MUHABİR: Mutlu akşamlar sevgili seyircilerimiz ekranlarınızın başına hoş geldiniz, İstanbul’dan sevgi ve saygılarımı sunuyorum, Adnan Oktar’la Başbaşa Programı’nda Sayın Oktar’ı daha yakından tanıyacağız, düne ve bugüne ışık tutmaya çalışacağız ve gündeme ilişkin Sayın Oktar’ın değerlendirmelerini sizlerle paylaşacağız. Sayın Oktar hoş geldiniz canlı yayınımıza
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, teşekkür ederim.
MUHABİR: Ben teşekkür ediyorum vakit ayırdınız, sizi az evvelde ifade ettiğim gibi daha yakından tanımaya ve çalışmalarınıza ışık tutmaya çalışacağız.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Özellikle 80’li yılların ortaları ve 90’lı yılların başlarında çok sık gündemdeydi isminiz. Sayın Oktar hakkınızda iddialarıyla, çalışmalarıyla
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Sizi kamuoyu özellikle de Harun Yahya mahlasıyla yazdığınız kitaplarınızdan, eserlerinizden tanıyor. İsterseniz bir özet halinde bize kendinizi bir tanıtır mısınız? Sonrasında diğer sorularımıza geçeceğiz.
ADNAN OKTAR: Evet, klasik olarak bir tanıtım yapayım;
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: 2.2.1956 yılında Ankara’da doğdum. İlk, orta ve lise eğitimimi yine Ankara’da yaptım. 1979 yılında Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi’ni kazandım, 3. olarak kazandım.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Yaklaşık 20.000 kişinin içinde kazanmıştım. 79’dan 83’e kadar Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi’ndeydim, iç mimarlık bölümünde okudum. 83’te İstanbul Üniversitesi felsefe bölümüne geçtim, orda devam ettim. Terör ve anarşi nedeniyle tahsilime devam edemedim. Kitap çalışmalarına başladım, köşe yazıları, CD’ler, tamda benim istediğim ortam olmuş oldu, hayırlı oldu inşaAllah.
MUHABİR: Evet, siz bildiğimiz kadarıyla Bilim Araştırma Vakfı’nın da kurucususunuz
ADNAN OKTAR: Fahri Başkanıyım.
MUHABİR: Şu anda Fahri Başkanlığını yürütüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Böyle bir vakfın kuruluş aşamasında neler yaşadınız ve hangi ihtiyaçtan dolayı bu vakfı hayata geçirdiniz Sayın Oktar?
ADNAN OKTAR: Evet, milli birlik ve bütünlüğün korunması, vatana, millete hizmet etmek, güzel ve doğru düşüncelerin insanlara tanıtılması, bilimin gerçekten insanlara tanıtılması, sahte felsefelerin elimine edilmesi, Türk milliyetçiliği, Türk-İslam Birliği gibi düşüncelerden yola çıkarak bu vakıf kuruldu, halende devam ediyor, başarılı şekilde gidiyor inşaAllah.
MUHABİR: Peki kurduğunuz yıllarda karşılaştığınız zorluklar, eleştiriler nerelerde odaklanıyordu, size karşı olan suçlamalar nerelerde odaklanıyordu, biraz da bundan satır başlarıyla bizimle paylaşır mısınız?
ADNAN OKTAR: Evet, ben Yahudilik Ve Masonluk kitabını yazdıktan sonra asıl sorun başladı, 1986 yılında Yahudilik Ve Masonluk kitabımı yazmıştım. Ondan sonra işte kamuoyunun da bildiği olaylar başladı; Basında aleyhimde yoğun bir propaganda başladı. Bir kısım gazeteler çok sistemli bir psikolojik savaş başlattılar ki bana karşı ve arkadaşlarıma yapılan psikolojik savaş, Cumhuriyet tarihinde benzeri olmayan bir savaştır, yani tam bir toplum mühendisliği uygulaması yapılmıştır. Akıl almaz bir zulüm ve akıl almaz işkence ve akıl almaz bir baskı uygulanmıştır ama ben bunların hepsini bir şeref olarak görüyorum, nimet olarak görüyorum, Allah’a hamd olsun, Allah’ın bizlere verdiği bir güzellik olarak dünyada da, ahirette de iftihar ettiğim bir nimet.
MUHABİR: Yani siz bu kitaba dayandırılarak mı bu eleştirilerin yapıldığını ve psikolojik savaşın başladığını söylüyorsunuz, farklı boyutları, ayrıntıları yok muydu o sosyolojik konum itibari ile?
ADNAN OKTAR: Ben tutuklu olduğum dönemde cezaevine bir avukat geldi, yani şu anın parasıyla yaklaşık 300 milyar, 300 milyar kadar bir para teklif etti. Bir de seni dedi biz seni buradan çıkarttırırız dedi, yani cezaevinden çıkarsın dedi ama bu masonlukla ilgili konuşmaların, yazıların, bu kitap çalışmalarını bunları durduracaksın dedi, bu kadar basit dedi.
MUHABİR: Yani belli odakları rahatsız ettiğiniz mi düşünülmüştü o dönem?
ADNAN OKTAR: Yani üsluba göre, yönteme göre, stile göre öyle olduğu görünüyor.
MUHABİR: Evet, peki, o yıllarda sizin şöyle bir ifadeniz var mı: Türk milletindenim, İbrahim’in ümmetindeyim? Bu söz mü acaba sizin başınıza bunları getirdi?
ADNAN OKTAR: Evet, evet, yani Türk kavmindenim, İslam milletindenim şeklinde bir sözüm oldu. Bunun üzerine ben önce emniyete davet edildim, emniyetten savcılığa gittim. Savcıda ifade verdim, bunu sen söyledin mi diye, evet dedim. Hakim karşısına çıktım, hakim dedi bunu sen söyledin mi dedi Türk kavmindenim, İslam milletindenim dedin mi dedi, evet dedim. Sanığın tutuklanmasına dediler, ondan sonra benim olaylar başladı.
MUHABİR: 90’dan sonra, özellikle 91’den sonra da sürekli yargı yolu, cezaevi yolu ve farklı yine az evvelde sizin söylediğiniz o psikolojik savaşın devamı geldi.
ADNAN OKTAR: Evet, mesela emniyette yiyeceğime kokain karıştırdılar, çirkin bir eylemiydi ve delice bir cesaretle yapılan bir eylemdi. Çünkü ben 72 saatten beri hukuksuz olarak gözaltındaydım, yani savcılığın talimatı olmadan, herhangi bir hukuki belgeye dayandırılmadan gözaltına alındım, fakat 72 saat sonra kanımda çok yüksek oranda kokain çıktı. Kokain 24 saatten fazla kanda kalmıyor, fakat bende çıkan oran çok çok yüksek, üstelikte 72 saat içersinde var. Adli tıp, bunun yiyeceğime karıştırılarak emniyette verildiğini tespit etti ve mahkemede bunu tasdik etti ve bu şekilde bu iftiradan aklanmış oldum
MUHABİR: Tabi o konulara biraz daha detaylıca gireceğiz
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Programın ilerleyen sürelerinde ama azıcık başa dönecek olursak siz tahsil hayatınızı terör olaylarından dolayı yarıda bıraktığınızı ifade ettiniz,
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Ve sonra bir mücadele adamı olarak ta sizi görmeğe başladık.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Peki, o yıllarda sizinle beraber yine tahsil hayatı yarıda kalıpta bu mücadelenin içinde olan bildik ve şu an için kamuoyunun yakından tanıdığı isimler var mı sizin oluşumunuzda?
ADNAN OKTAR: Benim arkadaşım olarak mı, yoksa
MUHABİR: Tabi ki beraber aynı safta yer aldığınız.
ADNAN OKTAR: Benim arkadaşlarım genelinde o kadar tanınan kişiler değillerdi, bilinmiyorlardı fakat ben kamuoyunun tam gözü önündeydim yani, hedef insandım, o yüzden benim üzerimde ciddi bir odaklanma olmuştu ama arkadaşlarım normal okullarına devam ettiler, edebildiler.
MUHABİR: Peki, iddia edilen Ergenekon dediniz, hem kamuoyunun da kafasındaki bu sorulara sıcağı sıcağına paralel cevaplar bulmaya çalışalım.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Ne olup bittiğini bizler, sevgili seyircilerimiz çok yakından takip ediyor,
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Tabi muhalefetinde hükümete karşı iddia edilen Ergenekon üzerinde çok ciddi eleştirileri var, hatta şu gündeme geldi; 28 Şubat sürecinin öcü mü alınıyor, bu bir taktik savaşı mıdır gibi ifadelerde kullanıldı? Sizin pencerenizden baktığınızda, baktığımızda ya da, nasıl görünüyor iddia edilen Ergenekon nedir, bunun gözle görülür, elle tutulur açıklamaları hakikaten sizin tarafınızdan verilebilecek boyutta mıdır? Siz nasıl görüyorsunuz bu iddia edilen Ergenekon’u?
ADNAN OKTAR: Yaklaşık 160–170 yıl önce kurulmuş, ta II. Mahmut devrine kadar dayanan, Lamark’ın dönemine dayanan, ateist, bir gizli derin devlet örgütlenmesi.
MUHABİR: Tanzimat’la beraber mi başladı diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi, ta o devre dayanan bir örgütlenmedir. Ateist, Darwinist, materyalist bir zemini vardır, sonradan Marx’ın ve Hegel’in fikirleri de bu örgütlenmenin içersinde gelişmiştir. Abdülhamit’in tahttan indirilmesi, İttihat Terakki’nin kurulması ve diğer olayların hepsinde bu iddia edilen örgüt görevli olmuştur.
MUHABİR: Dış mihraklı olduğunu mu düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Düşünmüyorum, öyle.
MUHABİR: Öyle olduğunu söylüyorsunuz
ADNAN OKTAR: Mason destekli, masonların örgütlediği bir yapılanmadır buçünkü bunların mücadele edeceği bir grup gerekiyordu hem Güneydoğu’daki Müslüman, dindar vatandaşlarımızı, kardeşlerimizi ezmek, hem de Mehmetçiği sürekli bir mücadele içersinde tutmak ve sürekli kan akıtılması için böyle bir sistem kurdular, yani eğer mücadele olmazsa hayatın duracağı ve ilerlemeyeceği inancı var, yani Darwinist düşünceye göre, iki tarafın sürekli çatışması gerekiyor. Çatışma olmayan yerde toplum durağanlaşır inancı var. Onun için çatışmanın gereği olması için bir zıt grup oluşturdular, PKK’yı oluşturdular ve bizim aslan Mehmetçiklerimizle onları karşı karşıya getirdiler ve biliyorsunuz onbinlerce şehide mal oldu bu bize. Şimdi devlet müdahale etti ve ucu bucağı yok görüyorsunuz, yani bu dev bir mafya örgütlenmesidir, yani
MUHABİR: Ki 160 yıllık bir maziden bahsettiniz yani,
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Peki, o günden bugüne devletin erkleri, emniyeti, silahlı kuvvetleri ve devlet otoritesi, genel anlamda baktığımızda bu süreci, bu sürecin önüne daha doğru bir ifadeyle neden geçememiş olabilir?
ADNAN OKTAR: Birçok hükümet cesaret edemedi, yani birçok kişi cesaret edemedi, hatta bir hükümette bir büyüğümüzün bir sözü olmuştu, yani söylemeyim sözünü de, çünkü anlaşılır, bu örgütten çekinmenin bir ifadesiydi. Mesela Turgut Özal kendisine yapılan suikastı açıklayamamıştı o zamanlar, yani biliyorum ama söyleyemem dedi, kardeşi de ben biliyorum ama söyleyemem demişti.
MUHABİR: Sayın Korkut Özal
ADNAN OKTAR: Evet Sayın Korkut Özal, o da biliyorum ama söyleyemem demişti. Süleyman Demirel’e de biliyorsunuz suikast yaptılar, yine söylenemedi. Ecevit’e suikast yapıldı, yine söylenemedi, yani devleti adeta bir ablukaya almışlardı kendi kafalarınca, kendi mantıklarınca. Fakat Darwinist düşüncedeydi bu felsefe yapılanması, aynı zamanda mafyanın da bir düşünce sistemi bu tabi, yani bu mafya sistemi kendinden yürüyen bir sistem değil, masonluğa dayalı, fakat masonluğun Darwinist düşüncesi üzerine de oturmuş bir sistemdi. Darwinizm yıkılınca, bunların psikolojik gücü kalmadı, yani bunları motive eden güç de kaybolmuş oldu. Osmanlı aydınları eskiden dindardılar, Darwinizm ortaya çıkınca, onlar kendi gücünü kaybedip mücadele azimlerini de kaybetmişlerdir. Dolayısıyla derin devlet, komünist derin devlet çok rahat hâkimiyet sağlamıştı. Şimdi komünist derin devlet, Darwinizm yıkılınca gücünü kaybetmiş oldu, yani mücadele azmini ve gücünü kaybetmiş oldu. Derin devlet yapılanması, yani bu komünist derin devlet, iddia edilen Ergenekon’un böyle başarılı olmasının sebebi, bir mensubiyet düşüncesi vardır insanlarda, bir yere mensup olma, yani bir güçlü olma düşüncesi, yani mesela insanlar bazen mafyaya girerler, bazen böyle büyük yapılanmanın içine girerler ama bu mafya üstü mafya bir yapılanma, daha büyük bir yapılanma, orda daha kendilerini güvende hissediyorlar, daha kendilerini büyük hissediyorlar, bir de halkın ve milletin üstünde görüyorlar kendilerini, yani enaniyet, gurur ve kibirli olduğu için bu insanlarda, yani halkı yönlendiren, onlara akıl veren, onları hâşâ yani bir tabirle, adam yerine koymayan, gerektiğinde onları öldüren, gerektiğinde ihtilal çıkaran, kafalarını ezen bir felsefeyi savunuyorlardı, bir mantığı savunuyorlardı.
