DAMLA HANIM: ‘Adnan Oktar ile Sohbetler’ programına başlıyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Vatandaşlarımız, bizim milletimiz neşelidir. Müzikten hoşlanır. Düğünler olur, düğünde eğlenirler, halay çekerler. Genç kızlarımız kendi bildikleri gibi süslenirler; bakımlı, temiz gezerler. Dünyada da aşağı yukarı ortalama bu tarzdadır. Bir de adamlar benim güzel milletimle dindarlığın uyuşamayacağı inancını yaymaya kalktılar. Mesela bütün üniversitelerde, genç kızlarımız hepsi modern; blue jean giyiyorlar, tişört giyiyorlar, dekolte de giyiyorlar; bakımlılar, hepsi makyajlı oluyor genellikle. Bir kısım zevata göre, onların Müslüman olması mümkün değil. Ve bunlar Allah’tan bahsedemezler, bunların sözüne göre. Allah’tan, Kuran’dan, dinden bahsedemez. Modern genç kızlar, modern delikanlılar, kravat takan gençlerimiz, tıraş olan gençlerimiz, dekolte giyinen hanımlar yahut denizde yazın plaja giren kardeşlerimiz hiçbir şekilde dinden bahsedemez. Bunlara yasak getirme kafasındalar. Zaten kadınları yarım gördükleri için hiç devreye sokmak istemiyorlar işin doğrusu. Onun için böyle saygıya uygun olmayan, gaddar, çirkin üsluplarla hem birbirlerine, hem de Müslümanlara bir şeyler demeye çalışıyorlar. Ben bu yarasalara ışık tutuyorum. Işık tuttukça bunlar bağırarak kaçışıyorlar. Işık tuttukça böyle çığlıklar atarak o karanlık mağaralarında oraya buraya kendilerini atmaya başladılar. Bin bir türlü yaygara yapıyorlar.
Televizyon kanallarının hepsinde dekolte hanımlar var. Hatta benim de tasvip etmeyeceğim tavırlarda gösteriyorlar. Ama ben yine saygı duyarım. Benim milletimin insanları. O, kendi inancı içerisinde öyle düşünüyor da olabilir. Ben kabul etmem. Eleştiririm, ayrı mesele ama lanetlemem, tecrit etmem, bağlantıyı koparmam. Bir de mesela bu kafada olan adamlar, normalde bütün televizyon kanallarını seyreden insanlar. Bütün kanalları gezen adamlar. Hepsini seyrediyorlar. Öyle seyretmiyorum diye bir şey yok. Dolayısıyla bu adamların birçoğu bütün kanalları seyrediyorlar. Öyle bir konu yok. Kendileri de eğlenen tipler. Ama dışarıya bambaşka bir model sunmaya kalkıyorlar. Bazı muhafazakar kanalları seyrettiğimizde de bunu görüyoruz. Benim beğenmediğim, kabul etmediğim yönlerde olabiliyor ama tasvip ettiğim yönlerde var. Mesela dekolte hanımlar çıkabilir televizyon kanalına. Niye çıkmasın? Gayet de rahat. Bütün ülkede hanımların büyük bir bölümü dekoltedir. Fakat hani derler ya ele verir talkımı kendi yutar salkımı, Hayır, ben bir şey demiyorum, açık hanım çıkabilir, normal de; samimi bulmadım üslubunu. Onunla ilgili bir film var. Yayınla bakayım. Daha öncede yayınlamıştık.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Ben çok samimiyetsiz buluyorum bu üslubu. Samimi bulan varsa bana söylesin. Çok samimiyetsiz. Plajlarda Allah anılacak, gazinoda Allah anılacak, barda Allah anılacak; her yerde Allah anılacak. Dekolteli hanımlar da, mayolu hanımlar da hepsi Allah’ı anacaklar. Allah’ın anılmasına set yok. Biz de onların planlarını bozuyoruz, inşaAllah.
Bir de tabii olayın biraz daha geri planına gelirsek, işin doğrusu kıskançlık var. Çünkü sizin güzelliğiniz, benim gençliğim, gücüm, neşem, başarımız, sizin bana olan sevginiz, benim size olan sevgim bunları kudurtuyor. Çünkü bunlar sevgi bilmiyorlar. İlk defa sevgiyi görüyorlar. Çok ağırlarına gidiyor. Mesela karısı var, nefret ediyor. Kızı var, nefret ediyor. Oğlu var, babasından nefret ediyor, babası oğlundan nefret ediyor. Müthiş bir nefret ortamında yetişiyorlar. Bu coşku candan, içten, Allah için olan sevgiyi görünce; geçen yıllarına da bakıyorlar, elde edecek gibi de görmüyorlar, artık ızdıraptan sadece kıvranıyorlar.
Güya benim elimden nimetleri alacaklar. Yıllardır birçok şeyle bağlantımı koparmaya çalıştılar, birçok kişiyle görüşmemi engellemeye çalıştılar, oyunlar yaptılar, iftiralar attılar; hapisle neticelenen olaylara kadar olayları genişletmeye çalıştılar. Ne oldu? Allah daha fazla nimet verdi, daha güzellik verdi, daha iyilik verdi. Allah, bir insana iyilik diledi mi, onu geri çevirmek mümkün değildir. Ayet var. Birine kötülük diledi mi, onu da geri çevirmek mümkün olmuyor. Onun için boşa debeleniyorlar. Bir de bu tip eleştiri yapan yobaz takımı, görüyorsunuz bunların zamanla nasıl adamlar olduğunu. Bunların kadın şekilleri de bu tarz oluyor, erkek şekilleri de bu şekilde oluyor. Yani bunların gizli dünyası çok berbat, çok rezil oluyor.
“Saadet Partisi İl Başkanı Selim Sait Terzioğlu, cumartesi günü ziyaretinize geldiğinde… Teşkilatların konferansa katılmamaları İl Yönetim Kurulu kararıydı. Buna karşın katıldıklarını tespit ettiğimiz İl Yönetim Kurulu üyelerimiz Nihat Aslan, Naim Öztürk, İsmail Ataç, Hasan Karabulut, Hakan Tokmak ile Yenişehir İlçe Başkanımız Ziya Aydın’ın disipline sevk edilmeleri için Genel İdare Kurulu’na başvuru yazımı gönderdim. Sonra da bu konunun restleşmeye döndüğünü ortaya koyan şu bilgiyi verdi: ‘GİK’e yaptığım başvuruda, bildirdiğimiz isimler hakkında ihraç kararı verilmezse kendi durumumun değerlendirilmesini istedim.’Görünen o ki Erbakan’ın konferansından sonra Saadet’te taşları yerinden oynatacak birrestleşme süreci başlamış.”Fatih’e güçleri yetmez. Fatih demek, Erbakan Hocamız demektir. Erbakan Hocamız demek, Saadet Partisi demektir. Yani ben ağabeyleri tabii tenzih ederim de, çok ayıp yaparlar. Bir de Erbakan Hocamızla da baş etmeye kalktılar. Baş edemediler. Mağlup oldular, görüyorsunuz. Şimdi, Fatih ile baş etmeye kalkarlarsa, yine mağlup olurlar, mahcup olurlar. Ben pek tavsiye etmem. Ben, bir vatandaş olarak yanlış görüyorum. Çünkü Erbakan Hocamızın evlatlarına, onun mübarek ceddine tavır alındı mı, zaten Saadet Partisi diye bir şey kalmaz. Saadet Partisi’nin özelliği nedir? Vefa, sadakat, sabır, şefkat, hürmet, saygı. Ne gitmiş olur o zaman? Vefa, iki; sadakat, üç; şefkat, fedakarlık. Hepsi gitmiş olur. O zaman başka bir şey olmuş olur. O zaman benim görüşüm, vatandaş olarak, Saadet Partisi diye bir parti kalmaz. Partiyi yok etmek istiyorlarsa, onun için faaliyet yapıyorlarsa; bu, kendilerince başarılı bir faaliyet gibi görünüyor. Ama Saadet yenilecek bir yapı değildir. Ben söyleyeyim. Gençler olsun, zemini olsun çok vefalıdır, sadıktır, sevecendir, merhametlidir, adildir, makuldür. Fatih’i evlatları gibi severler. Erbakan Hocamızı sevdikleri gibi severler. Ondan bir parçadır. Bu fitneden kardeşlerimiz kaçınsın. Benim nacizane tavsiyem. Ben Saadetli değilim ama bence kaçınsınlar. Fatih’in yolu da açılsın. İstediği gibi toplantı da yapar vatandaş olarak. Niçin yapmasın kardeşleriyle? Parti’de görevde alsın, inşaAllah. Delegeler de isterlerse, onu genel başkan da seçebilirler yahut partide önemli bir görev de verebilirler. Ama baskıyla hizaya getirme yöntemleriyle olursa, bence iyi olmaz diye düşünüyorum. Bir vatandaş olarak iyi olmaz diye düşünüyorum. Bunlar gereksiz. Fatih, bizim evladımız, canımız, kardeşimiz; Erbakan Hocamızdan bize kalmış bir emanet, kutsal bir emanet. Erbakan Hocamızdan bize intikal eden kutsal emaneti adam ayaklar altına almaya kalkarsa, Allah ceza verebilir, ızdırap verebilir. Bunları ben doğru görmüyorum. Tabii her şeyin hukuk ve kanun çerçevesinde olması gerekir, demokratik zemin içerisinde olması lazım. Demokrasinin kurallarını zorlayan tavırlardan kaçınmak lazım. Hukuka ve kanuna titizlikle uymak, demokrasinin güzelliğini bütün ihtişamıyla yaşatmak lazım.
