MUHABİR: Eğer uydu yoksa eşe dosta söyleyebilirsiniz. İnternetten, dünyanın her yerinden www.harunyahya.tv’den de izleyebilirsiniz. Normal yollardan mesaj göndermek istiyorsanız da 3969 diyebilirsiniz. Evet, dediğimiz gibi bu akşam böyle oturup çayımızı, kahvemizi içip evimizde hemen işe gitmek gibi bir kaygımız olmadığı için açıkçası ne varsa ahir zamana dair diyelim ya da bizim aklımızda kalan soruya küfre karşı diyelim deyim yerindeyse ya da tabir-i caiz ise karnını yaralım böyle. Hocamı da bu anlamda istediğimiz gibi diyelim o anlamda da ruhsat verdi bize ne arzu ediyorsanız ne sormak istiyorsanız sorabilirsiniz anlamında. Hocam olmadığınız dönemlerde ister istemez bakıyoruz sizin eserlerinizi, inceliyoruz, araştırıyoruz ne var ne yok. Özellikle ben en son Molekül Mucizesi’ne bu DNA’lara falan takıldım. İslam’ın bu anlamdaki, Kuran’ın bu anlamdaki, Nas’ların bu anlamdaki çizdiği kalıplar insanı dehşete düşürüyor. Dehşetlik bir şey yok aslında. Allah’ın kelamı, Allah birdir, Allah’ın ilmi sınırsızdır diyoruz ama akıldan girelim mi Hocam. Mevla insana bir akıl vermiş. Akıl nedir Hocam, akıl insanı nereye götürmeli?, ne yapmalı? Biraz daha açacağım da soruyu, akıldan başlarsak.
ADNAN OKTAR: Akıl insanın kendi kontrolünde gibi görünen ama kaderinde olan Allah’ın ona verdiği bilgidir. Yani her türlü Allah’ın ona sunduğu bilgidir. Ve düşünme şeklidir. Ama bunun tamamını Allah kaderde her kula her insana yazmıştır ve aynısıyla dediği gibi olaylar olmuştur. Mesela Hz. Musa’nın konuşmaları var Kuran’da. Hz. Musa daha doğmamışken, daha dünya yokken Kuran vardı. Ama Hz. Musa’nın konuşmaları orda var Kuran’da. Nasıl sepete konacağı küçükken, onu nasıl Firavun’un karısının bulacağı, nasıl yetişeceği hepsi kaderindeydi ve bütün konuşmaları kaderindeydi. Aynı kaderindeki gibi yaşadı. Dolayısıyla insanlarda bağımsız bir akıl yoktur. Allah’ın yarattığı bir akıl vardır. O kadarlık bir tavır koyabilir insan.
MUHABİR: Şöyle diyeceğim Hocam izniniz olursa tabi ben takılanları bu dost sohbetlerinde de konu olduğu için bir anlamda izleyicilerimin naçizane ben tercümanı olmaya çalışıyorum size karşı. Akıldan söz edilirken şöyle denildi bağışlayın. Şimdi mesela bir ahırdaki bizim Anadolu’da vazgeçilmez bizim yaşamımızda olan unsurlardan biri Büyükbaş sığırlarımız. Onlar insanlar gibi yiyorlar, içiyorlar, uyuyorlar, onlar da ürüyorlar. Hatta daha da faydalılar bir anlamda sütünden faydalanıyorsun, yeni giyiliyor, eti yeniliyor, hemen hemen her azası işe yarıyor. Daha ötesi gübre olarak kullanılan yanları da var. Bir onu ele aldığınızda şu işe yaramıyor diyeceğimiz bir unsur yok. Yani insanın yaptığı her şeyi yapıyor diye düşünüyorsun üretken ama insan farklı. İnsan eğer bir nokta olmalı, o noktaya varamıyorsa acaba aradaki sığırdan ne farkı kalır diye bir sual geldi aklıma.
ADNAN OKTAR: Doğru söylüyorsunuz. Eğer bir insan aklını kullanmıyorsa, vicdanını kullanmıyorsa, Kuran’ın ifadesiyle “Hayvanlar gibidir” diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, hatta hayvanlardan da aşağıdadırlar” diyor. Hayvanlar gibidir hatta hayvanlardan da aşağıdadır çünkü hayvanlardan aşağı olmasının sebebi şu. Hayvanlar mazlum varlıklar sizin de demin söylediğiniz gibi. İnsanlar o yönüyle bu sefer daha da düşük konuma düşmüş oluyor. Yani en çirkin hayvan konumuna gelmiş oluyor. En kötü, bir yaratık olmuş olur eğer güzel ahlak göstertmezse. Sevgiyi, şefkati, merhameti, fedakarlığı bilmezse ayetin yine başka bir ayetin ifadesiyle esfe-li safiline kadar gitmiş olur. En aşağılara, “biz insanı en güzel surette yarattık” diye Allah. En güzel surette yarattık diyor Cenab-ı Allah. “Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik” diyor. Tabi. İnsan isterse Hz. Ebubekir gibi de olabilir. İsterse Ebu Cehil gibi de olabilir. Müminler Hz. Ebubekir gibi olmaya gayret edecekler inşaAllah.
MUHABİR: Yani bir anlamda şöyle diyebilir miyiz Hocam. Yani Rabb-ul Alemin insana aklı verirken aklın onu götüreceği istikameti de zaten göstermiş, çizmiş yani cüz-i irade evet Hocam Allah razı olsun. Acaba Müslüman cinler diyor suallerimizden biri “ Hz. Mehdi’ye yardım ederken inkarcı cinler de Deccal’e mi yardım edecek, insanlar neden cinlerden bu kadar çok korkuyorlar, onlar da bizim gibi sadece imtihan olmak için, kul olmak için yaratılmamış mı? ” diyor Meryem Su. Almanya-Bonn’dan gelen bir mesaj Hocam bu da.
ADNAN OKTAR: Evet doğru, Deccal’e kafir cinler yardım edecekler, Mehdi’ye de mümin cinler yardım edecekler böyle bir şey var. Ahir zamanda bu daha da aleni, daha da açık hale gelecek, daha da görünür hale gelecek. Hatta cinler Süleyman zamanında direkt, alenen insan gibi görünüyorlardı. Alenen hizmet ediyorlardı. Yani aleniyete dönmüştü olay. Gene ahir zamanda da alenen görünür hale gelecek cinler.
MUHABİR: Yine cinlerin özelliklerinden zaman, mekan kavramı biraz daha farklı bildiğimiz kadar.
ADNAN OKTAR: Evet zamanın, mekanın dışında yaşıyorlar. Yani onların zamanı daha değişik yani ayrı bir zaman boyutunda yaşıyorlar daha Türkçesi. İleri zaman boyutunda, ışık hızıyla hareket ettikleri için zaman onlar için daha ayrı bir şey oluyor. Mesela 1000 yıl, 1200 yıl, 1400 yıl normal ömürleri oluyor. Yani çok uzun süre yaşıyorlar.
MUHABİR: Yani cinleri kullanan üfürükçü takımı mı diyelim Allah korusun o türlerden bazı şeylerin haberini de öyle alabiliyorlar.
ADNAN OKTAR: Geçmiş hakkında bilgi verebilir ama gelecek hakkında veremezler bilgi. Ama onu da Allah dilerse verebilirler. Çünkü Cin Suresinde Allah: “İznimizle” diyor Cenabı Allah. Allah’ın izni olmadan cinler hiçbir şey yapamazlar. Ama insanların korkmasının nedeni de biraz kontrol edilmesi zor olmasından olabilir. Çünkü mesela bir insanı polise şikayet edebilirsin, mahkemeye verebilirsin ama cin öyle değil. Tabi yani. Kapıyı çalmaz cin. Direkt duvardan geçer, çıktığın da direkt duvardan çıkar, gider. Ama normalde insanlara zarar vermez cinler. Allah’ın dilemesi dışında mümkün değildir. Genellikle görünmekten kaçınırlar. Suda görünmekten bile kaçınırlar. Normalde, onlar çağrıldığında suda görünür hale geliyorlar. Fakat ondan da kaçınırlar çünkü insanların tedirgin olacağını düşündükleri için. Ama soru sorulduğunda, eğer samimi sorulursa ve Müslümanların gerçekten ihtiyacı olan bir bilgiyse, özlü bilgiyi verebiliyorlar hakikaten cinler.
MUHABİR: Hani bizim toplumumuzda mezarlıklardan geçerken derler, işte bu salaş yerler, tenha, virane yerlerde cin sahiplenmiştir. Geçerken çocukken çok korkardık. Ne bileyim, böyle sesli sesli dualar okurduk, öyle bir korku vardı.
ADNAN OKTAR: Yok yok. Cinin öyle bir yeri yoktur. Yani cin her evde olabilir, heryerde olabilir, sokaklarda olur. Öyle bir şey olmaz. Genellikle evin her hangi tavanında, her hangi bir köşesinde orada ailece yaşarlar. Kimseye de bir zararı olmaz. Zaten bir elektrik, bir elektron yığını şeklinde oluyorlar. Ama zaman zaman da istediklerine görüntü halini alabiliyorlar.
MUHABİR: Hocam, toplumda daha önceki cehaletle alakalı olsa gerek çocukları korkutma, aileden bağımsız hareket etme cin çarpar. Bizim memlekette de ecinni derlerdi. Sanırım öyle düşünüyorlar.
ADNAN OKTAR: Çocukları korkutmak çok tehlikelidir. Çocukları umacıyla, öcüyle, herhangi bir şeyle korkutmak onları o şekilde terbiye etmek İslam ahlakına hiç uymaz, son derece tehlikelidir. Ruh dengesine çocukların çok olumsuz etki yapar. Aman sakın kimse öyle bir şey yapmasın.
MUHABİR: Aksine daha cesur yetiştirmek.
ADNAN OKTAR: Tabi, cesur, tevekküllü, sabırlı, güzel huylu yetiştirmek lazım; Güzel ahlak gösterdiğinde de ödüllendirmek lazım. Sabrettiğinde ödüllendirmek, güzel bir cevap verdiğinde ödüllendirmek, güzel ahlak gösterdiğinde ödüllendirmek, olgun konuştuğunda ödüllendirmek gibi Terbiye de böyle bir yöntem kullanmak lazım. Mutlaka ona saygı duymak onu kale almak, büyük bir insan gibi ona hürmet etmek, ona nezaket göstermek onun olgun olmasını sağlar. Yoksa çocukta şımarma ve kontrolden çıkma, şuursuz hareketler gibi şeyler oluşabilir.
MUHABİR: Bu ebeveynlerin çocuklara verdiği şeyle ilgili de; İmam Rabbani Hazretlerine zatın biri gidiyor. Hocam diyor. Benim oğlan çok bal yiyor. Ne yapmak lazım? 40 gün sonra buyur inşaAllah diyor. 40 gün sonra gel. 40 gün sonra geliyor. Açıyor ellerini dua ediyor. Çocuk gerçekten baldan kesiliyor. Şifa oluyor. Mübarek diyor bunu 40 gün önce geldim sana niye demedin. İşte o zaman ben de yiyordum. Güzel ahlak telkin ederken, Hocam galiba güzel örnek olmak da hani yapmadığı şeyi istemek.
ADNAN OKTAR: Tabi tabi, Ailelerin bizzat örnek olması çok önemli; Yoksa çocuktur, şımarıktır falan derler. Öyle bir şey yok. Çocuk, olgun ve ahlakı güzel yetiştirilirse çok çok mükemmel olur. Mesela Hz. İsa çocukken son derece terbiyeli ve efendi idi. Diğer peygamberler de Hz. İbrahim de öyleydi, Nuh da öyleydi, Yusuf da öyleydi. Ama bu mübarekler hep olgun ve güzel yetiştiler, ortamları da çok olgundu. Tabi Allah’ın hususi inayet ettiği insanlar ama gene de Müslümanların bu konuda çok titiz olmaları, çocuklara saygı göstertmeleri yani onlara olgun insanlara göstertilen bir hürmeti göstertmeleri çok önemlidir.
MUHABİR: Resul efendimiz de çocuklarla çok oynuyormuş hatta onları sırtına alıyormuş.
ADNAN OKTAR: Hz. Hasan, Hz. Hüseyin’i de.
MUHABİR: Amerikalı dil bilimci ve siyasi yorumcu Noam, vallahi ben adını telaffuz edemiyorum İngilizcemize rağmen. “Demokratik Toplumlarda Düşünce Kontrolü” adlı kitabında medya yoluyla düşünce kontrolünün nasıl yapıldığını detayları ile anlatıyor. Ve siz de bunun Masonların en iyi yaptığı iş olduğunu söylemiştiniz diyor Hocam. Bunlar neler olabilir? Halkın düşüncesini nasıl değiştiriyorlar bu Masonlar diyor. Mustafa Kuloğlu-İstanbul; Allahualem bu Kuloğlu benim memleketimde Kuloğulları var. Onlarda biri mi diye düşündüm ama.
ADNAN OKTAR: Masonlar şöyle yapar. Mesela gazetede bir haber çıkarır küçük “Atamız mikropmuş”. Bu çıkıyordu gazetelerde. Durur durur işte ataların tarla faresi olduğunu yazıyor. “Atamız tarla faresiymiş” diyor. Başka bir gün “Atamız solucanmış” diyor. Solucan. Atamız öyle. Böyle böyle küçük küçük haberlerle insanların bilinçaltını işliyorlar. Mesela bunu kim yazmış mesela Amerika’daki falanca profesör şöyle dedi. İşte İngiltere’deki falanca profesör böyle dedi. İnsan da düşünüyor. Ya ben cahil bir insanım, bilmiyorum diyor. Araştırmam da yok. Bunlar profesör adamlar. Solucan dediğine göre doğrudur diyor adam. Adamlar araştırmışlar herhalde solucandan geliyoruz. Ötekini gördüğün de herhalde mikroptan geldik diyor. İşte bu psikolojik savaşın toplum mühendisliğinin çirkin bir uygulaması ve insanlar bu şekilde aldatılıyorlar. İnsanın atası ne mikrop, ne şu, ne bu, Hz. Adem’dir. Ve Allah’ın ol demesiyle olmuştur. Hz. Musa’nın asası nasıl bir anda yılana dönüşmüştür, Hz. İsa’nın çamurdan yaptığı ve kuş biçimini almış olan parça nasıl bir anda kuş şeklinde uçtuysa, cinler de aynı şekilde, melekleri de aynı şekilde ol demesiyle yaratmıştır. Dolayısıyla bu oyuna artık biz bir son verdik. Gerek fosillerimizle, gerek Yaratılış Atlasımızla Avrupa’da da Amerika’da da bu konuya bir son verdik. Bu çok önemliydi. Masonlar böyle yavaş yavaş insanları işliyorlardı. Biz toptan bunların oyununu kırdık indirdik aşağıya.
MUHABİR: Allah razı olsun. Hocam bir de şöyle bir şey var. Şimdi şeytanın en önemli özelliklerinden biri on sorudan dokuz doğru bir yanlış ondan sonra dünden götürme gibi özelliği de var ya da.
ADNAN OKTAR: Evet çok dikkat etmek lazım.
MUHABİR: Mehdi (a.s.) tam olarak ne zaman gelecek diyor. Acaba 2009 veya 2010 olabilir mi? diyor. Sizin öngörünüz ve hissinizce ne zamandır? Hürmetler ediyorum demiş Sami Yıldız.
ADNAN OKTAR: Ekonomik krizin bitişi ile beraber Mehdi de çıkacak inşaAllah. 2014 olarak düşünüyorum inşaAllah.
