SUNUCU: Efendim mutlu sabahlar diliyoruz, her Pazar günü olduğu gibi bizler bugün yine hayatımızın iki saatlik diliminde sizlerle birlikte olacağız İstanbul’dan canlı yayınımızla. Bugün yine Sayın Adnan Oktar ile birlikteyiz ve yine bugün bizler ahir zaman sohbetleriyle sizlerin karşısındayız. Diliyorum ki güzel bir gün olsun. İzmir’de sabah saatlerinde bıraktığım kadarıyla hava gayet güzeldi. İstanbul’da da güzel bir havaya biz geldik. İnanılmaz hoş, temiz bir havası var bugün yine İstanbul’un. Ve bugün az önce de söylediğim gibi iki saatlik süreçte sizlerle birlikte olacağız. Sizler ahir zamanla ilgili, daha doğrusu İslam diniyle ilgili merak etmiş olduğunuz tüm soruları bizlere Kanal 35 yazıp, bir boşluk bırakarak cep telefonlarınızın mesaj yaz bölümünden sorunuzu ileterek, 3834’e göndereceğiniz mesajlarla ulaştırabileceğiniz gibi aynı zamanda email yoluyla da ulaşabileceksiniz: ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bizlere sorularınızı aktarabileceksiniz. İki saatlik zaman diliminde bizler bu soruların yanıtlarını hep birlikte bulmaya çalışacağız sizler için. Hepiniz hoş geldiniz yayınımıza diyorum ve ben her hafta olduğu gibi hoş bulduk diyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim. Sizler nasılsınız?
SUNUCU: Çok teşekkür ediyoruz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Bizler iyiyiz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Siz bir hafta boyunca yine yoğun bir şekilde canlı yayınlarınızla izleyenlerinize ulaştınız. Nasıl gidiyor çalışmalarınız?
ADNAN OKTAR: Gayet güzel.
SUNUCU: Bizim gördüğümüz kadarıyla gayet güzel gidiyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Geçtiğimiz hafta yine, hatta ondan birkaç gün öncesi Türkiye için hareketli olaylara sahne oldu. Davos Zirvesi diyeceğim. Nasıl değerlendiriyorsunuz? Öncelikle geçen haftanın bir değerlendirmesini yapmak gerekirse.
ADNAN OKTAR: Davos Zirvesi’nde İsrail’in dünyadaki konumu hakkında da bir bilgi edinmiş olduk. Yani bu bilgilerin bir tanesi daha. Dikkat ederseniz orada bulunan ülkeler çekiniyorlar. Yani konuşmacılar çekiniyorlar.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Ve özel bir kollama var. Daha uzun konuşturuluyor, daha ayrı bir yani böyle saygının da ötesinde bir efendiye gösterilen hürmet var. Sayın Başbakanımız bir Anadolu delikanlısı tabi böyle yiğit, haksızlık karşısında makul tepki veren, makul insani tepkilerini açıkça ortaya koyan bir insan. Orada son derece makul bir tepki ortaya koydu. Yani abartı yok orada. Son derece makul. Dedikleri de doğru.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Fakat, tabi bazı insanlar bunu garip karşıladılar. Hatta işte bunu Başbakan’ın yanına bırakmazlar gibi ifadelerde bulundular. Bunlar doğru değil. Yani Müslüman bu derece korkak olmaz. Yakışmaz Müslüman’a bu korkaklık ve böyle korkuyu dillendirmek de yakışı kalacak bir şey değildir. Yani o zaman sürekli köle konumunda olur Müslüman. Öyle şey olmaz, çünkü adaletsiz bir şey söylemiyor.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Bir haksızlığa karşı makul açıklama yapılıyor. Yani çocuklar şiddetle titriyorlar, ölümün ve acının şiddetiyle ve tam bir dehşet ortamı ortaya kondu orada. Yani ne demesi gerekiyordu Başbakan’ın? Tabi ki onu demesi gerekiyordu ve olabilecek en güzel, en akılcı konuşmayı yapmış oldu. Fakat böyle şeylerde, ben geçenlerde de onu duymuştum, işte Başbakan’ın tepkisini yeterli gördünüz mü diyorlardı daha önceki konum için. Ayette de vardır, şeytandan Allah’a sığınırım, “Sen ve Rabbin gidin savaşın. ” Bu Musevilerin bir sözü o zamanlar Hz. Musa’ya söylüyorlar. Yani Başbakan’ı sen git şunu yap, bunu yap şeklinde yönlendirmeye kalkmak, bu yakışık almaz. Başbakan’ın da, hükümetin de, devletin de tam anlamıyla arkasında olmak lazım. Bu da birlik ve beraberlikle olur, kardeşlik ruhuyla olur ve akılcılıkla olur. Yani tabi bu bir fevrilik olsun, Başbakan’ımızın arkasında olalım, hükümetimizin arkasında olalım, olay çıksın demiyoruz. Ama adaleti ve akılcılığı, sevgiyi, hürmeti ve makul düşünmeyi uygulamak için tabi ki hükümetin, devletin, Başbakan’ın yanında oluruz. Ve her türlü riski de onunla beraber omuzlarız hatta daha da fazlasını omuzlarız. Bu önemlidir. Bunu da milletimiz ortaya koyuyor benim gördüğüm kadarıyla. İsrail bu üslubundan vazgeçmeli. Çünkü İsrail’in bu tavrını, bu kişiliğini Tevrat zaten kötülüyor, daha önce anlatmıştım.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Bunu devam ettirmeleri, bu mantığı devam ettirmeleri çok çok büyük bir hata olur, çok yanlış olur. Zannediyorum, bundan sonra Türkiye’nin liderliği daha netleşecektir, netleşti de zaten görüyorsunuz.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Adamlar diyor alenen gelin bizi idare edin. Yani müstakil devlet de olmayalım diyorlar. Direkt Türkiye’ye bağlanalım diyorlar. MaşaAllah. İşte benim dediğim Türk-İslam birliği olayına bir örnek daha.
SUNUCU: Evet evet. Onu soracaktım ben de. Arap Birliği genel sekteri, Başbakan orayı terk ederken, elini sıktı, kutlar gibi elini sıktı. Sonrasında da Birleşmiş Milletler temsilcisi oturun diye işaret etti. Bu belki küçük bir ayrıntı ama Arap Birliği neden tavrını net bir şekilde göstermiyor sizce?
ADNAN OKTAR: Arap Birliği’nde genellikle emirler, oradaki liderlerin bir kısmı ya Avrupa’da futbol takımı satın alıyorlar, ya golf sahasında prolarını içip, viskilerini içip golf oynuyorlar. Yani kendi alemlerindeler. Kimisi mason locasında sohbet ediyor, kimi başka plajlarda eğlence peşinde. Yani pek o mantıkta olan insan o kadar yok gibi. Sayısı az, yani makul düşünen insan sayısı. Ama bundan sonra tabi İslam milletinde bir uyanma var. Türk milletinde bir uyanma var, bir şuurlanma var. Gittikçe bu garip tavırlar azalacaktır. Böyle garip liderler tasfiye olacaktır. Yerine aklı başında, vatansever, cesur, makul düşünen insanlar gelecektir.
SUNUCU: Evet. Aslında Türk-İslam birliğinin oluşması için de çok net bir zemin hazırlandı az önce de söylediğiniz gibi. Artık hızlanacak gibi görünüyor, ne dersiniz?
ADNAN OKTAR: Hem de bir hayli hızlanır. Bakın ne dediysem çıkıyor dikkat ederseniz.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: On yıl önce söylediklerim çıktı, yirmi yıl önce söylediklerim çıktı. Daha yeni anlatıyorum bunları ve bunlar da çıktı. Daha da çıkacak göreceksiniz. Bir kilitlenme, bir gelişme, bir yükselme, büyüme alenen ve açıkça görülecek.
SUNUCU: Ne zaman sonra bu birliktelik tam anlamıyla kurulmuş olacak?
ADNAN OKTAR: Biraz vakit alır benim kanaatim. Her halükarda 2014’ü bulur benim görüşüm, akışı tarihin, olayların yansıması bunu gösteriyor. Ama asıl tabi benim ölçüm hadisler. Hadislerin gösterdiği ölçü bu şekilde görülüyor. Yani 2014’te hem ekonomik kriz sakinleşmiş, durmuş olacak. Hem de bir gelişme, siyasi yönde de, politik yönde de, ekonomide de her yönde de bir güçlenme ve gelişme başlayacak inşaAllah ve İslam birliği de baya bir netleşir, Türk-İslam birliği inşaAllah.
SUNUCU: Özellikle son günlerde yine Gazze’deki saldırılardan dolayı birçok kanalda Gazze’ye yardım programları izliyoruz. Bunlarla ilgili bağış reklamları izliyoruz. Bu konuları nasıl değerlendiriyorsunuz? Yardımlar yapılıyor, yardımların yapılması çok güzel ama öncelikli olarak önlenmesi değil mi önemli olan ölümlerin?
ADNAN OKTAR: Onu geçen sefer de söyledim. Yani o beni çok rahatsız ediyor. Sürekli pansuman bezi, serum, doktor sevkiyatı yapalım, ben olsam doktor olarak gitmek isterdim, işimi bırakıp keşke doktor olarak gitsem. Niye, Türk-İslam birliğinin öncüsü olarak gitsen, Türk-İslam Birliği’ni oluşturmaya gayret etsen, bu bela hiç olmasa, kan vermeye ihtiyaç olmasa, ilaca ihtiyaç olmasa daha güzel değil mi? Ama iş olup bittikten sonra tabi ki o malzemeler gerekir, o ayrı mesele. Ama bunu hiç ağzına almayıp sürekli yardım yardım. Ne yapalım? İşte kan yardımı, ilaç yardımı yapalım, yıkık evleri yapalım, çimento beton gönderelim, bilmem demir gönderelim, yıkık yerleri tamir ettirelim. Ya kardeşim hiç yıktırmasan olmuyor mu? Yani yıkıma karşı, bombalanmaya karşı önlem alsan da o binayı yapmak durumunda kalmasan? Çünkü bina yapmakla bitmez ki. Sen yaparsın o bombalar, sen yaparsın o bombalar. Kan vermeyle de bitmez. Sen kan verirsin, adam yine bombalar yaralar yine kan akar yine kan verirsin. Sonu gelmez. Bir de belli ki bir bela ve acı yaşanıyor burada. Bir zulüm var. Önce zulmün engellenmesi lazım. Zulmün engellenmesinin tek yolu birlik ve beraberliktir. Bir şuurunun güçlenmesidir. Türk-İslam Birliği zor bir kelime değil ki. Bakın Türk İslam Biriliği. Üç kelime. Şunu tekrarlayacaklar, bu kadar başka bir şey yok. Yani her yerde dillendirecekler. Ve olacak bu diyorum. Bunu görecekler diyorum.
SUNUCU: Neden kaçınıyorlar peki? Yani neden bu kadar oyalanıyor bu olay? 2014 dediğiniz süreç, altı yıllık bir süreç var daha önümüzde. Beş yıllık bir sürecimiz var.
ADNAN OKTAR: Bir kere alışkanlıklara çok hazırlar. Yani Müslümanlar hep genellikle, eskiden beri öyledir, hepsini tenzih ederim de, işte bombalama olduğunda yardım edilir, çadırlar kurulur, felakete gidilir. E kardeşim, hiç felaket olmadan felaketi ortadan kaldırsan olmuyor mu? Yani bunda pratik bir ön çalışma olmadığı için alışık değiller. Yani felakete hazırlıklı, ama felaket olmadan felaketi önleyecek çalışmaya hazırlık yok.
SUNUCU: Evet. Diliyoruz ki güzel sonuçlar olsun hocam hep birlikte.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
SUNUCU: Bugün yine çok sorumuz var. Çok konumuz var, hafta içerisinde bana gelen mailler de var. Aynı zamanda izleyenlerimizin yayın süresince bizlere gönderecekleri mailleri de değerlendireceğiz. Bugün birazcık detaya girmek istiyoruz.
ADNAN OKTAR: Çok iyi olur.
