MUHABİR: Sayın seyirciler Gündem programından hepinize hayırlı akşamlar diliyoruz. Efendim seçim dönemindeyiz aslında Gündem programımıza belediye başkan adaylarını, belediye başkan aday adaylarını alıyoruz. Fakat bu dönemde seçim gündeminden biraz daha soyutlanıp Türkiye’nin gerçek gündemine de dönmek istedik. Bugün aramızda çok hepinizin yakından tanımak istediği ve aslında hepinizin soruları olan bir konuğumuz var. Sayın Adnan Oktar, ismimiz aynı adaşız Adnan Bey ile. Sayın Adnan Oktar konuğumuz kendisine 1,5 saat boyunca sorular soracağız. Aslında konuğumuz dedik ama biz kendilerini televizyon ekranlarına konuk ettik. Kendileri de bizi bugün evlerine konuk ettiler. Öncelikle kendilerine çok teşekkür ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Lütfettiniz, şeref verdiniz, ben de size teşekkür ediyorum.
MUHABİR: Efendim, Adnan Oktar’ı tanımaya geçeceğiz. Fakat öncelikle medyada Adnan Oktar hakkında olumlu ya da olumsuz çok soru var. Ben Adnan Oktar’ı bu soruları sormadan önce kendisinin anlatmasını istiyorum. Kimdir Adnan Oktar.
ADNAN OKTAR: 2 Şubat’ta 1956 yılında Ankara’da doğdum. Bütün gençlik yıllarım Ankara’da geçti. 1979 yılında Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi’ni kazandım, iç mimari bölümünü, 3. olarak kazandım. Onu da belirteyim. 1979‘dan 1983’e kadar orada devam ettim okumaya. 1983’te İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne kayıt yaptırdım. Orada okumaya başladım. Ama terörün, anarşinin nasıl olduğunu bilirsiniz o dönemlerde, okuma imkânım olmadı o sebeple. Ben de bütün vaktimi kitap okumaya, kitaplarımı yazmaya, araştırmalarıma ayırdım.
MUHABİR: Aslında Güzel Sanatlar bölümünden çokça bahsediliyor fakat Felsefe Bölümü’nden herhalde çokça bahsedilmedi şimdiye kadar. Ki bu noktada siz Türkiye’de birçok kesim tarafından aydın olarak görülüyorsunuz. Nihayetinde yazmış olduğunuz birçok kitap var. Bu kitaplar ile ilgili sorular da soracağım. Fakat ağır basan hangisidir, sanat mıdır, felsefe midir, Adnan Oktar’ın hayatında.
ADNAN OKTAR: Her ikisi de tabii çok önemlidir, çünkü sanatla felsefe iç içe. Felsefe ama genellikle olumsuz kullanılmıştır, tabii Darwinizm, materyalizm, Leninist felsefe, Marksist felsefe bunlar olumsuz olarak kullanılmıştır. İnsanların canını yakmıştır bunlar. Ama sanat insanların hep lehine olmuştur. Hep güzellik sunar sanat. En güzel evler, en güzel caddeler, en güzel sokaklar oluşur sanatla, tabii ki sanat Allah’ın da kanunudur. Allah güzeldir, güzel olanı sever. Ben de Allah’ın güzelliklerini insanlara göstermek için gayret ediyorum, kitaplarımda, eserlerimde. Her türlü çalışmamda bunu açıkça ortaya koyuyorum.
MUHABİR: Osmanlı’ya baktığımızda da yaptığı bütün yapıtlarda bir şaheser ortaya koymuş, İstanbul’a baktığımızda herhalde şu dönemde siz nasıl görüyorsunuz bilmiyorum ama çok da iyi görünmediği kesin. Bunun yanında bir de tabi Adnan Oktar uçlarda tartışılmış bir insan. Sevenleri de uçta seviyor Adnan Oktar’ı, sevmeyenler de uçta sevmiyorlar ve bu noktada çok ilginç iddialar da ortaya atıyorlar. Yine sevenleriniz buna siz yanıt veriyorsunuz, fakat sizden daha fazla sevenleriniz arkadaşım dediğiniz insanlar yanıt veriyor. Ben şunu sormak istiyorum. Siz bir cemaat lideri misiniz, Adnan Bey?
ADNAN OKTAR: Ben bir arkadaş lideriyim, bir dost lideriyim, ağabeyleriyim, kardeşleriyim arkadaşlarımın. Ama tabi kendimi bir şeyh hoca olarak görmüyorum tabi.
MUHABİR: Siz arkadaşlarım diyorsunuz fakat medya bir kısım medya diyelim buna, müritleri olarak bahsediyor herhalde. Bu sizi incitiyor mu?
ADNAN OKTAR: Yok keşke müritlerim olsaydı ben de keşke şeyh olsaydım ama şeyh değilim onlar da dolayısı ile mürit değil. Ama tarikatları çok severim ben.
MUHABİR: Şimdi aslında bu sevgiden dolayı da insanların aklına çok ilginç sorular geliyor. Mesela bir Mehdi’lik iddiasında bulunduğunuz söyleniyor yıllardır, siz her ne kadar bunu reddetmeseniz de kesinlikle kabul etmiyorsunuz. Bu noktada sizin etrafınızdaki insanlar sizi gerçekten bir Mehdi olarak görüyorlar mı ya da bakış açıları nedir tam olarak. Nihayetinde devamlı görüştüğünüz insanlar bu insanlar.
ADNAN OKTAR: Kuran’a göre samimi bir Müslüman Mehdilik iddia edemez. Haramdır bu, dinden çıkar, böyle bir şey söyleyemez. Karşıdan iddiada bulunan bir kişi de yine aynı şekilde dinden çıkar bu kişi Mehdi’dir demek çok büyük bir cürettir. Çünkü bunun için vahiy gerekir. Kuran’da bunun ile ilgili açık bir hüküm olması gerek. Ama insanlar sevdiklerine hüsnü zan ederler. Mesela veli olabilir diyebiliriz. Asrın en büyük âlimi diyebiliriz, Mehdi olabilir, deriz ama Mehdi diyemeyiz, Allah-u âlem diyebiliriz.
MUHABİR: Bu noktada aslında Mehdilik konusunda İslam dininde büyük bir tartışma var. Yüzyıllardır devam ediyor. Bazı âlimler hadislerin sahih olduğunu ve Peygamber Efendimiz’in Mehdi hakkında Hz. İsa hakkında hadisler beyan ettiğini söylerken bazı âlimlerse bunların doğru olmadığını ve Mehdilik inancının İsrailiyat olduğunu düşünüyorlar. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Eğer Sünni inanç ve Şii inanç esas alınırsa Sünniliğe göre ve Şii inanca göre yani Alevilikte ve Sünnilikte bu kesindir. Mehdi’nin zuhuru ve Hz. İsa’nın inişi kesindir. Hanefi, Hanbelî, Şafi ve Maliki mezheplerinde açık hükümdür bu, delilleriyle ortaya konmuştur. Ama mezhep dışı düşüncede tabii ki reddedenler olabilir. Saygı duyarım.
MUHABİR: Siz bu hadislerin sahih olduğunu düşünüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabii aleni, açık, Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Davud, El-Kavl u’l Muhtasar Fi Alamat-il Mehdiyy-il Muntazar gibi Mehdi ile ilgili kitaplar var, bu tarzda. İbn-i Hacer Mekki Hazretlerinin eserleri var. İbn-i Hacer, ehl-i Sünnetin göz bebeğidir çok önemli bir âlimdir. Suyuti, çok önemli bir âlimdir. Bunu söyleyen kişiler İbn-i Hacer’den, Suyuti’den daha fazla bilgili insanlar değiller.
MUHABİR: Evet, sonuç olarak ahir zaman alametleri de nihayetinde zuhur etti, diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabii açık aleni, bu hadisler zaten şüpheli bir konumda değil ki şu an. Alenen zuhur edip netleşmiş, sahih hale gelmiş durumda. Yani mesela; Afganistan işgali oldu başka diğer bütün alametler oldu. Mesela, Fırat’ın altından Fırat ile ilgili bir hadis vardı, onlar oldu. Ahir zaman alametleri:
-
İran-Irak savaşı oldu, Ekim 1980’de,
-
Afganistan işgali, 1979 yılında oldu
-
Fırat’ın suyunun kesilmesi Kasım 1973’de oldu
-
Ramazan ayında ay ve güneş tutulması 1981,
-
Kuyruklu yıldızın doğması 1986,
-
Kâbe baskını ve Kâbe’de kan akıtılması Kasım 1979,
-
Güneşten bir alametin belirmesi en büyük güneş patlaması oldu bu yüzyılın 1996,
-
Bir ordunun kaybolması, 2003 Irak savaşında oldu.
-
Bağdat’ın alevlerle tahrip edilmesi 2003 Irak savaşında oldu,
-
Tozlu dumanlı bir fitne 11 Eylül olayları 2001 yılında oldu,
-
Irak’ın yeniden yapılanması
Ve diğer bütün hadisler ve bunların tamamı hepsi oluştu ve bunlar bir mucizedir mesela 2 Ramazanda güneş tutulması olması üst üste bu mucizedir. 1981 yılında da olmuştu, 1982 yılında da olmuştu, tam Mehdi’nin zuhur yıllarıdır, hadislere göre. İran- Irak savaşı çok detaylı anlatılmıştır, aynen olmuştur. Afganistan’ın işgali aynısı ile olmuştur. Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları var ayrıca 1981 yılında olmuştur, bu çok teknik 15 gün arayla diyor Peygamber Efendimiz. Bunlar da olmuştur.
MUHABİR: Yani Mehdi dünyaya geldi ve şu an yaşıyor diyebiliriz.
ADNAN OKTAR: Tabii ki Said Nursi’nin izahlarına göre ve ulemanın ve bütün tarikat ulemasının, ileri gelenlerinin izahlarında bunu açık açık görüyoruz. Ama hadislere göre net ve açık olduğu anlaşılıyor. Dünyadaki alametlere göre de bunu açık görüyoruz. Son zamanlardaki üst üste meydana gelen alametler bu şekildedir. Mesela; bu ekonomik kriz bile Peygamber Efendimiz (S.A.V.) tarafından çok detaylı belirtilmiştir ve aynısı ile de olmuştur. Mesela; çarşı ve pazarların tekarrübü kıyamet alametlerindendir. Dedim ki; pazarların tekarrübü ne demektir. Peygamber Efendimiz’e soruyorlar. Şunlardır: Herkesin az kazançtan yakınması, paraları için zenginlerin saygı görmesi olacaktır, diyor Peygamberimiz. İşlerin kesat gitmesi olacaktır, herkes satamıyorum, alamıyorum, kazanamıyorum diye yakınacak. Ticaret ve yolların kesildiği ve fitnelerin çoğaldığı zaman Mehdi’nin zuhurundan önceki zamandır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdi Ahir Zaman Sf: 52). Hepsi olmuştur, bunların.
MUHABİR: Tabii bunları ilerleyen dakikalarda dilerseniz daha detaylı işleyelim. Ben özellikle Çin’i, Çin’in büyümesini de size sormak istiyorum. Obama’nın ABD’nin ocak ayında başına geçeceği ve devlet başkanı olacağı gerçeğini özellikle sormak istiyorum. Filistin’in son dönemlerdeki baskı altında duruşunu ve dünyadaki hiçbir ülkenin de buna çok da fazla ses çıkarmamasını size soracağım. Fakat aslında Adnan Oktar 1986 yılında Yahudilik ve Masonluk isimli bir kitap çıkardı. Ben kitabı okudum. Bunun içinde ilginç detaylar var. Gerçekten herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. İnanın ya da inanmayın, okumanız gerektiğini düşünüyorum. 1986 yılında bir kitap çıkardınız ve bu kitaptan çok kısa bir süre sonra akıl hastanesine gönderildiniz. Bunu o dönemde neler yaşadınız, ne düşündünüz. Nihayetinde aslında kimsenin anti-semitist görünmek istemediği bir dönemde siz böyle bir kitap yazıyorsunuz. Ve kitabın hemen arkasından akıl hastanesinde buluyorsunuz kendinizi.