MUHABİR: Kriz derken, ülkemizde çok konuşulan bir şey oldu ama avamdan biri hiç alakasız biri altmış yetmiş yaşlarında bir teyzemiz “Yok öyle bir şey kriz miriz yok” dedi. Sadece dedi birileri bir şeylere hazırlıyor insanları dedi. Galiba bana öyle geliyor dedi. Ben oldum bittim dedi. Kaç zaman yaşıyorum dedi kendi ağız aksanıyla. Bakın dedi her şeye kulak asmayın dedi. Bakın çarşı pazar ortalık dolaşıyor, bir yerlere gidiyor nasıl kriz böyle, pazar günü hiç tenha olmuyor ki. Nedir Hocam bu kriz, nedir bu ortam bir şeylere hakikaten bir hazırlık var mı kriz anlamında yoksa Başbakanımızın dediği gibi şöyle bir dokunup geçecek mi, kapanan yerler var.
ADNAN OKTAR: Kriz büyük şirketleri götürecek bir sistem. Yoksa gıda sanayine kriz dokunmaz. Çünkü onlar hareketli olmaya mecbur olan yerlerdir. Mesela çarşılar, pazarlar yiyecek sektöründe kriz olmaz. Onların sürekli müşterisi olacağı için, sürekli bir arz-talep olacaktır. Sürekli de üretim olacaktır. Onlarda kriz olmaz. Ama mesela lüks arabalar, büyük arabalar, televizyonda, radyoda birçok buna benzer konuda inşaat sektöründe dünya çapında İslam ülkeleri için demiyorum ama çökme süratle devam ediyor. Zaten her gün birkaç tane haber geliyor. Bankalar çöküyor, şirketler çöküyor, büyük fabrikalar kapanıyor ki bu daha yeni başladı. Ve bu zincirleme gittikçe 2, 4, 8,16 şeklinde gelişir. Yani nasıl bina yıkılırken böyle eğim arttıkça yıkılma hızı da artar öyledir yani. Yıkılma hızı arttıkça, çöküş hızı da artacaktır.
MUHABİR: Kuran’ı Kerim’de peygamberler için Allah “Her tutum ve davranış da Allah’a yönelene kişiler” olarak bahsediyor. Her tutumda Allah’a yönelmek nedir biraz açabilir misiniz demiş, Sabahattin Okur söylemiş bunu da.
ADNAN OKTAR: Konuşurken Allah’a bırakacağız, yerken içerken Allah’ın yarattığın bileceğiz, bir yere giderken Allah’ın bizi oraya götürdüğünü bileceğiz, imtihana giderken Allah’ın bizi yazdıracağını bileceğiz, yani her yerde, her şeyde her şeyi bize Allah’ın yaptırdığını, Allah’ın konuşturduğunu bileceğiz. Bu işte Allah’a tam teslim olmaktır, Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmaktır bu. Tevekkülün en güzel, en mükemmel uygulaması olur bu.
MUHABİR:Yemin ederim ki bir ateş sizi saracaktır. O ateş bugün Berehut denilen vadide sönük vaziyettedir. O ateş içinde müthiş azap olduğu halde insanları kaplar. O ateş insanları, malları yakıp bitirir. Sekiz gün içinde rüzgar ile bulut gibi uçarak dünyanın her tarafına yayılır. Geceki sıcağı gündüz ki hararetinden daha şiddetlidir. O ateş insanların başının üzerinden arşın altına kadar yaklaşarak yeryüzü ile gökyüzü arasında gök gürültüsü gibi korkunç gürültüsü olur, buyurdu. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 461) Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Berehut denilen vadide orada İran-Irak savaşının da, Irak’ın işgalini de, Irak’ın Amerikalılar tarafından işgalinde de Irak’lıların bizzat kendilerinin kundaklaması sonucunda yüzlerce petrol kuyusu biliyorsunuz ateş aldı, alev aldı. Ve bölge boydan boya yoğun bir dumanla ve ateşle kaplandı. Geceli gündüzlü yandı. Ve birçok yerde büyük infilaklar oldu, büyük patlamalar oldu. Zannediyorum hadis onu anlatıyor. Çünkü Irak’ta kaybolan bir ordudan bahsediyor. O oldu. Bu olaydan bahsediyor. Bu oldu.
MUHABİR: Gün de var Hocam. 8 gün.
ADNAN OKTAR: O da. Hepsi uygun.
MUHABİR: Sayın Hocam. Yukarıdaki hadiste anlatılmak istenen nedir? diye zaten cevabını verdiniz. En azından kim demiş bunu onu sormuş. Fatima Sandık Murat-Tahran’dan gelmiş. Kehf suresindeki 18/60’da iki denizin birleştiği yer ifadesindeki söz konusu olan iki denizin birleştiği yer İstanbul Boğazı olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Evet evet. İstanbul tabiî ki.
MUHABİR: İstanbul. Bu Hocam şeyi çağrıştırdı. Kaptan Gusto’nun Cebelitarık Boğazındaki iki suyu birbirinden ayırdık, araya tatlı bir su yerleştirdik, Gusto bunu bulduğu zaman da çığlıklar atmış, Einstein gibi fırlamış dışarı ama 1400 yıl öncesinden Kuran’ı Kerim’de var zaten demişler. Hocam, ben çok iyi anlayamadım bu soruyu. İki denizin birleştiği yer derken, bunu açılımında neler var.?
ADNAN OKTAR: İki deniz işte Karadeniz ile Akdeniz’i birleştiren yer İstanbul Boğazı biliyorsunuz. Marmara Denizinde birleşmiş oluyorlar. Onu işaret ediyor inşaAllah.
MUHABİR: Şey geldi aklıma şimdi, İstanbul’un fethi, Resul-ul Allah tarafından müjdelenmesi sanki bir uhrevi başka bir hava.
ADNAN OKTAR: Pek tabiî ki İstanbul, kutsal bir yerdir. Biliyorsunuz bir ara Hıristiyanların başkenti, bir ara Müslümanların başkenti oldu. Dünyanın en güzel şehridir, en önemli şehridir. Mehdi’nin çıkacağı yerdir. Hz. İsa’nın nüzul edeceği yerdir. Çok büyük olayların olacağı yerdir İstanbul. Ama hep sevginin, şefkatin, merhametin ve barışın sembolü olacaktır. Ve dünyaya adaletin ve huzurun gelişmesinde de gene İstanbul merkez görev alacaktır inşaAllah.
MUHABİR: EyvAllah Hocam, Şimdi bir isimden daha söz etmişler de bilmiyoruz ne kadar doğrudur. Yaşar Nuri Öztürk “Bana göre Dabbetü’l Arz insanlığın kıyamete yaklaştığı konusunda sürekli uyaran ve nitelikleri Kuran’daki tanımına tıpatıp uyan Stephen Hawking’dir.” demektedir. Bu konudaki sizin düşünceniz nedir, aydınlatabilir misiniz? demişler bizi Hocam.
ADNAN OKTAR: Rivayette Dabbetü’l Arz’ın bütün dünyaya hakim olacağı belirtiliyor. Bütün dünyaya yayılacağı ve insanlara hitap edeceği ve topraktan mamul olacağı belirtiliyor. Yani yerden diyor. Yani normalde Allah hayvanları sudan yarattık diyor. Ama burada özel bir açıklama var. Yerden imal edilmiş ki onların bilgisayar çiplerinde silikon kullanılıyor yani kumdan imal ediliyor bu da. Yani yerden imal edilen alüminyum kullanılıyor, bakır kullanılıyor ve demir kullanılıyor. Hepsi yerden elde edilen şeyler. Yani yerden çıkan bir hayvan ama bu havyan tek özelliği var konuşması. Başka özellikten bahsetmiyor Kuran. Konuşabilmesi ve insanlara hitap etmesi bu da bilgisayardır. Yani yerden mamul’dür ve insanlara hitap etmektedir. İnsanlara tebliğ yapmaktadır. İnsanlar mesela şu anda da HarunYahya.tv’den her şeyi dinliyorlar veyahut başka internet kanallarına girdiğinde dini, imanı her türlü konuyu öğreniyorlar zaten insanların Kuran’dan uzaklaştığı bir dönemde bu hayvanların ortaya çıkacağı ve insanlara tebliğ yapacağı, dini anlatacağı ve uyaracağı belirtiliyor.
MUHABİR: Hazır yeri gelmişken, gene sualleriniz için değerli izleyenlerimiz ahirzamansohbetleri@hotmail.com, buradan istediğiniz suali Hocama yönlendirebilirsiniz veya televizyon problemi yaşıyorsanız hani komşuda olursunuz, misafirlikte olursunuz, saat gece oldu dersizin, o zaman gidin evinize, evinizde internetten bilgisayarınızdan harunyahya.tv’den de programı canlı olarak da izleyebilirsiniz. Eğer bizlere haber göndermek istiyorsanız gene 3 tane alternatif bilmiyorum daha başka yapabilir miyiz 3969’a SMS de gönderebilirsiniz sevgili dostlarımız. Evet, Hocam biraz önce kitaplarınıza baktım gene herhalde defalarca gelmem lazım, defalarca bunlara bakmam lazım. Molekül Mucizeleri burada elimin altında; Allah Sevgisi, Allah’ı Munis Sanatından hemen bunu derken şunu söyleyeceğim Hocam, kutup ayısı dikkatim çekti. Kutup ayısının, aslanların, kaplanların gece görüşleri bunlarla alakalı çok güzel tespitler var. Zaten var olan şeyleri, Allah’ın ilmini insanlara sunmak diyelim eğer tabir-i caiz ise. Bu da gene aklın insanı hedefe menzile götürmesi ile alakalı bir şey. Hocam, Mevla’nın her yaradılışa yüklediği bir takım programlar var, örnekle dostlarımızla verebileceğiniz ilk akla gelen örneklerden varsa.
ADNAN OKTAR: İlk aklıma gelen örneklerden şeytandan Allah’a sığınırım: “Rabbin balarısına vahyetti” diyor. Çiçeklere gitmesini, onlardan bir şeyler almasını yani nimet toplamasını Allah ona vahyettiğini söylüyor. Ve bunu, bu konuyu anlatırken tabi balarısındaki muhteşem sanatına dikkat çekmiş oluyor Cenab-ı Allah. Biz balarısına incelerken bakıyoruz kovanın ağzında iki tane balarısı mutlaka nöbetçi olarak tutuluyor. İki tane nöbetçi vardır. Her petek o altıgen petek olabilecek en mükemmel küçüklükte ve en mükemmel sağlamlıkta yapılıyor. Ve açıları da balın dökülmeyeceği gibi şöyle hafif bir eğimle yapılıyor. O hayvan onu çok mükemmel böyle plakalara düzelttikten sonra tam doldurduktan sonra ağzını kapatıyor birer birer. Ve iki taraftan örmeye başlıyorlar, karşılıklı geliyor geliyor, geliyor o altıgenler tam ağız ağıza çakışıyorlar. Yani aklın insanın anlayabileceği bir şey değil bu. O balı nasıl meydana getiriyorsun, onun içini nasıl dolduruyorsun çaka çaka, o altıgeni nasıl o kadar düzgün yapıyorsun ve onları nasıl bal sızmayacak şekilde sağlam yapıyorsun, ağzını niye kapatırsın, bir de altından vücudun altından plakalar çıkıyor, balmumu plakaları sanki sunta fabrikası gibi. Cenab-ı Allah ona göre planlamış. Ona göre dizayn etmiş MaşaAllah. Arı sütü ayrı, zehir çıkaran yeri ayrı hayvanın mesela larvalar oluyor küçük yavrular oluyor larvalar, larvaları tek tek besliyor gidiyor onlara arı sütü veriyor. Bir bir kontrol ediyor, hem de defalarca.
MUHABİR: Mesela ana kraliçeler.
ADNAN OKTAR: Tabi, kraliçe arıya gösterilen ilgi, ihtimam çok ayrı. Mesela çiçeğin bol olduğu, yoğun olduğu yere gidip bir arı önceden tespit ediyor, sonra geliyor arkadaşlarının içine orada güneşe karşı yaptıkları özel bir dans var. Etrafında toplanıyor arkadaşları, bu bizim internet sitemize girenler görebilirler harunyahya.org’da ve harunyahya.net’de de görebilirler filimler var. Hayvan güneşe karşı dans ediyor. Özel bir duruş yapıyor. Ne kadar uzakta olduğunu ve yerini yani açısını tam koordinatlarını bildiriyor hayvanlara. Onlarda eliyle koymuş gibi gidip bulup onları alıyorlar. Bu konuda uzmanlar, araştırma yaparak yani laboratuar şartlarında araştırma yaparak bunu tespit etmişler. Bunun filmini yine bizim internet sitemizde görebilirler yani bilim adamlarının çalışmalarını. Arı anlat, anlat bitecek gibi değildir yani. Çok çok mübarek bir hayvandır.
MUHABİR: Hocam çok da ilginç bir mevzu var arılarla ilgili. Bilim adamları arılarla ilgili çalışma yaparken, bunların geçici bir süre koku alma duyularını bir sprey, bir ilaç herhangi bir şekilde yok ediyorlar arıların. Hatta onları rüzgardan muaf bir ortama koyuyorlar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar belli bir zamanı, belli bir saati, belli bir dakikası geldiğinde suni hiçbir engelleme arıların çiçeğe ulaşmasına engel olamıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yani çok metafizik hayvanlar. Böyle tarifi pek mümkün olan bir şey değil. Yani mesela kovanı içi ısınıyor, hep beraber kanat çırpmaya başlıyorlar. Kovan serinliyor. Balın bozulmaması için. Yani mesela topluca kovanı temizliyorlar kirlendiğinde. Yabancı böcek içeri sokmuyorlar. Sürekli kapıda nöbetçi tutmaları, nöbetleşe nöbet bekleniyor, Nizamiye kapısı gibi.
MUHABİR: Yani Mevlamın ilmi çok farklı bir şey. Evet, Bir de Hocam şu değil mi? Mahlukatı kendi ortamına göre dizayn etmiş Mevla, ona göre ayrı özellikler vermiş. Bu seferki de bizim küresel ısınma dediğimiz korkunun en önemli nedenlerinden insanların suni zararları mesela bu fok balıklarının katli, okyanusların dibindeki o okyanuslarla o oksijenin sirkülize olmaması, işte aysberglerin erimesi, bakıyorsun hepsi birbirine mutlaka bağlı şeyler, zincirleme giden bir şey. Hamd’dan, Şükür’den başka o ilime tevekkülden başka da insanın yapabileceği herhangi bir şey yok. Biz de bu konuda Hocam hakkınız helal edin, istifade ediyoruz sizlerden.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
MUHABİR: Gençler birkaç kişi bir araya gelse sigara içiyorlar. Biz bunu arttıralım, başka şeyler de yapıyorlar. Ben her gördüğüm yerde uyarıyorum ama çoğu zaman söz dinletemiyorum. Onlara ne söylesem etkili olur? Ziya Öztürk, Güzel örnek olmak bunlardan biri diyebilir miyiz Hocam?
ADNAN OKTAR: Sigara tabi çok tehlikeli. Akciğer kanserlerinin çok büyük bölümü sigaradan oluyor. Ve o körpecik ciğerler, o simsiyah dumanla perişan oluyor. Tabi çok toksit bir maddedir ve kanserojendir. Süper tehlikeli bir şey. Onun için gençlerin değil sigara içmek, bilakis böyle havadar, daha bol oksijenli yerleri aramaları lazım. Öyle kirli hava bulunan yerlerde bile bulunmamaları gerekir. Değil ki üstüne sigara yani, onu hiç akıl kabul edecek gibi değil.
