MUHABİR: Öncelikle davetiniz için teşekkür etmek istiyorum, İngilizce ana dilim değil ama söyleşi sırasında umuyorum ki sorun olmayacak bu. Adım Daniel Steinberg, Türkiye’de Der Spiegel’in temsilcisi olarak çalışıyorum. Ocak ayından beri Türkiye’de bulunmaktayım, sizi de bir konferansta görmüştüm, umarım iyi bir söyleşi olur.
ADNAN OKTAR: Çok memnun oldum, gelişinizden çok şeref duydum, inşaAllah güzel bir konuşma olur.
MUHABİR: Bu yıl mayıs ayında bir dava deneyiminiz oldu ve bu dava sonucunda yasadışı bir örgüt kurmaktan suçlu bulundunuz, bu dava sürecini biraz açıklayabilir misiniz? Anlatır mısınız nasıl bir süreçten geçtiniz?
ADNAN OKTAR: Evet, bir suç örgütü iddiası oldu evet ve çete lideri olarak suçlandım, 3 yıl da ceza aldım, fakat bunu şu an Yargıtay’ın onaması gerekiyor, Yargıtay eğer onarsa 3 yıl hapis cezasını çekmiş olacağım, fakat dosyada beni suçlayan hukuki delil benim anladığım anlamda yok, şöyle yok; bu tip ifadeler bütün ifadeler mutlaka avukat yanında alınması gerekiyor, avukat yanında alınmadı ifadem; avukat yanında alınmadığı için ifadem geçersiz. Dolayısıyla bana zorla söyletilen, tehditle söyletilen bu ifadeler hem Yargıtayda hem de mahkemede geçerli kabul edildi ve bu cezayı almış oldum. Fakat Türkiye’de benim bu cezamı kabul eden yani benim çete lideri olduğuma inanan hiç insan yok ben de inanmıyorum ve bu suçlamayı kabul etmiyorum çünkü çete lideri yol keser, adam öldürür, cinayet işler, soygun yapar benim bu tip bir suç işlemiş olma durumum yok, ben bir yazarım, 300’e yakın kitabım var, dolayısıyla bu iddiayı halkım da kabul etmiyor ben de kabul etmiyorum insanların kalbinde vicdanında beraat etmiş olmam benim için yeterli.
MUHABİR: Bu durumda kendinizi bir tür kampanyanın kurbanı olarak mı görüyorsunuz, eğer böyle bir düşünceniz varsa sizin karşınızda size karşı hareket edenler kimler?
ADNAN OKTAR: Ben mahkemenin kararlarına tabi ki saygılıyım, her zaman saygı duyuyorum ve onlara karşı bir öfkem yok hakkımı helal ediyorum mahkeme heyetine karşı. O kaderde Allah’ın takdiri olan bir hükümdür, mahkemeye Allah ilham etmiştir onlar da bu hükmü vermişlerdir yani onlar daha annelerinden doğmadan bu hükmü vermiş oluyorlar, dolayısıyla kaderde olan bir şeyden ben gocunmam ve rahatsız olmam ama tabi bunu anlatmak durumundayım. Mesela cumhuriyet savcısı da bu karara karşı tavrını şu şekilde açıkladı; sanıkların poliste müdafi hazır olmadan yani onları koruyacak avukat hazır olmadan verdikleri ve mahkemede bu ifadenin işkence altında alındığından bahisle kabul etmedikleri ifadelerinden başka mahkememizce toplanan deliller arasında sanıklar aleyhinde delil bulunmamaktadır, yani başka delil yok diyor savcı, aleyhlerinde mahkeme dosyasında herhangi bir delil yok. Sadece avukat olmadan alınan bir ifade var diyor, işkence altında alınmış bir ifade var diyor başka delil de yok diyor. CMK’nın yani kanun maddesine göre, 148/4 kanun maddesi gereğince poliste alınan müdafisiz yani müdafaa edilmeden, avukat olmadan alınan ifadelerin delil olarak değerlendirilemeyeceği böylece mahkemece de kabul edilmiştir diyor, mahkemenin de bu yönde zaten kararı vardı, yani bu mahkemenin verdiği kararı da hatırlatıyor, dolayısıyla mahkemenin elinde beni mahkum edecek herhangi bir suç delili yok. Ama verdikleri karara da saygılıyım.