“Muhterem Adnan Oktar Hocam, Dr. Muhammed Ali Fatih Erbakan Hocamızın,” ben bu ismini bilmiyordum, güzelmiş ismi. Dünde söyledim, hayret. Erbakan Hocamız yaman, maşaAllah; çok güzel isim vermiş. “Hocamızın Bursa Kestel’de yapılan programına katılan kardeşlerimize disiplin soruşturması açıldı.5 tane il yönetim kurulu üyesi ve Yenişehir ilçe başkanımız disipline sevk edildi.” Ne büyük şeref, ne büyük bir onur, ne büyük bir güzellik. Dünyada ve ahirette manevi bir madalya almışlar. Tebrik ediyorum kardeşlerimi. “Lütfen bu gidişe dur deyin.” Canım benim, benim bir özelliğim yok. Herhangi bir vatandaşım, kardeşinizim. Üstelik Saadet Partili de değilim. Ama ben adaletsiz, vicdansız bir şey olursa, kendi görüşüme göre vicdana uymadığına kanaat getirirsem uyarıyorum. Şimdi bu tavrın da vicdana uygun bir tavır olmadığını düşünüyorum. Yani beni sıkıyor, rahatsız ediyor doğrusu. “Peygamberimiz (s.a.v)’in torunlarına yapılanların, Hocamızın evladına yapılmasına müsaade etmeyin.” Biz dua ederiz. Başka ne yapalım? Uyarırız, hatırlatırız, tavsiyede bulunuruz, inşaAllah. Ama gönlün rahat olsun. Fatih’in kimse kılına dokunamaz, öyle bir şey olmaz, inşaAllah.“Saadet Partisi İl Başkanı Selim Sait Terzioğlu cumartesi günü ziyaretimize geldiğinde, Genel İdare Kurulu Üyesi ve Genel Başkan Başdanışmanı Fatih Erbakan’ın kendileri dışında yaptığı Kestel konferans programına ‘çift başlı parti olmaz’ diyerek karşı çıkmış, sonra da şu uyarıyı yapmıştı: ‘Yönetim Kurulunda karar aldık. Teşkilatlardan toplantıya gidenleri disipline vereceğiz.’ Dün… Fatih Erbakan’ın Pazar günü Kestel’de verdiği konferansın haberlerini okuduktan sonra SP İl Başkanı Terzioğlu’yla görüştük. Şunu açıkladı: ‘Teşkilatların konferansa katılmamaları İl Yönetim Kurulu kararıydı. Buna karşın katıldıklarını tespit ettiğimiz il yönetim kurulu üyelerimiz Nihat Aslan, Naim Öztürk, İsmail Ataç, Hasan Karabulut, Hakan Tokmak ile Yenişehir İlçe Başkanımız Ziya Aydın’ın disipline sevk edilmeleri için Genel İdare Kurulu’na başvuru yazımı gönderdim.’ Saadet Partisi İl Başkanı, buraya gelmişti geçenlerde. Çok muhterem bir insan. Aynı Erbakan Hocamız gibi o da, maşaAllah. Bayağı takva bir kardeşimiz. Bu nedir? Nasıl oluyor peki bu? Benim muhterem Hocamla bir görüşeyim ben. İl Başkanı olan kişi gelmişti. Çünkü burada bir konferans düzenlediler. İl Başkanlığı konferansı. Bizi de davet ettiler, şeref konuğu olarak. Ben gitmedim, bizim çocuklar gittiler. Fatih de alkışlar içerisinde girdi, büyük bir coşkuyla karşıladılar Fatih’i. En çok alkışı Fatih aldı. Ama nasıl oluyor böyle bir şey? “Bu konunun restleşmeye döndüğünü ortaya koyan şu bilgiyi verdi: “GİK’e yaptığım başvuruda, bildirdiğimiz isimler hakkında ihraç kararı verilmezse kendi durumunun değerlendirilmesini istedim.” Tabii ağabeylerimiz daha güzel bilirler ama…Bu, Bursa İl Başkanı;İstanbul İl Başkanı benim görüştüğüm. Bu, niye tedirgin mi olmuş? Niye öyle oldu acaba? Bir kere Fatih son derece mülayim, halim bir çocuk; çok terbiyeli, saygılı. Burada da konuştum ben; büyüklerine karşı çok saygılı, çok sevecen, alttan alan... “Tabii ağabey” dedi. “İnşaAllah, Allah nasip ederse öyle olurum” dedi. “Zaten öyle olacağız, inşaAllah”dedi. “İnşaAllah, Allah razı olsun, öyle olur” dedi. Yani çok saygılı; dik başlı, biz zaten biliyoruz kafasında değil. Zaten çocuk efendi. Öyle dediğim halde nasihatimi sevgiyle, saygıyla kabul etti. Dolayısıyla usule uygun olmadıysa, usule uygun olsun. Tabii ben ona bir şey demem. Partinin usulü, adabı vardır. Aslında Fatih’in partideki büyük ağabeylerinin bir kısmıyla belki bir burukluk olmuş olabilir aralarında. Yine bir kucaklaşsın Fatih. Gidip bir ellerini öpsün, bir bağrına bassın. Onlar ağabeyleri. Yıllardan beri bu davaya hizmet etmiş büyüklerimiz onlar. Bir şekilde tedirgin olmuş olabilirler. “Mustafa Kamalak Bey’in konferansı yapmayın dediğini söylüyor.” Mustafa Kamalak Hocamız, çift profesörlüğü olan, Erbakan Hocamızın aşıklarındandır. Çoktatlı, muhterem, iyi bir ağabeyimiz. Çok mazlumdur. Dolayısıyla Mustafa Kamalak Ağabey öyle bir şey niye desin? O, Erbakan Hocamızın evladı; iftihar eder. Konferansa halkın gitmesinden memnunluk duyar, gönlü açılır. Yani özetle bir kucaklaştırmak lazım herkesi. Bir de usulü, adabı neyse partinin, tabii ona da uymak lazım. Acaba parti disiplini dışında bir şey oluyor gibi mi tedirgin oldular? O varsa onu kaldırmak lazım. Öyleyse olmaz o, ben Fatih’le bir görüşeyim.
ASLI HANIM: Bursa İl Başkanı, Fatih Erbakan’dan organizasyonu kendi kontrolünde yapılmasını istemiş. Fatih Erbakan’a;“bu organizasyonu sonra yapalım, daha büyük yapalım” demiş. Fakat Fatih Erbakan’ın kabul etmediğini söylüyorlar. Kendi inisiyatifinde yapılmasını istiyormuş.
ADNAN OKTAR: Yok, Fatih çok mülayim, çok mazlum çocuk. Yanlış anlaşılma olmuş olabilir.
DİDEM HANIM: “Parti dışı programlar hiyerarşimizi bozar, biz yapalım” demişler.
ADNAN OKTAR: Ama doğru o. Tabii ki partiden izin alınarak yapılacak. Bu o şekilde değerlendirilemez tabii ki. Doğru. Haklılar orada. Ben Fatih ile bir görüşeyim, konuşayım.
“Misafirleriniz geldi.”Musevi Kabala üstatları geldi, dünyaca ünlü. Dünyadaki en ünlü Kabala üstatları, inşaAllah. Zohar kitabını hediye getirdiler. Üstadı geldi, asıl başları, liderleri olan kişi. Ne ismi?
Gelen, Musevi olan, Kabala üstadı olan, Yehuda Berg. Dünyadaki bütün ünlü şahıslara o konuda anlatmış anladığım kadarıyla. Madonna falan onun ekibinde, talebesi değil mi? Başka kimler? Bayağı bir ünlü var onun ekibinde.
AYLİN HANIM: Paris Hilton var.
ADNAN OKTAR: Paris Hilton, bayağı bir kişi vardı.
Orada haklı. Tabii ki ağabeylerden izin alınacak. Onun bir nezaketi, adabı, usulü vardır. Bir yanlışlık olmuş demek ki. O zaman Fatih ile ben yarın bir görüşeyim, konuşalım, inşaAllah. Aralarını bulalım, inşaAllah. Diyor ki ayette; “Kardeşlerinizin arası bozulduğunda, aralarını düzeltin.” Allah’tan emirdir, inşaAllah. Bir vatandaş olarak, ağabey olarak ben devreye gireyim, inşaAllah. Fatih çok şeker. İzin olacak, izinsiz olmaz. Kamalak Hocamızın ellerinden öperiz. Derin hürmet ve sevgimizi iletiyoruz. Ama Fatih bizim evladımız, canımız. Biz onu her yerde koruyup kollayacağız. Ama usul, adapta eksiklik olduysa, Allah affetsin; Hocamız da kusura bakmasın, diğer yöneticilerimiz de kusura bakmasınlar. O düzelir, inşaAllah. Konuşuruz.
ADNAN OKTAR: Yehuda Berg hakkında bilgi ver.
DİDEM HANIM: 30 tane kitabı var. Yazar kendisi. Ünlülerden Demi Moore, Ashton Kutcher, Britney Spears, Mick Jagger, Donna Karan, Gwyneth Paltrow… Bu kişilerle tanışıyor ve bunları eğitmiş.
ADNAN OKTAR: Bunların hocası? Dur bakalım, biz de onu eğitiriz, inşaAllah.
DİDEM HANIM: Amerika Los Angeles’dan. 40 şehirde merkezi olan, milyonlarca takipçisi olan Kabala merkezinin yöneticisi.
ADNAN OKTAR: Ben her insanı severim. Her insana şefkat duyarım. O da bizim kardeşimiz sayılır. Hz. Adem (a.s)’dan. İnsanlar birbirlerine şefkat duyacaklar. Düşmanlıkla bir yere varılmaz. Dostça, kardeşçe, arkadaşça yaklaşmak lazım. Deccal, insanlara kini öğretti, nefreti öğretti. Bir de Allah adına kini öğretiyor deccal. “Allah adına Yahudileri öldürün, Allah adına Hıristiyanları öldürün; Allah adına Alevileri, Bektaşileri, Şiileri, Vehabileri öldürün; Allah için kardeşlerinizi öldürün” diye deccal bunları eğitiyor. “Allah için sakal tıraşı eden insanlardan nefret edin, Allah için başı açıklardan nefret edin” gibi deccal bunları yönlendiriyor. Ve bunlar da artık nefret küpü oldular. Kudurdular nefretten. Ağızlarından kan, irin akıyor bunların. Allah ıslah etsin, Allah hidayet versin.
Kısa bir ara verelim, inşaAllah.
