MUHABİR: Evet sevgili seyirciler hepinize hayırlı akşamlar, merhabalar. Soğuk bir kış gününde sıcak bir mekanda tarihin başkenti İstanbul’da Anadolu Hisarı’nın yakınında güzel bir mekanda, güzel simalarla, güzel insanlarla sizlerin evlerine konuk oluyoruz. Şu anda on üçü canlı arkasından beşi de banttan yayınlanmak üzere toplam on sekiz kanaldan bu programımız yayınlanacak. Hepinize tekrar merhabalar diyorum. Ekranlarınızın başına hoş geldiniz. Günlerdir belki bugün fragmanlarını giren arkadaşlar için söylüyorum. Saatlerdir sizler de benim gibi heyecanla şu anı bekliyorsunuz. Evet benim açımdan ikinci raunt birinci raundunu yapmıştık. Paket program olarak kanal Malatya akabinde Türkiye’nin bir çok ilinde ve bir çok kanalda yayınlanmıştı. Program çok güzel ses getirmişti sevgili izleyiciler. Şimdi ikinci raunduyla sizlerle birlikteyiz. Canlı yayındayız. Canlı canlı sizlerleyiz. En az sizler kadar ben de heyecanlıyım sevgili seyirciler. Zira konuğum karşısında heyecanlanılmayacak, konuğum karşısında insanın rahat konuşabileceği birisi değil. İnsanın karşısında heyecanlanacağı ben bu cümleleri kurarken bile heyecandan cümlelerimi şaşırdığım bir konuk. Hepinizin yakından tanığı şu anda izlemekte olduğunuz kanallarımızın ekranında defalarca belgesellerini izlediğiniz, Darwin teorisini çökerten, belini kıran, bilim adamımız; saygıdeğer hocamız müstear ismiyle “Harun Yahya” asıl ismiyle “Adnan Oktar”. Sizlerle birlikteyiz. Ve hocama dönüyorum sevgili seyirciler. Sayın hocam hoş geldiniz, şeref verdiniz.
ADNAN OKTAR: Çok teşekkür ederim.
MUHABİR: Beni mazur görün, ben çok heyecanlıyım. Gerçekten; sizinle birinci programı yaparken de çok heyecanlıydım. Şimdi yine heyecanlıyım. Müsaade ederseniz ben şu anda canlı bizleri izleyen illerimizi ve televizyon kanallarımızı anons edeyim. Evet Malatya’dan kanal Malatya, Mardin’den kanal 47, Burdur’dan kanal 15, Kırşehir’den Ahi TV, Uşak’tan Egem TV, Kadirli’den MRT TV, Tokat’tan SRT yani Sefa TV, Erzincan’dan Can TV, Kütahya’dan Destan TV, Mersin’den Mersin TV, Hatay’dan BRT, Siirt’ten Kanal 6, Uşak’tan ART, Adana’dan CRT, Yenice TV, Adıyaman’dan Mercan TV ve uydu kanallarımızdan yine Adıyaman’ın çiçeği burnunda kanalı Asıl TV. Bütün bu kanalların ekranlarından hepinize tekrar merhabalar ve ben hocama dönüyorum. Sevgili hocam her zaman olduğu gibi herkes sizi çok yakinen tanıyor. Kitaplarda, gazetelerde, yada birinin aktarmasıyla farklıdır; kişilerin tanımak istediği kişiyi kendi ağızlarıyla, kendi ağzından tanıması farklıdır. Sizi sizin ağzınızdan bir tanıyalım.
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim. İltifatlarınız için, Allah razı olsun. Hoş geldiniz şeref verdiniz. Onu da belirtiyim.
MUHABİR: Şeref bize ait. Hoş bulduk. Sağ olun.
ADNAN OKTAR: 02.02.1956 yılında Ankara’ da doğdum. İlk Orta ve Lise eğitimimi Ankara’da yaptım. 1979 yılında Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi’ni üçüncü olarak kazandım. MaşaAllah.
MUHABİR: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: 79’dan 83 yılına kadar Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi İç Mimari Bölümü’nde okudum. 83’de İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne kayıt yaptırdım. Orada ilk tercihimdi, orayı hemen öyle kazandım maşaAllah.
MUHABİR: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: Orada da bir süre devam ettim. Ama terör, anarşi ve anarşinin meydana getirdiği ortam okumamı engelledi. Ben de kitap, CD, dergi, makale tarzı ilmi çalışmalarla tebliğime devam ettim. Ve ediyorum şu an inşaAllah.
MUHABİR: Allah muaffak etsin.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Şuradan başlayayım. Müstear isim kullanıyorsunuz. Harun Yahya ismini. Müstear isim neden kullanıyorsunuz? Ve tercih ettiğiniz isim size hitap ederken Adnan Oktar hoca efendi mi yoksa Harun Yahya mı, neyi tercih ediyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Hepsi birbirinden güzel. Çünkü Harun biliyorsunuz Hz. Musa’nın yardımcısıydı. Yahya da Hz. İsa Aleyhisselam’ın yardımcısıydı. Ben de Resulullah S.A.S’in bir naçiz, aciz yardımcısı olma arzusuyla bu müstear ismi aldım inşaAllah. Sembolik anlamda tabi inşaAllah, dua mahiyetinde.
MUHABİR: Peki hocam size ulaşmak kolay mı zor mu?
ADNAN OKTAR: Hem kolay, hem zor.
MUHABİR: Evet, çünkü çok yoğunsunuz gerçekten.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Biz kolay ulaşıyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah
MUHABİR: Evet, Allah razı olsun. Bir süre cezaevi hayatınız oldu. Bu süre içerisinde ilmi çalışmalarınız oldu. Veya çalışma yapmanıza fırsat verildi mi bu süre içerisinde, orayla başlayayım. Son olaylara hayatınızdaki çalışmalara, Türkiye’ye, Türkiye ekonomisine, dünyaya ve son sizin mahkemenizle ilgili sorular yönelteceğim size; beni mazur görün.
ADNAN OKTAR: Estağfurullah.
MUHABİR: Cezaevi hayatınız nasıl geçti? Kısa ve öz alalım. Çünkü bir önceki programda da almıştık. Ama bu programda bizimle birlikte on yedi kalanımız daha var. Onlar için tekrar alalım.
ADNAN OKTAR: Cezaeviyle ilgili bazı detaylar verebilirim. Benim bulunduğum koğuş tek tekler koğuşu tabir edilen koğuştu. Fakat akıl hastası olan mahkumların bulunduğu koğuştu aynı zamanda, yani işin ilginç yanı böyleydi. Mesela Abdülkerim vardı. Hastaydı, rahatsızdı. Hemen bitişiğimizde Hüseyin vardı. O da öyle rahatsızdı. Gece yarıları feryat eden, bağıran, rahatsız olan hastalardı bunlar; yani çok şiddetli reaksiyonlar gösteriyorlardı hastalığın etkisiyle. Ben de öyle küçük bir hücrenin içerisinde orada kalmıştım. Dokuz ay kadar kalmıştım. Sonra biliyorsunuz yine bir hücre değil bu sefer, ama yine hapiste de kaldım yine. Dokuz ay, on ay kadar yaklaşık yine kaldım. Ama asıl akıl hastanesi faslı benim çok şiddetliydi. Çünkü ayağımdan zincirlendim. Adli tıp safhasında. Namaz kılarken ayağım yukarıda kalıyordu, zincir kısa olduğu için. Sonra zincir ilavesi oldu. Daha rahat ettik o zaman, bir 50 – 60 cm kadar daha zincir ilave ettiler. Öyle garip bir durum vardı. Yani zincirlenmem için niçin ihtiyaç vardı? Ben bunu anlayamadım. Daha hala daha düşünüyorum. Çünkü ben çok barışçıl, insancıl bir insanım, şefkatli bir insanım. Yani zincirlenen bir insan saldırması ihtimali olan birisine belki bu düşünebilir. Ki o tarz akıl hastalarına bile böyle bir şey yapılmıyordu. Rahat rahat evlerine de gidiyorlardı. Telefon da ediyorlardı. Bana telefon etmek yasaktı. Dışarı çıkmak da yasaktı, bahçeye çıkmak da yasaktı. İşin ilginç yanı doktorlarla, hemşirelerle, pratisyen olan, yahut oraya eğitim için gelen doktorlar vardı. Onlarla da görüşmem yasaktı. Öyle ilginç bir durum vardı o dönemde.
MUHABİR: Peki siz bu süre içerisinde ilmi çalışma imkanı bulabildiniz mi?
ADNAN OKTAR: Tabi, ben Yahudilik Masonluk kitabımı akıl hastanesindeyken bitirdim. Yani tashihlerini, düzenlemelerini o zaman yapmıştım. Çok da kolaylık olmuştu benim için.
MUHABİR: Belki de başınıza gelenlerin sebebi olan kitap mıydı bu acaba bunun bir de tashihini.
ADNAN OKTAR: Belki belki çünkü cezaevindeyken bana şimdinin parasıyla 300 milyar lira teklif etmişlerdi. Bir de seni çıkaralım dediler. Bir avukat göndermişlerdi. Ben hayret ettim. Ben bunu romanlarda duyardım böyle iddiaları, izahları; yani şaka gibi çok şaşırtıcı. Tabi reddettim gönderdim. Ama hayret verici bir cüret, hayret verici bir tavır.
MUHABİR: Niçin acaba böyle bir teklifte bulunuyorlar size?
ADNAN OKTOR: Yani Yahudilik Masonluk kitabını durdur, basımını durdur. Bu işlerle de ilgilenme, al paranı çekil.
MUHABİR: Siz de sizinle ilgilendikçe, cezaevine attıkça siz kitabı daha kaliteleştiriyorsunuz. Eksiklerini tamamlıyorsunuz, ekliyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Hayır benim yaşama amacım bu zaten. Yani parayla benim ne işim var. Bir de cezaevine girsem ne olur, girmesem ne olur? Ayrıca girersem hayır olur. Girmesem yine hayır olur. Yani bunlar beni engelleyecek şeyler değil. Demek ki böyle daha önce de bir tecrübeleri var ki; başkalarına da yapmışlar bunu. Bana böyle bir teklifle gelmişlerdi. Buna ben daha hala şaşarım.
MUHABİR: Normal hayatınızda toplam kaç tane kitap yazdınız?
ADNAN OKTAR: 300’ü geçti maşaAllah.
MUHABİR: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, maşaAllah
MUHABİR: Peki hocam; 300 kitap dilekolay. Yani bir insana deseniz ki; 300 tane kitap satın alın, satın alınması çok zordur. Bir insana deseniz ki; 300 tane kitabı eve kadar taşıyın, zordur. Bir insana deseniz ki; 300 tane kitabı okuyun, yine çok zordur.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: 300 tane kitabı yazmak dilekolay, nasıl oluyor bu?
ADNAN OKTAR: Yazan Allah, hazırlayan Allah, bizler vesile oluyoruz. Gölge varlıklarız bizler. Bizler Allah’ın tecellileriyiz. Allah bizi kaderde o şekilde yaratmış. O kitaplara bizleri vesile kılıyor. Yoksa her şeyi yaratan Allah tır.
MUHABİR: Peki sizinle birlikte vesile kıldığı, size yardımcı olan kişiler var mı?
ADNAN OKTAR: Tabi tabi, 30 kişi kadar arkadaşlarım var. Bunlar doçentlerden, asistanlardan, araştırmacı arkadaşlarımdan oluşuyor. En az iki yabancı dil biliyor çoğu; bayağı aklı başında insanlar. Onlar bana kitaplarıma ait bilgileri; İngilizce, Fransızca, Almanca çeşitli kaynaklardan topluca getiriyorlar. Fotoğrafları getiriyorlar, belgeleri getiriyorlar. Getirip benim önüme bırakıyorlar. Ben aradaki bağlantılarını kuruyorum, yorumlarını yapıyorum, redaktöre veriyorum. O yüzden bu kadar süratli hazırlanıyor bu kitaplar, böyle 300 tane.
MUHABİR: Yani siz halden gidip malzemeleri tek tek almıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Yok evet
MUHABİR: Malzemeyi alanlar var. Siz iyi bir aşçısızın. Önünüze gelen malzemeyle, çok güzel insanlığın istifadesine sunduğunuz bu 300 küsür eseri ortaya çıkarıyorsunuz. Rabbim daha çok muvaffak etsin.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah
MUHABİR: Peki hocam, bu kitaplar kaç dile tercüme edildi?
ADNAN OKTAR: 60’ın üzerinde maşaAllah, yani hiç adını sanını duymadığım diller var. Onlara bile çevrildi maşaAllah.
MUHABİR: 2007 yılı içerisinde istatistiki bir bilgi, internetten 50 milyon kitabınız indirilmişti.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet doğru doğru Elhamdülillah, maşaAllah
MUHABİR: Yani bu dilekolay bir rakam, herhalde tarihte hiçbir yerde olmamış sevgili izleyiciler, bir rakam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Peki özel bir soru daha; kitaplarınızda Peygamberimiz’in mührünü kullanıyorsunuz, bunun özel bir sebebi var mıdır?
ADNAN OKTAR: Tabi ki; Allah, Muhammed, Resul: Bir kere hem Allah’ı hatırlatmak, hem Peygamberimiz’in o güzel mührünü insanlara hatırlatıp; Peygamberimiz’e karşı muhabbeti arttırmak, hem Allah’ın Resulü’nün savaştığı, mücadele ettiği dönemi insanlara hatırlatmak gibi bir çok amacı olan güzel sembolik bir işaret.
MUHABİR: Genelline baktığımız zaman evrim teorisini yani evrim tesrisini işliyorsunuz. Sizden başka bu evrimi, Darwinizm’i çökertecek ilmi çalışma yok mu? Kimse yapmıyor mu? Yoksa sizin aşırı bir alerjiniz mi var bunlara karşı?
