MUHABİR: Başkent televizyonundan mutlu akşamlar değerli seyirciler. Bu hafta haftanın özelinde, Başkent özelde bir bilinmeyeni, bir dönemin perde arkasını ve halihazırda çok tartışılan konuların portreleriyle beraber olacağız. Merak ettiğiniz bütün konuları bize canlı yayınımızda bildirebilir, internet aracılığıyla sorularınızı da gönderebilirsiniz. Bu haftaki konuğumuz Türk kamuoyunun çok yakından tanıdığı bir isim, Adnan Oktar. Evet Adnan Hoca olarak bilinen, Adnan Oktar ile ilgili Türkiye’de o kadar çok yazılıp çizildi ki, kamuoyunda çeşitli düşünceler var ama biz bu akşam bırakın gazetelerdeki çeşitli yazıları, söylentileri hatta şehir efsanelerini birebir oturalım üstelik canlı yayında Adnan Oktar’a soralım, nedir bu kamuoyunda söylenenler, sizin çalışmalarınızda neler var diyelim. O kadar çok da yayınları ve belgeselleri var, bunları soralım, amaçlarını soralım. Bir güzel sohbet edelim ve değerli seyircilerimize Adnan Oktar’ın gerçek portresini kendi diliyle, kendi çizgisiyle yansıtmaya gayret edelim. Hocam iyi akşamlar diliyorum.
ADNAN OKTAR: Hayırlı akşamlar, hoşgeldiniz.
MUHABİR: Tabii ki, açılışta Adnan Oktar ile ilgili çeşitli düşünceleri, söylentileri, şehir efsanelerinden bahsettik ama biz yayıncılık ilkemizde tam bağımsız ve özgür bir yayıncılık ilkemiz var. Biz birebir, yani bir kişiyi suçlayacaksak yüzüne siz bunu neden yaptınız demeliyiz. Dolayısıyla canlı yayın tercihimiz de buydu. Adnan Oktar kimdir, Adnan Oktar nerelerde okudu, nerede doğdu, sizden bir dinleyelim. Hep rivayetlerden seyircilerimiz dinliyor, sizden dinleyelim. Kimdir Adnan Oktar?
ADNAN OKTAR: 02.02.1956 yılında Ankara’da doğdum. Ankara’nın yerlisi sayılırım. Bala’lıyız, Bala’dan geldik. Bala’ya Kafkasya’dan, Kafkasya’ya da Medine’den geldik. Peygamber Efendimizin (S.A.V.) soyundan geliyorum. Allah’a çok şükür, böyle bir nimet yönüm de var. Anneannem de Oğuz Türküdür. O yönden de saf Türküm.
MUHABİR: Ama Peygamberimizin (S.A.V.) soyunun da Türk olduğu ile ilgili çok ciddi tezler de var ama, onlar da var ama konumuz bu değil ama yani diyorsunuz ki, Medine’den Kafkasya’ya ve sonra Ankara’ya. Başkent televizyonu da Ankara’nın en etkin televizyonudur. Şu anda sizi Bala’lılar da izliyor. Bala’lılar da başkent de çok etkinlerdir. Bala ilçesinde de televizyonumuz normal antenle izlenebilir.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
MUHABİR: Dolayısıyla hemşerileriniz şimdi sizi izliyorlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sonra 1979 yılında Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi’ni kazandım üçüncülükle oraya gittim. 1979’dan 1983’e kadar orada okudum. 83’de İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne geçtim ama sağolsunlar, o zamanlar biliyorsunuz bir kargaşa, terör ve anarşi dönemi vardı, inşaAllah hidayet versin, ıslah etsin. Bizim okumamız mümkün olmadı. Ben de kitap, CD, makaleler, çalışmalara ağırlık verdim. O da iyi oldu, hayır oldu inşaAllah.
MUHABİR: Hocam, imamlık günleriniz var. Yani sizi ilk defa, tabii daha o zaman Adnan Oktar olarak da bilinmiyorsunuz ama kendi adıma İstanbul’da, üniversitede öğrenim gören bir delikanlı olarak zaman zaman Ortaköy’e sığınırdık. Oradaki, Ortaköy bugünkü Ortaköy değil, tamamen tabi güzellikleri olan, çok ıssız, iki güzel kumrunun buluşabileceği tabi bir yerdi. Üniversite yıllarında Ortaköy’deki caminin karşısındaki çay bahçelerinde otururken dikkatimi çekmişti. Sizin geliş geçişlerinizde Hocam diye ayağa kalkan, size selam veren. Ben şunu hatırlıyorum, ne hocası dedim, cami hocası dediler. Yani hiç cami hocasına benzemiyor. Neden? Çünkü, Türkiye’de senelerdir birtakım yerli filmlerle, birtakım kitaplarla, özellikle tabii ki psikolojik savaş metotlarıyla din adamları, imamlar, hocalar böyle kara sakallı, kara kaşlı, asık suratlı tipler olarak biliniyordu. Ama ben o yıllarda sizin böyle tebessümlü, genç, çok da tebessüm eden, çevresindeki gençler ve esnaf tarafından kabullenilmiş bir hoca kimliğinize inanamamıştım. O zamanlar sizi tanıdım, aradan yıllar geçti tabi, sonra dediler ki, Ortaköy’deki imam oydu, inanamamıştım. Evet, Ortaköy günlerine dönelim. Camide imamlık yapıyorsunuz ve gençler sizi çok seviyor.
ADNAN OKTAR: Benim imamlık görevim olmamıştı o zamanlar. Akademi’de öğrenciydim. Ben çocukluğumda da herhangi bir eğitim almadım, dini eğitim almadım. Sadece Ömer Nasuhi Bilmen’in İlmihal’ini okudum, Risale-i Nur Külliyatı’nı okudum. İmam-ı Gazali, onun İhyası’nı okudum. İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını okudum. O kadar benim, eğer illa bir hocalığım varsa oradan geliyor.
MUHABİR: Ama gençler sizi çok seviyorlardı.
ADNAN OKTAR: Evet, çok seviyorlardı.
MUHABİR: O zaman size, Hocam, hocam diye. Yani biz de o yıllarda gençlerin ibadet ve camiden uzak duran, o yıllardaki gençlerin sizin etrafınızda hare oluşturmaları, kümelenmeleri dikkatimizi çekmişti. Daha sonra kamuoyunda birtakım polemikler oluşmaya başladı. İşte Adnan Hoca tarikatı, Adnan Hoca cemaati. Ben önce şunu sormak istiyorum, cemaat mi, cemiyet mi?
ADNAN OKTAR: Arkadaş grubu, birbirini seven, dost olan arkadaşlardan bir grup. Her iş yerinde, her yerde sosyal gruplar olur, arkadaş grupları olur. Ben de arkadaş grubu içerisinde yer alıyorum. Onların en fazla ağabeysi olurum. Hoca da değilim aslında, ağabeysi diyelim.
MUHABİR: Ağabey diye. Ama şimdi yiğit namıyla anılır derler ama. Tabii hocalık, üç aş, yani hoca, hakim ve hekime itiraz olmaz derler ama biz gazeteciler bazen itiraz ederiz. Dolayısıyla sizin hocalığınıza itiraz edemiyoruz. Çünkü kamuoyunda bilinen bir, verilen bir ünvan var size, bu ünvanı da zaman zaman kimileri eleştirir ama yaptığınız işlerle ilgili de takip ettiğimiz kadarıyla güzel de işlerin yapıldığına da tanık oluyoruz.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, maşaAllah.
MUHABİR: Sizin o tartışılan günlerinize dönmek istiyorum. Birtakım medya, bazı gazeteler, işte Adnan Hoca tarikatı şunu yapıyor, bunu yapıyor gibi birtakım yakıştırmalarda, suçlamalarda, iddialarda bulundular. Bunlar karakolda bitti. Nitekim mahkemeler dönemi başladı. Hala devam etmekte olan birkaç davanız var. Biz değerli seyircilerimize bunları bir hatırlatalım. Yani böyle bir film şeridi gibi geçmişten bugüne kadar ki bölümü bir hatırlatalım isterseniz ve sizin dilinizden.
ADNAN OKTAR: Evet, ben ilk Yahudilik ve Masonluk kitabını yazdığımda ki yani 86’ya kadar o kalitede, o güçte, o delillendirme gücünde bir kitap yazılmamıştı. İlk defa ben yazdım. Bu ateist siyonistleri ve masonları tabi çileden çıkarttı. Bu cesaret, bu pervasızlık çok kızdırdı onları. Sonra bana karşı eylem günleri başladı. İşte kendi imkânlarıyla, en kötü psikolojik savaş yöntemlerini, en kötü toplum mühendisliği yöntemlerini uygulamaya başladılar. Ama Allah’a çok şükür benim namım, şanım daha da yayıldı. Gücüm daha da arttı, kitaplarım daha iyi tanınmış oldu.
MUHABİR: Yani propagandanın olumlusu olumsuzu olmaz mı diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Pek tabi çok çok da olumlu oldu. Hem benim şevkimi arttırdı, hem heyecan meydana getirdi.
MUHABİR: Fakat hocam, şöyle de birşey oldu yani, o günlerde sizin hastane ve hapishane günleriniz de oluşmaya başladı. Yani bir taraftan tanındınız misal ama olumsuz da bir sürü hayatınızda gelişmeler oldu. Mankenlerle vesairelerle suçlandınız. İşte zengin aile çocuklarını yanınıza toplamakla suçlandınız ve mahkemeler. Mahkemelerde durum neydi, neler yaşadınız? Tutukluluk günlerinde, özellikle bizim Türk milletinin birşeyi vardır. Askerlik hatıralarını da asla unutmazlar, bir de mahpushane hatıralarını unutmazlar. Sizin, hastanelerde çok önemlidir. Sizin hem hastane hem hapishane günleriniz var. Çok da yoğun suçlanıyorsunuz o günlerde. Hem hastane, hem hapishane günlerinizden böyle kısa anekdotlar verirseniz çok sevineceğim.
ADNAN OKTAR: Evet. Türk kavmindenim dedim ve İslam milletindenim dedim. İslam milletindenim dememi suç saydı mahkeme.
MUHABİR: Şu günlerde de Türk kavminden demek de suç sayılıyor hocam.
ADNAN OKTAR: Türk kavmindenim, İslam milletindenim, başka birşey demedim. Ondan sonra benim işte akıl hastanesi günlerim başladı, hapishane günlerim başladı. Önce tutuklandım, akıl hastalarının bulunduğu bir tek tekler denilen koğuş vardı, oraya alındım. Küçük küçük koğuşlardan oluyor ama akıl hastaları da konuyor. Yanımda bir orman yakmış küçük deli Hüseyin vardı. Ondan sonra Abdülkerim vardı daha ilerde, akıl hastasıydı o da. Onların bağırtılarından, çığlıklarından uyumak mümkün olmuyordu. Yaklaşık orada dokuz ay kadar kaldım.
MUHABİR: Dokuz ay?
ADNAN OKTAR: Dokuz ay kaldım, evet. Hücre hapsinde tutuldum.
MUHABİR: Akıl hastanesinde hücre hapsi.
ADNAN OKTAR: Yok, cezaevindeyken hücre hapsinde tutuldum orada fakat akıl hastalarının konulduğu koğuşta tutuldum. Oradan Adli Tıbba sevk edildim. Adli Tıp’ta da 45 gün ayağıma zincir vurdular, yatağa bağladılar yani zincirle.
MUHABİR: Allah, Allah. Yani saldırgan...
ADNAN OKTAR: Yani herhalde, anlamadım, ben ne için yaptıklarını da anlayamadım. Hatta ben utandım zincir vurulunca ayağıma. Bu ne için dedim. Öbür hastalara vurmuyorlar, yani hepsi geziniyorlar. Bir tek bana yaptılar, yani ayağıma zincir vurdular.
MUHABİR: Biz hocam, çok özür dilerim, sözünüzü kesmek zorunda kalıyorum zaman zaman. Bu ayağa pranga vurmak, zincir vurmayı, biz çok eski filmlerde filan görüyorduk ama bunlar çok eski değil yani, sizin anlattıklarınız.
