DAMLA HANIM: Adnan Oktar ile Sohbetler programına milyonlarca insanın imanına vesile olan Adnan Hocamız ile birlikte başlıyoruz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, inşaAllah. Şimdi bir yoklama yapacağız, kimler erken başında bakayım. Yoklamalar bana gelsin, inşaAllah. Hocam, buyurun sizden başlayalım.
DAMLA HANIM: İnşaAllah Hocam. Başbakanımız, Türkiye nüfusunun son yıllarda büyük artış göstererek yetmiş beş milyona doğru gittiğini ve nüfusumuzun yüzde ellisinin otuz yaşın altındaki gençler olduğunu açıklamış. Sözlerine şöyle devam etmiş; “sizler gibi yetişmiş kardeşlerimiz, inanıyorum ki kalitesi yüksek nesiller yetiştireceklerdir. Bunu başardığımız anda da Türkiye’yi tutana aşk olsun. Her geçen gün daha iyi olacağız. Vatanımıza, milletimize, bayrağımıza, dinimize, insanlığa saygı gösterecek bir nesil. Bunları başaracaksınız, ben buna inanıyorum” demiş.
ADNAN OKTAR: Allah Allah! Allah Allah! Çok güzel konuşmuş maşaAllah, elhamdülillah. Mehdiyet’in bereketi, ahir zamanın bereketi. Memleketin üstünde bir bereket var, Türkiye’nin üstünde bir bereket var; herkes görüyor bunu. Her yer çöküyor, her yer batıyor, her yerde savaş kavga var; burada bereket var, güzellik var, huzur var maşaAllah. İyilikler, güzellikler, gelişmeler hızla devam ediyor, maşaAllah. Yalnız eldeki mevcut Müslüman kardeşlerimizle ittihad-ı İslam’ı yapmak -her zaman söylüyorum- on kere mümkün. Sadece gereksiz yerlere enerjilerini harcıyorlar. Mesela bakıyorum; değerli âlimler, hocalar var.
Âlim deyince aklıma geldi; Şeyh Nazım Hocam biraz rahatsızmış; kardeşlerimiz, herkes dua etsin. Allah şifa versin, Allah kalbine ferahlık, huzur versin. O, canımız bizim, çok şeker, çok tatlı bir insan, maşaAllah. Havalar soğuk. Gelen giden de çok oluyor oraya. Allah bedenen, ruhen çok sağlıklı, çok güçlü olmayı bütün Müslümanlara nasip etsin. Hocamız’a da sağlık sıhhat versin Cenab-ı Allah, maşaAllah.
Bir de, Hocamız’ın son durumu nedir, bize bildirsinler. Şimdi sorsunlar inşaAllah. Ona göre belki bizim de yapabileceğimiz bir şeyler olabilir, inşaAllah.
Mesela Hocaefendiler, Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.)’in mucizelerini anlatsalar gençlere, insanların imanı acayip artar, çok çok artar. İmanı zayıf adamlara karmakarışık, yapamayacakları, çok zor, hurafeye dayalı görevler veriyorlar. Adamları dinden soğutuyorlar. Gençleri de dinden soğutuyorlar. Hâlbuki Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizelerini anlatsalar, Kuran’ın mucizelerini anlatsalar müthiş şevkleri artar herkesin. Mesela bu ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerini Hocaefendiler gürül gürül her yerde anlatsalar muazzam bir tırmanış olur, bir bereket, bir güzellik ki Peygamberimiz (s.a.v.); “ahir zamanda ben böyle bir mucize göstereceğim” diyor. Ahir zamanda da mucize gösteriyor, diyor ki; “bin dört yüz sene sonra bir kuyrukluyıldız çıkacak” diyor. Yaklaşık altı bin senede bir geçen bir yıldız, hesap edilmiş, yaklaşık altı bin sene, bu iki uçlu olan Lulin. Bak, bin dört yüz sene öncesinden çıkış vaktini bildiriyor. Tek başına bu Peygamberliğinin ispatı için yeterlidir. Ve diyor ki; “kuyrukluyıldız çıkmadan önce” diyor, “iki yıl yağmur yağmayacak. Az olacak yağmur yağması. İnsanlar bundan şikâyet edecek” diyor. “Çıktıktan sonra da” diyor, “çok fazla yağmur yağacak” diyor. Aynısıyla oldu mu?Oldu. Bu bilinse, bu çok büyük bir mucize. Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizesini saklıyorlar, çok büyük bir suç bu, çok anormal bir hareket bu, çok yanlış bir hareket bu. Kaç tane böyle mucizesi var? Yüzlerce. Hepsini saklıyorlar. Bir de “Ehl-i Sünnet’iz biz” diyorlar, “Ehl-i Sünnet’e çok titiziz”. Ehl-i Sünnet’e titizsen, Resulullah’a sevgin varsa mucizelerini niye saklıyorsun Peygamberimiz (s.a.v.)’in, niye insanların duymasını istemiyorsun?
“Hocam” diyor, “ümmet-i Muhammed’in fıkhi ilimlere ihtiyacı var.” Doğrudur. “Biraz da fıkhi meselelerden anlatsanız veyahut fıkhı iyi bilen bir hocamız” mesela Mehmet Talu Hocamız gibi “bir hocamız çıksa fıkıh anlatsa” diyor. Emre, inan fıkıh bilmeyen yok. Herkes biliyor. Fıkıh uygulayıp uygulamama sorunu var. Namazı kim bilmez? Bir Fatiha, bir Zamm-ı Sure’yle namazı kılarsın. Gayet kolaydır namaz. Canı istiyorsa. Abdest, abdesttin ne zorluğu var? Yüzünü yıkayacaksın, kollarını yıkayacaksın, başını mesh edeceksin, ayaklarını yıkayacaksın; bu kadar. Karmaşık bir şeyi yok ki. Fıkıh; domuz eti yemeyeceksin, şarap ve alkollü içkiler içmeyeceksin. Ben sana vereyim mi fıkıh dersi? Zinadan kaçınacaksın, faiz almayacaksın. Meşhur, bilinen, hepsi bilenen şeylerdir. Adam cayır cayır faiz alıyor. Şimdi, beş vakit namaz farz. Bak diyorum; sırf Fatiha ve Zamm-ı Sure’yle rahatça yapabilirsin. Mesela İhlâs Suresi çok kısa, sırf onu bilse, Fatiha’yı bilse tamam bitti. Çok güzel kılar. Konu o değil. Konu iman zafiyeti. Dünya da sorun budur; iman zafiyeti. İnsanların imanı zayıf. Bana nice yazı geliyor; “Hocam” diyor, “sabah namazına kalkmakta zorlanıyorum”, “nefsime hâkim olmakta zorlanıyorum”, “içki içmemek için kendimi zor tutuyorum”… Şimdi ben istesem anlatırım fıkhı uzun uzun. Ama fıkıh anlattığımız kişiler fıkhı çok iyi bilen kişiler zaten. Namaz kılan adama ben yeniden namazı mı anlatacağım? Namaz kılmayan adama da; “namaz bak böyle kılınıyor” dediğinde, “o zaman ben bak bilmiyordum, öğrendim, namazı kılayım” demez. Namaz kılmayan adamın namaz kılmamasının nedeni namaz kılmayı bilmemesi değildir; namaz kılacak imanın olmamasıdır. Ona gücü yetmiyor, imanı zayıf, sorun o. Kardeşlerimiz de zannediyor ki bilmediği için. Şimdi gençler namaz kılmayı bilmiyorlar mı? Hiç olmazsa bayram namazına gidiyorlar, değil mi? İmanı yetmediği için, iman zafiyetinden kaynaklanıyor namaz kılmamaları. Yoksa ben de bilirim, sarık cübbeyle buraya otururum, ondan sonra buraya da karşıma bir kişi gelir oturur. Açarım Ömer Nasuhi Bilmen ilmihalini, ilmihalden anlatırım. Ben sana söyleyeyim; dinlemezsin, dinlesen de yapmazsın. Şimdi istersen anlatayım? Ama yapmazsın, çünkü imanın zayıf, Allahualem zayıf. İman güçlü olunca bir insanın namaz kılacak bilgiyi bulması zor mu? Açar ilmihali, anında her türlü detayı öğrenir. Kitabı yoksa bile internete girse o kadar çok yerde var ki namaz kılmanın nasıl olacağına dair bilgi, binlerce internet sitesinde anlatılıyor, binlerce, ucu bucağı yok. Dedesi, sokakta anneannesi, herkes bilir namaz kılmayı. Sokaktaki simitçiye de sorsan bilir nasıl kılınıyor. Ama kılmak için güçlü bir iman, imandan kaynaklanan bir irade ve kararlılık gerekir ve sebat gerekir. Yani bir kere kılmakla olmaz, beş kere kılacak. Bir de, birkaç yıl değil ömrü boyunca kılacak, inşaAllah.
HAS Partili gençlerden tanışmak isteyenler varmış, Medeniyet Gençliği isimli bir toplulukları varmış. Aslında Milli Görüş içinde yetişmişler, sonra HAS Parti’ye geçmişler. Kendilerini tanıtırken; “asıl amacımız Allah’ı tanıyan, seven bir gençlik yetişmesi” diyorlarmış. Hem beni ziyaret etmek istiyorlarmış, hem kendilerine manen destek olmamızı istiyorlarmış. İftiharla. Mümin olduktan sonra, muttaki, tertemiz insanlara aşkla şevkle destek olurum, tabii ki, inşaAllah. Buyursunlar, şeref verirler, onurlanırız, iftihar ederiz. Ben onların kardeşiyim, emirlerindeyim inşaAllah. Her zaman kapımız açık, inşaAllah.
