DAMLA HANIM: Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza başlıyoruz, inşaAllah. Aylin, Gülşah, Ceylan, Ebru ve yakışıklı Hocamız ile birlikte. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: İslam’ın dünyaya hakim olmasını kardeşlerimiz sakın bıkmadan, sakın usanmadan, sevinçle sürekli vurgulasınlar. Nur Suresi’nin 55. ayetini ezberlesinler, Nur Suresi 55. ayetini, her yerde okusunlar. 56. ayete geçince, başka bir konuya geçiyor, Cenab-ı Allah. Şimdi Mümin ve Müminat, müşrik ve müşrikat, münafıkun ve münafıkat yerlerini almış vaziyetteler. Ehl-i iman; sürur ve sevinçle, münafıkun ve münafıkat; haset, öfke, acaba ne açık verecek, aleyhinde ne yapabiliriz gibisinden. Fakat tabii hasetlerinden kıvranarak, solucan gibi kıvranarak, müminlerde sevinç ve sürurla seyrediyorlar, maşaAllah.
Bir kere şöyle bir tehlike var; Bediüzzaman’ı ortandan kaldırmayı düşünen bir proje var, ben bunu anladım, bunu gördüm. Risale-i Nur Külliyatı’nı ve Bediüzzaman’ı ortadan kaldırmak için bir proje var. Ben rüyamda da görmüştüm Bediüzzaman’ı, anlatmıştım. “Üstadım yalnız mısın” dedim, “yalnızım” dedi. Allahualem Bediüzzaman’ı yalnız bırakmak, Risale-i Nur’u ortadan kaldırmak için bir proje var, sinsi sinsi bunu 5-10 yıl içerisinde yapacaklarını zannediyorlardı, ben bu projeyi tam tersine çevireceğim, inşaAllah. Oyun oynuyorlar, özellikle Bediüzzaman’ın Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili sözleri ve Kıyamet ile ilgili sözleri bunları çileden çıkardı. Bunun hakikaten farkına varmadılar önce. “Şahs-ı manevi” falan diyerek, idare edeceklerini zannediyorlardı. Üzerlerine kaplan gibi çökünce ben ciyak ciyak bağırıp bu sefer Risale-i Nurlar’ı ellerinden atmaya başladılar. Aman dediler, Bediüzzaman’ı da istemiyoruz, Risale-i Nur’u da istemiyoruz dediler. Ama “atı alan Üsküdar’ı geçti” derler ya, Risale-i Nur bütün dünyayı kapladı. Bunların işi çok zor. Şimdi oradan buradan kurtarmaya çalışıyorlar ama kurtaracakları gibi değil. Hakikaten farkına varmadılar bunlar yani Hz. Mehdi (a.s.)’ı Bediüzzaman’ın böyle açıkladığını bilmiyorlardı. Hatta 1400 tarihini ben ilk açıkladığımda, acayip şaşırmışlardı. Ben bunu birçok nur talebesinde gördüm, hayret ettiler. Tevil etmeye kalktılar, tevil edilecek gibi de değil. Öbürleri de tevil edilecek gibi değil, baş edilecek gibi değil. “Hz. Mehdi (a.s.) küfrün belini kırdı” diyor. Oh ne ala işte beli kırılmış, tamam, Hz. Mehdi (a.s.)’a da ihtiyaç yok, hiçbir şeye ihtiyaç yok, İslam zaten hakim olmuş. Küfrün beli kırıldığına göre Darwinizm-Materyalizm bitmiş zaten, yok edilmiş, Bediüzzaman zaten yok etmiş. Bunlara ne kalıyor? Üniversite de maaşını alıp, sakin sakin millete hikaye anlatmaları kalıyor, yedire yedire, yavaş yavaş, tatlı tatlı. Zaten diyorlar adamlar; “Bizim İttihad-ı İslam diye bir konumuzda yok, öyle bir iddiamızda yok, öyle bir talebimizde yok” diyorlar. Fethullah Hoca, onu taktik olarak diyor olabilir. Bu nedir, nasıl böyle bir şey oluyor, bunun mantığı nedir? Buradaki acayipliği herkesin görmesi gerekiyor. Hz. Mehdi (a.s.) geldi, küfrün beli kırıldı, her şey bitti, Darwinizm-Materyalizm de bitti, işler tamam. Bundan sonra hazretler yan gelip yatacaklar.
Şimdi bu Ahmet Akgündüz, bakın çok ilginç laflar ediyor, söylediği sözler birbirinden ilginç. Birde küfrün belinin kırılması sözü bir tek buna ait değildir. Bu bir ekip işidir. Çünkü alkışlıyor adamlar. Alkışladığına göre, tamam. Küfrün belinin kırıldığını duyan adamlar ne yapar? “Hay Allah razı olsun, Bediüzzaman ile iş bitmiştir o zaman” diyor, “maşaAllah. O zaman biz işimize, gücümüze, ticaretimize bakalım” diyor. Onlar zaten diyorlar ticaret erbabı, akademisyenler diyor. Akademisyen kendileri olmuş oluyor. Onlar maaşını alacak, iş adamları da işlerine bakacaklar, güzel, mutlu bir şekilde yaşayacaklar, kıyamette zaten kopmayacak. Şimdi Kıyamet’ten darlandılar. Bediüzzaman’a göre yetmiş yıl sonra İslamiyet kalmıyor, yetmiş yıldan sonra. 2120 gibi de kıyamet kopuyor. Bir kere bunu bir geçelim dedi adamlar. Hz. Mehdi (a.s.) konusu, onu da geçelim diyor. “Bediüzzaman hata yapabilir, ne var bunda” diyor. O zaman öbür yerlerde de hata yapmış değil mi, birçok yerde hata yapmış. Nitekim adam söylüyor, “eserlerin yüzde doksan beşi geçersizdir” diyor. “Sonrada, ben nezaketen söyledim onları, aslında öyle de değil yüzde doksan dokuzu geçersiz” diyor. Onun için bu konu, bu sene bizim programımız olacak inşaAllah, benim programım olacak, gece gündüz bu konuyu işleyeceğim. Bu şahısların orada burada başka konuşmaları da olmuştu, bunların videolarını da bulalım teker teker. Bir kere şahs-ı maneviler diye, ben bir kitap hazırlamayı düşünüyorum. Bunların bütün konuşmalarını çıkarın, şahs-ı manevi ile ilgili. Böyle tek tek resimleriyle, anlatımlarıyla, mantıklarıyla, bunların bütün iddialarını bir kere yazalım. Çünkü her biri birbirinden ayrı laflar ediyorlar. Her birinin Risale-i Nur hakkındaki görüşleri ayrı, her birinin Hz. Mehdi (a.s.) konusundaki görüşleri ayrı. Orada bir kurtulma isteği var sadece, Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’dan kurtulma isteği var. Hepsi, Hz. Mehdi (a.s.) konusunda ittifak etmiş durumdalar, anti-Mehdi bir cephe oluşturmuş durumdalar, bir fikri cephe. Bizde bunlara karşı ilmi bir anlatımla yanlışlıklarını anlatacağız. Bu videolar mesela yayınlanmaya başladı, peş peşe videolar yayınlanıyor. Kardeşlerimiz onları çok dikkatlice izlesinler. Her yerde bu konuyu gündem yaparlarsa, bu şahs-ı manevicileri çok yıldırır, acayip yıldırır. Mesela münafıklara bakıyorum, bu şahs-ı manevilerden çok istifade ediyorlar. Amerikan bizonu da bunların ekipte. Şeyh Nazım Hocamız;“Hz. Mehdi (a.s.) geldi” diyor. O diyor ki; ‘daha yüzyıl var, yüzyıl sonra da gelebilir’ diyor. Şeyhimiz; “Hz. Mehdi (a.s.)’ı arayın” diyor. ‘Hz. Mehdi (a.s.)’ı aramaya gerek yok’ diyor. ‘Sonra da alemlerin sultanı, evliyaların şahıdır Şeyh Nazım Hocamız’ diyor. Halbuki en büyük düşmanı Şeyh Nazım’ın, bu Amerikan bizonu. Onun vefatını bekliyor, ondan sonra da kendi kafasınca başa geçeceğini düşünüyor. Şeyh Nazım Hocamız’ın manevi vekaletini alacağını düşünüyor. Bunun vesikalık resmi vardı nerede o herif. Tanımıyorlar da onun için tanıştırmak istiyorum Hollanda da ikamet eden bu adamı. Resmini göstermezsek, o zaman kim bu adam diye sorarlar. Bakın, alçağa bakın, ‘yüzyıl sonra çıkacak’ diyor. Şeyh Nazım Hocam “çıktı” diyor, o da ‘yüzyıl sonra çıkacak’ diyor. Şeyh Nazım Hocam “arayın” diyor görüyorsunuz açıkça söylüyor. Oda ‘aramaya gerek yok’ diyor. Münafıklar ve münafıkunlar, böyle pavyon fedailerinden istifade etmeye kalkıyorlar. Ben anlatıyorum ya bana soruyorlar şimdi Amerikan bizonu kim? O bilinmiyor, bilinmesi açısından.
