MUHABİR: Bel Ahdan’a hoş geldiniz. Bel Ahdan “AÇIK KOLLAR” anlamına geliyor ve size programımıza tekrar hoş geldiniz diyoruz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, şeref duydum.
MUHABİR: Öncelikle sizin hakkınızda tabi ki bazı araştırmalar yaptım. Zaten ünlü birisiniz ve hakkınızda az çok birşeyler biliyorum. Öncelikle söylemek istediğim şey çok, gerçekten çok havalı ve şık olduğunuzdur. Akıllı tasarım hakkında söylediklerinizi de okuduğum ve dinlediğim zaman aklıma aynı zamanda kendi şıklığınız, kendi moda tasarımı anlamındaki şıklığınız da geldi açıkçası. Bu bağlamda da Müslüman ve aydın olmanız, bu açıdan da modern olmanız son derece önemli ve ilgi çekici
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim. Güzel gözle bakıyorsunuz, güzel görüyorsunuz.
MUHABİR: Birçok kitap yazdınız, sayısız makaleniz var. Fakat bunların yazı konularına genel olarak baktığımız zaman en büyük tutkunuz İslam dünyasının karşısındaki büyük problemler oluyor. İslam dünyasının karşısındaki en karmaşık sorunlara eğildiğinizi görüyoruz bu yapıtlarınızda. Özellikle bilim, Darwinizm ve evrim teorisi gibi konularda fikir üretiyorsunuz. Darwinizm’e mi yoksa Darwin’e karşı mı bir cihat başlatıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ben sadece gerçeği arıyorum. Gerçeği anlatıyorum. İnsanların aldatılmasına, insanlara yalan söylenmesine karşıyım. Bunun için bir mücadele veriyorum.
MUHABİR: Asıl ilgili alanınız Darwin’in kendisi mi yoksa Darwinizm mi sizin en büyük sorununuz? Çünkü bir kaç konuşmanızda ve söyleşinizde, Darwin’i deccal olarak tanımladınız. Dawrwinizm sonuçta biyolojik bir kuram ve insanlar buna çeşitli şekillerde yaklaşabilirler. Bunu iyiye ya da kötüye de kullanabilirler. Bu bağlamda sormak istediğim soru, Darwinizm ya da evrim teorisi bağlamında en önemli bulduğunuz konular. noktalar nelerdir?
ADNAN OKTAR: Darwin’in tabi şahsı herhangi bir insan. Ama biz o fikirlerin üstünde duruyoruz. Ben Darwinizm’in masonluk kaynaklı olduğuna inanıyorum ve halkı bile bile aldattıklarına inanıyorum. Çünkü Darwin “eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş yavaş gelişmelerle türemişse neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz” diyor. Zaten Darwinizm’i başından bitiren bir açıklama bu. Yani ara fosil olmadığına göre, tek bir tane ara fosile rastlanmadığına göre; 100 milyon fosil bulunmuştur, tek bir tane ara fosile rastlanmamıştır, bu zaten Darwinizm’in bitişi için tek başına yeterli izahtır. Kendi izahına da uygun Darwin’in. Mesela “neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde?” Her şey çok düzgün ve mükemmel diyor. Neden böyle diyor? Çünkü Allah yaratıyor da onun için. “Sayısız ara geçiş formu olmalı. Fakt niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz? Niçin her jeolojik yapı, her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil?” Peki Darwinizm’i başından bitiren bir açıklama değil mi bu? Yani 100 milyon fosil var ve hepsi yaratılışı ispat ediyor. Darwin de bunu söylüyor. Ara fosil yok diyor. Tamam demek ki bitmiş.
MUHABİR: Bilim çevrelerine baktığımız zaman Darwin’in kuramını eleştiren ve bu kurama farklı açılardan yaklaşan bir çok bilimadamı var. Fakat bütün bu farklı eleştirilere baktığımız zaman Darwinizm’in eleştirisinin tek çözümünün yaratılışta yattığını da söyleyemeyebiliriz.
ADNAN OKTAR: Başka ihtimal nasıl olsun? Yani, mesela şu fincana bakıyoruz, belli birisi yaratmış. Bu bizim beynimizin içinde yaratıldığına göre, bunu beynimizin içinde gördüğümüze göre buna ikinci bir ihtimal nasıl verelim? Yani bunu sorduğumuzda bir şahıs bunu fabrikada yapılıyor diye yemin ediyor, kesin eminler, biz de eminiz. Ama Allah bunu bizim beynimizin içinde yaratıyor. Biz bunun tesadüfen olamayacağını bildiğimize göre buna ikinci bir ihtimal verilemez ki. Net ve açık, çok aleni bir gerçek bu.