ADNAN OKTAR: Ben anti-Siyonistim, anti-semitist değilim. Çünkü ben Yahudilerin Peygamber soyundan gelen bir kavim olduklarını biliyorum. Onları kardeş biliyorum, seviyorum ben Musevileri. Dindar Museviler benim kardeşimdir, dostumdur. Benim karşı olduğum ateist-Siyonistlerdir. Allah’a, dine karşı savaş veren ateist-Siyonistlerdir. Bu sorundur. Ben bunlara karşı mücadele veriyorum. Tabii ki bunlar da kendisine karşı mücadele eden insanların konumunu değerlendirirler. Ona göre de bir karşılık verirler. Bana da ona göre bir şeyler oldu tabii. Karşılık verdiler. En barizleri biliyorsunuz, kokain komplosu yapıldı. Emniyette yiyeceğime kokain karıştırıldı. Ben bunu ispat ettim. Hem Adli Tıp’ta ispat ettim. Hem de mahkemede ispat ettim. Yemeğe karıştırıldığı bilimsel olarak ispatlandı. Ve bu şekilde kurtuldum. Akıl hastanesi faslı çok çok gariptir. Ben Cumhuriyet tarihinde böyle bir olay olduğunu zannetmiyorum. 10 ay kendini kaybetmiş, üstü başı yırtık, çırılçıplak hatta akıl hastalarının olduğu ve saldırgan insanların bulunduğu bir koğuşa kondum 300 tane akıl hastası ki bunlar cinayet suçundan gelmiş akıl hastaları. Benim bulunduğum dönemde bunlar 7 kişiyi boynunu kırarak, tepsilerle vurarak öldürdüler. O kadar gözü dönmüş insanlar çok çok tehlikeli bir ortamdı. Her gün bağırtı çağırtı kendilerini yere atanlar, bağıranlar, çağıranlar, kafasını duvara vuranlar, kan revan içinde olanlar, kâbus gibi bir şey. Ben orada 10 ay kaldım. Ama daha da acayibi Adli Tıp’tayken ayağıma zincir vurdular, koskocaman baklava zincir. Hatta ayağım yukarıda kaldı namaz kılarken. Dedim namaz kılamıyorum, namaz kılmama engel oluyor, dedim. Uzun uğraştan, epey bir uğraşlardan sonra bir 50-60 cm daha zincir ilave ettiler ayağıma. Bir hayli uzamış oldu, daha rahat olmuş oldum ve zincirle yaşadım, uzun süre. Çok çok acayiptir, pranga tarzında sol ayağımdan zincirlediler. Mesela, ben bunun sebebini daha hala anlayabilmiş değilim.
MUHABİR: Bunun yazdığınız kitapla ya da yaptığınız çalışmalarla bir alakası olduğunu düşünmüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Bizim milletimiz o kadar ferasetli ve basiretlidir ki, bana karşı yapılan şeylerin ne anlama geldiğini, kimler tarafından organize edildiğini, amacının ne olduğunu hepsini çok çok detaylı bilirler. Benim hiç söylememe dahi gerek yok.
MUHABİR: Yahudilikle masonluğun bağını özellikle kitabınızda çok fazla vurgulamışsınız. Özellikle masonluğun dünyayı yönetmek gibi bir iddiası olduğu ve Müslümanların bu oyuna karşı çıkmaları gerektiğinden bahsetmişiniz o dönemde. Fakat ilerleyen dönemde Büyük Ortadoğu Projesi ortaya atıldı ki siz aslında öyle bir dönemde böyle bir projenin ortaya atılacağından da bahsetmiştiniz. Böyle bir proje gerçekleşmek üzere mi, özellikle İsrail’in son dönemlerde maalesef Filistin halkının üzerine bomba yağdırması göz önüne alındığında Siyonizm ve Masonluk bu kadar Türkiye’de ya da Ortadoğu’da faaliyet içinde mi, diye sormak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Ben iddia edilen Ergenekon örgütünü 10 yıl öncesinden yazmıştım kitaplarımda, aynısı ile çıktı. Siyonistlerin bu tarz eylemler yapacaklarını, Irak’ı işgal edeceklerini, zulüm yapacaklarını yıllar öncesinden yazdım. Aynısı dediğim gibi çıktı. Hatta Irak’ın üçe bölünmesi planını da çok detaylı anlattım, kimlerin bu işin içerisinde olduğunu anlattım, nasıl yapacaklarını anlattım. Tek tek bütün dediklerim aynısı ile çıktı. Halen de çıkmaya devam ediyor. Ben dedim ki Türk-İslam Birliği oluşsun. Eğer Türk-İslam Birliği oluşmazsa buna hiçbir İslam ülkesi hiçbir Türk Devleti mukavemet edemeyebilir. Çok zor olabilir. Mağdur durumda kalırlar. Ezilirler, canları yanar. Nitekim bu devam ediyor. Mesela; son Filistin’deki olayları görüyorsunuz. Eğer Türk-İslam Birliği oluşmuş olsa idi, böyle bir şey olmuş olması mümkün değildi, yani olmazdı böyle bir olay. Ekonomik yönden de çok güçlü oluruz, siyasi yönden de çok güçlü oluruz, politik yönden de her yönden de çok güçlü oluruz. Hiç kimse de hiçbir Müslümanın kılına dahi dokunamaz. Türk Devletleri de çok güçlü olacaktır. Çünkü ben Türkiye’nin liderliği Türk Devletleri’nin desteği ile yapılacak bir Türk-İslam Birliği’nin mükemmel olacağını düşünüyorum.
MUHABİR: Öncü olarak Türkiye’yi düşünüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, evet, lider mutlaka Türkiye olması gerekiyor. Çünkü hem tecrübesi hem yapısı açısından, hem ahlaki yapısı açısından çok çok mükemmel bir ülkedir, Türkler ve Türkiye. İdeal lider vasıfları taşıdığı için mutlaka Türkiye’nin lider olması gerekiyor. Çünkü konuştuğumuz Türk Devletleri de aynı kanaatteler. Bütün İslam ülkeleri ile de bağlantı halindeyiz. Onlar da bu kanaatteler, buna kimse hayır demiyor zaten. Sadece bunun bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor.
MUHABİR: Buna kimse hayır demiyor ama Sayın Oktar bunu kimse de hayata geçirmiyor doğrusunu söylemek gerekirse. Özellikle, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde biz Yahudilikten, masonluktan, Siyonizmden bahsederken aynı şekilde İsrail-Türkiye dostluk birliği var ve oraya üye milletvekillerimiz var.
ADNAN OKTAR: Hayır, biz İsrail ile dost olalım. Dindarlarla dost olalım. Samimi Musevilerle tabii ki bir arkadaşlığımız, dostluğumuz, kardeşliğimiz olacak. Fakat ateist-Siyonistler son derece tehlikeli varlıklardır. Bunlar masonlarla iç içedir. Dünyayı birlikte yönetiyorlar ateist-Siyonistlerle masonlar. Bütün bu savaş kararlarını, bütün bu katliam kararlarını birlikte alıyorlar. Gizli bir dünya devleti var ateist-Siyonistlerin kurduğu ve masonlarla birlikte kurdukları gizli dünya devleti. İşte Deccaliyet dediğimiz sistem budur. Bunun başındaki kişiye Deccal diyoruz liderlerine. Deccaliyet dünyayı idare ediyor, buna karşı da aktif olarak inananların mücadele etmesi ve birlikte hareket etmeleri gerekiyor. Dindar Hıristiyanlar, dindar Museviler, dindar Müslümanlar bir arada olmaları gerekiyor ve birlikte karşılık vermeleri gerekiyor bu sisteme karşı.
MUHABİR: Bu birliktelik oluşabilir mi, şu an içinde bulunduğumuz durumda.
ADNAN OKTAR: Bu kader zaten bu illa ki olacak Türk-İslam Birliği mutlaka oluşacak, bunu insanlar görecek. Mehdi mutlaka zuhur edecek. Hz. İsa mutlaka nüzul edecek. Bu 10-20 yıl içerisinde bunların hepsini göreceğiz zaten.
MUHABİR: Bu dönemde sizin 86’da başlayan döneminizle birlikte uyuşturucu kullanımı iddiaları, bunu özellikle sormak istiyorum. Siz de az önce yiyeceğinize uyuşturucu katıldığını söylediniz. Türkiye’nin içinden de size karşı insanlar olduğunu mu söylüyorsunuz. Kaynağı nedir veya nasıl düşünüyorsunuz bu insanları.
ADNAN OKTAR: Bu iddia edilen Ergenekon örgütünün bir marifeti, zaten reddettiklerini zannetmiyorum. Biliyorsunuz ta 150-170 yıllık bir örgütlenmedir, İddia edilen Ergenekon, 2. Mahmud zamanına kadar dayanır. Abdülhamit devrinde yine devam etmiştir. Abdülhamit’in tahttan indirilmesini organize etmişlerdir. Devletin kurumları içerisinde çok fazla adamı vardır. Bir münasebetsiz eylem yaparken de çekinmezler. Mesela; ben emniyette gözaltında idim. 72 saat gözaltında tuttular ki bir savcılık talimatı yok, kanuni bir gerekçesi de yoktu. Öyle keyfi olarak tutuldum. 72 saatin içerisinde insanın kanında kokain kalması mümkün değil. En fazla 24 saatte kokain vücuttan atılıyor. Benim kanımda 5 mikrogram/ml‘nin üstünde kokain bulundu. Emniyette verildiği anlaşıldı, yiyeceğime içeceğime karıştırılarak. Bana orada bir kebap ısmarlamışlardı, ben de dedim ne iyi insanlar, ne kadar sevecen yaklaşıyorlar. Aç da olduğum için yedim, meğer çok fazla kokain varmış içerisinde toz kokain. Acıydı da, kokainin tadı da acı fark edemedim. Hakikaten de 3 günden beri uykusuzdum. Müthiş bir canlılık geldi, üstüme.
MUHABİR: Yoğun enerjiniz vardı, o dönemde.
ADNAN OKTAR: Sonra Adli Tıpta anlaşıldı, yiyeceğime karıştırdıkları. Bu şekilde beraat ettim.
MUHABİR: Siz normalde emniyet mensuplarının böyle bir şey yapmayacağını birçoğunun böyle bir şey yapmayacağını düşünüyoruz. Emniyette bir sızma mı olduğunu düşünüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Pek tabii ki, devletin kurumlarına sızıyorlar. Hayret edilecek yetenekleri var, hayret edilecek pervasızlıkları var. Gerçi operasyon ile kısmen durdurulmuş gibi görünüyor ama yılanın kafasının yarısı alındı. Yılanın kafasının yarısı duruyor. Ki en tehlikeli yönü hukuk ve yargı içerisindeki örgütlenmesidir iddia edilen Ergenekon’un, daha buna yönelik bir operasyon da yapılmadı. Belki bir bildikleri vardır ama en vahim yönü ve en tehlikeli yönü buradadır. Buraya güveniyorlar zaten şu an. Onun için böyle şımarık ve pervasız tavırlar sergiliyorlar. O yüzden bir an önce vatandaşlarımızın ellerinde olan bilgileri savcılıklara karakollara ve ilgili birimlere bildirmeleri gerekir ve bu konuda çok cesur ve kararlı olmaları lazım. Çünkü devletin bekası mevzu bahis, devletimizin bekasını düşünüyorlarsa milletimizin huzurunu düşünüyorlarsa aydınlarımızın fail-i meçhul ile öldürülmelerini istemiyorlarsa mutlaka devletimize yardım etmeleri gerekir.
MUHABİR: Siz iddia edilen Ergenekon’dan daha önce bahsettiğinizi söylemiştiniz. O dönemde biliyor muydunuz?
ADNAN OKTAR: Biliyordum tabii, 10 yıl önce söylemiştim.
MUHABİR: Peki savcılığa bilgi vermeyi düşündünüz mü? Halkımızdan bilgi sahibi olanların bilgi vermesini istiyorsunuz. Ama bu noktada sizde anladığımız kadarı ile bilgiler var.
