MUHABİR: Hayırlı akşamlar değerli izleyenler Hilal TV ekranlarında sohbet programına hoş geldiniz. Konuğumuz Sayın Adnan Oktar kendisiye yaklaşık bir buçuk saat boyunca Türkiye ve dünya gündeminde meydana gelen son gelişmeleri ayrıntısıyla konuşacağız. Sayın Oktar hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoşbulduk. Teşekkür ederim.
MUHABİR: Sohbetimize hemen geçeceğim ama önce kısa bir hatırlatmam olacak. Değerli izleyenler Hilal TV ekranlarında canlı izlediğiniz bu programı aynı zamanda www.harunyahya.tv adresinden de canlı izleyebilirsiniz. Ayrıca Sayın Oktar’a sorularınızı da ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz. Tekrar ediyorum ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden Sayın Oktar’a sorularınızı gönderebilirsiniz. Sayın Oktar öncelikle dünya gündeminin şu an tartışmasız bir numaralı konusu Gazze. İsrail üç hafta boyunca hatta 22 gün boyunca havadan, karadan, aşağı yukarı bütün askeri imkânlarını kullanarak bir avuç Gazze toprağı diyebileceğimiz bölgeyi bombaladı. Sivil, resmi ayrımı yapmadan birçok insanı şehit etti. Ayrıntısıyla bu konuyu konuşacağız. Sizin zaten uzmanlık alanınız Siyonizm, Masonlar, İsrail, vaat edilmiş topraklar bu işin ayrıntısına gireceğiz ama öncelikle bu üç hafta boyunca hemen her gün oradan çocuk cesetleri bunların görüntüleri, fotoğraflar gerçekten yürek burkucu şeyler gördük. Bunları gördükçe neler hissettiniz öncelikle bu duygularınızı almak isterim.
ADNAN OKTAR: Ben bunları görünce birlik olmanın, beraber olmanın, birlikte hareket etmenin önemini bir kere daha görmüş oldum. Ama bunun Türk İslam Birliği şeklinde olması gerektiği, bunun bir an önce yapılması gerektiği de çok açıktır. Allah Müslümanlara birlik olun diyor. Bu farzdır. Bölünmeyin diyor. Bu da eğer yapılırsa bölünürse Müslüman, bu da haramdır. Fakat Gazze için Filistin için alınan tedbirler pasif ve karşı tarafı çok onore edecek, onları güçlendirecek tedbirler oluyor. Mesela yalvarmak; acımıyor musunuz diyorlar. Adam niye acısın zaten acımama üzerine kurulu onların sistemi. İşte malınızı boykot ederiz. İşte elçilerinizi göndeririz. Bunlar halk tabiri ile adamlara vız gelir, tırıs gider. Yani böyle vakalarda tek çözüm güçtür.
MUHABİR: Zaten onları göze alarak...
ADNAN OKTAR: Evet adam onu yaparken yani bilmiyor mu? Onun ne olduğunu. Yani şu laf mı yani, acıyın demek. Çoluk çocuğu çıkartıp şiirler okutturmak. İşte çocuk, kundakta çocuklar ölmüş bunların işte kanlı görüntülerini yapmak, böyle bu tip çalışmalar yapmak. Bunlar zaten onların propagandası olmuş oluyor. Yani adam zaten bunu vurgulamak, şiddetini, kan dökücülüğünü, gücünü göstertmek istiyor.
MUHABİR: Kendi kamuoyu zaten bunları görmek istiyor değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabi yani adamı onore etmiş oluyorlar. Adamın süksesini arttırıyorlar. Gövde gösterisini arttırıyorlar. Ve bir avuç kuvvetle nasıl kan döktürdüklerini, nasıl Müslümanları yıldırdıkları, hatta kendi kafalarına göre güya nasıl dize getirdiklerinin propagandasını yapıyorlar. Müslümanlar da çıkıyor bir kısmı, evet diyor biz dize geldik, perişan olduk. Hatta bir kısmı da diyor ki ah keşke oraya doktor olarak gitsem. Bol bol ilaç gönderelim. İşte bol bol pansuman bezi gönderelim. Kardeşim böyle tedbir olur mu? Doktor da sen niye birlik beraberlik olalım demiyorsun? Pansuman bezine o zaman ihtiyaç kalır mı? İlaca, doktora gerek kalır mı? Yani bu kadar garip bir tedbir olur mu?
MUHABİR: Evet bu konuya zaten özellikle gireceğiz, İslam dünyasının kendi içindeki bölünmüşlük haline. Öncelikle bu İsrail’in ruh halini, bu zihni yapısını anlamak açısından 1948’de Birleşmiş Milletler kararı kurulmuş bir devlet var, ama öncesinde bir Siyonist zihniyet var. Yüzyıllardır, belki binyıllardır bir takım vaatler peşinde koşan bir zihniyet var. Bunu anlama açısından belki de Hz. Musa dönemine gitmek lazım. Hz. Musa’dan sonra, Hz. İsa dan sonra Tevrat’ın bozulması dönemine gitmek lazım. Bu tarihi bize bir özetleyebilir misiniz? İsrail’in bu Siyonist yapının zihniyeti efendim.
ADNAN OKTAR: Bakın insanların yakınında bir güç vardır. Şeytan. Şeytan insanın yakasını bırakmaz. Ne zamana kadar? Kıyamete kadar. Kıyamete kadar şeytan görevlidir. İsrail de kıyamete kadar görevlidir. Yani ateist Siyonistler ve Masonlar kıyamete kadar görevlidir. Her türlü zulüm yapmakla, kan döktürmekle, rezalet çıkartmakla, şiddetle görevlidir bu adamlar. Biz bunların istediğimiz kadar tarihini tespit edelim, geçmişini tespit edelim. Bu bize boş yere vakit kaybettirir. Yapılacak şey çok açık ve sarihtir. Müslümanların birbirlerini çok sevmesi, birbirleri ile uğraşmaması, mezhep ayrılıklarını rahmet olarak görüp, birbirine sevgiyle ve şefkatle yaklaşmaları. Ve bir an önce sınırların açılarak, yani Avrupa Birliğinde olduğu gibi. Avrupa Birliği beraber oluyor, birlik oluyor çok normal olur diyor. Kardeşim senin dinin bir, dilin bir, her şeyin bir, sen nasıl beraber olmazsın? Bize müsaade ederler mi diyor? O kadar korkaksan niye yaşıyorsun o zaman? Yani hayatın anlamı niye var o zaman senin için? Yani birleşmeyi teklif edemeyecek kadar korkaksan, yani bu kadar korktuysan ve bu kadar perişan durumdaysan, yaşamana da gerek yok zaten o zaman senin. Yani o zaman demek ki onurunu, haysiyetini, şerefini insanların çiğnemesine hazırsın demektir. Bunun açık ve aleni çözümü vardır. Bir manevi lider etrafında toplanıp Türk İslam Birliğini oluşturmaktır. Ama bu tabi kader bu, yani bunun oluşması bir zaman alacaktır. Ahir zamanda olduğumuz için bu tip olayların olması zaten kaderde olan şeyler. Fakat ben Müslümanlardan şunu bekliyorum. Kardeşlerimden. Yani koskoca pankartlar bezler işte ‘Zalim İsrail’. Zaten adam öyleyim diyor adam, yani öyle değilim demiyor ki. Onu diyeceğine bir an önce Türk İslam Birliği kurulsun niye demiyorsun? O beze harcadığın parayı, o boyaya harcadığın parayı niye buna kullanmıyorsun? Yani mesela ha bire bağırıyorlar “Kahrolsun İsrail ” Niye İsrail kahrolsun, içinde bir sürü Müslüman var İsrail’in içerisinde, yani bayağı bir Müslüman kitlesi var. Ayrıca dindar bir sürü Hıristiyan var birçok ve birçok dindar Musevi var. Bizim orada sorunumuz ateist Siyonistler ve Masonlardır. Yani oradaki halkı ezen güçtür. Yani halk genelde hep masumdur ve mazlumdur. Millet mesela bir şey oluyor işte “ Kahrolsun Amerika” Amerika niye kahrolsun Amerika’daki zalim yöneticilerin konumu esastır. Oradaki Masonlar ve ateist Siyonistler esastır. Yani sapla samanı karıştırmamak lazım. Yani dindarları tenzih ederim yani ateist Siyonistlerle oradaki Musevileri birbirinden ayırmak lazım.
MUHABİR: Şimdi o ateist Siyonistlerin kendilerine öngördükleri kamuoylarına bu vahşetlerini legal olarak yansıttıkları bir takım kaynakları var zannedersem. Yani misal tahrip edilmiş Tevrat’tan bahsediliyor, Talmut’dan bahsediliyor. Yani örnek ayetler var. Bunlara herkesin ulaşması zaten çok kolay, bir örnek vereyim ben müsadenizle “ İhtiyarı, genci ve ere varmamış kızı ve çocuklarla, kadınları helak için vurun. Gözünüzü esirgemesin ve acımayın” Yani bu Tevrat’ın bir ayeti olarak lanse ediliyor. Elbette ki biz biliyoruz ki orijinal Tevrat’da böyle bir şey olamaz zaten. Ne Allah ne peygamberi böyle bir şeyi zaten ifade etmiş olamaz. Ben şunu sormak istiyorum. Bu tahrip edilmiş Tevrat’da veya Talmut’da mı vardır? Bu tür ayetler.
ADNAN OKTAR: Şimdi tahrif edilmiş Tevrat’da tahrif edilmemiş gerçek izahlar vardır. Bunlardan bir tanesi de Allahu Alem ateist Siyonistlere, bu ateist azgınlara Tevrat hitap eder. Ve hitap şekli tektir. Hep fahişe der. Ey fahişe der. Sen zülüm yaptın, kan döktün, faiz aldın, insanların canını yaktın. Talan ettin ortalığı, seni mahvedeceğim der. Ve sürekli fahişe olarak geçer. Ey fahişe seni işte çömlekçi kabı gibi parçalayacağım der. Yani bunların uğrayacağı sonu anlatır Tevrat. Onlar karıştırıyor oradaki izahlar. Yani normal bir dindar Museviye sorsanız zaten bilir bunu ve fıtraten korkak oldukları ve korkuyu yaşayacakları da belirtir. Yani şiddetli korkuyu yaşayacaksınız diyor. Ve başlarına gelecek belalar Tevrat’ta sayfalarca açıklanır. Çok, çok fazla açıklanır. Bunların üzerinde durmak lazım, ama Müslümanlar birlik ve beraberliği ağzına alma konusunda biraz tereddütlüler. Ben mesela konuşuyorum ne derler bize diyor. Kardeşim o zaman sen yani haysiyetine, şerefine, namusuna, dinine, imanına her türlü saldırıyı kabul ettin demektir yani bu kadar korkuyorsan.
MUHABİR: Müslümanların zaten bu hale gelmesi de programlı bir politikanın ürünü öyle değil mi? Yani uzun yıllardır?
ADNAN OKTAR: Tabi ki yani, ya sana ne Alevi olmasının, Sünni… Sana ne, kardeşiz biz. Ne güzel Kıblemiz bir. Allah’ımız bir. Peygamberimiz bir. Sana ne, adam yani kendi inancında o yaşıyor ve bana göre de çok takva, tertemiz insanlar. Yani sen kendinden sorumlusun. Tamam, biz sünniyiz çok şükür, iyi. Caferi kardeşlerimiz var onlar da çok takvalar, Vahabiler var onlar da çok takvalar, dindarlar. Yani bir bulaşma ve mücadele ruhu var ama onların da Müslümana gücü yetiyor. Mesela Filistin’de de öyle; Hamas’la El Fetih. Silahlı birbirini kırıp geçiriyor. Yani bu kadar çılgın ve bu kadar garip ve İslam’a zıt bir hareket nasıl olur yani inanılır gibi değil. Zaten bir avuçsunuz. Zaten eziliyorsunuz, zaten perişan vaziyettesiniz. Kardeş olup kenetlenip beraber olup mücadele edeceklerine oturuyorlar, birbirlerini kırıp geçiriyorlar. Hadislerde işte bu vardır. Yani ahir zamanda Mehdi devrinde Müslümanlar birbirleriyle çatışacaklar. Hatta Peygamberimiz (sav) diyor, köpekler gibi diyor birbirinizi diyor kırıp geçireceksiniz diyor. Bu açıkça belirtilmiştir. Ahir zaman alametidir. Mehdi’nin zuhurundan önce bu tip olaylar çok yoğun olarak yaşanacaktır. Bu işin doğrusu İslam Birliğini sağlayacak olan da Mehdi’dir. Yani Mehdi’nin dışında güçleri yetmiyor dikkat edersiniz. Yani bunu ağızlarına dahi alamıyorlar ancak Mehdiyetin, Mehdi’nin yapacağı bir şeydir bu İnşaAllah.
