Muhabir: Farklı ideolojilere ve düşünce biçimlerine göre kötülüğün kaynağı farklı biçimlerde açıklanıyor. Milliyetçi politikalarla farklı açıklamalar getiriliyor, başka ideolojilerle kötülüğün kaynağı başka biçimlerde açıklanıyor. Sizin görüşünüze baktığımız zaman da özellikle 20. yüzyılı etkileyen kötülüğün temeli Darwinizm’deki kadar götürülebilir. Bu basite indirgemek değil mi durumu?
Adnan Oktar: Ama bu teknik bilimsel bir gerçek… Hitler’in ifadeleri ile Mussolini’nin ifadeleri ile, Lenin’in Stalin’in açık ifadeleri ile, ki bunlar dünyanın en azgın, azılı teröristlerdir, kan dökücüleridir. Bunlar kendi ideolojilerin temelini darwinizmden aldıklarını açık açık, sayfalarca, uzun uzun izah ediyorlar. Onun için bu bir tahmin veyahut bir teori değil bilimsel bir gerçektir.
Muhabir: Fakat yeryüzündeki bunca kötülüğe baktığımız zaman insan doğasının zayıflığından da söz etmemiz gerekmiyor mu? Çünkü insanlar güç arzusunu çok yoğun bir şekilde yaşıyorlar ve hepsi de güce sahip olmak istiyorlar. Böyle bir açıklama daha mantıklı değil mi sizce?
Adnan Oktar: Benim söylediklerim bilimsel, felsefi, sosyolojik açık, uygulanmış olan gerçekler, yani fiili gerçekler. Ama bunun altında tabi insanların zaafları, dengesizlikleri, ruhi bozuklukları da yatar. Ama bu ruhi bozukluklar insanların saldırganlığı, dengesiz tavırları bir inanç bozukluğuna dayanıyor. İnanç bozukluğu da Darwinizmden kaynaklanıyor. Yoksa Allah’ı çok seven, Allah’tan korkan, güzel huylu, din ahlakını tam benimsemiş bir insanın karıncaya dahi zarar vermesi mümkün değildir.
Muhabir: Darwinizm bugün günümüzde bilimsel bir teori olarak kabul ediliyor. Bunu hepimiz biliyoruz. Fakat Darwinizm etik açısından da, etik yönden de tartışıla gelen bir teori. Darwin konusunda yazıp çizenlerden, bir iki isim ki siz benden daha iyi biliyorsunuzdur, bunu şu anda hatırlayamıyorum, Darwini etik bağlamda değil, yalnızca bilimsel bağlamda tartışmamız gerektiğini söylemişti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Adnan Oktar: Ama Darwinizmin sahte bir teori olduğu o kadar açık ve o kadar aleni ki 8–10 yaşındaki çocuğun anlayacağı derecede açık. 100 milyon fosil var yeraltından çıkmış ve taşlaşmış fosiller bunlar. Bu fosillere batığımızda canlıların hiçbir şekilde değişim geçirmediğini görüyoruz. Yani bunun üzerine zaten tartışma yapılacak bir konu kalmıyor. 10 yaşındaki çocuğa getirelim, kurbağanın, kaplumbağanın ve diğer canlıların fosillerini gösterelim. 100 milyon yıllık, 200 yıllık, hatta 300 milyon yıllık. Şimdiki yaşayan canlıların iskeletlerini de yanlarına koyalım. Tıpa tıp birbirinin aynı… Demek ki evrim yok. Yani apaçık bir aldatmaca bu… Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi bilimsel olarak imkânsız... Bir kromozomun içinde, bir hücredeki kromozomun içinde bir kütüphaneden daha fazla bilgi var. Yani mesela, İngiltere’deki dev bir kütüphaneden daha büyük çapta bilgi o hücrenin içinde kodlu. Bunun hiçbir açıklaması yok. Darwin bunlara açıklama getiremez, getiremiyor ve getiremediği için de Darwinizm geçersiz bir teoridir.
Muhabir: Bir teoriden her şeyi açıklamasını elbette ki bekleyemeyiz. Bir teori bazı şeyleri açıklayabilir. Darwinizm de türlerin birbirine dönüşümünü açıklamaya çalışan bir kuram. Güçlü olanın doğada hayatta kalması ve adaptasyon ilkeleri Darwinizmin açıklamaya çalıştığı şeyler.
Adnan Oktar: Charles Darwin Türlerin Kökeni kitabının İngilizcesinin 172 ve 280. sayfalarında şunları söylüyor: “Eğer gerçekten türler, öbür türlerden yavaş yavaş gelişmelerle türemişse; neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz”. Zaten bitmiş. Yani bunu söyledikten sonra konu bitmiş. Ama bununla da kalmıyor diyor ki: “Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde?”Neden mükemmel diyor. “Sayısız ara geçiş formu olmalı. Fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz?” Bitmiş işte. Yani tam bir teslimiyet ve yenilgi ifadesi bu... Hakikaten de yok. Yani tek bir tane ara fosil bulunamadı şu ana kadar. “Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi değerlendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır. Belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır.” İtiraz değil bu tam anlamıyla teoriyi bitiren bir durum. Çünkü tek bir tane ara fosil yok. 100 milyon yaratılışı ispat eden fosil var. Böyle bir teori olur mu yani bu durumda. Yani tam anlamıyla teorinin yıkıldığını Darwin’in kendisi anlatıyor.
Muhabir: Fakat bazı iskeletler bulundu. Bunlara Homo Erectus gibi adlar verildi. Bu iskeletlere baktığımız zaman insan türüne gelmeden önce gelişen evreleri görmüyor muyuz bu iskeletlerde? Yani bugün insan olarak, insan olarak tanımladığımız varlığın öncesinde insana temel hazırlayan süreçleri yaşayan başka formları kanıtlamıyor mu bu iskeletler?
Adnan Oktar: Gibon, şempanze, goril, maymun türünde yüzlerce, binlerce hayvan türü yok oldu. Bunlar yeryüzü katmanlarında fosiller olarak bulunabiliyor. Bunların fosilleri bulunduğunda birçoğu insana yakın, insanı andıran fosiller. Şu anda da mesela goril insanı andırıyor, maymun da insanı andırıyor. Ama bunlar bir hayvan. O bulunanlar da aynı şekilde. Yani insanı andıran hayvan türleridir. Ve mükemmel türlerdir. Yani bir ara geçiş formu olacak, yani organları geçiş aşamasında, gelişme aşamasında olan hiç bir varlığa rastlanmamıştır şu ana kadar. Hepsi normal mükemmel canlılardır. Aynı şeyi atın sıralamasında da yapıyorlar. Atın benzeri, atla eşek benzeri veyahut başka varlıkların benzeri yüzlerce hayvan türü kaybolmuştur. Yani yaşamış ve kaybolmuşlardır bunlar. Türlerini devam ettirememişlerdir. Bunların fosillerini bulduğumuzda bunları eğer sıralarsak yani o kafayla bakarsak, sanki bir evrim varmış gibi insanlara görünebilir. Ama bu son derece suni bir şey olur. O zaman kedi, mesela puma, pars, panter, aslan bunları yan yana dizersek, bunlar da evrimleşmiş diye gösterilebilir. Bunların her biri ayrı ayrı hayvanlardır. Atın evrim sıralamasında gösterilen hayvanlar da, tamamen ayrı müstakil hayvanlardır. Mükemmel yaratılmışlar, çıkışları mükemmel, belirli bir süre yaşamışlar ve sonra da yok olmuş varlıklardır. Bunlar atın veyahut başka hayvanların sıralamasında, evrimi gösteren deliller değildir. Evrimin olması için, yani o iddianın doğru olması için, Darwin’in dediği tarzda ara fosillerin bulunması gerekiyor. Bunlar olmadığı müddetçe bu teori tamamen bitmiş bir teoridir.
Muhabir: Tabi ki, bu türlerin, sözünü ettiğiniz hayvanların kendi içlerinde kusursuz olmaları ve bir bütün olmaları daha sonra bir ara tür bulunmayacağı anlamına gelmiyor belki de. Ama türlerin çeşitliliğine ilişkin sizin sunduğunuz açıklama, sizin alternatifiniz nedir? Dünyanın yaratılışından itibaren bütün türler aynı anda mı bu dünya da var olmaya başladılar yoksa belli bir zaman içinde sırayla mı ortaya çıktılar? Sizin açıklamanız nedir türlerin çeşitliliğine ilişkin?
Adnan Oktar: Charles Darwin Türlerin Kökeni kitabının 525. sayfasında diyor ki: “Neden fosil kalıntılarının hiçbiri, ama hiçbiri yaşam formlarının aşamalı ve mutasyonel değişikliklerinin kanıtlarını vermemektedir.” Bunun üstüne daha ne söylenir? Yani kanıt yok diyor, delil yok diyor teorime, net… Mesela yine Türlerin Kökeni kitabının 349. sayfasında: “Eskiden var olmuş ara çeşitlerinin sayısının da gerçekten pek büyük olması gerekir. Öyleyse bütün yer bilimsel oluşumlar ve bütün tabakalar, geçişsel biçimlerle ara formlarla neden tıka basa dolu değildir?” Bir tane bile yok değil tıka basa dolu olmak. Yani Darwin kendisi zaten teorinin geçersizliğini o kadar net ve o kadar mükemmel ispat etmiş ki bizim bir şey söylememize gerek yok.
Muhabir: Peki başka açıklamaya gerek yok diyorsunuz. Peki, insanların ortaya çıkışı, insanların bu dünyada var oluşuna ilişkin sizin açıklamanız nedir? Tanrı’nın yarattığını mı düşünüyorsunuz yoksa insanlar nasıl yeryüzünde var olmaya başladılar?