MUHABİR: Siyonizmin desteklediği.
ADNAN OKTAR: Masonluğun en ihtiyaç duyduğu şey kandır. Masonluk şeytana tabii oldukları için şeytan onlardan sürekli kan ister. Onlar da sürekli ona kan sunarlar. Ya bir yerde bombalama yaptırırlar, ya bir yerde kan akıttırırlar ya savaş çıkartırlar, ihtilal yaptırırlar. Mesela, Fransız ihtilalini de masonlar yapmıştır, bununla övünüyorlar. Mesela; Darwin’in dedesi masondur, Erasmus Darwin. Onun oğlu da masondur, onun oğlu da yine masondur. Yani Charles Darwin de masondur. Sülale olarak masonlar.
MUHABİR: Yani İslam’a karşı bütün örgütlenmelerin altında aslında masonluk söz konusu anlattıklarınıza göre.
ADNAN OKTAR: Dünyada 2 büyük güç vardır. Bir Allah’a inananların yapılanması vardır ki, buna İslam diyoruz. Bir de Allah’a düşman olanların yapılanması vardır, bunu masonluk örgütler. Masonluk ateist-Siyonizmi kendi bünyesine almıştır. Ateist-Siyonizm ile iç içedir. Bunlar yüzyıllardan beri insanlara kan kustururlar. Darwinist felsefeyi yeryüzüne çıkarttılar. Dünyada bir bela olarak insanlara sundular. Onunla bütün sapkın inançlarını daha kolay yayabildiler. Mesela; Leninizm, Marksist düşünce bugün Güneydoğu’da büyük can alıyor. Leninist düşüncenin…
MUHABİR: PKK ile ilintili olarak…
ADNAN OKTAR: Tabi tabi, Leninist düşüncenin ana özelliği terörist olmasıdır. Lenin, zaten terörü destekliyor ve Leninizm ile terörizm iç içedir. Terör olmadan Leninizm olmaz. PKK’nın yayın organlarında kendilerinin Stalinist, komünist olduklarını açık açık ifade ediyorlar. Komünist örgütlenme içinde olduklarını açık açık söylüyorlar. Partinin de komünist parti olduğunu söylüyorlar. PKK, komünist partidir. Stalinist partidir ve cumhuriyet tarihinin en büyük komünist ayaklanmasıdır şu ana kadar olan. En büyük ayaklanmadır yani en büyük komünist kalkışmadır devam eden. Devletimiz buna karşı mücadele ediyor ama asıl olarak bilimsel mücadele çok önemlidir. Anti-Darwinist, anti-Marksist bilimsel mücadele yapılması ve halkın aydınlatılması gerekiyor. Yani onlar kahvelerde, sokaklarda, dağ başlarında her yerde eğitim faaliyetleri yapıyorlar. Halkı sürekli Marksist, Leninist, anarşist ve terörist düşünce içerisinde eğitiyorlar. İç içedir bunlar zaten. Bu düşünceye karşı eğer karşı bir düşünce geliştirilmezse ve anlatılmazsa bu düşünce tek yanlı gelişiyor. O yüzden de sürekli taraftar kazanabiliyorlar. Karşı propaganda çok önemlidir.
MUHABİR: Siz bu karşı propagandayı aslında kurumlarınızla çok iyi yapabilirsiniz. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde böyle bir çalışma düşündünüz mü?
ADNAN OKTAR: Bunu devletten hep talep ediyoruz ama bunun için bizim televizyona ihtiyacımız var. Mesela, TRT’nin yayınlarında çalışma yapmamız gerekiyor. Oradan halka hitap etmemiz gerekiyor. Anti-Darwinist, anti-Marksist, anti-terörist bir çalışma gerekiyor. Yani sevgiyi, şefkati, merhameti, dostluğu, kardeşliği onlara anlatmamız gerekiyor. Veya radyo kanalı ile olması gerekiyor. Basın zaten olmaz oraya basın ulaşamıyor, zaten yırtar atarlar, gazete sokmazlar. Kitap da sokamazsın. Ama televizyon ve radyoyu durduramazlar.
MUHABİR: Görsel ve işitsel medya ile çok daha etkin olabileceğinizi düşünüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii, bu sebeple bize devletin bu yolu açması gerekir.
MUHABİR: Kanal 6 test yayınlarına başladı. Ocak ayında da büyük ihtimalle yayına geçecek. Kürtçe yayın yapan bir televizyon.
ADNAN OKTAR: Ümidimiz var, eğer böyle imkân olursa kültürel yönden ki şu anda bile telaşlandılar, Kanal 6’dan çok tedirgin PKK. O komünist düşünceye karşı, karşı bir atak yapılacağı korkusu içerisindeler şu an. Aman sakın seyretmeyin diyorlarmış ama halk seyreder tabii.
MUHABİR: Hatta bazı milletvekilleri, çok özür dilerim sözünüzü kestim ama bazı milletvekilleri Kanal 6’nın yasal olmadığından bahsetmeye başladı DTP’li bazı milletvekilleri.
ADNAN OKTAR: Çok tedirgin oldular, çünkü hakikaten asıl çekindikleri konu orada şarkı, türkü söylenmesi değil. Karşı propaganda yapılmasından çok çekiniyorlar. Yani anti-Marksist, anti-komünist, anti-Darwinist propaganda olmasından çok çekiniyorlar.
MUHABİR: Siz devlete bu noktada başvurularda bulunduğunuzu söylüyorsunuz Sayın Adnan Oktar. Tartışmalardan dolayı en azından hükümetin bunu göz önüne alacağını düşünüyor musunuz? Yani Adnan Oktar kendine göre fikirleri çok düzgün bir insandır elbette ki. Etrafınızdaki insanlar da bunu düşünüyor ama bir o kadar da karşınızda insanlar var. Hatta etrafınızdaki bazı insanlar da bazıları kopup gitti ve Cevat Babuna’dan bahsetmek gerekiyor, herhalde bu noktada. Sizi çok seven, nerede olursa olsun Adnan Oktar’ı öven, hatta Oktar Babuna’nın ismini dahi Oktar ismini sizden aldığı söyleniyordu ki işte bu dönemde bazı problemler yaşadınız onları birazdan soracağım. Devletin bu noktada hükümetin en azından bakış açısı nasıl olur diye sorayım.
ADNAN OKTAR: Yani benim çıkıp bizzat anlatmam şart değil, arkadaşlarımın anlatması da şart değil ama benim anlattığım bilgiler ortada. Bunu devletin profesörleri var, doçentleri var, asistanları var. Çıkıp o eserlerdeki bilgileri açık açık anlatabilirler. Ama illa olmuyor ise benim arkadaşlarım da çıkıp çok detaylı bunu anlatabilirler.
MUHABİR: Yardımcı olabiliriz diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, ısrarla talep ediyoruz.
MUHABİR: Evet bir askerlik söylentisi vardı. Bir dönem bir rapor aldığınız söylendi. Fakat 2000 yılında da bedelli askerlik söz konusu oldu. O dönemde neden böyle bir rapor söz konusu idi de 2000 yılında siz bedelli olarak askerlik yaptınız.
ADNAN OKTAR: İşte ben Yahudilik Masonluk kitabını yazınca deli olduğuma dair bir kanaat oluştu ve biliyorsunuz tımarhanede tutuldum zincirli olarak ciddi bir sıkıntı ortamına sokmak istediler. Ama bunun asıl amacı propagandada kullanmaktı. Bazı kişilerin düşüncesi buydu. İşte bu delidir, bunun kitaplarını okumayın. Yazdıkları da yanlıştır, fikirleri de yanlıştır. Delinin yazdığı okunur mu düşüncesini yaymak istediler. Yıllarca bunu kullandılar. Ama askeri hastanede bozulunca ruhen ve bedenen tam sağlıklıdır, askerliğe elverişlidir diye askeri hastane rapor verince birden sus pus oldular.
MUHABİR: Bu iddia ettiğiniz isimler gerçekten sizden bu kadar çekiniyorlar mı?
ADNAN OKTAR: Ben 9 kere suikasta uğradım. Yani ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Akla hayale gelmeyecek her şeyi açık açık yapıyorlar. Mesela; iddia edilen Ergenekon sanıklarının telefon konuşmalarında, bana karşı suikast düşünceleri bana karşı düşmanlıkları açık açık geçiyor. Devletin kayıtlarında bunlar mevcut.
MUHABİR: Evet, hatta devletin bazı organlarının da size destek verdiğinden bahsediliyor. Aslında televizyon programında size özellikle soruldu ve ben de size şu an sormak istiyorum. Etrafınızda arkadaşım dediğiniz insanlardan devlet kademelerinde çalışan insanlar var mı?
ADNAN OKTAR: Benim fikrimde, düşüncemde olan yüz milyonlarca insan var. Bütün Türklük âlemi, bütün İslam âlemi benim düşüncemde zaten. Yani benim devletin belirli birimlerinde arkadaşım olmasına gerek yok. Hepsi benim dostum, hepsi benim arkadaşım. Yani öyle bir sorunum yok.
MUHABİR: Siyasi bir cevap oldu ama…
ADNAN OKTAR: Yok gerçekten böyle
MUHABİR: Siyasete geçmişken ben özellikle şunu sormak istiyorum. Mevcut hükümet hakkında ya da muhalefet hakkında ne düşünüyorsunuz. Önümüzde bir yerel seçim var. İnsanlar verdikleri oyla 5 yıl bulundukları bölgede kendilerini yönetecek insanları seçecekler. Sizin bu noktada desteklediğiniz bir grup var mı ya da parti.
ADNAN OKTAR: Aslında bizim partilerin birçoğu sağ partiler özellikle çok dürüstler ve cidden tecrübeli, aklı başında, samimi, gerçek Türk Milliyetçisi olan, dindar olan insanlar ve düşünceleri de tam benim istediğim tarzda, Türk-İslam Birliğini savunuyorlar. Birleştirici tavırları çok açık, hepsi milliyetçi yönleri ile ortaya çıkan insanlar. Solda da ben Deniz Baykal’ı çok severim. Efendi, aklı başında ve tutarlı buluyorum. Eğer Deniz Baykal bu çizgisinde ilerlerken eğer karşısına engeller çıkarmazlarsa bence O çok başarılı olacak gibi geliyor bana. Partisini de ki CHP biliyorsunuz, Atatürk’ün partisi, O’nun kurduğu partidir. En az 400-500 milletvekilini meclise sokabilir, diye düşünüyorum.
MUHABİR: Önümüzdeki seçimlerde bir değişiklik olacak mı?
ADNAN OKTAR: Tabii, olabilir. Ama bazen böyle akıldaneler oluyor, kendiliklerinden akıl vermeye kalkıyorlar. Bir şey okumamış, bir şey araştırmamış, hayat tecrübesi yok, bilgisi yok, üstünkörü kararlarla kendi liderini pervasızca eleştirebiliyor. Bu düşüncedeki insanların biraz azalması konumunda daha makul, tutarlı ve destekleyen insanların çoğalması durumunda Deniz Baykal’ın ben çok başarılı olacağını düşünüyorum.
MUHABİR: Bu başarı düşüncesinin çarşaf açılımı ile bir alakası var mı?
ADNAN OKTAR: Deniz Baykal sırf çarşaf yönü ile ele alınmasın, o hürriyetçi tavrının bir yansıması ama gerçeğinde çok dindar ve milliyetçi bir insan, çok aklı başında insan. Yüzünden açık açık belli oluyor. Efendi insan yüzünden anlaşılır, riskli bir insan da yüzünden anlaşılır. Üslubundan, konuşmasından, ses tonundan, vurgularından zeki, akıllı bir insanı anlamak çok çok kolay olur. Akıllı bir insan bunu hemen anlar. Tam klasik, olgun, dem almış tecrübeli bir lider o ve tarihi bir şahsiyettir Deniz Baykal, herhangi bir insan değildir. Vatanını, milletini çok seven bir insan, eğer önü açılırsa eğer imkân sağlanırsa partisinde ciddi destek alırsa bence çok başarılı olur.