ADNAN OKTAR: Evet, iri baklalı. Böyle koskoca, normal zincir, demirden de kelepçe taktılar. Tamam ama, önce kısa bağladılar, onunla namaz kılamıyordum. Sonra uzun uğraşlardan sonra bir elli, altmış santim daha zincir bağladılar, uzattılar. Öyle benim konforum artmıştı ondan sonra. Oradan akıl hastanesine sevk edildik. Akıl hastanesinde en azılı, adam öldürmüş, böyle kontrol edilemeyen, bağırıp çağıran, yerlerde debelenen, üstü başı olmayan, yani şuuru tamamen kapalı akıl hastalarının bulunduğu koğuşa alındım ki orada gayet makul hastaların olduğu koğuşlar var. Şu anda da bilir herkes, normal dışarıda da geziyorlar. Yani sakin hastaların bulunduğu dönem, fakat en azılı hastaların olduğu bölüme alındım. Orada yaklaşık 10 ay kadar tutuldum.
MUHABİR: 10 ay.
ADNAN OKTAR: 10 ay evet.
MUHABİR: Bir de hocam oraya sağlam giren de pek, sağlam giren hasta çıkar o tip yerlerde.
ADNAN OKTAR: Tabii yani 10 dakika duramaz normal bir insan yani, 10-15 dakika bile duramaz. Annem geliyordu ziyarete, beti benzi kül gibi oluyordu böyle. Gelip kadıncağızın başörtüsünü çekiştiriyorlardı falan böyle. Meyve getiriyor, meyveleri kapışıyorlar elinden. Öyle birşeyler. Alsınlar helal olsun zaten, onlara veriyorduk da o meyveleri. Rahmetli Yıldırım Aktuna, o zaman ben bahçeye de çıkabiliyordum. Bir ara geldi, bahçeye çıkman da yasak dedi. Tamam dedim. Arkadaşlarım ziyaretime geliyordu. Bu sefer, hepimizi içtimaya çizdi rahmetli. Ben, doktorlar, hemşireler hepimiz hazırol vaziyetindeyiz. Yıldırım Aktuna da karşımıza geldi. Bundan sonra dedi, annen, abin ve avukatın dışında hiç kimseyle görüşmeyeceksin dedi. Hemşirelerle de görüşmeyeceksin, doktorlarla da görüşmeyeceksin, stajyer öğrenciler geliyordu, tıp öğrencileri onlarla da görüşmeyeceksin. Çünkü onlara propaganda yapıyorsun, anlatıyorsun, dini anlatıyorsun dedi. Hiç kimseyle görüşmeyeceksin dedi.
MUHABİR: Ama bu da şimdi Allah rahmet eylesin, Yıldırım Aktuna vefat ettiği, öldüğü geçtiğimiz yıl, Bakırköy Akıl Hastanesi’nin uzun yıllar başhekimliğini yaptı, daha sonra Belediye Başkanlığı, milletvekilliği ve Sağlık Bakanlığı.
ADNAN OKTAR: Evet, Bakan oldu.
MUHABİR: Şimdi bakanlık seviyesine kadar yükselmiş ve bir başhekimin özellikle tecrit etmek istemesi bireysel anlamda kendi tercihi mi, yoksa Sayın Aktuna, sen başhekimsin, böyle davranacaksın bu hastaya, Adnan Oktar’a böyle davranacaksın diye bir baskı mı yapıldı?
ADNAN OKTAR: Ben öyle hissettim. Çünkü beni hastabakıcı, müstahdemlerle beraber kendi merkez binasına getirttirdiler. Onun odasına geldik. Ben dedi, kendi başına bir insan değilim dedi. Yani eğer sen bu faaliyetlerine devam edersen seni buradan hiç çıkartmam, ömür boyu çıkartmam dedi. Benim yetkim var dedi. Ama o benim biraz dikkatimi çekti. Yani benim de üstümde güç var dedi, yani benim de üstümde bir güçler var dedi. Tam anlayamadım ne demek istediğini. Yani ben kendi başıma karar vermiyorum dedi özetle.
MUHABİR: Emir böyle, yüksek yerden demeğe getirdi.
ADNAN OKTAR: Evet, ama işte benim bulunduğum dönemde 7 tane adam öldürdü akıl hastaları. Boyun kırarak, tepsiyle birbirlerine giriyorlar. Yani çünkü akıl hastası olduğu için neye sinirleneceği, neden aniden panik olacağı, neden cinayet işleyeceği de belli olmuyordu o dönemde.
MUHABİR: Hocam ama sizi onların içerisine atıyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabi, 300 kişi.
MUHABİR: Aklınıza geliyor muydu, yani beni bunların içerisine atarak beni yok etmeye çalışacaklar, öldürtecekler gibi bir vehme kapıldınız mı, öyle bir düşünce oldu mu? Bu tip girişimler oldu mu?
ADNAN OKTAR: Benim bulunduğum yerde tabii şiddetli kavgalar oldu ama ben uzak durdum tabii. Yani hastabakıcıları ayırmaya çalıştılar. Bir kere benim bulunduğum oda, şey vardı, böyle eski bir banyodan bozma, itti mi açılan kötü bir şey vardı böyle, izbe bir baraka gibi bir yer vermişlerdi bana. Özel, kendime mahsustu. Oranın arkasına vurdun mu açılıyordu zaten, kapıya vurdun mu açılıyordu. Bir kere akıl hastalarının öyle birşeyi olmuştu. Vurdular kapıyı, kırdılar ama gene ayrıldı, hallettiler oradaki hasta bakıcılar. Akıl hastası olduğu için kontrol edilemiyor zaten. İnsan acıyor zaten. Kendi başı derdinde. Mesela orda ilaçların bulunduğu kutular oluyordu. Onları kırıyorlardı akıl hastaları. Kapısını kırıp, oradan ilaçları parçalayıp yutuyorlardı, yiyorlardı. Yani ne varsa içiyorlardı, onları sakinleştirecek.
MUHABİR: O günlerde ben de acar gazeteciyim, yeni mesleğe başlamışım. Sizin o günlerde işte Adnan Oktar akıl hastanesinde de boş durmuyor, orada da propaganda yapıyor,
ADNAN OKTAR: Evet, ben devam ediyordum.
MUHABİR: Mürit topluyor gibi haberler de çıkıyordu, yayınlanıyordu.
ADNAN OKTAR: O zamanlar gelen öğrencilerden çok etkilenen oldu. Okula herhalde sirayet etmiş o...
MUHABİR: Stajyer öğrenciler, hastalar değil...
ADNAN OKTAR: Stajyer öğrenciler. Onlardan çok etkilenenler oldu, doktorlardan etkilenenler oldu. Ekip olmuşlardı doktorlar hatta. Ben geldiğimde ayağa kalkıyordu doktorlar, çok saygı gösteriyorlardı. Dindar doktorlar vardı. Ben nasıl akıl hastasıyım, onu da anlayamıyordum. Böyle normal sohbetler olurdu, dini sohbetler oluyordu. Sonra stajyer öğrencileri benden kaçırdılar. Hemşire odasında tutmaya başladılar, getirmiyorlardı. Ben de gittim, hemşire odasına girdim. Çocuklar, ben dedim, paranoya şizofrenim dedim. Yani çok iyi bir çalışma yapabilirsiniz benimle. Bütün akıl hastaları belirtileri var bende dedim. Siz de ihtisas için geldiğinize göre böyle bir vakayı kaçırmayın dedim. Dondu kaldılar, espri yaptığımı hissettiler. Ama bu sefer hemşire odasına da getirmemeye başlamışlardı, hiç sokmadılar.
MUHABİR: Sonra hocam, hapishane günleriniz var. Hapishane günleriniz ile ilgili de bir kitabınız var. Kitabınızın ismi, içeriğini de siz anlatın. Medrese-i Yusufiye diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, Medrese-i Yusufiye. Ama gerçekten cezaevi, hem düşünmek için, hem bilgi artışı için, hem olgunluk için çok önemli bir yerdir. Çilehanedir, insan ruhunu olgunlaştırır. Allah ona sebepsiz sokmaz kulunu oraya. Olgunlaşması için yapar. Mesela Hz. Yusuf’u da Allah çilehaneye almıştı. Ama onun için bir nimet olmuştu. Önce kuyuya koydu Cenab-ı Allah onu biliyorsunuz. Sonra hapse koymuştu. Hatta bir kadının cinsellik iftirası sonucu Hz. Yusuf biliyorsunuz hapse girdi. Hatta diyor ki, Cenab-ı Allah Kur’an’da: “Suçsuz olduğunu bilmelerine rağmen” diyor, - şeytantan Allah’a sığınırım- “Suçsuz olduğunu bilmelerine rağmen onu bir süre daha hapiste tutmaya karar verdiler” diyor o devrin yönetimi ve 7 yıl hapiste kalmıştır yani cinsellik iftirasıyla.
MUHABİR: Siz ne kadar kaldınız?
ADNAN OKTAR: Benim işte bölüm bölüm. Bir 9 ay, bir 10 ay, yine son olarak biliyorsunuz 9 ay daha kaldım bu son olayda.
MUHABİR: Şimdi hapishane günlerinizde de tıpkı akıl hastanesindeki günleriniz gibi bu seferde gardiyanları mı örgütlüyor dediler, yoksa orada da gardiyanlar veya diğer hükümlülerle, tutuklularla bir etkileşim, bir propaganda başladı mı? Yani çevrenize yine kimilerinin mürit dediği, sizin arkadaşım dediğiniz, arkadaş grubu dediğiniz.
ADNAN OKTAR: Bayrampaşa’da iken önce koğuşa almışlardı, sonra tek teklere aldılar beni. Muhtemelen vardır bir hikmeti, bilemiyorum ama akıl hastanesinde o koğuşa niye aldılar, onu anlayamadım daha hala onu çıkarabilmiş değilim ve niye tek tek de hücre hapsinde tutuldum. Çünkü tek tek cezaevinin suç işleyenlerin konduğu bir yer.
MUHABİR: Yani tecrit ediyorlar sizi.
ADNAN OKTAR: Tecrit ediyorlar.
MUHABİR: Koğuşlarda diğerleriyle görüşmenizi engelliyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Yani bugün hocam, bugün böyle düşündüğünüzde aklınıza geliyor mu o hapishane günleri, hastane günleri. Neler hissediyorsunuz?
ADNAN OKTAR: En şeref duyduğum, en onur duyduğum olaylar benim için.
MUHABİR: Yani ben bazı yazılarınızdan hatırlıyorum. Çok özlediğinizi de ifade ediyorsunuz. Yani hapishanedeki o dostlarınızı, oradaki durumu, oradaki insanları, oradaki çile çektiğiniz günleri özlediğinizi ifade ettiğiniz yazılarınız da var.
ADNAN OKTAR: Genelde çok mazlum oluyorlar tabi cezaevindeki insanlar. Gardiyanlar da çok mazlum oluyorlar. Böyle daha sevecen, daha böyle insani bir mutmainliğe kavuşmuş oluyorlar. Daha itminan içinde oluyorlar. O yönüyle9 tabi bir hayır var, hikmet var inşaAllah.
MUHABİR: Hocam, öyle bir söylediniz ki, sanki cezaevinde yatanların hepsi suçsuz, sanki o bilinen gardiyan, sert, o gardiyanlar da son derece munis, şefkatli insanlar gibi.
ADNAN OKTAR: Bilmiyorum, bana çok saygılıydılar. Yani Allah onlardan razı olsun. Mesela ben geçerken ayağa kalkıyorlardı. Çok nezaketliydiler. Selamlıyordum, alıyorlardı selamlarımı. Yani hürmette asla kusur etmiyorlardı. Oradaki hapishanede yatan mahkumlar da öyle. Çok saygılı oluyorlardı karşılaştığımda. Selam veriyorlardı, hürmet ediyorlardı. Belki bilmiyorum, bana mahsus böyle bir tavır içinde olmuş olabilirler, ama çok güzel ahlaklıydılar.
MUHABİR: Evet, bu konuyu bitireceğim ama son bu konuyla ilgili, son bir sorum daha olacak. O günlerden yani o hastane ve hapishane günlerinden, 9 ay, 10 ay bir kaldığınız kişilerle arasında bugün hala görüştüğünüz, ziyaret edenler veya haberleştiğiniz kişiler var mı?