MUHABİR: Yani Osmanlı dağıldığından beri Ortadoğu ve tabi ki Filistin özelinde bahsettiğiniz manzarayı görüyoruz. Bir dönem işgale uğramış Birleşmiş Milletler İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulmuş Birleşmiş Milletler kararı ile İsrail kurulmuş. O dönemden beri Filistin ‘Acıların Yurdu’ ifadesi ile anılıyor. 60 yıldır da Filistin İsrail devleti kurulduğundan beri 60 yıldır bu gerçek değişmedi, bir Filistin devleti de fiili olarak tam olarak ortada yok. Bağımsızlığını ilan etti. Uluslararası kamuoyu kabul etmedi. Yani bu gördüğümüz manzara ne zaman değişecek? Nasıl değişecek?
ADNAN OKTAR: Bakın diyor ki Amene Bin Ti- Nüfeyl der ki İmam Hüseyin (as)’in şöyle buyurduğunu duydum. Sizler yani Müslümanlar birbirinizden beri; uzak olduğunuzu söylemedikçe; işte biz o Alevi, ben Sünniyim ayrıyız hiç alakamız yok. Hatta birbirlerini de tekfir ediyorlar biliyorsunuz. Birbirinizin yüzüne tükürmedikçe, bakın çok net peygamber Efendimiz (sav)’in ifadesi birbirinizi tekfir etmedikçe dinsizle itam ediyorlar biliyorsunuz birbirlerini mesela Alevi Sünniyi, Sünni de Aleviyi dinsizlikle itham ediyor ama bir avuç ajan bunu söyleyenler. Ve birbirinizle lanet okumadıkça beklediğiniz Hz. Mehdi’nin zuhuru vukuu bulmayacaktır. Arz ettim ki öyle ise o zamanda hiçbir hayır yoktur. Haşa tabi bu yani yanlış bir ifade onu düzeltiyor İmam, buyurdu ki hayrın hepsi o zamandadır. Bütün hayırlar o zamandadır. Çünkü hayırsız hiçbir şey yoktur. Kaim Hz. Mehdi kıyam edecek, zuhur edecek bunların hepsini ortadan kaldıracaktır diyor. Bunun, bu adaletin oluşması kıyametin kopması için zamandan sadece bir günden başka vakit kalmamış olsa da Allah benim Ehli Beytimden bir zatı gönderecek. Mehdi’yi gönderecek yeryüzü zulümle dolduğu gibi o yeryüzünü adaletle dolduracak.(Sünen-i Ebu Davud 5/92) Mehdi bendendir yeryüzü zulüm ve işkenceyle dolduğu gibi; şu anda zulüm ve işkenceyle doldu. Onu doğruluk ve adaletle doldurur. Sünen-i Ebu Davud Mehdi’nin hadislerine sahih değil diyorlar ya Sünen-i Ebu Davud yani en sahih hadis kitaplarındandır. O da tabi ayrı bir Mehdi’nin çıkış alametidir. Mehdi yok demeleri. Bu emirde Hz. Mehdi de insanlar yeryüzünü daha önce zulümle doldurdukları gibi yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Bu emirde diyor insanlar yeryüzünü daha önce zulümle doldurdukları gibi yeryüzünü adaletle dolduracaktır Mehdi böyle yapacaktır diyor adaletle dolduracaktır bunu nerden okuyoruz Sünen-i İbni Mace sahih hadis kitabı 10/348 zulümle, fıskla dolu olan dünya Hz. Mehdi geldikten sonra adaletle dolup taşacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alametil Mehdiyy-il Muntazar, sayfa 20) Hz. Mehdi’nin zamanında adalet o kadar bol olacak ki zorla alınan her mal sahibine geri iade edilecektir. Yine El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alametil Mehdiyy-il Muntazarda. Bu bütün hadislerde ahir zaman anlatılmış eğer biz Peygamberimiz (sav)’in gösterdiği yolu, tarihin bize bütün perspektifini göstertmiştir Peygamber Efendimiz (sav). Yani tarihi bize bir ayna gibi göstertmiştir. Şu zamanda şu olacak, şu zamanda şu olacak. Şunda şunu yapın, şunda şunu yapın, şunda şunu yapın. Peygamberi (sav) dinlemezse bir insan Kuran’ı dinlemezse ne söyleyeyim ben o insanlara,
MUHABİR: Zaten bir ahir zaman alameti olarak görüyorsunuz siz bu bölünmüşlüğü bu ahir zaman alametlerine yine geleceğiz, bu son Gazze meselesinde Müslüman ülkeler arasında tavır değişikliği çok bariz olarak ortaya çıktı. Bir Türkiye’nin gösterdiği tavırla bir Mısır’ın gösterdiği tavır, yapılan açıklamalar çok farklıydı. Önce Arap âlemini bir sorayım, onların gösterdiği tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Hayır bir kere alenen korkuyorlar alenen Mısır alenen korkuyor. Mısır derin devleti aslında deneni yapıyor. Kardeşim sen hava sahanı nasıl kullandırırsın adam öldürülürken...
MUHABİR: Kimin dediğini yapıyor Mısır derin devleti?
ADNAN OKTAR: Ateist Siyonistlerin ve Masonların, yani dünyayı yöneten güç; deccaliyetin yani adam saçını mavi siyaha boyamış, çıkmış ortaya hayır bu suç değil o bir şey değil, yani o işin süsünde yani süslenmiş püslenmiş ortaya çıkmış. Mısır’ın hava sahası kullanılıyor. Gel diyor benim hava sahamı kullan, git onları bombala ve öldür diyor. Bu ne demek bu?
MUHABİR: Sınır kapısını kapatıyor
ADNAN OKTAR: Ya adam imdat diyor. Allah rızası için bizi kurtarın diyor. Yani adam can havli ile. Aç kapıyı, yani ya İsrail olumsuz bir şey derse, kardeşim sen o kadar korkuyorsan o kadar korkaksan yaşamana gerek var mı senin ya, yani o hale geldiysen sen. Yani çünkü bir insan mesela annesini babasını kesiyorlar karşısında oturuyor, kardeşim en fazla öldürürler seni, en fazlasından, ne güzel şehit olursun daha ne istiyorsun yani illa yaşaman mı gerekiyor? Ya bize saldırırlarsa saldırsın kardeşim Allah Allah. Yani böyle zilletle yaşayacağına şehit ol.
MUHABİR: Mısır Dışişleri Bakanının tam bu dönemde, Türkiye’ye geldiği zamandı galiba, bir açıklaması vardı. Refah sınır kapısını, kapısı ile ilgili protokolü biz El Fetih ile imzaladık. Yani devlet başkanı Mahmut Abbas’ın grubu olan El Fetih ile imzaladık. Gazze’de El Fetih grubu yok. Karşımızda bizim muhatabımız yok. Hamas’ı tanımıyorlar yani. Bu yüzden biz açarsak uluslararası hukuk açısından suç işlemiz oluruz diyor.
ADNAN OKTAR: Bakın, bir insan imdat, Allah rızası için cankurtaran yok mu dedi mi burada uluslararası hukuk falan işlemez. Yani burada hiçbir hukuk işlemez, burada bir tek insani, rahmani hukuk işler. Kurani hukuk işler. Yani İsrail böyle titiz mi kurallara, yani çoluk çocuğu öldürürken, yaşlıları öldürürken, kadınları öldürürken bu titizlik içerisinde mi oluyor? Yani titizlik bize mi düştü? Yani herkes titizlik yapıyor da…Velev ki gerekse bile biz titiz olmuyoruz. Yani çocuk öldürülüyorsa biz onu seyredemeyiz. Ya bizi de öldürürse; öldürsün kardeşim. Öyle yaşayacağına şehit olursun daha ne istiyorsun. Ne kadar canları tatlı, ne kadar canları kıymetli, bir de nerden biliyorsun öyle olacağını sen bir cesaret göster bakayım. Yani korku ahir zamanda bir fitne, Müslümanlarda bayağı bir bölümünde bir bela oldu. Ya hapsedilirsem, ya dövülürsem, ya sövülürsem, ya iftira atarlarsa, ya öldürürlerse kardeşim hepsinde sevap alırsın. Amacın Allah’ın rızası değil mi? Bir de sen ne yapıyorsun? Yani savunmadasın kötülük de yapmıyorsun. Yani çoluk çocuk bas bas bağırıyorlar orada bizi kurtar diyorlar, açıp kapıyı kurtar bu kadar açık.
MUHABİR: Hamas mevzu bahis olduğu için Mısır’ın böyle bir adımı atmadığı söyleniyor. Zira sizin de ifade ettiğiniz gibi Mısır’da kukla bir yönetim var. Ve bu kukla yönetim Hamas benzeri tırnak içinde bir yapıyı kendi ülkesinde de barındırmıyor. Sindiriyor. Bu yüzden Hamas’a karşı adım atmadığı ifade ediliyor. Hamas bu kadar korkulacak bir şey mi?
ADNAN OKTAR: Bakın olay Hamas veya başka bir şey sorunu değil. Konu İsrail’den korkma sorunu, çekiniyorlar, korkuyorlar. Yoksa birçok mezhep, bir çok cemaat, tarikat var. Hepsinin kendine has bir üslubu var. Kendine has bir yöntemi var. Kiminin eksik yanlış yönleri olabilir. Ama bunlar her halükarda Müslüman, tertemiz insanlar. Yani eksiği varsa o konuşulur, izah edilir, anlatılır, düzeltir. Müslüman zaten tebliğe açıktır. Güzel söze açıktır. Ama Müslümanlar bir şeye kestirme yoldan gitme yerine, yani mesela buradan buraya bir yol var. Direk buradan gideceğine 30 km tur atıyor. Yine kenarından geçiyor. Yine 30 km tur atıyor. Ya direk doğrudan doğruya girsene İslam Birliğini oluştursana, ben kimle konuşsam dünya ne der diyor. Şimdi insanın ağzına dolu, dolu geliyor. Yani ne derse desin yani ne olacak dese ne olur yani. Sen güzellik adına çıkıyorsun. Sevgi adına, şefkat, muhabbet adına çıkıyorsun ve Hıristiyanları, Musevileri kurtarmak istiyorsun. Bizim bir toprak talebimiz yok. Bir ırk üstünlüğü iddiamız yok. Diğer dinlere saygıda kusur etmiyoruz. Kiliseler açılsın, sinagoglar açılsın, camiler açılsın herkes ibadetini yapsın istiyoruz biz.
MUHABİR: Tam burada Türkiye’nin tutumunu soracağım. Bahsettiğiniz gibi Türkiye’nin hemen sınır komşusu değil Filistin. Toprak mesafesi var. Arada iki ülke var. Buna rağmen tarihi ve dini, kültürel bağlarımızdan ötürü üstümüze düşeni yapmamız gerek şeklinde açıklamalarla yetkililer mekik diplomasisi dokudu orada. Ahmet Davutoğlu; Başbakanın baş danışmanı başkanlığında dokuz gün boyunca Şam’da Suriye’de, Mısır İsrail arasında mekik dokudular. Başbakan Erdoğan’ın açıklamaları çok yine tırnak içerisinde sivri olarak ifade edildi. Duygusal olarak ifade edildi. Türkiye’nin bu Gazze’deki işgal süresince takınmış olduğu tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Bakın hükümetin elinin güçlendirilmesi lazım. Yani hükümet güçlü bir zeminin güçlü fikrini güçlü şekilde anlatabilir. Türk İslam Birliğini bütün Türkiye gürül gürül her yerde dile getirirse, konferanslarda, gazetelerde, basında Başbakan buna tarafsız bir tavır koymaz. Benim milletim bunu istiyor der. Ben de bunu dile getiriyorum der. Ama başbakan tek başına çıkıp Türk İslam Birliğini kuralım dese, yani bu desteksiz izahmış gibi görünebilir. Ama bütün kamuoyu tabandan bunu isterse ki biz lider devletiz, lider milletiz. Bu bize yakışır. Onun için öncelikle Türkiye’nin bunu çok güçlü dile getirmesi gerekiyor. Bu konuda eğer korku varsa, o insanın ben yaşamasını yani yaşama hırsını insani bulmam. Çünkü bizim Mehmetçiğimiz Allah rızası için gidiyor, canını veriyor gerekirse. Çanakkale’de oluk gibi bizim şehitlerimizin kanı aktı. Şehitler; yabancı askerler geldi, biz korktuk çekilelim, işimize gücümüze bakalım demediler. Oluk gibi kanlarını akıttı o aslanlar. Yani gidip biz de tabi gidip İsrail’i yerle bir edelim demiyorum. Yani oradaki ben insanları çok seviyorum ben Musevileri çok mazlum insanlar ve onlardan görüştüğüm insanlar var. Allah’tan korkan muttaki insanlar. Şeytanı tek tek tespit edip, şeytanın ekibinin tasfiye edilmesi gerekiyor. Hemen işbirliği yapalım İsrail’in dindarlarıyla, Hıristiyanlarıyla, Musevileriyle bütün bölgedeki Hıristiyanlarla işbirliği yapalım, Musevilerle işbirliği yapalım. Ve bu şeytanın ordusunu oradan kovalım. Ve güzel bir Türk İslam Birliği oluşsun, konu bitsin. Ama bunu bol bol işte geniş geniş konferanslar yapmak, işte İsrail ilk zulmüne ne zaman başladı, yani sana ne kazandıracak bu? İşte İsrail bilmem kaç yılında şurada şunu yapmıştı bunu. Adam zaten bunu inkar etmiyor ki ben bunu yapacağım diyor ve ideallerim var benim diyor. Ben bunla bırakmayacağım zaten diyor. Sel gibi kan akıtacağım diyor. Mesela Birleşmiş Milletler şu bu kim olursa olsun benim kimseyi gözüm görmez ve takmam diyor. Nitekim Birleşmiş Milletler biliyorsunuz aman vazgeçin, düzeltin işte yardım edelim gibi bir girişimde bulundular. Gittiler orayı bombaladı adamlar. Ve dünyada da gık yok. Yani dünya da korkuyor. Ya kardeşim bunlar ne menem adammış da bu kadar korkarmışsınız.