MUHABİR: Sizin Deniz Baykal’ın partisinden çatlak sesler geldiği ve bunun olmaması gerektiğini düşündüğünüzü anlıyorum.
ADNAN OKTAR: Yani çatlak ses demeyeyim de fakat ben gördüm birçok televizyon programında bunları ibretle müşahede ettim. Yani iki kelimeyi bir araya getiremeyen insanlar tarih bilgisi yok, sosyoloji bilgisi yok, devlet tecrübesi yok, hiçbir şeyden haberi yok kendi kendine bir şeyler söylüyor ve akıl veriyor, akıldanelik yapıyor. Deniz Baykal’ın epeydir tavrında çok güzel gelişmeler var. Çok aydın ve ilerici bir tavrı olan bir insan olduğu için gerçek dindarlık ile ilericiliği iç içe geliştirebilen bir insan, bu yönü çok güzel. Mesela, torunlarını alıyor, camiye götürüyor, namaz kıldırıyor, çok şahane bir şey bu. Bunun sözde anlatımdan daha çok etki yapacağı belli. Siz de alın götürün çocuklarınızı camiye ilerde bunların dindar olmasını sağlayın. İlerisini de düşünün gibi bir mesaj vermiş oluyor. Bu çok çok güzel. Örflerimize ananelerimize geleneklerimize de çok titiz bir insan. Geçmişteki din büyüklerine karşı saygısı çok açık, sevgisi açık. Ama işte bu solculukla bağdaşır mı gibi böyle katı düşünceler yanlış. Solculuk eğer sosyal demokratlık anlamında ise zaten Kuran’ın emrettiği Allah’ın istediği bir şeydir bu. Sosyal demokrat olmak bir ahlak vasfıdır, zaten bir güzelliktir. Tabii ki fakirleri koruyup kollayacağız, tabii ki onlara sosyal yönden destek sağlayacağız. Sevgi göstereceğiz. Bu bir üstünlüktür. Ama bununla dindarlık ve milliyetçilikle birleşti mi çok şahane bir şey olur.
MUHABİR: Evet yine Hac döneminde CHP’li bir milletvekilinin yapmış olduğu açıklamalar vardı Peygamber Efendimiz’e karşı. Gerçi CHP bunu kabul etmedi, Baykal hakkında bunları düşünüyorsunuz. Fakat başbakan hakkında ne düşünüyorsunuz? Baykal hakkında bunları düşünüyorsunuz. Fakat Baykal da başbakanı fazlası ile eleştirmeye başladı son dönemlerde.
ADNAN OKTAR: O siyaset gereği öyle oluyordur. Yoksa normalde severler birbirlerini. Tabii ki, derin saygıları var. Karşılaştıklarında çok efendice, çok sevgi ile birbirilerini karşılıyorlar, bunu görmek mümkün. Ama belki siyasetin gereğidir, diye öyle düşünüyor olabilirler. Ama ben kalben birbirlerine çok saygı duyduklarını, birbirlerini çok sevdiklerini düşünüyorum. Tayyip Erdoğan da tertemiz bir Anadolu delikanlısı, temiz bir insanımız. Dürüst, iyi niyetli, bence çok çok candan, bir lüksü yok. Bir çıkar düşüncesi yok. Çok mütevazı bir hayatı var, ailesi çok temiz insanlar. Tavırlarını çok candan buluyorum. Demokrat tavrı çok güzel, yani ben kusursuzdur demiyorum ama iyi yani çok çok iyi bence.
MUHABİR: Başbakanı da beğendiğinizi özellikle...
ADNAN OKTAR: Tabii, çünkü bizim milletimizin vasıflarına uygun. Genel olarak bizden çıkmış bir insan Anadolu insanı, bu hissediliyor.
MUHABİR: Evet, sizin en çok tartıştığınız konu aslında en çok üzerinde durduğunuz konu, tabi diğer konuları da siyaseti de sizin fikirleriniz hakkında bilgi sahibi olmak için soruyorum ama en çok üzerinde durduğunuz konu evrim teorisi ve bu Avrupa Parlamenterler Meclisi’nde dahi Türkiye henüz tartışılmaz iken siz tartışıldınız. Bir kitap çıkardınız ve kitaptan hemen sonra size öfke dolu cevaplar gelmeye başladı. Hatta kullandığınız argümanların kesinlikle doğru olmadığı söylendi. Bilim adamları aslında sizin bu konuda çok cahil olduğunuzu iddia ettiler. Bu konuda cevaplarınız varsa Mavi Karadeniz TV aracılığı ile isterseniz verelim ama çıkardığınız kitap hakkında da özellikle bilgi almak istiyoruz.
ADNAN OKTAR: Biz, evrimcilerin, Darwinistlerin insanların gözünden sakladığı büyük bir gerçeği ortaya çıkardık. Bakın dikkat edin, 100 milyon adet şimdiki canlıların aynı olan hiç değişiklik olmayan fosiller var.
MUHABİR: Bir mürekkep balığının aynı olmadığı söyleniyordu ama...
ADNAN OKTAR: Tıpkısının aynısı
MUHABİR: Sizde mi bu argümanlar?
ADNAN OKTAR: Evet, bu birçok yerde, bir kısmı bizde, bir kısmı arkadaşlarda, dünyanın birçok yerine dağılmış vaziyette. Ama bunları müzede bulamazsınız. Çünkü dünyanın %99’unda Darwinizm resmi devlet ideolojisidir ve resmi devlet felsefesidir. Yani devletin kuruluş felsefesinin dayandığı noktadır ve dolayısı ile devlet bunu resmi olarak korur, bu felsefeyi resmi olarak korur ve kimseye de laf söyletmez.
MUHABİR: Bu noktada rekonstrüksiyonlar sıkça oluşturulmakta…
ADNAN OKTAR: Tabi, tamamen uydurmacılar ve yalana dayalıdır. Darwin’in yalan söylediğini anlamak için ilkokul çocuklarından bir ekip toplar getiririz. Fosilleri sereriz. Şimdiki canlıları da alır, yanına koyarız. Çocuklar deriz, bunlarda herhangi bir değişiklik olmuş mu? Çocuklar da der ki; tıpkısının aynısı hiçbir değişiklik olmamış. İşte evrim teorisine verilecek cevap budur. Evrim teorisini sahteliğini anlamak için ilkokul çocuğu olmak yeterlidir. Ortaokul çocuğu olmak yeterlidir. Yani o kadarlık bir bilgi yeterlidir. Allah o kadar açık yaratmıştır ki, o kadar alenidir ki, sahtekârlık olduğu Darwinizmin, yani Darwinistlerin öyle bir oyunu vardır. İşte derler ki; Darwinizmin sahte olduğunu anlatmak için profesör olmak lazım, âlim olmak lazım. Hayır, ilkokul, ortaokul, lise talebesi çok rahat anlar. O onların bir uydurmacasıdır ve bir yalanıdır. Bir proteinin bir kere tesadüfen meydana gelmesi mümkün değil, imkânsız. Ayrıca o kadar açık ki, ben sizi şu an seyrediyorum, beynimin içinde seyrediyorum. En kaliteli televizyondan çok daha kaliteli görüyorum. Şimdi bütün seyircilerimiz televizyon seyrediyorlar. Bir odaya baksın, odadaki görüntü ne kadar net beyinlerinin içerisinde bir de televizyona baksınlar. Televizyonu kaç tane mühendis kaç bin parçayı bir araya getirerek yapıyor. Buna rağmen bulanık ve net göstermiyor. Ama bizim beynimizin içindeki şu televizyona bir baksınlar, dünyanın en kaliteli televizyondan daha net ve daha bu kaliteye erişemedi hiç kimse. Bunu yaratan gücün kim olduğunu herkes anlar. Bunun için profesör olmaya gerek yok.
MUHABİR: Yani gözün oluşumu için tesadüfler zinciri demek neredeyse imkânsız diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Neredeyse değil imkânsız. Tam renkli 3 boyutlu, çok kaliteli bir görüntüyü şu kadarcık et parçası yapıyor. Yani bu evrimle açıklanacak bir konu mu? Yani tesadüf böyle bir görüntü yapabilir mi? Ve ses televizyondaki sesi de dinlesin seyircilerimiz bir de odadaki kendi aralarındaki konuşmaların sesini dinlesinler. Muazzam bir ses derinliği ve kalite vardır beyinde. En kaliteli aletten, en kaliteli gelişmiş cihazdan çok daha mükemmel ses düzeni beyinde mevcuttur. Onu yapan et parçası da küçücüktür. Televizyona biz tesadüf desek kimse inanıyor mu inanmaz. Teyp veya herhangi bir müzik aletine tesadüfen oldu bu desek inanırlar mı, inanmazlar. Peki, kafanın içindeki, insan beyninin içindeki bu mükemmel düzeni nasıl tesadüfle açıklayacağız. Üstelik de 100 milyon fosil var hiç değişikliğe uğramadıkları çok açık. Onun için Darwinistlerin oyununa gelmemek lazım. Bu bir aldatmacadır siz âlim olmazsanız, profesör olmazsanız bunu anlayamazsınız derler. Hadi oradan dersiniz siz cevap olarak. Çok alenidir. Götürün onları fosil sergilerine, her yerde var. Kebapçılarda bile var, fosil sergileri. Alın mesela bir kaplumbağayı götürün oradaki kaplumbağa fosili ile karşılaştırın. 8–10 yaşındaki çocukları da getirin. Çocuklar bununla bunun arasındaki benzerlik nedir, dediklerinde “aynısı amca” diyeceklerdir, konu bitmiştir. Onun için Darwinistlerin bu yaldızlı sözlerine kimse kanmasın.
MUHABİR: Gerçi ara formlarla o konuda aynı şeyi düşündüğümüzü söyleyebilirim. Sizin bu anlatımlarınız Richard Dawkins’e özellikle çok fazla rahatsız etti ve Türkiye’de O’nun sitesi karşı bazı yasaklar söz konusu idi. Ki The Independent gazetesinde bu fazlası ile tartışıldı. Hatta Türkiye’de sizin gericiliğe götürdüğünüz Türkiye’yi söylendi, Amerika ‘da ve Avrupa’da. Fakat ben şunu sormak istiyorum. Siz aslında Darwinizmi, evrim teorisini ortaya atan insanların çocuklar tarafından da bakıldığında çok yalan olduğu, çok doğru olmadığını söylüyorsunuz. Bunu söyleyenler profesörler bunu nasıl karşılıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: İşte şeytanın, harika yönü de burada. 100 milyonlarca bilim adamını göz göre göre kandırdı ve çocuk gibi onları böyle avucunun içinde oynattı adeta. Yani bunu nasıl becerdi şeytan bu nefes kesici bir şey ve çok büyük bir mucizedir. Tesadüflerle oldu, diyor. Eski Mısır’da da bu şekilde idi, Nil’in çamurlarından siz oluştunuz, diyordu halka onlar. Bütün hayvanlar, canlılar, bitkiler hepsi Nil’in çamurlarından oluşuyor, diyorlardı tesadüfler sonucu. Eski Sümerler’de de aynı düşünce vardı ki bir pagan dini sapkın eski bir dindir bu, putperest bir dindir. Ama çılgın bir dindir, delice mantıksız bir dindir. O dinin aynısıdır, Darwinizm. Yani Sümerler’de de aynı tesadüfler sonucu insanların ve bitkilerin oluştuğunu iddia ediyorlardı. Mısır’da da bu vardı, aynısını adamlar söylüyorlar. Arada hiçbir değişiklik yoktur, fakat bunun şu an oluşmuş olması ahir zaman mucizesidir. Deccaliyetin insanları nasıl kolayca kandırdığının Deccal’in zuhurunun ne kadar şiddetli bir şey olduğunun alameti ki peygamberlerin hepsi ahir zamanda bu Deccaliyete karşı ümmetleri uyarmışlardır. Olağanüstü bir olaydır, adeta insanları hipnotize etmişlerdir. Çamurlu su varmış, ee peki onların içinde birden protein oluşmuş, diyorlar. Kardeşim bir proteinin oluşması teknik olarak imkânsız, bilimsel olarak mümkün değil. Hadi diyelim sana bir tane protein verelim. Binlerce proteinin bir araya gelmesi gerekiyor. Yine birleşse de binlerce protein tozu olurdu en fazla. Satılıyor bakkallarda orada burada protein tozu diye. Bu yine canlanmaz. Bunun hücre olması için yine mucize gerekiyor. Zaten Darwinistler, protein nasıl oluştu sorusuna mucize oldu, diyorlar. Hücre nasıl oldu, o da mucize ile oldu diyorlar. Peki, hücreden kol, gövde, bacak nasıl çıktı. Onlar da mucize ile oldu diyor. Binlerce, milyonlarca mucize sonucunda bu oluştu, diyorlar. Peki, bu kadar atoma ilahlık vasfı vereceğine bütün atomları –Hâşâ- Allah gibi göreceğine tek bir Allah’a bunu versen her şeyi Allah yarattı desen olmuyor mu?
