MUHABİR: İyi günler sevgili seyirciler, bir yeni Söz Hakkı programında yine sizlerle birlikteyiz efendim. Bu sefer farklı bir mekandan size sesleniyoruz. Ve değişik bir konuğum var ve gündeme mütalik olan, dinimize mütalik olan, hukuka mütalik olan farklı farklı suallerle birlikteyiz. Ve konuğumuz, kamuoyu olarak yakından tanıdığınız Sayın Adnan Oktar diyeceğim ve tabii internette ve diğer yayın organlarında Harun Yahya ismiyle de kendisini tanıyorsunuz. Ben müsaadenizle Sayın Harun Bey’e dönmek istiyorum efendim. Programımıza konuk olduğunuz için öncelikle teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekür ederim. Lütfettiniz, şeref verdiniz.
MUHABİR: Estağfurullah. Bu güzel sohbette bir araya geldiğimiz için ben de size teşekkür ediyorum. Bizim de ricamızı da kırmadınız. Allah sizden razı olsun diyerek programımıza başlayalım diyorum.
ADNAN OKTAR: Cümlemizden. İnşaAllah.
MUHABİR: Tabi! Hem dünya gündemi meşgul hem de Türkiye’nin gündemi meşgul. Hiçbir an yok ki bir olay vücuda gelmiyor olmuş olmasın. Devamlı olaylarla karşı karşıyayız. Olaylara girmeden önce, dünyayı değerlendirmeden önce isterseniz kalın çizgilerle, genel anlamda yaptığınız çalışmalar hakkında bilgi almak istiyoruz sizden. Dünyanın birçok yerlerinde konferanslarınız var, birçok yazılı, görsel yayınlarınız var, internetten normal kitap olarak dünyanın her yerindeki insanlara ulaşmak babında bir çalışmanız var, buradaki hedefinizi ve geldiğiniz noktayı bize açıklar mısınız?
ADNAN OKTAR: Hedefimiz tabi ki Allah’ın rızasıdır her şeyin başında Allah’ın rızası vardır. İnşaAllah rahmetine, cennetine de vesile olur bu çabalarımız, bu gayretlerimiz. Bu çalışmalar içerisinde Allah’ın rızasını elde etmek için tabi Türkiye’nin büyük Türkiye olması, Türk-İslam aleminin lideri olması, Türk-İslam Birliğinin kurulması, bölgede refahın, huzurun, barışın, kardeşliğin tesis olması, anarşinin-terörün tamamen durması, Darwinizm, Materyalizm, Komünizm, Faşizm, Emperyalizm ve Masonluğun da yeryüzünden ideolojik yönden tamamen kalkması. Bu yönden de çok güçlü fikri bir mücadelemiz var. Bunun için de tabi kitaplar hazırlıyoruz, siteler hazırlıyoruz. 32 ayrı dilde 300’den fazla internet sitemiz mevcut. Harun Yahya org., Harun Yahya net.’e girildiğinde bu siteler görülebilir. Her ay 167 ayrı ülkeden 4 milyonun üzerinde kişi tarafından ziyaret ediliyor şu an ikiye katlandı. Bu geçen seneki rakamlar. Sitelerden ayda yaklaşık bir milyondan fazla belgesel film, 50.000 sesli anlatım indiriliyor. Sadece 2007 yılı içerisinden 35 milyondan fazla eser kullanıcıların bilgisayarlarına indirildi. Bu sene 60 milyonu geçti.
MUHABİR: Muhteşem, MaşaAllah.
ADNAN OKTAR : Konferanslarımız Türkiye’de 2500’ün üzerinde yapılan konferanslar. Sadece Türkiye içinde. Kitaplar internet sitelerinde harunyahya.org, Harun Yahya net.,Harun Yahya com.’da toplam 284 kitabım var Harun Yahya eserleri olarak. Toplam 57 dile çevrildi bunlar. 40 ülkede kitapçılarda satılıyor. Türkiye’de 8 milyon, yabancı dilde yaklaşık 2 milyon kitap satışı yapıldı. Harun Yahya külliyatı bu kitapların tamamı 45.000 sayfadan oluşuyor. Tamamı ücretsiz indirilebiliyor internetten. Makaleler 5000 den fazla makale dünyanın pek çok ülkesindeki dergi, gazete ve sitelerde yayınlanmaya devam ediyor hala. Belgeseller 200’e yakın belgesel var. 20 ülkede 100 ayrı televizyon kanalında yayınlanıyor. Bunlar tabi anlatmayla bitecek gibi değil.
MUHABİR: MaşaAllah, hakikaten sadece Türkiye’yi kapsayan, kaplayan bir çalışmayla değil, dünya çapında bir çalışmayla karşı karşıyayız. Ve sitelerin sayısından, yapılan yayınların sayısından bu çalışmanın ciddi noktalarda olduğunu görüyoruz. Peki biz sizin aynı zamanda bir Osmanlı hayranı olduğunuzu biliyoruz. Bunu biraz anlatır mısınız? Yani sizce Osmanlı kelimesi neyi ifade ediyor. Osmanlı 600 yıl hüküm sürmüş. Ne olmuş? Nasıl becermiş bunu Osmanlı?
ADNAN OKTAR : Osmanlı deyince benim aklıma hep adalet, sevgi, bereket, bolluk, huzur, saygı, ihtişam, nezaket, estetik, o güzelim Osmanlı kubbeleri, Osmanlı müziği, Osmanlı yemekleri, Osmanlı adabı, Osmanlı edebi, Osmanlıcanın güzel hitapları, Osmanlıca o güzel sözler ve dünyaya adalet saçan muhteşem bir siyasi mekanizma aklıma gelir Osmanlı denince bütün bunlar geliyor. Dünyanın yeni bir Osmanlıya, modern bir Osmanlıya ihtiyacı insanın suya ihtiyacı gibi. yani Türk-İslam Birliği, Türkiye’nin liderliğinde, Türk devletlerin desteğinde büyük bir Türk-İslam Birliği. Bu dünyanın adeta cennet hayatına dönmesi demektir. Ekonomik yönden fevkalade zengin olması demektir. Avrupa’nın, Amerika’nın, Rusya’nın ve Çin’in Çünkü bütün İslam ülkelerinin, bütün Türk ülkelerinin petrolü ve madenleri bu ülkelere akacaktır. Oralardan alınacak teknik aletlerle, teknik imkanlarla onlar da ticaretlerini geliştirmiş olacaklardır. Gelip hastaneler kuracaklar, tesisler, yollar açacaklar. Biz gideceğiz onların işyerlerinde, diğer uygun çalışma yapılacak yerlerinde faydalı faaliyetler yapacağız, faydalı çalışmalar yapacağız. Karşılıklı bir hem teknoloji hem bilim hem sanat alışverişi olacak. Terör ani şekilde duracaktır. Kökünden ve kesinlikle duracaktır. Teröre harcama diye bir konu olmayacaktır. Bunun sonucunda huzur ve istikrar da olacağı için bereket ve bolluk rivayetlerin açıklaması ile yani yağmur gibi olacak. Müthiş bir ferahlık olacaktır. Çağımız Osmanlı çağıdır. Türklük çağıdır. Türk-İslam Birliği çağıdır. İslam’ın sosyal adaletini güzel ahlakının hakim olma çağıdır. Bunların hepsini önümüzdeki 10 yıl 15 yıl içerisinde göreceğiz İnşaAllah.
MUHABİR: Bu kadar kısa.
ADNAN OKTAR : Bu kadar kısa. Yani dikkat ederseniz olaylar şok şekilde gelişiyor. Yani sakin bir gelişme yok. Mesela Amerika’da bir zenci devlet başkanı oldu. Şok olaydır, şaşırtıcıdır. Mesela Amerika’da kasırgalar oldu. Şok bir olay, şaşırtıcıdır. Mesela müthiş bir ekonomik kriz başladı. Kuran’da buna işaret var. Yedi yıl bir kıtlık dönemi var önce yağmur yağmıyor. Yusuf Suresinde biliyorsunuz. Sonra biriktirin diyor o tohumları. Sonradan bir ferahlık döneminden bahsediliyor. Dikkat ederseniz yedi ile sekiz arasında 2007-2008 arasında bu olaylar başladı. Yani yağmurların kesilmesi ve ekonomik kriz... Tam yedi ile sekiz arasında… Tekrarlayan yediye Kuran’da işaret edilmiştir. Cenab-ı Allah ayette işaret etmiştir, yedi önemlidir. 2014 de bu yönden çok önemlidir. Yedinin iki katıdır. 2014’de tam bir ferahlık, İslam’ın bütün ihtişamıyla, serencamıyla, güzelliği ile kendini gösterttiği yıllar olacaktır. İnşaAllah, ve çok yakın bir dönemdir bu.
