MUHABİR: Sevgili izleyenler, bu programda, ülkemizin önde gelen fikir ve din alimlerinden, Sayın Adnan Oktar Bey ile ülkemizin ve insanlığın, önde gelen sorunları üzerinde tartışacağız. Hocam, hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz, lütfettiniz, şeref verdiniz.
MUHABİR: Estağfurullah Hocam, Bu ilmi faaliyetlere başlama fikri ne zaman, ne amaçla aklınıza geldi? Ne zamandan beri bu işlere zihninizi yoruyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Özellikle, lise sonda Türkiye’nin genel durumu, terör, anarşinin etrafı sarmış olması, dünyada masonluğun etkileri, dünyada Komünizmin gücü ve şu ana kadar yapılan katliamlar, İtalya’da, Almanya’da faşistlerin yaptığı zulüm, Stalin’in yaptığı rezillikler, katliamlar, beni çocukluğumdan beri düşündürürdü. Bunlara çözüm aramak fikri daha ağır bastı. İslam’ın, Kuran’ın, daha iyi savunulması gerektiğini düşündüm. İslam ahlakının dünya da yaygın olmamasından bu belaların insanlığın üzerinde kaldığını düşündüm. Ben de var gücümle bu eksiklikleri, yanlışlıkları düzeltmek için gayret etmeye başladım.
MUHABİR: Çok teşekkür ediyoruz. Profesör Selahattin İhlidav diyor ki, Azeri asıllı biliyorsunuz hocam, orjinal felsefesi olmayan milletler, felsefe üretiminde milli yerli ve öncü olmayan milletler, dünyaya liderlik edemezler. Bunda Türk milletinin dünyaya liderlik etme kabiliyetinin ve Allah’ın bir lütfu olduğunu da değerlendirdiniz mi?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel söz etmiş. Tabi, her Türk’ün, İslam Birliği’ni savunması, onu temel inançlarından biri haline getirmesi şarttır. Her Türk’ün olmazsa olmazıdır bu. Türk İslam Birliği Türk milletinin onuru, şerefidir. Dünyanın kurtuluşudur. Bütün bölgenin refahı, bereketi, bolluğudur. Sevincidir, bayramıdır. İnşaAllah bu düşüncemiz, bu inancımız, eninde sonunda gerçekleşecek, ama dediğim gibi her Türk’ün gönlünde olması gereken bir inanç.
MUHABİR: Biz de Kur’an da Cenab-ı Allah, felsefemi arttırın diye dua ediyor. Yani, siz bu duayı sıkça ettiniz mi? Bu dua doğrultusunda, bu duaya layık olmak için mi çaba harcadınız hocam?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, Müslüman, aklının fikrinin, düşüncesinin, hidayetinin gelişmesi için, Allah’tan hidayet gelmesi için, imanının güçlenmesi için, Allah’tan korkusunun güçlenmesi için, dua eder tabi ki. Bunun sonucunda da bir bereket ve güzellik oluşur. Her zaman dua ediyoruz.
MUHABİR: Tabi, şimdi Hz. Ali buyuruyor ki, ilmi olan ilmi kendini korur, malı olanında kendisi malı korur. Şimdi ilmin koruyuculuğunu daima gördünüz mü hocam bu vesile ile?
ADNAN OKTAR: Tabi yani Kur’an ahlakını savunan bir insan itidalli oluyor, makul oluyor, dengeli, tutarlı oluyor. Tedbir ve dikkatli oluyor, dikkati açık oluyor. Yani, güzel ahlaka ait her şey onda güzel gelişmiş oluyor, dolayısıyla çok lehine oluyor İnşaAllah.
MUHABİR: İnkarcılara karşı büyük bir savaş açtığınız görülüyor hocam. Bilim Araştırma Vakfı gerekse Milli Değerleri Koruma Vakfı vasıtası ile başlattığınız hareket, büyük bir şey tuttu yani yoğurdun maya tutması gibi hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Dünyada yankılarını da görüyoruz. Ve Masonlar çok büyük bir panik halindeler. Onların şu tezlerini de çürüttüğünüz görülüyor. İşte dinler arası savaş vardı, savaşı aslında savaşlara dinler sebep oluyor. Siz ise tersine Materyalist düşüncenin olduğunu söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabi ki.
MUHABİR: Bunu hangi nedenlerle, gerekçelerle bunlara karşı çıktınız hocam?
ADNAN OKTAR: Darwinizm, dünyayı 150 yıldır aldatıyor. 100 milyon fosili gizlediler insanlardan. Bu 100 milyon fosilin özelliği şimdiki canlılarla aynı olması ve hiçbir değişikliğe uğramamış olması. Mesela, proteinlerin tesadüfen olamayacağını, ara fosillerin sahteliğini, birçok şeyi gizlediler. Biz bunları ortaya çıkartınca Masonluk, kendi dini olan Darwinizm konusunda çok büyük bir darbe aldı. Yani, adeta beyni koptu diyebilirim. Beyni dağılınca bir panik havası oldu tabiî ki. Fakat beyninin dağılması yanında bir ferahlık meydana gelmeye başladı. Çünkü, Komünizm’inde, Faşizm’inde, Satanizm’inde, teröründe, PKK düşüncesinin de, hepsinin kökeninde Darwinizm vardır. Materyalist Darwinist düşünce gittiğinde ne Faşizm kalır, ne Komünizm kalır, ne terör kalır, ne PKK kalır. Hiçbir şey kalmaz. Ne de Masonluk kalır. Biz tek, tek bunları karşımıza almadık. Bunların direk dinine yöneldik, Darwinizm’e yöneldik, dolayısıyla toptan hepsinin çöküşünü sağlamış olduk Allah’a çok şükür.
MUHABİR: Hepsinin temelinde o yattığı için siz, esas stratejik hedefe saldırdınız.
ADNAN OKTAR: Evet, doğrudan beynine,
MUHABİR: Evet şimdi hocam Türk milletinin milli davası, kızıl elması daha doğrusu İlahi Kelimatullah sevgisi ve bu asırlardan beri milletimizin ruhunda kökleşmiş. Şimdi geçenlerde, Ramazan’da bir köylü iftarına gitmiştim. Orada işte, dinimizi dünyaya yayasın İnşaAllah diye dua ediyor hoca. Şimdi, anlıyoruz ki bu milletin kökünde, ruh köklerinde var. Milletimizin asli hedeflerine kavuşmasında, tarihi rolü oynamasında nasıl tanımlıyorsunuz Bilim Araştırma Vakfı’nın çalışmalarının yeri ne olacaktır bu konuda?
