MUHABİR1: Biz Kırım’da yaşıyoruz ve Kırım hakkında Türkiye’de çok malumatlar var. Bugün de Serdar Bey etti Kırım’a dikkat ve hürmet var siz bilirsiniz bizim tarihimiz biraz facialı oldu. 44 senesi biz Özbekistan’dan sürüldük çok Sovyetler Birliği’ne. Onun için, biz başka emsabet kişileri gibi ve bununla beraber sürgüne uğrayan insanlar olarak biz dinden ayrıldık. Ateizm muhitinde öztük, biz hem mektepte hem üniversite de bu fenleri geçtik. Bize Allah yok deyip ve bu demek şeyler hepsi çok önemli değil, ilimden uzak deyip laflar albardılar. Onun için biz de şimdi böyle bir devir değişti Allah’a şükür ve biz yavaş yavaş özümüzün, muhitimize dine kaytağımız sarılamız söylediğimiz Kırım’da camiler çoklaşa, dini kütgin insanlar çoklaşa ve biz ayda bilemis bununla beraber dini meseleler de çeşit seviyedeki meseleleri kaysı bir ilimle bağlı kaysı bir siyasetle bağlı bizde de onlardan çok büyük merak ve enteresan böyle bir uyana. Buna gelip biz seyredik, siz de böyle çeşit biraz sualler verilmegi sizin hakkınızda malumatlar çok var, çok meraklı, iyi ve tafsilatlı biz olanını işletebileriz internette hem kitaplarda lakin biz belki hepsi kitapların olamadık onun için bizde öyle sualler var kaysılarını biz isteledik sizde böyle bir doğrudan doğru cevap almaya.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah
MUHABİR1: Ve belki biraz uzaktan başlamak doğru gelir.
MUHABİR2: Pek memnunuz sorularımızın
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah
MUHABİR2: Bu bir tesadüf ile olan bir şey. Bize telefon açtılar dediler olabilir
MUHABİR1: Allah’ın hediyesi.
MUHABİR2: İnanmadım, dedim bu bir şaka ediyor benimle. Baktım bana tekrar telefon aldım. Sonra da işte Serdar Bey’in korgemci son tekrardan korkularımız kayboldu dedik Allah’a şükür. Böyle insanla konuşacağımız için, sizin anlayışınız bizim için pek uyumlu şey, aynısı Kırımlılar olsun bizler her sokakta, her adımda, işimiz rastgele. Tek olanda durda derin felsefe meselelerde alıntılar meselede rastgelemiz bunun için biz burada Kırımlılarla başka insanlarla sizin olan münasebetimizin, size engin suallerinizin, sizin cevaplarınızın pek memnun olduk. Bekir bey sus,
MUHABİR1: Önce sualleri yüke çekme, Adnan hoca ilim bizim alemimiz dünyamızın peydah olduğunda geldiğinde, insanların peydah olduğunda geldiğinde, bir çeşit malumatlar verir. Biz biliriz ki dört sizin kitaplarınızda da bu var, 15 milyar yıl evvelsi kozmik bütün peydah oldu. Tahminen 4,5 milyar yıl evvelsi yer peydah oldu. Ve ilk insanlar da belki, bir milyon yıl ziyade evvelsi peydah oldu.
ADNAN OKTAR: Evet 2-3 milyon
MUHABİR1: Lakin İslamiyette tanınan Kuran’dan gayrı başka kitaplarda, Tevrat’ta, İncil’de, biraz başka malumat var. Mesela, dediler bunlar yakında Yahudiler yılını kaydettiler ve dediler ki bu dünya peydah olduğundan geldiğinden beri geçti bu 5000 kaç yıl, bu ziddiyet değilmi ki?
ADNAN OKTAR: Tabi Darwinistlerin, Müslümanlara karşı güya kullanmak istedikleri, fakat çok yanıldıkları bir konu. Çünkü bunu, doğru Hıristiyanlar ve Museviler savunuyor ama Kuran’da zamanın Allah izafi olduğunu söylüyor. Yani, bizim günümüzün Allah’ın günüyle farklı olduğunu söylüyor Cenab-ı Allah. O zaman biz bunun zaman periyodu olduğunu anlıyoruz. Yani, altı zaman periyodu. Allah katında yani artık bu mesela 20 milyar yıl da olabilir, 15 milyar yıl da olabilir, her şey olabilir yani, duruma göre. Yani, Allah onu bize bırakmış ve bizim araştırmamıza bırakmış, fakat diyor Allah benim katımda belirli seneler diyor. Ama siz araştırın, Benim kastettiğim yılları bulun diyor Cenab-ı Allah. Fakat Hıristiyanlık ve Musevilikte de net tarih veriyorlar 6000 yıl bildiğimiz klasik 6000 yıl. Ve onlara muazzam malzeme verdiler Darwinistlere. Onlar da dediler bunlar bilimle alakaları yok. İnançla da alakaları yok, bunlar çok yanlış yoldalar dediler. Ama sonun da karşılarına bir Harun Yahya çıktı. Dedi ki: Kardeşim, siz bir kendinize gelin, yerin altından 100 milyon tane fosil çıkmış bir kere, 100 milyon. Değişmemiş. Kurbağa kurbağa, kedi kedi, köpek köpek, hepsi aynı. Mot à mot böyle fotokopi gibi çıkmış aynısı. Hiçbir değişiklik yok. Biz ne dedik, önce şunun bir hesabını verin. 100 milyon tane fosil nasıl değişmedi? Tabi çıt yok. Bir. Peki dedik sizin iddianızı güçlendiren ve iddianıza herhangi bir delil olacak tek bir tane delil verebiliyor musunuz? Hatta ben bunları teşvik etmek için dedim ki, üstüne de 10 trilyon para vereceğim dedim. Bir tane ara fosil getireceksiniz, yani Darwin’in iddiasını savunan herhangi bir tane fosil. Yine çıt yok. Çünkü bunun rezil ve yalan bir teori olduğunu kendileri çok çok iyi biliyorlar. Ama böyle kandıramadıkları birini dünyada görünce, müthiş panik oldular. Yani, ama on binlercesi birden panik oldu. Fransası, Almanyası, Danimarkası hepsi ayağa kalktı. Hop oturup hop kalkıyorlar. Yani zaten size biraz sonra göstereceğim, yabancı basının ifadelerini. Yani, tam bir panik ve dehşet havası var. Zannettiler ki, meydan boş, boş meydanda bolca at koştururuz, istediğimizi yaparız. Bir dakika deyince, müthiş panik oldular. Bir de Avrupalı liderler de çok etkilendiler, o çok şahane oldu. Mesela, Sarkozy çok etkilendi. İngiltere Başbakanı Tony Blair çok etkilendi. Bütün görüşleri değişti adamcağızın maşaAllah, bayağı dindar oldu. Sürekli Allah’tan bahsediyor, sürekli dinden bahsediyor. Hatta vakıf kurmuş. Sarkozy çok çoşkuyla Allah’tan bahsediyor. Bu kişiler daha önce dinden, imandan bahsetmiyorlardı. Darwinizm’i savunuyorlardı. Demek ki Avrupalılar samimi bilgi gördüklerinde hemen kanaatleri geliyor. Mesela Fransa Science et Vie bilim dergisi Atlas’ın soğuk duş etkisi yaptığını söylüyor. Ama Fransa’da La Point dergisi Darwin’i kurtarın başlıklı yayın yapmış. Fransa La Liberation tam bir panik gerçekleştirdi diyor Atlas için. Mesela Fransa 20 Minutes Şubat ayında istilaya uğradı diyor Fransızlar. Sanki askeri işgal var yani. Almanya Stern dergisi mesela, gök gürültüsü gibi patlayan kitap diyor. Almanya Nürnberg Zeitung, Darwin’in Avrupa’da işi zor. Almanya Die Welt dehşete kapılarak kitabın derslerde okutulmaması yönünde çağrıda bulundu. Yani, bitecek gibi değil, yüzlerce, binlerce haber çıktı. Ben çok küçük bir bölümünü aktarıyorum. Benim incelediğim, gördüğüm, Avrupalıların kanaati geldi. Yani büyük bir oyuna uğradıklarını, büyük bir tuzağa düştüklerini, büyük bir aldatmacanın içine girdiklerini anladılar ve Kırım Türkleri’ni yaktılar bu teorilerle, Azerbeycan’ı yaktılar, Kazakistan’ı yaktılar, bütün Türk alemini yaktılar. Kendi vatandaşlarını mahvettiler. Ruslar’dan da müthiş biliyorsunuz muazzam sayıda insan öldürdüler, yazık, Çin’de öyle akıl almaz katliamlar oldu. Dünyanın her yerinde Hitler’in yaptığı katliamlar malum, Stalin’in yaptığı katliamlar, Musolini’nin yaptığı katliamlar. Hepsi Darwin’e dayanıyor. Hani derler ya bir deli kuyuya taş atar, kırk akıllı çıkaramaz diye. Darwin’i tenzih ederim de, yani bir deli bir kuyuya taş attı, kırk akıllı çıkaramadı ve dünyayı mahvettiler. Şimdi yapılan rezaletin farkına varmaya başladılar süratle. Bütün terörün anarşinin kaynağı bu. Bütün rezaletlerin kaynağı bu. Mesela, Kırım Türkleri, son derece rahat güzel vatanlarında yaşıyorlardı. Yani, kime ne zararları var. Namazını kılıyor, orucunu tutuyor, Allah’tan korkuyor, çok efendi insanlar. Kendi öz vatanları, yani onları oradan sürgüne göndermenin alemi ne? O insanların hayatını darma keşan etmenin alemi ne? Ama işte kader, yani onların devrinde deccaliyet, yani Darwinizm, bütün dünyayı kasıp kavurdu. Deccal’in bir gözü görüyor, bir gözü görmüyordu. Sadece Materyalist gözle dünyaya baktı. Mana gözüyle bakamadı. Maddenin hakikatini göremedi. Ve de deccal dünya deccali dünyayı mahvetti adeta. Ama şimdi artık yakasına yapışıldı Allah’ın izniyle, bundan sonra kimseye bir şey yapamaz. Bundan sonra artık güzelleşme, iyileşme devri Allah’ın izniyle. Kırım Türkleri de inşaAllah eski huzurlu güzel günlerine yeniden dönecekler inşaAllah. Bunu göreceksiniz daha da mükemmelleşecek. Bütün Türk aleminin himayesindedir Kırım Türkleri. Bütün Türk aleminin himayesindedirler. Acı çekmiş olmaları da onlara sevgimizi kat kat arttırıyor. Yani, torunlarına da mesela sizlere de çok sevgimiz var. Acı çekmemiş olsanız bile siz, o günleri görmeyenlere de sevgimiz var, onların nesli olduğu için. Ama bütün acı çekenlere karşı bir şefkatimiz var, bir tek ona değil. İnşaAllah Türk-İslam Birliği’ne doğru süratle gidiyoruz. Bu karmaşa, bu yalanlar dolanlar, aldatmaca falan bunların hepsi son bulacak inşaAllah. Buldu, fakat iyice yayılacak güçlenecek. Çok güzel netice alacağız. Hıristiyanlığın yanlış yorumlarıyla dine, İslam’a saldırma kafasının da geçersiz olduğunu biz onlara gösterdik artık. Yani, çünkü Hıristiyanlık çok rahat karşılarına alabiliyorlardı. Yani mesela, Hıristiyan rahipleri falan, çok rahat ezebiliyorlardı adamları. Çünkü hakikaten onlara karşı güçlü bir fikirle gelemiyorlar. Çok zayıf bir fikirle geliyorlardı, 6 günde dünya yaratıldı dersen, zaten baştan olay bitmiş oluyor. 6000 yıl olur mu? 6000 yıl nerede yani, bakıyoruz bir teknik olarak bilimsel olarak bakıyoruz. Artık granit olmuş canlılar, yani 6000 yılda granit hale gelir mi? Kaya, taş olmuş artık canlılar, belli ki milyonlarca senelik. Yani, 100 milyonlarca senelik canlılar bunlar. Ama çok şükür, Allah’a şükür, gizledikleri her şeyi ortaya çıkardık. Bir kere şu fosilleri gizlemelerinin sonuna geldiler. İstanbul’un her yerinde fosil sergileri yapıldı. Türkiye’nin her yerinde fosil sergileri yapıldı. O oyun bir kere tam bitti. Amerika’da da yapıldı, başka yerlerde de yapıldı. O kadar zevkli ki bunların aldatmacalarını bozmak, yani böyle bir yalancı güruhunu darma keşan etmek müthiş zevkli bir şey. Yani, Allah’ın izniyle bunlar benim elimden kurtulamazlar. Yani, dünyanın neresine giderse gitsinler peşlerinde olacağım. İnşaAllah, buyurun.
