DAMLA HANIM: Gözümüzün nuru, yakışıklı Hocamla birlikte yayınımıza başlıyoruz inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Herkes hoş geldi, sefalar getirdi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Dün Şeyhimizden güzel, müjdeli haberler geldi. Çok hoşuma gitti. Elhamdülillah, sabah 3 tane uzman profesör gönderdim Şeyhime, Kıbrıs’a. Hem kardiyolog hem göğüs hastalıkları profesörü, dalında uzman kişiler Şeyhimizi muayene ettiler. MaşaAllah iyi, ilaçlarını da düzenlediler. Eksik, Kıbrıs’ta olmayan ilaçlar da vardı onları da gönderdik. Saat 4’te falan da orada olacak ilaçlar da. İyi yani, maşaAllah. Şeyhimiz dünya şekeri. Fakat dua ile asıl düzeldi, aniden düzeldi çünkü Şeyhimiz, elhamdülillah. Şakalar yapıyormuş. Şeyh Ahmet Yasin Hocama haber göndermiş; “Bana tarak göndersin, sakalımı taramam gerekiyor” demiş, maşaAllah.
Profesörlerden de Allah razı olsun. Hemen sabah erkenden gittiler. Şeyhimize de çok güzel şefkat göstererek muayene etmişler. Konsültasyon yapmışlar bir arada. Bazı ilaçlarda düzenleme de yapmışlar. Oradaki doktor da çok sevindi. “Keşke bir kardiyolog olsa” demiş. “Kardiyolog yolda” dedik biz maşaAllah, hem de profesör uzman maşaAllah. Çok iyi oldu, maşaAllah. Göğüs hastalıklarında da uzman doktor, profesörler onlar çok iyi oldu. Konsültasyon olması çok iyi oldu ortak karar aldılar. Bazı şeyler yanlış uygulanıyormuş onları düzelttiler. Şimdi çok iyi maşaAllah, elhamdülillah.
Şimdi şahsı manevi konusunu yavaş yavaş törpüleyerek düzelteceğiz, fazla sarsmadan. İyi bir ameliyat yapacağız. Çünkü toplumu, nur talebesi kardeşlerimiz iyi niyetle yapmışlar bir kısmı, Allahualem kötü niyetle yaptıklarını zannetmiyorum da, “şahsi manevi, şahsı manevi” diyerek Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesini ortadan kaldırmışlar. Şimdi olayı anladılar. Ama şimdi önümüzdeki günlerde filmlerin daha da dozunu arttıracağız. Bizzat talebelerinin ağzından ve Bediüzzaman’ın ağzından “şahsı manevi sözünün yanlışlığı geniş kitlelerce artık anlaşılmış, anlaşılmaya başlanmış. Akgündüz Hoca bile “bir Mehdi gelirse tamam” diyor. Eskiden acayip tavır alıyorlardı. Yani konusu bile mümkün değildi. Gerçi yine şu anda da biraz reaksiyon göstermişler ama eski reaksiyonlar öyle olmuyordu. Direkt kapı dışarı gidiyordun. Şu an iyi, dinliyorlar, güzel. Ve artık ılımlı bir üsluba gelmişler. Tek sorun Ağabeyleri esas söz sahibi olarak dinlememeleri, o çok ayıp yapmışlar. Özellikle oraya emek emek gelmiş büyük Ağabeylerin asıl konuşmacı olması gerekirken talebelerinin talebelerinin üst perdeden, oradaki hoca efendileri, Bediüzzaman’ın has talebelerini adeta hiç yerine koyarak, onların üstüne çıkarak, “biz sizden daha iyi biliriz, gelin size öğretelim” mantığıyla “ Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek, şahsı manevi var” tarzında ki inanmadıklarını da sonra anladık. Çünkü “gelirse tabi olacağız” diyorlar. Konuşmaları yakışık almadı. Birkaç tane Ağabeyimiz bunu yaptı, kardeşimiz. Ellerinden öperim. Ben onlara çok değer veriyorum ama münasebetsizlik olduğunda söylerim ben. Bu konuda oturup alttan alacak bir tavrım olmaz. Seyyid Salih Özcan Hocamıza tek kelime konuşturtmamak çok çok ayıptır. Hangi toplantıya götürseler tek kelime konuşturmuyorlar. O zaman niye götürüyorsunuz? Sizin konuşmalarınızı tasdik eden insan konuma mı getirmeye mi çalışıyorsunuz? O sizi tasdik etmiyor, o “ Hz. Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. Çıkarın konuşturun. Çok ayıp yapıyorsunuz, talebelerinin hepsini konuşturduk biz Bediüzzaman’ın, mübarekleri. Hepsi de Hz.Mehdi (a.s)’ın geleceğini söylüyorlar. Çırpınmak niye? Ne gerek var?
Fethullah Hocayı Mehdi olarak görmek isteyenler var. Tamam kardeşim, iftihar ederiz, keşke keşke. Deyin de tek “Fethullah Hoca” deyin. Başımızın üstünde yeri var. Onu da demiyorsunuz kardeşim. Keşke deseniz. Keşke Mehmet Kutlular Ağabey deseniz. Deyin, İttihad-ı İslam’ı yapın, kimle yaparsanız yapın, kabul. Kimsenin bir şey dediği yok. Yeter ki kabul edin. Ama şahsi manevi aldatmacası ümmeti bak paramparça etti. Yağmur yağa yağa mermer bile deliniyor. Bunlardaki bu şahsi manevi aldatmacasını deleceğiz. Sürekli filmler hazırlayacağız, konuşmalar yapacağız, konferanslar yapacağız. Bir de konuşturmamaları çok dikkat çekici, şimdi onların filmlerini daha yayınlamadık. Acayip panik oluyorlar. Orada gençler ortaya çıkmışlar. O çocukları ben oraya göndermedim, tanımıyorum o çocukları. Benim hiçbir bağlantım yok. MaşaAllah benim televizyon programımı seyreden çocuklar Ankara’da o Kızılcahamam’daki toplantıya katılmışlar. Üniversiteli gençler söz istiyorlar ama acayip panik oluyor oradakiler. “Efendim açık açık Bediüzzaman Mehdi’nin şahıs olarak geleceğini söylüyor” diyor. Ezberden söylüyor Bediüzzaman’ın ifadelerinden. “Ne diyorsunuz?” diyor. Kem küm, şey, gak guk, sus. Çok acayip, sonunda da “olabilir belki”. Olmaz.
Akgündüz Hoca da bilgisi doğru ama bazen çok coşuyor, yanlış bilgi veriyor. Mesela “Bediüzzaman’ın seyyid olduğuna dair elimde belgeler var” diyor. Elinde belge olsa sen onu tutar mısın onu? “Ön bilgi” diyor, “onun için daha orijinalleri gelmediği için” diyor. Peki ne fark eder, orijinalini isteyen mi var senden? Göster şu an. Duyum da olsa söyle. Ne mahsuru var? Mesela biz Seyyid Salih Özcan Ağabeyden duyduk, duyum olarak, “olabilir” dedik. “Bediüzzaman bana öyle dedi” diyor. Tamam duyum, o da olur. Belge yok elinde, belge yok.
Bediüzzaman Kürt kökenlidir. Akrabaları da Kürt’tür, kendisi de Kürt’tür Bediüzzaman. Ve iftihar eder. Ben kendimi Seyyid bilemiyorum diyor bu vakitte, bu zamanda Seyyitler bilenemiyor diyor. “Seyyid olan bir kişinin ben seyyid değilim demesi haramdır.” diyor. Onlar da diyorlar ki; yok onlar korktular mahkemeden Bediüzzaman, hapsederler diye çekindiği için “yok ben seyyid değilim” dedi diyor. Bu hiç inandırıcı bir söz değil. Seyyid olmak suç mu? Mahkemeyi ne ilgilendirir seyyid olup olmaması? Kürt’tür Bediüzzaman Hazretleri. Bütün akrabaları ortada, köy ortada, köyün tamamı Kürt köyü, iftihar edilecek bir şey. Kardeşler, akrabalar hepsi duruyor. Bilinen Kürt. Oradaki seyyid olan aileler bilinir, seyyid olarak bilinir. Seyyid aileleri ayrıdır, Kürt olanlar da kendilerini Kürt olarak bilirler. Zorlamaya ne gerek? Hepsi Hz. Adem (a.s)’ın evlatları üstünlük takvayladır, soy sopla değil ki. Adam seyyid olur da gayri meşru işler yapar, dinsiz imansız olur cehenneme gider. Seyyid olması onu kurtarmaz ki. Seyyid derken Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslindendir. Var, çok dinsiz adam biliyorum ben Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslinden, çoktur. Ama seyyiddir, takvadır, cennete gider. Bütün Peygamberimizin neslinden olan cennete gidecek diye bir hüküm mü var? Dolayısıyla üstadımızın Kürt olması da onurdur bizim için. Selahaddin Eyyubi de Kürt’tü. Zorla seyyid yapmaya çalışmak gereksiz. Varsa elinde belge neyini bekletiyorsun? “Orijinalini bekliyorum” diyor. Böyle mühim bir olayda orijinal bekleme? Çemişgezek’te dağın tepesinde kalmış değilsin ki. Dünyadasın. Yıldırım gibi gelir o evrak. Ben gidip getirttireyim neredeyse o evrak. Niye sallıyorsun? Yıldırım gibi alıp getirelim. Elindeki ön bilgiyi getir. Duyum getir, o da olur. Ama bütün milleti orada yanlış bilgilendirdiğini düşünüyorum ben Akgündüz Hocanın. Ama şevkli hakikaten, onun vesilesiyle birçok Müslüman’ın heyecanı artıyor, daha iyi ataklar yapabiliyorlar. Faydalı bir insan ama bunlara gerek yok. Dürüst normal konuşsun. Akgündüz Hoca kendince belki nur talebelerinin moralini bozmamak için de öyle diyor olabilir. Çünkü Bediüzzaman’ın herhangi bir insan konumuna düşeceğinden çekiniyor olabilir. Çünkü hem seyyid değil, hem Hz. Mehdi (a.s) değil bir de saldırılar falan da var Bediüzzaman’a karşı değeri düşer gibi düşünüyor olabilir. Kardeşim, dünyada kimse kalmasa sırf ben kalsam onlara ben nal toplatırım. Öyle bir konu olmaz Bediüzzaman’ın kimse tozuna dokunamaz.