MUHABİR: Peki, şimdi bunun çözülmesinin altında yatan gerçekler, bugüne kadar önüne geçilmedi ama şimdi çözülmeye başladı ve farklı uzantıları ortaya çıkmaya başladı, hiç kimsenin tahmin edemediği yerlere doğruda gidiyor durumunu gösteriyor. Bu çözülmenin altındaki gerçek nedir?
ADNAN OKTAR: Milletimiz bu fırsatı, bir kere çok iyi değerlendirmesi lazım, yani bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın derse, bu çok büyük bir zulüm olur. Bizim askerimiz her zaman demokrasiden yanadır, demokrasiyi savunur, yani askeri müşkül durumda bırakacak bir düşünce.
MUHABİR: Peki, siz az önce tarihi misyonundan ve kimlerin bu sürece destek olduğunu ifade etmeye çalıştınız ve çok somutta açıklamalar yaptınız. Peki, bu süreç zarfı içersinde, mesela sizin ikili ilişkilerinizle bazı şeyler açığa çıkamaz mıydı? Mesela, siz Adnan Oktar olarak bu sürecin daha erken çözülmesine vesile olabilir miydiniz?
ADNAN OKTAR: Ben 10 yıl önce, iddia edilen Ergenekon örgütünü kitabımda yazdım, çok kapsamlı olarak anlattım ‘’Terörün Perde Arkasında’’ ama o dönemde, yani ben nihayet bir yazarım, ben başbakan değilim, devletin bir kilit konumunda olan bir insan değilim.
MUHABİR: Ama gündemde olan bir isimsiniz.
ADNAN OKTAR: Ama aylarca, yıllarca, ben komünist derin devlet diye gazetelerde tam sayfa ilanlarımızı gördüm, Bilim Araştırma Vakfı’nın ilanlarını gördüm. Burada komünist derin devletin diğer adı iddia edilen Ergenekon’dur, sadece ismini vermedik ama yıllardan beri, biz komünist derin devlete dikkat çektik. Birçok devlet makamına dilekçe gönderdik, yazı gönderdik tehlikeye
MUHABİR: Ama itibar görmediğini söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, tehlikeye çok uzun yıllardan beridir dikkat çekiyoruz, artık daha da olmadı tam sayfa gazetelerde ilan verdik komünist derin devlet tehlikesine karşı.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Herkes biliyordu aylardan beri, ama çok şükür, şimdi şu an bir müdahale var.
MUHABİR: Peki 28 Şubat sürecinin, az önce satır arasında ifade etmiştim, öcü alınıyor, 28 Şubat sürecinin hıncı alınıyor ifadeleri neyi, nasıl görüyorsunuz özellikle muhalefet kanadından böyle bir yorum var?
ADNAN OKTAR: Bu hınç almayla alakalı bir şey değil, bu Cumhuriyetin bekası, devletin bekasıyla ilgili bir şey. Devleti ele geçirmeye kalkmış bir mafya örgütlenmesi var, mafya üstü mafya olan bir örgütlenme var, aynı zamanda bu bir çıkar şebekesidir. Çünkü bu iddia edilen örgüte mensup olmak demek, ekonomik güç elde etmek de demektir, yani iddia edilen Ergenekon mensubu bir insan gidip bir ihaleye girdiğinde, iddia edilen Ergenekon mensubunu, yani komünist derin devlet mensubu olduğunu hissettirdiğinde, o ihaleye ikinci bir insanın zaten girme imkanı olmuyordu, yani mesela bir fabrika satın alacak, iddia edilen Ergenekon mensubu bir kişi oraya gittiğinde, yani o fabrika zaten alınmış oluyordu, hatta girip fabrikanın içine adamlar gidip oturuyorlar, konu bitiyordu.
MUHABİR: Böylesi çapraşık ilişkilerle
ADNAN OKTAR: Tabi
MUHABİR: Peki, bundan sonrası için neler söylersiniz, yani buraya kadar çok ciddi açılımlar sağlandı ve pek çok şey deşifre oldu. Bundan sonra süreç nasıl işler?
ADNAN OKTAR: Milletimiz bu fırsatı çok iyi değerlendirip devlete tam anlamıyla destek olması lazım. Çünkü bu kendi çocuğunun, kız kardeşinin, annesinin, babasının hayatını kurtarma, devleti kurtarma, Türk Devletinin bekasını devam ettirme mücadelesidir bu, cumhuriyeti, devleti yıkmaya azmetmiş, Türkiye Cumhuriyetini ikiye bölmeyi amaçlayan bir örgütlenme bu.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Doğu Komünist Türkiye, Batı Komünist Türkiye diye Türkiye’yi ikiye bölmeye amaçlamıştır. Hatta bayraklarında İsrail bayrağını alenen koyuyorlar, yani o altı köşeli yıldız aynı zamanda İsrail Devletinin bayrağıdır, aynı zamanda hem masonik bir semboldür, hem Siyonistlerin bir sembolüdür ama aynı zamanda iddia edilen Ergenekon örgütünün de sembolüdür. Pergel ve iletkide ayrıca bayraklarının sol üst köşesinde bir sembol olarak konmuştur. Örgütlenmenin tamamen masonik olduğunu ve İsrail’e de yaltaklanmaya çalışan bir sistem içinde olduğu, tamamen mason kontrolünde olduğu zaten bayraklarından açık açık görülüyor ama ifadelerinden, polis tutanaklarından da bunu açık açık görüyoruz, yani bunun hiç reddedilecek bir yanı yok. Milletimizin bu konuyu çok iyi değerlendirip hayat mebat meselesi olan bu konuda, yangını söndürme imkânı verildi şu an milletimize, devletimiz bu yangını söndürmekle uğraşıyor,
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Devletin yangını söndürmekteki çabasına milletimiz bütün gücüyle yardım etmesi lazım.
MUHABİR: Sonuç vereceğini düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, yani bunun hiç kurtarır yanı yok, bu illa ki neticelenecek, fakat burada en önemli, olayın kilit noktası, daha öncede söylemiştim yargı ve hukuk ayağıdır, yani bu bazı kimselerin dikkatini çekti, bazı kimselerin dikkatini çekmedi; En tehlikeli yapılanma yargı içersindeki örgütlenmeleridir. Eğer bu çökertilmezse, azgınlığı ve yırtıcılığı yine devam edecek demektir, ama yargı ayağı çökertildikten sonra beyni gitti demektir daha ondan sonra yapacak bir şey kalmaz.
MUHABİR: Anlıyorum. Peki,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Çıkar amaçlı güçlerin bu örgütlenmede bulunduğunu ifade ettiniz. Biraz geçmişe dönersek sizinle alakalı bir iddia da olmuştu 99’da
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Elimdeki notlara göre ve dönemin içişleri bakanı Saadettin Tantan’ın sizin aleyhinizde elinizde çok sert iddiaları ve açıklamaları oldu, adeta terör örgütüyle paralel bir çizgide olduğunuzu söylemeye çalıştı. O dönemle alakalı, sizin bir 9 aylık, galiba bir de 3 yıllık bir hapis döneminiz oldu.
ADNAN OKTAR: Evet evet
MUHABİR: Siz o zaman ne demiştiniz ve nasıl bir açıklama yaparak Saadettin Tantan’a ve Tantan gibi düşünenlere cevap vermiştiniz? Şimdi o çağrışım yaptığı için hemen araya sıkıştırmak istiyorum. O dönemi biraz bizim için biraz özetler misiniz?
ADNAN OKTAR: Ben isim vermeyim de, fakat genel olarak bize yapılan oyunu şöyle açıklamıştım, ben tutuklandığım dönemde basına açıklama yapmıştım, masonların son çırpınışı demiştim, yani Ergenekon örgütünün son çırpınışı. Masonluk eşittir Ergenekon örgütü, bunu demiştim ama herhangi bir şahsı kastederek söylemedim bunu, halende onu kastederek söylemiyorum.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Fakat bize bu operasyonu yapan ve yaptıran, bunun içinde yer alan kişiler şu an iddia edilen Ergenekon tutuklusu olarak cezaevindeler, yani şu an yargılanıyorlar, birçok kişi var bu işin içinde olan, hemen hemen büyük bir bölümü şu an iddia edilen Ergenekon tutuklusu olarak yargılanıyorlar.
MUHABİR: Evet, yani siz masonlara karşı, işin Türkçesi karşı duruşunuzdan dolayı hep bunlar başınıza geldi ve yargılandınız, bunu anlıyoruz.
ADNAN OKTAR: Artık yorum ve takdir milletimizin
MUHABİR: Anlıyorum.
ADNAN OKTAR: Ben bir şey demiyorum.
MUHABİR: Peki, o yıllardan sonra, sizden ayrılan, grubunuzdan ayrılanlar oldu mu farklı bir çatı altında?
ADNAN OKTAR: Evet, tabi ki, yani bizden 3 kere ayrılan arkadaşlarımız oldu çeşitli zamanlarda, yani çeşitli düşünce sistemlerine katılarak. Mesela bir kısmı, bu Amerika’daki bir şahıs vardı, peygamberlik iddia ediyordu, işte on dokuz üzerine kurulu bir sistemden bahsediyordu. Bu şahsın etkisinde kaldılar, onlar ayrıldılar. Saygı duyuyoruz yani, gerçi tabi anormal bir fikir, anormal bir düşünce ama ben insanların fikirlerine saygı duyarım.
MUHABİR: Herhangi bir baskı gibi bir şey olmadı tarafınızdan?
ADNAN OKTAR: Hayır, yani benim düşünce sistemimde zaten sevgi, şefkat, merhamet, adalet ve demokrasi anlayışı vardır ve fikir özgürlüğünü savunurum ben, insanların alabildiğine özgür olması taraftarıyım. Kuran’ın da bize gösterttiği ahlak budur.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Dinde baskı ve zorlama yok.
MUHABİR: Peki, Sayın Oktar, bugün gelinen noktada, kendinizi ve çalışmalarınızı ifade edebildiğinize inanıyor musunuz? Yani siz, işte dönem dönem kafalarda soru işaretleri bırakmış, zaman zaman bazı gerçekleri tarafınızdan kamuoyuna aktaramamış bir insansınız. Bugün gelinen noktada, Sayın Oktar çalışmaları, grubu kendisini kamuoyuna ifade edebilmiş durumda mıdır?
ADNAN OKTAR: Benim Türkiye’de de, İslam âleminde etkim çok olağanüstüdür Allah’a çok şükür, yani iddia edilen Ergenekon örgütüne yapılan bu operasyonda, iddia edilen Ergenekon örgütünün fikir sisteminin çökertilmesinde 1. derecede rol alan insanım ve arkadaşlarımda 1. dereceden rol alan insanlardır, yani fikren iddia edilen Ergenekon örgütünü çökerttik, bu çok önemli bir şeydi ve operasyonun yapılmasında, o operasyonu yapan insanların elini güçlendirmiş olduk.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Türkiye’de çok güçlü bir iman hamlesi başlattık, Darwinizm’i Türkiye’de yerle bir ettik. Bugün %90 milletimiz Darwinizm’e inanmıyor. 1970’lerde bunun tam tersiydi. Çok büyük bir iman hamlesi yaptık. Aklı başında, samimi bir Müslümanlık anlayışını, bağnazlıktan, tutuculuktan uzak, makul, dengeli, tutarlı, sevecen, gerçek İslam anlayışını ve bilimi akla dayalı, derin düşünceye dayalı, derin sevgi ve derin imana dayalı İslam anlayışını Türkiye’de ve dünyada yaydık, yani internet sitelerimizden de, kitapların yayılış şeklinden de rakamların olağanüstü yüksekliğinden de bunu anlıyoruz.
MUHABİR: Arkadaşlarımla çökerttik,
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bu düşünceyi yaygın hale getirdik derken, arkadaşlarınız hangi çevreden, yani siyasi çevreden mi, yargıdan mı, akademisyenler mi?
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Burayı biraz açabilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Arkadaşlarım öğrenci benim arkadaşlarım, yani doçentlerden var, asistanlardan var, profesör olanda arkadaşlarım var ama bunlar daha ziyade benim Yaratılış Atlası ve Darwinizm’e karşı olan mücadelede yaptığım kitaplarda bana yardımcı olan kişiler ama benim, yani herhangi bir siyasi desteğe hiçbir zaman için olmamıştır, o yönde de bir talebim olmamıştır.
MUHABİR: Ama görüşüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, yani ben vatandaşlarımla, insanlarımla tabi ki görüşüyorum, tabi ki geniş bir çevrem var, çok fazla sevenimiz var Allah’a çok şükür. Ben MHP’lileri çok severim, ülkücü gençliği çok severim. Saadet Partisini ve onun gençliğini çok severim, onlarında bana çok geniş teveccühleri vardır, çok severler. Mesela AKP’yi de, mesela AKP tabanını da mukaddesatçı olduğu için, maneviyatçı olduğu için çok severim. Onun için benim geniş bir açılımım var ve geniş tabanlıda seven insanlarla muhatap oluyorum.