MUHABİR: Yani toplumumuzda bu anlamda çok da büyük bir saygı yok. İnsanlar birçoğumuz işlerimizden, güçlerimizden dolayı pasif içiciler oluyoruz sigara anlamında. Ama hakikaten gençliğin üzerinde belli bir şey var. Belli bir şey derken, gençleri hedef almış, gençleri böyle ekonomik anlamda bağımlı yapıp, kullanacak, sektörel duruma gelmiş de gayrimeşru faaliyetler var. Sanırım kurtuluş belli, çıkış yolu belli.
ADNAN OKTAR: Tabi ki Kuran ahlakına insan sarılırsa, samimi olursa, Allah’a sığınırsa daima ferahlık, bereket ve bolluk olur dünyada da ahirette de çok rahat eder.
MUHABİR: İki cihanda da saadete erersen denen şey bu olsa gerek.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Cennette müminlerin sohbetinden ve orada yapacaklarından çok detaylı bahsediyorsunuz demiş. Kuran’ı Kerim cehennemde de böyle bir sosyal hayat var mı? diyor. Cehennem ehli nasıl olacak? İsmail Veziroğlu sormuş Düzce’den Hocam.
ADNAN OKTAR: Cehennem ehlinin sabahtan akşama kadar yaptıkları kavgadır. Yani birbirlerine oraya gelmesine cehenneme gelmesine birbirlerinin sebep olduğunu söyleyerek, sokaklarda çeteler oluşturacaklar; karanlık cehennem sokaklarında. Sürekli birbirlerini buldukları yerde dövüyorlar. O onu dövüyor, o onu dövüyor. O ona saldırıyor, o ona saldırıyor. Ölüm yoktur biliyorsunuz cehennemde, ama acı çok fazladır. Yani ızdırap çok fazladır. Buradan çıkmak istiyorlar. Tabi çıkış yok. Ama yani tek meşgaleleri birbirlerinin canını yakmaktır cehennem ehlinin.
MUHABİR: Kuran’ı Kerim’de Hz. Süleyman’a kuşlardan ve cinlerden orduların yardımcı olduğu bildiriliyor. Bu nasıl oluyor acaba demiş. Ayrıca Hz. Mehdi’ye de cinler de hayvanlar da yardımcı olacak mı? diyor Yunus Hızlıoğlu bunu soruyor. Hocam, Hz. Süleyman (a.s.) ile ilgili hemen bir şey geldi aklıma. Ulaşımın için hemen havayı kullanınız diye bir Ayet-i kerime var eğer yanlış bilmiyorsam. Hz. Süleyman (a.s.)’da bulutlarla beraber yolculuk yaptı. Bir de zaman mekan kavramı değiştirebilmesi işte Yemen kraliçesi Belkıs’ı tahtıyla karşısına getirebilmesi gibi birbirine bağlayıp bunları Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Orada tabi televizyona çok açık işaret var. Televizyona yönelik bir anlatım var gibi görünüyor. Belki televizyonun çok daha basit, daha kolay yöntemini uyguladılar. Fakat tahtın gelmesi tabi, bir ışınlama gibi yani. İnsanların ileride düşündüğü maddenin ışınlanması gibi bir şey gibi görülüyor. Ama tabi bunun sırrını tam bilemiyoruz. Fakat havayoluyla ulaşım olduğu anlaşılıyor. Zaten rüzgarı onun emrine vermiştik diyor Cenabı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Muhtemelen planör tarzı, uçak tarzı bir şey yapılmış o dönemde ve onunla kısa sürede o bölgede gidip gelmeler olmuş. Kuran bunu anlatıyor. Zaten Mısırlılara ait resimlere baktığımızda, o kabartmalarda açıkça görülüyor. Planör tarzı, helikopter tarzı resimler var. Ama net gene bizim internet sitelerimize girenler görebilirler. Zaten planör tarzı şeyler çok bilinen bir şey, muhtemelen öyle bir hava aracıyla gezinti yapmış Hz. Süleyman. O anlaşılıyor. Bir de televizyon benzeri bir şey yapılmış gibi görünüyor, bir sistem yapılmış gibi görünüyor. Muhtemelen bu var. Bir de maddenin bir yerden bir yere nakli yani ışınlanmaya ait bir ilim, ama bunu nasıl yaptıkları ne olduğu şu an bilinmiyor. Kuran buna sadece işaret ediyor. Ama ilk işaret ettiği şey maddenin görüntü olarak nakli, bu şu an yapılıyor televizyonla yapılıyor. Ama cisim olarak naklinin de mümkün olduğunu Kuran işaret ediyor. Yani zaman gelecek, madde ışınlanarak da bir yerden bir yere götürülebilecek. Bu buna işaret etmiş oluyor.
MUHABİR: Bir de kuşlarla konuşması Hz. Süleyman’ın buradaki sorulardan biri, gene sohbetin başında olduğu gibi cinlerden ordular soru tabi bu yönde.
ADNAN OKTAR: Ama benim anladığım cinler çünkü çok zeki varlıklar, çok yamandırlar. Onların olağanüstü varlıkların Hz. Süleyman istifade ederek bu teknolojiyi geliştirmiş olabilir. Yani insanların hiç bilmediği maddenin bazı teknik özellikleri var benim anladığım. Cinler bunu Hz. Süleyman’a öğretmişler, Hz. Süleyman da bunu uygulatmış. Mesela çok kolay bir televizyon yöntemi uygulandığı anlaşılıyor. Maddenin de bir yerden bir yere naklini uygun hale getiren bir sistemi bildiği anlaşılıyor. Ama bütün bu ilimleri cinlerden almış olması ihtimali var Hz. Süleyman’ın. Çünkü cinlerle çok yoğun bir bağlantı halinde. Kuşların da dilini biliyor. Ama kuşlara derken genellikle cinler kuşların içine girer ve kuşu yönlendirir. Yani dolayısıyla Hz. Süleyman’ın da böyle bir yöntem uygulamış olması ihtimali var. Çünkü cinler, akreplere de, böceklere de, kuşlara da vücutlarına girerler. Yani onu kontrolü altına alırlar. Mesela Hüd Hüd var. Hüd Hüd ile konuşuyor. Muhtemelen o da bir cin olabilir Hüd Hüd. Çünkü ona tevhid’den bahsediyor. Yani oradaki, hayvan zaten Allah’ın birliğini kabul etmekle mükellef değildir. Burada onun muhtemelen bir cin olduğu anlaşılıyor. Yani buradaki anlatımdan Hüd Hüd’ün. Yani muhtemelen kuşun vücuduna girmiş bir cin olabilir. Yani o şekilde de olabilir. Ama cinlerden çok ciddi istifade ettiği çok açık Hz. Süleyman’ın, Ahir Zamanda da Mehdi çok istifade edecektir cinlerden.
MUHABİR: Evet, gayet güzel gidiyor Hocam. Selamün aleykum demiş ve Aleyna aleykümselam. Gerçek Tevrat ve gerçek İncil fiziksel olarak bir mekanda mı bulunacak yoksa Hz. Musa’nın kutsal sandığı olan Tabut-u Sekine’nin içinden mi çıkarılacak bu da Ahir Zaman alameti mi olacak demiş. Hayırlı akşamlar diliyor Mehmet Benli.
ADNAN OKTAR: Teberiye gölünün zeminine gömüldüğü de iddia ediliyor, bu altından olan tabut Tabut-u Sekine. Yani kutsal emanetlerin bulunduğu sandığın Teberiye gölünün zemininde gömülü olduğu iddia ediliyor. Bir de Hatay’da bir mağarada da olduğu söyleniyor. Mehdi zamanında bulunacaktır bu. Belki hakikaten Hatay’da ayrı bulunacak. Ayrıca Teberiye gölünde de ayrı bulunacak olabilir. Ama kutsal emanetler bulunacaktır Ahir Zamanda inşaAllah.
MUHABİR: Bir de keşif girecek işin içine keşif filmi. Aslında bunları derken Hocam aklıma hemen şu geldi. İznik konferansı geldi. Kuran’ı Kerimin hepsini tamamlayan kitap olduğu anlamında bir işaret verme yani onu tebliğ etme anlamında söylemeye çalışıyorum. İznik konferansında rakam hatırlamıyorum, 130’lu bir rakam geliyor aklıma. Ama en son 4’e kadar indiğini biliyoruz İncilin. Ama bu 4’ün içinde olmayan İngiltere’de bilirsiniz bir müzeden kaçırılan mikro filmlerle Pakistan tarafına kaçırılan Barnabas İncil’i biraz daha gerçeğe yakın olan İncil’den alıntıların olduğu böyle sağlam kaynakların olduğu sabit. Burada da Peygamber efendimizle alakalı çok net işaretler var. Çok böyle belirgin söylemler var. Barnabas İncil’i neden itibar görmedi acaba Hıristiyan aleminde ya da niye özellikle bunun peşine düşüldü? Çok da insan bu anlamda katledildi diye biliyoruz.
ADNAN OKTAR: Tabi ki, Tevhid inancını savunan, Allah’ın birliğini savunan İncil’lerin hepsini tabi toplattılar. Teslis’i savunan İnciller, Hz. İsa’yı ilah kabul eden İncilleri bıraktılar. Yoksa diğerleri tabi Kuran’a yakın olan İncillerdi, Kuran’ın üslubuna yakın olan İncillerdi. Ama bu İncil’i gerçeği bulunacak Ahir Zamanda. Hatta Güneydoğuda öyle bir İncil bulundu bir ara. Şu an bir yerde saklanıyor o. Bir kısmı saklanıyor. Bunu biliyorum. Yani duymuştum daha önce. Bu da gerçek bir İncil’dir. Yani dünyada olay çıkmaması için saklandı. Ayrıca Vatikan’da saklanan İncil’ler var, gerçek İnciller. Yani o devirde yazılmış İnciller. Ama bunlardan çok çok daha eski tam İncil yani gerçek İncil Ahir Zamanda bulunacak.
MUHABİR: Hocam, bu bir anlamda şunu da getiriyor değil mi, kamuoyunun insanların gözü önüne sanki birileri ya da bir güçler ya da çok bilindiği çok söylendiği gibi Siyonistler ya da Masonlar ya da buna benzer şer güçler bir şeyleri kamufle etmeye çalışıyor ya da kendi icraatlarını, kendi çıkarlarını öne çıkarmaya çalışmaya çalışıyor diyebilir miyiz buna?
ADNAN OKTAR: Tabi, mesela çok güzel Hıristiyanlık dinini çok acayip bir şekle soktular. Üç ilah fikrini soktular ve karmakarışık hale getirdiler Hıristiyanlığı. Mesela Musevilikte hak dindi, oradan da ahiret inancını çıkardılar. Çok az ahiret inancına dair yani yaklaşık 10 tane izah kalmış onun dışında hepsini çıkarmışlar. Ki açık aleni vardı izahlar. Bu kapalı olan yahut dolaylı olan izahlar kalmış. Yani büyük bölümünü çıkarmışlar. Bu da dünyaya olan aşırı bağlılıklardan, o zaman da vardı ateist Siyonistler. Tevrat onlara hep fahişe diye hitap eder Tevrat’ta. Fahişelik yaptınız siz, ahlaksızlık yaptınız, işte Allah’ın hükümlerini değiştirdiniz şeklinde izah eder yani. Ve Allah’ın onlara çok büyük belalar vereceği, çömleklik kabı gibi onları kıracağı, perişan edeceği gibi izahlar Tevrat’’ta geçer, izah eder.
MUHABİR: Sayın Hocam, etrafımızda misyonerlik faaliyetleri yapılmakta ve bunlara kızmaktayız ama düşününce de misyonerler de kendi tebliği faaliyetlerini yapmaktalar bu türlü insanlara karşı ne gibi tavır takınmalıyız? Alican Manas, Çanakkale’den soruyor.
ADNAN OKTAR: Asıl konu, Masonların yaptığı Darwinist propagandadır yani Hıristiyanların İncil dağıtmasının meydana getireceği zararla Darwinistlerin yaptığı propaganda eğer karşılaştırılırsa Darwinstlerin ki katrilyon misli daha etkileyicidir, daha terstir, daha yanlıştır. Nihayet bunlar Ehl-i Kitap’tır. Yani tamam teslis inançları yanlıştır ama İncil’in birçok yeri doğrudur gayet güzel izahlar var. Allah’ın varlığından bahsediyorlar, diğer peygamberlerden bahsediyorlar, Allah sevgisinden, Allah korkusundan bahsediyorlar. İncil’i alan yanına Kuran’ı da alır. İncil’in yanlış yerlerini tespit eder doğru yerlerini de tespit eder okur yani.
MUHABİR: Gene Kuran’dan istifade var. Hocam
ADNAN OKTAR: Tabi
MUHABİR: Ama şey var biz Hıristiyan alemiyle ilgili biz yani zail olan bir inanıştan söz ediyoruz. İslam’ın hepsini tamamlayıcı unsuru olduğunu bilerek de
ADNAN OKTAR: Tabi
MUHABİR: soru biraz abesle iştigal edecek. Hıristiyan aleminin Resulü Ekrem efendimizi tanımaması söz konusu. Peki Hocam onların, bunların Allah indindeki ya da biz bilemeyiz Allahualem ama, ahirette diyelim, hükümleri nasıl olacak Hocam; tam bir mümin diyebilecek miyiz bunlara? Bu da pek söz konusu olmayacak gibi geliyor bana ama.
ADNAN OKTAR: “Allah katında din İslam’dır” diyor Allah Kuran’da. Ama Allah onlara yine bir nimet olarak varlıklarının nedeni zaten yine Müslüman olmalarıdır. Müslümanca yaşamalarıdır. Allah onlara nimet olarak Hz. İsa’yı yeniden gönderecek, işte bu felaketten onları kurtarmak için. Bu beladan kurtarmak için, ki yaşlıları bile görecekler Hz. İsa’yı. Yakın Hz. İsa’nın inişi. Hz. İsa indiğinde, “Hüsnü hatimesi için” diyor Said Nursi Hazretleri; yani bu büyük dinin Hüsnü Hatimesi için güzel sonucu için böyle bir imkan sağlayacak. Onlar Hz. İsa’ya ihanet ettiklerini düşünüyorlar, yani, eğer Kuran’a uyarlarsa yani Hz. İsa’nın onları kınayacağını düşünüyorlar. Halbuki Hz. İsa geldiğinde zaten Müslüman olacak. Ve onların hepsini İslam’a davet edecek, onlarında vicdanen rahat etmelerini sağlayacak bu.
MUHABİR: Hatta ilk sohbetlerimizde Hocam şöyle bir şeyden söz etmiştiniz. Hz. İsa’nın Rabbül Aleminden dileği vardı: “Ya Rabbi, beni (s.a.v.) ümmet eyle” bir anlamda bu dilek yerine gelecek.
ADNAN OKTAR: Evet, evet. O dilek olacak. Allah o duasını kabul etti, Peygamber efendimize ümmet olmasını nasip etti. Ve ahir zamanda geldiğinde ümmeti olarak gereken çalışmaları yapacak inşaAllah.
MUHABİR: Evet, Hocam okuduğum bir hadiste “Mehdi zamanında bundan sonra Babil’de büyük bir katliam olacak, daha sonra Nusaybin çevresinde çarpışmalar olacak” denmektedir. Bu hadise, Nusaybin’den bahsetmektedir. Bu savaş Irak’ın ABD’de, ABD tarafından işgaline işaret ediyor olabilir mi? Ama Nusaybin’de var, Nusaybin biraz güney. Sayın Hocam, hadislerle bu bahsi geçen Süfyani kimdir? diyor bir de.
