. Fatih’siz Saadet olmaz. O özellikle evlad-ı tahiratına karşı derin bir saygı ve sevgi olması çok önemli. MaşaAllah, Mustafa Kamalak Hocamız çok uyanık, akıllı bir insan.
Dün Tarzan diye benzetme yaptığınız Ekrem Kevioğlu, Twitter’a yazmış; “Hocam yine ben. İyi yayınlar. Dünkü söylediklerimden dolayı özür dilerim” diyor. Seni sevimli seni. Estağfirullah. Kardeşimizsin. Olur öyle şeyler, önemli değil inşaAllah. “Gece uyuyamadım” diyor. Estağfirullah canım benim, niye uyuyamayacaksın? Ne var orada? “Programı canlı sanmıyordum ben” diyor. Yok canlı yayın. Gönlün rahat olsun. Olur insan öyle boş bulunur, ifadelerde bulunur. Zaten pişman olmuşsun, özür diliyorsun, nezaket gösteriyorsun, efendilik gösteriyorsun, canımızsın. Olur mu öyle şey. Gönlün çok çok rahat olsun. Allah gönlüne selamet, ferahlık, iyilik, güzellik versin. Yarı şaka tarzda şakalaştık biz seninle. Gönlün çok rahat olsun. Seni seviyoruz. Kalbine bir fütur gelmesin, inşaAllah. Dikkat ederseniz şaka tarzında söyledik. Ciddiye alınacak bir tarafı yok. Gönlün o konuda kamil anlamda müsterih olabilir. İçin rahat, vur kafayı yat. Uykunu da rahat uyu, gönlünü de ferah tut. Allah hidayet versin, kalbine ferahlık, iyilik versin, annene, babana, milletimize iyilik güzellik versin. Kahraman ordumuza güç, kuvvet versin.
Kahraman ordumuzun bazen moralini bozmaya yönelik sözler oluyor. Morali bozulmaz bizim ordumuzun. Delikanlı ordudur, koç yiğit ordudur, dünyanın en yaman ordusu, en delikanlı ordusudur. Tabii içinde anormal insanlar çıkabilir, yanlış insanlar çıkabilir. Bir de önemli bir husus; bir insan hakkında hüküm netleşmedikten sonra “şu insan şöyledir, bu böyledir” denmez. Askerlerimiz için de bu böyledir. Bilmiyoruz. Bizim gönlümüz insanların masum çıkmasıdır, temiz çıkmasıdır, gerçek suçluların cezalandırılmasıdır. Dolayısıyla içimizde askerimize karşı bir kin, bir öfke, bir nefret olmaz. Özellikle tutuklu olan insanlara karşı da kalbimizde bir buğz oluşmaz. Bilmiyoruz çünkü. Hüküm kesinleştiğinde artık Allah’la onun arasında, o cezayı çekecek tabii.
Biraz sonra hadislerden, hem Erbakan Hocam’ı anlatan hadisleri ben göstereyim. Kardeşlerimiz de onu anlasınlar. El-Aziz’e de selam ediyoruz. El-Aziz çok candan. Erbakan Hocamız’ı onlar coşkuyla, delice bir sevgiyle severler. O yüzden ben de onları çok fazla seviyorum. Çok candanlar, maşaAllah. Erbakan Hocamız’a sadakatleri muhteşem. Vefatından sonra da muhteşem, çok güzel. Bazı kişiler diyorlar, “anormal hareketleri” falan. Yok değil. Aşk böyledir, coşku böyledir. Güzel, tavırlarında bir şey yok. Öyle bir şey söylenmez. Yanlış yapar onu söyleyenler. El-Aziz eskiden beri söyler; “Harun Yahya eserlerini Erbakan Hocamız yazmıştır” diye. Bunu ilk önce ben söylemiştim zaten. Tabiî ki Erbakan Hocamız yazacak, kim yazacak? Rahle-i tedrisine intisap ettiğimize göre, hocamızın rahle-i tedrisinde biz eğitildik. O ilmi, o fenni öğreten kim? Erbakan Hocamız. Kim yazmış oluyor? Tabiî ki Erbakan Hocamız yazacak, kim yazacak? Şaşıracak bir şey yok onda.