ADNAN OKTAR: Bazen yolda karşılaşıyorum. Hocam diyorlar, işte Bayrampaşa’dan arkadaşınızım diyor. Mesela akıl hastanesinden diyor, karşılaşıyorum, ‘ben orada yatmıştım, tedavi görmüştüm, hatırladınız mı’ beni diyor. Tabi bir kısmını hatırlıyorum, görüyorum ama bir kısmı da hiç görüşmediğim insanlar. O beni görmüş ama ben onu görmemişim. Öyle insanlar da oluyor. Ama karşılaşıyorum zaman zaman.
MUHABİR: Evet. Hocam bir de sizin hapishane hadiseleriniz bittikten sonra yeniden yapılanma günleriniz var. Çeşitli birkaç dergi girişiminiz var, yine çalışmalarınız devam ediyor. Bu sırada işte, masonluk ve siyonizmle ilgili kitabınız yeni baskıları artmaya başlıyor.
ADNAN OKTAR: Evet devam ediyor.
MUHABİR: Ve hatta bunların bir kısmını siz ücretsiz dağıttığınız için Adnan Hoca bu kadar parayı nereden buluyor, değirmenin suyu nereden akıyor gibi de akıllarda sorular var. Bunları da birinci ağızdan sizden dinleyelim.
ADNAN OKTAR: Ben, üstüme kayıtlı hiçbir mal tutmadım şu ana kadar. Evim yok, arabam da yok, arsam, arazim, bankada param hiçbir şeyim yok benim. Yani sadece kıyafetlerim var o kadar. Başka birşeyim yok. Kitaplarımdan kazanmam diye de bir konu yok. Ben kitaplarımdan herhangi bir ücret almıyorum. Ne kar payı alıyorum, ne telif hakkı alıyorum. Dolayısıyla yayın evi bu bana vermesi gereken payı dağıtmış oluyor. Bir de kar ettikleri için onu da dağıtmış oluyorlar. Bu yayınevinin tanıtım faaliyeti olmuş oluyor. Çünkü 8 milyon kitap sattılar, az değil. Bu sene 16 milyonu buldu. Geçen sene 8 milyondu.
MUHABİR: Sizin yayınladığınız ben kitapları biliyorum sayın hocam. Şimdi o kitapların üzerindeki etiket fiyatı ile maliyetleri bile bu tutmaz. Yani öyle kitaplarınız var ki gerçekten, baskısı, cildi vesairesiyle... kameraman arkadaşım kitapların bir bölümünü de gösterirse değerli seyircilerimize, seyircilerimizi de aydınlatmış oluruz. Yani bu kitapların baskı, kağıt ve masrafları bile etiket fiyatlarını geçer diye düşünüyorum. Ama siz bunları yakın arkadaşlarınızla beraber, onların katkılarıyla, ücretsiz de dağıttınız.
ADNAN OKTAR: Evet. Ama yani her halükarda yayınevi kar ediyor, sürümden kazanıyorlar. Çünkü 16 milyon kitap çok yüksek bir miktar.
MUHABİR: Hocam, yani bu kitaplarınızdan bile rahatsız olanlar var. Mesela Türkiye’den rahatsız olanların dışında Fransa’da bir ara zannediyorum yasaklanmıştı değil mi kitaplarınız?
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Evrim teorisi ile ilgili.
ADNAN OKTAR: Ama Fransa’yı da yerle bir ettik, ondan olmuş olabilir. Çünkü orada evrim teorisi diye birşey bırakmadık. Şu an Fransa tam teslim durumda. Almanya yine öyle, İngiltere öyle, Amerika öyle. Yani Darwin’in evrim teorisine çok şiddetli darbe vurduk. Yani 100 milyon fosil olduğunu gösterttik, anlattık. Onların kullandığı fosillerin geçersizliğini ve sahteliğini izah ettik. Ara fosil bulunmadığını ispat ettik ve bir proteinin tesadüfen meydana gelmesinin imkânsız olduğunu ispat ettik, anlattık. Yani her yönden felç oldular Darwin evrim teorisi konusunda.
MUHABİR: Ama hocam kitaplarınızdaki ağırlık, yayınlarınızdaki özellikle internet sitelerinizdeki ağırlık evrim teorisi üzerine. Bu evrim teorisine karşı çok ciddi bir mücadeleniz var. Neden evrim teorisini siz hedef aldınız da oradan girdiniz? Seyircilerimizle onu paylaşalım isterseniz.
ADNAN OKTAR: Komünizmin, masonluğun, ateizmin tek dinidir Darwinizm. Yani Darwinizm olmadan ne ateizm olur, ne masonluk olur, ne komünistlik olur ne de satanistlik olur. Bu düşüncenin gelişebilmesi için, bunlar bu teoriye muhtaçlar. Ama bunu yıktın mı, ayakları yerden tamamen kesilmiş oluyor.
MUHABİR: Yani siz bir nevi Darwinizmi ve bu hadiseyi fitnenin merkezi olarak görüyorsunuz ve diyorsunuz ki bütün izmlerin, komünizmin, ateizmin
ADNAN OKTAR: Vahşi kapitalizm de
MUHABİR: Bu ana felsefesi budur. Bunu önce ortadan kaldıralım, daha sonra diyorsunuz ve bununla ilgili de çok kitaplarınız oldu.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bir de, Harun Yahya ismiyle, mahlasıyla yayınlıyordunuz. Neden Harun Yahya ismi. Yani bu müstear bir isim, Harun Yahya. Bu konuyla ilgili de çeşitli rivayetler, yakıştırmalar var. Neden Harun Yahya ismi?
ADNAN OKTAR: Harun, Hz. Musa’nın yardımcısı idi, Yahya da Hz. İsa’nın yardımcısıydı. Ben de Peygamber Efendimizin (S.A.V.) ümmetinin yardımcısı olmayı dilediğimi ifade etmek için böyle sembolik anlamda o ismi aldım.
MUHABİR: Evet, o ismi aldınız. Daha sonra bu isim deşifre oldu. Yani dediler ki, Harun Yahya bir müstear isimdir, bu aslında Adnan Oktar’dır.
ADNAN OKTAR: Doğru, evet.
MUHABİR: Bu öğrenildiğinde rahatsız oldunuz mu yani?
ADNAN OKTAR: Hayır.
MUHABİR: Harun Yahya ile beraber sizin diğer bazı kitaplarınızla ilgili ve çalışmalarınızla ilgili de yine kamuoyunda bazı yakıştırmalar yapıldı. İşte Adnan Hoca yakında kendini Mehdi ilan edecek gibi. Bunlara da birinci ağızdan cevap verin.
ADNAN OKTAR: Bir Müslüman oturur da çıkar ortaya ben Mehdi’yim derse zaten o hem dinsiz olmuş olur, hem de Mehdi olmadığını anlamış oluruz. Böyle birşey yani Kur’an’a göre mümkün değil. Ne demek o? Ben cennetliğim, benim imtihan olmama gerek yok, ben masum bir insanım, yani melek gibiyim anlamına gelir, bu da haramdır. Böyle birşey diyemez Müslüman. Biz buraya imtihana geliyoruz, cennete de gidebiliriz, cehenneme de gidebiliriz. Hiç kimse böyle bir iddiada bulunamaz ve bulunması da mümkün değildir. Çünkü Peygamberlerin masumluğu açıklanıyor ama bu ayet ve Kitap ile sabit oluyor. Yeni bir kitap gelmeyeceğine göre, bir insan nasıl Mehdi’yim diye ortaya çıksın. Her Mehdi’yim diyen şu ana kadar, hepsi yalan söylemiştir ve Mehdi olmadıklarının kesin kanıtıdır ve yeniden dine girmek için Kelime-i Şehadet getirmeleri gerekir.
MUHABİR: Evet, bütün bu suçlamalar karşısında Adnan Oktar olarak, yani size yakıştırılan bunlara karşı sizin de bir tanımınız var. Ben keşke günahlarımdan sıyrılabilsem, bırakın gibi böyle samimi yaklaşımlarınız var. Sizi ilk bu tip suçlamalar yapıldığında neler hissettiniz?
ADNAN OKTAR: Mehdilik iddiası mı, yoksa öbürlerini mi diyorsunuz?
MUHABİR: Mehdilik iddiası ile ilgili.
ADNAN OKTAR: Hayır, Mehdilik, bir Müslüman kardeşine Mehdi olabileceğini söyleyebilir. Yani inşaAllah Mehdi olursun der. Ben mesela, sevdiği herkese insan veli der, ben İmam-ı Rabbani’yi veli biliyorum. İnşaAllah velidir ama kesin diyemem. Mesela Said-i Nursi Hazretleri inşaAllah velidir ve bir nevi Mehdi’dir inşaAllah. Ama yani yüzde yüz böyledir diyemeyiz. Ama bir insanda çıkar bana Mehdi olabilir derse bu günah olmaz. Bana iltifat etmiş olur, Allah razı olsun derim. İnşaAllah olurum derim. O da inşaAllah Mehdi olsun diye dua ederim ben. İnşaAllah ben de olayım, başkası da olsun yani Mehdilik çünkü bir yücelik ve güzellik, bir nimet. Veli olmasını nasıl istiyoruz insanların, cennetlik olmalarını nasıl istiyoruz. İnşaAllah cennete gidersin diyoruz. Bu ne demektir, aynısı işte. Ha Mehdiliğini istemek ha da cennete gitmesini istemek aynı şeydir.
MUHABİR: Aynı şeydir ama Türkiye’de de zaman zaman bir takım cemaatlerin, bir takım grupların arasında da böyle Mehdilikle ilgili değişik görüşler var.
ADNAN OKTAR: Tamam, iddia ediyorsa Mehdi olmadığını söylemiş oluyor, zaten o da bir rahatlık.
MUHABİR: Siz de bütün bu iddialara karşı ne diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ben Mehdilik iddia etmiyorum ama Mehdilik iddia eden varsa iltifat etmiş olur. Allah razı olsun, ben de ona Mehdi olmasını inşaAllah dua ederim, onun için dua ederim.
MUHABİR: Evet hocam, bir de sizin kitaplarınızı Harun Yahya ismiyle yazıyorsunuz ama birtakım yine gazetelerde çeşitli yazarlar ve kamuoyunda aslında Harun Yahya yani Adnan Oktar bu kitapları yazmıyor, bu kitapları başkaları yazıyor ama onun ismiyle yayınlanıyor gibi sözler var. Hatta son bu cilt cilt çalışmalarınız var. Bunları biraraya getirmek, İbraniceden tercüme etmek yani bir kere İbranice bilmek lazım. Adnan Hoca İbranice mi biliyor ki bunları yazabiliyor. Yani bunları bir kurul aslında yazıyor ama Harun Yahya ismini koyuyorlar gibi bir de şey var. Bunu sizden dinleyelim.
ADNAN OKTAR: Kurul da yazmıyor aslında. Biz Darwinistlerin yazdığı eserlerden alıyoruz, arkadaş ekibim var benim, 30 kişilik. Bunlar, İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça her dilden bilen insanlar ve çoğu doçent ve asistanlardan oluşuyor, bir ekip arkadaşım var. Onlar bu tip eserleri tercüme edip, hazırlayıp bana hazır bilgi olarak getiriyorlar ve fotoğrafları ve belgelerin hepsini getiriyorlar. Ben sadece yorumlarını ve bağlantılarını yapıyorum ve bu arkadaşlarda yazmıyor aslında onlar da hazır alıntı olarak. Benim Yaratılış Atlasım, hep dünyadaki bilim adamlarından alıntıdır, yani çok az yorum kısmı vardır. Yorum kısımlarını ben yapıyorum. Dolayısıyla tabii ki bir ekip çalışması olmuş oluyor.
MUHABİR: Evet, yani bunu da çok açık yüreklilikle söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi. Yorum ve bağlantıları ben yapıyorum.
MUHABİR: Harun Yahya sadece Adnan Oktar değildir, Harun yani Peygamberlerimizin yardımcıları sıfatını taşıyan her iki isim de sizin de arkadaşlarınız yani bir ekip diyorsunuz Harun Yahya.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii.