ADNAN OKTAR: Evet bu onun resmi göster, bayağı andırıyor. Bir tane daha, daha yakından çekilmiş resmi vardı. Evet, bu da onun artistlik resimlerinden bir tanesi. Bunda da yandan poz vermiş, göster. Tamam. Bakın, bunun şeytan olduğunu, buradan anlayın. Biliyor bu alçak Bediüzzaman’ın neler dediğini, Şeyh Nazım’ın neler dediğini, hadislerde olanları hepsini biliyor, bilmiyor değil. Fakat CIA’den aldığı arpa, FBI’dan aldığı arpa, oradan buradan malum bir istihbarat kurumundan aldığı arpa bunu idare ediyor, bu arpacı. Kafayı böyle arpa kovasına sokup, oradanarpalanıyor, inşaAllah. Bakın, alçaklığını şurdan anlayın. Diyor ki; “Şeyh Nazım en büyük evliya, sultanımız” diyor, maşaAllah bu çok güzel. Peki, sultanımızın sözü ne?“Hz. Mehdi (a.s.) geldi” diyor. Sen bilmiyor musun bunu?Bilmiyorsan zaten muazzam gafilsin, çünkü sürekli anlatıyor, bir yıldan beri anlatıyor. Bildiği halde, bildiği halde “yok, yüzyıl var daha” diyor. Etrafındakilerde anlamıyor bunun şeytan olduğunu. Bakın muhalif açıkça. İkinci olarak ne diyor? “Şeyh Nazım Hocam arayın” diyor. ‘Yok, aramaya gerek yok’ diyor, kendi ilmi mütalaasıyla. Arkasından da diyor ki;“evliyalar sultanıdır Şeyh Nazım” diyor.Bakın, şeytanlığını ve sahtekarlığını anlamak için, bu ikisi yeterli. İşine gelmiyor, Hz. Mehdi (a.s.) geldi derse, artistliği bozulacak. Darbukayla döne döne, kıvırtarak oryantal yapıyor, milleti eğlendiriyor. İnkar ederse göstereyim, resmi de göstereyim, inşaAllah. Bu bir mantık, bu yanlış bir mantık. Böyle ahmakların milleti kandıracağını zannetmesi çok anormal. Bakın, çok vahim bir şey. Niye istemiyorsun, hemen İttihad-ı İslam’ı istesene, Türk İslam Birliği’ni istesene değil mi? Allah hemen nasip etsin desene, Hz. Mehdi (a.s.)’ı arayalım desene. Mecbur değilsin ki bulmaya, ara. Aradım bulamadım dersin ama ara. Aramama gerek yok diyor, bakın alçağa bakın. Talebelerine söyle onlar arasın, etrafındakilere söyle onlar arasın. Onları niye yakıyorsun, kendini yakıyorsun. Niye korkuyorsun aramaktan? Ararsın, bulamazsın bulamayabilirsin ama ara, ömrün boyunca ara. Şeyh Nazım;“1940’dan beri arıyorum” diyor. Ne kaybedersin, sende ara. Aramak istemiyorum diyor. Çünkü aradığında, bulacağını biliyor. O yüzden de aramak istemiyor Şeyh Nazım Hocamız’ın açık talebine rağmen. Dolayısıyla Şeyh Nazım Hocamız’ın dostu değil, düşmanı olan bir insan. Bu şeytan gibi birisi, tehlikeli bir insan. Dolayısıyla Şeyhimiz’in yanına hiç yaklaştırılmaması gereken birisi. Bunun ne olduğu belli değil, garip bir mahluk, karanlık bir adam. Hollanda’da ikamet ediyor, resimlerini de gösterdim. Tanımıyorum, bilmiyorum yok, herkesi de uyardım yani. Her yerden, her yönden, her cepheden de resmini gösterdim, inşaAllah. Kardeşim, başka bir cemaatte, başka bir toplulukta olsa tamam, kabul ederim. Adam, yok arkadaş ben Hz. Mehdi (a.s.)’ın geldiğine inanmıyor diyebilir, saygı duyarım. Ama çakal sen diyorsun ki, ben Şeyh Nazım’ın, Şeyh Nazım Hocamız’ın, o mübareğin ayağının tozuyum diyorsun, ben ona tabiyim, o ne derse o diyorsun değil mi? Bak o ne diyor?“Hz. Mehdi (a.s.) çıktı” diyor. Sen ne diyorsun? ‘Çıkmadı, yüzyıl sonra da çıkabilir’ diyorsun. Sonra bu sığırın kulağından büktüm ben, bu sefer böğürtü halinde, ‘evet çıktı’ dedi. Samanı, arpası demek ki onu biraz zehirlemiş, kulağını bükünce, ‘evet çıktı’ dedi. Peki, bay sığır diyoruz, madem çıktı… Bunu dedirttirdim, bakın bunu dedirttirdim. ‘Önce yüzyıl sonra çıkacak’ falan diyordu. Bunu dedirttirdim, Şeyh Nazım Hocamız’ın ifadesini görünce, utandığından dedi. Şimdi kurtarmaya çalışıyor ya, böyle deli sığırlar olur ağır biçimde kaçar. Görüyorsunuz ya Kurban bayramında falan yıkar, kaçar, birçok kişi peşinden kovalar, en sonunda köşeğe kıstırırlar. Şimdi bende bu sığırı böyle kovalıyorum sokak sokak. Şimdi bu kaçtı, yakaladım onu orada kulağından tutup, bu konu halloldu. Şimdi, ‘aramayacağım’ diyor. Şeyh Nazım Hocamız “arayın” diyor. ‘Yok, aramaya gerek yok’ diyor. Arayacaksın sığır, arayacaksın. Sığırlığından dolayı bulamayabilirsin, o ayrı mesele. Ama arıyorum diyeceksin. Bunu demedikten sonra, geçerli olmaz sözlerin. İnşaAllah. Hiç alakasız kişiler bazen alınıyorlar buradan, ne alakası var diyoruz kardeşim, inşaAllah. Onun kendini bilmesi yeterli. Münafıkla uğraşmak çok zevkli bir şey kardeşim. Millet bilardoyla, bilmem neyle vakit kaybediyor, hikaye onlar. En şahane şeylerden birisi münafıklarla uğraşmaktır, inşaAllah. Münafıkun ve münafıkat, onlara bağlı olan it kopukta o zaman hizaya gelmiş oluyor, inşaAllah. Münafığın en anlayacağın şey aşağılanmadır, Kuran’da Allah bunları hep aşağılar, inşaAllah. Bu köpekleri Şeyhimiz’in yanına yanaştırmamak lazım, bunlar çok tehlikeli insanlar. Allah esirgesin her şeyi yapabilirler, hiç tahmin etmediğimiz şeyleri yapabilirler. Şeyhimiz’i özel olarak korusunlar. Mesela mikropta getirebilirler özel olarak tabii. Gelir CIA elinde paketle, bırakır mikrobu oraya, çok şiddetli bir mikrop bırakabilir. Onun için böyle mimli sahtekarları çok şiddetli uzak tutmak lazım. Yalnız bırakmaktan şiddetli kaçınmak lazım, Şeyhimiz’in yanına sokmamak lazım böyle tipleri, inşaAllah özen göstermek lazım. Şeyhimiz, dünya tatlısı bayağı da iyileşmiş. Bir yemek tavsiye ettim onu da yemiş, çok hoşuna gitmiş, “çok lezzetli” demiş. Adnan oğlum diye haber göndermiş maşaAllah. “Adnan oğlum” diyor bana inşaAllah, maşaAllah. Afiyet şeker olsun. Yine birkaç tavsiye de daha bulundum. Bugün doktor kardeşlere haber gönderdim, inşaAllah onu da halledecekler. Durumu çok iyi maşaAllah, daha da iyi olacak. Şeyhimiz böyle on sekizlik delikanlı gibi olacak göreceksiniz, inşaAllah. Münafıkların alnına alnına konuşmaya devam edecek, inşaAllah. Bu yaban bizonunun bir özelliği de, sürekli kesme hastası. Herkesi kesip doğrayacağım diyor. Eline tahta bir kılıç almış gerzek, onu iki de bir çekiyor kılıç gibi. Buna bir tahta kılıç yapmışlar, doğrayacağım diyor. Gerzek rüya aleminde uçuyor. Doğrayacağım herkesi diyor. Herkesi doğrayacakmış, dünyanın dörtte üçünü doğrayacakmış, hepsini doğrayacakmış. Dolayısıyla Hz. Mehdi (a.s.) olmuş oluyor kendi kafasına göre, aramaya ne gerek var, hazır bizon varken gibisinden. Doğrayacak adam olduğuna göre, kim doğrar? Diyor ki, ‘Hz. Mehdi (a.s.) doğrayacak, doğrayacakta benim’ diyor. Anlaşılmayacak bir şey kalmıyor geriye. ‘Hz. Mehdi (a.s.)’ın ana görevi adam doğramaktır’ diyor. ‘Bende adam doğrayacağım’ diyor. Dünyanın dörtte üçünü doğrayacakmış. Bakın, bu tahta kılıcımı çekiyorum diyorum. Hakikaten de bir kılıç yapmış onu çekiyor böyle. Göstereceğim bakın inanmıyorsanız, şaka yapmıyorum hakikaten. Böyle gerzekleri, CIA destekliyor. Çünkü bunlar anarşi ve terörü kan akıtmayı yapabilecek adamlar olduğu için, anarşinin ve terörün başına geçebilecek adamlar olduğu için, Müslümanlardan insanları nefret ettirmeyi iyi becerdiği için bu alçaklar bunlara ufak ufak maaşla böyle bir yol veriyorlar. Hem bunları koruyorlar, korumalıkta yapıyorlar onlara, hemde destek veriyorlar. Müslümanları ifsata götürecek, Müslümanları terörist anarşist gibi gösterecek, asan kesen, doğrayan adam gibi gösterecek, Müslümanların ümidini kırdıracak, Mehdiyet’ten uzak tutacak, Mehdilik ile ilgili Müslümanların faaliyetini gizlice halledecek tiplere, kenardan, köşeden, hafiften arpayla bir bakım yapıyorlar. Nereden biliyorsun dersen, ben bu işleri bayağı iyi bilirim. İspat et derseniz, inkar ederse ispat ederim. Hani yok böyle bir şey derse,hemen ispat ederim, inşaAllah. Ben durduk yere bir şey demem. Benim söyleyip de doğru çıkmayan bir laf gördünüz mü?
CEYLAN HANIM: Hiç olmadı Hocam.
ADNAN OKTAR: Bilmeden konuşmam. Mehdiyet’i engellemenin on çeşit yolu vardır. Bu bizonun ki, yöntemi yöntemlerden bir tanesidir. Çünkü dünyanın dörtte üçünü doğrayacak bir insanı hiç kimse istemez, bu bir yöntem. Ayrıca Müslümanları İslam’dan nefret ettirmek için, müthiş bir yöntem. Çünkü “Hıristiyanları, Musevileri, Şiileri, Alevileri, Bektaşileri hepsini doğrayacak”Hz. Mehdi (a.s.)” diyor. Bu nefret için yeterlidir. Çünkü zulüm dini gibi kan akıtan, kandan irinden başka bir şey olmayan, bütün hürriyetleri yok eden, sevgiyi yok eden, muhabbeti yok eden, vahşet dini gibi İslam’ı göstermek istiyorlar. Dünyanın dörtte üçünün katledilmesi ne demek? “Kan denizi olacak, atın boynuna kadar gelecek kan” diyor. O zaman bunu duyan adam ne yapıyor? ‘Aman aman aman Müslümanlık buysa, ben Müslüman olmak istemiyorum’ diyor, haşa. Bunlarda maaşını alınca, domuz gibi beslenmeye devam ediyorlar.
Şimdi Bediüzzaman’ın has talebelerini konuşturmamaları, çok vahim bir şey, unutturmaları, bu konunun üzerinde duralım. Bunu da bir kitapçık haline getirelim. Sindirmeleri, susturmaları, kendilerini ön plana çıkarmaları bir kısım şahısların, çok acayip bir şey, çok vahim bir şey. Birde bu insanların, Bediüzzaman’ın has talebelerinin yaşıyor olması, müthiş bir şey, muazzam. Bir daha olmaz böyle bir fırsat, Allah bize nasip etmiş. Mesela Necip Fazıl Kısakürek’i göremedim ben, içimde ukdedir. Nasip olmadı görmek. Hüseyin Hilmi Işık Hocam’ı görmek nasip olmadı. Ama Şeyh Nazım Hocam’ı gördüm, Şeyh Nazım Hocamız çok tarihi bir şahsiyettir, çok önemlidir. En az Bediüzzaman kadar önemlidir, en az. Mehmed Zahid Kotku görmekte bize nasip olmadı. Sungur Ağabeyi görebilmiş olmak çok büyük bir nimettir, çok çok büyük bir nimettir. Abdullah Yeğin Ağabeyi görmek nasip oldu, elhamdülillah, çok büyük bir nimettir. Seyyid Salih Özcan Ağabeyimiz tarihi bir şahsiyettir, çok önemlidir. Bediüzzaman’ın ruhaniyeti onların evinde. Bediüzzaman diyor Sungur Ağabey’e diyor vefatında; “Senin vefatına kadar, hep yanında olacağım” demiş. MaşaAllah, ruhaniyetiyle inşaAllah.