MUHABİR: Sayın Oktar sohbetimiz devam edecek, bir kısa ara vermemiz gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Ana hatlarıyla girizgah bölümünde, en azından gündeme ilişkin yaklaşımlarınızı almış olduk
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Ve sizi yine önemli başlıklarla daha yakından tanımış olduk.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Gündeme ilişkin diğer sorularımızı ve açıklamalarımızı, programımızın 2. bölümünde dilerseniz sevgili seyircilerimizle paylaşalım.
ADNAN OKTAR: Tamam, inşaAllah
MUHABİR: Bu arada yine bir hatırlatmamız olacak, ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden de sevgili seyircilerimiz sorularınızı yöneltebilirsiniz ve bizde bu soruları Sayın Oktar’a sorarak cevaplarını yine ekranlara taşıyabiliriz. Bir kez daha tekrarlıyorum ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine sorularınızı gönderebilirsiniz. Adnan Oktar’la Başbaşa, İstanbul’dan naklen yayınımız devam ediyor, reklamların ardından yeniden birlikte olacağız.
MUHABİR: Sevgili seyircilerimiz, Adnan Oktar’la Başbaşa devam ediyor. Sayın Oktar’a sorularımızı yönlendiriyoruz ve Sayın Oktar’dan da samimi cevaplar aldığımızı düşünüyoruz. İlk bölümümüzde hatırlayacağınız üzere hem çalışmalarına, vakfın kuruluşuna ve yaşadığı çalkantılı döneme ilişkin, Sayın Oktar bizlere bilgiler verdi ve oradan da gündemdeki yeri, tazeliğini koruyan iddia edilen Ergenekon konusuna değindik ve dünden bugüne de iddia edilen Ergenekon sürecini ve bugün gelinen noktadaki görüntüsünü Sayın Oktar bizlere aktardı. Evet, tekrar iyi akşamlar diliyorum, hoş geldiniz diyorum Sayın Oktar. Şimdi eserlerinize baktığımızda birazcık oradan bahsederek konuyu biraz farklı bir yere getirmek istiyorum. Siz özellikle Darwinist görüşe karşı duruşunuzla biliniyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Ve yazdığınız kitaplarda özellikle buna vurgu yaptınız ve Ahir Zaman ve Dabbetül Arz, Atom Mucizesi, Balarısı Mucizesi, Bitkilerdeki Yaratılış Mucizesi, Evrim Aldatmacısı, Hücredeki Mucize, Kuran Bilime Yol Gösterir, Allah Akılla Bilinir, Yaratılış Atlası önemli eserleriniz, neşriyatlarınız. Şunu öğrenmek istiyorum, bu kitapları yazarken siz tamamıyla tüm birikimlerinizi, kendi kaleminizi mi kullanıyorsunuz, yoksa bu eserlerinize katkı sağlayan isimler, çevreler var mı Sayın Oktar?
ADNAN OKTAR: Benim otuz kadar akademisyen arkadaşım var, doçentlerden ve asistanlardan oluşan.
MUHABİR: Bir bilim kurulu diyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Evet, diyebiliriz. Onlar bana hazır bilgileri getiriyorlar, yani dünyanın her tarafındaki bilgiler tercüme ediliyor. Tercüme eden başka hazır arkadaşlarımız var, yani paralı tercüman arkadaşlarımızda var ama bu arkadaşlarımız gönüllü olan arkadaşlarımız ama parayla tercüme eden kişilerde var. Onların getirdiği ve kendilerinin de bizzat tercüme ettiği bilgiler, bana hazır bilgi olarak geliyor, fotoğraflar hazır bilgi olarak geliyor, ben onları sadece yorumlayıp, bağlantılarını kuruyorum.
MUHABİR: Derliyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Evet, bağlantılarını kuruyorum, yorumları yapıyorum, redaktöre veriyorum, ondan gerisine karışmıyorum. O yüzden bu kadar süratli oluyor bu kitaplar.
MUHABİR: Anlıyorum ve tabi daha öncede tabi size çok sık soruldu bunlar, hafızaları belki bir kez daha tazeleyeceğiz bu soruyla, hakikaten çok kaliteli kitaplar basılıyor,
ADNAN OKTAR: Evet, maaşAllah
MUHABİR: Yani görselliği insanı cezp ediyor, her yaştan, her kesimden insana hitap ediyor, çok açıklayıcı bilgiler var ve resimler hakeza ifade ettiniz ve tabi ki bu kalite beraberinde ciddi bir maliyeti getiriyor. Finansörü kimdir bu eserlerin, çalışmaların, kimler maddi anlamda bu işe katkı sağlıyor ve bu ürünler ortaya çıkıyor, piyasaya sürülüyor?
ADNAN OKTAR: Evet, bu kitaplar, sadece 2007 yılı içersinde, 35 milyondan fazla eser kullanıcıların bilgisayarına indirildi. 2008 yılında, 80 milyon kitap indirildi ve bunların hiçbirinden biz ücret almadık, beş kuruş almadık, fakat satış olarak çok yüksek bir satış oldu, maaşAllah bu sene özellikle çok yüksek satış oldu. Bu satışlardan yayınevi bir kar elde ediyor, yani ciddi anlamda kar elde ediyor, çünkü milyonlarca kitap satılıyor. Ben telif hakkı almıyorum, kar payı almıyorum. O zaman yayınevi bundan daha da çok istifade ediyor, o yüzden kitapları basmada hiç zorlanmıyor. Ayrıca hatta ücretsiz kitaplar dağıtabiliyorlar, yani kitap satışından kendi masrafını bol bol çıkartıyor, öyle diyebilirim.
MUHABİR: Açıklama bu diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Peki, telif almıyorsunuz, siz geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz? Bildiğim kadarıyla yazarsınız, kitap yazıyorsunuz,
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Vakfın Fahri Başkanısınız, sizin gelir gider dengeniz nasıl sağlanıyor?
ADNAN OKTAR: Evet, benim kendi ihtiyaçlarımı giderecek kadar bir ticari faaliyetim oluyor ama benim evim, arabam, arsam, bankada param, hiçbir şeyim yok dünyada, yani sadece kıyafetlerim, ayakkabılarım o kadar ve günlük yediğim, ki sade yiyeceklere dikkat ederim ben, temiz gıdaya dikkat ederim, yiyecekler o kadar.
MUHABİR: Ama bunun içinde paraya ihtiyaç
ADNAN OKTAR: Onu diyorum ticaret
MUHABİR: Ticaretle uğraşıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Evet, var.
MUHABİR: Anlıyorum, peki, sizinle ilgili açılan davalar ve iddialardan yola çıkarak başka bir konuya geleceğim.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Siz bir cemaat olmadığınızı değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Sayın Oktar ifade etmiştiniz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bir dini lider değilsiniz?
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Kamuoyunda geçtiğimiz dönemde de, yine belki arkadaşlarımızda bunu sordular ama bir Mehdilik iddiası söz konusuydu sizinle paralellik arz etti bu konu,
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Size yönelikti, siz, yine hafızaları tazelemek adına soruyorum, yaptığınız açıklamalar elbette bilenler biliyor, bir kez daha üstünden geçmek istersek, böyle bir şey sizi rahatsız ediyor mu ve buna verdiğiniz cevap nedir?
ADNAN OKTAR: Bana bir insan sen inşaAllah velidirsin dese, ben Allah razı olsun, inşaAllah sende velidirsin derim. Biri bana herhalde, Allahualem sen Mehdi olabilirsin derse, ben de ona derim ki sende Mehdi olabilirsin inşaAllah derim, yani bu bir iltifattır ve bir güzelliktir ama yani Mehdi’nin zuhuru oluşmuştur, yani Mehdi geldi, yani şu an Mehdi yeryüzünde ve faaliyetlerini yürütüyor ve devam ettiriyor.
MUHABİR: Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Bunu Peygamber Efendimizin hadislerine, Said Nursi’nin izahlarına dayandırıyorum ve Kuran’ın da işaretlerine dayandırıyorum. Bütün alametler çıkmıştır, mesela Fırat’ın suyu kesilecek dedi Peygamber Efendimiz, kesildi. Afganistan’ın işgali dedi, oldu. Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları var. Güneşte büyük bir alametin zuhur etmesi gibi birçok alamet vardır. Bunların tamamı zuhur etmiştir. Said Nursi’de hicri 1400 yılında Mehdi’nin çıkacağını söylüyor, İstanbul’da çıkacağını söylüyor, Darwinizm’e ve materyalizme karşı mücadele vereceğini söylüyor. İlk görevinin bu olacağını, vaktinin dar olacağını, yani yoğun faaliyetlerden dolayı kendinin bizzat araştırma yapamayacağını, hazır araştırma yapmış kişilerin eserlerini bir araya getirerek, onlardan istifade ederek bir program dahilinde faaliyette bulunacağını belirtiyor ve Said Nursi’nin bütün dedikleri şu ana kadar tamamı çıkmıştır, evet.
MUHABİR: Peki bu ipuçları kimi işaret ediyor?
ADNAN OKTAR: Bu ipuçlarının herhangi birisini işaret etmesi bizim için delil olmaz. Bizim için delil, Mehdi zuhur eder, yani İslam Aleminin başına geçer, bütün İslam Alemi birlik olur, Hz. İsa nuzul eder, Hz. İsa Mehdi’yi sırtından iterek namaza geçirir, beraber namaz kılarlar ki bu Kütübü Sitte’de de, Buhari, Müslim, Tirmızi, İbni Mace, Süneni Ebu Davud ve Süneni Nesai’de geçen ve bütün muteber ehli sünnet kaynaklarında geçen bir bilgidir. O zaman diyeceğiz ki Allahu Alem, herhalde Mehdi budur, o kadar.
MUHABİR: Ama o zaman söylenecek, şimdi değil
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi değil.
MUHABİR: Değil, yani sizinle ilgili iddialara da bu şekilde cevap vermiş oluyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Yani zaten bir insan ben Mehdi’yim derse dinden çıkar, yani o öyle bir şey kimse onu söyleyemez.
MUHABİR: Anlıyorum, peki bu söylediğiniz ahir zaman alametleriyle alakalı
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Diğer İslam alimleri de sizin ifadelerinizle örtüşüyor mu, ittifak ediyorlar mı?
ADNAN OKTAR: Hanefi, Hambeli, Maliki ve Şafi mezheplerinde, ehli sünnet mezhebinde Mehdi haktır, Hz. İsa (A.S) gelişi haktır.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Şii ve Caferi mezheplerinde de zaten Mehdilik anayasalarında var ve çok temel inançlarındandır, Hz. İsa’nın gelişi de kesin bir gerçektir ki bu İslam Aleminin %95’i demektir. Çünkü Şia, Caferiler ve Sünnilerden oluşuyor bütün İslam Alemi, yani bu İslam Aleminin %95’inin doğru bildiği ve beklediği bir gerçektir ve vakitte doğrudur. Çünkü bir tek ben söylemiyorum, mesela Ahmedinejat’ta, İran Cumhurbaşkanı Mehdi’nin geldiğini söylüyor, Said Nursi’de Mehdi’nin geldiğini söylüyor, bütün Nakşibendi uleması da Mehdi’nin geldiğini söylüyor, Kadiri şeyhleri söylüyor.
MUHABİR: Bunu ittifakla söylüyor.
ADNAN OKTAR: İttifakla söylüyor.
MUHABİR: Peki, devam edelim ve şu an için ahir zaman alametlerinin bir uzantısı olarak Ortadoğu’da olup bitenleri görebilir miyiz, yani İsrail’in, biliyorsunuz Filistin’e yaptığı çirkin saldırılar var ve bir katliam söz konusuydu,
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bir soykırım söz konusuydu.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bunu yine ittifakla söyleyebiliriz, tüm insanlık adına çok korkunç şeyler oldu
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bunu da buna ilave edebilir miyiz, böyle bir şeyler olacak mıydı orda?
ADNAN OKTAR: Bunla ilgili o kadar çok hadis var ki, Mehdi devrinde Filistin’de kan akıtılacağı, orda ateist Siyonistlerin, yani Allah’a inanmayan azgınların, yani deccal komitesinin saldırganlaşacağı, hatta hamile kadınların karınlarını açar diyor, çocukları öldürür, gençleri öldürür ve çok büyük bir katliam yapar diyor. Mesela diyor ki Naim Kablantahric etti dedi ki: Deccal Beytül Makdis’te, Mescidi Aksa’ya yakın yerde müminleri muhasara, kuşatma altına alır ve onlara, müminlere öylesine şiddetli bir açlık isabet eder ki diyor, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler Ahir Zaman Mehdisi’nin Alametleri sayfa 48. Çok fazla hadisten sadece bir tanesidir bu.
MUHABİR: Ve isterseniz buradan Ortadoğu’ya devam edelim ve sizinde yine Yahudilerle alakalı, Yahudilik karşıtlığıyla alakalı
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Çalışmalarınız oldu Yahudilik ve Masonluk adlı kitaptan programın ilk bölümünde bahsetmiştik. Bunun önünde şu ana kadar İslam Alemi, İslam Ülkeleri geçemediler, çok ciddi bir duruş sergilenmedi, sadece sayın başbakanın çabalarını, Ortadoğu’da barış çabalarını gördük. Buradaki acziyeti neye bağlıyorsunuz, dik duramayışını İsrail’e karşı diğer İslam liderlerinin ve ülkelerinin?