SUNUCU: Şeytan konusuyla ilgili. İnanılmaz sorularımız var şeytanla ilgili. Öncelikli olarak şeytanın genel yapısından bahsetmek istiyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet. İlk önce, biliyorsunuz Cennetteydi Hz. Adem, Havva ve şeytan. Adem ile Havva normal yaşıyorlardı. Güzel ortam, her şey yerinde. Fakat şeytan böyle biraz, çok özür dilerim, kahpe tiniyetli. Böyle duygusal, intikamcı, klasik ahlaksız. Allah, Hz. Adem’e secde etmesini söylüyor, örnek olarak veriyorum, çok ağrına gidiyor. Bir de çok küstah, haşa Cenab-ı Allah’ı tenzih ederim. Onları topraktan yarattın, beni ateşten yarattın diyor. Sanki yani Allah bilmiyor haşa. Yani işte ukala insan ruhunu, münasebetsiz insan ruhunu, isyankar insan ruhunu da Cenab-ı Allah orada göstermiş oluyor. Bir de Hz. Adem ile Havva’yı kandırmadaki yöntemi, yani onlara sonsuzluk vaadinde bulunuyor. Zaten sonsuzluğu yaratacak olan Allah. Yani oradaki meyveyi yiyince, orada sanki meyve haşa Allah mı onlara o sonsuzluğu sağlasın? O şirk kafası işte o şirk mantığı da ilk defa ortaya çıkmış oluyor. Hz. Adem de tabi ona inanmış olması bir yanlışlıktı, bir zelledir, bir peygamber hatasıdır. Onu yaptıktan sonra bu işi inada döküyor şeytan. Yani tam bir hani inatçı, aksi insan, böyle karaktersiz insan modeli vardır ya, tam o tarzdadır. O zaman diyor bana süre ver diyor Allah’a, ben diyor hepsinin benim gibi olduğunu sana göstereceğim diyor. Hepsi benim gibiler diyor. Ancak diyor, samimi kulların müstesna diyor, onlar yapmayabilir diyor, yapmayacaklar diyor. Fakat onlar yapacaklar diyor. Allah da sana süre verilenlerdensin sen diyor, süre almış oluyor. Ama burada asıl amaç şudur, yani insan eğer doğrudan cennete giderse mutlu olmaz. Yani mutlaka dünyada bu eğitimden geçmesi gerekiyor. Eğer doğrudan cennete giderse Adem ve Havva’nın konumu gibi olur. Yani mutlu değillerdi cennette. O anlamda mutlu olmadılar. Yani yenilik arıyorlar. Mesela Allah’a verdikleri sözü tutamayacak durumdalar, tutmuyorlar. Ama bu eğitimden geçtikten sonra insanlar, yani acıyı, zorluğu, çileyi, sadakati, sabrı, cesareti, vefayı her türlü güzel ahlakı gördükten sonra, cennette sonsuza kadar çok mükemmel ahlakta oluyorlar ve cehennem sürekli cennettekilere göstertilir. Bir ekrandan sürekli göstertilir. O da sürekli hallerine şükretmelerini sağlıyor. Adem’e cehennem hiç göstertilmedi. Yani cehennem ekranını görmedi cennette. Eğer görseydi, tabi takdir Allah’ın, kim bilir nasıl olurdu tavrı. Ama kaderi öyleydi. Onun için, cennetin mükemmelliği için, cennette insanların mutlu olması için, mutlaka bu eğitimden geçmeleri gerekiyor ve mutlaka cehennemden haberdar olmaları gerekiyor. Şeytan da ısrarla şu an bu inadını, bu iddiasını devam ettiriyor. İnsanları delalete düşürerek, dinsizliğe çekerek. Her dinsiz için söylüyor, Allah’a diyor bak ben diyor ben bunu yaptım ama senin secde etmemi istediğin Adem’in soyu bak neler yapıyor diyor. Yani maksat ukalalık olsun, münasebetsizlik olsun, yani klasik alıştığımız ahlaksız insan modeli şeytanınki. Odur yani, şu an devam ediyor.
SUNUCU: İcraatleri nedir şeytanın? Neler yapar? Neler yaptırır?
ADNAN OKTAR: Aslında etkisi zayıftır. Yani ayette de diyor, şeytanın salih kullarım üzerinde etkisinin olmadığını söylüyor Allah, zayıf olduğunu söylüyor. Yani güçsüzdür şeytanın etkisi. Mesela şeytan unutkanlık verebilir, gücü vardır. Öfke meydana getirebilir. İtidali bozmaya kalkabilir. Yani insanın nefsine uygun harekete zemin hazırlar, yani uygunluk hazırlar. Ama imanı güçlü, samimi bir Müslüman, şeytanın etkisinde kalmaz. Yani bir şey olmuyor. Fakat zayıf olan insanlar, yani samimiyeti ortalı olan insanlarda cidden etkisi oluyor. O hissediliyor. Bir anda koskoca insan, aklı başında insan kontrolden çıkabiliyor, dengesiz hareketler yapabiliyor. Şeytan da ona seviniyor. Mesela namaz kılmadığında iftihar ediyor şeytan. Diyor, bak ben secde yapmadım ama diyor görüyorsun diyor Allah’a, o da yapmıyor diyor. Ta en sonunda herkesi cehenneme toplayıp gittikten sonra, ben Allah’tan korkarım diyor. Ben sizi diyor sadece davet ettim diyor. Siz de diyor yaptınız diyor. Ben size böyle bir şeyde bulunmadım, zor kullanmış değilim diyor. Ona benzer bir üslubu var. Dolayısıyla yani klasik her yerde gördüğümüz ahlaksız insan modelinin bir tipi şeytan. Öyle karmaşık bir yapısı yok. Ama böyle hani orijinal boynuzlu moynuzlu falan değil. Şeytan her türlü şekle girer. Hz. Süleyman devrinde insan şeklinde görünüyordu şeytan. Hz. Süleyman’a yardım etmişlerdir. Yani korkunç zekidir şeytan ve müthiş bilgisi vardır. Her türlü teknolojik aleti, her türlü teknik bilgiyi, her şeyi bilir. O yüzden Hz. Süleyman’a muazzam teknolojik yardımda bulunmuştur. O devirde mesela bir hava aracı yapmıştır Hz. Süleyman, hatta tepkili motoru var gibi bindiği uçağın, yaptığı uçağın. Çünkü rüzgar meydana getiren bir yapıdan bahsediyor ve çok kısa, bir aylık mesafeyi kısa sürede alan bir uçaktan bahsediyor. Ve buna benzer yani elektriği de yaptığı ve birçok şeyi yaptığı, hatta eşya naklinde teknolojik, teknik bilgi verdiği açıkça anlaşılıyor. Ama sadece Süleyman’a has verilmiştir o bilgi. Yani şeytanı kullanmıştır. Cinlerin de bilgisi vardır. Cinleri de kullanmıştır. Hatta Süleyman’ın ölümüne diyor biz hüküm verdiğimizde onun ölümünü bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi diyor, onun asasını kemiren ağaç kurdundan başkası haber vermedi diyor. Yani şimdi ahir zamanda da cinler kullanılacak. Şimdi ama şu anda cinler ortaya çıksa insanların ruh dengesi bozulur. Yani onu kaldıramazlar. Allah yavaş yavaş, alıştıra alıştıra cinleri insanların hizmetine verecek Mehdi devrinde. Yani insanlar cinden korkmamayı öğrenecekler. Şu an çıldırırlar görürlerse yani. Çok çok korkarlar. Yani sağlıklı bir insan kaldıramaz. Ama yavaş yavaş, önce sesini, sonra herhangi bir eşyayı kıpırdatmasına, sonra suda görünmesine, sonra herhangi bir cam yüzeyde görünmesine, sonra da yavaş yavaş görüntü olarak, insan olarak yani normal bir görüntü olarak görünmesine insanlar alışacaklar. Ondan sonra insanların hizmetine girecektir cinler inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Evet. Peki özellikle şeytanla ilgili namaz esnasında, namaz kılarken aklınıza gelmeyecek bütün fikirler bir anda gelir ve namazda çok fazla esneme olayı olur. Neden kaynaklanır bu?
ADNAN OKTAR: Namazda şeytan en hassas olduğu yani en aşağılandığı konu olduğu için Müslümanları da en çok namazla vurmaya çalışır ki Allah’a o iddiasını ispat etmek için. Yani namaz kıldırtmamaya çalışır Müslümanlara. Vesvese verir, rahatsızlık verir, namazı zorlaştırır, namazda bir şeyler düşündürtür, namazını bozdurtur ve eksik kıldığını ona ilka eder. Dolayısıyla özellikle takva olan, dindar olan insanlarda namazı onun başına sanki haşa bir dert haline getirir. İşte bunda Müslümanlar çok uyanık olacaklar, çok akıllı olacaklar, şeytanın bu oyununa hiç taviz vermeyecek. Normal, mesela diyor ki Cenab-ı Allah yüzünüzü ve ellerini yıkayın dirseklere kadar, ayağınızı yıkayın ve başınızı mesh edin. Bildiğimiz anlamda yıkayıp hiç vesvese etmeden doğrudan gidip namaza duracak. Namaz kılarken de aklına mutlaka birçok şey gelecektir. Ona da ehemmiyet vermeyecek, yani kıyamda olduğunu biran için bile biliyor olsa, bir sureyi, birkaç sureyi şuurlu olarak okuduktan sonra, velev ki aklına bir şey gelmiş olsa bile o namaz geçerlidir. Hiç vesvese edeceği bir şey yok. Yani birçok konuda da vesvese olabilir ama özellikle o konularda keskin bir şuurla, karalılıkla namazı kılıp çıkmak lazım. Ama namazda çok musallat olur Müslümanlara ve çok manidardır.
SUNUCU: Özellikle, yanlış mı hatırlıyorum bilmiyorum ama bir hadisteydi sanırım, tabi ki siz daha iyi bilirsiniz ama. ”Şeytan gece insanlar uyumadan önce ense köküne 3 düğüm atar” diye bir hadis var. O nedir?
ADNAN OKTAR: İşin doğrusu, şeytanın salih mümine hiçbir etkisi olmaz. Ama zayıf insanlara, aklı zayıf olan insanlara yani Allah vermesin. Parmağına takar oynatır, öyle tabir edeyim, yani rezalet böyle durumlar olur, ağlatır, küstürür, kızdırır, bağırtırır, çağırtırır, hiç olmadık kuruntulara düşürttürür. Yani zaten şeytanın özelliği odur, Kuran’da da belirtiliyor: Olmadık kuruntulara düşürtmesi insanları. Yani ondan ona, ondan ona, kadınlara çok musallat olur şeytan. Kadınlar daha detaycı düşündükleri için, onlarda muazzam bir kuruntu sistemi kurar. Yani birini bitirir kadın biri başlar, biri biter biri başlar, biri biter biri başlar.
SUNUCU: Evet bayanlarda özellikle çok yoğun.
ADNAN OKTAR: Halbuki akıllı bir kadın hiç böyle şeylere itibar etmemesi lazım. Allah’a tam güvenip, tam teslim olup, keskin bir şuurla şeytana karşı akılcı bir öfkeyle net tavır koyması lazım.
SUNUCU: Evet, peki Hocam özellikle Nas Suresi’nde geçen “Hannas” cümlesi ne anlama geliyor. Nas ve Felak surelerinin şeytan üzerindeki etkisi nedir diye soracağım ben size?
ADNAN OKTAR: Kul, euzü birabbin nas, Melikin nas, İlahin nas, min şerril vasvasil hannas, elleziy yuvesvısu fiy sudurin nas, minel cinneti ven nas.
Evet, Felak ve Nas Sureleri ferahlatıcıdır. Müminler için tabi ki ruhlarını açıcı. Ama şeytana sığınmak, mesela “Bismillahirrahmanirrahim, Euzu billahi mineşşeytânirracîm” deniyor değil mi? “Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım deniyor“, bu yeterlidir. Yani Felak ve Nas Suresi okumasa bile mümin, şeytandan Allah’a sığınması esastır zaten. Şeytandan Allah’a sığındığında Allah korur mümini. Öyle bağımsız bir gücü yoktur şeytanın. Samimi olduktan sonra, akıllı olduktan sonra Müslüman’a hiçbir etkisi olmaz.
SUNUCU: Evet, çok güzel. Peki kör şeytan demenin bir sakıncası var mıdır? Genelde “kör şeytandan saklasın Allah” der halk arasında birçok insan. Bunun bir sakıncası var mıdır?
ADNAN OKTAR: Yok
SUNUCU: Güçlendirir mi şeytanı?
ADNAN OKTAR: Yani şeytanı aşağılamak tabi ki güzel bir şey. ”Kovulmuş şeytandan“ diyorsunuz, aşağılanmış mesela, kovulması, aşağılanmasıdır. Yani sürekli aşağılanan bir varlıktır. Fakat delitiniyetli, tam bir şizofrendir aslında şeytan. Mesela ben diyor ahirette sanki böyle Müslüman gibi konuşmaya başlıyor. ”Hiçbir şekilde size böyle bir şey demedim diyor, siz sadece uydunuz” diyor. ”Ben Allah’tan korkarım” diyor mesela. Yani sanki o kadar rezilliği yapan o değil, yani o kadar deliliği yapan o değil. Vardır ya böyle psikopat insan türleri, yapar eder her türlü rezilliği, hiçbir şey yokmuş gibi evliya gibi konuşur, şeytanda öyle. Yani milyonlarca insanı kendisiyle beraber ceheneme sürükleyecektir. Görevi odur.
SUNUCU: Nefsi var mı peki şeytanın?
ADNAN OKTAR. Var tabi, azgınlığı, nefsine tam teslim olmuş, enaniyetine, gurur ve kibirine tam teslim olmuş varlıktır. Firavunlar, Nemrutlarda da bu vardır insanın bir enaniyeti vardır, ene denen bir şey enaniyet. O bütün vücudu kapladığında insan delirir. Yani şuuru artık kapanır. Şeytanlaşır, Deccaller, Firavunlar ve Nemrutların özelliği odur. Bazen insanlarda da olur o. Yani o vücut artık kontrolünü kaybeder delirir adam, gurur, kibir ve kendini beğenmişlikten. Yani onu kontrol edemezsin ondan sonra, yani şuuru adeta tam kapanıyor. ”Sırf ene kesilir” diyor Said Nursi Hazretleri, yani bütün vücut ene kesilir diyor. Enaniyetten deliriyor, kendini beğenmekten. Her şeyde kendini beğenir, her fikrinin doğru olduğunu düşünür vardır böyle tipler bilmiyorum hiç rastladınız mı?
SUNUCU: Çok.
ADNAN OKTAR: Yani allamedir, her şeyi bilir, en iyi o bilir, en akıllı odur, en güzel konuşan odur, her şeyin en doğru teşhisini o koyar üstüne varlık tanımaz.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Halbuki Allah diyor şeytandan Allah’a sığınırım “Her bilenden daha fazla bir bilen vardır” diyor.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Ama ona göre o en iyi bilen o zaten.
SUNUCU: Peki bu şeytanın sağdan yanaşması gibi bir durum söz konusu mudur Hocam?
ADNAN OKTAR: Her yönden yanaşacağı belirtiliyor. Sağdan, soldan yani onların doğru yolları üzerine çıkacağım diyor. Atlılarınla, yayalarınla diyor zaten ayette. Şeytan hem atlılarıyla, hem yayalarıyla geniş bir çalışması vardır. Böyle çok özür dilerim it sürüsü gibidir şeytanlar yani onlar birbirlerinden üremiş bir yapı yani kökeni cindir bunların.
SUNUCU: Şeytan çoğalabilir o zaman.