MUHABİR: Darwin ve evrim teorisine yönelik eleştirilerinize baktığımız zaman, Darwinizm’in sosyal hayat üzerindeki etkilerinden de yoğun biçimde bahsediyorsunuz ve bu eleştirilerinizde Darwinizm’i yeryüzündeki günahlarla ve kötülüklerle ilintilendiriyorsunuz. Örneğin ırkçılık, soykırım, dünyayı şu anda bölmekte olan vahşet, bütün bunları Darwinizm’e bağlıyorsunuz. Sonuç olarak sosyal Darwinizm’den bahediyorsunuz. Ama bazı çevreler sosyal Darwinizm’i kabul etmekte çok rahat değiller. Çünkü sosyal Darwinizm ve biyolojik Darwinizm arasında bir çelişki var gibi. Acaba dünyayı, biyolojiyi Darwin olmadan hayal edebilir miyiz? Darwin olmadan biyoloji ayakta kalabilir mi? Siz biyolojiye acaba İslami bir biyoloji mi sunuyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Fizik bir bilimdir. Kimya bilimdir. Paleontoloji bilimdir. Jeoloji bilimdir. Ama Darwinizm bir pagan dinidir. Sümerler devrinden kalma. Hatta daha eski devirlerden kalma, Mısır döneminde de insanların inancı olan, sapkın, ilkel bir dindir. Maddeyi ilahlaştıran, atomlara ilah gücü veren sapkın anormal bir dindir. Bilim olmakla bir alakası yoktur. Ama mesela paleontoloji bilimdir. Paleontolojide, jeolojide yer katmalarını biz araştırırız, bakarız, yaratılışın nasıl olduğunu öğreniriz. Mesela o 100 milyon fosili tek tek inceleriz. Şimdiki canlılarla karşılaştırırız. Ama buna baktığımızda hiç bir değişikliğe uğramadıklarını, canlıların ilk haliyle son halinin hiç değişiklik içinde olmadığını görüyoruz. Bu bilimdir. Ama Darwinizm’e girdiğimizde, baştan sona bir hayali yapıya giriyoruz. Protein nasıl meydana geldi diyoruz. Tesadüf diyor. Hücre nasıl meydana geldi diyoruz. Bu da tesadüflerle oldu diyor. Peki hücre nasıl gelişti? Kol bacak çıktı, göz, kulak çıktı, insan nasıl görmeye başladı? Bunlarla tesadüflerle diyor. Bilimle tesadüfün bağlantısı nedir? Yani tamamen tesadüflere dayalı sapkın, hayali bir dindir Darwinizm ve bilimle uzaktan yakından alakası yoktur. Ve net aldatmacadır.
MUHABİR: İslam’ı ve Kuran’ı bilime taşıdığımız zaman karşımıza bir tür tehlike çıkmıyor mu? Çünkü bilim bir anlamda bir sınavlar dizisidir. Örneğin 150 yıl önce Darwin’in bulguladıklarına baktığımız zaman hatalar da yapmış olabilir, doğru noktalara, doğru saptamalar da yapmış olabilir. Ama din değişmeyen bir şey ve bu bağlamda dini sürekli değişen, doğruların ve yanlışların sürekli yer değiştirdiği bilime taşımanız durumunda din bu anlamda tehlikeye girmiyor mu bütün bu ayrıntıların karşısında?
ADNAN OKTAR: Yok. Din sadece bilimi teşvik eder. Bilime olumsuz bir müdahalesi yoktur dinin. Bilakis çok olumlu teşviki vardır. Fakat bilimin sonradan bulduğu bir çok gerçeği, din bize önceden haber vermiştir. Mesela zamanın izafi olduğu. Zamanın bir algı biçimi olduğunu bize Kuran 1400 yıl öncesinden haber vermiştir. Modern fizik bu gerçeklere daha yeni ulaştı. Mesela yeryüzünün ilk yaratılışta dumanlarla ve bulutlarla kaplı olduğu Kuran’da bildirilir. Ama bunu bilim 1400 sene sonra buldu. Bu yönüyle bilimden çok ilerde, çok olağanüstü bir kitaptır Kuran. Ve dediklerinin hepsi doğru çıkmıştır şu ana kadar. Yani bilimle çelişen tek bir tane izah yoktur Kuran’da. Bu Kuran’ın doğruluğunu vurgulamak için çok mühim bir delildir. Kuran sürekli araştırmayı, incelemeyi, hayatın nasıl başladığını araştırmamızı ister Allah. Yani gitsinler baksınlar der Allah. Dolayısıyla bilimle din içiçedir. Yani dinsiz bilim olmaz. Bilimsiz de din olmaz. Bunu Einstein de söylüyor ben de söylüyorum.
MUHABİR: Hayatın kaynağı nedir?
ADNAN OKTAR: Tabi ki Allah’tır.
MUHABİR: Söylemeye çalıştığım şey, evrim teorisini test edebiliriz, fosilleri karşılaştırır, doğruluğunu veya yanlışlığını ortaya çıkarabiliriz. Ama Yaratılışı nasıl sınayabiliriz?
ADNAN OKTAR: Yaratılışı, fosillere bakarız. Yani 300 milyon, 400 milyon, 500 milyon yıllık fosiller var. Onlara baktığımızda rahatça bunu tespit etmemiz mümkün. Yani 100 milyon fosilin, 1 milyonunu tespit etsek, bir yerde baksak incelesek, çok rahat bu neticeye ulaşabiliriz. Yani 100 milyonunu da araştırmaya gerek yok . Yahut onbinini, yahut beş binini, yahut bin tanesi bile yeterli olur, buradan yaratılışı anlayabiliriz.
MUHABİR: Yaratılış inancı gerekli kılıyor. Ama evrim düşüncesi de inancı gerekli kılıyor. İkisine de inanmak gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Evet. İslam gerçek bir dindir. Öbürü de eski bir sümer pagan dinidir. Sapkın bir dindir, yani satanistler gibi, diğer sapkın dinler gibi, garip, anormal bir dindir.