Bizi seven kardeşlerimizin sayısı bir hayli yüksek, çok çok yüksek, bir de çok kaliteli çocuklar. Genç kızlardan öyle -Twitter’dan takip ediyorum- dekolte olan, açık giyinen, modern, dindar, sevecen, çok şeker hanım kızlar var. Böyle cin gibi, çok yamanlar, maşaAllah. Bir de epey bir kitle, çok sayıdalar maşaAllah. Allah sayılarını artırsın. Hepsini çok seviyorum, Allah hidayetlerini artırsın, kalplerine ferahlık, iyilik, güzellik versin. Onların öyle canlı, dinamik olmaları çok hoşuma gidiyor, neşeli olmaları, dışa dönük olmaları, uyanık olmaları. İnşaAllah çok daha iyi olacak. Türk gençliği maşaAllah Avrupai, çok zinde, bir de acayip zekiler. Mesela -ben ırkçı değilim ama- Norveçliler falan biraz saf oluyorlar, bir kısmı. Ama Türk gençleri acayip yamandır böyle, çok zeki olurlar. Bilmiyorum neden oluyor ama ben öyle gibi gördüm, biraz saf. Yani suçlama olarak demiyorum. Safi kalpler biraz, hepsi değil ama bir kısmı öyleler. Atatürk diyor; “Türk milleti zekidir, Türk milleti çalışkandır” diyor. Bak, ta o zamanlar o tespiti yapmış. Hakikaten zeki millet maşaAllah, elhamdülillah. Hakikaten de çalışkan, arı gibi çalışkan. Öyle tembel bir yapıları yok, maşaAllah. Bir de çilekeştir. Çileye, ıstıraba, acıya hep alışmış bir millettir bizim milletimiz. Biz gani gönüllüyüz. Bizim ruh halimizde zenginlikten ziyade gönül zenginliği esastır, inşaAllah. Fakat bizi takip eden arkadaşlarımız çok zor bir yolda olduklarını zannediyorlar, aslında gayet kolay. Samimiyetsizlere karşı bu İttihad-ı İslam’ı sürekli hatırlatsınlar samimiyetsiz hocalara. Onları çok mahcup eder o. Çünkü Kuran’ın ana bünyesidir İttihad-ı İslam; adamlar ondan kaçınıyorlar. İttihad-ı İslam’dan kaçındıkları da bilinmiyordu o kadar. Yani büyük bir suç işliyorlar aslında Allah’a karşı, çok büyük bir suç işliyorlar, yani bir skandal bu, çok büyük bir skandal. Farkına da varmış olabilirler, bu sefer de utandıklarından, enaniyetlerinden savunamıyorlar. Yani büyük bir farzı, Kuran’ın ana konusunu yapmadıklarını yeni fark ettiler. Bak gafletten insanlar o kadar perişan hale gelmişler ki, o kadar unutulmuş ki.
Allah Allah, Allah Allah.
“Gençliğe Hitabe kaldırılsın” demiş Mustafa Akyol, öyle mi? Nerden aklına geldi böyle bir şey? Neden rahatsız oldu acaba?
SUNUCU: Daha önce “Andımız kalksın” diye yazmış, şimdi de “Gençliğe Hitabe kalksın” diye yazmış.
ADNAN OKTAR: Yeni bir ekip türedi böyle, Atatürk’ün yaptığı güzel faaliyetlere, güzel konuşmalara, güzel eylemlere eleştiri getirip milleti şok etmek. Ultramodern genç. Artık öyle demokrat olmuş ki Atatürk’ü bile eleştiriyor. Dini bile eleştiriyor artık. Darwinizm’i-materyalizmi de eleştiriyor ama ‘haklı yönleri de var’ diye söylüyor bak. O kadar modern ki, ‘Darwinizm yarı yarıya doğrudur, yarı yarıya yanlıştır’ gibi söyler. Ortalıdır. Yani demokratlığın şiddetinden artık Darwinizm’e bile direkt tavır almıyor. Yarı yarıya tavır alıyor.
Şu anki özgür yaşamamızı, demokrasinin nimetlerinden istifade etmemizi Atatürk sayesinde elde ettik. Biz alabildiğine özgürüz, bak benim yanımda başörtülü hanım da var, benim canım mesela dekolte giyinmiş, diğer kardeşlerimiz de başı açık, kimi çarşaflı. Hür, istediğimiz gibi yaşıyoruz, istediğimiz gibi konuşuyoruz. Bunları konuşamazdık. Öyle bir şey olmazdı. Yani kök söktürürlerdi adama. Atatürk’ün hizmetlerinin ucu bucağı yok.
Atatürk sayesinde bunu yapabiliyor, istediği gibi istediği eleştiriyi yapabilmesi Atatürk sayesinde. Hem Atatürk’ün getirdiği imkânlardan istifade et, hem de Atatürk’ün mirasına karşı böyle bir üslup; ayıp, kınıyoruz, yakışmadı. Bu moda acayip bir moda, bu modayı bıraksınlar. Onu modernliğin alameti olarak görüyorlar. Onun için Atatürk’e iyi sahip çıkmak lazım. Hâlbuki -Allah vermesin- Atatürk’ün meydana getirdiği bu nimet elden gitse ilk mağdur olacak olan onlar aslında, ilk acısını çekecek olan onlar. Ondan haberleri yok. Yobazlığa karşı Allah nimet olarak göndermiştir Atatürk’ü, yobaz kafaya karşı. Ve Mehdiyet’in Atatürk adeta manevi kılıncıdır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın yapacağı görevlerin büyük bir bölümünü Allah öncesinden Atatürk’e yaptırmıştır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın işi kolaylaşmıştır. Hz. Mehdi (a.s.) yobazlarla nasıl baş etseydi? Çok zor olurdu. Yobazların geniş çapta nefesini, soluğunu kesen Atatürk’tür, hızını, gücünü kıran Atatürk’tür, hâkimiyetlerini ortadan kaldıran da Atatürk’tür. Dolayısıyla Atatürk’e karşı son zamanlarda gelişen üslup; etkili olmaz aslında yani, kimsenin kaile almasına gerek yok da, kimse de dinlemez. Ama yine de gereken cevapların verilmesi gerektiği için ben de gereken cevabı veriyorum. Atatürk’ü en güzel şekilde milletimize tanıttık; dindarlığını, Allah sevgisini, vatan sevgisini, millet sevgisini aylardan beri anlatıyoruz. Dolayısıyla Atatürk’ün gerçek yönünü milletimiz anlamış oldu. Atatürk aleyhinde artık kimse konuşamıyor, o yönüyle. Konu bitti.
SUNUCU: Hocam, Mustafa Akyol Gençliğe Hitabe’yi sözde ırkçı buluyormuş. Dün, Milli Eğitim Bakanımız Sayın Ömer Dinçer bir açıklama yapmıştı; “ideolojik eğitim son bulacak” diye. Buradan çıkarım yapmış; “eğer ideolojik eğitim olmayacaksa o zaman Gençliğe Hitabe ve Andımız da kaldırılsın” demiş. “Gençliğe Hitabe de Atatürk’ün kendi siyasi şartlarını yansıtan ama bugüne yol gösteremeyecek tarihsel bir metin olarak kabul edilmeli, okullardan, ders kitaplarından kaldırılmalı” demiş.
ADNAN OKTAR: Getir sen bana Gençliğe Hitabe’yi. Yani ben anlamıyorum. Hayret! Türk milleti diye bir millet vardır, Amerikan milleti diye bir millet vardır, İngiliz milleti diye bir millet vardır. Niye bunlar Türkiye’ye kafayı taktılar ben anlamıyorum, niye Türklüğe kafayı taktılar anlamıyorum. Türkiye’de yaşayana ne denir? Türk denir. Ne diyeceğiz? Peki, ne dememiz gerekiyor? Genetik kodun içine girmeye çalışıyorlar. Genetik koda girerseniz bende Araplık var, Çerkezlik var, Türkmenlik var, Oğuz Türkü anneannem. Şimdi ben ne diyeyim? “Arap’ım” mı diyeyim? “Çerkez’im” mi diyeyim? Türk’üm ben. Türkiye’de yaşayan herkes Türk’tür. İftihar ederiz. Amerika’da olanlar da, “nerelisin?”, “Amerikalıyım” diyorlar. Bunda şaşılacak ne var? Taktılar kafaya bu konuyu, ben anlayamıyorum. Zorları nedir, ne demek istiyorlar, nasıl bir maslahat umarak bu tip bir üslubun içine girdiler anlayamıyorum. Ne güzel konuşuyor Atatürk konuşmalarında, gayet usturuplu. Atatürk onları düşünerek tek tek yerli yerince konuşmuş. İsabetli konuşmalar. Böyle “otoriteye karşıyız” gibi havalar vermek, “ultra moderniz” havası vermek, böylece karizma yapmak istiyorlar; çok rahatsız edici, çok gereksiz. Atatürk olmasa kim bilir Türkiye kaça ayrılacaktı, kaç parçaya bölünecekti.
“Ey Türk Gençliği!Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.” Daha ne istiyorsunuz? İstiklal; istiklal istenmez mi? Ne isteyelim? Esaret mi isteyelim? “Muhafaza” Türkiye’yi muhafaza etmek, vatanseverlik, bunlar imanın şartları zaten.
“Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.” Şu andaki mevcut olmanın ve ilerideki hayatının yegane temeli budur. Vatanı milleti tabii koruyup kollayacağız.
“Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.” Yobaz takımından tut, iddia edilen Ergenekon terör örgütünden çık. Her türlü it kopuk, mafya yapılanması, devlet içindeki yapılanma, işte onları söylüyor Atatürk.
“Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.” Karşınıza Amerika da çıkabilir, İngiltere de çıkabilir. Hiçbirini ehemmiyetli görmeyin, Allah’a güvenin, imanınıza güvenin, mukabele edin, vatanınızı milletinizi koruyun diyor. Daha ne desin? Ne demesi gerekiyordu? Laf mı? En zor şartlarda bile delikanlı, yiğit olun diyor. Anlaşılmayacak bir şey yok.
Onun için Mustafa Akyol’un şu modernlik düşüncesinden biran önce vazgeçmesi gerekiyor. Modern de olduğu yok, solcuysan “solcuyum” de, Müslüman’san tam hakkını ver, Nur talebesiysen tam hakkını ver. Orta yoldan gitmeye gerek yok. Mesela Nur talebesi kardeşlerimiz hep tıraş olurlar. Adam ne diyor? “Sakalını kesen fasıktır” diyor. Fasık ne demek? Hükmü ağır. Arkasında namaz kılmıyor adam. Adam yerine koymuyorlar, hâşâ. Atatürk bunun gibi binlerce konuyu halletti; bir tane, iki tane, üç tane değil. Bak müzik dinliyoruz, adamlar homur homur homurdanıyorlar “niye müzik dinliyorsun?” diye. Niye müzik dinliyormuşuz. Akşama kadar siz de dinliyorsunuz müzik. Müziği de artık anormal görüyorlar. Müzikte ne var? İçimizi açıyor ne kadar güzel, dinlendiriyor, ritm bir hoşluk, güzellik. Niye? Müzik dinleyen, o da fasık olmuş oluyor.
“Gülmeyin” diyor, “konuşmayın” diyor, “sağa dönmeyin”, “sola dönmeyin”. Ne istiyorsunuz? Yani “ölün” diyor adamlar özetle. Atatürk de; “yaşayın” diyor, ne güzel işte. Bizim milletimiz akıllı, vicdanlı millettir; sorun çıkmaz. Oturup öyle şeylerle tedirgin olmaya gerek yok. Zalimlik tehlikelidir, gaddar insanların gelişmesi tehlikelidir. Vicdanlı aklı başında insanlar olduktan sonra hiçbir sorun çıkmaz.