Adnan Oktar: Ben sizden şu an 1,5 metre kadar uzakta görünüyorum. Ama işin doğrusu ben sizin beyninizin içinde bir görüntüyüm. Bunu şöyle anlayabilirsiniz. Bir gözünüzü hafif kenardan bastırdığınızda benim görüntümün iki tarafa hareket ettiğini görürsünüz. Bu da beyindeki bir görüntüyle muhatap olduğunu gösteriyor. Allah işte kâinatı bu şekilde görüntü olarak yaratıyor. Yani biz dışarıda varız, fakat madde dışarıda var. Fakat biz bunun görüntüsü ile muhatap oluruz. Mesela gördüğünüz şu fincan da beyninizin içinde. Saatinizle fincan aynı yerde beyninizin içinde oluşuyor. Ve bu simsiyah beynin içinde ışıklı bir dünya meydana geliyor. Beyninizdeki elektriği, yani milimetrenin belki binde biri kadar bir incelikteki elektrik akımını beyniniz bu kadar mükemmel koskoca bir odanın içinde otuyormuşsunuz gibi gösteriyor size. İşte bunu yaratan Allah’tır. Bu net görüntüyü yaratan ve beyninizin içinde benim sesimi yaratıyor. Yani beyninize giden elektriği ruhunuz benim sesim olarak okuyor, yani siz benim olarak duyuyorsunuz onu. O da yine milimetrenin yüzde biri, binde biri kadar bir elektrik akımının geçtiği bir sinirde oluşan görüntüyü ve sesi bu şekilde alıyorsunuz siz. Bu baştan sona metafizik bir şey… Yani bunu ne Darwin açıklayabilir, ne bilim açıklayabilir, ne kimse açıklayabilir. Çünkü burada gören biri var ve duyan biri var.
Muhabir: Yine başka konuya ilişkin bir sorum olacak. Ama bu da Darwinizmle ilgili. Darwinizmin Tanrı’yı inkâr ettiğini söylüyorsunuz. Ve biyologların açıklamalarına baktığımız zaman da, sizce bugünkü biyoloji bilimi Tanrı’yı inkâr etmek zorunda mıdır?
Adnan Oktar: Darwinist teori her şeyi tesadüfle açıklıyor. Dolayısıyla Allah’ın varlığını kökten reddediyor. Yani her aşaması, işte çamurlu bir su vardı diyor, orada tesadüfen proteinler oluştu diyor, tesadüfen hücre oluştu, tesadüfen işte kol bacak çıktı, göz çıktı, kulak çıktı ve duymaya başladı ve sonra da bu gördüğünüz medeniyeti, Paris’i, Londra’yı, İstanbul’u yaptı bu insanlar diyor. Yani Darwinin anlattığı bu. Ve tüm bunların tesadüfler sonucu olduğunu iddia ediyor. Tesadüfe inanmak ayrıdır, Allah’a inanmak ayrıdır. Tabiî ki burada tam bir inkar var. Allah’ı net olarak inkâr ediyor.
Muhabir: Fakat doğa bilimlerine baktığımız zaman Tanrı’dan, hiçbirinin Tanrı’dan söz etmediğini görüyoruz. Örneğin fizik bilimi uzay ve zamanla ilgilenir ve uzay zamana ilişkin gerçekler üzerinde çalışır. Biyoloji de benzer bir şekilde canlılarda gözlemlenebilir gerçekler üzerinden çalışmalarını yürütür. Belki Darwinizm kuramı da kendi doğası gereği, bir bilimsel kuram olduğu gerçeğinden yola çıkarak bunu söylüyorum, mantıksal olmak zorunluluğunu yerine getirmesi yüzünden Tanrı’dan bahsetmedi. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?
Adnan Oktar: Laboratuarda bilimsel çalışma yapan her bilim adamı beyninin içindeki laboratuarda çalışma yapmak mecburiyetindedir. Yani beyninin içinde ona gösterilen görüntüyü görür. Ve oradaki sesleri duyar. Bunun dışında doğrudan laboratuarla bağlantı kuramaz. Laboratuar onun dışındadır. Kişi her zaman beynine verilen bilgiyi, beynine verilen sesi dinlemeye mecburdur. Onu da Allah insana verir. Yani dışarıdaki olan dünya ile insan bir monitörle bağlantı kurabilir, beynindeki monitörü seyredebilir ancak. İnsanlar beynindeki elektriği seyrederek dış alemle bağlantı kuruyor. Bilim adamı laboratuara girdiğinde beyninin içindeki görüntüyü eğer seyrettiğini biliyorsa bu benim için bir bilim adamıdır. Ama beyninin içindeki görüntüyü seyrettiğinin farkında değilse, bu daha bu kadar açık bir gerçeği bile göremiyorsa, benim için o bilim adamı değildir.
Muhabir: Darwinizmin günümüzde kötülüklerin kaynağı olduğunun bilimsel bir gerçek olduğunu söylediniz, Hitler ve Mussolini’den bahsettiniz, onların açıklamalarında ideolojilerinin nasıl Darwinizme dayandığından bahsettiniz. Fakat Hitler ve Mussolini gibi kişiler Darwinizmi yanlış anlamış olamazlar mı? Çünkü Hitler’e baktığımız zaman, Hitler ideolojisini yalnızca Darwine değil birçok başka düşünüre de dayandırıyor.
Adnan Oktar: Aynı şekilde Stalin de Lenin de bu konuda Darwinden ilhamlarını almışlardır. Onlar da birçok yere dayandırıyorlar. Ama temel inanç olarak, temel yapılarını Darwinden alıyorlar, mühim olan budur. Yani Allah’ı inkârları, çelişki düşüncesi yani güçlülerin zayıfları yok edeceği düşüncesi ve diğer hayata yönelik her türlü düşünceyi Darwin’in teorilerinden alıyorlar. Ve bunu kitaplarında da açık açık belirtiyorlar, eserlerinde de açık açık belirtiyorlar. Bunlar bilinen şeyler. Mesela Karl Marks diyor ki : “Bizim görüşlerimizin tabi tarih temelini içeren kitap budur.” Niçin söylüyor bunu? “Darwinin yapıtı büyük bir yapıttır” diyor, “tarihteki sınıf mücadelesinin doğa bilimleri açısından temelini oluşturuyor. Bizim görüşlerimizin tabi tarih temelini içeren kitap budur”. Bütün düşüncem buradan çıkıyor diyor. Çok net açıklama. Troçki diyor ki: “Darwinin buluşu tüm organik madde alanında diyalektiğin en büyük zaferi oldu” diyor Troçki’nin izahı. Çin sosyalizmin temeli Darwinizme ve evrim teorisine dayanmaktadır diyor Mao. Stalin diyor ki dünyanın yaşını, jeolojik kökeni ve Darwinin öğretilerini genç nesillere öğretmeliyiz. Üç şeyi öğretmeliyiz diyor. Lenin diyor ki: “Darwin hayvan ve bitki türlerinin birbirleriyle ilgisi olmadığı, onları Allah’ın yarattığı ve bu yüzden değişmez oldukları inancına son vermiştir” diyor hatta. Lenin’in düşüncesi bu da.. “Tarih boyunca Alman ırkının diğer ırklara karışmış olması bize bir dünya hâkimiyetine mal olmuştur. Alman milleti yeryüzüne hakim olabilir” diyor fakat şöyle diyor: “Kuzey Avrupa Almanlarını insanlık tarihinden çıkarın, geriye maymun dansından başka bir şey kalmaz.” Hitlerin sözü. Hitlerin bu yönde çok fazla ifadesi var. Darwinizmle bağlantıyı açıklayan. Mesela diyor ki Hitler: “eğer devamlı bir savaş olmasaydı insan medeniyeti olmazdı.” Sürekli mücadele gerekiyor diyor. Türklerle ilgili düşüncesi de mesela Darwinin “medeni insan ırkları, vahşi ırkları tamamen yeryüzünden silecekler. Ve onların yerine geçecekler.” Bunu da Darwin söylüyor. Her yerden baksan faşizm kokuyor. Nerden baksan komünizmin şiddeti kokuyor. Yani yüzlerce ifade var. Ben sadece özet olarak veriyorum.
Muhabir: Bugünlerde dünyada birçok terörist saldırı gerçekleşiyor. Özellikle 11 Eylül sonrasında bunlar büyük yoğunluk kazandı. Örneğin Usame Bin Ladin bu terörist saldırılarını gerekçelendirmeye çalışırken Kuran’dan alıntılar yapıyor. Usame Bin ladin’in bu terörist eylemleri Kuran’dan alıntılar yaparak gerekçelendirmeye çalışması tabiî ki İslam’ın terörist eylemleri desteklediği anlamına gelmiyor. Bu sonucu çıkaramayız. Ama aynı şey demin alıntıladığınız insanlar içinde geçerli değil mi? Bu insanların Darwinizmden alıntılar yapmaları ve ona göndermede bulunmaları Darwinizmi kendi içinde kötü bir ideoloji, terörü destekleyen bir ideoloji yapar mı?