MUHABİR: Neden korkuluyor peki dünya neden korkuyor?
ADNAN OKTAR: Hepsi birden korkuyor yani çıtını çıkaramıyor. Fransa da korkuyor, Almanya da korkuyor. Hep çekiniyorlar. Çıt çıkaramıyorlar.
MUHABİR: Bunu anlamak için bu Yahudi inancını, ya da nasıl tabir edersiniz bilmiyorum. Bu dünyayı saran bu korku psikolojisini anlamak için o soruyu sormuştum aslında. Neden dünyada hemen her ülke yönetimi diyelim, halkları herhalde ayrı tutmak lazım, neden hemen her ülke yönetimi İsrail’den bu kadar korkuyor?
ADNAN OKTAR: Şimdi İsrail’in kurduğu bir dünya derin devleti var. Yani dünya mafyası var. Büyük çok kapsamlı dünya mafyası var. Mesela bir ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı diyelim, yabancı Avrupa’da. O adamın en fazla üç beş tane dostu vardır. Bunlar hep yalnız insanlar, yani bunların bir organize güçlü bir koruyucu ekibi yok. Dayanacağı bir güç yok. Ama Müslümanların dünya çapında organize bir gücü var. Yani milyarı aşkın bir dostluk ve dayanışma ekibi var. Fakat bu ruhun çok iyi canlandırılması ve bunun hayata geçirilmesi gerekiyor. Çünkü Müslüman zaten ölümden korkan bir varlık değil. Öldüğünde cennete gideceğini biliyor. İnşaAllah şehit olacağını biliyor. Şefkatli ve merhametli ve adaletten yana. Bunu yapabilecek güç de, işte cesur ve yiğit böyle halk tabiriyle delikanlı tabir edilen bir millet var bu da Türk milleti. Bakın Araplar birleşemediler. Ve alenen bir kısmı diyeyim hepsi demeyeyim bayağı bir korktular. Ama bizim millet korkmaz işte. Yani özel olarak yiğittir. Ve özel olarak tam anlamıyla delikanlıdır yani tam anlamıyla. Ve hakkı savunurken de gözünü daldan budaktan kaçınmaz. Ama tabi itidalli yani mantıksız böyle gidip hani ucuz kahramanlık yapmaz. Makul yapar. Onun için Türkiye’nin liderliği hemen ele alması gerekiyor. İslam aleminin de hemen kabul etmesi gerekiyor. Birçok cemaat var. Birçok cemaat ileri gelenleri var. Yani bunlar bir ileri gelseler, bir araya gelseler, bir açıklama yapsalar. Biz Türk İslam Birliği oluşsun biz bunu istiyoruz deseler. Yani bu çok büyük bir ses getirir ve ilk olmuş olur bu.
MUHABİR: Türkiye son dönemde son birkaç yıllık dönemde İ.K.Ö’yü İslam Konferans Örgütü Teşkilatını biraz daha aktif hale getirdi. Başkanlığını yine bir Türk yapıyor. Ekmeleddin İhsanoğlu,yine Ortadoğu özelinde ve bütün Müslüman ülkelerle iş birliğini arttırmış gibi görünüyor. Dış politikada Türkiye bu bahsettiğiniz olması gereken doğrultuda bir adım mıdır? Bir açılım mıdır?
ADNAN OKTAR: Bakın böyle şeylerde delice bir coşku, delice bir aşk gerekir. Böyle resmi, sakin toplantılar yapmak, kokteyllerle bunu değerlendirmek; yani bundan bir şey çıkmaz. Yani böyle bir hareketle bir şey elde edilemez.
MUHABİR: Peki bu Gazze’deki olay sırasında az önce Mısır’ı eleştirdik. Hava sahasını eleştirdiniz hava sahasını kullandırıyor diye. Türkiye’de İsrailli pilotların eğitimi Konya hava sahasında yapılıyor. Delice bir coşkudan bahsettiniz. Başbakan Erdoğan bu konudaki önerilere bakkal dükkânı yönetmiyoruz dedi. Bu delice bir coşku acaba o durumda İsrail’le askeri ilişkileri kestirmek anlamına mı gelirdi. Bu hava sahasının İsrailli pilotlara kullanımına kapatmak anlamına mı gelirdi acaba?
ADNAN OKTAR: Bakın İsrailliler dediler ki Asr-ı Saadette işte Müslümanların gücü şöyleydi böyleydi yani güzel yönlerini anlattılar. Ve bu şu anda da biz yapacağız gibi bir ifadede bulunmuşlar. Onlar da o Asr-ı Saadette kastettiğiniz Müslümanlar nerde, bize bir gösterin demişler İsrailler, yani nerede o insanlar demiş adamlar. Tabi buradadır da diyemediler. Çünkü yok. İşte bu aşkın bu ruhun canlandırılması gerekiyor. Yani bu olduğunda bu tip siyasi askeri tedbire de gerek kalmaz. Yani Türk İslam Birliğini biz manen oluştursak biz bunda kararlı olduğumuzu hissettirsek bunun psikolojik caydırıcı gücü yeterli olur. Yani daha bunun sillesine gerek kalmaz. Çünkü mesela bir ülkeye bir konuda bir şey, dayatma yapılıyor. Deniliyor ültimatom veriliyor, şunu yapacaksınız; yapmıyorlar, sınıra getirip asker yığıyorlar. Konu bitiyor. Bu ne demektir. Caydırıcı güç demektir. Yani illa saldırmaya gerek yok. Caydırıcı güç psikolojik bir şeydir. Yani biz bunu oluşturduk bu birliktelik oluştu dendiğinde bunu bu hissettiğinde bu kişiler konu biter. Yani bu hükümetlere de etki eder. Devletlere de etki eder. Herkese etki eder.
MUHABİR: İslam Birliğinden bahsediyoruz sürekli onu vurguluyorsunuz bir ara bir D-8 kuruldu. D-8 hala faaliyette fakat bundan on yıl öncesi kadar hareketli değil. Malumunuz D-8 kurulduğu zaman kurulduktan hemen sonra Türkiye başta olmak üzere Endonezya, Malezya, buradaki hükümetler devrildi. Ülke yönetimleri karıştı. Çok ilginç gelişmeler oldu. Bunlar yine İslam ülkelerinin birliğinden tedirgin olan bu bahsettiğiniz gücün bir kargaşa çıkarması sonucu muydu? Ya da işte D-8 gibi bir yapılanma D- 8 bu bahsettiğiniz İslam Birliğinin bir öncüsü olabilir miydi? Benzeri bir şey mi olmalıydı?
ADNAN OKTAR: Bakın Museviler Mesih’i beklerler, Hıristiyanlar Hz. İsa’nın inişini beklerler. Müslümanların beklediği birisi olması lazım, eğer Mehdi’yi beklemezlerse ve aramazlarsa, Hz. İsa’nın nüzulünü beklemezlerse ve aramazlarsa bunun anlamı ne olmuş oluyor? Yani Allah bir kurtuluş yolu göstertiyor, bir çözüm göstertiyor ve Resulü (sav) de bunu söylüyor. Ve bunu uygulamıyorlarsa bunun sonuçlarına o insanların katlanması gerekmez mi o zaman? Fakat ben bütün bunlara rağmen bunun bir kader olduğunu söylüyorum. Yani Mehdi’nin zuhuruyla bu olaylar bitecek. Ben bunu bir tarihe not düşmek için anlatıyorum bunları aslında.
MUHABİR: Siz 28 Şubat sürecinde Türkiye’de Müslümanların yaşadığı baskıyı eziyeti de yine hayırlara vesile oldu olarak yorumlamıştınız. Bugün işte Filistin’de yaşananlar, bütün İslam topraklarında yaşanan bu zulümler dökülen kanlar aynı şekilde bir yorum mu? Sizinki yani hayra vesile mi olacak?
ADNAN OKTAR: Bakın bunlar olmadan İslam Birliği olmaz, Türk İslam Birliği olmaz. Yani Allah’ın hikmeti bu illaki bu safhadan geçilecek. Zaten hadislerin hepsi yanlış çıkmış olur o zaman olmazsa. Yani tamamı yanlış çıkmış olur. Ve tamamının doğru olduğu ortaya çıktı. Bunların hepsi Mehdi’nin zuhur alametidir. Mehdi’nin bir mecburiyet olduğunu ümmet şu an görmeye başladı. Ve görecektir. Ve hiçbir çözüm yolu yoktur Mehdi’nin dışında. Hiçbir şekilde birleşemezler de Mehdi’nin dışında, bak söyleyeyim hiçbir şekilde ne yaparlarsa yapsınlar asla birleşemezler Mehdi’nin dışında, kader böyle çünkü.
MUHABİR: Müslümanlar Mehdi’yi aramalı Mehdi’yi beklemeli diyorsunuz yani ne yapmalıyız, neler yapmalı Müslümanlar Mehdi’yi arama anlamında?
ADNAN OKTAR: Buhari, Müslim, Tirmizi, İbni Mace, Sünen-i Nesei, Sünen-i Davud, bunlar Resulullah (sav) niye anlattı bu hadisleri, Kuran’da ayetler neyi anlatıyor? Nur Suresinin 55.ayeti neyi anlatıyor bize? Bir tane iki tane değil ki çok fazla ayet var. Mesela evet Davut Bin Kesir Ruki der ki İmamı Ebu Abdullah Aleyhisselema şöyle arz ettim. Bu Emir yani Mehdi çok uzadı. Öyle ki kalplerimiz daraldı. Ve derin hüznünden dolayı ölüyoruz. Buyurdu ki bu zuhur daha ümitsiz ve hüznün daha çok olduğu bir zamanda vuku bulacaktır. Yani onlar perişan olduk çıksın artık Mehdi diyorlar. Bu zuhur daha ümitsiz ve hüznün hüzün yani acı gözyaşı, daha çok olduğu bir zamanda vuku bulacaktır. Mehdi’nin zuhuru ümitsizlik ve yeis esnasındadır diyor yine bir başka hadis. ‘Halk tam zuhurundan ümidini kestiği anda o zuhur edecektir. Onun zamanında yaşayıp ona yardım edenlere ne mutlu ona düşmanlık besleyip ve onun emrine karşı çıkanlara ve onun düşmanlarından olanlara yani Mehdiye düşman olanlara eyvahlar olsun’ diyor, yine bu da hadis. Kuran ayetlerinde o kadar fazladır ki Müslümanların birlik ve beraberlik olması ve birlikte hareket etmesi onlar diyor haklarına saldırıldığı vakit el birliği ile karşı koyarlar diyor Allah, ayet. Nur Suresi’nde Allah samimi olduğunuzda ihlasla hareket ettiğinizde bütün dünyaya sizi hâkim edeceğim diyor Allah yani gerçek müminler oluştuğunda ve dünyanın bütün uçlarına hâkim olacaksınız diyor ve korkularınızı kaldıracağım, dininizi yerleşik kılacağım diyor Allah bu Allah’ın vaadidir. Müslümanların en titiz olacağı şeylerden bir tanesi birlik ve beraberliktir. Yani bu farz çok önemli bir konudur. Yani namaz gibi, oruç gibi İslam’ın şartlarındandır. İslam’ın beş şartı yok. İslam’ın şartlarından birisi de birlik ve beraberliktir.
MUHABİR: O zaman şunu mu anlamamız lazım Mehdi ahir zaman alametlerini şu an görüyor isek Mehdi de gelmiş midir?