MUHABİR1: Fundamentalizm dendiğinde, İran’daki hakimiyete Fundamentalizm derler, Afganistan’daki Taliplere Fundamentalizm derler. Böyle?
ADNAN OKTAR: Bir kere İslam, adı üstünde barış dini. Yani, silim barış, sevgi, şefkat, merhamet, dostluk, arkadaşlık, yardımlaşma, iyi olan her şey. Ama bunu cahilin cühelanın eline verirsen, asar, keser, bombalar, darma keşan eder. Niçin yapıyorsun der? Allah için yapıyorum der adam. Cahilin elinde böyle olur, yani İncil’i de zaten Hıristiyanlar aldılar, bambaşka bir şekilde uygulamaya kalktılar. Haçlı seferleri düzenlediler, muazzam katliamlar yaptılar. Astılar, kestiler, Museviler de öyle. Tevrat’la yaptıkları katliamların haddi hesabı yok. Halbuki, Tevrat komşuya dahi, yani herhangi bir komşu ama yani herhangi bir dinden, çok şefkatli ve koruyucu olmayı emrediyor. Bu Hıristiyanlıkta da vardır. Yani, sevgi dini Musevilik ve Hıristiyanlık da sevgi dinidir. İslamiyet de sevgi dinidir. Ama kalbi katılaşmış, Avrupa’da eğitim görmüş, Darwinist eğitimi almış, gerilla eğitimi almış, Komünist eğitim almış adamın eline Kuran’ı verirsen, senin karşına böyle gelir. Yani, çünkü adam kafasındaki kini ve nefreti uygulamak için Kuran’ı haşa kullanıyor. Yani, halbuki Kuran’da bir insan cinayet işlediğinde, katili getiriyorlar. Allah diyor ki: Katili affet. Ayet var. Daha bunun üstüne ne var? Adam öldürmüş adam, kasten, azmen ve kasten, adam öldürmüş. Kuran bunu affedin diyor. Çünkü, belki salah bulur, belki düzelir, belki iyi bir yola gidebilir. Affederseniz daha hayırlıdır sizin için diyor Allah. Böyle bir dinde şiddeti nasıl buluyorlar? Yani bombalama, asma, kesme, mesela küçük küçük çocuklar ufak, kadınlar var, arasına bombayı koyuyor adam. Darma keşan hepsini birden havaya uçuruyor. Niçin yaptın diyorsun? Allah için yaptım diyor. Kardeşim desene ben Darwinist eğitimden geçtim, materyalist eğitimden geçtim, Stalin hayranıyım. Ama Kuran’la da kendimce bağdaştırmaya çalıştım bunu, milletin gözünü boyuyorum. Biliyorum İslamiyet’te böyle bir şey yok ama, demesi lazım. Hastayım diyecek bu adam. İşin doğrusunu söylesin. Kuran’da böyle bir şey yok. Peygamberimiz son derece şefkatli, merhametli bir insan. Kedi uyuyor kucağında Peygamber’in, eteğini kesmiş, hayvanı rahatsız etmemek için, uyandırmamak için, öyle bir Peygamberimiz var bizim. Nerede ki öyle insanları bombalamak, çoluk çocuğu bombalamak, ortalığı birbirine katmak, ve şiddet. Bir de ruh şiddeti de ayrıca. İşte oturma, kalkma, sağa dönme, sola dönme, havaya bakma, yeme, içme, sanat yok, bilim yok, teknoloji yok, sevgi yok. Bunun dinle alakası yok bunların. Bunlar kendi ruhundaki karanlığı, kendi ruhundaki şirk düşüncesini, Kuran’a uygulamaya kalkan insanlar. Peygamberimiz’in hayatı (s.a.v) ortada. Güzellikten hoşlanıyor, estetikten hoşlanıyor, sanattan hoşlanıyor, etrafı temiz ve güzel, konuşmaları son derece nezih Peygamberimiz’in. Hep şefkatli, espritüel, gönül alıcı, bulunduğu yer tertemiz, yani o zamanın güç imkanlarıyla mesela gül ektiriyor. Yani, Mekke, Medine ortamını düşünün çöl ortamı. Orada bile gül yetiştiriyor düşünün. Yani, estetiğe ve sevgiye, güzelliğe olan yatkınlığını buradan anlıyoruz. Torunlarıyla şakalaşıyor koskoca Peygamber. Tabi onlarla mesela, kovalıyorlar Peygamberi, O da onları kovalıyor. Ya böyle bir insan Peygamber, orada bakıyorsun adamın suratından düşen bin parça, yani adamın yüzüne katil suratı çökmüş. Öyle Müslüman olur mu? Onun için böyle, dini, İslam’ı insanlara anormal göstertme, haşa, düşüncesinin arkasında Masonlar var. Ve bunların hepsi Darwinist, Materyalist, Stalinist eğitim almış insanlar. Böyle şeytanca bir düşünceyle İslam’ı insanlara korkunç göstertmek istediler. İşte 11 Eylül terör saldırılarını Müslümanlar yaptı. Nerenin Müslümanı, arkasına bir bak bakalım, bakıyor altında adamlar Amerika’da eğitim almış, Darwinist eğitim almış, Marksizm’i çok iyi bilen, Stalin’in bütün uygulamalarını çok iyi bilen adamlar çıkıyor. Niye buna Müslüman diyorsun? Yani, beyni yıkanmış, hasta adamlar. Onun için Müslümanlığa yapılan her saldırı şeytanın yaptığı bir saldırıdır. Biz bu oyuna gelmeyiz. İslamiyet Peygamber’in uygulamasıyla da ortada (s.a.v) Kuran’ın şefkat dolu izahları zaten çok çok ortada Allah’ın izahları. Kur’an ayetleri çok çok ortada. Bu oyunda aynı Darwinizm gibi bir aldatmacaydı, biz bunu da bozduk ve bozacağız inşaAllah.
MUHABİR1: Ben din tarihine meraklandığımda böyle bir şeyini özünü kaydettim. Ve isterim siz buna bir izah vermeniz. Tevrat’ta Allah’ın ismini, adını anmak yasak ve Yahudiler böyle söylüyorlar. Onların dini boyunca anmak olmuyor. Hıristiyanların dini boyunca ve Tevrat’ta Allah’ın adını gelişken gelişmegin yerde anma olmuyor, mümkün mü? Lakin her yerde değil, bizim dinimiz boyunca ve Kur’an-ı Kerim’de Allah’ı insan ne kadar çok ansa o akımda düşünse, o kadar iyidir. Buna siz nasıl izah verebilirsiniz? Niçin böyle?
ADNAN OKTAR: Hak dinler zamanla bir bozulmaya uğramışlar. Muhtemelen bu da Tevrat’a yapılan bir ilave, Hıristiyanlığa yapılan bir ilave, Hz. İsa niçin Allah’ı arada sırada anın desin yahut uygun yerlerde anın desin, her yerde Allah anılır, çünkü bizim kalbimiz sürekli Allah ile beraber, Allah’ın ismini duydukça zaten içimiz açılıyor bizim, yani Allah’ın anılmayacağı hiçbir yer olamaz. Her yerde Allah anılır, her yerde. Fakat Hıristiyanlıkta ve Musevilikte zaten değişen ve bozulan çok fazla şey var. Yani bir tek bu değil yani, çok fazla şey var. Ama Allah’a şükür ki, tek Allah’a inanma yine de duruyor, yani Hıristiyanlık dini teslis inancına sahip olsa dahi yine de temelin tek Allah inancını muhafaza ediyorlar. Ahiret inançları duruyor bu çok iyi, yani cennete ve cehenneme inanıyorlar Museviler ve Hıristiyanlar. Meleklere inanıyorlar, Peygamberlere inanıyorlar, yani bunlar çok temel hususlardır. Yani, dinin en özlü ve en köklü yapısını oluştururlar. İslam’ın da ve diğer bütün İslam dinlerinin de. O yönden aslında çok ta vahim bir durum yok. Yani, o yönüyle çok çok vahim bir durum yok. Bunlar hep düzeltilebilecek şeyler çünkü, ana kaideler, ana inanç konuları durduktan sonra onlar bir şekilde düzeltilebilir inşaAllah. Fakat bunlar zamanla tabi, Hz. İsa’nın zuhuruyla, Hz. Mehdi’nin zuhuruyla daha da sarih ve açık hale gelecektir. Ve kökten düzenlenecektir inşaAllah.
MUHABİR: İslam’ın iki büyük bayramı, İslami ülkelerde farklı günlerde kutlanıyor. Bu sorun nasıl çözülebilir?
ADNAN OKTAR: İşin doğrusu yani, bu detaylar ana sorunların içerisinde daha yan sorunlar olmuş oluyor. Daha tali sorunlar olmuş oluyor. Asıl bir kere Müslüman ülkelerin birlik ve beraberlik olması, bir kere farz bu, birbirlerini sevmeleri, korumaları, yardımcı olmaları, şefkat duymaları, bölünmeye karşı kesin tavır almaları, bölünmeyi Allah Kuran’da yasaklamış. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi saf tutarak mücadele edenleri Allah sever” diyor, ayet var, yani lehimlenmiş gibi. Burada, bu yok yani bir bölünme var. Gerçi bu düzelecek çok çabuk düzelecek, kısa bir süre içerisinde düzelecek. Ama bunlar sorun. Fakat bu sizin dediğiniz konu ve buna benzer birçok konu açıkça söyleyeyim Mehdi zuhur etmeden, Hz. İsa nüzul etmeden bunlar düzelmez. Ne İslam Birliği olur, ne de bu konu düzelir. Yani, çünkü yüzlerce yıldan beri bu devam ediyor, ama Mehdi’nin zuhuruna, Mehdi’ye karşı derin bir saygı ve sevgi olacağı için, ne diyorsa kabul eder İslam alemi. Çünkü, Said Nursi hazretleri, “En büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehid, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid olarak” diyor. “Bir Kutbu Azam olarak Ehl-i Beyt’ten bir şahsı gönderecek” diyor Cenab-ı Allah, bu şahsın Ehl-i Beyt’ten olacağını da söylüyor. Yani mealen yaklaşık söylüyorum. Onun için Mehdi de hiçbir sorun olmaz. İslam alemi onun bütün dediklerini kabul ederler. Bütün anlaşmazlıkların, nizaların hepsinin kalkacağını zaten Peygamberimiz rivayetlerinde söylüyor. Din aslına döner diyor onun zamanında, aynı Peygamber Efendimiz’in zamanındaki gibi olur diyor. Hatta Mehdi’nin mezhepleri de kaldıracağı söyleniyor. Yani, mezhepler de kaldırılıyor, aynı Resulullah zamanındaki gibi olur diyor. Bunu zaten Ehl-i Sünnet uleması söylüyor, bunu ben söylemiyorum, rivayet bunlar Peygamberimiz’in rivayetleri. Ve bütün nizaları ve anlaşmazlıkları kaldırır diyor, bu çok önemli. Bunların tamamı o zaman kalkacaktır, yoksa Şii Sunni ayrımı, Vahabi ayrımı tabiî ki devam eder. Ama vahim bir şey değil bunlar, yani vahamet yok. Vahamet sadece Müslümanların birleşmemesidir. Yoksa tabiî ki olabilir yani şu an, zaten Peygamberimiz de söylüyor ümmetin çeşitli mezheplere ayrılacağını, çeşitli kollara ayrılacağını, fakat bunun Mehdi zamanında yeniden birleştirilip, toparlanıp, tek hale getirileceğini söylüyor inşaAllah.
MUHABİR1: Benim sualimde, Şevket Bey’in sualine gelip çıkar ve sizin içinizdeki sözlerinizden lakin ben bu suali istiyorum açıp genişletmeyi ve başlamak istiyorum Türki dünyanın birliği hakkında çok isteğimiz bunu lakin biz istediğimiz netice daha yok. İslam ümmetinde birliği hakkında çok laflar yürüsedeğimiz lakin bunda da biz isteyen, biz tasavvur etken birlik bu da yok. Ve hatta bazı insanlar derler bu hayalperestlik birlik hakkında düşünmek. Ve hatta Türki dünyanın birliğini ve İslam dünyanın birliği arasında bir farklılık bir ziddiyet kıdırmağa ve tırışalar ve korsiteler, sizin fikrinizce bu hem Türki dünyanın birliği, hem İslam dünyanın birliğine erişmek için, yetmek için ne yapmak gerekir ki acaba? Ve bir de nasıl esas meseleler var fikrinizce?