MUHABİR: Peki suçlu bulunmanız durumunda ne yapacaksınız, kitap yazmaya devam edecek misiniz?
ADNAN OKTAR: Tabi ki ceza evinde devam edeceğiz orda kâğıt kalem oluyor, rahat, rahat devam edebilirim inşaAllah.
MUHABİR: Biraz da bilimsel çalışmalarınızdan söz edelim. Avrupa konseyi geçen yıl Avrupa Birliği üye devletlerine bir bildiride bulundu ve burada Darwinizm’le Yaratılış kuramının eş değerde ele alınmadığını belirlediler, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu iki farklı düşünce biçimi.
ADNAN OKTAR: Evet bu dünyada uygulanan sistem daha yeni insanların dikkatini çekmeye başladı. Darwinizm dünya çapında resmi koruma altında; hiçbir ideoloji hiçbir düşünce dünya tarihinde bu kadar kesin, bu kadar katı olarak resmi koruma altında tutulmamıştır. Darwinizm aleyhinde herhangi ifadede bulunmak, Darwinizm’i eleştirmek dünyanın her yerinde resmi tepkiye sebep olmakta, halbuki Darwinizm’in geçersizliği, yaratılışın gerçek olduğu ilmi bir gerçek Yaratılış Atlası’mı okuyan insanların, inceleyen insanların bu konuda hemen kanaat getirdiklerini görüyoruz. Darwinizm birçok konuda doğru söylemiyor, insanları aldatıyor. 150 yıldan beri adeta bütün insanları aldattı. Bir kere 100 milyon fosil var yaratılışı ispat eden ve hiçbir şekilde değişikliğe uğramamışlar, mesela balık, balık olarak kalmış, karides, karides olarak, yengeç, yengeç olarak kalmış ve bunlara ait fosiller dünyanın her yerinde sergileniyor, biz de Türkiye’de sergiledik insanlar bunu gözleriyle gördüler, bir kere bu çok açık delildir. İkincisi Darwinizm’in yaratılışın aksine ifade ettiği evrim kuramını ispat eden tek bir delil yok. Bir ara fosil denen, onların sunmaları gereken delilleri yok, hatta ben dedim herhangi bir delil sunun, tek bir tane delil sunun, ben 10 trilyon lira vereceğim dedim size, şu ana kadar bana tek bir delil getiremediler.
MUHABİR: Halkın bu kanıtları sistematik bir şekilde kabul etmeme çabasında olduğunu mu düşünüyorsunuz, sistematik bir karşı duruş mu var?
ADNAN OKTAR: Resmi olarak devletler bunu yapıyor, resmi korumayı devletler yapıyor, yoksa halkın %90’ı Darwinizm’e inanmıyor Türkiye’de, Avrupa’da da %80’i inanmıyor ama buna rağmen devletler resmi olarak dayatıyorlar, yanlış olan bu.
MUHABİR: Son dönemde Hıristiyan dünyasında yaygın olan intelligence design (akıllı tasarım) akımı gibi düşüncelerden ne derece etkilendiniz, ya da hiç etkilendiniz mi?
ADNAN OKTAR: Bence o teori çok samimiyetsiz bir teori, Allah’ın varlığını açıkça savunarak samimi olarak dini savunmak lazım, İslam’ı savunmak lazım, yahut Hıristiyansa da Hıristiyanlık inancını samimi olarak savunması lazım, bir şekilde yaratılmış ama kimin yarattığı belli değil gibi bir teori bu. Ben bunu çok samimiyetsiz buluyorum. Açıkça yaratan bir Allah’ın varlığından bahsetmeleri gerekir.
MUHABİR: Yani bu tasarıyı intelligence design (akıllı tasarım) düşüncesini benimsemiyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabi ki, yani çok samimiyetsiz buldum.
MUHABİR: Bu teoriye karşı duruşunuzu biraz daha ayrıntılı bir şekilde anlatır mısınız?