ADNAN OKTAR: Evet tabi tabi.
SUNUCU: Normal cinler gibi aynı şekilde çoğalabilirler.
ADNAN OKTAR: Yani zaten onun sülalesi şuan bu işi yapanlar. Tabi yani kendisi ve sülalesi bunlarda ömür sorunu da olmuyor bunların yani bir şeyi de yok, limiti de yok. Fakat hırsızlık yaparlarsa onları bir yakıcı ateş yakalar diyor Allah. Mesela gökten haber alma konusunda, Allah’ın şahadet alemine gönderdiği bilgileri alıp bazen biliyorsunuz cin çağırma seansları yapıyorlar cinni şeytanlar oluyor cinni, yani bir insi şeytanlar var birde cin şeytanlar vardır. İnsan şeytanlarda olur, yani insan içinde gezer. Firavunlar, Nemrutlar, Deccaller normalde insan şeytandır. Fakat insanlar bilmez onu. Yani normal insan zannederler, fark edemezler. Cin insanlarda vardır, onları da fark edemezler yani bu çok gariptir. Mesela Hızır gezer insanlar arasında fark edemezler, Mehdi gezer fark edemezler, Melek gezer fark edemezler çünkü hani tebdili kıyafet deniyor ya ona benzer insanların makul göreceği tarzda gezerler o yüzden bilemiyor insanlar.
SUNUCU: Evet. O yüzdende tam aslında bir sınavdayız. Peki şeytanın ölüm anında imandan çıkarmaya çalışması söz konusu mudur?
ADNAN OKTAR: Hiçbir şey olmaz müminlere. Öyle bir korku içinde olmasın Müslümanlar. Asla öyle bir şey olmaz. İmanlı Müslüman zaten imanı sağlam ve garantili yaratılır, yani öyle bir konu olmaz insanların öyle bir vesvesesi içinde bir sebep yok, bilakis ölüm anında daha hoşuna gidecek, daha aklını açacak imanını pekiştirecek bilgiler gelir ona. Hatta alenen görür Azrail (a. s)’mı ve ondan gelen heyeti görür onlarda ona çok güzel tavır gösterirler, çok sevgi dolu tavır göstertirler bilakis imanını son derece güçlendirecek bir ortam olur. Yani hiçbir Müslüman şuana kadar öyle o şekilde ölmemiştir. Şeytanın saldırısıyla, öyle bir tedirginlikle, imanını sarsacak bir şeyle karşılaşmamıştır, karşılaşmazda.
SUNUCU: Ölüm anının da insanların çok susadığı ve şeytanında onlara su getirdiği ve suyu vermesi karşılığında imanını almak istediği konusunda böyle bir inanış var. Var mı böyle birşey?
ADNAN OKTAR: Hayır hayır değil. Müslüman ölüm anında son derece rahat eden biraz öncesinde de çok rahattır öyle bir şey olmaz. Bütün ömrü bütün ömrü güzel geçer Müslüman’ın, öyle bir korku yersizdir. Ancak tereddütleri içinde bocalayan tipler vardır Kuranda geçer ne sizdendir nede onlardandır diyor Allah ayette. Yani bir türlü imana kara veremiyor, onlara musallat olur şeytan yoksa normal bir Müslüman böyle bir şeyle kaşılaşmaz.
SUNUCU: E-mail adresimizi bir daha hatırlatalım isterseniz arkadaşlarımdan da rica edeyim merkez stüdyolarındaki arkadaşlarımdan mail adresimizi ve sms numaramızı sürekli ekranda bulundurabilirsek çok sevinicez. ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bizlere ulaşabileceksiniz. ahirzamansohbetleri@hotmail. com bize ulaşacağınız e-mail adresimiz aynı zamanda cep telefonlarınızın mesaj yaz bölümüne girdikten sonra Kanal35 yazıp bir boşluk bırakıyorsunuz sorunuzla birlikte ve mesajınızı 3834’e gönderiyorsunuz. Evet şeytan konusuyla ilgili eklemek istediğiniz bir şey var mı? Mutlaka sorular gelecektir ama ben farklı bir konuya geçmek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Mehdi devrinde şeytan öldürülecektir. Şeytan yerle bir olacaktır. Onun için bütün insanlık iman edecektir Hz. İsa’nın nüzulüyle beraber, iman etmedik hiç bir fert kalmayacak diyor Allah ayette. Bu işte şeytanın ahir zamandaki mağlubiyetidir. İlk defa böyle perişan oluyor. Her devirde bir şeyler yapmıştır ama Ahir zamanda Mehdi devrinde, Hz. İsa’nın nüzulü devrinde tam bir mağlubiyete uğrayacaktır. Allah’a karşı hiç kullanacağı bir şey kalmayacak. Evet
SUNUCU: Başarıya ulaşamayacak yani.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
SUNUCU: Evet. Şimdi hocam hemen izleyici sorularından bir tanesini aktarmak istiyorum ben size bunu bende merak ediyordum izleyicimiz de sağ olsun Trabzon’dan Begüm Yıldız her zamanki gibi çok şıksınız demiş. Harun Yahya sitelerinde evrim teorisiyle ilgili yüz bin ytl ödüllü bir yarışma düzenlendiğini gördüm. Bununla ilgili tam bir açıklama yapar mısınız demiş. Bu yarışma her şeyin açıkça ortaya konmasına yararı olacak sanırım. Bununla ilgili açıklamalarınızı ve düşüncelerinizi alabilir miyim diyor.
ADNAN OKTAR: Yarışma şartnamesi harunyahya.org da çok detaylı anlatılmış ama kültürlü bilgili Darwinzmi iyi bilen kardeşlerimizin bu yarışmaya mutlaka katılmasını tavsiye ederim çünkü verilen ödülde az değil, çok iyi. Çok güzel şeyler anlatabilir.
SUNUCU: Var mı katılımı şuana kadar?
ADNAN OKTAR: Var tabi çok güzel böyle üniversite tezi gibi hazırlamışlar maşaAllah, çok düzgün gayet kaliteli hazırlamışlar. Hakikaten yani hazırladıkları doğrudan kitap olacak gibi. Tam bir üniversite tezini de geçer benim gördüğüm mükemmel hazırlamışlar. Milletimizin, gençliğimizin şuurlanması içinde hakikaten çok iyi oldu yurt dışından da gönderenler var şuan ama daha vakit var acele etmesinler çok okuyup araştırsınlar göndersinler çok güzel olacak sonucu.
SUNUCU: Evet. Özellikle Yaratılış Atlasları konusunda dünyada yer yerinden oynadı.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.
SUNUCU: Türkiye de neden bu kadar az tepki?
ADNAN OKTAR: Türkiye de tepki daha nasıl olsun. Türkiye de yüzde doksan beş şuan Darwinizme inanmayanların oranı.
SUNUCU: İnanmayanlar anlamında söylemiyorum yani tanıtım konusunda özellikle destek neden verilmiyor?
ADNAN OKTAR: Bizim Türkiye’de bazı şeyler bazen o kadar görülmez. Ahir zamanda özellikle bazı şeyler önce bir görülmeyecektir sonra çok görülecektir. Zamanı gelince çok şaşıracaklarını göreceksiniz. Çok dillendirdiklerini göreceksiniz, biz nasıl fark edememişiz dediklerini göreceksiniz, nasıl hayretler içinde kalacaklar hepsini göreceksiniz yani bu kitapların değerini, bu eserlerin değerini daha ileriki yıllarda fark edecekler inşaAllah.
SUNUCU: Evet inanılmaz güzel eserler. 4-5-6 ve 7. ciltler henüz tamamlanmadı sanıyorum, ilk üç cildimiz tamamlandı.
ADNAN OKTAR: Evet şuan devam ediyor, yeni bilgilerle, yeni detaylı izahlarla hazırlıyoruz ama yani bu yıl içerisinde inşaAllah hepsini bitiririz.
SUNUCU: Evet bu yıl sonuna kadar 7 ciltlik Yaratılış Atlası, tamamlanmış olacak. Şimdi Hocam devam edelim isterseniz özellikle yine hafta içerisinde bana gelen sorulardan bir tanesi çokta dikkatimi çeken sorulardan bir tanesi: ”Evlat edinme”
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Evlat edinme çok güzel bir konu olduğu kadar İslamiyet’teki yerini ben size sormak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Tabi ki
SUNUCU: Aynı zamanda da riskli bir konu. Yanlış mı düşünüyorum, bilmiyorum. Biraz açabilir miyiz evlat edinmenin İslam’daki yerini?
ADNAN OKTAR: Evet. Ama gerçek anlamda annesi ve babaları değildir. Kuran bunu söylüyor. Yani o annesi değil, babası değil. Ama manevi babam diyebilir, manevi annem der. Fakat gerçek annesi, gerçek babası değildir yani hükmen. Ama anne diyebilir, baba diyebilir. Fakat tabi çok çok güzel bir şeydir, bir öksüzü, bir yetimi alıp yetiştirmek veyahut öksüz, yetim dahi olmasa ailesi istiyorsa, bir çocuğu alıp yetiştirmek, onu güzel ahlakla eğitmek, kültürlü hale getirmek, çok çok makbul ve gayet güzel bir şey ve büyük bir hayırdır tabi.
SUNUCU: Peki özellikle çocuklar ergenlik dönemine geldikten sonra, şimdi bir sürü olay izliyoruz, görüyoruz, medyada takip ediyoruz. Bir bakıyorsunuz ki çocuk yada genç kız yada erkek evlat, belli bir yaşa geliyor ama evlat edinen babanın yaklaşımı farklı olabiliyor. Böyle bir durumda evlat edinmenin, İslamiyet’teki değerlendirmesi ne oluyor?
ADNAN OKTAR: Onun çözümü şudur: Evlat edinecek anne ve babanın mutlaka tam takva ve dindar olmasına dikkat etmek lazım. Eğer Allah’tan korkmayan insanlara çocuk verilirse yani kurda kuzu teslim etmiş gibi oluyor. Tabi yani her türlü ahlaksızlık ve delilik olabilir. Akıl almaz rezillikler oluşabilir, ayrıca çocuk da çok kötü yetişebilecektir. Çocuk da çok tehlikeli olur mesela babasının anasının evini satıp, yurt dışına kaçanlar oluyor, onları döven, sokağa atanlar oluyor. Onlara zulmedenler oluyor veya çocuğa çok çirkin eziyetler edenler oluyor, onu aşağılayanlar, onurunu, haysiyetini, iffetini zedeleyenler oluyor. Burada çözüm dindarlıktır, yani Allah’tan çok korkuyorsa, Allah’ı çok seviyorsa ve çok takva aklı başındaysa ve bu tescilliyse yani çevresi tarafından da tasdik ediliyorsa bu olabilir yoksa normal anne babanın bile eğer dindar değilse çocuğu genelinde eziyet görür. Ben onu görüyorum. Ya dövüyorlar, ya sövüyorlar. Yani çocuklar da güzel yetişmiyor. Onlar da annelerine babalarına zulmediyorlar. Biraz büyüyünce intikam hissiyle oda onlara yapmadığını bırakmıyor. Onlar eli ayağı tutarken ona eziyet ediyorlar çocuğa, çocuk ta eli ayağı gelişince intikam alıyor onlardan, zulmediyorlar. Bu yüz binlerce insanın başının belası şuan. Buna karşı çözüm Allah korkusu, Allah sevgisidir ve Kuran ahlakıdır. Yani iyi bir eğitimden geçen çocuğun o yönde bir tavır koyması çok çok zordur.
SUNUCU: Bazı insanlar bu tip olaylarda genetik kökene bağlıyor. Yani kan çeker kelimesi mesela en çok halk arasında kullanılan kelimelerden bir tanesi “Genetik köken. Ben çocuğuma verebileceğimin en iyisini verdim ama maalesef işte beklediğim şekilde yetiştirememişim. ”
ADNAN OKTAR: ”Kanı bozuk” falan
SUNUCU: Evet, gibi kelimeler kullanılıyor. Böyle bir şey var mı yoksa tamamen yetiştirme tarzıyla mı alakalı?
ADNAN OKTAR: Kanı bozuk olmaz bir insanın, aklı bozuk olur, imanı bozuk olur. Yoksa bütün kanlar Hazreti Adem’den gelir ve dolayısıyla bozuk bir kan yoktur dünyada. Yani bütün kanlar düzgündür, yani sağlamdır ve güzeldir. Sadece ahlaksızlık vardır, iman zafiyeti vardır, Allah’tan korkmamak vardır, Allah’a inanmamak vardır, iman zayıflığı vardır. İman zafiyetinin ortadan kalkması, Allah korkusunun güçlendirilmesi, samimi Müslüman olunması ve Kuran’a tam, candan, güzel ahlakla uyulması gerekir. Yani şuan bunun eksikliğinden genç kızlarda çok bizarlar dışarıda, genç delikanlılar da çok bizarlar yani mutlu değiller. Ben sokağa çıkıyorum, bakıyorum, suratları donuk. Yani mesela ben genç kız dedin mi böyle neşeli, sevgi dolu, gözleri pırıl pırıl bir insan bilirim, bakımlı tertemiz. Delikanlı dediğinde de yine öyle hayat dolu, sevgi dolu, herkese saygıda kusur etmeyen, etrafına neşe saçan dinamik insanlar akla gelir. Ama ben bunu görmüyorum dışarıda, bir kere insanlar birbirine güvenmiyor. Bu çok korkunç bir şeydir. Yani evlenirken de birbirlerine güvenmiyorlar. Önce gidip Noter de mal akli yapılıyor. İşte boşanırsa şu kadar para ödeyecek,
SUNUCU: Sözleşmeler yapılıyor.