DAMLA HANIM: Çok kıymetli, biricik Hocamız bizlere katıldı. Devam ediyoruz yayınımıza, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Burada dünyada, dünya boyutunda, bu rüya tarzında olan eğitim alanında, çok güçlü terbiye ediliyoruz. Bu terbiyeyi almadan cennete giren, cennetten haz alamaz. Bu kurstan illaki geçecek Müslümanlar. Bu eğitimden geçecek, o olgunluğu alacak, cennet terbiyesini alacak, cennet ahlakını alacak. Rabbimiz bizden, biz de Rabbimiz’den razı olmuş olarak Cenab-ı Allah’ın cennetine gireceğiz, inşaAllah. Eğitim olmadığında insanların ne hale geldiğini görüyorsunuz. Toplum eğitimle bambaşka bir şekle giriyor. Eğitimsiz bambaşka şekilde bozuluyor.
Neler var haberler?
DAMLA HANIM: Hocam, Hollanda’dan çok güzel bir haber var. Okuyayım hemen. Hollanda Rotterdam’dan talebeniz Fatih Altıntaş, çok güzel bir ilan çalışması yapmış. Bugün sabah saat bir ile dört arası Rotterdam üstünde bu ilan uçmuş. Üzerinde “Allah vardır” yazıyor. Ve sizin HarunYahya.com sitenizin ismi yer alıyor. Fatih kardeşimiz, Avrupa’nın neresinde bir organizasyon olsa, mutlaka katılıyor ve çok güzel faaliyetleri oluyor. Çok şevkli ve çalışkan bir kardeşimiz, maşaAllah. Sizi ziyarete de gelmişti.
ADNAN OKTAR: Bu nedir? Uçakla havada mı? Uçağa takmışlar, öyle mi? Çok iyi akıl. Saat birden dörde kadar ki en iyi saatler. “Gökten nida olunur” diyor ahir zamanda, Hz. Mehdi (a.s) devrinde, inşaAllah. Bu da gökten nida olunuyor, “Allah var” diye, maşaAllah. Cenab-ı Allah vesile ediyor.
DAMLA HANIM: Kaya Çilingiroğlu ile ilgili bir haber vardı Hocam. Kaya Çilingiroğlu Star Gazetesi’ne verdiği son röportajında; sabah namazlarını mutlaka kıldığını, Cuma namazlarını hiç kaçırmadığını ve en büyük hayallerinden birinin de eğer Allah nasip ederse hacca gitmek olduğunu söylemiş. Ayrıca daha önceki bir röportajında da; kul hakkı yemenin ve dine yönelik saygıya uygun olmayan bir üslup kullanmanın, Allah’ın affetmeyeceği bir günah olduğuna inandığını söylemişti. Ayrıca kızı Zehra ile ilgili sorulara da; “eğer inancı gereği başını örtmek isterse buna hayır demem” şeklinde cevap vermiş.
ADNAN OKTAR: İyi aferin Kaya’ya, güzel konuşmuş.Allah hayırlı, uzun ömür versin, hidayet versin Kaya’ya da, bu delikanlı sevimli Zehra’ya da. Allah Zehra’ya da, minik Kaya’ya da Allah hidayet, ilim-irfan versin; kalplerine ferahlık versin. İslam’a, Kuran’a Allah hizmetçi kılsın onları. Hz. Mehdi (a.s)’a talebe kılsın, Hz. İsa Mesih (a.s)’a talebe kılsın onları. İttihad-ı İslam için, İslam’ın dünyaya hakimiyeti için var güçleriyle gayret eden mücahidandan, ehl-i cehd kişilerden eylesin Cenab-ı Allah, inşaAllah. Mücahede; cehd, gayret anlamına geliyor.
Fatih ile ilgili bir kardeşimiz yazı yazmış. Diyor ki; “Fatih Erbakan Bey, Kurban Bayramı’nda niçin 81 vilayetten bir tanesinde bile bayramlaşma programına gönderilmemiştir? Fatih Erbakan Bey, niçin Milli Gazete ve TV 5’de görünmüyor?” Doğru mu?
AYLİN HANIM: Milli Gazete en son çıkarmıyordu resimlerini Hocam. Siz üstünde durmuştunuz daha önceden.
DAMLA HANIM: TV 5’de de, onunla röportaj yapan kişiyi işten çıkarmışlardı ve yayınlamamışlardı röportajını.
ADNAN OKTAR: Erbakan Hocamıza bunun aynısı yapılmıştı. Ben o zaman rahatsızlığımı ifade etmiştim. Bayağı da uğraşmıştım, anlatmıştım; dile getirmiştim o tavrın yanlış olduğunu. Şimdi Erbakan Hocamıza yapılanın aynısı demek ki Fatih’e yapılıyor. Hem günah, hem ayıp, hem çirkin. Kim yapıyorsa Allah ıslah etsin, Allah hidayet versin, Allah aklını açsın. Kalbine şefkat, merhamet, sevgi, hürmet, sadakat, vefa hissi koysun. Yani acayip, çok acayip.
Ama düzeltilir. Onu, zıtlaşmak şeklinde değil de… Çünkü Milli Görüşteki ağabeyler çok salihtirler, çok halistirler, çok samimidirler, çok candandırlar. Bir yanlış anlaşılma var bence. Kamalak Hocamız çok değerli hizmetleriyle bu davaya güzel faydaları oluyor. Bir yanlış anlaşılma var, Allahualem. Onlar düzeltilir. Bu konuda bu kadar tedirgin olmanız yersiz. Önümüzdeki günlerde düzeldiğini inşaAllah göreceksiniz. Allah’ın izniyle. Bir aksilik olmaz, tedirgin olmak yersiz.
Devam edelim.
DAMLA HANIM: Hocam, Endonezya’da deprem olmuş 7,3 şiddetinde. Sumatra adası yakınlarında meydana gelen 7,3 büyüklüğündeki depremin ardından Tsunami uyarısı yapılmış.
ADNAN OKTAR: İşte ahir zaman. “Hz. Mehdi (a.s) devrinde depremler sıklaşacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Dünyanın tarihinde bu kadar sıklaşma hiç görülmemiş. 1980 yılından itibaren, dünya tarihindeki en sık deprem olaylarının olduğu devreye girdik. Bakın, dünya tarihinde yok. İlk defa oluyor. Tam Peygamberimiz (s.a.v)’in dediği gibi.
Musevi misafirler bana deri üzerine yazılmış bir Tevrat getirdiler, tamamen el yazması. Çok çok değerliymiş. İstanbul’dan İsrail’e gitmiş. Şimdi yeniden İsrail’den Türkiye’ye getirdiler, inşaAllah. Ama muhteşem hakikaten. İncecik bir deri üzerine yazılmış. Role halinde. Çok süslü, kabı da çok süslü. İbranice, inşaAllah.
Fatma Beyaz; “buradayım, izliyoruz Hocam.” Herkes ayakta, tamam. Selami Doğru; “burada Hocam.” Osman Aydıner; “burada.” Çok şahane, maşaAllah. Kocaeli’nden Mehtap; “buradayım Hocam” diyor. Murat Öztürk, Rotterdam. Erhan Akata, Almanya; “burada.” MaşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam, bir haber daha okuyabilir miyim? Sizin Uludere olayı üzerinde devletten alınmasını rica ettiğiniz ekonomik önlemlerin ve sınırdan geçişlerin devlet izniyle yasal hale getirilmesi yönündeki tavsiyelerinizin tümü için girişimler başlatıldı Hocam, maşaAllah. Başbakanımız bugünkü grup toplantısında yaptığı açıklamada orada hayatını kaybedenlerin kardeşlerimiz olduğunu ve kardeşlik hukuku gereği hemen hak sahiplerine ödemelerin yapılacağını belirtmiş. Ayrıca Gülyazı Köyü’ne yeni bir gümrük noktası açılması için görüştüklerini, bunun dışında iki ayrı gümrük noktası daha açılacağını ve buradaki geçişlerin yasal hale getirilmesi için yeni bir düzenleme yapacaklarını açıklamış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Başbakanımız çok mübarek, muhterem bir insan. Allah sağlık, sıhhat, uzun ömür versin. Çok candan hizmet veriyor. Bir de hamiyet-i İslamiye’si çok iyi. Azmi güzel. Yani böyle yılan, yıldırılabilen bir insan değil. Azmi hakikaten takdir edilecek bir azim. O yönü güzel, maşaAllah. Çünkü bazı siyasiler olur, iradesi zayıftır; biraz eleştirirsin, bir şey yaparsın. Hemen dediler ki; “İçişleri Bakanı’nı alın görevden.” Biz de dedik ki; “İçişleri Bakanı çok iyi insan, devam etsin”dedik, inşaAllah. Başbakan çıktı, “almayacağım görevden” dedi. “Var mı diyeceğiniz?” dedi özetle. Bu kadar. Helal olsun. Çünkü İçişleri Bakanı hakikaten mazlum bir insan ve samimi bir insan. Bayağı güzel hizmet veriyor. Allah razı olsun. Baktık ki komünist cephe hırlıyor, PKK hırlıyor. Anladık ki doğru insan. İt-kopuk hırlıyorsa, bil ki doğru insan, inşaAllah. Başbakan’ın bu tavrı, günler önce söylediğimiz bu güzel hizmeti kabul etmesi, uygulamaya koyması nefis. Vicdanlı bir insan, şefkatle bakıyor. Güzel, çok gönül alıcı bir şey olmuş, isabet olmuş. Bir de, elhamdülillah dediğimin aynısı, maşaAllah. Mesela tazminat ödensin dedim, elhamdülillah. Ticaretleri meşru hale gelsin dedim. “Ben onlara kaçakçı demiyorum” dedim. Mazlum. Bir de o canlara kaçakçı mı diyeceğiz? Bir de o mu eksikti? Ne kaçakçısı? Vergisini geciktirmiş olabilir, vergisini vermemiş olabilir. Devlete “çözüm bulun” dedim. “Çözüm bulunsun, ticaretleri rahat olsun orada, vergi alınmasın” dedim, “bir düzenleme yapılsın” dedim. MaşaAllah, elhamdülillah, Başbakanımız olaya el koymuş. Aynı dediğim gibi olayı tahakkuk ettirmişler. Çok sevap olmuş, inşaAllah. Çok hayırlı, güzel olmuş. Güneydoğulu canlarımıza, şehitlerimize bir nebze iyilik, güzellik olmuş oldu, maşaAllah.