ADNAN OKTAR: Bizim millet öyle bir millet ki, yani müthiş yiğit, delikanlı millettir. Merttir ve fedakardır, coşkuludur, heyecanlıdır, acıya, çileye çok yatkındır. Ve etrafındaki insanların huzurunu, çevrenin huzurunu esas alır ve onlardan mutlu olur bizim milletimiz. Mesela, kendi kuru ekmek yer ama misafirine çok güzel bir yiyecek getirir. Kendi gider soğukta yatar, onu sıcak ve güzel bir odada yatırır. Böyle asil bir millet. Onun için böyle bir milletin dünyanın lideri olması şart. Dünyanın lideri olması lazım önce bir kendi kardeşlerimizin, kendi can dostlarımızın,
MUHABİR: Dindaşlarımızın,
ADNAN OKTAR: Evet kendi dindaşlarımızın, kendi dilimizi konuştuğumuz insanların hepsinin bir araya gelmesi gerekiyor önce. Bu tamamen suni ayırım, Suriye bizden niye ayrı olsun, Irak niye ayrı olsun, Azerbaycan niye ayrı olsun
MUHABİR: İran niye ayrı olsun,
ADNAN OKTAR: Türkistan niye ayrı olsun, İran niye ayrı olsun, Gürcistan, Ermenistan niye ayrı olsun. Bütün bu bölgenin ağabeysiyiz biz, dostuyuz. Hepsi bizim komşumuz, binlerce sene, yüzlerce sene iç içe yaşamışız biz, tamamen suni bir ayrılık var. Sınırlar açılsın, vizeler kalksın, gürül gürül ticaret yapalım, bağrımıza basalım onları, bir sevinç olsun, bayram olsun, bereket, bolluk böyle her yeri bir sarsın. Dünya da görsün bu kalleşliğin, egoistliğin, bencilliğin çirkinliğini görsünler, bize özensinler. Bu sevgi, Anadolu’daki bu sevgi ve dostluk anlayışı ve bu ahlakın mutlaka dünyaya yayılması gerekiyor. Anadolu’da dünyanın en mükemmel ahlakı yaşanıyor şu an. Ne Almanlar da, ne İtalyanlar da, ne Macarlar da hiçbir yerde bulamazsınız bu ahlakı, yani dünyanın en mükemmel ahlakıdır. Sevgi, şefkat, merhamet, dostluk, temizlik, insancıllık, bir Anadolu insanını getir pırıl pırıldır. Tertemizdir, nur gibidir İnşaAllah.
MUHABİR: Şimdi hocam geçen bir vakıfta, Somali’li bir öğrenci ile karşılaşmıştık. Muhtelif arkadaşlar diyor dağıldık. Kimi diyor Almanya’da eğitim görüyor. Ben de Türkiye’de eğitim görüyorum diyor. Diyor ki, bir araya geldiğimiz zaman biz Türkiye’de çok yardım görüyoruz. Yani, orada yolda düşsek, elimizden tutup kaldıracak kimse yoktur. Ama burada biz sanki geliyorlar memleketimize diyorlar yani sizin buyurduğunuz bu Anadolu’lu ahlakı herhalde o ahlak değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabi tabi, yani, hayret edilecek bir mükemmellik ve Allah bütün güzelliğiyle, temizliğiyle muhafaza etti. Köylerimiz, kasabalarımız pırıl pırıl şehirlerimiz MaşaAllah.
MUHABİR: Şimdi bir de hocam, zatı aliniz böyle çalışmalar yapınca, tabi ki büyük fikirlerin, büyük hedeflerinde, büyük düşmanları olur. Yani, bir takım tuzaklarla ve düşmanlıklarla da karşılaştınız. Türkiye’nin büyük bir felsefe tutturması gerektiğini, liderlik yapacaksa insanlar bu gayeyle, bu vakıfları, bu çalışmaları başlattığınızı söylüyorsunuz. Şimdi dünyadan yankılar kitabında, birçok saldırılarda size ve çalışmalara yönelik saldırılarda ifade buyurmuşsunuz. Bu saldırılar kimlerden geliyor? ve müfteri ihbar mı diyelim artık şey mi yani hem suçu söylüyorlar, hem de suçluyorlar bu nasıl oluyor?
ADNAN OKTAR: Evet, İlk Fransa, benim aklımda hep orası vardı. Çünkü, felsefenin, Materyalizm’in, Darwinizm’in, Ateizm’in kalesiydi dünyada. En çok güvenilen yer de orasıydı. Amerika yahut Almanya, İngiltere daha sonra gelir. Ani bir baskınla, Fransa’yı Allah’a çok şükür fethettik ilmen. Kültür yönüyle fethettik. Bunun ani yakalanışı ve ani şok onları akıl almaz sarstı. Akıl almaz heyecanlandırdı. Ve o panikle kendilerince bir şeyler yapmaya çalıştılar.
MUHABİR: Yaratılış ansiklopedisinin yaptığı şey değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, evet Yaratılış Atlası onların en can alıcı noktalarına gitti. Sayısı da fazla değil. Ama can alıcı noktalarına gitti. Onlar zaten kendileri bunu çok güzel ifade ediyor. Atom bombası etkisi yaptı diyor.
MUHABİR: Öyle mi diyorlar hocam?
ADNAN OKTAR: Tabi çok şahane ifade etmişler. Ağzına diline sağlık kim söylediyse. Gece baskını diyor, bir başka şeyde. Bir yerde tufana benzetiyor, bir yerde de gökten diyor afet yağıyor diyor tuğla yağıyor diyor gökten. Bu ifadeler mükemmel izah ediyor. Hakikaten yani ani bir baskınla Fransa adeta yerle bir oldu Allah’a çok şükür. Hakikaten de ani, boş bulundular ve mükemmel neticeler aldık. Sarkozy’nin bir ifadesi var Allah’ı öven çok nefis, bayağı güzel. İngiltere başbakanı Tony Blair’in Allah’la, dinle, İslam ile ilgili sözleri çok nefis, tam anlamıyla dönüş yaptılar MaşaAllah. Ona da kitap gönderdim, ikisine de kitap gönderdim. Yaratılış Atlasını. Hemen onun akabinde böyle bir değişme oldu MaşaAllah.
MUHABİR: Hocam şimdi felsefenin merkezi Fransa diye buyurdunuz. İnsanlığa da ilk Materyalizm, ilk şey Fransız ihtilalinden sonra yani Ateizm, din adamların horlanması, küçük düşürülmesi de Fransız ihtilalinden sonra oldu. Bunları kim yaptı, bunun arkasındaki kimler vardı, bu ihtilalin ?
ADNAN OKTAR: Evet, ben tapınak şövalyeleri tarzında kapalı bir üslup kullanmıyorum. Açık açık söylüyorum Masonlar yapmıştır. Açık açık söylüyorum Masonlar yapmıştır. Masonluk taa Hz. Adem devrinden beri devam eden, şeytani bir teşekküldür. Kendileri söylüyorlar biz çok çok eskiye Hz. Süleyman zamanında da
MUHABİR: Tekamül ediyor.
ADNAN OKTAR: Tabi, Hz. Musa zamanında da, Mesela, Firavun tipik bir masondur. Yani, yöntemleri, çalışmaları, sembolleri, düşünce ve inanç sistemi, Darwinist olduğuda, yani Darwin’nin teorisinden çok daha önce, evrim düşüncesini savunduğu açık açık görülüyor. Kabartmalarda, resimlerde, onlarda Sümerler’den onları almışlar. Yani, çok çok eski şeytani bir öğreti olduğu Darwinizm’in anlaşılıyor. Yani çok eski, en eski şeytanın dinidir Darwinizm. Yani, nasıl hak dinler çok eskidir Hz. Adem devrinden gelir. Şeytanın dini de çok eskiden beri gelir. Ve şeytan hep aynı şeyi savunmuştur. Yani tekamül ve evrimle anlatmıştır olayları. Çok çok daha eski devirlerde, efsanelerde bile evrimden bahsedilir. Bunun şeytani bir düşünce olduğunu eski yazıtlardan da anlıyoruz.
MUHABİR: Bu şeytani düşünce Fransız ihtilaliyle ortaya çıktı diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi, tabi
MUHABİR: Ve bütün dünya da ilericiliğin, modernizmin habercisi olarak tanıtıldı.