Başbakanımız tekrar ameliyat olmuş, Allah şifa versin, bütün kardeşlerimiz dua etsin. Çok değerli bir insan, Allah ömrünü uzun etsin, samimi bir insan, mazlum bir insan. Vatanı, milleti için, İslamiyet için, Allah, Kitap için, Kuran için, bakın genç ömrünü verdi nefes almadan, hasta olduğu halde, halen faaliyetine devam ediyor, vahim olduğu için Türkiye’nin konumu, bırakmıyor. Başkası olsa bırakır, gider dinlenir yurtdışında. Ben hastayım der. Bakın, maşaAllah ikinci ameliyat bu, ikinci ameliyatı bu ehemmiyetsiz. Öbürü de ehemmiyetsizdi zaten, fazla önemli değildi. Birkaç gün sonra, üç gün sonra falan inşaAllah görevine dönecekmiş. Oda kıymetli, tarihi insandır inşaAllah, önemli bir insandır. Hataları eksikleri oluyor ama bu vatanın evladı, tertemiz bir insan, mazlumdur. Öyle galiz suçlamalar yapanlar, Allah’ tan korksunlar. Gazinosu yok, pavyonu yok, içkisi yok, kumarı yok. Ne yapıyor, evinde oturuyor, hiçbir eğlencesi yok. Geceli, gündüzlü çalışıyor. Yaşlandı baksana bu kadar hastalıklar oldu, bilmem ne oldu. Keyfi olacak olsa, dünyadan isteği olmuş olsa, çeker giderdi. Amerika gider, bilmem nereye gider, İsviçre’ye gider yerleşir, çoluğuyla çocuğuyla yaşardı. Dünyayı istemiyor, ahreti istiyor. Çok zordur Başbakanlık. Uykusuz kalıyor, çok zor iş. Akşama kadar evraklara bakacaksın, her gün derin sorumluluk isteyen bir şey, bir tane hata kabul etmez. Çok muhalifleri de var, her imzanın sorumluluğu var. Çok özen göstermek gerekiyor, kolay iş değildir Başbakanlık. Nefse de hoş gelecek bir yönü yok, zor görevdir.
VTR-Şeyh Nazım Hazretleri; “Vakit Geldi, Hz. Mehdi (a.s.)’ı Arayın” Diyor.
DAMLA HANIM: Ukrayna’dan Ginya ile birlikte Hocamız’ın güzel sohbetine devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Arif Arslan, o hakikaten arslan. Ne kadar dürüst, delikanlı insan. Çok samimi bir insan, maşaAllah. Hakkı gördüğünde, teslim ediyor. Yedi ceddine rahmet olsun, Allah hidayet versin Hocamıza, Allah ömrünü uzun etsin. Fevkalade dürüst bir insan, maşaAllah.
Mehmet Ali Bulut, o da çok dürüst bir insan. MaşaAllah, çok samimi insanlar. O Nur talebesi olan doçent, o da çok dürüst, maşaAllah. Mesela falanca Hz. Mehdi (a.s.)’dır demiyor. Ama “Hz. Mehdi (a.s.)’ı arayalım’’ diyor. Biz sana illa falancı de demiyoruz ki. Ama arayalım. Arada bulama, ayrı mesele. Karıncaya demişler, nereye gidiyorsun. Hacca gidiyorum demiş. Sen o yolda ölürsün demişler. Öleyim demiş Hac yolunda. Allah için öleyim demiş. Ara. “Ya Rabbi aradım, bulamadım” dersin. Hiç olmazsa aramış olursun. Ama hiç aramadan, “Hz. Mehdi (a.s.) geldi ama ben aramak istemiyorum’’ bu ne demektir? Bunun altında bir oyun olduğu hissediliyor. Bir acayiplik var.
Fatih’i o kadar çok seviyorlar ki, maşaAllah çok hoşuma gidiyor. Bir kardeşimiz var, Kocaeli’nden yazmış. Bizim Fatih Erbakan’ı acayip seviyor. Benim de öyle sevmesi, çok hoşuma gidiyor. “Fatihimiz, canımız, emanetimiz, özlemimiz. Sizin de akrabanız’’ diyor. Seyyid olduğu için, inşaAllah. “Dr. Fatih Erbakan Hocamız, inşaAllah bugün saat 19:00’da’’ akşam 7’de yani, “Adana Seyhan Belediyesi Kültür Merkezi’nde olacakmış. “Sevgi, saygı, hürmetlerimizle, ellerinizden öperiz’’ diyor. Biz sizin ellerinizden öperiz. İyi, maşaAllah. Allah mübarek etsin. Yalnız Fatih kendine biraz baksın. Biraz zayıf gördüm. Resmini gördüm de. Şimdi en az bir yarım kavanoz pekmez yiyip, çıkması lazım. Hatta zeytin yağ ile karıştırsın, 3-5 tatlı kaşığı ile yesin, ondan sonra sohbete çıksın, inşaAllah.
Faruk Aksoy’un yönetmenliğini yaptığı Fetih 1453 filmi, 17 Şubat’ta gösterime giriyormuş. Çok iyi, maşaAllah. “Allah’ına kurbanım, kadebine turabım” diyor. Estağfirullah, biz sizin ayağınızın tozuyuz, inşaAllah. “Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Yönetmenliğini Faruk Aksoy’un yaptığı Fetih 1453 filminin, 17 Şubat’ta gösterime girmesi muhakkak tesadüf değil. İstanbul’un manevi fethinin Hz. Mehdi (a.s.) tarafından yapılması ve Mehdiyet’in yavaş yavaş zuhur etmesi ve Hocam böyle filmlerin bu zamanda gösterime girmesi, inşaAllah çok manidar. Bir de Hocam, Star Tv’de Kanuni Sultan Süleyman’ın hayatını konu alan dizinin adı Muhteşem Yüzyıl. Hocam asıl muhteşem olacak olan bu yüzyıl, inşaAllah. İnsan görmek isterse, Yüce Mevla’mda perdeyi açarsa, en kolay bir olayda bile Mehdiyet’in işaretlerini görmek mümkün. Herkes ister istemez, Mehdiyet hizmetinin içinde’’ bak, çok güzel demiş; “Herkes ister istemez Mehdiyet hizmetinin içinde.” Doğru. “Öyle bir tecelli ki, bu duyan-duymayan, bilen-bilmeyen, seven-sevmeyen, mümin olan-olmayan, melek ya da cin fark etmiyor, deccaller bile Mehdiyet’in kapısının köpeği olmuş, Mehdiyet’e hizmet ediyor. Bu, Saltanatı Muhammediye’nin zuhuru ki, herkes Mehdiyet ruhundan nasipleniyor, inşaAllah. Bunlar, maşaAllah acizane sizinle paylaşmak istedim. Tabii ki doğru yorum ve tevil zatıalinizindir ki, iki gözümüzün çiçeği efendim. Gönlünüz tur dağına benzer ki, o kutsal vadiden Hakikati Muhammediye tulü eder. En derin saygı ve muhabbetlerimle selam eder, o güzel gönlünüzde zerre kadar yer bulabildiysem, inşaAllah kendimi dünyanın en bahtiyar insanlarından adlederim, inşaAllah.” Diyarbakır’dan yazmış bir hanım kardeşimiz, maşaAllah. Ne kadar güzel üslupları var, maşaAllah. Ben onların ayağının tozuyum, hizmetçisiyim. Allah razı olsun kardeşimizden. Güzel üslubu, maşaAllah. Tespitleri de çok güzel.
Yusuf Kömbeci, Kahramanmaraş. O benim neşeli olmam, gülmem, şarkı söylemem, tempo tutmama bir anlam verememiş. Yusuf Kömbeci. Yusuf, gidiyorsun düğünlerde döne döne oynuyorsun misketi şunu bunu, ceket omuzda falan oturuyorsun. Açıyorsun kanalları. Bütün kanalları seyrediyorlar. Düğünlere gider oynarlar. Düğünlerde sağdıç oluyordur bu Yusuf. Arkadaşları bana yazsın bu kimlerin düğünde sağdıç olmuş. Davul, zurna eşliğinde olsun, saz, darbuka ile olsun bilmem ne falan oynuyordur. Neşesi, keyfi yerindedir. Hatta sıkıştırdıklarında birkaç kadeh falan kenardan kaçırdığı da oluyordur. Yusuf doğru mu? Değilse, değil de. Bunların bir Hoca tiplemesi var; Cübbeli gibi olacak, sakalını tarayacak falan böyle, kürsüye şöyle bir yerleşecek, kafamızdan maytaplar falan, ışıklarla geleceğiz, “bir sual edilmiş bize efendim’’ diyeceğiz. Şu senin şeyde acayip tarz yapıyor; Amerikan Bizonu. Böyle çok ağır adabı ayaklarında falan. Normalde çok acayip fırlama bir tip. Kelimenin tam anlamıyla fırlama. Ama gören de, çok molla havasında, evliya derin adam havaları veriyor. Her neyse, inşaAllah.
Yalnız Saadet Partisi’nde Kamalak Hocamız, şu an partinin lideridir. Ona derin sevgi ve saygı duymak çok önemli. Hakikaten muhterem bir insan. Yani çok olgun, dem almış, devlet terbiyesinden geçmiş, devlet terbiyesi ile yaşayan bir insan, çok hürmetkar ve nezih. Tavrını, lafını, sözünü biliyor. Adabı, edebi biliyor, nezaketi biliyor, hem ne bilme. Çok hürmet edilecek bir insan. Biz Kamalak Hocamız’a derin hürmet duyuyoruz. Ama inşaAllah, ileride de Fatih’i lider olarak görmek istiyoruz. Ama şu an Kamalak Hocam mükemmel. Lider olarak çok mükemmel. Sırf efendiliği yeter, asaleti yeter. Çok nezih. Ama partiye bir iddia edilen Ergenekon terör örgütünün, sızması mevzu bahis. Bunu görmezlikten gelmesinler, bu partiyi götürür, bunu söyleyeyim, çok vahim olur. Buna karşı hemen tavır aldığını parti göstermesi gerekir. İddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı duyarsız bir görünüm verilirse olmaz. Kimin olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Bir sızma olmuş, bu sızmanın mutlaka tamir edilip, o menfezin tıkanması gerekir. Yani eğer umursuz davranılırsa, çok vahim. Çünkü pek bir ses çıkmadı. Alenen el atmışlar; iddia edilen Ergenekon terör örgütü mensupları. Hatta yazıp çizen ekibinden adamlar var bunları destekleyen.
