MUHABİR: İyi akşamlar değerli seyircilerimiz, sevgili seyircilerimiz bu akşam değişik bir formatla beraber karşınıza çıkmış bulunuyorum. Zira daha önceki hatırladığınız “Ne Var Ne Yok” programlarında çok sayıda konuk yapıyordum. Bu akşam Kaçkar Televizyonunda ilk defa Kaçkar TV seyircileriyle beraber buluşuyorum. Bu vesileyle ayrıca mutluluğumu belirtmek istiyorum. Evet, Gündem programıyla bu akşam ayrıca Kaçkar televizyonu yanında yine Kaçkar Medya Grubuna ait Yıldız Televizyonundan da bu program naklen yayınlanmaktadır, bunu hatırlatmak istiyorum siz saygıdeğer seyircilerimize. Kaçkar Medya Grubu’na ait Kaçkar televizyonu ve Yıldız televizyonundan aynı anda şu anda seyretmekte olduğunuz canlı yayın programımız yayınlanıyor. Değerli izleyicilerimiz, şahsen benim de uzun yıllar merak ettiğim ama bu akşam nasip olan her ne kadar ülkede gazetecilik, yazarlık yapsak da bazı ulaşamadığımız şeyler olabiliyordu. Ama bu akşam çok değerli bir araştırmacı yazar Sn. Adnan Oktar Beyefendi ile beraberiz. Sayın hocam hoş geldiniz,
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, teşekkür ederim.
MUHABİR: Nasılsınız efendim?
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun, Allah’a hamd olsun, sizler de iyisiniz inşaAllah?
MUHABİR: Çok teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Evet ben hizmet erbâblarıyla olduğum zaman mutlu hissediyorum kendimi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Ama her yiğidin bir yoğurt yiyişi var. Ömrümde hiç danışıklı-dönüşüklü programlar yapmadım. Zira saygıdeğer seyircilerimiz de bilir. Uzun yıllar yazılı basında görev yaptım. Rabbime şükürler olsun, bugün üst üste güzel günler yaşıyoruz. Ömür boyu onur basın şeref kartına da nail oldum İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Allah razı olsun. O vesileyle bu akşam yapacağımız programda bütün saygıdeğer izleyicilerimize zaten nasıl yorumladığımızı nasıl program yaptığımızı uzun yıllar çok iyi bildiklerinden bir danışıklı-dövüş program olmayacağını peşinen söylemek istiyorum.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Aklımıza, dilimizin ucuna ne gelirse zaten söyleyen bir yapıya sahip olup bu vesileyle ben de çok merak ettiğim soruları birebir sizin ağzınızdan duyarak bu vesile ile milyonlara iletme arzusu içersindeyim. Hiç vakit kaybetmeden öncelikle saygıdeğer izleyicilerimizin büyük bir bölümü genç nesil olarak tabi ki merak ederler, Adnan Oktar Bey kimdir kısaca biyografinizden bahseder misiniz?
ADNAN OKTAR: 1956 yılında 2 Şubat’ta Ankara’da doğdum. İlk, orta ve lise eğitimimi orada tamamladım. Yani bütün gençliğim orada geçti diyebilirim. 1979 yılında Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi’ni kazandım. 3.ncü kazandım, onu da belirteyim. Orada 79’dan 83 yılına kadar okudum. Hem tebliğ yaptım hem sanat üzerine çalışmalar yaptım. 83’te İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne geçtim. Orada bir süre yine okudum fakat anarşi, terör şiddetliydi o dönemde. Zaten o bölüm de pek rahat çalışılacak, okunacak bir bölüm değildi. Ben de okulu bırakmak durumunda kaldım mecburen. İşte kitap çalışmaları, cd çalışmaları, dergi çalışmalarına başladım, daha hayırlı daha güzel oldu inşaAllah.
MUHABİR: Efendim daha önemli konular konuşacağımız için bu kadar yeterli.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Teşekkür ediyorum. Evet, özellikle zatıâlinizi biz Harun Yahya mahlasıyla yazmış olduğunuz kitaplardan, doğrusu en büyük merakımız o. Yoksa herkesin bir özel dünyası, yaşamı var. O boyutunu bir kenara bırakıyorum. Çokça merak ediyorduk, bu Darwin teorisine karşı bu kitapları yazan insanı. Hakikaten başarılı bir kalem olduğunu, deha bir insan olduğunu, hiç yüzünüze karşı değil, ben Rabbime şükürler olsun, söylemek istediğini söyleyen bir gazeteci yazarım.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: O bakımdan dedim ya her şeyi soracağım diye, sizi methetme, methüsena etme kaydıyla sormuyorum sorularımı ama o dönemlerde belki birçok insanın kabul ettiği Darwin teorisine sizin kitaplarınız Harun Yahya mahlasıyla karşı çıktınız ama bilinmiyordu zatıaliniz olduğu, yani isim olarak, daha sonraki yıllarda bilinmeye başladı. Bu çalışmalarınız hakkında da bilgi edinmek istiyorum. Bu eser merakı nereden başladı? Neden Darwinizm’e karşı çıktınız? Buyurun.
ADNAN OKTAR: Dünyada çekilen acıların anarşinin, terörün, komünizmin, faşizmin ve masonluğun bir felsefesi olması gerekir. Bir dini, bir inancı, zemini olması gerekir. Ben bunu ilkokuldan itibaren merak ederdim, ortaokulda, lisede de araştırdım. Baktım, bütün melanet Darwinizm’e dayanıyor. Yani Darwinizm ile bağlantılı olay. Ben de bütün dikkatimi Darwinizm’e verdim, araştırmalar yaptım. Çok büyük bir oyunun, büyük bir komplonun insanlığa yapıldığını gördüm. Yani ciddi bir oyun oynandığını gördüm. Allah’a çok şükür bu oyunu tam belinin ortasından kırarak, yerle bir ettik. Bütün Avrupa’da, bütün Amerika’da bu şu an tasdik olmuş durumda. Gerek basında çıkan haberlerden, gerek yapılan araştırmalardan bunu gördük. Şu an içim çok rahat, Allah’a çok şükür ama tabi bununla bırakacak değilim. Var gücümle sonuna kadar gayret edeceğim. Darwinizm’in D’si kalmayıncaya kadar dünyada devam edip bu melaneti ortadan kaldıracağım, bu fitneyi, bu kargaşayı inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah diyoruz efendim, özellikle siyasetten ekonomiye, kültürden sanata tarihe kadar her konuda konuşmaya çalışacağım. Onun için çok kısa sorular sorup siz de dilerseniz tabi soruları kısa tutarsanız daha çok soru sorma imkânı olur. Özellikle biz sizi bir din adamı olarak görmüyoruz şu açıdan görmüyoruz bu çalışmalarınız vesilesi ile daha iyi işler yaptığınızı, tabi ki saygı duyuyoruz dini temsil etmenizden son derece saygı duyuyoruz ama bazı din adına yapılan yanlışlıklar arasında zaman zaman sizlerin de, size göre iftiraya uğradığınıza, bazılarına göre gerçek olduğuna, bunlara da gireceğiz ama ondan önce ülkemizde, içte ve dışta olan politikalara da girmek istiyorum. Ve özellikle bu dünyanın başına bela olan Bush’tan; bu akşam ana haberlerde siz de izlediniz mi?
ADNAN OKTAR: Evet izledim.
MUHABİR: Iraklı bir gazeteci ayakkabısını atıyor. Bu ahir zaman alametlerinde zaman zaman röportajlarınızda değindiğiniz için, nasıl bir hayırlı haber mi var? Bush’un başına ayakkabı fırlatmak geldiyse inşaAllah sonu gelmiştir diye, içimizden geliyor.
ADNAN OKTAR: Evet, Irak’ın işgali doğru Peygamber Efendimiz (sav) hadislerde çok detaylı, kapsamlı belirtmiştir. Bütün aşamalarını belirtmiştir ve aynen dediği gibi olmuştur. Ama her ne olursa olsun bir insanın kafasına ayakkabı fırlatılması bence makul bir şey değil. Çünkü orada gazeteci hüviyeti ile gelmiş, barışçıl bir yaklaşımla yaklaşmış, dürüst bir tavır değil bence. Çünkü bir savaş ortamı değil orası. Orada basının karşısında bir insan var. Fikirlerini beğenmiyorsa fikri mücadele yapar ama illa devletlerarası bir savaş varsa devletlerarası savaşın da bir hukuku vardır. Bu makul bir şey değil, teşvik edilemez, takdir edilecek bir yön de yok. Çünkü kötü bir misil olur bu. O zaman herkes birbirine ayakkabı fırlatır. Yani fikrini beğenmediği karşı olduğu her insana ayakkabı fırlatabilirler. O yüzden beğenilecek bir tavır olarak görmüyorum.
MUHABİR: Yani barış zamanında barış şeklinde davranılmalı, sulh zamanında sulh, savaş zamanında savaş.
ADNAN OKTAR: Savaşın da bir hukuku vardır. O tarzda davranılır.
MUHABİR: Belki milyonlarca Iraklı Müslümanın öldürülmesinden, katledilmesinden bir hınç olarak davranmış olabilir o meslektaşımız, o da ayrı yorumlanması gereken konu olabilir.
ADNAN OKTAR: Pek tabi ama oraya gelen insan...
MUHABİR: Pek şık bir davranış olarak görülmeyebilir ama belki annesi, babası, kardeşi ya da din kardeşi, Müslüman kardeşi katledildiğinden en azından çok özür dilerim ben Karadenizliyim, Trabzonluyum, aslen Trabzon Sürmene doğumluyum bu konuda bir ayakkabı atayım diye düşünmüş olabilir, ne dersiniz?
ADNAN OKTAR: Ama her halükarda savaşın, mücadelenin bir yöntemi vardır. Mesela eğer Irak’ın işgalinden rahatsızsa Irak’ta çok güzel bir İslami tebliğ faaliyeti yapabilir. Kuran’ı anlatabilir, Darwinizm’e karşı mücadele yapabilir. Yani orada zamanında Baas partisi hâkimdi, Stalinist, komünist bir parti hâkimdi. Bu partiye ses çıkarmayıp da, bu partinin tahribatına ses çıkarmayıp da, sonradan olan olaylara ses çıkartmak yeterli değil. Yani ses çıkaranın, hepsine ses çıkarması lazım ve mücadele etmesi gerekir. Fikri mücadele en mükemmel mücadeledir. Yani sertliğe karşı, kabalığa karşı, sevgiyle, şefkatle, bilimle, akılla mücadele edilse o bölge tamamen kurtulur ve mükemmel bir yapıya kavuşur. Bu tarz hareketler oradaki sertliği daha da artıracaktır. Amerika’nın kinini daha da arttırır, işgalin sertliğini daha arttırır. Bir ayakkabı yüz binlerce Iraklının ezilmesine sebep olur. Yani keskin sirke küpüne zarar derler, bu tarz hareketler doğru değil. Daha önce biliyorsunuz Amerikan bayrağını çiğnemişlerdi ve Bush ve çevresindeki insanlar bunun öfkesini yıllarca taşıdılar, belki de intikam alma gücünü buralardan aldılar. Mesela bu da bir intikam sebebi olabilir. Ayakkabı atana eline sağlık demezler bu sefer. Oradaki zavallı çocuklara, kadınlara oluyor olanlar. Onun için akılcı, barışçıl, sevgi dolu, kültürel, ilmi, bilgi dolu mükemmel bir çalışma yapılabilir şu an Irak’ta. Ve Irak boydan boya bir kültür ülkesi, bilgi ülkesi olabilir ve dünyaya güzel bir örnek olabilir. Böyle bir model çok daha iyi olur. İnşaAllah.
MUHABİR: Evet, efendim Irak konusunu şu son sorumla, bir cümleyle kapatmak istiyorum. Daha önce Saddam rejimine karşı çıkmayanlar onun yönetimine malum söylediniz zaten tasvip edilmemesi gereken rejim olduğunu. Peki o gün ses çıkarmayanlar ama diğer İslam ülkeleri, Irak’ta yapılan katliama, din kardeşlerinin öldürülmesine, camilerde katledilmesine ki mabetlerde asla hiçbir dine mensup insanların yapmaması gereken, çocuklarının ya da kadınlarının gözü önünde iğfal edilmesine ses çıkarmayan İslam ülkeleri gerekli görevlerini yaptılar mı? Ses çıkardılar mı?
ADNAN OKTAR: Genel bir iman zaafı var zaten İslam ülkelerinde, bu beladan daha yeni kurtuluyorlar, Darwinizm’in İslam ülkelerindeki tahribatı çok büyük oldu. Osmanlıyı yıkan da Darwinizm idi. Abdülhamit’i tahttan indiren, son Osmanlının çektiği olaylarda meydana gelen her şey Darwinizm’den kaynaklandı. Ve İslam ülkelerinin şu esareti de yine Darwinizm’den kaynaklanıyor. Haberleri bile yok, daha yeni yeni anlıyorlar bu belanın kaynağını. Hâlbuki ilmi kültürel bir çalışma boydan boya olayı halleder. Mesela Suudi Krallığı çok zengin, Katar Emirliği çok zengin. Bunlar Darwinizm’e karşı benim atlasım tarzında hatta bu atlası da olabilir. Ben telif ücreti de istemiyorum, bunu bol bol basıp dağıtsalar dünyaya ve her yerde bunları anlatsalar, televizyonları var, radyoları var, bunu anlatsalar Darwinizm dünyada bir ayın içinde yok olur ve fitne bir ayın içinde ortadan kalkar. Bir ay bile sürmez.
MUHABİR: Bir parantez açarak, sürekli bahsediyorsunuz Darwinizm nedir diye, bilmeyen seyircilerimiz olabilir. Bahseder misiniz? Atlastan da bahseder misiniz lütfen?
ADNAN OKTAR: Darwinizm bütün kâinatın, sizin, benim, her şeyin tesadüfler sonucu oluştuğumuzu iddia eden, bu medeniyetlerin, Paris’in Londra’nın, İstanbul’un sebebi olan insanların, mühendislerin, bilim adamlarının, her şeyin tesadüflerle oluştuğunu iddia eden bir Pagan dini. Ama dünyanın en sapkın ve en anormal dini. Yani en mantıksız izahları içinde barındıran bir dindir. Sümerler devrinden gelir. Nasıl oldu diyorsunuz canlılar? İşte bulanık su varmış, çamurlu su varmış, orada proteinler tesadüfen meydana gelmiş. Bir kere bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi bilimsel olarak imkânsız. Hadi diyelim sana bir tane biz protein verelim, bir protein daha gerekiyor, bir protein daha. Binlerce proteinin bir araya gelmesi gerekiyor, gelince yine bir şey olmuyor. Bunların bir araya gelmesi gerekiyor, bunların hücre meydana getirmesi gerekiyor. Hücre bir kere meydana gelemez. Protein meydana gelemez. Yani nasıl meydana gelebilir hücre diyoruz? Mucize ile meydana geldi diyor, protein nasıl meydana geliyor diyoruz? O da mucize ile meydana geldi diyor. Böyle bir dindir yani sapkın bir dindir. Ve bütün İslam âlemini esir almıştır. Irak’taki gençler daha evvel hep Darwinisttiler, Filistin hep Darwinistti, Suriye hep Darwinistti. Biliyorsunuz Filistin’de komünistlerin eğitim kampları vardı. Bütün dünyanın komünistleri gelir orada eğitim görürlerdi. Suriye yine Stalinist, Marksist çizgideydi. Ve bütün Arap Emirlikleri, olduğu gibi komünistlerin etkisindeydi. Ama son zamanlarda çok güçlü bir çıkışla anti-Darwinist, anti-materyalist bir yapılanma oluştu ama herhalde buna da sebep olan insanlar oldu. Bugün dünyada Darwinizm’in yıkılmasının ana sebebi Harun Yahya eserleridir Allah’a çok şükür. Müslümanlığın şahlanmasına sebep olmuştur ve bütün dünyada din şu an çığ gibi gelişiyor.
MUHABİR: Daha özetlersek, Darwinizm insanın maymundan geldiği o dönemler, kitaplarınızda okuduğumuz, o dönemlerde yani hiçbir şeyin kainatta tesadüf olmadığını siz eserlerinizde iddia ettiniz ama onlar onun tersini iddia ediyorlardı.
ADNAN OKTAR: Evet, mesela Die Welt gazetesi Almanya’nın “size göre yaşam nasıl oluştu?” sorusuna katılımcıların %86’sı; %86 çok yüksek bir oran, “Allah yarattı” şeklinde cevap verdi diyor. Ama bu bizim çalışmamızdan sonra oldu. Mesela Belçika’da da aynı oran var. Mesela Danimarka’da aynı oran, “insanların maymundan geldiğini düşünüyor musunuz?” sorusuna Danimarka halkının %88’i “Hayır” cevabını verdi. Bu daha önce tam tersineydi. Mesela “Yaratılışçılık okullarda okutulmalı mı?” İngiliz halkının %73’ü bu soruya “Evet” cevabını verdi, diyor. Bu muazzam bir gelişme. Mesela Yaratılış Atlası da Avrupa’da birçok yere gitti. Mesela Fransa eski başkanı Juppé, Hollanda Krallığı, Vatikan, İspanya İçişleri Bakanlığı, İspanya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Fransa Milli Hazine Sorumlusu, Lüksemburg Düşesi hepsi, İtalya Adalet Bakanlığı, binlerce insandan teşekkür mektubu ve beğeni yazısı geldi. Demek ki alan boşmuş, boş alanda at oynatmışlar zamanında. Allah’a çok şükür şu an bu fitne, kargaşa tam yerle bir oldu. Yüz milyon fosil var, Yaratılışı ispat eden. Daha önce çocuklar hiçbir yerde bunu okumamıştır, insanlar bilmiyorlardı. Yüz milyon fosili siz nasıl saklarsınız insanlardan, bu gerçeği nasıl gizlersiniz? Ve tamamı, mesela kurbağa fosili bulunuyor 100 milyon yıllık, kurbağanın aynısı, hiç değişmemiş, mesela böcek fosili bulunuyor, amber içinde de var; amber içinde olanlar ayrı, hiç değişmemiş onlar, olduğu gibi duruyor. Baktılar ki milleti kandıramayacaklar şu an sus puslar. Ve tek yanlı Darwinizm sürekli eziliyor şu an.
MUHABİR: Ya da Sayın Oktar, şöyle bir basit bir yaklaşımla beraber diyebilir miyiz o zaman maymundan evrimleşerek insan olduğunu iddia edilen bu teoride, bugün de o maymunlar var, daha da gelişmiş teknoloji var.
ADNAN OKTAR: Mantıksızlık her yerde, elle tutulacak bir durum yok. Kafataslarının sahteliğini tek tek izah ettim, hepsini anlattım, ara fosil olmamasını anlattım, proteinlerin tesadüfen olamayacağını anlattım. Mesela bir kromozomda bir kütüphane dolusu bilgi var. Yani bir kromozomun içinde bir kütüphane dolusu bilgi olunca bunu tesadüflerle anlatabilir misiniz? Yani bu çok çok olağanüstü bir şeydir. Yani bunu tesadüfle anlatması için bir insanın herhalde bir rahatsızlığı olması gerekiyor.