ADNAN OKTAR: Güya ilericilik, halbuki Fransa’yı mahvettiler. Fransız insanının ruhunu kararttılar, dünyasını karattılar. Onun sevincini, neşesini, mutluluğunu kararttılar. Yeni yeni Fransa aydınlanıyor şimdi bir aydınlanma çağına girdi Fransa ilk defa. Avrupa’da aydınlanma çağına girdi. Şimdi karanlıktan aydınlığa doğru çıkmaya başladılar.
MUHABİR: Aslında o karanlık devirdi yani,
ADNAN OKTAR: Tabi ki, o karanlık devir bitti şimdi aydınlanma çağı başladı Avrupa’da. Yani tam bir kabus, her şeyi tesadüfle tarif ediyor. Mesela, portakal ağacı mükemmel bir şey, mesela tavus kuşu mükemmel bir şeydir. Nasıl oldu diyoruz, tesadüf. Sağa dön tesadüf, sola dön tesadüf. Protein nasıl oldu diyoruz, tesadüfen oldu diyor. İnsan gözü nasıl oldu o da tesadüflerle oldu. Kulak duyma hissini nasıl aldı o da tesadüfen oldu diyor. Peki, beynimiz, düşüncemiz her şey tesadüfen oldu diyor. Yani bu kadar absürd, bu kadar çılgın, bu kadar akılsız ve mantıksız dünya da başka bir din ve felsefe olmamıştır. Yani şeytanın kurduğu bu kadar bir şey olmamıştır. Yine eski sapık dinlerde yine puta veriyorlar işte taş yaptı diyor, tabi o da mantıksız da fakat bu daha mantıksız.
MUHABİR: Hiç olmazsa taş belki bir şey yapabilir.
ADNAN OKTAR: Fakat en en ilkel mantıkla belki hani böyle bir düşünmüş olabilir bir insan düşünmüş olabilir yani yanlış olmakla beraber. Ama tesadüf olabilecek en akılsızca izahtır en mantıksızca izahtır.
MUHABİR: Şimdi, hocam bu yaratılış ansiklopedisinin dünyada büyük tesirler meydana getirdiğini buyuruyorsunuz. Ve şimdi bu çürük duvarı tutmak için yani, onların buyurduğunuz bu başka bu defa başka şeylere yani çürük duvarı tutmak için yani işte burada bugünkü gazetede Milliyet gazetesinde şey yaptım. İşte kaplumbağalar önceden evsizmiş diye, niye yani sırtına bir kabuk taşıyor koyuyor da, diken takmıyor veyahut da kanat takmıyor veyahut ta evsiz dolaşsa daha karlı yani yük taşımaz sırtında. Ondan sonra bunun ileri bir model olduğunu nereden çıkartıyorlar böyle?
ADNAN OKTAR: Bakın siz, bir televizyoncusunuz, yayıncısınız, ve tabi kitap okuyorsunuz, araştırıyorsunuz ama, halktan bir insansınız. Aydınsınız ama halktan bir insansınız. Siz bakar bakmaz mantıksızlığı hemen anlamışsınız yani ilmi bir araştırma yapmamışsınız. Ama diyorsunuz yani, madem öyle niye dikenler çıkmamış, niye kanatlar çıkmamış, daha pratik olurdu yani.
MUHABİR: Şimdi bizde şuradan dolayı, şimdi bilim diyor ispatlanabilen bilgiler topluluğu, yüzyıllardan beri gelen, ondan sonra bilimin tanımını da son yüzyılda değiştirdiler. Carl Raymund Poper diyor ki: Yanlışlanan bilgiler şey, şimdi yanlışlanabilen mi doğrulanan mı? Hangisi olduğu da belli değil şu an bilimin esas tanımı. Şimdi kafalarına göre bir tanım yapıyorlar hocam siz bu Bilim Araştırma Vakfıyla neyi bunlara esas bilimi de mi öğretmeyi amaçlıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Bundan sonra önüne gelene yalan söyletmeyeceğiz. Önüne gelen istediği gibi artık bundan sonra yalan söyleyemeyecek. Ne zaman yalan söylerlerse hemen cevabını vereceğiz. Mesela, bu yalanın da hemen cevabını vereceğiz.
MUHABİR: Bu Milliyet gazetesi
ADNAN OKTAR: Evet, bu yalanın da cevabını vereceğiz. Bu da bilimsel bir yalan
MUHABİR: Evet, bilim değil bu aslında bir hurafeden de öte hocam.
ADNAN OKTAR: Bilimsel görünümlü bir hurafe
MUHABİR: Evet, hurafe
ADNAN OKTAR: Bilimselliğe sığınan bir hurafe
MUHABİR: Şimdi hocam, göklerde ve yerlerde görünür ve görünmez ayetlerin açıklanması da Bilim Araştırma Vakfı’na dünya tarihinin yeniden yazılması nasıl bir fonksiyon düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Kur’an baştan sona biri mucizedir. Mesela zamanın olmadığını söylüyor Kur’an. 1300 sene, 1400 sene insanlar, zaman var nasıl olmaz zaman diyorlardı. Zamanın izafi olduğu, zaman kavramının beynimizde bir inanç olduğu, daha yeni anlaşıldı. Einstein’ın modern fiziği anlatımıyla, halk ve insanlar bunu daha iyi anladılar, daha iyi kavradılar. Fakat bunu Kur’an 1400 sene önce bildirdi. Bilim bunu 1400 sene sonra buldu. Mesela, Allah diyor yeryüzü önce dumanlarla kaplıydı. Kainat. Sonra bilim adamları bunu doğruladı. Evet dediler, ilk başlangıçta, gökyüzü buhar ve dumanlarla kaplıydı. Sonradan gökyüzü şu an ki şeklini aldı dediler. Ne diyorsa Kur’an, ben sadece iki tane örnek veriyorum. Ne diyorsa, çıktı ve çıkıyor. Bu tabi, insanların Kur’ana olan bağlılığını da arttırdı. Bu Kur’anın mucizesidir. Yüzlerce binlerce mucizesi vardır ama bunlar tabi insanların, hemen gördüğü mucizelerdendir. Ve bilimle hiç çelişmemesi Kur’anın, daima bilimi desteklemesi ve güzel ahlakı mükemmel anlatması, Tevrat ve İncil’deki hataların, yanlışların hiçbir şekilde Kur’an da olmaması, okuyan insanın içini açması ve her türlü kafasındaki soruya tam cevap vermesi, Kur’ana dayalı İslamiyet anlayışının çığ gibi yayılmasına vesile oldu. Şu an dünya da tek din olmaya doğru gidiyor İslamiyet MaşaAllah.
MUHABİR: Şimdi, o zaman Bertnard Lewis’in dediği, önümüzdeki yüzyılda Avrupa müslüman olacak şeyine sizde katılıyorsunuz yani
ADNAN OKTAR: O kesin. O kesin yani, o zaten hem Kur’anın işaretiyle sabit, Peygamberimizin hadisleriyle sabit çünkü biz ahir zamandayız. Mehdi’nin zuhuru var, Hz. İsa’nın nuzülü var. Bunun bir ikinci bir yolu yok. Bu kesin, dünyanın kaderi bu zaten.
MUHABİR: Evet, bu kadere, burada bizim Bilim Araştırma Vakfı’nın fonksiyonu ne olacak? Hocam, siz ne yapmayı düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Bilim Araştırma Vakfı, yalanlara set çekecek, gerçek bilimi savunacak. Gerçek bilimi insanlara sevdirecek, sahte bilimle gerçek bilim arasındaki farkı insanlara anlatacak. Ben öyle umuyorum, öyle görüyorum.