ADNAN OKTAR: Türk Birliği bir kere ütopya olacak bir şey değil yani, o zaman biz Konya ile İstanbul, Erzurum’la Ankara nasıl birleşti demeğe benziyor bu yani, zaten bölünmüş olması çok anormal bir şey yani. Bizden adamlar, Erzurum’u alsa, Konya’yı alsalar, ya sizin birleşmeniz hayal deseler şimdi bunun bir mantığı olur mu? Adamlar zamanında bir dayatmayla ayırmışlar bizi, ya bir millet varsa ve aynı dili kullanıyorsa, ve aynı dindense zaten bunlar tek bir millettir. Yani bu nasıl olur ayrı ayrı. En fazla vilayetler şeklinde olabilir. Ayrı devletler dahi olmuş olsa onlar en fazla Türkiye’nin bir nevi vilayeti hükmünde olur. Bir anlamda. Tabiî ki devletler ayrı olacaktır. Mesela, Azerbeycan ayrı olacaktır. Ama iki devlet, bir millet. Kerkük de tabiî ki ayrı olacaktır. Ama iki devlet, bir millet. Aynı şekilde Kırım da öyle, iki devlet, bir millet, yani tek milletiz biz. Bu nasıl olur? Peki Ortak Pazar nasıl oluyor? Avrupa Birliği nasıl oluyor? Yani adamlar, yani Türklere gelince mi bu iş olmayacak hale geliyor? Yani hem dil bir oluyor, din bir oluyor, soyumuz bir, herşeyimiz bir, örfümüz, ananemiz, geleneğimiz, her şeyimiz bir, biz beraber olamaz mışız? Peki, Avrupa nasıl beraber oluyor? Nato, nasıl beraber oluyor? Nato, kim kimi tanıyor da beraber oluyor? Beraber aynı safta savaş veriyor bu adamlar, yani omuz omuza, bir mücadele gerektiğinde omuz omuza savaş veriyorlar. Canını veriyor adam, bu adamlar bu kadar birlik olabiliyor da, Türk Birliği niçin olmasın? Yani, bu cevap dahi verilmeyecek son derece mantıksız bir şey tabiî ki olacak. Bu sosyolojik bir gerçek. Ama bunu yaparken çok samimi olmak lazım, şimdi eğer bir adam çıkar da biz Türk Birliği’ni kuracağız, dünyaya hakim olacağız, Türk ırkı en büyük ırktır. En üstün ırktır. Bütün dünyayı biz yöneteceğiz. Yani böyle bir şey olmaz. Ama çıkarsın dersin ki, Türk milleti necip ve güzel ahlaklı bir millettir, sevgi doludur, barış yanlısıdır, fedakardır, değil mi böyle bir zorluk anında, canıyla malıyla bütün imkanlarıyla o durumu izole etmek ister, güzelleştirmek ister, dersin. Ve biz bütün dünya milletlerine şefkatle, sevgiyle bakıyoruz. Bunu söylersin, mesela Türk Birliği olduğunda Rusya gümbür gümbür yıkılır. Niye yıkılsın? Yani, niye Rusya yıkılması gerekiyor? Ya oradaki Ruslar ne kadar güzel insanlar, Ruslar yani niye adamlar mutsuz olsun. Niye orada bir acı olsun, acının üzerine biz mutluluk kuralım? Yani, birisinin ızdırabının, acısının üzerine mutluluk olur mu? Rusya yıkıldı mı biz bayram edeceğiz, olacak iş mi şu? Rusya müreffeh olsun, büyüsün, gelişsin, güçlensin o bizim mutluluğumuzu arttırır. Dost olalım, beraber olalım, yani Rusya zaten bir nevi bir Türk devletidir. Her yeri Türk Rusya’nın yani. Bir nevi bir İslam ülkesidir. Her yerde Müslüman kaynıyor. Yani niye düşman olmamız gerekiyor? Bir kere bu mantığı bırakacaklar. Bu çok mantıksız. Katılık bırakılacak, o zaman dünya devletleri zaten bu güzelliğe severek yaklaşırlar. Çünkü Türk-İslam Birliği bütün Avrupa’nın, Amerika’nın, Çin’in ve Rusya’nın lehine. Çünkü dünya ne istemiyor, terör istemiyor, bu terörü ortadan kaldırır bu birlik. Bütün dünyada kaldırır. Sırf İslam alemini değil her yerde kaldırır. Müthiş bir ekonomik güç meydana getirir. Müthiş bir yer altı zenginliği meydana getirir. Ve müthiş bir insan gücü meydana getirir. Ve muazzam bir sanat ve estetik gücü meydana getirir. Ve sevgi ruhu meydana getirir. Bunun çok iyi vurgulanması lazım. Buna dünyada kimse karşı çıkmaz. Komünisti de karşı çıkmaz, efendim, akıllısı da delisi de kimse karşı çıkmaz böyle bir şeye. Ama sen egoistçe ortaya çıkarsan, en büyük benim dersen ve herkesi ezeceğim dersen, kim derse desin, adama bir dakika derler yani, dünyanın her tarafında. Biz niye ateist, siyonizme karşıyız, bütün dünya şiddetle karşı, psikopatça adamların bakış açısı, o yüzden. Ama İsrail’i biz seviyoruz. İnsanlarını seviyoruz, Musevileri biz seviyoruz onlar bizim kardeşimiz, canımız, ciğerimiz. Bereket, bolluk içinde yaşasınlar, Allah hepsine uzun ömür versin, hayır versin. Bizim onlarla bir alıp veremediğimiz, Ermeniler de öyle bizim canımız, ciğerimiz, eski dostlarımız, eski kardeşlerimiz. Bizden zorla ayırdılar onları. Biz onlara Millet-i Sadıka diyorduk, sadık millet. Paşalarımız var bizim Ermeni, sanatçılarımız var, bilim adamlarımız var. Yani, adeta bir adamın ciğerini söker götürürler ya öyle oldu yani. Niye ayrılsın Ermenistan bizden? Türk-İslam Birliği içinde yerini alması gereken bir ülkedir Ermenistan. Gürcistan da öyle. Kucaklaşalım, hep beraber olalım. Ticaret yapalım. Sanayi de iş birliği yapalım. Hastaneler, okullar açalım, tesisler kuralım. Yollar yapalım. Yardımlaşalım, mutlu olsunlar, onların mutluluğunu görüp biz de sevinç duyalım. Biz insanların mutluluğundan zevk alan bir milletiz. İnsanlar mutlu olunca biz mutlu oluruz. İnsanların acısı üzerine biz neşeyi, sevinci, mutluluğu kuramayız. Bütün mesele bunu anlatmakta. Bunu anlattıktan sonra Amerika da, Rusya da hepsi bunu görünce kabul eder. Ediyorlar da. Ve edecekler de yani. Bakın söylüyorum Türk-İslam Birliği kesin kes kurulacak. Yani, altını çizerek söylüyorum. Yani, 10 yıl 15 yıl içerisinde bu iş bitecek. Yani bunun hiç ikinci bir ihtimali yok. Ayrıca söylüyorum Mehdi’nin zuhuru da kesindir, İsa’nın zuhuru da kesindir. Dünyanın tamamının İslam ahlakıyla şerefleneceği günler de çok yakın. Bunların hepsi kesin olan şeyler çünkü, Allah kaderi böyle yaratmış, dünyanın kaderi böyle. Kuran bunu işaret ediyor, Peygamberimiz’in hadisleri bunu anlatıyor (s.a.v) Bu sevgi ve dostluk ve kardeşlik anlayışı bütün dünyayı saracak. Eskiden böyle değildi mesela, Almanlar geliyor en büyük biziz, ee ne istiyorsunuz? Bütün dünyaya hakim olacağız. Dünyadan ne istiyorsunuz? Hepsi bizim kölemiz olacak. Adama böyle dedirtmezler. Ve Allah belalarını verdi, kim yaptıysa, Hitler de karşılığını buldu. Mesela, Mussolini çıktı. Ne istiyorsun? İşte bütün dünyaya biz hakim olacağız. En büyük biziz. Bunlar delice izahlar. İnsanlar ancak takvada üstün olabilirler ama ben Türk milletini çileden geçmiş, zorluklardan geçmiş, necip ve çok güzel ahlaklı bir millet olarak biliyorum. O yüzden milletimi seviyorum. Hakikaten Türk-İslam Birliği için Türkiye liderlik yapabilecek tek ülke. Hatta soruyorum da diyorum ki başka bir ülke varsa, yapabilecek bana söyleyin de düşüneyim. Kimse var demiyor. Evet diyorlar, hakikaten bu işi Türkiye yapar diyorlar. O zaman uzatmanın ne alemi var yani. Biz Fas’la da konuştuk insanlarla, Tunus’tan da Cezayir’den de, Mısır’dan da, İranlı arkadaşlarımızla da konuştuk. Her yerden konuştuk, herkesle konuştuk. Herkes Türkiye’de hem fikir. Çünkü bizim milletimiz çileyle yoğruldu. Bizim milletimiz yani, peynir ekmek yer ama misafirine en güzel yiyeceklerini sunar. Gider yerde yatar, misafirini yatakta yatırır. Öyle bir milletiz biz. Güzel ahlaklı milletiz. Üstünlüğümüz bu yönden, ahlak yönünden ben beğeniyorum. Ben yoksa bir ırk kafatası peşinde değilim yani, bu devirde zaten ırk da kalmadı yani, herkes herkesle evleniyor. Irklar zaten karışmış, saf bir ırk zaten olmaz inşaAllah. Ama ben Türküm diyen herkes benim için Türktür. Bitti o kadar başka bir konu yok yani. Ben adamın mezurayla kafasını ölçmem yani, Türk müsün değil misin diye.
MUHABİR: Son 10 senedir, yani İslam’ın modern halinden bahsediliyor. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz ve bunu destekliyor musunuz?
ADNAN OKTAR: İslam’ın modern hali?