MUHABİR: Siz tabi kitaplarınızda bunun olasılık ihtimalinin 10 üzeri 100.000 veya milyon olduğunu…
ADNAN OKTAR: Mümkün değil, apaçık Allah yarattı.
MUHABİR: Şunu da özellikle sormak istiyorum. Adnan Oktar nihayetinde güzel sanatlarda bulunmuş bir dönem, bir dönem felsefe okumuş fakat bunu iddia eden insanlar Darwinizm noktasında Darwinizmin olduğunu, evrim teorisinin olduğunu iddia eden insanlar ise profesörler. Şimdi ben buraya gelmeden önce hakkınızda bilgi sahibi idim. Fakat internetten biraz daha bilgi sahibi olabilir miyim veya size internet üzerinden gelebilecek herhangi bir soruyu, benim aklıma gelmeyen bir soruyu sorabilir miyim, diye araştırma yaptım. Sözlüklerde özellikle sizin hakkınızda işte bazı cümlelerde şu geçiyor. Avrupa’daki bilim adamlarına inanmayacağız da profesörlere inanmayacağız da Adnan Oktar’a mı inanacağız diye bazı sözler geçiyor. İnsanlar sizi felsefe okumanızla güzel sanatlar okumanızla değerlendirmiyorlar. Bilimsel konularda söz sahibi olup olmadığınızla değerlendiriyorlar. Belki çok da doğru değildir bu söylem ama sizin her konuda bilginiz var. Bunu nereden edindiniz. Tabii ben sizin çok aydın bir insan olduğunuzu doğrusunu söylemek gerekirse düşünüyorum. Birçok görüşünüze katılıp bazı görüşlerinize katılmasam da aydın olduğunuzu düşünüyorum. Bu bilgileri nereden aldınız. Biyoloji bilgilerini, arkeoloji bilgilerini, uzay bilimleri bilgilerini…
ADNAN OKTAR: Bir kere şunu söyleyeyim, Dawkins diye gözlerinde büyüttükleri şahsı Richard Dawkins’i ben Türkiye’ye davet ettim. Gelsin tartışalım dedim. Kabul etmedi. O zaman biz gidelim, dedik. Orada tartışalım, onu da kabul etmedi. Sizlerin istediğiniz bir yerde tartışalım, dedik. Sizinki de bizimki de olmasın sizin dediğiniz bir yerde tartışalım, dedik. Onu da kabul etmediler. O zaman ne istiyorsunuz, dedik biz. Belli ki büyük bir açmaz içindeler ve şiddetle kaçınıyor Richard Dawkins tartışmaktan. Ve yemin ettim, diyor kesinlikle konuşmam diyor. Peki, kendine güveniyorsan, bir de neyin üzerine yemin ettin ayrıca o da bir konu. Niye ortaya çıkmıyorsun. Niye delillerini ortaya koymuyorsun. Ben dedim ki bir tane Darwinizmi ispatlayan ara geçiş formu tabir ettiğiniz bir tane fosil getirin tek bir tane. Ben size peşin hemen 10 trilyon vereceğim, dedim. Bakın halen de daha bu geçerli, Darwinizmi ispat eden bir tane ara fosil tek bir tane istiyorum. 100 milyon yaratılışı ispat eden fosile karşı bunu istiyorum. Bakın 100 milyon benim fosilim var yaratılışı ispat eden. Ben de onlara diyorum ki bir tane de siz bana getirin, 10 trilyon vereceğim, getiremiyorlar, getiremezler. Çünkü öyle bir olay yok. Ayrıca bu konuları ispat etmek için bilim adamı olmaya gerek yok. Güneş var, diyoruz. Güneş var derken bilim adamı mı olmamıza gerek var. Yani güneşe baktım mı görüyoruz, neyi ispat edelim. Aya baktın mı ayı görüyoruz, ay var mı yok mu tartışması yok. Çok açıktır bu. Yaratılış da çok rahat anlayabileceğimiz şekilde Allah tarafından yaratılmıştır. Bilimsel araştırma, ince ince tetkiklere gerek yok. Allah yerin altını zaten plakalarla doldurmuş, taşlarla doldurmuş, nereyi kazsan fosil çıkıyor. Fosillere baktığımızda da canlıların hiçbir şekilde değişmediğini görüyoruz.
MUHABİR: Ara form yok ve bunu getirene de şu an televizyonda
ADNAN OKTAR: Ara form yok, halen de söylüyorum, Türkiye’de de varsa öyle düşünen bir kişi herhangi bir şekilde eğer bulduysa, elinde varsa söz veriyorum, hemen 10 trilyon peşin vereceğim.
MUHABİR: Evet, şimdibunların tamamının bir oyun olduğunu yine de vurguluyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, tabii ki
MUHABİR: Bütün kitaplarınızda evrim teorisi olsun, Yahudilik Masonluk olsun bütün oyunların Türkiye üzerinden özellikle oynandığını söylüyorsunuz. Siz gelecekte Türkiye’nin anlattığınız şekilde gerçekten Türk-İslam Birliğine önderlik edeceğini ciddi anlamda düşünüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Aslında Türk-İslam Birliğinin önündeki engel Darwinizm idi. Ben onun beynini darmakeşan ettim. Darwinizm şu an yok. Fransa’da da yok ettik. İngiltere’de de yok ettik. Amerika’da da yok ettik. Avrupa’da da yerle bir ettik. Bakın Avrupa’daki çıkan manşet haberler, sürmanşetten:
Almanya’nın ünlü Stern Dergisi; Gök gürültüsü gibi patlayan kitap diyor Yaratılış Atlası’na, kitabıma.
ABD’den yine çok ünlü Science Bilim Dergisi evrime yapılan en göz kamaştırıcı görünümdeki saldırı.
İsveç; Darwin’e meydan okuyan muhteşem eser.
İrlanda; Irish Times gazetesi Yaratılış Atlası bu yıl şu ana kadar olan en olağanüstü olaydır, diyor.
ABD; New York Times gazetesi, Yaratılış Atlası, Darwin’in teorisine karşı çıkmış en büyük ve en güzel yaratılışçı meydan okuma.
Fransa; elektroşok meydana getirmek gibi değerli bir yeteneğe sahip, Fransa Le Liberation gazetesi; tek bir hamlede tam bir panik gerçekleştirdi. Fransa; Science Bilim Dergisi, Atlas soğuk duş etkisi yaptı.
İtalya, La Stampa gazetesi; Elveda Darwin.
Fransa, Le Point, Darwin’i kurtarın.
İtalya Corriere della Sera gazetesi ama kesin olarak bildiğimiz şey bizim kaybedenler olacağımızdır, İtalyanlar diyor bunu, benim kitabımdan sonra.
Hani bilim adamları vardı. Hani 100 milyonlarca imkânları vardı. 10 binlerce okulları vardı, enstitüleri vardı. Bir üflemeyle bir rüzgârla hafif bir darbe ile yerle bir oldular. Çünkü bir uydurma oyundu bu. Kartondan kule yaptılar, ben şöyle bir üfledim. Karton kule yerle bir oldu.
Danimarka; Politiken gazetesi anti-Darwinist bombardıman. Böyle binlerce haber çıktı.
MUHABİR: Avrupa’da böyle haberler var, sizin karşıtınız olan haberler var. Ona birazdan değineceğim. Siz yaptığınız kitabı Fransızca ve İngilizceye çevirerek Avrupa’ya verdiniz, Almanca’ya da. Bunu okullara gönderdiniz, yanılmıyor isem. Okullarda öğretilsin diye. Buna karşı çıktı, Avrupa Parlamenterler Meclisi sizi tartışmaya başladı, Türkiye’yi tartışmamış olan bir meclis. En azından size ayrılan zamanı Türkiye’ye verdiklerini çok da zannetmiyorum. Bunların hepsi güzel fakat Bilim Araştırma Vakfı diye sizin bir vakfınız var. Genellikle kitaplarınız ve cd’leriniz bu vakıftan yola çıkarak çıkarılıyor ve dağıtımı herhalde Bilim Araştırma Vakfı tarafından gerçekleştiriliyor. Siz, bunları tek, yalnız Adnan Oktar mı yazıyor bunları ya da arkadaşlarınız varsa bunları yazan neden onların isimleri geçmiyor da sadece sizin isminiz geçmiyor burada.
ADNAN OKTAR: Bir kere okullarda üniversite hocalarına gönderdik biz, profesörlere gönderdik. Öğrencilere göndermedik. Ben her zaman bir şeyin beynine yönelirim. Çoluk çocukla ben uğraşmam. Tenzih ederim, onlara da sevgim, saygım var ama ben beynin bedene etki yapacağını bilirim. Yani hocaların onlara anlatacağını bilirim. Onun için o yalana bir kere hiç yanaşmasınlar bana. İşte ilkokul, ortaokul çocuklarına kitap gönderiyor. Bunlar yersiz, ayrıca benim www.harunyahya.net , www.harunyahya.org sitelerimde de zaten insanlar istedikleri gibi bu kitaplarıma bağlantıda olabiliyorlar ve ücretsiz olarak kitaplarımı okuyabiliyorlar. Onun için bunlar geçersiz. Nereden nasıl oluyor. Benim bir 30 kişilik bir ekibim var. Arkadaş grubum var. Bunların içinde doçent de var, asistanlar var, uzmanlar var. Üniversitede eğitim veren kişiler bunlar ve çok iyi araştırma yeteneği gücü olan insanlar. Onlar bana Fransızca, İngilizce, Almanca dünyanın her yerindeki önemli araştırmaları tercüme ederek getiriyorlar. Benim masama koyarlar. İlgili fotoğrafları belgelerin hepsini de alır, getirir koyarlar. Ben yazıların, fotoğrafların bağlantılarını yapıyorum. Yorumlarını yapıyorum ve redaktöre veriyorum. Sonra kitap hazır olarak karşıma geliyor. Ben öyle detaylarla uğraşmıyorum. Araştırma kısmına ben girmem. Ben sadece yorum ve bağlantı kısımları ile ilgileniyorum.
MUHABİR: Bu arkadaşların isimlerini ilerleyen günlerde kitaplarınızda yazmak ister misiniz?
ADNAN OKTAR: Onlar gizli kahramanlar
MUHABİR: Bunu kendinizi biraz daha ön plana çıkararak arkadaşlarınızı koruduğunuzu düşünüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Tabii şimdi öğretim üyesi olan bir insan, onlar da değerli katkıları ile ben bunu hazırladım, desem hemen okuldan atacakları belli. Çünkü Darwinistlere karşı şefkatli ve koruyucu bir tavır olabiliyor ama anti-Darwinist olanlara karşı da daha olumsuz tavırlar olabiliyor. Biz bunu Türkiye’de de gördük. Ama dünyanın başka yerlerinde bu çok şiddetlidir. Yani hem anti-Darwinist olacak hem de okulda hoca olacak, bu çok zor.
MUHABİR: Bu noktada yine hazır bu noktaya gelmişken Cevat Babuna ile bir dönem aranız çok iyiydi. Daha sonra aranız bozuldu. Fakat Oktar Babuna sizi babasına karşı inanılmaz savundu. Ailelerle problemleriniz olduğu söyleniyor, çevrenizdeki arkadaşların aileleri ile. Gerçi ben bugün yine ilginçtir, problemler olduğu söylense de bu noktada sadece Cevat Babuna’nın haykırışları birkaç ailenin haykırışları olsa da sizi destekleyen aileler olduğunu da gördüm, görüntülü olarak...
