MUHABİR: Öncelikle izleyicilerimizin zihninde daha açıklık kazanması için bilimsel çalışmalarınıza nasıl başladınız? Darwinizm’le mücadeleniz nasıl başladı, bunu biraz açıklayabilir misiniz ayrıntılı olarak?
ADNAN OKTAR: Lise yıllarında tabi yüzeysel başladı, Akademi yıllarında Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisine giderken oranın kütüphanesinde biraz çalışmalar yapıyordum. İşin doğrusu çok sonradan yani 1986’larda daha yoğunlaştım. Ama ileriki yıllarda bir arkadaş grubum da oluştu, 30 kişilik uzman arkadaş grubu oluştu, onlarla birlikte çok geniş çaplı bir ilmi araştırma ve çalışma içersine girdik. Sonunda da bu eserler meydana geldi.
MUHABİR: Şu anda sizin ortaya sürdüğünüz Darwin karşıtı görüşlerinize inanan insanların sayısı çok değil. Peki, geleceğe dönük baktığınız zaman, Darwin karşıtı hakkında, Darwin’in karşısında Darwin’i çürütmek adına söyledikleriniz, bilim adamları tarafından ve geniş çevreler tarafından kabul edileceği konusunda ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: On yıla kadar Darwinizm tarih olacak. Tarih kitaplarında okuyacaksınız, çünkü dünyada çok esaslı şekilde Darwinizm’de çöküş var. Türkiye’de mesela, Darwin’e inanmayanların oranı çok yüksek % 90, yani siz onu yanlış biliyor olabilirsiniz. Avrupa’da da %80’lere çıktı şu an Darwinizm’e inanmayanların oranı. Bu Yaratılış Atlası’ndan sonra internet sitesinin de etkenliğiyle, dünya çapında çok büyük bir devrim oldu, yani Darwinizm tepetaklak gitti şu an. Mesela Türkiye’de Darwinizm’i savunacak profesör bulmak çok çok zor artık. Bütün okullarda çocuklar Darwinizm’le alay ediyorlar, hiç kimse inanmıyor şu an, dışarı çıkıp Türkiye’de bir anket yapın bunu hemen görürsünüz, yani kimse inanmıyor Darwinizm’e, çok çok nadir bir insan bulabilirsiniz. Mesela İtalya’da La Stampa gazetesi İtalya’nın en büyük gazetelerinden; ‘Elveda Darwin’ başlıklı manşetten haber yaptı, Darwinizm’in bittiğine dair önemli bir açıklama. Fransa’nın Le Point ‘ Darwin’i kurtarın’ diye başlık verdi, çok önemli bu.
MUHABİR: Yaratılış Atlası’nın yayınlanmasından sonra, kitabınıza ve kitabınızdaki savları eleştiren bilimsel tartışmalar oldu mu? Bunlara bir karşı duruş gördünüz mü? Buna yanıtınız sizin ne oldu?
ADNAN OKTAR: Önce cevap versinler, yüz milyon fosil var yaratılışı ispat eden, yaşayan fosil tabir edilen yüz milyon fosil var, yüz milyon fosile verecekleri bir cevap yok ki, yani hiçbir şekilde değişmediği aşikar olan, insanların şu an elinde mevcut bu fosiller zaten konuyu tamamen bitiriyor. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi bilimsel olarak zaten imkansız, yani Darwinizm tam bir açmaza girdi; yalan söylediği, oyun oynadığı, insanları aldattığı Darwinizm’in anlaşıldı. Şu an sadece panikle, demagojiyle kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar, fakat tartışmaktan da şiddetle kaçınıyorlar; Ben mesela birçok bilim adamını tartışmaya davet ettim, İngiliz Dawkins’i davet ettim, şiddetle kaçınıyor tartışmaktan; biz gelelim dedik, istemedi, sen bizim bulunduğumuz yere gel, orada tartışalım dedik, onu da istemedi, iki tarafın anlaşacağı bir yerde tartışalım dedik, onu da istemiyor, yani hiçbir şekilde yanaşmıyor, çünkü yenileceğini bildiği için emin, yanaşmıyor.