ADNAN OKTAR: Hıristiyan cemaatlerden yapanlardan vardı. Ama onlar da çok cılız, bir de hem güçsüz hem de biraz da acze düşmüş durumdalar. Çünkü 6 bin yıl dünyanın geçmişi diyorlar, şimdi zaten konu başından kaybedilmiş oluyor, onu deyince. Halbuki bu Kuran’da bambaşka anlatımıdır. Bunlar devrelerdir. Devreler anlamındadır. Zamanın izafi olduğu Kuran’da çok açık anlatılır. İşin doğrusu dünya çapında bu konuda noktayı koyan Harun Yahya eserleri oldu. Yani tam anlamıyla evrim teorisini yerle bir eden, adeta kahr-ı perişan eden bir atak oldu. Bunu herkes kabul ediyor şu an; yani evrim teorisi artık bir eski masala dönüştü şu an.
MUHABİR: Peki hocam bu kadar önemli kitaplarınıza her yerden ulaşabiliyor mu? İzleyicilerimiz ekran başındakiler şu anda istedikleri yerden bu kitaplarınızı alabilirler mi?
ADNAN OKTAR: Tabi. Önce harunyahya.net, harunyahya.org ve harunyahya.com dan istedikleri gibi indirebilirler. ‘harunyahya.org, harunyahya.com ve harunyahya.net’
MUHABİR: Parasını düşünmüyor musunuz? Parayla satmayı? Yani buradan ücretsiz indirecekler.
ADNAN OKTAR: Buradan eğer ücret alırsak Allah ahirette bize sorabilir. Yani çünkü biliyorsunuz elçiler de geldiklerinde bütün tebliğciler, mübeğliler, büyük imamlar, İslam’a hizmet eden bütün mücahitler, değerli tebliğci kardeşlerimizin hepsi bu düstura uymuşlardır. Ücretsiz yapılması çok önemlidir tebliğin; mümkün mertebe bundan şiddetle kaçınmak. Mesela kitaplarımız bile maliyetine satılıyor. Adeta maliyetine satılır tarzda, yani ucu ucuna tam kurtaracak tarzda yayın evi satıyor. Başka türlü de müsaade etmiyorum.
MUHABİR: Peki hocam, bu kadar Darwin’i ayaklarınızın altına almış çiğniyorsunuz, neden bu kadar önemli mi Darwin teorisiyle bu kadar uğraşmak?
ADNAN OKTAR: Tabi ki.. Dünyadaki terörün, anarşinin, Müslümanlara yapılan saldırıların, Müslümanlara yapılan baskıların, çekilen şu acıların, Komünizm’in, Faşizm’in, Satanizm’in, her türlü sapık düşüncenin kökeninde Darwinizm vardır. Darwinizm gitti mi ortalık müthiş durulur, tertemiz olur. Nitekim Darwinizm yıkılışıyla göreceksiniz hem Türk - İslam Birliği nefis bir yapılanmayla, muhteşem bir yapılanmayla ortaya çıkacaktır. Hem de inşaAllah, Hz. Mehdi’nin önündeki engelleri kaldırmış oluyoruz, Hz. İsa A.S’ın önündeki engelleri kaldırmış oluyoruz. Ve böylece onların rahat çalışma yapacağı bir zemin de hazırmış oluyoruz inşaAllah.
MUHABİR: Siz şu anda ahir zamanda olduğumuzu mu söylemek istiyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Pek tabi. Çok net açık, sarih. Peygamber Efendimiz’in açık hadisleriyle belirtilmiştir. Ahir zaman bir çok alameti vardır. Bu alametlerin tamamı 20 – 30 yıllık bir devre içerisinde zuhur etmiştir. Ve mucize olarak olmuştur. Dünyada bu daha tam fark edilemedi. Eğer fark edilirse ne Nostradamus, ne şu ne bu, hiç kimsenin kıyaslanamayacağı derecede çok büyük bir mucizeyle karşılaştıklarını insanlar görecekler. Çünkü Nostradamus da Peygamberimiz’in hadislerinden istifa ederek kitaplarını yazmıştır. Ama Peygamberimiz’in hadislerini inceleyenler, ehli sünnet kaynaklarına bakanlar bu hadislerin tamamının zuhur ettiğini görünce çok çok şaşıracaklardır. Bunlar zuhur etmiş durumda şu an.
MUHABİR: Peki size göre o zaman bir Müslüman, şu anda Mehdi’nin gelişine inanan, bekleyen, Hz. İsa’nın gökten ineceğine inanan bir kişi nasıl bir çalışma yapmalı öyle ise?
ADNAN OKTAR: Bir kere her şeyden önce çok samimi olmaları lazım. Allah’tan çok korkmaları, Allah’ı çok sevmeleri ve her şeyi Allah’ın yarattığını bilmeleri, kadere uyduklarını bilmeleri çok önemli. Yani ben yapıyorum, ben ediyorum demeyecekler. Ama Mehdiyet bir kaderdir. Hz. İsa’nın inişi bir kaderdir. Bunlar mutlaka olacak şeyler inşaAllah ve Allah’a şükür bunun aleni ve açık delilleri de zuhur etmiş durumda. Mesela
MUHABİR: Müsaade ederseniz birkaç tanesini alalım.
ADNAN OKTAR: Evet Evet. İki Ramazan’da Güneş tutulması 1981 yılında ve 1982 yılında üst üste oldu. Bakın, iki Ramazan’da üst üste Güneş tutulmaları olacak diyor, bu bir mucizedir. İran-Irak savaşı Ekim 1980, Afganistan’ın işgali 1979. Peygamberimiz’in söylediği hep hadisler, aynısıyla çıkanlar. Fırat’ın suyunun kesilmesi, Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları peşpeşe 15 gün arayla bu ayrı.
MUHABİR: Fırat’ın suyun kesilmesini siz Atatürk Barajı’nı,
ADNAN OKTAR: Barajla kesildi, evet barajla kesildi.
MUHABİR: Yoksa kuruması değil.
ADNAN OKTAR: Evet değil. Mesela gazete haber şöyle çıktı; koca Fırat doğduğu yerde durdu diye çıktı o zaman gazetelerde. Ayrıca ın dikkat edin Ramazan ayında, ayrıca Ay ve Güneş tutulması diyor 15 gün arayla, bu da olmuştur. 1981 yılında, kuyruklu yıldızın doğması 1986 yılında, Kabe baskını ve Kabe’de kan akıtılması Kasım 1979, Güneş’ten bir alametin belirmesi 1996’da oldu. Güneş’te büyük bir patlama oldu. Bu yüzyılın en büyük patlaması oldu. Bir ordunun kaybolması 2003, Irak savaşında Irak ordusu çölde kayboldu, gazeteler yazdı ‘Bir ordu kayboldu’ diye. Bağdat’ın alevlerle tahrip edilmesi 2003 Irak savaşı, tozlu dumanlı bir fitne 11 Eylül 2001 yılı, 11 Eylül olaylarını aynen Peygamberimiz tarif etmiş. Irak’ın yeniden yapılanması, rüzgar ve kasırgalar; Katrina kasırgası 2005, İkea Kasırgası 2008.
MUHABİR: Tsunami de buna girer mi acaba?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, deprem sonucunda Tsunami de oluyor biliyorsunuz, onlarda ayrı
MUHABİR: Doğal afetler
ADNAN OKTAR: Evet onlar da ayrıca belirtilmiştir. Bir de o devrin teknik alet ve edevatlarını bildirmiştir Peygamberimiz, bunlar çok manidar. Mesela kişinin kamçısının ucuyla konuşması; telefon ve kablosu. Kamçı görünümünde olduğu için o şekilde, insanlar anlasın diye o şekilde belirtmiş Peygamberimiz. Kişiyle kendi sesinin konuşması; teybe alıyor sesini, teybini duyuyor insan, teypten sesi duyuyor. Buna ait çok çok fazla, bir kere teknik alet edevatlara ait çok fazla hadis var. Bunlar çok büyük bir mucizedir. Hepsi 30 yıl içerisinde oldu aşağı yukarı.
MUHABİR: Peki siz o zaman diyorsunuz ki: Mehdi gelecek, Hz. İsa gelecek beni hazır bir şekilde bulması lazım diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Pek tabi.
MUHABİR: Çok özür dilerim. Benim görüşüm değil, insanlar şöyle diyorlar, bazıları diyorlar ki; Harun Yahya kendisini Mehdi ilan etmiş. Sizin böyle bir iddianız böyle bir düşünceniz var mı?
ADNAN OKTAR: Allah esirgesin. Öyle bir şey derse Müslüman Kuran’a göre, ehli sünnet inancına göre, dinden çıkar. Zaten ayrıca da Mehdi de Mehdiliğini asla kabul etmez. Mehdi makam meraklısı, mensip meraklısı bir insan değil. Mehdi’ye de hatta zorla bağlantı kuruluyor, zorla kabul ettiriliyor liderlik, hadislerde bu şekilde geçer. Yani Mehdi bunu şiddetle reddeder, kabul etmez.
MUHABİR: Peki Mehdi’nin çıkış yeri neresi olacak?
ADNAN OKTAR: İstanbul
MUHABİR: Tarihi çıkış yeri?
ADNAN OKTAR: Peygamber Efendimiz’in hadislerine göre Konstantiniye olarak geçiyor. İstanbul, Mehdi’nin zuhuru.
MUHABİR: Bazı kaynaklarda işte Suriye’de çıkacağı söyleniyor.
ADNAN OKTAR: Peygamber Efendimiz’in hadislerini Basra, Küfe ve Şam gibi yerlerde diyerek rabiler tefsir etmişler, açıklamışlar. Said-i Nursi diyor ki; onlar hep diyor hep İslam aleminin merkezi orada kalacak zannederek diyor, düşünerek diyor o şekilde yorumlamışlardır diyor. Mesela, İslam aleminin merkezi Basra ise Basra demişlerdir diyor, Küfe ise Küfe demişlerdir diyor. Onun için rivayetlerdeki farklılıklar oluşmuştur diyor. Yoksa kastedilen İslam aleminin merkezi diyor. En son biliyorsunuz İslam aleminin merkezi İstanbul’du. Yani halifelik döneminde öyleydi.
MUHABİR: Hilafet döneminde
ADNAN OKTAR: Evet, kalktıktan sonra tabi başkentlik vasfını kaybetti. Ama en son kalan yer burasıdır.
MUHABİR: Peki hilafete karşı olanlar bu sözleri duydukları zaman cinnet geçirmezler mi? Demezler mi Mehdi’nin ne işi var, İstanbul dan çıksın, yani hemen kafalarına böyle düzenin yıkılması falan gelmez mi sizce?
ADNAN OKTAR: Mehdi şefkati, merhameti, sevgiyi, hürriyeti, adaleti getirecek, Mehdi sistemi mükemmelleştirecek, insanlara huzur, şefkat ve sevgi dağıtacak. Uyuyanı uyandırmaz, kan da akıtmaz diyor Mehdi için, dolayısıyla Mehdi’den hiçbir kesimin, hiçbir düşüncenin, hiçbir insanın çekineceği bir şey yok.
MUHABİR: Hocam aslında son işleyeceğim konuydu ama, konuya girdik. Bunu burada noktalayalım. Kitaplarınızla devam ediyorduk. Kitaplarınızın basımı, nizam parça dizgisi, kalitesi çok müthiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Gerçekten çok müthiş, yani bakıp da kusur bulacak kimse yok. Böyle olunca maliyet yüksek olur. Siz bunu nasıl finanse ediyorsunuz? Çevrenizde çok zengin insanlar mı var? Çok hayırsever insanlar mı var?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Allah çok bereket mi koyuyor? Bunun kaynağı nereden geliyor?
ADNAN OKTAR: Geçen sene 8 milyon kitabım satıldı. Bu sene 16 milyon kitap satıldı. Satıldığında tabi parayla satılıyor. Dolayısıyla hem kağıt parası, hem mürekkep parası, hem matbaa parası da çıkmış oluyor. Ama ben telif ücreti de almıyorum. Kar da almıyorum, matbaa da kendini anca geçindiriyor.
MUHABİR: Evet… Sizce televizyon kanalları bugüne kadar neden aleyhinize çok propaganda yaptılar? Aşırı derecede ve siz o dönem kendinizi çıkıp savunma ihtiyacı belki duymadınız, bilmiyorum, fırsat mı verilmedi. Yani son bir yıla kadar basınla çok iyi değildiniz, sık sizi kanallarda görmüyorduk. Hatta ulaşmak isteyen bile mesela ulusal demeyeyim de, yaygın kanallardan bir tanesi on yıl her programda size atıyordu, bir şeyler söylüyordu ki sizin ağzınızdan üç beş kelime almaya çalışsın. 9 – 10 yılın sonunda işte bir hafta boyunca reklamınızı yaptılar. ‘Harun Yahya ilk röportajını veriyor, Harun Yahya ilk röportajını veriyor’ Neden başta siz kendinizi savunma ihtiyacı duymadınız? Ve bu televizyonların karalama kampanyalarının sebebi neydi? Dış kaynaklı mı? İç kaynaklı mı?
ADNAN OKTAR: Tabi ki mason kaynaklı bir karalama kampanyasıydı. Masonların bir yerlerine bastığımız için onlar da kendilerince karşı atakta bulundular. Ve dünyanın her yerinde bu böyledir. Masonlar kendilerine tavır alanlara böyle bu şekilde bir tavır alırlar. Ama bana tabi çok şiddetli tavır aldılar, çok şiddetli bir reaksiyon gösterdiler. Ama Elhamdülillah üstümüze nur, bereket yağdı. Çünkü Müslümanın üzerine gelinilmesi Müslümanın maneviyatını derinleştirir, hem sevabını artırır, hem Allah’ın rızasını kazanmasına vesile olur. Hz. Yusuf nasıl kuyuya konduğunda sevap kazandı, nasıl hapse girdiğinde sevap kazandı, nasıl manevi mertebeler kazandıysa, Eyüb çileyle nasıl mertebe kazandıysa, bizler de onunla inşaAllah bereket kazandık, güzellik kazandık, nur kazandık, hayırlara vesile oldu inşaAllah.