MUHABİR: Evet hocam, Hocam bir de sizin en çok üzerinde durduğunuz konulardan bir tanesi, kitapların baştan sona hemen hemen, ele aldığı ana konu Evrim Teorisi. Şimdi Fransız ihtilalinden sonra çıkan bir takım işte aydınlatmacı dediğimiz, o ateist grup dediler ki, dinler aslında savaşlara sebebiyet veriyor. Siz de tersini savunuyorsunuz, diyorsunuz ki, dinler çatışmanın temel sebebi değildir, şeydir, Materyalist düşüncedir.
ADNAN OKTAR: Dinler bize, sevgiyi, şefkati, merhameti, muhabbeti, yardımlaşmayı, insan olmayı öğretir. Güzel insan olmayı, sevgi dolu insan olmayı öğretir. Kur’an da Allah cinayet işlemiş bir insan olduğunda, siz diyor bu kişiyi affederseniz, affederseniz bu kişiyi sizin için daha hayırlıdır diyor. Bu kadar derin bir merhamet, bu kadar derin bir sevgi anlayışı var. Böyle bir dinde terör, anarşi aramaya kalkmak, süt içerisinde efendim
MUHABİR: Su aramak gibi bir şey
ADNAN OKTAR: Evet, bulamazlar öyle bir şey. Öyle bir şey bulamazlar. Ama Darwinizm, Materyalizm içinde, zulmü acımasızlığı, dehşeti arayan hemen bulur. Çünkü yani bütün bünyesi buna göre, düzenlenmiş bir sistem.
MUHABİR: Zaten şimdi siz yazdığınız kitaplardan bir tanesinde, Komünizm ile ilgili şeyde şöyle diyorsunuz: İnsanı insan değilmiş gibi görmek anlayışı, vampir, zararlı bir böcek ve hayvan şeklinde tanımlıyorlar diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, Komünizm’e göre insan ha bir böcek, ha küçük bir haşarat, ha insan onlara göre yani hiç fark etmez. Bir mahluk olarak görürler haşa, halbuki insan Allah’ın tecellisi, mübarek ve muhterem bir varlıktır. Çok değerli bir varlıktır. Hatta, eğer çok gayretli olursa, güzel ahlaklı olursa, peygamberler gibi meleklerden dahi üstün olurlar. Ve bu çok önemli bir şeydir. Tabi Allah’ın önemli gördüğü bir vasıftır. Fakat Darwinizm’e göre de hamam böceğiyle hatta mikropla bir insanın farkı yoktur. Çünkü onlar atamız mikrop diyor zaten. Gazete de çıktı. Tabi atamız mikrop diyor.
MUHABİR: Şimdi hocam bir de şeylerin, sanatların ve bilimin de değerini aşağıya düşürdüklerini ifade buyuruyorsunuz. İşte prolater sanatı diye böyle şey resimler modern resimler, teneke kafalı adamlar. Bütün değer, insanların etik değerlerini de aşağıya düşürdüklerini söylüyorsunuz. Bunu hangi gerekçelerle söylüyorsunuz hocam?
ADNAN OKTAR: Bakın, daha önce yapılan dini yapılara bakın, tablolara bakın, eserlere bakın. Hep dinin yaygın olduğu dönemlerdedir bu. Mesela, Rusya’da din ortadan kalktıktan sonra, adeta yani dinin fonksiyonlarını kaldırdıktan sonra Rusya, küt, ruhsuz mat bir sanat anlayışı ortaya çıktı ama sanata benzemeyen bir sanat. Yani insanların içini karartan, insanların mutluluğunu elinden alan bir sanat anlayışı ortaya çıktı. Ne müzikte bir müzik ortaya çıktı. Ne tiyatroda bir tiyatro özelliği oldu. Ne de resimde, ne de heykelde. Her şeyde bir kütlük, matlık ve ürkünç bir yapı gelişti cansızlık gelişti. Bu insanların yüzüne de yansıdı. Rus insanını herkes bilir, donuk suratlı, donuk bakışlı, son derece sert olarak bilinirdi. Şu an tabi bu değişmeye başladı. Rus insanının cıvıl cıvıl, insancıl güzel yönü ortaya çıkmaya başladı. Ne zaman? Üzerinde Komünist kafanın, Komünist baskısı kalktıktan sonra, din serbest olduktan sonra, din ahlakı yayılmaya başladıktan sonra, Rus halkının eline yüzüne bir ışık gelmeye başladı. Bir ferahlık ve rahatlık gelmeye başladı. Bu dünyanın her yerinde böyle oldu. Komünist zulüm altında olan her ülkede, insanların yüzünde mutsuz bir ifade, çok garip bir ifade yani, çok tarif edilemeyecek bir ifade oluştu. Mesela bu Çin’de de şu an bunu görmek mümkün. Sanki robot, yazık değil mi bu insanlara? Bunların yüzünde insanı bin bir türlü mimik olması lazım. İnsani bir ifade olması lazım, insani bir mutluluk ve neşe olması lazım, bu yok. Bunu ortadan kaldıracağız işte, bunu düzelteceğiz. Bütün dünyaya hak ettiği, sevgiyi, neşeyi, mutluluğu ve sevinci vereceğiz İnşaAllah.
MUHABİR: İnsanı bir tür hayvan olarak görmekten kaynaklanıyor aslında bu değil mi hocam?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, tabi
MUHABİR: Bunu peki nasıl çözeceksiniz hocam yani bu şeyi hangi araçlarla yapacaksınız hocam?
ADNAN OKTAR: Darwinizm’e, Materyalizm’e darbe en güzel kitapla ve internetle olur. Allah interneti sırf Materyalizm’i ve Darwinizm’i yıkmak için yaratmış gibi görünüyor. Yani bence onun için yarattı. Mehdiyet için Hz. İsa’nın nüzulu için yaratılmış bir sistemdir Darwinizm’in ortadan kalkması içinde en büyük silahtır internet. Mesela, sırf 16 milyon kişi bu senenin daha bitmedi, 16 milyon kişi ve diğer sitelerimizde giriş yapıp oradan makaleler, diğer şeyleri indirmişler yani diğer yazıları da indiriyorlar. Bu çok çok güzel bir gelişme MaşaAllah eğer bu hızla devam edersek ki, ediyoruz daha da gelişecek İnşaAllah benim kanaatim 3-5 yıla kadar çok ciddi bir darbe almış olacaklar, ama benim asıl beklentim 2011 ve 2021. 2021 de tamamen biteceğini düşünüyorum İnşaAllah.
MUHABİR: Yani, Ateist düşünceyi büyük ölçüde sileceğinizi söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tamamen İnşaAllah, İnşaAllah
MUHABİR: Şimdi hocam bir de orada Evrim Teorisinde kazanılmış özelliklerin gelecek nesillere intikaliyle ilgili Lisenku örneğini veriyorsunuz. Ve diyorsunuz ki Sovyet tarımını ve Sovyet ekonomisini de bunlar bitirdiler diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Orada da bir takım şeyler var işte tohumların arkadaşça yan yana dizimi onları anlatır mısınız hocam?