İnternette işi gücü olmayıp, boş zamanlarında benimle uğraşan bir tip vardı, 87 gün hapis cezası almış. Usul aksak böyle derdini anlatıyor ama sakin sakin, Allahualem şoka girmiş, şokta gibi konuşuyor. Hakaret yok. Ama onun dışında istediğin gibi eleştir, konuş, bilimsel deliller sun, felsefi deliller sun ama nezaket sınırları içerisinde. Hakaret edersen bak, tak içeri kodese. İnşaAllah. Olmaz. Burak Özdemir, o da din, mukaddesat ile ilgili uygunsuz sözlerinden dolayı mahkemece celp edilmiş, bu da gitmemiş. Mahkeme arama, yakalama kararı çıkarttırdı. Yine gitmemiş, akşam bunu polisler derdest alıp götürdüler merkeze. Merkezde akşam misafirdi. Herhalde bugün hakim karşısına çıkmıştır. Hakim çağırdığında, “ben gitmiyorum’’ olmaz. İşte adamı böyle alıp götürürler. İnşaAllah. Resmi polislerle beraber, dün akşam evinden aldılar götürdüler. Mahkeme uyarıyor önce, sonra zorla getirtme, sonra da yakalama. Mecbur etmeye gerek yok. Çağrıldı mı gideceksin. Burak Özdemir, biraz karakolu tanımış oldu.
“Sevgili Adnan Hocam merhaba. Nasılsınız? Umarız her daim iyi olursunuz. Başta şunu bilmenizi isteriz ki, biz çocukluktan gençliğe sizin CD ve kitaplarınızla büyüdük ve bir şeyler öğrendik. Umarız böyle devam eder gider.” Mesela zannediyor ki kardeşlerimiz, mesela ben Fatih Çarşamba’ya hitap ediyorum. Ben, halkımın bütününe hitap ediyorum. Muhafazakar din anlayışında olan yahut nasıl diyelim? Tutucu diyelim. Tutucu olan kardeşlerimizin, zaten beni izlemelerine gerek yok. Ben aydın, modern, Atatürkçü, dekolte hanımlara, içki de içen, eğlenen, alemci olan gençlere, üniversite öğrencilerine, lise öğrencilerine, entelektüel kesime, bakımlı gezen hanımlara, mini etek giyen hanımlara, plaja giden hanımlara, tanga mayo giyen hanımlara, arada mesela Cuma namazına giden insanlara yahut bayram namazına giden insanlara, yani milletimin yüzde 90’ına hitap ediyorum, inşaAllah. Bir kısmı da kardeşlerimiz zaten çok takvadır. Sarığı ile namaz kılar, cübbesi ile kılar, çarşafıyla kılar. Şimdi o kardeşimize ben hitap etmiyorum zaten. Ama istiyorsa, dinlerse iftihar ederim. Allah razı olsun. Ama benim muhatap olduğum, hedeflediğim, anlatmak istediğim kitle, tarif ettiğim kardeşlerimizdir. Düğünde oynayan, içen, alemci olan kardeşlerimiz, neşeli olan gençler, bu Twitter’de yazışanlar, İnci Sözlük ekibi, Ekşi Sözlük ekibi, bir kısım fırlama tabir edilen tipler oluyor ya böyle cin gibi, o tip gençler, sosyeteye mensup kardeşlerimiz, her gün kendine bakım yapan, çok güzel olmaktan hoşlanan genç kızlar, yakışıklı delikanlılar, hepsine hitap ediyorum, hepsine yönelik, inşaAllah. O yüzden beni o çizgide beklemeyin, o mümkün değil. Zaten öyle bir bakış açım yok. Kardeşlerim istiyor ki, Cübbeli gibi olayım. Cübbeli’nin yerine kişiler var şu an o işi yapan. Öyle insanlar var zaten. Çok miktarda var. Yani her yerde, her cemaatte var, tarikatlarda var. Tek tek isim vermeyeyim de. Zaten tamam bu eksiksiz tam kadro. Fakat benim gibi İslam’ı tebliğ eden bir insan yok. Dünya çapında. Mesela ben Amerikalılara hitap ediyorum, Musevilere hitap ediyorum, Hıristiyanlara hitap ediyorum, masonlara hitap ediyorum, ateistlere hitap ediyorum, Marksistlere, komünistlere hitap ediyorum. Hepsini ben şefkatle kucaklıyorum. Hepsine saygı duyuyorum. Dolayısıyla onların anlayacağı dilden konuşuyorum ve onların anlayacağı bir stille onlara yaklaşıyorum. Siz istiyorsunuz ki, Cübbeli gibi olayım. Öyle bir şey olmaz. Yanlış anlaşılma var orada kardeşlerimizde. Yani o konuda ısrarcı olmanız da yersiz olur. Şu an mesela Cübbeli’nin yerine gelen o Seyyid Efendi, gayet mükemmel anlatıyor. Başka hoca efendiler de var, Cübbeli’yi ağzında götürecek insanlar var. Onlar da anlatıyorlar, videoları var, her gün sohbetleri var. Onu dinlemek isteyen insanlar zaten camiye gidiyorlar, dinliyorlar. Mesela bak, benim canım Hıristiyan. Ben ona hitap ediyorum aynı zamanda. Mesela ben sarıkla, cübbeyle onun karşına zaten gelemem. Olay bitiyor yani. Zaten gelemezsin karşısına. Müzik zaten dinleyemezsin. Kadehi eline alamazsın. Böyle klas, yakışıklı olamazsın. Marka giyinemezsin falan feşmekan. Ben söylüyorum; ben alemciyim, neşeliyim, dışa dönüğüm, Atatürkçüyüm. Atatürkçü olamazsın bir kere bazı kafalar için, bazı kişiler için mümkün değil. Cumhuriyetçiyim, aydınım, laikim. Laik olmama adam şaşırıyor. Demokratım, demokrasiyi savunuyorum, en gelişmiş demokrasiyi savunuyorum. Coşkuluyum. Sanatın bütün şubelerini seviyorum. Resim, heykel, müzik, destekliyorum. Şimdi bakın, buralarda bitiyor benim olay, kopuyor. Onun için benim faydalanacak yönlerim varsa, onlardan istifade edin. Şimdi mesela iman hakikatlerini alın. Ama Ortodoks görüşe sahip olan kardeşlerimiz ben saygı duyarım, severim de Ortodoks görüşteki insanları. Hoşuma da gidiyor yaşamları. Ama öyle bir stile biz girmiş olsak, zaten İslamiyet diye bir şey kalmaz birçok yerde, söyleyeyim size. Bizim etkimizle göğsünüzü gere gere zaten İslamiyet’i anlatabiliyorsunuz birçok yerde. Biz komünistleri böyle etkisiz hale getirmesek, devlete musallat olan ideolojiyi yenmiş olmasak, hükümet de böyle rahat hareket edemezdi. Hükümetin elini çözdük. Hükümet rahat hareket eder hale geldi. Bakın hükümete kimse gıkını çıkaramıyor. Felsefi yönden yaklaşamıyorlar. Bir hükümetin güçlü iktidarının olması için, bir kere felsefi tabanının olması gerekiyor. Hükümetin biz felsefi tabanıyız. Eskiden mevcut sistem, Darwinizm üzerine oturmuştu. Hükümetlerde ona göre hareket ediyordu. Mesela sağ hiçbir zaman için güçlü olamıyordu, Darwinizme karşı güçsüz olduğu için, Materyalizme karşı güçsüz olduğu için. Birkaç dergi ile bile devirmek mümkün oluyordu hükümeti. Mesela Adnan Menderes’i çok rahat devirebiliyor birkaç dergi ile birkaç gazete ile. Ama bakın, hükümetin kılına dokunamıyorlar. Çünkü felsefi zeminde adeta kayaya çarptılar. Geçemiyorlar. Felsefi yönden eleştiremedikleri için hükümeti, sadece seyretmek durumunda kalıyorlar. Yapacakları hiçbir şey yok. Çok cılız direnmeye kalkıyorlar. Zaten pestillerini çıkarıyoruz anında. Mesela kardeşlerimiz bu yönünü göremiyor. Birçok kardeşimiz görmüyor. Eğer biz mesela Cübbeli zihniyetinde olmuş olsak, hükümetin felsefi savunması yapılamamış olurdu. Felsefi yönden eli zayıf olacaktı hükümetin. Bu çok müthiş bir durum meydana getirir, çok vahim bir durum meydana getirir. Hükümet ayaklarının üstüne basamaz o zaman. Ve çok rahat yıpratırlardı hükümeti. Ama biz muazzam bir zemin meydana getirdik. Anti-Darwinist, anti-Materyalist bir zemin meydana getirdik. Hatta CHP bile, sağa kaydı bu sebeple. CHP’nin sağa kaymasının sebebi de, biziz. Çünkü Darwinist-materyalist olamayacağını gördü CHP. Olamayınca, sağa kaydı. Sağ söylemdir şu anki CHP’nin söylemi. Zaten bunu herkes söylüyor. AK Parti’nin iktidara gelmesindeki ideolojik zemini… Biz illa AK Parti olsun demiyoruz. Ama sağ güçlü olsun, mukaddesatçılar güçlü olsun diye, bütün Anadolu’da bir ilmi faaliyet oldu. Bakın, iddia edilen Ergenekon terör örgütü davasında tutuklu olan Doğu Perinçek, çok zekidir. Ve hakikaten bu yargılanan kişiler içerisinde, en kültürlü olan odur. En olaylara derin bakabilen, analiz gücü en yüksek olan odur. Zaten onun için çok itibar ederler ona, herkes. O diyor ki: “AK Parti’yi Adnan Hoca iktidar etti, Darwinizme ve Materyalizme karşı mücadelesi ile. İl il Anadolu’yu bütün her yerini gezdiler, her yerde konferanslar yaptılar ve AK Parti’yi iktidar yaptılar” diyor. Biz gidin AK Parti’yi iktidar yapın konferanslarla mı dedik? Darwinzimi, Materyalizmi çürüttük. Çürütünce, halk doğal olarak sağa kaymış oldu. Bu işin olayı budur, kökeni budur.
DAMLA HANIM: Hocam, bu konuyla ilgili bir yazı okuyabilir miyim? CHP Mersin milletvekili İsa Gök de, son yaptığı açıklamada, uzun bir zamandır Sayın Kılıçdaroğlu’nun karşısında yer aldığını belirterek; “Çükü CHP artık sağa kaydı. Sayın Kılıçdaroğlu da artık solcu değil’’ demiş. “Partinin sağcılaştırılmasına karşı olduğunu, CHP’nin tekrar sol parti olması gerektiğini” vurgulamış.
ADNAN OKTAR: Şimdi o, CHP’nin bir gücü var değil mi? O ne istiyor biliyor musunuz? CHP’yi önce 6 milletvekiline düşürecek, sonra yok edecek. CHP sağa kaydığı için bu gücü kazandı. Tam sağa geçmiş olsa, Darwinizme-Materyalizme net tavır alsa, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne net tavır alsa, eğer yüzde 70 ile iktidar olmazsa, benim yanıma gelsinler. Ben buradayım. Bakın, Darwinizme-Materyalizme tavır alacak. Darwinizm yanlıştır diyecek. İlmi olarak açıklayacaklar. İddia edilen Ergenekon terör örgütü de, gaddar bir örgüttür, rejimi, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti yıkmayı amaçlamıştır, yok edilmesi gereken bir örgüttür derlerse, eğer yüzde 70 ile iktidara gelmezlerse, tekrar söylüyorum, ben buradayım, bana istediklerini gelip söylesinler. İktidarın yolu bu. Ben vatandaş olarak söylüyorum. Bunu yapsınlar, net netice alırlar. Bunun dışında sol söylem. Yani kökünü oyduk solun biz. Nereye solu koyuyorsun? Havada mı duracak CHP, nerede duracak? İdeolojisini yok ettik. Materyalizmi, Darwinizmi yok ettik. Neyin üstüne kuracaksın? İdeolojiyi oturtmak için, bir felsefi bir zemin gerekiyor.