ADNAN OKTAR: Nusaybin, işte orada Abdullah Öcalan’ın takımı, yani katliamları halen devam ediyor o bölgede, güney doğu bölgesi. Ona işaret etmiş oluyor. Irak’a işaret etmiş oluyor. Süfyan’da çok detaylı anlatılmıştır. Hafız Esad, zamanında Suriye’de çok büyük kan akıtmıştır, çok büyük kitle katliamları yapmıştır. Zaten Şam’dan çıkacağı belirtiliyor Süfyanın da. O da orada büyük katliamlar yaparak Müslümanlara zulmederek, Süfyan’lık vasfını almıştır.
MUHABİR: Evet Hocam, İbnü’l Arabi “Kıyamet yaklaşıp Mehdi zuhur edince diyor Hızır ona şahitlik edeceğini ileri sürmüştür diyor. Sayın Hocam Hz. Hızır, Mehdi’ye yardımcı olacak mıdır demiş, Ali Binboğa, bunu da Düzce’den soruyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabi ki, Türk İslam Birliği oluşacağı için Mehdi’ye o konuda yardımcı olacak Hızır. Hızır’ın zaten görevi odur. Devlet kuruluşlarında, devlet yıkılışlarında görev alır Hızır.
MUHABİR: Biz gündelik yaşamımızda Hocam hep deriz ya büyüklerin bir öğüdü vardır bize: “Hani kapınıza geleni kovmayın, karşınıza her geleni her bir şey isteyeni talep edeni Hızır bilin. Ona göre yaklaşın” derler. Şu zamanımızda Hocam bilemeyiz ama Hızır (a.s.) şu zamanda vardır şu zamanda yoktur gibi bir kavram söz konusu mu Hocam?
ADNAN OKTAR: Her zaman vardır Hızır, her zaman vardır. Sadece kıyametten önce çekilecektir. Yani, görevi bitecektir.
MUHABİR: Görevi bittiğinde çekilecek ama şu anda her an birimizin karşısına çıkabilir.
ADNAN OKTAR: Tabi, Hz. İsa ile buluşacak, Hz. Mehdi ile buluşacak. Mesela Said Nursi ile görüşmüştür Hızır. Tabi. İmam Rabbaniyle görüşmüştür, Abdülkadir Geylaniyle görüşmüştür ama yekaza halinde görüşüyor. Böyle insan ruh halini alır, yani madde olmaktan çıkar ruh halini alır ondan sonra görüşür.
MUHABİR: Hocam izniniz olur mu bilemiyorum da bu Arap beldelerinin birinde, işte bir caminin imam hatibi kendinden o kadar emindir ki, dört başı mamur bir Mümin. Bütün ibadetleri namaz, niyaz her şey yerinde, cemaatin de çok sevdiği bir isim. Bir gün cemaatin içinde bir simayı görür ve tanır. Tanıdığında da hemen bir kenarda yakalar, tanıdım sen Hızır (a.s.)’sın. Evet benim, nedir dileğin? Ben ahirette yerimi öğrenmek istiyorum, hani neyin nesi? Ben sana sonra söylerim diyor tabi bir rivayete göre. Benim acizane bundan almak istediğim bir mesaj var da. Belli bir zaman sonra Hızır (a.s.) bu imam efendiye bir daha görünüyor. ‘Sen ne düşünüyorsun’ diyor. O ilk görüştüğünde de caminin arka duvarında ayyaş biri, ‘bana da bak bana da bak’ diyor, şahit oluyor konuşmalarına, bana da bak. Tekrar buluştuklarında imam efendiye Hızır (a.s.) soruyor, ‘Sen ne düşünürsün’; ‘Ben diyor her şeyi yaparım’. Konuyu getireceğim yer de nefis. Ben diyor her şeyi yapıyorum, yapmadım bir şey yok, namazımı kılıyorum, zekatımı da veriyorum, işte teveccühüme de kalkıyorum, işte hacca da gidip geliyorum, umrelerimi yani ben diyor olsam olsam cennetlik olurum diyor. İşte sarhoşa soruyor, ‘Sen ne diyorsun’ diyor. ‘Cennette hak cehennem de hak, ben ne diyeceğim’ diyor şişesine asılıyor. Orada derler ki, yer makam anında değişiyor. Nefsin Hocam, nefse geleceğim; insanları Abidlik’ten alıp, nefsi mutmain’den nefsi emmare’nin de altına düşebildiği bir
ADNAN OKTAR: Bir ortamdayız.
MUHABİR: Pamuktan, evet ortam da öyle; Pamuk ipliği gibi bir durumda esas dediğiniz bir Müminin yıkılmaz kalesi, içindeki kalesi dediğiniz unsur nedir Hocam?
ADNAN OKTAR: İşte, candan, aşkla Allah’a bağlanması, aşkla sevmesi, deli aşık olması, derin bir tutkuyla Allah’ı sevmesi ve derin bir samimiyetle, güzel bir imanla, güzel bir vicdanla, Kuran ahlakıyla yaşaması.
MUHABİR: Başka, en güzeli de bu Hocam gayet net. Hocam sizi hayranlıkla ve zevkle izliyoruz. Sorum şu: “Biz Müslümanlar günlük hayatımızda aile içinde, ticari hayatımızda tüm sosyal hayatımızda hiçbir zaman Allah’ı unutmamak için, hep ahireti akılda tutmak için ne yapmalıyız, bize ne tavsiye edersiniz? Nuri Erdemli bunu sormuş.
ADNAN OKTAR: İşte sabah kalktığında bakacak, beyninin içinde mercimek kadar yerde koskoca bir alem yaratıyor Allah, ne kadar büyük mucize. Televizyonlar görüyor, radyolar görüyor, sinemalar görüyor, insanlar görüyor, çocuklar görüyor. Mercimek kadar yerde bir mucize meydana geliyor, harikalar ülkesi gibi. Yani, sanki insan cennetteki gibi, her yer harika. Böyle bir durumda insanın Allah’tan başka düşünecek durumu olur mu? Mercimeğin içinde yaşayan bir insanı düşünün, bütün alemi onun içinde görüyor.
MUHABİR: Bunun için insanlar şimdi buna benzer çok daha basit konularda kampanyalar yapıyor. Yok işte şuna üye olun şu filmleri izlersiniz burada, şundan alın deceiver’lar filan satılıyor. Bilmem bazı paketler falan üretiliyor. Halbuki Mevla vermiş dediğiniz gibi mercimek kadarcık şeyden alemleri seyrediyorsunuz neredeyse.
ADNAN OKTAR: Tabi ki alem içinde alem var insanın içerisinde maşaAllah.
MUHABİR: Muhterem Hocam, Kuran-ı Kerim’de Münafıklardan bahsediliyor ve onların en aşağı canlılardan olduğu bildiriliyor.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Çok güzel bu Hocam, hakikaten de. Unuttuğumuz, böyle üstüne basılması gereken bir konu gibi. İnsan neden münafıklık yapar, hangi ruh halinde bu insanlar, tanıyabilmek için ne yapmak lazım bu tür insanları diyor, Kadir Bayındır sormuş Hocam bu soruyu da.
ADNAN OKTAR: Evet, Münafık, Kuran’da insanlığın olabilecek en aşağılık mahluku olarak belirtilir münafık. Yani, insanlık içinde olabilecek. kafirden, mesela Firavun’dan daha aşağıdır. Nemrut’tan, Firavun’dan daha aşağıdır münafık. Çünkü Firavun açıkça söylüyor kafir olduğunu, ,münafık gizliyor. Yani, çok daha alçak, dünyanın en şerefsiz insanıdır.
MUHABİR: Hem öyle oluyor, hem öyle.
ADNAN OKTAR: Tabi, çok kahpedir münafık. Onun için cehennemin en aşağı noktasında en şiddetli azap münafıklara yapılacaktır. Peygamber efendimiz (s.a.v.) zamanında da vardı münafıklar. Mesela, Peygamber efendimizin meclisinden çıkıyor birisi, çıkarken o da onu siper alıyor. Yani, görünmemek için. Alçaklığa bakın, haysiyetsizliğe bakın. Yani Peygamber sanki onu görmeyecek. Halbuki vahiyle hareket eden muhterem bir insan ve üstelikte bir sürü sahabesi var orada. O ondan gizli kalacak bir şey mi? yani, münafık ahmaklığı, münafıklar genellikle de ahmaktırlar; akılları da çalışmaz. Kendilerini çok akıllı zanneder onlar.
MUHABİR: Ashab-ı Kiram döneminde bir mescid…
ADNAN OKTAR: Tabi tabi, Dırar mescidini kurdular, Dırar mescidini. Ayrı bir mescit kurdular. Bir de haysiyetsizler, şerefsizler Peygamberi de davet ediyorlar. Gelin ya Resulullah burada namaz kılın diye. Halbuki Peygamber efendimizin zaten mescidi var, hazır mescidi var. Vahiy indiriyor Allah, hiçbir zaman orada durma, namazı durma diyor. Münafıklar tehlikeli bir oyun oynuyorlar, Müslümanları bölmek için. Yani, münafıklar daima böyle teşkilatlanırlar. Ayrı bir grup oluştururlar. Müslümanlara karşı kahpelik yapmak için bunu yaparlar. Hiçbir şekilde de inanmazlar. Hatta Said Nursi Hazretleri de bu iddia edilen Ergenekon örgütü içinde bunu söylüyor. ‘Ceryan-ı Münafıkane’ diyor, ‘Münafık Cereyanı’ diyor. Yani, aynı zamanda kendilerini inançlı da gösterecekler diyor gerektiğinde diyor. Fakat Darwinist, materyalist, ateist ve din düşmanı oldukları halde kendilerini Müslüman gibi gösterecekler. Mehdi zamanında da münafıklar olacaktır. Hatta diyor, “Onlar kendilerinden ayrılanlara üzülmezler, katılanlara da sevinmezler” diyor. “Mehdi zamanında şehir üç defa sallanır diyor ve münafıkları dışarı atar şehir” diyor. Üç büyük Münafık ayrılması olacak diyor Mehdi cemaatinden. Demirin pasını atması gibi, yani, pislik olduklarını belirtiyor Allah; posa ve pislik olarak. Işıldayan demir kalacak, pis posası demirin pasını attığı gibi atacak onları diyor. Medine, münafıkları dışarı atacak diyor. Mehdi devrinde oluyor, Peygamberimiz zamanında oluyor, her dönemde olmuştur. Hz. Musa zamanında vardı biliyorsunuz; Samiri, o devrin münafığı. Müslümanlar içinde kendini gizlemiştir, sonra açığı çıkartmıştır. Müslümanları altından buzağı yaptırtıp onlara taptırmaya yöneltmiştir. Hz. Musa sonra onun yaptığı buzağıyı yaktı, parçaladı, denize attı. MaşaAllah, o çok celalli birisiydi Hz. Musa ve Allah’a sevgisi çok şiddetliydi. Hatta kardeşinin de saçından ve sakalından tutmuş, “Ey anamın oğlu diyor; şeytandan Allah’a sığınırım: saçımı sakalımdan tutma” diyor. Ona bırakmasını söylüyor. Anne şefkatinden bağlantı kuruyor ki Harun, merhamet etsin bir şey yapmasın gibisinden. Annesini öyle deyince tabi hemen bırakıyor. Allah’ın peygamberi olduğu için şefkatli. Ama o hiddeti Allah’a olan sevgisinden, Allah aşkından. Sonra da, “Sen bana ömür boyu bana dokunma diyeceksin” diyor Samiriye. Yani, onu tecrit ediyor ve gönderiyor. Yani, o şeyden, Müslümanlardan ayırıyor. Münafığın gitmesinde fayda vardır o yüzden. Müslümanlar, yani, “eğer kalsalardı” diyor Cenabı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım “Size zararları çok büyük olurdu” diyor. Onun için münafığın gitmesinde çok büyük fayda vardır. Peygamber efendimiz zamanında da Dırar mescidini açıp gitmeleri çok iyi olmuştur, Müslümanlar bir pislikten kurtulmuştur.
MUHABİR: Anladım, Hocam aklıma başka bir şeyi getirdi. Biz o dönemi yaşayan öğrenci kuşaklarıyız 80 öncesini. Bu dönemlerde, belli bir düşüncenin diyelim, belli bir ideolojinin, tabi ki hepsinin Darwinist olduğunu da söyleyebiliriz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bir camianın içinde biz 26 fraksiyona, 26 dala mensup olduklarını gördük. Yani, 26 tane şöyle diyelim, bir buğday düşünelim. Buğday ekmeği bellidir, standartları şekli şemali değişir ama ekmek ekmektir. Unu bellidir, içeriği bellidir ama onlar 26 tane dala, muhteviyata bölünmüşlerdi o dönemlerde. Hatta kendi aralarında birbirlerine sosyal faşist, sosyal emperyalist gibi söylemleri de vardı. İşte, salon sosyalistleri falan gibi ve birbirlerine girdikleri de olmuştur. Bir grubun, zıt grubun insanları gibi giriyorlardı. Neyse ki bu daha sonra belli bir yere geldi. Bir hedefti tabi bu insanların bölünmesi, parçalanması, gençliğin obıçak sırtı gibi bir tarafa kayması amacıyla. Daha sonra da Hocam şu oldu mu, bunu samimiyetimle, bütün samimiyetimle soruyorum ve cevapta arzu ediyorum. İslam’ın içine de sahte İslamlar, sahte böyle müçtehitler sokulup bu anlamda bir bölünme sağlanmaya, parçalama gibi bir düşünce gene, özellikle ben emperyalist güçler tarafından diyeyim, böyle bir sistem uygulanmış mıdır?
ADNAN OKTAR: Tevbe suresi, 47.ayeti okuyayım, buradan cevaplarını açık açık göreceğiz. “Sizinle birlikte çıksalardı –yani Müslümanlarla birlikte mücadeleye çıksalardı- size, kötülük ve zarardan başka bir şey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak –bakın dikkat edin- kötülük ve zarar vermeye kalkıyorlar, başka bir şey ilave etmez bunlar” diyor ve aranıza mutlaka fitne sokmak –işte bölünmek, ayrılmak, birbirine düşman olmak- fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi, –uğraşırlardı münafıklar- içinizde onlara haber taşıyanlar vardır. Yani, Müslümanlardan da onlara haber götüren insanlar vardır diyor. Allah zulmedenleri bilir. Bunu tabi Allah telin ediyor, o da bir münafıklıktır çünkü. Yani, münafıklık yaptıkları için onu belirtiyor. “İnsanlardan öyleleri vardır ki, biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik derler, -şeytandan Allah’a sığınırım- oysa inanmış değillerdir.” İşte münafıkların özelliği budur. “Sözde Allah’ı ve iman edenleri aldatırlar, oysa onlar yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır, Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı onlar için acı bir azap vardır” diyor Allah, Bakara suresi 8-10.
Tevbe suresi yine 81: “Allah elçisine muhalif olarak geri kalanlar, oturup kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla mücadele etmeyi çirkin görerek, bu sıcakta savaşa çıkmayın -mücadeleye çıkmayın- dediler. De ki: “Cehennem ateşini sıcaklığı daha şiddetlidir. Bir kavrayıp anlasalardı” diyor Cenabı Allah. Tevbe suresi 81
Bakın yine bir Münafık karakterini belirten bir sure daha, Tevbe suresi 42; “Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı –yani, hemen netice alınacak bir şey olsaydı, çıkarlara uygun, ticari yönden, maddi yönden çıkarlara uygun olsaydı diyor.- onlar mutlaka seni izlerlerdi. –Yani, peşinden gelirlerdi diyor- ama zorluk onlara uzak geldi. Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte mücadeleye çıkardık diye sana Allah adına yemin edecekler –bir de yemin ediyorlar- kendi nefislerini helake sürüklüyorlar diyor, Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor” diyor Allah Tevbe suresi 42’de.