ADNAN OKTAR: Yani, o kadar akılsızca, o kadar safça ki. Yani, yok soğuğa dayanıklı buğday yapacağız dediler yani tonlarca buğdayı telef ettiler. Oradaki ziraatçileri de perişan ettiler, köylüleri de perişan ettiler. Adamları aç bilaç bıraktılar. Yani, çok delice ve çılgınca girişimlerde bulundular. Bilimsellikle uzaktan yakından alakası olmayan cahilliğin en yüksek noktalarına çıktılar. Hani eskiden böyle cahiller kara büyü yaparmış, böyle anormal şeylere inanırlarmış ya ondan daha beter bu.
MUHABİR: Şimdi Çin’de de anlatıyorsunuz hocam kitabınızın birinde işte derin ekim, ondan sonra kuşların öldürülmesi falan, bugünde tozlaşma için falan böcek ve kuşların olması gerektiği bilimsel olarak ispatlandı. Yani, bu Komünist akılsızlığı
ADNAN OKTAR: Yani, inanılmaz akılsızlar inanılmaz. Ben hayretler içinde kalıyorum. Bir de onların demir elde etmek için bir ortaya çıkışları var böyle her yerde demir ocakları oradan buradan demir filizlerini topluyorlar. Onları eritiyorlar ve rezalet demirler elde etmişler. Demire benzemedik demirler, güya denemeler yapıyorlar. Yani, tam bir fiyasko ve rezaletle sonuçlandı. Ne olacak demiri bir anda elde ederiz kafasıyla yola çıktılar, rezalet tarzda böyle güçsüz demire benzemeyen dökme demir ama anında dağılan toprak gibi pikten daha beter bir şey elde ettiler. Yani, nereye dönsek cahilliğin, saflığın, akılsızlığın belasını gördük bu insanlarda.
MUHABİR: Şimdi hocam, bu tabi bu akılsızlığın neticesi olarakta 1959-1961 arası Çin’de 40 milyon insan ölüyor.
ADNAN OKTAR: Evet, doğru
MUHABİR: Şimdi bu 40 milyon insan o günkü Türkiye nüfusundan bile fazla idi. Yani bu envanterini bu insanların, bunların şeyini hukukunu kim soracak bunlardan?
ADNAN OKTAR: Bunların hukukunu, tabi Allah onlardan soracak yani, akılsız ya akılsıza ne söylenebilir. Yani, yapacak bir şey yok. Ama İnşaAllah bir Türk Birliği olduğunda, Çin’de bu belanın içinden kurtulacak, Çin milleti de bu belanın içinden kurtulacak. İnsan olmanın, neşenin, mutluluğun, sevincin, imanın, kardeşliğin, fedakarlığın güzelliğini onlara gösterteceğiz İnşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah. Bir de hocam bu akılsızlığa da aslında bilinçli olarak inanıyorlar gibi bir imaj çıkıyor. Siz kitabınızın birinde Lenin’in yoldaşlarına şu emri verdiğini söylüyorsunuz. Sakın, düşünmeyin yoksa inanırsınız demiş.
ADNAN OKTAR: Evet, yani, yöntem bu, Maddenin hakikatiyle ilgili bizim anlattığımız, yani maddenin insan beyninde oluşan görüntüsü, seslerin insan beyninde oluşması konusuyla ilgili. Onun panik dolu ifadeleri var. Yani, bu konuya sakın girmeyin diyor sakın düşünmeyin diyor. Yani, bir insana sakın girme, sakın okuma, sakın düşünme, aklı başında bir insanın söyleyeceği söz mü şu? Yani, biz niye Komünizm’i öğreniyoruz Faşizm’i öğreniyoruz, Darwinizm’i öğreniyoruz ve cayır cayır cevaplarını veriyoruz. Doğru olduğu için korkar.
MUHABİR: Siz Kur’anda da Cenab-ı Allah, ne az aklediyorlar diye ikaz olarak onu mu ifade ediyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Evet, onlar akletmez bir kavimdir diyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Çünkü onlar akletmez bir kavimdir diyor. Bunu bu yüzyılda daha da şiddetli görmeye başladık. Yani, bir kere tesadüfe dayandırılarak kainatı açıklamaları olayı bitiriyor. Bir akılsızın kullanabileceği en güçlü izah budur. Yani bana en akılsızca lafı et dersen bir insana bir şeyin meydana gelmesini tesadüfe bağlar.
MUHABİR: Bir tane edeyim mi hocam akılsızca bir laf. İnsanlık hızla cehalete sapabilmektedir. Çocukların okula gönderilmesi gerekmiyor demiş Çin Komünistleri. Kırlar bizim okulumuz, toprak kağıdımız, saban da dolma kalemimiz demişler.
ADNAN OKTAR: İşte buyur.
MUHABİR: Siz bunu kitabınıza almışsınız hocam
ADNAN OKTAR: Evet biliyorum..
MUHABİR: Bir de başka şeyde söylüyorlar. Bizim mühendis, profesörler, doktorlara da ihtiyacımız yok demişler hocam.
ADNAN OKTAR: Yani, Çinlinin cahilliği dünyadaki en gelişmiş cahillik olabilir. Ama düzelecek İnşaAllah.
MUHABİR: Fakat hocam şimdi geçenlerde yabancı bir gazetede bir makale çıktı Çin ile ilgili burada batınında aslında bilinçli o toplumları, bu cehaletinden istifade ederek sürüklediği bu rejimlere sürüklediği anlaşılıyor. Şimdi günah çıkartır gibi makalesinde şunu yazıyor, diyor ki, bir Çin fabrikasına gittiğiniz zaman diyor, bakıyorsunuz ki işçiler diyor, gözünü bile işinden ayıramıyor, dışarıya bakanı derhal işten ayırıyorlar ve bunlar karın tokluğuna çalışıyor. Çalıştığı yerde de kadın işçinin biri diyor işte havasızlıktan nefes alamıyoruz diyor. İşte ciğerlerinden rahatsızlanmış 2-3 yıl içinde, duman ve kokudan içeriye girilmiyor. Bu ortama sırf diyor biz bir şeyi 2 dolar daha ucuza almak için, bu insanların bu şekilde bir hayat sürmesine razı olamayız şeklinde yazılar var. Yani bunun aslında arkasında yine Mason locaları ve şey yok mu hocam?
ADNAN OKTAR: Tabi Mason locaları, Masonluk Çin halkını böyle insan gibi görmedi. Onları böyle geri bir ırk olarak gördüler. Ve onlara adeta bir cehennem hayatını uygun gördüler. Ve Komünizm’i onların başına bela ettiler o zavallılara. Hakikaten de daha hala bu belanın içerisinde çırpınıyorlar. Hakikaten en ucuz işçi, en ucuz insan gözüyle onlara bakıyorlar. Halbuki Çinliler barışsever, sevecen insanlardır. Ama onlara hayatı kararttılar adeta yani, mutluluğunu ellerinden aldılar, sevincini ellerinden aldılar. Onları garip varlıklar haline getirdiler. İnşaAllah Türk İslam Birliği bu belayı tam kökünden çözmüş olacak. Onlara da tam bir hürriyet ve mutluluk vermiş olacak İnşaAllah.
MUHABİR: Evet, Hocam şimdi siz bir de bizim Balkanlar’daki coğrafyamızda Enver hoca ile ilgili şeylerde var. Şimdi, toplumunu sadece at arabasına ve bir de her tarafı sığınağa mahkum ediyor. Korkanlarla şey. Bu korku psikolojisi nereden kaynaklanıyor? Herkesin hücum edeceği, bir de nasıl bir sosyal çağında, otomotiv çağında, uzay çağında at arabasına mahkum ediyor toplumunu.