İmam Rabbani, Abdülkadir Geylani, dört mezhep imamı hepsinden daha üstündür Bediüzzaman. Gelsinler tartışalım, konuşalım, delilleriyle açıklayayım. Net üstündür hepsinden. Asrının Mehdisidir, son bin yılın da Mehdisi’dir. Son 1300 yılın da Mehdisi’dir ama ahir zamanın Mehdisi ayrıdır. Onu ayırıyor Bediüzzaman. İlla da müceddit, müctehid olmak için seyyid olmak mecburiyeti yok. Seyyid olmayan Müslüman olamaz diye de bir konu yok. Kürt olması iftihar edilecek bir olaydır ki alimlerin, ulemanın büyük bölümü de Kürt’tür zaten. Bütün medreseler Güneydoğu’dadır genelde. İlmin beşiğidir Güneydoğu. Bütün ünlü alimler büyük mücedditler Güneydoğu’da yetişmişler. Harran bölgesi Peygamberlerin bulunduğu, yaşadığı bölgeler. Benim kanaatim iyi niyetle yapıyor hoca ama insanlar o samimiyetsiz anlatımlardan bunalırlar, olumsuz etkilenirler. Şimdi Bediüzzaman seyyid diyeceksin; belgesini göstermeyeceksin, orijinalini bekliyorum diyeceksin. Mahkeme kaydı mı bu? Resmi işlem mi yapıyorsun? Göster fotokopiyle olsun ne fark eder? Söyle bir önden, ne kaybedersin? Böyle bir olay yok. Bediüzzaman Kürt asıllıdır ve iftihar ediyoruz Kürt olmasıyla. Kürt kardeşlerimle de ben iftihar ediyorum. Ahir zaman Mehdisi olmadığını düşünüyorlarsa çok ayıp ediyorlar. Çünkü ahir zaman Mehdisi’nin babası gibidir Bediüzzaman. “Ona yer hazır eden bir dümdarı, öncü askeri, pişdar bir neferi olduğumu zannediyorum.” diyor. İnsanlar daha Hz. Mehdi (a.s.)’ın ne olduğunu bilmezken detay detay… Bediüzzaman’ın bir özelliği daha vardır bu konuya dikkat çekiyorum, kimseden de itiraz gelmedi zaten itiraz gelirse de haşlayacağım. Bak diyorum ki; “Peygamber değil Bediüzzaman ama Peygamber gibi” ne anlıyorlarsa anlasınlar. Öyle bir insandır Bediüzzaman. Olağanüstü bir insan, metafizik bir insandır. Bediüzzaman’da hem ilim var hem mana var hem ruh var hem derinlik var hem metafizik yönü var, bir de onun anlayamadığı daha derin bir özelliği var Bediüzzaman’ın, kavrayamayacağı bir özelliği daha var. O yüzden bu kadar etkili oluyor. Bir kere bu bir delildir. Bir insan milyonlarca insanı etkileyebiliyorsa bir şey vardır o insanda. Niye sen değilsin de o?
Fethullah Gülen Hoca’da da var o. Sırf ilim işi değil. Mesela Fethullah Hoca güzel konuşuyor, akıcı konuşuyor. Ağlaması falan değil, ben o yönünü beğenmiyorum işin doğrusu. Onun hassasiyetinden. Millet de zannediyor ki içli olduğu için. “Benim bünyem böyle” diyor. Bazı insanların bünyesi öyle olabilir. Hemen ağlar bir şey oldu mu ağlar, bilmiyorum siz gördünüz mü? Bir çocuk görür ağlar, bir şey görür ağlar. Öyle bir insan. Ben o yönü faydalıdır, Müslümanlar öyle olsun demiyorum Fethullah Hocanın. Onun bünyesi öyle olduğu için o öyle. İlmi güzel, samimiyeti güzel, insani yönü güzel. Sakinleştirici, sevecen, ılımlı, makul, dengeli bir insan. Kavgaya gürültüye karşı olan bir insan, yatıştırıcı bir insan. İslam’da bunlar esastır, çok önemlidir. O yünüyle mükemmel. Fakat zor şartlarda çalışan bir ekip. Bir de çok abartıyorlar. Hani derler ya, her şeyin altında onları arıyorlar. O da çok abartı. Bir şey oluyor, diyor ki; “bütün polis teşkilatını ele geçirmişler.” Bir ara beni de inandırdılar kardeşim, hakikaten yani. Hatta “bunlar sizden hoşlanmazlar rekabet ediyorlardır şimdi siz Hocanızı Mehdi biliyorsunuz, onlar da hocalarını Mehdi biliyor. Bir Mehdi rekabetiyle onlar sizi ezmek isterler.” dediler. Benim Mehdilik gibi bir iddiam yok, ben alemci adamım dedim. Tabii talebelerimden hüsnü zan eden var ama normal, seven insan karşısındakini veli gibi görür, evliya gibi veya Mehdi gibi görebilir, bir suç değil o. Fethullah Hocanın da ne sağlığı müsait, ne hali müsait, mübarek ayakta zor duruyor. Yani canlı kalmaya çalışıyor. Öyle iddia edecek şeyi yok. Bir de karmakarışık, “polisi ele geçirecek, istihbaratı ele geçirecek, organize faaliyet yapacak, kilit noktaları tutacaklar.” Kardeşim, gölgeden çekinen insan onlar, karmakarışık, korkunç görünen insanlara tehlikeli görünen, belalı çetrefil işlere, rahatça deşifre olup, tespit edilebilecek işlere girip, mümkün değil. Diyorlar ki; “Milyonlarca eylem yapıyorlar, yüz binlerce kişiyi kilit noktalara koydular devlet bunu tespit edemiyor.” Nasıl bilinmez böyle bir şey? Bu bağırır her yerden ışık gösterir. Ufacık bir çırpınma, hareketlenme, kıpırtı oluyor şak fark ediliyor. Türkiye’de ne gözden kaçıyor? Devletin istihbaratı da çok güçlü, polis teşkilatı da çok güçlü, halkımız da süper uyanık, internet var, bilgisayar var, anında cep kameraları var. Herkesin telefonunda da fotoğraf makineleri var, anında haber uçuyor. Hemen Facebook’a, bilmem nereye geliyor hiçbir şey gizli kalmıyor. Bu kadar Türkiye çapında ve dünya çapında bu kadar karmaşık ve karanlık sistemi böyle insanların yürütmesi mümkün mü? Şu akıl mı şu?
İşin ilginç yanı beni de inandırdılar. Öyle deyince “Allah Allah hakikaten olabilir mi acaba” dedim. Birkaç kişiye sorduk, dediler “size operasyon yaptırmak için uğraşıyorlar, gözaltına aldırmak için iftira atacaklar, evinize belgeler koyacaklar” falan. Hüseyin Gülerce Ağabeyimizden istirham ettim geldi, “Hocam bizi görüyorsunuz normal adamız, Allah’ın kullarıyız, gariban insanlarız öyle şehir efsanesine çeviriyorlar” dedi. “Bir hikaye çıkıyor herkes inanıyor biz de inanacağız neredeyse, yok öyle bir şey” dedi. Allah razı olsun. Zaten ben de inanmıyorum da fakat yine de bir sorayım dedim. Araştırdım da öyle bir şey yok. Mesela diyor ki “şu falanca polis Fethullah Hocanın bir numaralı talebesidir.” Bir bakıyoruz adam alemci, rakı içiyor bilmem ne kendi halinde bir adam. Hayatında Fethullah Hocayla görüşmemiş, kitaplarını okumamış, görmemiş. Nasıl Fethullah Hoca talebesi oluyor? Bir de bir hiyerarşi gerekir, bir bağlantı falan. Aralarında hiyerarşi yok, bağlantı yok, kimseyle görüşmüyor. Nasıl Fethullah Hocanın talebesi oluyor? Bıraksınlar bunu.
Fethullah Hoca mevcut imkanları içerisinde bu kadar yapabildi; sevecenlik, arkadaşlık, dostluk yöntem olarak güzel, okullar açmış olması. O kadar güzel noktadan girdiler ki eğer onu yapmasalar Fethullah Hoca hareketi biterdi. Bu okul işine girmeselerdi Fethullah Hoca hareketi diye bir şey olmazdı Allah-u alem. Çok cılız ve güçsüz kalırdı. Ama okul hem şevklendirdi, hem onlara bir ideal verdi, hem de bir şey yapmanın heyecanı da oldu. Boş adam değiliz biz, bir şeyler yapıyoruz netice alıyoruz gibi olmuş oldu. O yönden iyi. Ama okullarda öyle zannedildiği gibi dini eğitim diye bir şey yok. Ben biliyorum okullardan mezun olanları, okuyanları da biliyorum kimseye karışmıyorlar. Normal laik, liberal, dümdüz eğitim var. Sadece Allah yoktur demiyorlar okulda o kadar. Türkçe öğretiyorlar o yönden çok güzel. İngilizce öğretiyorlar. Yabancı ülkeleri görüyorlar, insanları görüyorlar, dışa açılım var. Bir hareket gelmiş oldu cemaate, güzel. Ama belalı işlere girmez onlar. Onlar değil kimse girmez belalı işlere çok tehlikeli iş belalı iş. Gizlenmesi o kadar güç ki nasıl gizleyeceksin? Eskiden olsa belki olurdu 30 yıl önce, 40 yıl önce. Çünkü cep telefonları yok, internet yok, Facebook yok, Twitter yok. Mesela bir yere gidiyorum gezmeye şak Adnan hoca şu an şurada. Dakikasında saniyesinde Twitter’da hemen birbirlerine haber veriyorlar. Gizli bir yere gitmen mümkün değil demek ki. Nereye gitsem naklen yayın, anında. Gerekirse resmini de koyuyor adam. Cep telefonundan çekiyor, şu an burada diyor. İnanmayan beri gelsin, doğru. Onun için onlar laf. Ama İsa Mesih’in talebeleri bir şeyler yapıyorlar desinler, o doğru. İsa Mesih’in talebeleri bir şeyler yapıyor derlerse o zaman isabet ederler. Siyasete etki ediyorlar derlerse o zaman isabet ederler. Onun dışında yok. Hz. İsa (a.s)’ın zekası vahiyle hareket eden bir zeka ve duası müstecap dua. Kabul edilen dua, dua ediyor oluyor. Onun için Allah’tan korksunlar ve olağanüstü bir hal içinde olduğumuza da inansınlar.