MUHABİR: Sanırım değerli izleyicilerimize yeterli bilgi verdik bu konuda. Saatler çok önemli olduğu için efendim, Sayın Oktar canlı yayınlara başlarken bazen konuklarımız der ki; ya bu kadar saat ne konuşacağız, bir saat, iki saat, halbuki başlar biter o iki saat derler ki; daha bir şey konuşmadık Kenan Bey yeni başlayacaktık, program bitti diye. Onun tecrübesiyle birlikte çok zamanı iyi kullanmaya çalışıyorum sizden daha fazla bilgi edinmek, faydalanmak için.
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim.
MUHABİR: Bunu bütün samimiyetimle söylüyorum, bir de şahsımın da çok saygı duyduğum, çünkü ömrümde hiç yalpalamadım, çizgi değiştirmedim, neysem Rabbim ne nasip ettiyse öyle devam ediyoruz, bundan sonra da herhalde rızkımızı veren Allah’tır. Biz değişmeyiz zaten bu yaştan sonra. Sizin, özellikle dış politikaya değineceğiz dedik dış ve iç politika, çok benim de hoşuma giden, saygıyla karşıladığım Türk-İslam Birliği hakkında çok güzel düşünceleriniz var. Tabi bu bizi de memnun ediyor ama neden hayat bulamıyor diye de ayrıca üzüyor. Bu konu hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek isteriz.
ADNAN OKTAR: Eğer bir ülkede insanlar bir şeyi aşkla istiyorsa o olmuştur zaten. Sadece onun detayları kalmıştır geriye. Türk Devletlerinin tamamında biz bir araştırma yaptık hepsi de Türkiye ile birleşmeyi istiyorlar, bu çok net. İslam ülkeleri ile görüştük bunlar da istiyorlar. Ama korkuları var, eskiden bir Türk Birliği denince ırkçı birlik anlamındaydı bu, bu çok tehlikeli tabi ki, bu faşizmdir. Irk üstünlüğüne dayalı bir birlik kastedilmiyor burada. Burada ahlaka dayalı bir birlik var, sevgi birliği, şefkat, merhamet, dostluk, kardeşlik ve yardımlaşma birliği var. Bunu bütün dünya ister, şu an bunun önünde hiçbir engel yok, zaten hükümetin de bu yönde çok ciddi çalışmaları var, kapılar sürekli bu yönde açılıyor. Özellikle bu ekonomik krizden sonra zaten başka hiçbir kurtuluş yolu yok. Yani sınırların açılması gerekiyor, Türk Devletlerinin de, İslam Devletlerinin de sınırlarının açılması ve onlarla ticaretin, kültür bağlantısının tam anlamıyla özgür hale gelmesi gerekiyor. Bu bütün bölgenin mükemmel hale gelmesi demektir. Medeniyette, kültürde, bilimde bir çağ atlama demektir. Olağanüstü bir çağa gireceğiz İnşaAllah. İnsanlarımızın yüzündeki bu donukluk, bu mutluluğun olmaması olayı kalkacak. Herkeste bir sevinç, herkeste bir bayram havası olacak. Biz bu yönde ilerliyoruz inşaAllah.
MUHABİR: Neler yapılması gerekir bunun olması için?
ADNAN OKTAR: Bütün basının, dergilerin, televizyonların bu Türk Birliği, Türk-İslam Birliği konusunda açıkça candan tavırlarını koymaları gerekiyor. Bizim milletimiz zaten bunu canı gönülden ister. Ama hadi bakalım denmesi gerekiyor, hadi bakalım denmesi için de herkesin bu şuura erişmesi gerekiyor. Internet kullanılabilir, sohbetler olabilir, televizyon konuşmaları olabilir, hepsi olabilir, biraz daha gayret edilirse bu konu tam anlamıyla rayına oturacaktır. Çünkü hükümet zaten bu yönde gönüllü, partilerimizde bu yönde gönüllü, yani MHP’nin zaten istediği bir şeydir bu, BBP’nin istediği bir şeydir, AKP’nin istediği bir şeydir, bunu istemeyen parti yok gibi bir şey Türkiye’de. Ama bu aşk meselesidir, coşku, sevgi meselesidir yani sevgi ve coşkuyla olabilecek bir şeydir. Resmiyetle, soğuklukla olacak bir şey değildir bu.
MUHABİR: Evet bunu ırki manada almayın dediniz, efendim Cenabı Hak ırkları yaratmış, bu konuya girmek istemiyorum kendimi çok dini konularda yetkili görmediğim için.
ADNAN OKTAR: Irk üstünlüğü, kafatası üstünlüğü, kan üstünlüğü olmayacak. Yoksa millet olarak, ahlaken üstün bir millettir Türk milleti, bu yönüyle tabi ki lider olacaktır.
MUHABİR: Bu konuda zaten soruyu ağzımdan aldınız, öyle olmasa idi, Türk milleti necip bir millet olarak bilinir miydi, olur muydu, demek ki genlerinde de bir şey var ki bu Türk milletinin diğer milletlere önderlik tarih boyunca yapa gelmiştir. Belki aynı yetkiyi bir başka millete nasip ettiğinde zulmediyorlar, katliam ediyor ama Türk milleti tarihte hiçbir zaman katliam etmiyor, düşmanını dahi affediyor, hak ve hukuka riayet ediyor, elindeki gücü insafsızca kullanmıyor. Bu manada ayrıcalıklı olması çok kötü bir şey değil diye soruyorum beni seyreden bazı saygıdeğer seyircilerimiz kınamış da olabilir, karşı da çıkmış olabilir, saygı duyarım. Mademki Cenabı Hak yarattı, iftiharı verdi, böyle şeyler verdi, bunu da tarih ispat etti gayet doğal olması olur diye düşünüyorum, ne dersiniz?
ADNAN OKTAR: Genlerimizde güzel ahlak var, Allah onu koymuş yani bizim kafatası anlamında, kan anlamında, ensemizin buruşuk olması veya şu bu anlamında bunu kabul etmem, bu çok komik. Hatta aşağılayıcı bir iddia bu hiç kimse kabul etmez. Ve diğer ırkları da adam yerine koymama mantığı da olamaz çünkü hepimiz Hz. Âdem’den geliyoruz, hepimiz Hz. Âdem’in evlatlarıyız ama ahlak olarak bu millet güzel bir ahlaka sahip, eskiden beri böyle geliyor ve Allah bunu göstermiş yani bütün bölgeyi, üç kıtayı yönetmişler. Osmanlı döneminde de Allah bunu bize göstertmiş, fiili durum var ve çile insanıdır bizim milletimiz, fedakârdır, zorluklara girer, acıya girer, her şeye girer. Allah için her şeyi yapar. Bu yönüyle, ahlak yönüyle çok mükemmeldir, o yüzden de lider olması gerekiyor.
MUHABİR: Evet, ona geleceğim efendim, iç siyasette soracağım ama henüz erken o soruyu sormak için. Bu milletin inançsız gibi görünen bölümü bile yani çok affedersiniz, içki içen, meyhaneye giden, onların o kadar münevver hareketlerine şahit olmuşuzdur, belki camiye giden onun kadar dini sahiplenmemiştir. Demek ki onun ruhunda var, genlerinde var, takva yönünden hakikaten necip.
ADNAN OKTAR: Evet bir gün Amasya’ya gidin, Tokat’a gidin, Turhal’a gidin, Erzincan’a, Diyarbakır, Mardin’e gidin, her yerde bir efendilikle, her yerde bir candanlıkla, her yerde bir güzellikle karşılaşırsınız. Mütevazılık, mazlumluk, sevecenlik; bu yönüyle üstündür bizim milletimiz. Bu yönüyle lider olması gerekir. İnşaAllah.
MUHABİR: Çok teşekkür edeceğim. Yalnız tekrar arz etmek istiyorum yanlış anlaşılmasın diye Türk milleti deyince bütün insanları içine alan ırkı Türk olan anlamında söylemiyoruz, zira anayasamızda da belirtildiği gibi aidiyet bağlantısıyla bağlı olan herkes Türk’tür. O şekliyle beraber tanımlamaya çalışıyoruz yoksa ırki manada değil.
ADNAN OKTAR: Türküm diyen herkes.
MUHABİR: Evet, tam da bu Türk Milletinin önderliği olacağı konusuna denk gelecek, bu Ermeni diasporası sürekli ısıtılıp ısıtılıp önümüze, bir soykırım iddiası getiriliyor, şimdi de bir imza kampanyası açtılar Türkiye’de, ben özür diliyorum şeklinde yani bütün sinsi düşüncelerini getiriyor getiriyor bir noktada bize kabul ettirmeye çalışıyorlar. Yani Ermenilere biz ne kadar, Sn. Cumhurbaşkanımızın gidip zeytin dalı uzatmasına rağmen bugün gelinen noktada onların bir rock sanatçısı Amerika’da çok affedersiniz, konserlerime sadece köpekler ve Türkler giremez gibi çok alçakça yazılarını rahatça asmaktalar. Tüm bunlara rağmen zaten Türk milleti yeterince hoşgörüyü gösteriyor, bunu görmemek için ne gerekir malum, buna rağmen halen Ermenilerin bu şekilde davranması Türk milletinin yapabileceği daha ne olması Sayın Oktar?
ADNAN OKTAR: Halk genelde mazlumdur, bunları yönlendiren masonlar vardır. Masonların da yönlendirdiği faşistler ve komünistler vardır. Mesela dediğiniz sanatçı klasik bir faşist veya faşist üslubu kullanıyor. Veya masonluğun, locanın talimatıyla bunu ortaya koymuş. Eylemler küçük olur ama etkisi çok büyük olur genellikle, bütün halka mal edilir. Ermenilerin genel yapısı bizi ilgilendirir. Genel olarak Ermeniler mazlumdur. Türkiye ile birleşmek, Türkiye ile sınırlarının açılması onlar için bayram sevincidir. Yani onlar kinden, intikamdan anlamazlar, öyle bir konu talep etmezler. Bunu yapanlar, organize edenler bir avuç faşisttir, bir avuç materyalist, Darwinist, özel eğitimden geçmiş insanlardır, bu kargaşadan da çıkar uman insanlardır. Biz böyle oyunlara gelmeyiz, Ermeniler bizim kendi kardeşlerimizdir. Biz onlarla yüzyıllarca iç içe yaşadık. Adı üstünde Millet-i Sadıka’dır onlar. Sadık millettir, inşaAllah sınırlarını da açacağız. Dışarıdan kim ne kadar bağırsa, çağırsa, ne yaparsa yapsın hiçbir şey olmaz. Onlarla kucaklaşacağız, Gürcistan’ın da, Ermenistan’ın da, Azerbaycan’ın da, Türkistan’ın da hepsinin de sınırlarını açacağız inşaAllah hatta İsrail’in de. Büyük bir Türk-İslam Birliği oluşturacağız. Türkiye’nin liderliğinde bölge refah, huzur, kardeşlik içerisinde mutlu yaşayacak inşaAllah.
MUHABİR: Valla Sayın Oktar, bu duaya âmin dememek olur mu, hep beraber, ekran başındakilerle inşaAllah birlikte âmin diyoruz. Çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Cenabı Hakk’ın geçmişte nasip ettiği gibi nasip edeceğine yürekten inanıyorum. Sık sık bu Yahudilik ve Siyonizme değiniyorsunuz, atıfta bulunuyorsunuz, ben hemen söylemek istiyorum bizi hep korkutmuşlar yıllarca, Mason kulüpleri olsun, Yahudilik ve Siyonizm dünyayı kan emici olarak böyle bir canlı yayında bunlardan bahsederken korkmuyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Ben sadece Allah’tan korkarım. Allah’ın dışında başka bir şeyden korkmak zaten haramdır. Allah ayetinde yasaklamış onu, “sadece Ben’den korkun” diyor Allah. Zaten çok mantıksız, Allah’ın yarattığı varlıklar zaten Allah’ın tecellisi olarak meydana geliyor. Yani Allah’tan başka zaten korkulacak bir şey yok niçin insanlardan korkayım?
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: O yönüyle bir anlamı olmaz. Fakat Siyonizm konusunu açtınız herhalde o konuda konuşmamı istiyorsunuz?
MUHABİR: Evet, Siyonizm nedir?
ADNAN OKTAR: Yahudi ırkının bölgeye hâkim olması düşüncesi yahut dünyaya hâkim olma düşüncesiyle ortaya çıkan bir düşünce veya fikir akımı gibi görülüyor. Ama olayın arka planına baktığımızda Darwinist, materyalist, ateist Musevilerin bir oyununu görüyoruz. Bunlara dikkatlice baktığımızda bunların dindar Musevilere de karşı olduğunu görüyoruz. Hıristiyanlara ve Müslümanlara da karşı olduğunu görüyoruz. Yani ne istediği belli olmayan şeytani bir sistemdir siyonizm. Yani siyonizmi ikiye ayırmak lazım.
MUHABİR: Yani pardon, hakiki Musevilikle çatışan…
ADNAN OKTAR: Gerçek Museviler, ben görüşüyorum gerçek, dindar Musevilerle bayağı yangınlar. Yani yönetimdeki dinsiz ve ateistlerden yaka çırpıyorlar, çok çok rahatsızlar. Gerçek Museviler çok mazlumdur, kendi halinde, Ehl-i Kitap’tır onlar. Yani çok sevecen insanlardır, Allah’tan korkar, ibadet eder, helale, harama dikkat eder, bunlar bizim canımız ciğerimiz insanlarımız. Ve bunlarla biz yüzyıllarca beraber yaşadık hatta ta İspanya’dan aldık, buraya getirttik ve rahatlıklarını sağladık, huzur sağladık biz onlara. Ateist Siyonistlerle, Masonluk iç içedir. Bunlarda Allah inancı yok, ateisttirler, Darwinizm’e inanırlar, bütün insanlığa karşıdırlar, sürekli insanların çatışmasını isterler. Tez-antitez inançları var, eğer çatışma olmazsa insanlığın gelişmeyeceği yalanını ortaya atarlar. Sürekli bir kan dökme politikası vardır, mesela komünizmi yaratıyorlar onun karşısına da faşizmi koyuyorlar, faşist ile komünisti çatıştırır, kan döker, mason da kenardan seyreder, böyle bir deli ve çılgın bir sistemdir.
MUHABİR: Ondan menfaat elde eder, diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bu ikiz kulelerin bununla bir ilgisi var mı? İkiz kulelerin vurulması olayı...
ADNAN OKTAR: Tabi ki, aynı, yine masonluğun bir marifetidir bu. Organize bir harekettir, oradaki bütün aktörler tamamı Darwinist, materyalist eğitimden geçmiş adamlardır. Amaç Müslümanlarla, Hıristiyanları birbirine düşürmek, Musevileri birbirine düşürmek, dindarları ezmek ve ateistleri iktidar yapmaktır. Amaç budur, başka bir amaç yoktur.
MUHABİR: Bazı dini temsil ettiğini de iddia eden ülkemizde, yabancılar değil, bizim ülkemizdeki, onlar bile zaman zaman gaflete veya hataya düşerek İslam terörizmi diye dillendirdiler. Ne dersiniz bu konuda?
ADNAN OKTAR: İslam şefkati, İslam sevgisi, İslam merhameti vardır, İslam affediciliği vardır, İslam terörü olmaz. komünist terör vardır, faşist terör vardır, Darwinist terör vardır, ateist terör vardır. İslam terörü diye lanse ettikleri olaylarda aktörlere baktığımızda, bu kişilerin Darwinist, materyalist, Marksist eğitimden geçmiş militanlar olduğunu görüyoruz. Ve masonların yönlendirdiği insanlar olduğunu görüyoruz. Namazında, niyazında bir insan, Allah’tan korkan bir insan zaten terör yapmaz. Nerede görülmüş bir Nur talebesinin bir yeri bombaladığı, nerede görülmüş bir Nakşî dervişinin gidip bir yerde katliam yaptığı, bunlar hep oyundur. Bu oyuna hiç kimsenin girmemesi gerekir. Müslümanların da buna hiçbir şekilde inanmaması lazım. Tam bir aldatmacadır, aldatmacaların zaten geçersizliğini şu an anlamış durumdalar. Yani dünyanın her yerinde bu oyun artık bitti. Kimse inanmıyor hatta artık tescil de edildi, İslami terör terimi de yasaklandı artık bunu kullanamıyorlar, bu oyun bitmiş durumda.
MUHABİR: Bazı alet olanlar olmadı da değil, onun da bir gaflet olduğunu kabul etmemiz gerekir.
ADNAN OKTAR: O eğitimden geçmiş, hep Darwinist, materyalist eğitimden geçmiş adamlar. Mesela eski Filistin’de eğitimden geçmiş komünistler, Afganistan’ın komünist dönemde eğitimden geçmiş eski komünistler, Irak’ta eğitim görmüş eski komünistler, hep kökeninde komünist ve Darwinist bir yapı görürsünüz.
MUHABİR: İnançsızlık diyelim.
ADNAN OKTAR: İnançsızlık evet.
MUHABİR: Çünkü bu devirde pek kalmadı zaten ne komünist, ne Mao’cu, ne Leninist, ama seksen öncesinde biz o dönemi sizler de bizler de hatırladığımız için, çok şaşalı bir dönemdi hatta tapılacak bir din haline gelmişti. Evet, onları da geçelim efendim, teşekkür ediyorum, şimdi ona bağlantılı olarak Siyonizm ve Masonluktan bahsettik peki BOP’u nasıl, açılımını yapacak olursak Büyük Ortadoğu Projesi olarak bilinen yine İsrail projesi olduğu iddia edilen bildiğim kadarıyla bazı sizin gibi güzel insanların yakıştırması ile inşaAllah Büyük Osmanlı Projesi olur şeklinde falan diye, bu da Yahudinin bir projesi mi BOP? Ve bizi etkileyen kısmı neresi, PKK dahil?
ADNAN OKTAR: Bölgenin zaten BOP denen düşünceye müsait bir yapısı yok. Bölge Türk-İslam Birliği’ne uygun bir yapıda. Yani çünkü bu tip yapılanmalarda inanç, felsefe ve düşünce gerekiyor. Tek yapı Türk-İslam Birliği’ne uygun bölgede başka bir şey yok.
MUHABİR: Yani onların tohumu bu tarlada bitmez,
ADNAN OKTAR: Yani olacak gibi değil, yani ona ait bir inanç yok, ona ait felsefe ve düşünce yok, onun itici gücü yok, tek yol, tek yapılanma Türk-İslam Birliğine uygun. Ve bunun kapısı da sonuna kadar şu an açılmış durumda. BOP’çular bunu sadece seyredecekler, Büyük Osmanlı Projesini seyredecekler, başka yapacak bir şeyleri yok. Yani hızla bu yönde ilerliyor bölge. İşgaller, acılar, birlik ve beraberliğin önemini daha çok insanlara gösterdi. Her oyunun arkasından bir hayır çıkar, her tuzağın arkasından Allah’ın karşı tuzağı çıkar. Allah karşı tuzak kurmuştur, bu acılar, bu elemler Türk-İslam Birliği ile neticelenecektir inşaAllah.
