MUHABİR: Efendim hepinize hayırlı akşamlar diliyoruz Mavi Karadeniz tv’den. Sayın seyirciler yine bir Salı günü, aslında iki gündür reklamını da yapıyoruz fazlasıyla. Saatlerimiz 18.30’u gösterdi ve Sayın Adnan Oktar ile birlikteyiz. Bildiğiniz üzere reklamlarımızda da bunu sık sık duyuyorsunuz. Bundan sonra her Salı günü saatlerimiz 18.30’u gösterdiğinde hocamızla sohbetimiz olacak. Biz soracağız, hocamız cevaplayacak. Gerçi geçen sefer de geçen programımızda da özellikle söylemiştim. Biz kendisinin konuğu olduk. Fakat kendileri de bizim ekrandan konuğumuz oldular. Hocam hoş geldiniz ekranımıza.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Sizler de hoş geldiniz lütfettiniz. Allah razı olsun, sizler de iyisiniz İnşaAllah.
MUHABİR: Çok teşekkür ediyoruz. Geçen programda aslında birçok soru sormuştuk. Fakat bu soruların derinlemesine çok fazla girememiştik. Bundan sonraki sohbetlerimiz konular hakkında biraz daha detaylı bilgiler vermeniz üzerine olacak.
ADNAN OKTAR: Çok güzel
MUHABİR: Geçen yaptığımız programdan sonra izleyicilerimizden gelen ilgiyi gördükten sonra böyle bir karar aldık. Arkadaşlar söyledi, hocamızla sohbet edebilir miyiz, dedik. Sağ olun çok teşekkür ediyoruz, kırmadığınız için hocam.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah, lütfedersiniz.
MUHABİR: Geçen programımızda özellikle Türkiye üzerine çok fazla durmamıştık. Fakat bugün Türkiye ve Türkiye’deki yeni yapılanmalar üzerine özellikle İsrail’in son zamanlarda Gazze’de işlemiş olduğu bir insanlık dramı var. Maalesef Gazze’deki insanlar perişan. Bunları konuşacağız. Fakat Türkiye’ye etkilerini biraz daha fazla konuşmak istiyoruz. Öncelikle Türkiye’ye etkilerini konuşmadan önce Türkiye’deki insan profilini size sormak istiyorum. Nihayetinde belki de dünyada en büyük tepkiyi Sayın Başbakan ve Türk insanı verdi. Siz bunu nasıl gözlemliyorsunuz ya da Araplar neden çok fazla tepki vermediler, konuya?
ADNAN OKTAR: Hadislerde de geçiyor, Said Nursi Hazretleri de söylüyor, havf damarı insanlarda korku ruhu ahir zamanda depreşecek. İnsanlarda bir korkaklık yayılacak. Bu iman zafiyetinden biraz da Deccaliyetin dişlerinin keskinliğinden kaynaklanan bir durum.
Çünkü Masonluk, ateist-Siyonizm organize olarak hareket ediyorlar. Toplu, birlikte, birbirlerini çok iyi koruyup kollayan, istihbarat ağları çok güçlü, silah güçleri çok güçlü, fakat sayıları az. Fakat Müslümanlar buna karşılık çok fazla sayıda, geniş bir coğrafya içindeler fakat birbirleriyle bağlantıları yok, kopuklar, hatta birbirleriyle mücadele edenler var. Mezhep ayrımlarından kaynaklanan mücadeleler var. Bu yüzden Deccaliyete karşı mağlubane bir mücadele içerisine girmiş oluyorlar.