“Saadet Partisi’nden Fatih Erbakan’ı destekleyen gençler şu anda yayını yoğun olarak takip ediyorlar. Size iletilmesi için şu mesajları yazdılar: Özet olarak; parti genel merkezinden Fatih Erbakan’ın adı duyulduğu an, tüm programın iptal edildiğini söylüyorlar.” Yani böyle, bu şekilde yaklaşmayın. Ağabeyler, can onlar, çok temiz insanlar. Rahat olun. Bu yatışır, düzelir. Böyle bir şey olmaz. Böyle bir tedirginlik meydana gelmiş olabilir. Parti disiplininde bir bozukluk mu oluyor acaba gibisinden… Bunlar yatışır. Rahat olun, inşaAllah. “Bu hususta il başkanı doğru söylemiyor. Genel merkezden talimat ile bütün Türkiye’de, hatta yurt dışında bile programı engelleniyor Fatih Erbakan’ın” diyor. İnşaAllah böyle değildir. “Fatih Bey, Bursalı gençlere söz verdiği için programa katıldı. Gençler parti adıyla değil, gençlik platformu adıyla yaptı programı” diyor. Parti adıyla değil, gençlik platformu adıyla. “İsviçre programını kim engelledi? Mart’taki Fransa programını hala engellemeye çalışıyorlar. Biz Esenyurt’ta program yapacaktık, program hazırlandı, konuşmacı Fatih Erbakan deyince programı iptal ettiler. Teşkilat disiplininde ilçeler istediklerini konuşmacıyı davet ederler. Bunun için hiçbir yerden izin almaları gerekmez. Gençler, parti adıyla yapmalarına müsaade edilmeyince, ‘Şuurlu Gençlik Platformu’ kurdular mecburen.” Bu hale gelmesin. Biraz yanlış anlaşılmadan kaynaklanan bir karşılıklı heyecan oluşmuş. Böyle bir şey yok. Nur gibidir Saadet Partisi, olduğu gibi. Çok temiz insanlardır. Ağabeyler de çok temiz insandır. Ben vatandaş olarak, kardeşiniz olarak bir bakacağım. Ağabeylerle de görüşeceğim, inşaAllah. Fatih’le de görüşürüm, inşaAllah. Bu yatışır yani. Gönlünüz çok rahat olsun, inşaAllah.
Bira faydalı bir şey değil, tadı da güzel değil; boş iş bira. Çok kilo aldırır ayrıca, acayip kilo aldırır. Karaciğeri rahatsız eder, beyni rahatsız eder, sersemlik verir. Ne zevki var? Haram ama ayrıca bu yönü de var.
DAMLA HANIM: Hocam, Balçiçek İlter bir yazı yazmış, İdris Naim Şahin hakkında. Sayın Bakan hakkındaki eleştirilerin ve istifa çağrılarının Başbakan’da tam tersi bir etki meydana getirdiğini belirterek, “bu tip durumlarda Sayın Başbakan öyle sarılıyor ki o arkadaşa, ne yapılsa, ne denilse yerinden oynatmak mümkün olmuyor” demiş. Dolayısıyla kamuoyunda İdris Bey’e yapılan eleştirilerin, onun bakanlıktaki görevini daha da sağlaştırdığını ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Sayın Başbakanımız Erdoğan Bey’in bir özelliği vardır; hamiyet-i İslamiyesi kuvvetlidir. O yönden çok iyi. Allah o yönden ona öyle güzel bir nimet vermiş. Yılan birisi değil, yılmaz. Yani yıldırmak mümkün değildir. Öyle bir şey olmaz. Korkutmak, üstüne gitmek, öyle bir şey olmaz. Neler dememişlerdi zamanında. İşte, “ordu darbe yapacak, yıkacaklar, seni asacaklar.” O da ne dedi? “Ben kefenimle geziyorum” dedi. “Kefenim üstümde, hazırım ben” dedi. Ondan sonra sustular. Acayip tehditler ediyorlardı. Direkt asmakla tehdit ediyorlardı. “Elinizden geleni ardınıza koymayın” dedi. “Ben hazırım” dedi. “Kefenimle yanımda geziyorum” dedi. Ona yakın bir söz söyledi. Delikanlı olması çok iyi. Hakikaten delikanlı, maşaAllah çok iyi.
Mesela rahmetli Adnan Menderes, biraz çekingen bir insandı. Biraz değil, bayağı çekingendi. Fakat Tayyip Bey öyle değil. Bu süper oldu, inşaAllah. Aslında bazı siyasetçiler öyle olur. Üstüne gittin mi dayanamaz; ya istifa eder, ya bir şey yapar, bırakır. Gücü yetmez, iradesi yetmez. Tazyike pek gelmez. Tayyip Bey’de tazyik olumlu etki yapar. Tam aksi yapar yani. İşte onun için diyorum, sakın Başbakanlık’tan ayrılmasın diye. Ne kadar uzun kalırsa Başbakanlık’ta, o kadar iyi. Cumhurbaşkanı olduğunda, Cumhurbaşkanlığı o kadar aktif bir görev değil. Çok fazla sirayeti olan bir görev değil. Vardır sirayeti, fakat Başbakan gibi değil. Başbakanlık’ta muazzam hizmet yapıyor Tayyip Bey. Ama kendini fazla yormaması gerekiyor. Çevresindeki muhterem zevat kardeşlerimiz Tayyip Bey’i mümkün mertebe fazla yormasınlar. Çok yoruyorlar. Oraya gidiyor, oraya gidiyor. Uyku yok. Şuna dikkat edelim, buna dikkat edelim. Nefes alamıyor. O kadar olmaz. Rahat rahat 7 saat uykusunu uyusun. Yemeklerine dikkat etsin. Üstünden ağırlığı almaları lazım Başbakan’ın. Her şeyi Başbakan’a yaptırmaya kalkmak, yakışık almaz. Vicdan gereği.Başbakan güvenilir bir insan. Laf onlar. “Türkiye’yi bölecek,” bilmem ne diyorlardı. Bak, PKK’nın tozunu toprağını birbirine katıyor. Ciyak ciyak ötüyorlar bak. Ama bir komplo yaptılar. Güneydoğu’da bizim canlarımızı kazara şehit ettirdiler. Onun iyi tahkik edilip, araştırılıp, bu oyunu kimin yaptığının ortaya konması gerekiyor.
Canan; “Yakışıklı, hikmetli, canımın ta içi bir tanecik Hocam, yarın sınavım var. Ama sizi görmeden gözüme uyku girmedi. Ankara’dan size tüm kalbimle sevgilerimi gönderiyorum” diyor. Bu şekerlerin hiçbirini tanımıyorum. Acayip tatlılar, maşaAllah. İnşaAllah bir gün görürüm. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
“Sevgili Adnan Hocam, Allah sizden razı olsun. Hocam, tam anlamıyla bizleri kalben şevklendiriyorsunuz, uyandırıyorsunuz. Sizden aldığım enerjiyi aynı şekilde çevremdeki insanlara aktarıyorum ve çok etkili oluyor. Başbakanımızın lafı; ‘Durmak yok, yola devam’. Türk-İslam Birliği kurulana kadar yola devam, inşaAllah. Almanya Düsseldorf’dan bol Selam. Engin Atik.”