Şimdi yine kısa bir ara verelim, devam ederiz.
VTR-Sayın Arif Arslan, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Çıkış Alametlerinin Hepsinin Gerçekleştiğini Anlatıyor.
DAMLA HANIM: Bir tanecik Hocamızın sohbetine Ebru, Ceylan, Semra ve Ginya ile devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Feride, Elif, Müge, Melisa; “Göz ziyafetimiz canımız Hocamız. Bugün sizi adeta tanıyamadık. O kadar gençleşmişsiniz ki” diyor. Allah Allah, Allah Allah, maşaAllah. “Gerçekten hayretler içindeyiz. Evde ekip olarak seyrediyoruz şu an. Ekranda olunca yerimizden kalkamıyoruz, ara verildiğinde kalkabiliyoruz ancak. Su içmeye dahi kalkmıyoruz” diyor. “Siz başımızın tacı Sultanımızsınız, Allah sizden razı olsun. Her gün görüşmeye geliyorsunuz, yalnız bırakmıyorsunuz. Dünyanın en yakışıklılarından biricik Hocamız. Ben ve arkadaşlarım sizi çok derin bir coşkuyla, çok seviyoruz” diyor. Böyle bir şarkı mı var? “Güneş sensin ay sensin, gökteki yıldız sensin. Dünyalara değişmem, sen birçok insandan güzelsin” diyebiliriz. “Gönlümün Sultanısın, sen başımın tacısın, tutunacak dalımsın” yani vesile olarak, “canımsın canımsın.” Çok güzelmiş.
“Adnan Hocam, şarkı söylemenize, ritim tutmanıza söz söyleyen ve eleştiride bulunanlara öğretin” diyor. “Şarkının da oyunun da, özellikle sevginin ve mutluluğun da tek sahibi olan Allah’tır. Bunu bilmelerini istiyorum” diyor. “Bunu siz her zaman söylüyorsunuz, ama arkadaşlarımız bunu bilmiyorlar” diyor. “Siz bu güzel tarifi her zaman anlatıyorsunuz, fakat yeni izliyorlar herhalde farkında değiller” diyor.
Hakan Fidan, MİT Müsteşarı, evet. Ben MİT Müsteşarı Hakan Fidan Bey’in, Türk İslam Birliği için canı gönülden, aşkla, Allah rızası için gayret ettiği kanaatindeyim. Dolayısıyla destekliyorum. Başbakanımız da, Sayın Hakan Fidan’da bir fevkaladelik, üstün bir özellik, imani, Kurani faydalı bir yön bulmuş olmasa, onu bu devletin hayati kurumunun başına geçirmez. Dolayısıyla biz insan olarak Sayın Hakan Fidan’a güven duyuyoruz. Türk İslam Birliği için de alenen ve açıkça bütün dünyanın gözü önünde, muazzam bir faaliyet yaptığını düşünüyoruz. MİT’i de kurum olarak tebrik ediyoruz, Sayın Hakan Fidan’ı da tebrik ediyoruz. MİT’in hep ruhunda Türk İslam Birliği vardır, her zaman da öyle olmuştur en başından beri. Allah hayır yoldaki faaliyetlerini de muvaffak etsin, Allah üzerlerindeki felaket ve sıkıntıları kaldırsın, zorlukları kaldırsın. Felaket isteyenlerin başına geçirsin felaketi. İyilik ve güzellik, cesaret versin Cenab-ı Allah, kalplerine güzel duygular, hamiyet hisleri versin, hidayet nasip etsin. Allah yollarını açık etsin. Mübarek insanlar, mübarek bir atakta. Hz. Hızır (a.s.)’da başlarında. Güzel, inşaAllah hayırla neticelenecek, hayır yolda Allah onları muvaffak edecek. Allah sa’y ve gayretlerini artırsın, daim kalplerini Allah’la birlikte kılsın. Aşkla, şevkle Türk İslam Birliği için gayret etmeyi, hepsine nasip etsin Cenab-ı Allah. İyi insanların hep gitmesini istiyorlar. Yok, öyle şey olmaz, inşaAllah.
Hocam siz buyurun.
DAMLA HANIM: İnşaAllah Hocam. Rusya Başbakanı Putin, SSCB döneminde okullarda yasak olan din derslerini geri getiriyormuş. Putin, dini okulların artırılması ve Tv’lerde dini yayın sözü vermiş.
ADNAN OKTAR: Putin çok akılcı davranıyor o yönde. Allah kalbine demek ki bir güzellik, iyilik sunuyor, akılcı hareket ediyor. Yani iyi bir siyasetle, komünistleri de dengede tutuyor. Ama dindarlara karşı alenen destek verdiğini ben biliyorum, ben bizzat gözümle gördüm. Müftü Efendiyi ziyarete gittik, dediler ki; “Putin de gelecek yemeğe” dediler. Kamera olarak bir tek bizim kameramız var, yemekte de biz varız, bizim çocuklar var, Müftü Efendi var. Putin geldi, videoya aldık, kendi eliyle yemek yedirdi Müftü Efendiye, acayip hürmet gösterdi Baş Müftüye. KGB, yani onun ayarında bir örgüt var biliyorsunuz, hiçbir güvenlik önlemi almadılar bizim olduğumuzu bildikleri için. Rusya’nın lideri, olağanüstü önlem alınması lazım, tanımaz bilmezler bizi, değil mi? Kameramanları da tanımazlar bizim çocukları da bilmezler. Hiçbir güvenlik önlemi almadılar, doğrudan geldi oturdu bizim hazırladığımız sofraya yemek yedi. Hiç bir güvenlik önlemi yok, Müftü Efendiye de eliyle yemek yedirdi. Bu mesela bende çok olumlu etki yaptı. Hakikaten dinin yayılması için, İslam’ın yayılması için, tabii Hıristiyanlığın da yayılmasını istiyor, yani dengeli bir tavır. Ama Rusya’da da Müslümanlığın alabildiğine yayılmasını istiyor. Uyuşturucu ve içkiden nefret ediyor, yani “Rus gençliğini mahvediyor” diyor uyuşturucu ve içki. Onun için, “dindar bir gençlik yetişirse, çok iyi olur” diyor. Yani büyük bir İslam ülkesi olmasını istiyor aslında Rusya’nın. O yönüyle güzel, o yönüyle takdir ediyoruz. Allah hidayet versin inşaAllah, Allah hak yolda, İslam Kuran yolunda gayretlerinde, Allah onu muvaffak etsin. MaşaAllah, yani Rusya’nın başında böyle bir insanın olması, dine bu kadar saygılı bir insanın olması güzel bir şey. Eski hali nerede, yeni hali nerede. İnşaAllah Rusya’da çok iyi olacak, Bediüzzaman’ın müjdesi var; “Yeniden eski haline dönemez” diyor, “dönse dönse İslam’a döner” diyor, “başka bir yer de kalmadı” diyor inşaAllah, “hakim olacak Rusya’ya İslamiyet” diyor, inşaAllah.
Hocam buyurun, sizden dinleyelim.
DAMLA HANIM: Hocam, Ramil Abbasov isimli kardeşimiz, Rusya’da çok yoğun faaliyetler yapıyor. 20 üniversite, akademi, liselerin başkan ve müdürlerine Yaratılış Atlası ve Darwinizm konulu kitaplarınızdan hediye etmiş. Toplam 18 kütüphaneye Yaratılış Atlası ve diğer kitaplarınızdan da hediye etmiş. Kirov şehrindeki camide, Mehdiyet konulu bir konferans vermiş. Orada Harun Yahya standı kurmuşlar, 300 tane Mehdiyet konulu DVD dağıtmış kardeşimiz. 1600 kadar DVD ve 200 kadar kitap dağıtılmış. Toplam 800 tane A9 Broşürü dağıtılmış. Ayrıca Rusya’nın ilk komünist şehirlerinden biri olan Kirov’da, 2 adet Harun Yahya afişi yaptırmışlar Hocam. Bu afişler bir ay boyunca burada duracakmış.
ADNAN OKTAR: Allah’ın böyle bu insanlara, bu kardeşlerimize böyle bir şevk vermesi, gayret vermesi ne kadar güzel elhamdülillah, Rusya gibi bir yerde. Rüya gibi yani. Eskiden, Moskof, komünist falan tahayyül edilemezdi. Bakın cayır cayır anti-Darwinist, anti-materyalist faaliyet yapılabiliyor. Mehdiyet’i anlatıyor, İslam’dan Kuran’dan bahsediyoruz.
KGB ajanları gelmiş, bizim arkadaşlarımız var, almış götürmüşler merkeze, “istediğiniz gibi serbestsiniz” demişler, “istediğiniz gibi faaliyet yapın” demişler, “bütün camiler her yer sizin” demişler, “sizi destekliyoruz” demişler, maşaAllah elhamdülillah, inşaAllah. Çünkü Rusya’nın lehine olacağı belli, çünkü Rusya dindar olduğunda, bölgenin en güçlü devleti olur, millet olarak da çok güçlü olurlar, devlet olarak da çok güçlü olurlar. Allah güç kuvvet versin zaten. Kıyamete kadar Allah Rusya’yı, sağlık sıhhat içerisinde, mutluluk ve sevinç içerisinde yaşatsın. Halkını da seviyoruz, milletini de seviyoruz, coğrafyasını da seviyoruz. Allah hidayet versin, iyilik, güzellik versin, inşaAllah. Mesela bakın benim canım da o beldelerin güzelliğini üzerinde taşıyor, maşaAllah. Hep böyle, Litvanya, Ukrayna, Beyaz Rusya hep böyle, hepsi güzeller maşaAllah, çok çok güzeller. Birde bak Türk kızları gibi çok terbiyeli oluyorlar, çok şekerler. Mesela öbür sevimli de öyleydi, çok nezihler, çok sıcaklar.
Tamam kısa bir ara verelim, devam edelim.
VTR- Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Ahir Zamanın Büyük Mehdisi’nin Kendi Yaşadığı Yüzyıldan Bir Asır Sonra, Yani Hicri 1400’de Zuhur Edeceğini Açıklamıştır.