İltifatlar hep Allah’a, hep Allah’a. Çünkü Allah seni böyle güzel gösteriyor bize beynimizde, renkli olarak. Bir de, sevdiriyor. Sevdirmeyebilirdi Allah. Hatta korkabilirdik, Allah esirgesin, ürkebilirdik. Mesela insan yılan görüyor, ürküyor. Allah öyle yaratmış. Bazı hayvanları görüyor, insan irkiliyor. Halbuki güzel hayvan yılan, o da güzel bir hayvan. Ama bizi etkileyecek şekilde yaratmış, refleks olarak irkiliyoruz. Allah isterse insanı görünce irkilecek şekilde yaratabilirdi bizi. Ama insanı sevdirmiş Allah, kediyi sevdirmiş, kuzuları sevdirmiş,inşaAllah. O sevdirmeyi de Allah yaratıyor. Beğenmeyebilirdik. Mesela yeşil bir göz bize çok acayip gelebilirdi, mesela küçük bir burun bize acayip gelebilirdi ama Allah sevdirmiş,maşaAllah.
“Canım Hocam” diyor, “kullandığınız bardakların zarafetinden, giyim ve kuşamınızdan, tespihlerinizin ve yaka mendillerinizin güzelliğinden ne kadar detaylı bir güzellik arayışı içinde olduğunuz ve Allah’ın sizi sanatçı bir insan olarak yarattığını görüyoruz, anlıyoruz” diyor.“İlminizin derinliğinden ne kadar marifet sahibi olduğunuzu, birleştirici, kucaklayıcı tavrınızdan ne kadar ittifak sahibi olduğunuzu anlıyoruz. Ey yüreklerdeki yangınlara çok duyarlı, şefkatli, merhametli, İttihad-ı İslam’ın bayraktarı canım Hocam. Sizi çoook seviyoruz” diyor bir hanım kardeşimiz.
“Kız kardeşlerimizi dinliyoruz” diyor başka bir hanım kardeşimiz. “Sürekli Allah’ı anlatıyorlar.Allah’a şükretmeyi, O’nun detaylardaki sanatından bahsediyorlar. Zaten birbirinden güzel olan kız kardeşlerim, maşaAllah, Allah’ı andıkça daha da güzelleşiyorlar” diyor, maşaAllah. “Onları seyretmeye doyamıyoruz” diyor, “maşaAllah, elhamdülillah. Onları yetiştiren siz canım Hocamız’ın ilmine, cismine, her bir zerresine hayran kalıyoruz. Bu artan hayranlığımızla ne yapacağız bilmem canım Hocam.Zira bu hayranlık, sevgi ile kendimizden geçiyoruz. Gözlerimizi sizden alamıyoruz canım Hocam, maşaAllah, elhamdülillah” demiş.
“Şu an sağlık ocağında kalabalık ekip olarak sizi izliyoruz Hocam” diyor. Üsküdar’dan bir doktor kardeşimiz yazmış.
“Hocam” diyor,“programınızı büyük bir zevkle, sevinçle izliyoruz” diyor. “27 Ekim 2011 tarihinde Show TV’deki Saba Tümer Hanımefendinin programına konuk olan Yaşar Nuri Öztürk, Buhari’yi tam bir Arapçı olmakla, ümmeti perişan etmekle itham etti ve daha sonra Buhari’nin İmam-ı Azam’la ters düştüklerini, İmam-ı Azam’ın Buhari hakkında imansız gittiğine ilişkin sözleri olduğunu söyledi” diyor.“Daha sonra sözlerine, ‘Buhari, anamızı ağlattı’ şeklindeki söylemlerine devam etti” diyor. “Paylaşmak istedim” diyor. “Yorumlarınızı istirham ediyorum” diyor. “Hürmet ve hasretle ellerinizden öpüyorum” diyor. “Allah yardımcınız olsun. Erbil Elmacı”. Ne yapmış Buhari? Bütün hadis alimlerinin ittifakla söylediği sözlerin aynısını nakletmiş. Ne duyduysa onu anlatmış. Niye böyle bir şey yapsın? Ve imansız gitmesini bir insan nasıl tespit edebilir? Birisi bir kişinin imansız gidip gitmediğini bilebilir mi? Son nefeste kimin imanlı, kimin imansız gittiğini Allah bilir. Öyle bir şey yok. Ben işin doğrusu Yaşar Nuri Öztürk Hoca’yı çok severim, çok değer veririm. Kaliteli, vicdanlı, samimi bir insandır, dürüsttür. Vicdansızlığa boyun eğmez. Riyakar değildir, oyuncu değildir. Ama tabii böyle kaynaklar var. Meselabir çok alim, mesela farz edelimMuhyiddin Arabi Hazretleri için de “kafir” diyor, İmam-ı Rabbani’ye olmadık sözler söylüyorlar. Sahabelere söylüyorlar. Hz. Ayşe (r.a.) annemize çirkin sözler söyleyenler var. Hz. Ömer (r.a.)’a çirkin söz söyleyenler var. Hz. Ebubekir Efendimiz (r.a.)’a çirkin sözler söyleyenler var. Bu bir şey değildir, delil olmaz. Ama Allah hidayet versin, Allah düzeltsin.Bazı tipler var; “ah ah, sen görüyor musun Hz. Osman (r.a.)’ı” diyor.Sanki yanındaydı. Ne kadar anormal hareketler bunlar. Mesela geçenlerde bir mahluk, Hz. Ayşe (r.a.) hakkında böyle şüphe meydana getirecek şekilde konuşuyor. Sen kimsin, Hz. Ayşe (r.a.) kim? Bir kere ağzını yıka, ondan sonra konuş Hz. Ayşe (r.a.) hakkında. Duyan çok olumsuz etkilenir,çok abuk laflar ediyor. Kendince iyi bir şey yaptığını zannediyor. Sana ne? O devirdeki sahabelerin arasındaki olaylarda biz hakem olamayız. Onlar büyük, evliya insanlar, müceddid insanlar, müçtehid insanlar. Allah bir hikmete binaen öyle olaylar kaderde meydana getirmiş. Ne dilimizi bulaştıracağız. Allah bize o kana bulaştırmadı, Müslümanlar’ı; Müslüman, dilini de bu işlerin içine sokmayacak.“Bir hayır vardır” deyip Allah’a bırakacak. Orada oturup bin dört yüz sene sonra hakemlik yapmaya kalkmak, ukalalık yapmaya kalkmak çok ayıptır, vicdansızlıktır. Biz Kuran’a tabi olmakla mükellefiz. Geçmişte olan olayların hakemliğini yapmakla mükellef değiliz. Hepsini seviyoruz sahabenin, büyüklerimizin hepsini çok seviyoruz. Hiçbir konuda biz onlara akıl verecek konumda değiliz. Tarihi irdelemeye de bizim hakkımız yok. “Hayır vardır” deyip bırakırız, inşaAllah.
“Selam Hocam” Aleykum Selam. “Hocam, maşaAllah sizinle gurur duyuyorum. O kadar değiştirdiniz ki bizleri, imanımızla ölü ruhlarımızı inşaAllah dirilttiniz, maşaAllah. Sizi çok seviyorum. Biliyorum ki siz de bizi seviyorsunuz. Azerbaycan’dan Şebnem.” MaşaAllah. Şimdi yine kısa bir ara verelim.
VTR: Atatürk’ün Kuran ahlakına uygun kişiliği - 2. bölüm
ADNAN OKTAR: Mehtap Hanım; “canım, ruhum, çok sevdiğim Hocam; buradayım”.
Erol; “saygılarla Hocam; buradayım” diyor.
Serkan Mert; “burada”.
Selçuk Yalçın Ahıskalı; “burada”.
Serkan Kuvvetli, “Almanyaburada canım Hocam” diyor.
“Adnan Bey, şaka şaka canım Hocam” diyor. Çok şeker bunlar. “Affınıza sığınarak, o nur cemalinizin gülmesine Mevlam’ın beni vesile kılması duası ile o mübarek nurlu ellerinizden hürmetle öper, Cenab-ı Hakk’tan o nurlu dualarınızın gelmesini niyaz ederim inşaAllah. Selçuk Yalçın Alaskalı”.
Merve Tezel. Herkes burada.
“Hocam” diyor, “sinirlenince daha yakışıklı oluyorsunuz” diyor Nefise. MaşaAllah.
“Adnan Oktar, münafıkların yakın zamanda hesapları verilecek, Yahudiler’in de işi bitecek. Yahudi avı başlıyor. Allahu Ekber”. Allah sana akıl fikir versin, Allah sana hidayet versin. Ne konuştuğundan haberin yok. Ehl-i Kitab’a Peygamberimiz (s.a.v.)’in yaptığı güzel tavırlara bak, Kuran’ın bize Ehl-i Kitab’a karşı verdiği tavsiyelere bak; adamın konuştuğu üsluba bak, kalbindeki kine bak. Sen Yahudi avı yapacağına, şeytan avı yap da kalbindeki o şeytanları kovala. Aklını başına al.
“Medeniyet Gençliği ile alaka istediğim desteğe Adnan Hocamız’ın cevabı; ‘aşkla, şevkle tertemizMüslümanlar’a destek olurum’” Tabii ki, nur gibi kardeşlerimiz. Sonuna kadar yanınızdayız, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Atatürk Üniversitesi, İlahiyat’ta okuyorum Erzurum’da. Arkadaşlarla görüşmek istiyorum” diyor Seyit Ali, maşaAllah.
Şu benim tesbihimi istemekten bir vazgeçin. Şimdi toplam iki yüz yirmi bir kişi tespihimi istedi. Benim otuz tane tespihim var. Nasıl yapacağız?
Bu da taş, herhalde bakır madeninin tuzlarından oluşmuş bir taş, çok güzel. Ne deniyor bu taşa? Malahit malahit.
Bakın, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) emek emek, uzun uzun hadisler anlatmış. Ne güzel, bize Allah mucize meydana getirmiş ve ahir zamanda bütün dedikleri çıkmış. Bunları tekrar tekrar düşünüp Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı sevgimiz, hayranlığımız artsın, Allah’a olan hayranlığımız kat kat artsın, en başta Allah’a karşı. Ne kadar güzel bak, bin dört yüz sene önce gayb açılmış, bin dört yüz sene sonra olacak olayları Peygamberimiz (s.a.v.) gözüyle görüp teker teker anlatıyor. Bu ne demek? Zaman tek.