ADNAN OKTAR: Bu konunun çözümü Türk İslam Birliğidir ve Müslümanların birlik halinde topluca hareket etmesidir. Bununda tek çözümü vardır Mehdi. Mehdi’nin zuhuru dışında, Mehdi’nin toplayıcılığının dışında İslam Alemi’nin birleşmesi kaderde yok, yani Mehdi’nin birliği sağlanmasıyla ancak bu belaya çözüm olacaktır. Hadislerde bu çok detaylı, kapsamlı açık açık ilan edilmiştir ve açıklanmıştır.
MUHABİR: Peki siyasi boyutta da mı hiç bir şey yapılamaz?
ADNAN OKTAR: Tek bir kişinin ortaya çıkmasıyla bir şey olamaz, Sayın Başbakanımız Tayip Erdoğan bir şeyler söyledi, makul insani izahlar yaptı. Bütün ateist Siyonistler, Amerika’dan topluca ittifakla ve mason localarının ileri gelenleri de, Tayip Erdoğan‘a kendilerince bir uyarı mesajı gönderdiler, yani Tayip Erdoğan’la biz onları karşılaştıramayız, yani sen git de onlarla mücadele et diyemeyiz. Bizim demek istediğimizin şu olması lazım; Ey Müslüman Alemi, ey Türklük Alemi birleşelim, ittifak edelim ve bu fitneye karşı hem Hıristiyan dindar kardeşlerimizi, hem Musevi dindar kardeşlerimizi, hem Müslümanları koruyup kollayalım demeleri lazım. Bu tek bir kişinin veya tek bir devletin baş edeceği bir şey değildir. Ateist Siyonizm deccaliyeti temsil eden azgın bir sistemdir ve dünya mafyasının diğer adıdır, dünya derin devletinin diğer adıdır. Dünya derin devletine karşı tek bir devletin, tek bir insanın mukavemet etmesi mümkün değildir. Sayın Said Nursi Hazretleri diyor; Deccal Müslümanların bölünmüşlüğünden istifade ederek, hırs ve şikakındanistifade ederek, koskoca bir İslam Alemi’ni esir alır diyor. Şu an koskoca İslam Alemi’ni deccaliyet esir almıştır. Bunu ilacı ve çözümü de Mehdi’nin zuhurudur başka da bir çözümü yoktur. İslam Alemi’nin birleşmesidir.
MUHABİR: Anlıyorum, peki İsrail’in bundan sonraki projesi, beklentileri ne olacak, tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti biliyorsunuz, bu acaba göstermelik bir ateşkes mi olacak, bundan sonraki adımı ne olur?
ADNAN OKTAR: Bu sürekli tekrarlayan bir süreç zaten, yani insanların aklı biraz nisyan ilemalul derler.Filistin’in tarihine baktığımızda, sürekli bu bölgede kan akıldığını görürüz, yani üç yıl öncesine gidin, beş yıl öncesine gidin, on yıl, yirmi yıl öncesine gidin, sürekli kan akıtılmıştır. Ateist Siyonistler sel gibi çocuk kanı, kadın kanı akıtmışlardır ki bu şeytanın onlardan isteğidir. Şimdi bir barış ve ateşkes var gibi görünüyor, çok kısa bir süre sonra daha da kapsamlısıyla yine devam ederler ve bunun başka da İslam Birliğinin çözümü dışında çözümü yok.
MUHABİR: Yani seyirci kalacak dünya milletleri ve özellikle İslam ülkeleri mi diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: İslam ülkelerinin büyük bir bölümünde, akıl almaz bir korku var İsrail’e karşı, yani alenen korkuyorlar. Halbuki Allah benden korkun diyor net ve alenen. Avrupa zaten feci şekilde korkuyor.
MUHABİR: Korkularının temel sebebi, İsrail’in arkasında Amerika Birleşik Devletinin oluşu, ekonomik gücü vs. mi, yoksa farklı bir şey var mı nedeni?
ADNAN OKTAR: Mason yapılanması ve ateist Siyonistlerin gizli, işte bu gizli derin dünya devletinin yapılanmasından çok çekiniyorlar. Çünkü
MUHABİR: Yani kendi iç huzurlarını bozacağını mı düşünüyorlar?
ADNAN OKTAR: Yani mesela bir devlet, diyelim Avrupa’da bir devlet, mesela Sarkozy diyelim, bu tek başına olan bir insandır. Bunu en fazla Sarkozy’nin üç veya beş tane dostu vardır, yani bu yalnız bir insandır, bu çıkıp ta dünya siyonizmine, ateist Siyonistlere meydan okuyamaz, Masonlara meydan okuyamaz, yani okuduğunda zaten onlarda onun canına okurlar, o anlamda söyleyeyim. Tek çözüm ittifak ve birleşmedir. Müslümanlar bölünmüş haldeyken, deccaliyete karşı koymaları mümkün değildir, deccal onları yener.
MUHABİR: Peki Sayın Oktar şurada bir çelişki yok mu, yani şunu anlamakta biraz zorluk çekiyoruz, yani bir avuç İsrail ve işte karşısında milyarlarca Müslüman, işte İslam ülkeleri var
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bunlar kendi çapında güçlü olduğunu iddia eden ülkeler.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: En azından siyaseten bir araya gelipte bir güç oluşturmazlar mı? Yani İsrail korkuturken, diğer onlarca İslam ülkesinin böyle bir acziyetini ben anlamakta zorluk çekiyorum. Bunu birazcık daha sizden somutlaştırmanızı istiyorum. En azından siyasi ilişkiler, diplomatik ilişkiler kesilemez mi, farklı tepkiler ve tavırlar alınamaz mı? Bunu görmeye çalışıyorum.
ADNAN OKTAR: Yani bir azgın köpek, bir çocuğu parçalarken, köpeğin üstüne bir bardak su dökmek onun saldırganlığını durdurmaz, daha da azdırır, yani böyle pasif tedbirler, ateist Siyonistlerin daha kendine güveni arttırıyor. Mesela çocukları çıkartıyorlar, ellerinde plastik bebekler, kan sürünmüş bebeklere. Zaten onlar biz çocuk öldürmek istiyoruz, çocuk kanı akıtmak istiyoruz diyorlar. O da diyor ki niye çocuk kanı akıtıyorsun diyor, bir çocuğu çıkartmışlar şiir söylüyor: Ey İsrail bize acı. Adam zaten acımayacağım ve kitle katliamı yapacağım, sel gibi kan akıtacağım diyor adam, yani inancının gereği bu adamın, yani zalime niye zalimsin demek çok mantıksızdır, yani böyle tedbir olmaz.
MUHABİR: Peki kendi içinde Yahudilerinde bazı grupları telin ettiler İsrail’i.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Hani bu savaşı durdurun, bu katliamı durdurun gibi, inandırıcı buldunuz mu?
ADNAN OKTAR: Tabi ki dindar Musevilerin hepsi, ateist Siyonistlere karşıdır, ateist Siyonistler çok çok ahlaksızlar.
MUHABİR: Siz Yahudi karşıtlığı yaparken Yahudi düşmanlığı yapmıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ben ateist Siyonistlere karşıyım, Musevileri ben çok severim, bir sürü Musevi dostum var. Onlar benim kardeşim, ben onlara saygı duyuyorum, yani birçokta dindar Hıristiyan arkadaşım var, çok seviyorum ben dindar Hıristiyanları. Onlar Allah dostu, Allah’ı seven insanlar.
MUHABİR: Bu ikisini birbirinden ayırmak lazım.
ADNAN OKTAR: Tabi ki, yani bütün sorun, Masonlar ve ateist Siyonistlerdir ve dünyadaki deccali sistemdir ve dünya deccal hükümetidir, yani gizli deccal hükümetidir bütün sorun.
MUHABİR: Peki Sayın Oktar sizce, İsrail mi Amerika’dan talimat alıyor, Amerika mı İsrail’ den talimat alıyor?
ADNAN OKTAR: Tabi ki Amerika ateist Siyonistlerden ve Masonlardan talimat alıyor, yani Amerika mazlumdur, Amerikan milleti böyle şakacı, sevecen iyi niyetlidir Amerikalılar, yani hoş sohbet insanlardır.
MUHABİR: Hayır, iyi niyetli derken Irak ve Vatikan örneklerini göz önünde bulundurmamız gerekmiyor mu, yani Irak’ta yaptıkları ve Vatikan’da, Vatikan diyorum, Vietnam’da ki düzeltiyorum?
ADNAN OKTAR: Onları yaptıranlar, Vietnam ayrı konu, yani orada bir komünist ayaklanma vardı, komünist hareket vardı. Komünist harekete karşı herkes tavrını koydu, yani ben komünizme karşıyım. Fakat Irak’taki akan kan ayrı bir şeydir. Afganistan’da akan kan ayrı bir şeydir. Filistin’de akan kan ayrı bir şeydi. Ayrıca Vietnam’ın da eğer kökenine inecek olursak, tabi ki Vietnam’ı komünist yapanda bir zihniyet var. Mazlum o Vietnam halkını, komünizm bataklığına sürüklediler, sonrada gidip onları kırıp geçirdiler, o kırıp geçirenleri onlar kırıp geçirdi.
MUHABİR: Yani danışıklı bir şey olmadı mı ortada?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, yani Masonluk zaten sürekli bir mücadeleyi esas alır. Eğer kan yoksa, mücadele yoksa insanlık durur inancı var. Mesela iddia edilen Ergenekon PKK’yı kurdu, amaç sürekli Türk Ordusunu meşgul etmek, yani bunun faydalı olduğuna inanıyor onlar, yani sürekli savaşın faydalı olduğuna ve kan dökülmesinin insanları geliştireceğine inanıyorlar, bu da Darwin’in inancı. Bu sapık düşüncelerini uyguluyorlar, olay bundan ibaret.
MUHABİR: Peki yeni bir dönem başladı Beyaz Saray’ın siyahi başkanı ile Obama ile birlikte. Bu bir milat olacak mı sizce yani Obama’dan beklentiler çok büyük. Mesela Sayın Başbakan da şöyle ifade etmişti biliyorsunuz. Obama’dan ne bekliyorsunuz? sorusuna “Kimsesizlerin kimi sessiz çoğunluğun sesi olmalı Obama” demişti. Bu söz de benimsendi doğrusu. Beklenti olacak mı? Obama, Müslüman kökenli bir ailenin çocuğu olarak ve kendi ifadesiyle 60’larda lokantaya bile giremiyen siyahların artık Beyaz Saray’da oturduğu bir gün olarak bir ciddi dönüşüm, bir ciddi revizyon sağlayacak mı dünyada? Obama ne yapacak?
ADNAN OKTAR: Obama şimdi azgın bir kurdun dişlerinin içinden konuşuyor. Yani ateist Siyonizmin
MUHABİR: Siz samimi bulmuyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Ateist Siyonizmin ve Masonluğun şu an kontrolü altında. Yok şahıs olarak kendisi samimi, mazlum bir insan ama Obama’nın hiçbir gücü olmaz yani
MUHABİR: Güdümlü mü olur diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Mecburen yani Amerika’daki derin devlet aynı zamanda İngiliz Mason localarına bağlıdır. İrlanda Mason localarına bağlıdır. Yani her şeyin Amerika’da olduğunu sanıyorlar. Halbuki Amerika’nın bir ucu Fransa’da, bir ucu İngiltere’de, bir ucu Kudüs’de, İsrail’dedir. Yani Mason localarının en güçlü olduğu yerlerdir bunlar. Fransa, İngiltere ve Amerika. Ve özellikle de İsrail Mason locaları. Bunlar çok organize, tek merkezden hareket eden bir topluluktur. Müslümanlar tek merkezden hareket etmiyor. Bakın Hıristiyanların lideri var, Masonların da lideri var, dünya derin devletinin lideri var fakat Müslümanların lideri yok henüz. Müslümanlar ilanihaye lidersiz kalmayacak. Müslümanlık mutlaka birleşecektir. Nur Suresinin 55. ayetinde bu açık açık belirtilmiştir ve Kuran’ın birçok ayetinlerinde belirtilmiştir. Müslümanların başına geçecek bir lider olacaktır. İşte bu liderin ismi Mehdi’dir. Yani Müslümanlar mutlaka birleşecektir.
MUHABİR: Dolayısıyla Obama’nın da çok bir fonksiyonun olmayacağını.
ADNAN OKTAR: Yok. Sadece şunu sağlayabilir. Mehdi’nin zuhurunda direnç göstertmeyebilir. Yani fazla direnç göstermeyebilir.
MUHABİR: Birlik çağrısı yaptığı törendeki konuşmasında siyahı ile beyazı ile Müslümanı ile Hıristiyanı ile işte Ateisti ile vs. vs. örnekleri çoğalttı. Bir birlik mesajı verdi. Bu mesaj acaba zamanla yerine oturur mu?
ADNAN OKTAR: Ben bunu söylüyorum. Yani Mehdi’nin zuhurunda kolaylık sağlayacaktır. Yani Hz. İsa’nın nüzulüne bu ortam kolaylık sağlayacaktır. Mehdi’nin zuhuruna kolaylık sağlayacaktır. Yani Mehdi hareketi zaten durdurulacak bir olay değildir.
MUHABİR: Peki, Amerika merkezli dünyanın başına bela olan küresel, finansal krize ne diyorsunuz? Bunun da temelinde farklı siyasi oyunlar, planlar var mı Sayın Oktar?