MUHABİR: Darwinizm’e ve evrim teorisine baktığımız zaman, bunun sizin yazılarınızda da çok sık açıklandığı gibi materyalist bir dünya görüşüyle sıkı sıkıya bağlantılı olduğunu görüyoruz. Darwinizm genellikle ahlakla ve ahlaki olanla ilintilendirilmemekte. Fakat Amerika Birleşik Devletlerine baktığınız zaman, benim geldiğim ülkeye, Amerikan toplumunun yaklaşık %80’i yaratılış düşüncesini destekliyor ve buna inanıyor. Ve Amerika halkı çok dindar bir halk ama Amerika halkı aynı zamanda en materyalist toplumu oluşturan bir halk. Avrupa’ya baktığımız zaman, Avrupa nüfusunun %80’i yaratılış düşüncesine inanmıyor ve Avrupalılar bu bağlamda Amerikalılarla karşılaştırıldığında çok materyalist bir toplum değil. Müslüman ülkelere baktığımız zaman da, örneğin burada Kurban Bayramı’nda buraya gelme ve İstanbul’u görme fırsatım oldu. Camiler boştu ama alışveriş merkezleriniz dopdoluydu. Yani buradaki halk da materyalist bir topluma dönüşmüş durumda. Bu bağlamda karşılaştırdığınız zaman materyalizmi ve dindarlığı, küreselleşme içinde Darwinizm düşüncesi içinde nasıl yorumluyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Avrupa’da şu an Darwinizm’e inananların oranı % 20’ye düştü. Benim Yaratılış Atlasım çok büyük etki yaptı Avrupa’da. Siz de bunu test edebilirsiniz. Yani sitelerin yaptığı araştırmalarda, basının yaptığı araştırmalarda biz bu gerçeği gördük. Bu Türkiye’de de öyle. Şu an Türkiye’de %90’dır evrim teorisine inanmayanların sayısı. Yani çok büyük imanlı, Allah’a inanan bir kitle vardır. Ama imanlı kitlenin çarşıda gezmesi onların materyalist olduğunu göstermez tabi ki. İhtiyaçları vardır gidip alışveriş yaparlar. Camiler de dolup taşıyor maşaAllah, bu bayramda da, geçen bayramda da, diğer bayramlarda da öyle. Genellikle sokaklara taşıp, sokaklara seccade sererek namazlarını kılıyorlar. Cami sayısı da çok artmıştır Türkiye’de. Avrupa’da da şu an en güçlü dindir İslamiyet gelişme açısından, o yüzden materyalizmin kesin yenilgisini görüyoruz Avrupa’da, İslamiyetin ve inancın da çok güçlü şekilde atak yaptığını ve geliştiğini görüyoruz. Buna ait istatistikleri de size sonra sunabilirim. Çok detaylı bu konuda yaptığımız araştırmalar var. Kamuoyunda da siz kendiniz dışarıda bu tarz bir araştırma yapabilirsiniz.
MUHABİR: Öncelikle Türkiye’de halkın daha çok materyalist olduğu izlenimini uyandırdıysam özür dilerim. Ama bu benim genel bir gözlemimdi. Arap ülkelerinde olsun Mısır’da da olsun, insanlara baktığımız zaman, son dönemlerde camilere çok gitmediklerini, insanların daha çok alışveriş merkezlerinde olduklarını görüyoruz. Ama bu sadece genel bir gözlemdi. Sadece bunu belirtmek istedim. Bir sonraki sorum, evrim teorisi ve yaratılış düşüncesini destekleyenlerin bu iki düşünce biçimini uzlaştırma çabaları ile ilgili olacak. Bildiğimiz gibi Müslüman bazı evrimciler de var. Evrim teorisini ve İslam dinini uzlaştırmaya çalışıyor bu insanlar. Bu konudaki sorumu sormadan önce bir Kuran’dan bir sureden alıntı yapmak istiyorum. Bu Tin suresinden bir alıntı “incir ağacı ve zeytin ağacı, Sina Dağı’nda bu güven şehri Mekke’de insanı en iyi hamurdan yarattık, sonra da onu en alta indirdik” Öncelikle bu surenin, benim bu sureye ilişkin kendi yorumumu size aktarmak istiyorum. Ve bu yorumuma ilişkin sizin ne düşündüğünüzü merak ediyorum. Bu sureye baktığımız zaman, Allah Hz. Adem ve Havva’yı yarattı, ve ilk günahın işlenmesinden sonra Adem ve Havva cennetten kovuldu. Bu anlatıya baktığımız zaman önce yaratılışı, cennetten kovuluştan sonra da evrimi sahneye sokabiliyormuşuz gibi geliyor bana. Bu açıklama bana kabul edilebilir ve rahat bir açıklama gibi geliyor. Yani Allah önce insanı yaratıyor fakat cennetten kovulduktan sonra yeryüzünde biyolojik anlamda bir evrim süreci de devam ediyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Hz. İsa çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıyor, bu Kuran ayetidir, üflediğinde kuş uçup gidiyor. Burada bir evrim yok. Hz Musa’nın asası var. Asasını atıyor yere, attığı anda o hemen yılan şeklini alıyor, ama bu normal bildiğimiz üreyen yılan. Sonra o yılanı tuttuğunda yeniden asa halini alıyor. Demek ki Allah’ın evrime ihtiyacı yok. Cinler ve melekler de evrimle yaratılmamışlardır. Mesela her yerde cinler vardır, melekler vardır. Ama hiçbiri evrimle yaratılmamıştır. Dolayısıyla bu yaratılış örneklerinde de gösterdiğim gibi ve ayrıca cinlerde ve meleklerde olduğu gibi bir ani yaratılış vardır. O tarzda evrimle yaratılışa dair Kuran’da bir ifade yoktur. Ama olsa olabilirdi. Yani Allah istese öyle de yaratabilirdi. Ama böyle yaratmamıştır. Bu son derece