MUHABİR: Evet bununla birlikte, PKK’yı sormuştum, PKK belası başımıza sarılan, bu olayı nasıl değerlendiriyorsunuz, çünkü programa başlarken de seyircilerimiz yeni zaping yaparken programımıza düşmüş olabilir, sevgili izleyicilerimiz şu anda Kaçkar Medya Grubuna ait olan Kaçkar TV ve Yıldız TV’den canlı yayın olarak bizleri izliyorsunuz, Gündem adlı programda bu akşamki programımızın konuğu çok değerli araştırmacı yazar Adnan Oktar Beyefendi, gerçekten bizim perde arkasında çok, hakkında olayları araştırdığımız, bildiğimiz, bizim de merak ettiğimiz konuları hiçbir gizli saklı kalmadan teşekkür ediyorum. Zira programın başında da söyledim kendileri de aklınıza ne geliyorsa dilediğiniz gibi sorabilirsiniz diye, çünkü biz bu ülkede o benim bana ait olan üslubumla beraber yıllardır binlerce hazırlayıp sunduğum canlı yayınlarda çok böyle din adına şeyh geçinen hoca geçinen çok tipler gördüm, çok değişik insanlar gördüm. Birçoğu kendi adamından başka, kendi damadından başka öz yakınından başka insanlarla asla röportaj yapmıyorlar hatta şu şu soruların dışında da sakın ha soru sorma diye bir de ikaz ediyorlar. Bu bakımdan Sayın Oktar tebrik ediyorum sizleri. Bu kadar insan rahat ve açık olur diye.
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim.
MUHABİR: Onun için şahsen ben büyük istifade edeceğimi belirtmiştim. Lütfen siz de bizlerden ayrılmayın ayrıca değerli arkadaşlarımız msn adresimizi yazacaklar ben birazdan açacağım ve sizlerin iletilerini de siz de Adnan Oktar Beyefendiye nasıl soruyorsanız biz de hiç ondan kesmeden kendisine öyle soracağız. Evet, PKK yı sormuştum bu arada,
ADNAN OKTAR: Türk-İslam Birliği oluştuğunda PKK’ya diyeceğiz ki bundan vazgeç, emin olun en fazla 2-3 gün içerisinde 48 saat içerisinde vazgeçerler. En fazla, sıkıysa vazgeçmesinler. Yani derhal silahlarınızı bırakın deriz, hepsi bırakırlar, bırakın bu işi deriz, konu kapanır. Bu, bu kadardır. En fazla 48 saat diyorum. Yani Türk-İslam Birliği’nin gücü dünyanın en büyük gücü olacak. Bu gücün karşısında hiçbir güç dayanamaz. Yani caydırıcı gücü dünyanın en yüksek gücü olacaktır. Dolayısıyla bir tek orada değil, dünyanın hiçbir yerinde terör kalmayacak. Yani öyle bir çılgınlığı yapacak tek bir kişi bulamazsınız. Bu, bu şekildedir, yani bunun çözümü de budur. Türk-İslam Birliği için var gücümüzle gayret edelim, çünkü bu bereketli, huzurlu, Allah’ın beğeneceği güzel bir sistem. Kader de böyle zaten inşaAllah. Türk milleti buna layıktır, dünya Türk milletinin adaletini, sevecenliğini, sabrını, şefkatini, insanlık anlayışını, merhamet anlayışını mükemmel şekilde görecek, dünya varmış diyecekler. Hay Allah razı olsun diyecekler, ne kadar güzelmiş dünya, hayat ne güzelmiş, yaşamak ne güzelmiş diyecekler. Milletimizin yüzünü güldüreceğiz, bütün bölgenin, Doğu Türkistan’ın, Azerbaycan’ın, Ermenilerin, İsrail’in, hepsinin yüzünü güldüreceğiz inşaAllah.
MUHABİR: Yani sadece Türk milletinin değil, onların da…
ADNAN OKTAR: Değil, değil, Allah’ın bize emaneti onlar.
MUHABİR: Emaneti olarak, efendim tabi bu kadar rahat ve net konuşan biri olarak, tabi zaman zaman sizin açınızdan iş kazaları olması gayet doğal. Bu sebeple bu iş kazalarının gelmesinin sebebi daha net anlıyorum birebir, onun için insanları böyle, bizim malum medyamızdan değil, ki otuz küsur senedir hizmet veriyorum bu medyaya, çok taraflı ve istedikleri şekilde herkes bu medyanın her türü için söyleyeyim yani sadece Ahmet şunu yapıyor, Mehmet bunu, herkese göre ben haklıyım diyerek öyle haberler üretiyor. Dolayısıyla siz de bu fikirlerle beraber toplumun karşısına çıktığınızda ama bu geleceğin tehlikeli adamı diyorlar, başına bir çorap örelim diyorlar. O çoraplar neden örüldü diye onları da inşaAllah size soracağım. Dış politikayı tamamlamak istiyorum, bir Kıbrıs meselesi sanırım kaldı ki canlı yayında insan bildiğini bile unutur, o bakımdan unutmuş olabilirim. Değerli izleyicilerimizin hoşgörüsüne sığınıyorum. Kıbrıs hemen sormak istiyorum, Kıbrıs verilebilir mi?
ADNAN OKTAR: Asla, Allah esirgesin,
MUHABİR: Kıbrıs bizim namusumuz.
ADNAN OKTAR: Tabi eğer Kıbrıs veriliyorsa zaten insan her şeyini vermiştir. Ölmüştür o insan, o toplum ölmüştür artık. Yani Kıbrıs Türkiye’nin namusudur. Orası gitti mi, Türk milleti diye bir millet kalmamıştır, konu kapanır, son derece hassas bir konudur. Aman ha aman, sakın ha sakın, kimse ağzına dahi almasın böyle bir şeyi. Böyle bir şey mümkün değil, kendi ırkımızdan, kendi dinimizden, kendi örf geleneğimizden bizim öz ve öz kardeşlerimiz, bize ait bir toprak parçası. Biz lütfettik, kerem buyurduk, kendi toprağımızdan onlara koskocaman bir bölge verdik. Kıbrıs bizimdi, koskoca toprağı onlara verdik. Biz Rumlarla düşman olmak istemiyoruz, kardeşiz biz, iç içe yaşayalım diyoruz, onlar orada, biz burada, herkesin evi ayrı, onlar bize misafirliğe gelsin, biz onlara misafirliğe gidelim. Ama Kıbrıs’ın verilmesi diye bir konu olmaz yani bu ağza dahi alınacak bir laf değil.
MUHABİR: Evet sizinle bu arada konuşurken msn’de iletilere de bakıyorum. Özellikle Bilal kardeşimiz diyor ki; bugüne kadar böyle açık olarak görmedik diyor, çok teşekkür ediyorum size, evet Bursa’dan Bilal Öztürk diyor. Tabi insanlar yıllarca hep böyle danışıklı dövüş uyduruk programlarla beraber uyutulduğu için böyle dobra dobra net programlar yapıldığında diyorlar ki, aa bunlarda varmış diye, inşaAllah daha fazla olacaktır…
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Benim ve sizin de sayınız artar inşaAllah
ADNAN OKTAR: Bizim milletimiz hep güzeldir, sevgi doludur, hep böyledir, bu konuda rahat olun, İnşaAllah.
MUHABİR: Onda hiç endişem yok.
ADNAN OKTAR: Allah’a şükür.
MUHABİR: Ama bizim milletimize kalsa evet, ama sizin de söylediğiniz gibi, iddia ettiğiniz gibi, bu güçler çok özür dilerim biraz amiyane tabirle o ip başkalarının elinde. Hani bizim elimizde olsa bu kadar olmaz şüphesiz takdir ederseniz ama başkalarının elinde olduğu için. Doğrular eğri olarak yıllarca bize gösterildi. Ama böyle şeyleri insanlar gördükçe ya böyleleri de varmış diye mutlu oluyorlar.
ADNAN OKTAR: Allah’a şükür. Güç Allah’ındır. Sonunda Allah taraftarları galip olacaklardır. Bunun hiç aksi mümkün değil, tarihte de olmamıştır, tarihte hep haklılar galip olmuşlardır.
MUHABİR: İnşaAllah burada da galip olacaklardır.
ADNAN OKTAR: Evet,inşaAllah
MUHABİR: Bu arada ben size soruları yönelteceğim. Siz uzun tutmaya çalışırsanız cevabınızı bende buradaki iletilere bakma fırsatı bulurum. Ben gayet rahat olduğumu zannediyorum programlarda, dilerim siz zaten bu işin üstadısınız, fevkalade rahatsınız. Biraz da havadan terliyoruz ben de terliyorum yoksa sorular sizi terletmiyordur Sn Oktar.
ADNAN OKTAR: Açsınlar bir pencere isterseniz.
MUHABİR: Yok teşekkür ederim, gribim üstünüze afiyet.
Efendim, dış politika çok önemli, bütün dünyaya nizam vermek isteyen malum güçler tarafından ama iç politikamız da çok önemli. İç politikada İnşaAllah uzaklaşır, müthiş bir kriz ve işsizlik yaşıyoruz. Allah bu millete acısın, bize yardım etsin. Her ne kadar verileri bize dolambaçlı gösterirseler de işte, sönmemiş kireç taşından örnek verirlerse, biley taşından da verirlerse bunların TÜİK tarafından veriliyor ve doğru olduğuna ben şahsen inanmıyorum. Yani bu ülkede enflasyon %7 dir, 5’dir diye ama sokağa çıktığımızda mutfağı için alışverişe giden hanımefendiler bunun %50’ler olduğunu rahatça görüyor. Bunun bir kandırmaca olduğunu ben rahatça söyleyebilirim. Ama siz yorum da yapmayabilirsiniz, bu bana ait bir yorum. Bu kriz hakkında düşünceniz nedir, işsizlik hakkında düşünceniz? Hayır, efendim ben bunu düşünmedim diyebilirsiniz. Yani siz bir siyasal düşüncenin temsilcisi değilsiniz ama bir fikir adamı olarak diyebilirsiniz, serbestsiniz efendim.
ADNAN OKTAR: Evet, Estağfirullah, ekonomik kriz Peygamber Efendimiz (sav)’in 1400 sene öncesinden belirttiği büyük bir olaydır bu, herhangi sıradan bir olay değildir, muhtemelen de 7 yıl sürecek büyük bir olaydır. “Çarşı ve pazarlığın tekarubu kıyamet alametlerindendir” dedim ki, Peygamber Efendimiz (sav)’e soruyor; “Pazarlığın tekarubu ne demektir?” “Şunlardır, herkesin az kazançtan yakınmasını Ebu Hureyre bildiriyor. Naim bin Hannap’tan İbni Mesud’dan rivayet edilen bir hadiste Hz. Mehdi’nin ortaya çıkışı öncesinde anlatıldığı dönem ticaret ve yolların kesildiği ve fitnelerin çoğaldığı zaman şeklinde tarif edilmektedir. Biz o Hz. Mehdi şahsını aramak için geldik, fitneler onun eliyle sönebilir, Konstantiniyye, İstanbul onunla manen fethedilir. Yani Hz. Mehdi manen gönülleri fethedecek, büyük kültürel, ilmi etki uyandıracaktır. Bütün bu rivayetlerden ahir zamanda bir ekonomik krizin ve büyük bir olayın olacağını görüyoruz. Ama buna karşı alınacak önlemler çok önemlidir, bu önlemler; benim gördüğüm faizlerin bir kere sıfıra düşürülmesi gerekiyor, bunun çok ciddiye alınması lazım.
MUHABİR: Hocam zaman kazanmak için de sormuştum, bağışlayın aslında ben size Sayın Adnan Oktar demek istiyorum. Hocam bizim alışkanlığımız, dil alışkanlığı ve birçok insana saygımızdan dolayı Hocam diye. Bu arada bir şey söyleyeyim gerçekten hakkınızı helal edin.
ADNAN OKTAR: Estağfurullah, buyurun
MUHABİR: Bunu siz mi organize ettiniz diye tereddüdümü paylaşmak istiyorum. Yani burada 300’ün üzerinde ileti görüyorum gelen kutusunda. Vallahi size olan ilgi bugüne kadar yapmış olduğum ben ilk defa Kaçkar’da program yapıyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet
MUHABİR: Yani dedim ya hakkınızı bağışlayın, bühtan ediyorum size karşı ama yüzünüze söylüyorum sizin organizeniz yoksa bu mükemmel bir ilgi gerçi Kaçkar Medya Grubu’na da teşekkür etmek lazım. Çift televizyondan şu anda naklen veriliyoruz, Kaçkar ve Yıldız televizyonlarından. Çok enteresan şeyler var.
ADNAN OKTAR: Eğer İstanbul dışıysa bizden değildir.
MUHABİR: Benim de dikkatimi çeken, bunlara bakmak imkânsız ama birkaç tanesine bakalım. Özellikle çok teşekkür faslını geçiyorum, sonsuz teşekkür ve saygıları var hepimize. Özellikle Tuna Erdemoğlu demiş ki; Hocamıza Kenan Bey lütfen sorar mısın, Karadenizliler için neler düşünüyor? Efendim, övünmek gibi olmasın insanın fıtratında var, ben de Karadenizli olduğum için diyelim dikkatimi hemen o çekti, siz cevaplarken ben diğerlerine bakayım.
ADNAN OKTAR: Karadeniz, biz her zaman söylüyoruz, Türkiye’mizin Allah’a çok şükür kalesidir. Çok seçkin, mukaddesatçı, maneviyatçı, milliyetçi, aklı başında, vatanını milletini seven insanların çok yoğun olduğu bir bölgemizdir bütün Türkiye gibi. Karadenizle iftihar ediyoruz Allah’a çok şükür. Karadenizlilik zaten bir ayrıcalıktır biliyorsunuz, güzel bir şeydir ama bütün Türkiye’miz gibi inşaAllah. Bu yönüyle tabi kardeşlerimi tebrik ediyorum, güzel ahlaklarından güzel tavırlarından dolayı.
MUHABİR: Evet bu arada Karadenizliler adına cevabınız beni de mutlu etmiş oldu. Teşekkür ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum, gerçekleri söylüyorum, herkes biliyor bunun doğru olduğunu.
MUHABİR: Evet böyle rastgele hepsini açamayacağım için. Sn. Oktar Bey’e selamlar, diyor Sabri Yılmaz Bey göndermişler, değerli izleyicilerimizden bir ricam olacak gönderdiğiniz ili de yazarsanız bende buradan daha rahat sorularınızı iletmiş olurum. Kendisinin tüm eserlerini büyük bir beğeni ve ilgi ile takip ediyoruz. Ve ayrıca kendisini çok seviyoruz diyor. Yazdığı eserler için,
ADNAN OKTAR: Teşekkür ediyorum ben de onları çok seviyorum MaşaAllah.
MUHABİR: Evet kendisi de bizler için çok önemli diyor. Ayrıca Kaçkar TV’ye de teşekkürlerini bizlere göndermişler. Evet, muhteşem program diye adlandırmışlar, İnşaAllah fikirleri sayın hocamın çok muhteşem o vesile ile beraber, fikirler muhteşem olunca Sayın Oktar program da oluyor.
ADNAN OKTAR: Bizim milletimiz muhteşem. MaşaAllah.
MUHABİR: Bursa’dan bizi izleyen Bursa/Gemlik’ten benim de saygıdeğer ağabeyim Nazım Aydoğdu’nun da saygı ve selamları var, onlar da ileti yazmışlar.
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
MUHABİR: Bursa’dan sizi çok izleyen var. MaşaAllah Adnan Hocamıza diye, Bursa’dan Kaan Alpaslan yazmış. Mehdi ve Deccal İstanbul’da buluşacak demişti bir başka programında peki onlar ne zaman buluşacaklar? Ne zaman Hz. İsa gelecek diye merak ediyorum demiş. Bunlara geleceğim İnşaAllah bu sorulara geldiğimde, sevgili Hocamız bizi de. Şu an en son gönderiyi okumak istiyorum. Giresun’dan Sn. Hüseyin Halis göndermişler; Adnan Hocamız Kenan Bey sorar mısınız, Karadeniz’e hiç geldiler mi, en çok nerelerini beğenirler, kendilerini Giresun’da ağırlamak üzere davet ediyorum, demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Bunların hepsi ben de var, ama yetiştiremem ama programdan sonra İnşaAllah birlikte açıp okuyabiliriz nasip olursa.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Bir de Esra Hanım, selam ve saygılarını iletmişler bir sorum olacak demiş Adnan Beye. O da Mehdi konusunda, fiziksel görünüşleri şeklinde bir sorusu var onu az önce okumuştum değerli arkadaşımıza teşekkür ediyorum. Daha değişik bir soru bulmaya çalışalım.
Evet, Sn. Bahadır Tabak, yazmamış gönderdiği yeri, hocamın sitelerinin ve kitaplarının sıkı takipçisiyim demiş. www.harunyahya.tv ‘de 1987 yılında şeyh Nazım Kıbrısi ile yaptığı bir ses kaydı yayınlandı, hakkında çok mühim ve çarpıcı bölümler beni etkiledi şeklinde, teşekkürler, saygıları var sizlere efendim.
Evet, bunlardan ziyade tabi ki takdir ediyorlar, ben dilerim daha soru olacak soruları iletirseniz. Almanya’dan adaşım Sn. Kenan Cengiz Bey diyor ki; Almanya’da yaşayan ana vatanına özlem duyan biri olarak Adnan Bey’i Almanya’ya davet ediyorum. Almanya’ya acaba gelecek midir diyor duyduğum kadarıyla görüntülü telefon tele-konferans yapmış Pakistan’da bir üniversite ile.
ADNAN OKTAR: Evet, doğru.
MUHABİR: Biz Almanya’daki Türklere böyle bir imkânı tanıyabilir mi? Çok mutlu olurum diyor.
ADNAN OKTAR: Çok iyi olur tabi inşaAllah güzel fikir, İnşaAllah
MUHABİR: MaşaAllah, yurtiçinden değil yurtdışından da takip ediliyorsunuz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah,
MUHABİR: Efendim tabi o güzel fikirlerinizi sevmeyenler olacaktır gayet normaldir. Verdiğiniz cevapla beraber zaten Allah için yapılan şeylere ben hazırım dediniz. Evet, bakalım bu kardeşimiz neler yazmış bizlere.
Sn. Volkan Panik başarılar dilemiş ve soruları arasında diyor ki, şu anki hükümetin çalışmalarını nasıl buluyor, saygılarımla, biraz sizi terletecek zor bir soru, teşekkür ediyorum sevgili Volkan Panik’e. Bu da benim grubumdan hocam. Bu da benim gibi Allah için çekinmeden dobra milleti için soruları soran yağcılık, yalakalık yapmayan bu da benim bir kardeşim buyurun hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Dünyanın her yerinde her hükümeti Allah iktidara getirir. Allah’ın dilemesi dışında hiçbir şey olmaz. Ama tabi ki Tayyip Erdoğan temiz bir vatan evladıdır. Dürüstlüğü, samimiyeti çok açık candan, elinden geldiği kadar gayret ediyor. Hataları eksikleri olabilir, oluyordur da ama genel anlamda Türk-İslam Birliği’ne bakışını ben güzel buluyorum. Samimiyetini de güzel buluyorum. Mevcut imkânlar içerisindeki çalışmalarını da faydalı buluyorum. Ama her şeyin daha iyisi vardır, daha güzeli vardır tabi. Biz fikirlerimizle, düşüncelerimizle destek olmakla mükellefiz. Eğer güzel fikri olan olursa, güzel düşünceleri olan olursa tabi hükümete bildirirse onlar da bundan istifade eder diye düşünüyorum.