ADNAN OKTAR: Yani, nereye baksak bir akılsızlık ortaya çıkıyor yani, nereye baksak bir rezalet. Çünkü bilimsellikten, mantıktan, akıldan tamamen uzak izahlar bunlar. Bir insan, kendi milleti için en ileri teknolojiyi düşünür. Müthiş bir ilerlemeyi düşünür, bilimde, teknolojide, sanatta, en yüksek noktaya ulaşmayı düşünür. Bu adamlarda bu yok, tam tersine
MUHABİR: Bir de korku paranoyası var.
ADNAN OKTAR: Evet, tabi herkes düşman, her yer düşman ona göre, bir de yöntemlerde çok kötü yani, toprağın altını kaz kaz, betonla ört gir içine, yani mezarlık gibi böyle. Sen öyle bir şey düşüneceğine, bilimle, sanatla, güzel ahlakla, sevgiyle
MUHABİR: İnsanları kucaklamak
ADNAN OKTAR: Tabi insanları kucakla, insanlara özgürlük ver, din özgürlüğü ver, değil mi? Dini yasaklayarak, camileri kapatarak, kiliseleri yıkarak, sinegogları yerle bir ederek olmaz. Olmaz tabiî ki böyle. Bunun sonucunda bereketsizlik, uğursuzluk, hastalık ve bela olur. Ruhende bedenende hasta ettiler toplumları. Çok sonradan fark etti, ilk Ruslar bunu fark etti MaşaAllah. Yani, büyük bir belanın içine sürüklendiklerini fark ettiler. Ve Rusya’da Komünizm yıkıldı. Çok şükür, ondan sonra zincirleme her yerde yıkılmış oldu arkasındanda, ama yine Komünizm tehlikesi var dünyada çünkü, enkazına bakıyorsun yangın, bir binayı yıkarsında böyle yine kıvılcımlarından bir yangın çıkar ya onun gibi.
MUHABİR: Bu Liberal krizden sonra alternatif yine Sosyalizm dediler. Oradan mı şey yapıyorsunuz hocam?
ADNAN OKTAR: Şimdi öyle bir şey ki, Önce Komünizm belasının içerisine sokuyorlar adamları yani çamurun içine, çamurdan adamları kapıya foseptiğin içine sokuyorlar, foseptiğin içinden yine şimdi sizi öldürelim diyorlar yani.
MUHABİR: Çamura bir daha girin.
ADNAN OKTAR: Çamurda değil bu sefer öldürelim diyorlar yani. Çünkü Komünizm dünyanın artık mahvolması demektir böyle bir sistemde. Çünkü denenmiş, insanların müthiş canını yakmış, çok uğursuz, insanları adeta acıyla saran, belayla saran bir sistem. Yeniden Komünizm içine girmek ne demek, yeniden büyük bir belanın içine girmiş oluyor. Orada ne bereket kalır, ne bolluk kalır, ne çalışma azmi kalır, ne şevk kalır, ne heyecan kalır. İnsanlar tamamen felç olur öyle bir sistemde. Yine bu sistemde bir şeyler yapıyorlar, böyle bir sistemde hiçbir şey yapamazlar. Çünkü insanlığın sen ruhunu yok etmiş oluyorsun öyle bir sistemde, beynini yok etmiş oluyorsun. O yaratmacı gücünü, telif gücünü ortadan kaldırmış oluyorsun. Yani insanlık neşesini yok etmiş oluyorsun. Artık geriye ceset kalır o insandan, bir şey kalmaz. Yani istediğin kadar Komünist yap, istediğin kadar Faşist yap, ne yapıyorsan yap, artık o ölmüş oluyor adam, manen öldürmüş oluyorsun. Onun yapacağı hiçbir şey olmaz sana, yani onu makine gibi kullanacağını düşünüyor ama, makine vasfı da kalmaz onun yani, kolu bedeni bile çalışmaz öyle bir insanın, yani beyni giden bir adamın ruhu da gider. Gücü de gider, kol gücü de kalmaz, hiç gücü de kalmaz.
MUHABİR: Hocam, kitaplarınızda çok orijinal figürler kullanılıyor. Ve bizim eski yazma eserlerdeki gibi, böyle resimler kenarlarında, bir kitap buralarda varsa, gösterebiliriz izleyicilerimiz de baksınlar, şimdi bu hem Türk İslam kültürünün üstünlüğünü, batılı insanın kafasına nakşetme ve Türk İslam medeniyetinin etik değerlerini, estetik değerlerini özümsetme amacı mı taşıyor?
ADNAN OKTAR: Tabi ki yani bir Osmanlı kültürü, bir Osmanlı cami modeli, Osmanlı ev modeli dünyadaki olabilecek en mükemmel ev modelidir. En çok insanın ruhunu açan, beynini rahatlatan, göze zevk veren modeldir. Mesela bir Osmanlı camisini düşünün, 10 km öteden 5 km öteden 2 km öteden nereden bakarsan bak, insanın içini açar. Muhteşem bir güzelliği vardır. İçine girdiğinde yine o ferahlığı ve güzelliği görürsün.
MUHABİR: Diğerine fısıldadığın zaman öbür ucunda duyarsınız.
ADNAN OKTAR: Çok mükemmel, mesela bir Osmanlı stilinde yapılmış bir ev mükemmel kullanışlıdır, mükemmel zevk verir ve mükemmel insanın ruhunu açar ve dinlendirir. Bir adeta mucize gibi, ona hayret etmemek mümkün değil. Ecdada Allah ilham etmiş, mükemmel bir şey ortaya çıkartmışlar, Osmanlı devrinden kalan o caddeler, evler, sokaklar, mesela tablolarda oluyor zaman zaman, insanların içi gidiyor ona,
MUHABİR: Mesela hocam şurada şey yaparken şu şöyle bir
ADNAN OKTAR: Evet MaşaAllah MaşaAllah
MUHABİR: Bu kitaplarda, bir de baskı kalitesi itibariyle son derece kaliteli baskılar, böyle resimlerde şematik ve,
ADNAN OKTAR: Evet, tam ilgili resimler
MUHABİR: insanların tam gözünde canlanacak tarzda.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Şimdi dünyada nasıl tesir oluşturuyor. Yani batılılarda bu sizin hayal gücü diyelim veya tasarım kabiliyetine büyük hayranlık besliyorlar mı?
ADNAN OKTAR: Bu Yaratılış Atlası’nı öven ifadeleri bir görseniz, yani binlerce, ama hep ondaki estetik, sanat ve güzelliği övüyor, mesela karşı olan bile sanatına teslim oluyor. Çok çok güzel bir sanat uygulanmış diyor, çok göz alıcı ve hakikaten heyecan verici bir kitap diyor. Ama tabi çok muhalefet olanlar, çok çok muhalefet olanlar.
MUHABİR: Artık azılı Allah düşmanı diyelim
ADNAN OKTAR: Şöyle evet yani, küfrü mutlağa düşmüş artık, böyle tabir edelim. İnsanlarda güya bir direnme oluyor aslında o ayette Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor: Şeytandan Allah’a sığınırım. Vicdanları diyor kabul ettiği halde diyor Allah, zulüm ve büyüklenme yani, enaniyet ve gurur dolayısıyla, reddettiler diyor Allah. Yoksa ret, gerçek anlamda ret olmuyor. İçinde bilinç altında kabul ediyor aslında.
MUHABİR: Firavun’un boğulurken ki anı gibi mi oluyor hocam?