Hâlbuki ahir zamanda Mehdi devrinde açık galibane –Said Nursi Hazretlerinin sözü bu şekildedir, açık galibanedir- mücadele başlayacaktır. Şu an bu başlamıştır. Türkiye, Türk Milletinin öncülüğünün ne kadar isabetli olduğunu milletimiz bir kere daha gördü. Ben Türk-İslam Birliği derken işte bunu söylüyorum. Bu millet, cesur, yiğit, kahraman, güzel ahlaklı, vefalı, gözünü daldan budaktan esirgemeyen, çocuklar için, kadınlar için, Allah rızası için her türlü fedakârlığı yapabilecek yiğit bir millettir. Tarihte de bunu göstermiştir. Şimdi de bunu gösteriyor. Fakat bu görevin tam anlamıyla Türk Milletine verilmesi gerekiyor liderlik görevinin ve Türk-İslam Birliğinin oluşması gerekiyor. Yoksa bunun dışında Arap ülkelerinin bir kısmının alenen ve şiddetli bir şekilde İsrail’den korktuğu ve çekindiği hatta Avrupa ülkelerinin birçoğunun da İsrail’den şiddetle korktuğu ve çekindiği, demeç dahi veremediklerini görüyoruz. Yani Demeç vermekten dahi çekiniyorlar. O kadar korkuyorlar. Böyle bir ortamda Türk Milletinin bir an önce ortaya çıkması gerekiyor. Tabi.
MUHABİR: Bu ilerleyen süreçte peki Türkiye bu noktada rol oynayacak mı, çünkü dediğiniz gibi Said Nursi’nin bu noktada geçmişte Türklerin yine öncü olacağına dair sözlerini çok iyi biliyoruz.
İçinde bulunduğumuz durumda da Ortadoğu’da gerçekten çok iyi şeyler olmuyor. Nihayetinde Irak’ta Amerika’nın bir baskısı söz konusu, her ne kadar Irak’tan çekileceğini söylese de son dönemde baskı devam edecektir, petrolden dolayı. Gazze’de yine aynı şeyi görüyoruz. Ortadoğu’da böyle bir problem var. Afganistan’da işte biraz daha Asya dolaylarına gittiğimizde Pakistan’da, Hindistan’da bir patlama oldu ki Pakistan ile Hindistan bugünlerde çok da iyi bir politik süreçten geçmiyorlar.
Bu noktada Said Nursi’nin özellikle Türkiye’nin öncü olacağına dair sözleri var. Herhalde biraz daha zaman geçtiğinde mi olacak yoksa Türkiye bu rolde nasıl tam olarak yerini alacak, diyelim.
ADNAN OKTAR: Hamiyet-i İslamiye denen bir şey vardır. Yani insanların koruma hissi, İslam’a sahip çıkma, Kuran’a, Allah’a, Kitap’a Müslümanlar da bir sahip çıkma hissi vardır. Allah’a laf söyletmezler. Kuran’a laf söyletmez. Müslüman’a laf söyletmez. Zayıfları ezdirmez. Bir yiğitlik ruhu vardır. Allah bunu Müslümanlara vermiştir, bu farzdır Müslümanlarda hamiyet hissi. Bu hamiyet-i İslamiye feveran edecek, diyor Said Nursi Hazretleri. Feveran için tazyik gerekir. Yani, öyle bir psikolojik tazyik, ve öyle bir sıkıştırma, öyle zulüm olacak ki Müslümanlar artık yeter diyecekler. Ve feveran edecek hamiyet-i İslamiye. Ve Mehdi de diyor başlarına geçip, “tariki” hak ve hakikate sevk edecek diyor, yolu –tarik yoldur-. Biz buna doğru gidiyoruz. şimdi İsrail, bu yaptığı ile kalmayacak, bunu söyleyeyim. Yine kan dökecektir, yine kan dökecektir.