MUHABİR: Harun Yahya bir ekip olarak addediyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Siz tabii evrim teorisine bu kadar uğraştınız. Bir de Yahudilik ve Masonluk konusu ile ilgilenirken çok sert bir tavrınız vardı onlara karşı ve dediler ki, Türkiye’de şöyle bir yakıştırma vardır, Amerikan karşıtlarının aslında Amerikalılar tarafından organize edildiği, bu Gladyonun çeşitli dönemlerinde de gerçek payı vardır ama, yani işte masonluğa karşı olanlar, İsrail ve bunlara karşı olanlar da aslında bu siyonist karşıtları da bir nevi siyonistlerin propagandasını yaparlar. Şöyle ki, herşeyi siyonizme dayandırırlar, her taşın altında bir siyonist parmak ararlar ve psikolojik olarak da insanları yani bu işte her tarafımızı sarmış bu siyonistler, ne kadar güçlüler gibi bir psikolojik baskı ve propaganda metodunu ortaya koyar diye de bir takım iddialar var. Sizin için de mesela diyorlar ki, Adnan Hoca, siz bakmayın onun öyle siyonistlere, masonlara karşı olduğuna aslında onlardan da yardım alır, onların propagandasını yapar diyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet. Bu ateist siyonistlerin çok kurnazca kendilerini savunma metodudur. Yani bu sözü ortaya atanlar onlar. Yani dikkat edin tam bir Yahudi zekâsı vardır burda ve tam bir ateist siyonist zekası vardır ve kendilerince çok iyi bir savunma oluşturmuş oluyorlar böylece. Yani kendi aleyhlerinde yazan kişiler aslında bunlar bizim lehimize yazıyorlar. Bizim lehimize faaliyet yapıyorlar. Ona göre, siz de ona göre tavır alın gibi bir mantık. Bu çok kurnazca bir oyun ateist siyonistlerin. Ateist siyonistlerin ipliği pazara çıkartıldığı müddetçe onların gücü kırılır. Onlar istiyor ki, bunlar gizli kalsın, kapaklı kalsın. Masonluğa kimse dokunmasın, ateist siyonistlere dokunmasın ama dokunup belgelerle de ispat eden olursa bunlar zaten siyonistlerin propagandasını yapıyor. Siyonistlerden para aldı, bizden para alıyorlar bunlar diye kurnazca bir oyun oynuyorlar. Ama bu kurnaz oyunu kimse yutmaz. Biz ateist ve siyonistlere en büyük darbeyi vurduk, masonlara en büyük darbeyi vurduk. Müthiş ezdik yani bütün Türkiye çapında ezdik. Mesela hiçbir şekilde sayıları yükselmiyor şu an Türkiye’de. Madem masonluk bu kadar güçlüydü, madem biz de masonluğun propagandasını yapmıştık, niye daha adım atamıyorlar, niye nefes alamıyorlar, niye gelişemiyorlar.
MUHABİR: Ama şimdi değerli Hocam, masonluğun yayılması değil, masonlar seçerler, ben mason olacağım diye kimsenin de müracaat etme hakkı yoktur. Onların da seçileceği, seçilen kişilere teklif edileceği ile ilgili de çeşitli söylentiler var. Kendi adıma bugüne kadar ben böyle bir teklif almadım. Demek ki, onların işine yaramıyoruz ama yani siz diyorsunuz ki, bizim bu masonluk ve siyonizm ile ilgili çalışmalarımızdan dolayı Türkiye’de bunların ilerlemesi durdu diyorsunuz öyle mi?
ADNAN OKTAR: Size niye teklif edemiyorlar, bilin bakayım? Çünkü, bilinçlendiniz. Masonluğu biliyorsunuz, ateist siyonizmi biliyorsunuz. Demek ki birileri Türk milletini aydınlatmış. Masonluğa ve siyonizme karşı Türk milletini bilinçlendirmiş ve defansı güçlendirmiş, savunmayı güçlendirmiş. Adam nasıl gidip teklif etsin ondan sonra.
MUHABİR: Siz defansı güçlendirmek diyorsunuz yani bir nevi siyonizme ve masonluğa karşı biz Türk milletini aydınlatmakla ilgili bir görev yüklendik. Bunu mu demek istiyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi ki. Bunu yaptık ve başarılı da olduk ve hiçbir şekilde hayat sahası bulamıyorlar. Gidip kimseye teklif edemiyorlar. Çünkü yüzleri yok. Ama daha önce çok rahattılar.
MUHABİR: O zaman neler yaptınız? Böyle kısaca seyircilerimizle paylaşalım. Yani kitaplarınız dışında çeşitli konferanslarınız var. Bunları bir anlatın.
ADNAN OKTAR: Birkere Yahudilik Masonluk kitabının girmediği ev hemen hemen Türkiye’de kalmadı. Yani yüzbinlerce adet basıldı. Yani bir şekilde insanlar okudu onu, öğrendi. Okumayanlar birbirlerine anlattılar ve çok etkili oldu. Aynı zamanda masonluğun dinini yok ettik. Darwinizmi yok ettik. Bu çok hayatiydi. Hem felsefesini, hem dinini, hem de deşifre ederek yayılma alanını yok etmiş olduk.
MUHABİR: Ama ders kitaplarında bile vardı Darwinizm hocam. Halihazırda var.
ADNAN OKTAR: Var ama, bir mezar bilgisi tarzında. Yani öldürülmüş bir teorinin cesedini anlatıyorlar. Ceset hakkında bilgi veriyorlar, morgdaki bir ölüden bahsediyorlar. Yani o canlıydı daha önce, biz de onu öldürdük. Şimdi ölüyü anlatıyorlar. Ölünün anlatılmasından birşey çıkmaz. Yani Türk toplumu çok aydınlandı. Yani milyonlarca insanın evinde şu an bu bilgi mevcut. İnternet kanalıyla, kitap olarak, her şekilde mevcut.
MUHABİR: Şimdi hocam, geçtiğimiz günlerde, geçtiğimiz yıl benim oğlum ilköğretim okulundayken, işte bu evrim hadisesini anlatırken, işte maymunlardan, gorillerden falan, benim oğlum aslında, sizin kitabınız benim kütüphanemde var ama okumamıştı. Demek ki konuşmalardan mı etkileniyor nedir, öğretmenine itiraz etmiş. Öğretmeni ısrar edince, vallahi sizin dedeleriniz maymun olabilir ama benim ki asla değil gibi bir çıkış. Buna sizin kitabınızı okumamasına rağmen, bunu neye bağlıyorsunuz, bu çocukların?
ADNAN OKTAR: Bakın, şimdi güneş doğar, bir aynaya çarpar, aynadan bir başka aynaya çarpar, aynadan başka bir aynaya çarpar. Zaten güneşin aydınlatması da öyledir. Yansıma yönüyledir. Her yere yansımıştır, mutlaka kulağına gitmiştir çocuğun.
MUHABİR: Kulağına gitti. Siz sekiz buçuk milyon mu dediniz Türkiye’de?
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Yani olmadık ev çok nadirdir.
MUHABİR: Ben hatırlıyorum. Otobüs duraklarında falan da dağıtılırdı bir ara ücretsiz.
ADNAN OKTAR: Sular seller gibi onların tabiriyle dağıtıldı.
MUHABİR: Evet, bunların parasını nereden buldunuz hocam?
ADNAN OKTAR: Allah verdi. Elhamdülillah. Tabi ki, bir kısmı İsrail’den geliyor idi ama keşke İsrailliler verse. Yahudiler genellikle pinti olurlar. Hepsini söylemem de. Ben bir banka hesap numarası vereyim, eğer paraları varsa yatırsınlar. Ateist siyonizme ve masonluğa karşı mücadele yapalım. Onlar da kurtulurlar, onların açsından da çok iyi olur.
MUHABİR: Siz bunları söylüyorsunuz. Benim hiçbir mal varlığım yok. Bankada param da yok ama sonuçta bunlara harcanan bir para var. Bunları çevrenizdeki arkadaşlarınızdan veya nerelerden temin ediyorsunuz. Bu gönüllülük esasını nasıl oluşturdunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, yani işadamlarından 1000 tane, 2000 tane alıp dağıtanlar var. Mesela 5000-3000 tane alıp dağıtıyorlar.
MUHABİR: Hocam bizim milletimizin bir huyu vardır. Ben kendi adıma söylüyorum. Mutlaka çok yardımseverdir ama bizim milletimiz hele hele ekonomik koşullar da böyle eli çok fazla da cebine gitmez. Sizin çevrenizde, bunca yani sekizbuçuk milyon kitap dağıtıyorsunuz, bu arkadaşlar, çoğunlukla da genç arkadaşlar var, bu genç arkadaşların da kendi kazandıkları paralar değil ailelerinden kalan veya ailelerinden aldıkları paraları bu işe harcamaları nasıl birşey? Nasıl ikna ediyorsunuz bu çocuklar gidip diskolarda, barlarda da harcayabilir, son model arabalar da alabilir bu paraları. Size ne diye getiriyor? Böyle bir işte kullanalım bu parayı diyorlar.
ADNAN OKTAR: Aileler parayı bizden alıyorlar, biz ailelerden almıyoruz. Ailelerin bize ihtiyacı oluyor. Yani ailelerin öyle ekonomik gücü olmuyor ama bizim arkadaşlarımız hakikaten çok zeki ve yamandırlar. Çok güzel ticari faaliyetler yapıyorlar. Yurtdışında yine faaliyetler yapıyorlar. Çok iyi para kazanıyorlar maşaAllah. Tabi onun çok büyük etkisi oldu ama bu sekizbuçuk milyon kitap, parayla satılan kitap miktarı, kitapçılarda satılan kitap miktarı bu. Bedava dağıtılan değil ve bu sene de 16 milyon kitap satıldı para karşılığı. Yayınevlerinin yahut kitapçıların satın alıp sattığı kitapların miktarı bu.
MUHABİR: Hocam, Türkiye’de birtakım istatistikler var. Son yılların en fazla satan kitabı, Şu Çılgın Türkler. O bile bir milyon, bir buçuk milyon civarıdır. Bir buçuk milyon civarında sattı. Sizin kitaplarınızın, bir kitap mı bu, yoksa yüzlerce kitabın toplamı mı?
ADNAN OKTAR: Tabi,tabi, 300’ün üzerinde kitabım var.
MUHABİR: 300’ün üzerindeki kitabın toplamı.
ADNAN OKTAR: Tabi, 60 yabancı dile çevrildi. 300’ün üzerinde.
MUHABİR: 60 yabancı dil? Çok iddialı bir cümle hocam bu.
ADNAN OKTAR: Hiç adını, sanını duymadığım dillere çevrildi ayrıca.
MUHABİR: Türkiye’de telif hakları konusu senelerdir hep ihmal edilmiştir ama Avrupa ülkelerinde telif hakları konusu çok ciddidir. Yani mesela bundan altı yıl önce, Avusturya’dan aradılar, bana dediler, bir hesap numarası verin. Hayırdır derken sembolik bir ücret. Benim bir kitabımdan bir alıntı yapılmış ve o sembolik bir ücretti. Yani bugünkü parayla diyelim ki, 300 lira, 400 lira ama onu bana yatırmışlardı. Rahmetli Barış Manço, mesela bir röportajında dedi ki, Allah Allah dedi, Brezilya’dan bana para yatırılmış, nedir bu kardeşim? dedim, sonra bir öğrendim ki telif parasıymış, iki defa bir televizyon benim şarkılarımı çalmış. Bunun telifini yatırdı demişti. Sizin de 60 tane dile çevriliyor kitaplarınız. Bunların telif ücretleri Türkiye’de verilmiyebilir ama Avrupa’dan veya çeşitli ülkelerden hiç geldi mi? Sizin kitabınızı çevirelim, bu da sizin telif ücretinizdir diye.
ADNAN OKTAR: Kitaplarımın arkasında yazar; hiçbir telif ücreti alınmaz. İstediğiniz gibi bu kitapları kullanabilirsiniz. Copyright hakkı da yoktur. İstediğiniz gibi kullanın diye yazar ama sadece bize bilgi verilmesi şartı getirilmiştir o kadar.
MUHABİR: Başvuruyorlar size.
ADNAN OKTAR: Tabi, o kadar.
MUHABİR: 60 dil. Diyorsunuz ki, hiç bilmediğim ülkelerden, hiç duymadığım dillerden. Bunları size nasıl ulaştırıyorlar?