MUHABİR: Evet… Hocam müsaadenizle bir anonsum var. Sevgili izleyicilerimiz, 17 - 18 ilden bizi izleyen kardeşlerimiz, konuyla ilgili hem bu gece işlemek üzere, hem de bundan sonraki programlarımıza ışık tutmak üzere soru yönetmek isterlerse rejideki arkadaşlarımdan da rica edeyim yazılı olarak girsin, ben sözlü olarak anons edeyim, ebuzaraydin@hotmail.com diyorsunuz, i harfini kullanacaksınız, ebuzaraydin bitişik ebuzaraydin@hotmail.com adresine mail atabilirsiniz. Bir kısmını bugün, bir kısmına da bundan sonraki programlarımıza ışık tutmak üzere sorularınızı değerlendirebiliriz. Evet, Bilim Araştırma Vakfı olarak son aylarda, son günlerde gazetelere ilan veriliyor. Ben sondan başlayayım, bu Adalet bakanına açık bir mektup yazıyorsunuz. Örneği de burada, şu anda yanımda. Mesela 6. Mektup,
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Sayın Adalet Bakanımız Mehmet Ali Şahin’e açık mektup, 6. mektup. Sayın Bakanım diyor ve bitiriyor Bilim Araştırma Vakfı olarak. Ne talep ediyorsunuz, davanız nedir? Hangi bitmiş davaydı, sil baş yapıldı? Konuyu, bunu biraz açalım izleyicilerimize.
ADNAN OKTAR: Tamam açacağız
MUHABİR: Çünkü bu günlerde aleyhinize de ciddi şeyler yazılmaya başlandı. Biz bu konuda bizi izleyen izleyicilerimizi en azından bizi sevenleri kerhen de olsa sevmeyenleri de bilgilendirilmiş olalım.
ADNAN OKTAR: Bir bilgi veriyorum, ama siz gerçi bilgi vermişsinizdir bu konuda umuyorum. Harunyahya.Tv’den internetten yayın yapılabiliyor şu an, yayın devam ediyor. Onu belirtiyorum, harunyahya.tv
MUHABİR: Şu anda canlı yayınımız.
ADNAN OKTAR: Canlı yayın var evet
MUHABİR: harunyahya.tv den izleyicilerimiz tekrar
ADNAN OKTAR: Evet ulaşabilirler
MUHABİR: İzleyebilirler, ulaşabilirler
ADNAN OKTAR: Şu an devam ediyor
MUHABİR: Sanırım bu programı bundan sonra da arşivinde de izleyebilirler.
ADNAN OKTAR: Hem arşivde var bunlar. Evet arşivde birçok film var. Şu an hatta 100 ün üstünde film var. Ama şu anki de canlı yayın olarak var. Evet.
MUHABİR: Son bir yılda arkadaşlarımın bana ilettiği nota göre bu 198. program, röportaj oluyor.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah evet
MUHABİR: Son bir yılda evet ama bundan önce yapmamıştınız bunları
ADNAN OKTAR: Evet doğru inşaAllah, demek ki Allah şimdi görünmemi istedi. Allah’ın iznine göre hep hareket ederiz. Allah ilham eder, Allah görün der görünürüz, Allah görünme der görünmeyiz, kaderde neyse onu yaparız inşaAllah…
MUHABİR: Peki
ADNAN OKTAR: Davamızla ilgili sormuştunuz
MUHABİR: Peki gelelim bu davaya sizden alalım dava nedir? Ne merhalede? Bu Adalet bakanına açık mektubunuzun sebebi neydi? Ve sonuca ulaştınız mı?
ADNAN OKTAR: Evet biliyorsunuz ben ve birkaç tane kız arkadaşım çok hanım, böyle terbiyeli, nezih kız arkadaşım bunlar ve ben çete lideri olduğumuz iddiasıyla mahkum olduk. Fakat
MUHABİR: Ne çetesi diyorlar hocam, affedersiniz yani çete ne, yani uyuşturucu çetesi mi? Gasp mı? Ne çetesidir?
ADNAN OKTAR: Benim de bildiğim çete deyince tabi aklıma gelen hep çocukluğumdan beri adam öldürür, yol keser, gasp yapar, bir şeyler yapar. Ama
MUHABİR: Siz bir şeyler yapmışsınız da bizim haberimiz mi yok yoksa?
ADNAN OKTAR: Evet mahkemenin savcısı şu açıklamalarda bulundu. Ondan sonra da mahkeme bu ceza kararını verdi. ‘Mahkememizce toplanan deliller arasında sanıklar aleyhine delil bulunmamaktadır’ dedi Savcı. ‘Sanıklar aleyhine delil yok’ diyor. İkinci olarak; “CMK’nın 148/4 maddesi gereğince poliste alınan avukatsız ifadelerin delil olarak değerlendirilemeyeceği böylece mahkemece de kabul edilmiştir” mahkemenizde bunu kabul etti diyor, ifadeler poliste alınan işkenceyle alınan ve avukatsız alınan ifadeler de geçersizdir diyor, onlar da delil olamaz diyor. Ayrıca mahkeme 6 sanığın, bizim arkadaşlarımız olan sanıkların aynı sevk maddelerinden, aynı delillerden ve aynı davada ve aynı şekilde yargılandıktan sonra, hepsine beraat verdiniz diyor, aynı mahkemeye; yani arkadaşlarına ve ayni iddialarla beraat verdiniz, dolayısıyla aynı deliller olduğuna göre onlara da beraat vermeniz gerekir dedi. Bu durumda sanıklardan ‘Adnan Oktar’ın suç işlemek için örgüt kurmak ve diğer sanıkların örgütün yönetici olmak ve örgüt adına faaliyette bulunmak suçlarını işledikleri sabit olmadığından CMK’nın 223/2e maddesi gereğince bütün sanıkların müsnet uçlardan ayrı ayrı beraatlarına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur’ dedi Savcı. Mahkeme de 3 er yıl ceza verdi. Canları sağ olsun. Allah öyle bir karar verdirtiyorsa onda da hayır vardır. Hz. Yusuf gibi bizde gider Cenabı Allah’ın emrini yerine getiririz inşaAllah.
MUHABİR: Siz zaten diyorsunuz, kader de bir şey yazılmışsa o çizilmez, silinmez
ADNAN OKTAR: Tabi ki, daha o hakimler yaratılmadan o karar verilmiş oluyor. Daha yani onlar daha çocukken, hakimler, daha annelerinin kucağındayken zaten o kağıtlar hazır olmuş oluyor zaten. Onlar o kadere doğra giderler. Ama tabi ben mahkemenin kararına da saygılıyım, her zaman saygıda kusur etmiyorum. Ama ben bütün milletimin gönlünde beraat ettim. Kiminle görüşsem bu iddiaya inanamıyorlar. Ben milletimin verdiği bu beraata asıl dikkat ediyorum, ona çok önem veriyorum.
MUHABİR: Peki bu mahkeme süreci çalışmalarınızı etkiliyor mu?
ADNAN OKTAR: Benim şevkimi artırıyor, heyecanımı artırıyor, mücadele azmimi arttırıyor. Yani bana adrenalin etkisi yapar adeta.
MUHABİR: O zaman bu adrenalin size en son neyi yazdırıyor peki? Yakında hangi kitabınızı göreceğiz?
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: İsim vermek mümkün mü?
ADNAN OKTAR: Peygamberler Tarihi var. En gelişmiş eserim o şu an, en iyi çalışmalarımdan bir tanesi. Fakat yeni yeni bilgiler geldi. Bu sefer basamadım yeniden kitabı. Yani onları da ekleyeyim diyorum, onları da ekleyeyim diyorum, herhalde bu hafta artık son durduracağım, yeni gelen bilgileri koymayacağım, o şekilde basacağım inşaAllah
MUHABİR: Yurt içinde ve yurt dışında konferans verdiniz mi? Yada vermeyi düşünüyor musunuz?
ADAN OKTAR: Arkadaşlarım, benim yiğit kardeşlerim onlar yoğun olarak konferanslara devam ediyor. Biliyorsunuz binlerce konferans verdiler. Yurt içinde de yurt dışında da devam ediyor.
MUHABİR: Bundan önce il il Bilim Araştırma Vakfı gezip konferans veriyordu. Bu konferanslar hala devam ediyor mu şu anda?
ADNAN OKTAR: Tabi tabi devam ediyor.
MUHABİR: Aralıksız devam ediyor.
ADNAN OKTAR: Tabi bayağı da başarılar maşaAllah
MUHABİR: Peki hocam şu anda bu yayını izleyen, bu yayını aktaran kalanlarımızın olduğu illerde yakında mesela hangisinde söz alabiliriz, mesela Malatya da olabilir mi? Mardin de olabilir mi? Burdur, Kırşehir, Uşak, Kadirli, Tokat, Erzincan, Kütahya, Hatay, Siirt, Mersin, Uşak, Adana, Adıyaman, Yenice buralarda olur mu?
ADNAN OKTAR: Hepsine söz veriyorum, teker teker hepsine geleceğiz inşaAllah, şu an burada söz veriyorum.
MUHABİR: O zaman kanal Malatya ekranlarından Malatya ya, kanal 47 ekranlarından Mardin’e, kanal 15 den Burdur’a, Ahi TV den Kırşehir’e , Egem TV den Uşak’a, MRT TV den Kadirliye, Sefa TV den SRT den Tokat’a, Can TV den Erzincan’a, Destan TV den Kütahya’ya, Mersin TV den Mersin’e, BRT den Hatay’a, Kanal 56 dan Siirt’e, CRT den Adana’ya, Yenice TV den Yenice’ye, Mercan TV den Adıyaman’a, Asu TV den uyduda izleyen herkese bunu buradan duyurmuş olalım. Bu bölgelerimizde inşaAllah Bilim Araştırma Vakfının hazırlayıp sunduğu o güzel ilmi çalışmaları en kısa zamanda göreceğiz ve bu ekranlarınız aracılığıyla da inşaAllah anons etmiş olacağız. Peki, Türkiye’de üniversiteler ile diyaloğunuz nasıl? Bilginize baş vuran öğretim üyeleri oluyor mu? Size bilgi getirenler oluyor mu? Sizin üniversitelerde özel öğrencileriniz var mı? Diyaloğunuz nasıl üniversiteyle?
ADNAN OKTAR: Üniversitelerimizin maşaAllah’ı var. Bir kere anti Darwinist yapı üniversitelerimize tam yayıldı maşaAllah. Yani Darwinizm’in bir aldatmaca olduğu artık hemen hemen bütün üniversitelerimizin kabul ettiği bir gerçek haline geldi. Bu büyük başarı maşaAllah. Tabi ki birçok profesör tanıdığım var, doçentlerden var, asistanlardan tanıdıklarım var. Onların kıymetli bilgilerinden çok istifade ediyorum. Araştırmalarından istifade ediyorum. Bir bilgi alış verişimiz oluyor tabi.
MUHABİR: Çok güzel. Dünya çapında iletişim sağladığınız üniversite var mı? Bununla ilgili çalışmalarınız oldu mu? Yani Türkiye’nin dışındaki üniversitelerden.
ADNAN OKTAR: İşin doğrusu yurt dışındaki üniversiteler bizden istifade ediyorlar. Mesela fosil fotoğrafları istiyorlar, onları gönderiyoruz. Araştırmalarımızı istiyorlar onları gönderiyoruz.
MUHABİR: Olsun, demek ki diyalog halindesiniz.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah
MUHABİR: Çok güzel. Programın başında geçti ama biz ona kısa değindik. Size sizin ile ilgili ruh hastası denildi. Teşhis konulmadan, teşhis konuldu. Bazen yapılmadan yapılıyor Türkiye’de maalesef bu çok üzücü bir durum. Bu tür iddialar ortaya atıldı. Tarihe baktığınız zaman da bazı bilim adamlarına bu tür ithamlarda bulunuyor. Siz bu konuda kendinizi kime benzetiyorsunuz? Yada benzettiğiniz kimse var mı? Deli denilirken.
ADNAN OKTAR: Biliyorsunuz Resulullah S.A.S de mecnun ve akıl hastası denilmişti, haşa. Ve birçok peygambere aynı şekilde bu ithamda bulunuldu. Said Nursi Hazretleri’ne bulunuldu. Ve birçok alime bu iddiada bulunulmuştur şu bulunduğumuz asra kadar. Bu tabi büyük bir şereftir. Ama Allah’a çok şükür askeri hastanede ruhen ve bedenen tam sağlıklıdır şeklinde rapor alınca, onu kullanan kişilerin de ağızları da kapanmış oldu. Yıllarca işte Harun Yahya akıl hastasıdır, kitaplarını okumayın, yazdıklarından istifade etmeyin diye propaganda yapanlar askeri hastanenin raporunun karşısında çıtları kalmadı. Sustular.
MUHABİR: Kuran için de öyle diyorlardı, Muhammed’in uydurmasıdır. Bu akıl hastasıdır, bunu okumayın diyorlardı, ama kendileri de gece gizli gizli gelip okuyorlardı ve dinliyorlardı, öğrenmeye çalışıyorlardı. Sizin kitaplarınızı da sizce okumayın diyenler okuyorlar mı? Okumayın dediklerinden daha fazla okuyorlar gibime geliyor.
ADNAN OKTAR: İnternet girişlerine baktığımızda bunu görüyoruz, yani çok çok yüksek bir miktar var. En habersizim diyen bile haberli olduğunu anlıyoruz. Çünkü ya yazılarında ya makalelerinde daha birkaç gün önce söylediklerimin aynısını aktardıklarını görüyorum.