ADNAN OKTAR: Yaklaşık, yaklaşık yani, gerçek anlamda imansızlık olmuyor insanlarda, yani gurur, enaniyet, kibir ve büyüklenme hissinden ötürü ve eğilimden dolayı o reddi meydana getiriyorlar.
MUHABİR: Bir de hocam şöyle bir şey var. Şimdi Kur’an ayetlerini yeniden tefsire tabi tuttunuz ve modern bilimin ışığında yenilediğiniz ortaya çıkıyor bu çalışmaların neticesinde. Harun Yahya ismini hangi amaçla ve isminiz malum hocam, buradaki amacınız neydi hocam?
ADNAN OKTAR: Ben Hz. İsa’nın da Hz. Musa’nın da ve kendi Peygamberimizin de Hz. İbrahim’in de hepsinin hayranıyım. Ama bunlar yardımcı peygamberler bu mübarekler, ikisi de Hz. Harun Musa’ya yardım etmiş. Yahya’da Hz. İsa’ya yardım etmiş. Yardımcı olma düşüncesi yani, bende Peygamberimiz (s.a.v)’in naciz bir yardımcısı olmak, azmiyle, düşüncesiyle ve onun sahabilerinin, onun ümmetinin yardımcısı olmak isteğini, arzusunu taşıyan bir şey bu yani, bir dua gibi
MUHABİR: Evet hocam, şimdi bu birçok İslami çevrelerden de sizin bu yorumlarınıza şu kitaplara hiçbir itiraz görmedim de bazıları Mesih’in geleceği ve Mehdi’nin zuhur edeceği noktasında itiraz ediyorlar hocam, bunlara ne diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Bir kere onun itirazı hiçbir çözümü yok, illaki gelecekler, yani Mehdi bir kere gelecek değil geldi ve zuhur etti. İsa (a.s)’ın da gelmesi an meselesi. Her ikisini de durduramazlar ve bu dünyanın kaderi, nereye itiraz ediyorlar. Bir kere iki büyük mezhep bütün dünyada İslam aleminin en büyük mezhepleridir. Biri Şia biri Sünni mezhepi. Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi mezheplerinde Hz.İsa’nın inişi ve Mehdi’nin zuhuru kesindir tartışılacak konu değildir. Nettir. Şii mezhepinde zaten ana konulardan bir tanesidir. Hatta İran anayasasının birinci maddesi, bu anayasa diyor Mehdi zuhur edene kadar geçerlidir diyor. Mehdi zuhur ettikten sonra bu anayasa geçerli değildir diyor.
MUHABİR: Yeni anayasa hazırlayacaklar.
ADNAN OKTAR: Tabi yani biz Mehdi’ye bırakacağız olayı, konuyu Mehdi’ye bırakacağız diyor. Bu bu kadar açıkken nereye inkar ediyorlar. Bütün alametler çıkmışken inkar etseler ne olur?
MUHABİR: Kıyametin bütün küçük alametleri çıktı değil mi hocam? Hemen hemen
ADNAN OKTAR: Afganistan’ın işgali, Irak’ın işgali, İran Irak arasındaki savaş, Fırat’ın suyunun kesilmesi barajla, Ramazan ayında 15 gün arayla ay ve güneş tutulması olması, kuyruklu yıldızın zuhuru, güneşte büyük bir alametin olması yani son yüzyılların en büyük güneş patlaması oldu güneşte, buna benzer Kabe baskını, Kabe’de kan akıtılması, tozlu dumanlı bir fitne, bu 11 Eylül olaylarına işaret ediyor. Tamamı tarif edilmiş, ahir zamandaki olacak olaylar ve bu 20-30 yıllık bir zaman dilimi içerisinde olacak olaylar anlatılıyor. Bunların hepsi oldu. Bunun inkarı mümkün değil, yani tahakkuk etmiş durumda, olay bitmiş durumda, o yüzden Mehdi gelecek mi diye bir konu yok, Mehdi gelmiştir zuhur etmiştir. Ama Peygamberimiz diyor ki (s.a.v) Mehdi halk içerisinde gezinir, o halkı görür ama halk onu göremez diyor. Çarşılarda gezer Mehdi diyor. Onun için hatta Said Nursi geldiği zaman, kendisi dahi kendisini bilmez diyor Mehdi için. Mehdi’nin anlaşılması, Hz.İsa ile beraber namaz kılmasından anlayacağız ve İslam’ı bütün dünyaya hakim etmesiyle anlayacağız. O zaman diyeceğiz ki, Allahualem o mübarek insan buydu. İnşaAllah
MUHABİR: Şimdi siz hocam bu kitaplarda, bir de şunu buyuruyorsunuz: Yeni bir çağ oluşacağı ve bu çağda huzur çağı olacağı, çöllerin ağaçlandırılacağı, kıyamete kadar insanlığın huzur ve medeniyet çağından geçeceğini ifade, bunları bir ifade eder misiniz?
ADNAN OKTAR: Altın çağ, Mehdi’nin zuhuruyla fakirlere diyor Peygamberimiz o kadar çok mal dağıtır ki, fakirler aldığı malın çokluğundan utanır, geri getirirler onu hazineye diyor. Biz ümmetin en işte gözü aç olan biz miyiz derler diyor geri iade etmek isterler diyor. Hazineyle ilgilenen kişi de onu almaz diyor. Geri verirler diyor ona, o kadar müthiş bir bolluk olacak diyor ve bereket olacak, hatta mezardakiler bile onlara imrenir diyor. Havadaki kuşlar, denizdeki balıklar bile memnun olacaklar diyor. Öyle bir bayram havası, öyle bir neşe, öyle bir mutluluk ve sevinç çağı gelecek. İnsanlar gerçek sevgiyi öğrenecekler, gerçek dostluğu gerçek kardeşliği öğrenecekler. Fedakarlığın, dostluğun, yüce duyguların, derin güzel duyguların zevkini alacaklar. Ve müthiş estetik ve sanat çağı gelecek, muazzam bir mimari, muazzam bir sanat anlayışı bütün dünyayı saracak, yani dünya adeta bir nevi cennete dönecek. Hz. İsa’nın inişiyle de bu mükemmelliğe mükemmellik katılacak, Hıristiyan alemi de Müslüman olacak, Hz. İsa müslüman olduğu için onlarda Hz.İsa’ya bağlı oldukları için, onlarda Müslüman olacaklar. Tek din İslamiyet kalacak dünyada. Ve görülmemiş bir mutluluk ve sevgi çağı yaşanacak.
MUHABİR: Aynı zamanda hocam siz ümit var bir dünyayı da aşılamış oluyorsunuz değil mi? Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu gidişat bu gelişme şu tarz da bir gelişme, yani şöyle de gelişebilirdi İslam’ın hakimiyeti böyle gelişiyor dikey süratle.
MUHABİR: Bir de hocam, şimdi acaba demin Arnavutluk’tan söz ediyorken İslam coğrafyasının devamı olan Arnavut Müslümanlarını böyle küçük ve sefil duruma düşürmek için, batının özellikle, yani niye Bulgaristan şey olmadı da Enver hocavari bir sisteme girmedi de işte Yunanistan girmedi de, orada böyle bir akılsız bir adamın iktidara gelmesini teşvik ettiler ve orada İslam’ın gücünü kırmaya çalıştılar sonucu ortaya çıkmıyor mu?