ADNAN OKTAR: Onlar kendileri söylüyorlar. Biz bunu kendi dilimize çevireceğiz, müsaade ediyor musunuz? diyor, biz de müsaade ediyoruz, ne yapıyorsanız yapın diyoruz. Basıp, sonra da kitabı bize gönderiyorlar, basılmış halinden örnek gönderiyorlar. Ama biz tabi hiçbir şekilde ne bir telif hakkı alıyoruz, ne bir ücret alıyoruz. Onlar kendileri ücretsiz basıp dağıtıyorlar.
MUHABİR: Şimdi, kameraman arkadaşım, ikinci bölümde ara verdikten sonra sizin o kitaplarınızın arkasındaki o telif ücreti, istediğiniz gibi kullanabilirsiniz cümlelerini de alsın ve kitaplarınızla ilgili de bir yeni görüntü çekelim. Evet hocam, şimdi bir de aslında biraz dış politikaya gireceğim ve sizin uzun yıllardır Türkiye’de duyulmayan, uzun yıllar, neredeyse 10 yıldır duyulmayan bir Türk İslam Birliği iddianız var. Ben bu Türk İslam Birliği iddiasını çok uzun yıllar ülkücüler, milliyetçiler ve ülkücüler kullanmıştır. Son 10 yıldır, Türkeş’in vefatından sonra artık onlar da bu işi çok fazla ağızlarına almaz oldular. Siz Türk İslam Birliği konusunda da çok hassas davranıyorsunuz. Bazı gazetelere ilan veriyorsunuz. Çeşitli belgesellerle, kitaplarınızda bu konuyu çok işliyorsunuz ve bir iddianız var. Diyorsunuz ki, Filistin yani Gazze’de kan akıyor, binlerce insan ölüyor. Diyorsunuz ki, Türk İslam Birliği, Filistin meselesini çözer.
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
MUHABİR: Nasıl çözecek hocam?
ADNAN OKTAR: Türk İslam Birliği’nin psikolojik gücü, sosyal gücü, askeri gücü, ekonomik gücü sırf caydırıcılığıyla ve sevgi gücü, adalet gücü de ayrı bir caydırıcılığıyla bu konuyu kökten halledeceğini herkes bilir. Çocuklar dahi bilir.
MUHABİR: Şimdi bir Osmanlı düşüncesi geliyor bunların arkasından. Değerli seyirciler kısa bir aradan sonra Adnan Oktar ile biz Osmanlı düşüncesini, Osmanlı günlerine döneceğiz ama bir de okyanus ötesine doğru gideceğiz. Dünyada neler oluyor? Barak Obama, Amerika’daki gelişmeleri alacağız. Sayın Oktar, bu konularda da çok iddialı. Bizden ayrılmayın efendim. Kısa bir aradan sonra birlikte olacağız.
Evet, değerli seyirciler, kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam, Osmanlı sistemi demiştim. Sizin Türk İslam Birliği ile ilgili yazılarınız, ilanlarınızda ben şu hissiyata kapıldım. Diyorsunuz ki, Türk İslam Birliği olursa, Filistin’de hiçbir mesele kalmaz ve hatta çokta iddialı bir cümle Türk İslam Birliği gerçekleşirse dünyada, o küresel mali krizi de tek çözümü Türk İslam Birliği’dir diyorsunuz. Türk İslam Birliği küresel mali krizi nasıl çözer?
ADNAN OKTAR: Önce Atatürk’ümüzün bu konuda ki düşüncelerini bir anlatayım. Sonra o konuya geçeceğim. “Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır” diyor Mustafa Kemal Atatürk, Atatürk’ümüz. “Ben görmesem bile gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım”. Benim bir rüyam bu diyor, bizler de olduğu gibi. “Türk Birliği’ne inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi yeni fasıllarını Türk Birliği ile açacaktır.” Bak ağzından nur akıyor, maşaAllah. “Dünya sükununu yani huzur, adalet, barış bu fasıllar içinde bulacaktır.” Çok net açıklama. “Bütün İslam âleminin manen olduğu kadar maddeten de birlik içinde ve müttefik hale gelmesinde sadece sevinç duyarız.” Bakın dikkat edin. “Bütün İslam âleminin, -İslam Birliğini anlatıyor- manen olduğu kadar maddeten de birlik içinde ve müttefik hale gelmesinden sadece sevinç duyarız. Bunun içinde bizim kendi hudutlarımız içerisinde bağımsız olduğumuz gibi, Suriyeliler ve Iraklılar da milli hâkimiyete dayalı, bağımsız bir güç olarak ortaya çıkabilmelidirler.” Bugün aynen dedikleri ortaya çıktı Atatürk, ne söylediyse ortaya çıkıyor. Ve Türk İslam Birliği’ni savunmuştur Atatürk’ümüz.
MUHABİR: Atatürk bunları savunmuştur ama, aynı Atatürk, aynı Mustafa Kemal, Atatürk olmadan önce, milli mücadeleden önce Suriye ve Şam’da ve Beyrut’ta görev yaptığı sırada da Arap ayaklanmaları var ve Arapların Lawrence kışkırtmalarıyla Osmanlı’ya karşı müthiş de bir saldırısı var. Şimdi Türk İslam Birliği diyorsunuz, evet Osmanlı Devleti 600 yıldan fazla bu birliği sağladı ama bugün iletişim çağı var. Dün bir tane Lawrence vardı bugün binlerce Lawrence var. Böyle bir ortamda eski dönemdeki gibi, Osmanlı dönemindeki gibi Türk İslam Birliği’ni nasıl oluşturacaksınız? Bunun yöntemi ne?
ADNAN OKTAR: Ama milyonlarca Atatürk var şu an, milyonlarca Abdülhamid var, milyonlarca Fatih Sultan Mehmet var onların Lawrence’ine karşı. Öyle bir konu olmaz. Türk İslam Birliği bir kere barışı, sevgiyi, kardeşliği, muhabbeti, yardımseverliği, cesareti ve fedakarlığı savunuyor. Türk milleti çilekeş bir millettir ve hizmete taliptir.
MUHABİR: Şüphesiz.
ADNAN OKTAR: Üç kıtaya nizam vermiş ve bir tecrübesi var. Bir devlet tecrübesi var, imparatorluk tecrübesi var. Biz bu tecrübeyi yeniden ortaya çıkararak, Türk İslam Birliği’nin lideri olarak bütün bölgeyi yönetmeyi istiyoruz ve bunu herkes istiyor. Suriyeliler istiyor, Iraklılar istiyor, Mısır istiyor, İran istiyor, hatta Ermenistan istiyor, Azerbaycan istiyor, Türkistan istiyor, Doğu Türkistan istiyor, herkes istiyor. Yani Türk’ün adaletine, Türk’ün akılcılığına, fedakârlığına herkes güveniyor ve Türk askerleri bütün dünyada seviliyor. Dinsizi, imansızı, Müslümanı, kafiri hepsi seviyor.
MUHABİR: Evet, özellikle Afganistan’da Türk askerlerinin görev yaptığı yerde, kolunda Türk bayrağı olan asker bütün müttefik askerlerine çeşitli şekillerde mukavemet ediliyor, ateş açılıyor ama tek Türk askerine karşı mukavemet yok Afganistan’da.
ADNAN OKTAR: Her yerde böyle, her yerde.
MUHABİR: Ama geçtiğimiz günlerde işte Gazze’ye bir Birleşmiş Milletler adına Türk ordusu gitsin dendiğinde de, aman bu çok tehlikeli olur. Hem İsrail vurur, hem Hamas vurur yorumları da yapıldı. Bir de hocam, siz Doğu Türkistan diyorsunuz, Azerbaycan, Ermenistan bütün bu coğrafyadan bahsederken biraz böyle turani görüyorum sizi. Hem Kur’ani hem turani, ikisi bir arada. Doğu Türkistan meselesinde bir dönem milliyetçi grupların, ülkücülerin duyarlılığı vardı. Onların da artık çok fazla sesi çıkmıyor. Siz çok sık Doğu Türkistan’da ki Çin’in yaptığı zulmü dikkat çekiyorsunuz ve Doğu Türkistan’a hürriyet istiyorsunuz yazılarınızda, çalışmalarınızda ama Çin de yükselen bir büyük devlet yani son yıllarda ekonomik anlamda da çok ileri gitti. Büyüme konusunda dünyanın en önemli ülkelerinden biri oldu. Türkiye’de de bir sürü Çin malı ithalatlar var ve siz Çin’e de kafa tutuyorsunuz yani Doğu Türkistan konusunda. Bunu da bir açar mısınız?
ADNAN OKTAR: Çin’in kurtuluşu bu birliktedir. Türk İslam Birliği’ndedir. Çünkü, Çin’de şu an insanlar üç metrekarelik yerde yaşıyorlar ve sürünüyorlar, perişan vaziyetteler. Onları da kurtaracak bir sistemdir bu. Yani Çin’in suni bir zenginliği oluştu, bu ekonomik krizde de o suni zenginlik şu an gidecek ve gidiyor ve ciddi şekilde yani birkaç yıla kadar Çin o anlamda yerle bir olur. Amerika’da da olacak bu, İngiltere’de de olacak. Bu ekonomik kriz, Hz. Musa’nın asası gibi, asasının yılana dönüp diğer şeyleri yutması gibi bütün bu kapitalist unsurları, herşeyi yutup yok edecek. Bunun karşısında hiçbir güç duramaz.
MUHABİR: Hocam, siz birtakım stratejistlerin Amerika da çok yakın bir süre sonra dağılacak, Çin’de böyle bir, Asya yükseliyor ama, Çin’in de bir dağılma süreci olacak düşüncelerine katılıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, tek istikbal vaad eden, büyük güç, dünyayı kurtaracak güç Türk İslam Birliği’dir. Bunun ekonomik, siyasi, sosyal, tarihi her yönden kökeni son derece müsait, makul ve mantıklıdır. Turan ülkeleri zaten hepsi tek bir millettir. Yani bu ayırım yapmaya gerek yok. Bunlar Kayseri gibi, Konya gibi, Erzurum, Sivas gibidir yani.
MUHABİR: Nitekim Azerbaycan’da da yani hem rahmetli Elçibey, hem Aliyev, biz iki ayrı devletiz ama bir milletiz demişlerdi.
ADNAN OKTAR: Evet, bunları zaten, bu Türk milletlerini ayrı bir millet olarak saymaya gerek yok. Bunlar tek bir millettir. Ama işte bu tek milletin lideri olması gerekiyor. Yani güç, fedakârlık, sabır, güzel ahlak, cesaret, yamanlık, devlet tecrübesi yönünden üstüne yok. Böyle bir gücün lider olmaması, manevi sorumluluk getirtir. Yani mecburlar, tarihi bir mecburiyet var. Tabii ki, bu 600 yıllık tecrübe de var, biliyorsunuz Osmanlı tecrübesi de var. Bütün bölgeyi yönettik ve adaletle ve güzellikle yönettik. Osmanlı’nın yaptığı eğer hatalar varsa onlar da yapılmayacaktır bu sefer. Çok çok mükemmel olacak. Bu Amerika’nın müthiş zenginleşmesi demektir, İngiltere’nin, Avrupa’nın müthiş zenginleşmesi demektir. Çin’in ve Rusya’nın da kurtuluşu demektir. Yani Rusya’yı kurtaracak tek yapılanma budur. Rusya mesela bu ekonomik krize dayanamaz, çöker bundan. Tek kurtuluşu budur.
MUHABİR: Ama Rusya ilk dağıldığı günlerdeki ekonomisi çok bozuktu. Putin’in devlet başkanlığına getirilmesi, KGB’nin başından devlet başkanlığına getirilmesi ile Rusya çok ciddi toparlandı ve meydanı boş bulan Amerika’ya karşı da bir dakika ben de varım diyor ama yani Rusya.
ADNAN OKTAR: Ama bu ekonomik krizin gücünü insanlar tam anlamadılar yani. Bu uzun sürecek bir krizdir. Yaklaşık 7 yıl kadar sürecek bir kriz.