MUHABİR: Size bunları söylerken üzülüyor muydunuz? Çalışmalarınızı tetikliyor muydu? Etkiliyor muydu?
ADNAN OKTAR: Bunlar çok heyecan verici ve çok şevklendirici şeylerdi. Yani Müslümanın üzerine ne kadar çok gelinirse o kadar etkili ve güzel olur. Yani körük gibidir. Körük nasıl ateşi harlandırır. Aynı şekilde Müslümanın üstüne gelindikçe Müslüman harlanır ve gücü artar, heyecanı artar.
MUHABİR: Peki bunlar hiç düşünmüyorlar mı? Bir deli adam bu kadar 300 tane ilmi eseri çıkarır mı? Yani sizin atalarınızı, dedelerinizi hepsini çürüttü, bu nasıl bir deli?
ADNAN OKTAR: Onlar da inanmıyordu. Fakat kendilerince kullandılar, yani uyanıklık yapmaya kalktılar. Fakat Allah ayaklarına dolandırdı. En başarılı olduğumuz dönemleri bu şekilde kendi elleriyle sağlamış oldular.
MUHABİR: Evet. Hocam özel hayatınız ile ilgili genelde karşılaştığımız sorulardan bir tanesi, çok lüks bir hayat yaşıyor diyorlar. Siz dünya nimetlerinden çok iyi istifade ediyor musunuz? Ne dersiniz bu konuda? Gerçekten öyle bir hayatınız mı var? Bu konuda ne dersiniz? Müslüman lüks yaşayamaz mı? Müslüman varlık içerisinde yaşayamaz mı? Allah’ın hakkını ödedikten sonra içinden.
ADNAN OKTAR: Müslüman tabi ki Hz. Süleyman’ı örnek alacak, Hz. İbrahim’i örnek alacak, Hz. İbrahim’in zengin olduğu Kuran’da belirtiliyor. Peygamber Efendimiz’in zengin olduğu da Kuran’da belirtiliyor. Fakir bulup da Cenab-ı Allah seni zengin etmedi mi diyor Allah ayette, şeytandan Allah’a sığırım. Hz. İbrahime’de Allah büyük büyük mülk vermiştik diyor. Yani büyük bir güç ve mülk. Hz.Süleyman zaten ortada.
MUHABİR: Kraldı zaten
ADNAN OKTAR: Güzelliği, ihtişamı, zenginliği zaten ortada. Tabi ki Müslüman güzel evde oturacak, güzel giyinecek, güzel giyecek, her şeyin güzelini arayacak. Yani bu illa lüks ve pahalı olması gerekmez, ama her şeyin temiz ve güzelini, estetik olanını araması gerekir tabi ki.
MUHABİR: Siz lüks ve pahalısına bakıyor musunuz? Güzel ve estetiğin yanında? İlla marka olması gerekir mi? Sizin giydiğiniz bir takım elbise.
ADNAN OKTAR: Bazen marka da gerçek güzelliği tam yansıtmış oluyor. O zaman tabi ki mecbursun marka almaya.
MUHABİR: Alternatifini bulursanız giyiyorsunuz, fark etmiyor.
ADNAN OKTAR: Tabi ki tabi ki
MUHABİR: Peki. Hatırlarsanız bundan önceki söyleşimizde gelecek 10 yıl içerisinde Türkiye lider ülke olacaktır demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah
MUHABİR: Son gelişmelerle birlikte, hala aynı kanaatte misiniz?
ADNAN OKTAR: Son gelişmeler bunu daha da pekiştirdi. Türk - İslam Birliği ile ilgili çok ciddi gelişmeler oldu. Benim internet sitelerime girenler bunu çok açık görürler. harunyahya.org ve harunyahya.com a baktıklarında ilgili bölümlere girdiklerinde bunu göreceklerdir. Hayret edecek şekilde gelişmeler var. Ama bu ekonomik krizden sonra özellikle Türk - İslam Birliği artık mecburi hale geldi. Yani ikinci bir çözüm görünmüyor şu an. Her yönden mecburduk biz bunu yapmaya, fakat ekonomik krizden sonra da en muhalifler en kabul etmeyenler bile kabul eder hale geldiler. Artık yollar sonuna kadar açık. Türk - İslam Birliği bir gerçek. Herkes desteklesin, herkes teşvik etsin. Dilekçeyle, yazıylale, konuşmalarla, kahvehanelerde konuşsunlar, evlerde konuşsunlar mutlaka bunu gündem etsinler. Kısa süre sonra bunun olduğunu görecekler inşaAllah.
MUHABİR: Peki Avrupa Birliği ne der buna sizce? Yada Ameri Birleşik Devletleri, dünyanın jandarması.
ADNAN OKTAR: Avrupa Birliği’nin, Amerika’nın kurtuluşu Türk - İslam Birliği’nde zaten. Eğer Türk - İslam Birliği kurulmazsa Avrupa da çöker, Amerika da çöker. Yani her iki taraf da şu an çöküşe doğru gidiyor.
MUHABİR: Avrupa Birliği bunu böyle kabul eder mi sizce? Yada söylediklerinizi kabul ediyor mu sizce?
ADNAN OKTAR: Teknik bir gerçek bu. Teknik bir gerçek, bunun teknik bir gerçek olduğunu önümüzdeki yıllarda zaten görecekler.
MUHABİR: Peki Türk - İslam Birliği’nin Avrupa Birliği’ne katkısı ne olacak? Nasıl kurtaracak bunları?
ADNAN OKTAR: Türk - İslam Birliği’nin bulunduğu coğrafyada dünyanın en zengin petrolleri, madenleri var. Dünyanın da petrole ve madene ihtiyacı var. Yani dünyanın bütün ekonomisi, sanayisi petrol ve maden üstüne kurulu. Biz onlara ucuz, kaliteli, bol bol petrol ve maden sunacağız. Onlardan teknoloji transfer edeceğiz. Biz onlara teknoloji sunacağız. Ve bu karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmayla süper devletlerin hiç ummadığı bir yapıya kavuşacağız inşaAllah, yani hayret edeceği yapıya kavuşacağız. Gerçek süper devletin ne olduğunu görecek insanlar.
MUHABİR: Peki sizce o zaman biz, yeni nesil de sunacak mıyız onlara? Mesela ben bir ay önce Almanya’da idim. Yani o kadar güzellik, Allah’ın verdiği müthiş bir ihtişamın içerisinde insan göremedik biz, çok az bebek arabasına rastladık. Yani ailelerde evlerde insan yok denecek kadar. Ama Türkiye’de maşaAllah bakıyorsun, Başbakanımız da güzel söyledi. En az üç dört tane dedi. Malatya’yı geçtikten sonra da bakıyorsunuz maşaAllah bir düzine, iki düzine. Bizim böyle Avrupa Birliği’ne bir genç nüfus da sunma imkanımız yok mu bununla birlikte.
ADNAN OKTAR: MaşaAlllah, ağzınızdan nur akıyor. Tabi ki Türk - İslam Birliği coğrafyası zaten hep genç nüfustur. Yani bütün Türk devletlerinde de bu var ve Türkiye’de de var bu ve İslam devletlerinde de var. Yani zaten Türk devletleri de İslam Ülkeleridir. Fakat lider kadro olduğu için onları söylüyorum. Çünkü Türkiye lider olacak inşaAllah Türk devletleri destekçi olacak. Onların desteğini geniş çapta alacağız, gücün çekirdeğini oluşturaca, böylece Türk - İslam Birliği’ni oluşturacağız inşaAllah.
MUHABİR: Sizce Türk - İslam Birliği’nde, yani bu kuruluş aşamasında bize en yakın ülke hangisidir?
ADNAN OKTAR: Azerbaycan aslan yatağıdır. Birinci olarak Azerbaycan, Türkiye ile birleşecek. Bunu azam bir iki sene içerisinde inşaAllah göreceksiniz. Ermenistan, Gürcistan, hatta Litvanya, Suriye, Irak peşpeşe girecek. Ve İran.
MUHABİR: Ermenistan Türk - İslam Birliği’ne girecek mi diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi ki tabi ki, İsrail ve Ermenistan, her ikisi de
MUHABİR: İsrail de Türk - İslam Birliği’ne girecek
ADNAN OKTAR: Tabi ki tabi ki onların Türk - İslam Birliği’nin koruması altında olacak, o yapılanmanın içine girecekler inşaAllah. Ve böylece onlarda hürriyete kavuşmuş olacak çünkü biliyorsunuz duvarların arkasında yaşıyorlar.
MUHABİR: İsrail’i yıkmak isteyenler Türk - İslam Birliği’nin korumasına alınan İsrail için karşı çıkmazlar mı?
ADNAN OKTAR: Hayır hayır İsrail niye yıkılsın onlar da bizim kardeşlerimiz. Müslüman ruhunu, Müslüman kişiliğini biz onlara göstereceğiz. Müslümanların şefkatini, merhametini, Ehli Kitaba olan saygılarını biz onlara göstereceğiz. Ermeni kardeşlerimize de göstereceğiz. Onları huzur içinde yaşatacağız. İslam’ın adaletini, sosyal adaletini, şefkatini, merhametini onlara bütün güzelliğiyle sunmuş olacağız inşaAllah.
MUHABİR: Bu işe son biat edecek İslam ülkesi hangisidir, sizce tahmin var mı?
ADNAN OKTAR: Türk - İslam Birliği’nin kapsamayacağı, sonunda etkilemeyeceği tek bir tane ülke yoktur.
MUHABİR: Osmanlı ülkesini üç kıtada at koşturup bütün dünyaya hakim olması gibi mi?
ADNAN OKTAR: Bütün dünyaya hakim olacaktır işin doğrusunu söyleyeyim.
MUHABİR: Bu görüşünüzde Osmanlı’nın etkisi var mı?
ADNAN OKTAR: Tabi ki tabi ki yani yeni Osmanlı, modern Osmanlı olmuş olacak bu. Osmanlı’da yapılan hatalar yapılmayacak, Osmanlı’da yapılan eksiklikler yapılmayacak; Osmanlı’da yapılan mükemmel ve güzel olan şeylerin daha mükemmel ve daha iyisi yapılacak inşaAllah.
MUHABİR: Peki hocam yine size özel hayatınıza özel bir soruya geliyorum. Beni bağışlayın, yani heyecanlı olduğum için konular sıralı gitmeyebilir. İzleyicilerimizden de özür diliyorum. Bu arada mesaj atmak isteyen izleyicilerimiz gerek programda gerek programdan sonraki programlar için abuzaraydin@hotmail.com adresine mail atabilirler. Size birçok defa suikast girişiminde bulundu.
ADNAN OKTAR: Evet, elhamdülillah.
MUHABİR: Buna karşılık hamd ediyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah
MUHABİR: Yani sanki çok güzel olmuş, iyi olmuş gibi hocam
ADNAN OKTAR: Büyük bir şeref benim için, büyük bir nimet
MUHABİR: Kaç defa girişildi bu?
ADNAN OKTAR: Dokuz kere evet
MUHABİR: Dokuz kere
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Hepsini de atlattınız
ADNAN OKTAR: Allah’a çok şükür Elhamdülillah, maşaAllah
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Bir dakika sonra reklam arası vereceğiz. Şunu sorayım bundan önce, neden sizi öldürmek, öldürtmek isterler ki bunlar? Bu soruyu soralım, ondan sonra da reklama girelim.
ADNAN OKTAR: O zaman bir anti Darwinist faaliyet olmayacak demektir, onların inancına göre. Halbuki benim bütün arkadaşlarım Harun Yahya ve bütün arkadaşlarım Adnan Oktar zaten. Yani benim ölmemle, benim hapis olmamla, benim durmamla faaliyetin durması diye bir konu olmaz.
MUHABİR: Yada onların suikast düzenlemesi ile Harun Yahya ölür mü, eğer Allah yazmamışsa .
ADNAN OKTAR: Harun Yahya atom bombası haline gelir o zaman, yani bütün dünyayı kaplar
MUHABİR: Ölmüş olsaydı, şu anda burada olmazdık dimi?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, inşaAllah
MUHABİR: Peki biz teşekkür ediyoruz
ADNAN OKTAR: Ben teşekkür ediyorum
MUHABİR: İkinci bölümde tekrar devam edeceğiz... Sevgili izleyicilerimiz kanallarımızı tekrar anons edelim Malatya’da kanal Malatya, Mardin’de kanal 47, Burdur’da kanal 15, Kırşehir’de Ahi TV, Uşak’ta Egem TV, Kadirli’de MRT TV, Tokat’ta Sefa TV, Erzincan’da Can TV, Mersin’de Mersin TV, Hatay’da BRT kanalımız, Siirt’te Kanal 56, Uşak’ta ART, Adana’da CRT, Yenice’de Yenice TV, Adıyaman’da Mercan ve uyduda Asu TV. Sevgili izleyiciler programımız devam edecek kısa bir aradan sonra.
MUHABİR: Evet, sevgili izleyiciler, Malatya’dan Kanal Malatya, Mardin’den Kanal 47, Burdur’dan Kanal 15, Kırşehir’den Ahi TV, Uşak’tan Egem TV, Kadirli’den MRT TV, Tokat’tan Sefa TV, Erzincan’dan Can TV, Kütahya’dan Destan TV, Mersin’den Mersin TV, Hatay’dan BRT, Siirt’ten Kanal 56, Uşak’tan ART, Adana’dan CRT, Yenice’den Yenice TV, Adıyaman’dan Mercan ve Uydu’dan Asu TV izleyicileri. Tekrar ikinci bölümde sizlerle birlikteyiz. Harun Yahya konuğumuz, stüdyo konuğumuz, sevgili izleyiciler bu yayınımız için, internetten izlemek isteyenler için HarunYahya.tv internet televizyonundan bu programımızı canlı canlı izleyebilirler. Bundan sonra da yine arşivinden ulaşıp tekrar bu programı izleyebilirler. Programa mail atmak isteyen, soru atmak isteyen ebuzeraydın@hotmail.com adresinden mail atabilirler, şimdiki programda değerlendirmek ve bundan sonraki programlarımıza ışık tutmak üzere sorularnızı, ebuzeraydın@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz. Evet hocam, sizi çok iyi gördüm yani, bütün sorunlara aksiliklere rağmen sizi zinde, böyle çok daha iyi gördüm. Yani 1 senedir görüşmemişiz, daha da gençleşmişsiniz.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun, şifa inşaAllah.