Tamam bir ara verelim, devam edeceğiz, inşaAllah.
VTR-İman Hakikatleri.
ADNAN OKTAR: “Kamalak, Beşar Esad ile görüştü. Suriye Başkanı Esad ile Saadet lideri Kamalak, Suriye’de baş başa 1 saat boyunca görüştüler.” Ama İttihad-ı İslam’ı görüştülerse güzel. Yoksa görüşmenin, Suriye işte aynı kafada devam edecekse, Lübnan aynı kafada devam edecekse, Filistin aynı kafada devam edecekse görüşmenin bir hal hatır sormadan başka bir anlamı olmaz. Biz ülkelerin teker teker köşe dönmesinin peşinde değiliz. İnsan köşe dönmeyle mutlu olmaz. Türkiye’de de insanların birçoğu mutsuzlar, işin doğrusu bu, neşe yok. Suriye’de de insanlar mutlu değiller. Dünyanın birçok yerinde insanlar mutlu değiller. Bütün dünyada mutsuzluk ekonomik krizi de tetikledi ama şiddetli bir mutsuzluk var. Şiddetli mutsuzluktan insanlar çalışmak istemiyor, üretmek istemiyor, yeni bir şey bulamıyor. Yeni bir sanat meydana getiremiyor, yeni bilimsel bir buluş meydana getiremiyor, felç oluyorlar. Hiçbir şey yapmak istemiyor uyumak istiyor sadece. İşte dinsizliğin, ateistliğin, Darwinist düşüncenin sonu bu oluyor.
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez; “İlimsiz dindarlık taassup getirir.” Belli ki Risale-i Nur’dan feyz almış. Çok güzel. Aynı Üstad'ın üslubu. “Şu an Türkiye’de 3680 yabancı öğrencimiz var. Bu çerçevede Somali’den 500 öğrencimiz gelecek, 5 bini aşkın müracaat oldu. Somali’nin imkanlarını iyi hale getirebilecek dini şahsiyetler yetiştirmek, ülkelerine göndermek, Moğolistan, Kazakistan, Haiti’ye kadar dünyanın muhtelif yerlerinden din adamları artık Türkiye’ye geliyor. Türkiye’de hizmet için eğitim görüyorlar.” Sonra ne oluyor? “Mehdi gelmeyecek, İsa çıkmayacak” , “işçiler işverenlere iyi sadık olsunlar, iyi çalışsınlar, günahtır aksi olursa, çok titiz olun çalıştığınız iş yerlerinde, İttihad-ı İslam diye bir şey de yok zaten.” Kendilerine göre mantık geliştirirlerse bu tarzda isterse 100 bin tane din adamı yetiştirsin; hiçbir etkisi olmaz. Aynı mutsuzluk, aynı donukluk, aynı bitkinlik olur. Birçok cami bomboş, içindeki insanlar sadece yaşı amcalar, yaşlı dedelerin dışında kimse camilere gitmiyor. Dünyanın birçok yerinde bu böyle. Çünkü donuk, heyecansız Müslümanlar yetiştiriyorlar. Hiçbir amacı yok. İttihad-ı İslam’ı istemez, Türk İslam Birliği’ni istemiyor, ideali ülküsü yok, Mehdi’nin çıkışını istemiyor, İsa Mesih’in gelişini istemiyor, onları hurafe olarak görüyor. Neye inandığı belli değil bazı yerler için söylüyorum, bazı inançlarda. Öyle olmaz.