ADNAN OKTAR: Eğer Said Nursi’ye inanıyorlarsa, hadislere inanıyorlarsa Mehdi geldi. Yani mesela Said Nursi diyor ki Mehdi gelecek diyor. Yok, o şahsı manevi diyorlar. Ya kardeşim ruh mu bu? Yani nasıl oluyor, Peygamber (sav) tepeden tırnağa bütün özelliklerinden bahsediyor. Said Nursi diyor ki o şahsı ahir zaman diyor açık açık söylüyor. O ahir zamanın acip şahsı diyor. Ben diyor kendimi Seyid bilmiyorum diyor. O ahir zamanın o acip şahsı seyid olacak diyor. Geldiği vakit herkes bilmez diyor imanın nuru ile tanınacak diyor. Ve yani 100 sayfaya yakın Mehdi’yi anlatmış. İnanmıyorsan tamam inanmayabilirsin. Ama şahsı manevi deyip geçiştirmenin âlemi ne yani şahsı manevinin kaşından, gözünden, burnundan, saçından bahseder mi hadisler, böyle bir şahsı manevi olur mu? Ama tabi ki Mehdi bir şahıstır. Cemaati vardır. Arkadaş grubu vardır. Ve bu arkadaş grubunun ve kendisinin de bulunduğu faaliyetlere biz şahsı manevi deriz tabi ki yani çünkü Peygamberimiz (sav)’in şahsı manevisi de vardı kendi zamanında Peygamberimiz (sav)’in, sahabeleri vardı bir de şahsı manevisi vardı. Ama Peygamber vardı yani.
MUHABİR: Yani manevi şahıs etrafında, bir manevi gaye etrafında toplandılar manasında mı?
ADNAN OKTAR: Yani hayır şahsı maneviyi belirsiz bir şey gibi anlatıyorlar. Yani
MUHABİR: Somut olarak
ADNAN OKTAR: Evet yani bir insan var diyemiyorlar demiyorlar yani bir insan çıkacak demiyorlar. Hâlbuki bir insan var. Bir insanın içerisinde insanlar var. Ve bu insanlardan oluşan bir şahsi manevi var. Bir fikir var. Mesela Peygamberimiz (sav) çıkmıştır. Sahabeleri oluşmuştur. Ve ondan sonra bir şahsı manevi oluşmuştur. Sadece şahsı manevi kısmını alıyorlar. Şahıs da yok, cemaat de yok. Yani çok akılcı bir izaha benzemiyor bu.
MUHABİR: Konu bizi buraya getirdi. O zaman burada Mehdi’nin özelliklerinden de bahsetmek lazım. Madem Mehdi’nin geldiğini hadisler, İslam âlemlerinin işaretleri gösteriyor. Mehdi’nin o zaman özelliklerinden de biraz bahseder misiniz?
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin bir kere zuhur alametleri var.
MUHABİR: Tabi önce onlardan buyurun.
ADNAN OKTAR: Evet iki Ramazanda güneş tutulması 1981 yılında ve 1982 yılında bunlar oldu ki Saidi Nursi Hicri 1400 yılında çıkacak diyor. Aynen o tarihte oldu bu. Sırf şu bir tanesi mucize olarak yeterlidir. İki Ramazan ayında güneş tutulması. İran Irak savaşı olacak diyor peygamber efendimiz Ekim 1980 yılında oldu. Afganistan işgal edilecek diyor. Hatta yazık oldu Talikana diyor, orda diyor zengin madenler vardır diyor, Talikan yani Afganistan. 1979 yılında işgal oldu. Mehdi’nin çıkış devrinde. Fırat’ın suyunun kesilmesi ve aynı yerde diyor kan dökülecek diyor, Peygamber Efendimiz (sav), çok büyük kan akacak diyor. Terör ve anarşi nedeniyle çok fazla kan akıyor. Fırat bölgesinde
MUHABİR: Affedersiniz oradaki 1979’daki işgalden kastınız Mekke mi, Mekke’deki olay mı? 1979’daki işgal.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır o ayrı. Kâbe baskını Kabe’de kan akıtılması 1979 yılında oldu.
MUHABİR: Onu kast ediyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabi bu tam Peygamber Efendimiz (sav)’in dediği gibi olmuştur. Kâbe ye baskın yapılmış ve kan akıtılmıştır. 1979 da. Kuyruklu yıldınız doğması 1986, Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları 1981 yılında ramazan ayının 15. günü ay, 29.günü de güneş tutuldu.1982 yılında da Ramazan ayının 14.günü ay, 28. günü de güneş tutuldu. Güneşten bir alametin belirmesi 1996 da güneşte son yüzyılların en büyük patlaması oldu. Bir kuyruklu yıldızın çıkışı, Halley Kuyruklu yıldızı çıktı biliyorsunuz 1986 yılında, bir ordunun kaybolması Irak ordusu 2003 yılında kayboldu biliyorsunuz bütün gazetelerde yazdı. Hatta Bağdat’ın alevlerle tahrip edileceğini söylüyor Peygamber Efendimiz (sav) 2003 yılında o da oldu. Tozlu dumanlı bir fitne 11 Eylül’de bu da oldu. Irak yeniden yapılanacak diyor. Bu da oldu. Bütün dedikleri oldu. Ve o devre ait teknik detaylar var. Yani nefes kesecek hayret edilecek şeyler. Mesele kişi kamçısının ucu ile konuşacak telefon ve kablosuna işaret ediliyor. Kişiye kendi sesinin konuşması, videoya alınıyor yahut teybe alınıyor. Kendi sesi konuşuyor. Mesela Hz. Ali Fırat’ın kenarına geliyor. Bu nehirden diyor Fırat’dan zaman gelecek, ahir zamanda ateş ve ışık çıkacak diyor. Elektrik enerjisine elektriğe dikkat çekiyor. Yani çok, çok acayip şeyler bunlar. Mesela demir demirin üzerinde uçacak diyor. Bu elektrikli trenler evet biliyorsunuz, o şekilde gidiş şekli o. Bunların hepsi oldu. Mehdi de şahıs olarak Said Nursi hazretleri açıklıyor İstanbul da çıkacağını söylüyor. Net açık, sarih söylüyor. Ahir zaman olayları hepsi İstanbul’da olacaktır diyor. 1400 yıl sonraya gelecek bir hakikatlerini de yakın zannetmişlerdir diyor. Sahabe ve Tabiin de beklemiştir diyor, Tabiin ve Tebe-i Tabiin Peygamber Efendimiz (sav)’in vefatından Mehdi’yi beklemişlerdir diyor. Hatta şartlar hemen, hemen çıkmış demişlerdir diyor. 1400 sene sonra gelecek bir hakikatleri asırlarında var zannetmişler diyor. Tam net tarih veriyor 1400 sene sonra
MUHABİR: 1400 sene
ADNAN OKTAR: Çok net tarih veriyor tabi. Zaten öbür ebced izahlarında da diğer izahlarında da yaklaşık 6-7 kere tekrarlıyor. Seksenbir 1981, Doksan bir, 2001 ve 2011 hatta 2021 tarihlerini veriyor. Geldiği vakit diyor onun vakti olmaz diyor vakti çok dar olur diyor, mesela bu çok acayip bir izah. Kendisi bizzat diyor araştırma yapmaya vakit ve hal müsaade edemez diyor. Ondan evvel bir taifenin yani çeşitli yazarların yaptığı eserlerden hazır bir programı alarak bunları neşr ve tatbik edecek diyor. Bunları kullanacak diyor. Hatta Risaleleri de kullanacak diyor. Program olarak. Risale-i Nur’u kullanacak diyor. Mehdi’nin en önemli birinci özellik olarak da maddiyin ve tabiyyun taununu ortadan kaldırmasıdır diyor. Yani Darwinizm ve metaryalizme karşı diyor mücadele verecek diyor. İlk görevi bu olacaktır diyor ve en önemli görevi budur diyor. Yani ihlâs, sadakat ve tesanüt sıfatlarına tam sahip bir kısım talebeleri olacaktır diyor Mehdi’nin, onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacaktır diyor. İkinci ve üçüncü vazifeleri ona nazaran daha manen daha azdır diyor. Birinci görevi çok önemlidir diyor. Mesela burada çok açık bir şahıstan bahsediliyor. Anlamazlıktan geliyorlar. Mesela Mehdi’nin fizik alametlerini sormuştunuz. Mesela burda da şahsı manevi olmadığının bir delilidir bu. İşte saçı siyahtır diyor aklımda kaldığı kadarıyla, alnı geniştir diyor, burnu küçük diyor, kaşı kavislidir diyor, sakallıdır diyor, yanağında bir ben vardır diyor, alnında bir yara izi vardır diyor, omuzları geniştir diyor. Göğsü geniştir, karnı geniştir diyor karnı büyüktür diyor bir başka rivayette de, uylukları da geniştir diyor, yürüdüğünde ayaklarını dışarı doğru basar diyor. Sırtında iki tane bene dikkat çekmiş Peygamber Efendimiz (sav), birisi mühür tarzındaki mühür genellikle koyu renkte olur mühür tarzında kürek kemiği üstünde kendisinde olduğu gibi, Peygamber Efendimiz (sav)’in biliyorsunuz kalp hizasında bir mühür vardı. O tarzda bir mühür olacak diyor yani ben olacak. Bir de ikinci bir benden bahsediyor biraz daha üst tarafta ikinci bir ben, o da diyor mersin ağacının yaprağı gibidir yani üç boyutlu dışa çıkık bir et beni olacak diyor daha değişik bir ben. Mesela huyu suyu, karakterini de Peygamber Efendimiz çok detaylı belirtmiş. Mesela sağ bacağında bir ben vardır diyor sağ bacağında bir iz vardır diyor. Sağ bacağında. Yani bu çok, çok kapsamlıdır bu açıklamalar, çok detaylı izahlar.
MUHABİR: Yani bu çok detaylı izaha bakınca özellikle Darwinizm’le mücadele edecek dediniz onu çökertecek dediniz. Bundan bahsedince akla gelen ilk isim sizsiniz.
ADNAN OKTAR: Biz çökertmedik çökertmek üzereyiz, ona çalışıyoruz. Ama Mehdi’nin zamanında tamamen yerle bir olacak yani esamesi kalmayacak. Biz onun öncüsüyüz. Onun pişdar bir neferiyiz. Said Nursi hazretleri öyle diyor. Ben o acip şahsın pişdar bir neferiyim diyor. Ona yer hazır eden bir dündarıyım diyor. Yani ona zemin hazırlıyor. Çiçekler baharda gelir diyor. Biz kışta geldik diyor. Onlar geldiğinde diyor biz kabrimizden Allah’a şükredeceğiz diyor. Mehdi ve talebeleri geldiğinde, zaten yaklaşık tarih veriyor verdiği tarihler ben onu da başka programda detaylı vereyim. Ebcedlerle veyahut doğrudan izahlarla veriyor. Çok net olarak hep 81, 91, 2001, 2011, 2021 tarihlerini veriyor.
MUHABİR: 2011’de ne olacak? Bir belirti var mı?
ADNAN OKTAR: O tarih gelince göreceksiniz.
MUHABİR: 2011 gelince göreceğiz.
ADNAN OKTAR: Mesela diyor ki Mehdi cemaatinin özellikleri olarak, Amire Bint-i Nufeyl der ki: İmamHüseyin aleyhisselamın şöyle buyurduğunu duydum; (Mehdi talebelerinin özelliğini söylüyor) buyurdu ki Mehdi talebeleri yeryüzünün kenarlarında ara, onların yaşantıları sadedir, evleri sırtlarındadır (yani sabit evleri yok, bir ordalar, bir ordalar her yere gidiyorlar). Eğer hazır olsalar tanınmazlar. (halk onları tanımaz diyor) Eğer kaybolsalar aranmazlar (yani etrafta hiç kimse kıymet vermez onlara diyor). Hasta olsalar kimse onların ziyaretine gelmez, eğer evlenmek isteseler kimse onlara gelmez (tehlikeli ve anormal buldukları için kimse onlarla evlenmez diyor.) Eğer ölseler cenazelerine kimse katılmaz, onlar mallarını aralarında eşit olarak paylaşırlar ve birbirlerini kabirlerinde ziyaret ederler. Ayrı şehirlerde olsalar dahi istekleri hep aynıdır. (Gaybet-i Numani, Sf 238) 800 yıllık bir kitap bu,
MUHABİR: Böleceğim Hocam affedersiniz, bu konuya devam edeceğiz tam kaldığınız yerden. Bir ara vermem gerekiyor
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi,
MUHABİR: Ama şimdi arkadaşlar bana illettiler az önce sorduğum soruyu Erzurum’dan Burak Çalık diye bir izleyicimiz sormuş, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin 2011 yılına dair öngörüleri nelerdir demiş, buna bir cevap vermek ister misiniz?
ADNAN OKTAR: Bakın Mehdiyet daha belirgin hale gelecek daha açık ve daha aleni hale gelecek, ama 2014 yılında yani hiç reddedilemeyecek hale gelecek onu söyleyeyim. Ekonomik kriz de dünyada kapitalizmi yerle bir edecek onu da söyleyeyim.
MUHABİR: Ona da geleceğiz.
ADNAN OKTAR: Evet onu da söyleyeyim, bu da Mehdi’nin çıkış alametidir.