Şahsı manevicilere de bir müjdem var; onları ham yapacağım. Bruce Lee gibiyim, o kadar sakinim ki. Eğer iflahlarını kesmezsem bana ne diyorlarsa desinler. İlimle, bilimle, ikna ederek, konuşarak. Çok şahane filmler hazırlatıyorum, çok güzel konuşmalar hatırlatıyorum. Bundan sonra atış yok, atış serbest değil. Bundan sonra atış yasak, doğru konuşacaklar inşaAllah.
“İyi yayınlar Adnan Bey” Allahualem hiç normal bir şey değil, dur bakalım. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerinden olan Kabe baskınını 1980 yılında ve hicri yılbaşı günü beş on kişilik bir grup planlayarak baskında bulunmuş ve biz Hz. Mehdi (a.s.)’ız demek istemişler. Bunu bilinçli, planlı şekilde yapmışlardır. Peki sizce Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerini insanlar bilerek birçok alameti kendileri bilinçli bir şekilde yapıp “işte alametler gerçekleşiyor” demeleri sağlıklı ve anlamlı olur mu? Selçuk Avşar.” O zaman kuyruklu yıldızı da alıp getirmişler kuyruğundan sürükleyerek. İki uçlu kuyruklu yıldız, bakmışlar bütün kuyruklu yıldızların tersi yönünde gidiyor. Onu da çeke süründüre getirmişler. Bakmışlar tek kuyruğu var, olmaz. Oradan da çekmişler bir kuyruk yapmışlar. İnsanlar yapıyor bunu, ne olacak yani. Selçuk seni ilkokula göndereceğim ben seni.
“Sabah Gazetesi’nin 10.12.2011 tarihli nüshasının 24. Sayfasında yer alan; “Kanıt poliste, Cübbeli şokta” başlıklı haberin bir bölümünde Sayın Adnan Oktar hakkında gerçek dışı bir beyana yer verilmiştir. Bu haberde Sayın Adnan Oktar’ın kamuoyunda Cübbeli Ahmet ismiyle bilinen Ahmet Mahmut Ünlü hakkında “Ergenekoncu sahtekar hoca” ifadesini kullandığı ileri sürülmüştür. Sabah Gazetesi’nin bu beyanı gerçek dışıdır. Sayın Adnan Oktar hiçbir zaman ve hiçbir yerde Ahmet Mahmut Ünlü hakkında böyle bir ifade kullanmamıştır. Haberin bu bölümü gerçeklere aykırıdır. Kamuoyunun bilgisine sunarız. Adnan Oktar vekili Avukat Ceyhun Gökdoğan.”
Sabah Gazetesi önce bir direndi bunu yayınlamayacağız diye. Kardeşim yayınlatırız, “yayınlamayacağız” dediler. Mahkeme kararı çıktı, “yayınlayacaksınız” dedik ve demek ki adamı böyle ikna ederlermiş. Kanunla, hukukla. “Yayınlamıyorum” yok. Burası dağ başı değil. Hukuk devleti, kanun devleti. Ne alaka? Biz Cübbeli’yle ilgili, Ergenekoncu, sahtekar hoca, şu bu öyle bir ifade kullanmadık, kullanmayız da. Ben bir adamdan bahsettim fakat Cübbeli’den bahsetmedim.
Şimdi kardeşlerimiz iki şeye çok önem versinler. Bir, Darwinizm konusunda dikkati hiç dağıtmasınlar. Sürekli proteinlerden vurun. Sadece protein, fosillere bile geçmeye gerek yok. Yani 350 milyon fosil var yaratılışı ispat eden. Bir tane Darwinistlerin dediği gibi evrimi ispat eden fosil yok. Fakat o konuya girmeye gerek yok, sadece proteinler. Çünkü oradan bunlar traktör lastiği gibi patladılar. Düzeltemiyorlar da durumu. Düzeltecekleri gibi de değil. Uzaylı muzaylı, uçan daire, cinler falan bir şeylere girdiler. Anlaşıldı ki yamulmuş vaziyetteler.
Nur talebesi kardeşlerimizin de en hassas noktası şahsı manevidir. Benim anlattığım konuları, bizim yayınladığımız videoları ısrarla her gördükleri yerde anlatsınlar. Bak, aferin çocuklara gitmişler Kızılcahamam’da orta yerden girip, tam onların mutlu şekilde şahsı manevi bilmem ne deyip... Hepsini derken, bir kısmını, yoksa çok değerli Ağabeylerim var. Özellikle Bediüzzaman’ın has talebeleri var. Hepsinin ellerini, ayaklarını öperim. Benim en değerli hocalarım onlar. Oradaki kardeşlerimiz de çok değerli ama birkaç tane öyle milleti idare ettiğini zanneden ve Bediüzzaman’ın da talebelerini de adeta hiç yerine koyan tipler var. Ben onlara söylüyorum. Şok oldular. Birdenbire çocuklar çok şuurlu şekilde şakır şakır konuları anlatınca alabora oldular ve sonunda bak, Ahmet Akgündüz ne diyor? “Bir Mehdi gelirse ona da tabi oluruz” diyor. Tamamdır, demek ki düzeliyor. Devam. Ama bak bu çok önemli ben çocuklara ne bir işarette bulundum, ne bir şey söyledim, ne tanıyorum çocukları. Üniversiteli gençler cayır cayır doldurmuşlar salonu, isyan ediyorlar doğru bir anlatım olması için. Gayet güzel. Filmleri gelsin. Akgündüz Hocamız, ama iyi niyetli hoca benim kanaatim. Allahualem iyi niyetli, kötü niyetle yaptığını zannetmiyorum.
Şahsı manevicileri ben biraz darlandırayım. Risale-i Nur’dan okuyayım. Bakın bakın şimdi ben bir şey anlatacağım. Hz. Mehdi (a.s.) ve İttihad-ı İslam; son kitabım. Şahane bir eser. Şimdi her gençte bir tane bulunacak bu kitaptan. Şahsı manevicilerin evine gittiğinizde “Selamün Aleyküm” diyeceksiniz, koltuğunuzun altında olacak, masanın üzerine bırakacaksınız. Tansiyon üçe falan düşer Allahualem. Veyahut Allah vermesin, on altıya on bir falan olabilir. Artık ilaçla falan gideceksiniz yanınızda. Bak diyor ki Bediüzzaman; "Ben, kendimi seyyid (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in soyundan) bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki âhir zamanın o büyük şahsı, Al-i Beyt'ten (Peygamberimiz (s.a.v.)'in soyundan) olacaktır." (Emirdağ Lâhikası, s. 267)
“Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş” Bediüzzaman o anlamda ben Mehdi değilim demiyor. Tamam, her asırda gelmiştir, diyor. “Fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi unvanını alamamışlar.” (Emirdağ Lahikası, 260) Ben de bir nevi Mehdi’yim fakat ben de diğer Mehdi’ler gibi üç vazifeden birini, bir cihette yaptım diyor, birisini. Akgündüz Hoca, “Bediüzaman dedi ki diyor; küfrün beli kırıldı dedi” diyor. Kardeşim, o asrın müceddidi. Müceddid niye geliyor? Küfrün belini kırmaya geliyor. Ne zaman kırıyor. Hicri 13. asırda. Hicri 1400’de belini kim kıracak? Onunkini Hz. Mehdi (a.s) kıracak. Bir evvelki yüzyılda küfrün belini kim kırmış. Mevlana Halidi’nin talebeli kırmış. İmam-ı Rabbani döneminde kim kırmış küfrün belini? İmam-ı Rabbini kırmış. Abdülkadir Geylani kendi asrının müceddidi, o da küfrün belini kırmış. Ama kendisinden sonraki asrın belini kırmamışlar. Bediüzzaman diyor ki; ben kendi asrımdaki küfrün belini kırdım ama asıl fitne ve fesat, bela, asıl tuğyan ve dalalet ahir zamanda, diyor. Onu da uzun uzun, çok kapsamlı anlatıyor. Ahir zamandaki küfrün azgınlığını da Hz. Mehdi (a.s) kıracak diyor. Oturuyor gençleri yanlış yönlendiriyor hoca efendi. Oradaki üslubunun samimi olması için bu konuları anlatacağız.
Bir de bu kitabın ikinci baskısını Risale-i Nur’dan olduğu gibi, kendi has karakteriyle, numaralı olarak o bölümleri de koyalım. Harfler büyütülmüş, hiç şerhsiz, sadece büyütülmüş numaralı, anlaşıldı değil mi? Aslında hiç bekletmeden ikinci baskısını da yapın bu kitabın. Birkaç gün içerisinde basabilirsiniz, bir gün bile sürmez, yeniden basın.
Bak diyor ki “O zat” diyor Bediüzzaman “O zat, bütün ehl-i imanın mânevi yardımlariyle” Bediüzzaman’a bütün ehli iman yardım etti mi? Bilakis tavır koydular. “Ve ittihad-ı İslâm'ın muavenetiyle” Bediüzzaman zamanında İttihad-ı İslam kurulmadı ki. Daha hala İttihad-ı İslam toplantıları yapıyorsunuz. İttihad-ı İslam oluşmadı ki. Bediüzzaman ne diyor? “İttihad-ı İslâm'ın muavenetiyle” yardımıyla. “Ve bütün ulema ve evliyanın” bir kısmının demiyor, bütün ulema ve evliyanın. Bütün tarikatlerin, cemaatin. “Ve bilhassa Al-i Beyt'in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklariyle o vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır.” (Emirdağ Lahikası, 260) diyor. Bediüzzaman’a mı hitap var burada, Hz. Mehdi (a.s)’a mı? Buradaki anlatılanların hiçbiri Bediüzzaman zamanında olmadı. Hz. Mehdi (a.s)’ın zamanında olacak diyor. “O zat” diyor zaten şahsı manevi demiyor. Akgündüz Hoca ayıp yapıyor. İlim adamı olarak doğru konuşacak. Şimdi onun konuşmalarını da yayınlayacağım. Yani bir yıl falan bu konuyu gündemde tutacağım, anlatacağım Akgündüz Hocanın konuşmalarını. Bir de alkışlıyorlar. Neyini alkışlıyorlar onu anlamadım? Yani bu da çok samimiyetsiz bir hareket. Samimi olsunlar, alkışlayacaksanız Seyid Salih Ağabeyimizi çıkarın, Bediüzzaman’ın has talebesi, hapishanelerde yatmış, ızdırap çekmiş, asıl talebeleri var, Bediüzzaman’ın bütün sözlerini bizzat kulağıyla işitenler. Talebenin talebesi olmuş, entel dantel modern adamlardan değil, has talebelerden ve Risale-i Nur’dan orijinal kaynaklardan duymak istiyoruz. Dürüstseniz açın Risale-i Nur’u okuyun Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili bölümleri ve Risale-i Nur’un has talebelerini çağırın, dersiniz ki mesela Seyid Salih Özcan Ağabeye; “Bediüzzaman burada ne demek istiyor Hocam” dersiniz. Biz onu dinleyelim, sizin kafayı ne yapalım biz. Siz bizi yanlış yönlendiriyorsunuz gözümüzün içine baka baka. “O zat” diyor, sen de “şahsı manevi” diyorsun. Olur mu öyle şey?