“Sevgili Hocam, Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Allah yar ve yardımcınız olsun.” Allah razı olsun. “Saadet’te olanları biliyorsunuz, ancak metodunuz gereği akılcı hareket ediyorsunuz, anlıyoruz. İstirham ediyoruz, Fatih Hocamız’ı harcama çabasında olan...” Selami kardeşimiz yazmış. Ben vatandaş olarak takip ediyorum. Fatih’i harcattırmam şahıs olarak, vatandaş olarak. Beni bilen bilir. Fatih mazlum, son derece efendi, görülmemiş şekilde efendi, nur gibi ahlakı, tertemiz, Allah’ın korumasında. Biz Fatih’i Saadet’in başında görmek istiyoruz. Ben görmek istiyorum inşaAllah şahıs olarak, vatandaş olarak. Saadet’in de büyük atılım yapacağına inanıyorum. Saadet Partisi daima bulunması gereken bir partidir. Türkiye’nin süsüdür. Milliyetçi Hareket de öyledir. Çimentodur. Büyük Birlik Partisi, çimentodur. Çaktırmadan, sezdirmeden yok etmeye kalkanlar olursa vatandaş olarak elimden geldiği kadar uyarırım, inşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam Büyük Birlik Partisi Maltepe teşkilatından Barbaros Sıral kardeşimiz, sizi yarın ki BBP İstanbul il kongresine davet ediyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah mübarek etsin. Yarın mı olacakmış il kongresi?
DAMLA HANIM: Evet, yarın Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde saat 11’de başlayacakmış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Oku bakayım, nasıl?
DAMLA HANIM: BBP Maltepe Teşkilatı’ndan Barbaros Sıral kardeşimiz. Yarın Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde saat 11’de.
ADNAN OKTAR: Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde saat 11de. Allah mübarek etsin. Bu Alperenler o kadar muhterem, o kadar müberra, o kadar temiz delikanlılar ki, o kadar koç yiğitler ki. Allah’a, Kitaba, vatana kendilerini adamış, Osmanlı ruhunu taşıyan, Osmanlı terbiyesini taşıyan, büyük Türkiye hayalini kalbine tam oturtmuş, nefsini ezmiş, devlet terbiyesiyle yetişmiş, tam güvenilir, ilimle mücehhez, çok mübarek gençler. Aslan hepsi. Allah yollarını açık etsin. Duacıyız. MaşaAllah, elhamdülillah. Onların çok güzel bir dünyası var. Çok güzel hedefleri var, elhamdülillah. Yarının Türk-İslam Birliği oluştuğundaki kadroları onlar. Ülkücü gençlik olsun, alperenler olsun, Saadet gençliği olsun. Bu gençler çok sağlam, çimentodur inşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam Cezayir’le ilgili bir haber var, okuyabilir miyim?
Cezayir Başbakan’ı şöyle bir açıklama yapmış Hocam: “Türkiye bizim kanımızdan faydalanmaya kalkmasın” demiş. Geçenlerde Fransa da tartışılan soykırım yasası üzerine Tayyip Bey Fransa’nın, Cezayir’de yaptığı soykırımı gündeme getirmişti. Bunun üstüne böyle bir cevap vermiş kendisi. Associated Press’in haberine göre Başbakan Ahmed Uyahya, gazetecilere yaptığı açıklamada; “Türkiye’deki dostlarının Cezayir’in kolonileştirilmesinin ticaretini yapmaktan vazgeçmesini istedi.” Uyahya;“kimsesin Cezayirlilerin kanından faydalanmaya hakkı yoktur”demiş.