MUHABİR: O kriz meselesine de geleceğiz, bir ara vereceğiz müsaadenizle...
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi buyurun,
MUHABİR: Değerli izleyenler Sayın Adnan Oktar’la sohbetimize kısa bir aranın ardından devam edeceğiz. Ben bir hatırlatma yapmak istiyorum, şu an Hilal Tv ekranlarında izlemiş olduğunuz canlı yayını www.harunyahya.tv adresinden de canlı izleyebilirsiniz, ayrıca Sayın Oktar’a sorularınız ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz, kısa bir aranın ardından devam ediyoruz.
MUHABİR: Değerli izleyenler, Hilal Tv ekranlarında Sayın Adnan Oktar’la olan sohbetimiz devam ediyor, önce hatırlatmalarımı yapıp sohbete geçeceğim hemen ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden Sayın Oktar’a sorularınızı gönderebilirsiniz, ayrıca www.harunyahya.tv adresinden bu programı canlı olarak izleyebilirsiniz, ahirzamansohbetleri@hotmail.com Sayın Oktar’a soru gönderebileceğiniz elektronik posta adresimiz. Sayın Oktar aradan hemen önce Mehdi’nin cemaatinin belirtilerinden özelliklerinden bahsediyorsunuz, oradan devam edelim isterseniz, yine sorularımız olacak.
ADNAN OKTAR: Said Nursi Hazretlerinin önce izahını tekrar belirteyim,
MUHABİR: 2011 değil mi?
ADNAN OKTAR: Bu talebeleri ile ilgili olarak izahları var,
MUHABİR: Talebeleri ile ilgili,
ADNAN OKTAR: Evet, o konuyla ilgili işte o konunun devamı olarak anlatıyorum. İhlâs sadakat ve tesanüt diyor, bak ihlâs yani samimiyet, tesanüt ittifak, ihlâs, sadakat ve tesanüt, yani sadıklar ve tesanüt halindeler; sıfatlarına tam sahip bir kısım talebelerdir diyor, her ne kadar da az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar, diyor Said Nursi Hazretleri. Bakın rivayetlerde de İmam Muhammed Bakır, İmam Cafer-i Sadık, Hz. Mehdi’nin yardımcıları hakkında şöyle buyurmuştur; onlar dünyanın doğusunu ve batısını ele geçireceklerdir. Onlardan her birisinin 40 insan kadar gücü vardır. Yani çok gayretkeş ve çok çalışkandırlar anlamına gelen, kalpleri demir gibidir, öyle ki la ilahe illallah ve enne Muhammedden Resulullah, her yerde yankılanacak ve duyulacaktır. (Bihar-ül Envar, cilt 52’de) Hz. Ali şöyle buyurur; Allah Mehdi’nin yardımcılarını korur, onlara nişanı ve alametlerle yardımcı olur ve onları yeryüzünün tüm insanlarına galip kılar, böylece insanlar ister istemez hak dine girerler. O Mehdi yeryüzünü adalet, nur ve apaçık delillerle dolduracaktır, bütün ülkeler tümüyle ona itaat edecek, onun karşısında boyun eğecektir, öyle ki tüm kâfirler iman edecek ve tüm kötüler salih kullar, kötü insanlar düzelip hidayet bulup samimi Müslüman olacaklar, (Isbat-ül Hüdat, Cilt 7, s.49)
Yataklarından, evlerinden kaybolanlar 313 kişidir, Mehdi’nin talebeleri, evlerinde durmazlar diyor. Sürekli faaliyet halindeler diyor, evlerinden kaybolurlar diyor. Bakın çok manidar, Fazıl Bin Şazan Abdullah Bin Sinan rivayet ediyor, İmam Cafer-i Sadık'tanrivayet ediyor; evlerinden kaybolanlar 313 kişidir, Bedir ehlinin bedir savaşına katılan Müslümanların sayısı kadardırlar, yani 313 onu kast ediyor, onlar kaim Mehdi’nin sahabeleridir. Sayıları Bedir ashabı 313 kadardır, evvelkiler onları geçemediği gibi ve sonrakiler de onlara yetişemezler. Onların sayıları Talut ile (bu biliyorsunuz Kuran’da geçen bir kıssadır) Talut ile nehri geçenler kadardır, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman. Ve çok uzun Mehdi ile ilgili bu gibi şeyler, bunları yine burada da belirtiyor; Mehdi'nin dostları yiğit, şecaatli, salih, imanlı kişilerdir, Allah yolunda hiçbir kınayanın kınamasından korkmayan seçkin Müslümanlardır.Sünen-i Ibni Mace’de geçiyor bu,10/259
Onların kalpleri demir gibidir ve onlar gündüz aslan gece de abiddirler. Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman.
MUHABİR: Bununla bağlantılı hemen hocam araya gireyim. Yine bir izleyici sorumuz var, Said Nursi hazretlerinin, şu ifadesinden bahsediliyor, ta ahir zamanda hayatın geniş dairesinde dünya çapında yani asıl sahipleri yani Mehdi ve talebeleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir o daireyi genişletir ve tohumlar sümbüllenir, bizler de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz diyor. İzleyicimiz sorusunu şöyle neticelendiriyor, bu arada Mehdi ve talebeleri hangi daireleri genişletecek, Üstadın Risalesinden mi istifade edecekler diyor,
ADNAN OKTAR: Hem Risale-i Nur’dan istifade edeceklerini söylüyor ve diğer eserlerden de istifade edeceklerini söylüyor, Said Nursi Hazretleri. Yani ondan evvel bir taife diyor, bir cihette diyor bu görevi görecekler yani çalışmaları yapacaklar onların uzun tasdikatıyla yaptıkları eserleri hazır bir program olarak alır, neşr ve tatbik eder diyor.
MUHABİR: Yine Bediüzzaman Said Nursi ile ilgili Selahattin Yüce isimli bir izleyicimiz; istikbali dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati, asırlarında karib zannetmişlerdi, sözündeki hakikatin ne olduğunu açıklar mısınız demiş.
ADNAN OKTAR: İşte tabiin ve Tebe-i tabiin onlar da beklemişler Mehdi’yi. Mehdi aslında binlerce yıldan beri beklenen bir hakikattir. Hz. Musa da Mehdi devrinde bulunmayı istemiş, Hz. İsa bulunmayı istemiştir. Allah Hz. İsa’nın bu isteğini yani Peygamber Efendimiz (sav)’in sahabesi olmak ve Peygamberimiz (sav)’in ümmeti olmak isteğini kabul etmiştir. Ve ahir zamanda hem Peygamberimiz (sav)’in sahabesi olacak, zaten öyle bir şereflenmiştir, Miraçta karşılaşmıştır ve bir de ayrıca onun ümmeti olacaktır ahir zamanda gelerek. Nüzul ettiği vakit diyor Said Nursi Hazretleri İsa (as) için yakın talebeleri de yine onun için imanın nuruyla onu tanırlar diyor, mesela Hz. İsa için de şahsı manevi diyorlar, yani insaf, insaf yani bir Peygamber artık. Diyor ki; kıyametin en uzak köşesine dahi gitse, gerçekten ölse dahi diyor, Allah gene gönderecek diyor. Yani açık diyor ayette var diyor ve hadis de var diyor. Şahsı İsa (as) diyor. Şahsı İsa (as) nüzul ettiği vakit diyor açık, açık söylüyor. Yani buna da artık şahsı manevi diyorlarsa yani biraz düşünmeleri gerekir. Fakat bu böyle mübarek bir cemaate Mehdi cemaatine halkın bakışı çok ters olacak, yani Mehdi’nin cemaatinin küçük olmasının nedeni odur. Yani çok garip, çok yanlış yolda, hatalı bir insan grubu olarak, yani kaçınılması gereken bir insan grubu olarak görünecek Mehdi ve cemaati.
MUHABİR: Amma ahir zaman alametleriyle birlikte Mehdi’nin alametleri de ortaya daha çok çıktıkça İslam Birliği Mehdi etrafında oluşacak.
ADNAN OKTAR: Evet oluşacak, yani bu kaçınılmaz bir kader bunu herkes görecek.
MUHABİR: Peki bir şey dikkatimi çekiyor hocam, Türk İslam Birliğinden bahsediyorsunuz. Yani İslam Birliği, Türk İslam Birliği oradaki Türk ifadesini kullanmanızın özel bir sebebi var mı?
ADNAN OKTAR: Çünkü Mehdi’ye Türkler yardım edecektir. Yani Türklerle bu görevi yerine getirecektir. Mesela İşadüf-ül Ragibinden Naklen tılsımlar kitabından Mehdi Rumdan yani Türklerden çünkü eskiden Türkiye’ye Diyar-ı Rum deniliyordu, ayrılmayacaktır, mesela rivayet, Tirmizi’de yer alan bir hadiste Hz. Mehdi’nin Araba hâkim oluncaya kadar kıyametin kopmayacağından, (Tirmizi’de bahsedilir) buradan Arapların içinde çıkmayacağını anlıyoruz. Çünkü Araba hâkim olmak için onların dışında olmak gerekir. (Kıyamet Alametleri s.170)
Gene İbni Haldun ve Kurtubî, Hz. Mehdî'nin Meşrık, doğu, Horasan, hazar denizinin batısında kalan kısım ve Amuderya Ceyhan nehri tarafından bu bölgeler Türklerin yaşadığı bölgelerdir, çıkacağı kaydedilmektedir.
MUHABİR: Mehdi bugünkü Türkiye sınırları içerisinde çıkacak hatta İstanbul’dan çıkar diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Belirtileri halihazırda vardır olmaya devam edecektir, 2011 yılına işaret ediyorsunuz, ayrıca daha sonrasında 2021 mi demiştiniz,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: 2021.
ADNAN OKTAR: Bakın mesela diyor ki, İbrahim bin İbeydullah bin Ala babasına şöyle dediğini nakleder, İmamı Cafer-i Sadık (as) şöyle buyurdu, ki biliyorsunuz İmam Cafer-i Sadık çok büyük müçtehitlerdendir. Emir-ülMü'minin (a.s) Hz. Ali kendisinden sonra kaimin (yani Mehdi’nin) kıyamına kadar geçecek olaylardan bahsetti ve köşe bucakta benim oğluma Hz. Mehdi’ye yardım edecek olan dağınık Türk bayrakları zuhur edecek. Yani dağınık Türk devletlerini bir araya getirecek ve onlarla, o devletlerle birleşerek onların gücünden istifade ederek onlarla İslam âlemini bir araya getirecek, diyor.
MUHABİR: Yani İslam Birliğinden önce Türkî Cumhuriyetler, Türk cumhuriyetleri onlar mı birleşecek?
ADNAN OKTAR: Evet, evet, bak diyor ki ve köşe bucakta benim oğluma Hz. Mehdi’ye yardım edecek olan dağınık, şimdi Türk devletleri dağınık biliyorsunuz,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Türk bayrakları zuhur edecek.
MUHABİR: Önce Türk devletleri birleşecek.
ADNAN OKTAR: Evet, evet.
MUHABİR: Birlik sağlayacak, daha sonra onların önderliğinde İslam Birliği sağlanacak,
ADNAN OKTAR: Evet, yani Mehdi’nin Said Nursi diyor, “kahraman ordu ve imanlı millet” diyor, Türk milleti için ve Türk ordusu için. Çok büyük hizmetler yapacaktır diyor Türk milleti, Türk İslam Birliğinin lideri olacaktır Türkiye, yani bu zaten alenen ve açıkça görünüyor zaten bunu kimse inkâr etmiyor, böyle olmaz denmiyor, bir de Mehdi’nin bulunduğu yerde kutsal emanetler bulunacaktır zaten.
MUHABİR: Var.
ADNAN OKTAR: Tabi kutsal emanetler de var, ümmetimden bir taife kıyamet kopuncaya kadar (yani Mehdi ve talebeleri) yardım görmekte devam eder. Kendilerini terk edenlerin ayrılmaları onlara bir zarar vermez, (Ramuz El-hadis) Mehdi cemaatinde münafıklar da çıkacak, hatta diyor, Medine üç defa sarsılır, üç defa içlerinden Mehdi cemaati münafıkları atar diyor, üç büyük ayrılma olacağını Mehdi cemaatinde belirtiliyor. Yani hem içerden hem dışarıdan bir saldırı olacak Mehdi cemaatine, içerden münafıklar, dışarıdan da dinsizlerin, ateistlerin, masonların saldırısı olacaktır. Hz. Muaviye (r.a) rivayet edilmiştir; ümmetimden bir taife herkes üzerine hakim olmadıkça kıyamet kopmaz, onlar kendilerini terk edenlere aldırmazlar ve onlar kendilerine yardım edene de aldırmazlar, onlar hak üzerine oldukları halde kıyamet kopana kadar kendilerini terk eden ve muhalefet eden kimselerin onlara bir zararı dokunmaz, ta ki Allah’ın emri gelinceye kadar onlar insanlara galiptirler. Hz. Muaviye (r.a) den rivayet. Mesela bir rivayet daha söyleyeyim.