ADNAN OKTAR: Hayır bu, Ahir Zamanda meydana gelen Peygamber efendimizin belirttiği bir ekonomik krizdir. Kuran’da buna da geniş çaplı işaret edilmiştir. Biz nereye bir elçi gönderdiysek diyor Cenab-ı Allah Şeytandan Allah’a sığınırım, Oradaki insanlar yalvarıp yakarsınlar diye orada hayat pahalılığı, ekonomik kriz meydan getirdik. diyor Cenab-ı Allah. Yani Amerika ister mi bu hallere düşmeyi? Yani Amerika’daki zengin insanlar şu an perişan durumdalar. Yani bu kadar kendilerini aşağılatıp, bu kadar kendilerini ezdirtmezler. Yani peş peşe bankalar, işyerleri, fabrikalar sürekli kapanıyor. Ve Amerika’da da, Rusya’da da, Çin’de de tam bir panik var. Ve durduramıyorlar. Domino taşları gibi peş peşe peş peşe yıkılıyor. Bu durdurulacak bir olay değildir. Ahir Zamanda Mehdi zuhuru öncesi olacak olaylardan bir tanesidir. Mehdi’nin zuhur alametlerindendir. Kapitalist sistemi tamamen yutacak, Hz. Musa’nın asasının yılanı yutması gibi bütün sistemi yutacak olaydır bu. Ve bunun karşısında kimse duramayacak. Ve yeni başlamıştır. 2007’de başlayacak ve 7 yıl sürecektir. Ve bu kıtlığa da sebep olacak onu söyleyeyim. Yani dünyada kıtlığa da sebep olacaktır. Onun için Kuran’da buna işaret edilir. Hz. Yusuf “buğdayları saklayın” diyor. “Çünkü kıtlık olacak” diyor. “Ve kıtlıktan 7 sonra da bolluk olacak” diyor.
MUHABİR: Bunları da yaşayacak mı dünya
ADNAN OKTAR: Bunları da yaşayacak.
MUHABİR: insanlık bunları yaşayacak.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Sizin öngördüğünüz bir zaman var mı bu durumla ilgili?
ADNAN OKTAR: Şu an başladı bu. 2007’de başladı. 2014 yılına kadar bu kriz devam edecek. 2014 yılında da ben Mehdi’nin alenen belli olacağını söylüyorum.
MUHABİR: Anlıyorum.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Şimdi Sn. Oktar, gelen sorular var. Az önce sevgili seyircilerimizle paylaşmıştık, elektronik posta adresimiz ahirzamansohbetleri@hotmail.com buradan gelen çok sayıda soru var. Arkadaşlarımız notları bana ilettiler. Aralarından sizlere aktarmaya çalışacağım bu arada zaman zaman sohbetimizin arasında bazı soruları da aradan çıkarmış olalım. Cenk bey, Cenk Çalık, Samsun’dan soruyor, Peygamberimizin “Ümmetimin ömrü 1000 seneyi geçecek ama 1500 seneyi bulmayacaktır” hadisini biliyoruz. Bununla beraber üstad hazretleri kıyametin kopma tarihini 1577 olarak veriyor. Acaba hadis sahih olmayabilir mi? Soruyu anladınız mı, tekrar edeyim mi?
ADNAN OKTAR: Evet, biliyorum.
MUHABİR: Evet ne diyeceksiniz?
ADNAN OKTAR: Sahih olduğunu olayların tahakkukundan anlıyoruz. Çünkü Peygamber efendimizin belirttiği bütün hadisler tek tek oluştu. Bu dünya çapında büyük bir mucize olarak oluştu. Fakat insanlar bu mucizenin daha farkında değiller. Sürekli anlatıyorum. Daha hala ona konsantre olamadılar. Bakın, “İki Ramazanda güneş tutulması olacak Mehdi zamanında diyor. Peygamber efendimiz ve bunlar tespihin taneleri gibi peş peşe olacak” diyor. “Hicri 1400’de Mehdi zuhur edecek” diyor Said Nursi. Hadislerde de bu şekilde işaret edilmiştir. Ve bütün alametlerin de Hicri 1400’den sonra tamamı oluştu. İki Ramazanda güneş tutulması, İran-Irak savaşı, Afganistan’ın işgali, Fırat’ın suyunun kesilmesi, Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları, kuyruklu yıldızın doğması, Kâbe baskını ve Kâbe’de kan akıtılması, güneşten bir alametin belirmesi, bir ordunun kaybolması, Bağdat’ın alevlerle tahrip edilmesi -bu ordu kaybolması, Irak ordusu çölde kayboldu.- Tozlu, dumanlı bir fitne 11 Eylül 2001, Irak’ın yeniden yapılanması, rüzgar ve kasırgalar, Katrina kasırgası 2005- Ike kasırgası 2008. Bunların tamamı olmuştur ve Said Nursi’nin bütün söyledikleri tek tek oluşmuştur. Yani 1971’deki olayları söylemiştir, aynısı ile olmuştur, 81’deki olayları söylemiştir, aynen olmuştur, 91,97’deki olaylar aynısı ile tarif etmiştir. 2011 ve 2021’deki olayları da anlatmıştır.
MUHABİR: Peki Sayın Oktar, Israrla siz bunları vurgularken acaba biz bu açıklamaları ve bu uyarıları bir başkasından veya bir başka çevreden niye çok fazla duyamıyoruz? Yani niye siz sadece bunları çok sık vurguluyorsunuz da bir başka işte hoca’dan, din aliminden, işi bilen uzmanlardan, kanaat önderlerinden duyamıyoruz acaba?
ADNAN OKTAR: En güçlü kanaat önderi, Ahir Zaman’da en güçlü alim Said Nursi Hazretleridir. Said Nursi’nin Risale-i Nur külliyatında 100 sayfanın üzerinde Mehdi’den bahsetmiştir. Net tarif edilmiştir. Hicri 1400 yılında çıkacak demiştir, İstanbul’da çıkacak demiştir.
MUHABİR: Ben bugün için söylüyorum yani sizin dışınızda dile getiren.
ADNAN OKTAR: Ama hayır, insanların bu konuyla ilgilenmemesi zaten Ahir Zaman alametidir.
MUHABİR: Bu da mı ona bağlı diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, “Mehdi devri böyle olacaktır” diyor zaten Peygamberimiz. Aynen onun dediği gibi de çıkmıştır. Hatta “Mehdi’nin çıkışını yalanlayacaklardır” diyor. “Mehdi falan yokmuş diyecekler” diyor. Çok fazla hadis var. Ve bunlar da aynısıyla çıkmıştır.
MUHABİR: Sizin üslubunuza İlahiyat camiasının bakışı nasıl Sayın Oktar?
ADNAN OKTAR: Denemedim ama, fakat şunu söyleyeyim bana belki tabi muhalefet eden insanlar olabilir ama benim dışımda “Mehdi’ye muhalefet eden çok fazla olacaktır” diyor Peygamber efendimiz. “O zuhur ettiğinde en büyük düşmanı fukuha olacak” diyor. Ehl-i İctaat alimlerinin mukallitleri olacak diyor fukuha. “Hem ondan çekineceklerdir” diyor “Hem de bir şey umacaklardır” diyor. “Fakat kendi mezheplerinin zıddına hüküm verdiğini gördükleri için” diyor “bundan hoşnut olmayacaklardır, rahatsız olacaklardır.” diyor. Muhiddin Arabi hazretleri de bunu çok kapsamlı uzun izah etmiş. En büyük düşmanının fukuha olacağını hatta İmam Rabbani Hazretleri mektubatında diyor ki:” Medine’deki alim çıkacak diyecek ki diyor bu şahıs Mehdi bizim dinimizi öldürdü diyecekler diyor. Yani dinimiz yok etti diyecek diyor. Mehdi için. İmam Rabbani diyor bunu. Yani en büyük müceddid ve mücdehitlerdendir biliyorsunuz.
MUHABİR: Devam edelim isterseniz yine sorularla. Şeytan insanları şükürden nasıl uzaklaştırır? diyor İstanbul’dan Hande Yılmaz.
ADNAN OKTAR: Şükürden nasıl uzaklaştırır? Samimiyetten uzaksa bir insan, Allah’ı unutmuşsa, gaflete kapılmışsa ve her şeyi kendi yaptığı kanaatindeyse, kendini ilahlaştırdıysa, şirk koşuyorsa, mercimek kadar yerde yaşadığını da unuttuysa ki beyninin içinden mercimek kadar bir yerde bütün hayatı orada geçer. O mercimek kadar yerin içerisinde bu tip düşünceler bulunuyorsa, bu tabi onu şükürden uzaklaştıracaktır.
MUHABİR: Anlıyorum. Ankara Polatlı’dan Hikmet Güleç, aslında konuşuyoruz tabi, Mehdi zamanındaki ortamı anlatır mısınız?, Mehdi’den önce bütün sistemlerin deneneceğini duymuştum diyor. Mehdi zamanındaki ortamı anlatır mısınız? diyor.
ADNAN OKTAR: Hadisde var o. Mehdi’den evvel diyor Peygamber efendimiz bütün sistemler, bütün düşüncelerin hepsi denenir diyor. Hükümetler denenir diyor, başka hiçbir çıkar yol kalmaz. Sonunda Mehdi’ye bağlanılır. Mehdi’ye biat edilir diyor.
MUHABİR: Konya’dan Beyşehir’den Selin Toker Hanım sormuş: “ Ekonomik krizden en ciddi darbe alan sektörlerden biri de medya. Türkiye’deki medya kuruluşları krizden etkilenecek midir? Batanlar olacak mıdır?“ diyor. Bizi de tabi ilgilendiren ama cevabı sizden alacağımız bir soru.
ADNAN OKTAR: Bakın ben Türk-İslam Alemi’nin birleşeceğine inanıyorum ve bunun büyük bereket ve bolluk getireceğini ve ekonomik krize kesin çözüm olacağına bilakis dünyadaki ekonomik krizi de çözecek yepyeni bir medeniyet, yepyeni bir zenginlik sisteminin buralardan yani Türkiye’den, Türk-İslam aleminden kaynaklanacağını söylüyorum. Hadisler de bunu işaret ediyor. Ama Said Nursi “ekonomik krizin olacağını söylüyor ileride daha ileriki dönemlerde olacak” diyor. “Buna karşı şükür ve iktisat bereketiyle karşılık vereceksiniz” diyor verilecek diyor. Müslümanlar yani ekonomik krizden etkilenecekler.
MUHABİR: Seyirci medyayı sormuş.
ADNAN OKTAR: Şunu söyleyeyim dünyadaki, Türkiye’den örnek vereyim. Dünyadaki bütün büyük ekonomik karteller tamamı batacak. Batmayan hiçbir sistem kalmayacak.
MUHABİR: Anlıyorum. Peki, Selin Hanım’ın sorusundan yola çıkarak medya konusuna gelelim isterseniz. Ben hemen güncellemek istiyorum konuyu. Şu anki medyanın duruşunu, medya kuruluşlarının çıkışını ya da ve kamuoyunu bilgi bombardımanına tutuyor biliyorsunuz bir bilgi kirliliği oluşturduğunu düşünüyor musunuz ve medya duruşunu, ülkemizde medya duruşunu bir değerlendirir misiniz?
ADNAN OKTAR: Benim gördüğüm artık iddia edilen Ergenekon örgütünün çökertilmesi ile beraber medya da bir özgürlük, güçlenme ve bir toparlanma oldu. Kendine geldi medya. Mesela bu yerel televizyonlar özellikle çok çok önemlidir. Çok ciddi bir denge unsuru oluşturdu. Mahalle televizyonlarına karşı halkın çok büyük bir teveccühü var. Daha sıcak, daha hoş, daha güvenilir buluyorlar. Mesela bu dengeleri çok değiştiren bir sistem oldu. Medyada da ben çok olumlu bir toparlanma görüyorum.
MUHABİR: Anlıyorum. Hemen devam edelim. Bugün bir aramız daha var. Aradan önce sevgili seyircilerimizin sorularına yer vermeye devam edelim. Gaziantep’den Kıvanç Güllüoğlu soruyor. Müslümanın şehit olarak ölmesini açıklar mısınız? Gazze’de vefat eden Müslümanlar şehit olmuş mudur? diye ince bir soru var.
ADNAN OKTAR: Ateist, Siyonist Allah’a inanıyor diye bir Müslüman öldürürse tabiî ki o Müslüman şehit olur. Minik yavrular tabi ki şehit olurlar. Onların hepsi Vildan oluyor, cennet Vildan’ı oluyorlar. Yaşı büyük olanlar da bilinen açık, aleni şehit oluyorlar.
MUHABİR: Hocam yine kritik bir soru var. İstanbul’dan Ayşe Aslan soruyor. “Sizi çok kararlı görüyorum. Allah’ın delillerini anlatma konusunda sizi bu kadar kararlı olmaya teşvik eden ne olmuştur ve bana ne tavsiye edersiniz? diye soruyor Ayşe hanım İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Ben samimi bir insanım. Allah’tan korkuyorum. Allah’ı çok seviyorum. Ve aleni ve açık 5 yaşındaki çocuğun anlayacağı kadar Peygamber efendimizin tüm dedikleri çıkmış. Sait Nursi’nin bütün dedikleri çıktı. Ve Said Nursi şu ana kadar tek bir kere dediği boş çıkmış bir insan değil. Ve olağanüstü metafizik bir insandır. Ben bu kadar delili görerek ve olağanüstü durumu görerek, aksini zaten yapmam tabi ki doğru bildiğimi savunuyorum.