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: İslam zaten kıyamete kadar olabilecek en yüksek modernliktir. Yani İslam’ın olduğu her yerde modernlik en yüksek noktadadır. Yani, mesela, dünyanın 100 yıl daha ömrü varsa, 100 yıl sonrasının en modern düşüncesi yine İslam’dır. İslam’ın modernliğe ihtiyacı yok, modernliğin İslam’a ihtiyacı vardır. Bir insanın modern olması için Müslüman olması lazım. Yani Müslümanlığı iyi bilmesi, onun derinliklerini görmesi gerekir. Modernlik nedir? Dengeli olmak, olgun olmak, güzel huylu olmak, sevecen olmak, estetikten hoşlanmak, ufku geniş olmak, beyninin ufkunun açık olması, güzel olan her şeyi o zamanın imkanlarıyla, o devrin imkanlarıyla en iyi şekilde değerlendirmesi, uzlaştırıcı olmak, yaratıcı düşünceye sahip olmak, yani telif gücü olması, en mükemmel binaları yapmak, en güzel tesisleri yapmak, en güzel müziği yapmak, en güzel estetiğin detaylarını görmek, bilimi en güzel şekilde geliştirmek, teknolojiyi en güzel şekilde geliştirmek, bu zaten Müslümanın hedefidir. Nedir bu işte, modernlik üstüne modernliktir. Din bizden yani başka bir şey istemiyor ki, Allah bizden, şefkat, sevgi, merhamet, kardeşlik, barış, akılcılık, ve Allah düşünmezler mi, akıl etmezler mi, araştırmazlar mı, bu tarzda sözlerle Cenab-ı Allah bizi bilime, araştırmaya, düşünmeye, ve dikkate sevk ediyor. Dikkat edin diyor zaten Allah Kuran’da, ayette dikkat edin şeytandan Allah’a sığınırım ayettir “Dikkat edin” Mesela, gezin diyor Allah bakın, araştırın yani bu hep Benim yarattıklarımı, Benim sanatımı, Benim kanunlarımı görün diyor Allah Kuran’da. Zaten bir fizik kanunu bulan Allah’ın yaptığı kanunu buluyor yani yeni bir kanun yapmaz. Mesela diyor ki Allah, geçmiş eski medeniyetleri araştırmamızı söylüyor Allah. Yani, buna işaret eden ayetler var. Ve yaratılışı da araştırmamızı istiyor Allah. Yani, yaratılışa nasıl başladığını. Yerin altına bakıyoruz ki Allah’ın dediği her türlü malzeme yerin altında var. Taşlar da Allah fotoğraflaştırmış bütün canlıları. Hem de bir tane, iki tane, on tane değil, yüz milyonun üstünde yerleştirmiş yerin altına. Canlıların nasıl yaratıldığını oradan anlıyoruz. Bakıyoruz ki tek bir kerede yaratılmış. Yani, bir canlı bir kerede yaratılmış ve değişmemiş. Safhalar içinde yaratılmış ama değişmemişler. Mesela, sürüngenleri ayrı yaratmış Allah, insanları daha sonra yaratmış bir hikmete binaen. Mesela, daha önce dinazorlar, şunu bunu yaratmış, kim bilir ne şenlikliydi dünya o zaman. Yani, daha da değişikti. Ama onları sonra yok etmiş Allah belki insanların huzuru için. Şu an devrimizde dinazorlar olsa millet rahatsız olurdu yani, ama Allah bak benim bir gücüm var, ben böyle şeyler de yaratmıştım geçmişte hayal edin, düşünün, neler yaratabileceğimi görün anlamında düşünmemiz için de bunu bu şekilde yapmış olabilir. Bir çok hikmeti olabilir. Yani hikmetler, bir tane, iki tane, üç tane olmuyor, çok fazla olabiliyor. Ama araştırdıkça ve düşündükçe ortaya çıkıyor. Modernlik eşittir İslam, İslam eşittir modernliktir. Dinin ekstradan modernliğe ihtiyacı yoktur onu söylüyorum, ama bir adam gelir, üstüne çuval giyerse, kafasına kirli bezler sararsa, şimdi buna gelip de, işte sen Müslümansın bak Müslümanlık seni bu hale getirdi, o adamın anormalliğindendir o, cahilliğindendir, estetikten, sanattan ve güzellikten anlamamasındandır, yani, onun dinle bağlantısı yok. Bir cahilin yaptığı eylem Kuran ayeti değildir. Allah’ın dediği söz değildir. O cahil insanın yaptığı bir eylemdir, o dine maledilemez. Yani bu oyunları bıraksınlar, dünyanın oyuncuları, buna güçleri yetmez. Dinin sevgiyi amaçladığı, merhameti amaçladığı, barışı amaçladığı çok açıktır. Allah bizim huzur içinde yaşamamızı istiyor. Güzel olmamızı istiyor. Bir de diyor ki Allah: Cennette de sizi sonsuza kadar mutlu edeceğim. Ama önce bir görün kendinizi, ben sizi biliyorum. Ama siz de bir kendinizi görün, imtihan olacaksınız diyor Allah, sonra ahirette sonsuza kadar sizi sevinç içinde yaşatacağım diyor. Yani, cennette meyveyi koparttın mı, meyve yine durur orada. Ama burada bir daha ki yazı beklemen lazım. Bir daha olmaz. Mesela her yer tozlanır burada, mucizedir tozlanma. Cennette toz yoktur. Yani, toz normalde, yani kainatta tozun olması mucizedir zaten, çünkü Allah maddeyi dışarıda yaratmış ama maddenin kendiyle bizi muhatap etmiyor, görüntüsüyle muhatap eder. Hep kafamızdaki monitörden seyrederiz. Geçeriz monitörün başına sabah oldu mu, kalktığımızda ilk bir monitörün başına geçeriz. Dünyada neler olup bittiğini o monitörden seyretmeye başlarız. Bu görüntüde Allah bize saat yaratıyor, teyp yaratıyor, mesela bu görüyorsunuz servis arabası, bunu yaratmış, bardak yaratıyor. Işık yaratıyor pırıl pırıl, bir de üç boyutlu ve gerçekten hakikaten varmış gibi görünüyor, mesela ben şimdi sizi görüyorum ya, yani hakikaten uzaktasınız, 1,5 metre falan uzakta görünüyorsunuz, peki gözüme şöyle bastırsam yandan siz oynarsınız, hani uzaktaydınız, demek ki benim beynimin içindesiniz siz. Tamam siz dışarıda varsınız ama ben sizin görüntünüzle muhatap oluyorum. Bu işte mucize üstüne mucizedir bu. Çok büyük bir olay, Darwin’in felç olduğu nokta ve kafasını hiç sokmadığı bir yer burası. Kafasının hiç almadığı ve yanaşmadığı bir yer burası. Darwin bu konuya hiç girmemiş. Giremez de, nasıl girsin? Çünkü bunun laboratuvar testi de yok. Bir insan kafasından dışarıya çıkamıyor ki laboratuvara da gitsin. Hangi laboratuvara gider, beynindeki laboratuvara gider ancak yani görüntü olan laboratuvara gidebiliyor. Yani, mesela o gemi ile geziyor Darwin, Allah’ın kafasında yarattığı gemiyle geziyor. Kaderindeki gemiyle geziyor, Darwin kendisi gidemez bir yere. Mesela diyor ki, ben kuşları aldım baktım diyor. O kuşu ona yaratan Allah, onun kitabını yaratan da Allah’tır. Darwin’in bütün kitabını yaratan, insanları imtihan etmek için yaratıyor. Ve milyonlarca insan bu imtihanı kaybetmiştir. Ve çocuk gibi inanmışlardır bu safsataya. Halbuki aklı başında bir insan, ya der ya bu nedir ben monitörün başındayım ve tam renkli seyrediyorum üstelik tam renkli, dünyanın en kaliteli televizyonun da bile şu görüntü yok. Çünkü o kadar net ki kesinlikle karşımda var görünüyor. Hangi televizyon bu netlikte? Yok böyle bir televizyon. MaşaAllah.
MUHABİR1: Ben yine Kırım vaziyetini kayıtmastayım. Şimdi biz de böyle din kütmeğe, dine sarılmağa imkanlar var. Ve biz gerçekten de Kırım’da Türk tavrına kesilgen İslam tereginin bu toprağa taşlamaya tirişanız. Lakin ve bu dine sarılmak deyince bizim yaşlarımızda çok değişe ve onlarda camilere katılırlar, ibadetlerini yaparlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Elhamdülillah çok güzel.
MUHABİR1: Lakin, yaşlar arasında böyle bir fikirler peydah oldu ve bunu bizim kartlarımız pek, bir heyecanla bir telaşla kaydederler. Bazı gençlerimiz dinde dil yok, vatan yok, millet yok diye fikir gelmekteler. Bu mesele hakikaten de bizi rahatsızlandırıyor. Eğer de Adnan Hoca siz böyle gençlerle göüşmek fırsat olsaydı, siz onlara ne söylerdiniz?
ADNAN OKTAR: Açsınlar Kuran’a baksınlar. Ben sizi diyor Allah milletler olarak yarattım. Milletler olarak yarattım. Bir kere Allah’ın kanunu bu millet olarak yaratmak. Ayrı dillerde, ayrı milletlerde yarattım diyor Allah. Kur’an ayeti var. Kur’anı açıp bakarlarsa öğrenirler.
MUHABİR1: Demek ola dikkatli okumuyorlar.
ADNAN OKTAR: Çok nettir o. Allah bizi ayrı ayrı, kavim kavim yaratmıştır. Bu çok fazla ayet var bir tane de değil. Kavimler halinde yaratmıştır Allah. Birbirlerini tanımaları, kardeş olmaları ve yardımcı olmaları, hikmettir bu, zaten fiili durum var, bir de Allah’ın sünnetullahı yani uygulamalı durum var zaten. Yani, fiilen milletler var zaten. Şimdi biz dünyada taş, toprak var mı diyor muyuz? Var taş, toprak görüyoruz yani zaten. Kuran demese dahi biz görürüz taşın toprağın var olduğunu. Milletlerin ve dillerin ayrı olduğunu zaten görüyoruz. Allah onu yaratmış zaten. Yarattığına göre bir hikmeti var, bir amacı var. Fakat birbirlerine düşman olmayacaklar, birbirlerini ezmeyecekler, birbirlerine kardeş olacak milletler, birbirlerine şefkat duyacaklar. Aileler de ayrı, Allah ayrı ayrı yaratıyor. Ama aileler birbirini boğazlamıyor. Birbirlerine yardımcı oluyorlar, kardeş oluyorlar. Mesela sahabeler var, o zaman mesela, Peygamber Efendimiz zamanında muhacirler ile ensar var. Muhacirlere ensar müthiş bir şefkat ve sevgiyle yaklaşıyor. İsteseler malından mülkünden vermeyebilir. Evine yaklaştırmayabilir, yani siz kendiniz ayrı bir ev kurun, bir şeyler yapın diyebilirlerdi. Ama öyle yapmamışlar. Mesela onlara toprak vermişler, hayvanlarının bir kısmını vermişler, onların kendilerini toparlaması ve güçlenmesi için yardımcı olmuşlar. Biz de aynı düşüncede olacağız. Mesela, Ermeniler bizden ayrı bir millet, dinleri de ayrı. Allah onları öyle yaratmış, Mesela, Allah dinde ayrılık olacağını da belirtiyor Allah. Hıristiyanlar var diyor Allah Kuran’da. Yani tek bir din var demiyor ki Allah, Museviler var diyor Allah. Hatta Saabiler var diyor. Müşrikler var diyor Allah. Yani, bir çok insan çeşidi olduğunu söylüyor ve kavimler olduğunu söylüyor. Yani, Kuran zaten bunu açıklamış. Fakat bizim bunlara karşı hukukumuzu açıklıyor Allah. Bunlara karşı şefkatli olacaksınız diyor Allah, hatta müşrikler onlar bir yerden bir yere giderken diyor Allah, onların can güvenliğini koruyun diyor, ayet var. Yani, selametle gidinceye kadar güvenliğinden sorumlusunuz diyor, müşrik oldukları halde adamlar. Ki o öyle bir ortamdı düşünün Peygamberimiz zamanı (s.a.v) ve savaş ortamı buna rağmen koruyun diyor Allah. Ama neticeden söylediğimde milletlerde vardır, dinlerde ayrı ayrı olur bu normaldir. Allah öyle yaratmıştır. Fakat biz bunun hepsine karşı anlayışlı, şefkatli ve merhametli olacağız. Koruyucu ve kollayıcı olacağız. Müslümanlar tabi ki bir Türk-İslam Birliği içerisinde bir birliktelik olacak Kuran’ın bir emridir bir kardeşlik bağı olacaktır. Fakat sizi milletler olarak yarattık deyince, haşa bir Müslüman ben bunu kabul etmiyorum demez. Allah bizi milletler olarak yaratmıştır der ve millet olmanın gereğini de yapar. Yani bu tartışılacak bir konu değil.
MUHABİR2: Adnan Hoca, Hıristiyanlar ve Müslümanlar çeşitli bakar, meseleye çeşitli cevaplar verirler. Eğer bu kahraman olsa, bu terörist, bu başka belki Rusya’da Çeçenler kahraman. Kosova’da bizim için kahraman da başka için terörist. Bu meseleye nasıl umumi bir atılgan bir manalı söz var mı? Nasıl ayracağız?
ADNAN OKTAR: Bu tabi Müslüman aleminde geniş bir sorun olarak devam ediyor. Fakat savaş hukuku, Peygamber Efendimiz’in uygulamasıyla ve Kuran’ın açık hükümleriyle belirlenmiştir. Yani bir ülkeye aleni savaş ilan edilmedikten sonra ve barış anlaşması yapılmışsa, barış anlaşması yapılan bir ülkeyle illegal bir savaş yapılması Kuran’a uygun değil. Yani gidip bir yer bombalamak, tuzak kurmak, onun geçeceği yollara gizlice bir şeyler yerleştirip sivil halkı yok etmek, bombalamak, bu yok. Yani, Kuran’ın anlatımında da biz bunu göremiyoruz, Peygamberimiz’in fiili sünnetinde de biz bunu görmüyoruz. Müslüman böyle bir yola girmez. Ama mesela farz edelim, işgal altında bir ülke ve rahatsızlar. Kültürel faaliyet yapılır, yani bilgisini artırsın, üniversitelere gitsinler, orada bir kültür oluştursunlar, kültürün ve bilginin karşısında kimse duramaz. Yani orada millet şuuru oluştuysa, din İslam şuuru oluştuysa, herkes birbirini sevip kolluyorsa, farz edelim adam dese ki, arkadaş ben size müdahale etmek istiyorum. Edemez, yani edecek gücü kalmaz, çünkü orası zaten ondan artık kesin kopmuş yani fikren kopmuş, ruhen kopmuş, aklen kopmuş, yani artık gücü kalmamıştır. Onun için dış müdahaleye kapalı hale gelmek ve güçlü olmak çok önemlidir. Mesela, Peygamber Efendimiz zamanında da müşrikler hakimdi, ilk Peygamber Efendimiz’in zamanlarında. Gayet iyi onlarla geçiniyordu Peygamber Efendimiz ama birbirlerini çok seviyorlardı. Koruyup kolluyorlardı. Kültürle, bilgiyle, şefkatle ve sevgiyle orada yayıldılar. Yani bir savaş olmadı dikkat ederseniz. Ve muhalif sisteme rağmen. Muhalif insanlara rağmen. Mesela, geçtiği yollara diken atıyorlardı Peygamberimiz’in, deve işkembesi de atıyorlardı, hakaret ediyorlardı, ama o gayet akılcı, gayet sevecen, sevgi dolu mücadelesine devam etti. Onun için yani, kültürün, bilginin, sevginin karşısında hiçbir güç duramaz. Hiçbir silahlı güç de duramaz. Yani Müslümanlar birbirini çok seviyorsa, Türk milleti birbirine çok bağlıysa, iç bütünlük tam sağlandıysa, herkes birbirine düşkünse, ne yapılabilinir o millete? Kim ne yapabilir, yani, mümkün mü bu? İçte bölünme varsa, fitne fucur varsa, iman zayıflığı varsa, iman gücünü kaybettiyse adam, ideali yoksa, kültürü, bilgisi yoksa, zaten o futbol topu gibi ayaktan ayağa, oradan oraya sürüklenir, yani kim vurursa o tarafa doğru gider o. Yani, kişiliksiz bir millet zaten ezilir. Yani, gelen de vurur, giden de vurur öyle birisine. En güzel mücadele kültür mücadelesidir. Fikir mücadelesidir. Akılcı mücadele, yoksa yani, böyle garibanlara, mazlumlara, çoluk çocuğa bomba atarak falan bir yere varılmaz. Varılmaz ayrıca Kuran’a uygun değil yani, çok önemli olan bu. Kuran’a, İslam’a uygun değil.
