MUHABİR: Evet, değerli dostlar, Harun Yahya Hocamla gene bugün ‘Baş Başa’ programıyla sizlerle beraberiz. Geçen hafta boyunca gelen mailler telefonlar ve bunlara bağlı olarak oluşan şöyle özet bir sorumuz var, sualimiz var sizlerden gelen sualler tabii bunlar. Hemen onlarla başlayacağız ve örnek istemiş değerli dostlarımız, evet bizde öyle çok eski örnek bulamadık yaklaşık 120 milyon yıllık bir örnek bulabildik, fosil örnekleri. İşte bu bir kurt fosili ve yaklaşık 120 milyon yıl önceden gelen bir fosil, değerli izleyenlerimiz, değerli dostlarımız, evet şöyle elimdeki resimden de göreceksiniz kurt o zamanda kurtmuş, bugünde kurt. Yani herhangi bir evrim geçirmemiş, değerli dostlarımız. Şimdi bunun yanında bir tane daha fosilimiz var, aslında çok daha endişe ediyorum bunları size gösterirken. Bu da kaplumbağa sevgili dostlarımız, bilmem kaplumbağa bir farklılık var mı, bir değişiklik var mı, onu biz izleyenlerimizin takdirine bırakıyoruz. Bu da 130 milyon yaşında, 130 telaffuzu bile zor değil mi, insan ömrünün 50-70-80 bilemedin 100 arası döndüğünü düşünürsek akli bali olduğu dönemlere baktığımız zaman 130 milyon yıl. Yani 130 tane asır, sevgili dostlarımız, evet bunları neden gösterdik size, bunlar bizim geleceğimize tarih tutan dünyada ne var, ne yok her şeyi söyleyen, böyle Rabbi-l Alem’in insanlara sunduğu en güzel örneklerden biri. Hemen buna bağlı olarak ta şimdi Hocama dönüceyim, şimdi Mevla isterse neler yapar, O ol dedi mi bir şeyin olmaması mümkün müdür. Hemen şöyle Nil Nehri’nin altına doğru bi gideceğiz. Biz onu ibreti âlem için saklayacağız dediği bir örnekten Hocamla başlamak istiyoruz sohbetimize değerli dostlarımız. Yıllar sonra, asırlar sonra, Firavun’un biliyorsunuz Nil yataklarında naşı bulundu ölüsü bulundu, eti kemiğinden bile ayrılmamış bir halde. Şu an müzelerde sergileniyor, secde eder vaziyette, bir kere iman etmiş ama artık iş işten geçti geçmedi, onu da Mevla bilir. Böyle bir başlayalım, Mevla’mın insanlara sunduğu böyle güzel ibret vesikalarıyla. Ondan sonra bakalım, sohbetimiz nasıl gelişecek. Ama ben sizlere adres vereceğim, iletişim adresi de vereceğim, ekranlardan izleyen dostlarımız (kral 3969) diyorlar, diğer adresleri de vereceğim. Evet, Hocam Firavun’un yıllar sonra bulunan naşından başlayalım, diye düşünüyorum, ondan bunla ilgili bize bilgi detay verirseniz ondan sonrada normal sohbetimize devam edelim. Çünkü olağan üstü bir alaka var, olağan üstü bir ilgi var sürekli sualler geliyor böyle sayfalar dolusu sualler ve program esnasında da gelecek olanlar ayrı bir şey. Fosilleri gösterdik Hocam, anlatmaya da çalıştık âcizane sebebini fosillerin işte derken Firavun’un cesedinin bulunması geldi aklıma,
ADNAN OKTAR: Evet, Cenab-ı Allah orda şunu demek istiyor, metaryalistler bedene çok önem veriyorlar, maddeye çok önem veriyorlar. Madem madde her şey, ben diyor Cenab-ı Allah senin her şeyini tutuyorum, madden duruyor, bir işine yarayacaksa gibi, ama hiçbir işine yaramıyor tabii ki madde. Nihayet bir leş yani, bir et yığının kokuşmuş bozulmuş şekli, Allah onu aşağılamak için, muhafaza olacağını ve bunun ibret olacağını söylüyor ki zaten bütün Firavun cesetleri, asrımıza kadar da gelmiştir. Ama bunlara hiçbir faydası yok bunun,
MUHABİR: Evet yani bozulmamış olması…
ADNAN OKTAR: Bozulmamış olmasına hiçbir faydası yok onlara, orda bir aşağılama yani Cenab-ı Allah’ın orada kastettiği onlarda biliyorsunuz Darwinist metaryalist bir sisteme inanıyorlardı, Nil’in bataklıklarından, insanların ve hayvanların bitkilerin oluştuğuna inanıyorlardı, aynı Darwin’in teorisi gibi ve metaryalist görüşe sahiptiler. Allah orda onları aşağılıyor, onu vurgulamak istiyor.
MUHABİR: Evet, eyvAllah Hocam çok teşekkür ediyoruz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Hocam öncelikle en son aldığımız haberlerden biri, hakikaten içimiz acıyor yani ciğerimiz yanıyor, yani dehşet bir acı, bugün Gazze’de her şeyi bir kenara bıraktık, artık insanların tedavi gördüğü yerler hatta orda barış görüşmeleri yapan bir kurum Birleşmiş Milletler Temsilciliği de bombalandı. Hastanede kaç kişi öldüğü belli değil, tabii ki yaralı insanlar eli silah tutmayan, karşı koyacak, mukavemet edebilecek durumunda olmayan insanlar, önce oradakilere sabır ve dua isteyelim istiyorum ben yani kendi adıma. Sizce Hocam ne olacak nereye bu gidiş nedir yani, bu Gazze’de olanların ya da bu masonların Yahudilerin bunlara dur diyecek güç nedir yani, böyle devam edecek mi? bu Gazze de canlar yanacak mı?
ADNAN OKTAR: Allah Müslümanlara şunu dedirtmek istiyor, İslam Birliği’ni istiyoruz, Türk İslam Birliği oluşsun, birlik ve beraber olalım dedirtmek istiyor. Bunu Müslümanlar demediği müddetçe bu bela bu fitne devam eder. Bunu söyleyecek toptan, yani bu duayı etmedikten sonra bu felaketlerin devam edeceği çok açıktır ve çok uzun süreden beri devam ediyor yeni olan bir şey değil.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Biliyorsunuz.
MUHABİR: Evet, ta Golan tepelerine kadar gittiler.
ADNAN OKTAR: Tabii daha önceden yani kaç defa böyle aç susuz bıraktılar, bombaladılar çoluk çocuk insanları öldürdüler, mahvettiler.
MUHABİR: Bu kuşatma eskiden olan kuşatma halen bitmedi değil mi Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii.
MUHABİR: Filistin’in eski haritası ya da o bölgenin haritasını göz önüne aldığımızda şimdi ki alanın ne kadar dar olduğun.
ADNAN OKTAR: Tabii.
MUHABİR: Ne kadar kısıtlandığını en son işte Golan kuşatmasıyla beraber, denizden karadan her yerden çevrili olduğunu bir esaret…
ADNAN OKTAR: Bu periyodik devam eden bir şey, ama hayret edilecek şey halen ısrarla ağızlarına şunu almıyorlar, Yarabbi bize birlik ve beraberlik ver, bütün İslam Âlemi birleşsin bir Türkiye’nin öncülüğünde bir Türk İslam Birliği oluşsun, demiyorlar, yani bunda ne mahsuru var bunu söylemekte.
MUHABİR: Yani,
ADNAN OKTAR: Yani ne kaybederler bunu söylemekle, hayret ısrarla söylemiyorlar.
MUHABİR: Zaten…
ADNAN OKTAR: Bu söylenmedikten sonra bu devam eder.
MUHABİR: Zaten Hocam çok güzel bir söz var, “ya olduğun ya da göründüğün gibi ol” bizim herhalde en büyük kusurlarımızdan biri o bakıyoruz. Yeri geliyor en batılı biziz yeri geliyor en doğulu biziz en keskin Müslüman biziz ama bir kimlikte yakıştıramam kendime yani elhamdülillah ben Müslüman’ım o zaman Müslüman gibi, yani neysem o, ol şiarında galiba çok uzaklardayız biz.
ADNAN OKTAR: Bunu cenabı Allah bir suç olarak görür, yani çünkü bu bir haramdır, Müslümanların birleşmemesi haramdır ve bir farz yerine getirilmiyor, Allah birlik olun diyor, büyük bir kitle buna duyarsız, yani Avrupa Birliği birlik oluyor, bir mahsur görmüyorlar.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Sovyetler birlik oluyorlar hiç alakasız olduğu halde, değil mi birlik oluyorlar.
MUHABİR: Kendi paktlarını kuruyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet kendi paktlarını kuruyorlar, İslam Âlemi birlik omluya yanaşmıyor ve ağızlarına dahi almıyorlar, yani bu neyin nesidir bu.
MUHABİR: Biraz da bu Yahudiliğin ya da masonluğun, bu Siyonizm’in bir etkisi.
ADNAN OKTAR: Allah-u âlem, yani Müslüman’a korkmak yakışmaz, Müslüman’a meskenet yakışmaz, Müslüman’a harama girmek yakışmaz, Müslümanlığa bu şeyler değil mi, hiçbir şekilde yakışmaz belli, Müslüman’a tek yapacağı şey Cenab-ı Allah’tan birlik ve beraberlik istemektir. Israrla bunu istemesidir. Kuran’ı nereye baksak hep birliktelikten bahseder. Hep birlikteliğe göre açıklamalar vardır. Yani ayrı, ayrı olmaya göre bir açıklama yoktur.
MUHABİR: Kesinlikle.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Bu arada sorularınız için arkadaşlarımız burada hummalı bir çalışma içinde sevgili dostlarımız Ahir Zaman sorularınız için ahirzamansohbetleri@hotmail.com’dan hemen seri bir şekilde mail göndermek isteyenlerde mail gönderebilir, dediğimiz gibi eğe uydu, kanalı değilseniz bunun içinde hemen arkadaşlara söyleyin www.harunyahya.tv’den de internetten de bizi izleyebilirsiniz. Sevgili dostlarımız, tekrarlıyım isterseniz ahir zaman sohbetleri tabii Türkçe karakter kullanmıyorsunuz, ahirzamansohbetleri@hotmail.com ya da www.harunyahya.tv den canlı olarak programımızı izleyebilirsiniz, başka da ne yapılır bilemiyoruz, aynı zamanda da Kral Karadeniz ekranlarından da izliyoruz sevgili dostlarımız. Evet, Ahir Zaman deyince aklımıza da tabi haliyle ahir zaman geliyor bizde sizlere mahçup olmayalım diye en azından Hocamıza da mahçup olmayalım diye bir hayli soru var elimizde. Hocam çok soru geliyor akla da dışarı çıktığınızda yolda yürüdüğünüz de, avamla beraber olduğunuzda, sohbetlerinizin düzeyi boyutu nasıl bir münasebet var, biz insanlar merak ediyor, hani ulaşılmaz biri mi, hani biz buradan anlatmaya kalksak ekran önünde belki böyle diyeceklerde.
ADNAN OKTAR: Yok. Ben Türkiye’de olan kardeşlerimi de İslam Âlemini de ki Türklük âlemini de herkesi çok severim, insanlara karşı muhabbet doluyum ben, yani konuşmaktan, sohbetten arkadaş olmaktan çok hoşnut olurum, sevgi insanıyım ben, öyle tavrım olmaz benim.
MUHABİR: Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Birde şakacı ve dışa dönük bir insanım, öyle o tarz bir kişiliğim yok.
MUHABİR: Çok ilginç sorular alıyor musunuz Hocam böyle.
ADNAN OKTAR: Evet, genelinde ben karşımdakini o kadar çok konuşturtmuyorum, hemen bende konuşuyorum, hemen Türk İslam Birliği’nden bahsediyorum İslam Birliği’nin yakın olduğundan bahsediyorum.
MUHABİR: Tebliğ.
ADNAN OKTAR: Genellikle müjde veriyorum, evet öyle, onlarında hoşuna gidiyor, tabii güzel bir şey olduğu için,
MUHABİR: Evet şimdi Hocam madem Gazze’den söz ettik, İsrail’den söz ettik, İsrail’in bu cesareti nereden alıyor, nasıl alıyor siz çözüm konusunda cevap verdiniz.
ADNAN OKTAR: Tabii çok organize devletlerin kilit nokralarını tutmuş. Devletin en önemli noktalarını tutmuş, büyük bir organize yapı var masonluk diye. Şimdi onlar halk gücünü esas almıyorlar, kilit gücü esas alıyorlar. Mesela farz edelim Yargıtay Amerikan Yargıtay’ı tamamen masonların kontrolündedir, mesela Amerikan ordusunda en önemli noktalarda masonlar bulunur, silah sanayinin devleri bu sanayinin asıl önde gelenleri masondur. Bu adamları bir araya getirdiklerinde ateist Siyonistler istedikleri gibi yönlendirebiliyorlar. Ne derlerse zaten kabul ediyorlar, çünkü ret demek ya ölüm demektir, ya da ölüme yakın bir şey demektir.