Zannediyor ki bazı avanaklar; tutku zaten öyle araba farı gibidir. Olmaz. Tutku sadece mümine sunulur, Allah öyle yaratmıştır.Mümini gördüğünde göz tutku akıtmaya başlar. Tutku dökülür gözlerden. Fasığı, hastayı gördü mü göz kapanır, otomatik kapanır. Bütün Müslümanlarda cennet nimeti olarak bu vasıf vardır. Cennette de bu böyle. Mesela sadece helaline gözünden tutku akıyor. Başkasına bakıyor, tutku duruyor. Helaline bakıyor, yine gözünden tutku akıyor. Kuran’da Allah onu bir nimet olarak belirtmiş. “Eşlerine tutkuyla bağlı” diyor, “tutkuyla”. “Ve sadece eşlerine gözlerini çevirmiş” diyor. Sadece onlara çevirmiş, sırf onlara mahsus. Sadece helaline tutkuyla bakabiliyor. Cennette öyle, inşaAllah. Onun için Allah hep o ayırımı yapar Kuran’da; mümin erkekler ve mümin kadınlar, müminun ve müminat, kafirun ve kafirat, münafıkun ve münafıkat, inşaAllah.
Hep özden ayrılmamak lazım. Israrla herkes İttihad-ı İslam’ı gündemde tutsun. İttihad-ı İslam ile ilgili çok fazla Kuran ayetleri var. O ayetleri gün içinde biz sürekli yayınlayalım, İttihad-ı İslam’la ilgili ayetleri. Kardeşlerimiz de o ayetleri adeta ezberlesinler, her yerde anlatsınlar. Yobazlar pek o ayetlerden hoşlanmazlar. Bir, Peygamberimiz (s.a.v.)’in evliliği ile ilgili ayetlerden hoşlanmazlar, kadınlara olan sevgisi ile ilgili ayetlerden hoşlanmazlar, onları geçmek isterler;bir de, bu İttihad-ı İslam ile ilgili ayetler. Münafıklar ve yobazlar pek bu ayetleri incelemek istemezler. Ama hurafeyi ballandıra ballandıra anlatırlar. O ona hurafe anlatır, o ona hurafe anlatır. Allah’ın hikmeti, niyeyse onlara lezzetli geliyor hurafe. Ayetten içleri sıkılıyor. Kuran’da diyor Cenab-ı Allah; “Allah’ı bir ve tek olarak andığın vakit, içleri sıkılır şekilde kaçarlar senden”diyor. Münafıklara daral gelir, hiç hoşlanmazlar; İttihad-ı İslam dedin mi, hiç. Şimdi yine bir iki dakika ara verelim, yine devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Bak, Cenab-ı Allah, Enbiya Suresi 92 ve 93’üncü ayetlerde -şeytandan Allah’a sığınırım.
“Gerçekten, sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir.” Neymiş? Kaç mezhebe ayrılıyormuş? Kaç cemaate, kaç tarikata ayrılıyormuş? Hiç. “Tek bir ümmettir” diyor. Bu farz, aksi haram. “Ben de sizin Rabbinizim, öyleyse Bana ibadet ediniz.”
“Onlar, işlerini kendi aralarında parça parça dağıttılar” diyor Cenab-ı Allah. “(dinlerinde bölünmeler yaptılar); hepsi Bize döneceklerdir.” Bölünmeyi haram kılıyor Allah, parçalanmayı haram kılıyor.
Kışın perhiz olmaz, sakat iş. Kilo alıyor olsak bile mahsuru yok. Ne zaman perhiz olur? Haziran. Haziran, temmuz, ağustos. Ondan evvel tehlikeli; grip, nezle yaygın. Aman aman. Ben genç kızları öyle görüyorum “perhizdeyim”. Sırası mı? Olmaz şimdi, soğuk havada perhiz tehlikeli.
DAMLA HANIM: Hocam, bir haber verebilir miyim? PKK’nın ses getirecek eylemler için ciddi hazırlık yaptığını belirleyen güvenlik güçleri bu konuda alarma geçmiş. Alınan bilgilere göre terör örgütü 18 Şubat’a kadar şiddeti tırmandıracak, 21 marttaki Nevruz Bayramı’nda ise “barış istiyoruz” çağrısında bulunacakmış. Tam sizin dediğiniz gibi Hocam, bire bir.
ADNAN OKTAR: Peki davul zurna niye çalıyorlar yapacaklarsa? Atatürk diyor; “gelecekleri varsa, görecekleri de var” diyor, “geldikleri gibi giderler” diyor, İngilizler için. İnşaAllah. Onun için bana o tip demagojileri kessinler. Bir karış bile toprak vermeyiz. Vatandaşlarımı da ben komünistlerin eline vermem. Güneydoğu bizim, onlar bizim canlarımız. Oradaki anneler, oradaki bacılar, oradaki kardeşler; hepsi benim canlarım. Komünist olarak yaşamak istemiyorlar, komünistlerin eline de onları teslim etmeyiz. Canımız pahasına Allah rızası için onları koruruz. Yok öyle şey. Başımızın tacı hepsi, inşaAllah.
Van’da o çadır olayı devam ediyor mu, onu da bir araştırın. Kardeşlerimiz utanıyorlar yazmıyorlar, “rahatsız ederiz” diye. Öyle bir şey varsa bana muntazam bildirsinler.
SEMRA HANIM: Hocam, sabit konutların yapımının hızını iki katına çıkarmışlardı siz söyledikten sonra. Hocam, şu an hali hazırda yetmiş bin kişi varmış çadırlarda.
ADNAN OKTAR: Yetmiş bin kişi mi? Doğru mu?
SEMRA HANIM: Öyle söylediler şu an.
ADNAN OKTAR: Allah Allah! Yetmiş bin kişi!
SEMRA HANIM: Haber sitesinde yazıyormuş.
ADNAN OKTAR: Allah Allah! Onda bir yanlışlık vardır.Çadırda yetmiş bin kişi?Çok acayip. Yeni haber mi bu?
SEMRA HANIM: Yeni haber, evet. Dünkü haber.
ADNAN OKTAR: Biz air condition mı nedir o, bu elektrikli soba; ancak evi ısıtabiliyoruz. Normal bina yani, kapalı bina. Nasıl ısıtsınlar o çadırın içini kardeşlerimiz?
SEMRA HANIM: Üç yüz bin kişi de şehri terk etmiş. Ancak hala yetmiş bin kişi çadırdaymış. Doksan bin kişi de konteynerlerde kalıyormuş, o sabit evlerde.
ADNAN OKTAR: Yetmiş bin kişi ne olacak? Yetmiş vilayete biner kişi dağıtacaksın, o kadar.Yetmiş vilayete biner kişi; otobüslere doldursunlar, otellere Allah rızası için dağıtılsın, otellere üçer, beşer, onar.Bir otelin belirli bir bölümünde kalsınlar. Şu soğuğu atlatsınlar yeter. Nisana kadar. Sonra tamam. Bu çok acayip bir durum. Ben Başbakanımız’dan istirham ediyorum; çözüm hemen bulalım. Devletin tesisleri var. Yetmiş bin hiçbir şey değil. Yermiş bin kişiden ne olacak? Yahut o çadırların çapı değiştirebilir. Daha güçlü, daha kalın, soğuk geçirmeyen çadırlar varsa onlara bakalım. Benim bildiğim çadır incecik bir şey, varla yok arası bir şey o.Olmaz, onu takip edelim, inşaAllah.
Bak, Al-i İmran Suresi, 103’de Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınıyorum;
“Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.”
“Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın.” Hepiniz, kim? Alevi’si, Sünni’si, Bektaşi’si, hepsi. “Dağılıp ayrılmayın.” Haram, haram, haram. Günahtır yani, ayrılıp dağılamazsın. Bir ve beraber olacaksın, tek bir topluluk olarak. “Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz.” Bölümlere ayrılmıştınız, kamplara ayrılmıştınız, cemaatlere ayrılmıştınız, mezheplere, ayrı ayrı inançlara ayrılmıştınız. “O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız.” Tek bir ümmet oldunuz, diyor Allah. “Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı” şirkin, batağın, kötülüklerin içinden kurtardı. “Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.”
Bak, Hucurat Suresi, 10. Şeytandan Allah’a sığınırım:
“Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah'tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.”
“Mü'minler ancak kardeştirler”. Sor bakayım bir Vahabi’ye, bir Şii’ye. Hatta Sünni olan kardeşlerimize sor bakayım, mesela bir Şii için ne diyor? Adam ne diyor? Pırasa gibi doğramaktan bahsediyor. İnsan kardeşini doğrar mı? Bak ne diyor Allah; “Müminler ancak kardeştirler” diyor. “Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin” bölünmeleri kaldırın, parçalanmayı kaldırın. Gerilimleri kaldırın. Savaşları kaldırın. Alevi-sünni, Sünni-şii kavgalarını kaldırın. “ve Allah'tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.” diyor Allah.
Enfal suresi, 46
“Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.”
“Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin,” ayrı ayrı mezheplere, cemaatlere ayrılıp birbirinizin dedikodusunu yapmayın, birbirinizle mücadele etmeyin. İnternette, Facebook’ta birbirinize hakaretler yağdırmayın. Birbirinizle uğraşmayın. “Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin,” çekişme ne? Dedikodu, iftira, hakaret, bağırtı çağırtı. “çözülüp yılgınlaşırsınız” diyor Allah. “Çözülüp”, psikolojik olarak çökersiniz, “yılgınlaşırsınız” gücünüz gider. Gelirler, kafanıza binerler. “gücünüz gider”; bak Müslümanların gücü gitti işte. Önüne gelen önüne gelene vuruyor. Kiminin parmağını kesiyorlar, kiminin kulağını kesiyorlar, kurutuyor adam, hatıra olarak saklıyor. “gücünüz gider” gücü gitti Müslümanların. “Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir”. Bölünme haram. Cemaatlere, tarikatlere ayrılmak, mezheplere ayrılma istemiyor Allah. Yasak.
Mustafa Akyol; “Ayrıca belirteyim ki ‘yediğim ekmeği, içtiğim suyu’ Atatürk'e değil Allah'a borçlu olduğunu düşünüyorum.” Şimdi biz desek ki; “yediğim ekmeği, içtiğim suyu Başbakan’a değil, Cumhurbaşkanı’na değil, devlete değil; Allah’a borçluyum”. Allah onları vesile ediyor. Şimdi dese ki adam; “babama yediğim, içtiğim ekmeği borçlu değilim; Allah’a borçluyum” dese, vesileyi inkar etmiş oluyorsun.Vesile onlar. Atatürk de bir vesiledir. Çocuğa annesi süt veriyor. Çocuk dese ki; “ben yediğim ekmeği, içtiğim sütü anneme değil; Allah’a borçluyum” dese, orada sen vesileyi inkar etmiş oluyorsun. Allah onu vesile olarak kılıyor sana, nimet olarak sunmuş onu. Atatürk; “ben ilahım” mı diyor? Atatürk, değerli bir Osmanlı paşasıdır,cumhuriyet subayıdır ve gericiliğe, yobazlığa karşı net tavır koymuştur. Aydın, modern, demokratik Türkiye’nin kurulmasına zemin hazırlamış, Mehdiyet’in kapısını sonuna kadar açmış, Mehdiyet’in imkanlarını en güzel hale getirmiştir; İttihad-ı İslam için, Türk-İslam Birliği için muazzam imkan sağlamıştır. Bu söz de gereksiz biz açıklama olmuş oluyor. Biz bakkala gittiğimizde oradan yiyecek alıyoruz. Bakkala desek ki; “sana ihtiyaç yok; bana yiyeceği Allah veriyor” desem olur mu? Vesile oluyor işte bakkal. Çocuk dese ki annesine, babasına; “size ihtiyaç yok;beni Allah yaratıyor”. Ama vesile ediyor annesini babasını. O zaman ucu bucağı yok onun. “Askere de gerek yok” diyecek o zaman da, “Allah bizi korur” diyecek. Seni Allah korur. Neyle koruyor? Askerle koruyor,askeri vesile ediyor. Allah yobazlıktan milleti kurtarıyor. Ne ile kurtarıyor? Atatürk’le kurtarıyor. Anlaşılmayacak bir yeri yok ki bunun.