ADNAN OKTAR: Daha başlangıcında tam bir facia. Yani madem o kadar güvenmiyorsun seni dolandıracağından bu kadar eminsin, zulmedeceğinden eminsin. Yani bu insanla nasıl hayatını birleştiriyorsun sen. Bu anlaşma ne demek, yani o anlaşma oldu mu, o adamın yüzüne sen nasıl bakacaksın. Halbuki ama haklı olarak tabi, kadınlar evleneceği insanda güven arar. Güven için Allah korkusu gerekir, Allah’ı sevmesi gerekir, derin imana sahip ve takva olması lazım. Allah’tan korkmayana nasıl güvenecek bir insan? Yani Allah’ı fark edemeyecek akılda bir insan düşünün. Beyninin içinde şu kadar mercimek kadar yerde yaşadığını fark edemiyor. Yani dışarıda maddi bir varlığı var ama bu kadarcık yerde yaşıyor ve Allah’ı fark edemeyecek kadar aklı zayıf. Böyle bir insandan ne bekler bir insan. Kadınlar tabi ki doğru konuşan insandan çok hoşlanırlar. Mesela kadın için çok etkileyicidir, doğru konuşmak. Erkek için de çok etkileyicidir. Mesela sürekli doğru konuşan bir kadın, çok heyecan vericidir, çok büyük bir nimettir. Asla yalan söylemiyor, artık sen onun beyniyle bütünleşmişsin demektir, yani tek beyin olmuşsunuz. Asla yalan söylemiyor, yani bir insan ruhuyla tam bağlantıya geçmek bir kadının ruhuyla müthiş heyecan vericidir. Ama yalan devreye girdiğinde beyin bağlantısı kopmuş oluyor. Artık bir sahte dünyaya giriş yapmış oluyorsunuz, o insan yok demektir. Ve güven, yani güven mesela çok heyecan verici bir şeydir, yani ölümüne güvenmek, sonsuza kadar beraber olacağına ümit bağlamak inşaAllah. Ve asla vefasızlık, kalleşlik yapmayacağına inanmak, dürüst olduğuna inanmak bir insanı çok heyecanlandırır. Yani bir mümin için dünyanın en büyük nimetlerinden bir tanesidir. İnsanların elinden işte bu alındı, güven alındı ve doğruluk alındı. Yani geriye zaten bir şey kalmıyor ki. Hem güvenmiyor, hem doğru konuşmadığından emin. Hem onu maddi olarak değerlendirdiğini biliyor. Yani parası için, mesleği için, tipi için sevdiğini, sevdiğini değil heveslendiğini biliyor. O durumda kendisine, ruhuna saygı duymadığından emin. O zaman insan nasıl mutlu olsun. Bakıyoruz o yüzden insanların yüzü bir karış, mutlu olabilmesi için güvendiği, sevdiği ve yalan söylemeyen, Allah’tan korkan, candan insanlara insanın ihtiyacı vardır. Ve insanlar genellikle hep yalnız dikkat ederseniz, hiç dostları yok.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Mesela ben soruyorum bazen sohbet ediyorum gençlerle. Kızlardan da erkeklerden de öyle konuştuğum oluyor. Mesela soruyorum; hiç öyle candan güvendiğin biri var mı diyorum. “Eğer doğru söyleyecek olursak bir tane yok“ diyor. ”Hiç güvendiğim yok” diyor. “Samimi kız arkadaşım var ama hiç güvenmiyorum“ diyor. Halbuki bu çok önemlidir. Yani bir insanın candan güvendiği, aynı kendisi gibi güvendiği samimi dostları olması lazım. O zaman insan mutlu olabilir. Yani yoksa mecburen sürekli yalan söyleyen adamlarla iç içesin, güvenemediğin insanlarla iç içesin. Bir nevi cehennem odasında yaşıyor gibi bir şey bu. O zaman işte insanlarda cehennem odasında yaşayan insan yüzleri görüyoruz, mutlu olamıyorlar. Onun için Kuran Ahlakının buram buram yaşanması çok önemlidir. Allah korkusunun, Allah sevgisinin buram buram yaşanması çok önemlidir. O zaman gerçek mutluluk bütün dünyaya yayılır yani insanların buna ihtiyacı var. Cennet o yüzden insanların hoşuna gider, Cennette herkese güvenirsin. Cennette kimse yalan söylemez, herkes güvenilirdir, kalleşlik yoktur, vefasızlık yoktur, oyun oynama yoktur. Fitne çıkartmazlar, dedikodu yapmazlar, o yüzden mutlu oluyor insanlar. Yani yoksa sırf Cennet’in eşyasından, malından, mülkünden dolayı mutlu olmuyor insanlar. Orda Allah’ın tecellisini gördükleri için, güzel ahlakı gördükleri için, her şeyi Allah’ın tecellisi olarak sevdikleri için mutlu oluyor insanlar.
SUNUCU: Size gelen soruların içinde 5-6 yaşında çocukları olan aileler var. Özellikle onlar çocuklarına İslam ahlakını, Kuran ahlakını nasıl anlatacakları konusunda ciddi sorular aktarmışlar. Ne yapacaklar, yani nasıl aktaracaklar, özellikle çocukluk çağı itibariyle Kuran ahlakı, İslam ahlakı çocuklara nasıl anlatılır?
ADNAN OKTAR: Evet, benim çocukluğumda bize bir Din anlatılırdı. Yani, çok çok yanlış anlatıyorlardı, çok çok yanlış. Yani tam hurafevari, akılsızca nerde böyle Yunan Mitos’larına benzeyen, akıl almaz, mantıksız, yalan, hurafe varsa anlatırlardı bizde dinlerdik çocukken. Zamanla ben kendim araştırınca, okuyunca İslam’ın son derece arı, duru, tertemiz son derece akılcı yani mutlak aklı temsil ettiğini ve çok mükemmel bir anlatıma sahip olduğunu gördüm. Hurafeyi ortaya atan insanların da çoğu imansız oluyorlar ben açıkça söyleyeyim. Dinsiz oluyorlar, hatta Atatürk’ün bir sözü vardır: ”İmansız Hocalar” diyor. Bak bir “İmanlı Hoca” kavramı vardır Atatürk’te bir de “İmansız Hocalar” vardır.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: İmansız, bu bayağı yaygındır yani bu meslek edinmiştir hocalığı, onun bir mesleğidir. İmansızdır, Allah’a, dine inanmaz Darwinizme, Materyalizme inanır. Allah’ın olmadığından da emindir (haşa). O küçücük, örümcek kafa derler işte onlara. Kafa da basmaz, son derece ukaladır, her şeyi de bildiği kanaatindedir. Orda şöyledir, burada böyledir, bambaşka karakter gösterir. Buna karşı yapılacak şey ben açıkça söyleyeyim: Bu bir övünme değil, benim kitaplarım bu devirde son derece mükemmel eserler. Benim kitaplarımı okuyup da, Harun Yahya eserlerini okuyup da böyle mantıksız, münasebetsiz bir çizgiye girecek adam düşünemiyorum ben. Benim eserlerimde hurafenin H’si yok. Ve son derece akılcı, doğru, hepsi böyle titizlikle gözden geçirilmiş, net izahlardır ve hepsi ispatlıdır. Mesela ben Ahir zamanı anlatıyorum, dikkat ederseniz tamamı ispatlı.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Olay hadis, olay hadis, olay hadis. Mesela Kuran’ı anlatıyorum hepsi ispatlı. Mesela Kehf Suresi’ni izah ediyorum. Yani ben açıkça söyleyeyim bizim arkadaşlarıma anlattığımda tüyleri diken diken oluyor onların, yani hayretler içinde kalıyorlar. Ben o kapsamlı şuana kadar bir şey anlatmadım zaten. Ve genellikle bir kısmını anlattım ki; Kuran’ın içi sırlarla dolu, olağanüstü izahlarla dolu. Her surede nefes kesecek izahlar var. Bunları çocuklara aktarırken tabi, çocuğun en büyük ihtiyacı sevgidir, insanların en hoşlandığı şey sevgidir. Ama samimi sevgi, yani o “gucu gucu“ falan bunlar çocuğu kızdırır, yani deli yerine konmak çocuğu çok öfkelendirir aslında bilinç altında.
SUNUCU: Doğru, biz toplum olarak çok fazla yapıyoruz bunu ama.
ADNAN OKTAR: Yani çocukları hep deli yerine koyarlar dikkat ederseniz. Yani böyle hatta yanında da konuşurlar, sanki böyle deliyle konuşuyor gibi. İşte o çocuk aklı... Halbuki çocuklar bayağı zeki olurlar. Ben hatırlıyorum 3 yaşındayken bile son derece şuurum açıktı, gayette akılcı düşünüyordum her şeyi. Yani vicdanım da tamdı, mantığımda tamdı. Ama bana çocuk muamelesi yaparlardı hatırlıyorum. Bende onların hoşuna gitsin diye çocuklanırdım onlara böyle. Yani hepsini şuurlu olarak yapardım. Onlarda mutlu olurlardı çocuklanmamdan. Çocuğa derin saygı gösterilmesi lazım, çok akılcı yaklaşılması lazım. Çocuğa Allah aşkıyla yaklaşmak lazım, böyle son derece candan. Çocuk o samimi imanı görürse onun ruhunu, Allah sonuna kadar açar ve o çocuğu bereketli kılar. Mesela Hazreti İsa nasıldı çocuk yaştan itibaren, peygamberler nasıldı? Çocuk yaştan bunlar hep mükemmel yetişmiş insanlardır, çocukken Allah aşkını çok güçlü almış insanlardır. Çocuk yaşta Allah aşkının verilmesi lazım ve çocuğa çok saygılı, sevecen ve akılcı yaklaşılması lazım. Bir de hurafe çok tehlikelidir. Yani insanlarda hurafeye adeta açlar. Din dedin mi hurafe, hurafe dedin mi din akıllarına geliyor. Böyle bir şey yok. Din, dünyanın en kaliteli insanının yaşadığı sistemdir. Yani dindar dünyanın en kaliteli insanıdır; en akıllı, en basiretli, en ferasetli, vicdanlı, makul düşünen, son derece güvenilir bir insandır. Din, dünyayı en mükemmel şekilde kullanacağımız sistemdir aynı zamanda. Allah’ın dünyayı nasıl kullanacağımıza dair anlattığı bir sanattır aynı zamanda Kuran. Çocuğa o ruhla yaklaşılırsa o sevecenlikle yaklaşılırsa çok güzel olur. Ama ben gene söylüyorum Harun Yahya sitelerine girsinler, kitaplarımı indirsinler ama gene de çözemedikleri bir şey olursa yazsınlar oradan genel olarak bilgilendirebiliriz inşaAllah.
SUNUCU: Kitaplar internet sitesi dışında yayıncılık firmasından da temin edilebiliyor. Kitaplara baktığımız zaman genelde hepsi görsel olarak çok güzel,
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Son derece kaliteli…
ADNAN OKTAR: Doğru.
SUNUCU: Basımlar, bunun sebebi ne?
ADNAN OKTAR: Böyle ben bazı eskiden çocukluğumda da bakardım mesela dini eserler üçüncü saman kağıda basılmış, düz. Halbuki din, neşedir, sevinçtir. Biz sayfaları açtığımıza Allah’ın güzelliklerini resim olarak da görmemiz lazım. Mesela güzel hayvanlar, güzel kuşlar, güzel çiçekler. Her şeyi görmemiz lazım. Çünkü Allah bize bunu bir güzellik olarak bizi mutlu etmek için yaratmış Allah. Yani illa bahçede mi görmemiz gerekiyor çiçeği, kitapta da görebiliriz, Cd’de de görebiliriz, evimizin içinde de görebiliriz, her yerde görebiliriz. Onun için evlerin her yerini çiçeklendirmek süslemek, kitapları süslemek, insanları süslemek çok güzel mesela. Ben gençlere bakıyorum hiç şık giyinmiyorlar. Eskiden benim zamanımda çocukluğumda çok güzel şık giyinirlerdi. Kızlar da çok güzel giyinirlerdi. Gençlerde çok. Şimdi altlarına bir kot giyiyorlar üstlerine bir şey kafada asker tıraşı dışarı fırlıyorlar. Yani halbuki insan baktı mı şöyle içi açılması lazım. Çok şık ve birbirinden güzel kıyafetler giyinmeleri lazım. Birbirinden güzel tavırlar göstermeleri lazım. Yani biz dışarıya çıktığımızda bir bayram havası olması lazım. İnsan güzelliği çok hayati bir şeydir, yani onların sevincini, neşesini, saygısını, estetiğini, her türlü güzelliğini bizim görmemiz lazım. Özellikle nezaketlerini. Bir karış asık surat, el cepte böyle hiç etrafına bakmayan torpil gibi gidiyor adeta dümdüz nereye gidiyor o da belli değil. Yani ben bakıyorum mesela çok güzel caddelerde süsler var çiçekler var. Bir kişi dönüp bakmıyor, peki niye yapıldı o çiçekler bakmayacaksan. Anormal güzel mesela elektrik direklerine asmışlar çiçekleri kim yaptıysa maşaAllah aşağıya doğru sarkıyor nefis yani görünümü bir kişi bakmıyor.
SUNUCU: Neden duyarsızlaşıyoruz bu kadar?
ADNAN OKTAR: Yani sanki robot. Yani böyle…
SUNUCU: Bunun sebebi ne? Yani neden böyle bezginiz, yaşamaktan zevk almıyoruz?
ADNAN OKTAR: Evet işte Allah yaşam heyecanını bir kısım insanların ellerinden almış. Yaşam sevincini almış, güzellik ve estetik duygusunu almış. Mesela ben sizde o sevgiyi görüyorum gözlerinizde öyle bir pırıl pırıl, candanlık, efendilik, bir güvenilirlik var. Mesela ben zevkle konuşuyorum sizle konuşurken.