MUHABİR: Hocam en iyi dost insanın eksiklerini söyleyen dosttur. Canlı yayında eksikleri de var tabi dediniz bunları canlı yayında söyleyebilir misiniz? Yoksa fırsat olsa...
ADNAN OKTAR: Darwinizm’e karşı açıkça tavır koymalarını istiyorum. Çünkü dünyanın en büyük aldatmacası. Çok rahat olmaları gerekir bu konuda. Bu büyük bir oyun. En azından şu yüz milyon fosilin varlığını Milli Eğitim Bakanlığı açık açık anlatabilir, proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceğini açık açık anlatabilir. Bir kromozomun içinde bir kütüphane dolusu bilgi olduğunu açık açık anlatabilir. Gençler bunu sadece benim internet sitemde değil kendi ders kitaplarından da okuyabilirler. Çünkü bu bilimsel bir gerçek aksini kimse iddia etmiyor. Yani bilimsel gerçeklerin anlatılmasında hiçbir mahsur yok, bu olabilir.
MUHABİR: Yine yurtdışından Sn. Metin Hatipoğulları, yurtdışındaki gurbetteki Türkler hakkında ne düşünüyor, bize neler tavsiye eder diyor Sn. Oktar?
ADNAN OKTAR: Onlar bizim aslanlarımız, Osmanlı dönemindeki gibi akıncılarımız inşaAllah. Evladı Fatihan onlar maşaAllah, çok güzel, orada İslam’ı, Kuran’ı, Türk ahlakını, Türk örfünü, Türk geleneğini çok güzel onlara yansıtıyorlar, anlatıyorlar. İnşaAllah oralar da Türk-İslam Birliği’nin güzelliği ile nuru ile aydınlanacak. Oradaki güzel kardeşlerimiz de, onlara bu güzellikleri çok candan bir üslupla anlatacaklar İnşaAllah. Allah onları oraya gönderdiyse çok büyük bir hayır var. Çok büyük bir güzellik var. Bir de milyonları buluyor sayıları. Aslanlarımızdan isteğimiz Kuran ahlakını, Türklük şuurunu, Türk ahlakının güzelliklerini, Türklerin barışçıllığını, sevecenliğini, onlara anlatmaları. Darwinizm’in geçersizliğini onlara anlatmaları. Bunun için eğer bilgi edinmek istiyorlarsa www.harunyahya.net, www.harunyahya.org, www.harunyahya.com sitelerim var, oradan kitapları ücretsiz istedikleri gibi indirebilirler. Bu konularda da her türlü detaylı bilgiye ulaşabilirler. En güzel yönlerinden biri de çok kolay ulaşabiliyorlar, söylediğim gibi ücretsiz de. İnşaAllah bu bilgileri de onlara aktarırlarsa Almanlar da şöyle dünya varmış, dünya ne güzelmiş derler. İnşaAllah çok iyi olur.
MUHABİR: Evet, inşaAllah. O kadar çok var ki evet gerçekten onları çözmeye çalışıyorum bu arada süremizi de arkadaşlarımdan öğrenmek istiyorum. Daha evvel de belirttiğim gibi süreyi en iyi kullanmaya çalışıyorum, yine fırsat buldukça sorularınızı buradan ileteceğim efendim. Evet, Erzurum’dan Sayın Serpil Gündoğan hanımefendi yazmışlar, lütfen sorar mısınız diyor; PKK konusunda net çözüm nedir, ayrıca PKK Kürt halkını savunuyor mu? Ve amacı nedir, bu beladan ne zaman ve nasıl kurtuluruz? Ben bu soruyu size yöneltmiştim, dediğim gibi zaping yaparken düşmüş olabilirler, tekrar değinirseniz PKK Kürt halkını temsil ediyor mu, bu beladan nasıl kurtulacağız şeklinde,
ADNAN OKTAR: Ben bir kitap yazmıştım “Komünizm Pusuda” diye, halen de piyasada var. PKK Cumhuriyet tarihinde en büyük komünist kalkışmasıdır. Stalinist, Marksist, Leninist.
MUHABİR: Başlangıcı öyleydi.
ADNAN OKTAR: Şu anda da öyle, komünisttir. Kurucuları Masonlardır Bu oyunu Avrupa planladı, Darwinist, materyalist Avrupa’nın planladığı bir tezgâhtır ve dış güdümle ayakta duran bir faaliyet bu. PKK’nın belini kıracak şey ilmi ve kültürel çalışmadır. Yani Darwinizm’in yok edilmesi, Anti Marksist, Anti-Komünist, Anti-Stalinist çalışma yapılmasıdır. Bilimsel çalışma yapılmasıdır. Şimdi bunlar halkın arasına giriyorlar, kahvelerde, sokaklarda, ev toplantılarında komünist propaganda ve Darwinist propaganda yapabiliyorlar ve dolayısıyla terörist propaganda yapıyorlar. Zaten Darwinizm, Komünizm, terörizm iç içedir. Bu çalışmaya karşı bizim de karşı çalışma yapmamız gerekiyor. Ben o yüzden daha önce de söylemiştim devletimiz bu konuda bizim yolumuzu açsın, bize imkân tanısın dedim. Mesela TRT’de eğer karşı propaganda yapılırsa Anti-komünist, Anti-Darwinist, Anti-materyalist propaganda yapılırsa PKK’nın dini ortadan kalkmış oluyor. Yani dayandığı felsefi zemini altından almış ve çökertmiş oluyoruz. Ayakları boşta kalır o zaman, gücünü kaybeder. Avrupa da onlara ideolojik destek sağlıyor, kendileri de ideolojik destek içerisinde bu faaliyetleri yapıyorlar. Onun için bir fikirle, bir düşünceyle yahut bir terörist hareketle mücadelede en önemli şey, fikri mücadeledir. Fikri mücadelenin zemininin hazırlanması ve imkânın sunulması gerekiyor. Ama Türk-İslam Birliği içerisinde zaten PKK sorunu diye bir şey kalmayacaktır, onu da söyleyeyim müjde olarak belirteyim. Ben Allah’ın lütfuyla en fazla 48 saat içerisinde PKK’nın o dönemde biteceğini şimdiden belirtiyorum inşaAllah.
MUHABİR: Daha önce de söylemiştiniz onu, bu mutluluk verici bir şey,
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah,
MUHABİR: Dediğim gibi o kadar çok var ki burada bağışlasınlar. Ama çok önemli soranlar da, değerli tanıdığım isimler de var. Örneğin İzmir’den benim de çok yakın tanıdığım, çok saygıdeğer bir işadamı göndermiş; Sayın Cemal İnceoğlu, Rize Hemşinli kardeşimiz İzmir’de tanınan, İzmir Buca’dan gönderiyor. Teşekkür ediyor özellikle bir program için, sağ olsun Cemal Bey kardeşim. Bu ekonomik kriz ile ikiz kulelerin düğmeye basılması ile birlikte diyor olduğuna inanıyor mu? Nasıl yorumluyor? Dünya yerindeki krizden sebep ülkemizde de var diyor? İkiz kulelerin vurulması ile birlikte mi başladı? Dünya Ticaret Merkezi tamamlanıp bittiğinde dünya yeni bir düzene geçirmeye çalışıyorlar. Dünya ticari yönden büyük bir değişim mi var? Sizce girmedi mi diyor? Evet, İzmir Buca’dan Sayın Cemal İnceoğlu kardeşimiz. Teşekkür ediyorum. Yine unutmadan buraya da yazdım. O da değerli bir isim, hepsi değerli şüphesiz saygı değer isim ama unutursam yanlışlık olur diye Rize’den mali müşavir Sayın Haydar Dış Beyefendi de selam ve saygılarını ve program dileklerini iletmişler
ADNAN OKTAR: Aleykümselâm
MUHABİR: Buyurun efendim
ADNAN OKTAR: Evet ekonomik krizin zeminini materyalist Darwinist sistem oluşturuyor. Yani insanların tevekkülsüzlüğü yani Allah’a tevekkül edememeleri. Mesela ağaçlar, bitkiler Allah’a tevekkül ederler. Allah onların rızıklarını oldukları yerde verir. Ama kurtlar, çakallar, tilkiler hırslıdır. Bütün ömürleri açlık içerisinde geçer, sefalet içinde geçer, kavga içerisinde geçer. Tevekkül bir kere Müslümanın en bariz özelliğidir. Müslüman tevekküllü olacak. Ayrıca fakirleri koruyup kollayan olması gerekir. Sadaka verecek, zekât verecek, cömert olacak. Eğer borcu olan varsa borcunu onun erteleyecek veyahut affedecek. Sevgi ile bu kriz çözülür. İmanla ve akılla çözülür. Kapitalizm çok sükseliydi kendince; yani bizim profesörlerimiz var, bilim adamlarımız var, uzmanlarımız var. Biz yıkılmaz bir sistemiz diyorlardı. Bakın Allah’ın gücünün karşısında zavallı hale düştüler. Her gün bir fabrika, her gün bir tesis kapatılıyor. Var güçleri ile çırpındıkları halde hiçbir şey yapamıyorlar. Allah’ın Cabbar ismini şu an görüyoruz dünyada. Ve bu kapitalizmin tam anlamıyla çökmesiyle neticelenecek ve kapitalistler Allah’ın gücünü görüp çözüm arayacaklar, işte bu zeminde de Türk-İslam Birliği oluşacak inşaAllah
MUHABİR: İnşaAllah. Sayın Oktar sizi bizim Trabzon’dan da çok sevenler varmış. Sayın Mehmet Bulut özellikte üç dört tane ileti yazmış. Lütfen Kenan Bey okuyun diye de ricada da bulunmuş. Onun için sevgili Trabzonlu hemşerime de bir öncelik tanıyalım. Diyor ki hocam gelecek nesiller için tavsiyeleri nelerdir? Kendisini çok seviyoruz gerçekten başarılı eserleri var. Yıllarca okuyup takdir ediyorum. Ayrıca Kenan Bey size de Kaçkar Televizyonuna da bu kadar kaliteli bir program yaptığınız için gönülden teşekkür ediyorum sizi gerçekten kutluyorum. Teşekkür ediyorum sağ olsunlar. Herhalde bu kardeşimiz daha önce de programlarımızı izleyen bir değerli kardeşimiz. Ben zira Mehmet Bey kardeşim programımızın başında sevgili Adnan Oktar’a söyledik, bütün soruları soracağımızı O’da sağ olsun dileğinizi sorabilirsiniz dedi. Ve güzel bir anlaşma sonucu böyle bir mükemmel herhalde program ortaya çıktı. Evet, biz gençler diyor? Gelecek nesillere neler yapmalıyız? Eserlerinize de hayran olan Trabzon’dan Mehmet Bulut kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: Bir kere en başta Allah’ın bizden istediği samimi olmak “Allah’ın samimi kulları kurtulur” diyor Cenab-ı Allah; ‘Şeytan’dan Allah’a sığınırım’. Son derece samimi olmak, Allah’tan çok korkmak, Allah’ı çok sevmek, Allah’ın yarattıklarını sevmek, Allah’ın güzelliklerine âşık olmak, onlara coşkuyla muhabbet duymak, kullarına Allah’ın sevgiyle yaklaşmak ve affedici olmak, yani böyle hırstan kinden uzak olmak, sevecen yaklaşmak ve çok, çok kültürlü olmak, çok bilgili olmak, her fikre karşı saygı duymak, her düşünceye her dine karşı saygı duymak, ama tabi, Türk-İslam Birliğinin de bir an önce dünyaya hâkim olması için de var gücüyle her Müslüman’ın, her Türk evladının gayret etmesi; bu çok, çok hayati bir konu.
MUHABİR: Evet, o kadar çok ricada bulunan var ki, efendim. Size daha önce çıkıyordunuz televizyonlara bilmiyorum bu tür BİR program yaptınız mı? Ya söylediğim gibi yani ki bu kadar da organizasyon olmaz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Çünkü şöyle efendim, benim tanıdıklarım var arasında yani bu kadar organizasyon olmaz, ben ismen tanıdığım işte İzmir Buca’dan Cemal İnceoğlu dedim. Rize Hemşinli...
ADNAN OKTAR: Demek ki bizimle bir alakası yok.
MUHABİR: Tabi onun alakası yok. Haydar Işık Efendinin yok, Nazım Aydoğdu’nun yok, öğretmen Saliha Aydoğdu Hanımefendinin yok, yine birkaç tanesini paylaşmak istiyorum. Ben Almanya’dan Serkan Enönü demiş, Harun Yahya’nın neredeyse tüm cd’leri bende var. Allah kendisinden razı olsun demiş Adnan Hocamın.
ADNAN OKTAR: Cümlemizden İnşaAllah
MUHABİR: Kendilerine saygım ve iki sorum var demiş. Bir Hitler ve Stalin gibi diktatörleri eleştiren kitaplarınız var ama ABD ve Bush’u eleştiren yazılarınız neden yok, demiş evet burada benim aslında çok sormam gereken doğru bir şey var. Az önce arz ettim size. Aslında, bu kardeşimiz çok…
ADNAN OKTAR: Masonluk...
MUHABİR: Evet Masonluktan ziyade bir dini temsilcisi din adamı sıfatı dediğimiz kişiyle ilgili olarak bir eleştirisi var ama olabilir ki burada canlı yayında cevap vermenizin doğru olmayacağınızı düşünerek yani istisnai olarak burada benim de çok mutlu olduğum bu programda ilk defa burada inançlara zarar gelmesin diye onu atlıyorum. Ama notumu alıyorum. Programdan sonra ben size soracağım onu İnşaAllah. Ben kendim de canlı yayında açıklayacağım onu ama soracağım yani
ADNAN OKTAR: Evet, evet tabi, tabi İnşaAllah
MUHABİR: O zaman siz buyurun neden Bush hakkında kitapları yok diye söylemişti ona efendim?
ADNAN OKTAR: Bush tek başına bir insan değil Bush’un arkasında koskoca bir parlamentosu var. Ve koskoca bir ordu var. Ve koskoca bir işadamları kadrosu var, basın var. Dolayısıyla yani Bush’u tek başına ele almak çok, çok yanlış ve yersiz olur. Onun arkasındaki sistem esastır. Yani onun arkasında onu yönlendiren fikir sistemi ele başlarıyla asıl ilgilenilmesi gerekir. Bu da Masonluktur ve ateist siyonizmdir. Benim ateist siyonizme ve Masonluğa karşı eserlerim zaten malumdur Türkiye’de tekdir. Ve daha önce bu tarz bir eser görmemiştim. Yani benden sonra hâlihazırda bu tarz bir eser yazılmadı. En akılcı bilimsel delillere dayalı, iftira ve hakaret olmadan, makul, tutarlı olarak masonluğu ve ateist siyonizmi eleştiren çok fazla eserim var. Bu açık. İşte bu Amerika’daki sistemi eleştiren eserlerdir bunlar. Yoksa Bush gider baş gelir. Bilmem şu gider bu gelir. Yani değişik bir şey olmaz.
MUHABİR: Sistem değişmesi gerekir.
ADNAN OKTAR: Tabi sistemin değişmesi lazım. Yani sistemin içindeki insanlar, ordaki o roldeki insanların faaliyetleri çok önemli, onun için sanki Bush gidince konu hallolacak diye düşünüyorlar. Öyle bir konu yok.
MUHABİR: O zaman Obama’nın gelişi ile fazla bir şey hallolmayacak.
ADNAN OKTAR: Pek tabi ki değişmez, yani yine Amerika orada duracaktır. Irak’ta İnşaAllah
MUHABİR: Bu kardeşimizin sorusundan ben âcizane şunu çıkarıyorum, Sayın Oktar diyor ki acaba sizin de bir Amerika bağlantınız var mı? Sayın Adnan Oktar olarak onun aleyhinde neden yazamıyorsunuz? Yani tercümanlık yapıyorum sorusuna.
ADNAN OKTAR: Ben hakaretamiz hiç konuşmuyorum hiçbir yerde böyle ben sadece ilmi, bilimsel ve akılcı makul konuşuyorum ve kazanmaya yönelik konuşuyorum. Mesela Bush’un düzelmesini Müslümanlardan yana tavır almasını sevgi dolu ve makul bir insan olmasını isterim. Yani ben ona hakaret ederek, onu aşağılayarak onunla mücadele etmem. Ama onu ve onun fikir sistemiyle ben mücadele ediyorum. Ne yapıyorum; masonlara ve ateist siyonistlere karşı bir mücadele ediyorum. Vahşi kapitalizme ve Darwinist sisteme karşı mücadele veriyorum. Dolayısıyla Bush’u o yönde yönlendirmeye kalkan o yönde baskı yapan, onu bu tarz eylemlere iten gücü ortadan kaldıracak faaliyet içinde oluyorum ki en makbulü de budur, en doğrusu budur. Yoksa Bush’un gitmesiyle bu konunun hallolmayacağı açık, Bush’dan önce de birçok Amerikan başkanları geldi. Ve aynı olaylar, aynı sıkıntılar yine yaşandı.
MUHABİR: Yani şahıslara yönelik eleştiri bir şey kazandırmaz sistem önemli diyorsunuz efendim.
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi
MUHABİR: Evet şu anda Rize’den de, tabi Türkiye’nin her tarafından yurt dışından da var onlara da hak vermeye çalışalım, imkân vermeye çalışalım sorularımız çünkü ille de sorun diye ricada bulunuyorlar. Evet, selamlar sunuyorlar geçiyorum bunları. Ben Rize’den Hasan Yılmaz, hocamızı gerçekten çok seviyoruz diyor. Ve kendisine sorar mısınız diyor önümüzdeki yerel seçimleri valla bilmiyorum ben soruyorum okurken soru sorulmuş oluyor zaten sevgili Hasan kardeşim yani daha bu canlı yayın burası ve çift televizyondan Kaçkar Medya Grubu veriyor. Okuduğum an hocama sormuş oluyoruz zaten Sayın Adnan Oktar’a evet bunlar da mehdi ile ilgili şeyleri var soruları. Onu bilaahere zaten sormuş olacağım bende yine diğer arkadaşlarımızın da sorularını seri bir şekilde. Evet, bu kardeşimizin de böyle boşluğu da düşmeyelim bazı şeyleri okuyarak. Evet, Pelin rumuzuyla beraber soru yazan arkadaşımız program hakkında teşekkürlerini iletmiş biz teşekkür ediyoruz. Sağolun eksik olmayın görevimiz, evet böyle açık programlar olmalı diyor. Eksik olmayın hocam size teşekkürleri var diyor.