MUHABİR: Tabi şimdi 2008 senesinde olduğumuzu düşünürsek 2014’e 6 yıl gibi kısa bir zaman kalmış. Demek ki bu 6 yıllık zaman dilimi içerisinde gerçekleşmesi muhtemel birçok olayın olacağını söyleyebiliriz diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Mesela İslam ülkeleriyle vize kalkacak göreceksiniz önümüzdeki yıllarda Sonra da pasaport da kalkacak. Türk ülkeleriyle de öyle. Yani vize de pasaport şartı da kalkacak. Ve bu Türk-İslam Birliğinin sessiz sedasız sakince kurulması demektir.
MUHABİR: Peki, tabi şimdi bir birliğin bir Türk birliğinin kurulması birçok yerleri rahatsız edecektir diye insanın aklına bir fikir geliyor. Çünkü, niye dünyayı yöneten bir takım güçler varken bir başka birliğin bundan nemalanmasını istesinler o güçler mutlaka buna karşı birtakım tepkiler vereceklerdir diye matematik olarak bir sonuca varıyoruz. Acaba Türk birliğinin kurulması üzerinde hareket edilirken alınan tepkiler, karşılaşacağı zorluklar ne olacaktır diye düşünürsünüz?
ADNAN OKTAR: Daha önce bir Türk Birliği düşüncesiyle ortaya çıkmıştı. Ama bu Komünist, Marksist, Leninist, Darwinist, ahlaki değerleri önem vermeyen, Şaman kültürünü kendince yorumlayıp, dinsizlikle karıştırarak Ateist bir uygulama içerisine giren, ahlaksızlığı gidip Türk ülkelerinde yaymaya kalkan bir sistemdir. Ve bir amaçları da Türklerin dünyanın en üstün ırkı olduğunu, kan yönünden üstün olduğunu yani genetik üstünlük olduğunu dolayısıyla diğer ırkların da aşağılık ırklar olduğunu dolayısıyla diğer ırkların yaşama hakları olmadığını dünyada tek Türklerin yaşaması düşüncesini savunan sapkın inançları vardı. Türk devletleri bunlardan nefret etti ve kovdular bu insanları istemediler. Ve hakikaten bir travma geçirdiler o dönemde. Fakat bu bela şimdi gitti. Şimdi gerçek Türk-İslam Birliği fikri bu ülkeleri sardı. Türk Birliğinde kan ve ırk üstünlüğü yok. Bunda ahlak üstünlüğü var. Biz diyoruz ki Türk milleti, Türkiye İslam’ı en güzel yaşayan ülkedir. Ve liderlik vasıfları en yüksek ülkedir. Ve cesur millettir ve güzel ahlaklıdır. O yüzden lider olması gerekir diyoruz. Buna da kimsenin bir itirazı yok. Ve diyoruz ki Türk devletleri, Türkler birleştiklerinde bu bir ahlak birliğidir. Kan birliği değildir. Ve İslam alemine hizmet kastıyla ve dünyaya hizmet kastıyla ortaya çıkıyoruz. Yani burada diğer dinleri ezmek, diğer ırkları ezmek değil de diğer dinlere ve diğer ırklara hizmet etmek düşüncesi vardır. Yani diğer ırkları zengin etme, diğer dinleri ferahlığa, huzura, hürriyete kavuşturma fikri vardır. Bu düşünceden yola çıkarak diyoruz ki: “Ermenistan’ı Türk-İslam Birliğinin içine katacağız” diyoruz. İnşaAllah. İsrail’i Türk-İslam Birliğinin içine katacağız. Ve bu devletler milli vasıflarını koruyacak, milli devletlerini koruyacaklar, bu devletleri bu şemsiye altında toplayıp bunların güvenliğini sağlamak, bunlara ekonomik destek sağlamak, petrolle, madenle bunları zengin etmek ve hürriyet vermek yani üstlerinden terör belasını, ekonomik sıkıntıları veyahut hapsedilme azabını kaldırmak. Çünkü Ermenistan şu an hapsedilmiş durumda orada. Küçük bir toprağın içerisinde dış dünya ile bağlantıları yok, ekonomik yönden çökmüş durumdalar yani insanlarda meyus var, neşeli değil Ermeni halkı, mutlu değiller görülüyor. İsrail daha da beter, duvarlarla çevrili etrafı. Kendileri çevirdi, kendi kendilerini hapsetti İsrail, kendilerine hapishane kurdular. Yani görülmüyor, kapattı manzarasını, güzelliğini kapattı, göremiyor etrafı, her yer surlarla çevrili. Biz bu surları yıkacağız, açacağız diyeceğiz ki bu insanlara “Hürsünüz, istediğiniz yere gidin, istediğiniz gibi ticaret yapın, burası sizin anavatanınızdır, burada da kalın, kimse size zarar vermez, siz de kimseye zarar vermeyin, mutlu kardeş gibi yaşayalım, ilminizi, kültürünüzü, teknolojinizin en ince detaylarını dünyaya yayın, her yerde fabrikalar açın, imkanlarınızı açın, tesislerinizi geliştirin ama bu fitne kalksın, Filistin ile İsrail’in arasını bulun, Filistinlilere devlet kurma hakkını vermek, Filistin devletini kurmak, Kudüs’ü başkentleri ilan etmek Filistinlilere ama İsrail’le de kendi bulundukları yerlerde yaşama hakkı vermek, gene onlarda Kudüs’de, tabi ki atalarının kaldığı yerdir Kudüs yani onların Kudüs’den çıkarılması diye bir konu olamaz, mutlu beraber kardeşçe yaşayalım, bütün dinlerin mensupları gelsinler orada dua etsinler, turistik gezi yapmak isteyenler gelsin, bu karmaşa, bu kaos kalksın amaç bu bundan hiçbir ülke rahatsız olmaz. Çin de rahatsız olmaz, Amerika da rahatsız olmaz, Rusya’da rahatsız olmaz. Ama bunun samimiyetle böyle uygulanacağının ispat edilmesi ve gösterilmesi lazım. Biz bunu yapıyoruz. Bu inancı kitleler zaten kabul ettiğinde bu konu biter yani, bu konu o kadar karmaşık bir şey değil. Yani pasaport ve vize kalkması Bakanlar Kurulunun bir toplantısındaki bir karara bağlıdır bu ne demektir “Türk-İslam Birliği” demektir. Yani Türk devletlerine ve İslam devletlerine pasaportu ve vize zorunluluğunu kaldırdık dediğinde hükümet konu biter. Türk-İslam Birliği kurulmuştur. Onlar için de aynı kararların alınması gerekiyor bundan sonra bu konu bitmiştir bu kadar. Ama bu asıl gönüllerde olacak birliktir. Bu resmi zorlamalara, resmi baskılara ihtiyacı olan bir birlik değildir yani resmi baskıyla sevgi oluşmaz, muhabbet oluşmaz, resmiyet dışında oluşması lazımdır. Çoşkun bir muhabbet vardır. Basarsın gidersin buradan Suriye’ye. Sınır kapısı diye bir şey yok kapı sonuna kadar açıktır. Malı yüklersin, götürürsün istediğin gibi satarsın Şam’da. Onlar getirirler İstanbul’a getirip satarlar. Para oluk gibi akar böyle bir ortamda, para müthiş hareketlenir, mal müthiş hareketlenir, üretim müthiş hareketlenir ama yani çok şiddetli bir hareketlenme yani mal ve zenginlik insanların tahminin üstünde olur çok çok şiddetli olur. Şu ekonomik krizin nedeni malın durmasıdır, paranın donmasıdır, üretimin donmasıdır. Yani dünya hırsıyla dünya korkusuyla yarın endişesiyle insanlar paralarını tutuyorlar. Üreticiler de ne olur olmaz ben malımı satamam, para alamam, kredi alamam diye üretimini durduruyor, depolarda da ne olur olmaz zam gelebilir bekletelim şeklinde oluyor. Almak isteyenlerde ne olur olmaz belki ucuzlar belki pahalanır diye durduralım diyorlar. Toptan bir ölüm meydana geliyor.
MUHABİR: Peki nasıl çıkılacak bu krizden?