SUNUCU: Teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Yani böyle kuşkulu, insanları tartan, böyle vesveseli bir insan görünümü yok; çok efendi ve dışa dönüksünüz ve hakikaten haysiyetli, onurlu, nezih bir insan olduğunuz belli. Mesela insanın içi açılıyor tertemiz giyiniyorsunuz, saygılısınız. Mesela bu güzel bir şey. Ama yani öyle çapulcu gibi yani orada, dışarıda böyle perişan halde bunla fakirlikle alakası yok bunun. Fakir olur insan ama…
SUNUCU: Ekonomiyle alakası yok değil mi?
ADNAN OKTAR: …yine de düzgün olur, tabi yani bu zor bir şey değildir.
SUNUCU: Ama bu bir zincir değil mi yani mutsuz insanları göre göre, suratı asık insanları göre göre bir süre sonra toplumun büyük bir kısmı aynı şekle dönüşmüyor mu? Herkesi arka arkaya etkilemiyor mu bu olumsuzluklar?
ADNAN OKTAR: Benim ailem dindar değildi, benim çocukluğumda ailem dindar değildi. Yani annem şuanda namaz kılıyor ama dindar değildi ailem, babam cuma namazlarına giderdi, bana kimse dini öğretmedi, dindar olmam içinde kimse bana telkinde bulunmadı. Ben kendim azmederek bu şekilde dindar oldum. Benim lisemde arkadaşlarım çoğu havaiydi, uçuk tabir edilen tiplerdi bir kısmı. Ben hiçbirine uymadım, hiçbir şekilde. Her zaman onları tefrik ediyor, ayrı ediyordum. Hiçbir zaman içinde etki altında kalmadım, yani bir kitle psikolojisi içersine hiçbir zaman için girmedim, asla kabul etmedim her zaman tavrımı koydum. Yani gerekirse yalnız kalıyordum ama öyle bir grubun içine girmiyordum, o tip bir tavrın içine girmiyordum. Mesela evde kimya laboratuarı yapmıştım kendime illaki boş vaktim varsa onlarla ilgileniyordum, maket yapıyordum, çeşitli şeyler yapıyordum, seramik çalışmaları yapıyordum, vaktimi değerlendiriyordum. İsterse insan kendini izole ederek de gene aynı şekilde kendini güzel yetiştirebilir ve iyi insanları etrafında oluşturabilir. Mesela bak çok şükür benim etrafımda çok sevdiğim, değerli gördüğüm, kendime benzeyen, güzel huylu çok fazla arkadaşım var. Ama benim milletimde de Allah’a çok şükür şuan çok güzel bir uyanma var. Gittikçe şuurları ve derinlikleri artıyor, ki hakikaten benim milletim kahramandır yani ve ordumuzda kahramandır milletimizde kahramandır. Bu hızla eğer bu şekilde giderlerse ki, gidecekler çok şaşırtacak şeyler olacak, bunu herkes görecek. inşaAllah.
SUNUCU: Evet, inşaAllah. Şimdi hocam gelen maillerden yine Levh-i Mahfuz konusunu biraz açıklayabilir misiniz? Demişler bize.
ADNAN OKTAR: Levh-i Mahfuz.
SUNUCU: Evet Gülce Barış İstanbul’dan bize yazmış. Zannediyorum ki çokta merak edilen konulardan bir tanesi, biraz açalım mı?
ADNAN OKTAR: Biz bu hayatımızı sonsuz evvelde yaşadık. Sonsuz sonrada da yaşadık. Yani an içinde her şeyi yaşadık, bitti. Dolayısıyla levh-i mahfuz’da bunların hepsi bitmiş durumda, bitti. Biz Allah’a söz verdik mesela Zer aleminde Müslüman olacağımıza, toplanıp bütün insanlık Allah’a söz verdiler. İmanlı, makul, Müslüman’ca yaşayacağımıza dair. Ama hafızamızı zorluyoruz bir türlü hatırlayamıyoruz. Ama ahirete gittiğimizde çok net berrak hatırlayacağız verdiğimiz sözü. Zer aleminde verdiğimiz sözümüzü hatırlayacağız ama şuan hatırlayamıyoruz. Hatta bazen insan akşam yediği yemeği bile hatırlayamıyor biliyorsunuz, insan unutkandır. Fakat özellikle bu unutturulmuştur insanlara. Mesela peygamberlerden de söz alınmıştır, mühim bir söz alınmıştır Kuran’da geçer bu. Bu insanların pek o kadar dikkatini çekmiyor, bu çok önemlidir. Peygamberimize Allah hitap ediyor: ‘Sen’den’ diyor. Hazreti Muhammed (S. A. V.)’e hitap ediyor. Hazreti İsa’dan, Musa’dan, İbrahim’den ve Nuh’tan söz aldım diyor Allah sizden zer aleminde söz aldım. Bu büyük sözü diyor, bu büyük yemini kabul ettiniz mi diyor onlar da evet kabul ettik Yarabbi diyor. Bu yemin şudur Ben diyor bir elçi göndereceğim, bir dini temsil eden elçi ama kitaplı bir peygamber değil yani bir elçi göndereceğim. Bu kişiye yardım edeceksiniz diyor. Hepsi ‘Yarabbi diyorlar biz bu büyük sözü aldık’ diyorlar, yerine getireceğiz. Bu Hazreti İsa (a.s.)’dan ve Hazreti Muhammed’den de alınan bir söz bu. Hepsinden alınan bir söz var. Şimdi işte ahir zamanda Hazreti İsa geldiği vakit Mehdi’ye yardım edecek. Ve bu söz bir yönüyle yerine gelmiş olacak. Allah’a verdikleri bu söz. Çünkü bir elçi gelecek ama bir peygamber değildir Mehdi, peygamber değildir fakat Veli’dir. O’na yardım edecek Hazreti İsa. Yani bu ayetin bir işari manası da oluşmuş olacak. Bir işari yönü, bir yönüyle oluşmuş olacak.
SUNUCU: Evet kısa bir ara vereceğiz hocam, reklamların ardından devam edecek kaldığımız yerden bizden ayrılmayın.
SUNUCU: Evet sevgili izleyenler programımızın ikinci bölümüne yeniden hoş geldiniz diyoruz. Bizler ahir zaman sohbetleriyle ekranlarınızın karşısındayız ve Pazar günü iki saatlik dilimini sizden rica etmiştik 1 saatlik dilimini geride bıraktık. Ve birinci bölümde yine sayın ADNAN OKTAR’la bizler çok güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Programın ikinci bölümünde elimizden geldiğince sizden gelen maillere yer verebileceğimiz gibi aynı zamanda SMS’lerinizi de değerlendireceğiz lütfen bizlere ahirzamansohbetleri@hotmail.com e-mail adresinden ulaşınız yada cep telefonlarınızın mesaj yaz bölümüne girdikten sonra kanal35 yazıp bir boşluk bırakarak sorunuzu aktardıktan sonra 3834’e mesajlarınızı gönderiniz. Dedikten sonra hemen reklam arasında gelen sorulardan bir tanesini size aktarmak istiyorum. Derki izleyicimiz, “meditasyon, yoga gibi birtakım işleri namaz yerine koyup bunu tercih eden kişilerle ilgili ne tür bir yaklaşımınız olur?”
ADNAN OKTAR: Meditasyon da, yoga da insan hiçbir şekilde psikolojik olarak o tatmine ulaşmaz. Çünkü onun boş bir şey olduğunu açıkça görür. Yani bir boş oyalanma olduğunu da çok iyi bilir. Çünkü bir insan önce Allah’ın varlığından emin oluyor, görüyor. Allah’ın bir hak dini gönderdiğini görüyor ve o dininde namazı emrettiğini görüyor. Bunların hepsi çok makul, mantıklı, akılcı ve doğru olan şeyler. Bu ruhu tam tatmin eden ve inandıran, doğruluğuna ruhun tam inandığı şeyler ama meditasyon, şimdi işi gücü bırakıp elini kafasının üstüne koyup böyle bağdaş kurup saatlerce acayip sesler çıkararak oturmak yani ne eziyettir, ne sıkıntıdır bir insan için yani bir de buna insanların inanması, insan gülsün mü ne desin yani bir de buna kucak dolusu para veriyorlar böyle şeylere.
SUNUCU: Son yıllarda da son derece artış gösterdi. Özellikle bir sürü merkez bile kuruldu bunlar için.
ADNAN OKTAR: Evet geçen günlerde bir şahıs, onu da anlatmıştım geçenlerde ya koskoca insan karşısına da sevimli bir bayan yani o kadar mantıksız, o kadar bilimden uzak, o kadar çarpık şeyler anlatıyor ki fakat coşkuyla da anlatıyor o kadıncağız da dinliyor onu orda. İşte suya dua okumuş, suyun içinde kristaller oluşmuş, onunda fotoğrafını çekmiş. Yani insaf, inanılır gibi değil. Hiçbir bilim adamının kabul edebileceği bir şey değil, ne dinsizin ne dindarın ne ikisi ortasında olan adamın çocuk gibi karşısındakini kandırmış oluyor. Tamamı mantıksız izahlarının. Akılla bilimle hiçbir şeyle alakası yok ama duyanda bir şeyler anlattığını zannedecek. Böyle boş işlerle kendini oyalayan böyle suni dinler kuran insanlar oluyor yani kendi kafasında çok çok mantıksız, garip dinler oluşturup o dinle kendini uyuşturuyor adeta nasıl kendini ikna etmesi de şaşırtıcı. Çünkü bir parça aklı olan bir insan buna inanamaz. Yok eşyayı uzaktan gözüyle bakarak hareket ettiriyormuş, çatalı büküyormuş bilmem ne falan. Gelsin de bir karşımda büksün de bir görelim şöyle inşaAllah. Ne hikmetse hep gözden ayrı aykırı olarak yapılıyor, özel ilme sahip oluyor bu kişiler yani kimsede bilmiyor bunu
SUNUCU: Genelde hep gizli oluyor. Değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet sanki hamur büküyor falan böyle gözleriyle bakarak. Bunların tamamı hurafedir ve uydurma izahlardır ve hiçbiri ruhu tatmin etmez. Çünkü insan kesin ruhu olanda ruhu tatmin olur. Yani mesela bir insan dürüst olduğundan eminse insan ondan zevk alır konuşmasından. Yani böyle yalan söyleyen, aldatan bir insandan insan sıkılır, rahatsız olur, biran önce konuşmasının bitmesini bekler. Ama yüzde yüz doğru ve samimi konuşan bir insandan insan zevk alır, hoşuna gider. Bu da öyledir, komiklik derecesinde insanları aldatan çok biçimsiz uygulamalar deyim.
SUNUCU: Evet bir soru daha var hocam, sohbetlerinizi ilgiyle izliyoruz. Allah razı olsun bir sohbetinizde Firavunun hanımının Hazreti Musa’da ki, Allah aşkından kaynaklanan tutku nedeniyle var olan güzelliği gördüğünü ve onunla birlikte yıllarca çölde dolaştığından söz etmiştiniz. Bu konuyu biraz daha açar mısınız? Zeynep Aydın’ın sorusu.
ADNAN OKTAR: Evet bir insanda Allah’ın tecellisini görüp, ona tam güvenerek yani mesela bir insanın bir kadını, bir erkeğin bir kadını severken bir kadın hiç yalan söylemiyorsa, tam güvenilirse, Allah’tan çok korkuyorsa ve çok akıllıysa bir kere onun gözünde insanı hipnotize eden bir güç oluşur sırf gözünde zaten. Peşin onu görürsün. Yani insanın bütün benliğini kaplayan, ruhunu kaplayan bir güç oluşur. Her konuşması hoşuna gider ve insanın çok içini açar. Bir süre sonra eğer onu insan candan severse tutku denilen ruhta bir güç meydana gelir ki bu insanın aklı ve imanın gücüyle orantılı olarak çok şiddetli bir güçtür ve çok büyük bir cennet nimetidir. Yani hiçbir zevke benzemeyecek bir güç oluşur. İşte Firavun’un hanımında Hazreti Musa’ya duyduğu bu duygu budur. Yani çünkü etrafında çok fazla insan var yakışıklı insan dersen var, altın dersen var, para dersen var, yiyecek içecek, muhteşem saraylar ama bu mübarek kadını hiçbiri rahatlatmıyor. O tutkuyu arıyor Allah aşkını arıyor ve Allah’ın Musa’daki tecellisini çok beğeniyor ve ruhu onunla tatmin buluyor ve öyle bir kadın her türlü çileye, her türlü zorluğa girer. İşte buna aşk denir. Allah aşkı denir. Ölümü de kabul eder, acıyı da kabul eder, her şeyi kabul eder insan. İnsanların elinden alınan işte ahir zamanda elinden alınan duygu budur ve bu çok büyük bir nimet alınmasıdır. Yani insanlara en çok zevk veren şey, insanların elinden alınmıştır. Geriye işte tost yemek, kola içmek gibi böyle parklarda boş boş gezmek gibi şeyler kalmıştır birçok insan için. Halbuki eğer bilsek böyle bir zevk var insanlar yani varını yoğunu harcar bunu elde edebilmek için. Çok çok büyük bir nimettir bu. Ama bilmiyor insanlar bunu, farkında değiller. Bu bir tek Hazreti Musa’da değil yani bizim peygamberimizde de oluşmuştur. Mesela ona da birçok kadın tutkuyla bağlanmıştır peygamber efendimize. Onun tecellisini, Allah’ın tecellisini de onda görmüşlerdir ve tutkuyla bağlanmışlardır. Kendini hibe eden kadınlar vardır peygamber efendimize, hibe ediyor. Yani peygamber demese dahi o kendisini hibe ettiğini söylüyor. Peygamber sen nasıl bilirsen ona göre olsun diyor ama o kendisini hibe ettiğini söylüyor. Kuran’da var bu, işte bu tutkudan Allah aşkından kaynaklanan bir şey. Derin sevgiden kaynaklanan bir şey, ama bunu fark etmeyen kişilerde oluyor. Mesela Nuh’un hanımı anlamamıştır, Lut’un eşi anlamamıştır. Bunlar cehennem ehlidir. O tutkuyu görememişlerdir, onlar şeytanın kirini, şeytanın pisliklerini bir güzellik gibi görüp eline yüzüne sürmüştür. Bataklığı, çirkinliği, pisliği güzellik olarak görmüşlerdir. Bu tabi Allah’ın insanlara verdiği bir nasiptir.
