Muhabir: Bu fırsat için tekrar teşekkür etmek istiyorum, benim için çok önemli.
Adnan Oktar: Ben de teşekkür ederim, lütfettiniz, şeref verdiniz.
Muhabir: Sorularımı üç ana başlık altında topladım; Darwinizm, İslam Birliği ve Mehdi hakkında olacak sorularım. İzninizle şimdi ilk olarak Darwinizm ile ilgili sorularıma başlamak istiyorum.
Adnan Oktar: Tabi, tabi.
Muhabir: Bazı Müslüman bilim adamları İslam düşüncesinin evrim teorisi ile uzlaştırılabileceğini düşündüler ve bu yönde açıklamaları oldu. Siz buna karşı çıkıyorsunuz, nedenini biraz açıklayabilir misiniz?
Adnan Oktar: Siz onlara cinlerin, meleklerin evrimle olup olmadığı bir kere sorun hemen görüşleri değişecektir.
Muhabir: İyi bir nokta.
Adnan Oktar: Mesela Hz. Musa asasını atıyor bir anda yılan oluyor. Orada bir evrim yok. O yılan normal üreyen, avlanan, normal bizim bildiğimiz bir yılan. Mesela Hz. İsa kuş biçiminde bir şey yapıyor çamurdan üflüyor, uçuyor kuş, normal yumurtlayan, üreyen bir kuşa dönüşüyor. Evrim yok orada. Müslüman bilim adamları buna ne desin, açık gerçek var.
Muhabir: Batıya baktığımız zaman özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde Darwinizm kuramını kabul etmeyenler ve Darwinist düşüncesine karşı duranlar, özellikle laik ve sol kesim tarafından deli olarak nitelendiriliyor. Neredeyse aklını kaybetmiş bir grup insan olarak yargılanıyor bunlar. Sizin kendi deneyiminizde de benzer bir durumla karşılaştınız mı? Sizce bunun nedenleri nedir?
Adnan Oktar: Türkiye’de Darwinist pek kalmadı yani aşağı yukarı Türkiye’nin %95’i şu an Darwinizm’e inanmıyor. Türkiye’de böyle bir sorun yok. Ama Amerika’da yapılan bu uygulama, orada güçlü bir Darwinist lobi var, buna karşı Anti Darwinistler zayıf ve güçsüzler. Biz orada olmuş olsak öyle boş alanda at oynatamazlar. Bir anda çökerler ve o üsluplarından tamamen vazgeçerler. Yani hemen mağlup olurlar. Sadece bizden uzak olmalarından kaynaklanıyor bu geçici tavırları. Asıl deli muamelesi görmesi gerekenler, 100 milyon fosil olduğu halde bunu görmezden gelenlerdir. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi bilimsel olarak imkansızken bu mucize ile olur, tesadüfen olur diyenlerdir, ara fosil olmadığı halde daha hala Darwinizm’i savunanlardır. Kafataslarının sahteliği anlaşıldığı halde bunu anlamazdan gelenlerdir. Eğer akli bir sorun aranacak olursa bu tip kişilerde aramamız gerekir.
Muhabir: Amerika Birleşik Devletleri’nde tutucu Evangelist Hıristiyanlar, sizinle benzer görüşler ileri sürmekteler. Acaba yurtdışında bu tip Hıristiyanlarla herhangi bir ilişkiniz, bir birlikteliğiniz ve iş birliğiniz oldu mu Darwincilere karşı?
Adnan Oktar: Çok eski yıllarda öyle bir konferans yapmıştık Türkiye’de, o zaman gelmişlerdi. Ondan sonra bağlantımız kesildi ama olması gerekir yani eğer mümkünse onları ben buradan da sizin kanalınızla davet ediyorum. Hıristiyanlarla Müslümanların ve Musevilerin Darwinizm’e karşı ittifak etmeleri, materyalizme karşı ittifak etmeleri, ateizme karşı ittifak etmeleri son derece önemli. O konuda İnşaAllah bundan sonra yoğun bir iş birliğimiz olur.
Muhabir: Aslında bir sonraki soruma geçtiniz yanıtınızla birlikte ve bir sonraki sorumu da kısmi olarak yanıtlamış oldunuz. Çünkü bir sonraki sorum; Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında sizin de sözünü ettiğiniz türden bir iş birliğinin gelişip gelişemeyeceğiydi. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde bazı eyaletlerde, değişik konularda Müslümanlarla, Hıristiyanların bir arada çalıştıklarını gördük. Bunlar genellikle ahlaki sorunlardı, bazı toplumun genelini ilgilendiren konularda, ilgili konularda bir araya geldiler. Örneğin bazı eyaletlerde eşcinsel evlilik konusunda Hıristiyanlar ve Müslümanlar bir arada çalıştılar ve bir önceki soruma verdiğiniz yanıtta da dile getirdiniz aslında böyle bir birlikteliği sanırım umut ediyorsunuz gelecekte Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında. Bir sonraki sorum bununla ilgiliydi. Türkiye’nin dışındaki Müslüman ülkelere baktığımız zaman İslami yaratılış düşüncesi ne durumda? Sanırım bu kullandığınız terim bu mudur çok emin değilim ama Islamic Creationism diğer İslam ülkelerinde ne durumda?
Adnan Oktar: Türkiye İslam ülkelerinin lideri konumunda, Türkiye’de böyleyse onlarda da çok iyidir. Onlarda da tabi Darwinizm’e inanma oranı çok çok düşük. Ama eskiden böyle değildi tabi yüksekti ama bizim çalışmalarımızdan sonra yani % 70–80 ibre değişti. Eskiden mesela %20 inanan varsa Darwinizm’e şu an hemen hemen %1–2 gibi bazı yerlerde. %70 inanan varsa bu da çok değişti, %10’lara, %20’lere düştü Darwinizm’e inananların sayısı. Şu an İslam aleminin hemen hemen tamamında ciddi azınlık bir fikir sistemi Darwinizm. Yani inananı bulmak çok zordur.
Muhabir: Yazılarınızdan birinde Darwinizm’in Deccal’in dini olduğunu belirtmiştiniz. Bunu biraz açıklayabilir misiniz?