ADNAN OKTAR: Bir kere Fas, Tunus, Cezayir, Libya hep Osmanlı döneminden kalan bizim bakiye topraklarımız. Manevi sorumluluğumuz altında ve Müslüman kardeşlerimiz. Biz Müslümanız, zaten Kuran’a göre onların canından, malından, namusundan, her şeyinden sorumluyuz. Adama bak. “Ne alaka” diyor, “bizim kanımız niye sizi ilgilendiriyor, canımız sizi ne ilgilendiriyor” diyor. Peki seni ilgilendirmemesi neye göre oluyor? Darwinizme, materyalizme göre oluyor. Bizi ilgilendirmesi neye göre oluyor? Kuran’a göre oluyor. Biz Kuran’a göre konuşuyoruz. Sen neye göre konuşuyorsun? Kafana göre, materyalist düşünceye göre konuşuyorsun. Sen sosyalist, materyalist kafanla, Darwinist kafanla böyle düşünmekte kendince haklısın, kendi kafana göre. Biz senin ideolojini kabul etmiyoruz ki. Halkın kabul etmiyor. Cezayir halkı kabul etmez. Cezayir’de gençleri Darwinist, materyalist yetiştirdiler Fransızlar. Halen de öyle, büyük bölümü Darwinist çocukların, üniversite gençliğinin. Fransa’da konferans yaptık. Cingir cingir bağırıyor Cezayirli gençler. Alıştırmışlar Fransızlar. Onları da herhalde kışkırtmışlar. Sonra tabii ilimle, bilimle haklarını avuçlarına koyduk. Patlamış kola kutusu gibi dümdüz oldular. Bazen öyle kola kutusu yola düşüyor, üstünden kamyon geçiyor. Böyle ani bir kütlemeyle, patlamayla patlıyor biliyorsunuz, etrafa saçılıyor ve pestil gibi eziliyor. Öyle pestil gibi ezildiler.
Kardeşim, Arap düşmanlığı bazı gençlerin yanlış eğitilmesi sonucunda oluştu. Bu sayıları da az. Çok akılsız hareket. Eskiden Suriye düşmanlığı vardı, Irak düşmanlığı vardı, Araplara karşı nefreti öğretirlerdi. Bütün bu oyunlar bozulmuştur. Boşa uğraşıyorlar. Peygamberimiz (sav)’in en başta kendisi Arap, “Kuran Arapça, cennet dili de Arapça” diyor. “Ben de Arap’ım” diyor Peygamberimiz (sav).
Twitter’da“Adnan Oktar, güzel yüzlü, Türk Tv kanallarının en yakışıklısı” diyor Mehmet Şenkan. Yani doğrudur.
EBRU HANIM: Bir de sizi yakından görseler, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum, iyi akşamlar Allah’ın güzel kulu. Hz. Mehdi (a.s)’ın alnındaki yarayı tarif etmenizi istesem sizden. Doğuştan gelen bir iz midir bu, yoksa sonradan mı olacak?” İki türlü de olabilir. Yani her ikisi de geçerli, hadise uygun. Sonradan olsa da olur aynen. Ama doğuştan bir iz olur, niye olmasın? Ama benim kanaatim, bir “iz” dendiğine göre sonradan da olabilir.
Ahmet Yaman; “Adnan Hocam, Hz. Mehdi (a.s) hadislerinin çoğu neden ehl-i sünnet kitaplarından çıkarıldı?” Erol Demirezen, nasıl çıkartsınlar? Çıkarılacak gibi değil ki. Mehdi ile ilgili yüzlerce, binlerce ehli sünnet alimlerinin eserleri var. Ve hepsi meşhur eserler. Mesela İbn-i Hacer-i Mekki Hazretlerinin “Beklenen Mehdi’nin Alametleri” çok ünlüdür. Adamlar nasıl saklasın? Diyorlar ki “ne malum”. “Kitabın Süleymaniye kütüphanesindeki el yazma örneği” nerede? Burada. Yani kaçamazlar. Banyoya kadar kaçsalar yine yakalarım. Numarası, her şeyi belli, nerde olduğu belli. Öyle gizlenecek gibi değil.
Rusça’da, bayağı kardeşlerimiz VCD’ler çıkartmışlar, kitaplar çıkartmışlar. ‘Kuledeki Küçük Adam’ Rusça. ‘Adamlık Dini’ Rusça. ‘Kuran Mucizeleri, 7. baskı’, Rusça. Ruslar güzel insanlar, maşaAllah.
Sena HANIM: “Ben Ankara’da ikamet ediyorum Adnan Hocam. Bana adres verirseniz sizin talebeniz olmak istiyorum.” Ben de sizin talebeniz olayım, inşaAllah. Çünkü ben zaten şimdi talebeyim. Talebeye talebe olunursa nasıl olur bilmiyorum.