MUHABİR: Kadıyı kadıya şikâyet etmek gibi bir şey.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Evet Hocam İsrailoğullarıyla ilgili biliyorsunuz yani iki tane, iki ayrı iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız bir ayeti kerime “muhakkak büyük bir kibirleniş, yükseliş kibirlenecek yükseleceksiniz”, diye bildiriyor Rabbi-l Âlemin, evet bunun dönemleriyle alakalı ilgili Hocam bir cevap isteyeceğim sizden birde sonrası gene bir birini bağlayan şeyler.
ADNAN OKTAR: Allah fıtrat olarak Musevilere böyle bir özellik verdiğini ve bunların yapısının böyle olduğunu Kuran’da belirtiyor, yani zaman, zaman fitne çıkarttıklarını hatta yangın çıkarttıklarını, ateş yaktıklarını söylüyor Allah. Yani şu anda bir ateş yakıyorlar Allah’ın o ateşi söndürdüğünü söylüyor, bu Tevrat’ta da çok detaylı anlatılır. Yani hatta fahişeye benzetilir, bunu yapan ateist Siyonistler Tevrat’ta, yani fahişe olarak belirtir. Yani ifade budur onlar için.
MUHABİR: Yakışırda.
ADNAN OKTAR: Evet fahişe olarak belirtiliyor. Evet, fahişelik yaptınız diyor ve çok aşağılayan ifadeler vardır Tevrat’ta çok uzun ve kapsamlıdır ve Allah’ın onlara vereceği belayı da çok uzun anlatır Tevrat. Yani çömlekçi kabı gibi kıracağım diyor Allah. Yani sizi mahvedeceğim diyor. Bu ahlaksızlığınızdan dolayı, bu zalimliğinizden dolayı diyor, uzun uzun anlatıyor Allah. Kuran’da da bu geçer aynı şekilde, ateist Siyonistlerin bu tavrı, bu kişiliği, bu karakteri anlatılır. Ve bunların ateş yaktığı ve bu ateşi de Allah’ın söndürdüğü şeklide ve zaman zaman bunların yükselişe geçtiğini ve zaman zaman Allah’ın bunları ezdiğini belirtir Kuran.
Şimdi yine öyle ateist Siyonistlerin bir azması ve kudurması mevzubahis, yine Allah’ın onları ezeceğine işaret bu inşaAllah.
MUHABİR: Yani bu ikinci bozgunları, ikinci çıldırmaları demek lazım, deyim bulamıyorum.
ADNAN OKTAR: Evet, bu üçüncü olmuş oluyor, bu üçüncü oluyor.
MUHABİR: İnşaAllah sonu da geliyor.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Hocam şöyle bugün gene dışarıdan geldik hava, hoş ben yağmurları nedense çok severim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: yani yağmurlara karşı hakka ten bir gönül zafiyetimde var yani bunu ifade etmek gerekiyorsa. Şimdi küresel ısınmadan falan söz edilir, küresel ısınmanın artık yazın tabii gördük, Anadolu’da dolaştığımız için çekimler programlar, siz mutlaka daha çok dolaşıyorsunuz. Kuruyan dere yatakları vs. gibi şeyler de vardı ama küresel ısınmanın gidişatına göre şu anda İstanbul’da ki yağmur yağış barajların dolduğu söyleniyor, bir yağmur bereketi var rahmet bereketi var, yani İstanbul’un bir özelliği mi var Hocam?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Süphan Allah, Süphan Allah, Süphan Allah. Bu İstanbul’un kutsal kent olduğunu, kutsal bir yer olduğunun Allah’ın bize bildirmesi gibi görüyorum ben bunu, çünkü deprem de dokunmadı biliyorsunuz İstanbul’a, belirli bir yere kadar geldi yeraltından geçti çok, çok ilerden çıktı, İstanbul’a dokunmadan geçmesine deprem uzmanları şaşırtmıştı. O çok gündem olmuştu, hatta bir daha geldiğimde gazete haberlerini getiriyim o zamanlar. Bu halkın o kadar dikkatini çekmedi. Bu çok büyük bir mucizedir, hayret verecek bir şeydir. Yağmurda gece gündüz maşaAllah, mübarek kente sürekli yağıyor. Hani küresel ısınma vardı.
MUHABİR: İşte yani yazın herhalde İstanbul’a böyle bir şey söylemek…
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, barajlar doldu, doldu maşaAllah nerdeyse taşacak, yani Allah’a çok şükür, maşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Süphan Allah.
MUHABİR: Evet, kıyamet gününü habercisi olduğu söylenen Ashab-ı Kehf gençleri göreve başladı mı diyor, yine bir izleyicimiz. Hocam sadece onların sorularından yola çıkıyoruz dostlarımız ekran başındaki dostlarımız da aman ola ki böyle belirlenmiş bir sohbet niteliğinde bakmasınlar. Tamamen sizlerden gelenler. Biraz önce dediğimiz gibi siz soruyorsunuz gönderin dediğimiz gibi maillerinizi mesajlarınızı kral (boşluk) 3969’u gene hatırlatayım Hocam burada sağ olsun, anında da cevabını veriyoruz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet ben sorunuzu bir daha alayım.
MUHABİR: “Ashab-ı Kehf kıyamet gününün habercisi olduğu söylenen Ashab-ı Kehf gençleri göreve başlamış mıdır?” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Ashab-ı Kehf Hz. İsa zamanında çıkması bekleniyor, eğer geçmişini bilmeyen hatırlamayan böyle değişik kıyafetli gençlerle karşılaşırsak muhtemel onlardır.
MUHABİR: Yani bu zamanında da olduğu gibi, o geçmeyen bir parayla fırına gittikleri gibi.
ADNAN OKTAR: Evet, evet, yani böyle geçmişini hatırlayamayan şaşırmış insanlar görürsek, 6-7 tane Allah-u âlem onlardır.
MUHABİR: Kıtmir de mutlaka yanlarında olacak.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Evet insan mucizesi adlı eserinizi okuduktan sonra bedenim hakkında daha detaylı tefekkür yapabilmek için doktor olabilmiş olmayı çok diledim. Kitaba konu olan veya olmayan birkaç örnek Hocamızın ağzından dinleyebilir miyiz? diyor yine bir izleyicimiz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, en ziyade tabi benim kitaplarımdan bu konuları detaylı olarak inceleseler çok daha güzel olur, yani ben şimdi çok detaylar verebilirim ama asıl www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net’te çok kapsamlı bunları inceleyebilirler.
MUHABİR: Hocam tavsiye ettiğiniz kitapları birbirinden ayırmak çok mümkün değil belki ama yani bakın işte sitelerden özellikle şunlar indirin dursun yanınızda bir başucu kitabı bir başucu eseri gibi dediğiniz,
ADNAN OKTAR: En çok arının hayatı çok etkiler onları.
MUHABİR: Nahl.
ADNAN OKTAR: Arı çok şaşırtıcıdır, örümcek çok şaşırtıcıdır, net mucizedir yani hiç tarifi açıklaması yok, termit çok mühimdir, bunları incelesinler, böcek dünyası çok, çok acayiptir bunu incelesinler. Ve özellikle insan hücresi ve bitki hücresi canlıların bütün hücrelerinin detayları çok önemlidir. Kofullar, mitokondriler bunları incelesinler adeta bir şehirdir. Yani İstanbul şehri gibidir bir hücrenin içi, belediyesi vardır, emniyeti vardır, görevlileri vardır, karmakarışıktır, muazzam bir sistemdir. Oradan bakarsanız çok, çok detaylı ve güzel olacaktır, inşaAllah.
MUHABİR: Evet, ben Nahl süresi yani mealen bile baksanız ondan çok şey alırsınız bence değerli dostlarımız. Evet değerli dostlar hakikaten sohbet sohbeti, konu konuyu açıyor. Şu gelen bir tanesini alsak Hocam zannederim bir programı rahatlıkla fazla, fazla yetmeyecek bir değere taşıyabiliriz, “ateizme destek sağlayan yaradılışı ret eden Darwinizm’in inanırlığını kaybetmesiyle birlikte Allah’a olan inancın artması yanında dünyada İslam dinine yönelişin artacağını düşünüyor musunuz?” demiş bir dostumuz ve her geçen gün gazete ve televizyonlarda İslam dinine seslenen insanların sayısının arttığını, bu bir Ahir Zaman alameti mi? demek istiyor galiba.
ADNAN OKTAR: 18.yüzyılda Allah insanlara delalete düşürücü sıfatıyla tecelli etti ve insanların büyük bir bölümü delalete düştü, Darwin’i yarattı Allah, Hegel’i yarattı, Marks’ı yani o devrin deccallerini yarattı ve insanların büyük bir bölümü delalete düştü. Şimdi de Mehdi ve İsa’nın devri olduğu için Allah Hadi ismiyle tecelli ediyor bütün insanlara hidayet ışıkları artık yayılmaya başladı, hatta öyle bir devir gelecek ki insanların hepsi iman edecektir. İnşaAllah, yani o devre doğru gidiyoruz inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, zaten tasavvuf ehilleri de kendi bağlı oldukları kapılarda çok güzel şeyler söylüyorlar. Âcizane ben Hocam inşaAllah takdir edersiniz şöyle görüyorum bu tasavvuf ehlilerin o kapılara gidenleri Allah dostlarını ziyaret edenleri kimi bir menzile uçakla gider, kimi at arabasıyla gider, kimi yaya gitmeyi tercih eder, işte kimi gemiyle gider, böyle görüyorum. Ama istikamet bellidir diye düşünüyorum ve onların söyledikleri şeyler, yani aldıkları ışık diyelim ya da Nur diyelim, Nur Muhammed (s.a.v) bence bunda bir oran yükselişi mi var?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, buda Allah’ın bir nimeti maşaAllah, elhamdülillah bu çok çok şaşırtıcıdır. Allah insanların kalbini elinde tutuyor, ruhunu elinde tutuyor, Allah’ın kabzu kudretinde inşaAllah, çok muazzam ve çok güzel bir gelişme oluyor. Allah insanlara hidayet saçmaya başladı elhamdülillah, Süphan Allah, Süphan Allah, Süphan Allah, maşaAllah.
MUHABİR: Evet, “dünyanın manyetik alanı tam olması gerektiği gibi güneşin büyüklüğü de öyle, suyun benzersiz özellikleri, gezegenlerin yerleri, bitkilerin fotosentez yapabilmesi vs. daha sayabileceğimiz binlerce şey insana şüpheye yer bırakmayacak şekilde Allah’ın gücünü ve büyüklüğünü hatırlatırken bazı insanların buna tamamen kayıtsız kalmasını nelere bağlıyorsunuz?” demiş, buna bağlı olarak Hocam bir de med-cezirden söz edelim mi? Ay ile dünya arasındaki mesafeden.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, o da çok şaşırtıcıdır, Allah o kadar ince sistem üzerine kurmuştur ki kâinattaki yapıyı, ufacık bir açı değişikliği bile mevsimleri bozup dünyayı mahvedecek durumdadır. Mesela güneş biraz yaklaşmış olsa yanıp kavrulurduk, biraz uzak olsa donardık. Yani mesela med-cezirde mesela biraz daha gücü şiddetli olsa çok şiddetli depremler meydana gelir, yani ortalık altüst olur.
MUHABİR: En kötü şartlarda Hocam mesela med-cezir biraz yakın olduğunda dünya üç defa eğer hafızam beni yanıltmıyorsa üç defa sular altında kalması gerekiyor, ya da biraz uzaklaştığı zaman dünyanın çöl olması gerekiyor, ama o mesafe hiç bozulmuyor. Bir de…
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Bir de gökyüzünde şey yok Hocam, bir zembil yok yani bu gezegenlerin ya da bir bağlı olduğu şey de yok o boşlukta kendi bildiğine dönüyor.
ADNAN OKTAR: Yani su baskınları, depremler yani olmadık olay kalmaz, aşağı-yukarı.
MUHABİR: Hatta Almanya da bir fuarda Hocam bunla ilgili bir alan oluşturmuşlar, uzay sistemi ile ilgili o dengeyi izah edebilme gösterebilme adına ki bunlar zaten şeyle bağlı yoksa öyle havada tutamıyorlar. Bir top dahi olsa kendiliğinden boşlukta tutma imkânları yok, yerçekimsiz bir ortam oluşturuyorlar ama yine bağlı iple, şöyle küçücük bir oynattığında bütün gezegenler biz sadece 12 seyyareden söz ediyoruz. Bir de onun etrafına baktığımızda hepsi birbirine giriyor. O zaman kâinatta yaşam diye bir şey söz konusu olmuyor.