ADNAN OKTAR: Ben de onlara teşekkür ediyorum.
MUHABİR: Kıbrıs’tan da bir ileti okumak istiyorum. Onun için rica ediyorum iletileri yazan değerli dostlarımız yazdığınız yerin adını yazarsanız bizim için de hoş olur. Ben Kıbrıs’tan gönderiyorum Kenan Bey lütfen okuyunuz diye ricada bulunmuş Sayın Ahmet Gaıska. Evet, belki cümle düşüklüğü olabilir yazarken. Sayın Adnan Oktar’ı ve sizleri saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. Biz de Kıbrıs’a selamlar gönderiyoruz saygıyla selamlıyoruz sizleri. Hocamızın röportajlarını yakından takip ediyorum. Siyasiler hakkında soru sorulmuştu kendisine o da Deniz Baykal hakkında evet onlara ben de geleceğim sorular soracağım tesettür ve eşarp açılımını ama sizi çok saygım olduğu için değişik sorular var mı diye okuyorum evet CHP’nin açılımını da sormuş. Teşekkür ediyorum. Benim de sorularım arasında düşüncelerim arasında var. Evet hepimize. Sayın Ahmet Poyraz, tamam yukarıda ki rumuz oluyor aşağıda Ahmet Poyraz olarak yazmış kardeşimiz Kıbrıs’tan, evet istersiniz o soruya ileride cevap verecektiniz soracaktım hocam şimdiden dilerseniz sorayım buradan yani Cumhuriyet Halk Partisinin tesettür ile ilgili bir soruyla da birleştireyim ben zaman kazanmak için Giresun’dan Dr. Ali rumuzuyla beraber Ali Tekin Bey kardeşimiz ulaşmış bu akşam Karadeniz ayakta Sayın Oktar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: MaşaAllah
MUHABİR: Akademide evrim teorisi ile ilgili çalışmaya başladığında Allah’ın kendisini evrimi devirmeye vesile edeceğini düşünmüş müydü? Evet, tekrar okuyayım bir anda algılayamadı, akademide evrim teorisi ile ilgili çalışmaya başladığında Allah’ın kendisini evrimi devirmeye vesile edeceğini düşünmüş müydü?
ADNAN OKTAR: Cevap vereyim
MUHABİR: Buyurun efendim tabi ki, tabi ki
ADNAN OKTAR: İşin doğrusu ben Yaratılış Atlasının bu derece etki edeceğine Avrupa’yı böyle kasıp kavuracağına ve Darwinizm’i böyle yerle bir edeceğini gerçekten pek o kadar düşünmemiştim Allah’ın bana bir lütfü bu, çok büyük bir nimet yani yapılan anketler beni çok, çok şaşırttı ve kısa sürede böyle netice alınmasına da çok şaşırdım. Tabi ki sadece bunu Allah’ın bir gücü olarak, Allah’ın bir lütfü olarak görüyorum. Kendi başarım olarak göremem çünkü ben Allah’ın herhangi bir kuluyum. Beni Allah vesile ediyor. Kulunu vesile eder. Yani Atlası da yazan Allah’tır. Etkiyi de meydana getiren Allah’tır. Kul vesile olur sadece.
MUHABİR: Bu arada yüzlerce ileti gönderenler arasında özellikle program saati bir saat daha kaldı diye arkadaşımız demişti ama sevgili adaşın Adnan Onay ve Osman Bey’in kulaklarını çınlatıyoruz. O değerli izleyeceğimiz, tabi ki yönetici arkadaşlarımızın elinde olan bir şey ama biz bunları cevaplamaya kalkarsak herhalde sabahı buluruz hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Bu arada evet benim de Aydoğdu sülalesinden Bursa’dan öğretmen Serkan Aydoğdu göndermişler çok hoş bir soru teşekkür ediyorum. Sevgili Serkan, Nazım ve Saliha Aydoğdu öğretmen arkadaşlarım diyorlar ki yakınlarım yeğenlerim daha doğrusu Çeçen komutanlarının İstanbul’da olmak üzere son zamanlarda Ruslar tarafından farklı yerlerde suikastlara kurban gitmeleri diyor Rusya’nın Çeçenistan üzerinde oynamayı düşündüğü yeni bir oyunun göstermesi olabilir mi? Ya da Çeçenler hakkında Sayın Oktar’ın düşünceleri var mı? Bursa’dan Saliha Aydoğdu, Serkan Aydoğdu demiş Nazım Aydoğdu göndermiş
ADNAN OKTAR: Evet Çeçenistan aslan yatağıdır. Onların hepsi aslandır. Hepsi bizim yiğit koç yiğitlerimizdir daha Türkçesi. Evet, Çeçenistan Türk-İslam Birliği içerisinde mutluluğa, sevince kavuşacaktır. Bunun vakti de süratle geliyor inşaAllah. Ama Çeçen komutanların burada suikasta uğramaları tabi hoş bir şey değil. Fakat böyle insanların kalabalık gezmesi gerekir yani kalabalık bir koruma eşliğinde hareket etmeleri gerekir. Hiç olmazsa o alçaklığı yapanların tespiti mümkün olur. Yani faali meçhul olması tabi çok hoş bir şey değil, çok rahatsız edici bir şey, daha Türkçesi kızdırıcı bir şey. Böyle insanları mutlaka yakın korumaya almak, kalabalık bir ekip ile korumak çok önemli. Onlar hepsi bizim kardeşlerimiz. Bir kardeşimiz şehit olduğunda tabi ki bütün müminler bundan onur duyar, fakat onların korunmasında da vesileye, sebebe sarılmamız çok önemli.
MUHABİR: Evet yine Karabük’ten Ceyda Hanımefendi teşekkür ediyorum, işte saygıdeğer izleyicilerimizin bize en büyük katkısı bu oluyor. Sürekli belleğimizde, düşüncemizde sorulmasını düşündüğümüz soruları bir an kaybedebiliyoruz, unutuyoruz sormaya özellikle yayın için çok teşekkür ediyorum bu kadar mükemmel bir sohbet olur diye inşaAllah kilitlenmiş insanlar bize sağ olsunlar diyor ki hocamız Sayın Adan Oktar’ın hayranıyım diyor. Seksenli yıllarda Atatürk ile ilgili konferans düzenlemişti diyor. Celal Kutay bile katılmıştı. Şimdi yine böyle bir konferans düzenlemeyi düşünüyor mu? İnanın Kenan Bey muhteşem bir sohbet. Sizlere sonsuz teşekkür ediyorum büyük bir keyif alıyoruz sizi izlerken Allah sizden razı olsun her şeyin çözümü. Çok teşekkür ediyorum sağ olun var olun bizler aracılık yapıyoruz görevimizi Sayın Oktar da cevap vermeye çalışıyor. Efendim doğru ülkemizin kurucusu ulu önder Atatürk’ü sormadan benim de atlamam benim için gazetecilik açısından da hata olurdu. Onun için Karabük’ten kardeşime çok teşekkür ediyorum. Neler düşünüyorsunuz efendim buyurun
ADNAN OKTAR: Bizim yakışıklı Atatürk’ümüz güzel Atatürk’ümüzün güzel özelliklerinden birisi Türk Birliğini savunmasıdır. İkincisi de İslam Birliğini savunmasıdır. Türk ve İslam ülkelerinin birleşmesini ister yani Türk İslam Birliğini isteyen bir Osmanlı yiğididir. Bir Türk aslanıdır Atatürk. Materyalist ateist sisteme karşı kesin tavrını koymuştur. Komünizme karşı kesin tavrını koymuştur. Türk Milleti için komünizmin çok büyük bir tehlike olduğunu belirtmiştir. Bununla ilgili çok veciz güzel sözleri vardır. Masonluğa karşı yiğitçe ve aslanca tavrını koymuş, masonluğu kapatmış, faaliyetlerini durdurmuştur. Malum biliyorsunuz Elmalı Tefsirini yaptırmıştır, Buhari’yi tercüme ettirmiştir. Gece gündüz Kuran meclisleri oluşturmuştur. Çok temiz bir vatan evladıdır Atatürk.
MUHABİR: Bütün bunları yapan insana peki iftira etmek ne anlama gelir?
ADNAN OKTAR: Her yönüyle çirkin çünkü vefat etmiş bir insan ayrıca, bir de eseri ortada. Onun meydana getirdiği bu memlekette huzur içerisinde, güvenlik içerisinde yaşıyoruz. Dünyanın en güçlü ordularından birine sahibiz. Allah’a çok şükür. Dünyanın en güzel toprak parçasında yaşıyoruz. Yani Kıbrıs’ta, Türkiye’de aynı şekilde bunlar hep bize Atatürk’ün eseridir. Bunun mutluluğunu sevincini yaşayıp Allah’a hamd etmemiz gerekir. Yani bir güzellik varsa ona sadece teşekkür edilir. Ve hayırla yâd edilir. Atatürk’ü tabi hayırla yâd etmek çok önemlidir. Atatürk ile ilgili kitaplarım çok miktarda şu an satıyor maşaAllah. İnternet sitelerinde de Atatürk ile ilgili www.harunyahya.net , www.harunyahya.org ve www.harunyahya.com’da çok detaylı kapsamlı bilgiler var. Özel oluşturulmuş siteler var, oralardan da istifade edebilir kardeşlerimiz. Ama güzel bir konferans da tabi Atatürk’ümüz için yakışır, çok da güzel de olur. Ama bunun sık, sık yapılması gerekiyor tabi. İmkânlar ölçüsünde de bunları yapmaya çalışıyoruz. İnşaAllah devam edecek.
MUHABİR: Evet efendim yine Doktor Sayın Yakup Köse Beyefendi, Ergenli Mersin’den yazmışlar, özellikle çok merak ediyorum diyor. Özel bir ricası olduğu için doktor beyi kırmak istemiyorum. Sorudan ziyada şunu rica etmişler. Çocukluk yılları ile ilgili fotoğraflarına ulaşamadım. Acaba ilkokul ve ortaokul, lise yıllarından okul arkadaşları kamuoyunca bilenen üç beş kişi sayabilir mi? Diye böyle bir anekdot olsun güzel programımızda hep soru almayacak ya buyurun?
ADNAN OKTAR: Bir daha soruyu... Okuldaki arkadaşlarımın isimlerinden mi, bana ait mi?
MUHABİR: Sizin efendim sizin ilkokul, ortaokul diyor.
ADNAN OKTAR: İlkokulda mesela Ali İhsan diye bir arkadaşım vardı. Ali Rıza diye bir arkadaşım vardı. Ortaokulda Serdar diye bir arkadaşım vardı.
MUHABİR: Tabi soyadları hatırlamak epey zaman geçti
ADNAN OKTAR: Evet. Yine Kurtuluş lisesinde Ahmet vardı, Murat diye bir arkadaşım vardı. Çok….
MUHABİR: Saymakla bitmeyecek diyorsunuz efendim, evet bir kardeşimiz yine Trabzon’dan ulaşmış teşekkür ediyorum sevgili Abdurrahman, Trabzonlu çünkü rumuzunu yazmış. Almanya Berlin’den Abdurrahman Erdoğdu özellikle Masonlar hakkında düşüncenizi tekrar soruyorum biz sormuştuk, ama sonradan atmış olabilir Masonluk hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek istiyor efendim. Yine kısa bir cümle ile değinebilirseniz
ADNAN OKTAR: Masonluk güya Tevrat’tan etkilendiğini iddia ederek ortaya çıkmış, tarikatımsı görünümlü fakat şeytanın etkisinde olan şeytani düşünceyi savunan Darwinist, materyalist, ateist bir yapılanmadır ve gizli bir örgütlenmedir. Kökü yurtdışında olan bir çalışmadır. Özetle bunu söyleyebilirim.
MUHABİR: Yine Almanya’dan Serkan Bey, Rösrathglanbach’tan yazmış, Adnan Oktar Beyi çok seviyoruz, fikirlerine değer veriyoruz,
ADNAN OKTAR: Teşekkür ediyorum, bende onları çok seviyorum,
MUHABİR: Diyor ki, Milli Görüş ve Necmettin Erbakan hakkında düşüncelerini öğrenmek isteriz diyor, böyle bir yazısı var, yine komünistler sağ partilerin göstermediği ABD karşıtlığını gösteriyor mu sizce?
ADNAN OKTAR: Bir daha tekrar ederseniz,
MUHABİR: Efendim, buradaki şeyle beraber bu kadar okuyabildim komünistler sağ partilerin gösteremediği ABD karşıtlığını gösteriyor mu sizce, bana da düşük cümle geldiği için, birincisini, Sayın Necmettin Erbakan hakkındaki Milli Görüşçü kardeşimiz diyelim...
ADNAN OKTAR: Erbakan hocamızı sevmemek yani mümkün değil, yani normal iradesi olan normal aklı olan bir insan öyle o kadar sevimli bir insanı, o kadar akıllı ve iyi bir niyetli insanı sevmemesi mümkün değil, eğer merak ediyorsa söyleyeyim, çok, çok, çok fazla seviyorum Erbakan hocamızı, defalarca görüştüm elini öptüm, sohbetine katıldım. Milli Görüşten kastı da yine O’nun da Türk-İslam Birliği’dir. Yani onun başka bir ismi bu, Türk-İslam Birliği benim anladığım budur.
MUHABİR: Evet, Bolu’dan Sayın Ayşe Özçelik hanımefendi yazmış, Selamlar Aleykümselam diyoruz kardeşimize, Ayşe Özçelik hanım diyor ki, Adnan Bey’e sorar mısınız diyor ki soruyoruz zaten bütün okurken onları soruyoruz efendim, Bolu zindanında yatan Salih Mirzabeyoğlu’ndan haberdar mı?
ADNAN OKTAR: Evet ben öyle bir hapislik aldığını, fakat Bolu’da yattığını bilmiyorum, bir cezaevinde yattığını biliyorum, hapis olduğunu biliyorum.
MUHABİR: Evet, böyle bir soru var,sanırım,
ADNAN OKTAR: Bolu’da yattığını yeni duydum, ben İstanbul’da biliyordum,
MUHABİR: Evet, sorudan ziyade özel bir dileği olduğu için yazdığı için onu da sizlere iletmiş olduk efendim evet, biz belki vakit geçer diye yine arkadaşlarımıza döneriz onları da kırmak istemiyorum, ben evet, bu soru çok soruluyor, ben Azerbaycan’dan Hamza Seferoğlu...
ADNAN OKTAR: Hay aslanım benim hay maşaAllah,
MUHABİR: Azeriler de demek size çok, Türk-İslam Birliği dediğiniz de demek efendim, dünyadaki bütün Türkler bu hayranlığı,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Bu çok sorulduğu için bunu da sormak istiyorum, evet Sayın Fethullah Gülen hakkında, biraz tabii zor sorular bunlar, ama biz baştan peşin, peşin konuştuk hakkındaki düşüncelerinizi ve ABD’de ikamet etmesi ile ilgili sorular var bunlar da, biraz zor sorular, Sayın Adnan Oktar, ama biz okurken soruyu sormuş oluyoruz, görüşleri var mı diye, oranın lehçesiyle yazmış bana, Allah sizlerden razı olsun diye, sağ olsun hepimizden razı olsun, efendim burasını geçebilirseniz de, yani cevap vermek zorunda değilsiniz.
ADNAN OKTAR: Ama şöyle de diyebiliriz, bir insanın faydalı yönlerine bakarız, zararlı yönlerine bakarız, eğer bir insan faydalıysa o güzel insandır. Bizim kardeşimizdir, Fethullah Gülen’in de biz faydalı yönlerine bakıyoruz gerçekten faydalı yönleri çok fazla, okullarıyla çalışmalarıyla güzel hizmetler veriyor, zararlı yönünü ben bilmiyorum ama bana bildirirlerse o zaman o kardeşimin sorusuna cevap verebilirim, ama ben şu ana kadar göremedim, yani benim bilmediğim gizli bir bilgi varsa ona bir şey diyemem.
MUHABİR: Yani,
ADNAN OKTAR: Yani ben bu haliyle seviyorum, beğeniyorum,
MUHABİR: İnşaAllah Allah nasip etse de ya da Samanyolu’nda değerli arkadaşlarımız böyle bir program için davet buyursalar, ruhsat verseler ben açık ve net olarak sorarım kendisine, bunda bir üzüntüye veyse gerek yok, ABD’de uzun yıllar kalmanıza hastalık gerekçesini bağlıyorsunuz. Ama insanların büyük bir bölümü bu hastalığa inanmıyor, bir de Türkiye ye ayak bastığı anda tutuklanacak diyorsunuz. Ama şu an herhangi bir soruşturma ya da tutuklanması için ortada bir gerekçe yok, zira 57. hükümet zamanında kaldırılmıştı bildiğimiz kadarıyla, tabii insan düşünen varlık insanların aklına bu sorular geliyor. Gerçek bir gazetecilik programcılıkta bunu sormaktır, bunda bir şey yok, ama soru size değil sorunun muhatabı siz değilsiniz, onun için ben onları kırmamak için soruyorum. Mesaj almak isteyenlere de bu mesajı bu vesile ile vermiş oluyorum. Yoksa sorunun muhatabı siz olmadığınızı biliyorum. Ben onlara bakacağım, odan önce zaman su gibi akıp geçiyor son yarım saate girdik, olabilir ki gözümden kaçmış olabilir diye, tabii ki böyle bir dünyayı ürküten dünyayı yönetecek olan Türk-İslam Birliği sevdasına kalkarsanız birtakım şeyler iş kazasına karşılaşırsınız dedim. Bir dönem de bu tür kazalarla beraber karşı karşıya geldiniz ama yeni nesil bunları hatırlamayabilir. Biz medyanın sürekli içinde olduğumuz için belki bunları hatırlıyoruz, efendim. Mesela; sizin bir dönem bu akıl hastanesinde mahkûm olduğunuz günleri sormak istiyorum, hepsini birleştirerek istiyorum ki ben de zaman kazanıp maillere biraz daha bakarım, yine bu kokain meselesi vardı, zatıâlinizle beraber, şimdi bunları neden soruyorum, bir de manken Ebru Şimşek ismini yanlış hatırlayabilirim
ADNAN OKTAR: Evet doğru,
MUHABİR: Çünkü ben 2004 yılında bir trafik kazası geçirdim. Ama yüce Rabbim herhangi bir şey şükür olsun Rabbime düşüncemi kaybetmedim, melekem de şükürler olsun eskisinden daha net hatırlıyorum bir şeyleri, ama bazen unuttuğum zaman da olabiliyor, ben diyorum bir kaza geçirdim de, Rabbim bağışladı. 8 insan o kazada öldü ben iki kızımla birlikte sağlam kurtulduk.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Elhamdülillah,
MUHABİR: İnşaAllah tabi, Allah’a şükürler olsun bugün buradayım, bundan da şükrediyorum sonsuz olarak, tekrar edeyim mi soruları?