EBRU HANIM: Siz bizim bir tanecik Hocamızsınız.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ben âlimim demiyorum, hocayım da demiyorum, talebeyim ben. Allah’ın gariban, herhangi bir kuluyum. Öğreniyoruz, okuyoruz.
Müge Hanım ne demiş? “Dünyalar yakışıklısı, üstün ahlaklı Hocam. Sizi dinlemeye doyamıyorum. Yine her akşamki gibi çok yakışıklısınız, maşaAllah. Her geçen gün, her geçen sohbet imanımın artmasına vesile oluyor, inşaAllah. Gerek kız kardeşlerimin, gerekse sizin anlatımlarınızla ufkum açılıyor, şevkim artıyor. Ceylan Hocam’ı çok beğeniyorum” diyor. Allah Allah, Allah Allah.
CEYLAN HANIM: Allah razı olsun, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: O da beğenilmeyecek gibi değil ki, maşaAllah. Ama hepsi birbirinden güzel.
ADNAN OKTAR: Cengiz Yörükoğlu diyor ki: “Adnan Oktar Hocam, maşaAllah sesiniz billur gibi.”
“Adnan Oktar Hocam, sesiniz çok güzelmiş maşaAllah. Tiryakiniz oldum. Ben de katılabilir miyim sohbetlerinize?” Abdülkerim, maşaAllah.
Ekrem; “Adnan Oktar Hocam, ben geldim. Mesajlarımı görmek istiyorum. Twitter sayfamı da değiştirdim. Tarzan’ı kaldırdım, nasıl olmuş?” diyor. Koç olmuşsun koç. Aslan olmuşsun, aferin sana. Ekrem’in Tarzanlığı bitti. Ekrem tamamdır. Delikanlı âlemine kaydını yaptık, inşaAllah.
Kardeşim, can kardeşlerim. Diyorlar ki kardeşlerimiz işte; “Afrika’da kabileler var onlara din gelmemiş.” Bakın, Müslüman Kuran’la yaratılıyor. Nasıl saçıyla, gözüyle yaratılıyor, kulağıyla, burnuyla yaratılıyor. Kuran’la birlikte yaratılır. Mutlaka mümine Kitap ulaşır. Oradaki insanların, mesela şuradaki insanlar diyorsunuz. Eğer vicdanı temizse, kalbi temizse dünyanın öbür ucundan Allah bir mürşidi getirir, mutlaka ulaşır. Ben bir gün Ortaköy’de deniz kenarındaki cami, Mecidiye Camii, orada oturuyordum, dünya tatlısı Şeyh Nazım Hocam çıkageldi. Deniz yeşili gözler böyle, acayip yakışıklı. Orada bir adam; “ya ben âşık oldum” dedi. “Şeyh Efendi’ye âşık oldum” dedi. Herkes ağzı açık bakıyor, maşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: Güzeller güzeli bir insan o da, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii maşaAllah.
En kötü günümüz böyle olsun, inşaAllah. Allah güzel günler nasip etsin.
Şuna bakayım ben, şu köfteye bir gösterin bakayım. Bak bak bak şekerliğe bak.
DAMLA HANIM: Merve Yıldırım diye bir kardeşimizin yeğeniymiş, sizi çok seven bir kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah ömrünü uzun etsin. Bu ne şekerliktir. Acayip yakışıklıymış. Allah ömrünü uzun etsin,inşaAllah. Hayır bereket versin, Allah hidayet versin, Allah güzellik versin. Ne güzel bizim memleketimizin insanları. Ne güzel varlıklar maşaAllah, elhamdülillah.
Nedir bu köfte?
DAMLA HANIM: Sizi yine çok seven bir kardeşimizin oğlu dört yaşında, sizin talebenizmiş o da. Bayağı seviniyormuş sizi görünce.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bu yakışıklılık nedir böyle? Dünya çapında yakışıklı. Şu gözlere bak.
DAMLA HANIM: Emir Mikail adı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Ama olağanüstü yakışıklı.MaşaAllah, maşaAllah. Allah ömrüne bereket versin. Hz. Mehdi (a.s)’a talebe kılsın Cenab-ı Allah. İsa Mesih (a.s)’a talebe etsin. Harikulade yakışıklı. Aferin, maşaAllah.