Mesela Muhammed suresi 16: “Onlardan kimi gelip seni dinler, nitekim yanından çıkıp gittikleri zaman –Resulullahın yanından çıkıyorlar alçaklar- ilim verilenlere derler ki: “O biraz önce ne söyledi?” –alay etmeye çalışıyorlar ahmak kafalarıyla- İşte onlar; Allah, onların kalplerini mühürlemiştir ve onlar kendi heva, istek ve tutkularına uymuşlardır” diyor Muhammed suresi. “İşte orada iman edenler sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı. –imtihan ediliyor Müminler diyor- Hani münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar; “Allah ve Resulü bize boş bir aldanıştan başka bir şey vaat etmedi diyorlardı.” Tam münafık üslubu işte bu; bu Mehdi devrinde de olacaktır. Boş bir vaatten başka bir şey vaat etmedi diyecekler. Ama sonra İslam’ın inkişafını, gelişmesini görünce de tabi pişman olacaklar ayrı. “Onlardan bir grup hani şöyle demişti: “Ey Medine halkı artık sizin için burada kalacak yer yok şu halde dönün. –bak Müslümanların moralini bozmaya çalışıyorlar- onlardan bir toplulukta gerçekten evlerimiz açıktır diye Peygamberden izin istiyordu. Oysa onların evleri açık değildi, onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı” diyor. Yani, münafık karakterini Kuran çok uzun detaylı anlatmıştır.
MUHABİR: Hocam bir başka suale geçeceğiz de, açıkçası bilemiyorum burada ekran başındaki dostlarımızın dikkatini çekti mi çekmedi mi. Ben Hocam’a hakikaten şaşırdım yani, bilemiyorum burada arkadaşlarımız da var, şaşırdığım bir şey oldu. 80 öncesinin bazı davranış biçimlerinden söz etmeye çalıştım. Tabi daha sonra İslam içinde de İslam’ı parçalama adına da buna benzer çalışmalar yapıldığını daha anlatmaya başlamadan önce Hocam sorunun cevabını hazırladı. Ben burada biraz şaşırdım. Onun içinde bu şaşkınlığımı gidermek için de kısa bir reklam vereceğiz. O reklam’dan sonra gene beraberiz. Ama şunları bir daha hatırlatayım sevgili dostlar. ahirzamansohbetleri@hotmail.com veya HarunYahya.tv veya 3969 buradayız, kısa bir aradan sonra tekrar beraber olacağız.
MUHABİR: Devam ediyoruz sevgili dostlarımız, umuyoruz ki faydalı, ben kendi adıma söylüyorum, şeylerde söyleyebiliyordur; Hocam’ızdan o anlamda endişemiz şüphemiz yok. Gayet de güzel. Şimdi, aslında böyle gör denilen, sor denilen bir suali ben Hocama yönelteceğim, ama isterseniz öyle başlayalım. Hocam sizde destur veriyorsanız
ADNAN OKTAR: Estağfurullah buyurun.
MUHABİR: Ben hakikaten sizi tanıdıkça, size yakın oldukça, sadece şu açıdan baktıkça hiçbir taraftan bakmıyorum, şimdi bir beşer sıfatıyla baktığımda; bu insan diyorum, Allah razı olsun daima. İşte fosillere bakıyorum, kitaplara bakıyorum, sizin araştırmalarınıza bakıyorum. Sadece ülkede değil, ülkenin dışında da olan araştırmalara bunun içine işte sergiler giriyor. Gerek fosil sergileri gerek bilimsel araştırma; bu nasıl bir ekiple oluyor Hocam, nasıl bir dimağ, nasıl bir dinginlik. Bu kadar şey, bugün bakıyoruz, bugün gerçekten insanların sır olarak bildiği belki de haberdar dahi olmadığı; biz biliyoruz ki, inanışımız gereği veya çok az insanlar. Ben kendime pay çıkartmayayım bilmekle alakalı, Allah affetsin. İncil’in de, Tevrat’ın da, Zebur’un da insanlara indirildiği haliyle, İsa (a.s.) döneminde ahir zamanda, insanlara bakın, iman etmeniz gereken, uymanız gereken kitabın bu olduğu, Kuran-ı Kerim’in asla bozulmayacak bir şekilde, bunun muhafaza edileceğini inanışımız gereği. Ama biz öyle bir duruma düştük ki, dinimizden çok uzaklarda yaşıyoruz. Dinimizi, zaten bir soruda ona gelecek, onun üstüne affınıza sığınarak ben o konuda biraz cüretkar davranacağım Hocam.
ADNAN OKTAR: Estağfurullah buyurun.
MUHABİR: Bundan herkesin haberdar olması mümkün değil. Yani, bir yerde bir İncil var, bir yerde bir Tevrat var, bir yerde bir Zebur var. Tamam afaki olarak var ama siz yer mekan olarak bunu biliyorsunuz, bir de bunca çalışma, bunca emek Hocam bunu nasıl bir kadro ile yapıyorsunuz veya kendi başınıza nasıl yapıyorsunuz? Bunun maddi boyutları var, manevi boyutları var, tabi Allah esirgesin zeka boyutları var, gönül boyutları var. Şöyle bunu bir özetleyelim Hocam, hemen bir muhabbete girelim Hocam, hakikaten şaşkınım.
ADNAN OKTAR: Evet, her türlü bilgiyi Allah verir. Allah konuşturur, nutku veren Allah’tır” diyor Cenabı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. İnsan kendinden bir şey yapamaz. “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” diyor Allah. Allah dilediği için her şey oluyor, Allah yarattığı için her şey meydana geliyor. Onun için zaten bir şey mümkün değildir. Biz kadere uymuş Allah’ın tecellileriyiz. Allah ne diyorsa, ne söylüyorsa biz onu aktarıyoruz.
MUHABİR: Hocam bu Uğur Bey değil ki, Adnan Oktar Hocam ya da Ali, Ahmet, Mehmet değil ki, niye Adnan Oktar?
ADNAN OKTAR: Allah kime bunu nasip ederse o kulunda o ecelli eder. Ama asıl güç Allah’ındır. Yani, bunu istese Allah, taşta toprakta da tecelli ettirir. Ama insanda tecelli ettiriyor. Kaderde ben varmışım, bende tecelli etti.
MUHABİR: Çünkü baktığımız zaman, kitaplara baktığımız zaman ben mesela böyle bir demet alıp gidiyorum. Sağ olsun buradaki kardeşlerimiz de “Abi lüzumlu olan ne varsa alıp buyurun götürün, paylaşın edin diyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah.
MUHABİR: E şimdi ticari bir boyutu da yok, hakikaten söyleyeceğim şey, çünkü bilime çalışmalarınızda bilime, imanla, İslam’la delilleriyle ortaya sunma anlamında çok ben faydalı şeyler müşahede ettim, ediyorum da bunu kesinlikle söyleyebilirim. Şu kitabın ismine bakar mısınız? “Allah’ın Munis Sanatından” şimdi sadece böyle resmine baktığımızda dışarıdaki resme baktığımızda burada yaratılmış, programda da söz ettik; işte geyik var, ne bileyim kutup ayısı var, işte bir at var, ne bileyim kuş var, civciv var. Her şeyde Rabbül Alemini aramak, her şeyde O’na ulaşmak gayreti
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah.
MUHABİR: bizim de sanırım en önemli eksikliklerimizden biri bu. Hani biri karşımıza geçtiğinde bize şunu sorsa, mesela, Allah’ın senin ibadetine ne ihtiyacı var kardeşim, yani, Allah her şeyden münezzeh değil mi, niye ibadet etme durumundasın gibi şeyler sorduğunda. Bilim anlamında, ilim anlamında zayıflık olunca cevapta da tereddüt oluyor Hocam. Biz hepimiz yaşıyoruz, ben kendim acizane kendi nefsimle yaşıyorum. İşte soruda o Hocam. Diyor ki: “Bazı ortamlarda Kuran-ı Kerim’e dokunurken Allah’ın öğüdü, nasihati okunurken bizler böyle kendi aramızda sohbet ediyoruz, kendi aramızda konuşuyoruz ediyoruz. E şimdi Hocam bu farzı ayın değil mi? yani, farz değil mi bunu dinlemek, Selim Erpen sormuş, bir de lakabı soruyorlar Hocam, lakap takmak insanlara?
ADNAN OKTAR: Evet, şeytandan Allah’a sığınırım, bir kere lakap Kuran’ın açık ifadesiyle haramdır. “Birbirinize en olmadık akaplarla lakap takmayın” diyor
MUHABİR: Nam anlamında olsa Hocam?
ADNAN OKTAR: Yani, çirkin lakap, hoşlanmadığı lakaplar takmayın diyor.
MUHABİR: Çirkin lakap, evet
ADNAN OKTAR: Hoşlanmadığı, zaten ona bir gerekçe göstertmiş Kuran, hoşlanmadığı lakaplarla onlara hitap etmeyin diyor. Mümin buna dikkat edecek tabi. “Kuran okunurken de susun ve dinleyin” diyor Allah. Susun; hem susma farzdır hem de dinlemek farzdır. İkisini de mümin yerine getirecek.
MUHABİR: İki farz?
ADNAN OKTAR: Tabi
MUHABİR: Sadece dinlemek anlamında değil.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Cuma hutbelerinde falan da biz Hocam açıkçası hep sohbet ederiz aramızda, böyle konuşuruz. İşte pek hocaya kulak vermeyiz, hutbeyi dinlemek de aynı mı?
ADNAN OKTAR: Hutbede eğer Kuran ayeti okunuyorsa farz olur.
MUHABİR: Ama hutbe de farz Hocam onun için.
ADNAN OKTAR: Hutbeyi zaten dinleyecek Cuma namazı zaten ibadettir o baştan sona kadar. Ama herhangi bir yerde Cuma namazından sonra bir sohbet konuşması varsa, yani insanlar bazen kendi aralarında konuşuyorlar, bu haram olmaz ama yakışık almaz. Çünkü o konuşan insana karşı saygıya uygun olmaz. Ama hutbe zaten bir ibadettir, o baştan sona kadar dikkatlice dinlenecek.
MUHABİR: Hocam bir de şunu sormak istiyorum. Şimdi, şöyle, yani, bazen sor denilen şeyler oluyor hani bir de sorulamayan sorular söz konusu oluyor. İbadet, ya da şöyle diyeyim Hocam. Bizler Kuran-ı Kerim’i yüzünden okuyan insanlarız.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Yani anlamına şümul değiliz, yani olamıyoruz. Kuran-ı Kerim’i hem en azından mealen bilmiyoruz, Arapça ilmine vakıf değiliz, genel yapı olarak. Ya da Arap ülkeleri dışındaki İslam alemi, ama birine bir şey sorduğumuzda birine bir şey dediğimizde, “Ya git kardeşim ben Müftü müyüm kardeşim bana niye soruyorsun , ben imam mıyım böyle bir soru soruyon bana” falan diye. Ama halbuki hüküm de belli “Ya eyyühellezine amenü”. Şimdi Hocam hiç değilse bir mümin, bir Müslüman ibadet edecek kadar bilmesi gerekmiyor mu?
ADNAN OKTAR: Pek tabi ki, pek tabi ki
MUHABİR: Yani mesela, “Elhamdülillahi Rabbül alemin” iyi de kardeşim ne diyon sen? Yani ne dediğini bilmeden, yani, böyle bir soru geldi aklıma ister istemez.
ADNAN OKTAR: İnsanlar bunu rahatça öğrenebilirler tabi. Kuran, okunması kolay olan, anlaşılması kolay olan bir eserdir, bir kitaptır; Allah’ın indirdiği mükemmel bir kitaptır. Ama bilmediği de varsa zaten Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: “Bilenlerden sorunuz” diyor, bilenlerden sorunuz. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” diyor ayette. Tabi ki gidip bilenlere soracağız. Ama kısa ve özlü, hikmetle onlarda anlatırlar, bizde onu yerine getiririz.
MUHABİR: Ama en azından ibadet edecek kadarını bilmek farzı ayın değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabi tabi, ama bu zaten bilinir bir sorun olmaz genelde.
MUHABİR: Hocam işte oluyor, rastlıyoruz. Dedik ya İslam’ın içine fitne fesat sokmak isteyenler,
ADNAN OKTAR: Çok nadir
MUHABİR: Münafıklığın özelliklerinden olduğu için bu asırda da ‘Nefsi nefsi döneminde’ de beyin bulandırmak çok kolay gibi görünüyor.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah bundan sonra çok zor o. Yani, beyin bulandırma bundan sonra yapamazlar inşaAllah.
MUHABİR: İnşAllah Hocam. Sabır ile tahammül farklı kavramlardır demiş bir arkadaşı buradaki izleyicimize. Farklı kavramlardır demiş, sabır ve tahammül. Size soruyor Hocam yorumunuz nedir, nasıl bir farktır? Murat kardeşimiz sormuş, Kırşehir’den soruyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi biz, mesela ibadette, güzel ahlakta her şeyde sabırlı olacağız. Şimdi, insanlar sabır deyince hani ayağında acı olur yahut kemikleri sızlar buna sabreder, bir acıya sabretmek, tahammül eder gibi. Böyle değildir. Sabır, neşeli sevinçli bir bekleyiştir. “Bekleyedursunlar” diyor mesela Allah, Müslüman da bekler. Yani, güzel ahlakta sebat eder, ısrarla onda devam eder. Ama bu bir sevinçle ve neşeyle yapılır; böyle acıyla, ızdırapla hani, haşa bir bitseydi, bir kurtulsaydım gibi olmaz.
MUHABİR: Eyüp (a.s.)’ı örnek verecek olursak sabır mı tahammül mü?
ADNAN OKTAR: Evet, o işte o da sabrediyor. O’nda da Allah aşkının verdiği bir lezzet vardır, yani acıda da bir lezzet vardır bir güzellik vardır. Mesela, bakın diyor ki: “Buyurdu ki, onların yeryüzünün kenarlarında ara –Mehdi cemaati için- yeryüzünün kenarlarında ara, yani, onların yaşantıları sadedir, evleri sırtlarındadır –evleri yoktur, yani nerede akşam orada sabah. Allah rızası için şey yaparlar- Eğer hazır olsalar tanınmazlar, eğer kaybolsalar aranmazlar –değer vermiyor insanlar- hasta olsalar kimse onların ziyaretine gelmez –Peygamberimiz söylüyor bunu- eğer evlenmek isteseler, kimse onlara gelmez –riskli buldukları için, işte dine imana ağırlık verdikleri için evlenmezler diyor. Eğer ölseler kimse cenazelerine katılmaz.
MUHABİR: Eyvah eyvah
ADNAN OKTAR: “Onlar mallarını aralarında eşit olarak paylaşırlar ve birbirlerini kabirlerinde ziyaret ederler. Ayrı şehirlerde olsalar dahi istekleri hep aynıdır –hep Allah’ın rızası için gayret ederler diyor Mehdi cemaatinde- İşte bu bir sabırdır. Ama bunu zevkle, sevinçle yapıyorlar, bu bir tahammül değildir.