MUHABİR: Özlü, kararlı bir duruşum var diyorsunuz. Şu soru biraz uzun okumaya çalışacağım. Afyon’dan Mirza Saygın soruyor. Kontv’de röportajınızı sevinçle karşıladım ve saygılarımı sunuyorum. Arkadaşlarımızla soruyoruz, bir sorumuz var diyor. Ancak size Hz. İsa ile ilgili olarak hadiste “Başını aşağı eğince su damlatır, yukarı kaldırdığında ondan geriye iri inci tanesi gibi duru ve güzel bir su iner” bildiriliyor. Bir de Hz. İsa’nın hangi özelliği vurgulanıyor? demiş Mirza Saygın
ADNAN OKTAR: Hz. İsa çok çok temiz olacak sık sık banyo alan sık sık yıkanan bir insan.
MUHABİR: O yüzden mi bu ifade kullanılıyor?
ADNAN OKTAR: Evet o yüzden kullanılmıştır.
MUHABİR: Hocam aramız var. Sorulara devam edeceğiz, sizden değerlendirmeler almaya devam edeceğiz yine programımızın son bölümünde yine ülke gündemi ile alakalı bir sorum daha olacak sizlere ve programı noktalandırmış olacağız. Sevgili seyirciler, Adnan Oktar ile Başbaşa devam ediyor. Programımızın ikinci bölümünün de sonuna geldik. Reklamların ardından tekrar birlikte olacağız ve programımızın son bölümüyle Sayın Adnan Oktar’dan değerlendirmeleri ekrana taşıyacağız. Bizden ayrılmayın.
MUHABİR: Sevgili seyirciler, Adnan Oktar ile Başbaşa devam ediyor. İstanbul’dan gerçekleştirdiğimiz canlı yayında son bölümdeyiz. Ve sizlerden gelen soruları Sayın Adnan Oktar’a yönlendirmeye devam edeceğiz. Sayın Oktar tabi kısa ve çok net cevaplar alalım lütfen, çok sayıda soru var ve telefonlar da kitlenmiş bu arada canlı yayın performansı devam ediyor. Ve yine İzmir’den Haluk Dikener ayette “Sen onları alınlarındaki secde izinden tanırsın” buyruluyor. Bu iz bir nevi aydınlık olabilir mi? diye bir soru var Sayın Oktar.
ADNAN OKTAR: Yüzlerinde bir temizlik, bir efendilik vardır. İnsanlar hemen anlarlar mesela ahlaksız bir insanda yüzünden anlaşılır, temiz, nurlu bir insan da anlaşılır.
MUHABİR: Konya’dan İrfan Yücetürk, Bediüzzam Said-i Nursi Risalelerde farklı yaşam tabakalarından bahsediyor. Bu konuyu açıklar mısınız?
ADNAN OKTAR: Hz.Hızır’ın, Hz. İsa’nın ve şehitlerin hayat tabakaları vardır. Bunlardan bahsetmiştir. Bunlar hayat boyutlarıdır. Şehitler o boyutta, Hz.Hızır o boyutta, Hz.İsa o boyutta ayrı kendi boyutunda yaşarlar.
MUHABİR: Peki, Hz. Hızır dedik ve bu konuyla ilgili bir soru var. İstanbul’dan Aykut Oray, Hz.Hızır kimdir?, elçi midir?, melek midir?, görevleri nedir?, Hz.İsa ve Hz. Mehdi ile rabıtası ne olacaktır?
ADNAN OKTAR: Hz.Mehdi ile görüşecektir. Bağlantısı olacaktır. Hz.İsa ile görüşüp, bağlantısı olacaktır. Veli bir insandır ama metafizik bir insandır. İstediğinde madde görünümünü alan, istediğinde madde olmaktan çıkan, zamanın ve mekanın dışına çıkmayı bilen bir insan.
MUHABİR: Evet, yine Konya’dan Zehra Soydan diyor ki, Dabbe veya Dabbetülarz ne demektir? Ne zaman ortaya çıkacaktır?
ADNAN OKTAR: Benim gördüğüm, anladığım yerden mamül diyor Allah. Yani yerdeki metallerden, minerallerden mamüldür. Bilgisayar da yerdeki metallerden, minerallerden mamüldür. Çip de biliyorsunuz kumdan yapılıyor, silisyumdan yapılıyor. Ve insanlara, Allah’a inanmadıklarını başlarına kakarak söyleyecek. Yani İslam’ın gereklerini yapmadıklarını şu an internetten, bilgisayardan insanlara her türlü bilgi akışı oluyor. Buna işaret ediyor benim gördüğüm. Çünkü hayvanları Allah sudan yarattım diyor. Ama bu hayvanı yerden mamül bir hayvandan bahsediyor. Ve bu hayvanın tek özelliği var. Konuşma özelliği var. Yerden mamül olması ve sadece konuşuyor olması bilgisayar olduğunu göstertiyor inşaAllah.
MUHABİR: Anlıyorum. Kütahya’dan Mert Canyol, Mehdi’nin sahip olacağı ilimleri merak ediyorum. 27 kısım ilim sahibi olacağını biliyorum. Bunları anlatabilir misiniz? diyor. Ama tabi 27sini de.
ADNAN OKTAR: Evet. Mehdi’nin vehbi ilmi var. Said Nursi Hazretleri, vehbi ilmine sahip olacağını açık açık söylüyor. Hazır olan eserlerden istifade edecek diyor. Yani bir medrese eğitimi almış kişi değildir Mehdi. Yani herhangi bir tarikata bağlı bir kişi de değildir. Yani zaten bununla ilgili hadis de vardır. Yani hiç kimsenin diyor biatı boynunda olmayacak diyor. Hiçbir kimseye biat etmiş kişi olmayacak diyor.
MUHABİR: Hocam, Konya Seydişehir’den Ahmet Pekdemir, bir sohbetinizde Masonluğun ta Hz.Musa döneminden beri kurulu bulunan faaliyeti olan gizli bir teşkilat olarak belirttiniz.
ADNAN OKTAR: Hz. Süleyman devrinde de vardı.
MUHABİR: Evet, bunu açıklar mısınız diyor?
ADNAN OKTAR: Her devirde şeytanlık bir mabet kurmuştur. Bir sistem kurmuştur. Firavun devrinde de vardı. Firavunun biliyorsunuz sarayları Mason sembolleri ile doludur. Yani Firavun kendisi de bir masondur. Yöntemleri de, stili de masoniktir. Ve bu asrımıza kadar devam etmiştir.
MUHABİR: Anlıyorum. Eskişehir’den Umut Bora, bir Müslüman dine nasıl hizmet etmelidir? Neler yapabilir?
ADNAN OKTAR: Çok samimi olduğunda Allah ona o yolları göstertir. Bütün mesele çok samimi olmasıdır.
MUHABİR: Kartal İstanbul’dan Hasan Sanısoy, gaybet-i suhra ve gaybet-i kübra anlamlarını açıklar mısınız?
ADNAN OKTAR: Mehdi iki kere kaybolacaktır. Peygamber efendimiz onu açıklıyor. Hz. Yusuf gibidir onun benzerliği yani zindan yönüyle benzerliği vardır Hz.Yusuf’a diyor. Mehdi hapsedilecektir. Bunları işaret ediyor. Ayrıca Hz. Musa gibidir diyor. Ve onun bir korku dönemi olacaktır yani gizlenme. Yani kendi korktuğu için değil de korku dışarıda olacağı için tedbiren, Hz.Musa gibi gizlenecektir diyor bir süre kamuoyundan, topluluklardan uzak duracak gizli yaşayacaktır diyor. Allahualem bunlara işaret ediyor.
MUHABİR: Konya’dan yine Şerife Uysal, sizin Konya’lılara ve Anadolu insanına bir mesajınızı var m?
ADNAN OKTAR: Onlar benim canlarım, onlar benim aslanlarım.
MUHABİR: Diyor Sayın Oktar. İzmir Karşıyaka’dan Süreyya Tankut, geçmiş zamanımızı düşündüğümüzde aklımızda sadece birkaç hatıradan başka bir şey kalmadığına göre biz sadece hatırladığımız kadarını mı yaşıyoruz? Hatırlanmayan bölümler yaşanmamış olabilir mi? diye çok spesifik bir soru var.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır. Hatta ahirete gittiğinde onların eline böyle kaset gibi bir şey verilecek. İnsanlar şaşırıyorlar. Bu diyorlar hiçbir şey unutmamış, her şeyi sayıp dökmüş diyorlar. Yani biz yaşadığımız her şeyin hesabını vereceğiz. Unutma diye bir konu yok. Hatta insanların derileri, dilleri konuşacak ahirette.
MUHABİR: Karaman’dan Alper Özdilek, Mehdi’nin hatırına depremlerin duracağı belirtilmiş. Bu nasıl olacak? diyor.
ADNAN OKTAR: Evet hadisde var. Peygamber efendimiz kıyameti erteliyor Hz.Mehdi’nin hatırına ve depremleri de yani Mehdi’nin olduğu yerde deprem olmayacağına dair hadis var.
MUHABİR: Yine Konya’dan Turabi Yılmaz, ırkların ve kan gruplarının farklı olmasının mantığını anlatabilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Hepsi Hz.Adem’in genlerinde vardı. Hz.Adem’in genlerinden bütün dünyaya bunlar yayıldı. Yani zenci ve sarı ırklar, diğer ırkların genlerinin hepsi Hz.Adem’in genlerinde vardı.
MUHABİR: İzmir’den Haluk Dikener, gün içinde etmekte olduğunuz dualardan örnekler verebilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Tek yapacağımız Allah’ın bizi çok samimi kılması, Allah’tan çok korkumuzun artması, Allah’ı çok sevmemiz, Kuran’ı hakkıyla öğrenip, hakkıyla uygulamamız, Allah’ın kadrini hakkıyla bilmemiz, bunlar için dua etmemiz çok güzel olur.
MUHABİR: Anlıyorum. Sayın Oktar, Almanya Köln’den Kemal Hüseyinoğlu soruyor. İslam’da saygı kavramını açıklar mısınız? Müminlerin birbirlerine olan sevgi ve saygısı nasıl olmalıdır?
ADNAN OKTAR: Müminler Allah’tan hem çok korkacaklar, Allah’ı derin bir saygıyla sevecekler, derin bir saygıyla korkacaklar dolayısıyla Allah’ın tecellisi olan müminlere karşı da derin bir sevgi ve saygı gerekir tabiî ki.
MUHABİR: İstanbul’dan Günce Güngör, insan yaşlandığında namaz kılamıyorsa ya da secdeye varamıyorsa ne yapmalıdır?
ADNAN OKTAR: Tabiî ki sorumlu olmaz. Oturduğu yerde namazını kılar.
ADNAN OKTAR: Said Nursi böyle bir komitenin olacağını, kahraman ordu ve imanlı milletin bunları elimine edeceğini, etkisiz hale getireceğini belirtiyor. Hadislerde de belirtilmiştir. Türklüğü ve Türkçülüğü geçici olarak kullanacakları, ateist zihniyetli olacakları, hatta ceryan-ı münafıkane diyor Said Nursi, bu komitenin dağıtılacağını açık açık belirtmiştir.
MUHABİR: Bu fırsatı da süreç itibariyle vatandaşın daha iyi değerlendirmesi gerektiğini ifade etmiştiniz.
ADNAN OKTAR: Tabi tabi, vatandaş her türlü bilgiyi hem kolluk kuvvetlerine hem mahkemelere hem savcılıklara mutlaka göndersinler, devlete yardımcı olsunlar.
MUHABİR: Malatya’dan Gülay Özden diyor ki, bir Ayet-i Kerime’de Allah Hz. Peygamber için “Rabbim benim kavmim bu Kuran’ı terk etti der.” buyuruyor. Bu ayetteki terk etmenin günümüzdeki Müslümanlarla alakasını anlatır mısınız?
ADNAN OKTAR: Mesela, birlik ve beraberlik içinde olmak Müslümanların başına bir idareci seçmeleri Kuran’a göre gerekiyor. Manevi bir lider gerekiyor. Mesela bu terkedilmiştir. Bölünme haramdır. Mesela bunu yapmışlardır. Bunları diyebiliriz.
MUHABİR: Diyarbakır’dan Osman Güngör, “Terör Sevgiyle Yok Edilir” isimli kitabınızı biliyorum. Burada kasdedilen sevgi nasıl bir sevgi anlayışı? Bunun kalıcı çözüm olması için nasıl uygulanmalıdır? Anlamlı bir soru.
ADNAN OKTAR: Allah’ın yarattığı her şeye karşı bir sevgi duyarız. Hıristiyanlara da, Musevilere de, Müslümanlara da derin bir sevgi duyarız, Allah’ın bize bir emaneti olarak görürüz. Allah’ın tecellisine sevgi zaten Müslümanlığın bir gereğidir.
MUHABİR: Bu anlayışta sevgi kalıcı olmalıdır değil Sayın Oktar.
ADNAN OKTAR: Tabi tabi.
MUHABİR: Ama bu anlayışla. Son sorulara yaklaşacağım. Vaktimiz daralıyor. Konya’dan yine Özlem Soysal, Deccal’in çıkışı ve özellikleri demiş. Ondan bahsetmiştiniz ama çok kısa geçerseniz lütfen.
ADNAN OKTAR: Deccal şu anki derin dünya devletinin, Masonların ve Siyonistlerin lideri olan bir insan demeyim bir mahluk.
MUHABİR: Evet. Yine Konya’dan Selim Özkan. Kendimi sizin yerinize koyuyorum. Manevi gücünüze hayranlığım daha da artıyor. Hayatınız boyunca birçok defalar haksızlıklara uğradınız. Bu maddi ve manevi yıpratma politikasına karşı gücünüzü nereden alıyorsunuz? Basın-medya neden size bu kadar düşman diyor?