zorlama izahlar olur. Bu gerçek, dünyayı şu an sarmış durumda. Avrupa basınında binlerce haber çıktı. Evrimin yıkıldığına dair ve dinin süratle geliştiğine dair. İslam aleminde de din çok süratli gelişiyor. Bu Hz İsa’nın iniş alametleridir ve Hz. Mehdi’nin de çıkış alametleridir. Bu çağ, önümüzdeki bu yüzyıl özellikle İslam’ın bütün dünyaya hakim olduğu yüzyıl olacak ve Darwinizm, materyalizm, faşizm, komünizm hepsi ortadan kalkacaktır. Darwinizm’in yıkılışı ile bütün bu suni sistemler de tabi olarak ortadan kalkıyor zaten şu an. Kuran’la evrimi bağdaştırmaya kalkanlar, cinlerin ve meleklerin nasıl evrimleştiğini sorduğumuzda oturup kalıyorlar. Halbuki çok açıktır. Cinler ve melekler evrimle olmamıştır. Birden yaratılmıştır. Onları birden yaratabilen Allah insanları da birden yaratmıştır ve canlıları da o şekilde yaratmıştır. Ama mesela safha safha hayvanların yaratılmış olduğu görülüyor. Mesela bir safhada sürüngenler, bir safhada diğer canlılar şeklinde. Ama ani yaratılmalar şeklinde yaratılmıştır. Zaten fosil kayıtlarını da araştırdığımızda ani yaratılışın delillerini görüyoruz. Ara fosil bulamıyoruz. Ara fosil bulmuş olsaydık Allah böyle yaratmış derdik. Ama böyle birşey yok. Bu sadece uydurma. Darwinistlerin hayal dünyasının ürünü olan suni izahlar ve hiçbir bilimsel delili yok. Tek bir tane bilimsel delil getirin 10 trilyon vereceğim dedim, kimse böyle bir delil getiremedi. Şu an yine söylüyorum tek bir tane ara fosil getrisinler, Darwinizm’i ispat eden, o yönde delil olan bir delil getirsinler 10 trilyon vereceğim. Aylardan beri söylüyorum kimse kapımıza gelmedi daha, gelemez de.
MUHABİR: Belki de ödül yeteri kadar büyük değildi?
ADNAN OKTAR: Yok. Ödül yeterli fakat delil yok ortada.
MUHABİR: Peki yeryüzündeki tüm bu farklı yaratıklar nasıl ortaya çıktı? Milyarlarca tür var, milyarlarca farklı canlı türü var, bütün bunlar 6 günde nasıl yaratıldı? Tabi ki bana şimdi bu 6 günün bizim bildiğimiz anlamda bir zaman dilimini kapsayan 6 gün olmadığını söyleyeceksiniz. Bunu biliyorum. Ama Darwinizm çerçevesinde de baktığımız zaman, bu kadar çok sayıda türün, bu kadar farklı çeşitteki canlının yeryüzündeki varlığını nasıl açıklıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Siz aya yahut veya güneşe baktığınızda beyninizin içindeki aya ve güneşe bakarsınız. Dışarıdaki ayı ve güneşi göremezsiniz. Dünyaya da baktığınızda, dışarıda pencereye baktığınızda, beyninizin içindeki manzarayı görebilirsiniz. Dışarıyı göremezsiniz. Dışarıyı ancak Allah tam anlamıyla bilir. Dışarıda madde vardır fakat biz maddenin aslıyla değil görüntüleri ile muhatap oluruz. Dolayısıyla bütün yaratılmış çeşitleri, herşeyi beynimizde görüntü olarak Allah yaratıyor. Dışarıda asılları var fakat biz onun görüntüleri ile muhatap oluruz. Mesela benle siz şu an uzak gibi oturuyoruz ama benim saatimle sizin saatiniz beyninizde aynı yerde yaratılıyor. Hatta gözünüze yandan bir parça bastırsanız benim görüntüm de sizin görüntünüz de hareket eder iki tarafa doğru. Bu maddenin görüntüsü ile muhatap olduğumuzun en açık delilidir. Ama o kadar net ve o kadar kaliteli üç boyutludur ki biz gerçekten karşımızdaki ile görüştüğümüzü zannederiz. Halbuki görüntünün netliğinden kaynaklanan bir aldatmacadır bu. Allah bizi bu şekilde müthiş bir sanatla yaratmıştır. Ve çok şaşırtıcıdır bu. Bunu dünya daha yeni yeni anlıyor, bu büyük gerçeği.
MUHABİR: Yeryüzündeki bu çok sayıdaki canlı türünün, milyarlarca yaşam biçiminin ayrı ayrı yaratıldığını kabul edelim. Peki bu bağlamda Nuh tufanına baktığımız zaman tüm bu canlıların bir gemide toplanmasını nasıl açıklıyorsunuz? Eminim bir açıklamanız vardır ama bu gerçekten çok ilginç bir soru ve merak ettiğim bir konu ve açıklamanızı da duymak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Nuh tufanı bölgesel bir tufandır. Sadece Nuh’un ihtiyacı olan hayvanlardan, yani tarımda kullanılabilecek, beslenmede kullanılabilecek hayvanlardan önemli olan hayvanları almıştır gemisine, bu son derece normal. Yani bir insan bir yerden bir yere göç ediyorsa, gidiyorsa yanına her türlü ihtiyacı olan malzemeyi alır. Allah da kullanması gereken, önemli olan hayvanları gemiye almasını istemiştir. Ve almıştır, sonradan da bu hayvanlar kullanılmıştır. Yani mesela sığırlar, koyunlar, keçiler hepsi o gemide olduğu için, konakladığında gemi orada bir rahatlık, kolaylık olmuştur. Orada çünkü hayvan nüfusu kalmayacağı için, hayvanların hepsi telef olacağı için canlı olarak, o hayvanlar indirilmiştir gemiden ve o yaşayan insanlara kolaylık sağlamıştır bu. Ama dünya çapında bir tufan değildir bu. Bölgesel bir tufandır.