Bediüzzaman diyor ki; “Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi” bir türlü anlayamamış bir kısım insanlar, “Mehdi Al-i Resul'ün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var.” Mehdi (a.s) var temsilci olarak, kutsi cemaati var. Hz. Mehdi (a.s) var, talebeleri var. Oturuyor mu bunlar? Yok. Faaliyet yaptıklarında bu ne olmuş oluyor? Şahsı manevi olmuş oluyor. Peki, durduk yere şahsı manevi olur mu? Olmaz. Mehdi (a.s) var, talebeleri var, birlikte yaptıkları faaliyetlerle oluşan fikir sistemine de şahsı manevi deniyor. Adam sırf şahsı maneviyi alıyor. Hz. Mehdi (a.s) nerede diyoruz? Yok. Talebeleri nerede? Yok. Ne var? Nur talebeleri var. Bedizzaman öyle demiyor ki burada, Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsediyor.
“Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi Mehdi Al-i Resul'ün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer (insanlar) bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler (Peygamberimizin soyundan gelenler) cemaati yapacağını” Hz. Mehdi (a.s.)’ın cemaati ve seyidler cemaati birlikte yapacaklar, diyor bak “Rahmet-i İlahiyyeden (Allah'ın rahmetinden) bekliyoruz.” Oldu demiyor ki. Küfrü dağıttı, diyor. Küfür dağıtma var mı burada? Dağılmış olsa “o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler (Peygamberimizin soyundan gelenler) cemaati yapacağını Rahmet-i İlahiyyeden (Allah'ın rahmetinden) bekliyoruz “ der mi? Beklenecek bir şey yok bitti, der Bediüzzaman. Bekliyoruz diyor, ileride olacak olaydan bahsediyor. Üç büyük vazifesi olacak diyor. “Ve onun üç büyük vazifesi olacak” diyor. (Emirdağ Lahikası, sf. 259) Bir tane değil. İki tane de değil. Üç tane.
“Birincisi; Fen ve felsefenin tasallutiyle (tesiriyle)” çocuklar bunu soruyorlar. Orada demagoji yapıyorlar. “Fen ve felsefenin tasallutiyle (tesiriyle) ve maddiyun ve tabiiyyun taunu (materyalizm, darwinizm ve ateizm salgını), beşer içine intişar etmesiyle (insanların içine yayılmasıyla), her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini” Darwinizm ve materyalizm fikrini “Tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” Bediüzzaman bu konu hallolmuş olsa bitti bu konu derdi. Daha kurtaracak, ileride olacak diyor. Öbürü de diyor ki bitirdi Bediüzzaman diyor. Bitti derdi ve bunlara da gerek kalmazdı. “Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek ve bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla, çok zaman tetkikat (tetkikler) ile meşguliyeti iktiza ettiğinden (gerektirdiğinden), Hazret-i Mehdi’nin” şahsı manevinin değil bak “o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez.” Mehdilik hallerinden dolayı imtihan oluyor Hz. Mehdi (a.s). Yapamaz diyor, hal var diyor üzerinde. Yani o ayrı bir sırdır. O Tevrat’ta da geçiyor, onu açıklayacağım sonra. Bir de vakit, vakti de müsait değildir, diyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın. “Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi ondan önce bir taife bir cihette görecek. O zat” şahsı manevi değil “o zat” Hoca efendi de iyi duysun, ilmine hürmetim var, kendisini de çok seviyoruz. Ben onun hizmetçisiyim ama milletin gözünün içine baka baka bilim adamı halkı yanlış yönlendiremez. Bunları bize teker teker cevap verecek. Veyahut dürüstçe hatasını kabul edecek. “O zat, o taifenin uzun tetkikatıyla yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak” kitaplar hazırlayacak diyor Darwinizme, materyalizme karşı. “onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak." Olmuş olsa bitti derdi. “Yapmış olacak” ileride yapacak diyor. Darwinizmi, materyalizmi bitirecek, diyor. "Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı) kuvvet ve mânevî ordusu, yalnız ihlâs ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirtlerdir.” Bir kısım talebeleriyle Darwinizme, materyalizme karşı mücadele edecek, diyor. “Ne kadar da az da olsalar” çok küçük bir grup diyor “mânen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.”
“İkinci vazifesi” bak bitmedi Hz. Mehdi (a.s.)’ın vazifesi, devam ediyor. “Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanı ile” Müslümanların lideri olacak diyor. Bediüzzaman lider oldu mu? Niye Müslümanları yanlış yönlendiriyorsunuz? “şeair-i islamiyeyi (islama ait değerleri) ihya etmektir. Alem-i İslam'ın vahdetini (İslam aleminin birliğini) nokta-i istinad edip (dayanak noktası yapıp)” bütün İslam aleminin birleşmesini “ nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve manevi tehlikelerden ve gadab-i İlahiden (Allah'ın gazabından) kurtarmaktır.” Kıyametten, anarşiden kurtarmaktır. “Bu vazifenin, nokta-i istinadı (dayanak noktası) ve hadimleri (hizmetkarları), milyonlarla efradı (fertleri) bulunan ordular lazımdır.” (Emirdağ Lahikası, sf. 259) Var mıydı Bediüzzaman zamanında bunlar? Yoktu.
“O zat” diyor. “Üçüncü Vazifesi” vazife bitmiyor. Ama onlara göre bitmiş. Aynı şahsın 3 tane vazifesi var, diyor. Bunlar bölüyorlar, ayırıyorlar. “Üçüncü Vazifesi İnkilabat-ı zamaniye ile (zamanın değişmesiyle) çok ahkam-ı Kur'aniyenin (Kuran hükümlerinin) zedelenmesiyle ve şeriat ı Muhammediye'nin (ASM) kanunları bir ta'tile uğramasıyla O ZAT, bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla” bütün Müslümanlar destekleyecek “ve ittihad-ı İslam'ın muavenetiyle (İslam birliğinin yardımlaşmasıyla) Müslümanların dayanışmasıyla ve bütün ulema (alimler) ve evliyanin ve bilhassa Al-i Beytin neslinden (Peygamberimizin soyundan) her asırda kuvvetli ve kesretli (çok sayıda) bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin (Peygamberimizin soyundan gelenlerin) iltihaklarıyla (katılmasıyla) o vazife-i uzmayı (büyük görevi) yapmaya çalışır.” (Emirdağ Lahikası, sf. 260) Akgündüz Hoca; “yaptı bitti, konu kapandı” diyor. Bitse böyle söyler mi Bediüzzaman? Gözümüzün içine baka baka bilim adamı böyle derse ne olur?
”Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müctehid, hem en büyük bir müceddid” Bediüzzaman en büyük müctehid, en büyük müceddid olsa Şafi mezhebinde kalır mıydı? Niye Şafi mezhebine uyuyor o zaman? Mukallitti Bediüzzaman, mezhep taklit ediyordu. Ben İmam-ı Şafi, Maliki, Hanbeli hiçbirini tanımıyorum, ben en büyük müceddidim derdi. Zaten haramdır mezhebe uymaz müceddid. Kendi içtihad edecek. Bediüzzaman Şafi mezhebine titizlikle uymuş bir insandır. Burada ne diyor bak; “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müctehid, hem en büyük bir müceddid” bütün mezhepleri kaldırıyor Hz. Mehdi (a.s.) “hem hâkim” Bediüzzaman hiç hakimlik yaptı mı? Hep mahkumdu mübarek, büyük bir şereftir ama hakimlik yapmadı. Bilim adamı doğru söyleyecek. “hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuranîyi” bak “bir”. Akgündüz Hoca bilim adamı, dürüst olsun. “bir zat, bir zat-ı nurani” bir kişi diyor. “Bir zat-ı nuraniyi gönderecek” o da diyor ki; “geldi bitti.” Yalan mı söylüyor peki Bediüzzaman? “gönderecek ve o zat da” şahsı manevi değil “ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır.” Tam tersini orada söylüyor, adamlar şak şak alkışlıyorlar. Bediüzzaman o zaman yalan söylüyor öyle mi? Talebeleri de yalan söylüyor –haşa-. "İleride gelecek acip şahsın” Burada Bediüzzaman yalan söylüyor öyle mi? Geldi demiyor. “İleride gelecek acip şahsın” Hz. Mehdi (a.s.)’ın “bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı ve o büyük kumandanın pîşdâr bir neferi olduğumu zannediyorum." (Barla Lahikası, 162) Bir askeriyim ben, diyor. Benim görevim bu; Hz. Mehdi (a.s.)’a asker yapmak, ona öncülük yapmak ve ona zemin hazırlamak, onun gelişi için ortam hazırlamak diyor. Atatürk de Bediüzzaman da Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişi için ortam hazırlamışlardır. Her ikisi de. Biri bir koldan, biri bir koldan hazırlamıştır. Cahil cühela söylese ben bir şey söylemiyorum ama Akgündüz Hoca profesör, dalında uzman, gece gündüz Risale-i Nur okuyan insanın halkı yanlış yönlendirmesi çok galiz bir durum. Ama Hocamızın ellerinden öperim tabii ki, benim ona saygıda bir kusurum olmaz.
Alkolle insanlar nasıl kendine kıyıyor, ben ona hayret ediyorum. Ha sülfürik asit içmişsin ha civa içmişsin ha arsenik içmişsin. “O kadar iyi oldu ki başım döndü, çift görüyorum, ayaklarım yere basmıyor” diyor. Zehirlenmişsin sen haberin yok. Anlattığın zehirlenme belirtisi. Arsenikle adam zehirlendiğinde çift görür. Beynin fonksiyonları bozuluyor. Yeri eğik görürsün, miden bulanır. Burada olan olay ne? Ağır zehirlenme. Civa zehirlenmesinde aynıdır, arsenik zehirlenmesinde aynıdır, kurşun zehirlenmesinde aynıdır, alkol zehirlenmesinde aynıdır vücudun gösterdiği tepkileri. Dolayısıyla insan bile bile kendisini zehirlemez.