ADNAN OKTAR : Bu krizden çıkılmasının yolu faizin kaldırılmasıdır. Yani İslami bankacılık diye tabir edilen bankacılık sistemine dönülmesidir. Yani bütün Amerika’da ve İngiltere’de bunun başarılı olduğunu herkes gördü. Şu an krizden tek etkilenmeyen banka sistemi bu. Ve herkes de onlardan kredi alıyor şu an. Yani hem Amerika’da hem İngiltere’de hem Avrupa’da bu inceleniyor şu an. Yani buna geçiş düşünüyorlar İslami bankacılığa bu bir. İkincisi; vergilerin düşürülmesi gerekiyor. En azından geçici olarak düşürülmesi gerekiyor. Çok yüksek vergiler. Bu üretimi müthiş kamçılar. Üçüncüsü; piyasaya yüksek para arzı gerekiyor yani halka geçici de olsa bir süreliğine de olsa zam yapılması gerekiyor. Yani halkın maaşına, memurların maaşına, işçilerin maaşına zam yapılması gerekiyor. Ve teşvik edilmesi gerekiyor. Yani alımın teşvik edilmesi gerekiyor yani bekletmeyin gidin alın. Yani tüketimin teşvik edilmesi gerekiyor. Bu bir de ahlaki bir sorundur. Eğitim gerekir. Tevekküllü olmak, Allah’a güvenmek yani gelecek korkusundan kurtulmak yani bu tedirginliği yaşamamak ve dürüst yaklaşmak ama daha da ilerisinde Kuran’da borcu olanın borcunu affetme vardır. Yani asıl sistemde bunların olması lazımdır işin doğrusu. Borçların affedilmesi, bunlar sağlanırsa özellikle şu vizeler kalkarsa yani çok şaşırtıcı bir zenginlik olur. Yani nerenin ekonomik krizi yer yerinden oynar. Yani mal su gibi akar.
MUHABİR: Yani demek ki bu ülkeler arasında özellikle Türk Cumhuriyetlerinde vizelerin kaldırılması bu ülkeler arası özellikle Türkiye ile bağlantılarının artmasını sağlayacak bir unsurdur geliş gidişler kolaylaşacağı için ticaret artacaktır, ilişkiler artacaktır, gelgitler artacaktır. Kalbi birlikler sağlanacaktır. Kalbi birliklerin artışıyla aslında gönüllerde bir Türk Birliği kurulmuş olacaktır. Bu kadar. Bundan sonra dolayısıyla birbirlerine kenetlenen bir yapıyla bu Türk birliğini oluşturacak olan ülkelerin bir arada hareket etmesi söz konusu olup tek bir yumruk gibi ilerideki hareketi de görebileceğiz demek istiyoruz anladığım kadarıyla sizin söylediklerinizden. Peki şimdi tabu bu sizin söylemlerinizde krize de deyindik, Osmanlıya da deyindik, Türk Birliğine de deyindik. Her birine ayrı ayrı deyindik. Şimdi özellikle Amerika’nın Osmanlı İmparatorluğunun bu sistemini eyalet sistemini buna benzer birçok sistemini örnek olarak aldığını gözlemliyoruz. Amerika’da eyaletler şeklinde bir yönetim şekli var biliyorsunuz. Acaba buradaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz yani Osmanlı gerçekten birçok dünya ülkesine şu anda yaşamakta olan ülkelerden bahsediyorum ilham kaynağı gerçekten olmuş mudur? Gelecekte olması düşünülen büyük Türkiye işte bu Osmanlı gibi bir ülke mi olacaktır geçmiş yaşadığımız Osmanlıdan bahsediyorum. Bu konudaki düşüncülerinizi öğrenebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Yapıda teknik değişiklikler, işin doğrusu o kadar önemli değildir yani sevgi, çoşku, aşk ve heyecan çok önemlidir. Ticari faaliyetlerde de bu böyledir, tebliğde de bu böyledir, hizmette de bu böyledir, güzellik anlayışında da bu böyledir, belediyecilik anlayışında da bu böyledir aşk olması gereklidir, çoşku olması gereklidir. Yani mesela Türkiye’deki şu model şu an iyi. Yani bütün mesele bu modeli çok iyi işletebilmekte... Yani gereksiz bir sevgisizlik var millette, korkutuldu bizim milletimiz, Dışarıya çıkın birbirine bakamıyor insanlar, dikkat edin uzaktan bir seyredin kimse kimsenin yüzüne bakamıyor, insanlar başka yere arka boşluğa bakıyor ve kimsenin yüzü gülmüyor. Halbuki bizim milletimiz sevinçli, mutlu ve neşeli olması lazım, birbirini gördüğünde selam vermesi lazım, birbirlerini sofralarına buyur etmeleri gerekir yani değil mi coşkun bir sevgi vardır, bir muhabbet anlayışı vardır. Küçük çocuklar mesela cıvıl cıvıl insan onlara Allah’ın tecellisi olarak bakar, sevinç duyar, güzel çiçeklere bakar, güzel manzaralara bakar, güzel ağaçlara bakar, hep güzellik arar ve bunun sevinci içinde olur. Bu şu an çok azalmış durumda, bu ciddi bir sorundur. İşte Türk-İslam Birliği bu neşesizliği de kıracak, yani bir mutluluk ve sevinç patlaması olacaktır, bir bayram havası yani günler bayrama dönüşecektir. Onun için yani Türk-İslam Birliğinde mesela Suriye, Suriye olarak kalır yani devletin üniter yapısı aynen korunacak. Ama coşkun bir sevgi dolar, büyük bir bereket dolar. Yani kapıların açık olması, baskının kalkması istikrar demek, vergilerin düşürülmesi demek, yani insanların beynindeki bütün baskıların çözülmesi demektir yani müthiş bir ferahlık olur. Yoksa insanlar çok yeteneklidir yani sevgiye de, canlılığa da, çoşkuya da, ticarete de, sanata da. Sadece kafasının üstünde baskı olmaması gerekir. İnsanın üstündeki baskıyı kaldırdın mı onun dimağı açılır, beyni açılır, Allah ona müthiş bir telif gücü verir ve muazzam şeyler yapmaya başlar. Mesela müthiş yollar yapar, sanatsal güzel eserler yapar, bahçeler yapar, bağlar parklar her şey yapar. Ama üstüne gelinmemesi gerekir. Yani ağır vergilerle bunaltılmaması, faizle bunaltılmaması ve yahut sosyal baskılarla bunaltılmaması gerekir. Hür ortamda insanlar çok güzel şeyler yaparlar Allah’ın dilemesiyle. Onun için Türk-İslam Birliğinde bu konuları ince ince düşünmeye gerek yoktur. Sadece bu konuların halledilmesi gerekiyor, pasaport ve vizenin kalkması yani ülkeler arasında ve coşkun bir sevgi ve kardeşlik anlayışının hakim olması gerekiyor Allah korkusuna ve Allah sevgisine dayalı. Çünkü hepimiz Allah’ın tecellileriyiz. Hıristiyanları da Allah yaratıyor, Musevileri de Allah yaratıyor. Kaderlerini onlar yaşıyorlar. Hepsine biz şefkat duyuyoruz Allah’ın yarattığı kullar olarak. Bunun uygulanması demek teröründe kendiliğinden ortadan kalkması demek. Çünkü terör sen dur demeden durur böyle bir ortamda. Yani terörün bütün teknik alt yapısı kaybolmuş demektir böyle bir durumda. İdeolojik temeli de kalmıyor, sosyal temeli de kalmıyor, felsefi temeli de kalmıyor hiçbir şeyi kalmamış oluyor. Kendiliğinden çöker, gelip teslim olurlar konu biter.
MUHABİR: Demek dini bir yapılanmayla, ahlaki değerlerin yüceltilmesi, toplumlar arasında sevginin hasıl olmasıyla terörizmin devre dışı bırakılması söz konusu olacak ve daha mutlu daha coşkulu adeta birbirlerine koşarcasına ülkelerin tabi Türkiye’nin gelecekteki liderliği ile de böyle bir güzelliğin yaşanacağını rahatlıkla söyleyebiliriz diyorsunuz. Tabi bu arada şimdi Barack Obama; biliyorsunuz Amerika Birleşik Devletlerinin yeni başkanı, göbek adı Hüseyin olduğu söyleniyor. Bunu da söylemeden geçmeyelim diyelim. Siyahların ilk defa çıkarmış oldukları, Amerika’nın başına çıkarmış oldukları bir lider. Aslında çok önemli bir olay… Düşünebiliyor musunuz Amerika’nın 200 yıllık tarihinde ilk defa bir siyahi lider şu anda Amerika’nın devlet başkanı oldu. Bu konunun önemi hem Amerika hem dünya hem de bizim ülkemiz için tezekkür edebilir misiniz?
ADNAN OKTAR : Bir kere Müslümanlar dışarıda bir güçten hiçbir şekilde medet ummasınlar onu söyleyeyim. Bizim gücümüz kendi içimizde, bizim gücümüz tekdir, Allah’dır. Biz Allah’ı coşkuyla seversek Allahtan şiddetle korkarsak, takva olursak, çok samimi olursak milyonlarca Obama’dan kat kat kat kıyasla ciddi bir destek almış oluruz. Obama Allah’ın herhangi bir kulu, onun yapacağı bir şey yok. Eğer Müslümanlar takva olmazsa, samimi olmazsa Obama ne yapsın, hiçbir şey yapamaz yani. Obama’nın yapacağı şudur. Amerikan devletinin dediklerini yapmaktır. Bunun dışında hiçbir şey yapmaz Obama. Amerika’da Amerikan hükümeti yoktur. Amerikan devleti vardır. Onun dediğini yapar. Allahu alem.