MUHABİR: Tartıştığınız en büyük konulardan biri de evrim teorisinin ruhunun olmaması, evrim teorisinin ahlaki değerlerden yoksun olması yönündeki tartışmalar. Fakat bunu değerlendirdiğimiz zaman, Allah’ın varlığına inanmayan bir çok insan, herhangi bir dine inanmayan bir çok insanın da iyilik yapabildiğini, iyi insanlar olabildiğini görüyoruz. Dolayısıyla ahlaki değerlere sahip olmamız için, iyi bir insan olmamız için din gerçekten gerekli mi? Allah inancı gerçekten gerekli mi? Çünkü kendi varlığınızı garanti altına almak için, çevrenizdeki canlılara da iyi davranmak zorundasınızdır, bu sizin varlığınızı sürdürmenizin de bir ön koşuludur. Darwinizm bağlamında da işte bencil genlerden konuşuluyor. Bu sanatsal anlamda bir iş birliği bir anlamda. Türlerin birbirinin canlılığı devam ettirebilmesi için birbirini desteklemesi, birbirine iyi davranması.
ADNAN OKTAR: Dinsizler pratikte bizim anladığımız anlamda dinsiz olmuyorlar. Yani bilinç altında mutlaka Allah’a inanan insanlar. Bazen gururdan, bazen inattan bazen cahillikten bu inatlarını sürdürüyorlar. Yoksa her insan bilinç altında mutlaka Allah’a inanır. Yani bu ikinci bir ihtimali olan bir konu değildir. Fakat çevresinin etkisiyle, belki marjinal olmak iddiasıyla Allah’a inanmadıklarını söylerler. Fakat yaşantılarına baktığımızda dine ciddi şekilde uyduklarını görüyoruz. Mesela aile kavramına çok titizler, bir çok dinsiz. Halbuki dinin temel emirlerinden birisidir aile. Eğer dine inanmıyorsa niçin aile kavramında titiz? Demek ki dine bir şekilde uyuyor. Diğer konularda, diğer dindar insanlardan görerek, öğrenerek onlara imrenerek yaparlar dinsizler de. Dolayısıyla yine dinin etkisindedirler. Yani itiraz etmiş olsalar dahi, kabul etmiyoruz deseler dahi bilinç altlarında dini yine yaşamış oluyorlar.
MUHABİR: Tabi burada insanların söylediklerine sadece kulak asarak sordum bu soruyu. Batı dünyasına baktığımız zaman şu anda çok büyük bir krizin içinde olduğunu görüyoruz Batı dünyasının. Finansal anlamda çok ciddi bir kriz yaşanıyor. Mortgage sorunu, ekonomiler çöküyor ve insanlar farklı bir model arayışı içindeler. Bu bizim bildiğimiz anlamıyla kapitalizmin bir sonu olarak da yorumlanıyor. Peki İslam bu krize nasıl bir çözüm getirebilir?
ADNAN OKTAR: İslam’ın getireceği çözümde bir kere tevekkül vardır, panik yoktur. Bu tip olaylarda panik temel bozucu etkenlerden bir tanesidir. Müslümanlar tevekküllü olduğu için, panik olmayacağı için bir kere panik sorunu ortadan kalkar. İkincisi Müslümanlıkta faiz yoktur. Faizler bu sistemi meydana getirdi. Faizin sıfıra getirilmesi gerekiyor. Yardımlaşma vardır İslam’da. Yani fakirlere yardım etmek, onlara imkan sağlamak, hatta onlara bol bol para vermek, borcu varsa borcunu silmek. Kuran’ın bir emridir mesela borcun silinmesi. Bunlar çok çok önemli. Fakat bu kriz ahir zamanda olacağı belirtilen, Mehdi’nin çıkış alametlerinden, Hz. İsa’nın inişinden önce olacak olan büyük olaylardan bir tanesidir. Ve bu krizin geri dönüşü pek yoktur. Muhtemelen yedi yıl devam edecek. Kuran’da buna işaret var. Yani 2007’de başladı, 2014’e kadar devam edeceğini tahmin ediyorum. Allah en doğrusunu bilir. Bu krize karşı yapılacak tedbirler, faizin sıfırlanması, vergilerin düşürülmesi, yani iyice düşürülmesi, borçluların borçlarının silinmesi, tarıma çok önem verilmesi, hayvancılığa çok önem verilmesi, küçükbaş, büyükbaş hayvancılık, hatta kümes hayvancılığına çok önem verilmesi ve gıda sektörünün tamamına ehemmiyet verilmesi, gıda ve tarım ve hayvancılıkla ilgili olan her türlü sanayinin desteklenmesi, bunlar hayatidir, yani bunlar çok önemlidir. Bunların yapılması konumunda ana tehlike bertaraf edilmiş olur. Ama ayrıca hastanelerin ücretsiz olması, fakirlerin ücretsiz muayene olmaları ve parası olanların da çok düşük ücretle muayene olmalarının sağlanması gerekir. İlaç ücretlerinin son derece düşürülmesi, yine fakirlere ücretsiz ilaç dağıtılması gerekir. Bu ilaç sanayi ve hastanelerin de ve bu tedavi masraflarıyla ilgili çalışmaların da hepsinin kolay hale getirilmesi çok önemli. Ve mümkünse ücretsiz hale getirilmesi veyahut çok çok ucuz hale getirilmesi. Bunlar ana sorunları çözecektir. Ama bu asıl Mehdi zamanında tam anlamıyla çözüme kavuşacak ve Hz. İsa döneminde de iyice rahatlayacak bir yapıdır. O dönemde malın çok bollaşacağı, insanların ekonomik refah içine gireceği hadislerde belirtilmiştir. Hatta mal verileceğinin insanlara, fakat onların utanıp geri vermek isteyeceği, fakat o kişilerden kabul edilmeyeceği belirtilir. Böyle güzel bir çağa da gireceğiz. Yani Mehdilik çağıdır bu. Yani Mehdi’nin zuhur çağıdır. Ona doğru gidiyoruz. İslam bütün yeryüzüne hakim olup yayılacak inşaAllah. İsa’nın inişiyle de bu en mükemmel hale gelecek.