MUHABİR: Durmayacaktır
ADNAN OKTAR: Durmaz, yani bu tarz olaylar ve ekonomik kriz de yine dünyayı ablukaya almaya devam edecek. Yavaş yavaş böyle ezerek ilerlemeye devam edecektir. Bütün dünyada bu etkisini gösterecek. Fakat bütün dünyada ve özellikle Türkiye’de, İslami bir uyanış, Kuran’î uyanış, Kur’an ahlakına güçlü şekilde bir dönüş var. Fakat bizim milletimiz özellikle istidatlıdır. İslam’ı her zaman savunmuştur, her zaman İslam’ın sancaktarı olmuştur. 600 yıllık bir Osmanlı tecrübemiz var, biliyorsunuz. Bunu bütün dünya tasdik etti, adaletini, güzel ahlakını, devlet tecrübesini bütün herkes gördü. Eksiklikleri, kusurları olabilir ama yeni uygulamada yeni Osmanlı ahlakının, yani İslam ahlakının yeniden bu çağımızdaki uygulamasında bu eksiklikler olmayacaktır.
MUHABİR: evet Yeni bir şekillenme, İslami şekillenmeden ziyade geçmiş ve doğru olan İslami şekillenmenin tekrar yer bulacağını söyleyebiliriz Türkiye’de.
ADNAN OKTAR: Evet, evet, aynısı sahabe devrindeki İslam ahlakı ne ise yine aynısı olacaktır, aynı şekilde olacaktır. Zaten Peygamber Efendimizin hadislerinde de Mehdi devrinde aynı benim devrimdeki gibi olacak, diyor. Yani sahabe devrine dönecek Müslümanlar o devirde diyor. Adalet yönünden de bolluk yönünden de huzur yönünden de mükemmel bir çağa girilecek. Ama bunu Allah kaderde planlamıştır. Allah’ın plana ihtiyacı yoktur ama ilahi kader böyle o anlamda insanların anlaması için söylüyorum. Birçok olay olacaktır. Birçok gelişme olacaktır. İnsanlar bunu görecektir, onun sonucunda bu mükemmel sistem gelişecektir.
MUHABİR: evet Bu krizden bahsetmişken Gazze’deki çatışmalar olmadan önce dünyada global bir krizin oluşmasını neye bağlıyorsunuz? Sizce bunun Ortadoğu’daki bu gelişmeler ile alakası var mı?
ADNAN OKTAR: Yok, bu bir mucize olarak oluyor. Ahir zamanda böyle bir ekonomik kriz olması Kuran’da işaret edilen mühim bir konudur bu. “Biz nereye bir elçi gönderdiysek”,diyor Allah “orada insanlar yalvarıp yakarsınlar diye orada ekonomik kriz, hayat pahalılığı ve kıtlık meydana getirdik”, diyor. Bu, Kuran’ın işaret ettiği olayın meydana gelmesidir.
MUHABİR: evet Yani bu İsrail ile alakalı bir şey değil.
ADNAN OKTAR: Değil, değil
MUHABİR: Diyorsunuz, Türkiye’de özellikle dünyada dediğiniz gibi bir mezhep Müslümanlar arasında bir mezhep problemi var. Bu yavaş yavaş biraz da grup problemleri olmaya başladı, Araplar içinde özellikle. Türkiye’de de cemaatler var. Türkiye’deki cemaatleri Adnan Hoca nasıl görüyor, diyelim hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, genellikle Türkiye’deki cemaatler olgun aklı başında insanlardır. Mesela, nur talebeleri, öyledir. Süleyman efendinin talebeleri öyledir, Mahmut Hoca Hazretlerinin talebeleri yine öyledir. Bir kere devlete saygılı, anarşiye karşı, fevrî ve feverana yönelik hareketlerden şiddetle kaçınan, yatıştırmacı, halim selimdirler. Tam Osmanlı ahlakı vardır. Osmanlı’da da öyle idi, tarikatlar ve cemaatler. Yani Osmanlı Devleti de öyle idi, halim selimdi. Makul bir devletti, makul düşünürdü. Bir yere gidip orayı fethedip aldığında oranın insanlarını asimile etmeye kalkmazdı. Dinlerine saygı gösterirdi, oradaki tarikatlara, cemaatlere saygı gösterirdi, vakıflara saygı gösterirdi. Bütün topluma saygı gösterirdi. O ruhun bir devamıdır, yani gelenekseldir. Osmanlı ahlakını devam ettiren, İslam ahlakını özünü devam ettiren bir stildedir cemaatler Türkiye’de.