ADNAN OKTAR: Yüzlerce...
MUHABİR: Neden böyle bir problem yaşadınız arkadaşlarınızın aileleri ile.
ADNAN OKTAR: Cevat Babuna bizim evimize gelirdi. Ben konferans vermesi için O’na ricada bulundum. O da kabul etti. Birçok yerde konferans ayarladık. Hemen hemen her konferansında ben bizzat ilgilendim. Belgeler gönderdim. Yazılar gönderdim. Konferansta neler konuşması gerektiğini hazır olarak O’na fotokopi olarak gönderdim. O da o fotokopilerden istifade ederek aynısı ile anlattı. Allah razı olsun, bunlar çok güzel ama sonradan birden çizgisi değişti. Sanki bir yerlerden bir haber uçtu. Sanki bir yerlerden birileri bir şeyler dokundurdu veya bir şeyler söyledi. Adeta 360 derece değişti. Tabii bilemiyorum Allah bilir ama şunu söyleyebilirim, Cevat Babuna’yı tenzih ederim. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün bir kısım aileleri organize ettiğini, planlı bir çalışma yapıldığını da biliyorum. Biz bunu savcılıklara da bildirdik. Bu konuda zaten şu anda bir soruşturma var. İddia edilen Ergenekon örgütü en etkili vuruşun aileler kanalı ile olacağını, onların böyle vahim ve ızdırap içerisindeki görünümlerinin toplumda sansasyonel etki yapacağını, en etkili vuruşun bu olacağını düşündüklerini aralarında konuştuklarını biliyoruz. Yani çünkü psikolojik savaşın uzmanıdır bunlar. Toplum mühendisliği uzmanıdır bunlar. Bu konuda özel bunların profesörleri var, çalışanları var. Uzmanlık gerektiren bir konudur. Bu uzmanların tavsiyesi ile bu tarz oyunlar yapmışlardır. Bu aileler özellikle organize edilmişlerdir, bir kısım aileler.
MUHABİR: Siz yanınızdaki arkadaşların bazıları ile aileleri ile görüşmemeleri gerektiğini söylüyor musunuz ya da söylediniz mi?
ADNAN OKTAR: Olur mu ben aileleri çok seviyorum. Yüzlerce aile benle görüşüyor. www.harunyahya.org ‘a girenler açık açık bunu görürler. www.harunyahya.com ‘ da da bunu açık açık görürler. Filmlere girdiklerinde tek tek ailelerin anlatışlarında sevgileri, saygıları açık açık görülüyor. Ben niçin annesi, babası ile görüşmesini istemeyeyim bir insanın. Ne kadar güzel, ne kadar zevkli hep beraber çay içeriz, konuşuruz. Ben insan sevgisi ile dolu bir insanım. Dışa dönük bir insanım. Ben bütün insanların mutlu olmasını istiyorum, ayrılık gayrılık niye isteyeyim ben ama bir kısım arkadaşlarımı aileler, hakikaten adeta köşeye sıkıştırdılar. Mesela eve gidiyorlar, darb ediyorlar veya dövüyorlar. Elini kolunu bağlıyorlar, kaçırmaya kalkıyorlar. Kiminin evine saldırdılar, kapıyı kırmaya kalktılar.
MUHABİR: Kendi aileleri yapıyorlar değil mi?
ADNAN OKTAR: Yani çok anormal olaylar oldu. Can havliyle, bu bir anlamda nefsi müdafaa canını kurtarmak için o insan adeta ordan kaçıyor. Ama diyor ki, yalvarıyor bakın bunu yapmayın, ben sizin yanınıza geleyim, sizi seviyorum ben. Ama bana hürriyet tanıyın, fikirlerime saygı duyun. Beni kendi halime bırakın, sizlerle görüşeyim, diyor. Ama onlar, hayır böyle olmayacak, diyor.
MUHABİR: Neden ilk etapta sizinle görüşmelerinde bir sakınca yokken daha sonra böyle bir kanıya varıyor insanlar.
ADNAN OKTAR: Yani şunu açıkça söyleyeyim. Yine söylüyorum. Bu toplum mühendisliği çalışmasıdır. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün psikolojik savaş uzmanlarının yaptığı özel bir çalışmadır. Ve bunda başarılı olmuşlardır. Yani hakikaten bizim milletimiz duygusaldır. Çıkartıyorlar bir insanı hüngür hüngür ağlatıyorlar televizyonda. O da hakikaten müthiş yetenekli, bir anda insanlarda galeyan meydana gelir. Ve hakikaten birçok şeyi tam tersine çevirebildiler. Ve birçok olayı normal bir olayı 360 derece tersine çevirip bambaşka bir şekle sokabildiler. Ve bu toplum mühendisliği ile bu elde edilebildi.
MUHABİR: Sizin çevrenizdeki insanların sosyal statüleri çok yüksek, eğitim seviyesi yüksek insanlar. Bugün internet sitesinde ben özellikle sizin eleştirildiğiniz noktalara çok fazla bakmak istedim. Çünkü sizi seven insanlar zaten kabul etmiş bulunuyor ve sizin için söyleyecekleri laflar çok da kötü olmayacaktır. Fakat sizi eleştiren insanlar biraz yaşadığınız çevre ile ilgili de eleştiriyorlar. Etrafınızdaki insanların maddi konumlarının, sosyal statülerinin yüksek olması mesela fazlası ile eleştiriliyor. Sizin gittiğiniz yolda özellikle mi bunu yaptınız yoksa olaylar böyle mi gelişti ya da neden böyle?
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon örgütü insan seçerken zayıf insanlar seçiyor, mesela haset duygusu gelişmiş, kıskançlık duygusu gelişmiş insanları seçebiliyor. Mesela adam hayatta başarılı olamamış, bir şeyde başarı elde edememiş, maddi gücü yok, ezilmiş ve intikam alma hırsı içerisinde. Mesela o insana yaklaşıyorlar, bak diyorlar onlar çok zengin rahat yaşıyorlar, zenginler, gösterişliler, kültürleri yerinde ama senin hayatına bak arada müthiş fark var, gel sen bizle beraber ol mücadele edelim mantığını ortaya koyuyorlar. Haset etmiş insanı, insan sevgisi olmayan bir insanı yönlendirmek kolaydır. Gözü dönmüş bir insanı yönlendirmek çok kolaydır. Hele de üstüne biraz para verildiğinde ki bu kişileri organize ederken maddi gücünü de kullanıyor. Bunlara bedava bu işi yaptırmıyor. Çok ciddi paralar harcadılar bunları yaparken. Birçok insan bundan şu an geçimini sağlıyor. Bize karşı muhalefetle geçimini sağlayan insanlar var. Yani mesleği oldu adamın bizim aleyhimize herhangi bir şey yapmakla, herhangi bir konuşma yapmakla parça başı ücret alan insanlar var. Böyle bir geçim yolunu gören insanlar tabi hücum ediyorlar öyle yerlere. Ve böyle neticeler elde ediliyor. Bununla da uğraşmak çok zor oluyor tabii çok vaktimizi alıyor. Bunlar daha çok da bizi meşgul etme amaçlı oluyor. Hem vaktimizi, hem maddi yönden hem manevi yönden bizi meşgul etmek faaliyetlerimizi biraz da olsa sekteye uğratmak kastıyla yapılan hareketler. Amaç anti-Darwinist, anti-Siyonist faaliyetlerimizi durdurmak, kendi ideallerimizde ilerleyişimizi de durdurmaktır. Eskiden beri yapılan bir şeydir bütün dinlerde de bu olmuştur. Hz. Musa’ya karşı da bu olmuştur, Hz. İbrahim’de de olmuştur, Peygamberimizde de olmuştur. Her zaman inananlarla inanmayanların şeytana uyanlarla şeytana karşı olanların bir mücadelesi olmuştur. Biz de bu mücadele içerisinde yer alıyoruz. Allah’ı sevenler her zaman bir zorluk içerisinde olmuşlardır. İlk defa karşılaşılan bir şey değil, bu benim için bir onurdur.
MUHABİR: Gelen sorular var bu arada izleyicilerimizden gelen.
ADNAN OKTAR: Tabi, buyurun.
MUHABİR: Fakat bu soruları yöneltmeden önce az önce konuştuklarımızla alakalı iddia edilen Ergenekoncuların ezilmiş insanları hedef olarak seçtiğini ve onları kendi yanlarına alarak eylemlerini gerçekleştirdiklerini söylediniz. Sizin bu noktada eğitim seviyesi düşük olan maddi durumu iyi olmayan insanlara yönelik çalışmalarınız oldu mu hiç?
ADNAN OKTAR: Benim çok fakir arkadaşım var. Ben fakirleri çok severim zaten. Benim hayatımın amaçlarından biri fakirleri rahatlatmak, onlara huzur vermek, onlara zengin bir hayat sağlamak, Türk-İslam Birliğindeki amacım zaten nedir. Benim milletimin ezilmişliğini, rahatsızlıklarını, huzursuzluklarını ortadan kaldırmak, aynı zamanda şu ekonomik krize çözüm oluşması için de ben bunu çok istiyorum Türk-İslam Birliğini. Ama güçlü, muktedir bir devlet vasfını iyice geliştirmek süper devlet olması için Türkiye’mizin o yönde gayret ediyorum.
MUHABİR: Çevrenizde sadece eğitim durumu ya da maddi durumu çok iyi olan…
ADNAN OKTAR: Çokfakir arkadaşlarım da var.
MUHABİR: Fakir arkadaşlarınız da var ve onlara yardım ediyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabi ki.
MUHABİR: Tabi yine örf ve adetlerimiz gereği kimlere nasıl yardım ettiğinizi sormayacağım. Siyasetçilerimizle ilgili bir soru var. Siyasetçilerimizi etkileyen fikirleriniz var demişler. Bu noktada var mı sizden etkilenen siyasetçiler. Sorunun devamı şöyle dilerseniz sorunun devamını da sorayım. Ama önce birinci sorunun cevabını almak istiyorum. Acaba siyasete girmeyi düşünüyor mu diye sormuş?
ADNAN OKTAR: Siyasete girmeyi düşünmüyorum. Siyasetçilerimiz son derece mükemmel, tecrübeli, çok da aklı başında insanlar. Bu konuda hiçbir açık yok, gayet güzel. Ama tabii ki fikirlerimden siyasetçiler etkileniyorlardır, istifade ediyorlardır. Ama bir tek benden değil tabii, birçok yerden birçok düşünceden etkileniyordurlar. Ama benden de ciddi şekilde etkilendiklerini gelişmelerden görüyorum.
MUHABİR: Siz bir cemaat olmadığınızı iddia ediyorsunuz, fakat cemaatlerin siyaset üzerindeki etkileri nihayetinde bir gerçek Türkiye’de. Cemaatlere nasıl bakıyorsunuz, oluşumlarına nasıl bakıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Cemaatler, Türkiye için denge unsuru gayet faydalı oluyorlar. Osmanlı’da da böyle idi. Biliyorsunuz tarikatlar Osmanlı’nın belkemiğini oluşturuyorlardı. Bir ahlak okulu idi. Bir kültür okulu idi tarikatlar, şu anda da öyle. Türk milletinin beraberliği için özellikle PKK sorununa karşı yapılan faaliyetlerde cemaatlerin çok çok büyük faydası ve etkisi oluyor. Ama tabii irticai unsurlar ayrı bir sorundur. Ama onlar ile kültür yoluyla bilgi ile mücadele etmek gerekir. Yani az da olsa böyle insanlar oluyor ama onlara karşı da haşin, gözü dönmüş bir üslup, akla, vicdana, sevgiye yakışmaz. Onlara da sevgi ile akılla, bilgi ile kültürle sanatla eğitmek gerekir
MUHABİR: Evet, irtica ile cemaatlerin ayrı kefelerde düşünülmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Bir konuşmanızda İstanbul’un çok önemli bir şehir olduğundan bahsetmişsiniz demiş bir izleyicimiz. İstanbul’un önemi nedir, sizce diye bir soru sorulmuş.