DAMLA HANIM: Kıymetli Hocamızın sohbetine devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Atalay; “Allah razı olsun. Şimdilik sizi ve sitilinizi anladım. Zaten dini koyu olarak anlatan gerektiği gibi büyük alimlerimiz var. Sizin tarzınız sayesinde, yani benim gibi insanları kazanıyorsunuz ve şu sıralar A9 seyretmeye başladım, inşaAllah. Akşam da eğlenceye gideceğim, ama sayenizde kulluk görevimi hatırlayıp, yavaş yavaş korkmaya başladım. Kim bilir beklide tam düzelirim Hocam, Allah razı olsun. Biri gelip camiye, ‘gel sohbet edelim dese’ kafayı yerdi. Şimdi sayenizde bir sürü şeyler öğrendim. Zaten bilgisayarla uğraştığım için, 1999 senesinde Almanlara bile Harun Yahya sayfasından Kuran’ı kendi dilinden öğreneceği tek adressiniz Allah razı olsun Hocam. Beni sohbete götürdüler. Nur cemaatinden etkilenmedim. Sizin sohbetiniz, davranış şekliniz, huzur veriyorsunuz Hocam” diyor. Hakikaten mesela Risale-i Nur dershanesine götürseler çocuğu, ağır gelir dili, yapamazlar yani çok zor. Mesela çocuk neşeli, canlı, dans ediyor, hopluyor, zıplıyor falan, değil mi? Olmaz, yani onunla rahatça bağlantıya geçebileceği, böyle kalender, neşeli, arkadaşça, dostça onunla konuşacak birisi olması lazım. Birde Müslüman olduğunda, eğlenebileceğine inanacak. Yine dans edecek, hoplayacak, zıplayacak, bağırıp çağıracak, bağıra bağıra şarkı söyleyecek, şık giyinecek, resim, müzik hepsi olacak. Bilecek ki, Allah nimeti elinden almayacak, inşaAllah.
Buyurunuz, sizi dinliyoruz.
DAMLA HANIM: İnşaAllah Hocam. Serdar Turgut; “Dünya Müslümanlarına Arapların yaşam biçimini empoze etmenin sadece başarısızlıkla sonuçlanacağını belirterek, dünyaya Müslüman’ın nasıl doğru yaşaması, nasıl doğru konuşması ve modern dünyada nasıl var olması gerektiğini gösterme gücüne sahip, tek ülke Türkiye’dir” demiş. Yazısına da şöyle devam etmiş; “Çünkü çevreme bakıyorum, bu kesin dindar değildir dediğim, son derece modern insanlar koyu dindar çıkıyor. İşte dünya Türkiye’nin elindeki bu gücü gördü, ama Türkiye’de yaşayanlar hala bu gücün farkında değiller” demiş.
ADNAN OKTAR: Burada tarif edilen gençlik bizim vesile olduğumuz gençliktir, tabii, açık. Bütün İslam aleminin beğendiği gençlikte yine bizim anlattığımız gençliktir. Yani İslam alemi, Cübbeli’yi mi kast ediyor orada yahut başka kişiyi mi kast ediyor? Belli neyi kast ettikleri. Dergiler şunlar bunlar, gece gündüz Avrupa’daki dergiler kimden bahsediyor, neden bahsediyor? Çok güzel çalışmalar yapan kardeşlerimiz var, ama yani olay ortada, anlaşılmayacak bir yönü yok, inşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam, bir haber daha okuyabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Tabii.
DAMLA HANIM: İnşallah. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez Hocamız, bir haftadır ‘dindar nedir ne değildir’ diye soran dostlarımıza cevabımdır diyerek, şöyle bir açıklama yapmış; “Dindarlık, adil, dürüst, ahlaklı ve samimi olmaktır. Görsel ve gösterişçi dindarlık gerçek dindarlık değildir. Dindarlık bağnazlık ve ötekini tanımamakta değildir. Dindarlık, tevazuudur, muhabbettir, husumet ve kibir değildir. Dindarlık dinin bizatihi kendisi değil, iman etmektir” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mübarek hakikaten güzel insan üslubu da güzel, naif. Osmanlı ulemasına benziyor hocamız, maşaAllah.
“Adnan Hocam öncelikle Türk İslam dünyasına yaptığınız hizmetlerden dolayı Allah razı olsun, maşaAllah. Sizi hala tanıtmaya devam ediyorum” diyor. İş yerinde A9 Tv’yi ayarladım. Kanalların 1. Sırasına ayarlıyorum, Hocam” diyor. “Allah razı olsun” diyor. MaşaAllah, Sami Bektaş. Helal olsun, Sami, inşAllah. Fatih Erbakan Hocamıza, Adana’daki Elif Erbakan Hanım’da eşlik edecekmiş. Yalnız Elif Hanım hakkında hiç bilgi göndermiyorsunuz. Elif’in hakkında da bilgiler verin. Elif’in konuşmalarını da yayınlayalım. O da Erbakan Hocamız’ın nur parçalarından bir tanesi. Elif’de yani çok değerli insan. O da Saadet’in başında olabilir. Yani çok acayip ses getirir, şahane bir şey olur, değil mi? Yani nöbetleşe bir abisi, bir o olabilir. Yani onun için Elif Hanım hakkında da bilgi gönderseler çok iyi olur.
“Değerli Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın Selamı bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam, Arif Arslan Hocamız yakın zamanda programınıza misafir olduğundaki hafif çekingen tutumunun, şimdi tamamen kendinden emin ve sanki aradığı Hz. Mehdi(a.s.)’ı bulmuş hale dönüşmüş, maşaAllah. Ama Hocam benim asıl dikkatimi çeken şey ise sizin daha önce Ömer Çelakıl ile yaptığınız; ‘kendisi tabii ki Hz. Mehdi (a.s.) ayakta ve faaliyette olduğunu bilir ama bunu söylese o kanaldan içeriye bir daha giremez’ yorumunuzun ne kadar isabetli olduğu. Çünkü Arif Hocamız o alametleri sayarken kendisi sürekli hem tasdik etti, hem de yüzünde sürekli biliyorum dercesine pozitif bir tebessüm vardı. Ve o alametlerin üzerine kendisi de bildiği alametleri birer birer saydı, maşaAllah” diyor. Doğru, Çelakıl çok dürüst bir delikanlıdır. Ama Hz. Mehdi (a.s.) çıktı derlerse, arkadaş derler sen güzel başarılı bir insansın, iyisin hoşsun çok taktir ediyoruz ama program konsepti değişti biz sizi bu görevden eğer uygunsa yani nezaketi ile almak istiyoruz, siz ne dersiniz falan der ve konuyu bitirirler. Böyle hiçbir kanala bir daha almazlar. Çünkü onlar birbiri ile de bağlantılı oluyor bazen, onun için Ömer uyanık delikanlıdır, seviyoruz Ömer’i, saygı duyuyoruz. Ben o çocuğun çok dürüst olduğuna inanıyorum, çok efendi olduğuna inanıyorum. Hakkında olumsuz konuşanları kınıyorum. Bilmiyorlar çünkü, iyi niyet ile var gücü ile gayret ediyor. Yapmasa mı iyi bu gayretleri. Bakın hiç yokken İslam’a gayet güzel faydası oluyor, inşaAllah.
“’Dindarların beni dinlemesine gerek yok’ dediniz ama dindar olarak bilinen kardeşlerimin çoğu taassup ve bazı kalp hastalıklarına tutulmuş durumda inşaAllah. Ve esnek bakmayı bir tarafa bırakmış eskiden beri bilinen dini yaşama stiline sabitlenip kalmış, inşaAllah. Ahir zaman ve deccal iş başında Allahualem. Biz dinlemeden ve anlattıklarınızı sindirmeden Müslüman kardeşlerine normal bakabilmeleri imkânsız gibi inşaAllah. Ben cemaatler ile alakalı, içinde olan biri olarak sizden sonra bildiklerimi unutup temiz bir sayfa açacak konuma geldim neredeyse. Bu çok vahim ama gerçek; cemaatlerin çoğu tebliğden uzak bir yaşam içinde. Hizmet edenler de, fıkıh üzerine hizmet ediyor, Müslümanların birleşmesi ara konu olarak bile geçmiyor, genelde inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah” diyor. Dindarların beni dinlemesine gerek yok der miyim? Onu yanlış duymuşsun sen. Dindar kardeşlerimiz, benden istifade edebilir, dinleyebilir ama yani ben onların stilinde, o yönteminde bir faaliyetim yok. Yani böyle bir şeyi benden beklemesinler. Ortodoks bir bakış açısında değilim. Böyle bir şey sunmam ben onlara. Ama benden istifade etsinler, dinlesinler. Özellikle iman hakikatleri konusunda Kuran mucizeleri hakkında dinlesinler. Ama diğer konularda bana katılmayabilirler, ben saygı duyarım. Ayrıca Ortodoks bakış açısından ben hoşlanıyorum beğeniyorum, severim yani Osmanlı stili o tarz şey güzel. Yani ben yok olsun demiyorum o stile. Ama yanlış o boğulur kendi sistemi içerisinde yok olacak bir sistemdir o. Onlara İslam dini anlatamazsınız. Yıkılmıştır zaten, Allah’ın izni ile bizlerin vesilesi ile ayakta durdu. Yani en gidilmez kaleler girdik en yıkılmaz gibi görünen yerleri yıktık, elhamdülillah.
TNT tabii bunu yapar demiyoruz Çelakıl için de, yani olabilir herhangi bir yerde çalıştığında adama-çocuğa yol verebilirler. Ama keşke çok çok rahat olsa.
Bakın diyor ki; “Canım Hocam” diyor. “Çocuğumu Nurcu kardeşlerin dershanelerine yazdırdım oraya gizli bir nefer soktum, inşaAllah diyor. Ben de hocalar ile tanışmaya başladım. İlerde orası için çok yoğun planlarım var inşaAllah. Önce Yaratılış Atlas’ını dershaneye, sonra kitaplarını hocalara hediye etmeyi düşünüyorum. Parayı peşin yatırdım, bizi kolay kolay atamazlar. Düşünüyorum da canım Hocam, oraya Hz. Mehdi (a.s.) ve İttiahd-ı İslam kitabınız çok yakışır. Ey ruhumuzda bahar coşkuları uyandıran, inşaAllah aşkımızı pembe içecekli kadehler ile ruhumuza sunarız inşaAllah” diyor. Çok sevgi dolu ifadeleri var, çok şeker. Ajan sokar gibi onlara gerek yok. Bakın yayınla alenen herkese anlatırsanız, adam bir daha yalan söyleyemez. Bakın şu an utanmaya başladılar hakikaten de dağılmış vaziyetteler, darmakeşan oluyorlar. Yani bu şahsı maneviciler halkı her yere anlatın herkese anlatın bakın ben gece gündüz televizyonlarda anlatıyorum, felç oldular utanıyorlar artık. Mesela kıvırmaya başladılar böylece. Mesela “Hz. İsa (a.s.) öldü” diyorlardı, şimdi “ölmedi ama yalnız gelecek” diyorlar. “Hz. Mehdi (a.s.) olmayacak yanında” diyorlar. Hz. Mehdi (a.s.) olmayacakmış, tek başına gelecekmiş. Tabii bunu yine öldürecekler öyle tahmin ediyorum, yani geldi diyecekler de. Fakat onu anladılar ki. Öyle bir yalanı kabul etmiyoruz. Etrafındakilerde herhalde inanmadı ki, “tamam gelecek ama o geldiğinde Hz. Mehdi (a.s.) olmayacak” diyorlar. Halbuki bütün hadislerde Hz. Mehdi (a.s.) ile hareket ediyor. Yani Mehdisiz Hz. İsa (a.s) yok, Hz. İsa (a.s)’sız da, Hz. Mehdi (a.s.) yok. Mutlaka ikisi birlikte. Buhari, Muslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesai, Sünen-i Davud ve Risale-i Nur’da da bu şekildedir. Tek bir dünya hakimiyeti oluyor. Hz. İsa (a.s.), Hıristiyan aleminin Müslüman olmasına vesile oluyor, Hz. Mehdi (a.s.)’da, İslam alemini derleyip topluyor birleştiriyor ve dünya’nın imamı oluyor. Anlamazdan gelecekleri gibi değil. Ani yakalandılar, gücümüzü tahmin etmediler, böyle bir şey olacağını ve bu kadar ısrar edeceğimi tahmin etmediler. Yüklenince, panik oldular. Cingir cingir bağırmaları önemli değil.