ADNAN OKTAR: Bu teoriye karşı özel bir tavrım yok, tek yanlış olan yanı Allah’ın varlığını açıkça savunacakları yerde belirsiz bir varlıktan bahsediyorlar, yani bir şekilde yaratılmış, birisi yaratmış gibi bir iddiaları var, bu yanlış, yoksa doğrudan Allah yarattı deseler bu teori tabi ki doğru.
MUHABİR: Richard Dawkins’le yan yana otursanız ve Tanrı Yanılgısı adlı kitabı biliyorsunuz, Richard Dawkins yazdı, onunla bu konuları nasıl tartışırdınız?
ADNAN OKTAR: Ben ona haber gönderdim fakat ben yemin ettim hiçbir şekilde tartışma kabul etmiyorum, tartışmayacağım diye bir cevap verdi. Biz gelelim oraya orda tartışalım dedik onu da kabul etmedi sen buraya gel dedik onu da kabul etmedi, tek yanlı bir tavır içerisinde, tartışmayı kabul etmiyor.
MUHABİR: Dawkins’in kitabı Türkçeye de çevrildi biliyorsunuz, 15 bin kopya satıldı Türkiye’de, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz, sizce bu düşünsel anlamda Türk halkına yöneltilmiş bir zehir mi?
ADNAN OKTAR: Türk halkının %90’ı Darwinizm’e karşı zaten, bu tip eserlerden halk etkilenmez fakat karşı fikirleri de merak ediyorlar, inceliyorlar bu normal fakat eserinde alaycı, hakaret ifade eden cümleler var, bunlar çok yanlış. Yoksa bir insanın fikirlerini, düşüncesini ifade etmesinde bir şey yok. Türk halkı da böyle kitaplardan etkilenecek halk değil zaten bunu açık açık da ortaya koydular. Yapılan anketlerde en çok Allah’a inanan Darwinizm’e inanmayan toplum olarak Türk toplumunun olduğu zaten bilinen bir gerçek.
MUHABİR: Sanırım Dawkins’in kitabında ele aldığı ve sizin en çok karşı çıktığınız konu Dawkins’in terörizmin kaynağını dini göstermesi, bu noktaya mı çok karşı çıkıyorsunuz? Çünkü siz bu düşüncenin tersine terörizmin ve tüm kötülüklerin kaynağı olarak ateizmi gösteriyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Şu ana kadar Hitler faşizminde de, Mussolini faşizminde de, Stalin komünizminde de, Stalin’in komünist uygulamalarında da hep temelde Darwinizm esastı. Şu anda da bütün terör örgütleri, dindar görünen, Müslüman görünen terör örgütlerinin de bütün mensuplarının Darwinist olduğunu, ateist olduklarını görüyoruz, yani inançlı, namaz kılan, ibadet yapan bir insan gidip orayı burayı bombalamıyor, sadece kendisine Müslüman etiketi veren, kendini Müslüman gibi gösteren insanlar orayı burayı bombalıyorlar veyahut doğrudan terörist olduğunu, komünist olduğunu açıkça belli eden Darwinist kişiler terör uyguluyorlar. Dolayısıyla bunların hepsi Darwinist insanlar. Gerçek iman sahibi, Allah’tan korkan, Allah’ı seven bir insan zaten ne terör işleyebilir, ne terörün çirkinliklerini anlatmaktan çekinir, teröre tam anlamıyla karşıdır gerçek bir Müslüman. Terörü hiçbir şekilde kabul etmez inançlı bir insan.
MUHABİR: Bin Ladin gibi birinin Darwinizm’i benimseyebileceğini düşünmekte çok zor oluyor fakat bu çerçevede düşündüğümüz zaman.