Adnan Oktar: Müslüman adı altında terör yapan kişiler, hep Avrupa’da Darwinist, materyalist, sosyalist eğitim almış, komünist gerillalara hayranlık taşıyan, İslam sosyalizmi adı altında İslam’la alakası olmayan düşünceleri savunan, terörist hayranı kişilerdir bunlar. Ho Şih Minh hayranıdır bunlar, Che’nin hayranıdırlar onun için bunları Müslüman olarak adlandırmamız, yani bizim anladığımız anlamda Müslüman olarak adlandırmamız mümkün değildir. Yani nüfus cüzdanında bir insanın Müslüman yazması yeterli değildir. Müslüman Allah’tan korkar, Ahirette yaptıklarının hesabını vereceğini bilir. Çocukları, kadınları, masumları bombalayarak öldüremez. Haramdır bunlar. Bir Müslüman değil öyle bir şeyi yapmak, yani bir böceğe bile, bir kuşa bile, herhangi bir hayvana bile zarar veremez, bunlar haramdır. Bu yüzden Marksist eğitim almış, Darwin hayranı, materyalist insanların, Avrupa’da eğitim almış, Amerika’da eğitim almış insanların veyahut İngiltere’nin herhangi bir yerinde eğitim almış insanların bu tip eylemler yapmasını Müslümanlığa mal etmek akılcı bir ifade değil, bunları bu gözle değerlendirmek gerekir.
Muhabir: Günümüzdeki biyologlara baktığımız zaman, onlar evrim teorisine ilişkin açıklamalarında, doğada en güçlünün değil, değişen koşullara en hızlı uyum sağlayanın, en hızlı adapte olanın yaşayacağını söylerler. Dolayısıyla en güçlünün yaşaması değil, en hızlı adapte olanın yaşamasından söz etmeniz gerekiyor.
Adnan Oktar: Bu anlattıklarımı değiştiren bir ifade değil. Yani güçlü olan birisi varsa. Mesela bir aslan güçlüyse tabiî ki bir kediyi kovalar. Yani bu Allah’ın bir yaratmasıdır dersin. Yani tank bir evi ezebilir. Yani bu mantıklı zaten... Bu yani, Darwini haklı çıkaran bir şey değil bu dersin.
Muhabir: Darwinizmin günümüzde büyük zararlar verildiğini düşünüyor musunuz?
Adnan Oktar: Tabiî ki... Mesela Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinde 20 milyon ölü, komünistlerin katliamı, öldürdükleri insan sayısı. Çin 65 milyon kişiyi öldürdü, komünist Çin. Komünist Vietnam 1 milyon kişiyi öldürdü. Komünist Kore 2 milyon kişiyi öldürdü. Komünist Kamboçya 2 milyon. Doğu Avrupa’daki komünistler 1 milyon, Latin Amerika’daki komünistler 150 bin kişiyi öldürdü. Afrika’daki komünistler 1 milyon 700 bin kişiyi öldürdü. Afganistan’da 1,5 milyon kişiyi öldürdüler. Hitler’in, faşizmin sebep olduğu 2. Dünya savaşında 55 milyon kişi öldürüldü. Şu anda da devam ediyorlar yani bütün terör faaliyetlerinin altında, bütün komünist ve Müslüman adı altında yapılan yine komünist faaliyetlerin altında yine Darwinistler materyalistler var.
Muhabir: Peki söylediklerinizden şunu çıkarabilir miyiz? Günümüzde Hindistan’da, Madrid’de Londra’da gerçekleşen terörist eylemler eğer Darwinizm ortadan kaldırılırsa bundan sonra gerçekleşmeyecek mi?
Adnan Oktar: Tabiî ki… Yani, çok ciddi şekilde değişir. Bu ancak zaten Hz. Mehdi’nin zuhuru ve Hz. İsa’nın zuhuru zamanında olacaktır. Hz. Mesih’in inişinden önce dünyanın böyle hercümerç içinde kalacağı, böyle deccalların çıkacağı belirtilmiştir. Bu bir kader… Allah’ın kaderi. Darwini de Allah yaratmıştır. Stalin’ini, Lenin’ini ve Hitler’i de Allah yaratmıştır. Onların meydana getirdiği kargaşayı da Allah yaratmıştır. Ona karşı da Mesih’i gönderip bütün bu belayı ve bütün bu karmaşayı ortadan kaldıracaktır. İnsanlar bilerek isteyerek onlara uymuşlardır. İsa geldiğinde de bilerek ve isteyerek İsa’nın güzel sözlerine uyacaklar bu sefer. Bu Allah’ın bir imtihanı… Mehdi’nin dünya hakimiyetinde de İslam alemi Mehdinin Darwinizmi materyalizmi yok etmesiyle ortadan kalkan fitnenin rahatlığı ile huzur içinde yaşayacaklardır.
Muhabir: Bir söyleşinizde şöyle bir şey söylemiştiniz: Türkiye’nin Avrupa Birliğinin bir üyesi olma durumu Türkiye de Darwinizmin güçlenmesi ile gündeme geldi. El Cezire’ye verdiğiniz bir röportajda şöyle söylemiştiniz: Avrupa Birliği ülkeleri arasında bazı yorumlar yapılıyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin bir üyesi olmaması yönünde yorumlar yapılıyor ve bu yorumların nedeni olarak da Türkiye’de Darwinizme çok güçlü bir karşı duruşun ortaya çıktığını ve Avrupa Birliği ülkelerinin de bundan hoşlanmadığını söylemiştiniz.
Adnan Oktar: Evet Doğru… Evet
Muhabir: Sizce Türkiye Avrupa Birliğinin bir üyesi olmalı mı?
Adnan Oktar: Tabi Türk İslam aleminin, bütün Türk devletlerinin, bütün islam aleminin lideri olarak, Avrupa Birliği’ne girecek. Avrupa’yı da, Dünyayı da hem bu ekonomik krizden hem bu manevi buhrandan, bu ahlak çöküntüsünden, bu enerji yokluğundan, ruh enerjisi yokluğundan da kurtaracak. Dünyayı adeta bir bayram yerine, bir düğün yerine çevirecek, bütün dünyayı Türkiye’nin önderliğinde bu güzel çalışma, güzel faaliyet kurtaracak. İnşaAllah umuyorum. Yani kader böyle inşaAllah.
Muhabir: Sizce şu anda içinde bulunduğumuz ekonomik krizin kökenleri, nedenleri de Darwinizme mi dayanıyor?
Adnan Oktar: Tabi… Tabi. Yani bu Allah’a tevekkülsüzlük, bu egoistlik düşüncesi, bu hırs, kanaatkâr olmamak bunların hepsi Darwinin felsefesinden kaynaklanan şeyler. Ve krizin de temel, sosyolojik, bilimsel nedenlerinden sadece bir kaçı. Ve dünyada çok büyük çaplı bir çökme olacak, ekonomik çökme olacak. Bu Mehdi’nin ve İsa’nın zuhuru öncesinde olacağı belirtilen peygamber efendimizin belirttiği büyük bir mucizedir. Bütün gayretlerine rağmen bu ekonomik çöküntüden dünya kurtulamayacak. Mehdi ve İsa zamanında da tam tersine müthiş bir bolluk ve zenginlik çağı gelecek. Bunu bütün insanlık görecek. Bu 10 –20 yıl içerisinde olacak gerçekler bu söylediklerim. Bunu sizler de, bizler de herkes de göreceğiz İnşaAllah.
Muhabir: Yanlış anlamadıysam şöyle söylüyorsunuz: Yani şu andaki ekonomik kriz 10 ya da 20 yıl daha devam edecek ve bu 10 ya da 20 yılın sonrasında Mehdi ve Hz. İsa’nın gelişi ile bu problem çözülecek?
Adnan Oktar: Kuran yedi yıla işaret ediyor. 2007 yılında başlamıştır. Yusuf suresinde bu açıklanır. Bir ekonomik krizden bahseder Kuran’da. Tek bir yerde bahseder ve bu mehdi devrini işaret eden bir ayettir. Burada krizin yedi yıl süreceğine işaret var. Yedili tarihte başlaması ve yedi yıl sürmesi, muhtemelen 2014 yılına kadar devam edecek. Hatta tarım ve hayvancılığa önem verilmesi gerektiğine dair Kuran’da buna işaret var yine bu surede. Ve ciddi bir kriz olacağına da işaret var.
Muhabir: Mehdi’nin ve Hz. İsa’nın gelişine ilişkin diğer işaretler nelerdir?
Adnan Oktar: Mesela Kâbe’de kan akıtılması, mesela İran-Irak savaşı Ekim 1980 de oldu. Bu peygamberimizin belirttiği bir alamettir. Afganistan’ın işgali 1979 yılında oldu. Bu da bir işarettir. Hadis var. Bunların hepsi hadiste belirtilen şeyler, bu saydıklarım. Fırat’ın suyunun kesilmesi… Yine bu tarihte oldu. Hürriyet gazetesi haber yaptı: “Koca Fırat doğduğu yerde durdu” diye. Yani Fırat’ın suyu kesildi. Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları 1981 yılında oldu.