ADNAN OKTAR: Hayır şimdi düşün yani, şu an biz beynimizin içerisinde ışıklı pırıl, pırıl bir sistem görüyoruz, yani dışarıda ışık yok, normalde güneşin güneş sadece dalga gönderiyor, yani güneş bizim gördüğümüz tarzda böyle bir ışığı yok, bilim adamları bunu söylüyor. Yani bu tarzda bir parlaklığı yok, beynimiz ışığı bu şekilde parlak olarak yorumluyor. Yani bu çok çok büyük bir mucizedir, yani dışarısı normalde karanlık, bu bilinmiyor olabilir, yani isterseniz bilim adamlarına da sorun dışarıda ışık yok. Dışarıda sadece dalga var, yani güneşten gelen dalgalar var, beyin dalgayı ışık olarak yorumluyor ve pırıl pırıl bir âlem görüyoruz. Renkte yok, rengi beyin gene, beyinde Allah yaratıyor yorumluyor, yani onunla yaratılıyor. Yani bütün renkler dalga boylarına göre geliyor renkler. Ve biz renk olarak görüyoruz. Pırıl, pırıl âlem olarak görüyoruz. Ben onun için bu insanın beyninin içinde meydana gelen sisteminin harikalığının onun için bu kadar üstünde duruyorum. Bu çok, çok olağanüstü bir şey, dışarıda seste yok. Mesela insanlar dışarıda ses var zannediyorlar, ses yok, dışarıda ses dalga var. Bizim vücudumuza geldiğinde beynimiz onu ses olarak yorumluyor. Yani dışarıda sessizlik hâkim çıt yok ve karanlıktır dışarısı. Allah bize pırıl, pırıl bir âlem meydana getiriyor. Beynimizin içerisinde ve renk meydana getiriyor.
MUHABİR: Sırlarla dolu…
ADNAN OKTAR: Tabii, dışarısı normalde siyah beyazdır. Yani şey yoktur. Işık yok dışarı da.
MUHABİR: Hatta canlıların, kelp. Hocam onların da sadece iki renk olarak gördüğü.
ADNAN OKTAR: Doğru, evet.
MUHABİR: Bakabildiği söyleniyor.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Evet dediğimiz gibi dostlar konu konuyu açacak onun için sizden gelen soruların Hocamın bu anlamdaki teveccühü de o yönde, sualler daha önemli diyor. “Siz daha önce ekonomik kiriz için vatandaşlarımızın yurt dışındaki paralarını Türkiye ye getirsinler demiştiniz, maliye Bakanı Unakıtan’da yeni bir açıklama yaptı, lütfen paralarınızı getirin hesap sormayacağız dedi. Kriz için ne önerirsiniz? Bu tedbirler alınıyor önereceğiniz başka tedbirler var mı?” diyor ve teşekkür ediyorlar ve hayırlı akşamlar dilemişler Ahmet Doğar İstanbul’dan göndermiş bu mesajı Hocam.
ADNAN OKTAR: Bizim milletimize bir şey olmaz ben söyleyim, hiç bir şey olmaz yani…
MUHABİR: Hakikaten mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Olmaz bize bir şey elhamdülillah.
MUHABİR: Yok şimdi yani bir ülkede bu kadar darbe, bu kadar ekonomik kiriz, bu kadar ben şimdi ikiz kulelere iki uçak vurdu basit bir şey değil belki ama darmaduman oldu. Şimdi bakıyorum biz bu kadar arbede, bu kadar eziyet, bu kadar çile elhamdülillah yani bu toplum halen ayakta, devlet halen ayakta.
ADNAN OKTAR: Süphan Allah, Süphan Allah, maşaAllah, bu Allah’ın bize bir nimeti, maşaAllah, elhamdülillah. Fakat şuna da dikkat etmek gerekiyor tabii tarıma çok önem vermek lazım, hayvancılığa çok önem vermek lazım, tarım ve hayvancılıkla ilgilenen kişilere ciddi destek sağlanması gerekiyor, sağlık sektörünün bedava olması gerekiyor bence yani bu çok çok önemlidir, yani…
MUHABİR: Kesinlikle öyle.
ADNAN OKTAR: Adam hem hasta hem de gidiyor üstüne para veriyor yani ceza gibi, zaten hasta. O hastayı biz kim olursa olsun kardeşimiz olan hastayı ya bakmakla bütün Türk milleti mükelleftir, hepimiz bakmakla mükellefiz hastaya. Yani mesela bir ölü olduğunda hepimiz gidip kaldırıyoruz değil mi, hastayı hepimiz ziyarete gidiyoruz, hastadan para istenmez, hasta zaten o ona yetiyor hastalığı yani, zaten Allah onu imtihan ediyor hastalıktan, bir de üstüne para istenir mi o insandan?
MUHABİR: Evet hastalık inşaAllah kefarettir değil mi? Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, tabii onunla çok sevap kazanıyor, onunla zaten günahları dökülüyor inşaAllah, ona sabrettiği için cennetine Allah yol açıyor çok çok önemlidir, çok büyük bir nimettir geldiğinde hamd edecek Mümin. Çok çok önemlidir.
MUHABİR: Hatta bizde bir inanış vardır Hocam hani ölürsem şehit, kalırsam gazi tedavisi olmayan hastalıklar konusunda da böyle hüküm söz konusu mu Hocam?
ADNAN OKTAR: Mühim olan Allah’ın rızasını kazanmaktır, Allah’ın rızası kazanan zaten cennete gider. Şehitte cennete gider, Allah’ın rızasını kazanan da cennete gider. Sabreden, sabırlı kulları zaten Allah cennetine alacağını belirtiyor ayette Allah, “sabrı ve Hakkı tavsiye edenler ve Salih amellerde bulunanlar” diyor Allah. Bunlar kurtuluştadır diyor Allah. Yani sabır çok önemlidir.
MUHABİR: Mutlaka, ama sağlık konusundaki mesaj çok önemli Hocam, ben bunu bizzat yaşayanlardan biriyim. Çünkü kronik bir kalp hastasıyım, dolayısıyla o ilaçların yükünü, neler getirdiğini gittiğini tetkikler kontrolleri de çok iyi bilenlerden biriyim o anlamda da Mevla kimseye dert verip derman aratmasın diyelim ama olmadan da olmuyor, olmasında da hayır var. Açıkçası ben kendi rahatsızlığımla ilgili yani hamd ediyorum Hocam, yani iyi ki de böyle bir şeyle karşılaşmışım diyebiliyorum, çünkü müthiş bir düzen kazandırdı bana.
ADNAN OKTAR: Sevabı çoktur, sevabı çoktur; mazlumlaştırır, güzel huylu yapar, daha şefkatli yapar, daha dikkatli yapar, daha Allah’a teslimiyet sağlar, cennete vesile olur, çok çok önemlidir. Allah onu rahmet ve nimet olarak verir.
MUHABİR: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, ama tabii sebebe sarılmak lazım, kolesterolü düşüreceğiz, bu çok önemli. Evet, kolesterol yapan yiyeceklerden şiddetle kaçınacağız, böyle tereyağı, peynir böyle yağlı şeyleri yemeyeceğiz, bitkisel gıdalara çok ağırlık vereceğiz, biraz hareket yapacağız ama aslında en güzel spor bence az yemektir. Az yemek, yemek yemek çok önemlidir.
MUHABİR: Hocam kalp ve özelikle tansiyon hastaları için verilebilecek sağlığı da öneriyi de bu arada veriyor.
ADNAN OKTAR: Çok tevekküllü olacağız, bir şey olduğunda böyle heyecanlanmak Müslüman’a yakışmaz. Her şeyi Allah yaratıyor tamamını Allah yarattığı için Allah mesela bir şey yaratıyor, bunu herhalde Allah yaratmamıştır bu olağanüstü bir şey, diyor. Kardeşim onu da Allah yaratıyor. Bu olamaz artık diyor, o da Allah yaratıyor, hepsini Allah yaratır.
MUHABİR: Yunus Emre demiş Hocam “mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi”.
ADNAN OKTAR: Tabii, tamamını Allah yaratır, son derece tevekküllü olmak lazım, tevekkül kalbin ilacıdır. Zikir kalbin ilacıdır. Bunlara çok dikkat edeceğiz. Sevgi kalbi besler, Allah korkusu, Allah sevgisi gıdadır aynı zamanda. Tabii biz bunu Allah rızası için yaparız ama ruha ve bedene gıdadır, onun için Allah ayette “kalpler ancak Allah’ın zikriyle felah bulur.”, diyor yani onunla insan sakin oluyor. Ve güzel huylu oluyor, tansiyonu da mutedil olur, vücudu da çok rahat olur, kafası da çok rahat olur, her şey çok iyi olur inşaAllah.
MUHABİR: Hocam, o zaman zikri biraz açalım, çünkü zikir kamuoyunda özellikle düşünce yürek ya da beyin özürlü olan kesimlerde zikir çok da iyi ifade edilebilemiyor. Yine büyüklerimizden biri bir sohbette şahit olmuştum, şunu söylemişti, insan kalbini bir ayna olarak düşünürsek küçücük dediğimiz şeyler zamanla çoğalır, çoğaldıkça o aynanın üstü lekelenir, kirlenir, paslanır ama zikrettikçe de ya da Allah dedikçe de o temizlenir.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Gibi bir ifade.
ADNAN OKTAR: Evet bir kere Allah’ın her nimeti görmede bir hamd etmek lazım elhamdülillah, mesela bakıyoruz kapıyı çok süslü yaratmış elhamdülillah diyoruz, mesela bu tombağı çok güzel yaratmış Allah elhamdülillah diyoruz. Çünkü bunu süslü ve güzel yaratan beynimizde yaratan Allah, mesela kapıyı da bizim için ne kadar güzel böyle süslü ve güzel beynimizin içerisinde yaratıyor. Renkte, rengârenk yaratıyor, dışarıda renk yok, dışarıda ışıkta yok yani bilimsel bir gerçektir, hangi profesöre sorsanız sorun, fizik profesörüne sorun böyle diyecektir. Dışarıda ışık yok, Allah’ın münezzeh olduğunu söylemek Yarabbi Süphan Allah sen münezzehsin eksik ve noksan değilsin. Süphan Allah, Süphan Allah. Mesela Yarabbi sen pek büyüksün, pek yücesin, Allah-u Ekber diyeceğiz, Allah-u Ekber çok büyüksün, pek yücesin. Bu çok önemlidir, Allah tekbir ettikçe tekbir edin diyor Allah Kuran’da. Allah-u Ekber çok önemlidir, Allah’ın manen büyüklüğü. Allah hacmen büyük anlamında değil. Allah’ın büyük, manen büyük, Allah-u Ekber diyeceğiz. Bir de çok, çok istiğfar edeceğiz. Yarabbi beni affet estağfurullah, Yarabbi beni affet estağfurullah. Bunu çok söyleyeceğiz ve özellikle tespih, Süphan Allah, Süphan Allah, Yarabbi sen münezzehsin, Süphan Allah, Süphan Allah, inşaAllah.
MUHABİR: Zaten çok önemli olmasaydı Resul-i Ekber Efendimizin sünneti olmazdı namazlarda Süphan Allah, elhamdülillah, Allah-u Ekber.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.
MUHABİR: Evet kendim kişisel olarak da soru geliyor, bir anda karıştırıyorum. Hemen araya girmeyim diye bende bir şeyler paylaşmak istiyorum ama ekran başında ki dostlarımızın, onlar daha öncelikli. “İnsanlara ölüm gelip evler mezar olduğu zaman halin nice olur, buyurdu. Kıyamet Ahir Zaman (sayfa,392). Bu hadiste geçen ‘evler mezar olduğu zaman’ ifadesi Filistin de yaşanan olaylara işaret olabilir mi?” diyor Bursa’dan Tahir Bayraklı.
ADNAN OKTAR: Pek tabii ki, bunu çok detaylı peygamber efendimiz anlatmıştı, yani yapacakları zulmün çeşidini, yani önce mesela yiyecek ablukası yapacaklarını, özellikle çocukları çok öldüreceklerini kadınları öldüreceklerini, hatta hamile kadınların dahi karınlarını deşeceklerini müthiş bir zulüm olacağını belirtmiştir. Tevrat’ta aynı şekilde Yahudilerin bu karakterde olduğunu ve bunu yapacaklarını ateist Yahudilerin, Allah’a inanmayan Yahudilerin bunları yapacağını söylüyor ve sürekli fahişe olduklarını söylüyor, Tevrat.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani hitap olarak fahişe olduklarını söylüyor ateist Siyonistler için.
MUHABİR: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Gelecek programlarda da Tevrat’la ilgili bende 1-2 sual sormak isterim ama önce dostların soruları.
“Sayın Oktar Mehdi ile ilgili bir hadis okumuştum şöyle diyordu, gökten Mehdi ismiyle çağrılacak, doğu ve batıda bulunan herkes bu sesi duyacak, uyuyan uyanacak, ayakta olan oturacak oturan ayakları üzerine dikilecek, bu hadis ne anlama geliyor? Necip Tarhan buda Artvin’den geliyor.”
ADNAN OKTAR: Radyodan, televizyondan, internetten Mehdi’nin zuhur ettiği Allah-u âlem diyerek duyulacak ve insanlar buna heyecanın oturan ayağa kalkacak, ayakta olan oturacak, yani heyecanlanan insanlar genellikle konumunu değiştirir. Mesela bir gök gürültüsü gürültü duyduğu zaman insan ayağa kalkar veyahut çok heyecanlandıysa da gelip oturur, buna dikkat çekiyor, yani heyecanın şiddetli olacağını o devirde çok bundan insanların mutlu olacağını, coşkun bir etki oluşacağı burada anlatılmış oluyor.