Şeytandan Allah’a sığınırım.Nisa Suresi, 75.
“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?”
“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan” Irak’tan, Afganistan’dan, Moro’dan, Çad’dan, her yer İslam aleminde aşağı yukarı, her tarafta işgal var. Büyük bir bölümünde işgal var. Çok nadir ülkeler kurtulmuş vaziyette. “bize Katından bir veli (koruyucu sahib)” bir Mehdi “gönder, bize Katından bir yardım edenyolla” diyen” Müslümanlar şu an bekliyor mu? Bekliyor. “Katından bir veli (koruyucu sahib)” sahib-i zaman yani Hz. Mehdi (as) “gönder, bize Katından bir yardım eden yolla”diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” diyor. Mehdiyet’e karşı olanlara cevap işte. Açıkça zulüm hakim olduğu bir dönemde sahib-i zamandan bahsediyor Cenab-ı Allah ayette. Sahib-i zaman, zamanın sahibinden. “Katından bir veli”, diyor ki ne ihtiyaç var öyle birisine? Adama ihtiyaç yok diyorlar. Herhangi bir kişiye ihtiyaç yok, Mehdi (as)’a da ihtiyaç yok. Allah öyle demiyor. Bak diyor ki; “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder” bir kumandan gönder, bir baş gönder. Bir lider, bir imam, bir Mehdi gönder. “bize Katından bir yardım eden yolla” bir insan istiyor insanlar. Lider istiyorlar. Allah’ın hükmü, bak. Hani yoktu Mehdiyet Kuran’da? “diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” diyor Allah, Allah rızası için. Niye? Adam yan gelip yatıyor, “akşama kadar tespih çekiyorum” diyor. “Pilav yiyorum, kavun yiyorum; sünnet yerine getiriyorum” diyor. Allah mücadeleden bahsediyor burada.
Enfal Suresi, 39
“Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir.”
“Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın”. Fitne nedir, fitne kalmaması, “dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar” demek? Bütün dünyaya İslam hakim oluncaya kadar. fitne ne zaman olur? İslam’ın hakim olmadığı her yer fitnedir. İslam nereye hakim olmadıysa orada fitne vardır. “ve dinin hepsi”, bak “din” demiyor, “dinin hepsi”, tamamı “Allah’ın oluncaya kadar”. Yani Kuran tamamen yaşanıncaya kadar. “onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir.” Bu ayete göre bütün Müslümanların geceli gündüzlü İttihad-ı İslam için mücadele etmesi farz. “Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar” Japonya’da, Fransa’da, Kuzey Kore’de, her yerde “dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar” mücadele edin diyor Allah. Adamlar da bunu görüyorlar mı? Görmüyorlar. Bir bakın adamlara, konuşturun bakayım, söylüyorlar mı? Bu ayetleri söylüyorlar mı? Böyle bir açıklama yapıyorlar mı? Sonra da bunlar diyor ki “Ehl-i Sünnet alimiyiz”. “Biz sufiyiz, büyük alimiz, en büyük biziz” diyorlar. Duyuyor musunuz bunları bu adamlardan? Bu ayetleri duyuyor musunuz? Çok nadir.
Bak, Cenab-ı Allah diyor ki, Şura Suresi 39.
“Ve haklarına tecavüz edildiği zaman,” bütün Müslümanlar için, dünyada ne kadar Müslüman varsa. Haklarına tecavüz edildiği vakit, ülkesine saldırıldığı. Mesela Afganistan’a, Irak’a, Moro’ya, Çad’a veyahut Zaire’de Müslümanlara saldırıldığında “birlik olup karşı koyanlardır.” Bütün ümmet birleşecek, diyor Allah. Farz kılmış. “Bütün ümmet, bütün Müslüman alemi birleşip karşı koymanız farzdır” diyor. Anlatıyor mu bunu hoca efendiler?
Bak, Saff Suresi 4. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.”
“Şüphesiz Allah, Kendi yolunda” kendi yolu ne? Kuran. Kuran yolunda “sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi” yani betonarme bina gibi. Yahut karkas bina gibi. Yani lehimlenmiş gibi. “saf bağlayarak” birlikte, hep birlikte. Bütün ümmeti söylüyor Allah. “çarpışanları sever” diyor Allah. Nasıl oluyormuş? Bütün Müslümanlar birlikte hareket etmeleri, birlikte mücadele etmeleri farz. Allah’ın emri. Buradaki adamlar ne yapıyor? Nasıl böleceklerinin peşindeler. Nasıl parçalayacaklarının peşindeler.
Tamam, şimdi yine kısa bir ara verelim, devam edeceğiz, inşaAllah
ADNAN OKTAR: Bak, uzun uzun İttihad-ı İslam ile ilgili ayetleri okudum. O kadar fazla ki.Çok az bir kısmını okudum.Yüzlerce ayet var. Adamlar bu konuları bırakıyorlar, boş hurafelerle Müslümanlar’ın vaktini alıyorlar. Halbuki bir an önce bu ayetlerin uygulanması lazım, hayata geçirilmesi gerekiyor. Okumama nedenlerin bir tanesi Mehdiyet’i hatırlatması. Şimdi geçenlerde bir kardeşimiz de; “Menzil cemaatindenim Hocam” diyor,“ben” diyor, “bana” diyor,“Mehdilikle ilgili konuyu anlatmamı yasakladılar” diyor, “hiçbir şekilde Hz. Mehdi (a.s.) konusunu anlattırmıyorlar” diyor, “hiçbir yerde” diyor. Tabii öyle değildir de ona rast gelmiştir. Yoksa Menzil cemaati mübarek bir cemaattir ve Ehl-i Sünnet’e titizdirler. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini yasaklayacak gaflete düşmeleri mümkün değil, düşünülemez öyle bir şey. Çünkü çok büyük bir gaflet olur o. Çünkü Muhammed Raşit Erol Hazretleri, her zaman Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahseder. Hz. Mehdi (a.s.)’ın geldiğini söyledi. 1980 yılında “Hz. Mehdi (a.s.) hayatta” diyordu.Yani “gelecek” demiyor, “geldi” diyor, “hayatta.Şu an faaliyet yapıyor” diyor Muhammed Raşit Erol Hazretleri. Şimdi bunu bilen bir insanın Mehdiyet’e lakayt kalması ve arkasından “ben sofiyim” demesi inandırıcı olmaz. Mehdiyet’e tavır alan mutlaka deccal taraftarıdır. Farkında olur veyahut olmaz, ama bilerek veya bilmeyerek mutlaka deccalın safında yer almış olur. Mehdiyet’e karşı tavrın hükmü budur. Yani bunu Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, benim sözüm değil bu.
DAMLA HANIM: Hocam, Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın bir yazısı vardı, okuyabilir miyim?Mehmet Şevket Eygi Hocamız, yine Müslüman ümmetinin mutlaka bir rehbere, bir lidere ihtiyacı olduğunu ifade eden bir yazı yazmış. Yazısında; “Türkiye Müslümanlar’ı bugünkü gibi İmam-ı Kebirsiz, emirsiz, baş nefersiz kalırsa kesinlikle iflah olmazlar, necahat bulmazlar” ifadelerini kullanmış.
ADNAN OKTAR: Ayette Allah söylüyor işte bak, Müslümanlar bir sahibü’z zaman istiyorlar Allah’tan, bir lider istiyorlar, başlarına bir lider istiyorlar;ayet, Kuran ayeti. Her zaman Müslümanlar’ın istemesi gerekir başlarına büyük bir lider olmasını. Kuran’ın açık hükmü, anlamazdan gelinecek gibi değil. Ama bilemediğimiz bir nedenle bu konuda bir kasılma oldu. Kardeşlerimizin sayısı uçsuz bucaksız,her yerde anlatsınlar.
Bak, o “sofiyim” diyen delikanlı da gitsin her yerde anlatsın. Peygamberimiz (s.a.v.); “Mehdiyet’i müjdeleyin” diyor, “yasaklayın” demiyor. Yasaklıyorsa adam deccaliyete hizmet eder. Bilerek mi? Büyük bir ihtimalle bilmeyerektir, ama deccaliyete hizmet etmiş olur. Akıllarını başlarına alacaklar inşaAllah, samimi olacaklar, inşaAllah.
Ceylan Hocam ne anlatayım?
CEYLAN HANIM: Hocam, cennetten bahsetmiştiniz biraz önce çok kısa bir şekilde. Uygun görürseniz ona devam edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Cennetin zeminini Allah bize dünyada gösteriyor, cehennemin zeminini de bize gösteriyor. Her ikisinden örnekleri biz sürekli görüyoruz; bir cennetten bir cehennemden, bir cennetten bir cehennemden. Mesela güzel ve anlamlı bakış cennettendir, cennet alametidir.Bakımlı ve temiz olmak cennet alametidir. Pis ve bakımsız olmak da cehennem alametidir. Cehennemde insanlar çok bakımsız ve pistirler, leş gibidirler, çok iğrenç kokarlar cehennemde. Cennette de mis gibi kokarlar. Bak cehennemde çok kirli ve pis, leş gibi kokuyorlar; cennette çok bakımlı, tertemiz, mis gibi kokuyorlar. Cennette sürekli neşe var; cehennemde sürekli azap ve inilti var, yani elem sesleri var ve huzursuzluk sıkıntı var. Cennette de sürekli neşe ve sevinç vardır. Ama tabii bu iki zıtlığı sabaha kadar saysak bitmez, ucu bucağı yok, inşaAllah. Mesela hep güzel söz duyuluyor cennette, hep isabetli sözler, hep insanların hoşuna gidecek sözler duyuluyor. Ama cehennemde hep sıkıcı, hep abuk sabuk sözler;ya şikayetler, ya nefret ifadeleri; yani hep boş sözler. Kuran’a bakın, cehennem ehlinin konuşmaları çok rahatsız edicidir, berbattır. Cennet ehlinin konuşmaları da çok iç açıcı ve ferahlatıcıdır. Bu dünyada da onların öyle abuk sabuk konuşmaları vardır. Cehennem karakterine yatkın insanların konuşmalarından insanlar sıkılırlar. “Aman bana müsaade” der yani, dinlemek dahi istemez.