Kuyruklu yıldızın doğması, 1986 yılında oldu. Kâbe baskını ve Kâbe de kan akıtılması Kasım 1979 yılında oldu. Güneşten bir alamet belirmesi 1996 yılında oldu, en büyük güneş patlamasıdır bu. Şu ana kadar olan en büyük güneş patlaması. Yani son yüzyılın en büyük patlaması… Tozlu dumanlı bir fitne 11 Eylül olaylarına işaret eden bir hadistir bu. Yaygın katliamların meydana gelmesi yani terörün artacağı yine peygamberimizin hadisidir. Bir ordunun kaybolması 2003 Irak savaşında Irak ordusu çölde kayboldu. Gazeteler bunu yazdı. Ve bütün Avrupa’da haber oldu bu. Bağdat’ın alevlerle tahrip edilmesi 2003 Irak savaşında oldu. Irak’ın yeniden yapılanması şu an devam ediyor. Çöllerin yeşermesi şu an hala devam ediyor. Rüzgâr ve kasırgalar, Katrina kasırgası 2005’te, İke kasırgası 2008’de oldu. Şehirleşmede artış, yüksek binaların inşa edilmesi, çarşıların yakınlaşması şu an bütün dünyada var bu. Kişinin kamçısının ucuyla konuşması, yani telefon ve onun kablosu kamçıya benzetilmiştir rivayette. Bu oluyor şu an. Kişiye kendi sesinin konuşması… Teybe alıyor sesini ve bu sesi dinleyebiliyor. Peygamberimizin hadisidir bu. Bu tarzda 300 e yakın hadis hepsi zuhur etmiştir, oluşmuştur. Bunlar hem Mehdinin zuhur alametidir hem Hz. İsa’nın çıkış alametleridir.
Muhabir: Peki İsa’nın, Hz. İsa’nın ve Mehdinin gelişinin etkileri ne olacak?
Adnan Oktar: Müthiş bir sevinç… Ekonomide, sanatta, bilimde müthiş bir patlama. Şehirleşmede mimaride adeta çağlar üstü mükemmel bir gelişme ve insanlığın maddeten ve manen müthiş bir huzur ve sevinç içinde yaşaması demektir. Buna biz Altın Çağ diyoruz. Kuran’da Hz. İsa’nın geleceğini Zuhruf Suresi 61’ de: “Şüphesiz o, (yani Hz. İsa) kıyamet için bir alamettir” diyor. Yani onun gelişi kıyametin yakın olduğunu gösteren bir alamettir. Mesela Ali İmran Suresi 55’de Hz. İsa’ya yöneliyor Allah. Şöyle söylüyor: “Sana uyanları, yani Hz. İsa’ya uyanları kıyamete kadar inkara sapanların, yani dinsiz ve ateistlerin üstüne geçireceğim,” onlara hakim olacaksınız, onların üstünde olacaksınız diyor, Hz. İsa’ya uyanların. Bu da onun gelişiyle ilgili ayettir. Nisa Suresi 159’da da: “Andolsun diyor Allah, yemin ediyor Hıristiyan ve Musevilerden ölmeden önce ona inanmayacak tek bir kişi yoktur.” Herkes inanacak diyor. Çok fazla ayet var bu tarzda. Ve Allah Hz. İsa’nın öldürülmediğini ve asılmadığını söylüyor. İki kere söylüyor Kuran’da. İnsanlık mükemmel bir insan görecek Hz. İsa’yı görerek, mükemmel insanın nasıl olduğunu görmüş olacaklar. Herkesin sevdiği bir insandır Hz. İsa. Museviler de, Hıristiyanlar da, Müslümanlar da ona sarılacaklar onu sevgiyle karşılayacaklar. Fakat Mehdi başlangıçta sadece İslam aleminin lideri olacak, sadece onların çok sevdiği bir insan olacak. Sonraki ileriki aşamada hem Musevilerin hem Hıristiyanların hem Müslümanların hepsinin sevdiği kişi olacak çünkü Hıristiyanlar da Museviler de hepsi Müslüman olmuş olacaklar. Tek bir din kalacak. Hz. İsa hepsini İslamiyete davet edecek. Ve bütün dünyada tek bir din, İslamiyet yaşanacak. Bu dünyanın kaderi… Bu ekonomik kriz de öyle. Bütün uğraşmalara rağmen bunu durduramayacaklar. Bir mucize olarak oluştu bu. Ve bu mehdinin zuhuruna kadar da devam edecek. Bütün çabalara rağmen durdurulamayacak. Yani ahlaki çöküntünün, manevi çöküntünün şiddetinden kaynaklanan sosyal kontrol mekanizması çalışmayacak. Ancak bu mehdi devrinde mümkün olacak. Yani insanlara, çünkü sevgiyi, barışı, kardeşliği, şefkati, yardımseverliği, egoist ve bencil olmamayı öğretecek ve bütün insanlık bunu kabul edecek. Mehdi ve sonrasında İsa…
Muhabir: Bu durumda yedi yıl sonra dünyaya İslam mı hüküm edecek sonucunu çıkarıyoruz?
Adnan Oktar: Mehdi hissedilecek. Yani mehdi düşüncesi hissedilecek. Mehdinin varlığı hissedilecek. Bu bir ilk aşamadır. Yani bu asıl İslam’ın hakimiyetine vesile olacak olay değildir. Aşamalardan sadece bir tanesidir bu. Ama bunun sonucunda mehdi ciddi şekilde hissedilecektir. Yani mehdinin ve mehdiyetin önemi fark edilecek. Yoksa o bir başlangıç yıllarıdır. Yani Mehdilik en az bir 20 yıllık bir faaliyet içerisinde olacak. Hz. İsa ile birlikte de bir faaliyetleri olacak. Uzun yıllar süren bir faaliyettir bu. Mehdinin çıkışını ve İsa’nın zuhurunu hiçbir güç engelleyemez. Allah’ın dışında hiçbir güç engelleyemez. Kesin kader ve kesin olacak bir gerçektir bu.
Muhabir: Yanlış anlamadıysam Türkiye’nin Avrupa Birliğine üye olması durumunda, Türkiye’nin aynı zamanda tüm İslam dünyasının da lideri olacağını söylediniz. Peki, sizce diğer İslam ülkeleri Türkiye’nin bu liderliği kabul edecek mi?
Adnan Oktar: Başka türlü sosyal yönden de maddi yönden de hayatiyetlerini devam ettiremezler. Mecburlar. Ya çöküntüye giderler, ya bu birliği kabul edecekler, tek çıkış yoludur bu. Bunun dışında ikinci bir yol yok zaten insanlık için ve onlar için de.
Muhabir: Ama Suudi Arabistan gibi, ya da diğer İslam ülkeleri gibi, güçlü İslam ülkelerinin Türkiye’nin aynı zamanda bir Avrupa Birliği üyesi olacağı, olmasını kabul edeceğini düşünüyor musunuz?
Adnan Oktar: Avrupa Birliği üyesi olması Türkiye’nin İslam alemi için çok büyük bir nimet olur. Hem ekonomik yönden hem sosyal yönden her yönden Avrupalılar güzel insanlar, güzel huylular ve güzel sanat anlayışları var, medeniyet anlayışları var. Onlarla birlikte ve beraber olmak dünyaya güzellik katar ve bu çok çok önemli bir birliktelik. Hz. İsa zamanında zaten olacak bir şey bu ve olması gereken bir şey.
Muhabir: Mehdi ve Hz. İsa geldiğinde Darwinizm yenilecek. Yedi ya da yirmi yıl içinde. Fakat sizin açıklamalarınıza baktığımız zaman dünya genelinde kötülüklere neden olan bir diğer kuruluş da masonluk kuruluşu. Mehdi ve Hz. İsa masonlara karşı da bir mücadele içine girecek mi?
Adnan Oktar: Tabi ki… Masonlar mehdilik düşüncesi karşısında, Hz. İsa’nın gücü karşısında, tam anlamıyla yenilgiye uğrayacaklardır. Deccal safını savunan düşünce sistemidir bu. Yani antichrist’i deccalı savunan sistemdir. Tam anlamıyla yenilgiye uğrayacaklardır. Ama tabi bu yenilginin sonucunda onlar da İslam ahlakını, Kuran ahlakını kabul ederek Hz. İsa’ya yakın olacaklardır, Hz. Mehdiye yakın olacaklardır. Düzelip, iyi bir insan olacaklardır düşünce olarak, fikir olarak yoksa bedenen, ruhen tabiî ki bunlar temiz insanlar. Fakat fikirleri yanlış… Yanlış fikirleri yok olacak, yanlış düşünceleri yok olacak. Hz. İsa’yı gördüğünde insanlık şok olacak. Çok şaşıracaklar. Ve Hz İsa’nın mucizelerini de görecekler. Yani bir peygamber görecekler, hem mucize görecekler, hem de onun 2000 yıl sonra dönüşünün mucizesini yaşayacaklar. Bu dünya için olabilecek en büyük olaylardan birisidir. Ve çok büyük bir şoktur. Müthiş heyecan ve sevinç yaşayacaklar. Yaşayan herkes bunu görecek, bu söylediğimi. Kuran’ın vaadidir bu. Zaten İncil’de de vaat edilmiş bir gerçektir.
Muhabir: Masonlarla ilgili suçlamalarınıza baktığımız zaman da masonların şeytanın etkisi altında çalıştığını birçok söyleşinizde dile getirdiniz. Masonların dünyaya kötülük saçtığından bahsediyorsunuz, aynı zamanda masonların PKK ile de bağlantı içinde olduğunu da belirttiniz. Ve kişisel olarak masonların sizi de olumsuz etkilediğini, hayatınızın belli dönemlerinde onlar yüzünden olumsuz durumlar içine düştüğünüzü açıkladınız. Örneğin bir akıl hastalığıyla suçlandığınız dönem oldu. Genel olarak bu konuda ne söyleyeceksiniz?