MUHABİR: Şunu diyebilir miyiz. Şu ana kadar devam eden Amerikan politikalarını sürdürmeye devam edecektir Obama, farklı bir şey beklemeyelim.
ADNAN OKTAR: Tabiî ki öyle. Allah bilir.
MUHABİR: Peki, krizlerden bahsettik. Şu dönemde Türkiye henüz bu krizden ciddi anlamda fazla etkilenmedi. Ama dünyayı sarsan bir kriz var. Faizlerin artması vesairesi. Bizim Türkiye’yi bu krizin bir anlamda etkilememesi için Türk halkının ne yapması lazım. Somut olarak şunu yaparsak biz bu krizden etkilenmeyeceğiz, etkilenmemeliyiz, etkilenmeyiz diyebileceğiniz bir çözüm noktası var mı?
ADNAN OKTAR: Bir kere insan manevi bir varlıktır. Manevi güçlerin kırılmaması çok önemlidir milletimizin. Yani ümitvar, neşeli, tevekküllü, Allah’a güvenen, geleceği de Allah’ın yaratacağını bilen bir ruh halinde olması lazım, Allah’a tevekkül etmesi lazımdır, çok samimi olması lazımdır, bu zeminde çok önemlidir. Fakat bu kriz biraz riskli olabilir onu söyleyeyim. Şöyle olması lazım buna karşı. Hayvancılık ve tarımın çok ciddi şekilde birinci plana alınması lazım öncelikle hayvancılık ve tarım. Yani diğer müesseselere devletin birse yardımı, bu müesseselere on olması lazım. Tarım ve hayvancılık, bunun muazzam desteklenmesi gerekiyor devlet tarafından.Yani birlik olan bir tarım üretimimiz varsa, birlik olan hayvancılık üretimimiz varsa bunun üçe beşe çıkarılması gerekiyor. Bu muazzam bir önlemdir. Çok güçlü bir önlemdir. Yani tarım ve hayvancılığa önem vermek bu yani vahim bir gelişmeyi net durduracak bir yöntemdir. Ama bunun dışında tabi birlik ve beraberlik ruhu, dayanışma ruhu, paranın hareketlendirilmesi için insanlarımızın teşvik edilmesi, paranın elde tutulmaması, hareketlendirilmesi ve özellikle büyük meblağlardaki para yığılmalarının muhakkak çözülmesi, yani bunların mutlaka piyasaya arzı, zenginlerimizin büyük miktardaki meblağları muhafaza etmemeleri, bunu mutlaka piyasaya sürmeleri ve bu paranın kullanılması, altının tutulmaması, altının da piyasa sürülüp, kullanılması. Yani onun karşılığı para basılıyor, altının muhafaza edilmemesi. Almanya ve yurt dışındaki kardeşlerimizin paralarının hiç vergi alınmadan Türkiye’ye getirilmesi. Yani şu an vergi alınıyor, biliyorsunuz. Hiç vergi alınmadan ama direkt valize, bavula doldurup getirmesi o kadar. Ben paramı getirdim diyecek ve hiçbir şekilde hesap sorulmamalı. Bir de niçin vergi alınsın?
MUHABİR: Yani biraz sıkılıyor mu insanlar. Mesela Türkiye’deki vergi oranlarına baktığımız zaman çok yüksek seviyede o vergilerin alındığının işletme sahiplerinin belki sıkıntılı durumlara girildiğini görüyoruz. Acaba ekonomide bazı şeyler yanlış mı uygulanıyor?
ADNAN OKTAR: Bu dediklerim tarzında mesela bankaların çok anlayışlı olup daha uzun vadeye yayılarak borçların istenmesi. Mesela 10 ise 20’ye çıkarılması bekleme müddetinin. 10 aylık ise 20 aya çıkarılması, gevşetmesi. Yani bu kasılma çözüldüğünde müthiş bir hareketlenme olur. Bir de dolar ile alışveriş yapılmaması, dolar ve markın kullanılmaması Türk parası kullanılması mutlaka yani o dış olaydan etkilenmememiz için. Sürekli ihracata önem verilmesi, ithalatın mümkün mertebe durdurulması… Yani çok çok önemli olmadıkça ithalat yapılmaması ama sürekli ihracat yapılması bunlarda çok çok faydalı olabilir.
MUHABİR: Burada hemen söylediğiniz şeylerin gerçekleştirilmesi babında karşımızda ciddi engellerin olduğunu söyleyebiliriz belki… Mesela bir Çin gerçeği ile karşı karşıyayız. Çin, bütün dünyanın ekonomilerini altüst eden bir çıkışla son 4-5 senedir belki daha fazla bilemiyorum ama son iki yıldır kasıp kavurdu bütün dünyayı. Çin’in dünya üzerindeki etkilerinin yanı sıra bizim Türkiye üzerindeki etkilerini görmemezlikten gelmek mümkün değil. Acaba böyle bir tehlikeye ve Çin gibi ortaya çıkabilecek olan diğer tehlikelerden ekonomimizin bir anlamda etkilenmemesi için ne yapılması lazım virgüllede şunu belirtelim. Birçok işletmemiz maliyetlerini karşılayamadığı için kapatılma tehlikesi ile karşı karşıya ve kapatılan işletmelerimiz de mevcut iken ben bu suali size yöneltmek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Eğer Çin gerçekten bir sorun meydana getiriyorsa bir süre Çin mallarının alımı durdurulabilir, yani bir süre bu kriz geçinceye kadar durdurulabilir. Çünkü Çin malları öyle olağanüstü kaliteli bir şey değil yani o kadar acil ihtiyaç olan malzemeler de değil. Türkiye’de rahatça üretilen belki biraz daha pahalıya mal olan ama Türkiye’de üretilen şeyler. Yani hiçbir mecburiyetimiz yok Çin’den mal almaya, Çin’den her türlü ithalat ve ihracat durdurulabilir bir süre. Yani müthiş bir para yığılımı oldu Çin’e. Buna tedbir alınabilir. Ya Çin bu parayı aktarsın ülkelere yani bu biriken parayı bir şekilde aktarsın o ülkelerin piyasasına sürsün veya ithalat, ihracatı durdurmak lazım. Yani bu çözüm olur çünkü gereksiz, şiddetli ve adaletsiz bir palazlanmaya gitti Çin. Diğer ülkeler müşkül durumda fakat Çin müthiş bir zenginliğe doğru gitti. Böyle bir tedbirle bu durdurulabilir en azından bir süre durdurulabilir.
MUHABİR: Evet şimdi ekonominin böyle bir şekilde yol alması dünyayı zor bir noktaya getirmesi söz konusuyken tabi bizim ülkemizin de yapacağı ihracatlarla ekonomimizin düzlüğü çıkartması imkanı da söz konusu bir yandan. Tabi bu noktada ben özelikle şunu sormak istiyorum. Biraz evvel belirtmiş olduğunuz gibi ithalatın kısılması mümkün olduğu kadar azaltılması, ihracatın arttırılması, yatırımların arttırılması özellikle üretken yatırımların arttırılmasını gerektiren bir unsur. Üretken yatırımların arttırılması ülkemizin ekonomisinin gelişimi, refah seviyesinin arttırılmasında nasıl bir rol oynar?
ADNAN OKTAR: Tabi bu iki kademeli düşünülmesi gereken bir konu. Bir acil açısından değerlendirilmesi gereken bir yön var. Bunda mesela gübre üretimi, traktör fabrikalarının geliştirilmesi ve güçlendirilmesi, tohumluk buğday ve meyve sebze üreticilerine yeteri kadar kredinin verilmesi ama tabi kredilerin kontrol edilmesi yerinde kullanılıyor mu diye. Teşvik edilmesi, boş alanların süratle tarıma açılması, damızlık hayvanlar getirilmesi yurtdışından yani her türlü büyükbaş, küçükbaş hayvanlar getirilerek hayvan üretiminin geliştirilmesi ve ıslahı. Bunlar acil olanlar yani zemin olarak bunlar çok hayati. Boş her türlü alanın kullanılması bu konuda. Ama ikinci aşamada bu daha önce söylediğim tedbirler. Ama bunların hepsinden kardeşlik ruhu şevk ve heyecan çok önemlidir çünkü öbür türlü insanlar bitap olur korku içinde insanlar. Yani ben paramı vereceğim beni mahvedecek insanlar. Hâlbuki kardeşlik ruhu içinde olursa insanlar adam bunu düşünmez. Yani devletin, insanların, etrafındaki insanların herkesin ona dostça ve kardeşçe yaklaşacağını bilirse yani bir vahşi kapitalizm ruhunun olmadığını anlarsa çok daha hür olacaktır ruhu. Yani başının üzerindeki ağırlık gidecektir. Bu çok önemlidir. Yani şimdi bir insan işyerini kapatıyor, satıyor malını mülkünü, evine kapanıyor ve hiçbir şey de mal mülk almıyor, işte bu hayata küsmektir. Bu hayatın bir yönünü orada durdurmaktır. Halbuki mücadele etmesi gerekir, gayret etmesi lazım.. Ama burada hem vatandaşların, hem devletin, bankaların yani herkesin kardeşçe bir dayanışma içinde olması gerekiyor. Ve özellikle de bu faizin mutlaka ortadan kaldırılması gerekiyor.