Leyla Hocam, ne anlatayım?
LEYLA HANIM: Hocam, Hz. İsa (a.s.)’ın gelişinden bahsedebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Hz. İsa Mesih (a.s.).Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı göreceksiniz, hep birlikte göreceğiz.
Yani her insana onun ruhuna uygun hareket etmek lazım. Mesela ben, yaşlı bir insan olur, onun ruhuna uygun konuşurum;mesela çocuk olur, onun ruhuna uygun konuşurum; mesela yabancı oluyor, manken oluyor, ben onun ruhuna uygun konuşurum. Oturup onları mahcup etmek, densizlik yapmak bilmem ne, halden anlamamak çok anormal bir hareket olur. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) çok uyumluydu; çocukları görürdü, onlarla çocuk gibi oluyor; yaşlıları görüyor hemen onlara uyuyor, bir başkasını görüyor hemen ona uyuyor; ama Kuran’ın ölçüsü içerisinde. Fakat onların ruhunun onların alabileceği gibi bir üslup kullanıyor. Bizde de öyle olacak, inşaAllah.
Sinan Bilge; “Müslümanlığı, Kuran-ı Kerim’i ve İslam yaşantısını o kadar doğru anlatıyorsunuz ki yanlış bulamıyoruz. Teşekkür ediyoruz” diyor.Allah razı olsun.
DAMLA HANIM: Hocam, HarunYahya.Tv sitemiz yenilendi. Gösterebilir miyiz uygun görürseniz?
ADNAN OKTAR: Bakayım, maşaAllah. Nedir bu şimdi?
DAMLA HANIM: Bu yeni hali Hocam. Kolay ulaşım için değiştirdi kardeşlerimiz görünümünü.Yenilediler.
ADNAN OKTAR: Bundan sonra anında ulaşabiliyoruz.
DAMLA HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok iyi, güzel.HarunTahya.Tv ile ilgili öyle mi bu?
DAMLA HANIM: Evet.
ADNAN OKTAR: Ne diyeceğiz, adresi nedir?
DAMLA HANIM: www.HarunYahya.Tv
ADNAN OKTAR: Çok güzel. Şu an orada canlı yayın var,değil mi?
DAMLA HANIM: Var.
ADNAN OKTAR: Vay vay vay maşaAllah, dünyanın her yerinde.
DİDEM HANIM: Canlı yayın boyunca o kırmızı bantla açılıyor site. Kırmızı banda basınca canlı yayına direkt bağlanıyor.
ADNAN OKTAR: Tamam, o zaman yarın ben kendime bir bilgisayar alayım hemen. Tabii, oradan direkt seyrederim, ne şahane.
“Hocam, iltifat etmek sadece bana mahsus dediniz” diyor. Doğru, inşaAllah. O bana mahsus bir şey, yani kullandığım her kelime bana ait, orijinaldir inşaAllah. Tekrar ediyorum; ben naz ehliyim, inşaAllah, benim özel yetkim bu inşaAllah, inşaAllah.
Benim için çok önemlidir münafıklardan gelecek mektup. Onlar beni çok heyecanlandırıyor böyle, şevk veriyor, mücadele azmimi daha artırıyor, telif gücüm daha gelişiyor,yani irticalen daha güzel konuşuyorum. Ama “nasılsınız, iyi misiniz Hocam?”,“Allah razı olsun, teşekkür ederim” diyorum, işte “Hocam yakışıklısınız”,“Allah razı olsun”. Ama itkopuğun böyle, münafığın mektubu geldimi coşuyorum Hz. Ali (r.a.) gibi, maşaAllah. Vurup kırıp indiriyoruz, ilimle bilimle inşaAllah.
Şimdi kısa bir ara verelim, sonra devam edeceğiz. Haydi bakayım.
ADNAN OKTAR: “Hocam, maşaAllah nur üstüne nursunuz” diyor, inşaAllah öyle oluruz. “Çok büyük bir güzellik, nimet sizi görmek” diyor,“Hocam” diyor. “Allah her daim bizi hak ile, Allah ile bir etsin inşaAllah.Kaderi güzel olanlardan olalım inşaAllah. Allah her şeyi güzel yapsın inşaAllah” diyor Kamuran Hanım.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam, ben Hanife. Dikkatle takip ediyorum sizi” diyor. “Hocam” diyor, “İskender Evrenesoğlu, -çok önemli- devrin imamına tabi olmamızı ve tövbe almamızı, aksi taktirde ibadetlerimizin boşa gideceğini söylüyor Hocam. Ne olur cevaplayın.” Bu insanı niye bu kadar şey yapıyorsunuz ki? Zaten hemen anlaşılıyor. Bak, şuradan anlayın; bir insanın kendisini günahsız göstermesi zaten başlı başına anormallik olarak yeterlidir. “Ben Hz. Mehdi (a.s.)’ım, ben cennetliğim” diyorsa anormalliktir işte bu, hastalık. Bu adamın Müslümanlıkla alakası nasıl olsun? Ama cezbe halinde olduğu için inşaAllah Allah günahlarını affeder. Şimdi biri çıksa dese ki;“benim hiçbir günahım yok, masumum ben, benim imtihan olmama gerek kalmadı, ben cennetliğim” dese bu adama biz ne diyeceğiz? Belli ki anormal bir durum bu. Bu adam da çıkıyor,“ben cennetliğim” diyor. Allah şifa versin, ne diyelim?Hidayet versin, Allah aklını açsın. Güya kendini sevdirmek için yapıyor ama çok tehlikeli bir şey yapıyor. Bunları demese çok büyük hizmeti olabilirdi belki, çünkü güzel iman hakikatleri anlatabilirdi. Zeki, aklı başında bir insan, kafası çalışan birisi; fakat bu sebepten insanlar haklı olarak uzak duruyor. Şimdi, “siz cehenneme gidebilirsiniz” diyor, “cehennemlik olabilirsiniz, ama benim cennete gitmem kesinleşti” diyor. Şimdi bu, söz mü bu? Bir Müslüman bunu konuşur mu? “Siz günahkarlarsınız” diyor, “siz cehenneme gidecek adamlarsınız, sizin bana ihtiyacınız var. Çünkü benim cennete gitmem kesin” diyor, “ben Allah’lada sürekli bağlantı halindeyim, konuşuyorum” diyor -haşa-, bu yeterli. Buna rağmen bana adam soru soruyorsa, “bu adam nasıl biridir?” diyorsa ben onun aklına şaşarım.Artık ne diyeyim ben öyle insana? Burada samimiyet var mı?Aklı başında bir insan bunu söyler mi?
DAMLA HANIM: Hocam, BBP’nin genel kurultayı yapılmış, onunla ilgili resimler vardı.
ADNAN OKTAR: Büyük Birlik Partisi. Helal olsun. Bakayım.
DAMLA HANIM: Kurultaya Şehidimiz’in oğlu Furkan Yazıcıoğlu da katılmış. Kurultay boyunca salon ‘Elele Büyük Birliğe’ sloganları atmış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah, dolmuş salon da.Süper olmuş, çok güzel, maşaAllah, elhamdülillah. Bir daha göster bakayım. MaşaAllah. Çok güzel, maşaAllah. Bu soldan ikinci delikanlı mı?
DAMLA HANIM: Evet, inşaAllah. Hocam, Furkan Yazıcıoğlu ile sohbet eden kardeşlerimiz de çok itidalli, mütevazı ve nezih olduğunu söylüyorlar.
ADNAN OKTAR: İtidalli, mütevazı ve nezih. Aferin benim canıma, maşaAllah. Keşke Büyük Birlik’in başına da onu geçirseler, süper olur. Fatih birinin başında, Büyük Birlik’in başında da bu sevimli olursa süper olur, çok iyi olur. Haydi Allah mübarek etsin.
DİDEM HANIM: Hocam, Ankara’da Atatürk Kapalı Spor Salonu’nda yapılmış.
ADNAN OKTAR: Ankara’da Atatürk Kapalı Spor Salonu’nda, süper olmuş, çok iyi. Allah mübarek etsin, çok sevindim. Furkan Yazıcıoğlu, ne güzel, ismi de güzel. Aferin Furkan’a. Büyük Birlik’in başında görelim onu. Yaşı müsait değil mi onun? Her hâlükârda yaşının müsait olacağı bir durumda olacaktır yani önünde sonunda. Neyse kanuni eksikleri hepsini halletsinler. Fatih orada, Furkan orada; süper, çok iyi olur. Haydi bakalım, Allah mübarek etsin. İkisi de İttihad-ı İslam’ı savunuyor, ikisi de Türk-İslam Birliği taraftarı, ikisi de milliyetçi, mukaddesatçı, modern, aklı başında delikanlılar. Allah daha da şevklerini, heyecanlarını artısın. Büyük Birlik çok mübarek bir topluluktur, çok muhterem bir topluluktur. Türk-İslam Birliği diye yanıp tutuşurlar, maşaAllah. Onlar bizim canlarımız, başlarımızın tacı, inşaAllah. Hepsinin emrindeyiz, inşaAllah.
“Allah, Türk-İslam Birliği’ni nasip etsin.” Aferin bak hepsinin ağzında o. Tamam. “Kitap dağıtıyorum Hocam” diyor, “kitaplarınızı alıp kütüphanelere bağışını yapıyorum” diyor, aferin. “kitaplarınızı alıp liselere bağışını yapıyorum. A9 kanalının tanıtım broşürlerini dağıtıyorum. Aynı zamanda elektronikçiyim Hocam,ücretsiz A9 kurulumu yapıyorum.” Aferin benim canıma. “Kahvehanelere ve çay ocaklarını İlmi Mercek ve İlmi Araştırma dergilerini abone yaptım. Dergilerinizin buralara ulaşmasına vesile oluyoruz inşaAllah Hocam. Hocam, sizin talebeniz olmak için, hizmetinizde daha fazla bulunmak için dua talep ediyorum, aileme, bana ve İslam alemine Hocam. Oğlumun adı Eyüp, dua ederseniz. Hocam, sizi Allah için çok ama çok seviyorum. Bu arada Hocam programınıza katılan süper ötesi bacılarımı da Allah muvaffak etsin” diyor, maşaAllah. “Programınızın hayırların öncüsü olması duasıyla Selamun Aleykum ebeden ve daima.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.“Ahmet Oğuzbey”. Allah yedi ceddine rahmet etsin.O dağıttığın kitapların harfleri adedince Allah sana sevap yazsın. Çocuğuna da inşaAllah Hz. Eyüp (a.s.) gibi güzel ahlaklı yapsın, Allah’a, İslam’a, Kuran’a hizmetçi kılsın, inşaAllah.