MUHABİR: Buna da şey diyelim yani soru güzel bir şey de sanki bir şeye üflenmiş gibi bu da burada müspet anlamda, öyle bir çağrışım yaptı, niye yaptıysa.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
MUHABİR: “Hocam televizyonlarda çok fazla diziler var ve insanları (eyvAllah, eyvAllah, kim sorduysa bunu) ve insanları çokça oyalıyorlar, saatlerce başına oturup kalkmadan seyrediyorlar. Ben hep çevremdekilere söylüyorum bu kadar seyretmeyin, zamanınızı Harun Yahya’nın kitaplarını okuyarak değerlendirin diye ama dinlemiyorlar, siz bu konuda bir şeyler söylerseniz sizi dinlerler Hocam.” demiş, Remzi Boz söylemiş bunu. Hakikaten zaman israfı Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi, mesela televizyon seyrediyoruz, güzel manzaralar gösteriyorlar mesela güzel mekânlar gösteriyorlar hayvanlar, bitkiler bunlar çok güzel, ama iki kişi sürekli konuşuyor, kadın ona erkek ona dedikodu tarzında çirkin mimiklerle yapmacık hareketlerle, saatlerce konuşmak karşılıklı, bunda ne güzellik var, ne estetik var, yani öğrenecek ne var? Yani sadece böyle benim tabir etiyim adamlık dini tarzında yapmacık yüz mimikleri, ters sözler imalar, böyle mahçup edecek ifadeler terslemeler tarzında ahlaka uygun olmayan, sevgiye uygun olmayan, şefkate, merhamete uygun olmayan tavırlar oluyor. Hâlbuki bunun yerine sevgiyi, şefkati, muhabbeti vurgulayan çok güzel izahlar yapılabilir. Muhabbeti anlatan çok güzel izahlar yapılabilir, çok güzel görüntüler gösterilebilir. Görüntülerin güzelliklerinin haddi hesabı yok dünyada, o kadar çok güzel yer var ki, o kadar güzel manzara var ki, belgeseller olabilir, tarihi vakalar olabilir, ne bileyim yabancı ülkeler olabilir, güzel çocuklar olabilir, güzel insanlar olabilir, onların güzel ahlakı, güzel konuşmaları olabilir, bu tarz şeyler seyretmek lazım.
MUHABİR: Yani kesinlikle mesaj olması gereken şeyler.
ADNAN OKTAR: Evet, yoksa kimlerin nerelerde, neler yaptığı, nasıl yaşadığı, hani toplumu alakadar etmeyen…
ADNAN OKTAR: Dedikodu bunlar boş şeyler,
MUHABİR: Kamuoyu vicdanı denilen bir şeyde var Hocam, medyaya baktığınız zaman yapılan birçok şeyin hakka ten kamuoyu vicdanıyla bir alakası olmadığını görüyoruz. İnsanların giysileri, saçının renkleri, ne bileyim nerde akşamladığı, nerde sabahladığı yani küfrün bir başka çeşidi, deyim yerinde ise.
ADNAN OKTAR: Evet, yani gereksiz şeyler.
MUHABİR: Kesinlikle.
ADNAN OKTAR: Küfür olmasa bile yani insanların vaktini alan insanları yoran, insanları zihnen hırpalayan, çünkü bizim vaktimiz çok değerli dünyada biz zaten çok az kalıyoruz, vakit çok kısa yani bizi ne ilgilendirir falanın şunu yapması feşmekanın bu yaptığı. Biz güzelliği arıyoruz, estetiği sanatı arıyoruz, iç açacak şeyler arıyoruz, Allah’ı sevdirecek şeyler arıyoruz, değil mi Allah’tan korkumuzu arttıracak şeyler arıyoruz, biz bunların peşindeyiz.
MUHABİR: Zaman her şeyden önce çok değerli.
ADNAN OKTAR: Tabii, üretimde gelişelim, güzel şeyler meydana getirelim değil mi, fakirlere yardım edelim, etrafa mutluluk saçalım, bunlarla vakit geçirelim.
MUHABİR: “Evet kitaplarınızda Cenab-ı Allah’ın yaratılış sanatını anlatan çalışmalarınız var diyor, sizin teriminizle, iman hakikatleri acaba bunların üzerinde özellikle durmanızın nedeni nedir?” diyor Ahmet Doğar buda Rize’den arkadaşımız.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, biz Allah’ın güzelliklerini araştırmakla ve görmekle mükellefiz, Kuran’da bunla ilgili emir var. Bu emirden yola çıktığımızda biz Allah’ı daha çok seviyoruz, Allah’ın güzelliklerini gördükçe Allah’a hayranlığımız ona olan saygımız, onun büyüklüğünü kavramamız daha artıyor, dolayısıyla daha derin ve daha güçlü daha müthiş bir Müslüman oluyoruz, daha şevkli oluyoruz. Said Nursi çok önem vermiştir iman hakikatlerine bende çok önem veriyorum çünkü insanın ruhuna neşe, mutluluk, sevinç verir. Hem Allah’tan korkusunu arttırır, ibadet şevkini artırır, ahirete imanını güçlendirir, dolayısıyla ruhen de, bedenen de çok sağlıklı ve güzel olmasını dünyada da ahirette de saadet içinde olmasına vesile olur inşaAllah.
MUHABİR: İlim, iman zaten Hocam öyledir değil mi? bir parçasıdır bütünlüğün.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, tabii.
MUHABİR: Yani o olmadan, o olmadan o, yani ilimce amel diye bir söz var.
ADNAN OKTAR: Allah Kuran’da kendi yarattığı sanata ve güzelliklere çok fazla dikkat çekiyor ve ısrarla görmemizi istiyor, bakın diyor görün diyor. Yani hayvanların güzelliklerini hepsine dikkat çekmiştir Kuran.
MUHABİR: “İngiltere’de ve Fransa’da ateistler otobüslere ilanlar vererek Allah’ı inkâr ettiklerini ilan ediyorlar, acaba buda bir alamet mi?” diyor Emre Gözcü, İstanbul’dan aramış.
ADNAN OKTAR: Mehdi devrinde Allah alenen ve açıkça inkâr edilir diyor. Allah açıkça inkâr edilmedikten sonra Mehdi zuhur etmez diyor. Bu da odur işte, bunlardır.
MUHABİR: Zaten bir içecek var Hocam dünyaca çok yaygın bir içecek, bunun yazılışını ters çevirdiğin zaman okuduğunuzda bilemiyorum bizde mi sizden öğrendik ama “Muhammed yoktur” diyor, yani böyle de bir şey söz konusu.
ADNAN OKTAR: Olabilir yani o tarz böyle çirkin kurnazlıklar yapıyor olabilirler, tabii buna karşı da tedbir almak lazım.
MUHABİR: “Bazı şarkılarda film senaryolarında kadere isyan eden ifadeler kullanılıyor, bu gibi ifadeler kullanmak ve dinlemek doğru mudur?” diyor Deniz Ulusoy, İstanbul’dan katılan bir dostumuz bu da.
ADNAN OKTAR: Bu tabii çok, çok yanlış bir şey, hâlbuki şarkılar iç açıcı olması lazım, böyle sevgiyi muhabbeti dostluğu kardeşliği değil mi, Allah aşkını ve ondan kaynaklanan her türlü güzelliği anlatan tarzda olması lazım, içimizi açması lazım. Mahvolmak, bitmek, sürünmek, kadere isyan etmek yani bunlar şarkı olmaktan alakası yok bunlar insanları rahatsız eden içini karartan onları psikolojik yönden daha da açmaza sokmaya kalkan bir tavır gibi görünüyor. Tabii Müslüman’a bunlar etki etmez ama her insan aynı etkide olmaz, bazı insanları bu rahatsız edebilir, sarsabilir, son derece gereksiz ve hatta çok çok yanlış diyebilirim.
MUHABİR: Onun içinde toprağa dönmek lazım herhalde Hocam, hani derler ya, kökü toprakta olan kavramlar kökü toprakta olan unsurlar, mesela Türk halk müziği o bir çığır…
ADNAN OKTAR: Şahane, tabii şahane, mesela ya bir kuşun güzelliğinden bahseder, ya mesela…
MUHABİR: “Telgrafın telleri”.
ADNAN OKTAR: Telgrafın telleri, değil mi, mesela kuma kuşundan bahseder, illaki bir kuştan, bir güzellikten, bir varlıktan, mesela hemen gözümüzde o manzara canlanır. Orada ki güzellik o çok çok güzel bir yönüdür ve ısrarla onu hatta yiyeceklerden, güzel bir yiyecekten bahseder.
MUHABİR: “al, al, elmayı daldan al, elden alma benden al” gibi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
MUHABİR: Türküler öyledir Hocam hakka ten, ben türküleri çok seviyorum bir kültürdür, bir tarihtir, kendilerine göre bizim türkülerimizde, dediğimiz gibi kök toprak olunca, çokta dert olmuyor, yani ağıtlar vardır, asker ağıtları vardır, yaşanmışlığın kendi vardır açıkçası
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Ama bu arabesk tarzı ya da popülizm tarzı dediğimiz şeylerde de hakka ten isyan vardır, yani adam konsere gittiği zaman böyle jilet satanlarda söz konusu, hani kimi sakız satar, kimi jilet yani bu olmuştur zamanımızda olmuş yani Allah muhafaza, Allah muhafaza yani şirke kadar da götürür korkarım insanı.
“Muhterem Hocam zamansızlık konusu üzerine bugünlerde çok araştırma yapıyorum, demiş ve birçok bilgi edindim sizinde zamansızlık ve kader kitabınızı okudum ancak bu konuyu anlamakta zorlanıyorum beni aydınlatır mısınız? Allah razı olsun.” demiş Fatoş, İzmir’den Gaziemir’den gelen Fatoş Sağlık, bu da böyle bir mesaj.
ADNAN OKTAR: Evet, zamanı da Allah bizim beynimizin içinde yaratıyor, yani hatta bilim adamları söylüyor, “serbest uzayda dış âlemde” diyorlar, “zaman yok”, diyorlar. Zaman tamamen izafi ve tamamen algıdır diyor. Bunu Einstein söylüyor ki son yüzyılın en mühim âlimlerden birisi, biliyorsunuz “dinsiz bilim adamı olmaz, bilimsiz de din olmaz” diyor yani din ile bilimin iç içe olması gerektiğini söyleyen birisi, dinsiz bilim adamı düşünemiyorum diyor, bilimsizde din olmaz diyor, tabii ikisi iç içedir diyor. Güzel bir söz, çünkü Kuran’ın üslubu da zaten öyledir, yani o tarzdadır. Ve Kuran’da aynı şeyi anlatır. Bunu Einstein’da söylüyor ve diğer bütün modern fizikçiler söylüyor, zaman diye bir şey yok, zaman algı biçimi, zamanı Allah bizim içimizde yaratıyor, tek bir an var, o tek bir anın içinde her şey olup bitmiştir, biz tamamını yaşadık yani sonsuz hayatımız tek bir an içerisinde bitmiştir. İşte buna biz kader diyoruz ve bilerekte ve isteyerek de yaptık ama hepsini de Allah yaratır. Ama tam kavramaya kalkarsak yani beynimizin içindeki şu kadar etten bizim bunu yapacağımız bir şey değil, ayrıca o ete hâkim olan yine Allah. O eti yaratan da Allah, o etin içindeki elektriği yaratanda Allah, bu bilgiyi veren de Allah. Allah’ın verdiği bilginin dışında bizim bir bilgimiz olmuyor, ama tek bir an olduğunu biliyoruz. Bilimsel bir gerçek bu, tek bir an olunca zaten kader mecburen olmuş oluyor. Yani tek bir an var diye bilim adamları ortaya koymuş bunu bir gerçek, herkes bunu biliyor. Tek bir an olunca ne oluyor dersiniz, birisine sorsanız, kader olur der, başka bir şey olmaz.
MUHABİR: Bir nevi çıkış gibi bir şey.
ADNAN OKTAR: Tabii.
MUHABİR: Hem doğru, hem çıkış.
ADNAN OKTAR: Tabii, net kader olmuş oluyor.
MUHABİR: “Genelde insanlar laiklik ile dini inancın farklı sistemler olduğunu düşünürler, diyor, açıkçası ben de öyle düşünüyordum.” demiş. “Ama önceki röportajınızda laikliğin İslam’a çok uygun olduğunu anlattınız, biraz daha bunu açabilir miyiz?” diyor, Tarık ve Serkan İstanbul’dan aramış dostlarımızdan.
ADNAN OKTAR: Bakın laikliğin olmadığı ortamda, münafıklar ortalığı birbirine katarlar ve zibil gibi münafık olur. Münafıkta dünyanın en aşağılık varlığıdır. En şerefsiz varlığıdır, en haysiyetsiz varlığıdır ve cemiyet mikrobudur münafık, süper tehlikelidir.
MUHABİR: Kesinlikle.