Adnan Oktar: Deccal ahir zamanda İslam, Hıristiyan ve Müslüman inançlı kesime karşı, yani Müslümanlara, Hıristiyanlara karşı, Musevilere karşı zıt, inançsız, ateist bir fikir sistemidir. Bu Darwinizm’le temsil ediyor şu an. Yani dünya tarihinde bu kadar organize bu kadar sistemli bir ateist ayaklanma ve ateist oyun hiç olmamıştır ilk defa oluyor bu kadar kapsamlı olması. O yüzden Darwinizm ahir zamanın ciddi anlamda deccaliyetidir. Bir deccal sistemidir, tek gözü kördür, dünyaya madde gözüyle bakar, mana gözüyle bakamaz ve deccal tarif edilmiştir ahir zamanda. Yani deccal devrindeki teknoloji de tarif edilmiştir. Hatta deccalin gökte uçacağı, yani o devirde hava ulaşımının olacağını, denizin dibine kadar dokunulabileceğini, mesela trolle ile denizin taranabileceği, uzak mesafelerin görülebileceği, hayvan olmadan makineli tarımın olacağı, yani öküzsüz, sabansız tarlaların sürüleceği -ki makineli tarıma işaret ediyor bu- makineli tarımın olacağı belirtiliyor. Deccal devri çok detaylı belirtilmiştir rivayetlerde. Biz o devirdeyiz. O devirde deccaliyetin maneviyatı ortadan kaldıracağı, ilahlık iddiasıyla ortaya çıkacağı iddia edilmiştir. Şu an onlar da maddeyi ve tesadüfü ilah haline getirmişlerdir. Ve dünya çapında ilk defa bu kadar organize ateist bir yapılanma olmuştur. Ahir zaman deccal sistemi budur.
Muhabir: Bazı Hıristiyan yaratılış düşüncesine inanan düşünürler “evrim teorisine kesinlikle inanılamaz” şeklinde yorumlarda bulunmaktadır. Öte yandan Roma Katolik Kilisesinden kimi din adamları da evrim teorisine inanılabileceğini, bunun geçerli olabileceğini, bunun tek koşulunun da evrim sürecini Tanrı’nın, Allah’ın yürütmüş olduğunu da kabul etmemiz gerektiğini söylemektedirler. Sizin bu iki karşıt görüş arasındaki duruşunuz, düşünceniz nedir?
Adnan Oktar: Evrim olsaydı zaten biz de inanırdık, “Allah böyle yarattı” derdik ama kesin olarak böyle bir şey yok, yani hayali bir düşünceye nasıl inanalım. Yani şimdi “Merih’te bir medeniyet var, orada, biz bunu göremiyoruz, yerin altında bunlar” deseler bu ne kadar mantıklıysa, Darwinizm de o kadar mantıklı, hatta daha da mantıksız. Darwinizm eğer olmuş olsaydı bu makul karşılanırdı. Bir Müslüman için “Allah böyle yarattı” diyebilirdi bir Müslüman. Ben de derdim “Allah böyle yaratmış demek ki” derdim. Ama kesinlikle böyle bir olay yok. Yani 100 milyon fosil yaratılışı ispat ediyor ve bunlar 100 milyon, 200 milyon, 300, 400, 500 milyon yıllık fosiller. Canlılarda hiçbir şekilde değişme olmamış, bitkilerde değişme olmamış, böceklerde olmamış, hepsi bugünkü gibi duruyorlar. Olmayan bir şeye nasıl inanalım. Yani proteinler tesadüfen meydana gelemiyor, ara fosil diye tek bir tane ara fosil yok yani Darwinizm ile ilgili ortada hiçbir delil yok. Tamamen hayali bir iddia, zaten Darwin de diyor, “eğer ara fosil yoksa benim de teorim geçersizdir” diyor, ara fosil de yok. Aradılar dünyanın her tarafını, 150 yıldan beri toprağın altı aranıyor, yok. Buna zaten inanmaları mucize, inanılır gibi değil hayret edilecek şey bu. Yani on yıl sonra, yirmi yıl sonra kendilerine hayret edecek bu insanlar, şaşıracaklar “biz buna nasıl inandık” diye.
Muhabir: İzninizle bir sonraki konuya geçmek istiyorum yani İslam Birliği ve halifelik konusuna ilişkin sorularımı yöneltmek istiyorum. Benim üzerinde çalıştığım ve yakın zamanda yayınlayacağım bir sonraki kitabımda bu konularla ilgili. İslam Birliği ve Halifelikle ilgili olacak kitabım. Yanılmıyorsam 20-30 yıl önce Pakistanlı filozof Mawdudi, Panislavizm düşüncesini ortaya attı ve İslam Birliğinden söz etti. Sizin İslam Birliğine ilişkin düşünceleriniz onunkinden farklı mı? Benzerlikler nelerdir?
Adnan Oktar: Benim dediğim Türkiye’nin öncülüğünde, Türk devletlerinin desteğiyle bir Türk İslam Birliği oluşması. Bu devletlerin kendi sınırları içerisinde kalması, kendi yönetimleri içerisinde kalması, Avrupa Birliği gibi bir birlik oluşturmaları, NATO’yu andıracak bir askeri pakt oluşturmaları ve bunun sevgi, şefkat, merhamet, yardımlaşma duygularına dayalı olması ve dürüstlük ve samimiyet üzerine kurulması. Laik sistemin Türkiye’de devam etmesi yine, diğer ülkelerinde rejimlerine karışılmaması ama İslam ahlakının, sevginin, barışın ve kardeşliğin tam anlamıyla yaşanması.
Muhabir: Bu söyledikleriniz kulağa bir anlamda Yeni Osmanlıcılık gibi geliyor ve halife bu konumda nerede sizin gözünüzde, düşüncenizde?
Adnan Oktar: İslam aleminin başındaki kişiye illa halife dememiz şart değil yani çünkü bu bir sevgi birliği, dostluk birliği, kardeşlik birliği. Bu Birliğin başında bu Birliği sembolize eden, bu Birliği bir arada tutmada önemli görevi olan bir kişi olması gerekir. Buna başkan da denebilir, lider de denebilir, yani illaki halife denmesi şart değil.