DİDEM HANIM: Resimleri vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Hay maşaAllah, maşaAllah. Bak benim canlarım fakirler, imkanları yok ama sahabeler gibi; sahabeler de çok fakirdiler ama var güçleriyle hizmet ediyorlardı. Allah razı olsun. Benim canlarım da öyle, maşaAllah. Var güçleriyle gayret ediyorlar, elhamdülillah, maşaAllah.
“Sayın Hocam, sizi keyifle seyrediyorum. İnanın içimizi ışıldatıyorsunuz. Size sorum dinler arası diyalogla alakalı. Meryem adında bir Müslüman kızımız Lester adında bir papazla evlendirildi. Bunu Fethullah Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı yaptı. Sizin bu konuyla alakalı ne düşündüğünüzü inanın çok merek ediyorum. Saygılar”. Kuran’da hüküm açık, karmaşık bir şey yok ki. “Ehl-i Kitab’tan hanım alabilirsiniz” diyor Allah, o kadar. Bak, mesela bu hanım, Meryem Hanım, Hıristiyan olsaydı, bu hanımla bir Müslüman evlenebilir. Ama “Müslüman hanımlar gidip Hıristiyanla evlensin” demiyor Kuran’daki ayette. Bu açık, bu anlaşılmayacak gibi değil ki. Kuran’da da hüküm açık; “Ehl-i Kitap’tan hanım alabilirsiniz, helaldir size” diyor, erkeklere hitap ediyor. “Ben bunu anlamadım” olur mu? Fethullah Hocamız böyle bir şeyi benimsemez, onlar kafalarına göre yapmışlar, olmaz öyle şey. Namaz kılın dendiğinde gidip zekat verirsen olur mu? “Namazdan ben zekatı anladım” denir mi? Namaz namaz işte, beş vakit namazını kılacaksın, karmaşık bir şey yok. Kuran’ın hükümleri çok net, bunu anlamazdan gelenlere ben şaşıyorum. Mesela diyor ki Allah; “hamr”, “içki haramdır”. Neyini anlamıyorlar? “Domuz eti yemeyin” diyor.Domuz bildiğin domuz işte, yemeyeceksin, etini yemeyeceksin, domuz eti yemeyeceksin, işte o kadar. “Kumar oynamayın” diyor Allah, “faiz almayın” diyor. “Ben anlamadım, pardon.” Artık o adama ne diyelim o zaman?“Nasılsın?” diyeceğim,“Güneş yeni doğuyor” diyecek adam.“Adın ne?” diyeceğim,“uçak yeni kalktı” diyecek. Ben öyle bir adamla uğraşamam ki.“Allah şifa versin” derim öyle adama ben. Bunun anlaşılmayacak bir yönü yok.
Osman Erbaş; “Hocam, bu ayet Mehdiyet’e mi bakıyor? “Hani Allah peygamberlerden 'kesin bir söz (misak)' almıştı: "Andolsun size Kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız." Demişti ki: "Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?" Onlar: "İkrar ettik" demişlerdi de, "öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım" demişti.”Al-i İmran Suresi, 81’inci ayet”. Evet, bu ayet de tabii ki Mehdiyet’e alenen bakıyor. Çünkü bütün peygamberlerden, Peygamberimiz (s.a.v.)’den de söz alınıyor, Hz. İsa Mesih (a.s.)’dan da söz alınıyor. Hepsi bu sözü vermişler. Hz. İsa (a.s.) geldiğinde kime yardım edecek? Hz. Mehdi (a.s.)’a yardım edecek, Hz. Mehdi (a.s.)’ın veziri olacak. Ayet ona bakıyor tabii ki, o yönüyle ona bakıyor.
“Hocam, talebeleriniz o kadar edepli ve görgülü hareket ediyorlar ki artık hiç uyarı yapmıyorsunuz. Hocam” diyor, “sevimliler sevimlisi Oktar Ağabey’e kızmanızı bile özledik. Keşke Oktar Ağabey programa çıksa da o coşkusuyla Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili bir şey söylese, siz de‘Oktar sakin ol’ deseniz.” Oktar’ın gözleri doluyor, coşuyor; şimdi belli, bir şey diyecek; onun için sakinleştiriyorum. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın” diyor,“alnının ortasında bir çizgi var” diyor, parmağıyla alnımın ortasını gösteriyor. Ben de mecburen sakinleştirmeye çalışıyorum.
Bize çirkin söz söyleyip de sonra pişman olup özür dileyen kardeşlerimiz bunu internette yayınlasınlar.İnternette yayınlasınlar; resmiyle, ismiyle cismiyle göreyim ben bu kişilerin kim olduklarını. Flu oluyor.Mesela bana yazı yazmış kardeşimiz, ama kimdir, yani bir arkadaşı mı yazdı, kendi mi yazdı bilmem. Kendi internet sitesinde yazsın, biz onu görelim, resmiyle. Yani kim olduğu meçhul, olmaz. İnternet sitesini açıyoruz, ördek resmi var. Sen ördek misin? Baykuş resmi var. Ben baykuşla mı konuşuyorum, seninle mi konuşuyorum? Resmini koyacaksın, ismini cismini koyacaksın, tam tanıtacaksın kendini, özür dileyeceksin samimi olarak, o özrünü de ben göreceğim, samimi kanaatim gelecek, o zaman affederim. Yoksa bak bizi uğraştırıyorsunuz iki saat; bizim avukatlarımız gidiyor, dava açıyorlar.Polise iş çıkarıyorsunuz; polis, emniyet karakoldan çıkıyorlar, ekip arabasıyla gidiyorlar evinize, arama izniyle geliyorlar, bilgisayarınıza el konuluyor, bilgisayarınız incelemeye alınıyor. Devlete o kadar, bizlere de o kadar iş çıkarıyorsunuz. Savcı işini gücünü bırakıyor sizinle uğraşıyor. Ondan sonra“pardon” diyorsunuz sadece. Öyle olmaz, kapsamlı özür dileyeceksiniz, çok net. Herkes de duyacak o özrünüzü. Yani “bilmedim”, “etmedim” yok. Nasıl alenen ağzınızı bozuyorsanız alenen de özür dileyeceksiniz. Kapalı, gizli böyle özür eylemi olmaz. Ben size dedim;“nereye girseniz, yerin altına girseniz yine yakalarım” dedim. Onlar “hiçbir şey olmayacak” zannediyorlar, “ağzımıza geleni söyleriz” zannediyorlar. Ben de dedim yani, “kaçabildiğiniz yere kadar kaçın; kanunla, hukukla sizi yakalarım” dedim. Yalvaran yalvarana. Ama kim olduğunu bilmiyoruz, olmaz öyle şey.
Bu yoklama iyi oluyor. Bak bugün de binlerce yazı geldi, çok iyi oldu. Şimdi o yazılardan da elektronik seçiliyor.Kardeşlerimiz diyor ki;“bizim yazımız yayınlanmadı, söylenmedi”. Ben buraya gelen yüzlerce yazıdan zaten çok belirli kısmını söylüyorum. On binlercenin içerisinden de zaten elektronik seçiliyor yüz, yüz elli tanesi. Bu çok normal.Rast gelirse ne güzel, ama rast gelmezse yine ibadet olmuş olur, hayır olmuş olur, inşaAllah.
Özetle, “en iyi cemaat biziz, en iyi ortaklık oluşturan, en iyi arkadaş grubu oluşturan ekip biziz” diyenler samimi davranmıyorlar. Çünkü neden samimi davranmıyorlar? Eğer dürüstlerse, hakikaten fıkhın uygulanmasını istiyorlarsa, hakikaten dünyanın kurtulmasını istiyorlarsa-para da istemiyoruz bak onlardan- sadece ne diyecekler biliyor musun? “Ben İttihad-ı İslam’ı istiyorum.” Bunu söyleyecek, duyacağız.“Türk-İslam Birliği’ni istiyorum” diye. Açıyoruz Facebook’u, dırdır dırdır dedikodu yapıyorlar; tek kelime İttihad-ı İslam’dan bahis yok. İki saat kendilerini övüyorlar. İşte, falanca hoca şöyle kötü, feşmekanca böyle kötü, şu kafir, şu zındık, şu bilmem ne, bilmem ne. Eğer samimiysen, hakikaten düzelmelerini istiyorsan, hakikaten yanlış yolda olduklarına inanıyorsan yapacağın şey nedir senin? İttihad-ı İslam’ı iste; bütün ulema bir araya gelir, Hz. Mehdi (a.s.)da başlarında olur, senin istediğinin bin misli daha güzel olur ortam, düşündüğünün bin misli daha güzel olur. Fıkhın alası olur, edebin adabın alası olur, güzel ahlakın, sevginin alası olur. En mükemmel ekonomi, en güzel modernlik, her şeyin en mükemmeli olur. Niye illa sadece kendi grubunun, kendi cemaatinin mükemmel olmasını istiyorsun da bütün cemaatlerin yok olmasını, ölmesini, ezilmesini istiyorsun? Hıristiyan da kurtulsun, Musevi de kurtulsun, mason da kurtulsun. Hepsi Hz. Adem (a.s.)’ın evlatları. Ne bu azgınlık bu? Muazzam bir Şii nefreti, Caferi nefreti, Vehhabi nefreti. Nefret ettikçe kendi grubunda daha takdir görüyor. “Helal olsun” diyor, “bak Yahudiler’i kesecekmiş” diyor, “Şiilerden, Vehhabilerden nefret ediyormuş” diyor, “evliya adam!” diyor. “Bak sakalını kesen insanları fasık ilan etmiş” diyor. Mesela ayakta yemek yiyorsa adam, onları da fasık ilan ediyor. Zaten on binlerce konu var bunların fasık ilan etmeleri için. “Falanca hocaya hayranım” diyor, “Ehl-i Sünnet’i muhafaza için amma uğraşıyor.”“Ehl-i Sünnet’i savunuyor” diyeceğine, “Kuran’ı savunuyor”desene. Peygamberimiz (s.a.v.) Ehl-i Sünnet’i mi savunuyordu? Peygamberimiz (s.a.v.) Kuran’ı savunuyordu. Şii miydi Peygamberimiz (s.a.v.), Vehhabi miydi? Ne Sünni’ydi ne Şii’ydi ne Vehhabi’ydi; Kuran Müslümanı’ydı Peygamberimiz (s.a.v.). Kuran Müslüman’ı olmayı savunmaları lazım.Hz. Mehdi (a.s.)’ın getireceği sistemi savunmaları lazım. Hz. Mehdi (a.s.) ne sistemini getirecek? Sahabe sistemini getirecek.