Aylık olarak yayınlanan, ünlü Amerikan Sun Dergisi, bu ay Hz. İsa (a.s)’ı kapak konusu yapmış. Yazısının başlığı şöyle: “Müjde Hz. İsa (a.s) herkese bir umut çağı vaat ediyor.” “İsveçli bir bilgisayar uzmanı ve teolog olan bir vatandaş 15 aylık çalışması sonucunda İncil’de 2012 yılına dair düzinelerce gönderme olduğunu tespit etmiş.” Ayıp ayıp bizden öğrendiği şeyi. Haftalarca, aylarca 2012’yi biz anlattık. Daha yeni izah ettim. Tevrat’tan da ben gösterdim kaynağını, inşaAllah. “Bu tespitlerin hepsi umut yenilenen Mesih (a.s)’ın dönüşü konularıyla ilgiliymiş.” İyi aferin size de maşaAllah. “İncil’deki araştırmada çıkan şifrelere göre 2012 yılında dinler arasında bölünmeler ortadan kalkacak.” Ne oluyor? İslam dünyaya hâkim oluyor 2012’den sonra. Doğru muymuş anlattıklarım? Bu da derginin iç kısmı. Güzel haber. “İsa Mesih (a.s) hayatta” diyorlar. “2012’de atağa geçti” diyorlar. Mehdiyet ve İsa Mesih (a.s)’ın atak yılıdır 2012. Sun dergisi de uzun uzun onu anlatmış, inşaAllah. Ünlü bir dergi değil mi?
AYLİN HANIM: Evet, çok ünlü bir dergi Hocam Amerika’da.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu dergideki yazıları uzun uzun anlatırız. Fakat özetle İsa Mesih (a.s)’ın hayatta olduğunu bizim anlattıklarımızın özeti olarak anlatmış. İslam’ın dünyaya hâkim olacağını, ayrılık gayrılıkların kalkacağını, huzur ve barış çağı geleceğini, bütün bu alametler, büyük olaylar işte seller, efendim diğer büyük kasırgalara da dikkat çekmiş. Ama asıl olan 2012 yılının atak yılı olduğunu söylüyor. Biz de aynısını söylüyoruz. İncil’den çıkartmış arkadaşımız, biz de Tevrat’tan çıkarttık. Ama asıl hadislerdedir. Ve tarihi birçok kaynakta 2012 belirtilir.
EBRU HANIM: Hocam, aynı zamanda Samanyolu Galaksisindeki merkeze göre Güneş Sistemi bir turunu tamamlıyormuş. Yani dünyanın bir günü gibi bir gününü tamamlıyormuş. 2012 - 21 Aralık’ta maşaAllah. Ve kova çağına girişinde başlangıcı sabah vakti olarak. En karanlık noktadan en aydınlık noktaya geçiş olarak adlandırılıyor. 26.525 yılda bir oluyormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Musevi Takvimine göre de 2012, Hz. Mesih (a.s)’ın, Kral Mesih’in, Kral Mehdi (a.s)’ın döneminin atak çağı, başlangıç çağı oluyor. Maya geleneklerine göre de yine 21 Aralık 2012 tarihi. Dünyada büyük bir değişimin olacağı tarih.
Şu filmi seyredelim canım kardeşim. Kızılcahamam’daki gençler salona girmişler, şahsı manevici hocalara kök söktürüyorlar, maşaAllah. Bak, samimi olarak söylüyorum. Ben kendim organize etsem söylerim, derim; gittiler. Yani yemin ediyorum haberim yok. Hiçbirini tanımıyorum. Gerçekten tanımıyorum. Türkiye çapında, dünya çapında o kadar etkili olduk ki elhamdülillah. Bak çocuklar vicdanlarına rahatsız edici bir şey olarak geldiği için bu yanlış bilgiler, dayanamayıp cevap veriyorlar. Çünkü o kadar sarih bir şey ki inanılır gibi değil. Gözlerimin içine baka baka bizi yanlış yere çekmeye çalışıyorlar. Akgündüz Hocaya ben çok ayıp ediyorsun diyorum. Başka bir şey demiyorum. Buyurun bakalım.
Şimdi Ceh Cah ve Kahdani diyorlar değil mi? Hz. Mehdi (a.s)’dan vazgeçmişler anladığım kadarıyla. Tamam o da kabul. Kim Ceh Cah, Kahdani? Fethullah Hoca’yı kastediyorlar Allahualem. Hâlbuki Fethullah Hoca’nın öyle bir niyeti yok. Yani sağlığı da müsait değil, hali de müsait değil bu görevi yapacak. Allah ömrünü uzun etsin ama öyle bir imkânı da yok. İslam âleminin başına geçecek bir insandan bahsediliyor. Bu Ceh Cah diyorlar. Bediüzzaman “Hz. Mehdi (a.s)” diyor. Onlar da Ceh Cah diyorlar. Yalnız unuttukları bir konu var tabii. İsa Mesih (a.s), onu ne yapacaklar şimdi bakalım? Ceh Cah herhalde Hz. Mehdi (a.s)’ın arkasında namaz kılacak anladığım kadarıyla hadiste öyle. Bunların dediği de Ceh Cah’ın arkasında namaz kılacak Hz. İsa (a.s). Ve yahut Kahdani’nin arkasında. Ceh Cah, Kahdani ikisini de birleştirmişler. Hâlbuki Ceh cah ve Kahdane ikisi de ayrı şahıslar hadiste geçiyor. Onun arkasında namaz kılacak İsa Mesih (a.s) o zaman bunların kafasına göre. İsa Mesih (a.s) neredeymiş? İsa Mesih (a.s) şu an hayatta. Hıristiyan âleminin başına geçecek ve bütün dünyanın Müslüman olmasına sebep olacak. Diyor ki Bediüzzaman Hazretleri, “Hadislerde Hz. Mehdi (a.s)’ın arkasında namaz kılacağı Peygamberimiz (s.a.v) tarafından işaret ediliyor” diyor. Ceh Cah çıktığını farz edelim. Demek ki İsa Mesih (a.s) de onun arkasında namaz kılacak. Şimdi öyle bir açmaza girdi ki bunlar yani öyle anlatılır gibi değil. İsa Mesih (a.s)’ı sürekli unutuyor bunlar. Hz. Mehdi (a.s)’ı da alelacele ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. “Bundan bir asır sonra” diyor. Bediüzzaman kendi zamanından bir asır sonra diyor. Onun söylediği yıllar 1936. Bediüzzaman bu ifadeyi birçok yerde söylüyor. “Bundan yüz sene sonra” diyor. Ben mesela desem ki şimdi burada otururken. Bundan yüz sene sonra söyle bir şey bekliyoruz dersek ne anlaşılır? 2112 anlaşılır. Ne yapıyor hoca? Bambaşka bir üsluba geçmiş. Bundan dediği ifadede belli ki 2036. “2036’da darmakeşan edecek” diyor. Hoca da ne yapıyor? Hesabı karıştırıyor. Anlamadığından değil. “Seyidlik kayıtları bende mevcut” diyor. Ön kayıtları göster ne olur? Mahkemeye mi verilirsin? Ne zararı olur? “Bizdeki ön kayıtlar böyle” de, “bu şekilde” de görelim. Bir şey olmaz. Bir de o evrakların gelmesi eğer öyle zorsa ben her türlü masrafa razıyım. Uçak da tutacağım. Bizim çocukları da göndereyim. Evrakları alıp getirsinler. Yapmasın Akgündüz Hoca böyle şeyleri. Şimdi Hz. Mehdi (a.s)’dan kurtuldular. Ama İsa Mesih (a.s)’dan kurtulamadılar. Bak onu hiç hesap etmemişler. İsa Mesih (a.s) çıktığında Ceh Cah’ın arkasında namaz kılacak diyorlarsa tamam. Onlar Ceh Cah desin, biz Hz. Mehdi (a.s) deriz. Çünkü Ulül azm bir Peygamber bir kişinin arkasında namaz kılıp, ona uyuyorsa, onun veziri oluyorsa, bu arkadaşlar da ona Ceh Cah diyorlarsa, olmaz. Samimiyetsiz oluyor o zaman. “Mehdiyet bir kurumdur” diyor. Bak Hoca da şirkete çevirmiş. Bediüzzaman “o zat” diyor. Hoca da, “şirkettir” diyor. “Kurumdur” diyor. Bediüzzaman kurumdur demeyi bilmiyor mu? Bak Risale-i Nur nasıl çarpıtılıyor görüyor musunuz? Bütün milletin gözü önünde, bütün insanların gözü önünde. Sürekli o zat, o eşhas, o zat ifadesini kullandığına göre Bediüzzaman. Türkçeyi de çok iyi kullanan, Osmanlıcayı çok iyi kullanan bir insan. Arkadaş ne diyor? “Yok kurum demek istedi, Mehdiyet. ” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’dan kurtulmak için binbir türlü atraksiyon var.
Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s)’ın üç büyük görev yapacağını söylüyor. “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında” diyor. Sonradan büyük bir fesat çıkacağını söylüyor. Fakat Bediüzzaman kendi devrinde “küfrün beli kırılmıştır” diyor. Kendi devri için tamam. Ama ahir zamanda küfrün belinin kırılmasını söylemiyor. O ayrı büyük bir bela ve tuyan olarak söylüyor onu ahir zamanda. Büyük bir felaket olarak söylüyor. Darwinizm’in, materyalizmin azacağını, müthiş güç kazanacağını, hatta diyor “telkin ve tenkit kabiliyeti tevessü ettikçe bu taun da gelişip kuvvet bulur” diyor. Yani “müthiş bir gelişme gösterecek Darwinizm ve materyalizm” diyor.