Muhabir: Peki Hizbul al Tahrir’in kafasındaki birlikten, sizin kafanızdaki birlik düşüncesi hangi noktalarında ayrılıyor ve ne gibi farklılıklar var?
Adnan Oktar: Benim dediğim birliktelikte sevgi, barış, kardeşlik, makul düşünce, sanat ve estetiğe, güzelliğe önem verme hakim. Refaha, huzura, insanların hürriyetine, demokrasiye önem verme hakim ve Hıristiyanlara, Musevilere karşı da derin bir şefkat, sevgi ve muhabbet hakim. Mesela benim düşüncemde Ermeniler de, İsrail de Türk İslam Birliği’nin içerisindeler. Dolayısıyla bir ırk üstünlüğü, bir kan üstünlüğü, genetik üstünlük iddiası yok. Burada bir şefkat ve sevgi birliği var. Dolayısıyla sertlik yok, insanları tedirgin edecek, huzursuz edecek bir şey yok. İnsanların mutluluğu ve sevinci için gayret eden bir sistem var.
Muhabir: Bir sonraki sorum da bu konuyla ilgili; Hizbullah al Tahrir ve El Kaide’ye baktığımız zaman onların da kendi düşünce sistemlerinde belli bir İslam Birliği düşüncesi olduğunu görüyoruz. Onlar da halifeliği -sizin halifelik görüşünüz daha farklı onu anladım ama- onlar da halifeliği kurmak istiyorlar yeniden. Peki, Hizbullah al Tahrir ve El Kaide gibi bu Birliği zorla ve şiddetle kurmak isteyen güçlerin karşısında siz nasıl duracaksınız? Onları nasıl yeneceksiniz?
Adnan Oktar: Sevgi şiddetten çok daha güçlüdür yani sevgi bin ise şiddet birdir. Ve şiddet itici bir şeydir yani medeni, modern insanlara şiddet çok aksi etki yapar. Sevgi, bilimsel açıklamalar, telkin, samimiyet, candanlık, estetik ve güzellikten insanlar etkilenirler. Bütün peygamberler de bu şekilde dinleri anlatmışlardır. Dinde zorlama yoktur, bu, Kuran’da bir ayettir; şeytandan Allah’a sığınırım: dinde zorlama yoktur şeklinde Kuran’da ayet var. Yani din zorla bir insana kabul ettirilirse o insan münafık olur, yani samimiyetsiz olmuş olur. Din de samimiyetsizliğe şiddetle karşıdır. İnsanların samimi olmaları durumunda kurtulacaklarını söyler. Şiddet eşittir samimiyetsizlik olur. Ama sevgi, kardeşlik, dostluk ruhu içerisinde güzelliği ve estetiği ön plana çıkararak din anlatılır ve o şahıs dini kabul ederse bu gerçek dindardır bu insan, samimi dindardır ve o makul, mantıklı ve kabul edilir bir durumda olmuş oluyor o zaman.
Muhabir: Ağustos ayında İran’daydım. Bir konferansa katıldım İran’da ve orada şu izlenimi edindim. İran’daki insanlar bu İslam Birliği konusunda -en azından Şiilerin İslam Birliği konusundaki düşünceleri olarak tanımlayalım bunu- İran’dakiler bu Birliğin mehdi gelince kurulacağını düşünüyorlar. Peki, siz bunun aksini mi düşünüyorsunuz yani bu birlik mehdi gelmeden de kurulmuş mu olacak?
Adnan Oktar: Mehdi zamanında gerçek ve tam anlamıyla olmuş oluyor ama ondan önce de bu mümkün tabi. Yani en azından ona müsait zemin hazırlanabilir. Yani o birlikteliğin oluşması için bütün şartlar hazır hale getirilebilir. Ama tabiî ki doğrusu ancak mehdinin zuhuruyla bu İslam Birliği’nin olması mümkündür. Yani bunun dışında zaten İslam ülkelerinin birleşmesi biraz zor. Mehdinin dışında şu ana kadar olmadı. Ama mehdi devrinde kesinlikle olacak.
Muhabir: Sizin kafanızdaki İslam Birliğinin başkanı nasıl biri olacak?Politik bir lider mi olacak, ruhani bir lider mi olacak? Yoksa iki kutbu da içinde barındıran biri mi olacak? Ve İslam ülkeleri içindeki pozisyonu ne olacak bu liderin?
Adnan Oktar: Ruhani bir lider olacak, çok sevilen birisi olacak, her sözüne karşı derin saygı ve sevgi duyulacak. Böyle resmi bir hakimiyet değil, sevgiye dayalı bir hakimiyet olacak. Her konuyu sevgiyle, şefkatle, merhametle, dostlukla çözecek. Hatta rivayetlerde “uyuyan kişiyi uyandırmaz, kan da akıtmaz” deniyor mehdi için. Mehdi devrinde denizdeki balıklar, gökteki kuşlar bile ondan razı olacak diyor. Çok huzurlu, sevecen ve güzel bir ortam olacaktır, merhamete dayalı.
Muhabir: Eğer bu İslam Birliği mehdinin gelişinden önce de kurulma aşamasına girerse, mehdiden önce bu birliğin başkanı kim olacak, nasıl başa gelecek, seçimle mi gelecek?
Adnan Oktar: İşin doğrusu mehdinin dışında pek olmaz. Olsa da gücü çok zayıf olur şu an olduğu gibi. Var yoksa İslam Birliğinin başkanları var şu anda fakat varla yok arası yani o kadar dikkat çekmiyor ve etkenliği de hemen hemen yok gibi.
Muhabir: Batıya baktığımız zaman ABD’de ve Avrupa’da bu türden bir İslam Birliğini tehdit olarak algılayan gruplar var. Sizin bunu tehdit olarak algılayanlara söyleyeceğiniz ne olabilir?