ADNAN OKTAR: Bak dikkat edin, bütün Türk devletleri aşağı yukarı Komünistlerin ellerine teslim ettiler. Rusya’nın iktidarı döneminde, Marksistlerin bütün Türk devletlerini adeta yani büyük bir bölümünü hatta %90 diyebilirim Komünistlerin eline verdiler. Gine o coğrafyada genelliklen ya Çavuşesku’nun eline verdiler ya Enver Hoca’nın eline verdiler. Ya Bulgaristan’da işte Tudorucukov bilmem ne falan, gibi kişilerin ellerine verdiler ve çok ezdirdiler. Türklerin biliyorsunuz isimleri değiştirildi o dönemde, camileri kapattırıldı, kültürleri yok edilmeye çalışıldı,
MUHABİR: Göçe zorlandı
ADNAN OKTAR: göçe zorlandılar, biliyorsunuz büyük bir göç oldu Türkiye’ye ama bunların hepsi beyhude sonuçta yine aynı güzellik, yine aynı gelişme yeniden olacaktır ve oluyor da. Şimdi Bosna’nın durumunu görüyoruz, boydan boya bir Osmanlı coğrafyası, oraya kadar dayandı. İtalya’nın ta beline kadar dayandı MaşaAllah, İslamiyet’te çok güzel gelişiyor o bölge içerisinde, yani, Edirne’den ta İtalya’nın beline kadar güzel bir gelişme var ki rivayetlerde Roma’nın da Müslüman olacağı, Roma’ya da İslam’ın geleceği belirtiliyor. Peygamberimiz Hıraklin şehri diyor Roma’da feth olacak diyor manen, fikren ve düşünce feth olacak, İtalya’da Müslüman olacak. Bu rivayetlerde de var olan bir şeydir.
MUHABİR: Hocam bu kitaplar muhtelif dillere de tercüme edildi
ADNAN OKTAR: Altmışın üzerinde dile tercüme oldu evet
MUHABİR: Dünyada nasıl karşılanıyor yani rağbet nasıl? Nasıl tepkiler alıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Açıkça söyleyeyim en çok okunan İslami eserler bunlar dünyada. Bütün tarikatlar, bütün cemaatler, bütün görüşlerin en çok okuduğu eserler bunlar ve en etkilendikleri ve en beğendikleri eserler bunlar. Allah’a çok şükür, elhamdülillah, MaşaAllah.
MUHABİR: Sağolun hocam, sizinde sayenizde yalnız televizyonlarda da hocam bu kelebekler, kuşlar vs. ile ilgili belgesellerde Türk klasikleri haline geldi. Bunun da farkında mısınız hocam?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah, MaşaAllah süratle gelişiyor MaşaAllah. Yüz televizyonda falan Anadolu’da yayınlanıyor MaşaAllah
MUHABİR: Anadolu’da da İstanbul’daki büyük televizyonlarda da,
ADNAN OKTAR: İstanbul’da da tabi tabi
MUHABİR: Yalnız tabi Masonların hakim oldukları şeyler yapmıyor.
ADNAN OKTAR: Onlar hariç evet
MUHABİR: Onlar için hocam ne zaman uyunacaklar onlar hocam?
ADNAN OKTAR: Bence onlarda o aşamaya doğru süratle gidiyorlar. Geçenlerde öyle büyük bir yazar, Allah’a inandığından bahsediyor. Ben onun Darwinist olduğunu söylemiştim. O da kendisinin Allah’a inandığını söylemiş, ama ahirete inanmıyorum diyor. Peki, şimdi yani,
MUHABİR: Olmadı ki
ADNAN OKTAR: Yani, Allah yaratacak, tabağın amacı olacak, ışığın amacı olacak, saatin amacı olacak, ayakkabının amacı olacak, gözlüğün amacı olacak, her şeyin amacı olacak ama insanın amacı olmayacak ve Allah haberi olmayacak yarattıklarından
MUHABİR: Olmayacak bir şey bu hocam.
ADNAN OKTAR: Olmayacak bir şey bu, şunun mantığı var mı? Yani, kromozomlarına kadar, beyninin içindeki mükemmel sisteme kadar, görmesine, duymasına kadar, her şeyini yaratacak Allah fakat ondan da haberi olmayacak, şu mantık mı bu.
MUHABİR: Evet, bir de hocam bu kadar şeyi yaratan bir daha yaratamayacak.
ADNAN OKTAR: Yani şu da olacak iş mi? Allah onu örnek olarak veriyor. Daha önce nasıl yarattıysak diyor, yine aynısını yaratacağız diyor. Zaten her an yaratıyor, yaratmaya her an devam ediyor. Şu anda da gösteriyor yaratmayı
MUHABİR: Yani yeni doğan çocukta öyle zaten hocam yani bir mucize
ADNAN OKTAR: Toprağın altına sürekli insanlar giriyor, toprağın üstünden sürekli insanlar çıkıyor. Devamlı bir sistem çalışıyor, Cenab-ı Allah’ın yarattığı bir sistem, milyonlarca insan toprağın içine giriyor. Toprağın içinde yok oluyor. Milyonlarca insan yine topraktan oluşuyor. Yiyecek alıyor, içecek alıyor, o sperme dönüşüyor, kadınlar hamile kalıyor. Ama bütün olay topraktan geliyor yine onlara, yani sonuçta hızlandırılsa yani hızlı bir film çekilmiş olsa, sürekli insanların toprağa girdiğini ve sürekli insanların da topraktan çıktığını görürüz süratlendirilse.
MUHABİR: Peki hocam bu eserleri yabancı şeylere, başka dillere çevirirken, mesela Hindistan coğrafyasında, işte Filipinler’de özellikle İslam’la tanışmamış coğrafyalarda, Afrika’nın ücra köşelerinde bunların dillerine çevirecek uzmanları nereden buluyorsunuz hocam?
ADNAN OKTAR: Allah gönderiyor, hayret ediyorum mesela svali dili bilmem etmem, yani bu bilmediğim. Orada insanlar çıktılar, kitaplarımızı kendi dillerine çevirdiler. Yine öyle garip diller, yani hiç duymadığım bir de lehçeleri varmış onların ayrı farklı, onlara da çeviriyorlar MaşaAllah. Ben diyorum, çevirin kitapları helal olsun size yani ne yapıyorsanız yapın yeter ki çevirin, okuyun, dağıtın ben razıyım diyorum, onlar da devam ediyorlar MaşaAllah.
MUHABİR: Bir de hocam bu kitapların gelirlerini yeniden kitapların dağıtımına tahsis ediyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi tabi ben hiç Allah vermesin ne kar alıyorum, ne telif hakkı alıyorum, hiçbir şey almıyorum.
MUHABİR: Devamlı… Bir de merak edilen nokta, hocam diyorlar bu şeyleri, bu kaynağı nereden şey yaptı. Herkese kitapları gönderdi. İşte Fransız Sarkozy’e bile göndermişsiniz biliyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Allah yolunda dağıtana Allah bol bol ihsan eder. Onlar da yapsınlar görecekler. Allah yolunda bol bol dağıtana Allah bol bol verir. Yani tüm mesele Allah’a tam bir açık samimi bir kalple teslim olmak, Allah’ın verdiği imkanı bol bol dağıtmak, Allah onu dağıttıkça daha da fazlasıyla nasip eder İnşaAllah.
MUHABİR: Denerseler görecekler diyorsunuz
ADNAN OKTAR: Görecekler tabi yapsınlar görecekler tabi İnşaAllah
MUHABİR: Hocam çok teşekkür ediyoruz. Sizi yorduk, bir daha İnşaAllah başka bir programda tekrar eserlerinizi inceler zati alinizi yorarım hocam İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun İnşaAllah.