Koray Şerif Alioğlu; “Hocam geceleri meyve-sebze halinde çalışıyorum. Ve öğlene doğru gidiyorum. Sonra sizin programınız zaten 5’e doğru bitiyor, saat 7’de işe gitmem gerekiyor. Ne yapacağımı şaşırdım canım Hocam.” Canım kardeşim benim, Allah iyilik versin.
Hükümet, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün devletin içerisinde yuvalanmış çakallarına, tabii ki nefes aldırmayacaktır. Ellerine sağlık, çok da güzel yapıyorlar. 3-5 noktaya 3-5 tane çakal yerleşip, hükümete devlete meydan okumaya kalkarlarsa, kendilerince uyuz kafaları ile iddia edilen Ergenekon terör örgütünü çakallığını yapmaya kalkarlarsa, devlet de karşılığını verecektir, hükümette karşılığını verecektir. Ellerine sağlık, çok da güzel yapıyorlar. Eskisi gibi yani Adnan Menderes dönemi gibi değil. Yani vururuz, ses çıkmaz diye bir şey yok. Üçkâğıtçılık yaptığınızda, iddia edilen terör örgütü mensupları bilin ki, mutlaka cevabını alırsınız. Helal olsun, çok iyi yapmışlar.
Münafıklar bir şey demiyorlar, şöyle bizi coşturmuyorlar. Konuşsun, şu münafıkları dürtelim şöyle. Hadi münafıklar hadi. Bir şeyler söyleyin.
“Selamun Aleykum Hocam. Fethullah Gülen Hoca Efendi’nin Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s.) hakkındaki ifadeleri maslahat olarak söylediğinden şüphem yok. Yakın zamanda hoca efendiyi ziyaret eden arkadaşlarınızın söylediklerinden bahsetmiştiniz. Bu konuda inancını açıkça söylerse, kendini Mehdi gözü ile bakılacağına tahmin etmekte zor değil. Kendisi bu tip şeylere karşı çok titiz bir insan. Bundan aşırı derece rahatsız olacaktır. Ayrıca böyle bir şeye neden olmak ihtimaline karşı, Allah’tan çok korkar. Bununla birlikte, ben de sempatizan ve cemaatten olan insanların bu konuda bu ifadeleri doğru kabul ettiğinden, belki Mehdiyet’e karşı da bir tutum aldıklarını düşünüyorum. Allahualem bu durumun tam tersi etkiye neden olabileceğini, aynı zamanda da Gülen Hoca Efendi şahsen sıkıntıya sokacak şeyler bertaraf edebileceğini ümit ediyorum.” Doğru da kardeşim, öyle de bir şey söylüyor ki Fethullah Hocamız da yani, bizim açıklayıp düzeltebileceğimiz gibi değil. Yani diyor ki; “Hz. İsa Mesih (a.s) ile ilgili Bediüzzaman, Müslümanları kandırdı” diyor açıkça. Yani onların gönüllerini almak için, inançları ile çatışmamak için, o yazıya göre yani onun adına da koymuş olabilirler o yazıyı, bilmiyorum. Ama tekzip etmediler bilmiyorum o yazıyı hocamız tekzip etsin isterse, “onların gönül almak için, onların inancı gibi gösterdi yani Hz. İsa (a.s) gelecek dedi” diyor. Yani “onları darıltmamak için öyle söyledi” diyor. “Yoksa şahs-ı manevidir” diyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın inmesi, zaten Adetullah’a aykırıdır” diyor Bediüzzaman’da diyor ki; “Adetullah’a uygun, Cebrail’i de gönderiyor Hz. Hızır suretinde melekleri gönderiyor Cenab-ı Allah” diyor. “Hatta ölmüş evliyalar, cesedi misali ile gönderiliyor” diyor, “Abdülkadir Geylani ve büyük zat” diyor, “cesedi misali ile gelirler” diyor. “Onun gibi son derece makuldür Hz. İsa (a.s.)’ın inişi” diyor. Fethullah Hoca da diyor ki; “Değil, Adetullah’a aykırıdır olmaz” diyor. Şimdi burada ret edilirse bu, Risale-i Nur’un tamamı ret edilmiş olur. Çünkü ayetle açıklıyor bunu Bediüzzaman, 3 tane ayetle söylüyor. Eğer Bediüzzaman ayetleri yanlış biliyorsa hadisleri, Buhari, Müslim, Tirmizi, Sünen-i Nesai, Sünen-i Davud’daki hadisleri yanlış biliyor ise-ki, ehl-i sünnetin temel itikadıdır, Hz. İsa (a.s.)’ın inişine inanmak, vaciptir, farzdır. Aksi haramdır. İnanmamak haramdır. Fethullah Hocamız ne diyor; “Maslahat icabı söyledi yalan söyledi” diyor, Bediüzzaman için. Şimdi bunu taktik olarak fitneyi yatıştırmak için söylemiş olabilir diyorum hocamız ama yenilir yutulur gibi değil. Nasıl yapacağız bilmiyorum. En azından hocamıza mahsus olarak kabul etsinler bu sözü, kendileri buna inanmasın. Bakın hocamız mecbur olmuş olabilir bunu demeye, belki hayatına kastetmişlerdir, o da mecbur olduğu için, bunu söylemiştir. Ama kardeşlerimiz kesinlikle buna inanmasınlar, dini imanı gider insanın, Allah esirgesin.
“Vallahi gerçek alimler dünyada olan biteni görüyor ve gerek Hz. Mehdi (a.s.)’ın zeminini hazırlıyor. Dün hayatın şifreleri özel programında bunları duyunca, çok duygulandım ve heyecanlandım. Hz. Mehdi (a.s.)’ın geliş müjdesini ilk Şeyh Nazım Kıbrıs i Hazretleri’nden duymuştum, sonra Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri ve daha sonra onların sayesinde sizden öğrendim. Her akşam sizi izliyorum ve Allah Hz. Mehdi (a.s.)’ı ve Hz. İsa (a.s.)’ı görmek, onların elini öpmek için dua ediyorum” diyor, Seyit Coşkun. Şeyh Nazım Hocam ne diyor; “Hz. Mehdi (a.s) geldi” diyor. Nerede? “İstanbul’da” diyor. Sonra da diyor ki; “arayın” diyor. Bizon’da diyor ki, ben ot arıyorum diyor, tahta kılıcım ile oynuyorum diyor. Ben Hz. Mehdi (a.s.)’ı aramam diyor daha 100 yıl var diyor. Sonra kulağından tutup göstertince ha dedi. Vay sığır vay diyoruz bizde. İttihad-ı İslam’ı istesene kardeşim. Bak Guantanamo’daki kardeşlerimizi mahvediyorlar o çocukları, işkence ile mahvediyorlar. Hıristiyan bir insan, yüreği parçalanmış onları kurtaralım diye çırpınıyor. Öbür kardeşlerimizde, badem bıyıklarına badem yağı sürmek ile meşguller. Öbürü tahta kılıç ile ben bunları doğrayacağım diyor. Hakikaten ya gerzekler almış çekiyor, “kılıçla doğrayacağız onların hepsini dörtte üçünü doğrayacağız” diyor. Ona plastik bir tane pazarda satılıyor çocuklar için ondan bir tane hediye edeceğim ben ona.
Kardeşim Türklük âlemi paramparça; Türkistan Özbekistan, Tacikistan daha hala kardeşlerimize kavuşamadık. Rüya gibi bizim için nerede olduklarını dahi bilmiyorlar. Çoğu insan ülkelerini dahi bilmiyorlar, kendi kardeşimiz oldukları halde. Çoktan birleşecektik, elimizi kolumuzu bağladılar. İttihad-ı İslam Türk İslam alemi çoktan birleşirdi. Afganistan niye böyle perişan olsun kardeşim? Irak niye böyle perişan olsun? Fas, Tunus, Cezayir her yer perişan. Niye böyle perişanlık olsun? Bakın, Suriye’de kardeşlerimizi döve döve öldürüyorlar. Demir sopalar ile döverek öldürüyorlar. Devletin yaptığı açıklama diyor ki; “70 kişi” Ne 70 kişisi, nerenin 170’i, nerenin 2070’i. Her tuttukları yerde Müslümanları şehit ediyorlar. Türkiye’de çaresiz tabii tek başına olduğu için bir şey yapamıyor. İttihad-ı İslam olmadığı için. PKK belası da var. Yoksa Türkiye onların hakkını en fazla 12 saatte avuçlarına koyardı. Suriye sınırından girerdi, dümdüz ederdi. Ama imkânımız yok, dar imkanımız. Sadece uyarabiliyoruz. Ama İran, Türkiye, Pakistan, sırf üçü birleşmiş olsa bile, höd dedin mi konu biterdi. Yapamazdı ki böyle bir olay olmazdı. Bu narcı bazı uyuz tipler var, Nurcu kardeşlerimizi tenzih ediyorum, narcılar uyuz ve uyuntu tipler, onların yüzünden felç olmuş vaziyette Müslümanlar. Birçok Nur talebesi felç olmuş vaziyette. Cübbeli’de diyor; “200-300 sene sonra İslam hakim olacak, unutun Hz. Mehdi (a.s.)’ı, İttihad-ı İslam’ı” diyor. Şeyh Nazım Hocam, canım benim yataktan bile bağırıyor Hz. Mehdi (a.s.) geliyor diye, Hz. Mehdi (a.s.) geldi diye, yatakta yattığı yerden bağırıyor. Koç yiğit benim şeyhim, maşaAllah.
“Adnan Hocam, tek kelime ile süpersiniz” diyor, maşaAllah. Tek kelime ile açıklamak çok önemlidir, maşaAllah.
Fatma Sare Öz; “Hocamı görmeyi çok istiyorum, adresini gönderebilir misiniz?” Murat Han Çelik; “Hocam, bu bizon neyin nesidir?” diyor. Gösterdim resmini daha ne yapayım, adresi de verdik, işte o kişi, ben oradaki kişiyi kast ediyorum.
Yine kısa bir ara verelim.
VTR: Araştırmacı Yazar Sayın Arif Aslan: “Ahir Zamanın Büyük Mehdisi, Üç Görevin Hepsini Birden Yapacaktır” diyor.