Adnan Oktar: Tehdidi ortadan kaldıran bir birlik bu. Yani terörü, şiddeti, diğer ülkelere düşmanlık anlayışını ortadan kaldıran, ırk düşmanlığını, din düşmanlığını ortadan kaldıran bir sistem bu. Bu sistemde diğer dinlere müthiş bir saygı var ve onları koruma hissi var, onlara derin bir saygı var, hürmet var ve şefkat, sevgi anlayışı var ve bütün ülkelerin güçlü, sağlıklı ve huzurlu olmasını isteme var. Yani bir ülke yıkılsın düşüncesi yok, her ülkenin sağlıklı ve güzel kalması, her ülkenin bir renk ve güzellik olduğu düşüncesi var. O yüzden tehditleri ortadan kaldıran bir sistemdir bu. Çünkü ırk üstünlüğü de yok, diğer dinlere de son derece saygılı bir sistem.
Muhabir: Yazılarınızın birinde İslam Birliği’nin kurulmasının dünyadaki uygarlıklar çatışmasını ortadan kaldıracağını söylemiştiniz. Burada şunu sormak istiyorum; İslam Birliği kurulduğu zaman karşısında durduğu Hıristiyan birliğini de dikkate aldığımız zaman bu, çatışmayı daha da tetiklemeyecek mi?
Adnan Oktar: Hıristiyan birliğinin karşısında değil, İslam Birliği, Hıristiyan birliği ile ittifak eden bir birlik. Çünkü Hz. İsa’nın gelmesi mevzubahis. On yıl, on beş yıl içerisinde Hz. İsa gelecek. Hıristiyanlarla, Musevilerle ve Müslümanlar bunun heyecanı içerisinde. Museviler de Mesih’i bekliyorlar ama özellikle Hıristiyanlarla bizim beklediğimiz Mesih Hz. İsa’dır. Biz Hz. İsa’yı birlikte bekliyoruz Hıristiyan alemiyle ve onun heyecanı içerisindeyiz. Onlarla bizim zıtlığımız nasıl olsun? Yani ortak sevdiğimiz var, ortak beklediğimiz var, Hz. İsa’yı bekliyoruz. Dolayısıyla onlarla tam bir ittifak olacaktır, öyle bir ayrılık olmayacaktır.
Muhabir: Bu İslam Birliğinin oluşma aşamasında uluslararası platformda çalışan İslami organizasyonların işlevi, konumu sizce ne olacak, bu bağlamda düzenlenecek İslam konferanslarının yararı var mı?
Adnan Oktar: Tabi, yani bunlar gittikçe artacaktır, gücüde artacaktır. Hıristiyanlarla, Müslümanların iş birliği de gittikçe zaman içinde artacaktır. Daha bu şiddetlenip çapı genişleyecektir. Bunların hepsi zaten Hz. İsa’nın iniş alametleridir, mehdinin de çıkış alametleridir. Bunu dünyada hiçbir ülke, hiçbir güç durduramaz. Bu dünyanın kaderi, mutlaka olacak Hz. İsa’nın inişi. Mehdinin çıkışı da mutlaka olacak, 10–15 yıl içinde insanlar bunun şokunu ve hayretini yaşayacaklar.
Muhabir: Sizin düşündüğünüz İslam Birliği, Gülen’in kafasındaki birlikten hangi noktalarda ayrılıyor, hangi noktalarda örtüşüyor? Benzerlikleri ve farklılıkları?
Adnan Oktar: Yakın fakat Gülen hareketinde bir Türk Birliği düşüncesi pek yoktur. Türkiye’nin öncülüğünde, Türk devletlerinin desteklediği bir Türk İslam Birliği değil, doğrudan bir İslam Birliği düşüncesi var diye biliyorum ben. Eğer yanlış biliyorsam bunu düzeltebilirim daha ilerde. Ayrıca benim anlattığım sistemdeki yapı daha açık, daha sarih, daha atak dikkat ederseniz yani kapalı bir üslup yok, sarih bir anlatım var. Gülen hareketinde daha kapalı bir üslup vardır. Belki bu yönleri farklıdır ama yakın tabi yani andırıyor, birçok yönüyle andırıyor. Gülen hareketi genelde samimi, candan bir harekettir. Daha demokrasiye yatkın, ılımlı, insancıl, merhamet ve sevgiyi öne alan bir harekettir, o yönüyle çok yakın bana düşünce olarak. Ama ben Türkiye’nin ve Türklerin öncü olacağını düşünüyorum.
Muhabir: Şimdi mehdi ile ilgili sorularıma geçmek istiyorum. 2004 yılında yazdığınız bir yazıda hem mehdinin hem de İsa’nın aramızda olduğunu söylediniz fakat ateistlerden ve benzer gruplardan alabilecekleri tepkilerden çekindikleri için kendilerini henüz ifşa etmediklerini belirtmiştiniz. Bu görüşünüz değişti mi, şu anda ne düşünüyorsunuz?
Adnan Oktar: Mehdini kesinlikle çıktığını düşünüyorum fakat Hz. İsa konusunda emin değilim. Yani çıkmış da olabilir, çıkmak üzere de olabilir ama on yıl içerisinde mutlaka çıkacağına inanıyorum, 10-15 yıl içerisinde.
Muhabir: Emin olmak için tekrar soruyorum aslında bir noktayı, bir ayrıntıyı. Mehdi geldiği zaman İslam Birliğini kendisi mi kuracak yoksa kendisinin gelişinden önce bu sistemin, bu birliğin kurulması için harcanmış çabaları mı bir araya getirip bu birliği kuracak?