Adnan Oktar: Bu tarz faaliyetlerini yüzyıllardan beri devam ettiriyorlar. İnananlarla inanmayanların bir mücadelesi vardır. Hz. Adem devrinden kıyamete kadar bu devam edecektir. İnanmayanlar da hep organizedir. Organize olmuş faaliyet gösterirler. Bunu da masonluk tarzı bir örgütlenme ile sağlamışlardır. Çok çok eskidir masonluk. Eski Mısır da da vardı. Hz. Süleyman devrinde de vardı. Daha önceki devrilerde de vardı. O devirlerden beri devam eden bir faaliyettir. Mesela yiyeceğime emniyette kokain karıştırdılar. Adli tıpta ben bunu ispat ettim ve bu şekilde mahkeme kararı ile bu oyun bozulmuş oldu. Adli tıpta ispat ettiğim raporu mahkemeye sundum ve mahkeme yiyeceğime içeceğime emniyetteyken bu kokainin verildiğini kabul etti. Ve bu şekilde beraat ettim. 10 ay gözü dönmüş akıl hastalarının içerisinde, cinayet işlemiş akıl hastalarının içerisinde tutuldum. Bu da tabi normal bir şey değil. Anormal şeyler bunlar. Bu anormallikler sürekli devam etti. Halen de devam ediyor. Bundan sonra devam edebilir ama her mücadele eden insan böyle şeylerle karşılaşır. Bu normaldir. Masonlar şeytanla bağlantısını zaten kendi kitaplarında anlatıyorlar. Şeytan bizim gideceğimiz yolu aydınlatır diyor. Onun feneri bizim gideceğimiz yolu aydınlatır diyor. Şeytanın feneri. Çok net konuşmaları… Zaten televizyonda da onların şeytana kurban kesme töreni yayınlanmıştı bütün Türkiye’de gördü. Çok garip şeytanla bağlantı kurmak için akıl almaz ayinleri var. Ve bu bağlantıyı da kendileri zaten reddetmiyorlar, kabul ediyorlar.
Muhabir: Türkiye Cumhuriyet’inin kurucusu olan Atatürk’ün de bir mason olması sizi rahatsız ediyor mu?
Adnan Oktar: Bilakis Atatürk mason localarını kapattırmıştır. Ve çok ağır hakaretlerle, çok şiddetli bir öfke ile bunu yapmıştır ve masonluk onun devrinde faaliyetlerini durdurmuştur. Ve şu ana kadar cumhuriyet tarihinde masonluğu durduran, hatta Osmanlı tarihide de masonluğu durduran tek liderdir. O yönüyle ve diğer yönleriyle mükemmel bir liderdir Atatürk.
Muhabir: Bazı İslami bilim adamları da, müslüman bilim adamları da mason localarının üyeleriydi.
Adnan Oktar: İşte benim demin söylediğim söze gelen bir şey bu. Demek ki terörün kaynağını böyle Müslüman görünümlü darwinist, materyalist ve mason localarından emir alan kişiler yapıyorlar. Demek ki dediklerim doğru. Fakat bu tarz kişiler genellikle mason localarından destek alıyorlar. Kendilerine Müslüman süsü veriyorlar. Kendilerini Müslüman alim olarak da tanıtabiliyorlar. Bunların çevresindeki insanlar normal Müslüman zannediyor. Hâlbuki sosyalist, darwinist, materyalist ve masonik eğitimden geçmiş insanlar bunlar ve bunlar terörü yapanlar. Gerçek Müslüman bunu yapmaz.
Muhabir: İkinci dünya savaşındaki Yahudi soykırımına ilişkin söyledikleriniz konusunda, çok şiddetli eleştiriler aldınız. Kitaplarınızın bir ya da bir kaçında sanırım böyle bir soykırımın gerçekleşmediğine ilişkin ifadeleriniz var.
Adnan Oktar: Bilakis, bu benim adımı kullanarak bir arkadaşın böyle bir kitap çıkartmasıyla ortaya çıkan bir olay bu. Bana ait bir kitap değil, bu zaten mahkeme kararı ile de sabit. Hatta noterlikten de ben bu kişiye protesto çektim. Bu kitapta benim ismimi kullanmayın diye. Ben bilakis Musevilere en iyi sahip çıkan onları koruyup kollayan dindar kişilerden birisiyim. Museviler peygamber soyudur. Hz. İbrahim’in soyudur. Ve onlar gerçekten bir zulme uğramışlardır Hitler tarafından. Komünistlerin şiddetli baskısıyla da şiddetli acılar çekmişlerdir. Ben buna karşı kitaplar yazdım, yazılar yazdım, makaleler yazdım halen de bunu devam ettiriyorum. Bu tamamen o devirdeki bu olayla ilgili olarak bir yanlış anlaşılmadır. Doğrusu bu şekildedir.
Muhabir: Siyonizm ve milliyetçi sosyalizm arasında bir bağlantı buluyor musunuz? Bu ikisi arasında bir iş birliği var mı sizce?
Adnan Oktar: Tabi… Ateist Siyonizm, ateist Siyonistler nasyonel sosyalistlerle işbirliği yapmışlardır. Orada mazlum Musevileri kitle halinde katlettirmişlerdir. Siyonist düşünce, yani ateist Siyonist düşünce dindar Musevilere şiddetle karşıdır. Dindar Musevi kabul etmez. Ancak dinsiz bir Musevilik anlayışı vardır. O yüzden dindar Musevilere karşı acımasız bir kitle katliamı yapmışlardır Nazilerle birlikte. Nazi subaylarla iç içe olmuşlardır. Buna ait tarihi belgeler çok çok fazladır.
Muhabir: Fakat İkinci dünya savaşında Yahudilerin öldürüldüğü kamplara baktığımız zaman ve oradaki kayıtları incelediğimizde Yahudi olmayan, akrabaları anne babaları yahudi olan, dini anlamdan konuşursak dini gerekleri açısından, gerçek anlamda Yahudi olmayanlar da öldürüldü orada.
Adnan Oktar: Tabi… Hitler koyu bir darwinist, koyu bir psikopat ve dengesiz bir insan, tabiî ki sadece Musevilere yönelik değildi. Hıristiyanları da katletti, Müslümanları da katletti. Yani önüne gelen her şeyi yakıp yıktı zaten. Yani belirli bir insan grubunu hedeflemedi. Yani işgal ettiği ülkelerde her yerde insanları öldürdü.
Muhabir: Fakat kitaplarınızda nasyonel sosyalizm ve Arap liderleri arasındaki ilişkiden çok söz etmiyorsunuz. Örneğin İkinci dünya savaşı sırasında Kudüs müftüsü Hüseyni Hitler’i Berlin’de ziyaret ediyor ve Yahudilerin öldürülmesi konusunda onunla işbirliği bağlamında bir konuşma gerçekleştiriyor.
Adnan Oktar: Yine aynı yola girdik. O da bir tipik bir mason ve tipik bir darwinist. Müslüman adı altında demek ki bu tip faşist ve komünist örgütler ve kişiler faşist komünistlerle bağlantı kurabiliyorlar demek ki her türlü kötülüğü birlikte organize edebiliyorlar. Bu ortaya çıkıyor. Hüseyni’nin kişiliğini tam detaylandırmak istemiyorum. Yani onun hakkında geniş kapsamlı bilgiye sahip değilim. Ama bu tip, bu kafada insanlar olduğunu bu konuşmalardan anlıyoruz.
Muhabir: Sizce günümüzde İsrail ve Filistin arasında bir barış sağlanabilir mi? Ve böyle bir olasılık varsa en iyi çözüm nedir?
Adnan Oktar: Bu Mehdi’nin zuhuru ve Hz. İsa’nın gelişi ile olacak.
Muhabir: Sizce intihar saldırıları İslami olarak kabul edilebilir şeyler mi?
Adnan Oktar: Kim yaparsa yapsın bir kere insanın kendi kendisini öldürmesi haramdır ve cinayettir. Ve sonsuza kadar cehennemle cezalandırılacak bir ceza olduğu belirtilmiştir Kuran’da. Ayrıca masumlara, kadınlara, çocuklara, alakasız insanlara yönelen şiddet terör ve öldürme hareketleri Kuran’ın şiddetle reddettiği, zulüm kavramı ile açıklanabilecek çirkin hareketlerdir. Asla Müslüman böyle bir şeyi tahayyül dahi edemez. Müslüman şefkat, merhamet ve sevgi doludur. Koruyucu ve kollayıcıdır. Özellikle masumlara çocuklara karşı çok çok titizdir. Bu kabul edilebilecek bir şey değil tabiî ki. Şeytandan Allah’a sığınırım Allah’ın bizden istediği cinayet işleyeni bile affedin diyor Allah. Cinayet işlemiş bir insanı dahi affedin diyor. Değil ki bu tarz zulüm eylemleri olsun. Kuran’a göre böyle bir şey mümkün değil. Olacak şey değil. Ama kim söylerse söylesin bu Kuran la çelişir.
Yani Kuran’da sevgi vardır, barış vardır, kardeşlik vardır, insanları koruyup kollama vardır. Allah’tan korkma ve Allah’ı çok sevme vardır. Dolayısıyla şiddet yoktur. Terör hiç yoktur. Bunu insanların açıkça bilmesi gerekir. Çünkü Kuran da alıp incelediklerinde bunu açık açık görebilirler. Ama bu tarz fikirleri olan kişiler varsa bana getirin, ben ikna ederim yanlış olduğunu ona gösterebilirim.
Muhabir: Suudi Arabistan’da Seyyid Kutub gibi Müslüman kardeşliği içindeki yayınlanan bazı kitaplar yasaklandı. Seyyid Kutub hakkında ne düşünüyorsunuz?
Adnan Oktar: Ben iyi niyetli bir Müslüman olarak biliyorum. Bir kaç kitabını da okumuştum. Yani anormal bir şeye rastlamadım. Ama yani bir insanın her söylediği mutlaka doğrudur diye bir şey yok. Yanlışları varsa Kuran ahlakı içerisinde, peygamberimizin hadisleri doğrultusunda onun doğrusunu insanlara anlatırız. Yanlış olanın, yanlışlığını da o kişilere söyleriz. Yani körü körüne inanmak yoktur Müslümanlıkta. Kuran’a ve hadise uygunluk gerekir.