ADNAN OKTAR: Ama mesela adam kâfir, dinsiz, ateist mertçe söylüyor, diyor ki, “ben dinsizim” diyor, Allah onu öyle yaratmış dua edersin “Yarabbi hidayet nasip et” dersin. O arkadaş diyor, benim inancım ayrı, tavrım da böyle diyor. Ama münafık kahpedir, yani kendini gizler. Müslümanların içine girer, onlarla ilgili sanki böyle yakın bir bağı varmış gibi göstertir, sonra gider alçakça Müslüman’ın aleyhinde faaliyet yapar. Onları köşeye sıkıştırmaya kalkar mesela peygamber (s.a.v) Efendimizin zamanında öyleydi münafıklar, çok kahpeydiler. Resulullah’ın yanında onu seviyor gibi dost görünüyorlar dışarıya çıkıyorlar aleyhinde konuşuyorlar, “O ne demişti” derlerdi, diyor ayet var. Hatta bir kısmı diyorlar, biz diyorlar eğer mücadele etmeyi bilsek sizle beraber geliriz ama bilmiyoruz diyorlar, hâlbuki çok iyi biliyor, çıkarı olmadığı için. Mesela bir kısmı diyor ki, “hava çok sıcak” diyor, “bu sıcakta faaliyet olur mu ki” diyor, ama bir para versen bir çıkarı olsa yapar. Münafık karaktersizliği Kuran çok detaylı anlatır. Mesela peygamber efendimizin zamanında bunlar ayrı bir mescit edindiler, hatta burada namaz kılıyorlar, oruç tutuyorlar yani Müslüman görünümünde, ama kahpe adamlar, ahlaksız. Yani Allah yasaklıyor o mescitte hiçbir şekilde namaz kılmayın hiçbir şekilde de mescide gitmeyin diyor. Yani amaç Peygamber Efendimize olan saygıyı ve sevgiyi yok etmek ona bağlılığı yok etmek ve Müslümanları bölmek, onun için münafıklar dünyanın en aşağılık varlıklarıdır. Laiklik işte bunu ortadan kaldırır, bu çok büyük bir nimettir. Büyük bir kolaylıktır. Laikliğin uygulandığı yerde münafık hayat sahası bulamaz, çünkü rahat, rahat gider kâfirse açıklar dinsizliğini ateistliğini ve dolayısıyla Müslümanlar da rahat ederler.
MUHABİR: Evet, yine alakasız bir şeyde Hz. Ali Efendimiz öldürüldüğünde şöyle bir geri dönüp bakmış, orda da “elhamdülillah” demiş. Hani arkada dönenin bir Müslüman olmadığını görünce hamd etmiş, o sanki alıp götürüyor bir yerlere insanları kısastan. Aklıma geldi pek alakasız bir konu ama Allah korusun yani münafıklardan, pek öyle olduğu gibi görünmeyenlerden korusun…
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: “Hocam, Kuran’ı Kerim’de cehenneme giden kişinin süresiz olarak orda kalacağından bahsediliyor, Rabbimiz böyle bildiriyor. Fakat toplumda birçok insan bu konuda yanlış inanca sahip, günahlarını çekip çıkacaklarını zannediyorlar. Sizce bu düşünce toplumumuza nasıl girmiş olabilir?” Hakan Bulut, çorumdan aramış Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu mümkün, yani eğer Allah bir Müslüman’ı cehenneme koyduysa cehennemde onu mecbur değildir Allah tutmaya, canı isterse imkân varsa onun için yani affedilecek bir yönü varsa tabii ki affedip çıkarabilir Allah ve çıkarır da inşaAllah. Yani o öyle katı bir konu değil bu ehlisünnet inancında bu çok detaylı anlatılmıştır.
MUHABİR: Biraz da tehlikeli bir konu Hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim.
MUHABİR: Biraz da tehlikeli bir konu yani böyle avam size göre değil de, ben benim gibi böyle fukaraların konuşabileceği bir konu değil.
ADNAN OKTAR: Tabii Allah affedipte çıkarabilir, cehennemden çıkabilir inşaAllah. Müminler için bu, Müslümanlar için inşaAllah.
MUHABİR: EyvAllah, “din ahlakının gereğini yerine getirmeye başlayan bir insanın mutlaka eski zevklerini terk etmesi mi gerekir. Mesela müzik dinlemesi ya da sinemaya gitmesi haram mı olur gerçekten?” diyor Umut Beyda, İstanbul’dan sormuş bunu.
ADNAN OKTAR: Müzik niye dinlenmesin, baya güzel bir nimet müzik, yani onu harama sokan bir şey değil, kimseye zararı olan bir şey değil, cennette de var müzik, dinler niye dinlemesin.
MUHABİR: Biraz öncede zaten ayırdınız, ayırdınız derken yani…
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii, tabi yani orda eğer onu günaha sürükleme kadere isyan yoksa başka çirkin şey yoksa ritim insanın ruhunu açar ritim güzelliktir. Allah aşkını arttırır, kalpteki bast halini açar ve kalbe ferahlık verir. Allah’a olan muhabbeti arttırır inşaAllah.
MUHABİR: Resul Efendimiz’in hicretinde de zaten Mekke’den Medine’ye, Medine’ye girdiği anlarda zaten Medineli Müslümanların onu karşılama şekli vardır, hatta bizim dilimize yerleşmiştir artık böyle silinip atılacak “taleal bedru, ay doğdu üzerimize” onu karşılama oda ritimli.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Gayet hoş bir…
ADNAN OKTAR: Değil mi, böyle teflerle türkülerle şarkılarla maşaAllah.
MUHABİR: “Evet, Hocam sizin kitaplarınızı okuduktan sonra namaza başladım (oh ne güzel) İslam’ı yaşamaya başladıktan sonra geçmiş hayatımda yaptıklarımdan sorumlu olur muyum?” Umut Beyda, üst üste gelen iki tane soru, sevgili kardeşimizden gelmiş bu da.
ADNAN OKTAR: Kuran’da o geçmişteki yaptıkları hatalardan Allah güzelliklere çeviriyor, onun lehine çeviriyor Cenab-ı Allah, ayet var, inşaAllah o hayra dönüyor onun için, geçmişte yaptıkları.
MUHABİR: Tövbe, istiğfarda Hocam müridinin elini tutan bir mürit hani, keşke yapmasaydım diyor, O’na tekrar ettiriliyor, O’da diyor ki, keşke yapsaydım, diyor. Bir daha aynı şey söz konusu oluyor, o keşke daha çok yapsaydım, demeye başlıyor, ya bu tövbe ikrar diyor, bak böyle demen gerekiyor diyor, sen benim gördüklerimi biliyor mu neyim varsa diyor, hane değiştirdi diyor, ben pişman olur muyum daha onlardan diyor, daha çok yapsaydım keşke diyor.
ADNAN OKTAR: Tövbe eden bir müminin geçmiş günahlarının af olması umulur inşaAllah. Mümin tövbe edecek sürekli estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah derse ve salih amellerde bulunursa güzel ahlakta devam ederse Allah’a müminler güvenecekler inşaAllah. Allah size acı veripte ne yapsın, diyor Cenab-ı Allah ayette. Yani Allah yani ben acı verme size zorluk verme taraftarı değilim, diyor Cenab-ı Allah, öyle bir şeye niyetim yok, diyor. Ben sizin için hayır ve güzellik istiyorum, diyor Allah inşaAllah.
MUHABİR: Zaten Amentü’nün, Resulullah’ın içinde var, nefislere kaldıramayacağı yük yüklemiyoruz diye.
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
MUHABİR: Evet, Türk İslam Birliği kurulduğunda ortak para birimi olur mu? Olacak mı? Türk İslam Birliği’nde kararlar nasıl alınacak, yeni bir parlamentomu olacak, olacaksa bu parlamentoda Başbakanlar mı olacak, Türk İslam Birliği’nde bankacılık sistemi nasıl olacak? Ali Eşref, Seyran Paşa’dan sormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Bütün devletler kendi sistemi içerisinde kalırlar. Mesela biz Türkiye’miz olarak laik demokratik üniter devlet olarak yine kalırız. Bu bir sevgidir, yani mesela farz edelim Azerbaycan’ın paraya ihtiyacı var, Türk ülkelerin hepsine İslam ülkelerin hepsine haber göndeririz, toplarız parayı götürürüz koruz, bu kadar. Mesela bizim petrole ihtiyacımız var, “petrole ihtiyacımız var, paramızda yok” deriz, bedava gönderirler. Bu sevgi işidir. Yani bir komşuluk münasebeti, bir dostluk muhabbette nasıl oluyor değil mi, biz mesela köylerde yaşadığımızda bilirsiniz.
MUHABİR: Kesinlikle.
ADNAN OKTAR: Değil mi, yağı biter “yağım yok” der, hemen alır getirtirsiniz yağı yer.
MUHABİR: Ve hala yaptığımız şeyler.
ADNAN OKTAR: Tabii, hastası olur, herkes gider toplanır, değil mi, mesela bir kurt çakal saldırır bütün köylüler hemen toplanır silahlarla kovalarlar, bunu gibidir işte.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani bu sevgide mantık olmaz, yani ona mantıkla bakmasınlar, yani resmiyet olmaz sevgi de, yani Mehdi devrinde muhabbet aşk coşku ve dostluk olacaktır. Her şey sevgiye dayalı olacaktır ve her şey dostluğa dayalı olacaktır, sevginin çözmeyeceği bir konu olmaz, sevginin çözmeyeceği hiçbir konu olmaz.
MUHABİR: Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: “Adnan Hocamızın ve arkadaşlarının çalışmalarını internetten takip ediyorum, Allah razı olsun, kendisi de görsel anlamda da çok şık, güzel, dikkat çekici. Şu an ki hedefleri neler ben bunu öğrenmek istiyorum?” demiş, “hangi çalışmalarına devam ediyor, yeni projeleri neler?” Saygılar demiş, Sevgi Sayman, İstanbul’dan Hocam.
ADNAN OKTAR: Yeni çok güzel projelerim var, bir kısmı sürpriz, bir kısmı açık, ama şimdi bizim benim ekip maşaAllah otuz kişilik dediğim o ekip Allah’a çok şükür dünyanın her tarafından çok güzel belgeler topluyorlar. Kıyamıyorum, yeni bir belge daha geliyor, diyorum ben bunu da ekleyim, bunu da ekleyim, bunu da ekleyim.
MUHABİR: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir yerde birinin beni durdurması gerekiyor artık…
MUHABİR: Anladım.
ADNAN OKTAR: Yoksa kitapların baskısı daha da uzayacak gibi görünüyor, inşaAllah.
MUHABİR: Biraz öncede programa başlarken gördük işte fosiller Hocamın elinde kendi bünyesinde barındırdığı kavramlardan biri, fosiller ki artık bunu hangi gönle siz sığdıracaksanız sığdırın, sevgili dostlarımız, gönül işi bir çalışma, bir emek.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
MUHABİR: “Hocam Bediüzzaman Hazretleri Ahir Zaman’da yaşayan müminlerin mücadelesinin nefsiyle olacağını söylüyor, bu konuyla ilgili ne söyleyebilirsiniz, nefsimizle nasıl mücadele edebiliriz, demiş.
ADNAN OKTAR: Nefse şöyle kumandan gibi hükmetmek lazım, mesela nefs farz edelim kötü bir şey yapmak istiyor, “yapmayacaksın” dersin, sert davranmak lazım nefse, oturur yani bir şey yapamaz nefis, zannettiğiniz gibi ya da zannedildiği gibi böyle güçlü bir şey değil, mesela ne bileyim hasta edecek bir yiyecek yemeyeceksin dersin, yemez. Yani nefis zavallıdır, öyle bir gücü yoktur, emir güçlü olması lazım, irade çok güçlü olması lazım, yani komutan insanın ruhunda ki komutan güçlü olacak. Emredeceksin istediğini yapar nefis, dur dersin durur, otur dersin oturur. Ciddi anlamamak lazım nefsi.
MUHABİR: Zaten iyi bir şey söylemiyor ki nefis, yani biraz akli bali olunca insan akıl sahibi olan. “İslam ve dindarlar neden hep geri ve bilimdışı olarak görülüyor. Oysa modern bilimin kurucuları (harika bir soru Hocam) Müslüman bilim adamları değil mi, ya da Einstein, Newton gibi ünlü bilim adamları Allah inançlarıyla ortaya çıkmış bilim adamları değil mi! neden böyle bir ön yargı var. Bu ön yargı planlı ve bilinçli olarak mı oluşturulmuş, bu önyargıyı kaldırmak için Müslümanlar ne yapmalı?” demiş. Eda Türkoğlu, Göztepe.
Bir ekleme yapacağım Hocam, Piri Reis; Piri Reis’in haritasını çıksın bugünün koşullarında birileri nasıl yapıyorsa buyursun yapsın, aydan dünyaya bakıyormuş gibi ve İbn-i Sina Hazretleri’nin durumu.
ADNAN OKTAR: El-Kindi’den tut Birûni’den çık, yani akıl almaz bir ilim deryası İslam âlemi biliyorsunuz, fakat sonradan ateist Siyonizm, masonluk çok çok eskidir biliyorsunuz, masonluk binlerce yıla dayanan bir sistemdir. Müslümanların içine girerek sinsice onları böyle bilimsellikten akılcılıktan güzellikten estetiklikten sanattan bir kısmını uzaklaştırdılar. İşte bu sonuç ortaya çıktı, ama bu şimdi Mehdi devrinde tam tersine dönecek, akıl almaz bir medeniyet hayret edilecek bir medeniyet, hayret edilecek bir güzellik, sanat ve estetik bütün dünyayı sarıp kuşatacak, insanlar şaşıracaklar buna ama çok şiddetli şaşıracaklar.