MUHABİR: Buyrun.
ADNAN OKTAR: Böylece diyor, demirci körüğünü demirinin kirini pasını giderip attığı gibi Medine’de pisliği (yani habis insanları, münafıkları) dışına atacak. Yani Mehdi cemaatinden o habis pislik insanlar atılacak diyor ve üç kere olacak diyor, bu.
MUHABİR: İslam Birliğine tekrar dönüp izleyici sorularını sormak istiyorum, Tokat’tan Ahmet Kaşıkçı; İsrail kahrolsun, İsrail haritadan silinsin, sileceğiz deniyor. İsrail’de yaşayan Müslümanlar Hıristiyanlar samimi Yahudiler yok mu, bu durumda onlara ne olacak, bu ifadeler gerçekten çözüm getirir mi, getirmez mi, gerçek çözüm nedir demiş. Bununla bağlantılı olarak yine İstanbul’dan Selim Özkan isimli bir izleyici, Museviler ve Müslümanların dostça yaşamaları için sizce dinimiz açısından bir engel var mı? Osmanlı’dan sonra ne oldu da bu kadar sorun çıktı, Osmanlı döneminde Siyonizm yok muydu? Programın sohbetimizin başında biraz bahsetmiştiniz ama kısaca bir cevap verirseniz daha konuşacağımız çok konu var, hocam buyurun.
ADNAN OKTAR: Biz Ermenileri, Ortodoksları, Musevileri muhabbetle bağrımıza basacağız inşaAllah, Türk İslam Birliği olduğunda. Mehdi devrinde de onlar baş tacı olacak insanlardır. Son derece huzurlu, güzel, sevinçli, bereketli, bolluk içinde huzur içinde yaşayacaklardır. O İsrail’deki o duvarlar da yıkılacaktır, biliyorsunuz şu an korku ve dehşet içinde onlar da, Filistin zaten mahvolmuş vaziyette, bütün bu acıların hepsi dinecektir Mehdi devrinde.
MUHABİR: Yine bahsettiğiniz şeyle ilgili Türk İslam Birliği ile ilgili Samsun’dan İsmail Toker sormuş, Hıristiyanlar Yahudiler bu birliğin içinde Hıristiyan Yahudi olarak mı var olacaklar, yoksa Müslüman mı olacaklar?
ADNAN OKTAR: İlk seferinde, ilk Mehdi zamanında Hz. Mehdi Tevrat’ın gerçeği ile Musevilere hükmedecek, İncil’in gerçeği ile Hıristiyanlara hükmedecek, Kuran ahlakıyla da Müslümanlara hizmet edecek.
MUHABİR: Hizmet edecek,
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bu konuyla bağlantılı olarak az önce aramızdan önce ekonomik krizin de bir belirti olduğundan bahsettiniz,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Birkaç ay öncesine kadar, dünya Amerika’dan başlayan bir krizi konuşuyordu,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Bu krizi siz nasıl değerlendireceksiniz? Yani bu kapitalist liberal serbest piyasa ekonomisinin bir çöküş sürecinin başlangıcı mıdır, faizler sıfıra inme noktasına geldi, bunun İslam’ın öngördüğü bir kural olarak İslam'ın haklı çıktığı ifade ediliyor, bu konuda neler söyleyeceksiniz bu ekonomik kriz ile ilgili olarak?
ADNAN OKTAR: Bu ekonomik kriz metafizik bir olaydır, Hz. Hızır’ın da içinde olduğu bir olaydır, buna dünyadaki bütün ekonomistler bir araya gelse, dünyada ne kadar isterlerse para bassınlar, bütün bilim adamları istediği kadar uğraşsınlar bunu durduramazlar. Bu sistemi tamamen yutacak, yani Hz. Musa’nın asası nasıl yılan oldu, uydurdukları her şeyi yuttuysa bütün sistemi yutacak, domino taşı gibi; biliyorsunuz domino taşına değince tıkır, tıkır, tıkır peş peşe gider, bütün sistemi devirdikten sonra duracaktır bu ve yaklaşık 7 yıl sürecek.
MUHABİR: O zaman zaten söylediklerinizden şu çıkıyor, kriz henüz atlatılmadı önlemleri alındı ancak...
ADNAN OKTAR: Yeni başladı.
MUHABİR: Yeni başladı diyorsunuz, 7 yıl sürecek.
ADNAN OKTAR: Tabi, yani 2007’de başladı, 2007. Zaten tekrarlayan 7’ye diyor Allah Kuran’da, işaret etmiştir, şeytandan Allah’a sığınırım, mesela Said Nursi Hazretleri de kıyametin kopuş tarihi olarak da Allahu âlem diyor, Allahu âlem diyerek söylüyor 1577 tarihini veriyor ebced olarak. Tekrarlayan yediler burada da vardır, yani 7’li tarihlerde çok şeyler olur, Hz. Yusuf da biliyorsunuz 7 yıl hapiste kalmıştır, bir kadının cinsellik iftirası sonucunda hapse konmuştur ki haksız yere yapıldığını Kuran belirtiyor bunun. Yani adaletsiz olduklarını bildikleri halde, diyor şeytandan Allah’a sığınırım, bunu yaptılar diyor. Ve 7 yıl kıtlık ve 7 yıl bolluktan bahseder Kuran ve o dönemin özelliği olarak da kıtlığa karşı tedbir alınmasından bahseder.
MUHABİR: Aynı şekilde iki 7 yıllık dönem yaşayacağız, diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: O zaman 2021’de işaret ettiğiniz olay bu mu olacak? Bu bolluk dönemin sonu…
ADNAN OKTAR: Allahu âlem.
MUHABİR: Allahu âlem, önlemlerden bahsettiniz, önce şunu sorayım, önlemlerden önce, İslam ülkelerini ekonomik kriz nasıl etkileyecek? Daha yeni başladı dediniz, hem ahir zaman alametleri açısından, hem de şu anki tabloda öngörünüz nedir? İslam ülkeleri, çünkü bir çok İslam ülkesi bu serbest piyasa ekonomisinde zaten angaje durumda.
ADNAN OKTAR: Müslümanlar şükür ve iktisat bereketiyle bu olaya karşı mukabele edecekler, yani Said Nursi Hazretleri de söylüyor, kendi zamanında da öyle bir olaylar oluyor, ona benzer, ahir zamanda asıl bunun olacağına dikkat çekiyor, Müslümanların da buna şükür ve iktisat bereketiyle tavır alacaklarını belirtiyor, bunu atlatacaklarını belirtiyor. Müslümanlara bunun etkisi İslam Birliğinin, Türk İslam Birliğinin oluşması olarak kendini göstertecek. Türk İslam Birliğine onları mecbur eden olaylardan bir tanesidir bu. Hem kan dökülmesi, hem şiddet, hem terör, hem anarşi, hem çekilen acılar ve ekonomik kriz. Zaten şeytandan Allah’a sığınırım, Cenab-ı Allah biz nereye bir elçi gönderirsek orada ki insanlar diyor, yalvarıp yakarsınlar diye onlara kıtlık isabet ettirdik, diyor. Yani ekonomik kriz meydana getirdik, diyor. Tarih içinde sık sık yapmıştır Allah bunu ve her elçi gelmesinden önce bu olmuştur, şimdi de Mehdi’nin zuhuru ve Hz. İsa’nın nüzulü bekleniyor inşaAllah, gene aynı olay olmuştur, bütün bilim adamları uğraşmasına rağmen, ekonomistlerin uğraşmasına rağmen bunu durduramayacaklar ve durduramıyorlar. Her gün bir yerin çökme haberi geliyor dikkat ederseniz, her gün bir banka kapanıyor, birkaç banka, birkaç şirket kapanıyor, ama bu Türk İslam âleminin bilakis bundan faydalanmasına sebep olacaktır, çünkü her yerde ekonomi çöktüğü için Türk İslam âleminin ekonomisi tek ayakta kalan ve güçlü olan olacaktır.
MUHABİR: İslam, ekonomik bir İslam modeli çıkacak.
ADNAN OKTAR: Evet, Türk İslam Birliğinin oluşmasında zaten bu mecburen oluşur. Ama bu bir samimi model olacak yani böyle resmiyete dayalı bir model değil. Yani Mehdilik aşk, muhabbet, şevk ve heyecana dayalı bir harekettir.
MUHABİR: Buna da Mehdi önderlik edecektir.
ADNAN OKTAR: Evet, evet inşaAllah,
MUHABİR: Daha soracağım çok şey var hocam, süremizin de yavaş, yavaş sonuna geliyoruz. Bu ekonomik kriz ile ilgili olarak son bir şey sormak istiyorum, iktisatlı olmalı dediniz Müslümanların.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bilinçsel olarak da zaten buna yönelmeleri lazım, değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, israftan kaçınacaklar, fakiri, fukarayı mutlaka kollayacağız, mesela 4 ekmek varsa 1 tanesini verir insan, aç kalmaz hiçbir şey olmaz, yani mesela oturup 200 gr peyniri bir seferinde yiyeceğine 100 gr peynir yemiş olsa insan çok daha sağlıklı olur. Fakirin fukaranın kollanması, ama ben daha önceden de söylemiştim fakir insanların parasız alışveriş yapacağı marketler oluşturulması gerekiyor. Her ilde ve her yerde, yani gidecek adam ismini, adını soyadını yazdıracak, oraya ona bir defter tutulacak şu kadar peynir istiyorum, şu kadar yiyecek istiyorum. Yani normal ama, gıdasını karşılayacak kadar, onu sağlıklı olmasını sağlayacak kadar, lüks değil. Lüks gıda değil benim kastettiğim, onu alıp gidecek, yani bu çok büyük bir önlemdir. Önemli bir önlemdir, hayati bir şeydir.
MUHABİR: Bu bahsettiğiniz İslami ekonomik modelin bir parçası bu o zaman.
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi çok önemli, yani bu son derecede kolay bir şey, çünkü fakiri fukarayı sevindirmek çok da zevklidir, çok da büyük bir nimettir. Oraya hatta insanlar kazaklarını, fazla kıyafetlerini götürüp bırakabilirler, tertemiz yıkanmış olarak, götürüp bırakılabilir. Bir sergi gibi bir yer olur, fakirler de gelir oradan alırlar. Alanın da kaydı tutulur, yani suistimal olmaması için, konu da biter, inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, başka bir konuya geçelim hocam, Türkiye gündeminin aslında tabi ki Gazze’den sonraki en önemli gündem maddesi Ergenekon davası.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Son iki hafta içinde iki dalga oldu.
ADNAN OKTAR: Evet. İddia
MUHABİR: O şekilde nitelendiriliyor, onuncu ve onbirinci dalgalar, yeni gözaltılar yaşandı operasyon iyice genişliyor. Dava bir taraftan devam ediyor. bahsettiğimiz derin yapılanmanın, muvazzaf askerler ayağına da yavaş, yavaş dokunuluyor gibi, bunun yanında sizin özellikle vurguladığınız yargı kanadı var, bu çerçevede siz operasyonun şu an gelmiş olduğu noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Said Nursi Hazretleri böyle bir komitenin oluşacağını, bunların Türklüğü ve Türkçülüğü muvakkaten sahtekârca kullanacaklarını, fakat başarılı olamayacaklarını, geri çekileceklerini “kahraman ordu ve imanlı millettin” diyor, imanın nuruyla Kuran’ın ışığıyla hakikati hali göreceği ve bu dehşetli komitenin münafıkane bu alçakça oyunlarını bozacağını rivayetlerden anlıyoruz diyor. Bu halihazırda bu devam ediyor bu ve devam edecek yani bu kader, bunun durdurulması mümkün değildir.
MUHABİR: Kahraman ordu imanlı millet birlikte diyorsunuz,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: O zaman ordu şu an operasyonunun bu aşamaya gelmesine yardımcı mı oluyor?
ADNAN OKTAR: Bakın ben bir şey söyleyeyim bizim ordumuz aslanların aslanıdır, çok mübarek ve yiğit bir ordudur. Tabi ki ordu burada tavır koymasa böyle bir olay olur mu? Ordu yardımcı oldu.
MUHABİR: Ama aynı ordu gözaltına alınan hatta tutuklanan komutanları da cezaevinde ziyaret etti.
ADNAN OKTAR: Ama mühim olan burada hukuki süreci tam anlamıyla destekliyor ordu ve hukuki sürece son derece saygılı ve kolaylık sağlıyor.