Kardeşim,yolda gelirken onu düşündüm. Adamlar nasıl merak etmiyorlar? Mesela ben aldığımda bu hadis kitabını merak ederim, acaba hiç çıkan oldu mu bu hadislerden. Bir tanesi olsun çıktı mı acaba diye merak ederim. Sen nasıl ehli sünnet oluyorsun? Nasıl Müslüman oluyorsun? Yani hem bu kitapların hak olduğunu kabul ediyorsun. Diyorsun ki “bunlar ehli sünnet alimlerinin değerli eserleridir.” Çünkü zaten hadis imamı. İbn-i Hacer-i Mekki Hazretleri hadis imamıdır. Müceddit, müçtehit ayarında. Derin alim, büyük alim. Hep sahabelerden naklen gelmiş hadisler. Mesela diyor ki “muhtelif zelzelelerin olacağı bir dönemde gönderilecektir.” Acaba biz bu döneme girdik mi? Hakikaten bu zelzeleler oluyor mu? Değil mi? İnsan bir merak eder. Aç, bak. Zelzeleler kaç misli artmış ahir zamanda birden bire. 1980’den itibaren.
Kim bu sevimli?
DAMLA HANIM: Bu da Halil Furkan Bektaş diye sizi çok seven bir kardeşimizin kızıymış.
ADNAN OKTAR: Ah severim ben onu. Bir de keyif yapıyor. Kıyafet falan. Keyfi de yerinde. Bak fındık burunluya bak sen, fındık burunluya. Fettan, şeker, bal, kaymak hepsi karışık. Acayip tatlı. Allah ömrünü uzun etsin, hidayet versin, güzelliğine güzellik katsın, maşaAllah.
Tamam, haydi bakalım. “Hocam katılmak istiyorum” diyorsunuz, gelin, bekliyoruz.
“Hocam sizi örnek alıyor ve aynı tişörtlerden giyiyorum. Ceketim de nerdeyse aynı” diyor Basri.
Şimdi can kardeşim istiyorlar ki, benden fıkıh. Bediüzzaman diyor ki “ahir zamanda Mehdi sadece iman hakikatlerine ağırlık verecek. Çünkü en büyük hastalık dünyada şu an en büyük sorun imansızlık sorunu. İnsanlar Darwinist materyalist olmuş durumdalar. Dinsizlik, ateistlik yaygın, Allah inancı yok insanlarda. Onun için fıkıh anlatsan da faydası olmaz. Fıkıh anlatmadan önce iman hakikatlerini anlatın” diyor. Şimdi ben Mehdi talebesiyim. Ne yapayım? Şimdi fıkıh mı anlatayım? Tabiî ki iman hakikatlerini anlatacağız. Önce iman, Allah’ın varlığı ve birliği. Ve Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğinin anlatılması. Fıkıh kolay kardeşim, çok kolay fıkıh. Bir gecede fıkhın tamamını anlatırım. Hiç sorun olmaz. Onu dedim. Yani iki saatte hallederim ben. Onu bana bırakın siz. İttihad-ı İslam’ı yapsınlar, en büyük farz odur. İttihad-ı İslam oluşsun, fıkıh iki saat bile sürmez. Gayet kolay fıkıh. Yani onu bana bıraksınlar. İttihad-ı İslam ve iman hakikatleri. Bütün dikkatimizi buna vereceğiz inşaAllah.
“Bir tanem canım Hocam, yarı uyur, yarı uyanık sizi seyrediyorum. Uyumayacağım. Siz benim canımın ta içisiniz” diyor, Aylin Coşkun. Benim canlarım mutlaka Allah aşkına uykusu gelen yatsın. Yapmayın, hasta olursunuz. Biz Allah’a çok şükür ehl-i kudretiz. Ama her bünye aynı olmaz, yapmayın. Uykunuz geldiyse yatın. Zaten banttan yayınlıyorsunuz. Tamam mesele yok.