MUHABİR: Bildiğiniz gibi Amerika Birleşik Devletlerine Afrika kökenli bir başkan seçildi. Ve bu yeni başkanın bu ekonomik krizi çözmek için topladığı heyete baktığımız zaman içinde gerçekten çok büyük beyinler var, çok büyük fikirler var. Ama bu ekipte tek bir Müslüman yok. Oysa bu yeni başkanın Müslüman geleneğine yakın duran biri olduğunu da biliyoruz örneğin babası Müslümandı bu kişinin. Siz bu yeni başkanın kabinesinde ya da ekibinde Müslüman birinin bulunmasını ister miydiniz? Dünyadaki global ekonomik krizin çözümüne ilişkin farklı bir bakış açısı sunabilecek birinin bulunmasını ister miydiniz?
ADNAN OKTAR: Obama’nın pek yapabileceği bir şey yok bu konuda. Bu kriz mucize olarak meydana gelen, ahir zamanda meydana geleceği belirtilmiş mühim alametlerden birisidir. Ama Obama’nın çok üzerine gidiyorlar. Yani sen Müslümansın, sen riskli adamsın gibi bir imaj veriyorlar. O da çekindiği için muhtemelen ne Müslümanlıktan bahsetmek isteyecektir ne de yanına Müslümanları getirtecektir. Bu doğru birşey değil. Yani Obama’nın üstündeki baskının kalkması lazım. Bu çok çirkin. Mesela George Bush daha önce rahat rahat İslam’ı övüyordu, Müslümanlarla bağlantıya da geçiyordu, Kuran’ı övebiliyordu. Herşeyi anlatabiliyordu. Sarkozy de rahat rahat Kuran’dan bahsedebiliyor, Kuran’ı anlatabiliyor. Obama’yı böyle açmaza sokmaya kalkmak yakışıksız bir tavır. Bence ona özgürce davranabilme imkanı tanınması gerekiyor. O zaman bu tavırlarını daha güzel ortaya koyabilir.
MUHABİR: Bu gerçekten ilginç bir yorum. Ve sizin de dediğiniz gibi Obama Müslüman olmakla suçlandığı için şu anda özellikle Müslümanlardan ve Müslümanlıktan uzak duruyor ve soğuk davranıyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Belki de bu masonların özel bir taktiği de olabilir. Yani Amerikan halkını İslamiyetten uzak tutmak, Müslümanlıktan uzak tutmak için yaptıkları bir oyun da olabilir. Obama’nın üstündeki baskıyı bu yönde bir taktik olarak kullanıyor olabilirler. Obama’yı da Müslümanlardan böylece uzak tutmak, İslami üsluptan, Kuran’la ilgili sözlerden onu uzak tutmak için özel bir yöntem de olabilir. Tabi bunun üzerine gitmek lazım. Bunun düzelmesi için gayret etmek lazım.
MUHABİR: Bush bu konuda son derece rahattı dediniz. Bush hiç çekinmeden Müslümanlarla iletişim kurabiliyor ve Müslümanlıktan bahsedebiliyor dediniz. Fakat Bush ve hükümetinin son sekiz yılda yaptığı icraate baktığımız zaman, dünyayı iyi ve kötü diye iki ayrı kutuba ayırdığını görüyoruz. Müslümanları bir anlamda ötelediğini ve kenara ittiğini görüyoruz. Peki siz Bush’un son sekiz yılda yaptıklarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Çünkü Bush kendi partisini, cumhuriyetçileri sıfırladı, yerle bir etti. Etkisini sıfıra indirdi ve halkın gözünde nefret edilen bir insana dönüştü. Peki siz Bush’un yaptıkları hakkında bir başkan olarak, bir entelektüel olarak Bush hakkında ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Bush’un bütün yaptıkları kaderindeydi. Allah’ın ona çizdiği bir kaderdi. Allah’ın ona çizdiği kaderi yaşadı. Mesela Afganistan’ın işgali Mehdi’nin çıkış alametidir. Irak’ın işgali de Mehdi’nin çıkış alametidir. Sırf şu iki olay bile kaderde belirlenmiş olaylardır. Bush da olsa bir başkası da olsa farketmez. Allah herhangi birisini vesile edecektir böyle bir şeyde ve eder. Sadece Bush’u orda vesile etmiştir Allah. Bu onun kaderiydi ve o bu kaderi yaşamış oldu. Bütün olaylar, ahir zamanda meydana gelecek bütün olaylar kaderdedir, dünyanın bütün, 15 milyar yıllık geçmişi vardır kainatın, 15 milyar yıl önce biliyorsunuz, büyük bir patlama ile başlamıştır ki Kuran buna işaret eder, yoktan var olduğunu kainatın belirtir, bu da Kuran’ın bir mucizesidir. Bütün bu hayat şu ana kadar olan herşey kaderde belirlidir. O yönü ile baktığımızda yaptıkları hataları, yanlışları da tabi açık açık görüyoruz, yaptığı hataların ahirette cevabını Allah’a verecektir, doğruların da karşılığını yine alacaktır. Ama esas olan Bush gerçeğinde Allah’a inanan bir insan ve Darwinizm’e karşı. Bu çok önemli. Ama Irak’da ve Afganistan’da Müslümanlara şefkatli davranabilirdi, bu faaliyetlerini akılcı, bilimsel, Müslümanları devreye sokarak çok güzel çözebilirdi. Bunu yapmamıştır. Bu onun bir eksikliğidir. Onun bir yanlışıdır. Ama bundan sonraki safhada bütün bu sorunlar kökten çözülecektir, güzel hoş bir çizgiye gelecektir.