“Seviliyordunuz ama ırkçılık güttüğünüz için…” “Merhaba Sayın Adnan Hocam,” sert bir giriş, bakalım ne çıkacak? “Size ve diğer arkadaşlarınıza saygı duyuyorum. Ben Diyarbakır’dan Seyyid Engin Derman. Eskiden Diyarbakır Ehlibeyt Kültür Vakfımızda çok sevilen, çok ilgi gören biriydiniz. Ancak son zamanlarda ırkçılık güttüğünüz gerekçesiyle, artık eskisi gibi ilgi görmüyorsunuz. Ben buna pek inanmazdım ama son zamanlarda sizin adınıza olan kaynaklara baktığımda bazı doğruluk payları oluyor.”Şimdi olmadı. Bazı değil, net olması lazım. “Örneğin Türk-İslam Birliği yerine, Türkiye İslam Birliği olsa daha iyi olmaz mı? Sonuçta biz Diyarbakır’daki seyyidler, Arap asıllı Kürtleriz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Saygılar, hürmetler Sayın Hocam. Engin Derman.” Engin, bir kere beni sevmemek mümkün mü? Allah aşkına, bir kere sevdikten sonra nasıl vazgeçeceksin? Zaten üslubundan sevgi akıyor. Seyyidler beni canları gibi severler. Ama biraz kırılmışsın gibi, yani hafiften. Onu da biraz sert bir üslupla anlatıyorsun ki ben kendime geleyim, toparlanayım. “Hocamıza fiske olmaz” diyorsun. “Silkelememiz gerekir Hocamızı” diyorsun. Türk-İslam Birliği’ni Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in dediğini diyorum ben. “Hz. Mehdi (a.s) Horasan’dan çıkacak” diyor. Horasan, Türklerin içinden. “Hz. Mehdi (a.s) ilk talebelerini, ilk ekibini, ilk arkadaş grubunu Türk’te kurar” diyor. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar.) Peygamberimiz (s.a.v)’den nakil yaptım ben, sen de diyorsun ki; “ırkçılık yaptın.” Ben Peygamberimiz (s.a.v)’in sözünü ilettim. “İstanbul’da çıkacak” diyor. İstanbul kimin elinde? Nerede? Türkiye’de. Türkiye’deki millete ne deniyor? Türk. Ben de Arap asıllıyım ama sor bana, ben Türk’üm. Türkiye’deki herkes Türk’tür; Arap olsun, Acem olsun, şu olsun, bu olsun. Hars anlamında bu, senin anladığın genetik anlamda. Genetik anlamda Arap’ım ben. Hars olarak Türk’üm. Türk nedir? Müslüman. Aynı. Türk deyince aklına ne geliyor senin başka? Müslüman gelmiyor mu aklına? Müslümanlığı iyi yaşayan insanlar anlamına geliyor. Bin yıl İslam’ın bayraktarlığını yapmış mı Türk Milleti? Bunu Allah göstermiş. Bin yıl. Ayet bu, Allah delil meydana getirmiş. Bin yıl bu kahraman millet, İslam aleminin bayraktarlığını yapmış mı, yapmamış mı? Yapmış. “Ahir zamanda Türk’ten çıkacak” diyor. Açıkça söylüyor. “İstanbul’da çıkacak Hz. Mehdi (a.s)” diyor. Burada ırkçılık nerede? Ben, genetik üstünlük var dedim mi Türk Milleti’nde? Ahlaken cesur, sebatlı, sabırlı, merhametli, hamiyetli bir millet. Bunu kim söylüyor? “Kahraman ordu, imanlı millet” diye, Bediüzzaman Said Nursi diyor. Türk Milleti’ni öven Bediüzzaman Said Nursi’dir. İlminden, irfanından, güzel ahlakından dolayı; dava adamı olduğundan dolayı. “Genetik üstünlükten dolayı Türk Milleti üstündür” dedim mi ben? Kromozomlarla mı tarif ettim? Ahlakla, takvayla tarif ettim. “Allah Katında en iyi olanınız, en takva olanınızdır” diyor Cenab-ı Allah. Ben de Türk Milleti’ni takva görüyorum. Nereden görüyoruz? İslam’a hizmetinden görüyoruz. Tabii, hadimlik Türk Milleti’nin görevi. İslam alemine hadimdir. Türk Milleti’ne Allah güvenini kutsal emanetleri İstanbul’a getirerek göstermiştir. Kutsal emanetleri niye Allah Türklere verdi? Eminler de onun için. Güvenilir bir millet de onun için. İstanbul’u niye Türk Milleti’ne verdi? Güvenilir bir millet de onun için. Niye Mehdi’sini İstanbul’da çıkarıyor? Türk Milleti’ne Allah güvendiği için, inşaAllah. Öyle yarattığı için. Dolayısıyla Ehl-i Beyt aşıkları, hepsi beni canı gibi sever. Bütün Aleviler severler, bütün Bektaşiler severler; hakiki, hak olanlar, can olanlar. Çeşit çeşit insan var. İçinde tabii değişikleri de vardır ama ben Alevileri severim. Aleviler de beni severler. Bu bilinir, inşaAllah. Alevilik demek, zaten sevgi demektir. Alevi’nin kalbinde öfke, kin, nefret olmaz. Sende durduk yere biraz duygusal bir karar almışsın. Birkaç yazıyı okuyunca, kendi kendine öfkelenmişsin biraz, buğz etmişsin. “Ne diyeyim Hocamıza” dedin, “sevgiye çok önem verir Hocamız” demiştir. “Sevgimiz gitti derim, Hocam da hizaya gelir.” Mantık bu. Yok, ben vicdanlı adamım. Yani düşünerek hareket ederim. Irkçılıktan nefret ettiğimi herkes bilir.
Irkçılık, ahlaksızlıktır. Yani ahlaksızlığın diğer adıdır ırkçılık ve manyakça bir sistemdir. Mantığı da yok. Hepimiz Hz. Adem (a.s)’ın evladıyız. Nereden ırk olacak yani. O anlamda ırkçılık olmaz. Ama Allah, “sizi kavim kavim yarattım” diyor. “Millet millet yarattım, tanışasınız diye.” Türk Milleti’ni de Allah hoş, güzel bir komşu olarak, topluluk olarak yaratmış. İslam’a hadim kılmış. Gözünüzle de görüyorsunuz. Onun için, Türk ismini Peygamberimiz (s.a.v) kullanmış. “Türk’ü sevin” diye hadisi de var Peygamberimiz (s.a.v)’in, inşaAllah. Ki benim şu dediklerim net. El-Kavlu’l Muhtasar’da geçiyor, “Horasan’dan çıkacak” diyor. “Türklerin içinden çıkacak.”“İlk ekibi, ilk arkadaş grubunu da Türk’te kurar” diyor. Bu da El-Kavlu’l Muhtasar’da var. Kutsal emanetler İstanbul’da. Lider Türkiye’dir. Herkes bunu kabul ediyor. Dolayısıyla kardeşlerimizin genel kanaatiymiş gibi bunu söylemen olmaz. Sen kendi kanaatini söylemişsin. Senin de ayrıca çok sevdiğin anlaşılıyor. Bak, diyor ki; “Türkiye İslam Birliği olsa daha iyi olmaz mı? Sonuçta biz Diyarbakır’daki seyyidler, Arap asıllı Kürtleriz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Saygılar, hürmetler Sayın Hocam.” İnsan saygı duyduğu, hürmet duyduğu bir insanı seviyor demektir, inşaAllah. Yalnız anladıysan cevap ver. Anlamadığın husus olursa bana haber vereceksin, inşaAllah.
Van’da, çadırda kardeş kalsın istemiyoruz. Allah rızası için hükümetten istirham ediyoruz. Paraysa para, ne istiyorsanız yapalım. Şimdi telefon ediliyor, para ödeniyor ya, öyle bir sistem kursunlar. Ne gerekiyorsa yapalım, Allah rızası için. Çadırda çocuk olmaz, çadırda yaşlı anneler, dedeler olmaz. Civar illere mi dağıtıyoruz, otellere mi dağıtıyoruz yahut oraya karavan gibi evler var onlardan mı geliyor; neyse parası, gereğini yapalım. Allah rızası için bir tane çadır kalmasın. Huzursuz ve rahatsızım ben bu konuda. Van’ın soğuğu çok keskindir. Eksi 10 derece falan oluyor. Ne olur orada çoluk çocuk? Yaşlı dedeler falan var. Biz burada air condition var, ancak ısınıyoruz. Yazık, günah yani. Çadırın içinde yaşanır mı? Allah vermesin.
DİDEM HANIM: Hocam, Van ile ilgili televizyonda para toplanmıştı daha önceden. Para vereceğini vaat eden bazı kişiler para vermemişler. Başbakanımız da bu kişilerin isminin duyurulacağını söylemiş televizyonda.
ADNAN OKTAR: Duyurulsun tabii, çok iyi olur. Ama şu şey işi iyi; telefon açılıyor hesabından, değil mi? O, çok iyi bir yöntem. Mesela nedir, bir kişi ortalama ne kadar verse iyi olur?
DİDEM HANIM: Normalde bildiğim kadarıyla cep telefonuyla bir veya beş milyon yazıyor, öyle her arandığında.
ADNAN OKTAR: O da olur. Yani istemiyorum, çadırda ben çok rahatsızım, acayip vicdan azabı çekiyorum. Buna hemen bir çözüm bulunsun. Başbakanımızdan rica ediyoruz.
“Adnan Bey, İslam’da başörtüsü var mıdır? Varsa, neden yanınızdaki hanımların başörtüsü yok? Veya hadislerde var mı? Bunu lütfen cevaplayın. Burada doktor arkadaşla görüş ayrılığı yaşıyoruz. Ben sizin bilginize güveniyorum. Çok önemli, lütfen acilen cevaplayın. Selamlar. Serdar, Hollanda.” Nur Suresi’nde başörtüsünden bahsediyor kardeşlerimiz. Orada doğru söylemiyorlar, dürüst olsunlar. Nur Suresi’nde başörtüsü diye bir kelime geçmiyor. Ne kadar zorlama izahlar. Yani biraz izan sahibi, aklı olan bir insan bunu düşünür değil mi? Bak, başörtüsünü, oradan sarkan… Zaten teknik olarak başta olan bir örtüyü göğse doğru götürmek çok zordur. Yana L biçiminde kıvıracak. Durmaz orada örtü. Olacak iş mi şu? “‘Başınızda zaten mevcut olan örtü’ diyor Kuran’da” diyor. Öyle bir şey yok, dürüst olun. Ne gerek böyle zorlamalara? Mevcut olan örtüyü L biçiminde bükerek göğsün üstüne vurmak mümkün mü? Başı örten bir örtü ayrı bir parçadır kafasında. Başörtüsü kelimesi Kuran’da Nur Suresi’nde geçmiyor. Öyle bir şey yok. Ahzab Suresi’nde cilbab vardır. Siyah çarşaf. Başörtüsü değil, siyah çarşaf; bütün vücudu kaplayan. Hocalarım giyiyor ya burada, o tarz. O vardır, bu net. Bambaşka şekillere sokmaya çalışıyorlar. Ama ben saygı duyuyorum tabii, öyle inanabilir. Mesela diyor ki adam: “ben inanmıyorum” diyor. Başkası, “başörtüsüne dediğim gibi inanıyorum” diyor. Tamam, saygı duyarım. Ama doğrusu bu. Madem kardeşimiz merak etti. Ben fıkıh konusuna girmiyorum ama bu konuda çok soru geldiği için cevaplıyorum.
“Selamun Aleykum Hocam. Ben Bülent Doğan ve eşim Emine buradayız. Duanızı eksik etmeyin” diyor.
“Ben, Fransa’dan Polat Pınarbaşı. Allah sizden razı olsun. Hocam, kıyasladığınız kanallar tamam da, yalnız dini programda olmaz bu” diyor. Yani “eğlence programında olur” diyor. Bak, “sohbet, neşe programları ayrı, onda olabilir” diyor. “Dini programda olmaz” diyor. İşte hastalık burada. Samimiyet mi bu? Neşe programında olurmuş, dini programda birden bire ney sesi gelmeye başlıyor böyle, ondan sonra uhrevi bir hava; “ey dostlar,” bilmem ne falan, tam başka bir hale geliyor. Hayat bir bütündür. İslam, hayatın her yerinde vardır. İslam’ın hakim olmadığı hiçbir yer olmaz. Kuran ahlakı her yere hakimdir. Bak, hastalığı açıkladı işte. Ve bu açıklama yanlış.