ADNAN OKTAR: Allah’tan alıyorum. İftihar ediyorum. Mümin vasfıdır zaten. Bu benim şerefim, onurum.
MUHABİR: Rusya’dan Moskova’dan İsmail Güneş, ben anneme babama bazı dini konuları anlatamıyorum, namaz kılmıyorlar ama kalbimiz temiz diyorlar. Onlara karşı nasıl davranmalıyım? Onlar için üzülüyorum. Bana ne tavsiye edersiniz?
ADNAN OKTAR: Sakın, üzülme diye bir şey olmaz. Hidayet Allah’tandır. O sadece tebliğden mükelleftir. Kaderlerinde varsa zaten onlar gereğini yapacaklar.
MUHABİR: Birkaç soru daha sorayım Hocam. Son bölüme gündem ile alakalı değerlendirmelerinizi alarak tekrar girmek istiyorum. Ankara’dan Hakan Eryılmaz, sohbetlerinizden çok faydalandığını ifade etmiş. Deccaliyet, Şeytan ve ikisinin maşası konumundaki Masonluğa karşı bütün Türk alemi, İslam milletleri bir araya gelip birleşmeli, birleşecekler inşaAllah, ne Obama ne, tek çare acilen Türk-İslam Birliği. Sadece tavsiye niteliğinde sizin ifadelerinizi teyid ediyor. Hakan Eryılmaz - Ankara’dan.
ADNAN OKTAR: Hay maaşAllah. Aslan, aslan
MUHABİR: Mustafa Ünal Uçar soruyor. İddia edilen Ergenekon örgütü hakkındaki şekli ve gerçek bir Atatürkçü olarak yaptığınız yayınları heyecanla izliyoruz. Allah size rahmet etsin, Saygılarımla diyor.
ADNAN OKTAR: Allah’ın rahmeti üzerine olsun inşaAllah.
MUHABİR: Van Erciş’den Coşkun Durmaz, Siz Mehdi Aleyhisselam İstanbul’dan çıkacak diyorsunuz. Sitenizde Mehdi Kafkasya’dan çıkacak şeklinde bir spot var. Bunu açıklar mısınız? diyor.
ADNAN OKTAR: Oradan geleceği yani kökeninin oradan geleceğini söylüyor hadisler.
MUHABİR: Konya Nogay Türkleri başkanı sormuş Abdurrahman Berkcan, Sayın Hocamız ailesi, kendisi Kafkasya Türklerinden midir diyor. Sizinle alakalı.
ADNAN OKTAR: Evet ben, Seyidim biliyorsunuz.
MUHABİR: Nogay Türklerinden misiniz?
ADNAN OKTAR: Evet. Anneannem Oğuz Türk’üdür. Ama baba tarafından Seyidim.
MUHABİR: Soner Ergun, İstanbul’dan, insanlar veya başka şeyler gelecekten haber verebilir mi?
ADNAN OKTAR: Hayır, gaybı Allah bilir. Ancak, peygamberler ve Allah’ın bildirdiği veliler bazen bir keramet olarak bildirebilirler inşaAllah.
MUHABİR: Hocam, Azerbeycan’dan Hamza Seferof, ben Azerbeycan’dan sizleri selamlıyoruz. Buradaki kardeşleriniz sizi çok seviyor. Allah sizlerden razı olsun.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun. MaaşAllah.
MUHABİR: Birleşicik diye bir ifade var, yazı karakteri farklı okuamadım özür dilliyorum. Ben Hocama sormak istiyorum. Azeri kardeşlere ne tavsiyede bulunur?
ADNAN OKTAR: O benim aslanlarımdan isteğim, Azerbeycan’ın sınırlarını açtırtsınlar söylesinler İlhan Bey’e Türkiye ile birleşmek için ısrarlı olsunlar, Türk-İslam birliğinin de iyi ve güzel bir adımı olur.
MUHABİR: Evet, enteresan bir soru daha var. Aser rumuzlu bir izleyici sormuş. Eserlerinizi okuyoruz, hatta Alman olan yengem Kelime-i Şahadet getirdi. Almancaya çeviri eserlerinizi okuyor. Onun anlamadığı bir konuyu size yöneltmek istiyorum. Cenab-ı Hak, kullarına ruhundan üflediğine göre kafir kullarının ruhlarına yine kendi hazırladığı cehennemde yine azap etmesini açıklar mısınız? gibi yine farklı bir soru.
ADNAN OKTAR: Onlara sorulduğunda Allah size zulmetti mi diye sorulacak. Hayır diyorlar. Biz kendi isteğimiz ile bilerek isteyerek bunu yapıyoruz diyorlar. Hatta kendilerine şu an o kardeşimiz bakabilir. Ayağa kalkmak istesin. Onu hiç kimse zorlamayacaktır. Bilerek isteyerek bunu yapacaktır. Kafirler de kendileri bilerek ve isteyerek yaparlar.
MUHABİR: Sevgili seyirciler, sorularını için çok teşekkür ederim. Vaktimiz daralıyor. Bize soruları ileten arkadaşlarımıza da çok teşekkür ediyoruz. Farklı ve cevap bekleyen soruları da Sayın Adnan Oktar da içtenlikle net cevaplar vermeye çalıştı. Ve dönelim tekrar söyleşimizin son bölümüne. Bu arada Tevrat’da Yahudilerin tavrıyla alakalı ne ifade ediliyor Sayın Oktar. Bunu da bir alabilir miyiz sizden?
ADNAN OKTAR: Bakın, Tevrat bu kan döken zalimlere, bu alçaklara, bu Ateist-Siyonistlere çok şiddetli bir telinde bulunur. Örnek veriyorum: Hezikel 23. kitap: "Bundan ötürü Rab Yahve şöyle diyor: Madem beni unuttun, madem Allah’sız dinsiz oldun, bana sırt çevirdin, yani Tevrat’ın hükümlerine karşı geldin, sen de ahlaksızlığının, fahişeliğinin cezasını yükleneceksin." fahişe diyor Allah onlara. Öyleyse onlara iğrenç uygulamalarını bildir. Çünkü fahişelik ettiler, kan döktüler. Rab bana şöyle seslendi. İnsanoğlu görüşelim yani Kudüs’e yani Filistin bölgesine yaptığı iğrenç uygulamaları bildir. Yaptıkları ahlaksızlıkları bildir diyor. Fahişelik etmen yetmiyormuş gibi çocuklarımı kesip, bak dikkat edin çocukları şu an öldürüyorlar, sunu olarak ateşte kurtlara kurban ettin. Şeytana kurban ediyorlar ya bunlar. Şeytan için çocuk öldürüyorlar. Bunu yapıyorsunuz diyor. Her yolun başına kendin için yüksek tapınma yerleri kurdun. Yani Mason localarına işaret ediyor. Güzelliğini kirlettin, fahişeliğini arttırdın. İşte bu yüzden elimi sana karşı uzattım. Yiyecek payını azalttım. Yani ekonomik kriz meydana getirdim sana diyor. Bu nedenle ey fahişe diyor Ateist Siyonistlere, bu Allah’ın hitabı onlara. Rabbinin sözünü dinle iman et diyor. Onlara çocuklarının kanını verdiğin için yani çocuk kanı dökmesinden bahsediyor, fahişeliklerine son vereceğim. Bu iğrenç uygulamalarına ek olarak ahlaksızlık da ettin diyor. Ahlaksızlığının ve yaptığın iğrençliklerinin sonuçlarına katlanacaksın. Tevrat söylüyor bunu.
MUHABİR: Tabi Ateist-Siyonistler bunu dikkate almıyor.
ADNAN OKTAR: Zaten inanmıyorlar.
MUHABİR: Tevratta böyle ifade ediliyor.
ADNAN OKTAR: Ama dindar Museviler buna inanıyor işte.
MUHABİR: Anlıyorum. Sayın Oktar, şimdi yine ilk bölümlerde konuştuk. Sizin kişisel durumunuzla ilgili, yaşadığınız çalkantılı dönemle ilgili, bu arada sizin 3 yıllık hapis cezanız var. O süreçte neler yaşadınız? Bu üç yıllık hapis dönemini bizimle paylaşır mısınız?
ADNAN OKTAR: Benim 3 tane çok sevimli, çok dindar kız arkadaşım var. Onlara ve bana çete lideri olduğum suçu, iddiası ile üçer yıl hapis cezası verdi. Fakat mahkememizin savcısının şöyle bir beyanı var. Bunu da kamuoyuna bildiriyorum. “ Mahkememizce toplanan deliller arasından sanıklar aleyhine delil bulunmamaktadır dedi. Bu mahkememizin savcısı. CMK’nun 148/4. maddesi gereğince poliste alınan avukatsız ifadelerin ve işkence ile alınan ifadelerin delil olarak değerlendirilemeyeceği-bunların delil olmayacağı- böylece mahkemenizce de kabul edilmiştir-mahkeme de kabul etti bunu diyor- Ayrıca yani sadece polis ifadeleri var diyor, bu da işkence ile alınmış ve avukat olmadan alınan ifadeler olduğundan geçersizdir diyor bunun dışında hiçbir delil yoktur dosyada diyor aleyhte delil yok diyor. Ayrıca mahkemece 6 arkadaşımız yargılanmıştı. Onlara beraat kararı verilmişti. Aynı dosya, aynı deliller, onlara da çete lideri, idarecisi suçuyla dava açılmıştı. Onların hepsine beraat verdiniz diyor. Bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir diyor. Bu kişiler de aynı dosya ve aynı delillerden yargılandığına göre diyor ve suçlama da aynı olduğuna göre toptan hepsi değerlendirileceğine göre bunların da beraat etmesi gerekir diyor. Aynı durumda oldukları için. Onlara beraat verip bunlara beraat vermemenin hiçbir mantığı olmaz anlamında diyor. “Bu durumda sanıklardan Adnan Oktar'ın suç işlemek için örgüt kurmak ve diğer sanıkların örgütün yöneticisi olmak ve örgüt adına faaliyette bulunmak suçlarını işledikleri sabit olmadığından CMK’nun 223/2e maddesi gereğince bütün sanıkların müsnet suçlardan AYRI AYRI BERAATLERİNE karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur.”Mahkeme de biz bu kanaatde değiliz dediler. Ceza verdiler. Canları sağolsun, helal olsun, hakkımı onlara helal ediyorum. Gerekirse de gider, aslanlar gibi yatarız çünkü bu vatan bizim, toprağı bizim, betonu demiri her şeyi bizim. Şeriatın kestiği parmak acımaz derler.
MUHABİR: 3 tane kız arkadaşım dediniz. Bayan olmalarından dolayı mı acaba yüklenildi size yoksa farklı bir bulguya, vs’ye mi dayanılarak?
ADNAN OKTAR: Yani, Benim gördüğüm eğer siz de görseniz çok çok terbiyeli, yüzüne baksan kızaran, böylr çok utangaç, terbiyeli arkadaşlarımız. Mahkemenin kararı yani. Ama savcının dediğine göre de toplanan deliller arasında sanıklar aleyhine delil bulunmamaktadır. Savcı yok diyor delil.
MUHABİR: Peki buradan yola çıkarak Sayın Oktar, çevreniz kimlerden oluşuyor sizin, elit bir tabaka, varlıklı aileler.
ADNAN OKTAR: Benim fakir çok arkadaşım var, zengin de çok arkadaşım var. Yani Hz. Ebubekir de.
MUHABİR: Zenginden alıp fakire mi veriyorsunuz ne yapıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Yani benim zaten hiç malım mülküm yok daha önce de söylemiştim. Yani ben dünyada mal toplamaya hiçbir niyetim yok. Yani Allah için ne kazandıysam o gün için o gün kazanıp o gün harcayan bir çalışmam var.
MUHABİR: Rahatsız olan aileler var mı sizden? Yani oğlum, kızım Adnan Hoca’nın yanında.
ADNAN OKTAR: Harunyahya.org’a giren harunyahya.com’a giren kişiler burada bunu görecektir. Yüzlerce aile beni destekliyor ve seviyor. Bir kısım aileleri iddia edilen Ergenekon örgütü psikolojik savaş yönteminin gereği olarak yönlendirdiler. Yani onların bir kısmını para vererek zaten o tutanaklarda bu görülüyor. Biz diyorlar iddia edilen Ergenekon örgütü mensupları para ile gerekirse yalancı şahit oluşturduk diyorlar. Oluşturuyoruz diyorlar yalancı şahit. Yani mahkemelere yalancı şahitler sunacağız diyorlar. Ve bunu yapıyoruz diyorlar. Tutanaklar da var. Bir kısım aileleri böyle yönlendirdiler iddia edilen Ergenekon örgütü mensubları. Yani isim vermiyorum, şahıs da vermiyorum. Halen de yönlendiriyorlar. Bir kısım fakir ailelere de yardım ettiklerini öğrendik. Bizim aleyhimize kamuoyunda bir psikolojik savaşın etkili olabilmesi için bunu silah olarak kullanıyor. Çünkü aile ifadesi anne ifadesi, baba ifadesi halkımızda tepki meydana getirebiliyor. Toplum sinir uçlarını iyi bilir psikolojik savaş.
MUHABİR: Nokta vuruşu yapıyorlar yani.
ADNAN OKTAR: Tabi ki, psikolojik savaşda neler insanı etkiler, mesela Adnan Hoca diyor bir genç kıza tecavüz etmeye kalktı silahlarla, uzun namlulu silahlarla. Halkı galeyana getirmeye kalkan bir şey. Sonra ben iki evin farklılığını mahkeme heyetine ispat ettim.