Mesela, diyor ki Mes'ûdî şöyle nakletmektedir: "Ali Bin Hazma, İbn-i Sirâc ve İbn-i Ebi Said, bir ara İmam Rıza'nın (a.s) huzuruna vardıklarında Ali Bin Hazma İmam'a şöyle arzetti: "Ey Resulullah'ın oğlu, biz, siz (Ehli Beyt imamların)dan şöyle nakletmişiz ki; Her İmam ölmeden önce mutlaka evladını görür. (Acaba bu doğru mudur?) İmam (a.s) cevabında şöyle buyurdu: "Şunu da hadise eklediniz mi –yani, Peygamberin sözüne şunu da eklediniz mi- "Kaim Mehdi hariç, onun çocuğu olmayacak” diyor, evlenmeyecek diyor. Bu da bir sabırdır. Evlenmek bir nimettir, mesela çoluğu çocuğu olması bir insanın nimettir. Ama işte bu sevinçli bir sabırdır, tahammül etmiş olmuyor.
Mesela diyor ki: “O Mehdi dünyaya gönül bağlamaz ve bunun için taş üstüne taş yığmaz”, mal hırsı insanlarda çok güçlü bir şeydir. Yani, evi olsun, arabası olsun, tarlaları olsun; di mi, oldukça da, daha da içi açılır. Ne kadar çok olursa o kadar hoşuna gider. Ama Mehdi’de hiç yok, hiç mal yok, işte bu da bir sabırdır. Yani, bu herkesin yapabileceği bir şey değildir, ama bu güzel bir sabır.
Mesela, İmam-ı Sadık buyurmuştur ki: “Allah’a and olsun ki- yemin ediyor- Mehdi’nin yemeği katıksızdır” ikinci bir rivayet, bu birinci ikinci bir rivayet: “Hz. Mehdi’nin Emril-ül mümin Hz. Ali (a.s.) gibi yemeği sadedir” Yani; sade, doğal, tabii yiyeceklerle besleniyor, bu da bir sabırdır. Mesela, insanın gönlü ister ki işte şöyle yağlı ballı falan bir şeyler yesin. Ama sadelikte, işte onda da bir hayır var; vücudu insanın hasta olmaz. Sağlıklı olur, mesela kolesterolü olmaz. Sabırda da bir sıhhat vardır.
MUHABİR: İsterseniz devam edelim Hocam buradan. Maddenin aslına ulaşmamız, yani sizin tabirinizle Hayal Vehim konusu bize ne kazandırır demiş. Hiçbir şeyin aslına ulaşamayacağımızın hikmeti nedir?
ADNAN OKTAR: Mercimeğin içinde yaşayan bir insan, ne kadar dünya hırsı olur? Yani, bir insanı küçültseler, mercimeğin içine soksalar, sen burada yaşayacaksın deseler. Paranda, pulunda, arabanda, sülalende hepsi bunun içinde, aşiretin hepsi bunun içinde deseler. Ne kadar hırsı olur?
MUHABİR: Yani şeye benziyor Hocam, şimdi ana rahmindeki bir çocuğa sorsalar, konuşma imkanı olsa: dünya diye bir yer var, sen ana rahminden çıkacaksın; işte bağlar, bahçeler, denizler, deryalar, arabalar işte yalılar işte aklına ne geliyorsa bin bir çeşit nimet. “Yok der herhalde, burası güzel. Ben burada kalayım, sıcacık suyun içinde, böyle ne güzel göbek bağından da besleniyorum” der gibi bir şey yani. Ondan başka bir şey dilemez gibi geliyor bana.
ADNAN OKTAR: Hırs yapamaz tabi, bu ilmi bu gerçeği kavrayan bir insanın Allah’a iman etmenin ve şiddetli iman etmenin dışında hiçbir yolu olmaz. Yani, çok derin ve çok şiddetli ikinci bir ihtimal sıfır olan çok keskin bir imanla iman eder, başkada bir yolu olmaz Müslüman’ın. Bu sırrı öğrenip göğsünü gere gere Allah’ı inkar edecek; yani çöker iki büklüm olur, etleri parçalanır yani olayın şiddetinden. Bunu fark edemedikleri için iman edemiyorlar. Yani, bu çok büyük bir gerçeği fark edemedikleri için. Ki, apaçık bir gerçektir, alenen bir gerçektir. Bir kısmı anlamazdan geliyor, bir kısmı da hakikaten anlayamıyor.
MUHABİR: Kimi de anlıyor ama Ebu Cehil gibi yapacak başka bir şeyi kalmıyor. Aklıma gene konu dışı ama Veysel Karani Hazretleri geldi, Allah sonunu yüce etsin.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Resulü Ekrem efendimizi görmeden, o herhalde tabiinlerin okulu mu Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, evet.
MUHABİR: Bilemiyorum niye geldi aklıma ama Hocam, maddenin aslını böyle bir kenara koyalım. Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bize ölümü çokça anmamızı öğütlemiştir. Ölümü düşünmek ne kazandırır, hikmeti nedir? Tuna Erdemoğlu. Ölüm rabıtasına da girebiliriz Hocam bununla beraber.
ADNAN OKTAR: Ölüm gibi insanı terbiye eden bir şey, pek karşılaşılmış değildir. Ölüm mükemmel bir terbiye vesilesidir. İnsanların ruhundaki azgınlığı, dünya hırsını, rekabet hırsını, saldırganlığı tamamen ortadan kaldıran, zavallılaştıran, gücünü kıran, aczini ona çok iyi hatırlatan büyük bir gerçektir. Ve hiçbir insanın kaçamayacağı büyük bir gerçektir. Büyük bir nimettir aynı zamanda, müminler için çok büyük bir nimettir. Çünkü Rabbine kavuşuyor, cennete kavuşuyor, sonsuz hayata kavuşuyor, bütün sevdikleriyle kucaklaşıyor, bütün Peygamberlerle kucaklaşıyor bu çok büyük bir nimettir tabi. İmam-ı Rabbaniler, Abdülkadir Geylaniler, Said Nursiler, onların da üstünde Hz. Muhammed (s.a.v.), Hz. Musa, İlyas, İshak, Yakup, İsmail hepsi orada. Hepsiyle kucaklaşacağız inşaAllah. Hepsiyle muhabbet edeceğiz ve dünyada onlar neler yapmışlar hepsine ayrı ayrı anlattıracağız. Onlarda bize soracaklar, siz ne yaptınız anlatın diyecekler, biz onlara anlatacağız. Böyle güzel bir ortam olacak inşaAllah.
MUHABİR: Onlarla karşılaşma umudu çok güzel.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Hocam, şimdi tasavvuf ehlinin yaptığı veya onlardan istenen, bir zorunluluk, bir emir değil tabi de; özellikle akşam namazından sonra yapılan rabıta, işte, ölümü düşünmek. Ölümü düşünüyorsunuz; sizin cenazeniz herkes bırakıyor gidiyor. O aslında tasavvufa has bir şey olmaması gerekiyor değil mi Hocam? Tasavvufun dışında da insanların biraz önce arz ettiğiniz gibi, düşünmeli ölümü; ölürse neler olabileceğini tasavvur etmesi lazım.
ADNAN OKTAR: Tabi
MUHABİR: Bu arada da Mekke üstlerinden gelen o nurani ışığın o yansımanın vesilelerle insana ulaştığını da müşahede edebilir, yaşayabilirsek.
ADNAN OKTAR: Tarikatlar güzel ahlak okullarıdır. Özellikle Nakşibendi ve Kadiri tarikatları çok mükemmel ahlak okullarıdır. Osmanlıyı Osmanlı yapan onlardır. Yani, terbiye okullarıyla Osmanlı’nın güzel ahlak kazanmasına vesile olmuşlardır. Avrupa’da Asya’da her yerde sevilmelerine vesile olmuşlardır. Asrımızda da yine çok güzel, hikmetli, derin, güzel faydaları oluyor, büyük hizmetleri oluyor, Allah onlardan razı olsun.
MUHABİR: Şeyle karıştırmamak lazım değil mi Hocam bunu; Tekke ve zaviyelerin kapatılmasını onu ayrı bir yere koyup tasavvufu farklı bir yerde değerlendirmek lazım.
ADNAN OKTAR: Tasavvufu tabi, o çığırından çıkmıştı, ona Atatürk gereken müdahaleyi yaptı. O Bedevi dervişlerle beraberdi, beraber resim çektirdi. Onlarda tasavvuf ehli, demek ki gerçek tasavvuf ehline Atatürk saygı duyuyordu, seviyordu, tabi.
MUHABİR: Zaten Amasya Genelgesi, Kongresi, işte Sivas, Erzurum zaten ilk ziyaret ettiği kişiler, dinin önde gelenleri, imamlar, müftüler hatırı sayılır kişiler.
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi
MUHABİR: İzleyicilerimizde bunu ayırırsa çok çok iyi olacak diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Evet dostlarımızın, bu akşam aslında çok sıra dışı şeyler oluyor. Biz herhalde burada çayımızı da içiyoruz. Umarım sizinde çayınız vardır sevgili dostlarımız. Biraz sorularınızdan kopuk gibi olsa da beni bağışlayın, benim cehaletime, açlığıma verin bunu. Biraz cüretkarım gibi geliyor bana, Hocam da o konuda çok görmezse.
ADNAN OKTAR: Estağfurullah, estağfurullah.
MUHABİR: Sayenizde ahir zaman konusunu, bilgilendik bu konuda diyorlar. Acaba Mehdi (a.s.), Kuran’daki Peygamberlerimiz gibi mucizeler göstertecek mi? Aykut Köse sormuş bu suali de.
ADNAN OKTAR: Mehdi harika bir insandır. Ama ona biz ancak keramet diyebiliriz. Yani, harika haller zuhur edecektir. Mesela, koskoca dünya çapındaki küfre meydan okuyacak ve hepsine diz çöktürecektir. Bu başlı başına büyük bir keramettir.
MUHABİR: Toplam 313 tane insanla.
ADNAN OKTAR: Tabi, çok büyük bir keramettir. Hz. İsa onu sırtından itip namaza geçirecektir ve böyle Ulül-Azm bir Peygamber
MUHABİR: Efendim Hocam anlayamadım orayı.
ADNAN OKTAR: Hz. İsa (a.s.), Hz. Mehdiyi sırtından itip onu namazda imamlığa geçirecek. Mesela, bu çok büyük bir keramettir.
MUHABİR: Hz. İsa (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.)’ın arkasında namaz mı kılacak Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, tabi ki, tabi ki
MUHABİR: Yani biri Peygamber biri Mehdi
ADNAN OKTAR: Tabi tabi, yani bu Mehdinin de makbuliyetine, değerinin büyüklüğüne de bir işaret aynı zamanda.
MUBAHİR: Devrin Kutbu mu denmiş?
ADNAN OKTAR: Gelmiş geçmiş en büyük velidir Mehdi. Yani, dünya tarihinde Hz. Adem’den kıyamete kadar gelmiş geçmiş en büyük velidir. Hatemül Veli deniyor, en büyük velidir. Onu vurgulamış oluyor Hz. İsa inşaAllah.
MUHABİR: Ömür ver Yarabbi diyeceğim ama ömür bellidir Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah göreceğiz. inşaAllah.
MUHABİR: Bilim kurgu filmlerinde izliyoruz bazen zaman içinde yolculuklar oluyor, acaba gerçek hayatta da böyle bir şey mümkün mü? Mümkün. Mümkün. Mümkün. Var, çok örnekleri var. Hocam söyleyecek şimdi. Evliyaların zaman içinde yolculuk yaptıkları doğru mu? Selahattin Ünaldı sormuş bunu. Gene cüretkarlık yaptık Hocam.
ADNAN OKTAR: Estağfurullah. Mesela, Hz. Hızır’la Hz. Musa’nın seyahati bir zaman içinde seyahattir zaten. Zamanda onu gezdiriyor.
MUHABİR: Miraç, miraç Hocam
ADNAN OKTAR: Tabi, O da öyle aynı şekilde, o da öyledir. Zaman içinde bir gezintidir. Peygamber efendimiz mesela, Mehdi’yi anlatıyor; zamanın dışına çıktığı için anlatıyor. Bütün detaylarıyla en ince detayına kadar, yani, başından ayaklarına kadar her yönden anlatıyor detaylı. Huyunu, suyunu, ahlakını, nerede doğacak, ne yapacak, nasıl faaliyet yapacak hepsini anlatmış. Ki hiçbir insan, ahir zamanda gelecek hiçbir kişi bu kadar detaylı anlatılmamıştır Mehdi kadar. Hem Tevrat’ta hem İncil’de hem Kuran’da Mehdi’ye işaretler vardır.
MUHABİR: O son imzayı atacak kimse de Mehdi (a.s.) olduğuna göre herhalde o kadar da olur.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Hocam, Miraç’tan söz etmişken Burak onu bir tariflemek mümkün mü acaba? Çünkü onu çeşitli şeyler söylüyorlar onunla ilgili, bir at gibi kanatlı bir at gibi ya da uzay aracı gibi çeşitli rivayetler var ama.
ADNAN OKTAR: Evet, onu biz zaten inşaAllah ahirette de göreceğiz. Bir araç, evet, insanı zamanın mekanın dışına çıkaran bir araç. Ona bindikten sonra zaman içerisinde onunla ilerleyebiliyor, mekanın dışına çıkabiliyor. Öyle bir araç inşaAllah, onu ancak biz ahirette görebileceğiz inşaAllah.
MUHABİR: Tabi bir de yolculuk var orada, anında Mekke’den Medine’den, Kudüs’e gitme olaylı.
ADNAN OKTAR: Tayyi Mekan, Tayyi Zaman denir, evet.
MUHABİR: Hıristiyanlık ve Musevilikte bir beklenen kurtarıcı kavramı var, diyor burada. Hatta Tevrat’a baktığımızda Mesih olarak anlatılan kişinin Mehdi ile aynı özelliklere sahip olduğunu görüyoruz. Peki Musevilerin Mesih diye bekledikleri kişiyle Müslümanların Mehdi sıfatıyla bekledikleri aynı şahıs olabilir mi? diyor.
ADNAN OKTAR: Aynı şahıs tabi; O, Musevileri de kurtaracak geldiğinde, onlara gerçek Tevrat’la hüküm verecek. Ama Tabutun bulunmasından sonra, Tabut-u Sekine’nin bulunmasından sonra, kutsal emanetlerin bulunmasından sonra, Tevrat’ın gerçeği bulunduktan sonra hepsi toptan iman edecekler; çok küçük bir bölüm dışında bütün Museviler iman edecekler inşaAllah. Ve Mehdiye tabii olacaklar.
MUHABİR: Peki orada kalanlar Hocam? O arada kalanlar Mehdi (a.s.) ile
ADNAN OKTAR: Hz. İsa zamanında hepsi iman edecek diyor Allah Kuran’da. Yani, “İman etmedik tek bir fert kalmayacak sana” diyor Hz. İsa’ya Allah. “Ehli kitaptan, ölümünden önce sana iman etmedik –şeytandan Allah’a sığınırım- hiçbir fert kalmayacak” diyor. “Sana iman edenleri kıyamete kadar küfredenlerin üstünde kılacağım” diyor Allah, kıyamete kadar. MaşaAllah.
MUHABİR: Elhamdülillah. Hesap günü nasıl olacak Hocam? Mesela, hesap gününde Resulü Ekrem efendimizi ya da diğer peygamberlerimizi ya da başka sevdiklerimizi görecek miyiz?
ADNAN OKTAR: Hepsini göreceğiz. En son hesap veren, en önce hesap verdiğini zannedecek ahirette, o kadar süratlidir.