MUHABİR: Hocam burada çok önemli bir iddiada bulunuyorsunuz. Amerika’dan Türkiye’ye krizin gelmesi neredeyse bir yılı buldu ve siz diyorsunuz ki bu kriz artarak 7 yıl devam edecek. Neye dayanarak söylüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Bu binanın yıkılması gibidir. Mesela bina eğim kazandıkça yıkılma daha çok artar. Yani yıkılma hızı ve şiddeti daha da artar. Daha yeni yeni ivme kazanıyor bu. 2007’de başladı bu, yeni yeni ivme kazanıyor. İvme arttıkça yıkılma hızı da artar. Yani mesela çimento üretimi durdukça inşaat duruyor, inşaat durunca inşaata bağlı sistemler, yani
MUHABİR: O sektörler,
ADNAN OKTAR: Evet domino taşı gibi bunlar, zincirleme yıkılır. Ama birinci domino taşının yıkılışının ilerdeki domino taşlarına gelinmesi vakit alır tabii ki. Ama tek tek devirererk ilerler o, tak tak tak tak ilerler. Şu an öyle ilerliyor ama Türk İslam Birliği olduğunda biz inşaAllah Rusya’yı da Türk İslam Birliği’nin içine alacağız ve büyük bir güç kazanmış olacak bu güç.
MUHABİR: Eski Sovyetler Birliği döneminde bir hayli, Rusya’da da büyük bir bölüm ama, Hıristiyan, tabii Müslüman unsurlar da var ama Rusya diyor ki, artık tek jandarma Amerika değil. Benim de sözüm var diyor. Bu Türk İslam Birliği’ni Rusya’yı katacağız derken hangi yöntemlerle katacaksınız?
ADNAN OKTAR: Her devlet müstakil olacaktır. Bu manevi birlik, bir sosyal birlik, bir sevgi birliği yani bir yerde bir terör olduğunda ittifakla bu dursun dediklerinde durur. Mesela birisi ekonomik yönden çöküyorsa, toplanılır hepsi birden yardım eder ayağa kaldırır. Yani bir yere maden ihtiyacı olduğunda orası oraya madeni verir. Bir ailenin birbirleriyle yardımlaşması sonucu aile nasıl güçlü oluyorsa, nasıl sağlıklı oluyor, sıhhatli oluyor. Yani bir aile, Türk İslam Birliği ailesi oluşacaktır. Yani bunda bir üstünlük iddiası, bir azamet, saldırganlık, kafa tutma yok. Çünkü biz Ermenistan’ı da Türk Birliği’nin içine katıp hatta kendi içimizde tam bir kardeş haline getirmeyi düşünüyoruz. Yani Ermenistan eski günlere dönsün istiyoruz, yani Millet-i Sadıka idi biliyorsunuz.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: O vasfını yeniden biz milletimize bunu göstereceğiz. Generallerimiz vardı bizim, Ermeni generaller, mehmetçiği teslim ediyorduk onlara ve yönetiyorlardı.
MUHABİR: Evet müzisyenler vardı, doktorlar vardı.
ADNAN OKTAR: Tabii sanatçılar vardı, bilimadamları vardı.
MUHABİR: Mimarları.
ADNAN OKTAR: Çok seçkin ve güzel bir millettir Ermeniler ve sanatçı bir millettir ve kafası çalışan bir millettir. Çok büyük bir katkı ve çok güzel olacak.
MUHABİR: Ermenileri de içimize katacağız diyorsunuz ama Taşnakları ne yapacaksınız?
ADNAN OKTAR: Onlar çil yavrusu gibi dağılır öyle şeylerde. Böyle güçler oluştuğunda yani kaplanı gördü mü tahtakurusu kaçacak yer arar. Öyle birşey olmaz.
MUHABİR: Amerika’daki, Avrupa’daki diaspora, onlar bu konuda itiraz etmeyecekler mi? İzin verecekler mi?
ADNAN OKTAR: Oradaki samimiyeti, sevgiyi, dürüstlüğü, candanlığı görürse Amerika böyle şeylerde çok sevgi doludur, çok sevecendir. Yani iyi niyete karşı çok açıktır Amerika. Bütün mesele buradaki iyi niyeti, sevgiyi, dostluğu ve hırs olmamasını, hizmet amaçlı olmasını ve Hıristiyanlığı ve Museviliği de kucaklayan bir sistem olduğunu görmeleri çok önemlidir. Biz Musevileri ta İspanya’dan aldık gemilerle İstanbul’a getirdik, paşalar gibi yaşattık. Helal olsun, yine de yaşasınlar. Onlar bizim kardeşlerimiz. Yine aynı şey olacaktır. İsrail’in de duvarlarını yıkacağız Allah’ın izniyle. Bir rahatlığa, ferahlığa kavuşturacağız orayı. Filistin de rahatlayacak, İsrail de rahatlayacak. Şu an hapishane hayatı yaşıyor İsrail. Kendi kendilerini hapsettiler, hapishanenin içine soktular. Metrelerce duvarlar var biliyorsunuz.
MUHABİR: Evet yani Berlin Duvarı yıkılıyor ama İsrail yeni duvarlar yapıyor.
ADNAN OKTAR: Ama bu onların hoşuna giden birşey değil ki. Adamlar, ben konuşuyorum İsraillilerle, birçok onlarla konuştuğum, görüştüğüm insanlar var yani her an ölüm korkusu içerisinde yaşıyoruz diyor ve biz diyor kavim olarak, millet olarak Tevrat’ta da geçer, ürken, korkan bir toplumuz diyor ve korkuyu şiddetli yaşayan bir toplumuz diyor. Muazzam korku içinde yaşıyoruz diyor, biz huzurlu değiliz diyor adam.
MUHABİR: Bu kadar korkunun içerisinde de çok da saldırganlaşıyorlar. O zaman da işte Gazze’de, son Gazze olaylarında o kadar insanlık dışı hadise var ki.
ADNAN OKTAR: Bunu yapanlar işte ateist siyonistler ve masonlar. Onlardan oradaki dindar Museviler de çok bizarlar, çok rahatsızlar, çok huzursuzlar onlar.
MUHABİR: Hocam çok önemli bir konuya temas ettiniz. Yani ateist siyonistlerle dindar Musevileri ayırıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
MUHABİR: Benim aklıma hemen şu tablo geldi. Gazze bombalanırken İsrail’in içerisinde, yani birtakım ajansların radikal dinci dedikleri unsurlar vardı. Onlar da savaşa hayır diye Tel Aviv ve Kudüs’te yürüyüşler yapıyorlardı. Yani siz İsrail yönetiminden onları ayırıyorsunuz. Diyorsunuz ki, yani Allah’a inanan Yahudi olanları, onlar bizim kardeşlerimiz, dostlarımız...
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii ki.
MUHABİR: Ama ateist siyonistler İsrail’i yönetiyor, bu yüzden mi kan akıyor diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tam aynı böyle dediğiniz gibi masonlar. Mesela millet habire Amerika’ya yükleniyor. Asıl İngiltere’de masonların yeri. Yani asıl yuvaları orada. Niçin İngiltere gözünüzden kaçıyor, Fransız masonları niye gözünüzden kaçıyor. Sırf Amerika değil ki. Bu üç ayak bu. Bir ayağı Amerika’dır, bir ayağı İngiltere’dir, bir ayağı Fransa’da ve Avrupa masonluğu ve Amerika masonluğu tek bir merkezden yönetiliyor.
MUHABİR: Evet, yine birtakım yazarlar, stratejistler bu İsrail konusunda, İsrail Filistin hadisesinde yani siz hep Amerika’yı suçluyorsunuz ama asıl merkez Londra’dır, İngiltere’dir.
ADNAN OKTAR: Bak güzel.
MUHABİR: Bu işi onlar tezgâhlıyor dediğinde, bu tabii kamuoyunda çok az böylesine sesler. Tabii bunlar çok fazla çıkmıyor. Siz İngiltere’nin bu işi kışkırttığını iddia ediyorsunuz.
ADNAN OKTAR: İrlanda mason locaları, asıl üstadları oradadır. En büyük masonlar oradadır. Fransız mason locaları, en büyük üstadlar oradadır. Onlar, Amerika mason locaları onları gördüğünde iki büklüm oluyor. Üstad diyen adamlar, adamların boynuna ip takıp yerde gezdiriyor masonları. Yani Üstad-ı Azam’ın önüne öyle getiriyorlar adamları. Yerde sürünerek geliyor adamlar. Yani öyle bir konum var. Ve İsrail masonluğu da dünyanın en ünlü masonluğudur. Yani oradaki localar 33. derece üstünde ihtisas masonlukları vardır. Kudüs’tedir bunların yerleri de. Bunlar bu azgınlığı, kan dökme olayını organize ediyorlar. Genç kız kanı, genç çocuk kanı masonluk için çok önemlidir. Kendi ritüellerinde de var. Masonik bir düşüncedir bu ve bu kanı kesmez bunlar. Yine akıtacaklardır, yine kan akıtacaklardır.
MUHABİR: Bu Ortaçağ zihniyeti değil mi hocam yani? Cadılar zihniyeti değil mi?
ADNAN OKTAR: Sapıklık, anormallik.
MUHABİR: Genç kız kanı, çocuk kanı. Halihazırda var mı bunlar?
ADNAN OKTAR: Özellikle. Tabii ki özellikle yapıyor.
MUHABİR: Yani şimdi siz Gazze’de öldürülen çocukların, bombalarla öldürülen çocukların bir nevi ayin için mi öldürüldüğünü söylüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Bakın, ben bunu anlatamıyorum. Şeytanı çağırıyor adamlar. Koskoca adam trans haline geçiyor, ağzından köpükler saçıyor bunlar transa geçtiklerinde ve şeytanın söylediği ne varsa onu uyguluyorlar. Ani bir kararla bu başlıyor. Mesela şeytan başlayın diyor başlıyor, kesin dediğinde kesiyorlar. Yani bunu kendileri de kitaplarında açıklıyorlar. Mesela Mimar Sinan dergisine bakın. Adam diyor ki; şeytanın feneri, bizim gideceğimiz yolu aydınlatır diyor. Domuz için diyor, pisliğin diyor değeri olmasa diyor yani kıymetli olmasa gidip hayvan diyor o yiyeceğini yer mi diyor, pisliği yer mi diyor. Yani pisliği yemenin bile makbul ve güzel olduğunu kendi mantıkları olarak açıklıyorlar. Yani bu kadar delice ve sapkın düşünceye sahipler. Masonluğu anlamayan bu konuyu anlamaz.
MUHABİR: Söylediklerinizin dünyadaki sayısı ne kadardır, bu kadar çok etkin bunlar?
ADNAN OKTAR: Toplam masonluk, ihtisas masonluğu 20-25 milyondur. Ama tam ittifak halindeler. Yani yüzde yüz bir ittifak halinde.
MUHABİR: Dünyada 20-25
ADNAN OKTAR: Tabii.
MUHABİR: Türkiye’de ne kadardır?
ADNAN OKTAR: Türkiye’de 5 bin yaklaşık, 5 bin kadar. 2 bin de kayıtsız olanlar var. Asıl onlardır yani kayıtsız olan masonlardır.
MUHABİR: Bu kadar kişi mi yani Türkiye’deki 5 bin, dünyadaki 25 milyon kişi mi bu kadar dünyadaki hadiseleri yönlendiriyor?
ADNAN OKTAR: Tabii, bunlar dünya hükümeti var. Yani ateist siyonistlerden, masonlardan oluşan, dünyanın en ünlü zenginlerini kendi içlerine alıyorlar, büyük silah tüccarları, yani ileri gelen dünyadaki en ileri gelen insanları bunların ekibi içerisinde oluyorlar ve bu kararı da bunlar veriyor. Yoksa dikkat ederseniz meydan okuyorlar. Mesela, Birleşmiş Milletler diyor ki, bombardımanı durdurun, Birleşmiş Milletler’in binasını vuruyorlar.
MUHABİR: Evet, özellikle.
ADNAN OKTAR: Özellikle.
MUHABİR:Okulları vurdular, yardım kuruluşlarını vurdular.
ADNAN OKTAR: Demek istedikleri şu; ateist siyonizmin ve masonluğun üzerinde bir güç yok. Aklınızı başınıza alın. Anlamı bu yani. Adam bir mesaj vermiş oluyor.
MUHABİR: Hocam, çok ilginç yani. Siz diyorsunuz ki, İsrail’deki normal vatandaşla bizim hiçbir problemimiz yok.
ADNAN OKTAR: Pek tabii ki.
MUHABİR: Yani oradaki siyonist ama ateist siyonistler.
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
MUHABİR: Bizim Yahudi, Musevi, Musevi Yahudi aynı şey ama bunlarla herhangi bir sıkıntımız yok.