MUHABİR: Birbiri ile çatışmak yerine
ADNAN OKTAR: Yok, değil. Tabii benim cemaatim iyidir derler, tabii. Ama en mükemmel biziz, demezler. Ama tabii ki, iyidir derler.
MUHABİR: İslam’ın mantığına da aykırı nihayetinde
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi
MUHABİR: Ben aslında özellikle İsrail üzerine sorular sormak istiyorum ilerleyen dakikalarda fakat bununla birlikte Türkiye’nin de bir Avrupa Birliği macerası söz konusu. Türkiye, Avrupa Birliği’ne girecek mi, girmeli mi? Sayın Adnan Oktar bu konuda ne düşünüyor?
ADNAN OKTAR: Türkiye, Avrupa Birliği’ne girmeli mi, Avrupa Birliği Türk-İslam Birliği’ne girecek. Dolayısı ile aynı şey olmuş olacak. Biz onların yanına gideceğimize, onlar bizim yanımıza gelmiş olacaklar, bu kadar. Başka bir şey yok.
MUHABİR: Buradan bir noktada Avrupa Birliği denilen bir süreç var nihayetinde ve Büyük Ortadoğu Projesi ki siz yıllar önce kitaplarınızda özellikle bahsediyordunuz. Büyük Ortadoğu Projesi olacağından ve Amerika’nın böyle bir yaklaşımı olduğundan bahsetmiştiniz.
ADNAN OKTAR: Söylemiştim evet.
MUHABİR: Son zamanlarda Amerika Birleşik Devletleri çok aleni bir şekilde Büyük Ortadoğu Projesi olduğunu ve kesinlikle bu projeyi Ortadoğu’da gerçekleştirmek istediğini hatta Ortadoğu’da birçok yandaş da bulduğunu bu noktada kendine, Sayın Başbakan da hatta böyle bir proje olursa ve reelde gösterildiği gibi olursa biz de destek verebiliriz, demişti. Siz Büyük Ortadoğu Projesi hakkında ne düşünüyorsunuz. Ben özellikle Büyük Ortadoğu Projesinde, İsrail’in rolü nedir, bunu sizden öğrenmek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Büyük Ortadoğu Projesi, berbat bir proje öyle beğenilecek gibi değil. Şöyle; Türkiye’nin güneydoğusunu bölen, Irak’ı parçalara bölen, Suriye’yi bölen Lübnan’ı bölen; bütün İslam ülkelerini bölen fakat bir federasyon şeklinde toplanmasını, Müslümanların ve orada bölgedeki bütün insanların toplanmasını teşvik eden bir çalışma fakat bölünme esaslı, yani her yeri, her şeyi bölmeye yönelik küçük küçük boncuk gibi çok fazla bölünme
MUHABİR: Böl, parçala, yönet
ADNAN OKTAR: Evet, bu tabi uzun vadede İsrail’in, ateist-Siyonistlerine uygun yem demektir. Çünkü küçük bir şeyi ezmek ve yok etmek çok kolaydır. Çünkü bölünmüş bir Suriye, bölünmüş bir Irak. Bu tip şeylerde İsrail sadece tank ile giriyor ve gidip oturuyorlar. Çatışmada olmuyor, hiçbir şey olmuyor. Yani konu bitiyor.
Mesela; Filistin’de olduğu gibi, Filistin’i birçok parçaya ayırdılar biliyorsunuz, küçük küçük küçük her yere dağıttılar. Askeri gücü de yok Filistin’in. Hiçbir şeyi yok. Kafalarına kızarsa hemen basıyorlar, tankla içeri giriyorlar, bombalıyorlar havadan istedikleri gibi yani bol bol yağmur gibi bomba yağdırıyorlar. Kimse de hiçbir şey diyemiyor. Çünkü adamların hava savunma sistemi yok, jetleri yok uçakları havada karşılayacak, hiçbir şeyleri yok. Sadece bombayı beklemek kalıyor, onlara. Evlerinde oturuyorlar ve bombaları atmalarını bekliyorlar. Onlar da bombaları atmaya başlıyorlar ve hepsini öldürüyorlar.