Muhabir: Sizce laiklik önemli bir olgu mu?
Adnan Oktar: Tabi... Yani İslam’ın savunduğu, İslam içinde mutlaka olması gereken bir sistemdir. Bu, samimiyetsiz insanların kendini dindar gibi göstertmesini ortadan kaldıran mükemmel bir sistemdir.
Muhabir: Fakat birçok İslami düşünüre baktığımız zaman laiklik düşüncesine karşı çıktıklarını görüyoruz ve laiklik düşüncesini benimseyen bir Müslüman’ın gerçek bir Müslüman olamayacağı düşüncesini destekliyorlar.
Adnan Oktar: Yok... Türkiye’deki Müslümanların hemen hemen tamamı laikliği savunuyor, gayet de güzel, İslam’ı da güzel yaşıyorlar. İslam ile laiklik iç içedir zaten ve münafıklığı ortadan kaldıran mükemmel bir sistemdir. Kim ne derse desin doğru olan budur çünkü laiklik dinde her inançta insana özgürlük veren bir sistemdir. Ama bazı laiklik anlayışları da doğrudan dini hedefleyen, dini ortadan kaldırmaya çalışan bir sistemdir.
Muhabir: Laiklik anlayışından bahsediyorduk. Peki Suudi Arabistan, İran ve Mısır gibi Müslüman ülkelere baktığımız zaman onların devlet yapılarının, yaşam biçimlerinin İslami anlayışına uygun olduğunu düşünüyor musunuz?
Adnan Oktar: Bu... Mesela İran anayasasından örnek verebilirim. İran anayasasının birinci maddesi “Bu anayasa Mehdi gelinceye kadar geçerlidir” diyor. Mehdiden sonraki dönemde Mehdinin söyledikleri geçerli olacaktır diyor. Mehdi devrinde bütün bu konular kökünden hallolacaktır. Çok mükemmel, çok insancıl, çok sevecen, sanata, bilime değer veren, laik, güzel bir İslam anlayışı bütün dünyaya hakim olacak.
Muhabir: Ama demin örneklediğim ülkelerin bazılarında kişinin kendi dinini seçmesi yasaklanmış durumda.
Adnan Oktar: Mehdi devrinde bunların hepsi hallolacak. Bu, hadislerde belirtilmiş. İslam aleminin parçalanacağı, mezhepler olacağı, karmaşa olacağı, kargaşa olacağı, Müslümanların kanının akacağı ve büyük fitnelerin olacağı, büyük olayların olacağı fakat Mehdinin gelişiyle bu fitnelerin, bu olayların tamamen son bulacağı belirtilmiştir. O zaman, Mehdi’nin düşünceleri esas olacaktır İslam aleminde o zaman. Kuran ahlakına dayalı gerçek Müslümanlık oluşacak o zaman.
Muhabir: Laikliğin yararlarından, avantajlarından bahsettiğiniz zaman kişinin kendi inancını seçebileceğinden de bahsettik. Fakat Suudi Arabistan’a baktığımız zaman, bugün Suudi Arabistan’da bir Müslüman’ın Hıristiyanlık dinine geçmesi yasaklanmış durumda. Siz bu yasağı eleştiriyor musunuz? Bu bağlamda…
Adnan Oktar: Mehdi devrinde bunların hallolacağını peygamberimiz açık açık belirtmiş. Tekrar söylüyorum, o devir geldiğinde, o zuhur olduğunda böyle bir şeyin olmadığını, bunların hepsinin düzeldiğini göreceksiniz. Hatta Medine’de bir kişinin çıkıp Mehdi’ye “Bu kişi bizim dinimizi yok etti” der şeklinde peygamberimizin hadisi var. Yani Mehdi’ye dinimizi yok etti şeklinde karşı çıkacaklardır kişiler. Hâlbuki Mehdi dini esasına, aslına çevirecektir. Ama onların bağnaz, yanlış, geri inanışlarını ortadan kaldıracaktır Mehdi ve gerçek İslam’ı uygulayacaktır. Onun için onlar da şaşıracaklar onun bu anlattıklarına, ona karşı çıkacaklar şeklinde peygamberimizin çok fazla hadisi var. Hatta onu, Kuran’a uymamakla suçlayacaklar Mehdi’yi... Hatta diyor peygamberimiz “Onun görevi çok zordur çünkü daha önceleri insanlar dinsizlik adına saldırırken ona din adına Kuran ile saldırmaya kalkacaklardır.” Yani Kuran’ı ona karşı kullanarak ona karşı mücadele edecekler diyor. O yüzden Mehdinin işi çok zordur diyor peygamberiniz. Mealen yaklaşık bu tarz… Fakat bütün bu fitneler önümüzdeki on yıl içerisinde tamamen ortadan kalkmış olacak o zaman sizin ile yeniden röportaj yapacağız dediğiniz doğruymuş diyeceksiniz inşaAllah.
Muhabir: Suudi Arabistan’da demin sözünü ettiğim bir kişinin dinini değiştirmesini yasaklayan bir yasa sizce doğru bir yasa mı yanlış bir yasa mı?
Adnan Oktar: Kuran’da buna ait bir ayet var. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Dinde zorlama yoktur” diyor. Bu her şeyi açıklıyor. Zorla din olmaz. O zaman o kişiyi samimiyetsiz yaparsın, münafık yaparsın. Öyle şey olmaz. İsteyen istediği dini, istediği inancı seçmekte serbesttir İslamiyet’te. Bunun aksini yapan çok yanlış yapıyordur.
Muhabir: Bir saat önce söyleşimiz sırasında Yahudi soykırımının gerçekleşmediğine ilişkin bir ifadenin yer aldığı kitabın sizin tarafından yazılmadığını söylediniz. Harun Yahya adıyla yayınlanmış üç yüzün üzerinde kitap var. Bunların hepsini siz mi yazdınız?
Adnan Oktar: Benim otuz kişilik yaklaşık bir danışman ve araştırmacı gurubum var. İçinde doçent olanlar var, asistan olanlar var, bilim adamı olanları var. Onlar hazır bilgileri bana getiriyorlar, hazır fotoğrafları getiriyorlar. Ben onları yorumlayıp bağlantılarını kuruyorum. Redaktöre veriyorum ve kitap haline geliyor. Ondan başka konular ile ben ilgilenmem. Bir de kapak süslemeleri ile ilgileniyorum. Yani iç süslerini ben seçiyorum. Dünyanın çeşitli yerlerinde benim adıma kitap basanlar da oldu. Onları da uyardık. Yani böyle şeyler olabiliyor, ben de uyarıyorum.
Muhabir: Bazı söylentilere göre Türkiye’nin eski başbakanı Erbakan da Harun Yahya adıyla yayınlanmış kitaplarda parmağı olan bir kişi idi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Adnan Oktar: Onu sevenlerin güzel bir yakıştırması idi. Ben onu duyuyor idim o tip haberleri. Ama sonra gerçeğini bütün herkes öğrenmiş oldu. Çok küçük bir azınlık o tarz bir inanç içindeydi ama Erbakan da her zaman bunu reddediyordu. Böyle bir şeyi kabul etmemişti. İlginç bir inanç idi tabi ama doğrusunu sonra herkes öğrenmiş oldu. Erbakan’ı da çok severim, onu da söyleyeyim.
Muhabir: Fakat belli ki sizin kitaplarınızı da okumuş ve söyledikleriniz ile hem fikir çünkü bundan bir yıl önce verdiği bir röportajda sizin de kitaplarınızda değindiğiniz ve tartıştığınız konulardan bahsetti. Masonlar ile ilgili söyledikleriniz olsun, darwinizm ile ilgili söyledikleriniz olsun çok paralel düşüncelerini dile getirdi.
Adnan Oktar: Kitaplarımı, her yerde herkese tavsiye ediyor. Beni de çok sever Erbakan. Kitaplarımı da çok beğeniyor. Herkese de tavsiye ediyor.
Muhabir: Kitaplarınız birçok yabancı dile çevrilmiş durumda. İngilizceye de çevrildi. İngiltere ve Amerika’da da yayınlandı. Peki, en çok okurunuz nerede?
Adnan Oktar: Amerika’da, İngiltere ikinci ve sonra diğer Avrupa ülkeleri… Fransa üçüncü hatırladığım kadarıyla.
Muhabir: Amerika Birleşik Devletlerinde yakın zamanda yapılan bir ankette insanlara en önemli aydının, entellektüel kişinin kim olduğu soruldu. Bu ankette Fethullah Gülen ilk sırada yer aldı. Bu da bize Amerika’da başka bir İslami düşünürün de sizin kadar etkili olduğunu gösteriyor.
Adnan Oktar: Çok güzel… Böyle ise. Bu büyük bir nimet… İnşaAllah daha da çok sayısı artar.
Muhabir: Yine söylentilere göre Fethullah Gülen ile sizin aranızda bazı gerginlikler de varmış bu doğru mu?
Adnan Oktar: Yok ben Fethullah Hocaya hem sevgi duyarım hem saygı duyarım. Hem de ahlakını, kişiliğini çok beğeniyorum. Öyle bir şey mümkün değil. Onun da beni sevdiğini umuyorum. Akıllı insanlar birbirlerini severler genelde.