MUHABİR: Hocam, ama bu yani şey dimi, ehli iman ervahı için söz konusu olan şeyler dimi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, ama herkes sorgulanıyor ahirette. Hatta Hz. İsa (a.s.)’da sorgulanacak; ‘Sen mi dedin diyor Cenabı Allah, onlara böyle beni, Allah’ı bırakın da böyle insanlara kulluk edin yahut bu teslis inancını sen mi onlara söyledin’ diyor. ‘Ya Rabbi, seni tenzih ederim diyor Hz. İsa, ben bir şey söylemişsem Sen bilmişsindir zaten’ diyor. İnşaAllah orada onun öyle bir şey söylemediğini, öyle bir şey söylemekten şiddetle kaçınacağını, tevhid inancını savunduğunu anlatıyor inşaAllah.
MUHABİR: Hocam çok basit görünmesine rağmen mesela, Şamanizm’de Tengri ya da Orta Asya kültürüne gidildiği zaman Tengri kavramı vardır, daha sonra bizim dilimizde Tanrı biçimine geldi ama; İslam’da da Kuran’ı Kerim’de de Rabbül Alemin 99 tane ismi var, ama halk arasında çok kullanılıyor Tanrı kelimesi. Bizlerde diyoruz ki ya 99 tane isimden birini kullanamadın da mı Tanrı kelimesini kullanıyorsun gibi bir serzenişimiz oluyor. Nedir nasıl davranmak lazım?
ADNAN OKTAR: Tabi ki Allah’ın ismi Allah’tır, yani direk Allah demek varken Tanrı’ya gerek yok tabi. Ama mesela, İngilizcede Allah demek var, Fransızcada var, Rusçada var. Yani, işin doğrusu bunların hepsi olur, bu şekilde insanlar hitap edebilir ama Kuran terbiyesine uygun olan, Allah’a kendi ismiyle hitap etmektir. Allah’ın ismi Allah’tır. İnşaAllah.
MUHABİR: EyvAllah. Hocamıza birkaç sorum olacaktı. Birkaç sorun bakalım. Programınız da yer verirseniz sevinirim. İlginize şimdiden teşekkür ediyorum demiş. ”Ben biliyorum ki şarap içmek günahtır, haramdır. Ama çevremizdekilere ben bunu hatırlattığımda şarabın faydalarının olduğunu, doktorların bile tavsiye ettiklerini söylüyorlar. Bu durumda ne yapmalıyım” demiş.
ADNAN OKTAR: Şarap ile üzüm suyu karşılaştırıldığında, şarabın içinde kalbe faydalı olan madde, üzüm suyunda da aynısıyla var. Yani eğer istifade etmek istiyorlarsa siyah üzüm suyunda şaraptan elde edilecek maddeden bol bol fazlasıyla var, şaraptan daha fazla var. Ama şarapta toksik madde yani zehirleyici madde oranı çok çok fazladır, yani yüzlerce toksik madde vardır. Yan ürünler, mesela bir patlıcan yemeği diyelim. Bu bozulduğunda, bazen ekşiyor, bozuluyor. Bir insan bunu yer mi? Yemez. Niye? Çünkü zarar verir, çünkü parçalanmadan molekül yapıları bozulduğu için, kimyasal yapısı bozulduğu için onun içindeki proteinler, şeker, şu bu nişasta hepsi yan ve zehirli maddelere dönüşüyor. İşte şarapta aynı özelliktedir. Yani tertemiz üzüm suyu çok faydalıyken içinde şeker varken, diğer maddeler varken, az miktarda da olsa protein varken, çok faydalı güzel maddeler varken, bunları bakteriler parçalar ve çok zararlı toksik maddelere dönüşür bunlar. Dolayısıyla bunu içen insan ciddi şekilde zehirlenir. Mesela, metil ve etil alkol oluşuyor ki bunlar doğrudan zehir kapsamında tıp kitaplarında geçer. Yani mesela, içki içende meydana gelen görme bozukluğu vücudun zehirlenmesinden kaynaklanan bir şeydir. Aynı şey mesela cıva zehirlenmesinde de olur. Yani içti sarhoş oldu diyorlar. Mesela az bir cıva alırsa bir insan, yani herhangi bir şekilde onun bir metal birleşeninin bazen aldığında aynı zehirlenme onda da olur. Gene görme bulanıklığı, konuşma bulanıklığı çift görme yani, dilinin dönmemesi, kas kontrolünün kaybolması yani ruhunda içinde her türlü sıkıntı ve rahatsızlık. Bu zehirlenme belirtileridir. O da seviniyor içip sarhoş olduğu için halbuki zehirlendiği için perişan oluyor ondan oluyor. Yani bütün gıda özelliğini kaybetmiş bir maddeyi yani zehire dönüşmüş bir maddeyi içmiş oluyor. Onun yerine be adam gidip tertemiz bir üzüm suyunu içsene, pekmez yesene değil mi sirke içsene, sirkeyi koy salataya iç, ye veyahut, pekmezi güzel ekmeğin üstüne sür ye. Ve kat kat fazlasıyla alırsın o faydalı olan üzüm çekirdeğinde bulunan o kalp için faydalı olan maddeyi kastediyor, onu biliyorum. Kat kat fazlasını alırsın, şarap ne alaka. Şarap tansiyonu yükseltir, kilo aldırır birçok insan içki içtiği için tansiyonu yükselip, ya beyin kanaması geçiriyorlar ya kalp enfarktüsü geçiriyorlar. Allah vermesin.
MUHABİR: Hocam, en kötüsü düşünce kanaması geçiriyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabi, içki içip her türlü suç aşağı yukarı büyük bölümü yani %80’i - %90’ı içkiliyken oluyor. Cinayetler, trafik kazaları, her türlü olay, her türlü rezalet, her türlü gayri ahlaki şey içkiliyken oluyor. Yani bunun övünülecek, savunulacak hiçbir yanı yok. Kuran bunu yasakladığına göre işte bundaki hikmetleri düşünmek lazım.
MUHABİR: O zaman dostumuza şöyle desek mi Hocam. Haramdan şifa olmaz.
ADNAN OKTAR: Pek tabi ki
MUHABİR: Haramdan şifa olmaz. Bir de içki kötülüklerin kesinlikle ve kesinlikle kötülüklerin anası. Bunu da söyleyelim. Evet dünyada İslam’ın önüne hep bir sıfat koyarak andırılmaya çalışılıyor. Radikal İslam, ılımlı İslam vs. sizce bu sıfatların nedeni nedir?
ADNAN OKTAR: İslam’ın radikali, ılımlısı olmaz. Bir tane İslam vardır. Peygamberimiz zamanında yaşanan, Sahabeler zamanında yaşanan İslam vardır ki, Mehdi devrinde de aynısı yaşanacaktır. Zaten ılımlıların ılımlısıdır İslam güzellerin güzelidir, şifaların şifasıdır. İslam’ın öyle radikali, ılımlısı olmaz. Onlar yakıştırmalar.
MUHABİR: Şey gibi yani, böyle lokantaya gittiğiniz zaman böyle az çorba, az pilav üstü, çok pilav üstü gibi az İslam, çok İslam gibi haşa.
ADNAN OKTAR: İslam’da öyle bir karmaşa yoktur. Öyle bir şey de yoktur. İslam kendi içinde son derece güzel, derli toplu, insanın ruhuna şifa olan, çok net, tertemiz bir dindir.
MUHABİR: Gayrimüslimin korkusu olsa gerek Hocam bu?
ADNAN OKTAR: Aslında kimse artık ona itibar etmiyor, yani Kuran nurunu bütün dünyaya yaymaya başladı. Mehdi’nin zuhuru kesin inşaAllah, Hz. İsa’nın nüzulü de kesin. Bunu hiç kimse durduramaz, bu bir kader inşaAllah.
MUHABİR: Rabbül Alemin zaten vaadi var. Ben nurumu tamamlarım diyor.
ADNAN OKTAR: Evet tabi, inşaAllah.
MUHABİR: Evet; kanalları dolaşırken programınız çok ilgimi çekti, böyle güzel bir ortamdan, böyle ilgi çekici bir konuyu ele aldığınız için teşekkür ederim. Ahir Zaman’da ortaya çıkacak olan Dabbettü’l Arz, biraz önce söz etmişti Hocam ama. Yecüc-Mecüc ve Deccal hakkında bilgi verilebilir mi? Hocamız, Deccal insanları aldatacağına göre aldanmamak için neler yapmalıyız? demiş Mersin’den Fuat Akçaoğlu sual sahibi Hocam.
ADNAN OKTAR: 18. 19. yüzyılın Deccalidir işte Darwin, Darwinizm. O fitneye karşı, insanları aldatmasına karşı ilim silahıyla, ilim kılıcıyla karşı koyacağız inşaAllah. Fosilleri insanlara göstererek, proteinlerin yapısını gösterterek, Darwin’in açmazlarını açık açık belirterek, çünkü Darwin’in kendisi söylüyor ‘ara fosil yoksa benim teorim de yok’ diyor. Ara fosil de yok, demek ki Darwin’in teorisi de yok. Mesela tabi, o bir kurt kafatası.
MUHABİR: Evet, 120 milyon muydu Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet evet
MUHABİR: Evet geçen programımızda bunu gösterdik değerli dostlarımız, şimdi konu gene döndü dolaştı aynı yere geldi. 120 milyon sene yaşamış, önce, o sene kadar önce yaşamış bir kurt kafası bu değerli dostlarımız, hiç değişmemiş. Yani resmine de baktığımız zaman bu kurtlardan dünyamızda hala var, özellikle bu Çin bölgesinde yaşayan kurtlardan bunda hiçbir değişiklik yok. Hemen bir tane bir şey göstereceğim, kaplumbağa di mi? Bak nasıl tanıdınız, evet bu da hiç değişmemiş; bu da 130 milyon yıl önce yaşamış.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bir kaplumbağa yani hiçbir değişim yok. Boyu, posu, ebadı, özellikleri her şeyi aynı şekilde duruyor. Hocamın da dediği gibi eğer bunlarda bir değişiklik olsaydı, hani kısa olsaydı, ne bileyim bir ayağı daha fazladan olsaydı, ya da bir eksikliği olsaydı bu örnekleri görmemiz mümkün değildi. Ya da bunun arasında bir şey varsa
ADNAN OKTAR: Getirip göstertsinler.
MUHABİR: Getirip göstersinler hakikatten.
ADNAN OKTAR: Alsınlar 10 trilyonu, alıp gitsinler evlerine.
MUHABİR: Di mi, di mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, ama yok.
MUHABİR: Mümkün değil, mümkün değil.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: İzmirliyim, Sayın Adnan Oktar’a şunu sorabilir misiniz? Kuran’da ebcet hesabı var mıdır diye? Daha önce de konu olmuştu Hocam bu,
ADNAN OKTAR: Evet var.
MUHABİR: Ama bu arada da şeyi unuttuk biz Hocam, suallerden biri de Dabbetü’l Arzdı; Dabbetü’l Arzla ilgili işte bu AIDS hastalığını söylediler, işte kanseri söylediler, daha değişik şeyler söylediler. Yok dediler daha farklı bir şey gelecek, biz internet aleminden söz eder gibi olduk, ama isterseniz Dabbetü’l Arzı bir kere daha hatırlatıp?
ADNAN OKTAR: Evet Dabbetü’l Arz, tabi ki Dabbetü’l Arzın işaret ettiği birçok olay olabilir. Yani HIV virüsü de olabilir, efendim kanserde olabilir. Yani tabiî ki bunlara işaret edebilir ama işari manada, bir de gerçek anlamı vardır. Tam, düz işaret ettiği bir şey yerden mamul bir hayvan.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Evet demek ki alüminyumdan, demirden, bakırdan, silisyumdan oluşan bir hayvan, ne özelliği var bu hayvanın? Tek özelliği var konuşması ve insanlara tebliğ yapabilen bir hayvan bu. İnsanların anlaması için Allah bunu bu şekilde anlatmıştır yoksa hayvanlar zaten, ‘Allah sudan yarattım’ diyor. Bir tek bu hayvanı böyle yarattım diyor, yerden mamul ve sadece konuşuyor. Bunu bilgisayarda görüyoruz.
MUHABİR: Hakikatten insanlar bunu müspet anlamda kullanmadıklarında, Hocam gerçekten böyle
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Yedi başlı ejderha gibi bir şey yani bir bela gibi bir şey.
ADNAN OKTAR: Evet, insanların başına kakarak onlara söyler diyor. Ayetlerimize inanmadıklarına onlara hatırlatacak yani Dabbet’l Arz. Bugün hakikatten onbinlerce internet sitesinden sürekli Allah’ın varlığı anlatılıyor dünyaya, dünyanın her yerine ve insanlarda bunu okuyorlar. Birde yani dünyanın her yerine ulaşacağı söyleniyor Dabbetü’l Arzın, o yönüyle de tam bağlantılı.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani çünkü internetin ulaşmadığı hiçbir yer yok dünyada.
MUHABİR: Mümkün değil, mümkün değil
ADNAN OKTAR: Tabii Dabbetü’l Arz, tabii
MUHABİR: Mesela uzaya giden Astronotlarda gene aynı yolla,
ADNAN OKTAR: Evet, her eve girer diyor mesela, bütün evlere girer diyor Dabbetü’l Arz. Bilgisayar her eve giriyor, internet sitesi her eve giriyor.
MUHABİR: Kesinlikle Hocam
ADNAN OKTAR: Ve insanlara, onlara Allah’ı hatırlatıyor ve tek özelliği konuşması ve topraktan mamul olması.
MUHABİR: Evet Hocam, ebcet?
ADNAN OKTAR: Ebcet inanılması farz olmamakla beraber, çok büyük bir harikadır, çok şaşırtıcı bir şeydir. Mesela Said Nursi Hazretleri, Kuran Suresinden, Surelerden, Ayetlerden Ahir Zamanda olacak olayları ebcetle bildirmiştir. Ebcedsle bildirdiği her olay çıkmıştır. Ama tamamı doğru çıkmıştır. Yani 1971’deki olayları net bildirmiştir, ebcetle söylüyor tamdır. 81-91, 97’deki olayları anlatıyor gene ebcetle ve Kuran anlamıyla tam uyuyor, kelime anlamıyla uyuyor, ebcet’i de uyuyor. 2001- 2011 ve 2021 bütün bu tarihleri vermiştir, hepsini açıklamış. Kendi zamanını vermiştir. Kendi zamanındaki olayları da anlatmıştır ebcetle tam anlamıyla doğru olarak çıkmıştır. Ve kendide hayret ediyor zaten, yani hayret ederek ifade ediyor MaşaAllah.
MUHABİR: Gündemde yeni bir tartışılıyor, Encümen-i Daniş iddia edilen Ergenekon’un üst kurumu diye toplantıda çekilmiş resimlerini gördüm diyor. Mason ayinine benziyordu, sizce her kapı Masonlara mı açılıyor demiş izleyicimiz?