MUHABİR: Yani moraliniz de yerinde, dışarıdan belki izleyicilerimiz, Harun Yahya Hocamızın moralinin çökük olduğunu zannediyorlardı, ben de öyle düşünmek istemiyordum, ama ister istemez düşünüyordum. Fakat kendisiyle karşılaştığımda çok daha moralli gördüm. Zaten program esnasında da sık sık tekrarladı, bunlar bana doping oluyor dedi.
ADNAN OKTAR: Darwin’in ortaya çıkmasıyla, masonluk çok büyük bir atak yapmış oldu. Osmanlı’yı yıkmak için müthiş bir silahtı bu, Darwinizm. Atom bombasından, Hidrojen bombasından daha büyük bir silahtı. Onları Osmanlı aydınlarının üzerine gelecek şekilde uyguladılar ve Osmanlı aydınları bu silahın etkisiyle yerlebir oldular. Yani imanlarını kaybettiler, şevklerini kaybettiler, büyük bir bölümü. Asıl kilit noktada olanlar güçlerini kaybettiler. Ondan sonra Masonluğun gücü çok rahatladı. Darwinizm ile imanlarını ellerinden aldıktan sonra kapıları açılmış oldu. İttihat Terakki ile Osmanlı’nın içine girdiler ve ilk derin devleti, komünist derin devleti o zaman kurdular. Marx’ın en fazla etkili olduğu dönemlerdir o dönemler, yani cahiller arasında, orta cahiller arasında, özellikle süratle yayıldı. Hegel’in fikirleri yayıldı. Dolayısıyla Osmanlı aydınları, Darwinist, materyalist, mason zihniyeti içerisine girdiler ve kendi elleriyle Osmanlı’yı yıkacak hale geldiler ve yıktılar. Fakat bundan hızları kesilmedi. Cumhuriyet döneminde de tam hız devam ettiler. Son olarak biliyorsunuz, Ehli- Kitab’a da saldırmaya başladılar. Allah’a çok şükür devlet müdahale etti. Fakat bu yılanın daha başının bir kısmı, yani kuyruğu ayrı, onun ucu bucağı yok. Fakat beyninin adeta yarısı kesildi şu an, beyninin diğer yarısı hukuk ve yargı ayağıdır. En tehlikeli ve grift kesim burada oluyor.
ADNAN OKTAR: Eğer cesur davranırsa hükümet, akılcı davranırsa millet arkasında.
MUHABİR: Şu anda nasıl birşey çizdi şu ana kadar hükümet size göre?
ADNAN OKTAR: Bayağı başarılı gidiyor, ama savcılarımıza, hükümete bu konuda tam destek sağlanması lazım, çünkü ordunun desteği olmadan da böyle bir operasyon yapılması mümkün değildi. Yani üsluptan ve yöntemden de buna ordunun da tam desteği olduğu açıkça görülüyor.
MUHABİR: Şu anda ordu tam destek veriyor mu?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, tabii ki. Ordumuz desteklemezse zaten böyle bir operasyon, bu sıhhatte pek olmazdı.
ADNAN OKTAR: Türk ordusunun 5.000 yıllık geçmişi vardır. Anlı şanlı bir ordudur. Her zaman, her kurumun içerisinde çeteleşmeler olur, sahtekarlar olur, oyuncular olur. O kurumu hiç bir şekilde yıpratmaz, asaletine de asla gölge vermez. Çıktı daha önce de çıktı, ordunun içerinde o tip insanlar. Ama bu kahraman ordumuzun, yiğit ordumuzun asil ve soylu yapısına asla leke getirmez. Nitekim hemen ekarte ettiler, hemen etkisiz hale getirdiler ve kendilerini ayırdılar. bütün vatandaşlarımızın ciddi şekilde hem devleti desteklemesi, hem savcıları, hem polisimizi desteklemesi gerekiyor. Ellerindeki delilleri bütün kapsamıyla bütün detaylarıyla, ilgili yerlere ulaştırmaları gerekir. Ondan sonra Türkiye’nin müthiş rahatladığını, ferahladığını, kapısının sonun kadar açıldığını göreceksiniz, inşaAllah.
MUHABİR: Siz hükümetin bu işin arkasında ciddi, durmasını istiyorsunuz. Bir ayağı hükümet.
ADNAN OKTAR: Ciddi duruyor, aslında.
MUHABİR: Bir ayağı hükümet, bir ayağı halkın bilgi vermesi, bir ayağı yargı, bir ayağı da asker diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bu dörtlü ittifak kurulmuş mu sizce? Bitirmeye yeterli mi?
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Mesela mahkeme çok tutarlı ve çok saygın bir mahkeme, diğer mahkemelerimiz gibi. Savcılarımız çok aklı başında ve samimi gayret ediyorlar. Polisimiz çok güzel gayret ediyor. Ama vatandaş desteği çok önemlidir bu konuda. Can-ı gönülden ve çok ciddi destek sağlamaları lazım ki, hukuk ve yargı ayağındaki yargılanma da çözülebilsin. Yani o zaman hükümette kendisini daha güçlü hisseder. Mahkemeler de kendini daha güçlü hisseder. Daha rahat hareket ederler. Bu çok önemli.
MUHABİR: Peki, yılanın kafasına basılmış, ezilmediği takdirde bu yılan ne yapar sizce?
ADNAN OKTAR: Yılanın beyninin yarısı alındı. Diğer yarısı canlı yaşamaya çalışıyor. İnşaAllah, o da hallolacak.
MUHABİR: Can çekişiyor mu, şu anda sizce?
ADNAN OKTAR: Can çekişiyor tabii ki.
MUHABİR: Şu an işin sonuna gelinmiş gibi.
ADNAN OKTAR: Tabii. Eskisi gibi delici eylemler yapamıyorlar. Eski pişkinlikleri yok. Çok köşeye sıkışmış durumdalar. Hatta kendi aralarında bile bağlantıları, eskisi kadar pervasız değil. Eskiden dağlar bizim havasındaydılar ve anormal rahattılar. Yani inanılmaz bir pervazsızlık içindeydiler, şaşırtıcı pervazsızlık içindeydiler. Şu an kasılmış durumdalar. Ciddi şekilde kasılmış haldeler. Fakat vazgeçmiş değiller. Buzun altından yine faaliyetlerine devam ediyorlar. Özellikle yargı ayağındaki güçlerine güveniyorlar. Buna çok dikkat etmek lazım. O konuda da eğer, net netice alınırsa, bütün Türk milletinin müthiş bir ferahlık ve rahatlık içine girdiğini göreceksiniz. Sağcısıyla solcusuyla hepimizin huzur içinde olduğunu göreceksiniz.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Ve çok acımasız bir yapılanma var. Milletimizin bütünlüğünü düşünen, bu milleti seven, Türk – İslam Birliği’ni isteyen herkes kesin tavrını açıkça ve cesurca koyması gerekir.
MUHABİR: Evet. Sevgili izleyiciler, HarunYahya.tv internet adresinden programımızı izleyebilirsiniz. Bu arada bir düzeltme geldi. Yenice TV Bursa’nın, Yeşil Bursa’nın kanalı, bunu düzeltelim. Çünkü Yenice benim yaşadığım bölgeye yakın bir yerde de, Yenice var. Birkaç ilçemiz var. Birkaç tane beldemiz var, Türkiye’de. Yenice çok güzel isim olunca hemen, çağrıştırıyor buraları. Yenice Bursa’mızın televizyonu. Bursa’ya tekrar sevgiler, selamlar sevgili izleyiciler. Evet, bu arada yine anons edeyim müsadenizle hocam. Soru göndermek isteyen, bundan sonra da soru göndermek isteyen kardeşlerimiz ebuzeraydin@hotmail.com adresine sorularını yöneltebilirler. Hocam, çalışmalarınızda size en çok katkıyı kimler sağlıyor? Çok çalışıyorsunuz, yani Darwin’den bahsetsek, belini kırdınız. Kuran-ı Kerim’deki mucizevi ayetlerden, Hz. İsa’nın inişinden, Mehdi’nin gelişine, nereden bahsetsek çalışmalarınız var. Bu çalışmalarınızda en çok katkıyı kim size sağlıyor?
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun. Bütün milletimizin şevkini, güzelliğini ben bu konuda hissediyorum. Kimden yardım istesek, ilmi, kültürel mutlaka kapılarını açıyor, gerek ellerindeki belgelerle, gerek başka türlü, her türlü dökümanla, bizlere faydalı oluyorlar. Üniversitelerden de istifade ediyoruz. Oradaki öğretim üyelerinden, bilim adamlarımızdan da çok güzel bilgiler alabiliyoruz. O konuda tam bir ittifak var, Allah’a çok şükür.
MUHABİR: Peki, yazmış olduğunuz, eserlerde belini kırmış olduğunuz görüşlerle alakalı size reddiyeler yazılmadı mı? Ya da bugüne kadar kaç tane reddiye yazıldı?
ADNAN OKTAR: Nasıl yazsın? Yazılacak gibi bir durum yok ki. Çünkü 100 milyon fosil var. Yaratılışı ispat eden 100 milyon fosil. Ben dedim ki, Darwin’in iddia ettiği gibi 1 tane bana ara fosil getirin, ama tek bir tane getirin. Size 10 trilyon nakit, hemen para vereceğim, dedim. Bir tane fosil getirin ama. Darwin’in dediği gibi, getiremediler. Getiremezler, çünkü böyle birşey yok.
MUHABİR: Hocam, Kuran-ı Kerim’de Allah’u Teala, bir kısım Yahudi ve Hıristiyanların maymuna çevrildiği ayeti var. Ayette Allah bildiriyor, (yaklaşık olarak) “Biz onlardan bir kısmını maymun bir kısmını domuz ettik“ diyor. Bu onlardan birisinin fosillerine rastlamış olabilir mi bu Darwin denilen şahıs.
ADNAN OKTAR: Kuran’ın kastettiği şu; bazı insalar çıkacaklar, kendilerinin maymun olduğunu iddia edecekler, maymun ruhunu içlerine alacaklar, kendilerinin hayvan olduğunu iddia edecekler, böyle bir nesil gelecek diyor Kuran. Buna işaret ediyor. O devirde de vardı, çünkü. Hakikaten de bunu iddia eden, Darwin’in iddia ettiği gibi, kendilerinin maymundan geldiğini iddia eden insanlar oluştu. Dolayısıyla Kuran onlara bakmış oluyor, bu konuda.
MUHABİR: Çok yoğunsunuz, dolayısıyla bilmiyorum, dışarıya çıkma imkanınız oluyor mu? Sokakta yolda yürüme imkanınız oluyor mu? İnsanlarla karşılaşıyor musunuz? Gezerken birileri bak bu Harun Yahya diyebiliyor mu? Öyle bir fırsatınız, zamanınız oluyor mu?
ADNAN OKTAR: Oluyor, çıkıyorum, zaman zaman. MaşaAllah, çok modern, hiç ummadığım gençler hem internet sitelerine girdiklerini görüyorum, hem kitaplarımı okuduklarını görüyorum. Ona çok çok seviniyorum. Yani insanlar zannediyor ki sokakta gezen modern gençlerin dinle – imanla alakaları yok zannediyor olabilir bir kısım insanlar. Müthiş dindarlar ve çok bilgililer. Bayağı da şevkliler, elhamdülillah. Öyle yüzbinlerce insan var İstanbul’da, sırf İstanbul’da.
MUHABİR: Bazen mesela bir iş merkezinde size rastlamak mümkün o zaman.
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
MUHABİR: Bir yere kendinizi hapsetmemişsiniz yani.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Birkaç kere öyle, geçenlerde dışarı çıkmıştım. Gençler oturuyorlardı, kahvehane gibi bir yer. Saçları kısa, böyle kulakları küpeli oluyor gençler oluyor ya modern falan. Hiç ummazsınız hepsi birden ayağa kalktılar böyle. Saygıyla yaklaştılar. Hocam kitaplarınızı okuyoruz, nasılsınız? Ne haldesiniz, ona benzer şeyler söylediler. Çok sevindim. Arkadaşlarım da hayret ettiler. Şu fuarlar oluyor. Fuarlara gittim, orada da öyle. Muazzam bir ilgi ve alaka var maşaAllah.
MUHABİR: Demek ki, okuyucu hedef kitleniz maksimum derecede.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah. MaşaAllah, maşaAllah.
MUHABİR: Çok güzel. Siyaseti hiç düşündünüz mü?
ADNAN OKTAR: Siyaseti hiç düşünmedim. Çünkü, siyasetçilerimiz çok iyi maşaAllah.
MUHABİR: Size iş kalmıyor mu? Size gerek yok mu?
ADNAN OKTAR: Yok, yok, maşaAllah.
MUHABİR: Peki eğer bir gün siyaset yapmış olsaydınız, ya da bugün size ihtiyaç duyulsaydı, diyorsunuz ki ihtiyaç yok bana. Nereden girerdiğiniz?