Muhabir: Sizin ve Fethullah Gülen’in ABD’deki bazı yaratılış düşüncesini destekleyen düşünürlerden etkilendiğiniz söyleniyor.
Adnan Oktar: Yaratılış düşüncesini destekleyenler benden etkileniyorlar. Ben dünyada şu an yaratılış düşüncesini en mükemmel, en vurucu ve en etkileyici şekilde anlatan kitapları yazıyorum ve yazdım. Mesela Yaratılış Atlası dünyada bomba etkisi yaptı. Daha önce dünyada bu tarz bir faaliyet yoktu. Amerikalı yaratılışçıların fikirleri de ne Avrupa’da ne Amerika’da pek o kadar dikkat çekmiyordu. Pek ehemmiyetli görünmüyordu. Çok zayıf ve güçsüz bir akım olarak biliniyordu fakat benim kitaplarım ortaya çıktıktan sonra yer yerinden oynadı. Adeta bir deprem etkisi yaptı. Bu basının ifadesi tabii… Hatta atom bombası etkisi yaptığını söylüyor basın. Bunun ile ilgili yabancı basına baktığımızda binlerce gazete haberini görüyoruz. Ve binlerce gazete haberinin hepsinde de şok ifadesi ve şiddetli etkilenme ifadesi var. Avrupa medyasından bazı başlıklar sunuyorum. “Harun Yahya elektroşok meydana getirmek gibi değerli bir yeteneğe sahip.”diyor. Yine başka bir gazete İngiltere’de “Dikkat edin yaratılışçı ilerleyiş devam edecek.” Başka bir haber “Hepimizin vazgeçme zamanı geldi. Harun Yahya tarafından yenildik.” Evrimci başka bir haber “Harun Yahya darwinizmi yeniyor.” Başka bir başlık “Harun Yahya darwinizmi yendi”. Le Monde: “Yaratılışçılık Avrupa’da etkisini arttırıyor.” Binlerce gazete haberi hep bu tarz… Mesela Fransa Le Point: “Darwin’i kurtarın.” başlık. Fransa La Liberation “Tek bir hamlede tam bir panik gerçekleştirdi” diyor. Yani binlerce haber bu tarz… İslam aleminde bu tarihe kadar darwinizme karşı mücadele yapan başka bir kişi çıkmadı benim dışımda. Yapanlar da benim eserlerimden alıntı yaparak çok küçük ufak eserler yayınladılar. Ama bunun dışında geniş çaplı yani asıl vurucu yönüyle, yıkıcı yönüyle şu an dünyada tek benim eserlerim. Yani yüz elli yıldan beri böyle bir şey ilk defa görülüyor. Onun için böyle bir panik meydana geldi zaten.
Muhabir: Bu bağlamda ABD’deki yaratılış düşüncesini destekleyen düşünürler sizin yayınlarınızdan sizin düşüncelerinizden çok etkilendiler. Peki, bu şu anlama geliyor mu siz Amerika’daki yaratılış düşüncesini destekleyenler ile aynı görüşte misiniz?
Adnan Oktar: Onların anlatımında tabi temel farklılıklar var. Mesela dünyanın yaratılışını biz milyarlarca sene öncesine dayandırıyoruz. Mesela on beş milyar yıl öncesine dayandırıyoruz. Ama Hıristiyan düşüncesinde bu böyle değildir biliyorsunuz. Altı bin yıldır bütün dünyanın ömrü. Ama bizim inancımızda böyle değil. İşte bu temel farklılıktır. Çünkü dünyanın yaşı altı bin yıldır dedin mi dava zaten baştan kaybedilmiş oluyor. Dolayısıyla bizim anlatımımız hem akılcı hem doğru hem Kuran’a dayalı hem ezici hem kesin bilgilerden oluşuyor.
Muhabir: Bazı İslamcı düşünürler tarafından söyledikleriniz eleştirildi. Özellikle Tanrı ve yaratılış arasındaki ilişki hakkında söyledikleriniz panteist bulundu ve bu yönde eleştirildi. Çünkü siz tartışmalarınızı yürütürken Allah ve dünyanın bir bütün olduğu yönünde ifadeler kullandınız. Bu eleştirildi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Adnan Oktar: Onu tam anlamadıkları için o şekilde eleştiriyorlar. Ama tarif edip anlattığımda tam kavrıyorlar. Yani itiraz edenlere konuyu açıkladım. Sözümün doğru olduğunu anladılar. Yine itiraz eden olursa yine anlatabilirim çünkü anlattığım kesin doğru. Kuran’a uygun, hadise uygun, akla uygun, bilime uygun, açık aleni bir gerçek bunlar. Onlar diyorlar ki Allah gökte bir yerde duruyor. Onun için biz dua ederken göğe bakarak ve elimizi göğe açarak dua etmemiz lazım çünkü Allah gökte diyor. Hâlbuki uzayın her yerinde insanlar elini havaya açtığında her yöne ellerini açmış olurlar ve Allah her yerde demektir. Bunu anlayamıyorlardı. Tarif edince “Evet gerçekten doğrusun” dediler.
Muhabir: Algılamaya ilişkin söyledikleriniz bizim aslında çevremizdeki nesnelerin kendileriyle değil o nesnelerin görüntüleri ile bir iletişim içinde olduğumuzu ortaya koyuyor. Burada gerçekliğin kendisiyle değil onun görüntüsü ile iletişim içindeyiz. Fakat bu düşünce biçimi sizce materyalist değil mi? Çünkü bu durumda tüm olan biteni yalnızca beynimizde ya da gözümüzde olan fiziksel etkinliklere indirgemiş olmuyor muyuz?
Adnan Oktar: Bu bir kere gerçek.. Yani dinsizin de dindarında kabul etmesi gereken açık bir gerçektir. Bunu kimse inkar edemez. Bütün bilim adamlarının ittifak ettiği bir gerçektir. Ayrıca materyalist bir görüş değil bilakis materyalist düşünceyi yok eden bir görüştür. Lenin’in en çekindiği düşüncedir bu. Bu konunun düşünülmesini dahi istemiyor Lenin. Yani bu konunun hiçbir şekilde araştırılmasını istemiyor tartışılmasını istemiyor. Marksistlerin en çekindiği konudur bu. Materyalistlerin en çekindiği konudur ve bir gerçektir. Kaçsalar da gerçeklerden ne kadar uzak durmaya çalışsalar da herkesin ittifak edeceği aleni bir gerçektir bu.
Muhabir: Biraz felsefi olacak ama demin söyledikleriniz doğa bilimlerine çok yakın ve doğa bilinmleri ile ilintili konular. Materyalistlerin düşüncelerine ve argümanlarına baktığımız zaman onlar bize maddenin özünden bahsetmeye çalışırlar. Öte yandan materyalist olmayan düşünce biçimleri bize bu maddenin koşullarından, nasıl koşullar altında nasıl şartlar altında var olduğundan dem vururlar ve bunları açıklamaya çalışırlar.
Adnan Oktar: Materyalistler eğer maddenin benim anlattığım gerçeğini tam fark edebilirler ise yani her şeyin gerçeğinin beyinde oluştuğunu ve beyinlerindekini gördüklerine tam kanii olurlar ise ve bu gerçeği tam fark ederler ise zaten materyalist olmaları mümkün olmaz. Yani korkudan felç olurlar. Oturdukları yerde kalırlar. Konuşamayacak hale gelirler korkudan. Allah’a inanmaya yüzde yüz kendilerini mecbur hissederler. Fark edemedikleri için bu konuda bu kadar rahat konuşuyorlar. Aslında bu onları çok ciddi sarsacak çok çok büyük bir gerçek. Yani Allah’a inanmanın dışında bir yol bulamazlar. Yani mecburen Allah’a inanırlar bu gerçeği kavrasalar. Yani kavrayamıyorlar o kadar.
Muhabir: peki anlamadığım bir nokta var. Benim sizi beynimde bir görüntü olarak algılamam ile Allah’ın varlığı arasında nasıl bir ilgi var? O bağı kuramadım.
Adnan Oktar: Mesela bu elimdeki fincan sizce tesadüfen mi yaratıldı yoksa bir sanatçısı mı var? Siz buna tabii kesin bir sanatçısı var diyeceksiniz. Kesin bunu insanlar yaptı diyeceksiniz. Hâlbuki bunu beyninizde insanlar yapmıyor Allah yapıyor. Mesela beni görüyorsunuz, karşınızdaki şu teknik aletleri görüyorsunuz veya şu servis arabasını görüyorsunuz. Bu size sorulsa bunun kesinlikle imal edildiğini ve birileri tarafından yapıldığını iddia edersiniz. Hâlbuki sizin beyninizde Allah tarafından göstertiliyor bu size. Yani bunu beyninizde herhangi bir fabrika size göstertemez. Herhangi bir şirket, herhangi bir araştırma gurubu veyahut bilim adamı bu görüntüyü sizin beyninizde oluşturamaz. Sizin beyninizde bir güç bunu oluşturuyor. Bunu oluşturan güce işte Allah diyoruz. Ben bu gerçeği anlatırken insanları paniğe kaptırmadan anlatmak için kapalı bir üslupla anlatıyorum. Yoksa çok çok açık anlatsam duyan insan bir an için şok olabilir yani şiddetli korkuya kapılabilir yani onun için ben makul bir üslupla yavaş yavaş anlayabilecekleri gibi insanlara anlatıyorum. Yoksa bu gerçeğin karşısında iman etmeyecek tek bir insan yoktur yani mümkün değil. Akli dengesi yerinde olduktan sonra ikinci bir ihtimal yoktur bir insan için. Mesela benim saatimi fabrikada yapıyorlar, birçok mühendis, birçok teknisyen emek vererek bunu yapıyor. İki tane saat var bir maddi saat bir de beynimdeki saat. Ben maddi saatle muhatap olamıyorum. Beynimdeki saatle muhatap oluyorum. Beynimde bunu bana gösterten bir güç var. Ve asıl saat benim için beynimdeki o saattir, dışarıda fabrikada yapılan saat değildir. Yani bir tane saat vardır, asıl beynimde gördüğüm saattir, o da fabrikada yapılmıyor. Onu bir güç yapıyor. Onu yapan güç Allah’tır işte. Biz hiçbir zaman için fabrikada yapılan saatle muhatap olmayız. Beynimizdeki gördüğümüz saatle muhatap oluruz. Bizim için saat denen şey odur, asıl saat denen şey odur. Bu açık aleni bir gerçektir, bunu kimse de inkâr edemez. Böyle bir gerçeklik vardır dünyada. Materyalistler bu gerçekten dehşete kapılıyorlar ama asla kurtulamayacakları bir gerçekle karşı karşıyalar. İstedikleri kadar inkâr etsinler, inkâr ettiklerinde yine kendi beyinlerinin içindeki görüntüde inkar ediyorlar. Hiçbiri bu gerçekten kurtulamaz.