ADNAN OKTAR: Yok, cevap verebilirim, evet 86-87 döneminde taş izbe bir binada 10 ay kadar cinayet işlemiş, insan öldürmüş, kontrolünü kaybetmiş, şuuru kapalı akıl hastalarıyla aynı koğuşta üç yüze yakın akıl hastasıyla tutuldum ki, büyük bölümünün üstünde kıyafetleri yok, üstü başı yırtık, kimi başını duvarlara vuruyor, kimi ağlıyor, kimi bağırıyor, kimi yerde çırpınıyor, o tip bir ortamdı. Öyle bir ortamda benim tutulmam tabi bana çok acayip gelen bir durum yani ben ona daha hala bir mana veremiyorum. O ortamın zorluğu sadece annemin geliş-gidişlerinde o kadıncağızı biraz rahatsız ediyordu, akıl hastaları gelip eline yüzüne ellerini sürüyorlardı. İşte başörtüsünü çekiştiriyorlardı, onlar bir tek benim için zor oluyordu, yoksa benim onun dışında o ortamda benim bir rahatsızlığım olmadı ben Allah’a tevekkül eden bir insanım ama nefsime zor gelen bir tek oydu onu söyleyebilirim. Mesela, Adli Tıp’ta da ayağıma zincir vurdular, yatağa zincirle bağlamışlardı, bir metrelik bir zincirle bağlıydım, yani herhalde saldırmamam için tutuluyordum anladığım kadarıyla ama yani onu yapacak bir insan değilim ben.
MUHABİR: Bu bebek katili bölücü başı PKK’nın başına bile böyle bir şey gelmemiştir asla, bırakın ayağına zincir vurmayı bunu size yarenlik olsun ya da yağcılık yalakalık haşa Cenabı Allah beni öyle yaratmadı,
ADNAN OKTAR: Estağfirullah,
MUHABİR: Rabbime şükür olsun, dosdoğru bir kardeşinizim ama böyle bir alçağa bile reva görülmeyen şeyi acaba bir komplo mu size karşı, yani suçunuz ne, İslami düşüncede olmak mı? İnsanları iyi yola, böyle mi kuşkulanıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Şimdi işin doğrusu bizim milletimiz çok aydınlık bir millettir ve olayların gerçeğini bilir bana neyin niçin yapıldığını kimler tarafından yapıldığını herkes biliyor. Onun için ben onun detayına girmeyeceğim, yani olay gün gibi ortada herkes biliyor bunu. Ebru Şimşek olayında da, Allah’a çok şükür o iftiradan da Allah beni kurtardı. İki evin arasındaki farklılığı mahkeme heyetinin karşısında çift televizyon kamerası, televizyon sistemi kurarak ispat ettik gösterttik. O evle o evin arasındaki farkı gösterttim, bir evin yani benim bulunduğum evin tavanı asmolen, düz tavan, o bayanın bulunduğu evde kirişler aşağı doğru sarkıyor, bir kere o evlerin farklı olduğu ortaya çıktı orda, ikincisi pencere farklılığı var, benim bulunduğum evde pencereler tavandan tabana kadar, orda pimapen küçük pencereler var. Mahkeme heyeti baktı, evlerin farklılığından zaten olay aydınlandı. Yani bir iftiraya uğradığım anlaşıldı. Ama ayrıca o bayanın filmini de seyretti mahkeme heyeti değil, benim orda silahlarla bulunmuş olmam hiç kimse yok, sadece yanında birisi var ve gerçekten de öyle bir film var, böyle bir olay var, evin de olayın da hiçbir şekilde benle alakası olmadığı bilirkişi heyeti de mahkeme de orda bulunan uzmanlar da tespit ettiler ve bundan beraat ettim bu olayda, ama tabi beraat etmeme rağmen Allah’ın hikmeti tazminat davası açmıştı bu bayan tazminat davasını kazandı, bu mahkeme kararına rağmen, ama tabi mahkeme heyetinin kararına her zaman saygılıyım. Bunun dışında işte ceza evinde de tek kişilik hücrede tutuldum, mesela bu da normal değil. Çünkü normalde benim koğuşta tutulmam gerekiyordu, normal hayatımın o şekilde olması gerekiyordu, ağır ceza mahkûmlarına 15 gün 1 hafta orada ceza veriliyor, küçük koğuşlarda yani küçük hücrelerde; bana gereksiz yere bir hücre hapsi verilmiş oldu, mesela 10 ay yatmıştım. Onu da hala anlayabilmiş değilim, nedenini de bilmiyorum. Bu tip şeylerle karşılaştım şu ana kadar, şu anda da biliyorsunuz yine böyle bir olaylar devam ediyor, ona benzer olaylar.
MUHABİR: Efendim siz Türk-İslam Birliği’ni düşündüğünüz müddetçe bu tür olaylar elbette devam edecektir. Evet, saygıdeğer izleyicilerimize bir kez daha teşekkür ediyorum. Belki izleyemedikleri durumlar olabilir. Ama şu anda Kaçkar Medya Grubundan gerek Kaçkar televizyonundan uyduda yayın yapan gerekse Yıldız televizyonundan canlı yayın da yapmaktayız. Her iki televizyonda da canlı yayın veriliyor, doğrusu benimde büyük bir keyif aldığım ve zaman ne zaman birdenbire son 20 dakikaya girmiş olduk, efendim bu arada yine Azerbaycan’dan, Azerbaycan’da bayağı sevenler var sizi Sayın Adnan Oktar.
ADNAN OKTAR: Onlar benim aslanlarım, koç yiğitler onlar orası aslan yatağı, MaşaAllah
MUHABİR: Sayın Engin Aliyev, özellikle ben Azerbaycan’dan izliyorum Kaçkar TV burada çok seviliyor, çok seyrediyoruz, teşekkür ediyoruz sağ olsun, sanırım Kaçkar Tv’nin yönetim kurulu başkanlığındaki arkadaşlarım da çok memnun olacaklar bu iletilere.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Azerbaycan’ın her yerinde demiş Sabire Bahşehri’nde benim için dua ediniz diye bu kardeşimiz,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Onlar da bu soru çok soruluyor özellikle Mehdi konusu soruluyor, bu Mehdi konusu sorular içerisinde var, sizinle alakalı o tip çok soran var, biz de bunu soralım efendim, çünkü bizim çok da Mehdi gelene kadar ülkemizde çok önemli işlerimiz olduğu için efendim.
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Yani onları sormak istedik ama madem bu kadar çok var onu da biz de sormuş olalım, yine Sayın Burhan Kalkan Beyefendinin soruları buna yakın var sağ olsunlar, ben onlara da şöyle kısaca bir değineyim.
ADNAN OKTAR: Mehdi konusunda neyi merak ediyorlar? Onu cevaplayayım.
MUHABİR: Vallahi, Mehdi’nin gelişini nasıl geleceğini, efendim nasıl bir özellikler taşıyacağı şeklinde onları da, Sayın Hocam demiş, Sayın Hocamızın Türk ve İslam Birliği kitabı gurur verici, ama neden 1997 yılında temelleri atılmış ve halen orada neyi beklememiz gerekiyor diyor, evet ardından selam ve saygıları var size arkadaşlarımızdan diyelim.
ADNAN OKTAR: Her şeyin bir vakt-i merhunu var, güzel bir vakti var Allah o vakte doğru götürüyor bizi inşaAllah, kaderde Türk- İslam Birliği oldu zaten biz oraya doğru gidiyoruz inşaAllah. Mehdi’nin gelişi konusunda, Mehdi’nin gelişi kesin olan bir hüküm, yani Hanefi, Hanbelî, Maliki, Şafii mezheplerinde yani ki biz Sünni’yiz ve Alevilikte, Caferilikte, Şii düşüncesinde kesin hükümdür. Yani Mehdi konusunda bir tereddüt yoktur, Hz. İsa’nın inişi konusunda da bir tereddüt yoktur, bunlar ahir zamanda olacak olan şeylerdir, fakat Peygamber efendimiz (sav) Mehdi’nin alametlerini geliş alametlerini bildirmiş, bunların tamamı mucize olarak olmuştur. Yani eğer bu dünyada iyi anlaşılırsa yer yerinden oynar, bu çok büyük bir mucize. Mesela toplam 30 yıllık bir zaman dilimi içerisinde bütün bu alametler oluşmuş. İran Irak savaşı Ekim 1980, Afganistan işgali; hadistir bunlar hep, 1979, Fırat’ın suyunun kesilmesi 1973, Ramazan ayında ay ve güneş tutulması 1981, Kuyruklu yıldızın doğması 1986, Kâbe baskını ve Kâbe’de kan akıtılması Kasım 1979, Güneşten bir alametin belirlemesi en büyük güneş patlaması oldu bu yüzyılın 1996, tozlu dumanlı bir fitne 11 Eylül olayları anlatılıyor hadiste, yaygın katliamların meydana gelmesi, bir ordunun kaybolması, Irak ordusu kayboldu. 2003 Irak savaşında Irak ordusunun çölde kaybolması, Bağdat’ın alevlerle tahrip edilmesi 2003, Irak’ın yeniden yapılanması, çöllerin yeşermesi, rüzgâr ve kasırgalar; Katrina 2005, Ike kasırgası 2008, yüksek binaların inşa edilmesi, çarşıların yakınlaşması, kişinin kamçısının ucuyla konuşması, yani telefon ve onun kablosu, kişiyle kendi sesiyle konuşması, yani teybe alıp kendi sesini yeniden dinlemesi. Hatta kişi topuğuyla konuşur diyor, topuktaki alıcı ve vericiler ile ilgili benim internet sitemde de bilgi göreceksiniz, halen de var yani kullanılan bir şey. Böyle 300’e yakın alamet var, tamamı oluşmuştur,
MUHABİR: Bunlar Mehdi’nin geleceğiyle ile ilgili alametleri
ADNAN OKTAR: Evet geleceği ile ilgili alametleri.
MUHABİR: Bu arada hazır sormuşken ahir zaman alametlerini de söyleyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Ahir zaman alametleri de işte binaların artması, zinanın artması, kadınların erkeklere benzemesi, erkeklerin kadına benzemesi, iyilerin kötü bilinmesi, kötülerin iyi bilinmesi gibi çok, çok fazla alamet var bunların hepsi oluşmuştur. Mehdi’nin alametlerini mi fiziki alametlerini mi sormuşlardı?
MUHABİR: Evet.
Adnan Oktar: Mehdi, Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde işte alnı geniş diyor saçı siyah diyor, tepeden tırnağa anlatacak olursam, kaşları kavisidir diyor, burnu küçüktür diyor…
MUHABİR: Bu arada bir müjde de verelim saygıdeğer izleyicilerimize efendim.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Özür dilerim, sözünüzü kestiğim için.
ADNAN OKTAR: Buyurun, tabi tabi buyurun..
MUHABİR: Böyle sık sık araya girme gibi bir tarzım yok ama mecbur kaldığım için. Müjde olarak, çünkü çok insanlar televizyonun genel merkezini de telefon yağmuruna tutmuşlar. Arkadaşlar sürenin 12.30’a kadar uzatıldığını bildiriyorlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Bu vesile ile birlikte ben daha rahat olabilirim. Çünkü son 20 dakikaya bu kadar şeyi nasıl sığdırabileceğim diye düşünüyordum. Buyurun şimdi efendim.
ADNAN OKTAR: Peygamber efendimiz diyor ki, omuzları geniştir diyor Mehdi için, karnı geniştir diyor. Genel olarak bütün vücudu geniştir diyor, hatta beni İsrail görünümündedir diyor rivayetlerde. Uylukları geniştir diyor. Yürürken adımlarını dışarı dışarı atar diyor. Sağ bacağında bir ben vardır diyor. Sırtında bir ben, mühür vardır diyor. Peygamber efendimizde olduğu gibi ben vardır diyor. Kalp hizasındadır diyor ama ikinci bir rivayete daha yeni rastladım. Onda da diyor ki, o benin yanında bir ben daha vardır daha yukardadır diyor. O da diyor ağaç yaprağını andırır diyor. İkinci bir ben daha vardır diyor. Bu müthiş bir detay. Alnında bir işaret, bir iz, iz vardır diyor. Alnında yine bir ben vardır diyor. Bu yeni hadislerde bulduğum yeni hadisler bunlar. Tavrı ile ilgili izahlar var. Mehdinin hareketleri ile tavrı ile konuşması ile ilgili olanlar var. İşte sakallıdır diyor, saçı siyahtır diyor, hatta sakalının nuru yüzüne yansır diyor. Güzel yüzlüdür diyor. Seyittir diyor, Peygamber Efendimiz (sav)’in neslinden.
MUHABİR : Sayın Oktar siz bunları anlatırken ben böyle tahayyül ediyorum diyorum ki, Adnan Oktar Bey, kendini anlatıyor. Baksana Mehdi karşımda. Baştan peşin konuştuk. Biz böyle sözünü esirgeyen, yıkamacı yağlamacı gazetecilerden değiliz. Soracağız dedik her şeyi. Böyle bir soru gelse desem ki “Hocam siz kendinizi tarif ediyorsunuz” ne dersiniz?
ADNAN OKTAR: Mehdiye bir insanın fizik olarak benzemesi yeterli değildir. Birçok insan benzeyebilir. Alnı geniştir, diyor Mehdi’nin, alnı geniş bir sürü insan vardır. Geniş omuzlu çok fazla insan vardır. Bunlar değildir. Mehdi’nin bir tane alameti vardır. İslam dünyaya hakim olur. Hz. İsa, O’nu sırtından iter, namaza geçirtirir. Beraber namaz kılarlar. Yer gök birbirine karışır, heyecandan, coşkudan. İnsanlar o, muhteşem manzarayı görürler, biz o zaman deriz ki, Allah-u a’lem Mehdi bu. Allah-u a’lem de İsa bu diyeceğiz. Yoksa ortaya çıkıp kimsenin Mehdi demesi diye bir konu olmaz. Mehdilik iddia etmesi diye bir konu olmaz. Bunu diyenler zaten sahte mehdilerdir. Buradan da anlarız sahte mehdileri.
MUHABİR : Daha önce çıktı zaten sahteleri. Ülkemizde de çıktı.
ADNAN OKTAR: Evet. Sahte mehdilerin çıkışı da Mehdi’nin çıkış alametidir. Evet, mesela; iyi kötü bütün insanlar onun zamanında görülmemiş nimete boğulacak diyor, rivayetler. Gökten bolca rahmet yağacak. Zamanında yağmur çok olacak diyor. Yerde bereket artacak. Bütün defineleri bulacak. Yeraltındaki çalışmaların artacağı söyleniyor. Bütün ülkeler O’na kapılarını açacak. Her taraftan arıların kovanlarına gelip sığındığı gibi O’na gelip sığınacaklar. İnsanlara ilkin olduğu gibi gökten meleklerin yardımcı olacağı söyleniyor. Çocukların insanların son derece mutlu olacağı söyleniyor. İnsanlar bir ölçek buğday ektiklerinde karşılığında 700 ölçek bulacak. Tefecilik, veba, zina, içki gibi fena ihtiyatlar kalkacak. Ömürler uzayacak. Hakikaten şu an ömürler uzamaya başladı. Yani bilimsel olarak bu doğru. Emanetler yerine teslim edilecek. Kötüler helak olacak. Ehl-i Beyt’e buğz eden bir fert kalmayacak. Yani Hz. Ali, O’nun çocuklarına karşı sevgi artacak. Kör fitneyi söndürecek. Yani anarşi ve terörü kaldıracak. Yeryüzünde emniyet ve sükûn hâkim olacak. Hatta bir kadın 5 kadın ile birlikte aralarında hiçbir erkek olmadığı halde serbestçe, korkusuz hacca gidebilecek. Bu devam ediyor ve bu 400 yıllık, 500 yıllık, 1.000 yıllık eserler.
MUHABİR: Evet, sanırım yeterli cevap olmuştur. Hiç zaman kaybetmemiş olalım. Efendim, burada dikkatimi çekti yüzlerce ileti arasından. Ben magazin programcısı olarak hatırlıyorum, ama acaba O mudur, diye. Sayın Kenan Erçetingöz.
ADNAN OKTAR: Evet, magazin habercisi
MUHABİR: Kenan Bey, Fransa’dan ileti yazmışlar.
ADNAN OKTAR: MâşâAllah
MUHABİR: Evet, teşekkür ediyorum. İyi akşamlar dilemişler, program hakkında görüşlerini dile getirip. Fransa’daki Türkler demiş, ben Fransa’da Yaratılış Atlası’ndan sonra Adnan Bey’e olan ilgim daha da çok arttı ve çok kişinin doğru yolu bulmasına inanın, vesile oldu, diyor. Buradaki Türkler olarak davasında verilen cezası hakkında son durum nedir, bununla ilgili bilgi verebilirlerse sevinirim, demiş. Belki isim benzerliği olabilir ama ben öyle hatırladım. Onun için bu arkadaşımızı da okuyayım dedim.
ADNAN OKTAR: Son dava ile ilgili, ben ve birkaç çok çok sevimli, böyle küçük kuzuya benzeyen kız arkadaşlarım var. Onlar ve beni, mahkeme çete lideri olarak vasıflandırıp ceza verdi. 3’er yıl ceza verdiler bize. Ama şu an Yargıtay’da. Fakat savcının tabi, yani aynı mahkemenin savcısının ifadesini de okumak isterim. Mahkememizin savcısı diyor ki; mahkememizce toplanan deliller arasında, yargılanan kişiler aleyhine, yani sanıklar aleyhine delil bulunmamaktadır, diyor. Delil yok diyor aleyhlerine. CMK’nın 148/4. Maddesi gereğince poliste alınan avukatsız ifadelerin delil olarak değerlendirilemeyeceği böylece mahkemece de kabul edilmiştir. Sizin mahkemeniz de kabul etti, diyor. Polis ifadeleri de geçersizdir, diyor. Çünkü işkence ile alındı, aynı zamanda. Ayrıca mahkemece daha önce yargılanan aynı bize ait ekipten olan arkadaşlarımız olan kişilerin beraat ettiğini çete lideri olarak gösteren insanların da beraat ettiğini aynı mahkemenin onlara beraat verdiğini, dolayısıyla hepsine beraat verilmesi gerektiğini şu şekilde açıklıyor. Bu durumda sanıklardan Adnan Oktar’ın suç işlemek için örgüt kurmak ve diğer sanıkların örgüt yöneticileri olmak ve örgüt adına faaliyette bulunmak suçlarından işledikleri sabit olmadığından, CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince bütün sanıkların müsned suçlardan ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur, dedi. Ama mahkememiz de bize 3’er yıl ceza verdi. Canları sağ olsun, gider aslan gibi yatarız. Cezaevleri de bizim yurdumuz. Oranın toprağı, suyu da bizim, her yer bizim zaten. Allah’a çok şükür, bütün Türk illeri her yer bizim, gerekirse yatarız, ama başka türlü bir şey de olursa ona da Allah’ın bir lütfu olarak bakarız. O da eğer öyle olmazsa hapsolursak onu da Allah’ın bir lütfu olarak Hz. Yusuf’un sünneti olarak görürüz. Sevinçle gider, yatarız, kitap yazarız orada, inşaAllah. MâşâAllah
MUHABİR: Efendim, herkesin kendine has meziyetleri vardır. Hakikaten sizin de değişik hasletleriniz, meziyetleriniz. Çünkü bu ülkede bir ay hapis yatmamak için bin tane fırıldak çeviren insanları tanıyoruz ve biliyoruz. Yani Allah rızası için bir ay hapis yatmamak için her türlü şeyi devreye sokan insanları düşündükçe, siz böyle birkaç yıla bile aslanlar gibi yatarız, diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tam kitap okuma yeri, kitap yazma yeri.