ADNAN OKTAR: İstanbul ahir zamanın en mühim noktasıdır. Hz. İsa’nın zuhur edeceği yerdir. Hz. Mehdi’nin zuhur edeceği yerdir. Ahir zamandaki mühim eşhaslar hep buradan çıkacaktır, İstanbul’dan çıkacaktır. Nazlı ve özel süslenmiş güzel bir şehirdir. Zaten fethedilmesinin ve Türklere nasip olmasının da derin hikmetleri vardır. Bir mucizedir zaten İstanbul’un alınması. Allah onu bir mucize ile aldırtmıştır. Zamanı gelince herkes bunu görecek. Bu güzel nazlı şehrin ne güzel hizmetlere vesile olacağını hangi kültürlere hangi düşüncelere nasıl güzel hizmetler vereceğini de görecekler İnşaAllah.
MUHABİR: Evet, Türk-İslam Birliği ile hilafet sisteminin farkı nedir ki hilafet konusunda özellikle ne düşündüğünüzü Cumhuriyet ile birlikte hilafetin kaldırılması ile ilgili her ne kadar kaldırılmadı dese de bazı yazarlar Türkiye Büyük Millet Meclisinde mündemiçtir ibaresiyle aslında TBMM’de olduğu söylenir hilafetin ama nihayetinde bir halife yoktur başımızda. Hilafetin kaldırılması ve hilafet hakkındaki düşüncelerinizi ve Türk-İslam Birliği’nin, İstanbul bu noktada herhalde az önce söylediklerinize istinaden söylüyorum bunu Türk-İslam Birliği’nin başkenti olacak demek istediniz büyük ihtimalle. İstanbul’un yeri nedir?
ADNAN OKTAR: İstanbul tabi ki Türk-İslam Birliği oluştuğunda Türk-İslam Birliğinin kültürel başkenti olacaktır. Siyasi başkentimiz Ankara olacaktır tabii ki yine. Yine Türk-İslam Birliğinde devletler yapılarını koruyacaktır, üniter yapılarını koruyacaktır. Fakat hilafetin kalkmasını Allah kaderde özel olarak meydana getirmiştir. Çünkü halifelik kalkmazsa Mehdi zuhur etmezdi. Halifeliğin kalkması Mehdi’nin zuhuru için Allah tarafından özel yapılmıştır ve rivayetlerde de bu belirtilir. Mehdi halife olmadığı bir ortamda gelecektir diyor Peygamber Efendimiz. Yani halifeniz olmayacak diyor başta bir halife olmayacak, halifesiz bir ortama gelecek Mehdi diyor. Onun için kader içerisinde Allah’ın yaptığı yüce planın bir gereğidir bu. Allah’ın plana ihtiyacı yoktur fakat anlaşılması için söylüyorum kaderin gereğidir bu. Mehdi geldiği vakit bütün İslam âleminin manevi lideri, sevgi lideri, coşku, kardeşlik, dostluk lideri olacaktır. Yani Mehdi son derece aydın, sevecen, sevgi dolu bir insandır. Peygamber Efendimiz diyor, kan da akıtmayacaktır, uyuyan kişiyi de uyandırmayacaktır, diyor. Basiret ve feraset sahibi olacaktır, diyor. Çok detaylı, hem fizik özelliklerini hem de karakter özelliklerini belirtmiş Peygamber Efendimiz.
MUHABİR: Aslında bir soru var ama bunu direkt sormak yerine şöyle açmak istiyorum. Siz birçok konuşmanızda Said Nursi’yi örnek aldığınızı, kendisini çok sevdiğini söylüyorsunuz. Dolayısı ile Said Nursi’nin öğrencilerinden bir tanesi Fethullah Gülen, nur cemaati ile birlikte hareket eden. Nur cemaati ve Fethullah Gülen hakkında ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Nur cemaati gerçekten Türkiye için çok büyük bir nimettir. Çok aklı başında çok tutarlı insanlardır. Zaten Nur cemaatinin faaliyetlerinden sonra Said Nursi’nin zuhurundan sonra bu İslam’daki modern, sevgi dolu, akılcı, sanata ve bilime değer veren İslam anlayışında daha ciddi bir gelişme olmuştur. Aydın İslamcı düşüncenin zeminini geniş çapta oluşturmuştur bu yapı. Ve bu gün nur talebeleri bugün Türkiye için bir güvencedir. Türkiye’nin çimentosudur bu insanlar. Vatana, milletine, bayrağına çok sadık, çok efendi, anarşiye ve teröre kesin tavır alan ve devletçi, devletten yana tavırları olan insanlardır ve çok güvenilir insanlardır. Bu çizgi içersinde Fethullah Gülen de çok efendi, mazlum bir insan, sevgi ile şefkat ile yaklaşan bir insanın, muhabbetle yaklaşan bir insanın açıkça göreceği kadar sevecen ve iyi bir insandır ama güzel gözle bakmak lazımdır.
MUHABİR: Türkiye’ye faydalı olduğunu düşünüyorsunuz Fethullah Gülen’in.
ADNAN OKTAR: Tabii, çok çok faydalı olduğunu düşünüyorum.
MUHABİR: Peki, dinler arası diyalog noktasında Fethullah Gülen’i, nur cemaatini ve özellikle Abant toplantıları oluyor dinler arası diyalog konusunda. Siz ne düşünüyorsunuz yapılan faaliyetler konusunda neler söyleyeceksiniz?
ADNAN OKTAR: Ben kendi fikrimi söyleyeyim. Bu fikre uymayan her şeyin ben anormal olduğunu düşünürüm onu söyleyeyim. Museviler bizim kardeşimizdir dindar Museviler onlar bizim canımız ciğerimizdir. Hıristiyan dindarlar bizim canımız, ciğerimiz kardeşlerimizdir. Biz bunlardan kız alabiliriz, evleniriz, yemeklerini yeriz, ticaret yaparız. Misafirliğe gideriz, onlar bize misafirliğe gelir. Konuşuruz, sohbet ederiz. Biz bildiğimiz kadarı ile onları İslam’a davet etmeye gayret ederiz ama güzellikle ve sevgi ile Kuran’ın ifadesi ile onları rencide etmeden. Onların da kendi düşünceleri varsa anlatabilirler. Ama biz de kendi düşüncemizi anlatırız. Benim diyalog dediğim budur.
MUHABİR: Bunun ötesinde…
ADNAN OKTAR: Bunun ötesinde bir diyalog olmaz.
MUHABİR: Yani anlaşmak bazı diyalogların anlaşmaya kadar gittiği söyleniyor çünkü.
ADNAN OKTAR: Yani, Allah vermesin yani ben inanmıyorum tabii öyle bir şey olduğuna, tabi buna kimse olur gözü ile bakmaz. Yani anormal şeyi bizim milletimiz kabul etmez, niye bundan tedirgin olunuyor anlamıyorum. Anormal bir fikir getirecekler Türk milletine de doğru, kabul edelim, diyecekler. Ne zaman kabul etti bizim milletimiz. Komünizmi getirip dayattılar 1971’den 1981’e kadar kabul etti mi millet. Yok. Hiçbir şeyi, anormal olan hiçbir şeyi kabul etmez bizim milletimiz. Yani bunu uzatmaya gerek yok ki. Mesela, gericiliğe karşıdır bizim milletimiz aydındır ama İslam’a karşı coşkulu bir sevgisi ve muhabbeti vardır. Dinden asla ayrılmazlar. Kuran’dan asla ayrılmazlar Kuran ahlakını asla bırakmazlar. İstediğiniz kadar uğraşın. İstediğiniz kadar Darwinist propaganda yapın. Bakın %90 şu an Türkiye’de Darwinizm’e inanmayanların oranı ama çok şükür Allah bunda beni vesile etti. Bunu konuyla da iftihar ediyorum, Elhamdülillah, çünkü tam tersi idi.
MUHABİR: Evet, siz yine mücadelenize devam edeceğinizin de sinyalini veriyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evvel-Allah, aksi düşünülemez, ölünceye kadar İnşaAllah, son nefese kadar.
MUHABİR: Sizinle uğraşmaya devam edeceklerini yine düşünüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Şeref olur. Benimle uğraşmazlarsa gerçekten biraz rencide olurum.
MUHABİR: Size ilginç tabii bu soru yine izleyicilerimizden gelmiş.
ADNAN OKTAR: Hayır bulurumama bende bir anormallik mi var diye düşünürüm benle uğraşmazlarsa.
MUHABİR: Size izleyicilerimizden gelen bir soruyu soracağım. Ama öncelikle şunu sormak istiyorum. Bu oynanan oyunların içerisinde bir dönem sizin arkadaşlarınız olduğunu zannettiğiniz insanlar oldu mu ki bir vaka oldu, sizin hakkınızda bazı video gösterileri gösterildi ve 2008 yılında bir tazminat kararı çıktı yanılmıyorsam konu hakkında.
ADNAN OKTAR: Ama ben bundan beraat ettim. Mahkemenin huzurunda ispat ettim bunun yalan olduğunu. 2 evin farklı olduğunu teknik açıdan ispat ettim, gösterdim. Ayrıca filmde öyle bir şey olmadığı da açık görüldü. Bir kadın bir erkek var. Orada ben de yokum, arkadaşlarım da yok. Çünkü arkadaşlarımla o kadın silahlarla geldiğimi ve benim bulunduğum ortamda fakat baktılar ki filmde öyle bir şey yok.
MUHABİR: Ebru Şimşek ile görüşmediniz mi hiç?
ADNAN OKTAR: Hayır bir kere bile görüşmüşlüğüm yok. Hiç tanımam bilmem. Sadece televizyonlardan tanıyorum. Böyle ünlü, tanınan insanlara karşı böyle bu tip şeyler her zaman yapılmıştır, yapılıyor da. Zaten arkadaşı da söylüyor, geldi mahkemede anlattı. Kime biz bu uygulamayı yapalım Adnan Hoca müsait demişler. Kendi aramızda karar verdik diyor. Evini de bilmiyorduk diyor. Gittik, aradık, bulduk, polise gösterdik evi, diyor ifadesinde kız. Ama Allah’a çok şükür ki benim bulunduğum evin tavanı düz yani kiriş yok. O bayanın bulunduğu evin tavanında kiriş var. Kirişler aşağı sarkıyor, filmde bu açık açık görülüyor. Oradan yakayı ele verdiler.
MUHABİR: Bazı noktalarında benzerlikler var mı, o görüntülerde sizin evinizle?
ADNAN OKTAR: Ama evin hiç alakası yok. Ev alelade küçük 60 m2 falan, sıradan bir ev. Küçük pimapen pencereleri var. Benim bulunduğum ev İtalyan modeli idi. Tavandan tabana kadar pencereleri. Onda küçücük pencereler var. Ayrıca kiriş de alenen sarkıyor. Benim bulunduğum eve güzellik süs olsun diye kiriş tamamen yok edilmiş hiç görülmüyor kiriş. Yani salonun içerisinde kaybedilmiş kiriş.
MUHABİR: Benzer noktalar var mıydı?
ADNAN OKTAR: Hiç yok. Sıfır. Ayrıca kimse de yok odada.
MUHABİR: Sayın Oktar şunun için sormak istiyorum, acaba sonuçta görmediğiniz bir insan. Bazı görüntüler ortaya çıkıyor. Bazı ithamlarda bulunuyor size. Sizin evinizi gören insanlar mı acaba bu bilgileri verdiler mi diye de düşünmüyor değilim. Onu da özellikle sormak istedim. Böyle düşünüyor musunuz? Etrafınızda böyle takip edildiğinizi düşünüyor musunuz? Nihayetinde 1980 yılında başlayan bir maceranız söz konusu. 2008 yılındayız, yıllarca mücadele ettiniz. Takip edildiğinizi düşünüyor musunuz ve korunuyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Beni takip edenleri Allah takip eder. Yani hiç kimse hiç kimseye zarar getiremez. Allah’ın dilemesi dışında hiç bir şey olmaz. Bakın ben 53 yaşındayım. Aslan gibi duruyorum ortada hiçbir şeyde yapamadılar. Ve kaderimi ben yaşayacağım. Allah’ın benim için çizdiği kaderi ben yaşayacağım. O kaderi yaşayıncaya kadar kimse benim kılıma zarar getiremez, hiç kimse. Allah’ın dilemesi dışında hiç bir şey olmaz. Ama benim vaktim geldiğinde Allah’ın emrettiği vakit geldiğinde Allah benim canımı alır. Ben de aşkla şevkle Azrail’e sarılırım, kucaklaşırız. Hep birlikte gideriz İnşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, bu noktada Allah ömrünüzü uzun etsin. Allah uzun ömürler versin. Korunuyor musunuz, korumalarınız var mı?