ADNAN OKTAR: Evet, ben Encümen-i Daniş şunu bunu falan incelemedim, yani onları bilmiyorum. Fakat şunu söyleyebilirim, Komünist derin devlet kendini çok akıldane, bütün Türk milletinden daha akıllı ve Türk milletini çok rahat yönlendirebilecek vasıfta görüyor, ama bunların özellikleri. Darwinizm’i hiç anlamadıkları halde Darwinist olmaları, felsefenin F sini bilmedikleri halde felsefe uzmanı gibi tavırlar koymaları, zır cahil oldukları halde kendilerini çok akıllı zannetmeleri, yani kemik kafa derler ya böyle odun kafa tam o tarzdadırlar bunlar, inşaAllah. Sevgisiz, şefkatsiz, merhametsiz olmaları, güzelliğe ve estetiğe karşı en ufak bir eğilimleri olmaması, katı ve saldırgan ve cinayete çok yatkın olmaları ve cinayetten de hiç kaçınmamaları, bu yapının özelliği bu. Bunlar bir araya toplanıp akıldanelik yapıyorlar. İşte şu şöyle olması lazım, bu böyle olması lazım, şurada şu adam öldürülmesi gerekiyor, şuna dokunulmaması gerekiyor. İşte Hükümet şöyle yapması gerekir, Devletin şöyle kararlar alması gerekiyor. Sen kimsin bir kere demek lazım, yani sen yolda yürümekten acizsin, sevgiden, şefkatten, merhametten nasibini almamışsın ve azgın zalimsin, Komünist kafalısın, Türkiye’yi ikiye bölmeyi azmetmişsin, PKK’yı destekliyorsun, PKK’yı kahraman ordumuzun başına bela gibi sunmuşsun, oturmuşsun ondan sonra da ahkam kesiyorsun. Bunların saltanatı artık bitti. Bundan sonra bu rezilliğe artık kimse müsaade etmez.
MUHABİR: Bu anlamdaki zaten bölücü terör örgütü, baktığımızda ben Marksistim diyorlar yani ayan beyan, bu ayrı bir gerçek.
ADNAN OKTAR: Evettabii Stalinist açık zaten o.
MUHABİR: Hocam zaten bakıldığında çokta bunu Amerika’yı yeniden keşfeder gibi, bakacak edecek bir hal yok bugün Komünist manifestoya bakıldığında, işte Marksizm’e bakıldığında. Evet sevgili dostlarımız geceniz hayırlı olsun diyelim ben şahsımdan kaynaklanan küçük bir arıza diyelim şahsımdan kaynaklanan küçük bir yanlış algılama, ses problemi oldu ben sorumu yenileyim sohbetimize devam edeceğiz inşaAllah. Evet ben şunu sormuştum Marksist felsefeden söz etmiştim, ya da Materyalizm diyelim genel yapısıyla ilgili olarak orada da küçücük bir kavrama takılmıştım, her şeyin birbirine bağlı olduğu kavramda bu nasıl Marksist düşünceyle örtüşüyor, nasıl bir benzerlik bir türlü akıl erdiremedim ben buna. Şimdi genel yapısına böyle baktığımızda, Marksizm’in diyelim ya da Sosyalizmin proletarya diktatörlüğünden alıp ta Sosyalizme onun bir üst aşaması Komünist düşünceye vardığımızda, ettiğimizde gelişimi olmayan, gittikçe sınırları daralan bir kavramda diyalektik Materyalizmin ilk çizgisi, her şey birbirine bağlıdır. Hocam böyle bir şey nasıl oluyor?
ADNAN OKTAR: Marksizmin geliştiği dönem, Darwinizmin geliştiği dönem, bilimin çok kısır olduğu, insanların araştırma gücünün, teknik gücünün çok düşük olduğu bir dönemdi. Yani cehalet ortamında gelişti. Dolayısıyla Darwinin dayandığı herhangi bir delil yoktu. Bunlarda bütün teorilerini Darwin’e dayandırdılar, yani çürük yumurtanın üstüne ev kurmaya kalktılar bunlar. Yumurtada parçalanınca, evde gitti aşağı doğru çöktü. Yani, Marksizmin en büyük açmazlarından birisi, en zavallı yönlerinden birisi de Darwinizmin üstüne kurulmuş olmasıdır. Darwinin evrim teorisinin üstüne kurulmuştur. Zaten bunu Mao’da söylüyor. Çin Sosyalizminin temeli Darwin ve evrim teorisidir diyor. Yani ne kadar çürük, ne kadar bozuk bir sistem üstüne kurulduğunu siz artık buradan anlayın.
MUHABİR: Hocam şu da var dimi, Sovyet Sosyalizmiyle Çin Sosyalizminin arasında da uçurumlar var.
ADNAN OKTAR: Yok yok aynıdır, yani al birini vur ötekine derler ya.
MUHABİR: Evet öyle de şey olarak o onu sevmez, o onu sevmez.
ADNAN OKTAR: O milliyetçi yönlerinden kaynaklanıyor, yani onlar Slav milliyetçisi, onlarda Çin milliyetçisi; ama her iki tarafta Komünist, yani konu bu.
MUHABİR: O zaman onların sınırsız, sınıfsız toplum kavramı nerde Hocam.
ADNAN OKTAR: Yok onların öyle bir düşüncesi yok. Yani Komünizmin amacı insanları haşa hayvan gibi görmek, hayvan gibi çalıştırmak, onları sömürmek, insan yerine koymamak. Onların ruhundaki yaratıcı gücü yani telif gücünü yok etmek ve onları robotlaştırmaktır. Mesela Sovyetlerde Komünizm dağıldıktan sonra halkın resimleri var, fotoğrafları var böyle bakıyor adamlar yani ruh gibi, mahvetmişler adamları. Mesela bugün Çin’de de gidin insanlara bakın, fotoğraflara bakın insanlıktan çıkmış durumda yüz ifadeleri mahvolmuşlar. Yani ne gülmeyi biliyorlar, ne konuşmadan haberleri var, ne şakalaşabiliyorlar yani ruh sevinçleri, ruh derinliklerini mahvetmiş komünizm. Yani adeta insanlıktan çıkmış durumdalar.
MUHABİR: Şöyle bir ölçü verebilir miyiz Hocam, şimdi gidip gelen mesela bizim ülkemize gelen bazı ürünler var, çok amiyane bir tabir yerleşti Çin çakması. Çin çakması işte yok, Çin ayakkabısı, Çin şusu Çin busu ucuz, ucuz oldukça ucuz. Bizim gibi gelenlerimizde böyle bazen resimler geliyor, işte görüntüler falan getiriyorlar. Küçücük üç beş metrekarelik odada nerdeyse beş on tane insan bir arada yaşıyor.
ADNAN OKTAR: Yazık
MUHABİR: Yani insan emeği bir kere çok ucuz, çok basit. Her şey devlete yönelik, devletin gücüne yönelik olduğu için insan biraz ben o resimleri görünce hakikatten insanlık adına böyle bir dünyada solumaktan da rahatsızlık hissediyorum. Ha bu Emperyalist sistemde, Yahudi sistemde yok mu daha dik alası var, ama galiba şunu demek lazım Hocam, Komünizmde ya da Faşizmde ya da ne kadar izm varsa, Emperyalist sistemin ya da Yahudiliğin, Masonluğun böyle eli kolu, dalı, tırnakları insanlığın düşmanı ya da.
ADNAN OKTAR: Evet yani şeytan kendi sistemini kurmuş. Kimini Sosyalist yapmış, kimini Faşist yapmış, kimini satanist yapmış, kimini iddia edilen Ergenekoncu yapmış. Kan dökme sistemini ve acı verme sistemini sevgisizliği, ruhsuzluğu, hayat neşesini, ortadan kaldırmayı insanlara sunmuşlar. Ve insana değer vermeyen sistemlerdir bunlar. İnsanı insan olarak görmeyen, onların ruhu olduğunu kabul etmeyen sistemlerdir. İnsanı makine olarak gören eşya, taş gibi gören insanlardır. Ve sistemlerdir düşüncelerdir ve insanlığı mahvetmişlerdir. İşte Mehdi bu belayı, bu eracifi, bu kiri, bu rezilliği ortadan kaldıracaktır. Bu zulme bir son verecektir. Allah vesile etmesiyle inşaAllah.
MUHABİR: Bir de Hocam sizin çok üstünde durduğunuz, özellikle böyle bu anlamda müjde diyelim; verdiğiniz konu, Hz İsa (a.s.), Mehdi (a.s.), Hızır (a.s.).
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Böyle birbirine bağlı, güzel müjdeler bunlar. Ama baktığımız zamanda günümüzün dünyasında, bu kavramlar belkide insanlara çok ütopik geliyor, belkide çok böyle hayal ötesi falan gibi geliyor. Çıkıp birilerinin aslında hani, “kral çıplak arkadaş” mı demesi lazım da bu kadar, niye bu gaflet; Bunun bu hale getirilmesi kendi özünden insanların, kendi öz değerlerinden bizzat yaşayacağı ya da insanlığın yaşaması gereken unsurlardan uzaklaştırılmasının gerçeği, Hocam nedir?
ADNAN OKTAR: Nedir diyorsunuz, Mehdi İslam Aleminin en önemli konularından birisidir. Şu an Ortadoğu kaynıyor Mehdi konusunda. İran’ın kendi içinde de, Irak tada, başka yerlerde de hem Amerika’nın hem Rusya’nın, Mehdi konusunu incelemek ve izlemek için uzmanlık istasyonları var, özel yerler var. Yani başka bir programda onu detaylı olarak size anlatayım.
MUHABİR: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani şu an Ortadoğu Mehdi ile oturuyor, Mehdi ile kalkıyor. Yani Peygamber Efendimizin zuhuru zamanındada öyleydi. Ortadoğu’da hep böyle harika olaylar olur. Ve dünyayı yöneten yerde yine hep Ortadoğu olmuştur. Dünya siyaseti hep Ortadoğu’ya göre şekil almıştır. Ve dünyanın bütün dikkati de şu an Ortadoğu’dadır. Mehdi’nin çıkışıyla bu alem müthiş bir coşkuya ve sevince kapılacaktır inşaAllah. Mehdi’yi, Şii alemi, Şiiler, Aleviler, Bektaşiler, Sünniler hepsi bekliyorlar. Ve hepsinin bildiği bir konudur. Yani burada belki İstanbul’da kısmen biliniyor olabilir, ki yani İstanbul’da da çok iyi biliniyor şu an, çok çok iyi bilinen bir konu. Ama Pakistan’da, İran’da, Afganistan’da, Endonezya’da, her yerde Mehdi konusu ana konulardan bir tanesidir, çok çok önemlidir. Hatta İran’ın anayasasına girmiştir. Birinci maddesidir, Mehdi gelinceye kadar İran anayasası geçerlidir diye, birinci maddesi var. Ve her gün namazda Mehdiye dua eder bütün Caferiler, Şiiler, İran. Ve bu bütün o bölgede Lübnan’da, efendim Irak’ta, Pakistan’da, Hindistan’da her yerde bu sürekli gündemdedir. Yani Mehdi’ye dua edilmediği, Mehdinin çıkması için dua edilmediği tek bir gün yoktur bu coğrafyada.
MUHABİR: İnşaAllah gelecek programlarda.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Biraz daha açılacağız. Hocam Müslümanların birbirlerini eleştirmeleri hakkında ne düşünüyorsunuz, Hem de bazen bu eleştiriler çok şiddetli oluyor? Ekrem Tekel. Yahu laf bana mı geldi acaba?
ADNAN OKTAR: Estağfurullah, şeytandan Allaha sığınırım, Allah diyor: “Birbirinizle uğraşmayın, çekişmeyin kuvvetiniz elden gider” diyor, kuvvetiniz elden gider. Yani ruhen, bedenen hasta olursunuz diyor Allah. Ruhen, bedenen, sosyal yönden, ekonomik yönden çökersiniz, perişan olursunuz diyor Allah. Onun için sakın ayrılığa düşmeyin birbirinizle çekişmeyin diyor Allah. Ayette yasaklamıştır. “Kardeşlerinizin arası bozulduğu vakit” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım; “Arasını bulun ve düzeltin” diyor Allah. Bu farzdır, Müslümanların birbirine düşman olması uğraşması haramdır. Eğer böyle bir olay olduysa bunun düzeltilmesi yine Müslüman için farzdır.
MUHABİR: Evet Hocam; İnsanlar dini konularla ilgili olarak espri yapıp fıkra anlatıyorlar, bu konu hakkında ne yapmamızı tavsiye edersiniz, üstelik bunu dindar olduğunu iddia eden kişiler de yapıyor, onları nasıl uyarabiliriz? Mustafa Uysal, evet bu da acı bir gerçek.
ADNAN OKTAR: Evet bu imanı zayıf, enesi kavi, yani enaniyeti kuvvetli olan insanlarda olabiliyor. Allah korkusu zayıf olanlarda oluyor. Bu adamlar ölürken nasıl perişan oluyorlar, canı çıkarken o zaman espri yapabilir mi bunlar. Demek ki gaflet halinde gafil, yani o an ölmeyeceğini düşünüyor ama aniden ölüm gelip bastırdığında da müthiş bir zavallılığa giriyor di mi?, Allah’ı anıyor ama iş işten geçmiş oluyor. Evet.
MUHABİR: Ebucehil gibi ya da Firavun gibi son secde bir işe yaramayabiliyor.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Evet “Dünya’da hakim olan Kapitalizm sizce bu krizle birlikte önemini yitirecek mi demiş?” Evet, soruların en can alıcılarından biride bu.
ADNAN OKTAR: Evet Kapitalizm dahil Sosyalist düşünceyle dünyadaki bütün izm’ler bu krizle beraber yerle bir olacaklar, tek bir tane düşünce kalacaktır İslam ahlakı ve Kuran ahlakı başka hiçbir şey kalmayacak.
MUHABİR: Hocam Obama kendini sakladı mı? Yemin töreninde çok enteresan bir şey oldu, elini İncilin üstüne koydu hatta eşi tuttu, İncil’e yemin ederken, bizde merak ettik böyle baktık ama ondan sonrada İslam Alemine seslenme gibi bir ihtiyaç hissetti.
ADNAN OKTAR: Tabi eski Başkan gibi değil yani daha değişik, daha şefkatli ve daha ılımlı, daha savaş karşıtı görünüyor. Yani üslubu öyle görünüyor. Dış İşleri Bakanı da iyi bir kadın gibi görünüyor, iyi bir insana benziyor. Yani olumlu gelişmeler bekliyoruz ama kurtuluş Allah’tan ve Allah’ın müjdelediklerinden, onların vesile olmasıyla inşaAllah.
MUHABİR: Evet Hocam sohbetin sonuna geldik, yarın mübarek Cuma; ki girdik zaten Cumadayız şu an da.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bizler izleyenlerimiz adına bu keyifli saatler için teşekkür ediyoruz, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Cümlemizden inşaAllah.
MUHABİR: Bir mesaj var mı, bu saatte şöyle oturup çayını, kahvesini içen bize bakan dostlarımıza, izleyenlerimize?
ADNAN OKTAR: Evet mesajım şu; her zaman söylüyorum çok samimi olsunlar. Allah’ımızı çok sevsinler, Allah’a Hamd olsun sonsuz akla ve sonsuz güce sahip Allah’ımız, bize müthiş imkanlar sundu. Ahir-Zaman’da inşaAllah bizi birleştirmeye doğru götürüyor. Bize verdiği müjdeyle tek tek tahakkuk ettiriyor, “Allah vadinden dönmez” diyor Cenabı Allah ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. Çok güzel bir zamandayız. Milletimizde güzel, insanlarımızda güzel, birbirimize sıkı sıkıya yardımcı olup destek olarak, bu badireden güzel geçeceğiz. Bir bayram yerine doğru gidiyoruz inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah Hocam, evet sevgili dostlar bir dahaki programa kadar diyelim. Bunun yanında zaten yine birlikte olacağız, yine görüşeceğiz. Ama bu anlamdaki bir sohbeti tekrar böyle heyecanla bekliyoruz inşaAllah. Allah ömür nasip ederse, tekrar görüşünceye kadar önce hayırlı geceler diyoruz, hayırlı cumalar diyoruz. Mevlam yar ve yardımcınız olsun. Rabbim sizi her zaman güzel insanlarla karşılaştırsın, hayırlı geceler.