Şimdi Büyük Ortadoğu Projesinde işte sistem buna dayalıdır. Küçük küçük ülkeler silahtan arınmış ülkeler, askeri gücü olmayan, savunması kırılmış, bölünmüş bir sistem, dolayısı ile İsrail’e güvercine yem atar gibi o Müslüman ülkeleri yem olarak koyacaklardı. Ama Türk-İslam Birliği bunun tam zıddıdır. Hepsi birleştirip bütünleştirip çelik kale haline getirecek bir sistemdir, yani dev bir çelik kale.
Kuran’da da bu şöyle belirtiliyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Kurşundan kaynatılmış binalar gibi saf bağlayarak, birleşerek mücadele edenleri Allah sever, diyor. Allah’ın bize emrettiği budur, farzdır bu, kurşunla kaynatılmış binalar gibi olmak. Şimdi bizim gidişatımız biz Büyük Ortadoğu Projesini, Büyük Osmanlı Projesine çeviriyoruz, sadece bu olay var. Büyük Ortadoğu Projesi, Büyük Osmanlı Projesi karşısında çökmüştür şu an. Ben bunu müjde olarak vereyim, yani bu projeden vazgeçtiler.
MUHABİR: Son tepkiden sonra…
ADNAN OKTAR: Tabi, ama son değil daha önceden, bunun karşısına teorik olarak çıkanlar oldu, düşünce olarak çıkanlar oldu. Yani ben yaptım demiyorum ama buna karşı çıkanlar oldu. Ve bunun foyasını ortaya koyanlar oldu bu sistemi.
MUHABİR: Siz hocam özellikle size karşı yapılan baskıları nihayetinde dediğiniz gibi Büyük Ortadoğu Projesinden Amerika Birleşik Devletleri henüz böyle bir projeden tam olarak bahsetmeden önce bahsediyordunuz.
ADNAN OKTAR: 10 yıl önce bahsettim
MUHABİR: İsrail’in böyle bir projesi olduğunu ve Nil ile Fırat arasında özellikle bazı bölünmeler oluşturmak istediğini söylüyordunuz. Size karşı yapılan baskıların sebebi onlar mıydı acaba?
ADNAN OKTAR: Benim milletim o kadar uyanık o kadar zeki o kadar derin düşünen bir millettir ki benim hiçbir şey dahi anlatmama gerek yok. Ama bana Cumhuriyet tarihinin en büyük psikolojik savaşı ve en büyük toplum mühendisliği uygulaması yapılmıştır. Benim bir kısım anlattıklarım bu kadar anlatmadıklarım onun bir 10 misli vardır, belki. Yapılan zulüm, yapılan oyunlar, komplolar ve halen de devam ediyor, nefes aldırmadan devam ediyor. Her gün bir şeyle uğraşıyoruz. Her gün bir önlemle uğraşıyoruz. Her gün bir tedbir yani günümüz genellikle böyle geçiyor. Günümün yarısı bu konularla geçiyor.
MUHABİR: Fazlasıyla tedbir düşünüyorsunuz nihayetinde.
ADNAN OKTAR: Yani, hukuki tedbirler alıyoruz, başka tür tedbirler alıyoruz. Yaptıkları oyunları bozmak için…
MUHABİR: Tehditler alıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, ben 9 kere suikast atlattım, silahlı suikast atlattım. Tehdidin tabi haddi hesabı yok. Ben onu zaten kaale almıyorum tenditi. Benim için konu değildir. Benim günlük normal hayatımın bir parçasıdır tehdit ben onu kaale almam.