ADNAN OKTAR: Zannedildiği gibi değil bu tarz insanlar gençliklerinde o görünümde o üslupta olmuyorlar, yani sonradan o şekli alıyorlar ama asıl inançlarına dikkat edildiğinde tam anlamıyla materyalist oldukları, Darwinist oldukları ortaya çıkıyor. Çünkü Allah’tan korkan bir insan zaten inanç olarak mümkün değil yani iradesi gücü yetmez böyle bir şey yapmaya, eğer bunu rahatça yapabiliyorsa Allah inancında bir zayıflık vardır veyahut Allah’a hiç inanmıyordur dolayısıyla çoğu bu kişilerin Darwinistler. Yani orda burada, yurt dışında eğitim almış, Darwinist eğitiminden geçmiş, Darwinizm’i iyice özümsemiş fakat sonradan kendisine Müslüman diyen kişiler tarafından bunlar yapılmaktadır. Dikkatlice incelendiğinde, yazılarına konuşmalarına baktığımızda bu insanların hepsinin Darwinist olduğunu görüyoruz.
MUHABİR: Faşizmle ilgili bir soru sormak istiyorum, demin Hitler’in faşizminden söz ettiniz ve Hitler ve faşizm Almanya için önemli bir konu. Alman bir gazeteci olarak da bu soruyu sormak istiyorum, web sayfanızı incelediğimde orda soykırımla, Hitler’in soykırımıyla ilgili Nazi soykırımıyla ilgili yazıları okudum, yine orda tüm bunları Darwinizm’e bağlıyordunuz. 1990’larda yayınladığınız kitaplarda da bu kitapların birinde “soykırım yalanı” başlığını gördüm. Peki soykırımla ilgili düşüncelerinizi değiştiren ne oldu? Bunu öğrenebilir miyiz?
ADNAN OKTAR : “Soykırım Yalanı” Nuri Özbudak isimli bir arkadaşıma ait, o bana ait bir kitap değil, o kendi yazılarını bu isimle basmış biz sonradan bunu noterlikten protesto ederek kamuoyuna bunu açıkladık, protesto edilmiş bir konudur, hukuki bir girişimde bulunmadım ama sadece noterlikten protesto ettim, protesto yazısı gönderdim noterlikten, çünkü benim ismimi kullanmış, kendi adıyla yayınlamış benim asıl kendi fikirlerimi ifade eden kitabım sonra çıktı.
MUHABİR: Bu durumda Nazi soykırımını aslında hiç inkar etmediniz.
ADNAN OKTAR: Naziler bir tek Musevileri değil orda birçok insanı katlettiler ve büyük bir kitle katliamı yaptılar ama dindar Musevileri de acımasızca öldürdüler, bunlar tabi ki Darwinist faşistlerin yaptığı acımasız bir uygulama, bu bir gerçek. Ben bunu çok detaylı anlattım. Peygamber soyudur, Hz. İbrahim’in soyundan gelen bir kavimdir Museviler, değerli insanlardır, ben Musevileri çok severim. İshak, Yakup, İsmail, Hz. Yusuf, Süleyman bunlar hep bizim peygamberlerimizdir ve onlar da bu soydan gelmekteler dolayısıyla Musevi soyunu ortadan kaldırmaya kalkanlar Hz. İbrahim’in soyunu ortadan kaldırmaya kalkmış oluyorlar, bir Müslümanın peygamber soyunu ortadan kaldırılmasında sesiz kalması düşünülemez tabi ki tavır koyar, ben de bu konuda şiddetle tavır koyuyorum ve Musevilere karşı halen de baskı yapılmasını, onlara karşı yok etme eylemi yapılmasını, o ülkeden çıkarılmaları için her türlü yapılan eylemi şiddetle kabul etmiyorum ve karşı koyuyorum buna.
MUHABİR: Yakın zamandaki bir konuşmanızda Mehdi’nin dönüşünden ve yaklaşmakta olan altın çağdan bahsettiniz bunu biraz daha ayrıntılı anlatabilir misiniz, önümüzdeki yakın gelecekte neler olacak?
ADNAN OKTAR: İnsanlar hiç ummuyorlar belki uman da vardır ama genellikle ummuyorlar, dünyayı çok büyük sürprizler bekliyor; Mehdi’nin çıkışı, İslam aleminin birleşmesi ve bir lider altında bu birliği gerçekleştirmeleri, Hz. İsa’nın zuhur etmesi, Hz. İsa’nın yeryüzüne inişi ve Hz. İsa’nın bütün Hıristiyan alemini Müslüman alemiyle birleştirmesi ve dünyada tek İslam dininin kalmasının meydana gelmesi gibi ve olağanüstü olaylar olacak. Hz. İsa’yı bütün insanlar gözle görecekler, elleriyle tutabilecekler, Hz. İsa indiği vakit önce kendisini bilmeyecek İsa olduğunu, sonradan insanlar onu fark edecekler ve bütün dünyayı gezecek Hz. İsa ve bütün dünya onu görecek.