MUHABİR: Efendim, şu anda bizi çokça cezaevlerinde izleyen saygıdeğer izleyicilerimiz de var. Allah kurtarsın.
ADNAN OKTAR: Hepsini Allah kurtarsın İnşaAllah.
MUHABİR: Onlara da İnşaAllah tavsiyemiz ya da tavsiyeniz diyelim bol bol kitap okusunlar İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah hepsini kurtarsın, Allah hepsine selamet versin. Hepsi onların bizim kardeşimiz. Allah kaderlerini öyle yaratmış, onda da bir hayır vardır. Her günleri bir sevap onlar için. İnşaAllah, Kuran’ı, İslam’ı öğrensinler. İnşaAllah bir af da vesile olur, çıkarlar. Yani gönlüm istemez, tabi onların orada olmalarını.
MUHABİR: Şerde bile hayır arasınlar, diyelim mi hocam. Şer gördüklerinde bile…
ADNAN OKTAR: Evet, İnşaAllah. İnşaAllah, Allah onlara bir kolaylık gösterir, İnşaAllah.
MUHABİR: Yalnız, efendim bu af kelimesi artık son Rahşan affı ile birlikte faciaya dönüşen bir af. Sanırım bu noktadan sonra kırılma başlar ve izleyicilerimiz bize çok darılırlar ki PKK’ya yeniden bir af, Allah korusun.
ADNAN OKTAR: Teröre yok. Teröre yok.
MUHABİR: Allah korusun, bu kadar şehitlerimizin, onları saygıyla yâd ediyoruz. Anne-babaların ellerinden ben şahsen öpüyorum. O evlatlarımızı kurban ettikten sonra şehitlerimizi bir daha eğer bu hükümet de onlara af zemini hazırlamaya çalışırsa bilsinler ki, bu millet onları affetmez. Bu da benim yorumum olsun, hep soru soracak değilim, ben.
ADNAN OKTAR: Yok. Mazlumları ben sadece onlara, yoksa hak etmiş olanlara demiyorum.
MUHABİR: Efendim o zamanda, yine Trabzon cezaevinde yatan bir bayanın küçük çocuğundan esinlenerek Rahşan Hanımefendi seyretmiş televizyonda. İyi niyetle yola çıkmışlardı, ama sonradan PKK affı olarak herkes ya da dağlardan daha sonraki afla beraber çıktı geldiler ama ölen şehitlerin hiçbir tanesi evine dönmedi. Eve dön yasası ile PKK’lılar teröristler döndüler.
ADNAN OKTAR: Cinayetin affı olmaz.
MUHABİR: Onu çok temkinli kullanalım diye..
ADNAN OKTAR: Yok, aman aman.
MUHABİR: Yoksa siz zaten bilirsiniz. Eyvallah efendim.
ADNAN OKTAR: Aman aman. Ben mazlumlara böyle hiç alakası yokken mesela hasbelkader böyle İnşaAllah.
MUHABİR: Kader mahkûmları diyelim.
ADNAN OKTAR: Evet. Kader içerisinde O suçsuz iken düşmüş, kardeşlerimiz var ise onlar için diyorum, yoksa tabii ki gerek yok.
MUHABİR: Efendim, şu anda inanın dünyanın her bir yerinden izleniyor. Ayrıca kutluyorum, Kaçkar Televizyonu ve Yıldız Tv’yi. Fransa’dan ulaşan Sayın Selma Kefeli, sanırım benim hemşerilerimden olabilir. Çünkü bizim Trabzon’da da Kefeliler var. Selma Hanımın gerçekten program hakkında çok güzel sözleri var. Teşekkür ediyorum, sağ olsunlar. Böyle programları ne olur, çokça yapın diye ricaları var. Dileriz onu kendi arkadaşlarımız takdir ederler, televizyonda yönetici arkadaşlarımız. Hocamızın eserlerini de ayrıca yakından tanıyorum, demiş. Programlar hakkında tekrar talebi olmuş. Bize ahir zaman hakkında açıklama yapabilir mi, çünkü ben geç açıyorum, onu yaptı kendisine teşekkür ediyorum, sağ olsunlar, Avusturya’dan Selma Kefeli Hanımefendi. Evet, yine diğer arkadaşlarımıza dönelim. Nasıl olsa yarım saat zaman aldık, onları değerlendirmiş olalım. Çok tabii, ülke meselelerinde sorulacak sorular var ama bugünkü konum itibariyle takdir edersiniz sorunun doğrudan muhatabı olmadığınız için… Sayın Mahmut Kahraman kardeşimiz göndermişler. Biz Sayın Adnan Oktar’ı gıyabında tanıyoruz diyor. Kendisine ulaşmamız pek mümkün olmuyor. Bu mail aracılığı ile beraber yaptığınız programı sonsuz tebrik ediyorum, beğeniyorum. Kendisine ulaşmak istiyorum, demiş Sayın Mahmut Kahraman. Ama nerede çalıştığını yazmamış, ya da hangi yazılı basında, ya da görsel medyada çalıştığını yazmamış değerli kardeşimiz. Ben de iletmiş olayım, kendisiyle bir röportaj yapmak istiyorum, demiş, bizim aracılığımızla beraber.
ADNAN OKTAR: Çok iyi olur.
MUHABİR: Tabii Mahmut kardeşimizin mail adresinizi veririz, Sayın Oktar. Uygun görülürse ya da ilişki kurarsanız yaparlar.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Ankara’dan Sayın Serhat Sol Beyefendi, evet onun da televizyona sizlere bizlere çok teşekkürleri var. Diyor ki; acaba biz milletin basireti mi bağlandı, diyor. Bu kadar güzel şeyler neden bir ve beraber olamıyoruz. Türk-İslam Birliği gerçeği düşünülüyor, neden üzülüyoruz millet olarak, bu millet ne zaman şahlanacak, ayağa kalkacak?
ADNAN OKTAR: Çok yakın inşaAllah. Çok çok yakın, en fazla 10 yıl içerisinde bu konu tamamen bitmiş olacak inşaAllah. İnşaAllah.
MUHABİR: Diyorsunuz efendim.
ADNAN OKTAR: Yani ben de buradayım, onlar da burada, siz de buradasınız. Ben bu müjdeyi veriyorum. Allah’ın izniyle kesinlikle olacak. İnşaAllah.
MUHABİR: Efendim, evet, Sayın Samıra İbrahimoğlu, sanıyorum soyadı ile beraber o da herhalde Azerbaycanlı, sizi seven insanlardan
ADNAN OKTAR: MâşâAllah
MUHABİR: Evet, Sayın Semiha İbrahimoğlu yukarda Samıra, aşağıda Semiha İbrahimoğlu efendim, O da selam ve saygılarını ve böyle bir programdan duyduğu memnuniyetleri dile getiriyorlar.
ADNAN OKTAR: Bilmukabele, aleykum selam.
MUHABİR: Evet, sizin hakkınızda çok sitayişli düşünceleri var. Yani bu bilgi çerçevesinde sadece dini anlamda değil, sizi daha geniş, insanları kucaklayan artık herhalde siyaseti mi kastediyor. Sayın Oktar böyle bir düşünceniz var mı? İnsanları kitleleri peşinden çeken görevler şeklinde, ben iletisinde böyle algılıyorum, okuyorum. Önderlik yapmanız konusunda ricalar var.
ADNAN OKTAR: Önderlerimiz var, mâşâAllah. Siyasilerimiz aslan gibi, hepsi birbirinden kaliteli. Devlet Bahçeli, devlet tecrübesi ile kültürü ile seçkin bir insan. Büyük Birlik Partisi yine öyle, ana sütü gibi her zaman diyorum, ak ve tertemiz bir parti görevde. Muhsin Yazıcıoğlu Beyefendi yine başında. AK Parti zaten görüyorsunuz, mükemmel hizmetler veriyor. O anlamda bana pek ihtiyaç olmadığı görülüyor.
MUHABİR: Henüz Sayın Oktar’ın böyle bir düşüncesi olmadığını almış oluyoruz. Efendim, yine değişik sorulardan bir tanesi Sayın Kemal Yağız, İstanbul’dan yazmışlar. Rahmetli Atatürk seçilmişlerden midir, diye bir sorusu var. Söylediğim gibi ben okuyorum, saygıdeğer muteber bulduğum için, sizin için de söylüyorlar ama bazı şeyler hükümet hakkında da söylüyoruz. İlla bunlara cevap vereceksiniz diye bir kaide yok, biz sorumuzu okurken sormuş oluyoruz, zaten Allah nasip etmese, bu millete önder olamazdı, işte Allah nasip etti diyor, bu seçilmişlerden midir, diye bir soru soruyor.
ADNAN OKTAR: Tabi ki, yani olağanüstü bir insan.
MUHABİR: Zaman zaman iftiralara da bir cevap niteliği taşıyor. Onun için kayda değer buluyorum. Yani Allah nasip etmese Atatürk bir lider olabilir miydi bu ülkeye?
ADNAN OKTAR: Kaderinde böyle bu kadar büyük bir görev, bu insana yüklendiyse tabi ki olağanüstü bir insandır bu. Şu mutluluğu yaşıyorsak, şu rahatlığı yaşıyorsak, şu bereketi şu bolluğu yaşıyorsak Allah O’nu vesile etmiş işte, Allah’a şükretmemiz lazım. Böyle güzel ve böyle akıllı bir insanı bize lider olarak gönderdiği için. Kim bilir ne olurduk, Allah vermesin, olmasaydı.
MUHABİR: Düşman çizmesi altında, Allah korusun.
ADNAN OKTAR: Allah vermesin.
MUHABİR: Kimin ne idiği belirsiz herhalde olurdu.
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi.
MUHABİR: Bununla bağlantılı olarak bir de orduya karşı son zamanlarda ordu düşmanlığı ülkemizde var olmaya başladı. Ama hemen aklımıza geliyor, Allah korusun. Yani ordusu olmayan bir ülke örneğin Irak, kendi kadınları, kızları kendi gözleri önünde ırzına geçiliyor. Ordusu olmayan bir millet, ne olur?
ADNAN OKTAR: Allah esirgesin, ordumuz aslan yatağıdır. Çaka çaka aslan doludur ve namlı bir ordudur Türk ordusu biliyorsunuz. Şanlı ve namlıdır. Türk ordusu deyince bir durulur, biliyorsunuz. Bütün dünyanın her yerinde sevilir. Nereye gitse, bir muhabbet, bir coşku vardır. Allah bu orduya müthiş bir bereket ve güç vermiştir. Ahir zamanda da çok büyük görevleri olacak inşaAllah. Türk-İslam Birliğinin oluşmasında da bu mübarek ve şanlı ordunun çok şanlı görevleri olacak. Mübarek ordumuzu aşkla, şevkle selamlıyoruz millet olarak. Hepimiz yanındayız. Türk ordusunun kılına kimse yaklaşamaz. Allah’ın izniyle öyle bir konu olmaz. Söyleyen şom ağızlıları da Allah susturur. O konuda kimsenin gönlünde bir fütur olmasın, tedirginlik olmasın. Ordumuzun kaderi çok güzel inşaAllah. Geleceği de çok güzel inşaAllah. Said Nursi de diyor, kahraman ordu diyor ve imanlı millet diyor. Said Nursi öyle kolay kolay boyun eğen bir insan değildir. Yani kahraman ordu diyorsa kahraman ordudur. Biz de görüyoruz. Herkes görüyor. Fakat O da tasdik etmiş, O da söylüyor, bunu. Herkes söylüyor bunu. Ve en önemlisi Peygamber Efendimiz (sav) de ordumuzu 1400 sene öncesinden tebşir etmiştir. Mübarekliğini belirtmiştir. Hadisler var, Türk ordusunu öven, Türk milletini öven.
MUHABİR: O zaman bu kasıtlı iftiralara itibar etmemek gerekir, diyelim.
ADNAN OKTAR: Asla, asla. Said Nursi de bunu söylerken hadislere dayandırarak söylüyor, zaten.
MUHABİR: Çok güzel, efendim sizin gibi öngörüsü olan, kayda değer insanlardan duymak daha bir başka bizlere de keyif vermiş oluyor.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
MUHABİR: Çünkü alelade insanların söylemesi ile bu yolda emek sarf eden, ilim adamlarının söylemesi muteberdir. Ama burada biraz da yakınma hakkımız var. Sayın komutanlarımızın da kabahati yok değil. Sonuçta onlar da ilah değil, onlar da bizim gibi insan. Onlar da kendilerini korumadılar bu din düşmanıdır, ordu denildiğinde. Pek bunu –bu benim yorumum- kendilerini savunamadılar. Ya da savunmak istemediler. Çıkıp demediler, neden biz din düşmanı olalım, Elhamdülillah. Biz sizden daha Müslümanız, olur mu öyle şey diye, zaman zaman böyle iftiralarla karşılaşmış oldular. Yani orduyu İslam düşmanı, din düşmanı şeklinde yorumlayanlara karşı. Daha sıcak alıp yanına almaları gerekirdi, insanların.
ADNAN OKTAR: Bu iftiracılara kahraman ordumuzun üst kademesinin şehit cenazelerindeki namazlarını hatırlatırım.
MUHABİR: Evet, evet.
ADNAN OKTAR: Nasıl Peygamber Efendimiz (sav) tarif ettiyse aynısı ile saf durarak Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Kuvvet Komutanları da dâhil defalarca namaz kıldılar. Bu ne demektir. Biz Allah aşığıyız, demektir. Biz Müslümanız demektir. Biz Allah’a inanıyoruz demektir ve her şey demektir. Bizim sevdiğimiz, hoşlandığımız her şey demektir.
MUHABİR: Evet, efendim Bulgaristan’dan bir ileti, bu akşam söylediğim gibi sırasıyla her ülkeden artık seçmeye başladı, şehirlerden.
ADNAN OKTAR: MâşâAllah
MUHABİR: Sayın Cem Gürsel, evet doğru okuyorum Cem Gürsel Bey, O’nun da selam ve saygıları program hakkında teşekkürleri var. Sağ olsunlar, evet, aydınlatıcı programlar, bunların devamı konusunda istekleri var. Son 20 dakikamızı yine arkadaşlarımızla beraber… Evet, yine İstanbul, Yenibosna’dan Süleyman Yüce kardeşimiz, büyük bir beğeni ile ailece izliyoruz. Selam ve başarılar diliyor, teşekkür ediyoruz. Sayın Adnan Oktar Bey’e selam ve saygılarımızı iletiyoruz. Darwinizm ile ilgili yazdığı eserler Avrupa’da ve Türkiye’de Darwin’i savunan kişilerden herhangi bir tepki aldı mı, diye böyle bir soru yöneltmiş, ben de size okumuş olayım efendim. Eserlerinizle ilgili herhangi bir tehdit aldınız mı, diye yurt içi, yurt dışından.
ADNAN OKTAR: Şimdiye kadar, 9 kere suikast atlattım, biliyorsunuz daha önce de söylemiştim. Allah’a hamdolsun hiçbirinde de hiç bir şey olmadı. Tabii ki masonlar ellerinden geldiğince, ateistler, PKK mensupları olsun, terör örgütü mensupları olsun kendilerince bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Ama tabi biz Allah’ın hıfzı altındayız. Allah’ın verdiği kaderi yaşıyoruz. Allah dilemedikçe hiçbir şey olmaz. Allah’ın verdiği canı Allah alır. Dolayısıyla hiç tedirgin olacağımız, huzursuz olacağımız hiçbir şey yok. Allah’ın eman ve koruması altındayız. Allah’a çok şükür elhamdülillah.
MUHABİR: Evet efendim, yine Hollanda’dan yazan İsmail Keskin kardeşimiz, burada bu programların ihtiyacını duyuyoruz, diyor yurt dışında olmanın garipliği ile böyle programları tekrarlarsanız çok seviniriz, Sayın İsmail Keskin. Evet, bazen harfler çıkmamış olabiliyor.
Büyük bir feyiz aldık, diyen Abdullah Yüce kardeşimiz, İzmir’den yazmış, teşekkür ediyorum, sağ olun. Eksik olmasınlar, biz de sizlerle birlikte olmaktan şahsınızda çok teşekkür ediyorum. Selam ve saygılar sunuyorum, diyor.
ADNAN OKTAR: Aleykum Selam, bilmukabele.
MUHABİR: Evet, biz de teşekkür ediyoruz, değerli kardeşimiz sağ olun efendim. Bir de bu Darwinizm’e her konuyu bağlıyor, hocamız diye soruyu soranlar var. Buna bir açıklama getirir misiniz, Sayın Oktar. Neden her soruya onun altında yatan gerçek işte siyonizmdir, Yahudiliktir, diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet. Ahir zamanın deccali Darwin’dir, açıkça söyleyeyim. Yani hadislere de uygundur, tam görünümü ile şekli ile şemaili ve uygulaması ile ahir zamanın deccalidir ve onun komitesi de Marx, Lenin, Stalin, Mao ve Troçki’dir. Bu ekiptir ve dünyayı mahvetmişlerdir ve arkasında da bunların tabi ki Masonluk vardır, yani şeytani bir sistemdir. Şeytani sistemin dinidir, Darwinizm. Yani iki din var. Hak din ile şeytanın dini. Bunun çatışması var, şu an dünyada. Ama şeytanın dini çok şiddetli karşılık almıştır ve çok şiddetli darbe almıştır, şu an yerle birdir, Allah’a çok şükür. Darwinizm artık tarih olma aşamasındadır. 10 yıl sonra tarih kitaplarında okuyacaksınız, Darwinizm’i inşaAllah. Bunu da çok iddialı ve açık olarak söylüyorum. Zaten ilmi olarak inceleyen de bunun gerçek olduğunu çok açık görüyor.
MUHABİR: Evet, yine özellikle o yönde sorular, Masonluk ve Siyonizm’le ilgili olarak cesaretinizden dolayı çok kutlayan kardeşimiz var.
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim, Allah’a sığınarak, Allah’a güvenerek inşaAllah.
MUHABİR: Zaman zaman programın yarısında ya da sonlarına doğru zapping yaparken düşenler var. Onun için sizin açıklamalarınızı kaçırmış olabiliyorlar. Zira o soruları yöneltmiştim Masonluk ve Siyonizm hakkındaki soruları. Yine Batuhan Aktaş kardeşimiz, bununla ilgili olarak sormuş, günümüzde Siyonizm’e karşı mücadele eden dernek ve vakıfların bir zaman sonra öğreniyoruz ki, aslında Mason locaları ile ilişkisi olduğu ortaya çıkıyor. Yani güya mücadele ediyormuş gibi görünen derneklerin diyor, sonunda onlarla işbirliği içinde olduğu ortaya çıkıyor. Bizler nasıl anlayabiliriz, onları. Sizin de bir zaman sonra Mason locaları ile bağlantınız olmayacağı ne malum. Çünkü Mason locaları da kendilerine karşı olarak dernekleri kurup bunları kontrol altında tutmaya çalışıyor, demiş. Batuhan Aktaş, nereden yazdığını yazmamış, ama benim de doğrusu hoşuma giden bir soru.