MUHABİR: Söylemleri destekliyor zaten ama bu bahsettiğim cezaevinde ziyaret ve son olarak geçtiğimiz günlerde bu intihar eden Jitemcinin cenazesine tam kadro katılması ki, onun la ilgili iddialar var ortada bunu siz yargıya müdahale olarak görmüyorsunuz o zaman.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi şöyle bir şey var, yani bir insanın suçlu olduğu mahkeme kararı oluşur Yargıtay da tasdik eder, adam kabul eder, biz de deriz tamamdır. Daha ortada hiçbir şey yok, bu kişiler zanlı, tabi ki belki bir arkadaşlık gereği yani eski arkadaşı olarak bir nezaket gereği, bir nezaket gösterisi olarak böyle bir şey yapmış olabilirler. Çünkü çoluğu çocuğu da gidiyor o insanların, o zaman çoluğunun çocuğunun da gitmemesi lazım ziyaretine. Yani askerlik arkadaşlarının daha hükmü belli olmamış bir insana ziyarete gitmelerini bir nezaket olarak alabiliriz. Yani çünkü orda ordu tavrını çok güzel koyuyor, yani mesela bir operasyon gerekiyor, mükemmel operasyona yardımcı oluyor. Yani sonuna kadar takip ediyor, bütün bu savcılık kararlarının uygulanmasında ordudan izin alınıyor ve ordu da en güzel şekilde buna karşılık veriyor. Ve mükemmel neticeler alınıyor, yani bilirsiniz orduevinde heryerde arama yapıldı, her şey yapıldı ve hepsine izin verdi. Ordu buradaki tavrını net koyuyor, ama onu bir arkadaşlık eski arkadaşlığın getirdiği bir nezaket olarak uyguluyor olabilirler, çünkü hüküm belli olmadığı için, yani çünkü hemen arkasından yaptıkları şeyde diyorlar, adalet tam uygulanması gerekiyor, yani hukuka yardım edilmesi gerekir diyor mesela aynı kaynaklar. O zaman biz buradaki söze itibar ederiz yani niye ziyaret etti demeyiz.
MUHABİR: Yine kara kutu olarak nitelendiriliyor biliyorsunuz Tuncay Güney.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: 2001 yılında poliste verdiği ifadenin kaydı basına geçtiğimiz hafta yansıdı. Burada çok ilginç bir iddiası var. Birçok şey dile getiriyor tabi de sizin adınız geçiyor, ilginç diyorum çünkü siz 20 yılı aşkın bir süredir Siyonizme karşı, masonluğa karşı, bu derin yapılanma diye nitelendirdiğiniz şeye karşı mücadele ediyorsunuz. Ama Tuncay Güney diyor ki Adnan Oktar İsrail’den finans sağlıyor, yani ilginç geldiği için bunu bir sormak isterdim ne dersiniz buna?
ADNAN OKTAR: İsrail keşke bize öyle bir yardımda bulunsa da biz de ateist Siyonizme, Masonluğa karşı çok güçlü bir mücadele versek ama Kuran’ın da işaretiyle Museviler biraz hepsini tenzih ederim, pintidirler. Yani paraları kıymetlidir yani öyle bu tarz şeylerde para kesinlikle vermezler, hele ki ateist Siyonizme, Masonluğa karşı mücadele eden bir insana herhalde en son para vereceklerdir ama gene de vakfın banka hesapları açık, yani yardım etmek istiyorlarsa canı gönülden kabul ederiz. Ama tabi yani bir insan kendi sistemini yok edecek bir sisteme yardım etmez. Yani en ahmak, en akılsız bir insan bunu yapmaz. Fakat genelde şöyle diyorlar işte ben duyuyorum, işte İsrail’deki ateist Siyonistlere, Masonlara karşı mücadele yapmak onları güçlendirmek demektir. Ha ne diyeceğiz, diyeceğiz ki ya ben şimdi mücadele yaparsam masonluğa karşı ateist Siyonizme karşı mücadele yaparsam ben bu adamları güçlendiririm. O zaman ne yapayım, hiç karışmayım! Bakın şeytani kurnazlığı görüyor musunuz, yani bize laf gelmesin diye madem böyle bir şüphe meydana gelecek diye, biz ateist Siyonizme ve Masonluğa dokunmayacağız, yani çok kurnaz bir mason taktiği bu, böyle bir oyuna gelmeyiz biz.
MUHABİR: Hemen o soruyla alakalı o zaman şunu söyleyeyim daha önce açıkladınız ama belki bunun üzerine belirtmeniz gerekir tekrar, çok önemli hizmetler yapıyorsunuz, Darwinizm’e karşı Siyonizm’e karşı mücadele içindesiniz ve bu çok külfetli bir şey, bunun kaynağı nedir o zaman?
ADNAN OKTAR: Hz. Süleyman’a, Hz. Süleyman kaynağı nerden alıyordu? Peygamberimiz (sav) nerden alıyordu? MASAK raporları ortada, biz helaliyle paralarımızı kazandığımızı devlete ispat ettik.
MUHABİR: Ticaretle mi?
ADNAN OKTAR: Ticaretle tabi ki, o zamanlar şüphelenmişlerdi ne oluyor ne bitiyor gibisinden, o 99’daki olayda, geldiler bütün defterlerimize, kitaplarımıza baktılar MASAK çok detaylı inceleme yaptı, pırıl, pırıl tertemiz bir ticari faaliyet gördü ve temizdir dedi, rapor verdi devlete ve herkesin ağzı kapanmış oldu.
MUHABİR: Hangi alanlarda bu ticaret?
ADNAN OKTAR: Her alanda tabi.
MUHABİR: Geniş.
ADNAN OKTAR: Evet geniş alanda.
MUHABİR: MASAK raporu dediniz, soruşturma dediniz, hemen oradan bağlayalım o zaman, bir yargı süreciniz vardı,
ADNAN OKTAR: Evet var.
MUHABİR: Bilim Araştırma Vakfı sizinle ilgili, ne aşamada yargı süreci şu an?
ADNAN OKTAR: Yargı süreci devam ediyor, yargı sürecini şöyle tarif edeyim, biliyorsunuz bana ve birkaç tane böyle tavşanla kedi karışımı 3 tane kız arkadaşım var çok sevimli, onları ve beni çete yöneticisi olmak, yani çete, mafya lideri olmak, çete yöneticisi olmakla mahkeme suçladı ve hüküm verdi. Fakat cumhuriyet savcısı şöyle diyor, aynı mahkemenin savcısı, mahkememizce toplanan deliller arasında sanıklar aleyhinde delil bulunmamaktadır; mahkeme dosyasında aleyhte delil yoktur diyor. Cumhuriyet savcısı söylüyor bunu, ayrıca CMK’nın 148/4 maddesi gereğince poliste alınan avukatsız -ve işkenceyle alındı biliyorsunuz ifadeler- avukatsız alınan ifadelerin delil olarak değerlendirilemeyeceği böylece mahkemece de kabul edilmiştir. Yani mahkemeniz de bunu kabul etti diyor, bu ifadeler geçersizdir diyor.
MUHABİR: Onu hatırlatalım o zaman, bu davanın başlama sürecinde sizin bir ifadeniz vardı, daha sonra bu ifadeyi işkence altında aldığınızı belirttiniz
ADNAN OKTAR: Evet ben savcılıkta belirttim. Zaten poliste ben işkence yapmaya başlayınca arkadaşlara herkese söyledim ne diyorlarsa yapın biz buradan sağ salim çıkalım dedim, yani ne diyorlarsa, onlar da tabi artık kendi yöntemleriyle herkesi ikna ettiler, benim konuşamadığım arkadaşları sakat bıraktılar. Yani şu an onlar 1000 küsur sene hapis cezasıyla yargılanıyorlar, işkence yapan polisler. Adli tıp birçok arkadaşımıza rapor verdi sakatladılar çocukları, benim söyleyemediklerim direndiler, direnince onlar da işkence yaptılar işkence yapılınca sakatlandılar çocuklar. Yani çoğu sakat, kız arkadaşlarımdan da var sakatlananlar, erkek arkadaşlarımda da var sakatlananlar. Ayrıca diyor ki savcı, mahkemece daha önce 6 kişi şantaj ve çete yöneticisinden -yani aynı davadan- ve çete üyesi olmaktan ve çete liderliğinden suçlarından beraatlarına karar verdiniz diyor, aynı mahkeme, aynı dosya, aynı deliller, aynı kapsamda hepsine beraat verdiniz diyor, 6 kişiye. Bizim arkadaşlarımıza hakikaten de beraat verdi mahkeme çete yöneticiler yani benim gibi onlar da, aynı hüküm, aynı delillerden beraat aldılar. Ve bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşti, diyor mahkeme, kesin hüküm diyor. Madem diyor onlara beraat verdiniz aynı dosya olduğuna göre bunlara da beraat verin, diyor ve aleyhlerine delil de yok dosyada, diyor ve ayrıca poliste alınan ifadeler geçersizdir diyor, yani çünkü avukat yok birde işkenceyle alınmış. ‘Bu durumda sanıklardan Adnan Oktar’ın suç işlemek için örgüt kurmak ve diğer sanıkların örgütün yöneticisi olmak ve örgüt adına faaliyette bulunmak suçları işledikleri sabit olmadığından CMK’ın 223/2 E maddesi gereğince bütün sanıkların müsnet suçlardan ayrı, ayrı beraatlerine karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur’ dedi savcı.
MUHABİR: Savcı diyor, hâkimin kararı ne ?
ADNAN OKTAR: Hâkim de biz bu kanaatte değiliz dediler.
MUHABİR: Neden peki sizce?
ADNAN OKTAR: Efendim?
MUHABİR: Siz çünkü daha önceki mülakatlarınızda yargının içinde de bir derin yapılanma olduğunu ve hâkimlerin tehdit edilmiş olabileceğini veya edildiğini söylediniz. Sizin hâkiminizle ilgili de böyle bir düşünceniz var mı?
ADNAN OKTAR: Ben kendi mahkememe saygı duyuyorum, hakkımı da helal ediyorum yani verdikleri karara da saygı duyuyorum, ben kendi mahkememi tenzih ederek konuşuyorum. Yani onları tamamen bu olayların dışında tutuyorum.
MUHABİR: Sizin davanızı tenzih ederek,
MUHABİR: 11 Dalga oldu bugüne kadar yargı ayağına hiç dokunulmadı, dokunulması lazım, yeni bir dalga bekliyorsunuz o zaman
ADNAN OKTAR: Ama bir bildikleri vardır, yani tabi…
MUHABİR: Zamanını mı bekliyorlar,
ADNAN OKTAR: Tabi, bir bildikleri vardır, ben ona saygı duyuyorum, fakat vatandaş olarak bizim yapacağımız mesela herkesin bir bildiği oluyor, bizim de bildiklerimiz oluyor. Biz bildiklerimizi gönderdik, herkes bildiklerini göndersin. Savcılara göndersinler, mahkemelere göndersinler, ilgili karakollara göndersinler yani mutlaka devletin bilgiye ihtiyacı var, mahkemelerin bilgiye ihtiyacı var,
MUHABİR: Mahkemelere bildiklerimizi gönderdik deyince hemen şu da aklıma geldi. Zaten sorularımın arasında da var, devlet içinde 7000 masonun görevde olduğunu söylüyorsunuz,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Böyle bir çalışmanız olduğunu açıklamıştınız, bu çalışma ne aşamadadır, bunun sonuçlarını deklare edecek misiniz?
ADNAN OKTAR: Şimdi, masonluğa bu operasyonda dokunulmuyor tabi, yani hiç dokunulmuyor, rahmetli Atatürk o aslanlar aslanı biliyorsunuz, bir gece harekâtıyla hepsini dümdüz etmişti ve kapattırmıştı,
MUHABİR: Hemen sorayım hocam çok affedersiniz, Atatürk mason muydu sorusunu soracağım zira geçtiğimiz günlerde bu konularda çok araştırması olan Murat Çulcu, Atatürk’ün mason olmuş olabileceğini ifade etti, şu mantıkla, biliyorsunuz Atatürk de Selanik’ten 31 Mart Vakası öncesinde Hareket Ordusuyla beraber, İttihat Terakki mensupların arasından gelmişti. İttihat Terakki mensupları da masondu malumunuz, Atatürk de onların arasında yer alabilmek için bir süre mason olmuş olabilir dedi. Buna katılır mısınız?
ADNAN OKTAR: Bakın ne Osmanlı döneminde ne cumhuriyet döneminde hiç kimse masonluğu kapatmaya cesaret edememiştir, Abdülhamit dâhil. O aslanlar aslanı o kadar da şiddetli cümleler kullanmıştır ki yani o kadar sert ifadeler kullanmıştır ki, gerekirse onu da söylerim, yani müthiş aşağılayarak hakaretamiz bir üslupla o içindeki öfkeyle ve coşkuyla masonluğun kapatılmasını emretmiştir. Ve onlar da paldır küldür bir gece harekâtıyla anında kapatmışlardır.