Darwinizm ve materyalizmi dağıtacak kişinin Hz. Mehdi (a.s) olduğunu Bediüzzaman açık açık söylüyor. Darwinizm’e hiç dokunmamıştır Bediüzzaman. “Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s) temizleyecek” diyor. Ama kendi devrinde kendi devrinin Mehdisi olduğu için tabii ki küfrün belini kırmıştır. Mevlana Halid de kendi devrinde küfrün belini kırmıştır. İmam-ı Rabbani kendi devrinde küfrün belini kırmıştır. Abdulkadir Geylani kendi devrinde küfrün belini kırmıştır. Ama hicri 1400’de küfrün belini kıran Hz. Mehdi (a.s)’dır. Bunu kim söylüyor? En başta Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisleri ve Bediüzzaman’ın yüzlerce açıklaması. Onun için ne Akgündüz Hoca’nın ne de diğerlerinin buna pek gücü yetmez. Bir sene kadar o anlattıklarına cevap vereceğim.
Bir de diyor ki bak, “Hz. Mehdi (a.s) çıkarsa elini öperim” diyor. Oradan da sağlama alıyor bir yandan da. Sen böyle diyorsan Hz. Mehdi (a.s)’ın elini öpme olayına şimdiden hazırlık yaptığına göre demek ki biliyorsun Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkacağını. Hz. Mehdi (a.s)’ı Ceh Cah, Kahdani olarak değiştirmişler. Onu da Fethullah Hoca’ya çevirmişler. Hâlbuki Fethullah Hoca yerinden kalkamayacak derecede hasta ve bitap bir insan. Onun da Hz. Mehdi (a.s) veya Ceh Cah olamayacağı açık görülüyor. Öyle bir iddiası da yok zaten. Ama Hz.Mehdi (a.s)’a ortam hazırlayan bir insan olduğu belli. Fakat Kahdanidir diyebiliriz hakikaten. Öyle bir insan diyebiliriz. Yani o mümkün. Hakikaten ılımlı, sevecen, Hz. Mehdi (a.s) ruhunu anlatan bir yapısı var. Bediüzzaman bir, Atatürk iki, Fethullah Hoca üç asrımızda. Hz. Mehdi (a.s)’a muazzam zemin hazırlayan insanlardır. Hatta Cübbeli bile muazzam zemin hazırlamıştır. Bak geceli gündüzlü anlatarak Mehdiyet’in kapısını açmıştır.
Bak Akgündüz Hoca tarih atlaması yapmış. Bunların toplantı zaten Hutbe-i Şamiye Toplantısı değil mi? Hutbe-i Şamiye’de zaten Bediüzzaman direk 1400, 1980 tarihine işaret ediyor. “Hicri 1401 ile 1411 yılları arasında Fecri Kazıbdan 30-40 sene sonra Fecri sadık çıkacak.” 1981 yılını veriyor. Hutbe-i Şamiye’de çözümün 1981’de başlayacağını söylüyor, net tarih vererek. 2000’lerde de bitirecek Hz. Mehdi (a.s) faaliyetini” diyor. Yani bayağı etkili olacak diyor 2000’lere kadar. Küfrün belini kırdıysa Bediüzzaman bu Hutbe-i Şamiye’de neyi anlatıyor o zaman? Kendi devrindeki küfrün belini kırdığını söylüyor Bediüzzaman. 1981’den sonraki tarihi ayrıca belirtiyor Bediüzzaman. 1900’den başlayıp 2120’ye kadar gidecek olan tarihi detaylı olarak tarif etmiştir Bediüzzaman. Bunu anlamazdan gelmenin âlemi yok. Bu önümüzdeki 70 yıl içerisinde İslam dünyaya hâkim olacaktır. Hz. Mehdi (a.s) da çıkacaktır. İsa Mesih (a.s)’da çıkacaktır. Sonra 2120’ye girildiğinde kıyamet kopacaktır. Risale-i Nur’un ölçüsü, anlatımı budur. Çıkış yeri olarak da Bediüzzaman İstanbul’u belirtmiştir. Bediüzzaman ayrıca Ben Mehdi değilim, olamam demiyor ki. Bak diyor ki; “Gerçi her asırda hidayet edici bir Mehdi veya müceddid geliyor veya gelmiş.” Gelme amacı ne? Zaten o devirdeki fesadı izale etmek. Küfrün belini kırmak. Yani Mehdi’nin geliş amacı budur. Mehdi geldiğine göre o devirde, Bediüzzaman faaliyete geçtiğine göre müceddid olarak. Küfrün belini kırmış oluyor zaten. O zaman müceddid olamaz zaten. Ama Hicri 1400’ü uzun uzun belirtmiştir. Hutbe-i Şamiye’nin özelliği zaten 1400’den sonraki hayatı anlatmasıdır. O toplantıyı o zaman niye yapıyorsunuz siz?
Değil mi? Hutbe-i Şamiye’yi okumamış ki bunlar. Hutbe-i Şamiye’de küfrün çok azgın olacağı, Müslümanların parça parça olacağı, sıkıntının çok büyük olacağı, fücurun, tuğyanın, dalaletin etrafı saracağı ve 1400’de de Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişiyle de bu fücurun ve bu küfrün darmekeşan edileceği, yerle bir edileceği uzun uzun anlatılıyor gerekçeleriyle, mantığıyla. Hutbe-i Şamiye’deki ilgili bölümleri okuması lazımdı oradaki arkadaşların. Yüzeysel bir anlatım. Hz. İsa (a.s)’dan dikkat edin hiç bahsetmiyorlar. O ne hikmetse? Hâlbuki Hz. İsa (a.s)’ın inişi çok önemlidir. Ulul Azm bir peygamberdir Hz. İsa (a.s). Bir kere ondan bahsetmiyor olmaları üslubun dürüst olmadığının en büyük delillerinden biridir. Tek kelime İsa Mesih(a.s)’dan bahsetmiyorlar. Hâlbuki Hz. Mehdi (a.s) ile İsa Mesih(a.s) birlikte faaliyet yapıyorlar. Sen sağ kolu anlatıyorsun, sol kolu anlatmıyorsun değil mi? Bir gözünü anlatıyorsun, diğer gözünü anlatmıyorsun. İki kanatlıdır ahir zaman. Bir tarafı Mehdiyet, bir tarafı İsa Mesih(a.s). İsa Mesih (a.s)’ı da şimdi yok edemeyecekleri için. Ona uygun birisini bulamadılar. Onu da işte Ceh Cah, Kahdane ile de kurtaracak gibi değiller. “En iyisi hiç açmayalım konuyu” diyorlar. Hâlbuki üç tane ayet var İsa Mesih(a.s)’ın geleceğine dair. Ve Hz. Mehdi (a.s) devrinde olacağına dair de Bediüzzaman’ın açık beyanları var. Hadislerde de açıkça beyan edilmiş. Sen aldın Bediüzzaman’ı Hz. Mehdi (a.s) yaptın. Tamam, Allah razı olsun. İsa Mesih(a.s) nerede? “İsa İsa Mesih (a.s) da yok” diyorlar. “Pencereden çıktı, gitti” diyorlar. “Geldi, gömdük” diyorlar. Keşke onları da bir anlatsalardı da bayağı bir ortalık şey olsaydı. Aslında utanmasalar Allahualem onu da anlatırlardı. Pencereden çıkıp gittiğini anlatıyorlar zaten. Bediüzzaman namaz kılıyormuş. Uzun boylu diyorlar onu bile bilmiyorlar. Hz. İsa (a.s) uzun boylu değil, orta boylu. “Uzun boylu biri geldi. Böyle sakallı.” Diyorlar. Hz. İsa (a.s) olduğu anlaşılıyor. Bediüzzaman’ın yan tarafına geçti namazı kıldı. Sonra pencereden birden çıktı gitti Hz. İsa (a.s). O kadar. Bir daha da bulamamışlar. Şimdi çıktı gitti deyince, “Nerede?” diyecekleri için öbürleri baktılar ki olacak gibi değil, işi daha sağlama almışlar. “Ağabeyler gömmüş” diyerek anlatıyorlardı. Hatta bir Ağabey vardı. İsmini vermeyeyim de Ortaköy’de. Dedim “İsa Mesih(a.s) nerede o zaman Hocam?” “Gömmüşler, gömmüşler Ağabeyler” diyor. Hem de Nur Talebesi Ağabeyler. Üç dört tane Ağabey toplanmış bir araya ölmüş, hemen gömmüşler. Şu perişanlığa ne gerek var? Şu çırpınmaya ne gerek var? Ceh Cah, Kahdani. Bediüzzaman nerde söylüyor Ceh Cah, Kahdani gelecek benden sonra diye? Benden sonra Hz. Mehdi (a.s) gelecek diyor. Nerde Ceh Cah Kahdani diyor? Bana Risale-i Nur’da bir yerde göstersinler Ceh Cah, Kahdani’yi. Serbest her şeyi konuşmak tabii. Onlar da bol bol böyle havaya. “Ben Hz. Mehdi (a.s)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim” diyor. “Hz. Mehdi (a.s) benden sonra gelecek, O geldiğinde ben mezarda olacağım” diyor Bediüzzaman. “Risale-i Nur’un gerçek sahipleri” diyor. Oraya çıkanlar değil. “Risale-i Nur’un gerçek sahipleri yani Hz. Mehdi (a.s) ve şakirtleri Cenab-ı Hak’ın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir. O tohumlar sümbüllenir, biz de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz” diyor. Bunlar da diyor ki: “Yok, Bediüzzaman yanlış söylüyor o gelen Ceh Cah” diyorlar. Kardeşim size mi inanalım, Bediüzzaman’a mı inanalım? Hadi Ceh Cah, Hz. İsa (a.s)’ı da unuttunuz, her şeyi birbirine kattınız kardeşim. Yalnız oradaki Hocalardan birisi değerli birisi. Mustafa Özcan. Dürüsttür o. O iyidir. Öbürleri dürüst değil demeyeyim. Ama görüyorsunuz vaziyeti, içler acısı. En az bir sene tek tek, tane tane böyle kelime kelime kitaplaştıracağım da bu konuşmalarını. O şak şak şak şak alkış. Nereyi alkışlıyorsun sen? Bediüzzaman’ın dediklerini sen ters düz etmişsin. Alkışlanacak hâlin var mı? Hoca efendiler dinliyorlardır şimdi inşaAllah. Şimdi hocaya haber uçmuştur. Öbürlerinin isimleri ne?
DİDEM HANIM: Mustafa Akça var. Ahmet Akgündüz. Mustafa Özcan var. Bir de yanında bir kişi daha var onu da öğreneyim.