MUHABİR: Hocam belki konular bağlı da sualler farklı farklı konulardan geldiği için ben kendi adıma bağışlayın diyorum ama dediğim gibi dost izleyenler geldiği içinde biz sıra gözetmeksizin…
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii buyurun.
MUHABİR: Soruyoruz, ruhun varlığını ret eden Sigmund Freud, insanlığın ilerlemesiyle dini inançların tamamen ortadan kalkacağını düşünürken günümüzde bu durum, tam tersine dönmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz? Dinlerin Allah inancının insanı tedavi edici bir özelliği var mıdır? diyor.
ADNAN OKTAR: Freud Yahudi kökenden gelen bir ateistti, demek istediğimi anlıyorsunuz yani.
MUHABİR: Evet, evet. Peki, Hocam doğdukları gün 100 gr olan bir kedi yavrusu süt emeceği zaman diyor, kapalı gözleri kapalıyken gidip ulaşıyor hedefine.
ADNAN OKTAR: Annesine gidiyor evet.
MUHABİR: Hedefine ulaşıyor ama insanlar sayısız delillere rağmen yönünü bulmakta zorlanıyor. Hakikaten askerde de vardı işte yosunlar, ağaç kovukları, camideki hilaller gibi bizim çeşitli şeylerimiz aynı, işaretlere bağlıyız ama bir kedi yavrusu gidip rahatlıkla beslenmesini sağlayabiliyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah’ın yarattığı sanat heyecan verici, ihtişam öyle 1 tane, 10 tane, 100 tane, milyon tane değil ki, Allah diyor, “tek, tek saymaya kalksanız sayamazsınız” diyor. “Gruplar halinde de saymaya kalksanız da gruplandırarak ta saysanız yine sayamazsınız Allah nimetlerini” diyor Cenab-ı Allah Kuran’da şeytandan Allah’a sığınırım, onun için nereye baksanız bir nimet. Mesela ne bileyim şu ayakkabının derisini bile alsak içindeki hayvanın mesela dana derisinden yapıldıysa dananın bütün detaylı, mesela sığırın…
MUHABİR: Genetik,
ADNAN OKTAR: Genetik özelliklerinin hepsi var kodlu. Yani hayvanın bütünü ayakkabının küçücük bir parçasının içerisinde zibil gibi, çok fazla miktarda kodlu hazır durumda duruyor.
MUHABİR: Bir de çekirgelerin Hocam, haberleşme sistemleri var, aradaki mesafeye rağmen, işte somon balıkların yolculuğu.
ADNAN OKTAR: Yani anlatılacak gibi yani bitecek gibi, anlatılacak gibi de, bitecek gibi değil. Zaten Kuran bunu belirtmiş. Sadece hayretten hayrete, hayretten hayrete, şaşkınlıktan şaşkınlığa, onun için söylüyoruz Süphan Allah, Süphan Allah, Süphan Allah. Hep günümüz böyle geçiyor maşaAllah.
MUHABİR: Biraz da belki dostlar bunu şundan soruyor Hocam şimdi, meşrep malum yani hepimizin bir yapısı var, bir anlayabildiği bir özelliği var. Kimi bazı şeyleri çok kolay anlayabilir, kimi az anlayabilir, kimi bilimsel ispatlar arayabilir kendi düşüncelerinde, kimi ne bileyim keramet arayabilir, ya da kimi delilsiz tasasız zaten Amentü’ye iman etmiştir, öyle gidebilir. O anlamda da bu sorular Hocam, bence iyi geliyor, iyi gidiyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet.
MUHABİR: “Rivayetlerde Hazreti Mehdi’nin nübüvvet yolundan olacağı herhangi bir şeyhe ya da tarihe bağlı olmayacağı…
ADNAN OKTAR: Tarikata,
MUHABİR: “Tarikata evet, tarikata bağlı olmayacağı haber veriliyor bu konuyu açıklar mısınız?” Abbas Barış, biraz öncede gelmişti bu dostumuzdan bir mesaj.
ADNAN OKTAR: Bunu İmamı Rabbani Hazretleri de söylüyor, Said Nursi’de hazretleri de söylüyor, doğrudan diyor bunlar diyor vasıl olurlar gerçeğe diyor, yani nübüvvet yolundan hidayet yolunda bir tarikata bağlanmak gerekiyor, onun için Mehdi’nin de bir mürşidi yoktur. Yani bir tarikata bağlı değildir. Hz. İsa’da öyle, yani onun da mürşidi olmayacak, o da herhangi bir tarikata bağlı olmayacak, O’da nübüvvet yolundan, doğrudan feyz alıyor, Mehdi’de doğrudan feyz alır.
MUHABİR: EyvAllah, evet reenkarnasyon için ( ben bunu telaffuz bile edemiyorum da ) için neler söylersiniz, bir çok insan buna inanıyor, günümüzde göre sakıncalı değil mi? hürmetlerimi sunuyorum, iyi akşamlar Bahtiyar Karatekin sormuş, bunu da.
ADNAN OKTAR: Reenkarnasyon tabi batıl bir inanç, aslı yok, çünkü Allah kişi öldükten sonra ahirete gittikten sonra artık bir set meydana getirildiğini söylüyor Allah. Bir daha dönüşü imkânsızdır ama mesela Cenab-ı Allah’ın kudreti dahilindedir. Mesela Kuran’da da belirtilmiştir. Mesela ölen bir kişiyi sonradan Cenab-ı Allah diriltiyor, istisnayı vaka olarak Cenab-ı Allah isterse bunu yapabilir, ama yani ahrete intikal ettikten sonra geri dönüş yoktur, mesela Hz. İsa’da Cenab-ı Allah onu göğe uyku halindeyken almıştır. O kuzu gibi, güzel canıyla onu yine zamanın içine girecek, mekânın içine girecek aynı şekliyle karşımıza gelecek inşaAllah. Ama bu bir reenkarnasyon değildir. Bunlar apayrı.
MUHABİR: Evet, selamun aleyküm demiş.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
MUHABİR: Engin Küçük soruyor bunu da, “Ben evliyim çocuklarımda var ve şuan karşımdakiler karşımdalar onlara bakıyorum, eşime bakıyorum, sonra sizin yazdığınız “maddenin ardındaki sır” kitabınızdan okuduklarım aklıma geliyor bir türlü kavrayamıyorum, bunlar bunlar nasıl hayal olabilir, biraz açabilir misiniz?” demiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi ben sizi görüyorum, o kardeşimizde şuan beni seyrediyorsa beni görüyor ama televizyona bakıyor, dikkatlice baksın gözüne hafifçe kenardan bastırsın televizyonun oynadığını görecektir, o zaman anlayacaktır ki televizyon beyninin içerisinde ve odanın da oynadığını görecektir, o zaman bakacak ki oda da kendi içinde.
MUHABİR: Evet bu kitabınızda var, evet.
ADNAN OKTAR: Evet, dışarıda oda var, varlığı vardır yani cisimlerin gerçek varlığı vardır dışarıda. Yani bu gördüğümüz âlem vardır, ama biz bunların mutlaka görüntüsüyle muhatap oluruz, yani Allah bizi şöyle küçücük bir ekranın başında oturtuyor beynimizde. Elektrik akımıyla oluşan bir ekrandır bu. Biz oradan âlemi kocaman görüyoruz, büyük görürüz. Yani mesela aya baktığımızda ne kadar büyük diyoruz âlem, mesela denize bakıyoruz uçsuz bucaksız ne kadar büyükmüş diyoruz. Hâlbuki hepsi şu kadarcık yerde oluyor bu ve çok az amperi çok düşük bir elektrik akımıyla oluyor bu, çok hafiftir. Yani pil elektriğinden çok daha düşüktür, çok, çok hafiftir. Bu elektrik akımını biz böyle muhteşem bir dünya olarak görüyoruz.
MUHABİR: “Hocam, sizi çok seviyorum, demiş acaba şehitler ölü değildir onlar Allah katında rızıklandırılırlar, ne anlama geliyor, saygılar iyi akşamlar.” Deniz Duru, yurt dışından gelmiş bu da Köln’den geliyor Almanya’dan.
ADNAN OKTAR: Evet, birçok hayat boyutu vardır, Hz. İsa’nın yaşadığı hayat boyutu vardır, Hz. Hızır’ın yaşadığı hayat boyutu vardır, şehitlerin yaşadığı hayat boyutu vardır, bizim yaşadığımız hayat boyutu vardır, yani birçok hayat boyutu vardır. Şehitlerin hayat boyutunda şehitler bilmiyorlar kendilerini canlı zannediyorlar, onlar yani öyle olduklarını bilmezler. Onlar yiyor içiyor eğleniyorlar yani mutlular, normal Müslümanlık görevlerini yapıyorlar, farkında değiller, mesela Hz. İsa’nın ki tamamen ayrıdır, Hz. Hızır’ın ki daha ayrıdır, böyle makamlar vardır. Yani boyutlar vardır, böyle bir Allah değişik boyutlardan oluşan bir sistem kurmuştur.
MUHABİR: Evet hepsinin yeri belli.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: “Hocam ben Bulgar asıllı bir Müslüman’ım. Bulgaristan’da İslam’ı anlatanlar yanlış bilgiler veriyorlar, sizin kitaplarınız çok anlaşılır ve özlü yazılmış konular hemen anlaşılıyor. Türk İslam Birliği’ne Bulgaristan’ı da alacak mısınız?”, diyor. “Bu birliğe üye olmak için o ülkenin Müslüman mı olması gerekiyor?” Ali Mehmedov, Bulgaristan.
ADNAN OKTAR: Bir kere Bulgarlar, Macarlar Türk’tür biliyorsunuz, yani Avarlar Bulgarlar, Macarlar hepsi Türk’tür. Bir de Bulgaristan’da İslam çok yaygındır, bir de Osmanlı terbiyesiyle yetişmiştir Bulgarlar aynı Osmanlı’dır. Evler her yer Osmanlı’dır.
MUHABİR: Macaristan’da zaten geneli de oralar Hunlardır, yani Hunlar…
ADNAN OKTAR: Evet, evet, hepsi Türk kökenlidir ve İslam’a çok yatkındırlar, Müslümanlar yani tabii ki Türk İslam Birliği içerisinde olacaktır, Bulgaristan.
MUHABİR: Hocam Gazze’yi düşününce gene konu dışı bir şey yani sualler dışı bir şey geldi aklıma. Geçmişte de Bosna’da olanlar bayağı bir üzmüştü bizi sonunda irticalen müdahale edildi şu anda barış içinde insanlar yaşıyor ama Bosna halkını biliyoruz ki Müslüman, onlarda bir anlamda ecdadımızdan yadigârı olan insanlar, onlarında hayatlarında yaşama şekillerinde bayağı bir değişiklikler oldu. İnanış güçlendi, namaza niyaza teveccüh arttı yani İslam’la biraz daha tanışık oldular…
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: bu sanki nasıl isterseniz yönetilirsiniz ayetinin bir tezahürü mü? Hocam.
ADNAN OKTAR: Siz nasılsanız öyle yönetilirsiniz, hadistir evet, bu Allah’ın bir hikmeti tabii, mesela aslında Bosna daha önce dinle imanla İslam’la alakaları o kadar yoktu, ben çok iyi biliyorum, çok çok düşüktü. Bu olaylardan sonra dindarlık müthiş yayıldı gençlerin arasında ve herkesin arsında çok yayıldı ve şu an tam dindar ve gayet muttaki gayet mükemmel insanlar, Filistin’de öyle eskiden komünistlerin yatağıydı. Bütün komünistler gider orda eğitim alırlardı. Şimdi de orda da dindarlık gittikçe yayılıyor. Yani acılar çileler insanları Allah’a çok yaklaştırır, her şeyde bir hikmet ve hayır vardır, burada da Allah’ın bir ledün-ilmi vardır, bir hayır vardır hepsinde inşaAllah.
MUHABİR: Yani bunu bir doğuş olarak düşünürsek, hiçbir doğuşta sancısız olmuyor,
ADNAN OKTAR: Olmuyor tabii, Said Nursi Hazretleri de demiş, “iyice karanlık olacak” demiş “sonra güneş doğacak” demiş, iyice karanlık olacak inşaAllah.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: “Evet gece olmadan, sabah olmuyor. Hz. Mehdi için doğu ile batı arasında şeyler hakkında tüm sorulara cevap verir diye bir hadise rastladım.”, burada geçen tüm sorulara cevap verir, ifadesi neyi anlatıyor? Selim Özkan, Ankara’dan sormuş bunu da.