DAMLA HANIM: Yayınımıza Ebru, Ceylan, Beril, Semra ve canımız Hocamızla devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Önce şu sevimli köfteyi bir anlatalım. Göster resmini. Ah benim canım, şu sevimliliğe, şu şekerliğe bak, burun fındık gibi. Nedir ablası bunun sorunu?
DİDEM HANIM: Atakan’a ilik aranıyormuş. Annesi Gamze Twitter’dan herkese mesaj göndermiş. ‘Atakan’a bir tüp kan’ kampanyası açmışlar Twitter’da, sizden de duyurmanızı rica etmiş. Şurada da bilgileri var. “Ankara’dan ilik donörü olmak isteyenler.” Okuyayım mı hepsini?
ADNAN OKTAR: Evet oku.
DİDEM HANIM: Ankara’dan ilik donörü olmak isteyenler: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi. İbni Sina Hastanesi. Akrabalık Dışı Kemik iliği ve kordon Kanı Bankası. Tel: (312) 508 24 44
İstanbul’dan ilik donörü olmak isteyenler: Çapa Tıp Fakültesi İlik ve Doku Nakli Merkezi.
İzmir’den ilik donörü olmak isteyenler: Ege Üniversitesi Kan Merkezi. İrtibat no: 390 40 29. Randevu alınarak gidiliyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu kan kampanyası adı altında biliniyor biliyorsunuz, ilik nakli için yapılan bu çalışmalar. Oktar, zamanında böyle bir faaliyet yapmıştı, yeri göğü birbirine kattılar. Sebebi şuydu; Oktar’ın Müslüman olduğunu anlayınca bir kısım vatandaşlar, çıldırdı adeta, kendini kaybettiler. Neredeyse alenen ölmesini isteyecek dereceye geldiler, yani o kadar kendilerini kaybettiler. Onlar zannettiler ki önce, dinsiz falan normal sıradan bir insan zannettiler. Dindar olduğunu anlayınca, kelimenin tam anlamıyla kudurdular. Birçok karaktersiz, birçok cibilliyetsiz kudurdu. Halbuki devletin yaptığı bir kampanya, baştan sona kadar bütün evraklar hepsi tamamı devlete ait. Oktar’ın uzaktan yakından alakası yok, yani şahsi bir şey yok. Çocuğu o hasta halinde acayip bunalttılar o zaman bazı densizler, bazı münasebetsizler. Cahilliğiyle yapanları tenzih ediyoruz ama kasten yapan kahpeleri, Allah affetmesin, inşaAllah.
“Bil mukabele. Benim de evlad-ı iyalden bir çekincem yok Hocam. Bahsettiğim batıl hadiseler birer vakıa. Google’a kim yazdıysa, Adnan Oktar görür. Bu konu basit değil” diyor. “Emniyet Müdürlüğü ifadelerinde geçmiş, dava konusu olmuş. Mesleğim gereği her gün yüzlerce insanla muhatabım. Dindar kimliğim nedeniyle, her gün birkaç defa bana Adnan Oktar ve bu mesele soruluyor” diyor. “Ben, iftiradır diyorum” diyor, “ben Hz. Muhammed (s.a.v.)’e aşığım” diyor. Özetle bu şekilde anlatmış. Mesela ne diyor; “İftiradır” demiş, işte tamam cevabını vermişsin, daha bunun üstüne ne cevap verilir? Madem dindarsın, Kuran’a göre zaten dört tane şahit olmadan bir insana, bir şey söylenemiyor, dört tane şahit olması gerekir. Dört tane şahit var mı? Yok, bitti. Müslüman ise bunu soran, zaten konu bitmiş oluyor. Allah diyor ki Nur Suresi’nde: “Bu apaçık bir iftiradır demeniz gerekmez miydi?” Resulullah (s.a.v.)’in hanımına da iftira attılar, Allah öyle diyor: “Bu apaçık bir iftiradır demeniz gerekmez miydi?” Sen de deki, “bu apaçık bir iftiradır” de. Hz. Yusuf (a.s.)’a nasıl iftira attılar, bana da aynı iftirayı atıyorlar. Meşrebim Yusufi. Hz. Yusuf (a.s.)’a nasıl cinsellikle ilgili iftira atıldıysa, bana da cinsellikle ilgili iftira atılıyor. Yusufi olmakla da iftihar ederim, inşaAllah. “Mesih bin Yusuf” ahir zaman da beklenen Mehdi’nin lakabı, Tevrat’ta geçen ismi. “Yusuf oğlu Mesih. Yani Yusuf’la ilgili konu, Tevrat’ta defalarca vurgulanıyor; “Yusuf oğlu Kral Mesih” diye geçer. Benim babamın adı da Yusuf, ben de Yusuf oğlu Adnan’ım. Ama bakın Tevrat’ta; “Yusuf oğlu Mesih” diye Hz. Mehdi (a.s)’ın ana vasfıdır, o şekilde geçer, “Yusuf oğlu Mesih.” Ben de Yusuf oğlu Adnan’ım. Niye benzerlik var? Çünkü Hz. Mehdi (a.s.) öncüsüyüz, Hz. Mehdi (a.s.) öncülerinde benzerlikler olur, Hz. Mehdi (a.s.) talebelerinde benzerlikler olur. Gül ağacının gölgesine bakarsan, gül görünür, inşaAllah. Bizde de tabii Mehdi’lik alametleri oluyor o yüzden. Kurani açıdan açıkladım; “dört tane şahit gerekir” diyor Cenab-ı Allah. Aksi olursa diyor, malum, yani aksini Allah, haram kılmış, aksi olmuyor. Kuran açısından açıklıyorsun. Küfür açısındansa, zaten küfür o dediğin şeylerle iftihar eder sana söyleyeyim, övünç vesilesidir. Çapkınlık, ondan sonra, güç ve kudret iftihar vesilesidir. O yüzden kafanı takma, onlar zaten çok takdir ederler o yönüyle seni. Senin rahatsız olacağın bir şey yok, inşaAllah. Sen onları nereden öğreniyorsun? İşte oradan buradan öğreniyorsun. Delilin var mı? Delil yok. Yazılı belge gerekir, fotoğraf gerekir, kasetler gerekir, cd gerekir, mahkeme kararı gerekir. Benim aleyhimde herhangi bir mahkeme kararı var mı? Yok. Mahkeme kararı var mı aleyhimde? Yok. Aleyhimde herhangi bir cd, kaset, belge var mı, fotoğraf var mı bu dediğin iddiayı teyit eder mahiyette? Yok. Mahkeme dosyasında herhangi bir delil var mı? Yok. Bunu kim diyor? Savcı söylüyor, devletin savcısı diyor ki; “Sanık aleyhinde dosyada herhangi bir delil yok” diyor, “dosya boş” diyor, “dosyada herhangi bir delil yok” diyor. Yani “bu suçları işlediklerine dair, bu iddialara uygun, herhangi bir delile dosyada rastlanmamıştır” diyor, “yok” diyor. Sende diyeceksin ki, “işte poliste size söyletmişler.” Polise sen gitsen mastika yaparsın, hikaye yazarsın, roman yazarsın, bu Tolstoy’un kitabını yazdırırlar sana orada. İşkenceye alınan ifade geçersizdir. Bu hukuk kaidesi, değil mi? Yanında avukat olmadan, işkenceyle alınan ifade geçerli oluyor mu? Olmuyor. Sen neye dayandırıyorsun bunu? Poliste işkenceyle alınan ifadeye dayandırıyorsun. İki ayağımdan elektrik veriyorlar, şehir elektriği veriyorlar, ne diyeyim? Hayır mı diyeyim? Evet yaptım diyeceğim, ne diyeceğim? Adam sabah kadar elektrik verecek, başka türlü nasıl kurtulabilirsin? Üstelikte şehir elektriği. Çözüm ne? Yaptım demek, o zaman kurtulursun. Olay bu. Mesela mahkemesi oldu, hakimlerden biri dedi ki, “işkence yapılmıştır” dedi, doğru. Savcı da dedi, “işkence yapılmıştır” dedi, doğru. Diğer iki hakimde raporlar var, hastane raporları var, daha önce işkence yapıldığına dair mahkeme kararı var, bütün bunlara rağmen, “biz işkence yapılmıştır da diyemeyiz, yapılmamıştır da diyemeyiz” dedi mahkeme. Bakın, “işkence yapılmıştır da diyemiyoruz” dedi, “yapılmamıştır da diyemiyoruz” dedi. Savcı da hemen itiraz etti; “alenen belli işkence yapıldığı” dedi. Raporlardan belli, şahit ifadelerinden belli, özel raporlardan belli. “Adli Tıpta kitap olarak basılmış artık” diyor savcı, Adli Tıpta kitap olarak basılmış. “İşkence alenen bellidir” diyor. Öbür hakim de öyle dedi, “alenen belli işkence yapıldığı, en ağır şekilde cezalandırsınlar” dedi. Öbür hakimler de “tam karar veremiyoruz” dediler. “İşkence olmuşta olabilir, olmamışta olabilir” dediler. Adli yargıda göreceğiz bakalım, yani ne cevap verildiğini o zaman görürsünüz. Bak, İslam hukuku açısından açıkladım sana. İslam hukukuna göre zaten bir Müslüman, suizanda bulunamaz, dört şahit gerekir. Doğru mu? Doğru. O zaman zaten onları bir kenara al. Küfür içindeki adamlarsa, eğer cinsellik, çapkınlık olayları, zaten onların iftihar ettiği şeyler. Gazetelerde, radyolarda, televizyonlarda iftiharla anlatıyorlar, yani o takdir meselesidir onlar için, yani onur meselesidir, büyüklük olarak görürler. O yönden de kafana takma. Mahkeme ve diğer adli yönden diyorsan, işte bak ben sana savcının ifadesiyle söylüyorum. Diyor ki, “dosyada sanıklar aleyhine hiçbir delil yok” diyor. Benim aleyhimde, trafik cezası işlediğime dair bile, tek bir tane beyan yok, adli sicilim tertemiz. Bize bu iddiada bulunanlarda, say da say, say da say, envai çeşit adamlar. Dolayısıyla kaile alma derim, inşaAllah. Birde ben öyle, ‘it ürür kervan yürür’ derler, ben kevaşelerin, itin-kopuğun, çakalın, şahsiyetsiz, haysiyetsiz adamaların iftiralarından rahatsız olmam. O benim için bilakis üstünlük vesilesidir. Çünkü iftira atıldıkça, onların sevabı bana gelir, benim günahım da onlara gider. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi var. Benim makamımı yükseltir o. Hz. İbrahim (a.s.)’ın nasıl makamını yükselttiyse, benim de makamımı yükseltir. O konuda rahatsız olma, yani gönlün de rahat olsun. Bak, hukuki yönden açıkladım, avukat yönünde, yani oradan tamam, İslami yönden de açıkladım, her yönden açıkladım. Ama buna rağmen yinede kafanda yetersizlik oluşuyorsa, yine yazarsan yine detaylı cevap veririz, inşaAllah.
Evet, hadi bakalım, yarın görüşelim, inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...