MUHABİR: Anlamadığım bir nokta var, şu anda dünyada Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar üç büyük dinin temsilcileri olarak bir birlik içinde ve çoğulcu bir yapı içinde yaşamaya çalışıyorlar. Kimi konuşmalarınızda bu çoğulculuğu, çok sesliliği ve farklılığı değerli bulduğunuzu söylüyorsunuz ama bir yandan da 20 yıl sonra olacakların sonucu olarak bütün dünyanın Müslümanlığı kabul edeceğini söylüyorsunuz. Bu bana bir paradoks gibi geldi.
ADNAN OKTAR: Bu benim düşüncem değil bu Allah’ın vaadi yani bu İncil’de de geçen bir gerçektir Tevrat’ta da geçen bir gerçektir, daha önceki dinlerde de geçen bir gerçektir, hatta diğer din olmaktan çıkmış eski efsanelerde de bu geçer. Dünyanın sonlarına doğru bütün insanlığın tek bir din altında toplanacağı inancı. Bu bir gerçektir bu Kuran’da da, Tevrat’ta da, İncil’de de geçtiği için, benim kendi fikrim olmadığı için bunu rahatça söyleyebilirim, Hz. İsa geldiği vakit bunu uygulayacak, bunu vahiyle uygulayacak yani Allah’tan aldığı bir emirle bunu uygulayacak ve bunu yerine getirecek. Bu insanlık için ayrı bir mutluluk verecek güzel bir neticedir. Ama o aşamada ayrı, ayrı olacağız yani Hıristiyanlar ayrı olacak, Müslümanlar ayrı olacak, mesela Hıristiyanlar benim din kardeşlerimdir, iman kardeşlerimdir onlar da hak din mensupları yani hak dinin zamanla bozulması mevzu bahis olmuştur ama onlar da hak dindir, onlar da benim din kardeşimdir, iman kardeşimdir ama ahir zamanda İsa geldiği vakit hepsini tek bir din altında toplayacak yani başka bir din kalmayacak. Sadece İslam dini kalacak, fakat bu mutlu bir son yani bu insanları rahatsız edecek bir şey değil.
MUHABİR: Bildiğiniz gibi önümüzdeki yıl 2009 ve 2009 Darwin’in 200. doğum yıldönümü olacak aynı zamanda Türlerin Kökeni adlı kitabının da yayınlanmasının 150. yılı olacak ve tüm dünyada bununla ilgili bazı kutlamalar gerçekleşecek. Tabi ki bunu sizin kutlamayacağınızı biliyorum ama bu kutlamalarla ilgili düşünceleriniz ve tepkileriniz ne olacak bunu öğrenebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Dünya çapında Darwinizm’in yıkılışının kutlamalarına dönüşecek bu, onun 100. yıl kutlamaları insanlığın şaşıracağı bir kutlamaya dönüşecek, Darwinizm’e nasıl inandıklarına insanlar şaşıracaklar. Bunca yıl böyle bir aldatmacayı nasıl kabul ettiklerine hayretler içinde bakacaklar, kendilerine de hayret edecekler ve yüzlerce binlerce profesörün, yüzlerce binlerce üniversitenin böyle hayali bir aldatmacayla nasıl uğraştığına, böyle şeytanın oyununa nasıl düştüklerine hayretle bakacaklar. 100. yıl daha çok bu konuların işleneceği bir 100. yıl kutlaması olacak bu konularda, böyle bir durum oluşacak.
MUHABİR: Son sorum bütün bu çalışmalarınızın, Darwinizm’e karşı yazdığınız kitaplarınızın ve bu zihinsel uğraşınızın finansmanını nasıl gerçekleştirdiğiniz yönünde olacak, Yaratılış Atlası’nın ne kadar kaç kopya basıldığını bilmiyorum ama bu çalışmaların yürütülmesi ve bu kitaplarınızın basılması için gereken finansman nasıl sağlanıyor?