MUHABİR: Amerika Birleşik Devletlerdeki seçimlerde birçok insanın parmağı olduğu yönünde yorumlar duymuştum ama Amerikan seçimlerinde Allah’ın parmağının olduğunu ilk kez duyuyorum. Sizce Allah insanların yaşamı ile hergün ilgileniyor ve hergün insanların yaşamı ile ilgili adımlar atıyor, kararlar mı alıyor, yoksa önceden alınmış genel bir karar ve bir genel bakış açısı mı var?
ADNAN OKTAR: Biz tek bir an içerisinde, bütün sonsuz hayatımızı yaşadık ve bitti. Allah katında tek bir an vardır. Zaman izafidir. Bir algı biçimidir. Bir anı bir ana kıyaslayarak kafamızda elde ederiz. Allah katında zaman yoktur mekan da yoktur. Tek bir an vardır. Tek bir anda herşeyi Allah yaratmıştır. Mesela sizle benim konuşmamız da kaderde olduğu için konuşuyoruz. Sizin sorduğunuz bu son soruyu da yine kaderde olduğu için sordunuz. Hiçbir insan kaderin dışına çıkamaz. Allah’ın dediğinin dışına çıkamaz. Mesela Irak’ta kan akıtılacağı, Irak’ı yabancı ülkelerin işgal edeceğini Peygamber Efendimiz (sav) 1400 yıl öncesinden belirtmiştir. Ve gayri müslimler tarafından yani Müslüman olmayan ülkeler tarafından topluca Irak’ın işgal edileceği, hatta Bağdat’ın alevler içinde kalacağı, orada çok fazla Müslüman kanı akacağı, Irak’taki bu tahribattan sonra yeniden bir yapılanma başlayacağı, Bağdat’ın yeniden tamir edileceği, Irak’ın yeniden tamir edileceği, Irak’ın para biriminin geçersiz hale geleceğine kadar detay vermiştir Peygamberimiz (sav). Yani çok kapsamlı açıklamıştır, aynısıyla olmuştur. Hatta Afganistan’ın işgali de için “yazık oldu talikana” demiştir, rivayet var. Afganistan’ın işgal edileceğini söylüyor, aynen dediği gibi de olmuştur. Yani verilen detaylar mucizedir ve aynısıyla çıkmıştır.
MUHABİR: Müslüman olarak her zaman Müslüman olduğum gerçeği ile gurur duydum. Fakat bazen kafam karışıyor. Çünkü İslam’da, Kuran’da ve Peygamberimiz (sav)’in açıklamalarında, herşeyin açıklandığı söylendiği zaman kafam daha da karışıyor. Çünkü eğer Kuran herşeyi açıklıyorsa, Kuran mucizevi bir kitapsa, bunlarla Müslümanların şu anda içinde bulunduğu durum arasında neden bir dengesizlik, neden büyük bir boşluk var? Çünkü son 1000 yıllık tarihe baktığımız zaman, dünya genelinde Müslümanların bilimde, tıpta olsun, politika alanında olsun büyük bir yenilikle ortaya çıkmadıklarını görüyoruz. Müslümanlar genellikle dünyada olup bitenlerin yanlızca bir gözlemcisi durumunda mı şu anda? Bu bağlamda Kuran mucizesini, İslam dinini ve Müslümanların şu anda içinde bulundukları durumu nasıl bağdaştırıyorsunuz? Özellikle 11 Eylül sonrasında Müslümanlar dünyada terörist konumuna itilen bir halk kitlesi haline geldiler. Bu dengesizliği açıklayabilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Müslümanlar dünya çapında Kuran’ı daha yeni anlamaya başladılar ve İslam’ı daha yeni yeni yaşamaya başladılar. Mesela Irak’ta, Suriye’de, Filistin’de, hep komünist partiler, yani Stalinist düşünce hakimdi. Türk dünyasında da komünistler hakimdi. Komünist, Darwinist, materyalist düşünceden daha yeni İslam alemi kurtuluyor, yani bu hastalıktan yeni kurtuldu ve nekahat devresini yeni yeni atlatıyor İslam alemi ve kendine gelmeye başladı. Asıl bundan sonra medeniyette, bilimde, çağdaşlıkta, ilericilikte, sanatta ve güzellikte müthiş hamleler yapacaklar. Bu Mehdi ve İsa zamanında olacaktır. Böyle bir fetret devrinden geçileceği, böyle acı devirlerden geçileceği, böyle bir çöküntü devrinden geçileceği de zaten rivayetlerde Peygamber Efendimiz (sav) tarafından belirtilmiştir. Bu fitne çağı bitti. Şimdi aydınlık ve güzel bir çağ başladı. O dediğiniz çağ yakın zamanda bitti. Bundan sonra sürekli aydınlanma, ileriye gitme ve güçlenme çağı var.