MUHABİR: Peki, tabi bu söylediğiniz özellikle hayvancılık ve tarımın geliştirilmesi hususu bizim Avrupa Birliği’ne kendi ihalemizle yaptığımız başvuru sonucunda Avrupa birliği kriterlerine uygun olmak adı altında bizden istenen şeylerdi. Mesela bugün ülkemizde tarımın özellikle azaldığını, hayvancılığın özellikle azaldığını gözlemliyoruz. Çiftçimiz devletimizden teşvik alamaz duruma düştü eskiye nazaran kıyasla baktığımızda. Şimdi biz Avrupa Birliğine giden bir yapı içersinde hareket ediyoruz, görünüyoruz şu anda ve bunun reel göstergeleri de tarımın ve hayvancılığın azalması, çiftçiliğin forse edilmemesi adeta belki kendi haline bırakılması şeklinde karşımıza çıkıyor ve bunu örneklendirmek çok çok daha mümkün. Peki bu durumdan kurtaracak olan politikaları nasıl gerçekleştireceğiz. Bu noktadaki açıklamalarınız nasıl olabilir?
ADNAN OKTAR: Bu hayati bir gereksinim. Avrupa Birliği, Amerika veyahut Rusya yani hiç kimsenin dinlenebileceği gibi bir konu değil bu. Yani bu Allah esirgesin açlık tehlikesini beraberinde getirebilecek vahim gelişmelere sebep olacak bir şey olur. Yani bunun öyle tartışılabilir bir yönü yok. Avrupa Birliği değil kim ne derse desin. Dediğim gibi kim ne derse desin bu dinlenecek bir söz değildir. Tarım alabildiğine geliştirilmesi lazım ve boş olan işsiz olan insanlarımızın da tamamen bu alana kaydırılmaları gerekiyor, süratle ve muazzam iş alanları gelişebilir böylece yani elde edilen üretimin tabi işlenmesi gerekiyor. Mesela buğdayın işlenmesi ayrıdır, arpanın, çavdarın, patatesin bunlar içinde birçok sanayi kolunun kurulması gerekiyor. Yeni yeni iş alanları, yeni yeni istihdam alanları oluşmuş demektir böyle bir durumda. Bu Avrupa Birliğinin böyle bir teklif yapması çok çılgınca bir teklif yani çok çok çılgınca bir teklif yani bunun kabul edilmesi diye bir konu asla olamaz. Yani mükemmel bir hayvancılık, mükemmel bir tarım olması lazım ve Türkiye’ye bol bol yeten ve ayrıca rahatça ihraç edebileceği gibi bir üretim anlayışı olması lazım. Böyle olduğunda bağımsızlığı da korumak çok rahat mümkün olur, ekonomiyi de geliştirmek çok rahat mümkün olur. Yani zeminde bir kere güvenlik sağlanmış oluyor. Bu çok önemlidir. Yani bu sağlanmadığında çok çok riskli gelişmeler olabilir. Allah esirgesin.
MUHABİR: Bir de biraz evvel altının öneminden de bahsettiniz. Hani altının piyasaya verilmesi babında. Şimdi yanılmıyorsam geçmiş yıllardan Malezya hani altın karşılığında olan bir para biriminin İslami ülkelerde uygulanabilirliğinden bahsetmişti. Daha sonra bu sesler kısıldı. Daha fazla dile getirilmeden olay bitti. Böyle bir şeye nasıl bakıyorsunuz? Altın karşılıklı para sistemi bizim ülkemizde uygulanabilir bir sistem olabilir mi? Böyle bir şey gerçek olabilir mi çünkü altın mustakkar bir sistem eğer onun karşılığı olan bir para devreye girebilirse doların hakimiyetine son verilebilir mi? Veyahut başka para birimlerinin hakimiyetine son verilebilir mi?
ADNAN OKTAR: Evet, tabiî ki düşünülebilir bir yöntem ama şu an Türk parasına ağırlık verilmesi yeterli gibi görülüyor. Ve diğer dediğim hususların yerine getirilmesi bence çok sağlıklı netice aldırtır. Ama özellikle bu tarım ve hayvancılık. Çok çok önemlidir. Ve bunu destekleyen diğer bütün sanayi kolları yani her türlü mazot olsun, gübre olsun, benzin olsun yani biçerdöver olsun her türlü teknik alet ve edevata destekçi yan aparatların da çok iyi üretiminin yapılması gerekiyor.
MUHABİR: Özellikle Türk-İslam Birliği konusunu çok güzel açıkladık. Türkiye’nin de üzerine düşen görevin özellikle vizenin kaldırılması ve Türk Birliğini oluşturacak olan ülkeler arasındaki engellerin bu şekilde bertaraf edilip coşkuyla katılımcı bir hareketle bu ülkelerin bir araya gelmesi ve diğer ülkelere de bunu sirayet ettirmesi şeklinde özetleyip Türk Birliği hakkındaki sözlerimizi bu noktada bitirebiliriz değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Peki, şimdi Darwin teorisi özellikle üzerinde çok çalıştığınız bir konu. Bunun üzerinde çok araştırmalar yaptınız. Çok değerli eserleriniz var. Özellikle son çıkarmış olduğunuz 3 tane atlas söz konusu. Teker teker canlıların bütün yapılarını alıp onları en güzel statüden basıp dünyanın köşe başlarında bulunan o önemli insanlarına bunları gönderdiniz. Bu çalışmanızın hem akışını hem de bugün geldiği noktayı öğrenmek istiyoruz. Tepkiler ne durumda? Nasıl acaba ateizmin temellerini aşağılardan sarsmayı başardık mı?
ADNAN OKTAR: Yaptığımız bu çalışma kitap çalışmaları, internet çalışmaları ki internetten bu yıl indirilen kitap sayısı çok çok yüksek maşaAllah geçen yıla nazaran. Bir kere Avrupa’da benim tahmin edemeyeceğim derecede ciddi bir etki meydana geldi. Yani onların tabiriyle atom bombası patlamış gibi oldu. Kendi tabirleriyle. Avrupa’da yapılan anketler var. Yani sayfalarca devam ediyor. Gazetelerin, internet sitelerinin yaptığı anketler. Şu an Darwinizme inananların oranı Avrupa’da % 20’lere düştü. Eskiden % 80’lerdeydi Darwinizme inananların sayısı % 20’lere düştü. Yani bu tam bir hezimettir Darwinistler için. Tam bir çöküştür. Muazzam bir netice aldık. MaşaAllah. Mesela İngiltere’nin ünlü gazetelerinden “ The Observer ”2 Kasım 2008 tarihli başlığı “ Dikkat edin Yaratılışçı ilerleyiş devam edecektir” diyor. “ Yaratılışçıların taraftarları zayıflamıyor. Olan bir şey varsa daha da gözle görülür olduklarıdır “diyor. “Daha da güçleniyorlar” diyor. Mesela diyor ki: “Harun Yahya şu an Türkiye’de belirli bir güç sahibi, dünya çapında ise Amerikalı yaratılışçıların sadece hayal edebilecekleri bir etkiye sahip” Mesela Fransa “Le Point” “Darwin’i kurtarın diyor”. Fransa “La Liberation” “ Tek bir hamlede tam bir panik gerçekleşti” diyor. Mesela “Le Mond” “Yaratılışçı fikirlerin yayılış tehlikesi” diyor başlık olarak. İtalya “Corriere della Sera” gazetesi “Ama kesin olarak bildiğimiz şey bizim kaybedenlerden olacağımız.”diyor Darwinistlerin. Mesela Belçika “Yaratılışçılık yelkenler fora hızla ilerliyor” diyor. Belçika “Kulisler arkasında yaşanan panik” İtalya “La Stampa“ gazetesi-İtalya’nın en büyük gazetelerindendir-“Elveda Darwin” diyor. Darwinizm bitti diyor. Böyle binlerce haber çıktı. Ben çok az bir bölümünü göstertiyorum. Yani tam bir panik var Avrupa’da maşaAllah. Özellikle Fransızlar çok fazla etkilendiler maşaAllah. Sarkozy’e gönderdim, Tony Blair’e gönderdim Jack Chriac’a gönderdim yani bütün Avrupa liderlerinin hepsine gönderdik bunu. Sarkozy’de hayret edecek bir değişiklik oldu. Tony Blair’de hayret edecek büyük değişiklik oldu. Bunların her ikisi de Darwinisttiler yani Materyalist görüşe sahiplerdi. Bakın Nicolas Sarkozy’nin gelişmesine “Her insanın düşüncesinde ve kalbinde varolan yüce Allah’tır. İnsanı esir kılmayan onu özgür kılan Allah’tır. İnsanların ölçüsüz kibrine ve deliliğine karşı bir sur olan Allah’tır. Tüm farklılıkların ötesinde insanlara sürekli bir alçakgönüllülük ve sevgi mesajı, barış ve kardeşlik mesajı, hoşgörü ve saygı mesajı veren Allah’tır. Fransız gazeteleri Sarkozy’nin açıklamaları karşısında şok yaşadı ve Le Mond “Kimse bu kadarını beklemiyordu” diye haber yaptı diyor. Benim kitabımdan sonra da bu hali aldığını Fransız gazeteleri ayrıca yazmışlardı. Böyle etkilendiğini, benim atlasımdan etkilendiğini fikirlerinin değiştiğini yazmışlardı Fransız gazeteleri. O da var burada. Tony Blair “Dini inancın önemini anlamadan çağdaş dünyayı anlayamazsınız” diyor. Darwinist, Materyalist ve Sosyalist idi tamamen değişti. “Dini koruyun ve onun iyilik için bir güç olmasına yardım edin” diyor. Tony Blair röportajında akşamları Kuran okuduğunu ve ünlü sanatçılara Kuran hediye ettiğini söyledi. U2 adlı müzik grubunun solisti Bono “Blair hediye ettikten sonra Kuran okumaya başladığını” açıkladı. Mesela Jacques Chirac’a da gönderdim. Bana teşekkür mektubu yazmış kendi el yazısı ile çok etkilendiğini, çok beğendiğini yazmış. Sitemizde görmek mümkün. MaşaAllah.