MUHABİR1: Hocam siz çok yıllar devamında ateizm, Darwinizm’e karşı böyle dava açtınız ve onu böyle muvaffakiyetle, kahramanca aldınız. Bu kureşte bu davada siz diğer dinlere mensup olan insanlardan bir destek görüyor musunuz? Bir gönüldeşlik var mı bu cephede?
ADNAN OKTAR: Evet, bu Hıristiyan yaratılışçılar böyle biraz araştırmaları vardı. Yani buraya da geldiler. Türkiye’ye biz davet etmiştik. Ama yani olayı bir kere baştan kilitlemişler. Yani bunlar mağlup olacak bir bilgiyle olaya girmişler. Diyorlar ki, dünyanın ömrü 6000 yıldır. Bitti zaten, sen onu dedikten sonra, istediğini anlat yani ondan sonra ne tartışacaksın ne konuşacaksın. Ama bunun dışında tabi faydalandığımız, bilgi aldığımız yönleri oluyor. Ama Musevilerden de biz bilgi alıyoruz. Musevi bilim adamlarından da alıyoruz. Bu kişilerden, yaratılışçılardan aldığımız bilgilerin yüz mislini de Darwinistlerden aldık. Onların aleyhinde bilgileri, onların kendilerinden aldık. Yani, o kadar kendi aleyhlerinde konuşuyorlar ki, o kadar açık veriyorlar ki kendi aleyhlerinde, bir tane, iki tane, yüz tane değil, onların hepsini aldık. Asıl vuruşumuzu biz onlarla yaptık. Yani, Darwinistlerden aldığımız bilgilerle biz onları ezdik. Yani, mesela bu fosiller, fosil resimleri, hep Darwinistlerindir. Yani onların kaynaklarından, onların araştırmalarından elde ettik biz. Yani yaratılışçılar bize fosil resimleri vermediler, hepsi Darwinisttir aldığımız kaynakların. Kendi silahlarıyla kendilerini etkisiz hale getirdik. Kendilerinden aldığımız suyla onları yıkadık. Öyle tabir edeyim. Yani % 99’u Darwinistlerden alınmadır. Mesela, Atlas’ta, Yaratılış Atlası’nda fotoğraflar görüyorsunuz. O fosil sahipleri hemen hemen tamamı Darwinisttir. Yani fosillerin sahibi olan kişiler, ama fotoğraflarını aldık. Alıyoruz da. Onlar bunları saklıyorlardı, çünkü işine yaramıyor, çünkü yaratılışı anlatıyor işine yaramıyor. Biz de dedik bir resimlerini alalım şunların. Aldık ve mağlup oldular. En büyük darbeyi oradan yediler.
MUHABİR1: Siz çok Kuran’ın mucizelerini açıklıyorsunuz. Onlara izahat veriyorsunuz. Ben de Kuran’a bağlı iki mucize size ayet istiyorum. Rica ederim siz de ona bir izahat vermenizi. Birinci mucize, bu Kur’an-ı Kerim Alman, Fransız, İngiliz dillerini yüz kereden ziyade tercüme olundu. Her bir dile. Siz bunu benden de yahşi bilirsiniz. Alman diline mizaçün, daha bir 10 yıl evvelsi 106 tercüme vardı. Bunu nasıl bu hakikatinde Kur’an-ı Kerim Allah’ın sözü olduğunun delili midir?
ADNAN OKTAR: Tabiî ki bu da bir delildir. Ama Kuran’ın büyük mucizelerinden bir tanesi, hiçbir zaman için, hiçbir devirde, bilimle asla çatışmamıştır. Kendi arasında da bir çatışma olmamıştır, ayetler arasında. Ve bilimle de hiçbir zaman için çatışmamıştır. Halbuki herhangi bir felsefi eser, herhangi bir kitap, herhangi bir düşünce yazarının hazırladığı herhangi bir eser, mutlaka ve mutlaka çatışır bilimle veyahut gerçeklerle çatışır. Bilim ve gerçeklerle asla çatışmamıştır Kuran. Bir kere bu mucizesidir, yani doğru olduğunun delillerinden birisidir. İkincisi Kuran’ın haber verdiği her olay doğru çıkmıştır. Mesela zamanın izafi olduğunu söylüyordu Kuran, millet olur mu öyle şey diyordu. Bak 1400 sene sonra, zamanın izafi olduğunu kendileri kabul ettiler. Bilim adamları, Einstein izafi fiziği açıklarken, bu konuyu çok çok net ortaya koydu. Zaman izafi dedi. Zaman yok dedi, hatta mekan da yok dedi. Kuran kainatın yoktan var edildiğini söylüyor. Bilim 1400 sene sonra bunu kabul etti. İnsanlar diyor ki, yani yoktan bir şey olur mu, nasıl olur? diyorlardı. Bak şimdi bilim adamları söyleyince, olurmuş diyorlar şimdi. Bak Kuran deyince kabul etmediler, 1400 sene, bilim evet doğru bu dedi, yoktan meydana geldi kainat dediler, sıfır hacim sonsuz yoğunlukta bir şeyden diyorlar. Sıfır hacim ne demektir, sıfır hacim yok demektir. Sonsuz yoğunluk ve sıfır hacim yok demektir. Böyle bir şeyden bütün kainat bir anda meydana geliyor, büyük bir patlamayla. Açıkça işaret ediyor ve anlatıyor Kuran bunu. Bu bir mucizesidir. Mesela, bütün kainatın üstünün bir dumanla kaplı olduğunu söylüyor Allah, ilk yaratılışta. İnsanlar nasıl olur bu duman gibi o zaman düşünmüş olabilirler bir kısmı, 1400 sene sonra modern bilim evet diyor bütün yeryüzü buharlarla, dumanla kaplıydı yeryüzü diyorlar. Ne dediyse Kuran hepsini kabul ettiler. Bir tane kalmaksızın.
MUHABİR1: Daha var mucizeler, onları da sonra izah vermenizi sorarım. Moskova’da bir alim var yaşayan. O da şimdi 50-52 yaşlarında. Bizlerle yaşıt. Felsefe doktoru. Ve bununla beraber o dini talim de alan ve papazlık yapan, devamlı yıllar devamlı papazlık yapan, hatta Presedent Yeltsin’nin dini meseleler boyunca, meslehatçısı olan, diputat olan Rusya federasyonunda,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah
MUHABİR1: Yugoslav Paul Degin adlı insan. O dinci insan olarak, Hıristiyan olarak, bununla da beraber Kuran’a da merakı olan ve Kuran’ı okuyan. Rus dilinde akademik olan çok büyük alim Kraçkovski onun tercümesini okuyor. Ve diyor, ben Kuran’ı anlamadım. Ve onda yazılan şeyler benim için çok yakın olmadı. Yüreğime değmedi çünkü anlamadım. Sonra birkaç yıllar geçerek, iman Valeria Porhava adlı bir hanımın aslında o da Rus milletine mensub, lakin onun arkadaşı Arap ve bu Müslüman dini kabul eden ve razı oldu Kuran’ı tercüme etmeye. Yaptı bu işi çok muvaffakiyetle, çok güzelce tercümesini yaptı. Bu 90 senelerinin başlarında, 92-93 oluyor. Bu Yugoslav Paul Degin okuyor bu Kuran’ı bu son tercümesini Rus diline olan tercümesini. Ve okuyup bitirdiğinde İslam dinini kabul etme fikrine geldi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah
MUHABİR1: Ve Ali adını alıp, Müslüman dinine geçti.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah
MUHABİR1: Bana böyle bir meraklı bir şey oldu. Ne dersiniz buna?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok fazla böyle olay var, bize de internetten bildiriyorlar. Ben bir kısmının ismini acaba versem mi dedim, fakat çok dikkat çekeceği için bu kişiler üzerine dikkat çekmek olmuyor, çünkü basın çok üstlerine gidiyor. Böyle bayağı bir vaka var. Çok fazla vaka var, maşaAllah bayağı güzel İslam’da çok hızlı güzel bir gelişme var. Ama diyorum Nicolas Sarkozy’nin konumu, Tony Blair’in konumu, hatta Jacques Chirac. Bana teşekkür mektubu gönderdi kitabı gönderince Jacques Chirac. MaşaAllah muazzam. Hepsinde Allah’a karşı müthiş bir muhabbet gelişti. Tony Blair’da da İslam’a karşı bir muhabbet gelişti maşaAllah. Arkadaşlarına da Kuran tavsiye ediyor. Basına da yansıdı bu zaten, kendi demeci de var da, fakat biz de haber aldık. Akşamları Kuran okuyor maşaAllah, Tony Blair bayağı dindar oldu. Yani, Hıristiyan, Musevi olması şey değil yani, o kadar sorun değil, Allah’a inanmaları çok önemli. Darwinizm’e karşı olmaları çok önemli. Zamanla Allah inşaAllah hidayetlerini arttırsın, Hz. İsa nüzul ettiğinde onlar da olur inşaAllah. Belki daha öncede olur Allah’ın hidayeti belli olmaz tabi inşaAllah. Ama müthiş güzel gelişme var. Mesela, dün de yine bir profesörün kitabını bana getirdiler. Ateistken Müslüman olmuş, Allah inancı konusunda daha önceki düşüncesinin yanlış olduğunu, Allah’a inandığını belirten güzel bir kitap yazmış. Şu an Türkiye’de de basıldı. Bayağı ünlü felsefeci, ünlü bir ateistti. Çok çok güzel gelişmeler bunlar MaşaAllah.
MUHABİR1: O şimdi Moskova’da, Müslüman Revu dergisinin reductörü bu insan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
MUHABİR2: Adnan Hoca, yıllar çok yılları devirdi bu dini zulümde oldular. Gizli şekilde din yapıldı. Sület içinde insanların kafası. Bu arada bizim fikrimizce dinde çok adetler üstünde kutme oldu. Bu zamanda bu devrimizde, halkımız küçücük Kırımlılar çeşitli Müslüman memleketlerden çeşitli İslam akımlardan İslam dini şeklinde Kırımlılara tesirleri var. Şimdi Kırım’da Vahabiler de var, Nurcular da var, çeşitli var. Hepsi orada Tırşalar işte, uzun uzun bilgi var. Büyük bir komflik var, ama o daha da büyük olacaktır. Bu meseleyi çözmek nasıl mümkün olur.
MUHABİR1: Dinimizin içinde siyasi farklılık, bu dini devlet, lakin bu siyaset son bu meseleyi çözmek için yol var mı? Biz küçük Kırım olup, bu meselemiz rastgelemiz.
ADNAN OKTAR: En nihayet açısından söyleyecek olursak, bu 10 yıl içerisinde, 15 yıl içerisinde hallolacak bunu söyleyeyim. Yani, kökünden hal olacak bu iş. Bunun böyle olacağını ben size şimdiden söylüyorum. 10 yıl sonra da yine görüşeceğiz. Bir dahaki senede görüşürüz, aylarda da görüşürüz o ayrı mesele. Ama dediğimin doğru olduğunu göreceksiniz. Yani İslam’ın böyle bir safhadan geçeğini Peygamber Efendimiz söylüyor. Fakat daha ileri dönemde, İslam aleminin her yönden derlenip toparlanacağını ve diyor Peygamber Efendimiz benim kendi neslimden bir şahıs olan diyor Mehdi’nin zuhuruyla bu konunun tamamıyla hallolacağını söylüyor Peygamber Efendimiz. Bunun bütün alametleri çıktı. Peygamber ne söylediyse, yani iki yüzün üstünde üç yüzün üstünde alamet vardır ama, yüz tanesi net elle tutulur yani, fiili olaylardır. Bu olayların hepsi oluştu, Peygamberimiz’in dediklerinin yani, peşpeşe 20-30 yıl içerisinde oluştu. Dediklerinin doğru olduğunu gördük, yani hepsinin doğru olduğunu gördük. Hadislerin de doğru olduğunu gördük. Yani, öbür türlü acaba mevzu hadis midir, doğru hadis midir denebilirdi belki, ama hepsinin doğru çıkması, hadislerin doğru olduğunu gösterdi. Onlar doğru olduğuna göre, arkasından gelecek olaylar da doğru demektir inşaAllah. Velev hadis bile olmasa Kuran’ın işaretinle bunun böyle olması gerekiyor. Nur Suresinin 55. ayetinde, Allah bütün İslam aleminin bir olacağını ve İslam’ın hakim olacağını, İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını söylüyor. Nur Suresinin 55. ayetinde var bu. Müslümanlar arasındaki bu ayrılıklar, gayrılıklar bunlardan pek bir zarar çıkmaz, bir şey olmaz, yani bu tedirgin olunacak bir şey değil bu. Bu daha çok araştırmayı, daha çok okumayı, daha çok kültürü teşvik eder. Çünkü gruplar birbirlerini bir anlamda yenişebilmek için kültür yönünden çok okuyacaklardır, çok araştıracaklardır. Araştırdıkça gerçeği bulurlar, gerçeği buldukça onun da gereksizliğine inanacaklardır bir süre sonra, yani o bölünmenin, gruplaşmanın mantıksızlığını anlayacaklardır. Yani, o tip işlerin arkasında da hayır vardır. Mesela, Darwinistler olmasa, biz bu fosilleri gidip yerin altında belki de o kadar aramayacaktık. Böyle bir kitap yazmayacaktık. Mesela, böyle hizipleşmeler olmasa belki biz cevap vermeyecektik bu konuya. Konusu geçmeyecekti belki. Ama bunların hepsi geçici şeylerdir. Bu tip hizipleşmeler de kültürü ve araştırmayı çok körükler. Bir de İslam ahlakının daha zeminde güçlü yayılmasına sebep olur. Zannedildiği gibi aleyhte bir şey değil bu. Yani öyle bir şey değil, zamanı gelince hepsi birlik olacak onu söyleyeyim. Yani, bu bir geçiş aşamasıdır. Bir riski de yok, denge sağlar hatta, bir yönüyle denge sağlayabilir şu an için.
MUHABİR2: Çok insanlarla konuştum, İslam ve Müslüman milliyetler bu aynı fikirler
ADNAN OKTAR: Tabiî ki aynı yani, Kuran’ın bize verdiği güzel ahlak kültürü vardır. Yani, mesela ben size burada nezaketli davranıyorum, sizleri seviyorum çile ehli olduğunuz için seviyorum. Misafirperverliğin gereğini yapmaya çalışıyorum. Kültür deyince yani böyle, din bizi sadece bilime ve araştırmaya teşvik eder ama güzel ahlakı Kuran bize öğretir. Yani, ahlak bilgisidir Kuran. Güzel ahlakı anlatır bize. Ama bilimi teşvik eder, modernliği teşvik eder, araştırmayı teşvik eder, kültürü teşvik eder. Onu biz dışarıda buluruz. Yani, dışarıda araştırırız onu. Ve onu Allah bize göstertir. Ama güzel ahlakı anlatan şey sadece Kuran’dır. Kuran ve Peygamber’in sünnetidir. Yani, Kuran’ın içerisinde Amerika’daki yerlilerin hayatı anlatılmaz tabiî ki, onu biz gidip araştıracağız, biz bulacağız, biz oradan o kültürü elde edeceğiz. Yahut atomun yapısını Kur’an genel olarak işaret eder, sadece araştırmamızı söyler. Allah o kanunları zaten yaratmış, hazır duruyor. Benim kanunlarımı arayın, bulun diyor Allah. Ararsanız bulacaksınız diyor zaten Allah. Bulduracağım size diyor. Kaderiniz böyle diyor Allah ve hakikaten aradığımızda buluyoruz.
MUHABİR2: Adnan Hoca, elbette biz pek memnunuz sizinle konuştuklarımızdan. Sizden çok cevaplar almak istiyoruz. Elbette biz hep suallerimizi de veremeyeceğimiz çok fikirler var hepsini toplayıp sizin önünüze koymaya fırsat olmuyor. Ama bize genel bir sorular ve genel bir cevaplar bize. Bugün interes olan bir vaziyetler var Kırım’da onun için biz sizin cevaplarınızı oraya göndereceğiz. Onlara bildireceğiz. Ne yaptığımızı soracaklar. Onun için daha bu siz diyorsunuz Türk dünyası yakında birleşecek. Ama bugün bu birleşme için bugün ne yapmalı? Yine de bir bu suali bilmeye tekrar mecburum. İçindeyiz biz Kırımlılar bu sual daima dura, birinci nedir, millet mi, din mi, dil mi, din, milliyet, dil, nereden başlayacağımız.
ADNAN OKTAR: Şimdi Türk Birliği için tabi önce, Türkiye’nin liderliği çok önemli, çünkü Osmanlı tecrübesi var geçmişten bir tecrübesi. Üç kıtaya hakim olmuş. Uzun bir dönem bu görevi şerefle ve çok güzel yerine getirmiş, belki eksikleri, kusurları olmuştur ama mükemmel oldu. Yanlışlıklar içinde Allah affetsin. Yani, yanlış şeyler de olmuştur tabi. Fakat Türk Birliği’nde ilk aşama olarak, Azerbeycan’la Türkiye çok müsait görünüyor. Azerbeycan ile Türkiye’nin birleşmesi. Bu birleşme sadece şu pasaport denen olayın bir kalkması gerekecek. Pasaport, vize o kadar. Bir de bir koridor oluşturulması, Türkiye ile Azerbeycan arasında bir koridor oluşturulması. Şimdi bunun için uğraşıyoruz inşaAllah. Bir Bismillah bir ilk adım atılırsa, bunun arkası gelir, çorap söküğü gibi gider bu. Bu Kafkas Paktı var, Kafkas Birliği. Mesela, bu çok güzel bir gelişme Kafkas Birliği. Bu Kırım’ı da içine alacak bir sistem. Bu iyi bir gelişme olur ama bunun için sürekli görüşmeler, sürekli toplantılar yapılması, sürekli gazetede, radyoda, televizyonda konunun gündemde tutulması lazım. Bizim mesela arkadaşlarımız vakıf olarak, sürekli basında bunu tam sayfa ilanlarla gündemde tutuyorlar. Mesela, Kırım’la ilgili büyük gazetelerde tam sayfa ilan çıkıyor. Azerbaycan’la ilgili çıkıyor. Doğu Türkistan’la ilgili çıkıyor. Türk Birliği ile ilgili çıkıyor. Bu devam edecek. Mesela, bu çok şuurlu bir kitle meydana getiriyor yani bunu isteyen. Talep olmadan iktidarlar adım atmazlar. Yani, halkın talebine göre iktidar hareket eder. Bu talep Türkiye’de şimdi yükselmeğe başladı. Yani, biz bunun peşindeyiz. Bu talebi biz o kadar yüksek noktaya getireceğiz ki, inşaAllah iktidar da diyecek ki biz bunu yapalım artık diyecekler. Çünkü Azerbaycan’da böyle bir istek var şu an. Çok ciddi. Yani Türkiye ile birleşmek istiyor Azerbeycan. Ben Azerbaycanlılarla görüşüyorum geliyorlar buraya gidiyoruz falan Allahualem yani birkaç yıl içerisinde olabilecek gibi görünüyor. Bir de Suriye ile Türkiye’nin birleşmesi mümkün görünüyor şu an. İlk başta kolaylık açısından. Arkasından Irak olacak gibi görünüyor. Irak’la Türkiye birleşecek gibi görünüyor. Ama bunun için aydınların mesela, sizlerin, bizlerin sürekli gündem meydana getirmemiz gerekiyor. Yani bunun gündemini sürekli yüksekte tutmak, ısrarlı tutmak, bunu zemine biraz daha yaymak gerekiyor. Çünkü, ben mesela Türkiye’de kiminle görüşsem, Türk-İslam Birliği’ne ne diyorsun desem, solcular dahil herkes çok iyi olur diyorlar. Şahane olur diyorlar, kardeşim o zaman hadi bakalım, Bismillah. Ama işte onun için biraz daha şevklendirmek, biraz daha azmettirmek lazım. Ona doğru gidiyor şu an Türkiye. Yani, bu kesin kararlılığın karşısında kimse duramaz onu söyleyeyim. Bir de hükümet de zaten bu görüşte. Turgut Özal da rahmetli bu görüşteydi, Süleyman Demirel de bu görüşteydi. Yani, Türk-İslam Birliğini onlar da istiyorlardı Türkiye hep istemiştir bunu. Ta rahmetli Adnan Menderes devrinde de vardı, hatta Atatürk de var ta o devirden geliyor. En başına gidersen. Türk-Birliği’ni Atatürk istiyor. İslam ülkeleriyle birliği de istiyor. Onun sözleri var çok açık. Ama tabi asrımızın aydınlarının şu an ki faaliyeti çok önemli, yani bunu Osmanlı’dan itibaren bizim aydınlarımız zaten istemişler. Gayret edilmiş, fakat şu an internetin ortaya çıkması, barışçıl ortamın ortaya çıkması, ülkelerin bağlantısının kolay olması, televizyon, radyo, basının güçlenmesi, bu imkanı en yüksek noktaya getirdi şu an, çünkü internette bizim Kırım’a ulaşmamız çok rahat mümkün oluyor. Onların bize ulaşması mümkün oluyor, eskiden böyle bir şey yoktu ki yani Kırım’la bağlantı bitti. Yani, izin alacaksın belki gidebilirsin, gitsen de nereye gideceğin belli değil, karmaşık bir durum vardı, telefon dahi edilemiyordu. Ama şu an böyle değil, bu yüzyıl çok müsait bu iş için, çok uygun bir ortam meydana getirdi. Yani, internet bir kere Türk-İslam Birliği için büyük bir mucize, büyük bir nimet. Bunu çok iyi kullanacağız, radyolar, televizyonlar, basın, aydınların görüşmesi. Mesela, burada bir konferans düzenlemeyi düşünüyoruz inşaAllah bizim vakıf arkadaşlarımız. Sizleri de çağırırız deriz adını koyalım bu işin, yani, ama çıkıp diyor ki adam nasıl olacak bu iş? Kardeşim yani, Avrupa Birliği bunu yapıyor, Ortak Pazar yapıyorlar, Nato birleşiyor, yani sen niye birleşemeyesin? Şu laf mı insan şunu ağzına almaz yani, şu ağza alınacak söz mü? Nasıl birleşeceğiz diyor. Konya ile Ankara nasıl birleştiyse, sen de öyle birleşeceksin bu kadar basit yani. Buna tacüp ederse, hayret ederse, ayıp yapmış olur, yani bunu imkansız görürse. Ne kadar acayip bir üslup yani. Bu son derece kolay, çok makul bir şey, fakat sunuşu çok önemli. Sunumunu yanlış yaptılar daha önce sorun oradan çıktı. Yani, Türk Birliği deyince ırk üstünlüğü zannettiler. Yani, dünyaya biz meydan okuyacağız, Türkler birleşeceğiz, meydan okuyacağız. Böyle bir şey yok. Türkler İslam alemine hep hizmet etmiş, Allah’a, dine, Kuran’a hizmet etmiş çile ehli millettir. Çileye talip oluyoruz biz, acıya, zorluğa talip oluyoruz biz. Yani, bir makam, mensip peşinde değiliz yani bir çıkar peşinde de değiliz. Böyle halisane olunca bunun sonu kolay gelir, çabuk gelir. Daha önceki giriş yanlıştı, o yüzden bu iş uzadı. Şu an yanlış bir giriş yok, doğru bir giriş var, inşaAllah çok rahat neticelenir.
MUHABİR1: Sağolun. Ben hissediyorum, siz yahşi bilgin ve belki de sevgin mevzuya ilim ve İslam alemi, Avrupa’daki ziyalar, alimler, çok yahşi bilirler, Avrupa’da 18-19-20. asırda ilimin bilgilerin o kadar inkişaf etmesine, İslam ilimi, orta asırlardaki İslam ilminin tesiri çok büyük oldu. Lakin ne içindir Garp’ta, Avrupa’da, Hıristiyan aleminde, ilim o kadar inkişaf edip, onların arasında o kadar alimler çıkmaya başladığında ne içindir, İslam alemi dünyası, biraz çöktü mü, zayıflaştı mı, ve şimdi de eğer de biz ilim faaline Nobel mükafatları ile ölçecek olsak, biz görürüz ki Nobel ilim sahasında Nobel mükafatları sahipleri arasında, Müslüman dinine mensub olan insanlar, Müslümanlar az bu ne oldu orta asırlarda bütün dünyayı kurtardı İslam ilmi. 18-19-20. asırda bir düşmek bir şey oldu. Bunu anlamak nasıl mümkün?