MUHABİR: Peki bu aydınlanmayı nerede görüyorsunuz? Peşinden koşmamız gereken İslami aydınlanma modeli hangisi ya da nedir?
ADNAN OKTAR: Bunu Türkiye’de de, diğer ülkelerde de görüyoruz. Ama Türkiye’yi model alacak olursak, Türkiye’de 71’lerde Allah’a inananların sayısı %30 gibiydi %70 Darwinizm’e inanıyorlardı. Ama şu an %90 Allah’a inanan ve Darwinizm’i kabul etmeyen bir kitle var. Bu çok müthiş bir şey. Bu herşeye yansıdı, siyasete yansıdı, halka yansıdı, olaylara yansıdı, basına yansıdı, çok kaliteli bir Müslüman toplum meydana geldi ve geliyor. Ve bu devam ediyor bu gelişme. Türk İslam Birliğinin oluşması yolunda çok ciddi adımlar atıldı. İslam Birliğinin oluşması için çok ciddi adımlar, Türk Birliğinin oluşması için çok ciddi adımlar var. Bunları tabi uzun uzun anlatmak program için uygun değil. Fakat harunyahya.net, harunyahya.org ve harunyahya.com sitelerine girenler bu detaylı bilgilere buradan kavuşabilirler. Zaten 10 yıl içerisinde de de İslam, bütün İslam alemine, bütün Türklük alemine tam anlamıyla yayılmış olacak. İslam ahlakının bütün dünyayı sardığını da yakın zamanda göreceksiniz. Hz. İsa’nın inişi de çok yakın. 10-20 yıl içerisinde de Hz. İsa’nın inişi olacak. Ve dünya bambaşka bir çağa girecek. Bu çağa girişi de bütün dünyada görüyoruz. Mesela Avrupa’da çok ciddi değişiklikler oldu. Bütün yayınlara baktığımızda, bütün eserlere baktığımızda, gazete haberlerimize baktığımızda, materyalizmin ağır bir darbe aldığı ve çöktüğü, Yaratılışçılığın da çok ciddi şekilde yükseldiğini görüyoruz. Bu alametlere baktığımızda Peygamberimiz (sav)’in bütün sözlerinin doğru olduğunu açık açık görmek mümkün oluyor.
MUHABİR: Seksen yıl önce çok büyük bir Türk lideri, Türk toplumunu ve Türkiye ülkesini yeniden yapılandırdı. Ülkede günlük yaşam ve dini birbirinden ayırdı. Yepyeni bir ekonomik düzen getirdi ve Laiklik ile günlük yaşamla İslam’ı birbirinden ayırdı. Siz kendinizde bugün yaşayan biri olarak, bunu düzeltecek konumda biri olarak mı görüyorsunuz kendinizi? Böyle bir misyon üstlendiniz mi? Günlük yaşama tekrar İslam’ı sokmayı düşünüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Atatürk başından beri Türk İslam Birliğini savunmuştur. Ben bunu bir çok eserimde de, kitabımda da vurguladım. Çok dindar bir insandır Atatürk, Allah’a inanır. Darwinizm’e karşıdır, materyalizme, komünizme karşı şiddetle tavır almıştır. Masonluğa karşıdır. Türkiye’de Mason localarını kapattırmıştır. Komünizmi en büyük tehlike olarak görmüştür. Mükemmel bir Türk-İslam Birliği taraftarıdır. Dolayısıyla düşüncelerimiz Atatürk’le aynı.
MUHABİR: Ama bütün sorularıma büyük açıklıkla yanıt verdiniz. Çok karmaşık sorulardı ve gerçekten çok anlaşılır ve açık bir şekilde, zamanınızı geniş kullanarak yanıt verdiniz. Bunun için teşekkür ediyorum. Son sorumu da sormak istiyorum ve söyleşimizi burada bitirmek istiyorum. Amerika hakkındaki düşüncelerinizi alırsam sevinirim. Bir ülke olarak, toplum olarak, kültür olarak Amerika hakkında ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Neşelidir Amerikalılar, kibar, saygılıdır. Hayat doludurlar, evleri çok güzel, sokakları güzel, heryer yeşillik, tabiatla içiçe, hürriyetçi insanlar, hürriyetten hoşlanıyorlar, laikler, insancıllar, her fikre saygılılar, birbirlerine karşı sevgi dolular, daha ne olsun. İsa gelince de çok mükemmel olacak, daha mükemmel olacak.
MUHABİR: Söyleşimizi burada bitirmek istiyorum. Gerçekten zamanınızı ayırdınız, değerli zamanınızı ayırdınız. Bunun için büyük bir onur duydum. Çok teşekkürler. Bu çok küçük bir hediye. Ama bir yazar olduğunuzu biliyorum ve kitap yazmakla çok zaman harcıyorsunuz. O yüzden bunu kabul etmenizi rica edeceğim. Kitaplarınızın, yazdıklarınızın çok sayıda insanı etkilemesi de gerçekten çok sevindirici ve şaşırtıcı. Tekrar teşekkürler.
ADNAN OKTAR: Ben de çok teşekkür ediyorum. Hediyeniz için de size teşekkür ediyorum. Saygınız, sevginiz, ilginiz, alakanız, herşeyiniz çok güzel. Tipik bir Amerikalısınız.
MUHABİR: Her zaman şovuma bekliyorum. Büyük mutluluk duyarım bundan. Tekrar teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah