MUHABİR: Efendim iyi akşamlar, ‘Adnan Oktar’la Baş Başa’ programıyla karşınızdayız. Bu hafta yine Ahir Zaman konuları üzerinde konuşacağız. Hz. Mehdinin özellikleri ve gelişi, onun haricinde gündemdeki konular ve kıyamet, insan konuları üzerine sohbetler yapacağız. Programımıza mail yoluyla katılabilirsiniz. ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bizlere maillerinizi ulaştırabilirsiniz ve buradan gelen soruları, arkadaşlarımız bize program esnasında iletecekler ve Sayın Adnan Oktar’a bu soruları yöneltme imkânımız olacak. Sayın Hocam, hoş geldiniz programımıza.
ADNAN OKTAR: hoş bulduk, teşekkür ederim. Sizlerde hoş geldiniz, lütfettiniz.
MUHABİR: Teşekkür ederiz. Sayın Hocam
ADNAN OKTAR: Buyurun.
MUHABİR: Ahir Zaman ile ilgili konular çok değinilmeyen konular.
ADNAN OKTAR: Evet, doğru.
MUHABİR: Özellikle medya da. Dolayısıyla izleyicilerimizin yoğun bir ilgisi oldu ve biz bu akşamki programımızda yoğun olarak bu konuları konuşmak istiyoruz. Ama tabii ki sizin birçok eseriniz var insanlara hitap eden. Ben programıma farklı bir soruyla başlamak istiyorum. Akabinde Ahir Zaman konularını inşaAllah ele alacağız.
Hocam, insan suret itibariyle 50-60-70-80 kiloluk, et, kan ve kemik torbasından oluşan bir yapı. Ama mana tarafından baktığımızda, bakabilen ve görebilen bir göz için engin manalar ifade ediyor. Sizde eserlerinizde yaklaşık 20 yıldır insanın yaratılış gayesi ve Allah’ın varlığını belirtmek için, bilimsel bulgularla insanlara bir takım hizmetler sunuyorsunuz. Adnan Oktar’ın dilinden insanın tarifi yapılabilir mi, nedir? Ve insanın yaratılış gayesi nedir? İsterseniz programımıza bu konuyla başlayalım.
ADNAN OKTAR: İnsan, Allah’a kulluk yapması için yaratılmıştır. Kulluk görevi vardır, fakat Allah bizleri imtihan eder; ama imtihanda bizim ne yaptığımızı kontrol ettikten sonra, tespit ettikten sonra bizim ne olduğumuzu anlamaya ihtiyacı yoktur Allah’ın. Allah zaten bunları sonsuz öncede bilendir. Çünkü tüm bunları Allah yaratmıştır. Allah bilir, ne yaptığımızı bilir. Allah’ın batınındaki asıl amacı bizim kendi kendimizi tanımamızdır; yani, biz nasıl bir insanız, ahlakımız nasıl, kişiliğimiz nasıl? Eğer Allah nasip ederde cennete gidersek, biz diyeceğiz; çok iyi insandım, hizmet ederdim, konuşurduk, sohbet ederdik, tebliğ yapardım, fakirlere yardım ederdim, insanları zorluk anında desteklerdim diyerek kendimize sevgimiz oluşmuş olacak. Yani, cennette biz bir renk kazanmış olacağız. Ama meleklerin böyle bir imkânı yok. Mesela, melekler iyi olmaya mecburdur, Allah’ın emrettiklerini yaparlar zaten. Yani düzdür meleklerin konumu. Ama insan çok farklı, insan kişiliğini eğer imanını, aklını geliştirirse melekten üstün olabiliyor. Vefa, sadakat, sabır, şefkat, merhamet, irade, cesaret birçok özellik kazanmış oluyor. Meleklerin bunların hiç birine ihtiyacı olmuyor. Çünkü Allah onlara mecburi olarak vermiş, onlarda bunu yapıyorlar. O yönüyle bize bir lütuftur, cennette rahat etmemiz, zevk almamız, kendimizi sevmemiz, çevremizdekileri sevmemiz için verilmiş bir lütuftur bu imtihan. Mesela, biz evliysek eşimizi çok seveceğiz yahut dava arkadaşlarımızı çok seveceğiz. Ahiret’te güzel bulacağız onları; ahlaken, kişilik olarak şahsiyet olarak çok çile çekmişti, çok zorluğa katlanmıştı diyeceğiz. Onları sevmemizi sağlayacak bu. Yoksa Allah bizim ne yapacağımızı hem biliyor hem de zaten yaratan O, hem de sonsuz öncede yaratmış onu inşaAllah.
MUHABİR: Evet. Sayın Oktar, sizinde söylevlerinizle hareketle insan mana tarafıyla Allah’ın sıfatlarıyla tecelli etmiş bir varlıktır diyebiliriz.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Peki Hocam, burada size şunu sormak istiyorum. Hepimiz tabii güncel yaşamın telaşesi içindeyiz, bu hareketli yaşam içerisinde veya sizin birçok eserinizde renkli cam bir fanusun içinde yaşanan bir algılar dünyası diye ifade edilmiştir. Bu renkler âleminde insanın bu manayı kavrayabilmesi için neler yapması gerekir? Çünkü az öncede söylediğim gibi sizin eserlerinizin içeriğinde, bilimsel verilerle Allah’ın varlığını ispatlamak ve insanın yaratılış gayesini dile getirmek var.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bu sorumu hatta son olarak bir dizeyle renklendireyim. Ünlü bir şairimizin “Şu geçeni durdursam çekip de eteğinden; soruversem haberin var mı öleceğinden” diye bir dizesi var Sayın Necip Fazıl Kısakürek’in.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Hocam, bu mana ilmini yakalamak için veya bu gerçekleri görebilmek için ne yapmak gerekir?
ADNAN OKTAR: Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “Sizi kolayda başarılı kılacağım” diyor. Kolayda başarılı kılacağım, ayet. Bize Allah kolayın en kolayını nimet olarak vermiştir; Samimi olmayı. Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım; “Allah’ın samimi olan kulları kurtulur”, istisnasız. Ama gerçek samimi olan, buna ihlas deniyor. Halislik, samimi. Samimi olunca Allah bize ne yapacağımızı, nasıl hareket edeceğimizi zaten ilham eder. Yani, önümüze getirir imkânları. Yani, insan öyle başıboş bırakılmamıştır. Bazı insanlar zannediyorlar ki, işte insanlar yeryüzüne bırakılmıştır. İnsanlar uğraşa uğraşa işte Kuran’a rastlarsa rastlar, rastlamazsa rastlamaz. Böyle bir şey yok, mümin olarak yaratılan kişi Kuran’la birlikte yaratılıyor zaten. Yani, Kuran’ı mutlaka görecek, Müslümanları mutlaka görecek şekilde yaratılır. Hatta şeytandan Allah’a sığınırım Cenab-ı Allah diyor; “Dünyanın neresinde olursanız olun, Allah sizi getirir birleştirir” diyor. Bir araya getirir diyor. Onun için bu konuda Müslümanların tek yapacağı şey son derece samimi olmaktır, halis olmaktır. Allah o zaman, Kuran’ın sırlarını da açar, kendi derin sırlarını da açar, kavramalarını insanların arttırır. Ferasetini, basiretini, kalp gözünü derinlemesine açar ve çok güçlü bir iman nasip eder o zaman inşaAllah.
MUHABİR: Evet. Hocam, tabii dünyanın bir Ahir Zaman’ı olduğu gibi insanın da bir ahiri var. Ölüm hadisesi var.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Ölümde yine Kuran’da değişik ayetlerde kaçınılmaz bir son olarak belirtilmiş. “Her canlının ölümü tadacağı” belirtiliyor. Sizce ölümden çıkartılması gereken dersler nelerdir?
ADNAN OKTAR: Ölüm çok büyük bir nimet. Allah’a insanın kavuşması, cennete açılan bir kapı; mümin için inşaAllah. Ve dünya hırsını ortadan kaldıran kesin delil. Yani, ölüm insanları müthiş terbiye eden, ahlaklarını müthiş düzenleyen en önemli nedenlerin başında gelir. Çok etkiler insanı, bütün insanları çok etkiler ölüm. Ve cehennem korkusu, yani Allah korkusu. Bunlar olduğunda insanlar daha müşfik, merhametli, şefkatli, daha akılcı, daha sevecen, daha latif, daha güzel huylu oluyorlar. Ve güzel ahlakın kökenini oluşturuyor bu zemin. O yüzden ölümü, Allah’a bir yakınlaşma cennete vesile olma olarak görürüz. Ve o yönde de onu nimet olarak biliyoruz inşaAllah.
MUHABİR: Evet. Hocam, yine kıyamet günüyle alakalı bizim internet sitemize de birçok sorular geldi. Ve izleyicilerimizden özellikle, geçen haftaki programdan sonra da, ciddi sorular geldi. Hep Ahir Zaman’ı konuşuyorsunuz, kıyametin oluşuyla alakalı da sohbetin yapılması gerektiği veya size sorulması gerektiği bize iletildi. Kıyamet günü üç dinin kitabında da var olan hatta gişe rekorları kıran filmlere konu olan bir gün. Ve bununla alakalı da tabii Kuran’da net ayetler var. Kıyamet günüyle alakalı ve ya bu yüzyılda olacağına yönelik din âlimlerinin söylevleri var, neler söyleyebiliriz?
ADNAN OKTAR: Bu yüzyılda İslam hakim olacak inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Daha kıyamete var inşaAllah, Allah’ın izniyle. Tabii, en doğrusunu ve doğrusunu Allah bilir, doğrusunu Allah bilir. En doğrusunu dememek lazım; doğrusunu, doğruyu Allah bilir inşaAllah. Zaten en doğruda, doğruda hepsi Allah’ın katında doğru olarak Allah’a mahsustur.
Kıyamet, tabii insanlar bir kısım insanlar, malı, mülkü çocuğuna kalacağı için ailesine kalacağı için soyu devam edeceği için ölümden o kadar etkilenmezler. Ama kıyamet, çok büyük bir çaresizliktir bu insanlar için. Çünkü sevdiği dünya da, malı da, mülkü de, yakınları da, her şeyi de bütün sistemin tamamı yok ediliyor. Hepsi yerle bir edilecek ve hepsi Allah’a döndürülecek. O yüzden kıyamet, terbiye yönünden çok etkileyicidir. Kıyamete daha var, onun alametleri gerçi belirdi. Mehdi alametidir, inşaAllah benim kanaatime göre zuhur etti. Hz. İsa zaten Kuran’da ayet var, “O, kıyamet için bir alamettir” diyor Allah. Çok net, bir tek O’nun için söylenmiştir, Hz. İsa için söylenmiştir bu. Kıyamet için alamet olduğu söyleniyor. Hz. İsa’nın nüzulünü, Hz. Mehdi’yi gören insanlar zaten bunun sevincini güzelliğini yaşayacaklar ama kıyametinde yakın olduğunu bilerek kendilerine çeki düzen verecekler. Dünya hırsından, mallar, oğullardan kaynaklanan hırstan kaçınacaklar; çok halisane ve samimi olarak Allah’a teslim olacaklar inşaAllah. O manada, Cenab-ı Allah, Hz. İsa dönemi için “Sana inanmadık hiçbir fert kalmayacak” diyor Allah, Ehl-i Kitaptan; hepsi iman edecek diyor. Bu da Hz. İsa’nın zamanında dünya hâkimiyeti olacağına ait Kuran ayetlerinden bir tanesidir inşaAllah. Kıyamet günü, insanların saçı korkunun şiddetinden beyazlayacaktır, yani ayakta duramayacak hale geleceklerdir. Hatta Allah ayette, sarhoş olmadıkları halde sarhoş hale geleceklerini söylüyor. Halbuki daha önce kabadayılık yapan tipler, böyle cesaret gösterten tipler kıyametin karşısında tam anlamıyla dehşete düşeceklerdir. Ama bundan öncede Yecüc-Mecüc’ün zuhuru vardır. Yecüc-Mecüc, Mançur-Moğol ve bir kısım Kırgız kabilelerinin Ahir Zaman’da, Mehdi’den sonra, Hz. İsa’dan sonra veyahut Hz. İsa’nın son zamanlarına doğru zuhur edecek, anarşist, çapulcu bir kavimdir. Kendilerince bir kan dökme kastıyla, zulüm kastıyla ortaya çıkacaklardır. Bu azgınlıklarının ve pervasızlıklarının kökeninde şu olacaktır; Hz. Mehdi ve Hz. İsa devrinde silahlar yok edilecektir. Yani bütün tanklar, toplar bütün silahlar bir süre sonra tamamen yeryüzünden kaldırılacaktır. Atom bombası, hidrojen bombası hiçbir şey kalmayacak. Yani dünya silahsızlandırılacak, tamamen silahsız hale getirilecek. O ortamda onlar bundan istifade ederek, o barış ortamından, kardeşlik ortamından istifade ederek azmaya kalkacaklar. Fakat Allahu alem, benim anladığım hadislerden anladığım, genetik bir silahla bunlar yok edilecekler. Bunların boynuna musallat olan bir kurttan bahsediyor. Fakat sadece bu kavme isabet eden bir kurttan bahsediyor. Muhtemelen bu şekilde olacak. Bu, Said Nursi Hazretleri’nin izahıdır bu anlatım. Mançur-Moğol ve bir takım Kırgız kabileleri diyor. Daha önce de diyor, bunlar hercümerç etmişlerdi bütün Avrupa’yı, bütün İslam alemini daha önce de böyle ayaklanmışlardı, bir Moğol istilası olmuştu diyor. O tarzda yine bir Moğol istilası tarzında ve buna benzer bir istila olacak diyor. Fakat tabii bunu Allah bilir ama ikinci bir ihtimal daha var, bir şey daha var. Rivayetlerin açıklaması sanırım insanların genetik yapısıyla oynayarak, böyle köpekle insan arası bir varlık elde edeceklermiş gibi bir imaja da ulaştım ben anlatımdan. Yani, bir genetik oynama sonucunda, bir laboratuvar sonucunda yani böyle sapkın, bazen böyle deli araştırmacılar oluyor biliyorsunuz.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Kendini böyle deliliğe vermiş araştırmacılar, onların elde edeceği bir yarı insan yarı canavar bir mahluk oluşturacak olabilirler. Yani, köpek geniyle insan geninin karıştırılmasıyla elde edilen, böyle saldırgan bir varlık elde edecek olabilirler. Bunlar insanların üzerine saldıracak olabilir. Fakat bunların da yine genetik bir silahla yok edileceği rivayetlerden anlaşılıyor. Çünkü sadece bunlara has bir silahtan bahsediliyor, yani bir etkiden bahsediliyor. Çünkü genetik olarak sadece bunlara etki edeceğine göre demek ki bunlar tek belirgin bir ırk ve özel bir ırk olması gerekiyor. O yüzden muhtemelen benim dediğim tarzda olması ihtimali de var. Yani, özel bir yapıda olacak. En belirgin olan budur, ama en son kıyamet alameti olarak güneşin ters yönden doğması vardır. Said Nursi bunu izah ederken, “Dünyanın aklı hükmünde olan Kuran’ın yeryüzünden göğe ref edilmesiyle, alınmasıyla, Kuran, tamamen yeryüzünden alınacak biliyorsunuz, Kabe yıkılacak, sokakta artık insanlar hayvanlar gibi ilişkiye girerler diyor rivayette. Yani, caddelerde, sokaklarda bütün milletin gözü önünde ilişkiye girerler; tamamen ahlaksızlık ve dinsizlik dünyaya hâkim olur diyor. Dünya aklını kaybettiği için diyor, aklı hükmünde olan Kuran’ın ref edilmesiyle, dünya divane olur diyor. İzni ilahiyle başını başka bir seyyareye çarpar diyor, bu sefer dönüş istikametini ters yöne çevirir diyor vuruşun etkisiyle. Vurmada kabuk kısmı ters yönde dönerken, magma kısmı yine dönmeye devam edeceği anlaşılıyor o izahtan. Magma yine düz yönde, kabuk kısmı ters yönde döneceği için hem şiddetli depremler hem de her bulduğu yerden magmanın yeryüzüne çıkması mevzu bahis. İşte Kuran’da tarif edilen o, “Denizlerin yandığını görürsün” ayeti var biliyorsunuz. Denizler yanar.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Denizin zayıf noktalarından her yerden denizi kırıp magma yeryüzüne çıkacaktır. Ve denizler fokurdayarak yanmaya başlayacaktır. Denizin içinden ateş fışkıracaktır göklere. Böyle bir ortamda ve yoğun, yani yüksekliği çok yüksek olan depremler meydana gelecektir. “Dağların eridiğini görürsün” diyor Allah ayette. Dağlarda eriyecek depremin şiddetinden. Ve bununla da kıyamet başlamış olacak. Ama bunun öncesinde “Eseri rahmet olarak” diyor Said Nursi Hazretleri, Müminlerin ruhu kabzedilir diyor. Çok az öncesinden olayın dehşetini görmemeleri açısından. Fakat Allah “Göreceksiniz” ibaresinden, herkesi kastettiği için diyor, insanlar mezarlarından da onları görecekler diyor. Yani, kıyametin kopuşunu insanlar mezarlarından görecekler. Çünkü, herkes görecek anlamında bir cümle kullanılmış Kuran’da. Bu da tabii ibret alınması içindir. Ama nihayetinde Müminler cennete girdiklerinde, ahiret ortamına girdiklerinde önlerinde bir ışık, sağlarında bir ışık olacaktır; bu zaten onların cennetlik olduğunu gösterten bir alamettir. “Yanlarında sürücüleri” diyor, onları muhtemelen bir vasıtayla veyahut tam bilemediğim bir sistemle o ilgili yere götürecekler Müslümanları. Ehli küfür genelinde siyah görüntüleri; gözleri tamamı mor, yani renkli kısmı yok, beyaz kısmı yok. Gözleri görmez diyor, kulakları işitmez diyor; yani, yüzü böyle arka kısma doğru çevrili, bir kısmı yüz üstü gider vaziyette. Yani yüz üstü götürülecek vaziyette. Böyle bir ortamda olacaklar ayetin ifadesiyle, onların bulunduğu yerde sürekli ateş magma ve hoşlanmadıkları her şey. Çirkin bitkiler, rahatsız edici kokulu bitkiler. Yani evrimcilerin iddia ettiği, hani onlar diyorlar ya mutasyon sonucu insanlar oldu, canlılar oldu. Mutasyonlar sonucu böyle mis gibi Amasya elmaları meydana gelmez. Mis gibi kavunlar, karpuzlar meydana gelmez. Mutasyon sonucu neler meydana gelirmiş Allah onu göstertecek. Yani, onların hayal ettikleri âlemi onlara göstertmiş olacak. Pis kokulu bitkiler, pis kokulu yiyecekler, sıcak pis kükürtlü sular, yani tiksindikleri rahatsız oldukları her şey olmuş olacak cehennemde.
MUHABİR: Evet, Hocam mail adresimizi tekrar hatırlatalım arzu ederseniz. İzleyicilerimizin programa katılımı bizim için ve onlar içinde çok önemli. Evet sevgili seyirciler, ahirzamansohbetleri@hotmail.com mail adresinden bize sorularınızı ve görüşlerinizi iletme imkanınız var. Buraya atacağınız mailler program içerisinde bana ulaştırılacak ve ben de Sayın Adnan Oktar’a bu sorularınızı ileteceğim. Aynı zamanda harunyahya.tv adresinden, internet adresinden de bu canlı yayını takip etme imkanınız var. Evet, Sayın Oktar, programın başında da söylediğim gibi, Ahir Zaman konuları sizin haricinizde insanlar tarafından konuşulmayan, çok üzerinde durulmayan konular. Siz alametleri sürekli söylüyorsunuz, işte Afganistan’ın işgali, Ramazan’da ay tutulması vs., isterseniz çok kısa bir şekilde neden Ahir Zaman’dayız, bunun alametleri nelerdir? Bir kez daha üzerinden geçelim çünkü izlememiş olan izleyicilerimiz mutlaka vardır. Ahir Zaman’da olduğumuzun işaretleri nelerdir?
ADNAN OKTAR: Evet. Ben onu daha önce tabii izah etmiştim ama kısaca şöyle bir daha tekrar edeyim. Bir kere Mehdi’nin çıkacağı yıl, yani hadislerde belirtilen yılda iki Ramazan’da güneş tutulması oldu üst üste. Bu rivayet, hadis olarak var. Yani Mehdi’nin çıkacağı yıl, Ramazan ayında diyor, iki Ramazan üst üste iki kere güneş tutulacak diyor. Ve bu oluyor, 1400 yıl sonra. Yani, sırf şu tek başına çok büyük bir mucizedir. İnsanlar bunu toparlayamıyor aklında. Aynı dönemde diyor Peygamber Efendimiz İran-Irak savaşı olacak diyor, 1980 yılında, Mehdinin zuhur yılında. Bu da oldu. Afganistan işgal edilecek dedi Peygamber Efendimiz, 1979 yılında bu da oldu. Fırat’ın suyunun kesilmesini söyledi, bu da oldu. Fırat’ın suyu kesildikten sonra aynı bölgede de anarşi çıkacak ve terör olacak diyor, kan dökülecek diyor Peygamber Efendimiz, PKK terörü başladı. Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları olacak diyor; 1981 yılında Ramazan ayının 15.günü ay, 29.gününde de güneş tutuldu. 1982 yılında da Ramazan ayının 14.günü ay, 28.gününde de güneş tutuldu. Mehdi’nin zuhur yılında bu. Yani, hadislerde belirtilen ve Said Nursi’nin dediği yılda oldu bunlar. Kuyruklu yıldızın doğması 1986 yılında oldu, Halley Kuyruklu yıldızı. Kabe baskını ve Kabe’de kan akıtılması, yine Mehdi’nin zuhur yılında Kasım 1979 yılında oldu; katliam sırasında 402 kişi öldü. Güneşten bir alametin belirmesi 1996 yılında güneşte büyük bir patlama yaşandı. Son yüzyılın en büyük güneş patlamasıydı. Bir ordunun kaybolması, 2003 Irak savaşında, Irak ordusu çölde kayboldu. Bunu gazeteler yazdı, “Bir ordu çölde kayboldu” diye. Bağdat’ın alevlerle tahrip edilmesi, 2003 Irak savaşı. Hatta Bağdat’ın para biriminin ortadan kalkacağı, Irak’ın yeniden yapılanacağı, aynı hadislerde belirtiliyor ve bunların hepsi tek tek oldu. Mesela, tozlu dumanlı bir fitne; 11 Eylül’de toz ve dumandan oluşan büyük bir felaket yaşandı biliyorsunuz, onu anlatıyor hadis, 11 Eylül 2001. Ve aynı dönemde rüzgâr ve kasırgalar olacak diyor büyük çaplı. Katrina kasırgası 2005, Ike kasırgası 2008 ve devam ediyor. Birçok hadis var, bunların hepsi oldu. Bunu da ayrıca Said Nursi çok kapsamlı, çok net, aleni olarak açıklamış. Risale-i Nur’da bunu çok kapsamlı izah ediyor. Mesela diyor ki, “Elbette o kuvveti azime’de ki büyük kuvvette, bir hamiyeti aliye, yüce bir gayret feveran edecek (coşacak) ve Hz. Mehdi başına geçip tariki hak yola ve hakikate sevk edecek” Mektubat sf.473
MUHABİR: Peki Sayın Oktar, saydığınız bu konu başlıkları 25-30 yılda gerçekleşmiş olaylar. Bu olayların peş peşe geleceğine ait bir hüküm var mıdır bir hadis veya bir ayet?
ADNAN OKTAR: Tabi, Peygamber Efendimizin hadisinde aynen şöyle diyor ki, “Tesbih tanesi gibi peş peşe gelişecekler” diyor, tesbih tanesine benzetiyor.
MUHABİR: Mehdi’nin gelişinden önce bu hususların gerçekleşeceği Said Nursi ve hadislerde sanıyorum belirtilmiş.
ADNAN OKTAR: Evet, bunlar peş peşe gerçekleşecek diyor. Mesela diyor ki:“Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli lamlar ve mimler ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar, -yani her türlü zulüm- bunu dağıtacak ortadan kaldıracak zatlar ise, Hz. Mehdi’nin şakirtleri, talebeleri olabilir.” Mesela, hatta İmam-ı Rabbani de diyor, bakın: “Kuran hükümlerinin kuvvetlendirilmesi milleti yenilemesi bu ikinci bindedir”, ikinci bindedir. “Bu davanın doğruluğuna adil şahit Hz. İsa’nın Mehdi’nin bu bin yıl içinde var oluşlarıdır. Aradan bin sene geçtikten sonra Mehdi’nin gelişi de bunun içindir. Mesela diyor ki: “İnsanlar Hicri 1400 senesinde Mehdinin yanında toplanacaklardır” Risaletül Huruc-ül Mehdi sf.108.
MUHABİR: Peki Sayın Oktar, Filistin’de son günlerde yaşanan olaylar, yine Irak savaşını örnek verdiniz.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Şu anda İsrail-Filistin arasında yaşanan savaşta aslında bu Ahir Zaman alametlerinden bir tanesi gibi gözüküyor.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Çünkü katliamların artacağı yolunda sizin az önce bir tespitiniz oldu. Siz bu Filistin olayına nasıl bakıyorsunuz ve sizce bu olay büyür mü yani, çapları büyür mü, bir kutuplaşmaya gider mi? Çünkü Müslüman devletlerden birbiri ardınca açıklamalar geliyor. Aynı şekilde batı dünyası da tepkisiz tavrını devam ettiriyor. Sizce bir kutuplaşma olacak mı ve bu olayın temelinde ne yatıyor, İsrail-Filistin kavgasının temelinde?
ADNAN OKTAR: Diyor ki Peygamber Efendimiz hadisinde, Naim Kaab’dan tahric etti, dedi ki: “Deccal, -yani, dinsiz ateist sistemin lideri ve onun askerleri ve onun gücü- ^”Beyt-ül Makdis’de Mescid-i Aksa’ya yakın belde -yani Filistin- müminleri muhasara, kuşatma altına alır. Ve onlara, Müminlere öylesine şiddetli bir açlık isabet eder ki”; hem muhasara alıp kan döküleceği hem de burada açlık ve kıtlık oluşacağını da belirtiyor Peygamber Efendimiz. Mehdi devrinde bunun olacağını belirtiyor. Bu olay bununla bitmez, yani Müslümanlar birleşmedikten sonra bu farzı yerine getirmedikten sonra Türk İslam Birliği oluşmadıktan sonra bu acı devam eder. Çünkü bölünmek haramdır; Müslümanlar bu haramı işlediler, bu haramı durdurmaları lazım. Birleşmek farzdır bu farzı yerine getirmeleri gerekiyor. Bunu yapmadıktan sonra bir kurtuluş beklemeleri Müslümanların Kuran’a uygun olmaz. Yani gereğini yapmaları lazım.
MUHABİR: Sayın Oktar, yine sizin söylevleriniz ilk duyulduğunda tabii çok tartışılıyor, farklı geldiği için ama daha sonrasında sizin söylediğiniz konularla ilgili gelişmeler yaşanıyor. Bugünde yine Türk İslam Birliği ile alakalı Samsun Aydınlar Ocağı Başkanı’nın bir açıklaması olmuş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Ve Türk İslam Birliği acilen kurulmalı şeklinde özet olarak söylemek gerekirse bir açıklaması var. Bugün internet sitelerinde ve haber ajanslarında da bu haber olarak göründü. Türk İslam Birliğini sizin yıllardır savunmanızın nedeni neydi, bugünleri daha önceden mi hissettiniz ve şu anda bir kargaşa ortamı yaşanırken ve özellikle İslam devletleri büyük bir zulüm altındayken böyle bir birliğin oluşması mümkün mü? Böyle bir lider görüyor musunuz? Çünkü bir birliği tesis etmek için etkin bir liderin de olması gerekir.
ADNAN OKTAR: Hayret edip şaşıracaksınız ama Türk İslam Birliği gerçekten oluşacak. Şimdi insanlar bunu önümüzdeki 7-8-9-10 yıl içerisinde görecekler. Yani bu kesin bir olay. Ben bunu özellikle de belirtiyorum ki, insanlar bunun için gayret etse de etmese de bu oluşacak ve Türklerin öncülüğünde olacak bu. Türklerin bu hizmeti yapacağı da bakın nasıl açıklanıyor: “Hz. Mehdi’nin neseben Ali-i Beyt’ten olduğunu az önce öğrenmiştik, diyor. “Ancak bu Hz. Mehdi’nin illa Araplar arasından çıkacağını göstermez. Hatta hadislerden Arapların dışında zuhur edeceğini çıkarmak bile mümkündür. Mesela, Tırmizi’de yer alan bir hadiste “Hz. Mehdi’nin Arap’a hâkim oluncaya kadar kıyametin kopmayacağından Tırmizi Fital, 43, söz edilir ki buradan Arapların içinden çıkmayacağını anlıyoruz. Çünkü, Arap’a hâkim olmak için onların dışında olmak gerekir,” sf.170. “Başka bir hadis-i şerifte de şunu öğreniyoruz: “Doğudan bir takım insanlar çıkacak ve Mehdiye zemin hazırlayacaklar, yani Hz. Mehdi onlar arasında hükümran olacaktır” İbni Mace. “Bu hadis doğuda bulunan ve doğudan gelen bir millet içerisinden çıkacağı göstermektedir ki, Allahu alem bunlar o zamanlar doğuda bulunan sonradan Anadolu’ya yerleşen Türkleri işaret etmektedir.”
MUHABİR: Yani, beklendiği gibi Sayın Oktar, Arap yarımadasından çıkan Peygamberimizin soyundan bir kişi olacağı rivayeti vardı. Siz diyorsunuz ki, ilgili hadislerden anlaşıldığı üzere Arap olma mecburiyeti yok, yardımcılarının da Arap olma mecburiyeti yok.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Doğudan çıkacaktır diye hadisler okudunuz ama özellikle bu konuyla ilgili hadislerin zayıf hadis olduğu belirtilir. Buna nasıl açıklama getireceksiniz?
ADNAN OKTAR: Bir kere Mehdi’nin İstanbul’dan çıkacağıyla ilgili çok fazla hadis var. Buradan olay çok açık anlaşılıyor. Ayrıca, Konstantiniyye’de zaten, o zaman ki ismi Konstantiniyye, şimdi İstanbul’da Kutsal Emanetler. Kutsal Emanetler neredeyse Mehdi’de oradadır. Yani, buradan zaten olay çok açık anlaşılıyor. Kutsal Emanetlerle birlikte çıkacaktır, zaten Mehdiliğinin alametidir o.
MUHABİR: Yani, İstanbul’da çıkacaktır Mehdi diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, tabii. Peygamber Efendimizin kılıcından ayrı bir Mehdi yoktur, Peygamber Efendimizin sancağından ayrı bir Mehdi yoktur. Yani, o sancak neredeyse, Peygamber Efendimizin kılıcı neredeyse Mehdi oradadır.
MUHABİR: Hocam bir soru var. Sizin bu söylevinize paralel; “Hocam, 2010 İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olması demiş, yani 2010’da İstanbul Kültür Başkenti oldu biliyorsunuz. Ahir Zaman alameti olabilir mi bu konu? Bir röportajınızda Hz. Mehdi’nin İstanbul’dan çıkacağını söylemiştiniz. Az önceki konu.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Ayhan Köprüsüz, Trabzon. Yani, Kutsal Emanetlerin olduğu yerden çıkacak diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, tabii. Mesela bak burada diyor ki Osman Yüksel Serdengeçti’nin Mabetsiz Şehir, Serdengeçti Neşriyat isimli kitaptan “Müslümanlardan bir zat gelecek, bu zatın şerefi Kafkasya’nın en ulu dağından etrafa güneşin şua ışık huzmeleri gibi şuleyi nisar olacaktır -yani ışıltılar saçacaktır- diyor. Müslümanlardan bir zat gelecek, bu zatın şerefi Kafkasya’nın en ulu dağından etrafa güneşin ışık huzmeleri gibi ışıltılar saçacaktır. Yine, Hz. Ali Besmele’nin harflerin sonuna geldiğinde Mehdi’nin çıkacağını söylüyor, rivayet. Bakın, Hz. Ali Besmele’nin harflerin sonuna geldiğinde Mehdi’nin çıkacağını söylüyor, Ramuz, 2-676. “Besmele 19 harftir ve Kehf suresi ise 111 ayetten ibarettir. Kuran-ı Kerim’in 18.suresidir, burada şöyle latif bir tevafuk vardır ki diyor, 18.asrın sonu ve 19.asrın başında Hz. Mehdi çıkar, hizmete başlar. Hz. Mehdi’nin galibiyete başlaması ise 111 x 18, 1998’dir” diyor. Bu eserde de bu şekilde belirtilmiş.
MUHABİR: Peki Sayın Oktar, az önceki soruma geri dönmek istiyorum. Şimdi, dünyanın yaşadığı bir kaos ortamı var. Filistin ve İsrail’de de yaşanan bir takım olumsuz durumlar var. Bu parçalanmışlıkta Türk İslam Birliği’nin tesisinden bahsediyorsunuz ve lider eksiğiyle alakalı da Hz. Mehdi’nin Türk İslam Birliği’ni sağlayacağını söylüyorsunuz. Peki, kırılma noktası nedir? Yani, Hz. Mehdi ne zaman iktidar sahibi olacak ve ya daha ne kadar katliam olacak, böyle bir tespitiniz var mı? Şu zamanda olması gerekir veya bu katliamın daha başlangıcı, bu iş daha da büyür, işte kaos daha da büyür diye bir yorumunuz var mı?
ADNAN OKTAR: Tabi ki bunlar bununla kalmaz. Yani, hem pahalılık ve dünyada ki kriz daha da şiddetlenecek. Yani, kriz insanların tahammül, tahayyül edemeyeceği noktaya gelecek. Hatta Allah’a sığınacaklar, Allah’tan kurtuluş dileyecekler dünya insanlığı. “Biz nereye bir elçi gönderdiysek oranın insanları yalvarıp yakarsınlar diye orada biz hayat pahalılığı meydana getirdik” diyor Allah ayette. Bu hayat pahalılığı, bu ekonomik kriz çok şiddetli hale gelecek. Müslümanlara yapılan baskı ve şiddette gittikçe dozunu arttırarak devam eder ve ediyor. Zaten Afganistan’da bu şu an devam ediyor, Irak’ta bu devam ediyor. Yani yüzbinler hesabıyla Müslüman öldürüldü şu ana kadar. Ve Filistin’de de bu devam ediyor ve dünyanın birçok yerinde bu devam ediyor. Yani, oluk oluk Müslüman kanı akıyor, bu daha da devam eder ve edecek. Ki ta ki Mehdi zuhur edinceye kadar ve Türk İslam Birliği oluşuncaya kadar.
MUHABİR: Peki, Mehdi zuhur edinceye kadar ki süreçte İslam toplumu nasıl davranmalı? Bu, İslam Birliği Örgütü var malumunuz, Suudi Arabistan vs. ülkelerin başını çektiği. Yani, Hz. Mehdi gelecek bizi kurtaracak şeklinde mi bakacaklar? Şu anda ne yapılmalı mesela Türkiye’de?
ADNAN OKTAR: Hayır hayır, ben mesela Mehdi’yi bekliyorum ama var gücümle Türk İslam Birliği için çalışıyorum. Çünkü Mehdi’nin Türklerin içinden çıkacağını biliyorum ben. Hadislerden ve İstanbul’un konumundan, Anadolu’nun konumundan her şeyden anlıyorum, her izahtan, her alametten anlıyorum. Ve var gücümle Mehdiye zemin hazırlıyorum ben. Biz öyle bir gayret içinde olalım ki Mehdi bizi hizmet başında bulsun. Yani, öyle bir faaliyet içerisinde olmamız gerekiyor. Bunun için çok samimi olmak, Kuran ahlakını çok iyi kavramak, Darwinizme ve materyalizme karşı çok ciddi mücadele vermek, barışı, sevgiyi, kardeşliği, muhabbeti, dostluğu savunmak, fakirlere yardım etmek, sosyal adaleti, sosyal adaletin gücünü iyice yaygınlaştırmak, insanlar arasındaki bu ekonomik eşitsizliği dengelemeye çalışmak bunu için gayret etmek, bol bol zekat vermek, sadaka vermek, insanların huzuru için gayret etmek gibi çok güzel faaliyetler içinde olmamız gerekiyor. Biz de bu tavırlar içindeyiz.
MUHABİR: Peki bu Mehdi’nin gelişi bir anda mı olacak? Bir takım rivayetler var, gökten ses duyulacağı vs. söyleniyor ve diğer sorumda şu; Mehdi’nin bir ordusu olacağı ve bu ordunun da düşük miktarda bir sayı olacağı rivayet ediliyor. Günümüzde cemaat oluşumlarına baktığımızda genelde büyüklükleriyle övündüklerini, bu dini grupların ve bunu şiar edindiklerini görüyoruz. Hz. Mehdi’nin küçük bir ordusunun olması veya sayı olarak az bir ordusunun olması sizce ne anlam ifade ediyor?
ADNAN OKTAR: Bu, Mehdi cemaatinin garip göstertileceği insanlara, basının, televizyonun, radyoların onun aleyhinde olacağı, birçok kurumun, kuruluşun onun aleyhinde faaliyet gösterteceği. Yanibasının hepsini tenzih ederim de asrımız için söylüyorum. İnsanların gözünde böyle, doğru yolda olmayan, karanlık, tehlikeli, mahsurlu insanlar gibi gösterileceği anlaşılıyor yoksa böyle bir cemaate herkes gelir. Ama rivayetlerden de Mehdi cemaatinin yoğun bir bela ortamı içerisinde olduğunu ve sürekli belayı çekecek bir faaliyet içinde olduklarını anlıyoruz. Çünkü Deccaliyete karşı savaşacaklar. Darwinizme karşı, materyalizme karşı savaşacaklar. Ateistliğe karşı savaşacaklar ve dolayısıyla Masonları, ateist Siyonistleri, dinsizleri karşılarına alacaklar bir kısmını dinsizlerin. Ama ateist Siyonistlerin de tamamını karşılarına alacaklar. Böyle bir şeyde medyanın büyük bölümünü, basının büyük bölümünü elinde bulunduran Deccali güçler, Deccaliyet, tabii ki Mehdi ve cemaatini var gücüyle ezmeye çalışacaktır. Ve insanların gözünde karalayacaktır. Onun hakkında dedikodular yayacaktır daha önce olduğu gibi, diğer Peygamberlerde olduğu gibi, Peygamberlere uyan diğer alimlerde olduğu gibi onun hakkında kötü şayialar, iftiralar, kötü sözler yayacaklardır. Hatta ekonomik yönden de, diğer yönlerden de, her yönden ablukaya alınacaktır. Bir de Mehdi ortamı, insanların nefsen böyle çekici bulacağı bir ortam olmayacaktır. Mesela diyor ki bir rivayette: “O Mehdi, dünyaya gönül bağlamaz ve bunun içinde taş üstünde taş yığmaz. -Hiç malı olmayacaktır diyor- El Mehdiyi-l Mevut Cilt,1 Sf.280 ve 300. O Mehdi dünyaya gönül bağlamaz; dünyaya gönül bağlayanlar yanına yanaşmayacaktır tabi ki. Ve bunun içinde taş üstünde taş yığmaz. Hiç malı mülkü olmayacaktır diyor. Hatta Mesudi şöyle nakletmektedir diyor, Ali bin Hamza İbni Siraçta ve İbni Ebu Said bir ara İmamı Rıza’nın (a.s.) huzuruna vardıklarında Ali bin Hazma imama şöyle arzetti: “Ey Resulullah’ın oğlu, siz ehli beyt imamlarına şöyle nakletmişiz ki; her imam ölmeden önce mutlaka evladını görür. Acaba bu doğru mudur? İmam (a.s.) cevabında şöyle buyurdu: “Şunu da hadise eklediniz mi”, Peygamberin hadisine eklediniz mi? “Kaim olan Mehdi hariç”, o bekar kalacaktır diyor, evlenmeyecek diyor. Yani, çocuğu da olmayacak diyor. Hadis bu. Böyle bir insanın yanına insanlar yanaşmak istemez. Çünkü insan, mallar, oğullar, zenginlik için yaşarlar. E burada mallar yok, üstteki hadise göre malı yok Mehdi’nin. Oğlu da yok ikinci şeye göre. Bu durumda diyor ki, imam-ı Sadık (a.s.) buyurmuştur ki: “Allah’a and olsun ki Mehdi’nin yemeği katıksızdır.” Yani, böyle sade yiyeceklerle beslenir diyor.
MUHABİR: Sayın Oktar, bir Kuran ayetinde “Onlar nefsini satın almışlardır” diye bir zümreden bahsedilir.
ADNAN OKTAR: Evet, evet.
MUHABİR: Nefsi satın almak hadisesin isterseniz biraz açalım. Çünkü, konuyla bağlantılı bir ayet.
ADNAN OKTAR: Yani, Mehdi’de ve Müslüman karakterinde bunu görüyoruz.
MUHABİR: Sadece Mehdi olarak değil de Sayın Oktar, Müslüman karakteri
ADNAN OKTAR: işte Müslüman karakterinde, evet.
MUHABİR: Nefsi satın almış olan kullarla ilgili övgü ifadesi anlaşılıyor.
ADNAN OKTAR: Aynı şey, evet. Müslüman tamamen kendisini Allah’a teslim ediyor. Nefsiyle Allah’ın rızası karşılaştığında nefsini terk edip Allah’ın rızasını istiyor. Mesela para kazanıp çok zengin olma imkânı varken o parasını Allah yolunda harcıyor. Bu ne demektir, nefsini satıyor. Yani, nefsini devreden çıkartıyor. Nefsini Allah için harcıyor. Ne karşılığında Allah’ın rızası karşılığında. Mesela hapse giriyor; riski göze alıyor, başkası, başka insan olsa etliğe sütlüğe karışmaz, hiçbir şeye karışmaz, hatta gerekirse daha da köklü tedbirler alır ve dolayısıyla beladan uzak durur, olaylardan uzak durur. Ama Mehdi böyle değil. Mehdi, her türlü riski göze alıyor Allah’ın rızası için ve Müslümanlarında böyle olması gerekiyor. Allah rızası için her türlü, tabi bu fitne çıkarsın, kargaşa çıkarsın anlamında değil. Kanunlarla çatışsın anlamında değil. Ama hayrı, mesela bir iyiliği ve güzelliği savunurken hakkın sonuna kadar arkasında durmak gerekir. İnsanlar hakkı savunmaktan korkmayacaklar. Doğruyu savunmaktan korkmayacaklar. Yani, ben bunu söylersem bana ne olur, bana ne yaparlar dememesi gerekir Müslümanların. Mesela bu da nefsi ezmedir. Onun için Allah diyor ki: “Mallar, oğullar, -şeytandan Allah’a sığınırım- akamete uğramasından korktuğunuz ticaret, eşleriniz, çocuklarınız, evleriniz size diyor bakın, Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda mücadele etmekten daha hayırlı ise bekleyedurun” diyor. Demek ki mümin bütün bunlardan Allah rızası için gerektiğinde vazgeçebiliyor.
MUHABİR: Sayın Oktar, hoşgörünüze sığınarak sizi dinlerken bizim de tabii bilgi haznemizde, dağarcımızda klasörler gelip gidiyor. Belki söylediklerinizi tamamlayıcı olur niyetiyle onu beyan etmek istiyorum. Aslında bu saydığınız faktörler, yani insanı cezbeden faktörler yine bir başka Kuran ayetinde sıralanmış. Orada da “Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara duyulan tutkulu şehvet, insanlara çekici ve süslü kılındı” diyor.
ADNAN OKTAR: Güzel, maşaAllah.
MUHABİR: “Bunlar geçici dünya hayatının metaıdır, asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır” diye ayeti kerimede buyrulmuş.
ADNAN OKTAR: Çok güzel.
MUHABİR: Gerçekten nefsi satın almak hadisesi geniş, belki birkaç program devam edilebilecek bir konu. Ama Mehdi’nin esas özelliği diyorsunuz, taş üstüne taş biriktirmeyen, madde adına bir kaygı taşımayan bir insan olması ve Mehdi’nin ordusu tabir edilen insanların da bu fıtratta olması şeklinde özetleyebiliriz. Peki Sayın Oktar, Mehdi’nin gaybıyla alakalı bir soru gelmiş. O soruda benim ilgimi çekti. Hemen size yönelteyim. Herhalde çok özelde bir konu bu. Sacit Tekin, İstanbul’dan bu soruyu yöneltmiş.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: “Hocam, acaba Hz. Mehdi’nin ikinci kayboluşu kaç yıl sürecek, bundan sonra mı halife seçilecek?” diye bir soru. Hz. Mehdi’nin kaybolması hadisesi var, yine İslami kaynaklarda. İsterseniz ikinci kayboluş diye bakmayalım bu konuya, Hz. Mehdi’nin kayboluşu hadisesini bir bütün olarak ele alalım, sizce bu konu nedir?
ADNAN OKTAR: Bunu hadisler, hem Şii hadislerde hem de Sünni hadislerde görüyoruz. Mehdi’nin iki kere kaybolması var. Bir hadis de “O diyor, Hz. Musa gibidir.” Yani, öldürülme riskinden dolayı gizlenir diyor, bu bir kaybolmadır. Yine, başka bir rivayette de “Hz. Yusuf gibidir diyor; ne yönden benzer deniyor Peygamberimize: “Zindan yönüyle benzer” diyor Hz. Yusuf’a. Yani, benzerlik açısından Yusuf’la benzerliğinin zindan yönünden olduğunu söylüyor. Anlıyoruz ki, hem zindan yönüyle bir kayboluş var; yani, hapsoluş yönünden bir kayboluş var hem de tehlike ve riskten korunmak için gizlenmesi mevzu bahis. Bir de bu tarzda kayboluşu var.
MUHABİR: Evet, yani bir kayboluş var, daha sonra ikinci kayboluş ondan sonra mı iktidar sahibi olacak diye soruyu devam ettirmiş. Yani, halife seçileceği.
ADNAN OKTAR: işin doğrusu bu hadisler, tahakkukundan sonra anlaşılıyor. Mesela, bu demin saydığım hadisler, bunların hepsi tahakkuk etti. Peygamber Efendimizin hikmetinin ne olduğunu, neyi kastettiğini o zaman anlamış olduk. Yani tahakkuk ettikten sonra. Bu hadis de öyle, tahakkuk ettikten sonra anlaşılır. Ama ilk gördüğümüz, şu söylediğim iki hadise göre böyle olması gerekiyor. Bu şekilde olması gerekiyor, Allahu alem. İnşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah. Hocam, izleyicilerimizin de sorularını size yönelterek onlarla olan sıcaklığı da arttırmak istiyorum. Bir kez daha mail adresini hatırlatayım. Sevgili izleyicilerimiz, ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden sorularınızı bize iletip, Sayın Adnan Oktar’a yöneltmemize vesile olabilirsiniz. Maillerinizi o adrese bekliyoruz, arkadaşlarımız bana soruları iletecekler ve Hocamıza yönelteceğiz. Hocam, ilginç sorular var, yine birkaç tanesini ben size okuyayım. Hande Akgülen, İstanbul’dan sormuş; “Sayın Adnan Oktar, bir ayet söylemeden önce “Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım diyor”, acaba böyle söylemek gerekli midir? demiş. Bizim de söylememiz gerekiyor mu, demiş
ADNAN OKTAR: Hayır ben, Allah Kuran okunurken “Şeytandan Allah’a sığının” diyor, Kuran ayeti var. Ben dinleyen kardeşlerimin de şeytandan Allah’a sığınması için söylüyorum. Çünkü Allah’ın emri bu. Kuran okurken şeytandan Allah’a sığınmak gerekiyor. Unutan olabilir, bilmeyen olabilir, ben özellikle hatırlatıyorum.
MUHABİR: Anladım. Hocam, genelde bu şeyde de var. Namaz kılarken ve diğer konularda, şeytanın musallat olduğu, halk arasındaki rivayetlerden belki birkaç sual edebilirim size. Mesela, esneme esnasında şeytanın girdiği, ağzın kapatılması gerektiği gibi bir takım şeyler var. Yani, şeytanın bu ibadet esnasında veya Kuran okuma esnasında insanlara musallat olduğu konusunun içeriği nedir? İsterseniz onu çok kısa konuşalım.
ADNAN OKTAR: Esnemek iyi bir şey değildir. Şeytanın ağızdan girmesi diye bir konu olmaz tabi, şeytan zaten her zaman insanın yanındadır. Her zaman insanı imtihana vesile olmak kastıyla yoklar. Allah onu her Müslüman’a musallat eder. Ve Müslüman şeytanla imtihan olur. Dolayısıyla da şeytanın ağızdan girmesi diye bir konu yok. Yani, o bir uydurma izah, onun aslı yok. Fakat şu var, esnemek iyi değildir, güzel bir şey değil. Mesela, Peygamberler esnemezler. Bizim Peygamberimiz esnemezdi. Hapşırmayı makbul görürdü Peygamberimiz ama esnemezdi. Esnemek, meskenet meydana getirir, kötü bir görünüm verir. İradeyle bu aşılabilecek bir şeydir, insan buna güç yetirebilir. Yani öyle, hapşırma mesela reflekstir. İnsanın buna gücü yetmeyebilir ama esneme çok rahat kontrol edilebilecek bir şeydir. Yapılmaması çok güzel olur, zinde ve güzel bir ortam meydana getirir. Bunu yapacak insan gitsin uyusun, ama öyle bir moda girmesin.
MUHABİR: Hocam bir de bir şey var. Yani, özellikle akşam ibadet yaparken hiç uykunuz yokken akşam saat onda uykunuz gelmeye başlıyor. Kuran okurken veya namaz kıldıktan hemen sonra. Bu tip garip belirtilerde var herhalde di mi?
ADNAN OKTAR: İşte bol su içsinler, genellikle susuzluk bitkinlik meydana getirir. Su içsinler, meyve yesinler. Ağır yiyecekler, mesela et ve ağır yiyecekler genellikle ağırlık yapar. Ama sebze yemekleri, zeytinyağlı yiyecekler falan hafiflik yapar, daha rahatlık verir, daha zinde olur insan. Elini yüzünü yıkasın, mesela tatlı bir şey yiyebilir, canlanır.
MUHABİR: Birde Sayın Oktar, sabah namazı çok önemli bir namaz malumunuz.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Özellikle vaktinde kalkıp namazı ifa etmenin de çok önemli bir yeri var dinimizde. Sabah namazına kalkmanın bir formülü var mıdır, siz su içsinler dediniz uykuyu geçirmek için ama sabah namazına düzenli kalkabilmek için insanlara bir öneriniz var mı? Ve sabah namazının önemi nedir?
ADNAN OKTAR: Sabah namazı, aşık şevkiyle kalkılır sabah namazına. Yani sevinçle ve heyecanla. Ne kadar güzel, biz ölümden dirilmişiz sabahleyin. Çünkü her akşam insan ölür, uykuda ruhu kabzedilir. Allah ruhumuzu bize geri vermiş, yeniden dirilmenin heyecanıyla sevinciyle sanki cennet bahçesine giriyor gibi evimize gireceğiz. Allah’ın huzuruna sevinçle ve coşkuyla, bir aşık heyecanıyla gideceğiz. Ve akşam yatarken de, sabah namazına kalkmaya kafamızı kodlarsak, o sevince o heyecana kendimizi kodlarsak, hatta saati kurmaya bile gerek kalmadan kalkar insan. Ama yine de tabi, böyle insanı rahatsız etmeyen seste bir saat kurulması, melodili bir saat kurulması mesela güzel olur.
MUHABİR: Kalkmaya kolaylaştırır. Aslında Sayın Oktar, o kadar incelik var ki, uyurken birçok sesi duymuyorsunuz ama işte o saatin sesi, o sabah namazına yakın kulağınız bir anda açılıyor. Birçok hikmet var insanın yaratılışında ama onları da bakıp görmek lazım. Görene körene demişler.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
MUHABİR: O yüzden o şiardan ayrılmamak lazım. Hocam, birazdan reklamlara gireceğiz, bir beş dakika sonra.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bir izleyici sorumuz daha var, son olarak onu size yönelteyim. “Selamlar Hocam, nasılsınız” demiş.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
MUHABİR: Larisa Gromyko, Moskova’dan. Ben sizin kitaplarınızla Müslüman oldum, Allah sizden razı olsun. Rusya’da Müslümanlık hızla artıyor ve bunda sizin kitaplarınızın çok büyük payı var. Acaba Rusya’da konferans ve röportajlarınız olacak mı? diye bir soru var.
ADNAN OKTAR: İşte yurtdışına çıkış yasağımız kalkarsa bir ara düşünürüz. Veya Türk İslam Birliği oluştuğunda asıl yaparız, inşaAllah. Şu an değil de.
MUBAHİR: Rusya’da ciddi potansiyel var Sayın Oktar.
ADNAN OKTAR: Hem nasıl, hem nasıl. Evet.
MUHABİR: Yani Türk, Türklük anlamında ciddi potansiyel var.
ADNAN OKTAR: Allah’a şükür hayrettir bir tek benim kitaplarım Rusya’da serbest. Yani, öbür kitaplara pek o kadar izin vermiyorlar. Ama benim kitaplarım çığ gibi satılıyor Rusya’da, çok fazla da rağbet var maşaAllah.
MUHABİR: Peki oradaki Türklük kavramı ne boyutta? Yani, mesela; Türkmenistan diyoruz, isminde bile Türk kelimesi var ama bazı Müslüman ülkeler veya Türk olduğu rivayet edilen ülkelerde bu kavramların çok kuvvetli olmadığı biliniyor. Bu Rusya’daki Türki Cumhuriyetlere nasıl bakıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Türki Cumhuriyetler, işte Konya gibi Eskişehir gibi Kastamonu gibi bizim adeta ilimiz gibi olan yerler. Kardeşlerimiz suni olarak bizden ayrılmışlar, suni sınırlarla bizden uzaklara götürmüşler. Hiçbir anlamı yok, biz buradan arabaya bindim mi, ta Çin’in beline kadar, böğrüne kadar gitmemiz lazım. Bütün Türk illeri, hepsi bizim. Hepsi kendimize ait yerler, kendi topraklarımız. Bir kere millet olarak bizim bir olmamız zaten şart. Yani Konya, Eskişehir nasıl bizden ayrılırsa mantıksızsa, Türkmenistan’ın, Azerbaycan’ın bizden ayrılması, Doğu Türkistan’ın, hepsinin yani Türk devletlerinin tamamının bizden ayrılması son derece mantıksızdır. Ve suni bir uygulamadır, bunun tabii inşaAllah kısa sürede bu mantıksızlık giderilecek inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah. Hocam, şimdi bir reklam arası vereceğiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabi buyurun.
MUHABİR: İkinci bölümde inşaAllah ağırlıklı olarak hatta tamamını düşünüyorum ben. Ahir Zaman ve Hz. Mehdi konularını işlemeye devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Çok iyi olur, inşaAllah.
MUHABİR: İzleyicilerimizden de ricam, özellikle ikinci bölümdeki soruları, merak ettiğiniz Ahir Zaman konuları varsa ve Hz. Mehdi hakkında öğrenmek istediğiniz şeyler varsa onlarla ilgili yöneltmeniz. Çünkü Sayın Oktar bu konuda belki bir kaynak addedilebilecek bir kişi ve eserleri var. Bununla alakalı sorularınızı da ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine bekliyoruz. Programımızın ikinci bölümünde Sayın Adnan Oktar’a sorularınızı yönelteceğiz. Evet, sayın seyirciler şimdi kısa bir reklam arası, reklamların ardından tekrar birlikte olacağız.
Evet sayın seyirciler, Adnan Oktar’la Baş Başa programımızın ikinci bölümünde sizlerle birlikteyiz. ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bize ulaşabileceğinizi tekrar hatırlatıyor ve Sayın Oktar’a dönüyoruz. Sayın Oktar, Mehdi’nin gelişiyle alakalı diğer dinlerde de bir takım işaretler var. Özellikle, Yahudi Hahamlarının da Mesih’in geleceği yolundaki beklentileri var. Bu, Mesih-Mehdi aynı mıdır? Yani, Yahudilerin beklentisiyle sizin gelecek dediğiniz Hz. Mehdi aynı şahıs mıdır yoksa farklı bir kavram mıdır? Bununla ilgili de Recep İmamoğlu, İstanbul’dan bu şekilde de bir soru yöneltmiş. Onu da sormuş olalım.
ADNAN OKTAR: Tevrat’ta baktığımızda belirtilen Mesih’in, Peygamber Efendimizin bildirdiği gelecek Ahir Zaman Mehdisiyle aynı olduğunu görüyoruz. Birçok yönden çok detaylı olarak kapsamlı olarak benzediğini görüyoruz. Allahu alem o, çok net olarak o.
MUHABİR: Evet. Peki Mehdi’nin yardımcıları da tanınacak mı Sayın Oktar?
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin yardımcılarını öven çok fazla hadis var. İşte, gündüzleri arslan, geceleri abid’dir onlar tarzında. Ona benzer çok çok fazla övücü hadisler var. Said Nursi Hazretleri de diyor zaten, “Sayıları her ne kadar az da olsa” diyor, manen bir birlik kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. “İhlas, sadakat ve tesanüt sıfatlarına tam sahip bir kısım talebeleridir” diyor.
MUHABİR: Evet. Peki Sayın Oktar, isterseniz birazcık da Mehdi’nin özelliklerinden bahsedelim.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Siz, genelde sohbetlerinizde ve kitaplarınızda “Mehdi, Mehdi olduğunu bilmeyecek, ben Mehdiyim demeyecektir” diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, doğru.
MUHABİR: Peki, Mehdi olduğunu bilmeden nasıl Mehdi olacak? Ve Mehdi’nin özellikleri nelerdir? İsterseniz onlardan biraz bahsedelim.
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin en belirgin reddedilmez özelliği Hz. İsa’yla beraber kılacağı namazdır. Hz. İsa onu sırtından iterek namaza geçirecektir. Yani iki omzundan iterek, O siz buyurun diyecek namaza Mehdi. Hz. İsa kabul etmeyecek, sen imamsın, sen kıldıracaksın diyecek. Onu namaza geçirecek, böylece Mehdi’nin liderliğini de vurgulamış olacak. Bu şekilde bir hadis var. Buna göre Mehdi’nin varlığını da net anlamış olacağız. Ama tabii fizik alametleri olarak benim yeni baktığım başka hadisler var. Mesela, Humran bin Ayan der ki İmam-ı Muhammed Bakır (a.s.)’a şöyle arz ettim: “Mehdi’nin gözleri çekiktir” diyor, Şehy Muhammed bin İbrahim Numani, Gaybetul Numani Sf.252. “Sırtında yaprak şeklinde bir ben vardır” diyor. Ebu Basir der ki, “İmam-ı Muhammed Bakır ve Caferi Sadık (a.s.) şöyle buyurdu: İki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır”, bu birinci beni. “Sol kürek kemiğinin sol alt tarafında bir yaprak vardır, tıpkı Mersin yaprağı gibi”, bir ben daha var diyor. Ama o ağaç yaprağı gibi diyor. Yani, ayrı üç boyutlu dışa çıkık bir ben şeklinde belirtiyor. “Yanağında inciyi andıran bir yıldız gibi yüzünü aydınlatan bir işaret vardır” diyor. “Mehdi gür sakallı, ön dişleri parlak –dişle ilgili çok vardı, başka bir rivayette vardı- yüzünde ben olan, açık alınlıdır” diyor. Meri’y bin Yusuf bin Ebu Bekir bin Ahmed bin Yusuf el Makdisi’den. “Mehdi’nin sağ bacağında siyah bir iz vardır” ayrı bir rivayet bu. “Başında bir ben ve bir iz vardır” alnında iz olduğunu söylüyor rivayet. “İki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır; sol kürek kemiğinin sol alt tarafında bir yaprak vardır, tıpkı Mersin yaprağı gibi” bu ayrı bir rivayet, yine aynı, inşaAllah. Mesela, “Alnında bir iz vardır, yüzünde ise bir ben” ve yine devam ediyor. Ama tabii huyuna, suyuna o konuda çok rivayet var. “Benim ehli beytimden bir şahıs bütün dünyaya hâkim oluncaya kadar günler ve geceler bitmez; Mehdi, kızım Fatıma’nın neslindendir” Sünen-i İbni Mace, sahih hadis kitabıdır bu. “Mehdiyle müjdelenin” bak, Peygamber söylüyor bunu. “O, Kureyş’ten ve ehli beytimden bir kişidir. Mehdi benim çocuklarımdan biridir” Peygamber Efendimizin sözü bu. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Benim neslimden olan 40 yaşındaki Mehdi’dir. Ali bin Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi’nin “Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi kitabında. “O Mehdi güzel bir delikanlıdır, güzel yüzlüdür, yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir; yüzü gökyüzünde parlayan bir yıldız gibidir, güzel yüzlüdür, yüzünün nurları ona azamet verir” ayrı bir hadis bu. “Yüzünün nuru, saçının, sakalının ve başını siyahlığı üzerine gün gibi parlar; onun yüzü parlak bir yıldız gibidir” diyor yine rivayette. “Dişleri parlaktır” efendim, “yanağında yine bir ben vardır” diyor. “Yanağında inciyi andıran bir yıldız gibi yüzünü aydınlatan bir işaret vardır”, “Mehdi’nin omzunda Peygamber efendimizin (s.a.v.)’deki gibi nübüvvet mührü bulunacaktır”, “omzunda Peygamberin alameti vardır”, “omzunda Peygamber (s.a.v.)’in nişanı vardır” bunlar hep ayrı ayrı hadisler, onun için ayrı ayrı söylüyorum.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi’nin boyu posu, sanki Beni İsrail ricalindedir. Sanki, Beni İsrail’de insanlara benzer diyor görünüş olarak. O, açık geniş alınlı heybetli bir şahıstır” İkdid-Durer’de geçiyor bu. “Hazreti Mehdi’nin bedeni İsraili’dir”, İsraillilere benzer. “Hazreti Mehdi, sanki Beni İsrail ricalindendir, Beni İsrail vücut yapısı gibi geniş ve heybetlidir” İbni Haceri el Mekki’nin eserinde.
MUHABİR: Sayın Oktar, yine benim merak ettiğim bir konu var. Siz tabii konuşurken aklıma geldi. Siz, Mehdi’nin ordusunun yaklaşık 300 kişi civarında 314 kişilik bir ordu olduğundan bahsettiniz.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Yine bir başka cümlenizde de, Mehdi’nin dünyada var olan kaosu, katliamları durduracağından bahsettiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
MUHABİR: Şimdi, bu 300 kişilik bir orduyla, bu katliamlar nasıl engellenecek? Yani, bu bizim baktığımız şekliyle bir savaşan ordu değil de, ilmi ve fikri bir mücadele yapan bir grup mudur yoksa 300 kişi savaşarak bu düzeni mi sağlayacaktır? Buradaki incelik nedir?
ADNAN OKTAR: İlk başta Said Nursi’nin açıklamasına göre, Darwinizmi ve materyalizmi hedef alacaktır. İlk birinci ve en önemli görevi budur diyor Said Nursi Mehdi için. Ama bunu 60 yıl önce söylüyor, yani çok çok önce söylüyor. 60-70 yıl önce söylediği sözler bunlar. Yahut daha önce söylediği veyahut biraz daha sonra söylediği sözler. Burada Mehdi’nin vasfını çok kapsamlı anlatıyor. Mehdi önce fikren küfrü, ateizmi ve materyalizmi yıkıyor. Sonra Müslümanların bir araya gelmesine vesile olduktan sonraki çalışması ayrıdır. O zaman Müslümanlar bir güç buluyorlar, onun liderliğinde çok mükemmel bir çalışma meydana geliyor.
MUHABİR: Yani bu bir savaş mı?
ADNAN OKTAR: Yok yine fikri, gene fikridir.
MUHABİR: Gene fikridir. Yani siz diyorsunuz ki, dünyadaki karışıklıkları fikri mücadeleyle Mehdi sona erdirecek. Yani, insanların anladığı şekliyle bir savaş, işte böyle vurdu kırdılı bir senaryo yok.
ADNAN OKTAR: Yok, kan akıtma yoktur. Mehdi’nin şeyinde kan akıtma yoktur.
MUHABİR: Peki. Yani, ıslah edecektir bilgi ile ve ilimle diyorsunuz. Bir konu aklıma geldi Sayın hocam. Araf Suresi’nde, “Kalpleri vardır kavrayamazlar, kulakları vardır işitmezler, gözleri vardır bununla görmezler” şeklinde hitap edilen bir zümre var. Bunlar işte şu anda bu zulümleri yapan insanlar. Siz, Mehdi’nin bu insanlara da zerk edebileceğini, ilmi olarak bu insanları da tesiri altına alabileceğini söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabii, sevgiyle, şefkatle, heyecanla. Abdullah bin Şurefe’den rivayet edildi ki: “Mehdi’nin beraberinde süslenmiş bir halde Peygamber (s.a.v.)’in bayrağı olacaktır.” Başka bir hadis, “Resulullah (s.a.v.)’in vefatından beri açılmamış olup, Mehdi çıkınca açılacaktır.” Başka bir izah gene bu, “Alametlere gelince beraberinde Allah Resulü’nün gömleği, kılıncı, sancağı bulunacaktır. O sancak ki, Peygamberin vefatından bugüne kadar hiç açılmamıştır. Mehdi’nin zuhuruna kadar da açılmayacaktır.” Bu da ayrı bir hadis, “Hz. Mehdi, Peygamber Efendimizin bayrağı ile çıkacaktır. O bayrak dikilmemiştir, siyahtır ve dört köşelidir.” Peygamberimizin vefatından sonra hiç açılmamış olup, Hz. Mehdi tarafından açılacaktır.” (El Kavlul Muhtasar fi Alamatil Mehdiy-il Muntazar Sf.41-41-52 ve 54)
MUHABİR: Evet. Sayın hocam, Recep İmamoğlu yine, bizim daimi izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Hocam diyor, önceki röportajlarında Bediüzzaman Said Nursi’nin metafizik bir insan olduğunu ifade etti ve Ahir Zaman hakkında söylediklerinin çıktığını söyledi. Bunu biraz açabilir mi demiş. Ben bu soruya bir ilave yapayım. Siz, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri hakkında birçok örnek veriyorsunuz ve bu örneklerinde gerçekleştiğini yine örneklerle açıklıyorsunuz. Neden Bediüzzaman Said Nursi üzerinde bu kadar duruyorsunuz? Yine buna birleşik bir soru da, her yüzyılda bir alim geldiği konusu rivayet ediliyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Evet. Doğru, her yüzyılda bir alim gelir. Bin yıl sonra gelenler diyor, büyüktür, çok önemlidir deniyor. Mesela, Hz. İsa’nın inişi ve Hz. Mehdi’nin gelişi diyor, İmam Rabbani Hazretleri. Yani, binyılda gelenler çok daha önemlidir diyor. Bin yıl aradan geçtikten sonra olan diyor.
MUHABİR: Bediüzzaman Said Nursi’nin üzerinde durma nedeniniz, yani, onun söylevleri üzerinde durma nedeniniz nedir?
ADNAN OKTAR: Mesela bakın diyor ki, Felak suresini açıklarken “Gasikın iza vakab” kelimeleri bu zamana değil, belki Gasikın 1161, iza vakab 810 ederek o zamanlar ehemmiyetli maddi ve manevi şeylere işaret eder. Mesela bu çok acayip bunu bilmesi, tespit etmesi. Ve Kuran’dan çıkartıyor bunu ebced’le. Eğer beraber olsa, Miladi 1971 olur. O tarihli de dehşetli bir şeyden haber verir. 20 sene sonra şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa, elbette tokatları dehşetli olacak. 20 yıl öncesinden 1971’de olacak olan olayları Kuran’dan çıkararak bildiriyor ve aynısıyla çıkıyor. Bu çok acayip. Mesela, bu Bakara suresini açıklarken 257.ayeti “İnkar edenlerin velileri ise Tağut’tur” kelimesinden 1997 yılında Müslümanlara yönelik bir saldırı olacağını söylüyor. Ve aynı şekilde olmuştur. Mesela, çok şaşırtıcı.
MUHABİR: Peki, Sayın Oktar ben yine soruma döneceğim.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Siz, Bediüzzaman Said Nursi’nin üzerinde durma nedeniniz söylediklerinin isabetli olması.
ADNAN OKTAR: Aynen çıkması.
MUHABİR: Aynen çıkması. Peki bu şakilde feyz alınan başka Alimler var mı sizin eserlerinizde?
ADNAN OKTAR: İmam-ı Rabbani var, tabii ama hadisleri eğer ayrı koymuyorsak o ayrı. Mesela, hadis kitapları bu, Buhari, Müslim, Tırmizi, İbni Mace, Süneni Ebu Davut, Süneni Nesei yoğun olarak bunlardan tabii istifade ediyoruz, bunlardan alıyoruz. Özellikle Mehdi hakkında yazılmış çok fazla yüzlerce İslam Aliminin yazdığı özel risaleler vardır. Sırf Mehdi konusunu işleyen risaleler. Oradan çok fazla alıntılar var kitaplarımızda, çalışmalarımızda, çok fazla alıntılar var. Ama bu konuları tabi en iyi HazretiMehdi.com ve HazretiMehdi.org sitelerinden izlenebilir. Burada çok kapsamlı binlerce bilgi var. HazretiMehdi.com ve HazretiMehdi.org Ahir Zaman konularını burada insanlar çok detaylı inceleyebilirler.
MUHABİR: Evet, sayın seyirciler, harunyahya.tv adresinden de şu anda canlı yayınımızı izleme imkanınız var internet üzerinden. Yine, ahirzamansohbetleri@hotmail.com’dan da bize mail yoluyla oluşma imkanınız var. Sayın Oktar, Hz. Mehdiyle ilgili birçok soru var elimde.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Sizin bahsettiğiniz şeyler daha çok sorulmuş konular. Yani sizin cevap verdiğiniz konular sorulmuş. Ben farklı konu bulmaya çalışıyorum. Yine Yalçın Büyükdere İstanbul-Pendik’ten bize soru göndermiş. Sizce Türkiye, dirlik ve düzeni sağlamak için Filistin’e asker göndermeli midir demiş. Hemen buraya ben bir ilave yapayım. Sayın Yalçın Büyükdere, Hamas liderinin bugün bir açıklaması oldu, Birleşmiş Milletlerin o bölgeye asker gönderme planı var bilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Hamas’ın yetkilisi, Türk askeri haricinde asker kabul etmeyeceğini bildirdi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
MUHABİR: Yalçın Bey’in sorusuna da bu ek olsun. Onun sebebini de size soracağım. Türkiye, Filistin’e asker göndermeli midir demiş, Yalçın Bey. Bunu bahsettiğiniz Türk İslam Birliğinin bir adımı olarak yorumlayabilir miyiz? Şu an İsrail’deki Musevilere sesleniyor olsaydınız onlara ne söylemek istersiniz? diye bir soru gelmiş.
ADNAN OKTAR: Ben onlara derdim ki, Müslümanlarla ittifak edin, Ateist Siyonistlere karşı, Masonlara karşı güçlü bir mücadele verelim. Hem Müslümanlar kurtulsun, hem sizler kurtulun, hem Hıristiyanlar kurtulsun, dindar Hıristiyanlar. Bu cennet gibi güzel belde de, Kudüs’te ve Filistin’de barış içinde kardeşlik içerisinde yaşayın derim. Tek çözüm, o bölgenin ateist siyonistlerin etkisiz hale getirilmesi veyahut oradan çıkarılmaları. Yani faaliyetlerini durdurmaları; ve özellikle masonların. Çünkü bizim ehli kitap olan Musevilerle bir sorunumuz hiçbir şekilde olmaz. Gece gündüz Allah’a dua ediyorlar, Allah’ı çok seviyorlar, Allah’tan çok korkuyorlar. Onlar bizim dindar kardeşlerimiz. Hıristiyanlarda öyle, Kilise’de gider Allah’a dua ederler, ahirete inanırlar, ahirette hesap vereceklerine inanırlar, bütün Peygamberlere inanırlar. Ama onlarda şu an İsrail’de korku ve huzursuzluk içinde yaşıyorlar.
MUHABİR: Sayın Oktar, ben yine bir tespit yapmak istiyorum. Sizinle sohbetlerimizde, siz dünyayı yöneten liderlerin isim vermeden bir çoğunun siyonist-ateist-masonik teşkilatlar olduğundan bahsettiniz.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Peki, böyle samimi dindarların olduğu bir dünyada; yani, yine söylevinizden hareketle konuşuyorum. İşte Hıristiyanların bir bölümünün çok inançlı olduğunu, Musevilerin bir bölümünün çok inançlı olduğunu beyan ettiniz. Tabii Müslümanlarda da tabii büyük bir bölümü inançlı yaşıyorlar. Sizce böyle bir ortam varken, neden bu devletlerin başları söylediğiniz kategoride insanlar? Yani savaşı körükleyen, kan isteyen bu tip kavgalara müsait insanlardan seçiliyor veya Allah-u Teala nasıl bir denge kurmuştur burada?
ADNAN OKTAR: Bu şeytanla başladı biliyorsunuz. İlk şeytanın tavrında bunu görüyoruz. Hz. Adem’e Allah secde et dedi, enaniyet, kibir ve gururundan dolayı secde etmedi. Ve bütün insanları ben delalete düşüreceğim, ancak Senin salih kulların dışında hepsini cehenneme sürükleyecek şekilde tavır koyacağım dedi. Masonların ve Ateist Siyonistlerin tavrı da budur. Yani, insanları cehenneme götürtmeye çalışmak, cehenneme sürüklemek ve şeytanın dediklerinin hepsini uygulamak. Yani, şeytan ne diyorsa bunu yapmaktır. Mesela şeytan insanları helak etmek ister, kanlarının dökülmesini ister; bunlarda insanların maddi manevi helak olması ve kanlarının dökülmesini istiyorlar. Bunun sonucunda da ne kazanacaklarını sorduğunuzda şeytanın rızasını kazandıklarını anlıyoruz. Yani, onu elde etmeye amaçladıklarını anlıyoruz. Yoksa insanların mutluluğunu amaçlamıyorlar. Yani, kan dökerek, rezalet çıkararak, ateist düşünceyi yayarak, terörü yayarak bir mutluluk olmayacağı çok açık belli. Bu şeytani vahyin, şeytani düşüncenin bir eylemidir. Ta Hz. Adem’den itibaren başlamış. Mesela, Nemrut nasıl yaptıysa o çılgınlıkları delilikleri; mesela Hz. İbrahim devrinde nasıl şiddet uyguladıysa; Firavun nasıl Müslümanlara nefes aldırmadıysa aynı mantığı şu anda da asrımızda bu kişiler devam ettiriyorlar. Yani, asrın Firavunları ve Nemrutlarıdır bunlar. O yönde eylem yapıyorlar, buna karşı Müslümanları ittifak etmesi tek kurtuluştur. İttifak ettiğinde zaten Allah onların gücünü kırar, onların kalbini bağlar, basiretlerini ferasetlerini bağlar, güçlerini yok eder. Müslümanlar birlik olmadığı için bu olaylar oluyor. Türk İslam Birliği oluştuğunda zaten şeytanın gücü kalmaz. Şeytan öyle bir gücü gördüğünde böyle bir atak yapamaz, böyle bir gayreti olmaz.
MUHABİR: Peki Sayın Oktar, bu insanlar üst mevkilere ulaşmakta, nasıl bu kadar kolay hedeflerine ulaşıyorlar. Yani, nasıl kolay başarabiliyorlar. Çünkü örneğin bir devlet başkanı olmak için birçok kademeden geçmek gerekiyor, birçok insanla mücadele etmek gerekiyor. Tabii bizim inancımıza göre, Allah’ın da yardım etmesi gerekiyor. İnançlı bir Müslüman bir koltuğa oturduğunda O’na Allah’ın nasip ettiğini ve sahibinin O olduğunu mutlaka bilir. Peki bu dünya üzerinde ki insanlar ülke yöneten, Ateist Siyonist insanlar nasıl bu kadar çabuk o koltuklara oturabiliyorlar.
ADNAN OKTAR: Ateist siyonistler ve masonlar koltuklarını dayanışmalı olarak birbirlerine devrediyorlar. Mesela, bir mason kendi yerine gelecek olan masonu tespit eder, onu yetiştirir. Kendisi o koltuktan kalktıktan sonra o masonu oraya oturtur. Ve bu zincirleme devam eder. Gelip oraya bir Müslümanı…
MUHABİR: Padişahlık gibi.
ADNAN OKTAR: Evet. Tabii, aynı şekilde evet, çok güzel. Bir Müslüman’a gel sen buraya otur demez. Hiçbir şekilde de buna müsaade etmez. Böyle bir kör sistem kurulmuştur dünyada. Mesela ateist Siyonistler de öyle; önemli kilit bir nokta veya ekonomik kilit bir nokta veya siyasi kilit bir nokta, illaki kendi adamını getirir. Ve kendi düşüncesindeki adamı getirir. Eğer ona hizmet edecekse bu tavrı kabul eder yoksa kabul etmez.
MUHABİR: Sayın Oktar, hoşgörünüze sığınarak yine babadan oğula devre, padişahlık dedik. İşte belki bu sistemin düzelmesinde belki hoş bir örnek olur. Fatih Sultan Mehmet Han’a, İstanbul’un fethiyle alakalı, o gemilerin karadan inmesi hadisesi sanıyorum sorulduğunda, rivayet edildiği üzere şöyle bir cevap vermiş: “Şartlara teslim olmazsanız, şartlar size teslim olur ve boyun eğerler. Çok çalışır, çok dua eder ve çok isterseniz Allah’ın rahmeti tecelli eder. Allah’ın rahmeti tecelli ettiğinde de nice olmazlar tahakkuk eder” diye bir cevap vermiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
MUHABİR: Herhalde bizim İslam alemi’nin yapması gereken çok çalışıp, çok dua edip, çok istemek.
ADNAN OKTAR: Tabii.
MUHABİR: İnşaAllah, huzur dolu bir ortam sağlanır.
ADNAN OKTAR: İşte yeni yeni Türk İslam Birliğini istemeye başladılar. Bu çok güzel, ama bunun çok yoğunlaşması lazım. Ben diyorum ki, Türkiye çapında İslam alemi çapında bunu ısrarla söylesinler bu olacak diyorum. Yani, bak denesinler ve mutlaka olacak diyorum. Son derece rahat edecekler sonunda. Sadece talep, bunu talep etmek dua mahiyetindedir. Allah, bizim bunu istememizi bekliyor inşaAllah. Biz bunu yaptığımızda tahakkuk edecektir. Ama bu kader böyledir zaten. Bu, her halükarda da olacak onu da ayrıca belirteyim.
MUHABİR: Sayın Oktar, bu yapılan mitinglerin boyutları da gerçekten çok büyük. Yani, bu Türk İslam Birliği adına konuyu ele almak gerekirse ciddi bir potansiyel ve istek olduğu gözüküyor. Ama bunlar bir puzzle’ın parçaları gibi, burayı da organize edecek bir liderin varlığına mutlaka ihtiyaç var.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Çünkü bölük pörçük bir takım faaliyetler var. inşaAllah bu da bir araya gelip daha güçlü bir ses olarak terörü ve kanı durdurur.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, inşaAllah.
MUHABİR: Hocam yine bir soruyla devam edelim konumuza.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Hocam yine, Rahmi Özdemir, Antalya’dan. Onun bir sorusu var. İnternet sitelerinize rastladım ve son 2 aydır yakından takip ediyorum. Çok şey öğrendim sayenizde, sorum şu demiş: “Acaba cennete gidenler arasında az sevabı olanlar ya da çok sevabı olanlar diye bir ayrım olacak mı?” Hocam bu soruya cevabınızı almadan önce, benim yaptığım bir analiz var, bizim programlarımızda en çok ilgi çeken bir konu Ahir Zaman sohbetleri, diğer konuda cennet ve cehennem konusu. Biraz bu konuyu isterseniz açalım, Rahmi Bey’in sorusunu. Bir de ben buna bir ek yapayım, herkesin cehenneme mutlaka gireceğiyle alakalı bir ayete rastladım geçen. O konuyu da biraz açabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Müminler ve ehli küfür cehennemin kenarına getirilecekler. Yani, cehennemin arazisine getirilecekler. Müslümanlar, önlerinde bir ışık sağlarında bir ışıkla getirilecekler. Zaten bunun anlamı, cennete girecekler anlamındadır. Zaten ayette diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınıyorum: “Kuvvetle umarlar” diyor cennete girmeyi. Yani belli çünkü Allah vaat etmiş. Işık varsa, önde ve yan tarafta bu Mümin alametidir. Müminler oradan topluca, önünde ve sağ tarafında ışığı olan Müminlerin hepsi alınıp götürülüyorlar cennete. Ehli küfür, Allah’a isyan edenlerse diz üstü o arazide bırakılıyorlar. Orada o ayrılık acısını hissettirmek ve Müslümanların da kurtuluş sevincini onlara hissettirmek için Allah’ın yaptığı bir süstür bu, bir güzelliktir. Yani, o heyecanı yaşatmak için. Çünkü Allah tekdüzelik yaratmıyor, hep süs yaratır Allah, bir hareketlilik yaratır, bir güzellik yaratır. Allah’ın yaratacağı bir hareketlilik ve güzelliktir bu. Oradan Müminler, cennet kapılarından cennete girdikten sonra cennetin kapıları kapatılıyor. Büyük bir heyecan ve sevinç içinde oluyor tabii Müminler. Artık sonsuzluğa kilitlenecekler Müminler. Yani, sonsuza kadar artık cennetten çıkmak yok. Elhamdülillah, büyük bir sevinç, heyecan ve coşku içerisinde dünyada yaptıklarını birbirlerine anlatacaklar. Ben şöyle yapardım, böyle yapardım, çalışma yapacaklar. Dinsizler de, diz üstü bırakılıyorlar ondan sonra da onlar cehennemin içine alınıyorlar, cehennemin içine atılıyorlar. Onlar için de Allah’ın dilemesi dışında bir daha çıkmak yoktur. Ama Allah’ın dilemesi olursa tabii çıkanlar olur.
MUHABİR: Sayın Oktar, yine televizyon tarihine damgasını vurmuş, sinema tarihine damgasını vurmuş filmlerden birisi de aslında dini motifler taşıyor, yine görebilen bir göz için tabii bu. Siz bir kitabınızda da yazmıştınız yanlış hatırlamıyorsam. Matrix filmi vardı, orada maddenin gerçekliği sorgulanıyordu. İşte bir kaşığın eğilme sahnesi vardı. İşte, algılarla yaşayan bir Neo karakteri canlandırılmıştı. Aslında olayın özüne indiğinizde de gözümüzün gördüğü dünya, rüyada gören göz, bunlar çok araştırılması gereken kavramlar. Renkli bir fanusun içinde yaşanan bir hayattan bahsediyoruz. İşte, dokunduğumuzda hissettiğimiz şeyler birer algıdır deniliyor, yine bu filmden çıkarttığımız sonuç. Bir renkler bütününde geçen bir hayat var. Dünya hayatındaki bu renkli cam nedir, yani, bunu biraz açabilir miyiz? Bir de, cennette farklı olan ne vardır? Yani, orada neyi göreceğiz, ne hissedeceğiz, tasvir edebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Filmin yapımcısına ben kitaplarımın ilgili olanlarının hepsini göndermiştim.
MUHABİR: Yapılmadan önce mi?
ADNAN OKTAR: Evet, yapılmadan önce göndermiştim.
MUHABİR: Böyle bir çalışma yapacağını mı duymuştunuz?
ADNAN OKTAR: Yok, göndermiştim. Yani, gönderdiğim kişilerden birisi de Oydu.
MUHABİR: Anladım.
ADNAN OKTAR: Bir ihtimal faydalanmış olabilir. Yani, öyle hissettim, üsluptan ve yazılardan, konuşmalardan öyle hissettim. Allah bilir tabii doğrusunu. Sorunuzu yine ben alayım sizin.
MUHABİR: Sorumuz, o Matrix filminde ki felsefe. Yani, renklerden oluşan bir dünya, sanal bir ortam. İşte, kaşık eğme sahnesini örnek vermiştim. Algılarla yaşanan bir ortamdan, sanal bir ortamdan, değişik pencerelerden bahsediyor film. Şu anda dünyada yaşadığımız ortam, renkli cam ortamı bize bir özetler misiniz? Bu gördüğümüz göz neyi görmektedir ve cennette farklı olacak olan nedir?
ADNAN OKTAR: Aslında sadece şu konuyu anlayan bir insanın teknik olarak iman etmemesi yani Allah’ı inkâr etmesi teknik olarak mümkün değildir. Yani, mecburen iman eder, hiçbir kurtuluşu yoktur, ikinci bir ihtimal yoktur; yani, akli dengesi yerindeyse. Çünkü beynin içerisinde, şu kadarcık bir kısımda (parmağının ucunu göstererek), şu kadarcık bir kısımda olan bir olaydır bizim hayatımız. Şu kadarcık bir kısımda oluyor ve oradan geçen elektrik akımı, dikkat edin, biz elektrik akımını şu anda televizyonlarda bizi seyreden kardeşlerimizde öyle, beyinlerinde şu kadarcık yerdeki elektrik akımını bu şekilde tam renkli, canlı, dolu dolu, gerçekten varmış gibi görerek seyrediyorlar. Yani o televizyon cihazı, evde ki eşyalar, teknik alet edevat, hepsi insanın beyninin içerisinde yaratılıyor. O elektrik akımının içinde yaratılıyor. Yani, böyle bir mucizeye bir insanın inanmaması, böyle bir konumda Allah’ı inkar etmesi inanılır gibi değil, mümkün değil. Kavramamalarından kaynaklanıyor, düşünmüyorlar insanlar. Eğer bunu aklı başında cidden düşünürlerse, nefesleri kesilir, müthiş heyecan duyarlar. Bu çok çok büyük bir olaydır ve dünyada ki en büyük mucizedir bu. Yani, Ahir Zaman’da ki en büyük mucizedir bu. İnsanlara bunun anlaşılmasını Allah sağlamıştır. Teknik olarak da bilimsel olarak da her yönden anlamalarını sağlamıştır. Tasavvuf ehli bunu biliyordu ama o kadar anlatmıyorlardı. Yahut anlatsalar da insanlar genelde pek o kadar kavramıyorlardı. Ama şimdi bu devrimizde, bu çok net anlaşılmıştır. İnsanlar, ben diyor gözümle görüyorum diyor. Göz kördür, göz görmez. Göz sadece elektrik akımı üretip beyne aktarır, o kadar. Elektrik akımının da bir şey görecek durumu yoktur. Elektrik akımını gören, bizim beynimizin içinde biri var. İşte biz buna “Ruh” diyoruz. O elektrik akımını görüntü olarak görüyor, bir varlık olarak görüyor. Yani çok büyük bir mucizedir bu. Mesela ben şu an beynimin içindeyim, sizi görüyorum, bakıyorum kesin eminim sizin karşımda olduğunuzdan. Maddi olarak karşımdasınız tamam, ama ben sizin beynimdeki görüntünüzle muhatap oluyorum. Benim elimle sizin eliniz aynı yerde beynimin içinde. Yani, bu nefes kesecek bir şeydir. Mesela burada gördüğümüz eşyalarda, şu eşya mesela, buna bayağı bir emek verilmiş bir şey belli. Bunu, beynimin içinde bunu yaratan güç var. Bu ne demektir? Bu, ben eminim bir usta tarafından yaratıldığına, beynimin içinde yarattığına göre bunu Allah, o zaman Allah’ın varlığı mecburi hale geliyor zaten, ikinci bir ihtimal sıfır olmuş olur. Yani, televizyon, radyo yaratılıyor kafamın içerisinde ve ben eminim bunun fabrikada yapıldığından. Ama beynimdeki yapılan, fabrikada yapılmış değil. Yani, dışarıdaki kopyası fabrikada yapılmış ama beynimin içinde yapılan fabrikada yapılmış değildir. Onu Allah yapıyor. Bu çok büyük bir mucizedir, bunun hiçbir açıklaması yoktur. Bunu biraz daha düşünen insan tam kavrar. Cennette de sistem böyledir, mesela elmayı koparırsın elma yine dalda durur. Yemeği yersin, bir türlü doymazsın. Yersin yersin doymazsın, kaptan da bir türlü yemek eksilmez. Mesela, kaba dersin, buraya gel dersin; o kalkar gelir, akıllıdır. Bütün her şey akıllıdır. Aslında Allah’ın aklı her yerdedir dünyada fakat Allah burada onu bize uygulatmıyor. Mesela, Hz. Musa’nın asasında öyle olmuştur. Allah’ın aklı, Allah’ın gücü her yerde. Hz. Musa’nın asasının içinde de Allah’ın gücü var. Musa, asayı atıyor Allah onu bir anda yılana çeviriyor. Mesela, bu çok acayip bir şey. Sonra tut onu diyor Hz. Musa’ya, tutulduğunda birden bire yeniden asaya dönüşüyor, yani tahtaya dönüşüyor. Tahta yılana dönüşüyor, yılan yeniden tahtaya dönüşüyor. İşte cennette de böyledir. Her şey şuurludur. Mesela, insan istediği yerde isterse uçmak istediğinde uçabilir. Havada, kanatsız, herhangi bir vasıta olmadan, havadan gidebilir. Mesela, istediği bir yerde anında olabilir, sadece aklından geçirmesi yeterlidir. Mesela, yüzlerce binlerce kilometre ötede bir yere, bir saniyeden çok daha kısa sürede varabilir, hemen varır. Çünkü mekân olmadığı için Allah onun karşısına hemen onu oluşturacaktır. Yani, insanların beyninde oluşacaktır. Dışarıda varlıkları olacaktır ama insanların beyninde oluşacaktır.
MUHABİR: Yani, işin özüne inip biraz düşünebilen insanlar için birçok ayet var gerçekten hayatta. Zaten insanda bir matematik veri bütünü.
ADNAN OKTAR: Aslında bunu anlasa insanlar, inanın nefesleri kesilir. Bu çok çok büyük bir olay. İnanın insanlar o kadar kavrayamıyorlar. Bunu kavrasalar, Allah’a müthiş iman ederler, hem öyle ne iman etme, ikinci bir ihtimal sıfır olur. Üç boyutlu görüntü meydana gelmesi beynin içinde ne demek? Yani, elektrik akımını üç boyutlu olarak göreceğim. Yani, küçücük etin içinden bir elektrik akımı geçecek düşünün, şu kadar kanlı et parçasında bir elektrik akımı geçecek, ben onu üç boyutlu, mükemmel bir dünya olarak, içinde mesela, Paris’i göreceğim, Londra’yı göreceğim, İstanbul’u göreceğim, güneşi, dünyayı, uzayı göreceğim. Çok mükemmel kusursuz bir görüntü meydana gelecek. Ve çok mükemmel kusursuz da bir ses sistemi olacak, yani üç boyutlu. Beyindeki ses sistemi, şu ana kadar elde edilemedi. Tam stereo’dur. Tam üç boyutludur, gerçeğinden hiç ayırt edilemeyecek derecede nettir. Biliyorsunuz dışarıda ses yok, biz sesi, beynimiz böyle yorumluyor. Dışarıda sadece dalga vardır.
MUHABİR: Sayın Oktar, tabii bir çok konu var. Bende bizzat araştırdığım bir konuyu söyleyeyim size. Müminun Suresinde bir ayette geçiyor sanıyorum 78 numaralı ayet. “Halbuki O sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır” diyor. Ben orada şeye dikkat etmiştim, neden kulakları ve gözleri diye sıralama olmuş. Çünkü, gözleri ve kulakları mı olmalıydı diye, hani cümle olarak düşündüm ama biraz işi araştırdığım zaman şöyle bir sonuç ortaya çıktı; Allah-u Teala, insanı anne karnında oluştururken önce kulak oluşuyormuş, daha sonra göz ve daha sonra kalp şeklinde bir sıralama varmış. Yani, o ilk bakışta gözükmüyor ama gerçekten her ayette, insanın yaratılışının her evresinde bir mucize ve Allah’ın varlığına ait müthiş deliller var, inşaAllah bunu görebilen gözlere sahip olur herkes.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. inşaAllah.
MUHABİR: Bu temennide diğer soruya geçelim Sayın Oktar.
ADNAN OKTAR: Buyurun.
MUHABİR: Sedat Saraylı, Adana’dan sormuş. “Muhterem hocam, acaba samimiyet nasıl olmalıdır. Siz, Müslüman samimi olursa kurtulur demiştiniz. Samimi olmak için ne yapmalıyız?” diye bir soru göndermiş.
ADNAN OKTAR: Dünyada olabilecek en kolay şeyi düşünsün insan, en zevkli ve en kolay, insanı rahatlatacak şeyi; samimiyeti bulacaktır. En kolay, en zevkli, insanı en rahatlatan, Allah’la bağlantısını çok güçlü hale getiren gücün adı SAMİMİYETTİR. Ama samimiyet’te insanlar genellikle çok şey kaybederler. Maddi kayıpları çok olur, buna karşı da mantık kullanır insanlar. Mesela, doğruyu fark eder ama mantığını kullanır. Mantık insana çok şey kazandıracak gibi görünür ama mantığı kullananlar hep sürünürler. Hep acı içinde, hep aşağılanarak ve eziyet içinde yaşarlar. Yani hep bir hayat mücadelesi ve boğuşma içindedirler.
MUHABİR: Sayın Oktar, Sadi Şirazi, İran’ın ünlü bir yazarı, İslam şairi. Onun güzel bir sözü var: “Kerem sahiplerinin elinde para, paralıların elinde kerem bulunmaz” diye. O yüzden dediğiniz gibi herhalde samimi insanın pek fazla taş üstünde taşı olmaz.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
MUHABİR: Ama mantıkla gideninde huzuru olmaz diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet. Mantıkla insanlar çok şey kazanacağını zannediyorlar, Allah orada gizli bir tuzak kurmuştur. Samimiyete de Allah bir tuzak kurmuştur; samimi olana samimiyet böyle ateş gibi görünür. Halbuki onun içine girdiğinde onun tertemiz su olduğunu anlar. Mantıkta insana cennet gibi görünür, içine girdiğinde insan cehenneme girdiğini anlar. Yani, mantık Allah’ın kurduğu bir tuzaktır. Genellikle samimiyetin çevresi böyle zorluklar gibi görünür, yani insan samimi olduğunda çok şey kaybeder gibi görünür. Gerçekten de kaybeder ama kaybettikçe de kazanır. Mesela, insan fakir görür, bolca parasını verirsin. Allah kat kat fazlasını nasip eder ve sağlık sıhhat olarak görürsün. Ama öbürü mantığı kullanır, parayı vermez fakirlere. Onu götürür hastane parası yapar, hastanede harcar bu sefer.
MUHABİR: Sayın Oktar, konuşmamızın başında da yine Allah’ın sıfatlarıyla insanın donatıldığını söylemiştiniz. Allah’ın önemli sıfatları var, bunlardan birisi de cömertlik sıfatı. Dolayısıyla cömert olan insanın, dünyada yaşadığı sürede de birçok avantajı olduğunu, belki kendisinin fark edemediği nimetlerle de karşılaştığını gözlemlemek mümkün. Aslında bununla ilgili çarpıcı ayette Hadid suresinde var. “Allah’a güzel bir borç verecek olan kimdir?” diyerek Allah-u Teala, aslında orada çok büyük bir nezaketten bahsediyor. Yani, Allah yapılan yardımı, verilen hayrı, hasenatı, zekatı kendisine verilmiş bir borç, karşılığını alınmış bir borç olarak nitelendiriyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Dolayısıyla, aslında samimi dindar olmaya giden yolda bu cömertlik sistemini kullanmak, çalıştırmak lazım. Siz daha önceki programlarımızda ulusal bir zekat sisteminden de bahsetmiştiniz. Arzu ederseniz, birazcık cömertlik konusundan konuşalım. Cömertlik, ne tip faydalar bize sağlar ve samimiyeti yakalamamızda ne kadar büyük bir faktördür?
ADNAN OKTAR: Bir insanı sevindirmek, bir kere insanı çok mutlu eder. Yani bir sevinç vesilesidir bir insanı mutlu görmek. Mesela bir fakire biraz yardım yaptığında, onun gözündeki pırıltı, ondaki sevinç, onun duası insan için bir ferahlıktır, bir güzelliktir, bir nimettir. Ama ona o yardımı yapmadığında, onun yüzündeki azap, onun yüzündeki rahatsızlık, onun çektiği acının on misli olarak Müslüman’a geri döner. O bir çekiyorsa, Müslüman onun on misli acı çeker. Onun için, özellikle fakirlerin rahat etmesi, onların huzur içinde yaşaması bütün toplum için, bütün insanlarımız için çok büyük bir mutluluk sebebidir. Yani, onların üşümemesi, aç kalmaması, eziyet görmemesi, hatta onların sevinç içinde yaşayacağı diğer şeylerde Müslüman’a sevinç verir. Onun için, insanların mutluluğuna, insan kendini bir yönüyle de adaması gerekir. Müslümanlıkta hedeflerden biri de, Allah’ın rızasını kazanacak hedeflerden birisi de Allah’a insan kendisini adar. Allah’a adarken bu adama içerisinde de birçok adamalar vardır. Mesela, insan milletine kendini adar, fakirlere kendini adar, bunların hepsini Allah rızası için yapar. Fakirlerin mutluluğu için uğraşmak çok sevinçli, güzel bir meşgaledir. Çok bereketlidir, dünyada ve ahirette sevince ve saadete vesile olur. Ve bir de toplumunda dengelenmesini, toplum barışını, sosyal çalkantıları ortadan kaldırarak sağlar.
MUHABİR: Aslında hocam, daha düz bir mantıkla baktığınızda hepimiz tabi ki Kuran-ı Kerim’in varlığına inanıyoruz. Allah’ın sözü olduğuna ve buradaki okunan ve söylenen ayetlerinde Allah tarafından gönderildiğine hepimiz inanıyoruz. Az önce okuduğum ayetin tamamını aslında böyle anlamak için dinlediğinizde bunun karşılığı da var; “Allah’a güzel bir borç verecek olan kimdir? Artık Allah bunu O’nun için kat kat arttırır.” diyor, yani burada Allah’ın bir taahhüttü var. “O’nun için üstün ve onurlu bir de ecir vardır.” diyerek
Allah-ü Teala emrini iletmiş. Gerçekten bakabildiğiniz zaman bu söze güvenmek gerekir ve güvenilir mutlaka. Dolayısıyla vermek, önemli bir haslettir. Hem samimiyetin oluşmasında hem de ülkenin refaha ulaşmasında önemli bir faktördür. Peki Sayın Oktar, yine benim merak ettiğim bir konu var. Yine, dini kaynaklarda ve yüce kitabımız Kuran’da da geçen önemli kelimelerden bir tanesi, ‘Cihat’ kavramı. Tabi geçmiş dönemde savaşlar yapıldı, ülkeler feth olundu.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: İslamiyet büyüdü, yaygınlaştı. Fakat günümüze geldiğinizde biraz daha yapı dinginleşti diyelim. Medeniyetin artmasıyla birlikte savaşlar devam ediyor ama böyle geçmiş dönemler kadar çok yoğun savaş ortamları, dinle ilgili savaşlar yaşanmıyor. Şimdi günümüzdeki cihat kavramı şu mudur: Dediniz ya, fakirler için yaşayanlar var, ülkeleri için yaşayanlar var. Yani bugün hayır hasenat uğruna yaşayan insanlar ve ya dini temsil etmek maksatlı yaşayan insanlarda bir cihadın içindedir diyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: E tabi ki zaten cihattır bunlar, tamamı cihat.
MUHABİR: Yani, illa kılıçla bir savaş olacak diye bir şey yok.
ADNAN OKTAR: Ceht etmek, gayret etmek. Kitap dağıtmak, insanların bilgilenmesi için internet ortamı meydana getirmek, insanların oradan ücretsiz kitap indirmesini sağlamak, yiyecek dağıtmak, kıyafet dağıtmak veyahut buna vesile olmak, aracı olmak. İnsanların sağlığıyla ilgilenmek. Mesela, bir gözü görmüyor adamın, katarakt var. O gözünü açtırıyorsun, gözü dünyayı görüyor. Ne kadar güzel bir şey bu, çok sevindirici ve gayet güzel. Ama benim asıl amaçlarımdan bir tanesi, benim çok hoşuma gidecek beni mutlu edecek şeylerden bir tanesi; fakirlerin ücretsiz alışveriş yapabileceği marketler oluşturulması. Ben onu görsem çok hoşuma gider, çok rahatlarım. Yani, herkesin götürüp elindekini verdiği, mesela fazla yiyeceklerini, fazla kıyafetlerini verdiği hatta devletinde direk yani, yeni yiyecekler yeni kıyafetlerle oraya sevk ettiği marketlerde fakir kardeşlerimiz gidip kayıtlarını yaptırıp; ben geldim, benim ihtiyacım şu kadar diye bir uzmana söyleyip oradan ihtiyacı kadar şeyi alıp gitmesi. İşte bu çok sevindirici, herkesin hoşuna gider bu.
MUHABİR: Evet. Bunu bir başka programımızda konuşmuştuk. Bende fırın örneğini vermiştim.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Hayra sevk edeceği içinde tekrar vermekte de inşaAllah sevk eder, bu örneği tekrar edelim.
ADNAN OKTAR: Tabi tabi buyurun.
MUHABİR: İşte bir fırına gidildiğinde 3 veya 4 ekmek almak için, o ailede bir kişide fazla ekmek parası ödeyerek, bir ekmek parası fazla ödeyerek bir ihtiyaç sahibinin de oradan almasını sağlayabilir.
ADNAN OKTAR: Tabii çok güzel.
MUHABİR: Böyle bir organizasyon kurulabilir. inşaAllah bu ve benzeri bir şey kurulur. Ama hocam dediğiniz gibi sonuçta her şey vermekle başlıyor. Allah-u Teala size bir takım sıfatları vererek dünyaya gönderiyor ve o vermenin hakkını da vermek lazım kanaatindeyim. Ama Sayın Oktar, bizi ekranları başında izleyenler, yanlış bir yorum yapmasını istemiyorum izleyenlerin. Siz, Hz. Mehdi’yi anlatırken “Taş üstünde taşı olmayan dediniz” maddeye önem vermeyen, ordusu da o şekilde dediniz. Ve Müminin sıfatlarından birisidir dediniz. Hani, bu maddeperestlik olamaması için de. Bu, vermekteki ölçü nedir? İşte Bakara suresinde “De ki: Sana neyi vereceklerini sorarlar; ihtiyaçtan artakalanı” diye bir ayet var. Buradaki vermenin kıstası nedir, vermek huzur getirir, ne varsa vereyim mi yoksa işte şu kadar vermek doğrudur, 40’ta bir budur, burada bir ölçü var mıdır?
ADNAN OKTAR: İnsan düşünür, ben tebliğ için ne kadara ihtiyacım var, yiyecek ne kadara ihtiyacım var, sağlık için ne kadara ihtiyacım var, bunu kendine ayırır. Bu benim vicdani kanaatim, ondan gerisi ihtiyaçtan artakalandır artık.
MUHABİR: Yani, gelecek korkusuyla para biriktirmek, altın saklamak.
ADNAN OKTAR: Tabii.Oturup onu ince ince hesap etmek değil de, bol bol cömertlik yapmak çok önemlidir. Çünkü hayır zekat hesap edilir ama sadakayı hesap etmeye gerek yok. Yani onda sınır yok, istediğin kadar insan sadaka verir.
MUHABİR: Zekat ve sadaka arasındaki fark nedir Sayın Oktar?
ADNAN OKTAR: Zekat, miktarı belirtilmiş bir ibadet, o ayrı. Ama sadakada limit yok. Sadaka, istediğimiz kadar dağıtabiliriz. Mesela, Hz. Ebu Bekir bütün malını mülkünü sadaka olarak vermiştir, tamamını. Hz. Ömer büyük bir bölümünü vermişti. Mesela Hz. Osman’da malının çok büyük bir bölümünü vermişti. Ama Hz. Ebu Bekir tamamını vermişti malının. Mesela bu o yönden daha üstündür Hz. Ebu Bekir. Ebu Bekir, sıddık makamına ulaşmış, biliyorsunuz, ona lakap vermiştir Peygamber Efendimiz Sıddık demiştir, Ebu Bekir-i Sıddık inşaAllah. Çok çok makbul ve güzel tavırlardan bir tanesidir. Mesela ne oldu, herkes öldü. O da bütün malını verdi, ne kaybetti. Cenneti kazandı Allah’a çok şükür. İftiharla sonsuza kadar o sevinci yaşayacak. Bütün malını İslam’a vermiş olmanın sevincini sonsuza kadar yaşayacak. Peygamber Efendimize vakfetmiştir. O’da Peygamberimiz de Allah yolunda onun bütün malını mülkünü kullanmıştır. Hizmet böyle olur, çok çok güzel olmuştu Peygamber Efendimizin o devrinde ki hizmet. Ben de olsam o devirde, zaten bir şeyim yok ama malım mülküm. Ama var gücümle, bütün imkanlarımla hizmet ederdim Resulullah’a inşaAllah.
MUHABİR: Bu programda aslında farklı bir noktayı da işlemiş olduk Sayın Oktar. Zekat toplum genelinde bilinen haliyle Ramazan aylarında verilen 40’ta birlik bir yüzde. Hatta o 40’ta birin hesabı yapılırken de bankadaki nakit üzerinden yapılır. Yani mal mülkün tamamı değil de, bunu tabii hakkıyla dağıtanları tenzih ederim. Dolayısıyla birçok yanlış algı var toplumumuzda. Sadaka kavramı, tabii düzenli olması gereken, kişinin belki gelirinden düzenli vermesi gereken bir kavram. Bu sistemin oturmasında sadece Ramazanda dağıtılan zekat değil, kusursuz bir sadaka anlayışının da olması lazım.
ADNAN OKTAR: Tabii.
MUHABİR: Zaten Sayın Oktar yine bir ayette: “Onlar bollukta ve darlıkta infak edenlerdir” diyerek
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: sadece varlıklıyken, para çokken değil, dar zamanda da vermeyi bilmekten, mecburiyetten bahsedilmekte. İnşaAllah bu konuyu da hassasiyetle dinlemişlerdir.
ADNAN OKTAR: Ayetin ifadesi çok açık zaten orada, darlıkta da veriyor Müslüman, dağıtıyor bu çok önemli. Yani, demek ki üç tane ekmeği varsa bir tanesini veriyor bir ihtiyacı olana. Onun için işte ben zengin olursam para veririm diye bahane olamayacağını da Kuran insanlara göstertiyor.
MUHABİR: Peki Sayın Oktar bollukta mı dağıtmak kolaydır darlıkta mı?
ADNAN OKTAR: Her ikisi de çok makbuldür, her ikisi de oranlıdır.
MUHABİR: İnsan nefsi hangisinde zorlanır sizce? Yani para bolken dağıtmakta mı zorlanır yoksa yokken dağıtmakta mı zorlanır?
ADNAN OKTAR: Aslında ikisi de birbirine eşittir. Eğer ruh terbiyesi almadıysa bir insan, yani dünyadan vazgeçmediyse bollukta çok ızdırap çeker, o parayı verirken eti sökülüyormuş gibi acı çeker. Darlıkta da yine eti sökülüyor gibi, eti koparılıyor gibi acı çeker. Ama Müslüman için bollukta dağıtmak, onu müthiş ferahlatan sevindiren bir şeydir. Darlıkta da yine çok çok hoşuna gider.
MUHABİR: Evet, yani sonuçta veren belli, alan belli. Dolayısıyla o gözle bakmak lazım.
ADNAN OKTAR: Tabi, Allah’ın verdiğini Allah’a veriyorlar.
MUHABİR: Borç vermek ayeti de aslında onu açıklıyor. Son birkaç soru okuyalım. Son 10 dakikamız inşaAllah. Said Nursi Hazretleri eserlerinde Hz. Mehdi’nin siyaset, diyanet ve saltanat alanlarında Mehdilik yapacağını söylemiştir. Bu nasıl olacak hocam açıklayabilir mi? Meryem Rana, İstanbul’dan sormuşlar.
ADNAN OKTAR: İlk görevi diyanetle ilgili olarak çalışmasıdır. Yani, ilk konusu siyaset değildir. Saltanat alemi dediği de, İslam’ın dünyaya hakim olması konuları. Tabi Müslümanların liderleri olduğu için İslam’ın bir saltanatı vardır tabii. Bir ihtişamı vardır bir güzelliği vardır. Her yeri güzellik ve ihtişam kaplayacaktır. Siyasette bütün Müslümanları bir araya getirmesidir. İslam aleminde bulunan bütün Müslüman taraftarların bu birlikte aşkla şevkle gayret etmeleri için yapılan çalışma. Tabii bunun adı bir anlamda da siyasettir, onun için siyaset âleminde deniyor. Ama ilk planda felsefeye, maddiyyun ve tabiyyun taununa karşı yapacağı mücadeledir ki Said Nursi en önemli görevi budur diyor. İlk birinci görevi, yani Darwinizme ve materyalizme karşı yapacağı büyük ve önemli çalışmadır. Bunu dünya çapında yapacağını Said Nursi Hazretleri belirtiyor. Vakit ve hal müsaade edemez diyor, bizzat kendisi yapmaya bunu; vakit ve hal müsaade edemez. Hazır eserleri toplar, onlardan istifade ederek bu görevini yapar diyor, birinci görevi. İkinci ve üçüncü görevleri ona nispeten daha manen daha az değerlidir diyor. En değerli görevi odur diyor, ilk yaptığı çalışmadır diyor. Bunun için ona yardımcı olacak kuvvetin de arkadaşlarının da ihlas, sadakat ve tesanüt sıfatlarına tam sahip bir kısım şakirtler, talebeleri olduğunu söylüyor. Her ne kadar azda olsalar diyor, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar diyor. Ki rivayetlerde de 313 civarında bir sayıdan bahsedilir. Çok fazla hadis var, 300-313 arasında. Ehli bedir sayısınca, 313 kişidirler diyor. Birçok yerde belirtilmiş.
MUHABİR: Sayın Oktar son bir sorumuzu okuyalım inşaAllah onla noktalayalım programımızı. Süheyl Dost, Sakarya’dan göndermiş maili. “10 yıl içinde Hz. Mehdi’nin, Hz. Mehdi 10 yıl içinde kendisini açıklayacak dedi Adnan Hocamız” diyor. “Bu müjdeyi niçin başka alimlerden duymuyoruz?” Ayrıca, “Sayın Harun Yahya önceleri basında görülmezdi, son zamanlardaki bu açılımının nedeni nedir?” Bu soruyu bende özellikle size yöneltmiş olayım.
ADNAN OKTAR: Vakit geldiği için, Mehdiyle Müslümanların müjdelenmesi için, güzelliklerin insanlara anlatılması gerektiği için, Allah’ta böyle bir imkan verdiği için, Allah bana bu imkanları yarattığı için ben de tabii ki bu imkanları kullanıyorum. 10 yıl sonra Mehdi kendisini açıklamayacak, etrafındaki insanlar sende bu alametler var diye Mehdi’ye zorla, manevi baskı yaparak bağlanacaklardır ve onu liderliğe getireceklerdir. Mehdi, hiçbir şekilde kabul etmeyecektir liderliği, Mehdiliği de hiç kabul etmez. Hiçbir zaman için ölünceye kadar da kabul etmeyecektir böyle bir iddiayı. Fakat alametler onda olduğu için insanlar onu lider olarak seçeceklerdir. O da bu görevi, Allah’ın ona tevdi ettiği bu görevi, vesile olarak yerine getirecektir inşaAllah.
MUHABİR: Peki, Sayın Oktar çok teşekkür ederiz programımıza katıldığınız için.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.
MUHABİR: Sorularımıza verdiğiniz cevaplar içinde.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Evet sayın seyirciler ‘Adnan Oktar’la Baş Başa’ programının sonuna geldik. Programı maille katılan tüm izleyicilerimize ilgileri nedeniyle teşekkür ediyoruz. Önümüzdeki hafta inşaAllah tekrar birlikte olmak dileğiyle hepinize iyi akşamlar, saygı ve selamlar sunuyorum.