ADNAN OKTAR: Onlar çok munis, çok efendidir Museviler.
MUHABİR: Onları da Türk İslam Birliği’nin içerisine dâhil ediyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, son derece rahat edecekler. İstedikleri gibi sinagoglarında ibadet edecekler, istedikleri gibi ticaret yapacaklar.
MUHABİR: Osmanlı’da da öyleydi zaten.
ADNAN OKTAR: Tabiki, o bütün bölgede istedikleri gibi ticaret yapsınlar. Zaten gittikleri yere onlar zenginlik götürürler. Museviler yamandır. Ticaret yapar, sanayi tesisleri kurar, birşeyler yapar. Doktorları var, mühendisleri var. Kafası çalışan insanlardır. Biz onların kapısını, yolunu açacağız. İstediği gibi faaliyet yapsınlar ve bütün mesele bu insanların can güvenliğini sağlamak ve rahat etmelerini sağlamak ama güç mutlaka Türk tarafında olması lazım.
MUHABİR: Güç Türkler’de olacak.
ADNAN OKTAR: Yani idare, tabii yani mutlaka yönetimin yani liderlik, Türk İslam Birliği’nde bu olmazsa olmaz bu. Ve bunu herkes bu şekilde istiyor. Allah da böyle istiyor. Hadislerde de biz bunu böyle görüyoruz inşaAllah. Yani Peygamber Efendimizin (S.A.V.) hadisleri de bu yöndedir. Ahir zaman olaylarında da gene Türklerin gene görevde olduğunu görüyoruz. Ve 600 yıl Allah bize ispat etmiş bunu.
MUHABİR:Hocam, ahirzaman dediniz. Sizin ahirzamanla ilgili de çok üzerinde durduğunuz bir konu. Seyircilerimize ahirzaman nedir ve ahirzamanla ilgili düşüncenizi de kısaca anlatalım.
ADNAN OKTAR: Dünyanın son zamanlarına doğru, kıyamete yakın birçok büyük olay olacaktır. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bunları belirtmiştir. Fırat’ın suyunun kesilmesi, hatta Fırat’ın suyunun kesildiği bölgede kan akacak diyor Peygamberimiz (S.A.V.), kargaşa olacak diyor.
MUHABİR: Hocam, Fırat’ın suyunun satılması da var gündemde.
ADNAN OKTAR: Fırat’ın suyu kesildi, barajla kesildi. Hakikaten havzası kurudu dediler. Fırat’ın suyu kesildi diye gazeteler yazdı ve aynı yerde PKK terörü başladı biliyorsunuz, anarşi başladı. Hatta Hz. Ali, Fırat’ın kenarına geldiğinde buradan zaman gelecek, ateş ve ışık çıkacak bu ırmaktan diyor, ateş ve ışık. Yani elektrik enerjisi elde edilecek. Mesela bu çok çok acayip bir izahtır. Ahirzaman alametleri, mesela İran ile Irak’ın savaşı, kuyruklu yıldızın doğması, yine Afganistan’ın işgal edilmesi, Irak’ın işgal edilmesi. Irak’ın para birimi kalkacak diyor Peygamber Efendimiz (S.A.V.), aynısıyla olmuştur. Irak yeniden yapılanacak diyor, bu da olmuştur. Hatta diyor Basra’daki develerin boynunu aydınlatacak bir ateş çıkacak diyor. O ateş şu an yeraltındadır diyor, petrol kuyuları. Biliyorsunuz savaş döneminde bütün petrol kuyuları ateş aldı, yaktılar biliyorsunuz. Saddam döneminde de yakıldı. Bütün bölge dumanlar içinde kaldı. Bu da bir alamettir diyor. Hatta Irak’ı yabancı, Rum diyor, işgal edecek diyor. Yani birçok sancakla, değişik sancaklarla işgal edecekler diyor. Bu da olmuştur. Güneşten bir alamet belirecek diyor, Peygamberimiz (S.A.V.) kuyruklu yıldızın dışında, mühim gök olaylarındandır bu. En büyük güneş patlaması olmuştur bu yüzyılın ve buna benzer çok fazla ahirzaman alameti olmuştur. İlk alamet Mehdi’nin zuhurudur. Bu Mehdi’nin çıkışı, kıyametin ilk alametidir, ilk büyük alametidir. Sonra Hz. İsa Aleyhisselam’ın inişi vardır. Hz. İsa Aleyhisselam indiğinde, bütün Hıristiyan âlemini Müslümanlığa davet edecek ve bütün Hıristiyan âlemi Müslüman olacaklar. Yani Türk İslam Birliği’nin sonucu, bir dünya hâkimiyetidir. En sonunda dünya hâkimiyeti neticelenir inşaAllah.
MUHABİR: Ama bu ahirzaman olarak bilinen bütün bu işaretlerden sonra mı olacak?
ADNAN OKTAR: Türk İslam Birliği, bir önden olacak, bunlar olacak.
MUHABİR: Yani bunlardan önce bir Türk İslam Birliği yaşayacağız diyorsunuz, ondan sonra mı?
ADNAN OKTAR: Evet, bu alametlerde arkasından çıkacak, Mehdi’nin zaten yardımcıları diyor Peygamber Efendimiz (S.A.V.), Türkler olacak diyor. Dağınık Türkler diyor. Yani çeşitli Türk boyları biliyorsunuz parçalara bölünmüşlerdir. Halbuki tek bir milletken, turan milletiyken bölünmüşlerdir. Yani Eskişehir ayrı olmuştur, Kayseri ayrı olmuştur. Allah vermesin, mesela Konya ayrı olmuştur, bunun gibi olmuştur. Bunların hepsi birleşecek, Mehdi’ye yardım edecekler diyor Peygamber Efendimiz (S.A.V.). Ve kutsal emanetler de bizde. İstanbul da mübarek bir şehir. Önemli bir yerdir yani ahirzamanın mühim olaylarının olacağı yerdir. Türk İslam Birliği’nin oluşması zaten aynı zamanda Mehdi’nin de zuhuru ile neticelenecektir ve çok güzel bir kutlu çağ gelecektir. Buna Altın Çağ deniyor. Bir ferahlık, bu ekonomik krizi çok detaylı anlatmış Peygamber Efendimiz (S.A.V.), çok kapsamlı anlatmıştır, aynen dediği gibi olmuştur ve vakti de. Mehdi devrinde olacağı belirtiliyor. Kur’an ayeti de aynı şekilde var böyle. Yani “Biz -diyor- bir yere elçi gönderdiğimizde mutlaka oradaki insanlar yalvarıp yakarsınlar diye ekonomik kriz, yani kıtlık meydana getiririz” diyor Allah. Açlık meydana getiririz diyor ve aynısıyla olmuştur şu ve bu devam edecek inşaAllah.
MUHABİR: Önümüzdeki günlerde bir açlık, kıtlık sorunu yaşanacak mı yoksa?
ADNAN OKTAR: Dünya için olacak tabii, yani inşaAllah.
MUHABİR: Allah göstermesin diyelim. Hocam bütün şimdi Türkiye’de bir Amerika konuşuluyor. Okyanus ötesinden bir Amerikan başkanı seçildi. Türkiye’de sanki bir kurtarıcı geldi gibi bir hava esiyor. Bütün medya Amerika’daki değişimin dünyayı değiştireceğini zannediyor. Oysa giden Bush ile gelen Obama arasında çok da bir farklılık olmayacağı daha ilk günlerde ortaya çıktı. Ama daha Obama’nın seçilmeden önce İslam dünyasında da ciddi el altından bir propaganda vardı. Yani Obama’nın Kenya’lı oluşu, adının içerisinde Hüseyin’in bulunması, gizli Müslüman olduğu düşüncesi, Arap ülkelerinde, İslam ülkelerinde öyle bir yayıldı ki, Amerikan karşıtlığı ile bilinen, Amerika’ya şeytan diyen İran’da bile Hüseyin gelecek, aman Obama seçilsin, üstelik Obama Farsça’da o bizden biri anlamına geliyor gibi de bir acayip yoğun bir propaganda oldu. Ne bileyim, Obama’nın seçilmesi sanki çağın Mehdisi gelmiş de dünyada Amerikan emperyalizmi sona erecek, Amerika sanki Afganistan’dan, Irak’tan çekilecek, hiçbir ülkeyi artık ezmeyecek, demokrasi ve özgürlük gelecek gibi bir hava pompalanıyor. Siz sadece Türkiye’deki hadiseleri değil, bilimsel çalışmaları dışında siz bir de dış politikayla da ilgileniyorsunuz, dünyadaki gelişmeleri de. Bunu değerlendirir misiniz?
ADNAN OKTAR: Amerika, sürekli adam öldürmez, yani bazen elini yıkar. Şu an elini yıkıyor, yani elindeki kanı temizliyor şu an. Yani sürekli kan dökmez. Yani ateist siyonistler, Amerikan dış politikasına hâkimler ve masonlar hâkimler. Amerika dediğimizde aklımıza bu gelecek, ateist siyonistler ve masonlar. Ama şu an masonluk ve ateist siyonizm Obama’yı iktidara getirmiştir. Yani bu bir sakinleşme çağı demektir. Yani eskisi gibi kan dökülmeyecek demektir. Ama bu da aynı zamanda Mehdi’nin zuhuru dönemidir. Muhtemelen Mehdi’nin de rahat zuhurunu sağlayacak bir ortamda meydana gelecek gibi görünüyor. Yani herşeyin üstünde bir güç Allah’tır tabii. Obama’yı da iktidara getiren Allah’tır. Ama Obama’nın yapacağı hiçbirşey yoktur. Sadece nötr yapısıyla Türk İslam Birliği’nin zeminini hazırlamada bir kolaylık sağlayabilir. Bunu yapacaktır, yaparsa.
MUHABİR: Yani siz diyorsunuz ki, Bush dönemi çok kanlı geçti, Obama’nın gelişi ile biraz daha dünya rahatlayacak. Obama’ya yani biraz avans mı verelim demek istiyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Obama ile alakası yok. Kan akmayı durdurma kararını alan güçlerin olayıdır bu. Yani Obama, mazlum, gariban bir insan. Yani kendi kendine bir insan. Yani Obama, Amerikan dış politikasına zıt bir karar almaya kalksa, Amerikan derin devletine karşı bir tavır almış olsa, Obama diye birşey kalmaz. Öyle bir olay olmaz.
MUHABİR: Kennedy gibi ortadan kaldırırlar mı?
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii çok çok kolay olur.
MUHABİR: Bazı düşünceler, bazı hocalarımız, dış politika uzmanları da Obama’nın Harvard Üniversitesi’nden itibaren özel olarak yetiştirildiğini, hatta bu seçimde değil, 2012’den 14’den sonra iktidara getirilmek ile ilgili hazırlıkların yapıldığını ama dünyadaki gelişmeler ve ekonomik kriz yüzünden bunu 4 yıl öne çektikleri ile ilgili bir iddia var. Ne dersiniz buna?
ADNAN OKTAR: Benim gördüğüm yani Obama dönemi, Türk İslam Birliği’nin oluştuğu bir dönem olacak ve Obama bu birliğe direnmeyecek, direnemeyecek. O kadarını söyleyebilirim. Yani mesela o Hillary Hanım da, o da mülayim bir insan, yani bunlar geçmiş yönetimlerin yırtıcılığını, şahinliğini uygulamayacaklar gibi görünüyor zahiren. Tabii en doğrusunu Allah bilir. Bu da Türk İslam Birliği’nin o barışçı ruhunu, o sosyal, samimi ruhunu rahatça geliştirecek bir zemin demektir. Türk İslam Birliği’nin oluşmasında bir kolaylık olacak o kadar. Onu söyleyebilirim.
MUHABİR: Hocam, öyle bir şey dediniz ki, Obama Amerika’da 4 yıllığına seçiliyor başkanlar, en fazla iki dönem olabiliyor. Diyelim ki, ikinci dönem bile seçilmiş olsa, yani 8 yıl toplamda olacak Amerikan anayasasına göre, iki defa, üçüncü defa seçilme şansı yok. Diyorsunuz ki, Türk İslam Birliği bu dönemde, 4 yıl eder, 8 yıl arasında mı gerçekleşek?
ADNAN OKTAR: Benim kanaatim 7 yıla kadar biter.