ADNAN OKTAR: Samimi olan insanda zaten bir Vehbi ilim olur, mesela köylerde yaşayan insanlara da arif insan denir, mesela bir şey sorduğunuz da bilirler. Yani onu yaklaşık olarak bilirler, Allah insana ilham eder doğruyu, doğru bilgiyi insanın kalbine ilham eder, ona Vehbi ilim denir. Yani hatta derler ya, aklın yolu birdir denir, mesela doğru olan bir şeyi kim olursa olsun aynı şekilde değerlendirir, eğer akıllıysa, akıllı insanlar aynı şekilde değerlendirir, Mehdi’nin de böyle bir vasfı olacaktır, akıllı bir insan olduğu için akıllı insanların kabul edeceği bütün akıllı insanların kabul edeceği doğruları ortaya koyacaktır. Vehbi bir ilmi olacaktır, bu kast ediliyor inşaAllah.
MUHABİR: EyvAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Sorumun cevabını ancak siz bilirsiniz, diyor.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Mehdi için hadislerde, “o kuru bir kamış ağacını kuru bir yere dikecek anında yeşillenip yaprak verecek. deniyor. Bunu da açar mısınız?” demiş Leyla İsmailoğlu söylemiş bunu da Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah-u âlem iki anlamı var. Bitkilere ağaçlara karşı Mehdi’nin sevgisi olacağı, bunların gelişmesi için, tabiatın güzelleşmesi için gayret edecek ama asıl bomboş bir adam bir insanı ele alıp onu yetiştirip ağaçken yahut…
MUHABİR: Kupkuruyken,
ADNAN OKTAR: kupkuruyken diyelim evet, onu yeşillendirip dallandıracak ve onu kaliteli bir insan haline getirecek, hidayetine vesile olacak. O anlama geliyor inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, Hocam selam, demiş.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
MUHABİR: “Biz Almanya’dan ailece sizi seyrediyoruz ve sizi seviyoruz, Hz. Mehdi’nin ve Hz. İsa’nın, Hz. Süleyman’da olduğu gibi cinlerden orduları ve yardımcıları olacak mı? demiş”, valla isimler yabancı Hocam Marysue Fang, Almanya.
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin Allah-u âlem olacak tabi, çünkü Hz. Süleyman’a benzerliği var. Hz. Süleyman biliyorsunuz cinlerden onun ordusu vardı, Mehdi’ye de hem melekler yardım edecektir, Mikail, Cebrail ve Azrail (as) yardım edeceği hadislerde geçiyor. Bir melek ordusunun yardım edeceği belirtiliyor, fakat cinlerinde imamı olduğu için cinlere de mürşitlik edeceği için tabii ki cinlerle bir bağlantısı olacaktır, cinlerden de destek alacaktır. Onları da kendi hizmetinde kullanacaktır inşaAllah.
MUHABİR: Cin de zaten hem insin, cinsin olduğu için.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
MUHABİR: “Evet Kuran-ı Kerim’de Hz. Meryem (as) için, âlemlerin kadınlarına üstün kılındığı söylüyor. Bize Hz. Meryem’i anlatabilir misiniz? Müslüman kadın nasıl olmalı?” Tuğba Yılmaz sormuş bunu da.
ADNAN OKTAR: Müslüman kadın son derece Allah’tan korkan, Allah’ı çok seven olacak. Bir kere güvenilir bir kadın dünyanın en büyük nimetidir güvenilir olması, güvenilir olması içinde Allah’tan çok korkması, Allah’ı çok sevmesi ve takva olması gerekir. Mesela akıllı bir kadın insanı hipnotize eder, çok, çok etkileyicidir. Akıllı bir kadın. Ama akılsız bir kadın ne kadar güzel olursa olsun etkileyici değildir. Ama akıllı bir kadın dünyanın en büyük nimetlerinden biridir, Allah ona bir heybet verir, derinlik verir, etkileme gücü verir çünkü Allah’ın tecellisidir o, olağanüstü etkileyicidir, kadında iffet çok güzel bir süstür. Onu çok, çok değerli kılar yani derin saygı duyulmasına sebep olur. Akıllı olması, Allah’tan korkması, temiz olması, dürüst konuşması. Yani klasik böyle hani dedikoducu, lafı çirkin kullanan böyle sürekli gerilim ortamı meydana getiren bir kadın modeli değil de, iç açan böyle sürekli mutluluk veren, dimağı dinlendiren bir ruh hali içerisinde olması bir kadının çok çok mükemmeldir ki, cennette zaten öyle olacaklardır. Allah diyor, “saklı yumurta gibidirler” diyor, “gözlerini sadece eşlerine dikmiş ve tutkuyla onlara baktıklarını” belirtiyor. Allah ayette. Yani tutkuyla yaklaştıklarını belirtiyor. Demek ki tutkunun müthiş bir etkisi var yani gözlerde akıl ve imandan kaynaklanan bir güç oluşur. Buna biz tutku diyoruz. Bu aklı olmayan bir insanda iman olmayan bir insanda oluşmaz, sadece Müslümanlara has bir altıncı duyudur bu, beş duyuludur ama insanın bir altıncı duyusu vardır, işte bu tutkudur. Yani tarif edilemeyecek derin bir duygudur, buna aşk denir.
MUHABİR: Altıncı duyuyu Hocam bunu biraz isterseniz.
ADNAN OKTAR: Altıncı duygudur bu, derin bir histir bu, ancak Müslümanlarda Allah’tan çok korkanlarda oluşur. Tarif edilemeyen derin bir zevk, derin ve şiddetli bir zevk şeklinde Müslüman’da zuhur eder. Nasıl biz gözü görmeyen bir adama, gözü görmeyi tarif edemezsek, tutkuyu Allah aşkı ile yaşamayan bir insana bunu tarif etmemiz mümkün değildir. Çünkü bütün bedeni etki eden bir şeydir bu, yani tarif etsekte anlamaz. Yani kulağı duymayan bir insana sesi tarif edemeyeceğimiz gibi, duyular tarif edilemez, yani bilmeyen bir insan için tarif edilemez, ama aklı, imanı tam olan bir insanda bu his çok şiddetli oluşur, Kuran’da bu belirtilmiştir işte ahirette kadınların ilk bakışına dikkat çekilmiş, yani eşlerine tutkuyla baktıklarını belirtiyor. Gözlerini sadece eşlerine dikmiş, burada bir iffet ifadesi var dikkat ederseniz, sadece eşine dikmiş, başkasına bakmıyor, sadece eşine dikmiş ve tutkuyla bakıyor, demek ki bundan çok şiddetli zevk alacak mümin. Yani sonra Allah diğer özelliklerinden bahsediyor, ama özellikle bunun üzerinde duruyor. Onun için tutkunun oluşabilmesi için müminde, tabii tutku olsun diye iman edilmez ama iman eden kadınlarda iman eden erkeklerde bu güç ortaya çıkar ve sadece onlara mahsus bir özelliktir. Onun için Allah iman eden erkekler iman eden kadınlarla, temiz erkekler temiz kadınlarla diyor, Allah ayette. Kâfir erkekler kâfir kadınlarla, kâfir kadınlar da kâfir erkeklerle diyor, çünkü onlar birbirlerinden anlarlar, onlarda birbirilerinden anlarlar, diyor Allah ayette. Çünkü onlar birbirilerinden anlamaz, müminler birbirilerini anlar, bu anlama geliyor. Onlar için, onlar bir hayvan gibi görür Allah esirgesin yani bir varlık bir et parçası olarak görür, ama mümin Allah’ın tecellisi olarak görüp boğulurcasına şiddetli bir zevk alır, buna işte tutku denir. Bu derin imanda, derin Allah aşkında oluşacak bir durumdur, Allah aşkının coşmasıdır bu. Bunu yaşamayan bilemez bunu.
MUHABİR: Zaten insan da Hocam dediğiniz gibi eğer iman söz konusu ise Rabbi-l âlemin sıfatları…
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Zaten mevcut, Hocam altıncı hisle ilgili ben hemen aklıma şu geldi biz hani deriz ya “ya içime dandı, malum oldu” “Allah öyle etti” gibi halk arasında çok yaygın olan bir deyiş vardır ama özellikle Sovyetlerde insanların geçmişte konuştuklarını yani seslerin artık gök kubbe altında…
ADNAN OKTAR: Kalıyor evet.
MUHABİR: Bu konudaki hüküm belli zaten bunu keşfetmişler ki zaten bu anlamda da ilk ayet çıkmıştı siz de söylemiştiniz bunu Kuran’ı Kerim’den faydalanıldığını İslam dininden faydalanıldığını demiştiniz, şimdi bunu çalıştırma yani o sesleri alıp atmosferde saklı olduğunu yerden bunu cihazı yapamadılar. Cihaza uğraşıyorlar bu bir, bir de altıncı his ile ilgili bir bilim dalı oluşmuş, bu konuda bir bilgi, malumat?
ADNAN OKTAR: Bu hayvanlarda da var, insanlarda da var mesela karıncalar, depremin olacağını biliyorlar, keratalar tedbir alırlar. Mesela hayvanlarda bilirler hatta o mübarekler kıyamet anında Kuran’da ayet var, hayvanlar bir araya toplanıyorlar, kıyametin kopacağını biliyorlar. Mesela insanlar bilmiyorlar, ilk alamettir bütün hayvanlar bir araya toplanıyorlar. Çok büyük bir şey bu, mesela deprem öncesini hayvanların hepsi bilir, mesela kuşlar bilirler çırpınmaya başlıyor hayvan, çok sevimliler maşaAllah. Mesela diğer hayvanlarda birçok hayvan da huysuzlaşır, depremi hissediyorlar, bu Allah’ın onlara verdiği bir his, altıncı his. Ama birçok insanda da altıncı his vardır. Mesela bir şeyi daha önceden hisseder, bilir. Altıncı his buna tabii yedinci his de denebilir, sekizinci his de denebilir, insanın letaiflerinden, latifelerindendir bu inşaAllah, bir özelliktir.
MUHABİR: Anladım Hocam, “Hz. Musa ilim sahibi kişinin buluştukları iki denizin birleştiği yer İstanbul olabilir mi? Hz. Mehdi ve
Hz. İsa’da İstanbul boğazında mı buluşacaklar, Ahir Zaman’da İstanbul’un önemi Kutsal emanetlerin burada olmasından mı acaba?” Farklı birisi bunu sormuştu, bir de derler ki, Hz. İsa (as) Şam’a inecek, bir yerde de yanlış anlaşılmış çama inecek anlamışlar bunu, bu noel ağaçları bilmem neler.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır. Hz. İsa indiğinde O güzeller güzeli derin uyku halinde indirilecek yani, yani değil de kalktığında uykudan kalkacak ve geçmişini bilmediği için o temiz ve o güzel elbisesiyle onu bulacaklar o haliyle. O sonradan öğrenecek her şeyi, Kuran’ı sonradan öğrenecek, İncil’i, Tevrat’ı sonradan öğrenecek, Kuran’ın hak olduğunu görüp, Kuran’a tabi olacak ve insanları Kuran’a davet edecek inşaAllah.
MUHABİR: Yok, mekân konusunda…
ADNAN OKTAR: Yok, değil öyle.
MUHABİR: Galiba orda geçen İstanbul boğazında…
ADNAN OKTAR: İstanbul’a Mehdi’nin de Hz. İsa’da ahir zaman eşhaslarının yeri zaten İstanbul’dur gelecek, buluşma yeri de doğru. Hızır ile Musa’nın buluştuğu yerde Allah-u âlem İstanbul’dur.
MUHABİR: Evet, çünkü çok böyle batıl olan şeyler var, inşaAllah hak gelir bu batıl zahir olur, düşüncesiyle. Evet, Yahudiler Hz. Süleyman sarayını inşa etmek için Mescid-i Aksa’yı yıkacaklar mı? Diyor Osman Gurbetçi sormuş Kocaali’den sormuş bunu,
ADNAN OKTAR: Mescid-i Aksa’nın yıkılması yok, bu kaderde, inşaAllah böyle bir şey yok. Bilakis Mehdi devrinde orada çok muhteşem, çok, çok güzel şeyler oluşturulacak, ayrıca yani Hz. Süleyman’ın sarayı gibi orda muhteşem bir yer yapacak Mehdi, bu da olacaktır ama o cami kıyamete kadar baki kalacak inşaAllah, öyle bir şey yok.
MUHABİR: Hatta bir müjde vardır değil mi, kıyamet alametlerinden Mescid-i Aksa’nın fethi tekrar İslam kontrolünde.
ADNAN OKTAR: Kudüs’te tabi Mehdi’nin mekânı zaten yani Mehdi’nin olduğu yer demek ne demek, o artık Müslümanların kontrolünde demek inşaAllah.
MUHABİR: Hocam bir hadiste Mehdi’nin ashabı için O’nun ashabı geniştir ve içlerinde yaşlı yoktur ancak sayıları azdır, -300 küsur demiştiniz değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: “Azıkta ki tuz kadarlardır şeklinde geçiyor, bu hadisi açıklar mısınız?” Akif Alattinoğlu, Samsun’dan.
ADNAN OKTAR: Bakın azıktaki tuz kadar, çok mükemmel peygamber efendimizin benzetmesi, ne kadar güzel. Mesela koskoca bir ekmek oluyor, ama yanındaki tuz şu kadarcık oluyor, çok az, az oluyor. Ama asıl konuyu yapan da tuz olmuş oluyor, inşaAllah.