ADNAN OKTAR: Yayınevi benim kitaplarımdan kar payı almamamdan dolayı zaten çok fazla kazanç içerisinde ama yurt içinde de yurt dışında da benim kitaplarım çok çok fazla satılıyor geçen sene 8 milyon adet satıldı, 2 milyon da yurt dışında satıldı, bunun toplamı çok yüksek bir meblağ ediyor, yani hemen hemen hiçbir kitap bu kadar satılmaz Türkiye’de, bu sene de gene çok daha yüksek yani katlamalı oldu, 2 misline çıktı satışlar, dolayısıyla bir hayli kar ediyor, bu karı elde ettiğinde onun bir kısmını kitap olarak dağıtması son derce normal yayınevinin, bu tanıtım faaliyeti olmuş oluyor çünkü ilan ve tanıtım içinde yayınevinin zaten para vermesi gerekiyor, o vereceği parayı bu şekilde kullanmış oluyor ve sanıldığı kadar da çok kitap yurt dışına gönderilmiyor, etkisi çok yüksek oluyor kitapların, yani insanların birbirine söylemesinden kaynaklanan bir etki oluyor. Bir de internette çok fazla kitap indirilmesinden de kaynaklanıyor olabilir, çünkü bu sene 60 milyon kitabım indirildi internetten, çok yüksek bir miktar bu, bu da tabi kamuoyunda çok büyük etki meydana getiriyor, sansasyon meydana getiriyor. Onu da sürekli yabancı basın bu şekilde dile getiriyor, ama bunun için maddi kaynak belirttiğim gibi yayınevi tarafından karşılanıyor. Bu faaliyetlerime karşı Türkiye’de yaklaşık 25 yıldan beri komünist derin devlet çetesi bana karşı bir mücadele içerisinde, birçok komploya uğradım, emniyetteyken yiyeceğimin içerisine kokain karıştırıldı ve beni kokainman gibi göstermeye kalktılar fakat ben bunu mahkemede ve adli tıpta ispat ettim, yemeğimin içine karıştırıldığını, emniyetteyken yemeğimin içine karıştırıldığını ispat ettim. Adli tıp raporuyla bu anlaşıldı ve mahkemede bundan beraat ettim, mesela bu bana yapılan oyunlardan birisiydi yani yıpratma oyunlarından bir tanesiydi. Darwinizm’e ve materyalizme karşı mücadele Türkiye’de o kadar kolay olmuyor. Mesela akıl hastası ilan edildim, 300 tane cinayet işlemiş akıl hastasının içerisinde yaklaşık 10 ay tutuldum. Yani bunlar şuuru kapalı insanlara saldıran akıl hastalarıydı, benim bulunduğum dönemde de 7 kişiyi öldürdü bu akıl hastaları, benim olduğum yerde oldu bu cinayetler, benim gözümün önünde adam öldürdüler, bu tip faaliyetler çok oldu fakat ben buna rağmen faaliyetlerime gene devam ettim. Mesela sırf hukuki yönden de çok zorlu bir ortamdan geçiyorum, fakat benim tabi hukuka karşı saygım var. fakat bunu da söylemek durumundayım. Mesela savcının ifadesi var, “sanıklardan Adnan Oktar’ın suç işlemek ve örgüt kurmak ve diğer sanıkların örgütün yöneticisi olmak ve örgüt adına faaliyette bulunmak suçlarını işledikleri sabit olmadığından” diyor mesela bu Cumhuriyet Savcısının ifadesi “bütün sanıkların müsnet suçlardan ayrı ayrı beraatlarına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur” diyor; savcı diyor bunu. Savcı da inanmıyor benim bir çete mensubu olduğuma ve bunu açık açık, çok kapsamlı delilleriyle anlattı mahkemeye, fakat buna rağmen çete mensubu olarak lanse edildim, fakat Türkiye’de buna kimse inanmıyor, benim için mühim olan bu. Kamuoyunda insanların gözünde ben beraat ettim, o yönden de çok mutluyum. Darwinistler eğer beni çete mensubu olarak böyle lanse edilmemden faaliyetlerimi durduracaklarını düşünüyorlarsa bunda çok büyük hata yapıyorlar, çünkü bu mahkemenin bir kararı, ben buna saygı duyuyorum ama benim çalışmama bu etki etmez, yani aleyhimdeki olan faaliyetleri yapan da iddia edilen Ergenekon örgütü, şu an devlet yakasına yapıştı.