MUHABİR: Başka bir bilim adamı ya da bilim adamı grubuna davet gönderdiniz mi tartışmak için?
ADNAN OKTAR: Zaten bu davetimiz bütün dünya için geçerli, bir şahıs var herhalde tartışmak istiyormuş, geçenlerde söylemişti, ama yani, yapacağı bir şey yok, çünkü önce bize yüz milyon fosili açıklaması gerekir, tek kelime söyleyemez, bir proteinin tesadüfen meydana gelemeyeceğini biliyor, bu konuda da tek kelime söyleyemez, ilk hücrenin nasıl meydana geldiğini hiçbiri açıklayamıyor, kafatasları sahte, bunu açıklıyoruz, buna da cevap veremiyorlar, ara fosil diye kullandıkları fosillerin geçersizliğini ve sahte olduğunu tek tek açıkladık, buna da cevap veremiyorlar, yaptıkları bütün sahtekarlıkların delillerini ortaya koyduk, buna da cevap veremiyorlar. Tartışsa ne konuşacak zaten, konuşacağı bir şey kalmadı adamların.
MUHABİR: İsterseniz başka bir konuya geçelim, İslam konusuna geçelim; radikal İslam denilen kavramdan biraz bahsetmek istiyorum, bu konuda ne düşündüğünüzü ve Afganistan, İran, Irak gibi ülkelerde radikal İslam’ın etkileri hakkında ne düşünüyorsunuz? Taliban’ın politikaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu konulara biraz değinir misiniz?
ADNAN OKTAR: İslam’ın bir ruhu vardır, özü vardır ve amacı vardır; Bu, şefkat, merhamet, sevgi, yardımseverlik, affetmek, mutluluk, sevinç, etrafı güzelleştirmek, güzel olan her şeyi sevmek ve bunların her şeyin üstünde de Allah’ın rızasını aramak. Bunu yapmayan her örgüt, her çalışma, İslam’ın ruhuna uygun hareket etmiyordur, dolayısıyla yanlış düşüncelerdir. Bu özet bilgiyle, anormal olanı ve normal olanı ayırmamız mümkün.
MUHABİR: Peki bu çerçeveden baktığımız zaman, bu değerler bağlamında, sonuç olarak şunu söyleyebilir miyiz; siz El-Kaide, Taliban’ın politikaları ve İslami Cihat kavramlarını ve olgularını desteklemiyorsunuz demek ki?
ADNAN OKTAR: İslam’da cihat vardır, cihat ceht etmek, gayret etmek anlamındadır, yani insanların yanına gidersin, sevgiyle, şefkatle yaklaşırsın, bilimsel delillerle, akli delillerle onları ikna edersin, Allah sevgisini anlatırsın, Kuran’ın güzelliklerini, doğru yönlerini insanlara anlatırsın, Darwinizm’in, materyalizmin geçersizliğini anlatırsın, faşizmin, komünizmin çirkinliğini anlatırsın, cihat budur, yani alıp birisinin kafasına bir şey vurmak cihat olmaz dersin.
MUHABİR: Şu anda Irak’ta, Afganistan’da ve Pakistan’ın bir bölümünde, hala savaşlar devam etmekte, El-Kaide örgütünün ve Taliban’ın yürüttüğü etkinlikler, vahşet eylemleri var. Türk ordusunun bir bölümü de Afganistan’da şu anda, Amerikan güçlerini desteklemek adına. Peki, uzun vadede baktığınız zaman, bu bölgedeki savaşları durdurmak için ne yapılabilir?
ADNAN OKTAR: Bu ancak Mehdi’nin zuhuruyla duracak ve düzelecek bir sistemdir. Mehdi’nin zuhurundan önce, Afganistan’da işgal olacağı, bu tip olaylar olacağı, Irak’ta gene işgal olacağı ve bu tip olaylar olacağı, Peygamber Efendimiz (sav) hadislerinde belirtmiş, ahir zamanda bunun olacağını belirtiyor ve zamanda bildirmiş, tam zamanında, belirttiği zamanda oldu bu olaylar. Bunlar, Mehdi’nin çıkış alametleridir. Mehdi zuhur ettiğinde bütün bu fitneler, kargaşalar, kan dökmeler ortadan kalkacaktır, çünkü ‘’Mehdi, uyuyan kişiyi uyandırmaz, kan da akıtmaz’’ diyor Peygamber Efendimiz (sav). Bunların hepsi yakın bir zamanda olacak ve insanlarda bunları görecekler inşaAllah.
MUHABİR: Bunun ne zaman olmasını tahmin ediyorsunuz yaklaşık olarak?
ADNAN OKTAR: Benim kanaatim, Mehdi Hicri 1400’de çıktı ve halen faaliyet halinde, yani 1981’lerde faaliyete başladı, 91’de faaliyetini devam ettirdi, 2001’de gene devam ettirdi, halen de devam ettiriyor, 2011’de devam ettirecek, 2021’de neticeleneceğini hadislerden anlıyoruz inşaAllah.
MUHABİR: Bildiğiniz gibi Amerikan başkanlık seçimleri sonuçlandı ve Barack Obama başkan seçildi, 20 Ocak’ta göreve başlayacak. Peki beyaz olmayan siyahi birinin ABD’nin başkanı olması, sizce İslam Dünyası açısından ne gibi sonuçlar doğuracak?
ADNAN OKTAR: Beyaz, siyah ayrımı bence çok mantıksız, hepsi Allah’ın kulu, hepsi aynı, yani bir insan güneşte yansa yahut solaryuma da girse rengi koyulaşır, yani bu onun karakterine, kişiliğine, şahsiyetine etki edecek bir şey değildir, yani renkle insan ahlakının bağlantısı yoktur. Bu, benim biraz komiğime gidiyor, çok mantıksız buluyorum.
MUHABİR: Peki İslam dünyasındaki basına baktığımız zaman, Obama’nın seçilmesinden sonraki kutlamaları nasıl değerlendiriyorsunuz, İslam basınının Obama’nın seçilmesi karşısındaki sevincini nasıl değerlendiriyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Obama’nın seçilmesi Amerikan dış siyasetini değiştirmez pek, çünkü Amerika’da Amerikan Devleti vardır, o devlet sürekli iktidardadır, hükümetler değişir ama devletin iktidarı değişmez. Devlet iktidarı olduğu için, hükümet iktidarı olmadığı için Amerika’da, Obama’nın gelmesi veya bir başka şahsın gitmesi, Amerikan dış politikasını değiştirmez.
MUHABİR: Bildiğiniz gibi Hindistan, Endonezya’dan sonra dünyada 2. büyük İslam nüfusunu barındıran ülke. Oradaki Müslümanlar konusundaki düşünceleriniz ve onlara mesajlarınız nedir?
ADNAN OKTAR: Hepsini çok seviyorum, daha çok İslam’ı anlatsınlar, daha çok İslam’ın güzelliklerini, inceliklerini, ruha verdiği o muhteşem etkiyi insanlara anlatsınlar, insanların akın akın İslam’a yaklaştığını göreceklerdir inşaAllah.
MUHABİR: Bildiğiniz gibi Hindistan ve Pakistan arasında, Keşmir yüzünden bir gerginlik yaşanmakta, bu gerginliğin çözümü sizce ne olabilir, ne olmalı?
ADNAN OKTAR: Karşılıklı sevgi, şefkat, karşılıklı hoşgörü, çünkü toprak parçasıyla insan mutlu olmaz, insan sevgiyle, inançla mutlu olur, yani karşılıklı anlayış, karşılıklı güven, bu konuyu rahatça halledeceğini düşünüyorum. Mesela siz bildiğim kadarıyla Hindu düşüncesine sahipsiniz, benim kardeşimsiniz, ben size karşı şefkat duyuyorum, sevgi duyuyorum. Siz de Allah’ın bir kulusunuz ve fikirlerinize, inancınıza karşı saygılıyım, dolayısıyla size karşı içimde bir öfke duymuyorum ben, bir Müslümanında aynı şekilde düşündüğünü düşünüyorum. Mesela bir toprak parçası olsa, senin mi, benim mi oturup kavga etmenin bir alemi yok. Orada en dürüst, en samimi durum neyse, en gerçekçi durum neyse, iki tarafın da bunu kabul etmesi gerekir, en vicdana uygun karar neyse onu kabul etmesi gerekir, o zaman mesele hallolur ama bir tabi hakem olacak, dışardan da bir insanlara ihtiyaç var işin doğrusu, yani hakemlik müessesesi de önemlidir böyle şeylerde.
MUHABİR: Bu söylediklerinizden, Hindistan ve Pakistan arasında, dostane bir ilişki ve barışa dayalı bir diyalogun kurulması gerektiğini düşündüğünüz yönünde bir sonuç çıkarıyorum.
ADNAN OKTAR: Tabi.
MUHABİR: Buradan da şunu sormak istiyorum. Bildiğiniz gibi Afganistan ve Pakistan arasında da bir gerginlik var ve Türkiye burada önemli bir rol üstleniyor. Sizce Türkiye’nin Afganistan ile ilgili bu sorunda üstlenmesi gereken yol ne olmalı, daha ayrıntılı olarak yanıtınızı alabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Tabi orada bir kültür politikası çok önemli, yani sevginin, şefkatin, merhametin, arkadaşlığın, affediciliğin, kültürlü olmanın, her yeri güzelleştirmenin, her yeri estetik hale getirmenin propagandası yapılması lazım, bunların anlatılması gerekir. Bunlar oluştuğunda herkes rahat eder, yani mesela siz Hindusunuz, bir başkası Budist olabilir veya bir başkası başka türlü olabilir, son derece makul bu, Allah herkesi çeşitli inançlarda yaratmıştır, ama hepimiz kardeşiz, yani bunu bu şekilde yaratan Allah, yani insanlar Allah’ın yarattığı şekilde yaşıyorlar. O yüzden güzel ortamlar, güzel sözler, güzel konuşmalar gerginliği ortadan kaldırır, daha barışçıl, daha sevecen, daha sevgi dolu bir hayata insanları iter, çünkü dünya herkese yetecek kadar büyük, bu kadar kavganın, bu kadar kargaşanın yapılacağı bir yer değil dünya. Burası Allah’a ibadet edilecek, Allah’ın rızasının kazanılacağı bir ortam.
MUHABİR: Son dönem yazdığınız bazı yazılardan yola çıkarak bir soru sormak istiyorum. Yine son dönem yazdığınız yazıların birinde, şu anda dünyanın içinden geçmekte olduğu ekonomik krize ilişkin bazı yorumlarda bulunmuştunuz; bankaların batması, yüksek faizlerle ilgili yorumlarınız olmuştu. Genel olarak dünyadaki ekonomik kriz hakkında ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi gene aynı şeyleri söylüyorum yüksek faiz, tevekkülsüzlük, korku, yani yarın kötü şeyler olacak düşüncesi, parayı biriktirmek, malı biriktirmek, harcamamak, fakirlere para vermemek, insanlara para dağıtmakta cimri davranmak, bu olaylara sebep oluyor. Eğer para dağıtılmış olsa, para hareketlenir, para hareketlenince de mal hareketlenir ve üretim hareketlenir. Para tutulunca mal da tutuluyor, mal tutulunca üretim de tutuluyor, bütün olarak sistemde bir ölüm meydana geliyor. Bu insanların egoistliğinden, bencilliğinden kaynaklanıyor, bir kısım insanların.
MUHABİR: Bildiğiniz gibi Washington’da G–20 zirvesi gerçekleşti George Bush’un başkanlığında, burada 20 gelişmiş ülke bir araya gelerek, dünyanın şu anda içine girdiği ekonomik krizin çözümünün ne olabileceğini tartıştılar, peki sizin bu ekonomik krizin çözümüne ilişkin kişisel görüşünüz nedir?
ADNAN OKTAR: Faizlerin kaldırılması gerekiyor, vergilerin düşürülmesi gerekiyor, vergiler çok yüksek, yarı yarıya vergilerin düşürülmesi gerekiyor, piyasaya yüksek para arzı gerekiyor ve insanların da bu panik ruhundan kurtulmaları gerekiyor, yani tuttukları parayı mutlaka harcamaları gerekiyor, bunun teşvik edilmesi gerekiyor. O zaman piyasa otomatik hareketlenir, faizler düştüğü için üretim çok kolay hale gelecektir, vergiler düştüğü için çok rahat üretim yapabilecektir üreticiler. Tüketimin teşvik edilmesi gerekiyor, para tutulmasının yanlışlığı iyi anlatılması gerekiyor, bir de piyasaya yeteri kadar para arzı gerekiyor, bu paniğin gereksizliği de insanlara anlatılırsa bu kasılma, bu kolaps ortadan kalkar.
MUHABİR: Bu ekonomik krizin çözümü için faizlerin indirilmesini, kaldırılmasını ve vergilerin düşürülmesini öne sürüyorsunuz. Bir sonraki soruma geçmek istiyorum;
ADNAN OKTAR: Faizlerin tamamen kalkması gerekiyor.
MUHABİR: Düşünce özgürlüğüne inanıyor musunuz, ifade özgürlüğüne?
ADNAN OKTAR: Tabi sonuna kadar.
MUHABİR: Amerika’da hakkınızda yazılmış bazı gazete haberlerinden öğrendiğim kadarıyla, Türkiye’de mahkemeye başvurmuş ve sizinle karşıt görüşte olan bazı kişilerin web sitelerini kapattırmışsınız. Bu konuda ne söyleyebilirsiniz, bir bağlantı kurabiliyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Ben fikir özgürlüğüne taraftarım, hakaret özgürlüğüne taraftar değilim. Hakaret özgürlüğünde, tabiki mahkemeler devreye girecektir ve gereği yapılacaktır. Dünyada hakaret özgürlüğü diye bir şey olamaz, yani ben istediğim gibi hakaret ederim, özgürlük var diyen de
anormal düşünüyordur bence, böyle bir özgürlük yok dünyada, yani bir başkasına saldırma, insanlara zulmetme, insanların haysiyetine, onuruna yönelik hakarette bulunma özgürlüğü yok. Böyle bir şey olduğunda mahkemeler devreye girer, hatta tazminat davaları açılır, ceza davaları açılır, hukuki birçok önlem alınır, bunu herkes bu şekilde bilecek, bunun bu şekilde uygulanması bütün dünyada yapılıyor zaten, yani dünyada hiç kimse buna karşı değil, bütün devletlerin kanunlarında hakaret, saldırı yasaktır ve cezası vardır. Bunda şaşacak bir şey göremiyorum ben, ama fikir özgürlüğüne sonuna kadar taraftarım, insanlar fikirlerini alabildiğine anlatabilirler, istedikleri gibi yayabilirler, dernek kurabilirler, parti kurabilirler. Ben bunlara sonuna kadar taraftarım.
MUHABİR: Buraya söyleyişi yapmak için gelirken arkadaşlarınızdan, çalışma arkadaşlarınızdan biri, bana yurtdışına çıkma yasağınızın olduğunu söyledi, bu yasak kalkmış olsaydı hangi ülkeye gitmek isterdiniz?
ADNAN OKTAR: Kudüs, Paris, Roma, Mekke, Medine.
MUHABİR: Mekke ve Medine dışında, onların nedenini anlayabiliyorum niye gitmek istediğinizi, diğer şehirlere niye gitmek istediğinizi açıklayabilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Kudüs de biliyorsunuz üç dinin de kutsal beldesi, Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Museviliğin kutsal beldesi ve tarihi bir şehir, her yönden çok güzel. Roma’yı da çok estetik buluyorum, çok güzel buluyorum. Paris’i de öyle, insanlarını da, sanatını da, binalarını da çok estetik ve güzel buluyorum. Aynı zamanda da fikri tartışma da yapabilirim tabi gittiğimde oralarda.
MUHABİR: Teşekkür ederim.