Muhabir: Peki, sizin dediğiniz gibi maddesel olan saatle ya da fincanla iletişime geçemeseydim onların varlığını nasıl bilecektim. Onların varlığını nasıl biliyorum o halde.
Adnan Oktar: Allah biliyor. Allah katında var onlar. Biz göremesek de Allah biliyor.
Muhabir: Ama bu açıklamayı yaptığınız zaman önce materyalist bir yaklaşımdan hareket ediyorsunuz. Gerçekliği algılama sürecimizi açıklarken materyalist bir yaklaşımdan yola çıkıyorsunuz. Sonra da gerçek bir madde ile etkileşim içine girmemizin mümkün olmadığını söylediğiniz anda da bu materyalist bakış açısından çıkıp Allah’ın varlığına dayandırıyorsunuz bunu.
Adnan Oktar: Materyalist olan burada hiçbir yer yok. O zorlama bir görüş olur. Çünkü bir insan sadece beynindeki elektrik akımını bu şekilde görüntü olarak görüyorsa, bunun materyalizmle açıklanır bir tarafı yoktur. Tamamen metafiziktir ve olağanüstü üstü olağanüstüdür ve tam bir mucizedir bu. Ben bunu insanların tam kavrayacağı şekilde de anlatırım, ama bu onların canını yakar yani zorlar yani böyle bir olayı ruhları kaldıramayabilir. Çok canlarının yanmasını istemiyorum, yavaş yavaş kavramalarını, yavaş yavaş anlamalarını istiyorum. Bu dünyada hiç kimsenin inkar edemeyeceği açık aleni bir gerçektir. Allah’ın kurduğu sistem bunun üzerinedir cennet de böyledir. Cehennem de bu sistem üzerine kurulmuştur ve bu sistem dışına hiç kimse çıkamaz. Yani hiç kimsede şu ana kadar çıkamamıştır. Yaratılmış hiçbir varlık bunun dışına çıkamaz ancak Allah maddenin gerçeğini bilir.
Muhabir: Materyalistlerin algıya ilişkin açıklamalarına baktığımız zaman da aynı açıklamaları görüyoruz. Sizin yaptıklarınızla aynı açıklamalar var. Materyalistlere göre de gerçekliği algılamamız aslında renkleri algılamamızla başlıyor ve gerçekliği biz beynimizde bir görüntü olarak algılıyoruz. Tabi burada tek fark materyalistlerin bunun varlığını Allah’ın varlığı ile ilintilendirmemeleri ama algı kuramına ilişkin açıklamalarınız birebir örtüşüyor.
Adnan Oktar: Materyalistler bir şeyi anlatırken, karşıdakinin ona anlattığını zannederken, beynin içindeki görüntüye ona anlatıyorlar ve o görüntüyü de Allah onlara yaratıyor. Materyalistlerin bütün açıklamalarını onlara yaratan Allah’tır. O konuşmanın tamamını Allah onlara yaratıyor. Onlar, onun farkında değiller. Yani isteseler de istemeseler de böyle bir sistem yaratmıştır Allah. Mesela Darwin birisinin karşısına geçip anlattığında, beynindeki görüntünün içindeki anlatır. Yani bunun dışına çıkamaz. Yani dışarıdaki varlığı ile bağlantıya geçemez. Mesela o gemiye bindiği vakit, araştırma için gittiğinde, o geminin beynindeki görüntüsünü görür. Hiçbir şekilde geminin kendisi ile karşılaşamaz. Bir insan mesela ben bu fincanı elime aldığımda, beynimdeki tutma duyusu ve bunun görüntüsü ile muhatap oluyorum. Şu an beynimde ve bunun tadıyla muhatap oluyorum ve bunlar elektrik algısı olarak beynimde. Dışarıdaki varlığını biliyorum fakat sadece onun hisleri ile muhatap olabiliyorum. Bu çok büyük bir mucizedir.
Darwin, Marx, Lenin gibi kişiler Mehdi ve İsa’nın mücadele edebilmesi için özel olarak yaratılmış insanlardı. Hz. Musa’nın mücadelesi için Firavun yaratılmıştır. Hz. İbrahim’in mücadele etmesi için Nemrut yaratılmıştır. Hep zıtları ile yaratılır bu tarz insanlar. Yani peygamberler ve mücadele eden insanlar, İslam’ı yayan insanlar, zıtları ile beraber yaratılırlar. Aynı devirde yaratılırlar. Aynı zaman boyutunda yaratılırlar ve onlarla mücadele etmesi için yaratılmış varlıklardır onlar. Mesela şeytan da, insanla mücadele etmesi için yaratılmış bir varlıktır. İnsan, şeytanı yendiğinde, onun düşüncelerini, inançlarını yendiğinde, Allah’a yakın olur.
Muhabir: Materyalist olmayan bir düşünce yapısı çerçevesi içinde konuşacak olursak, beynimizde algıladığımız her şey aslında bizim aklımız ve beynimiz arasında olup biten bir olgudur ve burada biraz metafizik olacak yine ama Aristoteles’in metafiziğine baktığımız zaman Aristoteles, çevremizde algıladığımız nesneleri biz aklımızla hissederiz der. Dokunma, koku gibi duyularla değil gerçekliğin zihinle anlaşılabileceğini söyler. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Adnan Oktar: Geçmişte birçok felsefeci bu konuda birçok görüşler öne sürmüşler ama en doğru, en sarih ve en net olanı benim anlattığımdır. Buna hiçbir bilim adamı aklı başında olan biri karşı çıkamaz. Çıkılacak gibi de değil çünkü karşı çıkılacak karşı bir delil vermesi lazım. Yani her gören, doğru olduğunu anlıyor bunun.
Muhabir: İnternette birçok kitabınız indirilebiliniyor ve insanlar internet üzerinden kitaplarınıza ulaşabiliyor. Kitaplarınızın bir kısmı kitapevlerinden satın da alınabiliniyor. Ama yine de birçok insanın merak ettiği bir konu var. Para nereden geliyor ve bu kitapların basımı, çevirisi finansal olarak nasıl karşılanıyor.
Adnan Oktar: Benim bu sene 16 milyon kitabım satıldı. Yaklaşık şu an 20 milyona doğru da gidiyor, son aldığım rakamlar öyleydi ama ikinci olarak son iki üç aylık kısmın bilgisi gelmedi. Ama tahmin ediyorum 20 milyona yaklaştı. Ben bu kitaplardan telif ücreti almıyorum. Kar payı almıyorum. Yayınevi de bir hayli kar ediyor bundan. Tabi ki tanıtım için bir pay ayırması gerekiyor. Bir de benim almadığım telif ücreti ve kar payını da düşünürseniz bu ciddi bir yekûn tutuyor. Bununla ücretsiz kitap dağıtıyor yayınevi tanıtım olarak. Bu son derece normal… Her şirket, her yayınevi bunu, yayınevlerinin yaptığı bir uygulamayı yerine getiriyor o kadar.
Muhabir: Açıkçası sormak istediğim birçok soruyu sordum. Temel üst başlıklar üzerinden giderek zaten sorularımı belirledim. Kitaplarınıza da baktığımız zaman zaten dini konuların yanında Avrupa’yı da ilgilendiren dini konular, masonlukla ilgili konular ve Yahudi soykırımına ilişkin konuların tartışıldığını görüyoruz. Üst bu başlıkları da ilgilendiren sorularımı sordum ve açıkçası söyleşiden memnun kaldım. Teşekkürler…
Adnan Oktar: Bende teşekkür ederim.
Muhabir: Son bir soru sormak istiyorum. Bütün bu kitaplarınız, yayınladığınız makaleler ve tartışmalarınız bu kitaplarda dile getirilen; Müslüman ülkelerde, herkes tarafından kabul edilmesini istiyor musunuz? Herkes tarafından kabul ediliyor mu zaten şu aşamada.
Adnan Oktar: Tabi… O şaşırtıcı. Bütün tarikatlar, bütün cemaatler, her görüşteki insan tarafından kabul ediliyor. Bu benim kitaplara mahsus bir özellik. Yani diğer kitaplarda böyle bir özellik yok. Harun Yahya kitaplarının güzel bir özelliği…
Muhabir: Çok teşekkürler. Sizle konuşmak bir keyifti.
Adnan Oktar: Ben de teşekkür ederim.