MUHABİR: Yani siz kendinizi iddia edilen Ergenekon’un bir kurbanı olarak mı görüyorsunuz bu durumda?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, iddia edilen Ergenekon yıllardan beri bana komplo üstüne komplo, oyun üstüne oyun yaptı. Devletin içindeki gücünü kullanarak her türlü eylemde bulundu, bunların büyük bir kısmını ispat ettim, bir kısmını daha da ispat ediyorum, fakat eylemleri bana karşı durmadı gene şu an devletin içerisinde faal ve aktif haldeler gene faaliyetlerine devam ediyorlar, aleyhimdeki faaliyetleri organize eden devletin içindeki bu örgüt komünist derin devlet örgütüdür. Dokuz kere de silahlı suikast yaptırdılar bu örgüt bana karşı.
MUHABİR: Ne zamandı, en son ne zamandı bu suikast?
ADNAN OKTAR: En son 10 yıl önce yani 90’la 2000 yılları arasında çok yoğundular bu yönde aleyhimde faaliyetlerde, mesela kokain komplosunu emniyette kokain getirip yemeğimin içine katanlar iddia edilen Ergenekon örgütüydü, eğer adli tıpta ispat etmeseydim bu benim üstümde kalacaktı onların iftirası. Hukuk kurumlarında, mahkemelerde, poliste devletin üniversitelerinde, devletin birçok kurumunda elemanları var. Bunu mahkeme dosyalarında görüyoruz, iddia edilen Ergenekon’un mahkeme dosyalarında bu konular çok detaylı anlatılıyor.
MUHABİR: Peki bunca çabaların nedeni nedir sizce? Çünkü siz sadece bir bilim adamı ve bir yazarsınız, sizi neden çok büyük bir tehdit olarak görüyorlar, onlar için neden çok önemlisiniz?
ADNAN OKTAR: Fikirlerimi çürütemeyince beni bu yönde yıldırarak fikirlerimi durdurmaya çalışıyorlar. Çünkü kitapla, yazıyla fikirlerimi durduramıyorlar ama bu şekilde durdurabileceklerine inanıyorlar, mesela bir kadına zorla tecavüz etmeye kalktığım ve onu tehdit ettiğim, şantajda bulunduğum şeklinde bir iddiada bulundular, ben sonra onu gene adli yönden ispat ettim. Benim bulunduğum evde tavan dümdüz, o kadının bulunduğu evde tavanda kirişler aşağıya doğru sarkıyor. İki evin farklılığını mahkeme heyetine ispat ettim anlattım ve kadının bana iftira ettiği böylece ortaya çıkmış oldu yoksa o da benim üstüme kalacaktı, bu da bana yapılmış büyük oyunlardan bir tanesiydi. Evin mimari yönden çok farklı olduğunu ispat etmeseydim bu da benim üstümde bir iftira olarak, çok güçlü bir iddia olarak kalacaktı. Bunu da bu şekilde hallettim, fakat buna rağmen bu kadın benim aleyhimde tazminat davası açtı, mahkemenin, Ağır Ceza Mahkemesinin kararına rağmen bir alt mahkeme olan mahkeme bana tazminat davasında hüküm verdi, sen suçlusun dedi yani bu işlemi yaptın dedi ve benim tazminatta bulunmam gerekti ve bu kadına tazminat davasının sonucunda tazminat ödemek durumundayım şu an, yani tazminat cezasına mahkum oldum ama mahkemenin bu kararına da saygılıyım tabi.
MUHABİR: Şöyle söyleyebilir miyiz, artık kitaplarınızı biyografi yönünde, bir biyografi yazmanın zamanı geldi mi sizce?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, çok iyi olur,
MUHABİR: Çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Ben de çok teşekkür ederim.