Adnan Oktar: Tabi ondan önce böyle bir yoğun çaba ve çalışma olacak ama onun ruhaniyeti dünyaya yayılacak. Yani bir Güneş’in aynadan yansıması ve onun da çeşitli aynalardan yansıması şeklinde bütün insanlığa etkisi olacak fakat insanlar bunun farkına varamayacaklar. Yani küçük aynalardan bir Güneş’in birbirine naklederek devam ettiğini düşünün, onun gibi. Bütün insanlık onun etkisi altında kalacak, İslam Birliği için olan bütün hareketler ondan etkilenecekler, bilinçaltında veyahut bilinç üstünde. Kimi fark edecek, kimi fark etmeyecek. Ama asıl yönlendiren hareket Mehdilik olacak. Ve o devirdeki bütün olaylar, teknolojideki bütün gelişmeler hep Mehdiliği destekler mahiyette yaratılacaktır Allah tarafından, yaratılıyor. İnternetin yaratılması Mehdiliğin gelişmesi içindir, Mehdi hareketinin gelişmesi içindir. Bu ekonomik kriz yine Mehdi hareketinin gelişmesi için meydana getirilmiş bir harekettir. Yani dünyadaki ekonomik kriz. Mesela İran-Irak savaşı Mehdi’nin çıkış alametidir. Afganistan’ın işgali, Fırat’ın suyunun kesilmesi, Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulması -1981 yılında oldu bu-, kuyruklu yıldızın doğması, Kâbe baskını ve Kâbe’de kan akıtılması, Güneş’te bir alametin belirmesi -ki bu yüzyılın en büyük patlaması olmuştur Güneş’te-, tozlu dumanlı fitne -11 Eylül olaylarına bakan bir hadistir bu-, yaygın katliamların meydana gelmesi, bir ordunun kaybolması -Irak ordusu çölde kaybolmuştur-, Bağdat’ın alevlerle tahrip edilmesi -Irak Savaşı’nda bu olmuştur-, Irak’ın yeniden yapılanması -bu da şu an devam ediyor-, çöllerin yeşertilmesi, kasırgaların yoğunlaşması -Katrina Kasırgası, Ike Kasırgası gibi büyük kasırgalar oluştu-, yüksek binaların inşa edilmesi. Ve o devirdeki teknolojiden de bahsediliyor Mehdi devrinde; kişinin kamçısının ucuyla konuşması, yani telefonunun kablosuyla beraber kamçı gibi görünen bir şey olduğu için telefon, ona o şekilde işaret edilmiş, insanların anlaması için söyleniyor bu. Kişinin kamçısının ucuyla konuşması. Yani kamçı biliyorsunuz bir kablo gibi uzantısı olan ve elde tutulan bir şeydir. Telefon elle tutuluyor ama kablosu uzuyor. Adeta kamçı görünümünde ve bunun olacağı böyle bir teknolojik gelişmenin olacağı belirtiliyor rivayetlerde Mehdi devrinde. Kişiye kendi sesinin konuşması; insanlar sesini teybe alıyorlar kendi sesini dinleyebiliyor, videoya alıyor kendi sesini dinleyebiliyor. Bunun olacağını söylüyor ahir zamanda rivayetlerde. Buna benzer yüzlerce alamet vardır. Bunların hepsi olmuştur ve bunlar 20-30 yıllık bir zaman dilimi içerisinde olmuştur. Özellikle bu büyük alametler. Yani tamamı peş peşe olmuştur ve halen de devam ediyor. Bunların bir arada olması tarihte hiç görülmemiştir, ilk defa olmuştur ve tam söylenen sırada olmuştur. Bu çok büyük bir mucizedir. İnsanlar bu mucizenin farkında değiller. Hz. İsa’nın iniş alametleri de vardır. Bunların da büyük bölümü oluşmuştur. Ve halen de devam ediyor bunlar. İnsanlar Hz. İsa’yı gördüklerinde, indiğini gördüklerinde şaşıracaklar, Mehdi’de de çok şaşıracaklar. Dünyada çok büyük olaylar olacak önümüzdeki yıllarda. İnşaAllah.
Muhabir: İki bölümü olan bir soru sormak istiyorum. Öncelikle demin bazı işaretlerden söz ettiniz ve Mekke’nin saldırıya uğramasından söz ettiniz. Bu Mekke’nin 1979 yılında uğradığı saldırı mıydı? Ve ikinci de ikinci olarak da Müslüman liderlere baktığımız zaman, tarihte Müslüman ülkelerde birçok insan ortaya çıktı ve kendisini Mehdi olarak ortaya sürdü. Müslüman liderlerin bunlara ilişkin görüşleri ne olmalı? Örneğin Muhammed Ahmed, Muhammed Al Kureyşi gibi insanlar Mehdi olduklarını ileri sürdüler. Dolayısıyla Müslüman liderler bunlara nasıl yaklaştılar ya da nasıl yaklaşmalılar?
Adnan Oktar: Bir kere en başta Mehdilik iddiasında bulunması o kişinin Mehdi olmadığının en açık delilidir. Mehdi’nin en bariz alameti, İslam’ın dünyaya hâkim olması, Hz. İsa ile birlikte namaz kılmalarıdır. Bu oluştuğunda biz diyeceğiz ki herhalde, Allah bilir bu kişi Mehdi’dir diyeceğiz. Ve Allah bilir bu da İsa’dır diyeceğiz. Mehdi’nin bu tarz bir iddiası olmayacaktır. Hiçbir zaman için ben Mehdi’yim demez. Hiçbir dönemde etrafında aklı başında talebeleri de böyle bir şey demez. Ama onlar açık açık Mehdi olduklarını söylüyorlar. Bu zaten dinden çıkmaları için yeterli olan bir şeydir. Çünkü insan Mehdilik iddiasında bulunuyorsa bu, Allah’ın Kuran’da belirttiği sisteme karşı bir şeydir. Çünkü insan, cennete de gidebilir cehenneme de gidebilir. Bu insan Mehdilik iddiasında bulunarak kesin cennete gideceğini iddia ediyor. Bunu için de vahiy gerekir, yeni bir kitap inmesi gerekir. Son kitap olduğuna göre Kuran, böyle bir şey de mümkün değil. Dolayısıyla böyle bir insanın Müslüman olması mümkün değildir.
Muhabir: Peki merak ettiğim bir nokta var. Geçmişte kendilerini Mehdi olarak ortaya atan insanlar işte Sudan’daki Muhammed Ahmed ya da Kuzey Afrika’daki Muhammed Abdullah Al Kureyşi gibi Mehdi oldukları iddiasıyla ortaya çıkan insanlar nasıl oldu da başarılı oldular ve etraflarına çok sayıda insan toplayıp büyük güç elde ettiler? Sudan’da, Kuzey Afrika’da ve Mısır’da bunun örneklerini gördük geçmişte, bunu nasıl açıklıyorsunuz?