ADNAN OKTAR: Her şeyin güzelleşmesi benim, tek amacım bu. Bir kere insanlarımız mutlu olsun, yüzleri gülsün. Neşeli olsunlar. Sevinç içinde olsunlar. Birbirleriyle kucaklaşsınlar. Yolda selamlaşsınlar. Birbirlerini evlerine davet etsinler. Fakirlere yardım edelim. Mesela Güneydoğu’daki insanlarımızın durumu zor, yani kış şartları var. Geçenlerde de söylemiştim. Çok kazağımız oluyor, bir şeylerimiz oluyor. O insanlarımız, çok mütevazı, mazlum insanlar. Koyalım, çuvallara dolduralım, kamyonlarla gönderelim. Çok makbule geçer. Çok iyi olur. Fazla yiyeceklerimizi alıp koyalım, onları gönderelim. Kamyonetlerle olur, kamyonlarla olur, otobüslerle olur. Her şeyle olur. Yeter ki gönderelim. Orada mutlaka hayırlı bir faaliyet olacaktır, inşaAllah. Hayırlı neticeleri olacaktır inşaAllah.
MUHABİR: Peki, siz siyaset yapsanız. İsim vereceğiniz bir parti olur mu?
ADNAN OKTAR: Ben partilerden.
MUHABİR: Çünkü, sizin o söylediğiniz tabloya uygun sanki uygun bir parti sanki yok gibi.
ADNAN OKTAR: Olur mu? Olur mu?
MUHABİR: Onu yapan var mı, şu an?
ADNAN OKTAR: Mesela MHP, Büyük Birlik Partisi, Saadet Partisi, bunlar hep Türk – İslam Birliği’nin aşıklarıdır. Ve AKP. AKP de biliyorsunuz, Türk - İslam Birliği için çok yoğun faaliyet gösteren bir parti. Hatta son zamanlarda da CHP. Eğer inşaAllah Deniz Baykal’ın önü açılırsa, liderliğine daha çok etrafındakiler saygı gösterirlerse, O’nun değerini daha iyi bilirlerse, bence CHP de çok büyük bir atılım yapacak, Türk – İslam Birliği için çok faydalı olacak gibi görünüyor inşaAllah.
MUHABİR : Bu çarşaf açılımından sonra mı bu kanaati vardınız?
ADNAN OKTAR: Bir tek bununla kalmıyor, Deniz Baykal’ın daha önceden girişimleri vardı. İslam büyüklerine karşı muhabbetini, sevgisini belirtti. İslam’a karşı sevgisini belirtti. Hayatıyla yaşantısıyla bunu göstermeye başladı. Aldı torunlarını camiye götürdü, birlikte namaz kıldılar. Mesela geçen bayramda da yine aldı torunlarını götürdü camiye, namaz kıldılar. Bu ne demektir, bizden sonraki nesillerde dindar olsun, onlar da İslam’ı çok güzel yaşasınlar, ben Müslümanım torunlarım da Müslüman. Herkes torunlarını böyle yetişsin, Türkiye’de İslam ahlakı yayılsın anlamındadır bu. Anlamı buna gelir.
MUHABİR: Ben Deniz Baykal olsam, bu sözleri duysam yaptıklarımın böyle anlaşıldığını bilsem, her halde 5 vakit namazda bundan sonra camiye giderim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Deniz Baykal’a o yönüyle güvenebilirsiniz. Yani şahıs olarak değerli bir insan, göreceksiniz çok çok faydalı olacak. Sadece liderliğinin daha çok güçlenmesi gerekiyor. Yani çevresindeki insanların bunu, ona sağlaması gerekiyor.
MUHABİR: Peki o zaman, CHP’nin bu başörtülü açılımı ya da çarşaf açılımını siz samimi buluyor musunuz Deniz Baykal’ın?
ADNAN OKTAR: Deniz Baykal defalarca söyledi. Biz dedi iktidara gelirsek dedi; bu konuyu çözeriz dedi. Yani açık açık söylüyor, yani öyle bir şey yok.
MUHABİR: Peki iktidar çözmeye çalıştığı zaman, Deniz Baykal muhalefet olarak, muhalefet ediyor. Yani illa biz gelelim, biz çözelim mi diyor? Yoksa, şimdi muhalefet olarak yardımcı olabilir iktidar partisine, bu sorunu çözebilir, ama üniversitedeki türban sorunu hala Deniz Baykal’ın işte Anayasa Mahkemesi’ne götürmesinden kaynaklanıyor.
ADNAN OKTAR: Ama sırf Deniz Baykal’dan kaynaklanan bir şey değil bu. Önce toplumdaki muhalif odakların da ikna edilmesi gerekiyor, yani Deniz Baykal’ın evet demesiyle sadece bu olmaz.
MUHABİR: Yani toplumda bir konsensusun sağlanması gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, bunun sağlanması gerekiyor. Ama Deniz Baykal bu konuda çok candan davranıyor.
MUHABİR: Sizce PKK’nın varlığının sebebi nedir? Neden Türkiye’de PKK var? Bu PKK, Kürt halını temsilen mi var? Kürk halkını temsil ediyor mu? Çözüm için ne önerirsiniz, siz?
ADNAN OKTAR: Dindar Kürt halkını ortadan kaldırmak için kurulmuş, bir cinayet örgütüdür PKK. Dindar Kürt halkını ortadan kaldırmak için kurulmuş bir cinayet örgütüdür. Onların dindarlığını yok etmek, din hürriyetlerini ellerinden almak, onların güzel geleneklerini, güzel örfünü yok etmek gayesiyle kurulmuş bir sistemdir. Çünkü İttihat Teraki’den itibaren oluşturulan komünist derin devletin zaten amacı Türkiye’yi ikiye bölmek, komünist doğu Türkiye, komünist batı Türkiye. Komünist doğu Türkiye’yi, PKK’ya teslim etmek, başkenti Diyarbakır olarak düşünüyorlar. Komünist batı Türkiye’yi de ya İstanbul yahut İzmir düşünüyorlar başkent olarak. İkiye bölmek vatanı. Bu kadar. Ve dolayısıyla yine bununla da hız kesmeyecekler, mason zihniyetinde, Doğu komünist Türkiye ile, Batı komünist Türkiye’yi de birbirlerine düşürüp, kırdırıp geçirttirmek. Yani ikinci aşaması da bu. Çok büyük bir zulüm ve çok büyük bir süikast planıdır, bu. Bizim mübarek ve büyük milletimize karşı. Çok büyük bir oyundur. Bu oyuna bizler gelmeyeceğiz, inşaAllah. Gelmedik. Ve bu oyunu her yönüyle bozduk ve bozacağız inşaAllah.
MUHABİR: Evet. Hocam bugüne kadar ülkeler hep korkuyla yönetildiler. İşte Komünizm, Sosyalizm, Kapitalizm, fakat hiç biri tutulmadı. Sizce bundan sonra, inançların savaşına tanık olur muyuz?
ADNAN OKTAR: Bundan sonra tek düşünce hakim olacaktır; İslam. Önce Hıristiyanlık da çıkacak, onu söyleyeyim. Fakat, Hz. İsa’nın nuzülüyle Hıristiyanlık da Müslümanlığa dönüşecek, onlar da Kuran’a tabi olacaklar, çünkü Hz. İsa hepsini Kuran’a davet edecek ve dünyada tek din İslam kalacak inşaAllah. Bu önümüzdeki 20 yıl içerisinde olacak, açık aleni bir gerçektir, bunu herkes görecek. 20 yıl çok kısa bir süre.
MUHABİR: Evet, o zaman inançların savaşı olmayacak ama bir İslam inancı hakim olacak diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
MUHABİR: Siyonizm ve Batı medeniyeti dünyayı tüketen haline getirdi. Bu medeniyet kendisini tüketti mi sizce?
ADNAN OKTAR: Ateist siyonizm ve masonluk zaten şeytanın dinidir. Şeytan ahirzamanda öldürülecektir. Şeytanın öldürülüşüne şahit oluyoruz biz şu an. Şeytanı temsil eden Darwinist felsefe yok edilmiştir ve ona bağlı bütün sistemler çökecektir ve gerçek iman dünyaya hakim olacaktır. Şu çağımızda, bunu zaten açık açık görmeye başladık.
MUHABİR: Evet. Hocam dünyada Avrupa Birliği ve ABD aktif rol oynuyor. Türkiye’nin Ortadoğu politikası ses getiriyor. Türkiye’ye rağmen herşeyin yapılamayacağı gerçeği ortaya çıkıyor. İşte Çin, Rusya, Hindistan gerçeğinden sonra, İran, Suriye, Türkiye ve benzeri İslam ülkeleri, İslam dünyasının önümüzdeki dönemde hak ettikleri yeri alacak mı diyorsunuz? Demin de anladığım kadarıyla 20 yıl bir süre veriyorsunuz buna.
ADNAN OKTAR: Türk – İslam Birliği bir kader. Bakın tekrar söylüyorum, kesinlikle olacak birşey bu. Yani kesin gerçektir. Allah’ın dışında hiçbir güç, hiçbir kudret, hiçbir süper devletin engelleyebileceği bir şey değildir bu. Allah, Cabbar ismiyle bunu zorla yaptıracak ve herkes bunu görecek.
MUHABİR: ABD’deki kriz, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kriz, yani bu dünya krizi oradan çıktı. Bu kriz kapitalizmin çöküşüdür diyenlere katılıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Bu 7 yıl sürecek bir krizdir. Hz. Yusuf’la ilgili olan, Yusuf Suresi’nde bu konu açıklanır, anlatılır, buna işari olarak anlatılır. Hz. Yusuf döneminde de bir ekonomik kriz vardır biliyorsunuz. Hz. Yusuf’un hapisten çıktığı dönemde bir kriz dönemi de yaşanmıştır, fakat bir bolluk dönemi de yaşanmıştır. Bunu Hz. Yusuf önceden bildirmiştir ve aynen dediği gibi de çıkmıştır.
MUHABİR: Evet. Demokrasi ve insan hakları, Türkiye bunun neresinde?
ADNAN OKTAR: Zemin eğer iyi destek olursa, hükümet çok kararlı bu konuda. Yani demokrasi konunda çok samimi hükümet. Var gücümüzle desteklersek hükümeti, demokrasideki açılım da hızla devam edecek ve çok güzel netice alacağız inşaAllah.
MUHABİR: Peki yaklaşan seçimlerde o zaman hükümeti mi desteklemek gerekiyor size göre. Yerelin etkisi olur mu, hükümetin zayıflamaması noktasında?
ADNAN OKTAR: Evet, tabii ki hükümeti desetklemek, AKP’yi desteklemek şart değil ama ayağına dolanmamak yani, demokrasi konusundaki açılımlarında onu desteklemek çok önemli.
MUHABİR: Yani iktidarda kim varsa, ona destek vermek lazım, demokrasi ve insan hakları konusunda ayağa dolanmamak gerekiyor diyorsunuz. Peki Hocam, yine Almanya’ya döneceğim. Oradan Türkiye ile bir bağlantı yapacağım. Almanya gezimizde biz şunu gördük. Okulların % 70’i kiliseye bağlı, kilisenin. Türkiye’de ise din olgusundan giderek uzaklaşmak isteniliyor. Türkiye’de nasıl bir zihniyet değişikliği olmalı sizce.
ADNAN OKTAR: Türkiye’de din olgusundan uzaklaşmak istiyorlar ama, din olgusu da gittikçe hakim oluyor. Yani her yerde din ahlakı, Türkiye’de hakim oldu ve çığ gibi yayıldı. Şu an bu tam oturmuş vaziyette. Türkiye’de Darwinizm’e inanmayanların oranı %90, namaz kılanların oranı en yüksek ülkelerden birisidir, İslam Ülkeleri içerisinde, en iyi İslam’ın yaşandığı ülkelerden birisidir, Türkiye hatta en iyisidir. İslam şuuru çok güçlüdür. İslam ahlakı tam oturmuştur Türkiye’de. Gençlik arasında da çok şiddetle ve hızla İslam ahlakının detayları ve önemli bilgileri yayılıyor. Bunu hiç bir kuvvet duruduramaz Allah’ın izniyle, inşaAllah.
MUHABİR: Peki inançlı kitleleri yakın zamanda bekleyen, yakın tarihte bekleyen bir tehlike var mı sizce, inançlı kitle, inançlı kesimi?
ADNAN OKTAR: İnançlı kitle zaten her zaman Allah’ın imtihanına tabi olur. Fakat bunlar güzel, tatlı imtihanlardır. Ben de imtihana tabi oldum. Bütün Müslüman kardeşlerim gibi. Müslümanlar da imtihanlara tabi olurlar, zorluklardan geçerler. “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır“, Kuran ayetidir, Cenab-ı Allah bunu belirtiyor, şeytandan Allah’a sığınırım. Hatta iki kere söylüyor Allah: “Her zorlukla beraber, bir kolaylık vardır’’ bir kere daha söylüyor Allah. Onun için bu zorlukların arkasından çok büyük bir kolaylık ve çok büyük bir ihtişam, zenginlik, huzur ve refah çağı gelecek inşaAllah. Zaten son aşamasınydayız inşaAllah.
MUHABİR: Bazı müfessirler diyorlar ki, Allah-u Teala zorluğu zikretiyor, ama iki defa kolaylık zikrediyor, bu ne demek? Yani iki kat kolaylık olacaktır. Zorluğa mukabil iki kat kolaylık olacaktır.
ADNAN OKTAR: Evet, Müthiş bir sosyal adalet ve müthiş bir barış, huzur, özgürlüklük çağı gelecek inşaAllah. Bu yüzyıllardan beri beklenen, hatta binlerce yıllardan beri beklenen, büyük Altınçağdır işte bu. Tevrat’ta da belirtilmiştir böyle bir çağın geleceği, İncil’de de belirtilmiştir, Kuran’da da işaret edilmiştir. Hatta çok daha evvelki tahrif edilmiş, eski dinlerde de bu mevcuttur.
MUHABİR: Hocam, siz Türkiye’de İslam’ın en güzel yaşandığı ülke olduğunu söylediniz. Bunu halk bazında mı, devlet bazında mı söylüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, halk yaşıyor, devlet laiktir. Halk dindardır bizim Türkiye’de.