Selami sen İttihad-ı İslam’a önem vermezsen canım kardeşim, yani Kuran okusan da, ahirette ne olacak senin durumun? Sen en büyük farzı önemsiz görürsen, İttihad-ı İslam’ı önemsiz görürsen, Mehdi’yi önemsiz görürsen, İsa Mesih’in gelişini önemsiz görürsen, Kuran’dan bahsediyorsun. Kuran İttihad-ı İslam’ı anlatıyor başından sonuna kadar. Sen okuduğuna inanmıyor musun Kuran’dan? Hangi sayfasını açsan; bismillah gözünün önünde açıyorum herhangi bir sayfa. Hangi sure? Kehf Suresi. Kehf Suresi’nde ne anlatılır? Mehdiyet anlatılır.
Bak diyor ki Allah, Kehf Suresi 28; “Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret.” Biz neyi istiyoruz? İttihad-ı İslam’ı istiyoruz ve sabrediyoruz.“Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma.” Dünya hayatının aldatıcı süsü işte malum televizyon kanallarının birçoğunda görüyorsunuz. “Gözünü onlardan kaydırma” diyor. Mutlaka hakkı savunanlardan yana olsun gözün. Gözün başka yere gitmesin. “Başka yere kaydırma gözünü” diyor. “Kimse Allah’ı, Kuran’ı anlatan, İttihad-ı İslam’ı anlatan, Mehdiyeti anlatan, İsa Mesih’i anlatan, sahabe sevgisini anlatan kimse gözün orada olsun. Gözünü kaydırma. Gözün başka yere gitmesin” diyor.
“Kalbini Bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz,” gaflete düşmüş, Allah’ı zikretmeyi unutmuş. Boş işlerle ilgileniyor. İşte aç, herhangi bir kanalı açarsan bazı kanallarda göreceksin. “kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan” Kuran’ın, İslam’ın, İttihad-ı İslam’ın dışında kendine göre bir yol seçen “ve işinde aşırılığa gidene itaat etme.” Yani Kuran yolunda olmayana itaat etme.
“Ve de ki: "Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin.” Demokrasi, fikir özgürlüğü, görüyor musun? Dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin, serbest.
“Şüphesiz Biz zalimlere bir ateş hazırlamışız, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır.” Zaten şu an duvarın içindeler diyor Allah cehennemin duvarı onları kuşattı diyor şu an. Haberleri yok şu an.
“Eğer onlar yardım isterlerse, katı bir sıvı gibi yüzleri kavurup-yakan bir su ile yardım edilirler.” Azap meydana getiren bir su.“Ne kötü bir içkidir o ve ne kötü bir destektir.” diyor Cenab-ı Allah bu.
“Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlar ise;” İman etmiş ve samimi eylemlerde bulunanlar. Samimi, tebliğ yapıyor, İslam’ı yayıyor, helale harama dikkat ediyor, işte namazını kılıyor.
“Biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız.” Kaydediyorum diyor Allah hepsini.
“Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar. (Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel destek.” diyor Cenab-ı Allah. Cennette de böyle diyor.
Bakın, Kehf Suresi en başından en sonuna kadar doğrudan Mehdiyetle ilgilidir. Bir avuç genç çıkar, deccale karşı direnir, ailelerinden ayrılırlar, bir araya gelirler, bir arada yaşarlar. Ve deccaliyete karşı baş kaldırıp mücadele ederler. Sonra Cenab-ı Allah Hızır kıssasına geçiyor. Hızır'da ledün ilmi, ilmi batın, mürşide nasıl itaat edilir, o anlatılıyor. Sonra Zülkarneyn kıssası dünya hakimiyetinden bahsediliyor. Nereye baksan dünya hakimiyeti, İttihad-ı İslam. Kardeşlerimiz istiyorlar ki Arapça Kuran okuyayım, anlamasınlar, uyusun ben anlatırken de, ben Kuran okurken uyusun. Olmaz inşaAllah.
Haydi gidelim, inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...