ADNAN OKTAR: Bir kere orda ayıp yaptılar. Bediüzzaman’ın talebelerini çıkarıp orda konuşturacaklarına kendileri oraya dizildiler. Mustafa Özcan Hoca’yı tenzih ederim. Hocalar da orada seyrediyorlar. Gidip onlara sorsanıza, “Hocalarımız daha iyi bilir” desenize, değil mi? Ama Mustafa Özcan dürüst, samimi bir insan. Bu da aslında iyi niyetli de fakat aklı karışıyor biraz Allahualem. Bak Hz. İsa (a.s)’ı unutmuş. Hz. İsa (a.s) unutulacak gibi bir varlık mı? Unutulacak bir insan mı? Unuttu gitti. Tam öğretmen üslubu var böyle, değil mi? Niye öyle yapıyor acaba? Ne gerek? Dümdüz konuşsun.
DİDEM HANIM: (Ahmet Akgündüz) Gaziantep İmam Hatip Lisesi’nde okumuş. Sonra Erzurum Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi’nden mezun olmuş. Sonra da İstanbul Üniversitesi, Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuş. “İslam Hukuku’nda ve Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müessesesi” adlı tezi, doktorası varmış. Şu an Dumlupınar Üniversitesi’nde. Eylül 1993’te Dumlupınar Üniversitesi’ne Hukuk Profesörü olarak atanmış.
ADNAN OKTAR: Dumlupınar Üniversitesi’nde Hukuk Profesörü. MaşaAllah, Allah ilmini artırsın.
DİDEM HANIM: 1997-1998 yılında da Princeton Üniversitesi’nde araştırmalarda bulunmuş misafir profesör olarak.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Hocamızla iftihar ediyoruz. Ben elini öperim hocanın, inşaAllah. O Hz. Mehdi (a.s)’ın elini öpecekmiş. Ben de onun elini öpüyorum inşaAllah. Yalnız hocanın bir kere Hz. İsa (a.s)’ı unutması inanılır gibi değil. O zaman Hz. İsa (a.s) nerde? Bediüzzaman, “Bütün Hıristiyan âleminin başına geçecek” diyor. “Bütün Hıristiyanlar Müslüman olacak” diyor. “Hz. Mehdi (a.s) de Hıristiyanlarla ittifak edecek” diyor. Nerede? “İsa Mesih(a.s) arkasında namaz kılacak Hz. Mehdi (a.s)’ın” diyor. İkisi birlikte dünyaya hâkim oluyorlar ve Bediüzzaman’ın açıklamasına göre de, hadislerin açıklamasına göre de, bütün ulemanın açıklamasına göre, Ehl-i sünnet, Şii inancına göre de İsa Mesih(a.s), Hz. Mehdi (a.s)’ın veziri olacak. Nerede? Çözüm; hiç bahsetmemek. Böyle olmaz ki. “Bundan dedi” diyor. Bediüzzaman “bundan” ı bir kere kullanmıyor ki. Birçok yerde kullanıyor. Mesela diyor ki: “Mimler şöyle olsa, şedde olsa bundan bir asır sonra” diyor. Kendi çağından itibaren. O andaki, o tarihten itibaren. “Bundan” dan kastedilen budur. Nerede olursa olsun bu şekildedir. Bir adama sorduğunuzda mesela “Ne zaman gelirsin?” dediğinde, “Üç gün sonra” diyorsa o günden itibaren üç gün sonra anlamındadır o, değil mi? Dedesinin doğduğu tarihten itibaren üç gün sonra anlamına gelmiyor. Samimiyetsizlik olur. Ayıp yapıyor Akgündüz Hoca.
DİDEM HANIM: Profesör Ahmet Akgündüz şu an, hâlihazırda Hollanda’da Rotterdam İslam Üniversitesi rektörüymüş.
ADNAN OKTAR: Helal olsun Hocama. Hocamın ayaklarını da öperim ben.
Bak diyor ki: “Hem bu üç vezaifi birden bir şahısta yahut cemaatte, bu zamanda bulunması” hangi zaman, bu zaman? Milattan önce 921. Bediüzzaman’ın devri. Kendi devridir. O bulunduğu seneyi, ayı, günü söylüyor. “Hem bu üç vezaifi birden (Hz. Mehdi (a.s)’ın bu üç vazifesi birden, üçü birden) bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması (O ânı söylüyor. Bu zamanda bulunması. Akgündüz Hoca dikkat etsin. Milattan önce 515 falan da değil.) ve mükemmel olması birbirini cerhetmemesi (bozmaması) pek uzak, âdeta kabil görülmüyor. (Yani benim zamanımda Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkması imkânsız. Bu üç görevi yapması mümkün değil diyor.) Ta Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevî'nin (A.S.M.) cemaat-ı nuraniyesini temsil eden (büyük topluluğu temsil eden) Hazret-i Mehdi’de (Akgündüz Hoca dinle. Bak Hz. Mehdi (a.s)’da, şahsı manevide demiyor.) ve cemaatindeki şahs-ı manevîde ancak içtima edebilir. Bak adamlar kıvırmasın diye Bediüzzaman ne diyor? Diyor ki “Hazret-i Mehdi’de” bir, “ve cemaatindeki şahs-ı manevîde” Hz. Mehdi (a.s) da var diyor, cemaati de var. Bir de şahsı manevisi var diyor. Karıştırmayın sakın diyor. Yani şahsı manevi deyip doğru konuşmayabilirsiniz, şahsı manevi diye öyle değil diyor. Bir Hz. Mehdi (a.s)’ın kendi var. Talebeleri var. Bir de orda meydana gelen fikir sistemi var. Nasıl açıklıyor bunu bak. “Hazret-i Mehdi’de ve cemaatindeki şahs-ı manevîde ancak içtima edebilir.” Hem cemaati var diyor. Hem de Hz. Mehdi (a.s)’ın şahsı var diyor. Ve fikir sistemi olarak ortaya çıkar diyor. Kim yapıyormuş bu konuşmayı, bu faaliyeti? Hz. Mehdi (a.s) yapıyormuş. Arkadaş ne diyor? Bitirdi Bediüzzaman diyor. Bu nedir? Burada anlatılan ne? “benim zamanımda olamaz diyor. O da diyor ki; oldu bitti bile. Bu üç görevin birden olması mümkün değil benim zamanımda diyor. Üç görev ancak ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s) tarafından, Mehdi de demiyor Hazret-i Mehdi diyor. Burada şahsı manevi yok.
İsa Mesih(a.s)’dan bahsedemiyor hazret. Günah mı? Bahset. Söyle. Ne çekiniyorsun? Nereye gitti Hz. İsa (a.s)? Söyle. Bediüzzaman, kesin inecek Hz. İsa (a.s) diyor. “Cism-i beşerîsiyle semavatta bulunan Hazret-i İsa'nın semavi nüzûlü (yere inişi) kat'î olmakla beraber” diyor. “Geldiği vakit bidaeten başlangıçta kimse Hazret-i İsa’yı tanıyamaz” diyor. İlk geldiğinde diyor. Bunlar da diyor ki “Biz tanıdık. Gömdük bile” diyor. Nasıl öldü? Onu da söylemiyorlar. Gelmiş. Gelir gelmez ölmüş. Hemen de gömmüşler mübarek. Mezarını gösterin bari, değil mi? Peygamber mezarı bir düzgün, güzelce kapatalım üstünü. Nasıl bir yermiş? Bir görelim. Geldi gömdük. Pencereden kaçtı Hz. İsa (a.s). Yok, Ceh Cah. Yok Kahdane. Bu nedir? Nereye kaçmaya çalışıyorsunuz? Bundan diyor. Bundan dediği kendi asrından bahsediyor. Ayrıca kardeşim hadi öyle dediğini farz edelim. Yani sizin dediğiniz gibi kabul edelim. Net tarih veriyor. 1400’de çıkacak diyor Bediüzzaman. Hutbe-i Şamiye’de net 30-40 sene sonra diyor. 1971’den 30-40 sene sonra diyor. 1981, 1991, 2001 diyor. Nereye kapatacaksınız? Ve diğer konuşmalarında da öyle. Bundan bir asır sonra diyor. “Zulümatı dağıtacak zatlar ise Hz. Mehdi (a.s)’ın şakirtleridir.” diyor yine. Oradan nereye gönderme yapacaksın sen? Bundan dediğinde; olduğu tarih, kendi bulunduğu tarih. Anlaşılmayacak ne var? Ve 1400’ü defalarca açıklıyor Bediüzzaman. Bir kere, iki kere, üç kere, dört kere, beş kere değil ki. Nereye kaçacaksınız yani?
Bak diyor ki “Büyük Mehdînin çok vazifeleri var.” diyor Bediüzzaman. “Ve siyaset âleminde (Bediüzzaman’ın bir kere siyaset âleminde bir faaliyeti yok.) diyanet âleminde, saltanat âleminde, (Bediüzzaman’ın saltanat âleminde bir faaliyeti oldu mu?) cihad âlemindeki (İslam’ı yayma âleminde de) çok dâirelerde icraatları olduğu gibi, her bir asır, me'yusiyet vaktinde bir nevi Mehdi olmuştur” diyor. Bediüzzaman’ın bulunduğu asır da, Hicri 1300-1400 arası me'yusiyet asrı tabii küfrün beli kırılıyor o devirde. 1400’den sonraki nedir peki? 1400-1500 arası ne oluyor? Örtbas etmeye çalışacaklar. Öyle yok. Ceh Cah’mış. Yok Kahdani. Onlar nerede? Onları da kabul ediyoruz. Onu da kabul etsek öyle bir kişi de yok söyleyecekleri. Herhalde Fethullah Hoca’yı diyecekler anladığım kadarıyla. Oh ne güzel; öğretmen ol. Ondan sonra al maaşını. Otur aşağı. Evlen. Üfürdüler mi, hopla kaç. Öyle olmaz. Tabii Fethullah Hocam’ın talebeleri aslandır. Hepsi koç yiğittir. Ama bir kısmı da ürkek, korkak, üfürsen takla atan cinsinden. İşte evlensin. Ondan sonra bir yerde kendine bir hocalık, öğretmenlik bulsun. Alsın maaşını. Sakin. Karışanı, görüşeni de olmasın. Çıt çıktı mı tavşan gibi yerlerinden hopluyorlar. Öyle olmaz. Bak Bediüzzaman’ın, Hz. Ali’nin, en başta Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in yiğitliğinde olacaklar.
Ekrem Manisalı varmış bir de.
DİDEM HANIM: Evet. İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde öğretim üyesiymiş. Profesör Doktor Ekrem Manisalı.