MUHABİR: Evet. Peki ben anlıyorum, ama yeni dünya düzeninde, çünkü siz, sizin savunduğunuz yeni dünya düzeninin şablonunu çıkardınız. Başkalarının kafalarındaki yeni dünya düzenine, siz neyi sokmak içine neyi sokmak istersiniz? Yani yeni dünya düzeninde orta vadede dünya nasıl şekillenecek desem, ne dersiniz?
ADNAN OKTAR: Yeni dünya düzeninde zulüm kalkıyor, adaletsizlik kalkacak, acılar kalkacak, terör kalkacak, bunun yerine sevgi, barış, kardeşlik, muhabet, sevinç, neşe ve heyecan gelecek. Bu zaten insanların hakkıydı, fakat şeytan insanların elinden bu hakkı aldı. Şeytanın manen öldürülmesiyle, bu güzellikleri yeniden dünyaya gelip dünyaya hakim olacak inşaAllah.
MUHABİR: Programımızın sonuna yaklaşıyoruz, fakat biliyorsunuz, Türkiye’de Ak Parti kapatılma sürecini yaşadı ve sonra da kapatılmadı. Sizce Ak Parti şey konusu mu yapıldı, kapatılmaması pazarlık konusu mu yapıldı? Yoksa baştan pazarlık konusu yapılsın diye mi, bu Ak Parti’yi kapatma davası açtılar?
ADNAN OKTAR: Ak Parti kapatılsa da açılsa da aslında birşey farketmezdi. Yani kapatılsaydı, onun yerine yeni bir parti kurulacaktı, hatta daha fazla oy alarak o parti devam ederdi. Yani Ak Parti’nin kapatılması birşey değiştirmez, çünkü Türkiye’de bir zihiniyet var, özgürlük, barış, kardeşlik, sevgi isteyen, güzellik isteyen bir zihniyet var. Bu iktidar olmak istiyor. AKP bunu yapabiliyor, ama MHP de bunu istiyor, Saadet Partisi de bunu istiyor, Büyük Birlik Partisi de bunu istiyor. Şimdi bunu CHP’de de görmeye başladık, gördük. Ki eğer, dediğim gibi Deniz Baykal’ın önü açılırsa, imkan verilirse, çok demokrat, çok daha güzel bir açılım içerisinde CHP’ye bu güzel misyonu vereceğini düşünüyorum, Sayın Deniz Baykal’ın.
MUHABİR: Kıyamet alametlerinin büyükleri zuhur etti mi sizce?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, tabii ki.
MUHABİR: Örnek versek.
ADNAN OKTAR: Mesela, Afganistan’ın işgali. Mesela
MUHABİR: Mehdi’nin gelişini haber veren, konularda okurken..
ADNAN OKTAR: Evet, evet.
ADNAN OKTAR: Mesela ahirzaman alametleri, iki Ramazan’da Güneş tutulması, İran – Irak savaşı söylemiştim.
MUHABİR: Bu hem Mehdi’ni gelişi, hem kıyametin büyük alametleri
ADNAN OKTAR: Tabii, Afganistan’ın işgali, bunlar bu şekilde. Ekonomik kriz de öyledir. Mesela şu an bunu görüyoruz. Diyor ki Peygamber Efendimiz (S.A.V.) «Çarşı ve pazarların tekarubu kıyamet alametlerindendir». Dedim ki: «Pazarların tekarubu ne demektir?» , «şunlardır; herkesin az kazançtan yakınması», «ticaret ve yolların kesildiği ve fitnelerin çoğaldığı zaman» yine rivayet bu. Biz O, Hz. Mehdi isimli şahsı aramak için geldik, ki fitneler O’nun eliyle sönebilir. Kostantiniye yani İstanbul, O’nunla manen fethedilir. Ama bak fitneler O’nun eliyle sönebilir, diyor. Herkesin az kazançtan yakınması, paraları için zenginlerin saygı görmesi olacaktır, kıyamet alameti. İşlerin kesat gitmesi olacaktır. Herkes satamıyorum, alamıyorum, kanazamıyorum, diye yakınacak. Hz. Mehdi ile ilgili yine İmam Hz. Ali Aleyhisselam, Hz .Mehdi’nin yardımcılarının özelliklerini sayarken, şöyle buyurmuştur: «O dostlarından, çevresinden altın ve gümüş toplamamak, buğday ve arpa biriktirmemek için biat alacaktır», söz alacaktır diyor, yani, ki, ekonomik krizin çözümüdür bu aynı zamanda. Çünkü biriktirmeden kaynaklanıyor bunlar.
MUHABİR: Peki, Türkiye bu ekonomik krizden nasıl sıyrılır? Rahat çıkar mı?
ADNAN OKTAR: Türk – İslam Birliği içerisinde, hem çıkacak hem de bunu büyük bir zenginlik ve ihtişama çevirecek inşaAllah.
MUHABİR: Peki, Türk – İslam Birliği kurulmadan önce, mesela şu süreçte herkes diyor ki, kriz var. Bana göre aslında kriz yok ama, bazı kriz tellalığı yapanlar var, bazı yaygın medya grupları var, bunlar kriz tellalığı yapıyor. Aslında onlar kapatılırsa bir gün, krizin olmadığını herkes görecek. Çok affınıza sığınıyorum. Geçen gün idarecilik, üst düzey bir yerde idarecilik yapan adam diyor ki, müthiş bir kriz var. «Nasıl?» dedim. Dedi ki, ben bu takım elbiseyi, dedi, 4 yıl önce 400 milyona almıştım, bugün 99 milyona dedi. Bunun neresi kriz dedim. Dedi ki, tekstilci öldü. Kaç tane tekstilci bunu üretiyor? 70 milyon giyiyor, kaç tanesi üretiyor dedim, bu kriz midir? Ama adam düşündü, evet dedi. Yani nasıl kriz, ben de anlamıyorum. Ama basın bir şekilde, onların kafasına krizin olduğunu sokuyor.
ADNAN OKTAR: Bu kriz bizim lehimize olacak ve bizi zenginleştirmeye vesile olan, mühim bir alamettir. Yani Türk milletinin, bütün Türk devletlerinin, İslam ülkelerinin süper devlet olmasına ve müthiş zengin olmasına vesile olacaktır. Ama şu aşamada, krizden etkilenen insanlar olabilir, yani, fakat Türkiye’ye etkisi çok çok zayıf olacak yani flu bir etkisi olacak. Türk – İslam Birliği’nde de hiç olmayacak inşaAllah.
MUHABİR: Bu ekonomik kriz, Türkiye Cumhuriyet Devleti döneminde, yaşanmamış bir krizi bu günlerde yaşıyoruz. İşte yargı krizi, anayasa, danıştay, yani bunlar arasındaki krizi siz neye bağlıyorsunuz? Kim nemalanacak bu krizden? Bu krizi çıkaran kimler?
ADNAN OKTAR: Bunun sonucu, mutlaka huzur ve güzellikle bitecek. Güzel bir gelişme var, güzel olaylar oluyor. Biraz sabrederse milletimiz, çok güzel neticeler alacaklar inşaAllah.
MUHABİR: Yani bu krizden halk karlı çıkacak diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet. Bizim,milletimize bu zenginlik getirecek.
MUHABİR: Krizde kimin parmağı var? Sizce kim bu krizi yönetiyor?
ADNAN OKTAR: Krizi tabii ki, Allah’ın yarattığı bir mucize bu. Çünkü kapitalistler, biz bu sistemi çok güçlü kurduk, tepmez devrilmez bir sistem bu diyorlardı. Yüzbinlerce insanımız var, yüzbinlerce elemanımız var, kimse bizi deviremez diyorlardı. Allah’ın gücü karşısında çok aciz hale geldiler, çok güçsüz hale geldiler ve zayıfladılar ve gittikçe de bu kriz etkisini artıracaktır dünyada. Ama Türk – İslam ülkelerinde tam aksine lehte netice verecektir inşaAllah.
MUHABİR: Bu hukuk krizi, Türkiye’de hukuku deforme eder mi?
ADNAN OKTAR: Bunlar da kısa süre içinde düzelecek, biraz beklerseniz bunun neticelerini de göreceksiniz inşaAllah.
MUHABİR: Ben iki kişiyi size sormak istiyorum. Çünkü biri Malatyalı. Rahmetli Turgut Özal ve Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan. İkisi arasında, siz yakınlık, benzerlik görüyor musunuz? Nasıl görüyorsunuz, ikisini?
ADNAN OKTAR: Tabii, her ikisi de özgürlükçü, her ikisi de mukadesatçıydı biliyorsunuz. Her ikisi de, toplumun her kesimini kucaklayan yapıdaydılar. Yani sağcısı, solcusu, kim olursa olsun, herkesi kardeş bilen düşüncedeydiler. Her ikisi de o yönden benziyorlar. Bereketli insanlardı. Her ikisinin de bir bereket var hakikaten. Birçok yönden benziyorlar.
MUHABİR: Evet. Hocam programımızın sonuna geliyoruz, sonunda benim size kısa ve öz soracağım, kısa ve öz, zaten siz gene de bütün sorularımıza, ben 40’ın üzerinde size soru sordum, siz hepsine kısa ve öz cevap verdiniz. Yine bunlara da kısa ve öz cevap vereceğinizi umut ederek, size birkaç tane bir anketim var, mini bir anket. Programımızın sonuna da yaklaşıyoruz. Ben o soruları sorayım size, müsaade ederseniz.
ADNAN OKTAR: Tabii, buyrun.
MUHABİR: En çok neyi seviyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ama neyde? Hayatta, birçok şey var.
MUHABİR: Hayatta?
ADNAN OKTAR: En çok sevdiğim şey tabii ki Allah ve Allah’ın rızasıdır. Başka ne olabilir?
MUHABİR: Allah ve Allah’ın rızası. Peki hayatınızın en zor günü? Bitmedi dediğiniz gün hangisi olmuştur?
ADNAN OKTAR: Hayatımın en zor günü, en çok hoşuma giden günüdür. En çok zevk aldığım günüdür.
MUHABİR: Peki en çok zevk aldığınız gün, hangi gününüzdür?
ADNAN OKTAR: Çok benim hayatımda, suikastler, tımarhaneler, hapishaneler, hepsi zor günlerdir, ama hepsinde de heyecan ve sevinç duyduğum günlerdir.
MUHABİR: Evet. 24 saatinizin en büyük zaman dilimini neye ayırıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Kitap okumaya, yazmaya, araştırmaya, kitaplarımı hazırlamaya, cd’leri tahsih etmeye, düzeltmeye.
MUHABİR: Keşke dediğiniz anınız oldu mu?
ADNAN OKTAR: Keşkeler, Müslüman keşke demez de, tekrar etmemek için pişman olur, olanda hayır görür, ama ondan sonra da eğer hatalı görüyorsa onu düzeltmek için gayret eder. Tabii ben kendimi her zaman daha iyi hale getirmeye gayret ediyorum.
MUHABİR: Reenkarnasyon yok dinimizde,
ADNAN OKTAR: Yok.
MUHABİR: Ama farz edelim, tekrar dünyaya gelmiş olsaydınız, Adnan Oktar olarak, aynı, anne ve babadan dünyaya gelip, Harun Yahya olarak, böyle Darwin teorisini çökerten, dünyaya meydan okuyan biri olarak mı gelmek isterdiniz?
ADNAN OKTAR: Ama bu gerçekten çok zevkli, yani yaşayan bilir.
MUHABİR: Ben de zevkle söylüyorum zaten.
ADNAN OKTAR: Yani onları ezmek, fikirlerini ezmek, onları darmakeşan etmek, yerlebir etmek, yani müthiş bir zevk. Allah herkese nasip etsin.
MUHABİR: Peki, hocam fetva verir misiniz? Fetva alır mısınız? Bazıları sizi, yani bir muhaddis gibi, bir fakih gibi görüyor, sizin bu yönünüz var mı?
ADNAN OKTAR: Ahir zamanda diyor Said Nursi, Mehdi’nin zuhurundan önce, sakın böyle bir şeye yanaşmayın diyor, soğuk havada pencere açılmaz diyor, az bir şey bile pencere açsanız soğuk dolar diyor, ama Mehdi’nin zuhurunda bunlar vardır. En büyük Müçtehiddir diyor, en büyük Müceddid’dir diyor, hem Hakim, hem Mehdi, hem Mürşid, hem Kutb-u Azam olarak, O Zat-ı Nurani’yi gönderecek, O da Ehl-i Beyt-i Nebeviye’den olacaktır diyor Said Nursi Hazretleri. O’nun hakkıdır, O’na uyarız inşaAllah, geldiğinde.
MUHABİR : Peki hayatınızın ilk hocası kim olmuştur, etkilendiğiniz?
ADNAN OKTAR: Evet, Hüseyin Hilmi Işık’ın tam ilmihali vardı, bizim Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın tam İlmihali, onu okudum. Ömer Nasuhi Bilmen’in büyük İlmihali vardı, onu okudum. Ama tabii asıl Risale-i Nur Külliyatı’dır, beni asıl etkileyen, Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’dır.
MUHABİR: Hayatınızın ilk hocası Bediüzaman Said Nursi midir, o zaman?
ADNAN OKTAR: Evet, benim asıl hocam, halen de mürşidim, hocam O’dur.
MUHABİR: Unutamadığınız, her an aklınızda olan, şu anda bu an derken de, şu anda aklınızda olan bir anınız var mı?
ADNAN OKTAR: Çok fazla anılarım var, bir tane, iki tane, 10 tane, 100 tane değil. Benim hayatım çünkü çok hareketli ve hep böyle şok olaylar geçen bir hayat.
MUHABİR: 1 tanesini almak mümkün mü?