MUHABİR: Peki, şöyle bir şey olmuş olamaz mı? Yine eleştiriler doğrultusunda gideyim ben ifade edilen şeyler Mustafa Kemal’in Cumhuriyetin ilk dönemlerinde Cumhuriyetin ilan edileceği dönemlerde işte tarikatları cemaat önderlerini Alevileri Kürtleri yanına çekebilmek için onlara vaatte bulunmuş onlarla birlikte olduğunu ifade etmiş. Zaten meclisin açılışında malumunuz Cuma günü açıldı, dualar edildi, ilk anayasada İslam ifadesi yer alıyor, İslam devleti ifadesi buradan yola çıkarak Atatürk’ün geçici bir süre yani o devrimleri gerçekleştirebilmek için bunları yaptığı söyleniyor. Aynı mantıkla masonluğun içerisine bir şekilde yer almış olacağını, bu iddiayı nasıl değerlendirirsiniz?
ADNAN OKTAR: Atatürk’ün özelliği yiğit ruhlu olması ve hiç kimseden korkmamasıydı, yani ne İngiltere’den korkuyordu, ne Amerika’dan korkuyordu, ne İtalyanlardan, ne Fransızlardan korkuyordu, yiğitliğini açıkça göstertti, değil ki bir avuç masondan çekinsin. Hiçbirini kaile almadı, yani Allah ona özel bir güç verdi...
MUHABİR: Çekinmek değil de birlikte bir dönem hareket etme zarureti görmüştür belki.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır hiçbir şekilde ihtiyacı olmaz, hayır.
MUHABİR: Öyle bir şey yok diyorsunuz. Yani bu konuyla ilgili çok araştırmanız var, varsa bir ipucuna ulaşmışsınızdır, diye soruyorum,
ADNAN OKTAR: Bunlar çok cahilce, böyle mesnetsiz iftiralar, Atatürk’e birçok iftira atılmıştır ve hepsi onu daha da yüceltmiştir, yani bunlar çok beceriksiz oyunlar, bunlara kimse gelmez bu oyunlara.
MUHABİR: Bu devlet içindeki masonlara gelecek olursak bunları açıklayacak mısınız? Bu çalışmalar ne aşamada?
ADNAN OKTAR: Tabi anlatırım ama ben kısaca şurada Atatürk’ün açıklamaları var, “şurası unutulmamalıdır ki” diyor Atatürk, “Türk âleminin en büyük düşmanı komünistliktir, behemehâl, her görüldüğü yerde ezilmelidir” yani şahane bir ifade bu, şiir gibi ve tam şeddeli ve tam ciğerine ciğerine açıklama yapmış. Anti-komünist olan bir insan asla mason olmaz, tam bir Türk milliyetçisi,
MUHABİR: Masonlar komünist midir?
ADNAN OKTAR: “Onlar bizim doğal müttefikimizdir” diyor kendi dergilerinde anlatıyorlar, yani bu komünistler bizim doğal müttefikimiz diyor.
MUHABİR: İnançsızlık ateizm olgusudan ötürü mü?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, tabi ki, yani zaten nihai amacı masonluğun komünistliktir, yani dünyaya Allahsız, dinsiz, imansız bir kitle haline getirmek, bir sürü haline getirmek hâşâ, ve dünyadan dinleri tamamen ortadan kaldırmaktır,
MUHABİR: Ortak yönleri materyalist zihin yapısı o zaman.
ADNAN OKTAR: Aynısının tıpkısıdır, çünkü Karl Marx masondur, Lenin masondur, Darwin masondur, Darwin’in dedesi masondu Erasmus Darwin, belgeleri var elimde.
Bakın diyor ki, “ey millet Allah birdir, şanı büyüktür” diyor Atatürk, “Allahın selameti atıfeti ve hayrı üzerinize olsun, koyduğu esas kanunlar Kuran’a azimüşşandaki ayetleridir” bunu dedi mi bir insan daha ne desin, maşaAllah, tam bir Müslüman evladı,
MUHABİR: Ama o ifadeler haricinde yine Atatürk’e atfedilen birçok ifade de vardır, Atatürk’ün kendi el yazmasıyla son Mustafa belgeselinde vardı, daha önce yine kamuoyunda açıklanan şeyler vardı, kendi el yazmasında Kuran’ın kendi ifadesiyle Muhammed eliyle yazılmış iddialar olarak dillendirildiği de söyleniyor. Onlar mı yanlış, yoksa eksik mi?
ADNAN OKTAR: Bakın vefatından çok kısa süre önce vefatındaki çok önceki ifadesinden alıyorum, yani birkaç ay önceki ifadesi, yani artık bunun üstüne söz olmaz, “bütün dünyanın Müslümanları, Allah’ın son peygamberi Hz. Muhammed’in gösterttiği yolu takip etmeli, vefatından çok önce söylüyor bunu yani kısa bir süre önce. “ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli” Peygamber Efendimiz (sav) için bunu söylüyor. “Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli, İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli, zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilir.” Yani bana ne getirirlerse getirsinler, yani bir insan vefatından önce bunu söylüyorsa konu bitmiştir.
MUHABİR: Hemen bir iki izleyici sorusu sormak istiyorum, süremizin de sonuna yaklaşıyoruz, Fuat Akçağlı, batı dünyası İslam deyince neden terörü algılıyor, bu kasıtlı bir propaganda sonucu mudur, yoksa Müslümanların hatası mı, bu anlayışı nasıl değiştirebiliriz, İslam’ın örnek modelini tanımaları için ne yapılabilir diyor.
ADNAN OKTAR: Allah Kuran’da şeytandan Allah’a sığınırım cinayet işleyeni bile affedin diyor, affederseniz sizin için daha hayırlıdır diyor. Affederseniz sizin için daha hayırlıdır diyor, cinayet işleyen bir insan için. Böyle bir dinde anarşi ve terör olur mu? İslam’da şefkat, merhamet, sevgi, muhabbet, yardımlaşma, dostluk ve kardeşlik vardır. Bu iddia nerden çıkıyor, bu iddia şuradan çıkıyor, daha önce Suriye’de Baasçı komünistler hâkimdi, Irak’ta Baasçı komünistler hâkimdi, Filistin’de komünistler hâkimdi, oraları komünistlerin kampıydı, Afganistan’da da gene komünistler hâkimdi, Afganistan biliyorsunuz komünist işgalden yeni kurtuldu.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Buranın eski komünistleri, Darwinistleri metaryalistleri sonradan biz Müslüman olduk dediler, eski komünist, terörist kafaları muhafaza ederek ortaya çıktılar, nüfus cüzdanında Müslüman yazıyor ama adam komünist ve terörist. Buradaki amaç Müslümanları başka bir türlü göstertmeye çalışmak idi, ama bu oyun sökmez, nur gibi Kuran ortada, gerçek Müslümanlar artık ortada, İslam'ın kardeşlik ve sevgi dini olduğunu bütün dünya anladı, herkes biliyor, bir avuç eski teröristin eski komünistin eylemleriyle bu kanaat değişmez. Avrupa’daki masonların yaptığı bu oyuna da kimse de kanmaz.
MUHABİR: Süremizin sonuna geldik hocam, aslında çok geniş konuşulması gereken bir konu vardı, Yaratılış Atlası.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Ondan bir kısaca bahsetsek, şimdi siz ben özetlemeye çalışayım eksiklerimi de lütfen siz tamamlayın. Darwinizm’in yalanlarını ortaya koyabilmek için bir eser ortaya koydunuz, “Yaratılış Atlası” diye bir şey, bu atlasın içerisinde fosiller...
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Fosil fotoğrafları ve bu aynı fosillerin milyonlarca yıl önce yaşamış olan fosillerin bugün yaşayan canlılarla birebir aynı olduğunu ortaya koydunuz ve Darwinizm’in en büyük iddiası olan geçiş,
ADNAN OKTAR: Evet, ara geçiş formu,
MUHABİR: Ara geçiş formu, ara geçiş formunun bugüne kadar ispat edilemediğini ortaya koydunuz ve hatta dediniz ki, bir tane ara geçiş formu örneği getirene 10 trilyon vereceğim dediniz, Yaratılış Atlası’nı Avrupa’ya gönderdiniz bütün üniversitelere galiba.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bütün okullara gönderdiniz ve orda bayağı bir yankı uyandırdı, kısaca bu konuyla ilgili söyleyeceklerinizi de alayım, kapatmak durumundayım.
ADNAN OKTAR: Bakın Darwin’in kendi diyor ki; eğer diyor, ara geçiş formuna rastlamazsak benim teorim yoktur diyor, fakat kendi devrinde ara geçiş formunun arandığını fakat bulunamadığını söylüyor, ama ilerde de aranıp bulunamazsa bu teori yoktur diyor. Aradılar taradılar 150 yıldan beri toprağın altı üstüne getirildi tek bir tane ara fosil bulunamadı, Darwin’in dediği doğru çıktı, benim teorim geçersizdir diyor adam ve dediği de doğru çıktı. Darwinizm şu an artık tarih olmuştur. Darwinizm dünyada bitmiştir. 100 milyon fosil çıktı buna karşılık, hepsi yaratılışı ispat eden fosiller. Hiç değişmemişler, mesela bak burda da görebilirsiniz, eğer onlara vakit ayırabilirseniz inşaAllah bir dahaki sefere gene göstertebiliriz.
MUHABİR: İnşaAllah,
ADNAN OKTAR: 100 milyon adedin üstünde şu an bulunan miktar ve hepsi değişmemiş, şimdikilerin aynı.
MUHABİR: Bu Yaratılış Atlasının Avrupa’da uyandırdığı yankıyla ilgili hemen bir örnek vermek istiyorum, Fransa’da hükümet ilgili bakanlık bilirkişiye bir rapor hazırlamasını istiyor, o da rapor hazırlıyor. Raporda bu çalışmanın bilgisiz halkımız diyor, bilgisiz halkımız üzerinde olumsuz etki edeceğini diye söylüyor, edebileceğini söylüyor ve şöyle bir eleştiride bulunuyor; çalışma yetersizdir diyor, bu çalışmayı siz nasıl yaptınız hangi kapsamın içerisinde yaptınız, yetersiz ifadesine katılıyor musunuz? Nasıl delillendirirsiniz?
ADNAN OKTAR: Bakın tek bir tane ara fosil olmayınca ortada zaten teori yok demektir, yani bunlar artık perişanlıktan, abandone olmanın şiddetinden adeta sayıklar gibi konuşuyorlar, yani tam anlamıyla dağıldılar, son gelişlerinde artık ben o konuşmalarında buraya da geliyorlar yurt dışından sürekli geliyorlar binlerce haber çıktı, hepsinde….
MUHABİR: Siz oraya da zaten röportajlar veriyorsunuz,
ADNAN OKTAR: Hepsinde panik ve perişanlık ifadesi var. Hepsinde panik ve perişanlık ifadesi var, yani hiç olmazsa diyorlar yani adamcağız böyle bir fikirde bulundu, fikir açıklamış bir düşünce açıklamış yani buna bir fikir jimnastiği gibi bakamaz mıyız? Tabi ki kimse inanmıyor, biz de inanmıyoruz tabi ki ama diyor; geçenlerde de bir bayan geldi o söylüyor, tabi dünyada kimse inanmıyor ama diyor ne mahsuru var gibi böyle çok kötü bir mantık ortaya sürüyor,
MUHABİR: Batıdan Avrupa’dan veya bu atlası gönderdiğiniz yerlerden gelin görüşelim bunu bize açıklayın diyen oldu mu?
ADNAN OKTAR: Bakın, Dawkins’e dedik ki biz gelelim oraya dedik kabul etmedi, sen gel dedik onu da kabul etmedi, iki tarafın anlaştığı bir yerde görüşelim tartışalım onu da kabul etmedi. Adamın konuşacağı bir şey yok, çünkü biz fosilleri alıp götüreceğiz yanına, açıkla diyeceğiz açıklayamaz, bir tane ara fosil göstert diyeceğiz, ben bütün milletin önünde ona 10 trilyon vereceğim orda adama, gösteremez. Ara fosili olmayan bir teori olmaz, yani tek bir tane delili olmayan teori olmaz, bu olay tamamen bitmiştir aslında yani Avrupa’daki feryatları bizim internet sitelerimizden görebilirsiniz www.harunyahya.org , www.harunyahya.net’ te çok açık, www.harunyahya.com ingilizce olan oraya bakabilirler, tam anlamıyla yerle bir olmuştur. Yani sadece şu an sayıklama tarzı izahları var, yani teoriyi insan utanıyorlar artık savunmaya utanıyorlar ağızlarına almaya utanıyorlar, bir süre sonra tarih kitaplarında göreceksiniz, en fazla 3-5 yıl sonra inşaAllah,
MUHABİR: Sayın Oktar çok teşekkür ediyorum,
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum.
MUHABİR: Aslında konuşacağımız daha birçok şey vardı, detaylandıracağımız, fakat süremiz sona erdi tekrar teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim çok sağ olun,
MUHABİR: Değerli izleyenler Sayın Adnan Oktar’la olan sohbetimizin sonuna geldik, hepinize hayırlı geceler diliyorum.