MUHABİR: Ebru Şimşek olayı değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet evet. Benim bulunduğum evde tavan dümdüz asmolen tavan, o bayanın bulunduğu evde krişler aşağı sarkıyor. Pencereleri ispat ettim. Ve mahkemede aklandım. Eğer bunu ispat edemeseydim bu da üstüme kalacaktı.
MUHABİR: Babuna ailesinin tavrıyla alakalı bir şeyler var mı hala uzantıları geçmişte yaşadıklarınız?
ADNAN OKTAR: Ben Cevat Babuna Bey’i Darwinizme karşı mücadelede motive ediyordum, yönlendiriyordum. Yani mesela konferans vermesi için söylüyordum. Gidip konferans veriyordu. Hatta neleri konuşması gerektiğini bizzat gidip anlatıyordum. Yani fotokopiler yolluyordum eline, nasıl anlatacağını, detay anlatıyordum. O da gidip konferansı deruhte ediyordu, yerine getiriyordu. Ama sonradan ne olduysa oldu. Diğer yerlerden bir rüzgar esti, birileri bir şeyler yaptı herhalde. Bizim evimize de geliyordu. Ve beni öven mahkemeye dilekçe verdi. Çok uzun. Hanımı da çok öven dilekçe verdi. Birden bire dönüş yaptılar. Televizyona da çıktılar. Beni övdü, anlattı. Nasıl faydalı olduğumu anlattı. Yani onun yaptığı bütün konferansları aşağı yukarı ben organize ettim. Ben yardımcı oldum. Neler konuşacağını falan. Yani kelimesi kelimesine ben anlatıyordum. Ve o da gidip anlatıyordu. Ama bir şeyler oldu, vazgeçti. Ama tabi ben ne onlar için, ne Ebru Şimşek için yani iddia edilen Ergenekon onları yönlendirdi demiyorum. Ama iddia edilen Ergenekon zeminde bu tarz faaliyetler yapıyor.
MUHABİR: Anlıyorum. Şimdi yavaş yavaş noktayı koyacağız. Önümüzde mahalli idareler seçimi var. Sizin de bu siyasilerle alakalı ilişkileriniz, diyaloglarınız öngörünüzü biliyoruz. Bakışınızı öğrenmek istiyorum seçimlere yönelik. Mahalli idareler seçimleri ile ilgili kanaatiniz, yaklaşımınız, beklentileriniz nedir?
ADNAN OKTAR: Ben daima tabi, sağdayım hep. MHP, Saadet Partisi, AKP, BBP benim hep favorimdir bunlar eskiden beri böyledir. Bunların hepsini ben tek parti olarak görüyorum. Hepsi anti Darwinsttir, anti Materyalisttir, hepsi milliyetçidir, hepsi Türk-İslam birliğini savunur, hepsi çok kaliteli insanlardır. Dolayısıyla nasıl ayırım yapayım bunların içerisinde.
MUHABİR: Gene politik bir cevap ile bu konuya gereken noktayı koymuş olalım. Sayın Oktar çok teşekkür ederim. Bize ayrılan sürenin sonuna geldik. İstanbul’dan gerçekleştirdiğimiz canlı yayında, Adnan Oktar ile Başbaşa programında birlikte olduk. Hem kişisel sizinle alakalı durumlara ve iddialara ve hem de gündemle alakalı kafamıza takılan soruları paslaşarak paralel götürmeye çalıştık. Seyircilerimiz sorularına cevaplar verdiniz. Teşekkür ediyorum. Bundan sonraki çalışmalarınızda, fahri başkanlığınız devam ediyor Bilim Araştırma Vakfı’nda başarılar diliyoruz. Son olarak söyleyeceğiniz, şunu da sevgili seyirciler ile paylaşsam iyi olur dediğiniz bir nokta var mı?
ADNAN OKTAR: Ben de size teşekkür ederim. Şunu söyleyeyim. Mehdi’nin zuhuru kesin. Hz. İsa’nın nuzülü yaklaştı. Büyük bir Türk-İslam birliği oluşacak. Süper devlet olacağız. Büyük bir bereket, bolluk ve güzellik asrına giriyoruz. Çok büyük ve muhteşem bir medeniyet kuracağız, bütün milleti müjdeliyorum inşaAllah. Dediklerimin aynen çıktığını görecekler.
MUHABİR: Sayın Oktar şunu da diyenler oluyor mu size. İşte bu vakfın da arkasında, Sayın Oktar’ın arkasında birileri var, güçler var, finans kaynağı var oluyor mu diyenler var mı?
ADNAN OKTAR: Keşke olsa, keşke olsa. Kimsenin bana para mara getirdiği yok. Olsa ne güzel hizmet ederiz, kitap dağıtırız, çalışma yaparız, banka hesap numaramız belli, vakfımızın hesapları belli. Sürekli yıllardan beri anlatılır bir dış güçler ama. Hiç kimsenin şu ana kadar beş kuruş verdiği olmadı. Keşke olsaydı.
MUHABİR: Lojistik anlamda da, lojistik destek anlamında da mı bir şey yok.?
ADNAN OKTAR: Lojistik desteği verecek bir kültür birikimi olan bir yer yok dünyada. Yani biz hep oradan buradan derleme toplama bilgiler topluyoruz.
MUHABİR: Ama thinktank’ler var, strateji uzmanları var.
ADNAN OKTAR: Onlar genellikle, hepsi demeyim ama büyük kısmı Masonların kontrolünde ve Ateist-Siyonistlerin kontrolünde olan sistemler. Onlar zaten Darwinist ve Materyalistler. Yani büyük bir bölümü. Biz zaten onlara karşı büyük bir mücadele veriyoruz. Onların bize vereceği bir bilgi olmaz ama çoğu zamanda biz onları kendi bilgileriyle mat ediyoruz. Mesela Darwinistlerden aldığımız bilgilerle onları mat ediyoruz.
MUHABİR: Peki siyasi çevreler bu anlamda sizinle bu konuları hiç tartıştılar, görüştüler mi yani özellikle yakın zamanda böyle bir şey var mı,bu olaylar oluşmaya başladıktan sonra?
ADNAN OKTAR: Ben kendim evdeyim ama fikirlerim hep iktidarda oluyor, yani ben Türk-İslam Birliğini istiyorum, zaten hükümette şu an Türk-İslam Birliği için gayret ediyor, çalışıyor. İddia edilen Ergenekon’a başından beri karşıydım, derin devlete, devlet zaten karşılığını verdi, gereğini yapıyor, yani mühim olan fikirlerimin iktidar olması.
MUHABİR: Peki, sanat camiasıyla, spor camiasıyla, farklı sektörlerde, kulvarlarda koşturan insanlarla ilişkiniz ne boyutta?
ADNAN OKTAR: Tabi tanıdığım çok çok fazla insan var.
MUHABİR: Kimler var mesela?
ADNAN OKTAR: İsim vermem, çünkü konu olur ama her çevreden, sanatçılardan da, bilim adamlarından da, siyasetçilerden de, herkesten tanıdığım var.
MUHABİR: Yaşar Alptekin’in dönüşünü nasıl görüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ben genel olarak bütün Türkiye’de bir hidayet dalgası olduğunu görüyorum. Allah, Hadi ismiyle tecelli ediyor, herkes iman ediyor maaşAllah, İslam çığ gibi yayılıyor, bütün dünyaya İslam’ın hakim olduğunu, insanlar kısa süre sonra görecekler, İslam ahlakı bütün dünyaya en fazla on yıl içersinde hakim olacak inşaAllah.
MUHABİR: Peki, bu açıklamalarınız ve yorumlarınızla, duruşunuzla şöyle bir eleştiri de geliyor ya da karşılaşıyor musunuz; Adnan Oktar kendi reklamını yapıyor, kendini afişe ediyor, medyatik olma yolunda çaba sarf ediyor, diyenler var mı?
ADNAN OKTAR: Peygamber Efendimiz için diyor ki Allah, senin şanını yaymadık mı, ününü yaymadık mı diyor. Tabi ki müminin şanı, ünü yayılacak, bu dinin bir gereğidir, İslam’ın bir gereğidir. Çünkü Allah’ın şanı yayılmış oluyor, İslam’ın şanı yayılmış oluyor. Kul vesile olur, yani şu an yayılan anti-Darwinist çalışmalar ve İslam’ın güzelliğini anlatan çalışmalar, İslam’ın güzelliği olarak yayılıyor. Dolayısıyla, ona vesile olan insanlarında ismi tabi ki duyulur.
MUHABİR: Peki, bir dönem gündeme gelen D8’ler, işte İslam Birliği, özellikle Sayın Erbakan’ın daha önce bahsettiği, işte İslam ortak para birimi gibi projeler vardı, bunların siz neresinde yer aldınız veya yer aldınız mı bu projelerde?
ADNAN OKTAR: Bu konu delice bir aşkla, delice bir sevinç ve coşku ve sevgiyle olur. Resmi çalışmalarla olmaz bunlar, yani resmi üslupla olmaz, soğuklukla hiç olmaz. Bunu da samimiyet, candanlık, delice bir aşk ve tutku gerekir. Bunla olur bu işler, bu güzellikler.
MUHABİR: Bu tutkuyu göremiyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Yani çok resmi oradaki çalışmalar, yani hemen hemen hepsinde çok resmi, mesela İslam Birliği Teşkilatı var toplanıyorlar, kimsenin haberi bile olmuyor. Halbuki İslam Birliği toplandığında, yer gök sallanması gerekir, yani muazzam bir heyecan olması lazım ki bu Mehdi Devrinde olacaktır.
MUHABİR: Sayın Oktar, medyadan bahsettik, orada soracaktım ama ıskaladım, TRT ŞEŞ Kürtçe yayına başladı.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Olumlu buluyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi ki çok güzel, Türkçe bilmeyen çok vatandaşımız var. Onlara anti-komünist, anti-materyalist, anti-Darwinist, o kanal kanalıyla hitap etme imkanı var. İnşaAllah devlet bize öyle bir imkan verirse, var gücümüzle vatandaşlarımıza hizmet etmek isteriz.
MUHABİR: Peki, bu uygulamada bir takım sıkıntılarla karşılaşılabilir mi, yani bir oto-kontrol, ciddi bir anlamda oto-kontrol sağlanabilinecek mi?
ADNAN OKTAR: Zaten devletin kontrolünde olan bir kurum bildiğim kadarıyla, çok zor aksi olması herhalde.
MUHABİR: Peki, basına yansıdı biraz da tabi mizahi yönden belki ele alındı veya magazinleştirildi, işte Lazlarda kanal istiyormuş gibi bir durumla da ya da örnekleriyle karşılaşılır mı önümüzdeki günlerde?
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır, öyle bir şey, sadece hakikaten Doğu’da bir kısım vatandaşlarımız, PKK’nın da azgınlığı sebebiyle, izole haldeler, hakikaten Türkçe öğrenme imkanları olmuyor, bir tek oraya mahsus olarak bir şey var, yoksa ne Karadeniz Bölgesi’nde, ne başka yerlerde bir baskı veya terör olayı yok, yani halkımız hem Türkçe biliyor, Lazcada bilenler var, mesela Çerkezce biliyor ama herkes Türkçe biliyor ama orada halkın Türkçe bilmesi kasten engellendi. O yüzden bir mecburiyet oluştu ama Kürt kardeşlerimiz bizim aslanlarımızdır, yiğitlerimizdir, çok onurlu ve şerefli insanlardır, değerli kardeşlerimizdir, büyük bir bölümü Türkçe bilir ama bilmeyenler için böyle bir hizmet olması makul, bir şey yok.
MUHABİR: Olumlu yaklaşıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Faydalı buluyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Peki, tekrar teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Bende teşekkür ederim.
MUHABİR: Bize bu vakte kadar takip eden tüm sevgili seyircilerimize teşekkür ediyoruz, bize vakit ayırdınız, içtenlikle sorularımızı cevaplamaya çalıştınız, bundan sonraki yine yapacağımız canlı yayınlarda, zaman zaman sizlerle birlikte olmayı ümit ediyoruz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Farklı bir yüzsünüz, farklı bir kimliksiniz, dediğim gibi inişli çıkışlı bir hayatınız oldu, 80’li yıllardan sonra çok sık gündemdeydiniz. Bu duruşunuzla kamuoyunun karşındaydınız. Biz bunları irdelemeye, değerlendirmeye çalıştık, kafamızdaki soruları sizlerle paylaştık, bir kez daha teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Bende teşekkür ediyorum, lütfettiniz, şeref verdiniz. Hayırlı akşamlar olsun.
MUHABİR: Evet, sevgili seyirciler, Adnan Oktar’la Başbaşa’nın sonuna geldik, İstanbul’dan gerçekleştirdiğimiz canlı yayını noktalıyoruz. Sayın Oktar, dünden bugüne hem geldiği noktayı değerlendirdi, çalkantılı dönemini bizlerle paylaştı, hem de gündeme ışık tutmaya ve değerlendirmeye çalıştı, biz de sorularımızı büyük bir içtenlikle ve samimiyetle sorduk ve yine aynı karşılıkta da cevabını bulduk ve sizlere aktardık. Yayında, yapımda emeği geçen tüm ekip arkadaşlarım adına, İstanbul’dan mutlu günler, mutlu yarınlar diliyorum, görüşmek ümidiyle hoşçakalın.