Adnan Oktar: Sahte Mehdilerin çıkması da Mehdi’nin çıkış alametidir. Sahte Mesihlerin çıkması da Hz. İsa’nın çıkış alametidir. Hatta İncil’de de geçer. Önce sahte Mesihlerin ortaya çıkacağı söylenir. Bir de bu kişiler hadislerde belirtilen Mehdi tarifine hiç uymuyorlar. Mehdi’nin tüm vücudu tarif edilmiştir. Dış görünümü. Ona da hiç benzemiyorlar. Mesela Mehdi geniş alınlıdır, kavislidir kaşları, küçük burunludur, sakallıdır, yanağında ben vardır, alnında bir alamet vardır Mehdi’nin, siyah saçlıdır, geniş göğüslüdür, karnı geniştir, uylukları geniştir, orta boyludur, sırtında bir ben vardır Peygamberimizde olduğu gibi Mehdi’nin, Peygamberimizin soyundandır, seyittir. Yani Hz. Hasan’ın soyundandır. Yürürken hatta bacaklarının biraz ayrık olduğu, dışa basarak yürüdüğü rivayetlerde belirtiliyor. Hatta ben-i İsrail görünümündedir diyor Peygamberimiz. Yani heybetli ve acar bir görünümü vardır diyor. Hatta sağ bacağında da bir ben olduğu belirtiliyor rivayetlerde. Bu çok detaylı belirtilmiştir. Ve hicri 1400 yılında çıkacağı belirtilmiştir. Said Nursi bunun hicri 1400 yılında olacağını söylüyor. Ve bu alametler bu otuzun üzerinde net olan alametler vardır. Bunlar 25-30 yıl içerisinde çıkmış alametlerdir. Bu denilen kişilerin zamanında bu alametler çıkmadı yani böyle topluca hiçbiri çıkmadı. İlk defa oluyor bu, hicri 1400 yılından sonra bu alametler çıkmıştır. 20-30 yıl içerisinde ve İslam tarihinde ilk defa olmuştur. Yani binlerce yıldan beri ilk defa olan bir şeydir bu. Dolayısıyla ne dış görünümleri uyuyor bu kişilere, ne dış alametler yani dünyada meydana gelen alametler uyuyor, ne de zaman uyuyor. Zamanı da yanlış, dış alametler açısından da uygun değil bu kişilerin konumu, fizik görünümü açısından da uygun değil. İddiaları da zaten yanlış, iddiada bulunamaz Mehdi. Mehdilik bir iddia değil başarıdır. Başarması ile anlarız biz Mehdi olduğunu. Yani istemekle Mehdi olunmaz, kaderde olması lazım Mehdiliğin. O yüzden her yönden geçersizdir o kişilerin Mehdilik iddiaları.
Muhabir: Yine birkaç ay önce demin sözünü ettiğim konferanstayken İran’da, orada bir bilim adamının sunduğu bildiriyi dinledim. Ve bu bilim adamı söz konusu bildirisinde Mehdi’nin gelişinden ve 12 imamın gelişinden söz etti. Ve bunları anlatırken Mehdi ve 12 İmam geldiği zaman Yahudilerin ve Hıristiyanların öldürüleceğinden ya da şiddet kullanılarak bunların Müslümanlığa döndürüleceğinden bahsetti. Yine aynı konferansta İran Parlamentosu’nun sözcülerinden biri de Mehdi’nin gelişini dökülen kanla ve şiddetle anlayacağımızı açıkladı. Önceki sorularımızda bu konuda ne düşündüğünüzü tabi ki dile getirdiniz. Fakat bu açıklamalara sizin tepkiniz ne olurdu? Benim tepkim gibi mi olurdu?
Adnan Oktar: Tabi bunlar hadise dayalı, Kuran’a dayalı izahlar değil. Bunlar zamanla değiştirilmiş, hadis olmayan, muteber olmayan izahlardır. Mehdi’nin en bariz vasıflarındandır kan dökmemesi ve müşfik ve merhametli olması, şefkatli olması ve akılcı bir faaliyet içerisinde olması. Hatta İstanbul’u diyor Mehdi fetheder ama tekbirle yani Allah’ı anarak fetheder diyor. Kan dökmeden hiçbir şekilde bahsedilmiyor. Said Nursi de Mehdi’yi anlatırken fen ve felsefenin tasallutuyla diyor materyalist Darwinist sistem gelişecek, Mehdi de, bu materyalist-Darwinist sistemi tamamen ortadan kaldıracak diyor. Darwinizm’i ve materyalizmi ilmi olarak bilimsel yönden yenecek diyor. Bunun için bazı kitaplar hazırlanacak, hazırlayacak ve bu kitaplarla bu görevini tam yapmış olacak diyor, yani bu yönde çalışmaları olacak diyor özetle. Ve bunu hicri 1400 yılında yapmaya başlayacağını söylüyor. Fakat Mehdi’nin kendisini bilmeyeceğini, kendisi dahi bilmez kendisini diyor. Yakın talebelerinin onu imanın nuruyla tanıyacaklarını belirtiyor. Aynı şekilde Hz. İsa’yı da geldiği vakit, kendisini bilmeyeceğini, yakın talebelerinin O’nu imanın nuruyla, imanın ışığıyla tanıyacaklarını söylüyor. Onun için oradaki Mehdi tarifi daha çok Deccal’e uygun bir tarif yani Mehdi öyle zalim olan, kan döken şefkatsiz, merhametsiz birisi değil. Uyuyan kişiyi uyandırmaz, kan da akıtmaz deniyor. Hatta uyuyan kişiyi düşünün yani uyuyan kişinin uyumasına özen göstertiyor. Ellemeyin uyusun, uykusunu bozmayın diyor. O kadar titiz bir insan. Havadaki kuşlar, denizdeki balıklar bile ondan razı olur deniyor rivayette. Böyle müşfik bir insanı öyle şiddet uygulayıcısı olarak göstermek yanlış. Çünkü böyle bir rivayet yok, Peygamber’den böyle bir açıklama yok. Kuran’ın ruhuna da uygun değil. Ayrıca şiddet sadece münafık meydana getirir. Yani samimiyetsiz insanlar meydana getirir. Zorla bir insan Müslüman yapılmaz. Sevgiyle, şefkatle, ilmi telkinle yapılır. Kabul eder veya etmez. Etmezse onun takdiridir. Allah onu öyle yaratmıştır, onda da bir hayır vardır.