SUNUCU: Evet. Selamlar…
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: …ben İstanbul’dan Hakan Türkmen hocam bir sorum var. Hocamız zaman ve mekanın izafi olduğunu anlatırken maddenin hayal olduğunu anlatırken çok iyi anladığımı hissediyorum, teknik olarak kavrıyorum ama günlük hayatımda yaşarken bu gerçekleri sık sık unuttuğumu fark ediyorum. Bu gerçeklerin her an bilincinde olmak için ne yapmam gerekir? Teşekkür ederim. Bu benimde sıklıkla rastladığım sorulardan bir tanesi aynı zamanda kendimin de yaşadığım olaylardan bir tanesi. Çok iyi anlıyoruz ama günlük hayatta yaşarken unutuveriyoruz. Neden kaynaklanıyor bu?
ADNAN OKTAR: Bunu Allah o kadar mükemmel veriyor ki; mesela şuan burada hafif bir esinti var, efendim ıhlamur içiyorum, dokunuyorum bir uzaklık hissi var, birde sıcaklık hissini duyuyorum. Sesiniz uzaktan geliyor yani üç boyutlu geliyor, sizi de üç boyutlu görüyorum. İnanmayan beri gelsin. Halbuki net beynimin içindesiniz, kesin. Ihlamurda beynimin içinde, spotlarda, bu kitaplarda hepsi benim beynimin içinde oluşuyor. Yani ve üstelikte şu kadarcık bir yerde oluşuyor.
SUNUCU: Mercimek kadar büyüklükte değil mi?
ADNAN OKTAR: Ama bu Allah’ın işte bir sanatıdır. Yani bu o kadar güç bir sanattır ki, mesela gölge ayrı yaratılıyor, ışık ayrı yaratılıyor. Kuran’da belirtilmiştir. Gölge ayrı yaratılır, insan zannediyor ki ışıktan dolayı gölge oluyor, ikisi ayrı ayrı yaratılıyor. Işığı ayrı yaratır Allah. Gölgeyi ayrı yaratır. Gölge ayrı bir sanattır Allah’ın ayrı bir sanatıdır. Gölgeyle eşya biçim almış alıyor, şekil almış oluyor. Gölge olmazsa bambaşka bir şey olur. Yani derinlik algısı ve birçok güzellik ve biçim gölgeden oluşuyor. Yoksa çok tek düze bir şey oluşur. Bunun tabi genel olarak sürekli bilinmesinin de çok fayda var. Ama unutulması da bir suç değil tabi, unutabilir insan. Fakat Allah’ı unutmak bir suçtur. Allah’ı hiç unutmamak lazım. Sürekli Allah’ın her şeyi yarattığını bilmek lazım. Öbür türlü Allah esirgesin insan şirke girebilir mesela ben ne kadar güzel şunu yaptım, ne kadar güzel bunu yaptım diyor. Sen hiçbir şey yapamazsın mercimek kadar yerin içinde ki elektrik akımını seyreden adam insan ne yapabilir yani, işte fabrikalar yaptım diyor, tesisler yaptım diyor bakın diyor sen bunu nerde söylediğinden haberin var mı o mercimek kadar yerin içinde söylediğini bir görse belki ayakta duramayacak hale gelecek oturacak olayın şiddetinden, korkusundan fakat haberi yok yani mesela geliyor bütün bu tesisleri ben yaptım diyor, bastır bakalım gözüne kenardan o tesislerine ne oluyor, gözün içinde oynamaya başlayacak koskoca tesisler bir ileri bir geri, beyninin içinde olduğunu açıkça o zaman göreceksin hiç kimse tesis falan kuramaz beyninin içinde Allah ona o tesisin görüntüsünü yapar. Bütün tesisleri Allah yapar. Hiç kimse tesis falan kuramaz. Hiç kimse hiçbir şey yapamaz. Mesela diyor laboratuar da bir protein oluşturduk diyor hangi laboratuar da diyoruz beynin içindeki laboratuarda. Ne kadarcık yerde? Mercimek kadar yerde. Mercimeğin içindeki ne kadar kısımda mikron kadar yani yarım mikron kadar bir kısımda oluşmuş elektrik akımının içersinde laboratuar kurmuş neticeye çıkartmış.
SUNUCU: Evet ve Adnan Bey her zamanki gibi çok şık ve çok yakışıklısınız. Sevgiyle anlattıklarınız çok ilgimi çekiyor. Fikirlerim çok değişti özellikle insanların yapmacık sevgisi konusunu biraz daha detaylandırır mısınız programın başında konuşmuştuk. Este Ender İstanbul’dan ulaşmış bize.
ADNAN OKTAR: Yapmacıklık bütün insanların şuan başının belası. Yani insan birebir tam kendi olarak konuşan bir insan mesela bir erkek tam birebir konuşan bir kadından çok etkilenir. Yani çok büyük bir nimettir helaliyse. Yani onun derinliği, onun tutkusu ruhunu böyle ateş gibi sarar, iç hücrelerine kadar kaplar. Yani adeta onun gözünden onun vücudunun içine girer, bütün vücudunu kaplar. Kadında erkeğin gözünün içinden girip onun vücudunu kaplar, her yerinin içine girer adeta. Bu şiddetli bir zevktir ve şiddetli bir algıdır ve çok büyük bir nimettir. Ama insanlar bunu göremedikleri için filmlerde gördükleri, romanlarda gördükleri taklitleri yapıyor. Ben gençlerde görüyorum, hareketler üslup yani insan gülmesi de geliyor insanın gülecek gibide oluyor, acıyacağı da geliyor yani çok garip bir durum. O kadar yapmacıklığa niçin ihtiyaç duyarsın? Gülmeler yapmacık, oturup kalkmalar yapmacık, iltifatlar yapmacık, soru sorma şekilleri yapmacık. Halbuki insan tam anlamıyla kendi olması lazım. Her şeyiyle, mimiğiyle, üslubuyla ve düşünceleri de kendi olması lazım. Yani mesela kurnazlık yapıyor onu kontrol ediyor ne yapacak acaba yani sürekli oyunla yaşanır mı mesela tuzak sorular soruyor, tuzak üsluplar kullanıyor, yani tepkilerini ölçüyor karşındakinin bu çok yorucu bir şey. Dürüst insan sevdiğine böyle gece gündüz oyun oynar mı ve bunun yani bu insan kendisine bir oyun oynandığını bilse insan karşısındaki insanı sevebilir mi? Tuzak yöntemler olmaz, Müslüman son derece dürüst ve candan sevgisini gösterecek öyle yoklamalar, tuzak üsluplar, sürekli kuşku onun acaba ne düşünüyordur, ne diyordur falan ne diyecek işte Allah’ın rızasını düşünen bir insan, candan düşünen bir insan en iyisini düşünüyordur, en hayırlısını düşünüyordur, güveneceksin. Sürekli yalan söyledikleri için birçok kişi sürekli bir taktik ve oyun içinde oldukları için mutlu olmuyorlar. Sürekli bir aldatma oluyor, bir tiyatro sahnesi gibi dikkat ederseniz dev bir tiyatro sahnesi gibi oluyor sokak mesela giriyorsunuz “ooo bilmem ne” yani ne gerek ona hoş geldiniz dersin samimi olarak söylersin işte beyefendiler ne isterler acaba falan böyle… yani yorucu ve sıkıcı tabi.
SUNUCU: Hissedince daha da yorucu ve sıkıcı hale geliyor, değil mi? Sayın hocam sizin röportajlarınızdan önce ahir zamanla ilgili bu konuları özellikle Mehdi konusunu hiç bilmiyordum diyor. Her gün ayrı bir televizyon kanalında birçok din alimi çıkıp saatlerce konuşuyor üstelik bu din alimleri ehl-i sünnetler o halde bildirilen bu kadar önemin içinde olduğumuzdan ve Hazreti Mehdi’den neden hiç bahsetmiyorlar. Ahmet Bey, Ahmet Alt sormuş bu soruyu. Gerçekten neden hiç bahsetmiyorlar?
ADNAN OKTAR: Çünkü Mehdi geldiğinde o ona tabi olmak durumunda kalacak, yani Mehdi ondan daha büyük olmuş olacak onun düşüncesine göre. Ona göre de en büyük o olduğuna göre yani dikkat ederseniz çıktığında bir kısmı allame-i cihan derler, dünyanın en büyük allamesi. Üstüne adam kabul etmiyor ve kavgada çıkıyor yani ağzından köpükler saçarak Müslümanları aşağılamak, onlara ters laflar söylemek yani bizim buna mı ihtiyacımız var, sevgiye, şefkate, muhabbete mi ihtiyacımız var? Yani Müslüman gariban cahil Müslümanları aşağılamak, sürekli onlara hakaret etmek, onları küçük düşürmek bizi yüceltmez en fazla cahildir o insanlar. Zavallı insan iyi niyetle yanlış bilgilenmiş olabilir. Yani onlar böyle kendini kaybederek saldırmak bize bir mutluluk ve sevinç getirmez. İnsanlar sevgiyi arar, şefkati arar, dürüstlüğü arar, Allah korkusunu ve Allah sevgisini arar. İman hakikatleri anlatsalar, Allah sevgisinden bahsetseler insanların birbirine olan muhabbetinden güzel yönlerinden bahsetseler insanların içi açılır ama genellikle kavga tarzında oluyor yani en ustaca aşağılamalar böyle laf dokundurmalar, bunlar güzel değil. Veyahut bir konuyu ele alıyorlar, tek bir konu ama açıyorum kapıyorum daha hala devam ediyor. Yani bu ne anlatılmaz konudur dini konuları tenzih ederim. Yani hikmet vardır, kısa özlü net konuşursun tam karşıtıdır. Mehdi’den bahsedememeleri tabi bir kısmının hepsini tenzih ederim çok manidar. Bu Mehdi’nin geldiğinin alametidir. Benim kanaatim Mehdi korkusu sarmış durumda. Hazreti İsa’nın inişi korkusu sardı. Hurafe zannettikleri, yalan zannettikleri şeyin veyahut böyle hikaye gibi, masal gibi sandıkları anlatıp insanları uyuşturdukları şeyin birden tam anlamıyla mutlak gerçek olduğunu gördüler. Ve olayın hiç de öyle beyin yıkama, masal anlatma gibi haşa dini konuları tenzih ederim bir üslup olmadığını gördüler. Mehdi’nin bire bir hakikat olduğunu anladılar ve bence tam kanaatleri geldi yani o yüzden bu suskunluğun nedeni budur. Bu çok şaşırtıcıdır hepsini tenzih ederim bayağı konuşan söyleyen var. Bakın yalanda diyemiyorlar, yani böyle bir şey yoktur da diyemiyorlar, ben onu bekliyorum şöyle bir deseler yani yok böyle bir şey deseler, diyemiyor ama nasıl desin, bütün alametler çıkmış…
SUNUCU: Evet her şey ortada.
ADNAN OKTAR: Emin oldukları için diyemiyorlar çünkü zaten Ehli Sünnet inancına göre diyemezler, bütün Kütüb-i Sitte de mehdi geçiyor. Buhari, Müslim, Tirmizi, İbni Mace, Sünen-i Nese-i, Süne-i Davud, ayrıca diğer ehli sünnet alimleri yüze yakın ehli sünnet aliminin eserlerinde mehdi konusu geçer anlatılır, fakat en önemlisi hanefi, hambeli, maliki ve Şafi mezheplerin de kesin hükümdür mehdi, mehdinin zuhuru yani hiç kimse inkar edemez ayrıca şiilikte, caferilikte ve alevilikte de mehdi konusu çok daha kapsamlı bir inanç konusudur. Anladılar ki, İsa kesin gelecek, Mehdi de gelecek ama şöyle kapatmaya çalıştılar bir kısmı mehdi gelip geçmiştir dediler o kurtarmadı çünkü alametleri gördüler, ikinci bir yol dediler ki; Risale-i Nur yani bu kitaplar Mehdi’dir dediler, kitabın kaşı gözü sakalı yok ve o, o şahıs diyor Said-i Nursi Hazretleri kitaptan bahsetmiyor o eşası ahir zaman bizzat hep zat, şahıs, o yani kullandığı zamirler hep bir insana yönelik yani şahsı manevi dediler tabi şahsı manevi olacak zaten ama şimdi Hz. İsa’nın bir şahsı vardır, talebeleri vardır ve onun icraatıyla oluşan bir şahsı manevi vardır. Peygamber efendimiz gelmiştir, sahabeleri vardır, birde şahsı manevisi vardır onun. Biz peygamberimize şahsı manevidir dedik mi? Haşa Peygamber yoktur onun şahsı manevisi mi vardır diyoruz. Biz ne diyoruz Peygamber vardır, sahabeleri vardır, bir de şahsı manevisi vardır diyoruz. Buda mehdi konusundan kurtulmak için yapılan yöntemlerden bir tanesidir. Hepsini tenzih ederim bir kısmının yaptığı budur. Mehdi korkusundan kaynaklanan bir tedirginliktir bu, çünkü kendi sistemlerini sarsacak bir şeydir bu. O klasik alıştıkları sistemi yıkacak bir gerçektir bu, bunu anlamış olmanın verdiği bir tedirginlik vardır. Yani şahsı manevi de, bir başka şeyle falan konun örtülecek gibi olmadığı çok açık görülüyor. Ben daha önce de anlatmıştım alenen ve açıkça Peygamberimiz, Hz. İsa için de şahıs olduğu çok açık belirtiyor ve ayette de zaten açıkça şahıs olarak geçiyor, hadislerde de mehdi daima şahıs olarak geçer ve talebeleri vardır ve şahsı manevisi vardır.