ADNAN OKTAR: Etrafımda arkadaşlarım var. Gençler, bizim çocuklar bayağı kuvvetlidirler.
MUHABİR: Sizi koruyorlar diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, MâşâAllah.
MUHABİR: 53 yaşındayım, dediniz. Hiç evlenmediniz, değil mi?
ADNAN OKTAR: Yok, evlenmedim.
MUHABİR: Neden evlenmediniz.
ADNAN OKTAR: Benim böyle bir ortamda böyle yoğun bir faaliyet ortamında benim çoluğumla çocuğumla gidip… Yani çok vakit alacak şeyler bunlar.
MUHABİR: Ben fikre adadım, kendimi diyorsunuz. Etrafınızda mankenler var mı yani? Tabi aslında bu çok eleştirildi ama doğrusunu söylemek gerekirse biz ilk defa Adnan Bey’le görüşüyoruz. Ben kendinin müridi de değilim. Fakat şuna da çok katılmıyorum doğrusu eleştiri noktasında şuna katılmıyorum. Az önce de söyledim size katıldığım ve katılmadığım noktalar var ama şuna katılmıyorum. Sizin etrafınızda sizin fikirlerinizden beslenen mankenlerin olması ya da sosyal statüsü yüksek insanların olması veya maddi durumu çok yüksek insanların olmasının size veya bir başkasına zarar vereceğini düşünmüyorum fakat çok tartışılıyor. Gerçekten arkadaşım dediğiniz mankenler var mı?
ADNAN OKTAR: Benim aslında çevrem geniştir işin doğrusunu söyleyeyim. Siyasetçilerden de, sanatçılardan da bilim adamlarından da birçok insanla görüşüyorum çok da severler beni, onlarla bir diyalog içerisindeyim. Ama tabi isim vermem. Ama çok fazla tanıdığım var tabi.
MUHABİR: Kadınlar hakkında ne düşünüyorsunuz diye bir soru gelmiş, ikinci sınıf vatandaş olarak görülüyor bazı noktalarda, bu konuda neler söyleyeceksiniz, denmiş.
ADNAN OKTAR: Kadınlar, Allah’ın en mükemmel en güzel tecellileridir. Allah tecellisi olarak Allah aşkı onlarda hissedilir. Aşkla sevilir kadınlar, Allah onları bizlere bir nimet olarak yaratmıştır. Cennette de yine aynı şekilde nimettirler, kadınlara karşı tabi derin sevgi, saygı, şefkat ve merhamet esastır. Onlar çiçek gibi, Kuran’da da bu belirtilmiştir. Çiçeği nasıl koruyacağız. Mesela, ışığına dikkat ediyoruz, suya dikkat ediyoruz. Aynı şekilde titizlikle nazenin oldukları için özenle korunması gereken varlıklardır. Sevgi ile gelişir kadınlar, muhabbetle gelişir. Yani onların bulunduğu ortamda sevgi ve şefkat onlara sunulması gerekir. O zaman çok sağlıklı, sevecen ve güzel huylu olurlar. Öbür türlü solarlar, Allah esirgesin, solabilirler. Ben kadınlara karşı çok derin sevgi duyarım. Daha önce de söylemişim. Bütün kadınlara ben aşığım. Allah’ın tecellisi olarak onları görürüm.
MUHABİR: Bunlar acaba bu söylemleriniz mi yanlış anlaşıldı, çünkü çok çok kullanılıyor bunlar medyada. En çok eleştiri aldığınız konulardan bir tanesi bu.
ADNAN OKTAR: Ama Allah’ın tecellisi, Allah’ın tecellisini biz beynimizin içerisinde görüyoruz. Dışarıda kadın var ama görüntüsü ile biz beynimizde görüşürüz. O görüntüyü de Allah yaratır. O da Allah’ın bir tecellisidir. Allah sevelim diye o görüntüyü bize yaratıyor. Mesela; çocuklar da insan çok beğenir. Bir güzelliktir, çiçekler de bir güzelliktir. Yani bu Allah’ın bir tecellisidir. Onlara duyulan aşk Allah’a duyulan aşktır.
MUHABİR: Sizin kriterleriniz var mı, dileyen herkes Adnan Oktar ile tanışabiliyor mu ya da dileyen herkesle muhabbet ediyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Ben çok sosyal bir insanım. Severim insanlarla konuşmayı. Şakacıyım, çok dışa dönük birisiyim.
MUHABİR: Bir kriteriniz yok, herkesle görüşebiliyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Yok, ben bütün milletimi çok seviyorum.
MUHABİR: En mutlu olduğunuz an ne zamandır, ilginç bir soru. Böyle bir soru sorulmuş.
ADNAN OKTAR: Mesela, Yaratılış Atlası’nı gönderdiğimde Avrupa’daki etkisini ayrı bir haber olarak okuduğumda çok çok etkileniyorum, çok çok hoşuma gidiyor. Mesela atom bombası etkisini yaptığını söyleyen bir gazete haberi vardı. Bunda tabiri caizse eridim, çok hoşuma gitti.
MUHABİR: Evet, şimdi aslında son 5 dakikamız arkadaşlarımız işaret ediyorlar ama ben izleyicilerimizden inanılmaz sorular mesela Atatürk hakkında soru sormuşlar ki bu soruyu sorayım. Çok ilginç bir mevzu var, sizin bugüne kadar sizinle çok konuşulmamış ama benim özellikle sormak istediğim bir soru. Fakat şunu sorayım. Sayın Adnan Oktar, Atatürk’ün samimi bir dindar olduğunu düşünüyorsunuz. Hatta bu konuda kitabınız da var. Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz, diye bir soru var.
ADNAN OKTAR: Atatürk en başta Kuran’a karşı muhabbeti ve sevgisi ile bilinen bir insan, hemen hemen her akşam Kuran tilaveti yaptıran bir insan. Ama mesela, Buhari’yi hadis kitabıdır, ki en ünlü hadis kitabıdır, Türkçe’ye tercüme ettirmiştir, Atatürk. Elmalılı Hamdi Yazır’ın Elmalılı tefsirini yaptırmıştır. Ve onu milletimize sunmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurmuştur ve anti-komünisttir. Diyor ki Atatürk; Türk milletinin en büyük düşmanı komünistliktir. Behemehâl her görüldüğü yerde ezilmelidir. Aslanım, ifadenin ihtişamına bak, behemehâl her görüldüğü yerde ezilmelidir. Tam bir aslan üslubu. Mesela, masonluğa karşıydı Atatürk, mason localarını hiç kimse kapatamamıştır. Hiçbir başbakan, hiçbir padişah kapatamamıştır.
MUHABİR: Atatürk yasaklamıştır.
ADNAN OKTAR: Bir kelime ile akşam derhal kapattırmıştır. Yiğitliği, aslanlığı görüyor musunuz?
MUHABİR: Evet, yine Atatürk’ün yıllarca komünizmi savunduğu ki cevap verdiniz, savunduğu söyleniyor tam tersini savunanlar var. Atatürk gerçekten dindar bir kişi miydi, deniliyor soruda. Buna cevabını verdiniz fakat ben yine izleyicilerimizden özür dileyerek kendi sorularıma geçmek istiyorum son birkaç dakikamız ve özellikle herhalde bu noktada cemaatlerle de çokça tartışılacak bir konu bu. Hayalin diğer adı madde, diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Tarikat geleneğinde de vahdeti vücut, sufî geleneğinde de vahdeti vücut söz konusu. İlişkilendiriyor musunuz, bu söylemleri.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır oradaki izahlarla benim anlatımım çok farklı. Ben sizin dışarıda varlığınızı, var olduğunuzu biliyorum. Madde olarak varsınız. Ama ben sizin varlığınızla direkt görüşemiyorum. Benim aklımın içinde, beynimin içinde de bir ekran var. Ben o ekranla sizle görüşebiliyorum. Yani seyircilerimiz de şu an televizyonu direkt göremezler. Televizyon beyinlerinin içinde görünüyor. Dışarıda televizyonları var. Ama onunla direkt görüşemezler. Beyinlerinin içindeki 2. bir televizyon oluşuyor, onu görüyorlar.
MUHABİR: Gölgelerden bahsediyordunuz bu hayalin diğer adı maddede.
ADNAN OKTAR: İşte bu o, anlattığım bu.
MUHABİR: Yani gölge midir, aslında her şey.
ADNAN OKTAR: Biz onun hayali ile görüşürüz, ama dışarıda madde vardır.
MUHABİR: Evet, evet, 80 milyonluk bir bilgi indirimi söz konusu, sitelerinizden 2008 yılında
ADNAN OKTAR: MâşâAllah
MUHABİR: Arkadaşlardan aldım bu bilgiyi çok eleştiriliyorsunuz ama herhalde bu 80 milyon seveniniz, 80 milyon insan ortalama bir 20 milyon insanın sizin hakkınızda bilgi aldığını gösteriyor bu. Çok eleştiriliyorsunuz fakat bir o kadar da insanlar sizin hakkınızda bilgi almak istiyorlar, bunu neye bağlıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Eleştirilmem, iyilerle kötülerin, güzelle çirkinlerin, pozitif ile negatifin mücadelesi vardır. Tabii ki benim de karşıtlarım olacaktır. Allah’a inananlar ile inanmayanların mücadelesi vardır. Allah’a inananların safındayım. İnanmayanların tabii ki bana karşı negatif tavırları olacaktır. Eğer olmasa zaten bir anormallik olur, ben kendimden şüphe ederim o zaman. Bu olması gerekiyor ve kıyamete kadar da olacaktır, Hz. Adem’den kıyamete kadar devam eden bir mücadeledir bu.
MUHABİR: 2007 yılında 60 milyon, 2008 yılında 80 milyona çıkmış
ADNAN OKTAR: MâşâAllah, doğru evet.
MUHABİR: Sayın Oktar çok teşekkür ediyoruz, bizi evinizde konuk ettiğiniz için ilerleyen günlerde yine seçim döneminde sizi konuk etmek istiyoruz.
ADNAN OKTAR: Çok iyi olur. Ben de çok teşekkür ederim.
MUHABİR: Çok çok teşekkür ediyoruz. Son olarak söylemek istedikleriniz varsa alalım.
ADNAN OKTAR: Bütün Karadenizli kardeşlerime derin sevgilerimi sunuyorum. Onları çok seviyorum. Özellikle, Karadeniz biliyorsunuz, Türkiye’nin manevi kalesidir. Bu güzel özelliklerini, güzel ahlak özelliklerini devam ettirsinler. Samimiyetlerini devam ettirsinler. www.harunyahya.org ve www.harunyahya.com sitelerimde benim kitaplarımı rahatça indirsinler, okusunlar, bilgilerini daha çok artırsınlar. Bütün Türkiye’mizin insanları gibi hepsini çok seviyorum. Karadenizli olmak bir şeref bir güzellik.
MUHABİR: Çok teşekkür ediyorum efendim, çok sağolun.
ADNAN OKTAR: MâşâAllah
MUHABİR: Evet, sayın seyirciler bir gündem programının daha sonuna geldik, ilerleyen günlerde tekrar birlikte oluncaya kadar esen kalın diyoruz. Hayırlı akşamlar.
ADNAN OKTAR: BütünTürkiyeyle olmak güzel tabi zaten.
MUHABİR: Çok teşekkür ederiz.