“Adnan Hocam, bir kere de benim Twitter’ımı okuyun lütfen. Hep güzel kızlarınkini okuyorsunuz. Biz de yakışıklıyız, elhamdülillah” diyor Mehmet. MaşaAllah, ne sevimli şeyler bunlar.
Hakikaten ne kadar acayip! Doğru söylüyorama ne kadar yanlış bilgilenmişler. “Eğlence programında tabii onlar olur” diyor. Sonra, birden bire;“haydi bakalım dini program yapıyoruz şimdi. Getir başörtüleri, başla kavala bakalım.” Şu mantık mı? Bu nasıl bir samimiyet? Her yerde aynı olacak Müslüman. Normal konuşan adam, bambaşka bir şeyle konuşmaya başlıyor, apayrı. “Ey oğuuul” bilmem ne falan. Hayır film de hazırlıyor, uhrevi film hazırlıyorlar. “Yavrum sennn...” normal hayatta böyle konuşma olur mu?
Şeyma Karakoyun; Şeyma, gel programa, burada konuş. Uzun uzun yazmışsın ama gelip anlatırsan daha güzel olur. Gel anlat, güzel şeyler anlatacaksın, inşaAllah.
“Fatih Erbakan Hocamız, inşaAllah 15 Ocak Pazar günü, Elif Erbakan Hocamız’la beraber Karabük’te olacak.” Çok güzel olmuş. Elif de bizim canımız, Erbakan Hocamız’dan bize mübarek bir kutsal emanet, inşaAllah. Kardeşini bırakmasın. Kardeşiyle omuz omuza olsun. Var gücümüzle yanlarındayız. Çok seviyoruz onları, inşaAllah. Bu millet size vefalı olur. Gönlünüz rahat etsin. Ağabeylerin geçici bir tedirginliği vardır. Onu inşaAllah konuşuruz, hallederiz. Bir zıtlaşmaya falan gerek yok. Çok tatlı insanlar ağabeyler. Mustafa Kamalak Ağabey de çok efendi. Hepsinin ellerinden, hatta ayaklarından öpüyorum. Hepsine hürmet, selam ediyorum. Ama Fatih’imizi çok seviyoruz. Erbakan Hocamız ismini ne güzel koymuş; Muhammed Ali Fatih Erbakan. MaşaAllah çok güzel. “Karabük Merkez İlçe Teşkilatı’nın kongresine konuşmacı olarak katılacak. Program 13:00’da yapılacak.” Göster Fatih’in resmini. “Karabük’e geliyor.” İyi. Yenişehir Vali Nafiz Kayalı Gençlik Merkezi’nde. 15 Ocak Pazar, saat 13:00. Şu hal Erbakan Hocamız’ın aynısı. Ben Fatih’te neyi beğeniyorum biliyor musunuz? En çok takdir ettiğim; İttihad-ı İslam’ı aşkla istiyor Fatih, maşaAllah. Helal olsun benim koçuma, helal olsun benim aslanıma, helal olsun benim canıma. Israrla ve kararlılıkla savunuyor, maşaAllah. Erbakan Hocamız gibi. Bir de mazlum. O çok hoşuma gidiyor. Çok mazlum, çok mütevazi. “Karabük’teki tüm teşkilat mensupları bay ve hanım kardeşlerimizi salonda görmek, hem Fatih Hocamızı mutlu edecek, hem de Saadet Partisi’ne heyecan getirecek” Biz de mutlu oluruz. Ben de mutlu olurum, inşaAllah. “Hem de Erbakan Hocamızın ruhaniyetine çok güzel bir dua olacaktır, inşaAllah. Hocam, sürekli Fatih Hocamızın programını haftalık olarak gönderiyorum. Siz de yayınlıyorsunuz. Allah sizden razı olsun, inşaAllah. Bu yaptığınız yardımın bile hakkını ne yapsak ödeyemeyiz.” Estağfirullah, olur mu? Allah rızası için yapıyoruz. Siz bize yardım yapıyorsunuz, haber gönderip. Müslümanlıkta sadece Allah rızası vardır. Sakın, yanlış söylediniz.
“TV 5’in, Milli Gazete’nin sansür koyduğu zamanda Fatih Erbakan Hocamıza verdiğiniz desteği görünce,” herhalde Erbakan Hocamıza verdiğimiz destek. TV 5 de o zamanlar Erbakan Hocamıza tavır almıştı. Milli Gazete de tavır almıştı. O zaman uyarmıştık, rica etmiştik, vazgeçmişlerdi. Erbakan Hocamız manşetlerden veriliyordu. İnşaAllah Fatih de öyle olacak. TV 5 de, Milli Gazete de bu hatasını düzeltecek. Nur yüzlü Fatih’i, Erbakan Hocamızın bize mukaddes emanetini, Erbakan Hocamızı görmüş gibi baş sayfalardan göreceğiz. Ne kadar çabuk zarardan dönülürse, o kadar kardır. O kadar iyi olur. “TV 5’in ve Milli Gazete’nin Erbakan Hocamıza sansür koyduğu geçmiş zamanda Fatih Erbakan Hocamıza verdiğiniz desteği görünce,” şimdi de diyor, şu anda da, “Sultan Babamızın sizin için;‘ne olursa olsun, ne söylenirse söylensin, siz aklınızdan en ufak dahi bir şey geçirmeyin’ ” MaşaAllah ne güzel demiş, elhamdülillah; Allah razı olsun Şeyhimden, “‘o, İslam adına çalışıyor’ dediği hafızamızda tazeleniyor.” Şeyh Sultan Babamızın öyle güzel bir sözü vardı hakikaten, maşaAllah. Evlatları, bütün hepsi söylüyorlar, maşaAllah. Kalabalığın içinde söylemiş bunu. Evlatları da bize naklettiler, maşaAllah. “Her ne olursa olsun, ne söylenirse söylensin, siz aklınızdan en ufak dahi bir şey geçirmeyin” demiş, maşaAllah. “‘O, İslam adına çalışıyor’ dediği hafızalarımızda tazeleniyor” diyor, maşaAllah. “Ve biz, gerçekten bize niçin Erbakan Hocamızla, sizi gösterdiğini daha iyi anlıyoruz.”“Bir Erbakan Hocamızı gösterdi, bir de sizi gösterdi Sultan Baba” diyor, inşaAllah. “MaşaAllah. Başka sırlarda vermişti. Onların da çok yakın olduğunu görüyoruz. Çoğu çıktı, azı kaldı, inşaAllah.” Sultan Baba, başka sırlar da vermiş. Onları bilmiyoruz. Dur bakalım, inşaAllah. “Onlar da çıkacak, inşaAllah” diyor. Ama ben Fatih’in yanındayım kardeş olarak. Millet olarak da çok seviyoruz Fatih’i. Ses, Erbakan Hocamızın sesi; ruh, Erbakan Hocamızın ruhu; üslup aynı, adap aynı, edep aynı, şevk aynı, heyecan aynı. Saadet’e yakışır. Çok güzel olur. Anlı şanlı günlerine yeniden dönecek Saadet, inşaAllah, Allah’ın izniyle.
Mehmet Eken; “Hocam, sizi ziyaret etmek istiyorum. Dualarınıza bizi de ekleyin” diyor. Ben bütün Müslümanlara dua ediyorum. Bütün kardeşlerimiz de içinde oluyor tabii.
“Hocam, yaşım 15. Ellerinizden öpüyorum. Yayınlarınızı kaçırmamaya özen gösteriyorum. Lise öğrencisiyim. Okulda Darwinist zihniyetli hocalar da sizin sayenizde yerin dibine giriyorlar. İyi yayınlar Hocam” diyor. Faruk Duru. “Yerin dibine giriyorlar” dediği, herhalde fosil araştırması yapıyorlar yerin dibinde.
“Sayın Hocam, Hz. Mehdi (a.s) Efendimiz’in fiziksel özelliklerini tarif ettiğiniz iki gün önceki canlı yayında büyük şaşkınlık yaşadım. Anlattıklarınızın yüzde 95’i bana uyuyor. Şimdi ben ne yapmalıyım? Lütfen yardım ediniz” diyor. Elini uzatacaksın, biz de sana biat edeceğiz. Ne yapacağız? Seni uyanık seni. Ne yapacaksın? İslam’a bol bol hizmet edeceksin, Darwinizme, materyalizme karşı mücadele vereceksin. Hakkı, hakikati anlatacaksın.
Kadir Dağ diyor ki; “Samanyolu TV’de, TGRT’de yayınlananlar, eğlence programındakiler. Orada olur, dini programda olmaz” diyor. Böyle tipler var hakikaten. Mesela normalde içki içiyor, Ramazan geliyor, “kesinlikle içmem” diyor. Sonra, Ramazan geçer geçmez rakıyla başlıyor. Tabii o da iyi, hiç olmazsa Ramazan’da içmiyor.
“Uyudum ama uyandım Hocam” diyor Münevver Hanım. ÖzkanTurca, “buradayım canım Hocam, aslan Hocam” diyor.
Mehmet Emin, Başbakanımız iyi insandır. Hz. Mehdi (a.s) devrinde Allah’ın böyle bir Başbakan vermesinde hayır-hikmet var, inşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam, Başbakanımızın bugünkü konuşmasından kısa bir bölüm okuyabilir miyim? Siz, devlet görevlilerinin halkla iç içe, sıcak bir ilişki içinde olmalarını söylemiştiniz. Ve devletin, halkı merhametle kucaklamasını söylemiştiniz. Başbakanımız da, bugün; “ben, makam odalarından çıkmayan, makam aracından inmeyen idareci istemiyorum. Çarşı-pazar dolaşmayan, halkıyla kucaklaşmayan vali-kaymakam istemiyorum. Siz millete hizmetkar olmak için oradasınız” demiş. Vali ve kaymakamlara fakir-fukara, ocağı tütmeyen ne kadar vatandaşımız varsa bu aileleri tek tek tespit ederek, hepsinin evlerine ellerinde bir hediye ile gitmelerini tavsiye etmiş.