Muhabir: Mehdi Arap mı olmak zorunda, yoksa herhangi bir milliyetten olabilir mi?
Adnan Oktar: Peygamberimizin soyundan, Hz. İbrahim neslinden gelecek. Peygamberimizin soyundan ve seyittir. Hz. Hasan’ın soyundan gelen seyittir. Yani Peygamberimizin soyundan. Biliyorsunuz Hz. İbrahim’in soyundan geliyor Peygamberimiz, Kuran’da da buna işaret vardır. İbrahim soyunun, gücünün daha ileriki devirlerde de devam edeceği ve mükemmel birliktelikler, büyük yapılar oluşacağı Kuran’da belirtilmektedir. Hasan Peygamber Efendimiz’in torunudur. Onun soyundan geliyor. Hasan, peygamber değil.
Muhabir: İran’daki bazı bilim adamları Mehdi’nin çalışma merkezinin Küfe olacağını düşünmekteler, yine başka bir grup İranlı bilim adamı Mehdi’nin çalışmalarını Mekke’den ya da Medine’den yürüteceğini düşünmekteler. Siz ne düşünüyorsunuz?
Adnan Oktar: Said Nursi bunu açıklamış. Hadislerde Mehdi’nin İslam âleminin merkezinden çıkacağı belirtiliyor. Yani en son İslam âleminin merkezi İstanbul’daydı. Halifelik kaldırıldıktan sonra İslam âleminin merkezi olmaktan İstanbul çıktı. Ama en son İstanbul İslam âleminin merkeziydi. Yani hadislerde belirtilen İstanbul’da çıkacağıdır Mehdi’nin. Çok fazla hadis vardır İstanbul’da çıkacağına dair. Basra, Küfe ve Şam, Mekke, Medine gibi yerlerden bahsedilmesi hadislerde, İslam âleminin başkentleri zamanla yer değiştirmiştir. Her yer değiştirmede hadisi açıklayan kişiler Basra’da çıkacak demişlerdir. Mesela başka bir seferde Küfe’de olunca Küfe’de çıkacak demişlerdir. Hâlbuki İslam âleminin başkentinde çıkacak şeklindedir rivayet. Yer değiştirdikçe başkent raviler yani hadisi nakledenler de açıklamalarını değiştirmişlerdir. Olay ondan kaynaklanıyor. Yoksa hadis doğrudan İslam âleminin başkenti şeklindedir. Mehdi’nin çıkış yeri için. Yani eski başkenti. En son olarak İstanbul’dur. Oradan çıkacak.
Muhabir: Belki daha önceki yanıtlarınızda söylediniz ama emin olmak için tekrar sormak istiyorum. Mehdi geldiği zaman yalnızca İslam dünyasına mı hükmedecek yoksa bütün dünyaya mı hükmedecek. Ve Mehdi’nin gelişinden sonra Hz. İsa ile nasıl bir birliktelik ve nasıl bir ortak çalışma içine girecek.
Adnan Oktar: Mehdi önce İslam âleminin sadece lideri olacak. Hz. İsa geldiğinde, Hz. İsa nasıl daha önce Musevi iken Hıristiyanlık dinini getirdi. İncil’e insanları tabi ettiyse bu sefer geldiğinde de İncil’den insanları Kuran’a tabi edecek, Kuran’a çağıracak ve bunu yaptığında bütün Hıristiyan âlemi İslamiyet’le birleşmiş olacak. Ve hepsi Müslüman olacak. O zaman Mehdi bütün dünyanın lideri olacak o devirde. Hz. İsa da onun yardımcısı olacak.
Muhabir: Yine İran’da katıldığım konferans sonrasında kafamda beliren bir soruyu açıklığa kavuşturmak için soruyorum. Mehdi geldiği zaman Şiiler ve Sünniler onun Mehdi olduğunu nasıl ortak bir zeminde kabul edecekler? Çünkü Mehdi’nin gelişine ilişkin Şiiler ve Sünnilerin farklı inanışları, farklı görüşleri var ve Mehdi’nin gelişi konusunda nasıl bir uzlaşı içine girecekler?
Adnan Oktar: O devirde dış alametlerden, mecburi olarak başka da kimse olmadığı için en çok benzeyen o olduğu için, alametler tam tuttuğu için, dış alametler tam uyduğu için, fizik alametler tam uyduğu için, icraatı ve uygulamaları tam uyduğu için kanaatleri tam gelmiş olacak Mehdi’ye ve onu başa geçirmek için hatta onu zorlayacakları rivayette belirtiliyor. Onun bunu kabul etmeyeceği ve o görevi zorla kabul edeceği belirtiliyor.
Muhabir: Mehdi’nin ve Hz. İsa’nın gelişinden bahsettiniz. Onların birlikteliğinden ve yeryüzüne geldiklerinde birlikte yapacaklarından söz ettiniz. Ve ikisinin birlikte Hıristiyanlarla Müslümanları bir araya getireceğinden bahsettiniz. Fakat bu açıklamalara baktığımız zaman Hindular, Budistler ve diğer dinlere inananlar sanki dışlanıyor gibiler. Tek Tanrılı dinlerin dışındaki dinlere inananlar bu dönemde ne olacak?
Adnan Oktar: Onlar da ikna olacaklar. Çünkü çok doğru olan, delilleri olan, makul olan, insan ruhuna en uygun olan yol olduğunu onlar da görecekler.
Muhabir: Peki İslamiyet’e inanmak istemeyenlere ne olacak bu süreç içinde?
Adnan Oktar: Saygı duyulur, Allah onları öyle yaratmış demek ki.
Muhabir: Mehdi’nin gelişiyle birlikte İsrail’in yeryüzündeki konumu ne olacak?
Adnan Oktar: Daha rahat ederler, daha huzurlu yaşayacaklar ve onlardan çok fazla kişinin de Müslüman olacağı hadislerde belirtiliyor. O devirde Tevrat’ın aslının bulunacağı, gerçek Tevrat’ın bulunacağı ve kutsal emanetlerin de ortaya çıkacağı belirtiliyor.