MUHABİR: Yani tesirleri alıyoruz, tepkileri alıyoruz o zaman bu Darwinizm ile ilgili düşünce yerini Allah düşüncesine doğru terk ediyor diyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, şimdi mesela 100 milyon fosil var. 100 milyon fosil. Yeraltından çıkmış. Allah sanki fotoğraf plakaları gibi yeraltına canlıların resimlerini koymuş taşların üstüne. Şimdi bakın dikkat edin. Onbin değil, yüzbin değil, yüzmilyon adet fosil var ve hepsi yaratılışı ispat ediyor. Böyle bir durumda Darwinizm kalır mı? Ayrıca diyoruz ki Darwinistlere “Kardeşim dedik eğer Darwinizmin delili varsa mesela bir tane ara fosil olması lazım dediğiniz gibi tek bir tane ara fosil getirin dedim hem siz zengin olun hem biz de görelim” dedim. “On trilyon vereceğim” dedim bir tane Darwinizmi ispat eden bir tane delil. Getiremediler. Hatta bir yıl geçti bekliyoruz yok cevap yok. Çünkü yok. Böyle bir durumda Darwinizm olur mu? Tek bir proteinin meydana gelmesi teknik olarak mümkün değil, imkansız. Yani ara fosillerin sahteliğini ispat ettik. Kafataslarının sahteliğini ispat ettik, geçersizliğini anlattık ve hepsi bilimsel delil ve hiç kimse reddedemiyor bunları. Bu durumda Darwinizm tabi ki kalmaz. Allah’ın yarattığı apaçık gün gibi aşikar. Beynimizin içinde böyle pırıl pırıl ışıklı bir dünya, bunun nedir açıklaması. 5 yaşındaki çocuğa sorsan anlar. Yani beynimin içinde saat var, bardak var, kameralar var, ışık var, siz varsınız. Nasıl oldu diyorsun adama “Tesadüfen oldu” diyor. Yani 5 yaşındaki çocuk, akıl hastanesindeki deli bile söylemez şunu… Olacak iş mi şu? Beynimin içinde böyle bir görüntü olacak bu da tesadüfen olacak. Bundan sonra yaratılış çağıdır. Bu yüzyıl Türk-İslam Birliğinin yayılacağı, altın çağ tabir edilen imanın, Kur’an’ın, Allah inancının, Allah sevgisinin, coşkunun yayılacağı yıllardır. Bunu hiç kimse durduramaz. Şeytanın yenileceği yüzyıl yıl bu yüzyıl.
MUHABİR: Hatta özellikle çalışmalarınızda Hz. İsa’nın geleceğini, Hz. Mehdi’nın zuhur edeceğini, bu beraberce Deccal’in kökünü kazıyacağını söylüyorsunuz, anlatıyorsunuz yayınlarınızda. Bu konu hakkındaki açıklamalarınızı biz de bir kere daha dinleyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Ben bir kere şunu söyleyeyim Müslümanlara müjde vereyim. Mehdi geldi. Yani bu çok net. Peygamber efendimiz Mehdi’nin çıkış alametlerini belirtmiş. Buna baktığınız da bilin ki Mehdi geldi demektir diyor Peygamber efendimiz. Dünya kuruldu kurulalı olmayan bir arada hiç olmamış olan 20-30 yıl içerisinde olmuş olan olaylar var ve ilk defa oluyor bu. Peygamberimiz S.A.V diyor ki 1400 yıl öncesinden; Afganistan işgal edilecek, Irak işgal edilecek, Bağdat’dan dumanlar yükselecek diyor, Fırat’ın suyu kesilecek-barajla kesildi-, Ramazan ayında 15 gün arayla ay ve güney tutulmaları olacak, kuyruklu yıldız çıkacak diyor, güneşte büyük bir alamet olacak diyor büyük bir patlama oldu, ilk defa bu yüzyıla ait bir patlama oldu. Mesela Kabe’de kan akıtılacak, Kabe’de baskın olacak diyor Peygamberimiz. Bunların hepsi 20-30 yıllık zaman diliminde oldu. Bu dünyada yeri yerinden oynatacak çok büyük bir mucize. İnsanlar bunun bir türlü farkına varamıyor. Çok büyük bir olay oldu. Peygamberimizin mucizesi oluşmuş. İnsanlar bununla ilgilensin ve dediklerinin tamamı çıkmış. Yani bu çok şaşırtıcı bir şey bu teknik, matematik olaylar artık o kadar keskin. 15 gün arayla diyor Peygamber S.A.V ve Ramazan ayında diyor. Tam dediği gibi oluyor. Aynı anda kuyruklu yıldız çıkacak diyor. Aynen dediği gibi çıkıyor. Bunların hepsi zuhur etmiştir. Mehdi de zuhur etmiştir. Bu gelişmelerin hepsi budur. Şu ekonomik kriz mesela bunu Peygamber efendimiz belirtmiş. Said Nursi de ayrıca kitabında da belirtiyor. Ekonomik kriz olacak diyor ileride. Buna şükür ve iktisat bereketiyle Müslümanlar karşılık vereceklerdir ve etkilenmeyeceklerdir diyor. Şükür ve iktisat bereketiyle... Kendi zamanında da oluyor. Bunun bu zamanda olması, ahir zamanda olacağını da gösteriyor diyor. Mesela kasırgaların artması yani alametleri anlatmaya kalksam günler alır, aylar, yıllar alır. Mesela Said Nursi diyor ki: “ Mehdi’nin görevi olarak birincisi; fen ve felsefenin tasallatuyla-etkisiyle- ve maddiyun ve tabiyyun taunu Materyalizm, Darwinizm ve Ateizm düşünceleri beşer içinde intişar etmesiyle, halk içerisinde yayılmasıyla, insanlar arasında yayılmasıyla her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun fikrini, Darwinizm, Materyalizm ve Ateizm gibi Allah’ı inkar eden dinsiz akımları tam susturacak tarzda imanı kurtarmaktır Mehdi’nin birinci görevi budur diyor Said Nursi.
Ehl-i İman’ı delaletten muhafaza etmek, yani imanlı olan Müslümanların delalete düşmesini engellemektir diyor birinci görevi. ”Ve öbür görevlerini de sonra devam etmiş. Çok detaylı belirtiyor Said Nursi. 1971’de anarşinin başlayacağını söylüyor aynen çıktı. 81’deki olayları söylüyor aynen çıktı. 91’i söyledi aynısı. 97’yı söyledi aynısı. 2001’i söylüyor aynısı, 2015’i söylüyor, 2014 var Said Nursi’nin bir de 2011. Bütün dedikleri çıkmıştır. Ve çıkacak inşaAllah. Mezarının yıkılacağını söylüyor aynen çıktı. Kaç yaşında öleceğini söylüyor aynısı çıktı. Allah’ın dilemesiyle. Hepsini söylemiştir yani.
MUHABİR: Peki bu noktada insanlarımıza vereceğiniz mesaj ne olabilir. İnsanlar eğer Hz. İsa gelecekse ki gelecek olduğunu söylüyoruz. Mehdi gelecekse, zuhur etmiştir diyoruz. Nasıl bilecekler? Nasıl ulaşacaklar?