ADNAN OKTAR: Sayın Başbakan Osmanlıdır, Osmanlı delikanlısıdır. Hakikaten çok vicdanlı. Ben anlamıyorum kin duyanları, nefret edenleri. Neye göre böyle bir ruh içindeler anlamıyorum. Bazen siyaset acımasız olabiliyor. Özellikle Avrupa’daki siyaset anlayışında, muhalifler bazen çok acımasız olabiliyorlar. Ama bizim Türkiye’miz yine daha ılımlı, daha iyiler, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam, ben Hasan, Van’dan. Türkiye’de yayın yapan A9 dışındaki TV’lerin hiçbirini seyretmiyorum” diyor. Hasan öbür televizyon kanallarına bir şey demiş.
“Hocam, her zamanki gibi genç, yakışıklı ve ehl-i kudretsiniz. Ortalığı yakıyorsunuz, maşaAllah” diyor Serdar Biçer.
Bir hanım kardeşimiz, çok şeker; “Heyecan, sevinçle canım Hocasını beklemede.” Yoklama mükemmel. Sıra sıra, ucu bucağı yok.
Fatih’e Saadet’li kardeşlerimizin hepsi sahip çıksınlar. Çok vicdanları yaralıyor bu. Yani tarihe geçecek bu, böyle bir şey olmaz. Çok acı. Bir kere TV 5, Erbakan Hocamıza karşı zamanında bir tavır almıştı. Çok acı bir hatıra oldu. Sonra pişman oldular. Erbakan Hocamızı baş tacı ettiler. Aynı şekilde Milli Gazete bu galiz hatayı yaptı. Erbakan Hocamızın ne ismini, ne resmini koymadı. Bu, akıl almaz, ahir zamanın çok garip olaylarındandır. Ahir zamanın şiddetini gösteriyor. Milli Gazete gibi bir gazete Erbakan Hocamızın resmini yayınlamıyor. Bu, dünyayı sallayacak bir olaydır. Çok büyük bir olaydır. Bu, ehemmiyetsiz gibi görüldü, geçildi ama çok büyük bir olaydır. Şimdi, evladı Fatih’e yapılıyor bu. Biz evlatlarına sahip çıkıyoruz Erbakan Hocamızın. Gerek Muhammed Fatih, gerek Elif; her ikisi de bizim canlarımız. Onları herkes koruyup kollasın. Saadet’li kardeşlerimizin hepsi makam-mevki gözetmeksizin, Allah rızası için, aşkla-muhabbetle bu canlarımızı kucaklasınlar. Onlara söz ettirmesinler. Onların onuruna laf söyletmesinler. Bu,yakışık almaz. Çok çok ayıp, çok acayip bir şey oldu bu. Hemen düzeltelim bu hatayı. Hemen düzelsin.
Kafayı görüyor musun? “O, eğlence programı, orada olur. Ne alakası var? Dini programda olmaz. Biz anlatamadık galiba” diyor. Oradan başörtülerini kapıp hemen geleceklermiş. Hemen kaval başlayacak. Üslup falan her şey değişecek. Hakikaten adamlar normal konuşuyorlar, dini program başladı mı, “ha, dini program mı başladı?” diyor. “Eyy oğuul…” Yani inanılır gibi değil. Dini konuları tenzih ederim, çok garip bir tavır.
İsra Suresi, 76; “Neredeyse seni (bu) yerden (yurdundan) çıkarmak için tedirgin edeceklerdi.” Peygamberimiz (s.a.v)’e o kadar baskı yapıyor ki o zamanki kafirun ve kafirat, münafikun ve münafikat; sürekli aleyhinde propaganda yapıyorlar. Hatta oradan çıkmasını istiyorlar. Kendi memleketinden gitmesini istiyorlar. “Bu durumda kendileri de senden sonra az bir süreden başka kalamazlar.”“Asıl Ben onları sürüp, çıkarırım” diyor Allah. “(Bu,) Senden önce gönderdiğimiz resullerimizin bir sünnetidir. Sünnetimizde bir değişiklik bulamazsın.”“Hep böyle olur” diyor. Hep Mehdilerin aleyhlerinde faaliyet olur, aleyhlerinde konuşmalar olur. Halk onların hikmetini anlayamaz. Ama sonunda, kaybeden karşı taraf olur. “Mehdiler kazanır” diyor Allah.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi dini programlara bir bakalım neler varmış.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Hüseyin Gülerce Ağabey çok değerlidir, geçenlerde bize gelmişti, bir konuda istirham etmiştim. Bazı danışacağım sorular vardı, konuşmuştuk. Biraz dizleri de ağrıyordu, Allah şifa versin. Çok muhterem bir insandır, çok mübarek bir insandır. Ama ben ağabeyimizi de eleştirdim. Canım gibi severim, ben onun ayağının tozuyum ama eleştirdim, bu Güneydoğu ile ilgili konularda eleştirdim. Geçenlerde haber göndermiş, “ben Hocamıza kırgın değilim, beni eleştirdi ama” demiş. Zaten ben onun hizmetçisiyim, o bizim ağabeyimiz, tabii ki kırılmaz. Ama hak olan bir konuda susmak vicdanıma ters, vicdanımın kabul edeceği bir şey değil. Onun için elimizden geldiği kadar uyarı yapıyoruz.
Dün seyrettim, bir arkadaş çıkmış; “Lazca serbest olsun, Lazlara bilmem...” Bir arkadaş çıkmış, o da; Çerkezce falan bilmem ne... Kardeşim tamamda, Türkiye’nin şu karmaşık döneminde, bu PKK bölücülüğünün kudurduğu dönemde şimdi bunun yeri mi, bu üslubun zamanı mı? Lazca istediğin gibi konuş, sana kim karışıyor? Öyle bir lafa getiriyor ki sonunda sözü; “bize de bir müsaade olsa da şöyle bir” gibi anlaşılacak gibi. Bu kadar hassas bir dönemde, güç şartlar arasında, ordu-devlet müthiş bir mücadele veriyor. Böyle bir ortamda, böyle bir konu gündeme getirilir mi? Ne acilliği var? Bende de Çerkezlik var, yani bende de Çerkezlik var. Babam tarafı Arap ama dedemler tarafında Çerkezlik var. Ben şimdi tuttursam, “Çerkezce çok önemli, hemen başlayalım” diye, ne acilliği var? Bir Türk-İslam Birliği olsun, İttihad-ı İslam olsun; Çerkezce de öğren, bilmem ne dili de öğren, hepsini öğren. Kültürlerini yaşat, hoşuna giden şeyleri yap. Ama çok hassas bir dönemdeyiz. Şimdi bu konu gündeme gelecek vakit mi yani? Bunu çocuk olsa bilir. PKK’ya basıl açıklayacağız bunu? “İşte ben ne istiyorsam o da onu istiyor” diyecek bu sefer adam. Yok biz ayrı, o ayrı; karmakarışık olacak. Kafaları bulandırmak olur o, vakti değil. İttihad-ı İslam olsun, ne güzel Çerkezce konuşsunlar, Lazca istediğin gibi konuş, danslarını yap, Çerkezce oynayın, kimsenin bir şey dediği yok. Zaten serbest, Çerkezce oynuyor herkes, Çerkez dansları yapıyor. Yemeklerine de kimse bir şey demez, yani kültürünü yaşatır. Ama böyle bir dönemde olmaz, yani yapmamaları lazım. Vicdanen ben acayip karşılarım.
İsra Suresi: “Gecenin bir kısmında kalk,” diyor, Cenab-ı Allah, Peygamberimiz (s.a.v)’e. Bak biz de gecenin bir kısmında kalktık.
“sana aid nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır.” Peygamberimiz (s.a.v) gece namazlarını kılıyordu. Sünnettir gece namazları. Gece bu vakitlerde kalkıp, namaz kılıp, yatmak. İnşaAllah gece namazları.
“Ve de ki: "Rabbim, beni (girilecek yere) doğru bir girdirişle girdir ve (çıkarılacak yerden) doğru bir çıkarışla çıkar ve Katından bana yardımcı bir kuvvet (sultan) ver.”
“De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur."” Kuran’ın inmesi, Peygamberimiz (s.a.v)’in, peygamberliğini ilan ettikten sonra İslam’ı yayması, İslam’ın nurunun dünyayı kaplamasına işaret ediyor. “Hz. Mehdi (a.s.) geldi, deccaliyet yok oldu. Hiç şüphesiz deccaliyet yok olucudur” anlamına da geliyor, ayet. Bir de 81, Mehdi’nin çıkış tarihi. Ebcedi de tam uyuyor inşaAllah.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) madde aleminden, nur alemine giriyordu, nur oluyordu bütün vücudu. Ondan sonra vahiy geliyordu. Cismaniyetten sıyrıldıktan sonra bütün bedeni nur oluyordu. Sonra yeniden cismaniyete bürünüyordu inşaAllah. İnsanın bedeni nur oldu mu, artık meleklerle görüşebilir. Yani o özel bir haldir. Allah’ın velilerinde ve peygamberlerinde olur. İnşaAllah. Beden nur kesilir. İnşaAllah. O haldeyken Cebrail, Mikail, İsrafil, meleklerle görüşebilir insan. Cin alemi ile rahatça bağlantıya geçebilir. Ama bunu her beden kaldırmaz. Allah vermesin, yani çok ağır gelir birçok insana. Çok şiddetli heyecanlanabilir, sarsılabilir. Onun için bir sultanla, bir mürşidle girilir ve bir mürşidle çıkılır. Kuran aynı zamanda bu konuya da işaret ediyor. Madde olmaktan çıkıp nur haline gelmek. Orada işte Hızır’la görüşürsün. Sohbet edersin, sana anlatır, doğrudan ders verir. Bediüzzaman’da olduğu gibi. Said Nursi Hazretleri de zaman zaman üstadın bedeni nur kesiliyordu. Kendi odasına çekiliyordu, odasını kapatıyordu talebelerin girişi yasak oluyordu odasına. Orada bir manevi hale giriyordu, yekaze haline derin bir vecd içerisinde Hz. Hızır’dan, Ruhanilerden ders alıyordu inşaAllah.