ADNAN OKTAR: Ne bileyim, yani gecenin 3’ünde selamun aleyküm dedi, polisler gelmişti, biz oturuyorduk.
MUHABİR: Spor yapar mısınız?
ADNAN OKTAR: Evet yapıyorum, yürüyüş yapıyorum, yarım saat kadar. Her gün yürürüm.
MUHABİR: Hangi saatte?
ADNAN OKTAR: Sabah namazından sonra genellikle.
MUHABİR: Takım tutuyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Milli takım, evet.
MUHABİR: Futbolu tek kelimeyle, tek cümleyle özetlersek ne dersiniz? Futbol nedir?
ADNAN OKTAR: Futbol eğer, kırıcı yıkıcı olmuyorsa, sakatlanmalar olmayacak şekilde olursa tabi ki, spor olarak iyi, gençlerimizi zinde hale getirir, sağlıklı hale getirir. Sporun hepsi güzeldir, ama sağlığa zarar vermemek şartıyla ve itinalı olmak şartıyla. Kol bacak kırmamak çok önemli.
MUHABİR: Milli takım, diğer lig takımlarından oluşuyor. Diğer lig takımlarından tuttuğunuz yok mu?
ADNAN OKTAR: Yani hepsini beğeniyorum, genelde. Şimdi birini, diğerinden ayırt etmek zor.
MUHABİR: Peki, futbol seyrederken zevk veriyor mu, keyf alıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi, milli maçlarda zevk alıyorum tabi, özellikle gol atıldığı anlarda falan.
MUHABİR: Peki yenildiğimiz zamanlarda, maç sonunda, üzülüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Yo, yo, hayra yoruyorum inşaAllah, daha şevkimizi arttırır o, daha heyecanımızı arttırır. Çünkü kaderde olan şey olmuş oluyor.
MUHABİR: Siz zaten şerre yorduğunuz hiçbir şey yok maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Müslüman için şer yoktur, daima hayır vardır inşaAllah.
MUHABİR: Şerde bile hayır vardır.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Peki bilimsel kimliğiniz ne? Kendinizi kime benzetiyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ben Allah’ın herhangi bir kuluyum aslında, öyle iddialı birisi değilim. Yani Allah’ın naciz, herhangi Müslüman kuluyum.
MUHABİR: Hayatınızda en çok fayda gördüğünüz kişi ya da isim var mı?
ADNAN OKTAR: Yine Said Nursi diyeceğim. Yine Said Nursi, yine Said Nursi. Son 1000 yılın en büyük alimidir.
MUHABİR: Peki tersini sorsam? Hayatınızda en çok zarar gördüğünüz birisi var mı?
ADNAN OKTAR: İslam’ın, dünyanın zarar gördüğü birisini söyleyeyim, Darwin.
MUHABİR: Peki. Hakkınızı helal etmeyeceğiniz kişi ya da kurum, kuruluş var mı?
ADNAN OKTAR: Ben insanlara çok acırım, çok merhametliyim, yani öyle intikam alma gücüm yok benim. Çok şevkatliyim ben. Çok acırım.
MUHABİR: İşkence gördünüz, zincire vuruldunuz, ibadetinize engel olundu, itham edildiniz, hiç kimseye kırgın değil misiniz?
ADNAN OKTAR: Hiç hiç yapamam, bana getirseler karşıma eli kolu bağlı olarak, hemen elini kolunu çözdürürüm, aman gitsin rahat etsin derim.
MUHABİR: Peki dünyada, amacınız nedir? Ne hedefliyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Sadece Allah’ın rızası. Dünyanın en güzel, en zevkli, en hoş şeyidir.
MUHABİR: Nasıl bir ölüm düşlerisiniz?
ADNAN OKTAR: Şehit tabii, Müslüman daima şehitliği isteyecek inşaAllah. En zevkli, en güzeli odur, maşaAllah.
MUHABİR: Peki ölüm anında ne olmasını istersiniz?
ADNAN OKTAR: Ölüm anında, Azrail Aleyhiselam’a gelip sarılmak isterim. Muhabetle, şevkle. Yanındaki diğer meleklere de, inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah. Dünyada hedeflerinize ulaştınız mı şu ana kadar ki çalışmalarınızda?
ADNAN OKTAR: Tabii, Allah’a hamdolsun. Elhamdülillah. Çok güzel gidiyor. Bayağı da güzel gidecek gibi görünüyor, inşaAllah.
MUHABİR: Türkiye’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Süper, süper devlet olacak. Lider devlet olacağız. 10 – 20 yıl sonra, hocamız demişti diyeceksiniz. Herkes hatırlayacak, inşaAllah.
MUHABİR: Siyasete girmeyi tekrar soruyorum. Düşünmüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Hiç gerek yok. Özellikle benim için hiç gerek yok.
MUHABİR: Peki şu anda 18 tane televizyon kanalından bu program yayınlanıyor. Böyle bir kanal kurmayı düşünüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, Ya Nasib. İnşaAllah, dua edelim inşaAllah.
MUHABİR: Başka bir ülkede dünyaya gelip, orada hizmet etmeyi ister miydiniz, bugün Harun Yahya olarak.
ADNAN OKTAR: En acil yer burası yine ve özellikle de İstanbul.
MUHABİR: En beğendiğiniz siyasetçi kim, şu anda?
ADNAN OKTAR: Siyasetçiler diyebilirim. Aslında bizim siyasetçilerimiz, yani sağdakiler çok çok mükemmelller, bir de Deniz Baykal’ı şahıs olarak çok takdir edip, çok beğeniyorum, çok saygı duyuyorum.
MUHABİR: Evet, Türkiye’nin en iyi partisi hangisi şu anda, mevcutlar içerisinde? İster muhalefette, ister iktidarda, ister dışarıda?
ADNAN OKTAR: Sağ partilerin hepsi iyi, yani şu an, birini diğerinden tercih edecek gibi değilim. Ama solda da yine söylüyorum, Deniz Baykal şahıs olarak çok güzel ve çok efendi bir insan.
MUHABİR: Türkiye’de beğendiğiniz siyasi lider kim şu anda? En çok beğendiğiniz siyasetçi?
ADNAN OKTAR: En çok beğendiğim siyasi lider, yine ayırt etmeyeyim yani. Edemiyorum çünkü. Hakikaten, şimdi Devlet Bahçeli’yi düşünüyorum, Türk-İslam Birliği aşığı. Mesela Saadet Partisi’ni düşünüyorum, çok mükemmel bir parti. Çok mükemmel düşünce. Büyük Birlik Partisi’ni düşünüyorum, mükemmel. AKP’yi düşünüyorum. Hayırla, hikmetle çok güzel hizmetler yapıyorlar. Ayrırt etmek çok güç.
MUHABİR: Evlenmeyi hiç düşündünüz mü?
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Çok büyük bir nimet.
MUHABİR: Girişiminiz oldu mu?
ADNAN OKTAR: Girişimim, Türk – İslam Birliği bir kurulsun. Bir rahatlayalım, bayramı bir görelim. 2 bayramı bir arada yaparız o zaman inşaAllah.
MUHABİR: Gençlere o zaman evliliği tavsiye ediyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Müsait olan herkesin evlenmesi gerekir. Ama ben gerçekten İslam’ı yayma konusunda yetenekliyim. Allah’a hamd olsun, Allah yetenek vermiş, ben onun her saniyesini kullanmak istiyorum.
MUHABİR: Evlenmemeyi örnek aldığınız Hocanız Bediüzaman Said Nursi’den dolayı mı, yoksa yine O’nun gibi?
ADNAN OKTAR: Evet Said Nursi’dir, tabii. Said Nursi de hadise dayandırıyor zaten. Bir hadis var, ahir zamanda evlenmeyenlerin de hayırlı iş işleyeceğine dair, bir hadis var, ben ona onu dayandırıyorum ve Said Nursi’nin izahına dayandırıyorum. Has talebelerim evlenmesinler diyor. Ben naciz bir talebesiyim ama ben de evlenmiyorum.
MUHABİR: O zaman siz Türk - İslam Devleti’ni kurduğunuzda, İslam Birliği’ni kurduğunuzda evleneceksiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Türkiye’nin Türk – İslam Birliği lideri olduğunu gördüğümde, evleneceğim. Türkiye’nin lider devlet olduğunu gördüğümde evleneceğim inşaAllah.
MUHABİR: Peki çocuğunuz kadar sevdiğiz var mu şu an?
ADNAN OKTAR: Çocuğum olursa tabii ki çok severim, ama herşeyin üzerinde Allah sevgisi vardır. Çünkü çocuk da Allah’ın bir tecellisidir. Çocuğu biz yaratmayız, Allah yaratır. Allah bir nimet olarak sunar onu, bir görüntü olarak sunar.
MUHABİR: Şu anda o şefkati böyle kalbinize koyduğunuzda, böyle O’nun kadar sevdiğiniz talebeleriniz var mı?
ADNAN OKTAR: Ben Türkiye’yi, kendi milletimi, hayret edeceğiniz şekilde severim. Yani Karadenizlileri öyle, Güneydoğu’yu öyle, Anadolu’yu öyle, yani derin bir muhabbetim vardır. Hepsini, kendi evladım gibi, kendi kardeşim gibi, kendi babam gibi, kendi annem gibi severim.
MUHABİR: Çok tatlı tebessümle, böyle hep gülücükler atıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
MUHABİR: Çok güzel, şeyler söylüyorsunuz. Yani hiç bir şerri şer olarak görmüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Her şeyde hayır vardır. Yani yaratırsa Allah, ki yarattığına göre, herşeyi hayırla yaratır. Herşeyi yaratan O olduğuna göre, her şeyde hayır vardır.
MUHABİR: Peki programımızın sonuna geldik biz. Son olarak izleyicilerimize neler söylemek istersiniz. Hayatınızdan bahsettik, Darwin teorisinden bahsettik. Yahudilik ve masonluktan bahsettik. Türkiye’nin sorunlarından bahsettik. Ekonomik krizden, Türk – İslam Birliği’nden bahsettik ve özel hayatınızdan da bahsettik. Cezaevi hayatınızdan, anılarınızdan, bunların dışında ya da bunları özetleyen, ekranları başında şu anda 18 ilde bizi izleyen, 18 kanalın izleyicilerine ne mesaj vermek istersiniz?
ADNAN OKTAR: Allah bize bir kurtuluş yolu göstermiş Kuran’da ve çok kısa ve özlü, şeytandan Allah’a sığınırım, Cenab-ı Allah diyor ki, «samimi olan kullarım kurtulur.» Samimiyet o kadar zevkli bir şeydir ki, insanın beynini açar, ruhunu açar. Yani insan kuş gibi olur, hafifler ve müthiş bir keskinlik kazanır. Muazzam bir görüş gücü kazanır. Samimi olan kullarım kurtulacak diyor, Allah. Ne kadar büyük bir mutluluk. Çok samimi olacağız. Allah’tan çok korkacağız, çok seveceğiz. Kuran’ı çok güzel okuyacağız, inceleyeceğiz ve özellikle de rica ediyorum, HarunYahya.org, HarunYahya.net, Harunyahya.com sitelerime girenler, çok güzel bilgilerle karşılaşacaklar. Ücretsiz kitaplarımı indirebiliyorlar. Com’da da, org’da da, net’de de çok güzel şeylerle karşılaşacaklar. Onları sitelerime davet ediyorum. Ücretsiz kitaplarımı indirsin, okusunlar, bilgilerini arttırsınlar. Ehli sünnet alimlerinin kitaplarını okusunlar. Sakın öyle başka çizgilere gitmesinler, düşüncelere gitmesinler. Allah samimi kullarına yardım eder, gönülleri rahat olsun. Türkiye’nin de geleceği çok güzel. Dediklerimi bir bir görecekler inşaAllah.
MUHABİR: Hocam, biz size çok çok teşekkür ediyoruz. Konuğumuz oldunuz.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.
MUHABİR: Bizi ihya ettiniz. Görüşlerinizden, düşüncelerizden istifade ettik. Sağolun.
ADNAN OKTAR: Lütfettiniz, şeref verdiniz, sizler bizleri asıl şereflendirdiniz ve asıl sizden biz müstefit olduk inşaAllah.
MUHABİR: Estağfurullah. Biz çok çok teşekkür ediyoruz. Şeref duyduk.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
MUHABİR: Sevgili izleyiciler, Asu TV’den, Adıyaman’dan Mercan TV, Bursa’dan Yenice TV, Adana’dan CRT TV, Uşak’tan ART TV, Siirt’ten Kanal 56, Hatay’dan BRT, Mersin’den Mersin TV, Kütahya’dan Destan TV, Erzincan’dan Can TV, Tokat’tan Sefa TV, Kadirli’den MRT TV, Uşak’tan Egem TV, Kırşehir’den Ahi TV, Burdur’dan Kanal 5, Mardin’den Kanal 47, Malatya’dan Kanal Malatya ekranlarından sizlere seslendik, canlı canlı evlerinize konuk olduk. Fragmanlarımızdan da demiştik ki, sizlere sıcak bir ortamdan misafir oluyoruz ve biliyoruz ki siz çok misafirperversiniz, bu güzel misafiperverliğiniz için, bizleri sabırla izlediğiniz için, tarihin başkenti İstanbul’dan, Anadolu Hisarı’nın yanından, soğuk bir kış gecesinden, sıcak bir mekandan, sıcak gönüllerden, sizlere sıcak sıcak seslenmeğe çalıştık. Sürç-ü lisan etiysek affola. Harun Yahya Hoca’mıza çok çok teşekkür ediyoruz. Bizleri izleyen herkese teşkkür ediyoruz. Şu anda 18 kanaldan yayınlarımızı veren kanallara, çalışanlarına, genel yayın yönetmenlerine, müdürlerine, sahiplerine hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Sabrınız için tekrar teşekkür ediyoruz. Hoşçakalın.