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin dış alametlerini de Peygamber efendimiz çok detaylı anlatmıştır. İşte saçı siyahtır diyor, kaşları kavislidir diyor, alnı geniştir diyor, burnu küçüktür diyor, sakalı vardır diyor, yanağında ben vardır diyor, yüzü parlaktır diyor, nurludur diyor hatta sakalının nuru yüzüne yayılır diyor, orta boyludur diyor, omuzları geniştir diyor, göğsü geniştir diyor, uylukları geniştir diyor bütün boydan boya bazı geniştir diyor, yani bütün vücudunun geniş olduğunu söylüyor bir rivayette, Ben-i İsrail’den bir kişidir gibi diyor görünüşü yani heybetli ve acar diyor. Sırtında bir ben vardır diyor, sağ ayağında bir ben vardır diyor. Alnında bir işaret vardır diyor. Yani huyunu, ahlakını hatta yürüyüşünü bile ayaklarını ayırarak yürür diyor hafif dışa basarak yürür diyor Hz. Mehdi. Ona varıncaya kadar detaylı belirtmiş Peygamberimiz. Ama tabi biz bu alametlerden yola çıkarak netice alamayız. Çünkü Mehdi hiçbir zaman ben Mehdi’yim demez, demeyecek, etrafındaki kişiler de bu Mehdi’dir diyemez. Çünkü bu Kuran’a göre bu mümkün değildir. Mehdi’lik iddia edildiği vakit bu kişinin imtihanı kalkmış olur, adeta cennetlik olmuş oluyor. Mutlaka cennete gitmesi gerekiyor konumda oluyor. Bir insan da ben cennetliğim derse, yani benim imtihan olmama gerek yok derse Müslümanlık ile bağlantısı olmaz. Yani bunu bütün röportajlarda anlattım. Dolayısıyla Mehdi çıktığı vakit Said Nursi diyor ki “Yakın talebeleri onun imanın nuru ile tanırlar. Allah-u Alem o diyecekler, herhalde” Ama bize Mehdi’yi asıl kanaat getiren delil İslam’ın bütün dünyaya hakim olmasına vesile olacaktır bu insan. Yani böyle feyz ve nur saçacaktır dünyaya ve Hz. İsa onu iki omzundan iterek imamlığa geçirir diyor ve namazda beraber olurlar“diyor Peygamberimiz. Bu oluştuğunda Hz. İsa ile namaz kılan, Hz.İsa’nın imamlığa geçirdiği kişi İslam ahlakının dünyaya yayılmasına vesile olan kişi Mehdi‘dir. Ama biz şöyle diyeceğiz “Allah-u Alem o” diyeceğiz. Hz. İsa içinde de Allah-u Alem odur diyeceğiz. Hz. İsa’nın inişine de Alluhu alem Said Nursi’nin izahlarına göre ve hadislere göre 15-20 yıl var en fazla yani o şekilde, Hz. İsa’yı da bir yerde bulacaklar aynı kıyafetleri, aynı o zamanki ayakkabısı, üstünde ne varsa Allah onu o şekilde göğe ref etti iki kere söylüyor Allah.”Onu asmadılar, onu öldürmediler. “Katele” katletmediler diyor Allah. Bir daha söylüyor. “Asmadılar ve öldürmediler”. Allah onu ref etti diyor. Yani zamanın dışına çıkardı, kendi makamına aldı. Yani zaman ve mekandan çıkarılmıştır Hz. İsa. Belki Hz. İsa’ya bir saniye gibi gelecek o. Yani bu 2000 yıl, bir saniye gibi gelecektir. Zamanın dışına çıktığı için zamanın içine girmesi ile çıkması bir olacaktır adeta. Aynı kıyafetiyle gelecek. Fakat geçmişini hatırlamayacak geldiği vakit. Mesala “teveffeniha” diyor Allah göğe çekerken. Vefat ettirerek alıyor Allah. Yani uykudaki gibi. Biz nasıl uykuda vefat ediyoruz uykudaki gibi. Ama geldiği vakit bilmez kendisini. Burada öğrenecek, Kuran’ı öğrenecek, İncil’i öğrenecek, Kuran’ın hak olduğunu görecek ve Kuran’a tam tabi olacak Hz.İsa. Ve bütün Hıristiyan alemini de Kur’an’a davet edecek. Ben sizin peygamberinizim diyecek madem siz bana uyuyorsunuz ben de sizi Kuran’a davet ediyorum diyecek. Ve bütün Hıristiyan alemi de Müslüman olacak. Bu kaçınılmaz bir gerçektir. Hz. İsa’nın gelişi ile ilgili Kuran ayetlerinde bu çok açık anlatılmıştır. Mesela Al-i İmran Suresi 55.ayette “Sana uyanları, sana tabi olanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim.” İşte bu İslam’ın dünya hakimiyetidir. Yani kıyamete yakın zamana kadar demektir bu. Bir İslam hakimiyetinden bahsediyor. Bütün küfrün üstüne geçireceğim diyor sana uyanları. Biz de bütün Müslümanlar Hz. İsa’yı seviyoruz. Bizim peygamberimiz o aynı zamanda. Yani İslam peygamberidir. O da Kuran’a uyacaktır. Sana uyanları, yani Kuran’a uyanları hepsini kıyamete kadar inkara sapanların üzerine geçireceğini söylüyor. Nisa Suresi 159. ayet: “Andolsun, Allah yemin ediyor. Kitap ehlinden, Musevilerden, Hıristiyanlardan her kim olursa olsun ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur.” Hepsi iman edecektir diyor Hz. İsa gelince. İşte Armagedon’dan sonra o olaylardan sonra, dünyada kutuplara kadar, Afrika’nın en ücra köşelerine kadar İslam yayılacak. Yani tek bir kişi iman etmedik kimse kalmayacak bunu Allah bunu belirtiyor. Bak, Kitap ehlinden ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Mesela Zuhruf suresi 61.ayette: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz o, Hz.İsa Aleyhivesselam, kıyamet saati izin bir alamettir.” Kıyamet için bir alamettir. O geldiği zaman bil ki kıyamet kapıda. İnşaAllah.
MUHABİR: Peki biraz evvel de söylediğiniz gibi bir Armagedon savaşı gibi bir savaşın geleceği söz konusu olacak mı?
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi’de savaş yok. Hz. Mehdi’de uyuyanı uyandırmaz, kan da akıtmaz diyor. O tekbirlerle İstanbul’u fetheder diyor manen. Said Nursi de diyor. İstanbul’da çıkacak diyor. Manen, kültürle, bilgiyle fethedecek diyor. Fakat Hz. İsa’da bir Armagedon var. Yani nuzülünden inişinden sonra Deccal taraftarlarıyla bir şeyi var. Ama çapı çok da büyük olmayabilir. Ama bir mücadele var. Bir savaş var. Bir kereliğine mahsus öyle bir şey var.
MUHABİR: Tabii, şimdi konular konuları açıyor. O kadar çok konu var ki hangi birini konuşalım diyoruz bir yandan da. Özellikle sizin şahsınızla ilgili cereyan son bir sualimiz olacak ama o soruya gelmeden önce günümüz de yine özellikle alternatif tıp gibi bir tıp, televizyonlardan da artık yüksek sesle seslendirilmeye başlandı. Normal tıbbın yerini yavaş yavaş alternatif tıbbın aldığını, bitkilerle tedavinin ön plana çıkarıldığını ve bunun epey yaygınlaştığını görüyoruz. Bu olaya nasıl bakıyorsunuz? Yani bunun devrede olması, alternatif tıbbın kullanılması kabul edilebilir bir müessese midir? Yoksa hem o hem o ikisi de mi olmalıdır? Yoksa hayır sadece modern tıp mı olmadır demeliyiz ne demeliyiz dersiniz?
ADNAN OKTAR: Mesela derler ki, elma sirkesi kolesterolü düşürür, kolesterol ilacına gerek yok diyorlar. Yani bu çok sevimli bir izah yani çok sempatik bir izah. Şöyle olabilir. Belki biraz psikolojik etkisi olabilir ama işin doğrusu elma sirkesi kolesterolü düşürmez. Yani öyle bir olay olmaz. İlaç düşürür. Doğrusu bu… Ama bazen bazı bitkiler ilaç etkisi yapabiliyor. Yani bu da bir gerçek çünkü yapılan ilaçların büyük bir kısmı bitkisel kökenli ilaçlardır. Modern ilaçların da yani ilaç sanayisi de zaten bitkilerden elde edilen usarelerle ilaç yapıyorlar. Onun için bunda şaşıracak bir şey yok. Ama tabi böyle uydurma ilaçlar son derece tehlikeli olabilir yani onlara güvenmek gözüne limon damlatalım yani gözünün mikrobu kalmaz falan. Bunlar çok çok tehlikeli izahlar. Mesela nane suyunu genzine damlatırsan zatürreye iyi gelir falan. Bunlar ürkütücü izahlar. Bunlar doğru değil. Ama hakikaten denenmiş, gerçekten etki eden bitkisel ilaçlar var. Bunlar tabi ki kullanılır. Kullanılmaları da makul…. Ama en doğrusu modern tıptır.