Cemil Demireller; “Hocam, çok başarılı bir sohbet programı yapıyorsunuz. Allah mübarek etsin” demiş. Ayrıca “hanım kardeşlerimiz de çok nurlular” diyor. MaşaAllah. “İlimlerine hayranım” diyor.
Serkan; “Hocam, ben de sohbetlere iştirak edebilir miyim” diyor. Tamam, gel.
Derya Öztunç; “Selamun Aleykum canımın canı Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam,” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam, az önce minik köpeğimiz Tır öldü. Aslında çok üzülmüştüm ama ‘Müslüman üzülmez’ sözünüz aklıma geldi ve hemen kendimi toparladım, inşaAllah. Hocam, hayvanların canını Azrail (a.s) mı alır? Bizler cennet yada cehenneme yerleştirileceğiz, onlar nereye yerleştiriliyor? Sizi çok seviyorum Hocam. Allah’a emanet olun canım Hocam” diyor Derya Öztunç. Köpeğin Tır sen cennete gidersen, cennette o da hoplaya hoplaya seninle gelir. İstediğinde, ismini verdiğinde, hemen çıkar gelir, anında orada olur, inşaAllah. Onların canı senin anladığın tarzda can değil. Yani şuurlu ruh ayrıdır, onun canı elektrik enerjisi gibi bir şey onlardaki, elektrik gücü gibi bir şey. Bizim anladığımız anlamda can değil o.
“Adnan Bey, programınızı bir bütün olarak seyredince güzel bir program olduğunu anladım. Youtube’da sadece güzel hanımlarla iltifatlarınız gösterildiği için, ben sadece kadınlara karşı çok düşkün, kadınlardan çok zevk alan, onlardan çok hoşlanan bir insan olduğunuzu düşünmüştüm sadece” diyor. Doğru, çok seviyorum ben kadınları, orada bir yalan yok. “Müsaadenizle birkaç sözüm olacak” diyor. “Siz Kuran’ı Kerim’le hareket ettiğiniz halde, Kuran’da açıkça bahsedilmeyen Hz. Mehdi (a.s), deccal hatta Hz. İsa (a.s)’ın nüzulünü nasıl böyle iddialı bir şekilde dile getirebiliyorsunuz?” Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişiyle ilgili dört tane Kuran ayeti vardır. Hz. İsa Mesih (a.s), ibni Meryem ahir zamanda yeryüzüne inecek. Cenab-ı Allah ne diyor, “O (İsa Mesih (a.s)) kıyamet için bir alamettir.” Yani “onun inişini gördüğünüzde, bir alamet olduğunu anlayın.” İki, ne diyor Cenab-ı Allah; “Sana inananları, seni sevenleri kıyamete kadar dünya hakimi yapacağım” diyor. Ne demek? “Ehl-i Kitaptan (Hıristiyan ve Musevilerden) sana inanmadık hiç kimse bırakmayacağım, hepsini inandıracağım” diyor Cenab-ı Allah. Bu ne demek? Buhari, Tirmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesai, Sünen-i Davut, hepsinde var. Kuran’ın bütününe hakimdir Mehdiyet ve deccaliyet. Mesela Hz. Süleyman (a.s) bahsinde, hep orada Mehdiyet’ten bahsedilir. Yusuf Suresi’ne bakarsın, Yusuf Suresi baştan sona Mehdiyet’i anlatır. Kehf Suresi’ne girersin, Kehf Suresi’nin tamamı Mehdiyet’i anlatır, 110 ayet. Ve dünya hakimiyetini anlatan net Kuran ayetleri vardır. Mesela Nur Suresi’nin 55. ayeti. Ne demek, ayette neyi anlatıyor Cenab-ı Allah; “Sizi dünya hakimi yapacağım” diyor. Net, ayet, Allah’ın hükmü. Yani “dünya hakimi yapacağım, bütün dünyaya hakim olacaksınız” diyor. Dünyaya hakim olunca Müslümanların lideri oluyor mu, olmuyor mu? Oluyor, işte o da Hz. Mehdi (a.s)’dır. Dünyaya hakim olurken direnen gücün adı ne? Deccaliyet. Hani Kuran’da yoktu? Mebzul miktarda ayet var, çok fazla. Ben sana bir tane örnek verdim. “Kuran’ı Kerim’de başörtüsü yok diye belirttiniz.” Doğru, öyle bir şey yok. Onu zorlama olarak söylemenin alemi nedir? Haram olur o, günah olur. Ayette diyor Allah; “Dilleriniz yalana alıştığı için şu haramdır, şu helaldir demeyin” diyor. “Kitaplarım var, nerede yazıyor, nereden hüküm çıkartıyorlar” diyor. Ayeti soranlara nasıl delil vereceksiniz? Humur; “göğüslerinin üstüne örtüyü vursunlar” diyor. Başından sarkan aşağıya doğru.. Yani Allah’tan korkun, nereden çıkarıyorsunuz bunu? Baştan sarkan bir örtüyü L biçiminde büküp göğsü örtmek mümkün mü? Yok öyle bir ayet, Nur Suresi’nde öyle bir ayet yok. “Kadınlar başörtüsüz, yani saçı açık dışarıya çıkabilirler mi?” “Başörtüsü yok” dedik, başörtüsü yok deyince başörtüsü yoktur. Cilbab vardır. Bütün vücudunu kaplayan, her şeyini örten çarşaf, siyah çarşaf, Ahzab Suresi’nde geçen odur. Kendi kendinize hüküm çıkarıyorsunuz. Ama öyle inanan kardeşlerime de saygı duyarım ben, hürmet ederim. Yani “ben bu kadarını yapabiliyorum” diyor, tamam. Kimi mesela “başımı örtemiyorum” diyor, “nefsime ağır geliyor” diyor, “etrafımda baskı var” diyor, “ailemden baskı var, toplumdan baskı var” diyor veyahut “henüz kendimde o gücü bulamadım” diyor; tamam, bir şey demem. Ama “yok öyle bir hüküm” derse o acayip olur. “Var ama ben yapamıyorum” derse ben ona saygı duyarım, inşaAllah.
Kayahan Timur, Türk-İslam Birliği’ni yapacak olan Türk Milleti’dir. Bütün İslam alemi birleşti mi bitti; o kadar, inşaAllah. Farz, İttihad-ı İslam farzdır, en büyük farzdır. Bediüzzaman bunu uzun uzun anlatıyor Risale-i Nur’da. En büyük farzdır; namazdan, oruçtan, zekattan, hepsindenüstündür İttihad-ı İslam. En büyük farzdır.
“Hocam, ülkemizdeki doğalgaz, elektrik, akaryakıt zamlarının ardı ardına gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” İşin doğrusu hükümet ekonomide iyi gidiyor. Eskiden her şeyde kuyruğa girerdi millet. Yağ kuyruğuna, benzin kuyruğuna falan… Sürekli zam yapılırdı. Rahmetli Turgut Özal zamanında da sürekli zam yapılırdı. Millet neler çekti, ne zorluklar. Bence eski döneme göre çok çok iyi. Ama ben hükümet ekonomi konusunda uzman, olağanüstü demiyorum. Bölünmeyi ortadan kaldırmak için iyi bir güç, iddia edilen Ergenekon terör örgütünü kaldırmak için iyi bir güç, mafya yapılanmalarını ortadan kaldırmak için çok iyi bir güç. Ben bunu diyorum. Bu çok hayati, bunlar en büyük konfordur. İddia edilen Ergenekon terör örgütü ve ona bağlı olan mafya yapılanmalarını ortadan kalkması yani en hayati budur. Acil olan budur. Biz tek kuru ekmek yiyelim, peynir ekmek yiyelim de güvende olalım. Rahat yaşayalım. Bizim hükümetten istediğimiz bu.
DAMLA HANIM: Hocam, Serdar Turgut’un ekonomiyle ilgili bir yazısı vardı, okuyabilir miyim?Türkiye’nin hiçbir temele dayanmadan birdenbire dünyanın en önemli ekonomilerinden biri haline nasıl geldiği sorusuna cevap arayan bir yazı yazmış. Türkiye’nin ekonomide yarattığı sihrin formülünü hiç kimsenin çözemediğini, kiminle konuşsa Türk modelinin şifrelerini ve gizemini kendisine açıklayamadığını, tüm araştırmalarının çıkmaz sokak olduğunu belirtmiş. Bu soruya net bir cevap bulamadığını söylemiş.
ADNAN OKTAR: Faydalı şeyleri anlatması güzel.
“Yedide işe gideceğim ama siz yayındayken uykum gelmiyor. ‘Tekrarını izlersiniz, uyuyun’ demeyin, çünkü tekrarını radyodan dinliyorum” diyor.
“Azametli, heybetli Şah Hocam, gözlere, gönüllere şifa Hocam; ta derunumuzdan yanarız” diyor, “sevginiz ruhlara deva Hocam, sadırlara sürüt, gıda Hocam” diyor, maşaAllah. Çok güzel söylemiş, bir hanım kardeşimiz yazmış.
“Hocam, toplantı, sohbet gibi bir şey yapıyor musunuz program dışında?” diyor. Tabii, ben kardeşlerimle sohbet ederim röportaja geldiğimde. Ama nerede rast gelirse, bazen evlerine gidiyorum, bazen onlar bize geliyorlar. Yani kardeşlerimi ziyarete gittiğimde tabii sohbet ederiz.
“Hocam, çok merak ediyorum, arkanızdaki bayrakların anlamı nedir?” diyor Tuğba Kesmen. 16 Türk devletinin bayrakları. Türkiye son Türk devleti. 16 Türk devleti kurmuş Türkler tarihte. Selçuklular, Uygurlar… MaşaAllah. En son Osmanlı, Osmanlı’dan sonra Türkiye. Tarihi anlatıyor yani, Türk tarihini anlattığı için hoşuma gidiyor.
Şimdi gidelim, sonra devam ederiz, inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...