ADNAN OKTAR: İslam aleminin ve Türk milletinin ruh gücünü elinden aldılar önce. Bunu nasıl yaptılar? Darwinizm ile yaptılar, Materyalizm ile yaptılar, ateizm ile yaptılar. Bir insanın ruhunu elinden alırsan, bedeni kalır geriye, beden de hiçbir şey yapmaz ölür. Manen öldürdüler, şimdi o ruh yeniden onların içine girdi. Yani, Türk milletinin, İslam aleminin içine o ruh yeniden girdi. Ve yeniden canlandılar, dirildiler şu an. Yeniden iman heyecanını, iman şevkini kazandılar, çünkü Deccal yerle bir oldu Darwinizm. Deccal yerle bir olunca, ruh geldi Müslümanların üzerine, İslam aleminin üzerine, bundan sonra siz bir görün maneviyatı. Kafa açıklığını bir görün. Darwinizm’den mahvolmuş beyinler şimdi dirilmeye başladı, canlanmaya başladı, imanlı kafalardan, imanlı ruhlardan bilim çıkar, kültür çıkar, sanat çıkar, her türlü güzellik çıkar. Bundan sonra olacaktır. Suriye daha yeni yakasını kurtardı Komünist kafadan, Irak daha yeni kurtardı, Filistin daha yeni kurtardı. Filistin Komünistlerin eğitim yaptığı yerdi. Irak Komünist Partisi iktidardaydı. Stalinistti biliyorsunuz iktidar. Suriye de öyle, Komünist partisi iktidardaydı. Her yıl komünist kaynıyordu. Komünist kafa ne demektir, ruhu alınmış kafa. Ruhu alınınca ne kalır, materyalistlik kalır. Dikkat edin, Rusya’da da bilim ve sanat olmadı ondan sonra. Mesela, Rusya’da hiçbir tablo göremezsiniz, kaba kaba böyle insanın ruhunu karartan tablolar vardır, hiç böyle kaliteli bir sanat bulamazsınız. Mesela, kaliteli bir yazar çıkmamıştır eskiye nazaran, eski anlamda çıkmamıştır. Mesela, Fransa’da da çıkmamıştır son zamanlarda. Yani, ne sanatçı, ne bilim adamı, materyalizmin etkisiyle. Daha önce biliyorsunuz sanatçı kaynıyordu Avrupa. En güzel ressamlar, en kaliteli mimarlar, yazarlar çıkıyordu. Daha hala okunuyor onların eserleri. Ne zaman materyalizm ruhlarına girdi, kafaları biçildi adeta, mahvoldular manen. Hep o devirden kalma binalar, dikkat ederseniz Darwinizm’den önceki binalar, Darwinizm’den önceki mimari, Darwinizm’den önceki sanat anlayışı kalmış, Darwinizm’den sonra sanat yok, bilim de kalmamış. Darwinizm’in ölümüyle insan da yeniden dirilecek şu an. Bundan sonra siz sanatçı göreceksiniz, bilim adamı göreceksiniz, aydın göreceksiniz. Bu yüzyıl artık aydınlanma çağı, yani karanlık artık bitti. İnşaAllah yani, Avrupa’nın karanlık çağı kapandı, bundan sonra aydınlık çağına giriyor inşaAllah,Türkiye de, dünya da, İslam alemi de hepsi de inşaAllah.
MUHABİR1: Siz şimdi nasıl bu fikirdesiniz böyle diyor Darwinizm taraftarları ve Darwinizm’e sadık olan güçler, ve ona karşı kureşalbargan, dini Allah’ı tanımak esasında olan güçler arasında bu devam etmekte. Bugün de bugün Darwinizm’in soların kureşin demek olur mu şimdi küçük olur şimdi iktidarlı mı demek?
ADNAN OKTAR: Bakın ben size biraz ölçü vereyim de oradan anlayın artık. Anketler. İsviçre’de anket sonucu ünlü Blick gazetesinin anketinde yaratılışa inananların oranı %85, evrim teorisine inananların oranı %8 olarak çıktı. Benim kitaptan sonra. Fransa Science aktüalite internet üzerinden yaptığı ankette evrime inananların oranı %5 iken yaratılışa inananların oranının %92 olduğu görüldü. Almanya Deutsche Saytung adlı ünlü alman gazetesinin yaptığı ankete göre, insanın bir yaratıcının eseri olduğuna inananların oranı %85, evrim teorisinin geçerli olduğunun düşünenlerin oranı ise %9. Türkiye’de sokağa çıkın, sorun kime sorsanız, evrime mi inanıyorsun, Allah’ın yarattığına mı diye. Herkes Allah’ın yarattığına inanıyorum diyor. Çok çok çok nadir bulabilirsiniz evrimle yaratıldı diyen. Hep Allah yarattı diyorlar. Hangi semtine giderseniz gidin yani, lüks semtlerine de gidin, Etiler’e gidin, Taksim’e gidin, Florya’ya gidin, nereye gidiyorsanız gidin, her yerde aynı neticeyi alırsınız. Avrupa’da yerle bir, Allah’ın izniyle, yani yüzlerce haber çıktı, bir tane, iki tane değil. Mesela diyor ki, Belçika basının da manşet: Kitabın Avrupa’ya gönderilmesini yaylım ateşine benzetmiş. Yani, makinalı tüfekle tarıyor gibi. Yaratılışçılık yelkenler fora, hızla ilerliyor. Polonya, antidarwinist eğitim kitabı otoriteleri şok etti. Belçika, kulisler arkasında yaşanan panik. Manşet bunlar hep. İtalya La Stampa elveda Darwin. Elveda ne demek bitti git diyor. Danimarka Politiken gazetesi, Danimarka’nın. Anti-darwinist bombardıman. Portekiz, Türk öncü kuvvet. Sanki Osmanlı ordusundan bahsediyorlar. Evrim teorisinin ortaya atılmasından 150 yıl sonra yaratılış anlatımını tercih edenlerin sayısı artıyor Portekiz. Portekiz basını. Hollanda, Türk yaratılışçılık imparatorluğu diyor. Türk yaratılışçılık imparatorluğu Hollanda, Tro-ud gazetesi. İngiltere büyük bir gümbürtü koparttı diyor kitap için. Yaratılış Atlası’nın neden olduğu şok. Mesela, ABD, dünya çapında gösterişli bir yıldırım saldırı başlatıyor diyor benim kitaplar için. Gösterişli bir yıldırım saldırı. Kanada, Fransa yaratılışçılığın mayın tarlasına girdi. Yani, bastı mı uçacak diyor. Hakikaten Fransa şu an tam teslim. İspanya, Darwin’i savunmak için, duruma müdahale kararı aldı diyor. İngiliz Uluslar Arası Bilim Topluluğu Darwin’i savunmak için müdahale kararı aldı yani artık paniğin şiddetinden. Almanya, Adnan Oktar evrim karşıtı yaratılışçılığın en yıkıcı etki eser olan savunucularından biri diyor. Yani, binlerce var çok çok az bir kısmını seçip gösteriyorum, öyle az buz değil.
MUHABİR2: Adnan Hoca, ancak bu Avrupa memleketleri, şimdi bu Sovyet rejiminden olan memleketlerin farkı büyüktür. Fakat Darwinizm bu vakit yutmadı insanları ruhunda Avrupa’da, Müslümanız, ama bu bir evvelki rejimde, o tamam tabandan kesip bu din meselesini şu Darwinizm şimdi bugün Allah yarattı diyen insan çok olabilir bu memleketlerde ama terende nişanayken burada öle bir problem var. Onun için bu ilim tarafında sizin yaptığınız iş pek büyük, tecrübe olarak.
ADNAN OKTAR: Evvel Allah, evvel Allah. Oraları da inşaAllah böyle esip, savuracağız Allah’ın izniyle. Onlar da hep sırada, fakat şunu söyleyeyim, Avrupa’da Darwinizm şu an yerle bir, Amerika’da da yerle bir, bunun etkisini bütün Asya ve Çin kısa sürede hisseder. Çünkü, onlar bilimi oradan takip ediyorlar, yani Amerika’dan ve Avrupa’dan takip ediyorlar. Onlardan alıntı olarak kendilerini geliştiriyorlar. Onların müstakil bir çalışması yok. Darwinizm ile ilgili bütün çalışmalar Amerika’da ve İngiltere’de yapılıyor genelinde. Yani en yoğun bilgi oradan akıyor. Oradaki bir mağlubiyet onları otomatik etkiler. Yani, orada otomatik bir netice alınır. Bizim gelip anlatmamıza dahi gerek yok, çünkü internet zaten dünyanın her yerini delik deşik etti. Her yere giriyor internet, güneş ışığı gibi girmediği bir yer yok. İnternetin olduğu yerde Komünizm, Faşizm, Darwinizm, Materyalizm direnemez. Yani, gençler bir basıyorlar düğmeye, kısa sürede hemen bağlantıya geçebiliyorlar. Ama bu biraz vakit alabilir, ama çok çabuk neticelenecek onu söyleyeyim.
MUHABİR1: Son 20 yıl içinde siz, 300’e yakın kitap yazmışsınız.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah evet,
MUHABİR1: Size maşaAllah, ben de azıcık ilimle uğraştım bu çok akıla sığmayacak bir netice. Çok çok güzel, o kadar çalışmak. Ben size sormak istiyorum, bu sahada işler yekunlendi mi, bitti mi? Ya da yekune yakınlaşa mı ya da siz daha intensenlikle böyle ayda bir kitap yazıp da mühim meselelerin aydınlatıp maksat edip koyasınız mı? Nasıl meseleler var?
ADNAN OKTAR: Biz daha yeni başladık onu söyleyeyim.
MUHABİR1: Öyle mi?
ADNAN OKTAR: Daha Bismillah daha birinci adımı attık. Daha dur bakalım yani, daha yeni şöyle bir kendimize geliyoruz daha, asıl bundan sonra evvelAllah. Bütün İslam ülkelerine yönelik olsun, Türk ülkelerine yönelik olsun, kendi vatanımdır benim bütün Türk devletleri tamamı benim vatanım olarak görüyorum ben. Bütün İslam alemini de aynı şekilde görüyorum. Kitap çalışmalarım, bunlar gerçekten temel eserler. Daha detay eserlere gireceğiz. Detay çalışmalar yapacağız. Yani, en az bir bu kadar daha önümüzdeki dönemde bir kitap çalışmamız daha var. En az bir bu kadar daha inşaAllah. İnternette çok iyi geliştik. Mesela, bu sene 60 milyon kitap indirildi internetten, 60 milyon. Bir ülke insanı kadar 60 milyon.
MUHABİR1: Evet
ADNAN OKTAR: Geçen sene 35 milyon küsürdü, bu sene 60 milyon. Satış da müthiş arttı, mesela geçen sene 8 milyon satış vardı yurt içinde, bu sene ikiye katlandı. Yurt dışında 2 milyon kitap satılmıştı yine o da ikiye katlandı. Çok güzel gelişmeler var maşaAllah. Ayrıca sesli anlatımları indiriyorlar, cdleri indiriyorlar, filmlerimiz var onları indiriyorlar, her yeri kapladı Allah’a çok şükür, maşaAllah.
MUHABİR2: Bir söz peydah oluyor, mason bu bizim Türk dünyası birleşmesinde, birleşme yolunda o kedere edilecek mi? Bu sistem bu fikir, mason fikri. Darwin’le nasıl alakası var, var mı yok mu?