ADNAN OKTAR: Evet. Masonluğun dini ortadan kalktıktan sonra, şeytani yönü ortadan kalktıktan sonra Masonlar zaten bizim kardeşimizdir. Tabii ki, onlarla biz kucaklaşacağız. Tabii ki bu memlekete hizmet edecekler. Ama onların şeytani yönünün ortadan kalkması çok önemli. Ben şeytani yönlerini ortadan kaldırıyorum, onların dinini yok ettim. Darwinizm’i yok ettim. Darwinizm yok olduktan sonra, onların şeytani yönü yok olduktan sonra, bütün Türkiye’de masonlar her yeri doldursun, kardeşimiz olsun, Türk-İslam Birliğini savunduktan sonra güzel ahlakı, İslam ahlakını savunduktan sonra mason bizim tacımızdır. Yani bu bizim rahatsız olacağımız bir şey olmaz.
MUHABİR: Evet, balakay rumuzu ile arayan değerli izleyicimiz ileti yazan. Şu an sizleri Rusya, Sibirya’dan selamlıyoruz. Kaçkar tv’ye sonsuz teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. Sağ olun çok teşekkür ediyorum. Eserlerinizden Rusya ve Rusya’daki Hıristiyanların da kitaplarınız sayesinde İslam’a geldiğine burada bizzat şahidim, diyor kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: MâşâAllah.
MUHABİR: Çalışmalarınızı takdirle karşılıyorum ve konuşuyoruz sizi burada. Rusya ile Türkiye geleceği hakkında acaba neler düşünüyorsunuz, demiş. Aşağıda da düşmüş, yukarda balakay rumuzu ile Rusya’dan Kayrat Mambetov. Evet bizde buradan Rusya’ya, Sibirya’ya, bütün dünyada izleyen saygılı izleyicilerimize saygılarımızı iletiyoruz. Buyurun efendim.
ADNAN OKTAR: Rusya da bir süre sonra Türk-İslam Birliğinin açıkça söyleyeyim, bir parçası olacaktır. Çünkü Rusya’nın her yeri Türk dolu, her yeri Müslüman dolu, yani bir Müslüman topluluğudur. Rusya’da da Müslümanlık hâkim olacaktır, onu açıkça söyleyeyim. Bunu Said Nursi de müjdeliyor. Bu bilinen bir gerçek, çünkü şu anki gelişmelerden de bunu görüyoruz. Türk Devletleri ile beraber inşaAllah orada da çok güzel bir gelişme olacak. Sovyetlerin de yıkılması ile Rusya’da ciddi bir değişim oldu, biliyorsunuz. Bunun sonucunda inşaAllah, Türk-İslam Birliğinin ya güçlü bir destekçisi olacak Rusya, veya onun içerisinde olacak inşaAllah. O yönüyle de gönülleri çok rahat olsun. Türk-İslam Birliği, bütün bölgeyi, bütün Asya’yı kaplayacak dev bir birliktir. Türklerin adaletini, şefkatini ve sevgisini herkes bizzat hem görecek hem yaşayacaklar inşaAllah. Yani Türk-İslam Birliğinde bir ülkenin mahvolması, bir ülkenin dışlanması diye bir konu olmayacaktır. Herkesi her şeyi kucaklayan ve kurtaran bir sistemdir Türk-İslam Birliği. Yanlışları doğru yapan, çirkini güzelleştiren, çirkinliği gideren bir sistem olacaktır. Yani mahvetmek değil, tamir etme üzerine kurulacaktır, yıkmak değil, düzenlemek ve düzeltmek üzerine kurulacaktır Türk-İslam Birliği. Onun için herkesin güvenle kabul edeceği bir sistemdir. Kardeşlerimiz seyredemediklerini söylüyorlar. Onlar www.harunyahya.tv. ‘den seyredebilirler. Çünkü www.harunyahya.tv ‘de bir süre sonra zannediyorum yarın yeniden konuyor o film olarak www.harunyahya.net, www.harunyahya.org , www.harunyahya.com‘dan ulaşabiliyorlar. www.harunyahya.tv‘ye girerlerse rahatça izleyebilirler, onu da söyleyeyim.
MUHABİR: Evet, burada kitaplar arası karşılaştırma yapan da arkadaşlar var, değerli izleyicilerimiz de var. Devir imanı kurtarmak devridir, diyorsunuz diyor.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Kimin kitaplarına sarılalım ki, imanı kurtaralım şeklinde. Eee bu biraz, ona göre haklı, bana göre garip bir soru geldi, ama bu soru ben de aydınlanayım düşüncesi ile soruyorum. Çünkü zaman zaman ülkemizde hakikaten din tüccarlarına, din bezirgânlarına, bu işin sahtekârlığını yapanlara da rastlıyoruz. Onun için, iyi ile kötüyü ayırmak işte bu canlı yayınlarda mümkündür.
ADNAN OKTAR: Ben açıkça söyleyeyim, Harun Yahya eserleri, bugün İslam âleminde bu konuda yazılmış en mükemmel eserlerdir ve çok çok güzeller, çok etkileyiciler. Özellikle tavsiye ediyorum ve ücretsiz indirebiliyorlar. Bu çok önemli, www.harunyahya.net , www.harunyahya.org , www.harunyahya.com ‘dan istedikleri gibi indirebilirler. Okudukları anda bunun doğru olduğuna kendileri de karar vereceklerdir. Ama tabi klasik İslami eserlerinin de ayrıca okunması gerekir. Mesela; Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı, İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ı, İmam Gazali’nin İhya’sı gibi eserler de okunabilir. Ama temel eser olarak, benim eserlerimi ısrarla tavsiye ediyorum, inşaAllah.
MUHABİR: Yani yüzde yüz illa benimki doğrudur, anlamında söylemiyorum.
ADNAN OKTAR: Demiyorum.
MUHABİR: Demiyorum. Ama onlar da okunsun. Evet efendim.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Evet. Biz genelde bu tür canlı yayınlar sonunda deriz ki, bizim sormayı unuttuğumuz, sizin söylediğiniz bir şey var mı, diye. Son 10 dakikaya girmek üzere olabilir ki, sizin de… Ama bu arada yine bir hemşerim gözüme ilişti. Onun için nerden yazdığınızı diyorum aslında hepsi izleyicilerimizin…
ADNAN OKTAR: MâşâAllah.
MUHABİR: Espri olarak söylüyorum. Trabzon Araklı ilçesinden Sayın Zeki Genç kardeşimiz ileti yazmışlar. Selam ve saygılarını iletmişler. Teşekkür ediyoruz. Bize ve sizlere böyle bir güzel programdan dolayı tebriklerini iletmişler. Biz de Aleykum Selam diyoruz.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum, onlara sevgilerimi sunuyorum, Aleykum Selam diyorum.
MUHABİR: Evet. Bu arada bir de helallik isteyelim. Böyle yüzlerce ileti arasında okuyamadığımız kardeşlerimizden. İnşaAllah ortak sorularını yöneltmiş olduk sizlere. Onun için orada emek sarf ediyorlar bize soruyu yetiştirmek için. Onlar hoşgörülüdür, benim yıllarca seyircilerim olduğu için. Buyurun efendim.
ADNAN OKTAR: Evet. Benim ricalarım, benim istirhamlarım şu olabilir. Biz çok güzel bir ülkede yaşıyoruz. Çok hoş, iyi insanlarız. Türk-İslam Birliğinin liderliğine hak kazanmış insanlarız. Ve bunun böyle olduğunu zaten insanlar görecekler. Bunun için yapacağımız şeyler, benim gördüğüm inşaAllah, anladığım Kuran’dan, hadisten anladığım çok samimi olmamız. Şeytandan Allah’a sığınırım, Allah, samimi olan kullarım kurtulur diyor. Allah’tan korkmak, Allah’ı çok sevmek, müspet bilimlerin hepsini okumak, öğrenmek ve her şeye pozitif ve olumlu bakmak, hayır gözüyle bakmak, her şeyde hayır görmek, Türk-İslam Birliğini her yerde dile getirmek, kahvelerde, evlerde, televizyonlarda, internette, ısrarla bunu talep etmek, hatta gerekirse dilekçe yazmak ilgili yerlere ve sürekli bunu gündemde tutarak bu aşkı, bu coşkuyu, bu heyecanı alevlendirmek. Bu olduğunda veyahut olmasa da açıkça söyleyeyim, kesinlikle Türk-İslam Birliği oluşacak ve bölgede büyük bir yapılanma olacak. On yıl içerisinde bunun oluşması, yüzde yüz kesin olan bir şey. Bunun için de elimizden gelen gayreti göstereceğiz. Ama bunu Allah’ın dışında hiçbir güç engelleyemez onu da açıkça söyleyeyim. Yani sosyolojik, tarihi bir gerçektir bu, mutlaka olacaktır. Mehdi’nin zuhurunu da görecekler. İsa‘nın (A.S.) inişini de görecekler. Altın çağı da görecekler. Bu yüzyıl neşe ve sevinç çağıdır ve coşku çağıdır. Ama tabi bir doğum sancısı vardır. Doğum sancısında ekonomik kriz de vardır. Ekonomik krizden de geçeceğiz. Biz buna inşaAllah şükür ve iktisat bereketi ile karşılık vereceğiz. Fakirlerimizi koruyarak, fazla imkânlarımızı onlara vererek, bu darboğazdan da geçeceğiz inşaAllah.
MUHABİR: Evet Sayın Oktar, gerçekten sizinle canlı yayın yapmak sohbet etmek çok güzel. Zaten canlı yayın değil de normal evde oturmuş sohbet ediyor gibi bir hava içerisinde. Zira hemen aklıma geliyor, böyle yıllarca bizi de İslam kesimi olarak, mesela; hoca efendi ile beraber konuşmanın bile çok büyük yasak olduğu, ona soru sormanın abes olduğu, bu öğretilerle beraber büyüdük. İşte o ne derse, parmağını kaldırdığında, şuraya oy vereceksiniz, oraya oy verilecek, şunu yapacaksınız, şu olacak şekilde. Bunlar doğru bir yaklaşım mıdır ve onunla ilintili olarak, bağlı olarak ikinci bir soruyu da arz etmek istiyorum. Mesela; sizi böyle karşımda gördüğüm zaman modern kıyafetli…
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim.
MUHABİR: …ki zira bu İslam’a engel midir, hani ille de sarıklı, fesli, şalvarlı mı olmak gerekir Müslüman olmak için. Bu konular hakkındaki düşüncenizi, son final benim finalim…. Buyurun.
ADNAN OKTAR: Evet. Peygamberimiz (sav) o devirde moda olan, o devirde geçerli olan kıyafetleri giymiştir. Ne varsa hepsini giymiştir. Fakat çok şık giyiniyordu Peygamberimiz (sav),mâşâAllah. Gönderdiği elçileri de çok şık giyiniyordu. Bakanların nefesi kesiliyordu, Peygamber Efendimiz (sav)’i gördüklerinde. Hatta konuşma yeteneğini kaybedenler vardı ihtişamı, heybeti ve güzelliğinin şiddetinden ve nurundan. İnşaAllah ahirette, o güzel Peygamberimiz (sav)’e de kavuşmayı da Allah nasip eder. O’na sarılmayı ve diğer güzel peygamberlerimize de sarılmayı Allah nasip eder inşaAllah. Tabi ki, dinde İslam’da bir katılık yok, Peygamber Efendimiz (sav) hayatı ortada, çok sevecen, şakacı, neşeli, ılımlı, affedici, çok çok insancıl, insan sevgisi ile dolu bir insandı Peygamberimiz (sav) ve etrafına güzellik saçıyordu ve temizlik saçıyordu. Onları insanlara yaşatıyordu. Ona benzeyeceğiz tabi ki, biz kendi kendimize bağnazlık, tutuculuğu çıkarırsak, İslam dinine de ihanet etmiş oluruz, Allah vermesin. Kuran’a ve İslam’a her şeye ihanet edilmiş olunur o zaman Allah vermesin. Yani eğer Allah’ın rızasını kazanmak istiyorsa müminler, Peygamberimiz (sav)’in sevecenliğini, güzel ahlakını, aydınlık kafasını, aydınlık ruhunu kendilerine rehber edinsinler. Kuran da bize bunu anlatıyor. Kuran bilimi teşvik eder, ilmi teşvik eder, aydınlanmayı bize tavsiye eder, barışı ve kardeşliği anlatır bize Kuran. Huzuru anlatır, sevgi dinidir bizim dinimiz. O yönüyle açıkken, dini bambaşka şekle çekmeye kalkan olursa bu çok yanlış olur. Ama bu da yine Mehdi’nin zuhur alametlerindendir. Böyle bağnaz hocaların çıkacağı, olay çıkaracakları, tutuculuk sergileyecekleri, dini çarpıtacaklarını Peygamber Efendimiz (sav) çok detaylı anlatmıştır. Ayrıca Kuran’da da ayette de belirtilmiştir bunlar.
Başkaca da eğer bir veda konuşması olarak mı konuşayım…
MUHABİR: Arkadaşlara bakıyorum, ne kadar zamanımız kaldı diye, ama diğer sorduğum soruya sanırım, cevabı unuttunuz, yani böyle nereye emrederse şuraya verin yani, insanın bir anda aklını kiraya vermiş gibi olmuyor mu, mesela; bir şeyh efendi, ben müridiyim, O ne diyorsa ben O’nun aklı ile hareket ediyorum
ADNAN OKTAR: O da tutuculuk tabii.
MUHABİR: Benim iradem ne oluyor, Allah’ın vermiş olduğu akıl ne oluyor bu anlamda.
ADNAN OKTAR: Hâlbuki doğruyu güzeli anlatırız.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Özgürlüğü insanlara veririz. Yani doğru olan, güzel olan düşünceler şunlardır, şunlardır deriz. Ama takdir sizin deriz. Bu karşımızdaki insana saygımızı gösterir. Yani zaten o aklı başında ise, o İslam ahlakını, o terbiyeyi aldıysa zaten gereğini yapar ve bilir. Bence yönlendirmeler doğru değil, tabi.
MUHABİR: Evet. Bir de yine son cümlelerden, sorulardan bu zaman zaman çok tartışılıyor mesela, İslam’ın siyasete alet edilmesi olayı.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bu, yorumunuz, düşünceleriniz nedir?
ADNAN OKTAR: İslam ile siyaset tabi ki ayrı olması gerekir. Yani politikaya alet edilmesi çok, hem ayıp, hem de yakışıksız ve garip bir tavır olur. Doğrusu siyasetin ilmi çalışması yapılır, siyasetin gereği yapılır, ama kişi Müslümanlığını, İslam ahlakını buram buram yaşar. Ama adamın şahsında, o kişinin şahsında insanlar o ahlakı görüyorsa, zaten dini onda yaşamış olur, görmüş olur. Ayrıca onu kullanmaya kalktın mı, bayağılıklar ortaya çıkabilir. Yani anormallikler ortaya çıkar ve samimiyetsizlikler ortaya çıkabilir. Çünkü bunu herkes yapma gücüne sahip ve herkesin bunu yaptığını düşünün. Bu sefer dinin üzerine bir yüklenme meydana gelecek. Yani dine zarar verecek bir tavır meydana gelmiş olur. Yani samimiyetsiz bir görünüm meydana gelir. Dine zarar vermek istemiyorsa kişi, bundan kaçınması gerekir. Çünkü o zaman çok samimi bir ortam meydana gelmiş olur.
MUHABİR: Evet. Bir anlamda dine hizmet ederken zarar vermiş olur değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi. Yani fayda yerine zarar vermiş olur.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Çünkü bunu herkes yaptığında kendisinin de çok şaşıracağı, keşke yapmasaydım diyeceği bir ortam meydana gelir. Yani onu yapan keşke yapmasaydım der.
MUHABİR: Daha açık ve net olarak konuşursak, din adına hareket ettiğini veya din adına çalıştığını söyleyen insanlar, Allah’ın kul hakkı ile gelme dediği, en önemli meselede bile, örneğin; sahip olduğu kurumlarda kul hakkını, açıktan yiyerek ya da onları mağdur ederek, işte paralarını dolandırarak vs. vs. Ama bizzat kul hakkını gasp ederek ondan sonra da din adına ben bunun önderiyim demesi kardan çok zarar olmuyor mu?
ADNAN OKTAR: En güzel hizmet kendi güzel ahlakı ile fiilen örnek olmaktır. Tabi dediğinize de katılıyorum. Yani ele verir talkımı derler halk arasında…
MUHABİR: Ele verir talkımı, kendi yer salkımı diye…
ADNAN OKTAR: Evet o tarzda olmak tabi, kendisi de yaşarsa çok güzel ama tabi insanlar kuldur, hatadan korunmuş olamaz. Herkesin hatası ve eksiği olabilir. Güzeli, doğruyu tabi ki insanlara tavsiye edecektir, ama yaşayarak göstermek çok daha güzeldir, en doğrusu budur, en makbulü en güzeli olan odur.
MUHABİR: Evet örnek olması, efendim örnek olması...
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Efendim, buyurun veda konuşmanızı yapın ben de ondan sonra kapanış konuşmasını yapayım.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah.
MUHABİR: İnşaAllah siz de memnun olmuşunuzdur, bu canlı yayından.
ADNAN OKTAR: Bütün yiğit milletime, selamlarımı iletiyorum. Allah hepsini korusun. Allah hepsini zorluklardan kurtarsın. İnşaAllah bereket ve bolluk versin. Zihinlerini açsın. Kalplerine coşkun iman versin. Coşkun Allah sevgisi versin. Çok güzel bir çağa giriyoruz. Çok güzel neticelere gideceğiz inşaAllah.
MUHABİR: Amin, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yine bir programda, demiştiniz diyeceksiniz. Allah’a çok şükür oldu, diyeceksiniz inşaAllah.
MUHABİR: Yüce Rabbim o günleri nasip etsin inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Evet. Yakın inşaAllah göreceğiz.
MUHABİR: Efendim, teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Herkese selam ediyorum. Saygılar sunuyorum inşaAllah.
MUHABİR: Ağzınıza sağlık diyorum, saygıdeğer seyircilerimiz, evet bir gündem programı ile beraber programımızın sonuna gelirken bir ipucu da vermiş olduk. Böylesine hayırlı bir sohbette bundan sonra Allah nasip ederse, Kaçkar ve Yıldız Televizyonlarından sizlere “Ne Var Ne Yok” programı ile yıllardır ve 30 yıla yakın köşe başlığım olan “Ne Var Ne Yok” adıyla beraber sizlere seslenmeye çalışacağım inşaAllah. Göstermiş olduğunuz daha hiçbir tanıtımı olmadan böyle bir programdaki Sayın Adnan Oktar’a bunu borçluyum; bu yoğun ilgiden dolayı şahsım ve onların adına gönülden teşekkür ediyorum. Yine canlı yayınlarda buluşmak dileğiyle hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Hoşça kalın diyorum.