Muhabir: İnternette yayınladığınız yazılarda dünyanın çok yakın bir gelecekte aydınlık bir döneme gireceğini, bir Altınçağ’ın başlayacağından söz ediyorsunuz. İran’da da buna yakın görüşler var. Özellikle 12 İmamın gelişi ile birlikte İran’ın çok aydınlık bir geleceğe girdiği tartışılıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Adnan Oktar: 12 imam’ın gelmesi diye bir şey yok. 12 İmam Mehdi’den önceki silsilelerdir. En sonuncu imam Mehdi olacaktır. Yani rivayette belirtilen kişiler bunların 11’i de çıkmıştır diğer imamların. 12. olarak da Mehdi çıkacaktır. Olay bu. Yoksa o kişiler yeniden dünyaya gelecekler diye bir şey yok.
Muhabir: Yurtdışında da Mehdi’nin gelişi üzerine çalışan, Mehdi’nin geleceğine inanan organizasyonlar ya da kurumlarla bağlantınız var mı? Onlarla yürüttüğünüz ortak çalışmalarınız var mı? Örneğin İran’daki Bright Future Institute – Aydınlık Gelecek Enstitüsü ile herhangi bir iletişiminiz oldu mu?
Adnan Oktar: Olmadı, ama bundan sonra olabilir. Ben böyle bir yapı olduğunu bilmiyordum, ilginç. Görüşmek isterim tabi.
Muhabir: Amerika Birleşik Devletleri’nde birlikte çalışmalar yürüttüğünüz kurumlar var mı?
Sizin düşüncelerinizi orada destekleyen ve orada faaliyetlerinizi yürüten dernekler var mı?
Adnan Oktar: Şu an yok. Ama ben Hıristiyanlarla görüşmek, onlarla Hz. İsa’nın gelişi hakkında muhabbet etmek, sohbet etmek çok isterim. Buna inşaAllah önümüzdeki yıllarda imkânım olur diye düşünüyorum.
Muhabir: Yakın zamanda, sanırım hatta geçen haftaydı bu. Washington’da Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında bir toplantı düzenlendi. Bu bir anlamda bir forumdu. Suudi Arabistan’dan katılımcılar vardı. Bu gibi etkinlikler, bu gibi forumlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Adnan Oktar: Çok güzel, bayağı faydalıdır.
Muhabir: İnternette yazdığınız yazıların birinde Hz. İsa’nın gelişi ile birlikte Hıristiyanlar kafalarındaki mitlerden kurtulacak diye bir ifade kullanmışsınız. Bu mitler nelerdir, örneğin İsa’nın çarmıha gerilmesi ya da benzeri olaylar mı? Mit derken hangi, ne gibi olayları kastettiniz?
Adnan Oktar: Evet. Mesela Hz. İsa çarmıha gerilmemiştir. Allah ona benzetmiştir onu ihbar eden kişiyi, o çarmıha gerilmiştir. Hz. İsa zamanın ve mekânın dışına çıkarılmıştır bir anda. Ve Allah’ın Katına alınmıştır. Yeniden zaman ve mekânın içine sokulacaktır ahir zamanda. Bu önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde bunu bekliyoruz inşaAllah. Mesela teslis inancı. Baba-oğul- ruh-ül kudüs inancı yani üç ilaha inanmak, üç Allah’a inanmak fikri mesela bunlar yanlış. Hz. İsa bunları geldiğinde düzeltecek.
Muhabir: Birkaç hafta önce Amerika Birleşik Devletleri’nde İran asıllı Amerikalı bir bilim adamı bir Şii hadisten söz etti ve bu göndermede bulunduğu Şii hadiste anlatıldığına göre Batı dünyasını uzun boylu, siyah bir adam yönetecekti. Tabi bunu arkadaşlarımla tartıştım ve bunun ne derece doğru olabileceğini birlikte konuştuk ama siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Burada sözü edilen uzun boylu, siyah adam Barack Obama olabilir mi?
Adnan Oktar: Perhaps (belki)
Muhabir: Şunu da sorayım o halde Barack Obama’nın başkan seçilmesi sizce iyi oldu mu? Dünyaya iyilik ve huzur getirecek mi?
Adnan Oktar: Hz. İsa’nın, Mehdi’nin çıkışları dünyaya huzur getirecek. Obama’nın herhangi bir etkisi olmaz. Obama Allah’ın herhangi bir kulu. Diğer Amerikalı başkanlardan da o kadar ciddi bir farklılığı olmaz. Çünkü bir Amerikan Devleti vardır. Amerikan Devleti’nin uygulanmasını uygun gördüğü şeyleri uygular. Dolayısıyla bağımsız, kendi başına bir karar alma yetkisi pek olmaz biliyorsunuz Amerikalı liderlerde. Ama iyi niyetli bir insana benziyor.
Muhabir: İnşaAllah.
Adnan Oktar: İnşaAllah.
Muhabir: Son ve en beğendiğim soruyu sormak istiyorum. En favori sorum. Ben bir Indiana Jones hayranıyım ve bu bağlamda bir sorum olacak. Sizce 10 emirin içinde bulunduğu sandık nerede duruyor ve Mehdi bunu ortaya çıkaracak mı?
Adnan Oktar: Evet bulacak onu. Allah ona nasip edecek onu inşaAllah. Kuran’da da belirtiliyor böyle bir sandığın varlığı. Hadislerde de Mehdi’nin onu bulacağı ve bu sebeple de birçok Musevinin Müslüman olacağı belirtiliyor.
Muhabir: Peki bu sandık İsrail’de, Filistin’de kutsal topraklarda mı bulunacak? Okuduğum metinlerin birinde denizin altından bulunacağı yazıyordu. Sizce nerede?
Adnan Oktar: Hiç belli olmaz belki Antakya’da bir mağarada, belki Kudüs’te, Mescid-i Aksa Camii’nin yakınlarında bir yerde gizli bir dehlizde de saklı olabilir. Veyahut Altın Kilise denilen kilisede olabilir. İstanbul’da bile olabilir.
Muhabir: Teşekkür ederim.
Adnan Oktar: Ben de teşekkür ederim. İnşaAllah yine görüşürüz. Çok memnun oldum görüştüğümüze, şeref verdiniz.
Muhabir: Ben de öyle, teşekkürler.