ADNAN OKTAR: Darwin’in kendi mason zaten. Darwinizm’i ortaya atan Masonluktur. Çünkü bu Sümer dini, Sümerlerden kalma bir putperest dinidir Darwinizm. Yani her şeyi tesadüf açıklar. Mesela, Paris şehrini, İstanbul’u kuran insanlar nasıl meydana geldi diyorsun, tesadüflerle oldu diyor. Tesadüf, dikkat edin. Başka bir şey de yok. İlk protein nasıl meydana geldi, tesadüf. İlk hücre nasıl meydana geldi, o da tesadüfen diyor. Peki tesadüfen nasıl oluyor diyorsun, mucize oldu, oldu diyor. Peki ondan göz, kulak nasıl çıktı diyorsun, mesela nasıl görmeye başladı, gören kim, duyan kim, o da bir mucize sonucu oldu diyor. Kardeşim binlerce mucize diyeceğine, bu mucizeleri yapan bir varlık vardır. Allah yarattı desene. Atomu ilahlaştıracağına, çünkü atomun gözü görmez, kulağı işitmez, atomu ilah haline getiriyor. Onu haşa Allah gibi görüyor atomları tek tek, bütün atomlar bir araya geliyorlar çok akıllı davranıyorlar diyorlar ki, biz bir araya gelelim bir protein yapalım önce, proteinler de böyle olmaz diyor. Bir araya gelip hücre yapalım, Hücre de olmaz, bunu biraz geliştirelim, kol, bacak çıkaralım diyorlar. Bacak çıktıysa o zaman göz de lazım, iki tane de göz koyalım. İki tane de kulak koyalım ki duysun diyor. Burun koyalım, koklasın. El yapalım, dokunsun, hissetsin. Beyin yapalım, beynin içinde şuur olsun, onu görsün aydınlık. İnsaf, beş yaşındaki çocuk inanmaz şuna yani, aklını tamamen yitirmiş olması lazım bir insanın şuna inanması için. Ve tesadüf, tesadüf, tesadüf neyi yapar yani, al bir avuç kum at bakalım, ne çıkıyor ortaya. Dağılır etrafa o kadar yani tesadüfün yapacağı budur. Tesadüften hiçbir şey çıkmaz. Bu oyun bitmek üzere, bitti de inşaAllah. Masonluk bunu organize etti, fakat masonluk köşeye sıkıştı şu an. Ben onu çok iyi deşifre ettim masonluğu Türkiye’de, felç vaziyette Masonluk. Yani, Masonluk gücünü Darwinizm’den alıyor. Dini gitti mi bir inancın, kendi de gider. Mesela, Türkiye’de iddia edilen Ergenekon örgütü vardı derin devlet yapılanması. Onun dinini ellerinden aldık Darwinizm’i, bitti adamlar darma keşan şimdi teslim vaziyetteler. Masonluk da öyle, dinini elinden aldın mı gider. Osmanlı’nın da dinini elinden aldılar, İslam’ı elinden aldılar, Osmanlı da yıkıldı biliyorsunuz. Şimdi yeniden dinine kavuştu, kafası açılır artık bundan sonra bastırır Türk milleti. Masonluğun dini Darwinizm’di. O da onun elinden alınınca, o da perişan vaziyette şu an. İnşaAllah.
MUHABİR1: Biz çok kullandık ama şimdi hatırlayamıyorum nedense, başta ilim sonra ibadet mi din yani, Kuran’da, Kur’an-ı Kerim’de öyle fikirler var ki, o fikirler boyunca ilim hakiki Müslüman için hakikaten de çok üstün bile çok mühim bir şey. Hatta bazı yerler de benim aklımda kaldığı gibi ibadetten de mühimdir ilim ile uğraşmak ve ilime vermek, fikir yürütüp gitmek ve çok insanlara Darwinizm’den kurtulup dinin derin ve sınırsız olanına ilimle bağı yardım edecek. Sizin için anlaşılan din meselesi dendiğinde, siz için menba siz için sınırsız bir alem, bu Kur’an-ı Kerim, ilimde tüm memba ne olmakta?
ADNAN OKTAR: Bilim tabi Kuran’ın teşvik ettiği, Allah’ın teşvik ettiği çok önemli bir nimettir. Çünkü bilim sayesinde mesela, bu bardak bilim vesilesi ile yapılmış. Bu ses cihazları bilim vesilesi ile, Allah onu vesile etmiş, bilimi vesile etmiş, her şeyde bilim var. Tabiî ki bilim nimet üstü bir nimettir. Çok çok büyük bir nimettir. Ama ibadetle kıyaslanması buna gerek yok. Çünkü zaten her şey bir ibadettir. Bilim de bir ibadettir. İbadet de ibadettir. Yani bu şöyledir, bu böyledir. Mesela, ben şimdi su içiyorum, su içmek mi önemli, oturmak mı önemli, gezmek mi önemli, yani, bunların hepsi önemlidir. Bu sıralamaya hiç gerek yok, yani, mesela, ben namazımı kılarım, orucumu tutarım, güzel ahlak gösteririm, bilimsel araştırma yaparım, hepsinden sevap kazanırım. Mesela, konuşurum sevap kazanırım, yazı yazarım sevap kazanırım, misafirlerimi ağırlarım sevap kazanırım. Yani her şey sevaptır. Şu şundan üstündür, bu bundan üstündür, onu ahirette bileceğiz Allah bilir yani bizim oradaki samimiyetimizle orantılı oluyor. Mesela adam, namaz kılar ama samimiyetsizdir, yani samimiyetsiz namaz. Ama bir bilim adamı, samimi olarak bir şey bulur, insanların hayrına, faydasına sunar. Onunla uğraşır o daha fazla sevap kazanabilir. Daha Allah’ın beğeneceği bir şey olabilir. Ama bazı insan da, bilimsel çalışma yapar ama, kalbi fesattır hiçbir sevap kazanamayabilir ondan. Namaz kılan insan ondan çok daha fazla sevap kazanabilir. Biz bunları bilemeyiz bunlar hep ahirette bizim anlayacağımız şeylerdir. Çünkü bizim samimiyetimize göre, durumumuz değerlendirilecektir. Yani, ne kadar dürüstsek, o kadar. Çünkü, şeytandan Allah’a sığınırım. Allah diyor; Allah’ın katında ancak samimi olan kullar kurtulur diyor. Samimi olan ölçü olarak onu koymuş Allah. Allah katında en iyi olan en takva olanınızdır, diyor. Bu nedir, samimi olmak, candan olmak, Allah için en iyisini yapmak, bir şey de Allah’ın rızasına en uygun olanını yapmak. Mesela, siz buraya geliyorsunuz Allah rızası için geliyorsunuz çünkü, mesela Kırım Türkleri’nin, benim kardeşlerimin çilelerini, rahatsızlıklarını dile getiriyorsunuz. Bunları konuşuyoruz, ve sonra da bir çözüm arıyoruz. İnşaAllah çözüm olacak şeyler ortaya koyuyoruz. Bu bir ibadettir. Ama biz çıkıp dışarıda gezebilirdik de, sokakta da gezebilirdik. Yani, belki onda da bir sevap olur ama bu daha üstün olduğu belli bunun, bunun daha güzel olduğu belli. İnşaAllah fakat her halukarda biz takdiri Allah’a bırakacağız. O ayırım genellikle fitneye sebep olur, yani insanlar sanki din önemsizmiş gibi görebilir veyahut bilim önemsizmiş gibi görebilir. Hepsi önemli, din de önemli bilimde. Çünkü hepsini yaratan Allah. Yani, sanki bilimi biz mi yaratıyoruz, bilimi de Allah yaratıyor. Monitörün içerisinde kafamızdaki monitörde görüyoruz. Laboratuvarlar yaratıyor, teknik aletler yaratıyor, sokakta arabalar yaratıyor mesela, arabada gidiyoruz zannediyoruz ama, araba bizim içimizde, kafamızın içinde oluyor. Bir monitörde ha bire yol alıyormuşuz gibi görünüyor. Tabi, onun için Allah’a tam güvenip, O’na tam teslim olup, samimi kalple her şeyi Allah’a bırakıp, elimizden geldiği her şeyi yaparsak, bize zaten Allah sürekli nimet sunuyor. Mesela bak Türk alemi müthiş rahatladı son zamanlarda dikkat ederseniz, maneviyata döndü Türk milleti, İslam alemi. Her yerde bir barış havası esiyor. Her yer ferahlamaya başladı. Afganistan, Irak’ta olaylar oldu ama bu hadisler zaten belirtmiş Peygamber Efendimiz Mehdi’nin zuhurundan önce Afganistan işgal edilecek diyor Peygamberimiz. Irak işgal edilecek, hatta yabancı ülkeler tarafından işgal edilecek diyor. Rum diyor Rum rivayette. Yani gayrimüslimler tarafından işgal edilecek diyor. Aynı zamanda ay ve güneş tutulmaları olacak diyor Peygamber Efendimiz, Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları 15 gün arayla. Bu da oldu. Kabe’ye baskın yapılacak diyor hicri 1400 yılında, bu da oldu. Kan akıtılacak dedi bu da oldu. Kuyruklu yıldız çıkacak diyor aynı dönemde Peygamberimiz, kuyruklu yıldız da çıktı. Halley kuyruklu yıldızı çıktı. Güneş’te büyük bir alamet olacak diyor Peygamberimiz. Yüzyılın en büyük güneş patlaması oldu. Fırat’ın suyu kesilecek diyor aynı dönemde, barajla Fırat’ın suyu kesildi. Fırat’ın suyu kesildi diye gazeteler yazdı. Yani, Peygamber ne dediyse (s.a.v) hepsi oldu ve bunlar ne kadar zaman içinde, 20-30 yıllık zaman dilimi içinde oldu. Hicri 1400’den sonra, 1430’a kadar kısa dönem içerisinde bunların hepsi oldu. Tarihin içerisinde bu olayların hepsi bir arada hiç olmamıştır. İlk defa oluyor. Hiç olmamıştır. Bu büyük bir mucizedir, yani millet bunun farkında değil, yani böyle büyük mucize oldu. Peygamber vefatından sonra mucize göstertti. 1400 sene sonraki olayları bize bildirdi, ve aynısıyla çıktı. Bir Peygamber, kendisinden 1400 sene sonra olacak olayları bildiriyor da, aynısı çıkıyorsa ve teker teker tamamı çıkıyorsa, yer yerinden oynaması lazım, fakat insanlar bunu fark edemediler daha hala. Anlatıyorum, anlayamadılar, mesela ama büyük bir basın organı, büyük bir televizyon bunu gündeme getirse dünyada bu olay olur. CNN farz edin, yabancı CNN bunu gündeme getirse, yahut BBC gündeme getirse, yer yerinden oynar, çok büyük olay bu. Yani, 30 yıl içerisinde bütün alametlerin gerçekleşmesi. Hatta, Peygamberimiz (s.a.v) öyle detay veriyor ki, ekonomi de o dönemde açmaza girer, felç olur diyor. Bakın, o da oldu. Yani, çok detaylı hadisler var. Hatta diyor insanlar pazarlarda, kazanamıyorum derler diyor. Kazanç durdu gibi konuşmalar olur diyor. Ben onu internet sitesine koydum, hepsi hadis. Aynı dönemde kasırgalar başlar diyor Peygamber Efendimiz. Amerika’da habire kasırgalar başladı yoğun. Depremler yoğunlaşacak diyor Peygamberimiz (s.a.v), depremler de yoğunlaştı. Binalar yükselecek diyor, çok yüksek binalar yapılacak diyor. Çöl yeşerecek diyor, çöl yeşerdi, kumun üstünde Mekke, Medine yemyeşil oldu. Oralar sırf kumdu, çöldü. Çöl yeşerecek diyor. Yani, o kadar fazla detay var ki, anlatsam ya bitecek gibi değil bugün, çok çok fazla maşaAllah. Onun için bunları böyle sanki tesadüfen olmuş gibi karşılamak çok yanlış, bunların hepsi zaten kaderde olan ve Peygamber’in bildirdiği olaylar. Bunun arkasından güneş doğacak diyor Peygamberimiz. Bir ferahlık ve medeniyet devri başlayacak diyor. Biz buna doğru gidiyoruz. Mesela, Türkiye’de de müthiş bir ferahlama oldu. Eskiden Darwinizm’e inananlar çok yüksekti Türkiye’de, %60-70’ti. Çok çok yüksekti. Şimdi sokağa çıkın, bir bakın inanan var mı? Cımbızla çok çok nadir bulursunuz.
MUHABİR1: Ne oldu insanlara?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah çok imanlı, çok akıllı bir nesil yetişti. Ve yetişiyor da. Bütün İslam aleminde de böyle. Çok güzele doğru gidiyor inşaAllah. Çok güzel, hoş olaylar olacak. Biraz sabırlı olursanız göreceksiniz inşaAllah.
MUHABİR1: Hocam siz sabaha kadar laf etmeye hazırım dediğinizi biz biraz suistimal ettik,
ADNAN OKTAR: Yok estağfurullah olur mu. Biz yüzyıllarca ayrı kaldık biliyorsunuz, Kırımlı kardeşlerimizle. Daha bir de ayrıca şu sürgün yılları vardı. Ondan sonra zaten görüşemedik, sürgün yıllarında görüşemedik. Türk milleti o devirlerde birleşememişti. Yani, bir ayrılık gayrılık oldu. Gerçi Osmanlı döneminde bir birliktelik vardı, bir şeyler vardı ama, bizim istediğimiz anlamda olmadı. Fakat bu son dönemdeki ayrılık, o sürgün dönemi zaten çok acı bir olay. Sürgünden sonra daha yeni yeni görüşüyoruz torunlarıyla, çocuklarıyla. Tabiî ki bir olsun muhabbet.
MUHABİR1: Çok meraklı sual cevaplarınız için, malumatınız için, hikayeniz için, tarifleriniz için, çok sağolun. Teşekkürler size.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.