SUNUCU: Evet çok teşekkür ediyorum. Sevgi Kırlıç bize ulaşmış inanılmaz güzel övgü dolu mesajlarla çok teşekkür ediyoruz. Hocamızın İslam’ı temsil eden bir Müslüman olarak bu kadar güzel, temiz, şık ve kültürlü olması bizim göğsümüzü kabartıyor kendisine sevgi ve saygılarımızı iletmenizi rica ediyoruz demiş.
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim, bilmukabele.
SUNUCU: Bana da teşekkürlerini iletmişler, ben teşekkür ediyorum. Hocam günaydın iyi sabahlar diyen bir izleyicimiz, Bekir Ak İzmir’den geçen hafta programınızı büyük bir beğeni ile takip ettim Adnan Bey’e sormak istediğim bir soru var. İnternette secerenizi gördüm, soyadınızın Aslanoğlu olduğu yazıyordu ama ben ADNAN OKTAR diye biliyordum hangisi doğru. Saygılarımla.
ADNAN OKTAR: Benim babamın soyadı normalde Arslan Yusuf Arslan fakat bu soyadı kanun değiştiğin de babam Oktar soyadını almış fakat annem ve babamın evlilik cüzdanın da Yusuf Oktar Arslan, Mediha Oktar Arslan diye geçiyor. Zaten internet sitesine giren görür. Biz Arslanoğlu ailesinden geliyoruz yani Arslaniko, benim asıl dedem en üstteki dedem seyyiddir. Kafkasya da Berslan Arslan’dır, Arslaniko ailesi deniyor oradan yine onlarda yine Arslan ailesinden geliyor, onlar da taa Hz. Ali’ye kadar geliyor. Hz. Ali’nin lakabıydı biliyorsunuz Arslan Allah’ın Arslan’ı deniyordu. Oradan kaynaklanan bir isim 30 kuşaklık bir şecerem var. O şecere en sonun da, Medine’ye Mekke’ye kadar Peygamber efendimizin zamanına kadar dayanıyor. Hz Hasan’ın soyundanım ben, Hz. Hasan’dan itibaren gelmiş. İşte Mekke Medine’de bizim dedelerimizin oradaki görevleri olmuş, sonra daha ileriki aşamalar da savaşlar olmuş, olaylar olmuş bir çok şeyler olmuş o aşamada seyyidlerin büyük bir bölümü öldürülmüş bizim dedelerimiz Kafkasya taraflarına Orta Asya’nın iç kısımlarına, yüksek yerlere doğru hicret etmişler. Sonra bu komünist ihtilal döneminde ve ondan önceki bu katliamlardan kurtulmak için özellikle seyyidlere yönelik operasyonlar oluyordu onlar yine buraya hicret ettiler Bağla’ya gelmişler bizim sülallemiz, onların lideri vardı onun soyadı hepsi Arslandır yani bizim ailenin içinde.
SUNUCU: Evet, uzmanların Marmara Denizi bir hafta önce meydana gelen 4. 2 şiddetindeki depremin Marmara fay hattındaki hareketliliğin sinyali olduğu söylemiş. Bu depremin ardından 20’nin üzerinde artçı deprem yaşandı bu İstanbul da’ da deprem olacağı anlamına mı gelir? Diye size sormuşlar Muhammed Sami İstanbul’dan
ADNAN OKTAR: Bakın ben bir şey anlattım insanların o pek dikkatini çekmedi. O benim yanımda şuan belgesi var. İstanbul’da deprem olmadı adalara kadar geldi deprem yer altına geçti isterlerse sorsunlar deprem enstitüsüne de sorabilirler. Avcılardan o bölgeden çıktı, İstanbul’a deprem dokunmadı, bakın açık açık altını çizerek söylüyorum mehdi İstanbul’da mehdinin olduğu yerde deprem olmaz, mehdinin olduğu yerde deprem olmaz hadis var ve İstanbul’da deprem ol-ma-ya-cak onu da açıkça söylüyorum. Yani özellikle hece hece söylüyorum deprem olmayacak İnşaAllah.
SUNUCU: İzmir
ADNAN OKTAR: Ben İstanbul için söylüyorum yani İstanbul’da böyle bir şey olmayacak deprem olmayacak İnşaAllah.
SUNUCU: Adnan bey mehdinin alnında bir iz olacağını söylemişti bu nasıl bir iz olacak her görenin hemen fark edebileceği gibimidir. Geçtiğimiz programlar da aktarmıştık ama mehdiyi bu yolla teşhis etme imkanı olur mu? Ayla Onur İzmir’den
ADNAN OKTAR: Mehdinin evet alnında bir iz vardır diyor muhtemelen bir yara izidir ama o herhalde dikkatlice bakıldığın da fark edilen bir iz olabilir, bilemiyorum ben mehdiyi gördüğümde anlarım, karşılaşırsam bilirim. Mesela yanağın da bir ben vardır diyor fakat bu bir yıldız gibidir diyor yani siyah bir ben değil beyaz bir ben olduğu anlaşılıyor, yanağındaki benin fakat tabi bütün vücudunda çok detaylı açıklamalar var mesela sağ ayağında bir izden bahsediyor biliyorsunuz. Sırtındaki benler çok kapsamlı anlatılmış. Mehdinin daha bir çok alameti de var yani bir çok izahı var ben görsem Allahualem tanırım, yani mümkün değil tanımamam İnşaAllah, Allah’ın dilemesi ile tanırım
SUNUCU: İnşaAllah. Evet bir soru daha ruh bedenden ne zaman çıkar?
ADNAN OKTAR: Ruh bedenden bazen insan konuşurken de ölebilir. Yani bazen ahlaksızlık yapan tipler vardır rezillik yapar falan hiçbir şey olmayacağını zanneder Allah aniden onun arkasından tutar Azrail (a.s) aldığıyla onu cehennemin içine sokar biz adamla konuşmaya devam ederiz onu yaşıyor zannedersiniz fakat o taa cehennemin orta yerine kadar konmuştur. Sorgusuz sualsiz cehenneme gidenler vardı Kuran’da belirtiliyor, yani sorgu sual yok doğrudan cehenneme sokuluyor. O tarz bir olayda olabilir, ama bazen de yani mesela adam bir hafta öncesinden ölür biz, bazen diyorlar ya gözünün nuru gitti derler konuşması bozulur, normal açık şuurla konuşmaz bir gariptir mesela bunlar normalde ölmüş oluyor bu insanlar, insanlar bilmiyorlar o nefes alıp vermesi kesildiğin de öldü zannediyorlar daha önce de ölebilir insanlar.
SUNUCU: Evet. Peki Organ bağışı konusunda nasıl bir yorumlama getiririz yani ruhun bedende çıkışı ile organların nakil edilmesi süreci arasında bağışlanma süreci arasında bağlantı var mıdır yada buna dikkat edilmeli midir?
ADNAN OKTAR: Yani tabi ki, mutlak ölümüm oluşması gerekir yani adamı diri kesmek.
Suncu: Ona bağlı olarak soruyorum ruh bedenden ne zaman çıkar organ bağışı ve organların alım işlemi tamamen ölüm gerçekleştikten sonra yapılıyor tabi ki ama bunun belli bir süresi var altı saatlik sekiz saatlik bir süresi var.
ADNAN OKTAR: Eğer mutlak ölüm gerçekleştiyse tabi ki organ bağışı olur neden olmasın, yani toprağa bağışlayacağına bir insana bağışlasın, toprak ne anlar bağıştan, yani dimi kara toprağa bağışlayacağına bir insana bağışlar hiçbir şey olmaz
SUNUCU: Peki cennette organ olacak mı insanlar da ruhlar da
ADNAN OKTAR: Tabi ki. Yani yeni bir yaratılışla yaratılmışlardır diyor. Amma yani insan saçı çok kalitelidir cennette, kaşı gözü çok kalitelidir, gözleri çok çok güzeldir ve çok anlamlıdır, cildi, çok düzgündür, vücudunda hiç bir doğal ihtiyaç yoktur, açlık susuzluk çekmez, üşümez fakat bizim anladığımız anlamda kalp, karaciğer o tarz fonksiyonlar yok yani yeni bir fizik kanunu sistemi ile Allah insanları yaratacak. Belki havadaki sadece oksijen yetecek, belki havadaki azotla yaşayacak, Allah yine bir sebep sistemi kuruyor ama cennette genellikle sebep yok yani eşyanın tamamı şuurludur, aslında burada da şuurludur da fakat sebep sistemi var. Mesela ben bu bardağa elimi uzatıyorum bardağa ben niyet ettim bardak havaya kalktı ve bana doğru geliyor, bu bardağı bana getiren Allah’tır aslında fakat elimi sebep eder, cennette el sebep kalkıyor ele gerek kalmıyor o kadeh kendiliğinden gelir insanın ağzına yaklaşır ve içersin, gitmesine niyet edersin oda kendinden gider buraya oturur. Ama şimdi burada direk gelse tabi insanların aklı durur yani imtihan kalkar onun için mutlaka ele ihtiyaç vardır. Mesela ışık için düğmeye ihtiyaç vardır, ışığı yakan Allah’tır ama cennette sırf aklımızdan geçmesi ile ortalık istediğimiz yer daha fazla aydınlanır. Mesela bir yere gitmek istediğimizde içimizden geçmesi sırf hayal etmemiz yeterlidir hemen oraya gideriz ışık hızından daha yüksek bir hızdır, hayal hızı vardır, Said-i Nursi Hazretleri anlatıyor bunu yani en uzak noktaya bile hayal hızıyla anında gideriz hemen gideriz.
SUNUCU: Peki insan. Yeniden dirildiği zaman öldüğü anki gibi mi olacak o yaşta mı olacak
ADNAN OKTAR: Tabi ki, 33 yaş, yani böyle tekdir zaten cennet halkının tek yaşı vardır böyle genç, dinç, normal bir görünüm, olgun düzgün bir haldedir cennet halkı, yani bir yaşı yoktur aslında
SUNUCU: Yani 80 yaşında da ölse, 33 yaşındaki gibi mi görünecek o haliyle mi
ADNAN OKTAR: Evet anlansın diye söylüyor, yoksa insanın yaşı olmayacak cennette yaş yok zaten yani sıfır yaşındadır insan yani yaş yoktur. Fakat genel görünüm olarak ne yaşlı, ne olgun tam böyle mükemmel görünümdedir.
Suncu: Evet Birazda gelen sorular içerisinde özellikle türban ve baş ötürüsü kavramı, böyle çok daldan dala atlıyormuş gibi görünüyor ama o kadar çok yoğun sorular var ki, türban ve başörtüsü kavramı arasında ne fark vardır.
ADNAN OKTAR: İsteyen türban giysin isteyen çarşaf giysin, ister başörtüsü giysin isteyen kadında başı açık geziyorsa geziyor gezer. Yani bunların hepsi mümindir hepsi muttaki, hepsi tertemiz insanlardır, hepsi güvenilir insanlardır, hepsine saygı duyulur hiçbir ayrım yoktur ama ben kadınların başörtüsüne müdahaleyi doğru bulmuyorum, hatta biçimine de müdahaleyi doğru bulmuyorum onlar zaten çok estetik, çok nezih varlıklar kendilerine en yakışacak, en düzgün, kendi zevkine en iyi geleni yapıyorlar, yani oturup çocuğa yok şöyle yap yok böyle yap ne alakası var istediği gibi giyinsin nasıl istiyorsa ona göre başını bağlasın en beğendiği şekil neyse onu yapsın.
SUNUCU: ilk örtünme nasıl başladı?
ADNAN OKTAR: Efendim
SUNUCU: ilk örtünme nasıl başladı?
ADNAN OKTAR: Peygamber efendimiz zamanında mı, yoksa Hristiyanlık ve Musevilik’te mi?
SUNUCU: En başta Hristiyanlık, Musevilik ve paygamber efendimiz zamanında
ADNAN OKTAR: Kadim bir inançtır. Yani çok kadim bir hükümdür, Hz İbrahim devrinde de vardı Hz. Nuh devrinde de vardı, mümin hanımlar her zaman diğer insanlardan fark edilecek şekilde bir kıyafet giyiyorlardı. Peygamber efendimiz zamanında da öyleydi ama o zaman kadınlar çok fazla çıplak geziyorlardı yani biraz fazlaydı mesela bilmiyorum uygun mudur yani göğüsleri açık mesela o şekilde geziyorlardı yani o derece hatta çırılçıplak gezenler vardı, onun için Kuran onların düzgün, saygın kıyafet içersinde gezinmelerini onlara emretmiştir. Eza görmemeleri ve tanınmaları için diyor Allah çünkü orada gayri meşru kadınlardan farklarını anlayamıyorlardı diğer insanlar. Müslüman kadınlara da eziyet ediyorlardı onların fark edilmesi için dış elbiselerini üzerlerine alsınlar diyor Allah ayette, şeytandan Allah’a sığınırım mümin kadınlar tabi kapalı giyiniyorlar, tabi ki başlarını da örtüyorlar, üzerlerine geniş bir kıyafet giyiyorlar böylece oradaki insanlardan fark ediliyorlardı, konu budur.
SUNUCU: Evet Ünzile Ayduka Samsun’dan ulaşmış bize. Bazı insanlar cennet ve cehennemin sonsuz olmadığını söylüyorlar eğer bir sonu varsa cennet ve cehennemin bundan sonra hangi dönemi var, insanlar ne olacaklar yokluk mu var olacak, yokluk mu var olacak?