MUHABİR: 7 yıla kadar. 6 ila 8 yıl demiyorsunuz, 7 yıl diye de böyle net bir rakam söylüyorsunuz. Neye dayanarak söylüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: 2007’den 2014’e kadar. Ben bunu söylerken tabii Said-i Nursi’nin izahlarından istifade ederek söylüyorum ve hadislerin işaretlerinden ve anlatımlarından bunu görüyorum. Bir de tarihin perspektifine baktığımızda bunu görüyoruz. Sosyal gelişmelerden bunu görüyoruz. Eğer sosyolojik bir tahmin yapılmış olsa, yine öyle görünüyor. Ama hadislerin izahlarından yine bu şekilde görünüyor. Said-i Nursi’nin izahlarından yine aynı şekilde görünüyor.
MUHABİR: Evet, ilginç. Hocam sizin dünyada müthiş bir iletişim çağında müthiş bir gelişme var ve siz sanal âlemde, internette 150’ye yakın zannediyorum internet siteniz var çeşitli dillerde bu internet siteleri.
ADNAN OKTAR: Evet, doğru.
MUHABİR: Ve raitingi de iddialara göre milyonların üzerinde. Bu internet siteleri, ne amaçla kuruldu, neler yapıyor, ne tip yayınlar yapıyor?
ADNAN OKTAR: 32 ayrı dilde 300’den fazla internet sitesi mevcut. Her ay 167 ayrı ülkeden 4 milyonun üzerinde kişi tarafından ziyaret ediliyor. Sitelerden ayda yaklaşık 1 milyon belgesel film, 50 milyon da sesli anlatım indiriliyor. Sadece 2007 yılı içerisinde 35 milyondan fazla eser, kullanıcıların bilgisayarına indirildi. 2008 yılında 80 milyonun üzerinde indirilen eser sayısı. Hemen hergün siteleri 150 binden fazla kişi ziyaret ediyor. Konferanslar ülkelerin üzerinden, konferansların sayısı 2500’ü geçti. Kitaplar; sitede toplam 284 eser var. Toplam 60 dile çevrildi. 40 ülkede kitapçılarda satılıyor. Türkiye’de 8 milyon yabancı dilde yaklaşık 2 milyon kitap satışı yapıldı geçen sene. Harun Yahya Külliyatı, benim kitaplarım 45 bin sayfa bilgiden oluşuyor toplam.
MUHABİR: Bu 45 bin sayfanın hepsi internette, sitelerinizde var?
ADNAN OKTAR: Var, evet hepsi var. Belgeseller; 200’e yakın belgesel film var. 20 ülkede 100 ayrı televizyon kanalında yayınlanıyor. Sesli anlatımlar da; 80 ses kaseti mevcut. 20 ülkede bu sesli anlatımlar radyoda yayınlanıyor.
MUHABİR: 20 ülkede.
ADNAN OKTAR: Evet, evet.
MUHABİR: Nasıl ulaşıyorsunuz hocam bunlara?
ADNAN OKTAR: Tek tek görüşüyoruz.
MUHABİR: Bayağı, 20 ülkede radyo ve televizyonlarda yayınlanması.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet maşaAllah.
MUHABİR: Mesela, birkaç ülkeden örnek verir misiniz? Bu 20 ülkenin arasında hangi ülkeler var?
ADNAN OKTAR: Evet, bunun için şöyle söyleyeyim; harunyahya.org, harunyahya.com, harunyahya.net’den çok detaylı bu konularda bilgi alınabilir. Hepsi var çünkü, çok açıklanıyor. harunyahya.tv’den şu an zaten canlı olarak yayınlanıyor bilgiler. Şu an internette yayınlanıyor, devam ediyor.
MUHABİR: Bir de internet televizyonunuz var.
ADNAN OKTAR: Evet, bav-savunma.org’da bize yapılan hukuki çalışmalar anlatılıyor. Yani hukuki karşılaştığımız zorluklar bunlar anlatılıyor, psikolojiksavasyontemleri.com’da bana ve arkadaşlarıma yapılan psikolojik savaş ve toplum mühendisliği uygulamaları anlatılıyor, dunyadanyankilar.com’da gene eserlerimizin dünyadaki etkileri işte burada detaylı, bunu alabilirsiniz, dunyadanyankilar.com. O dediğiniz konu hepsinin cevabı burada var, çok kapsamlı, hazretimehdi.com ve hazretimehdi.org’da da ahirzaman konusu çok detaylı anlatılıyor, turkislambirligi.org’da benim bu ülküm, idealim, arkadaşlarımızın ideali bu anlatılıyor ki, mutlaka olacak. Tarihin kesin akışıdır bu, mutlaka olacak birşeydir, islamdaekonomi.com’da İslam ekonomisi anlatılıyor, netcevap.org’da Darwinizm’e cevaplar var, Darwinizm’e karşı cevaplar var, yaratilismuzesi.com’da gene Darwinizm ile ilgili cevaplar, evrimaldatmacisi.com, gene aynı konu da, yaratilisatlasi.com gene evrimle ilgili, masonluk.net’te de masonluğun dünyadaki yaptıkları tahribatlar, olaylar anlatılıyor.
MUHABİR: Evet, 20 ülke demiştik hocam. O ülkelerden örnekler, mesela Avrupa’nın hangi ülkelerinde var?
ADNAN OKTAR: İngiltere, Almanya, Fransa, Hollanda, Norveç, İsveç hangisini sayayım, hepsi.
MUHABİR: Yani mesela bir ara Fransa’da yasaklanmıştı kitaplarınız da, bazen de mesela yasaklanan siteleriniz var mı çeşitli sebeplerle?
ADNAN OKTAR: Kimin haddine, öyle birşey olmaz.
MUHABİR: Sanal âlemde zaman zaman Türkiye’de de bu tip şeyler olabiliyor. Hocam, vaktimiz çok az kaldı. Bir de sizin devam eden davalarınız var. Aldığınız bir ceza var, Yargıtay aşamasında. Durum nedir? Yani bu tasdiklenirse yeniden hapse girme durumunuz mu var. Ne âlemde?
ADNAN OKTAR: Hz. Yusuf gibi diyorsunuz inşaAllah. Ben savcının açıklamasını söyleyeyim. Kendi mahkememizde bize ceza veren mahkemedeki savcımızın açıklaması, oradan artık seyredenlerimiz kendi kanaatlerini ona göre yorumlarlar. “Mahkememizce toplanan deliller arasında sanıklar aleyhine delil bulunmamaktadır.” diyor savcı.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: “CMK’nın 148/4 maddesi gereğince poliste alınan,”
-avukatsız ve işkence ile alındı ifadelerimiz-, “ifadelerin delil olarak değerlendirilemeyeceği böylece mahkemece de kabul edilmiştir.” Yani poliste alınan ifadeler de geçersizdir diyor. Çünkü avukat yanında alınmadı ayrıca işkence ile alındı. Başka da bir delil yok diyor. “Sanıklar aleyhine delil bulunmamaktadır” diyor. Mahkemece ayrıca 6 arkadaşımız, benim dışında 6 arkadaşım, yani bunlar örgüt yöneticisi olarak yargılandılar. Aynı mahkeme sizler diyor, çete yöneticisi üye olmaktan suçlarla bu sanıkların beraatlerine karar verilmiştir. Karar verdiniz diyor. Aynı dosya, aynı iddialar ve aynı delillerle hepsine beraat kararı verdiniz daha önce diyor. Ve bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir, kesin karar diyor. Yani bu kişiler de aynı olduğu için diyor, aynı dosyadan, aynı delillerden yargılandıkları için diyor onların da beraat etmesi gerekiyor diyor ve delil de yoktur diyor, “bu durumda sanıklardan Adnan Oktar’ın suç işlemek için örgüt kurmak ve diğer sanıkların örgütün yöneticisi olmak ve örgüt adına faaliyette bulunmak suçlarını işledikleri sabit olmadığından CMK’nın 223/2 E maddesinin gereğince bütün sanıkların müsned suçlardan ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur.” Mahkeme de bizim kanaatimiz öyle değil diyor. Üçer yıl ceza verildi. Birkaç kız arkadaşım var, çok sevimli böyle minik kedilere benziyorlar. Onlara da çete yöneticisi olmaktan ceza verdiler. Ben mahkemeden tabii razıyım, yani mahkemenin kararına saygılıyım. Herzaman hürmet ediyorum, herkesin de saygı duymasını isterim ve hakkımı da helal ediyorum onlara, gani gani helal olsun. Eğer illa da Yargıtay da onarsa gider arslan gibi yatarız tabi. Bu vatan bizim, toprağı, demiri heryeri bizim İnşaAllah.
MUHABİR: Bunun dışında başka bir dava, diğerleri zaman aşımından düşen birkaç davanız var.
ADNAN OKTAR: Ben şimdiye kadar bütün yargılanan davaların hepsinden beraat ettim. Ebru Şimşek olayında da biliyorsunuz, binanın kolonları aşağı doğru sarkıyor, benim bulunduğum evde kolon yok. O hanımın bulunduğu evde kolonlar aşağı sarkıyor, benim asmolen tavan, bulunduğum ev dümdüz tavan. Bir de pencereler tavandan tabana kadar benim bulunduğum evde. O evde küçük pimapen pencereler var bu bayanın bulunduğu yerde. Mahkeme heyetine iki ayrı televizyon kanalı kurduk kocaman ekran. Mahkeme heyeti, bilirkişi, teknik elemanlar hepsi toplandılar. Buyurun dedik bizim bulunduğumuz ev burası, bu bayanın bulunduğu ev burası. Baktılar ki, ne öyle silahlı adamlar var, ne ben varım orada, ne alakam var.
MUHABİR: Siz çeteden yargılanırken...
ADNAN OKTAR: Oradan beraat ettim. Evet.
MUHABİR: Ama silahlı çete demediler, ne çetesi dediler size hocam.
ADNAN OKTAR: Herhalde benim suçum olsa olsa şefkat, merhamet, sevgi olur ama mahkemenin kararına da tabii saygılıyım. Benim kanaatim o olur.
MUHABİR: Evet hocam, son dakikalarımıza giriyoruz. Birazdan da Son Ajans haber programımız var. Başkent izleyicilerine, siz de Bala’lıyım demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Hemşehrilerime.
MUHABİR: Başkentlilere, hemşehrilerinize ve arkadaşlarınıza, dostlarınıza bir mesajınız var mı?
ADNAN OKTAR: Ankara’lı bütün kardeşlerime şunu söylüyorum; çok samimi olsunlar, Allah’ı çok sevsinler, Allah’tan çok korksunlar ve can-ı gönülden Türk İslam Birliği için dua etsinler, gayret etsinler, şevklensinler. Tarihin kesin akışı, bu büyük nimeti mutlaka göreceğiz. Çok hırslı ve kararlı olsunlar bu konuda. Gece gündüz bastırsınlar. Yüzde yüz bunun gerçekleşeceğini de bilsinler. Bunun sevinci içinde olsunlar inşaAllah.
MUHABİR: Hocam, sadece Ankara değil, biz Ankara’da havadan normal antenle seyredilebiliyoruz.
ADNAN OKTAR: Bütün memleket için söylüyoruz.
MUHABİR: Başkentte seyrediliyoruz. Bunun dışında bütün dünya D-Smart’ta da 167’deyiz, yani bizim seyirci kitlemiz çok fazla. Ankara’ya bir selam gönderdiniz. Genel anlamda Türkiye ve dünya için son sözlerinizi alalım.
ADNAN OKTAR: Türk milleti inşaAllah Türk İslam Birliği’nin lideri olacak. Biz mübarek bir milletiz, takva bir milletiz, güzel ahlaklıyız ve olağanüstü güzel bir memlekete sahibiz. Biz ne Kıbrıs’tan ne başka yerden çakıl taşı bile vermeyiz Allah’ın izniyle, bilakis koskocaman büyük bir devlet olacağız inşaAllah, süper devlet olacağız. Türk İslam Birliği’ni de oluşturacağız. Zenginlik, refah, bolluk içinde mutlu yaşayacağız inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Değerli seyirciler, Başkent özelin bu haftaki özel röportajında Adnan Oktar konuğumuzdu. Önümüzdeki hafta bir başka konu ve konukla buluşmak dileğiyle, Son ajansdaki haberleri de kaçırmayın diyorum. Mutlu akşamlar diliyorum.