MUHABİR: Tabi, şimdi özellikle hakkınızda cereyan eden bir psikolojik savaş var yıllardan beri. Medyada epey hırpalayıcı tarzda sataşmaların olduğunu biliyoruz size. Bu konu hakkında mahkemelere kadar varan birtakım olaylar cereyan etti. Tabi bunlar ne duruma geldi, bu hukuki savaşınızda hukuk son noktayı nasıl koydu? Bir son nokta koyuldu mu? Bu konu hakkındaki görüşlerinizi medya hakkındaki düşüncelerinizle birlikte söylemeniz mümkün olabilir mi?
ADNAN OKTAR : Öteden beri Cumhuriyet tarihinde görülmemiş derecede bir toplum mühendisliği, bir psikolojik savaş uygulamasıyla muhatap oluyorum ve arkadaşlarım da muhatap oluyorlar. Mesela emniyette yiyeceğime, içeceğimin içerisine kokain karıştırdılar. Ve bu kokaini emniyette yemek ile yediğim için kanımda da kokain çıktı. Basın veryansın etti “Adnan Hoca kokain kullanıyor “ diye. Sonra adli tıbba gittik. Adli Tıp bu kişinin yemeğine karıştırılarak emniyette bu verilmiştir. 72 saat bir insanın kanında kokain kalmaz diye rapor verdi. Ve mahkemede de beraat ettim. Mahkemede de bu kanaat oluştu ve beraat ettim. Eğer adli tıpta ben bunu ispat edemeseydim, bu oyun bu komplo üstümde kalacaktı. Allah korudu. Mesela akıl hastası dediler. Akıl hastanesine yatırdılar. Yani benim akıl hastası olmadığım belli. Nitekim Askeri hastaneden ruhen ve bedenen tam sağlıklı diye rapor aldım. Peki kardeşim yıllarca akıl hastası olarak lanse ettiniz, niye 300 tane cinayet işlemiş akıl hastasının içine koydunuz. Abdülhamid devrinden kalma o eski binanın içinde benim ne işim vardı. Benim bulunduğum dönemde yedi kişiyi öldürdü akıl hastaları ya beni de öldürselerdi ne olacaktı. Yani bunun sorumluluğunu kim alacaktı. Tabi bunlar benim merak ettiğim ve ileride de çözüleceğini düşündüğüm sorular. Mesela Ebru Şimşek isimli bir bayanı karşıma çıkardılar. İşte sen buna uzun namlulu silahlarla tecavüz etmeye kalktın. Sen çirkin işler yapmaya kalktın. Bunu videoya aldın ve tehdit etmeye kalktın bu kadını dediler. Yıllarca basın bunu kullandı ve en sonunda bu kadının iddia ettiği filmi mahkeme heyetinin önüne getirdik. Benimle karşılaştığını iddia ettiği evin filmini de getirdik. Bilirkişinin tespiti yalnız bunlar yani mahkeme ve bilirkişi tespitli. Her ikisini mahkemenin kaleminde bulunan bu filimde gene resmi bilirkişinin tespit edilen filmi karşılaşttırttık. İki evin olağanüstü farklı olduğu görüldü. Benim bulunduğum evde kiriş yok. O kadının bulunduğu evde tavan kirişleri var. Benim bulunduğum evde camlar tavandan tabana kadar pencereler. O evde pencereler pimapen ve küçük. Allah’a çok şükür mahkeme heyeti, avukatlar ve bilirkişi herkes vardı seyrettiler. Kesin mahkemenin kanaati geldi. Bu bir yalandır dediler, bu bir iftiradır dediler ve beraat ettim bu davadan. Ya peki o film olmasaydı ben ne yapacaktım. Çok müşkül durumda kalacaktım. Ya evler birbirine benzeseydi hakikaten benzeseydi üzerimde kalacaktı bu. Allah’a çok şükür ki o kiriş farklılığından, pencere farklığından onlardan kurtuldum. Filmde ne silahlı adamlar var, ne olay var, ne ben varım, ne arkadaşlarım var kimse de yok. Filmi de gördüler. Ondan da öyle kurtuldum. Yani buna benzer olaylar. Mesela 9 kez silahlı suikasta uğradım. Hepsinden Allah korudu. Ve basının yıllardan beri sürekli baskısı olduğunu herkes biliyor. Ama bu olaylar oldukça ben daha da Allah’a şükrediyorum, iftihar ediyorum. Çünkü eğer bunlar olmazsa ben hiçbir şey yapmıyorum demektir. Yani boş olarak görürüm kendimi. Demek ki etkim büyük ki tepki de büyük. O yüzden ben Allah’a hamd ediyorum elhamdülillah. Firavuna gidip sorsan Hz. Musa diye birisi var mı? Nedir dense? Hemen sana Firavun söyler şurada benim en büyük düşmanım der. Nemruda gidip sorsan senin en büyük düşmanın kim dersen? Sen kimden rahatsız oluyorsun? İbrahim diyecek. Şimdikinin bir kısım Nemrudları, Firavunları, Deccalleri de Allah için hizmet eden bütün Müslümanlara var güçleriyle psikoloji savaş uyguluyorlar. Ama bu savaş içerisinde bana uygulanan savaş Allah’a çok şükür Türkiye’deki en büyük savaş gibi görünüyor, ben de bu halimle iftihar ediyorum. Yoksa bütün alimlere, herkese, bütün dindarlara, Allah’ı seven herkese karşı bu tip bir oyun oynandığını görüyoruz. Ama tabi burada ben suç işleyenleri kastediyorum, yanlış yapanları kastediyorum yani buna dolaylı yoldan elinde olmayarak alet kişileri kastetmiyorum. Ayrıca siz bir de mahkemeyi sordunuz galiba. Mahkemede benim için önemli olan şu şey var. Ben milletin gönlünde beraat ettim. İnsanlarımızın gönlünde beraat ettim. Kimse çete lideri olduğuma inanmıyor şuan. Üç tane de hanım hanımcık kız arkadaşım var. Mahkeme onlara da çete lideri dedi. Ona da kimse inanmıyor. Ben milletin kalbinde beraat ettiğime göre bu benim için yeterli. Ayrıca Cumhuriyet savcısının kanaati de bu yönde. Mesela Cumhuriyet savcısı da mesela ne diyor Cumhuriyet savcısı: “Mahkememizce toplanan deliller arasında sanıklar aleyhinde delil bulunmamaktadır” diyor Cumhuriyet savcısı. İkinci olarak diyor ki: “C.M.K’nın 148/4 maddesi gereğince poliste alınan müdafisiz yani avukat olmadan alınan ifadeler delil olarak değerlendirilemez” diyor. Bunu mahkeme de kabul etmişti diyor. Sizin mahkemeniz de bunu kabul etmişti diyor. Ayrıca işkence altında alındığını da biliyoruz diyor savcı. Yani işkence altında alınması ve yanında avukat olmaması açısından da bu deliller geçersizdir diyor yani. Dosyada olan deliller geçersizdir dedi. Fakat ayrıca bir şey daha söyledi. Siz dedi daha önce bu kişilere daha önce beraat verdiniz dedi. Bana ve arkadaşlarıma beraat vermişti hakikaten mahkeme. Bu nedenlerle dedi bütün sanıkların müsnet suçlardan ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesini talep ediyorum dedi. Yani savcının dedikleri bunlar. Ama tabi ben mahkemenin kararına saygı duyuyorum. Her zaman hukukla ilgili alınan her karara saygı duyarım. Ve mahkemeye de hakkımı helal ediyorum. Ama bu gerçekler de var. Bunları da söylemek durumundayım.
MUHABİR: Son noktada demek ki gayet güzel bir noktadayız, temiz bir noktadayız, Allah’ın izniyle inşaAllah bu noktada olmasını temenni ediyoruz. Ben çok teşekkür ediyorum. Karınca kararınca sualler sormaya çalıştık.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim. Allah razı olsun
MUHABİR: Programımızın da sonuna geliyoruz bir yandan. Bir sonraki bir başka birliktelikte tekrar sizinle birlikte olmaktan mutluluk duyacağımızı belirtiyoruz.
ADNAN OKTAR : Allah razı olsun. Lütfettiniz, şeref verdiniz.
MUHABİR: Estağfurullah, tekrar birlikte olmak ümidiyle hoşça kalın diyorum sizlere
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Allah razı olsun, sağolun, var olun
MUHABİR: Evet sevgili izleyiciler, bir Söz Hakkı programının daha sonuna geldik. Sayın Adnan Oktar diğer ismiyle Harun Yahya bugün suallerimize cevaplar verdiler, programımıza konuk oldular efendim. Sizler bir sonraki programımıza kadar mutluluk içerisinde yaşamaya devam edin. Biz sizlere söz hakkı vermeye devam edeceğiz efendim. Önümüzdeki Söz Hakkında tekrar birlikte oluncaya dek hoşçakalın.