ADNAN OKTAR: Ama şimdi bu kıymetli seyircimiz bir şey anlatmış ama hükmünü de vermiş, cennetin özelliği sonsuz olmasıdır, cehennemin özelliği de sonsuz olmasıdır. Allah’ın kendisi de zaten sonsuzdur. Sonlu dediği yerde yine bir şey başlamış olur. Yani o kardeşimizin son dediği noktada eğer bir şey de sonu var dediyse, orda daha olay yeni başlıyor demektir hiçbir şey yapılmamış demektir. Ondan sonra yine sonsuzluk var demektir. Onun için sonsuzluğun sonu yoktur cennetin de sonu yoktur ucu bucağı yoktur cehennemin de sonu yoktur.
SUNUCU: Evet sayın hocam selamlar…
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: …ve bu programda emeği geçen herkese teşekkürler ediyorum. Biz de teşekkür ediyoruz bizi izlediğiniz için. Televizyonda bu kadar çok zevkle izlediğim bir program yok demiş. Ne kadar güzel röportajın saatine göre günümü programlıyorum hocamı çok seviyorum ben şunu çok merak ediyorum demiş. Rabbimiz cennette eşleriyle beraber girerler insanlar, diyor ayetinde. Bunun için iki kişinin de Müslüman olup Allah’ın sevdiği kulları olması gerekiyor diye düşünüyorum hiç evlenmeden ölen kişiler eşlerini orada mı bulacaklar biraz bahseder misiniz?
ADNAN OKTAR: Evet orada Allah bekar hanımları oluyor, bekar erkekler ölüyorlar onları Allah orada birbirlerin eş kılıyor. Birde huriler vardır, huri hanımlar vardır onlarla Allah evlendiriyor.
SUNUCU: Peki cennette kadınlar dünyadaki eşleriyle mi evlenecekler.
ADNAN OKTAR: Tabi ki. Min zürriyeti diyor Allah ve zürriyetleri de ve eşleri de zevce diyor Allah zevce ve zürriyetleri beraber pınar başlarındadırlar diyor Allah ayette şeytandan Allah’a sığınırım tabi ki eşiyle beraberdir.
SUNUCU: Peki iki evlilik geçirdiyse üç evlilik geçirdiyse
ADNAN OKTAR: en takva kimse Allah’a en yakın olan kimse Allah’ın rızası en çok kimde ise Allah ona onu nasip eder. Yani Allah’ın ölçüsü budur Allah rızasını en çok aramak, her şeyde Allah’ın rızasının en çoğunu aramak mesela ben diyorum ya ben buraya da gelebilirim, gidip evde oturabilirim de yahut sokakta gezip mağazalara gidip insanlara bir şeylerde anlatabilirim. Ama ben Allah’ın rızasının ne çoğunun buraya gelmekte olduğunu düşünüyorum ve en doğru hareketi yaptığımı düşünüyorum. Yani bir şeyin en doğrusu vardır, en iyisi vardır Allah’ın istediği de budur, bir şeyin en doğrusu, en iyisi Allah’ın rızasına en uygun olanıdır. Eşler içinde ahirette bu ölçü olacaktır. Allah’ın rızasını en çok arayan kimse Allah ona nasip eder onu.
SUNUCU: Evet. Hocam sizin kitaplarınızla İslam’la tanıştım, bu yaşıma kadar İslam’ı hep kadınlara karşı ayrımcı zor bir din sanırdım öyle anlatılırdı bilmeden, meğer İslam ne kadar kolay huzur dolu kadınlara karşı merhametli bir hayat şekliymiş. Hocam İzmir de sizi görmek isteyen çok kişi var acaba buraya ziyarete gelmeyi düşünüyor musunuz? Ben de ısrarla çağırıyorum sayın Oktar ‘ı ama Filiz Güngör’ün sorusu siz isterseniz cevaplayın hocam.
ADNAN OKTAR: Filiz hanıma sevgilerimi, saygılarımı iletiyorum inşaAllah güzel İzmir’imize gelmek istiyorum İnşaAllah’da geleceğim, mesela siz tipik bir İzmir’lisiniz güzel huylu, sevecen, insancıl, merhametli, hüsnüniyetli, her şeye güzel gözle bakan, sevmekten sevilmekten hoşlanan, güven dolu, onurlu, çok temiz bir insansınız inşaAllah
SUNUCU: Sağ olun, sağ olun, utanıyorum hocam. Sağ olun çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Tipik bir İzmir’lisiniz bizim Anadolu’muz hep böyle güzel insanlarla doludur. İzmir de böyle güzellikler yurdudur, iyi niyetin, sevginin hoşgörünün, sevecenliğin yurdudur, bütün İzmin’lilere selam ediyorum inşaAllah. İnşaAllah görüşeceğiz.
SUNUCU: İnşaAllah hocamızı ağırlayacağız İzmir’de sizlerle birlikte, izleyicilerimizle birlikte ağırlayacağız en kısa zaman da bende diliyorum.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam benim dayım Müslüman bir kişi ama evrimin olduğunu sanıyor ona ne kadar anlattıysam bana inanmadı okuduğu bazı rivayetlerde evrim olduğu yazıyormuş kızacaksınız siz şimdi bana, onu nasıl ikna edebilir. Bu kişiler hakkında neler söylemek istersiniz Samsun Bafra’dan Ozan Ulucan. Hala sanıyor.
ADNAN OKTAR: O dayısına bir sorsun cinler nasıl evrim geçirmiş öğrensin bakalım melekler nasıl evrim geçirdiler nasıl evrimle oluştular onu bir öğrensin, Hz. Musa’nın asası nasıl evrim geçirmiş ağaçken birden bire nasıl yılan olmuş, Hz. Musa’nın asası biliyorsunuz bir anda yılan haline geldi, Hz İsa çamurdan bir kuş biçiminde bir şey yaptı üfledi ve uçtu kuş normal yavrusu olan bir kuş haline dönüştü. Burada evrim nerde bir anlatsın o dayısı onsan sonra gelsin yine konuşalım. Evrim diye bir şey yok o mercimek kadar dünyanın içinde ona bazı şeytani bilgiler gelmiş o onun etkisinde kalmış, o küçücük mercimeğin içindeki o mikron kadar yerde gelen elektrik akımlarıyla gelen bilgiye o, o şekilde bir yorum yapmış, o da onun kaderinde Allah ona onu ilka ettiği için onu söylüyor. Evrim diye bir şey yok yani bilimsel, akılcı bakıldığında böyle bir şey yok birde kainatın tamamı metafizik, kainatın bütünün bir anlasa o arkadaşımız yani evrimin E’sinden bahsetmez yani bu konuya zaten hiç girmez. Yani ben mercimek kadar yerde derken ben çok önemli bir şeyi anlatıyorum. Gerçeğini fark etmiş olsa bu insanlar yani nefesi kesilir. Hemen Allah’a iman eder evrimin E’sini, V’sini hiçbir şeyini kullanacak hali kalmaz.
SUNUCU: Aslında aynaya bakmak bile yeterli dimi hocam kendinizi irdelemek, düşünmek bile yeterli.
ADNAN OKTAR: Ayrıca bilimsel açıdan değerlendiriyorsa yani illaki Allah’ın ona verdiği beynine giden bilgileri de değerlendirecekse ki değerlendirmesi gerekir ara fosili olmayan bir teori ve yüz milyon fosil var
SUNUCU: Ama ara fosil bulduk diye iddia edenlerde var biliyorsunuz, söylediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: Madem bulmuşlar, niye bak ben İstanbul’dayım eğer isterlerse uçak paralarını da ben vereyim, isterse ben arabayla gidip aldırttırayım, o fosillerine de kucaklarına koysunlar güzelce birlikte gelsinler, ben onlara güzel paralarını vereyim ondan sonra hatta daha da fazlası olabilir, 10 trilyon değil 20 trilyon da verelim gitsin evinde güzel güzel harcasın, ama aylardan beri biz bağırıyoruz, diyoruz bir tane ara fosil getirin.
SUNUCU: Ara fosil sahte ara fosillerle profesör olanlarda var dimi.
ADNAN OKTAR: Efendim
SUNUCU: Sahte ara fosiller üzerinden tez yazıp profosör olanlar bile var.
ADNAN OKTAR: Hayır sahtesini de yapamıyorlar kafa o yönde çalışmıyor, yani sahtesini de becerememişler bir tane yapmışlar bu piltdown adamı yapmışlar oda berbat, oda yani ara fosile benzemiyor yine mükemmel bir yapı oluşturmuşlar yani monte ettikleri çene şu bu falan yine ikisi de mükemmel canlılara ait, yine fosil oluşmuş değil.
SUNUCU: Evet ama artık en azından şunu biliyoruz ki evrim teorisi çöküş gösterdi biraz daha henüz kalıntıları var ama.
ADNAN OKTAR: Bizim çocukluğumuzda da öyle anlatırlardı yani ilk bakışta bakıyor, maymun insana benziyor demek ki maymundan geldik çok ilkel bir mantıkla buna karar veriyorlar eli baltalı üç beş adam resmi oluyor ansiklopediler de, demek ki diyor dedemiz böyleymiş diyor yani bu kadar kolay ikna olmaları inanılır gibi değil, üç beş tane böyle maymun kafatası gösteriyor mesela goril, gibbon haaaaa dedelerimiz bunlarmış diyor, yani hiç olmazsa bir 15 dakikanı ver araştır yani bir oku, mesela girsin bizim sitelerimize bir baksın insan düşünmez mi tek bir tane ara fosili olmayan bir teori olur mu? Darwin kendi diyor, diyor ki ara fosil yok ara fosil yoksa benim teorimde yok, aranılırsa bulunursa benim teorim var diyor ama yoksa da yoktur diyor aradılar yok, adamın teorisi bitti bu kadar.
SUNUCU: Madem evrimleşmiş bir canlıyız başlangıçtan maymuna maymundan insana geçiş sürecine kadar da, eğer çok yetenekliysek de evrimleştiysek sudan başlayarak gidersek o zaman benim suda boğulmamda lazım dimi öyle bir yeteneğimin de olması lazım.
ADNAN OKTAR: Uçmamız gerekiyor…
SUNUCU: Yani çok çok çok bu yeteneklerimizin olması lazım.
ADNAN OKTAR: Yani bu köpekler atlar hepsi şuan kanatlanmıştı, mesela atlar profesör olmuştu onların dediğine göre, dimi aşama aşama geliştiğine göre at şuan bir kürsü profesörü falan olması gerekiyordu, kuşlar kurbağalar falan da öyle doçent ayarında falan olması gerekiyordu en az.
SUNUCU: Evet Allah bir çok ülke, birçok millet ve birbirinden farklı ırklar ve diller yaratmış ve aralarında mesafeler yaratmış bunları ancak araçlarla aşabiliyoruz acaba bunun hikmeti nedir? Server Erdoğdu İstanbul.
ADNAN OKTAR: Güzellik olsun hoşluk olsun yani her insan o mercimeğinin içinde bir arabaya biner gider, gittiğini zanneder ona habire o yolun şeritleri görünür, böyle otobüslerde giderken de insanlar dikkat edilirse sürekli ağaçlar kenarlardan böyle gider, ama beyninin içinde rüyasında da gider rüyasında da arabaya biner habire yol alır ama bir yere gittiği mittiği yoktur. Dışarıda eşyanın aslı vardır fakat biz her zaman görüntüsüyle muhatap oluruz. O bizim hoşumuza gitsin diye yapılır. Mesela Allah Paris’i yaratır, Londra’yı yaratır işte Zürih’i yaratır. Hoşnutluk olsun yani dünyaya renk olsun, süs olsun diye yapılır.
SUNUCU: İzleyenlerimizden öyle yoğun soru var ki kısa bir zamanımız da kaldı sanıyorum arkadaş çevremde birlikte olduğumuz zaman dedikodu tarzında konuşmalar oluyor bunu hepimiz yapıyoruz zaman zaman inkar edemeyeceğiz hepimiz mutlaka dedikodu yapıyoruz, belki dedikodu yaptığımızı bilmeden yapıyoruz bu tarz durumlarda orada bulunmak istemiyorum demiş izleyenimiz. Arkadaşlarımın düşünce yapısı aynı kendimi onlardan soyutlamalı mıyım, ayrıca boş konuşmak hakkında bilgi verir misiniz? Çok teşekkür ediyorum Afyondan Aysun Günay
ADNAN OKTAR: Boş konuşma ne eziyettir ne zordur. Hele yapmacık bir insanın boş konuşmalarını dinlemek yani öyle insanlara dikkat edin hep groge olur, aklı başında insan onun yanın da böyle adeta perişan olurlar sıkıntıdan, en güzel şey oradan çıkıp gitmeleridir. Dedikodu yapıldığında da dedikodusu yapılan insanı överseniz dedikodu yapanın zevkini boğazına tıkarsınız çok iyi olur. Yani üç beş tane övücü söz söylerseniz dedikodunun hiçbir anlamı kalmaz onun için.
SUNUCU: Evet. Hocam son sorumdu size. Biz yine programın sonuna geldik.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Ben çok teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Ben de çok teşekkür ediyorum.
SUNUCU: Çok keyifli bir sohbet oldu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: İzleyenlerimiz de umut ediyorum ki aynı keyfi almışlardır. Sizi en kısa zamanda İzmir’e bekliyoruz. Sözümüzü aldık canlı yayın esnasında.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. İnşaAllah
SUNUCU: Çok teşekkür ediyorum. Ağzınıza sağlık.
ADNAN OKTAR: Ben de çok teşekkür ederim, çok sağ olun.
SUNUCU: Evet sevgili izleyenler bugün de İstanbul’dan canlı yayınımızın sonuna geldik. Az sonra ana haber 13 haber bülteninde arkadaşlarımız sizlere günün gelişmelerini aktaracaklar. Ben yayında ve yapımda emeği geçen tüm arkadaşlarım adına hem ana kumandadaki hem merkez canlı yayın ekibindeki arkadaşlarım adına mutlu bir gün geçirmenizi diliyorum. Hoşça kalın. Tekrar görüşmek üzere diyorum.