MUHABİR: Evet. lezzet oluyor.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: “Okulda ki çoğu arkadaşım genç olmalarına rağmen çok mutsuzlar ve mutlu olmak konusunda çok umutsuzlar. Onları bu ruh halinden nasıl kurtarabilirim, mutluluğun gerçek kaynağını keşfetmelerini çok istiyorum.” Esra Gölcüklü, bu da Bartın’dan arayan kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: Mutluluk Allah sevgisiyle, Allah korkusuyla olur, bunun dışında kalplerin felahı yoktur, Allah açıkça ifade etmiş, net ifade etmiş Allah, kalpler ancak, şeytandan Allah’a sığınırım “kalpler ancak Allah’ın zikriyle felah bulur” diyor. Başka türlü mümkün değildir insanın mutlu olması, imkânsızdır.
MUHABİR: Evet, bir de tatminsizlik değil mi Hocam söz konusu?
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
MUHABİR: “Ekonomik krizden dolayı birçok esnaf dükkânlarını kapamakta, birçoğunda para kazanamamaktan dolayı yakınıyorlar, kriz hakkında görüşlerinizi paylaşır mısınız?” demiş, “ne zaman biter birçok ülkenin ekonomisi batmış durumda, ülkemizdeki durum nedir?” diyor Ali Yılmaz Bolu’dan.
ADNAN OKTAR: Bakın ben şunu söyleyeyim, dünyada ki ekonomi yerle bir olacak, yani bütün bu büyük işletmeler, bütün bu büyük kuruluşların hepsi yıkılacak, bunu söyleyim. Bunun hiç kurtarırı yok, ama Türk İslam âleminde akıl almaz bir bolluk, akıl alacak bir bolluk deyim, yani akıl almaz demeyim, olağanüstü bir bolluk, olağanüstü bir ihtişam olacak inşaAllah. Bizim milletimizin de Türk İslam Birliğine girmesi ve bunun oluşturması an meselesidir onu da söyleyim. Bu bela bize bulaşacak bir bela değil inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Biz buna şükür ve iktisatla karşılık vereceğiz inşaAllah.
MUHABİR: “Sizin kitaplarınızı okuyorum, sürekli röportajlarınızı takip ediyorum, Allah sizden razı olsun, benim imanıma vesile oldunuz, sizi çok seviyorum, Hocam. Sohbetlerinizi izlediğimde size baktığımda Allah’a duyduğunuz aşkı heyecanınızı mutluluğunuzu şevkinizi hissediyorum, ben sizi örnek alıyorum.” demiş, “kendime sizi örnek alıyorum Allah korkumu ve sevgimi nasıl daha çok arttırabilirim, neler yapabilirim, Allah için yaşamak istiyorum bundan bahsedebilir misiniz?” Fatma Gürel, Antalya’dan Akdeniz’den gelen bir mesaj bu Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın samimiyetin içinde çok büyük bir sır vardır, Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım, “samimi olan kullarım kurtulur.” Şimdi bu müthiş bir anahtar ve müthiş bir sırdır. Samimiyetin içine girip bunu içinde alabildiğine ilerlemek lazım, sonsuza kadar ilerlemek lazım, samimiyette durmamak lazım, samimiyeti buldum, ben durdum, olmaz. Samimiyet uçsuz bucaksız bir hazinedir. Onun içine giren cennete kadar gider inşaAllah, samimiyetin yolunun sonu yoktur. Samimi oldukça daha fazla samimi, samimi oldukça daha fazla samimi, olabilecek en mükemmel, en güzel çizgiye doğru insan o zaman gider, Allah her türlü ilmi, bilgiyi, kolaylığı o kişinin ta yanına kadar getirir. Allah’a güvensinler, bunu yapsınlar sadece.
MUHABİR: İlmi diyor zaten isteyene veririm.
ADNAN OKTAR: Tabii.
MUHABİR: Sual onu biraz sonra soralım, “yine birkaç arkadaşımızla beraber öğretmenlerimize Adnan Oktar’ın kitaplarından faydalanarak sorular sorarak evrimin geçersizliğini kabul etmelerini istiyoruz, öğretmenlerimize sizin kitaplarınızı verdik, okuyacağını söyledi, kimya öğretmenimize nasıl bir örnek verebilirim ki, çok basit bir örnekle bile evrim teorisinin bilimsel bir gerçekliliğinin olmadığını iyice kabullensin.” diyor.
ADNAN OKTAR: 100 milyon fosil var, bir tane ara fosil yok, hocasına söylesin bir tane ara fosil rica ediyorum Hocam desin onu da bana internetten göndersin. Eğer öyle bir şey varsa ben zaten hazırladım 10 trilyonu vereceğim inşaAllah, hocası zengin olsun ama bakın tek bir tane ara fosil yokken nasıl evrim teorisinden bahsedilir. Darwin’in kendi söylüyor ara fosil yok diyor, ara fosil yoksa benim teorimde yoktur diyor. Ama halen aranıyor diyor katmanlar yeryüzü katmanları arandı bulunamadı, diyor. Ama gene arandığında bulunamasa benim teorim bitti diyor, 150 yıldan beri aranıyor ve bulunamadı. Adamında teorisi bitti bu kadar. Bir tane ara fosil yoktur, bu yeterlidir.
MUHABİR: Evet, herhangi bir şeyde yoksa bir de daha öncede mevzubahis oldu Hocam, yaradılışların böyle yeteneklerine göre ya da yapma, kendi hayatlarını idame ettirebilme adına yaptıkları şeylerin onda değişiklikler meydana getirdiğini söylüyorlar. Biz yine aklımıza aynı şey gelmişti tamam zürafayı anladık hani böyle başını uzata, uzata, uzata, uzata boynu uzadı da bizim keçiler niye uzamıyor Hocam onlar da yukardan yiyor yani yemini otunu yaprağını.
ADNAN OKTAR: Lamarck’ın bu düşüncesi çok eskilerde yok oldu. Onun genetik olarak devam edemeyeceği, kazanılmış özellikleri değişmeyeceği, var olan özelliklerin değişmeyeceği zaten bilim kabul ediyor. Öyle olsa kurt şimdi kamyona dönmesi gerekiyordu…
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani üzerinden…
MUHABİR: Korkuyorum,
ADNAN OKTAR: 120 milyon sene geçmiş üzerinden şimdi bunun hem konuşması gerekiyordu, hem de kamyona falan dönmesi gerekiyordu herhalde bir şeyler olması gerekiyordu.
MUHABİR: Küçük arabaların arkasında yazıyorlar, büyünce tır olacağım diye daha mantıklı.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Evet gördüğünüz gibi baştan da söyledim, belki görmeyen dostlarımız vardır, değerli izleyenlerimiz 120 milyon yıl önce yaşamış ve Çin’de bulunmuş, bunun hala dişleri duruyor, sapasağlam duruyor ve gördüğünüz gibi burada resmide var, onu da gösterebilirim sizlere. Kurt, kurt gibi, başka bir şeye bezemiyor, şuna baktığınız zaman hemen tanıyabilirsiniz. Bu eğer bir evrim geçirmiş olsaydı, buna herhalde başka bir şey demek gerekirdi.
ADNAN OKTAR: Zaman içerisinde kemiğin yapısı tamamen taşa dönüşüyor, yani mineraller oturduğu için taş olarak kalıyor. Taş olduğu içinde hiçbir değişikliğe uğramıyor, öyle o şekilde duruyor.
MUHABİR: Yani bu da Mevla’nın bir…
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, sanatı,
MUHABİR: Sunumu,
ADNAN OKTAR: Evet çok acayip, maşaAllah. Mesela kemiğin içine mineraller sızıp girip onu bildiğiniz granit gibi taş yapıyor.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani alenen taş oluyor, maşaAllah.
MUHABİR: Ders alanlara ders var, adamlara ders var, aradıklarını bulabilmek için her şey sunulmuş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: “Kendi kendimize şeytanla mücadelemiz de şeytanı en çok kızdıracak davranışlar nelerdir, şeytanı yanımızdan nasıl uzaklaştırırız, nefsimizin isteklerine kulak asmamanın yolu nedir? Trafik, aile içi ilişkilerde öfkemi nasıl kontrol edebilirim? Kendime nasıl telkin verebilirim acaba?” demiş Canan Şenol, bu da Samsun’dan katılan bir arkadaşımız.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, her şeyin çözümü samimiyettir, Allah’a samimi olarak bağlandı mı, Yarabbi beni şeytandan koru derse, şeytan ona hiçbir şey yapamaz, yani samimiyet uçsuz bucaksız cennete kadar giden bir tüneldir. Onun içine girsinler alabildiğine ilerlesinler, ama samimiyette zorluklar vardır, bunu kabul edecekler. Samimiyet onlara sürekli para imkân böyle rahatlık getirmez, her kolaylıkla beraber bir zorluk vardır.
MUHABİR: Mutlaka.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır inşaAllah.
MUHABİR: Evet, Hocam gene sona geldik, yine sohbete yetemedik, inşaAllah gelecek programlarda gene birlikte olacağız.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Ama biz şu mücadelede bütün dostlarımıza bütün ekran başındaki insanlarımıza şunu söylemek istiyoruz, önce bir tebrik etmemiz gerekir, çünkü bazı insanlar bazı kavramları diline alırken tereddüt ederler, konuşamazlar ama siz bunun cevabını da verdiniz. Müslüman korkmaz dediniz, şimdi bakıldığında her türlü emperyalizme, Siyonizm’e, işte masonluğa mücadelenizi koyuyorsunuz, çünkü dünyadaki sevk ve idare, o gücün elinde olduğu için karşı konulması gerekenin, direnilmesi gerekenin gücün onlar olduğunu açık açık söylüyorsunuz. Bir kere buna cesaret demek gerekiyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Ben kendim penceremden baktığım için bu anlamda bir tebrik ediyoruz ve dünyanın da meselesinin bu olduğunu buna karşı mücadele edilmesi gerektiğine üstüne basa basa söylüyoruz. Her kim olursanız olun, kimliğiniz her ne olursa olsun, dünyanın belası bu. Hocam genel anlamda şöyle bir baktığımızda izleyenlerimize, sizi sevenlere söylemek istediğiniz paylaşmak istediğiniz, onlarla ya da böyle bir öğüdünüz bir tavsiyeniz…
ADNAN OKTAR: Evet, bizim yaratanımız Allah’ımız sonsuz akıllı, müthiş sevinç verecek bir şey bu. Bakın sonsuz akıl. Ucu bucağı olmayan bir akla sahip ve ucu bucağı olmayan bir rahmete sahip ve rahimdir Allah. Rahmandır ve rahimdir ve koruyucudur ve bizleri de çok seviyor Cenab-ı Allah, elhamdülillah bütün müminleri sever Cenab-ı Allah, umuyoruz inşaAllah çünkü ümit ile korku arasındayız biliyorsunuz inşaAllah, öyle olun diyor Cenab-ı Allah, o ahlaka göre hareket ediyoruz. Kuran ahlakına tam uyacağız inşaAllah, Allah’ı çok seveceğiz, çok samimi olacağız, Türk İslam Birliği’nin oluşması için yeri göğü birbirine katacağız, bağıracağız konuşacağız ama legal olarak tabii, bu oluşuncaya kadar bize uyku yok, mutlaka bunu elde edeceğiz inşaAllah, mutluluğun başlangıcı bununla başlıyor inşaAllah. Mehdi’nin zuhuru için dua etsinler, Hz. İsa’nın nüzulü için dua etsinler, O güzeller güzelini hep beraber görüp ona sarılalım inşaAllah. Mehdi’nin muhabbetini ve coşkusunu inşaAllah yaşayacaklar, aslında çok güzel günlerdeler kardeşlerimiz, elhamdülillah Allah’a şükretsinler, hamd etsinler, gelecek çok çok güzel özellikle Türkiye için çok güzel elhamdülillah inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah güzel günlerde buluşmak dileğiyle.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Temennisiyle diyoruz Hocam, bu arada ben bilemiyorum şöyle arkadaşlara da bakıyorum size de bakıyorum yani hiç aklımda olmayan bir anda aklıma gelen bir, hediyeleşmek sünnettir biliyorsunuz Hocam, Hocamın kitaplarından edinmek isteyenler olursa ben bir miktar sizler için alabilirim.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Buradan duyurulur, sevgili dostlarımız, ismini mi yazarsınız, yoksa x bir kitap biz mi size hediye edebiliriz? Ama bizim yaptığımız programlarda denk geldiğimiz yerde sorarsanız bir eserde olsa Hocamın armağanı, ben sizlere takdim ederim. Belki ilerde de zamanı olursa Hocamdan imza da almaya çalışabiliriz ve kitap edinmek isteyenler…
ADNAN OKTAR: Çok iyi olur. İnşaAllah.
MUHABİR: Bana nasıl ulaşacağınızı zaten biliyorsunuz sevgili dostlarımız. Peki Hocam çok teşekkür ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum, Allah razı olsun.
MUHABİR: Sağlıcakla diliyoruz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Tekrar görüşünceye kadar Allah’a emanet olun, Mevlam yar ve yardımcınız olsun, Rabbim sizi her zaman güzel insanlarla karşılaştırsın, hoşçakalın.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.