ADNAN OKTAR: Mustafa Akça bir de. “En iyisini biz biliriz” kafasındalar, olmaz. Orada Bediüzzaman’ın talebeleri varken, oraya çıkmaları yakışık almadı. Şimdi Seyyid Salih Özcan Ağabeyimizi çıkarsalar diyecek ki; “Hz. Mehdi (a.s) daha gelmedi. Şimdi bu yüzyılda, yeni geldi” diyor Seyyid Salih Özcan Hocamız. “İstanbul’da da göreceğiz ayrıca. Ben de göreceğim” diyor.
MaşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız’ın durumunu bana saat, saat bildirsinler. Çok geç bildiriyorlar. Daha önceden haberimiz olsa, daha çabuk hareket ederdik. Ama yine iyi erken yetişti doktorlar maşaAllah. Bir de gönderdiğimiz ilaçlar ulaştı mı? Onu da sorun. Bir de hastaneyi kurtuluş yeri gibi göstermeye gerek yok. Evde tedavi olursa evde olur. Niye olmasın? Ne var hastanede? Sıkılır hastanede o. Çok konuşturuyorlar Hocamız’ı. Yoruyorlar. Allah’ım ya Rabbim, ben anlamıyorum bu insanları. Sürekli konuşturmak istiyorlar. O enerjisi nasıl olsun hasta insanın?
DİDEM HANIM: Bilgi geldi söyleyeyim mi? Durumu iyiymiş. Oksijen ayarı değişince elini kolunu hareket ettirerek, böyle hareketlerle çok canlı olmuş. Dans eder gibi göstermiş. İlaçlarında değişiklik olmuş. Tansiyonu normalmiş inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Durumu iyi yani.
DİDEM HANIM: İlaçları da şu anda yolda, götürüyorlar. Takip ediyor arkadaşlar.
ADNAN OKTAR: Tamam, maşaAllah, inşaAllah. Ama acayip sevimli. Hayret bu kadar sevimli olması. En zor anda bile etrafa neşe saçıyor. Ama çok iyi oldu profesörlerin gitmesi. Elhamdülillah. Çok değişti maşaAllah. Allah vesile etti, maşaAllah. Onlar da üstadmış maşaAllah.
DİDEM HANIM: Biraz susuz kalmış. Onu telafi ediyorlarmış inşaAllah. Ama durumu genel olarak çok iyiymiş maşaAllah.
ADNAN OKTAR: O kolay canım. Serum verirler.
Başka bir kardeşimiz diyor ki: “Hocam insan bir vazifeyi kendi yapamasa bile, ‘Ben bu emri yapamıyorum’ der, ‘imkânım yok’ der samimiyse. Bunlar nasıl sorumluluk alıyor? Anlayamadım” diyor.
Ahmet Akgündüz Hoca’ya ne diyor kardeşlerimiz? Bir yazsınlar bakalım. Bu mantığına, bu üsluba. Gerçi sürekli anlatacağım da onların görüşleri de çok önemli.
Bak diyor ki Bediüzzaman Risale-i Nur ile ilgili: “Ve Risale-i Nur hakkındaki hüsn-ü zannınız daha fevkinde (daha çok) Risale-i Nur’a lâyıktır. Çünki Kur’an-ı Hakîm’in (her ayet ve suresinde sayısız fayda ve hikmet bulunan Kuran’ın) bir mu’cize-i maneviyesidir (manevi mucizesidir). Âhirzamanda gelecek Hazret-i Mehdi de ona o kıymeti verecek itikadındayım.” Risale-i Nur’a bayağı kıymet verecektir Hz. Mehdi (a.s) diyor. Ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi (a.s) diyor. Orada ne diyor hoca? Ceh Cah gelecek diyor.
Bak Hz. İsa (a.s)’ın gelişini Bediüzzaman uzun uzun anlatıyor.
“İstikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati” diyor Hz. Mehdi (a.s)’ın geliş tarihi olarak. Ahmet Akgündüz Hoca nereye koyacak bu konuşmaları? Net tarih vermiş Hz. Mehdi (a.s)’ın geliş tarihi olarak. Kaçacağı gibi değil ki. Nereye gitse karşısında.
Şahane olmuş bu kitap. İttihad-ı İslam’ın önemini anlatmışız. Daha güzel olmuş maşaAllah. “1400 sene sonra gelecek” onu nasıl tevil eder acaba? Aslında bir bir sormak lazım ne diyor bu şeylere? “Hz. İsa (a.s) pencereden çıktı, gitti” diyenlerden mi? Yoksa “Geldi, öldü, ağabeylerle gömdük.” diyenlerden mi? Hangi kafadan? Onu bir öğrenmek lazım.
“Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi” defalarca söylemesine rağmen Bediüzzaman. Anlamıyorlar.
“Fen ve felsefenin tasallutiyle ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” Bu oldu demiyor. Olacak diyor Bediüzzaman. Ama ben kendi zamanımda küfrün belini kırdım diyor. Ama 1400’den sonrası için apayrıdır anlatımı Bediüzzaman’ın.
Bak orada en şüpheli, en karanlık nokta da Bediüzzaman’ın bizzat yanında bulunan talebelerini çıkartıp konuşturmuyorlar. Niye çekiniyorsunuz Seyyid Salih Özcan Hocam’dan? Sen kimsin, Seyyid Salih Özcan kim, değil mi? Seyyid Salih Özcan Hocam’a sorsana o konuyu. Kaale dahi almıyor. Muhatap dahi olmuyor.
“Bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i Zülcelal Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam'ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır.” yaptı demiyor ki. Bak yapacaktır.
“Kudret-i İlahiye noktasında gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua layıktır.” diyor. İleride olacak bir olaydan bahsediyor Bediüzzaman.
“İslâmiyet dinini milliyet-i mukaddese hükmünde rabıta-i ittifak ve intibah yapsalar, hiçbir milletin ordusu onlara karşı dayanamaz. İşte, o pek kesretli o muktedir ordu, Âl-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır ve Hazret-i Mehdînin en has ordusudur.” Bütün İslam âlemi bir araya gelecek. Kumandan olacak Hz. Mehdi (a.s) diyor. Bediüzzaman ne zaman kumandanlık yaptı? İslam âleminin bütün askerlerinin, bütün İttihad-ı İslam’ın ne zaman kumandanlığını yaptı? Onu Ceh Cah yapacak diyor. İsa Mesih(a.s)’ın arkasında da namaz kılacak olan, İsa Mesih(a.s) da demek ki Ceh Cah’ın arkasında namaz kılacak.
“Elbette o kuvvet-i azîmedeki bir hamiyet-i âliye feveran edecek” Bak etti demiyor. “Hazret-i Mehdî başına geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek.” Müslümanları hak ve hakikate sevk edecek. Başlarına geçecek diyor. “Böyle olmak ve böyle olmasını, bu kıştan sonra baharın gelmesi gibi, âdetullahtan ve rahmet-i İlâhiyeden bekleriz ve beklemekte haklıyız.” Daha bekliyorum diyor Bediüzzaman. Böyle bir şey olacak diyor. O da diyor ki oldu bitti, konu kapandı. Öyle bir şey yok diyor.
“Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli “lamlar” ve “mimler” ikişer sayılsa bundan (Hicri 1324 Bediüzzaman’ın vakti.) Bir asır sonra (yani 2004 tarihini veriyor) zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi’nin şakirtleri olabilir.” 2004 tarihini veriyor. Anlaşılmayacak gibi değil ki.
“İleride gelecek acip şahsın bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı ve o büyük kumandanın (herhangi bir kumandan da değil, büyük kumandan. Bediüzzaman kumandan olmadı. İslam âleminin kumandanı olmadı) pîşdâr bir neferi (öncü bir askeri) olduğumu zannediyorum.” diyor Bediüzzaman. Bu da ne diyor? Yok, Bediüzzaman yalan söylüyor diyor. Öyle bir şey yok diyor. Sana mı inanalım, Bediüzzaman’a mı inanalım? Bu konuda kardeşlerimiz görüşlerini bildirsinler. Bu adamların, bu samimiyetsiz üsluplarına bir son verelim. Milletin gözünün içine baka baka doğru söylemiyorlar. Şak şak şak şak bir de alkışçıları da var. Neyini alkışlıyorsun? Bediüzzaman’ın bütün dediklerine ters bir konuşma var orada. Alkışlanacak bir yön var mı orada?
“Alem-i semavatta cism-i beşerisiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselam (Hz. İsa (a.s)’ın şahsı) o din-i hak cereyanının başına geçeceğini (Hıristiyanların Müslüman olmasından oluşacak o cereyanın başına geçeceğini) bir Muhbir-i Sadık Kadir-i Külli Şey’in vaadine istinad ederek haber vermiştir.” Kuran’dan ve hadisten haber verilmiştir diyor. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey va’detmiş elbette yapacaktır” diyor.
“Sema-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan (ölmemiş olan) Hazret-i İsa, belki âlem-i ahretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden ceset giydirip dünyaya göndermek O Hakîm'in hikmetinden uzak değil.” Dünyaya gelecek Hz. İsa (a.s) diyor. Bunlar hiç bahsini bile etmiyorlar. Risale-i Nur’da o kadar çok bahsediyor ki Hz. İsa (a.s)’ın inişinden. Adamlar ağzına dahi almıyorlar. Hutbe-i Şamiye’yi de benim zorumla yaptılar. Arkadaşlar anlatıyor ya “Hocam sizin sayenizde yaptılar.” diyorlar. Hiç yapmıyorlardı. İttihad-ı İslam’ı ağızlarına dahi almıyorlardı. Söyleye, söyleye üç seneden beri ağızlarına alır hâle geldiler. Ona da çok şükür. Hiç söylemiyorlardı. Hutbe-i Şamiye akıllarının ucundan bile geçmiyordu adeta. O hâle getirmişlerdi.
Bak “Tâ ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, (Ne zamanmış? Ahir zamanda. Hz. Mehdi (a.s)’ın geliş tarihinin belirtildiği bir ifade bu.) asıl sahipleri, yani Mehdî ve şakirtleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir, (yalan mı söylüyor Bediüzzaman? Gelmiş olsa geldi der. Gelir diyor. O daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz.” Ben kabrimde olacağım Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde diyor. Akgündüz Hoca acayip çarpıtıyor. Milletin gözünün içine baka baka. Ama bu konuyu çok gündem yapacağız.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...