“Hocam, sizi ailece büyük bir beğeniyle izliyoruz. Allah sizden razı olsun” diyor Adnan Çelik. “Mesajımızı okuyarak bizi de hoşnut edersiniz inşaAllah” diyor.
“Selamun Aleykum nur yüzlü, şefkatli, nakib Hocam,şu an yaşayan insanlar arasında en güzel, en yakışıklı, peygamber ahlaklı Hocam. Hocam, size bu mesajı arkadaşım Yağmur’la birlikte atıyoruz.İkimiz de sizi çok seviyoruz. Biz sabahları ders çalışıp akşam olmasını ve sizin nur yüzünüzü görmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz. Hocam, rüyamda sizin Hz. Mehdi (a.s.) olduğunuzu gördüm.” Oh ne iyi! “Öyle olmasını umut ediyorum. Her namazda Türk-İslam Birliği’nin kurulması için dua ediyoruz. Ceylan Hocam’a baktıkça mest oluyorum” diyor Sema, çok beğeniyormuş seni. Biz de beğeniyoruz, maşaAllah. “Bu seneki üniversite sınavı için sizden, arkadaşım Yağmur ve kendi adıma dua istiyoruz. Kendinize çok iyi bakın Hocam. Siz bize lazımsınız. Allah’a emanet olun” diyor Sema.
“Muhammed Adnan Hocam, kar kış demeden Mersin’den İstanbul’a geldim. ‘Eşiğinizde yatıp görmeden gitmem’ demiştim. Lakin kısmet olmadı. Aslında ‘üzülmedim’ diyemem, üzüldüm. Sizi koca İstanbul’da arayıp sordum, eli boş Bursa’ya gittim. ‘Ahmet Bursevi Hocam’ı göreyim’ dedim, Hocam hastaymış, göremedim. Olsun, sizlere Allah sağlık sıhhat versin göremesem de” diyor Celil Kardeşimiz. Ah bizim canımız ah, maşaAllah. Olsun, sevabını almışsındır, mühim olan sevabını almak. Sevabını kat kat, iki misli almışsındır,inşaAllah.
“Ben sizin, dinler arası diyalogla alakalı düşüncelerinizi almak istiyorum.” Faruk Kardeşimiz. “Dinler arası diyalog”. Diyalog lafı benim gıcığıma gidiyor. Ne diyaloğu? Hıristiyan varsa gider konuşursun, sohbet edersin, ahbap olursun, İslam’ı, Kuran’ı anlatırsın, gönlünü alırsın, yemek yedirirsin, ihtiyacı varsa, ihtiyacı olan neyse, elbise vsAllah rızası için alırsın, kitap verirsin, evlenebilirsin gerekirse. Diyalog, ne demek diyalog?Birde bu mu çıktı?
“Ekrandan yansıyan İslam ışığınızın ilelebet sönmemesini Cenab-ı Hakk’tan niyaz ederim” diyor, “ilelebet sönmesin ışığınız Hocam” diyor Fatih Gürbüz.
Bu diyalogdan kasıtları nedir? Bir kısmı gıcık oluyor bu lafa, ben de gıcık oluyorum da kelimeye. Neyi kast ediyor bunlar? “Hıristiyan’la görüşülmez” anlamında mı demek istiyorlar?
SUNUCU: Allahualem herhalde işbirliği yapıp bir şeyler yapmak.
ADNAN OKTAR: Tamam, dinsizliğe karşı beraber mücadele edilir Hıristiyanlar’la. Tabii, Allah bir, Lailaheillallah’ı birlikte, Hıristiyan ve Museviler’le birlikte savunuruz tabii ki, cennetin cehennemin varlığını birlikte savunuruz, ama inancına tabi olmayız, yani Kuran’a uymayan inancına tabi olmayız. Onlar da bizim inancımıza tabi olmazsa bir sorun çıkmaz. “Kul ya eyyühel kafirun” ayette, “sizin dininiz size, bizim dinimiz bize” diyor Cenab-ı Allah inşaAllah, küffar için, inşaAllah. Hıristiyan ve Museviler de Ehl-i Kitab’tır. Onlar da kendi dinleri onlara, bizim dinimiz bize. Ama Lailaheillallah konusunda ittifak ederiz tabii ki. Ne yapalım, ittifak etmeyelim mi yani? Kimle ittifak edeceğiz? Lailaheillallah’ı savunuyorsa adam niye ittifak etmeyelim? İttifak edelim tabii ki. “Allah bir” diyor, ben de “Allah bir” diyorum. ‘Allah bir’ konusunda ittifak halinde oluruz. Ama teslis inancında ittifakımız olmaz, orada tavrımızı koyarız.
“Gitmeyin Hocam, n’olur. Biraz ara verin tek” diyor, “yemeğinizi yiyin” diyor, “sonra devam edin, inşaAllah” diyor.
“Hocam, gömleğinizi çok beğendim” diyor, “nereden temin edebilirim?” diyor.
“Hocam” diyor, “bazı kişiler” diyor, “‘Hz. Mehdi (a.s.) olduğunuza inandım’ diyor” diyor, “siz bu kişileri uyarıyorsunuz ama”diyor, “yinede bazı kardeşlerimiz anlamıyorlar bunu” diyor. Doğru söylüyor. “Hz. Mehdi (a.s.) olduğunuza inandım”. Haydi desem ki; “ben de inandım, sen de inandın”; hepimiz toptan küfre gideriz. Şu akıl mı? Sanki iltifat. İltifat değil ki o; zulüm. Kendine de zulmediyorsun, Müslümanlar’a da zulmediyorsun. Ne demek “Hz. Mehdi (a.s.) olduğunuza inandım”? “Cennetlik olduğunuza inandım”, bu anlama gelir. Yani; peygamberden üstün, peygamber gibi. İmtihana gerek yok sanki, “kulluk görevimiz bitti” gibi. Vahiy gelmesi gerekiyor, öyle şey olur mu? Yani mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’e vahiy gelmiş olsa“falanca kişi cennetliktir” diye, tamam. Böyle bir şey yok.Biz ümitle korku arasındayız, Hz. Mehdi (a.s.)da dahil. Hz. Mehdi (a.s.) da çıkıp “ben cennetliğim” diyemez, böyle bir şey yok. Ama “inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.) olursunuz” diyebilirsiniz, “inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.) gibi olalım” diyebilirsiniz. İnsan sevdiği kişilerin Mehdiliğini umabilir, hüsn-ü zan edebilir. Ama “Hz. Mehdi (a.s.)’sın” dedinmi dinin imanın gider, Allah esirgesin. Tecdid-i iman gerekir.“Lailaheillallah Muhammeden Resulullah” diyecek.
“Şeytanın kafasını koparan, şeytanın bu dünyada en nefret ettiği kişilerden biri olan heybetli arslan Hocam; buradayız inşaAllah” diyor.
“Merhabalar Yahya Hocam. Sizi İran Tebriz’den seyrediyoruz.” MaşaAllah. “Buradan size selam söylüyorum.” Aleykum Selam. “Size bir sorum olacak. İran Tebriz’de Türklerin yaşadığını biliyor musunuz?” İran’ın yarısı Türk, İran’ın yarısı Türk’tür. “Şeheryar Jahani”.
“Hocam, biz Hz. Mehdi (a.s.)’ı çok seviyoruz, Şeyh Yasin Bursevi Hazretleri’ni de çok seviyoruz, sizi de öyle. Ne zaman Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak?Hz. Mehdi (a.s.) emir mi bekliyor? Biraz anlatır mısınız? Çok güzel anlatıyorsunuz. Lütfen anlatın. Ömer Erbaş”. Tabii ki hani “Hz. Mehdi (a.s.) tekbir çekip çıkacak” deniyor ya,yani orada kastedilen; Cenab-ı Allah onun çıkmasını murad ettiğinde ortaya çıkarıyor.Ama Hz. Mehdi (a.s.)’ın nasıl çıkacağını zaten Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, diyor ki; “insanların en sevgilisi olduğunda çıkacak” diyor. Şimdi bütün insanlar en sevdiğinde ne olacak?Herkes seviyor; ne anlama gelir bu;kendilerine lider yapmışlar. İslam hakim olmuş. Sen “Hz. Mehdi (a.s.)” desen de demesen de o Hz. Mehdi (a.s.) gibi bir şahıstır artık yani. Ama biz, “inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.)” diyeceğiz. “Hocam” diyeceğiz, “inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.) gibisiniz” diyeceğiz, inşaAllah. Yani kalben Hz. Mehdi (a.s.) olduğuna hüsn-ü zan edeceğiz, Hz. Mehdi (a.s.) olduğuna hüsn-ü zan, kesin emin olmadan hüsn-ü zan edeceğiz; ama beyanımız olmaz.Yani “siz Hz. Mehdi (a.s.)’sınız” demeyiz. “İnşaAllah Hz. Mehdi (a.s.)’sınız Hocam” diyeceğiz, inşaAllah. Onun için Hz. Mehdi (a.s.)’ın birçok lakabı vardır. Peygamberimiz (s.a.v.) lakaplarıyla anılmasını daha uygun bulmuş, inşaAllah. Mesela; Sahibü’z Zaman, mesela Sahibü’z Zaman diye hitap edilebilir, Zamanın Sahibi, inşaAllah. Ondan sonra, başka? Halifetullah, evet.Kaim.Başka?Gaib. Gaib; kaybolan. “Bir gün”diyor, “Gaibimiz hakkında sordum” diyor mesela, “Gaibimiz hakkında”. “Bir gün” diyor,“Kaimimiz hakkında sordum”.Lakapları var. Seyfullah, değil mi? Evet. Haydar. Hz. Ali (r.a.)’dan gelme bir lakaptır, Hz. Mehdi (a.s.)’ın lakaplarındandır Haydar. Arslan yani, inşaAllah. Başka? Haris, evet Arslan. Hüccet. Muntazar, evet.Mehdi-yi Muntazar, evet. Halef-i Salih, evet. Mansur. Hateme Veli olmaz, o olmaz. Aynı Hz. Mehdi (a.s.) hükmünde o. Hateme Veli diyemeyiz. Hüsn-ü zan ederiz, ama yüzüne “Hateme Veli’sin” demeyiz, “inşaAllah Hateme Veli’siniz” deriz. Sahibi’l Emr, onu diyebiliriz. Çünkü doğru, Sahibi’l Emr, yani bütün Müslümanlar’ın Emir’i, inşaAllah. Haydar-ı Kerrar, inşaAllah, döne döne dövüşen Allah’ın Arslanı, inşaAllah. Yani bunların hepsi olur lakap olarak, ama öbürleri kesin hüküm gösterdiği için olmaz.
Bence gidelim. Akşam namazı olacak, daha abdest alacağız, hazırlanacağız. Haydi bakalım, inşaAllah.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...