MUHABİR: Bu arada son zamanlarda bir televizyon çalışmaları varmış. Ben arkadaşlardan söylemem doğru mu değil mi bilmiyorum ama hemen söyleyeyim bir televizyon çalışmanız var. İnternet üzerinden zaten şu an bir televizyon var, www.harunyahya.tv , sevgili izleyicilerimiz bizi oradan da izleyebilirler. Böyle bir televizyon çalışmanız da herhalde söz konusu…
ADNAN OKTAR: Var ama ben milletimi hep benden yana görüyorum. Benim milletim beni çok seviyor, o benim çok hoşuma gidiyor. Elhamdülillah, Karadenizliler seviyorlar, Güneydoğu Anadolu seviyor, İç Anadolu seviyor, Ege’de çok seviyorlar.
Partilere bakıyorum ülkücüler çok severler, Saadet Partililer çok severler, hep sağcıların tamamı çok severler. Kanallara bakıyorum, hemen hemen hepsinde yayın yapabiliyoruz, MâşâAllah, yerel kanallar. Yine sağ basında da öyle çok ciddi bir sevgi ve muhabbet görüyorum. O yüzden ben bir kanala takılıp kalmak pek düşünmem tabii. Bütün milletime hitap etmeyi düşünürüm. Şu an öyle gidiyoruz Allah’a çok şükür ama bir kanal da Allah nasip ederse güzel olur tabii.
MUHABİR: Evet, hemen İsrail’e bu noktada dönmek istiyorum. İsrail, Gazze’ye inanılmaz bir saldırı gerçekleştirdi. Ve ortalama rakamlar söyleniyor daha fazla olduğu da söyleniyor. Fakat maalesef 1300 kişi hayatını kaybetti. Binlerce kişi yaralandı. Birçok kişi de maalesef evsiz kaldı. Türkiye’nin bu noktada sesi gür çıktı ve Amerika’daki İsraillilerden özellikle ilginç bazı mektuplar geldi Sayın Başbakana takip ettiğimiz kadarıyla. Başbakana neredeyse artık bu konuda çok fazla sesini çıkarma diyorlar ve Başbakanı Yahudi düşmanı olarak ilan etmeye kadar götürdüler. Sizi de nihayetinde bu noktada töhmet altında bıraktıklarını düşünüyorum. Amerika’daki İsrailliler dünyayı gerçekten etkiliyor mu hocam?
ADNAN OKTAR: Bir kere Musevilere benim kadar dünyada sahip çıkan kimse yoktur. Kendi milleti bile benim kadar sahip çıkmaz. Benim kadar sevmez, benim kadar kollamaz. Yani onların ben peygamber neslinden geldiğini de biliyorum. Hz. İbrahim soyu olduklarını da biliyorum ve onlara karşı benim tabii ki bir sevgim var. Ve onları ben kardeşim olarak görüyorum. Fakat ben onları ateist-Siyonistlerin eline bırakmam. Ve onlara ezdirtmem. Onlara kitle olarak da Hitler’e yaptırdıkları gibi kitle katliamı ile yok ettirtmem. Ateist-Siyonistler o zaman Hitler ile de işbirliği yapmışlardı ve dindar Musevileri kitle olarak katletmişlerdi o zavallıları ve perişan etmişlerdi. Gemilerde biliyorsunuz bir kısmı İsrail’e gönderildi. İsrail’de de onları rahat bırakmayı düşünmeyen bir politikaları var.
Yani ileride de onları Armagedon denilen bir savaş ile tamamen yok etmeyi düşünüyorlar. Yani Armagedon özellikle İsrail’e yönelik bir savaştır. Yine ateist-Siyonistlerin bir planıdır. Yani 144.000 civarında Yahudi bırakmayı düşünüyorlar. Tamamını öldürmeyi düşünüyorlar. Ki milyonlarca Yahudi var orada, Musevi var. Ve bunu açık açık söylüyorlar, bundan kimsenin haberi yok. Alenen anlatıyorlar adamlar bu bizim inancımızın bir gereği diyorlar. Ve dindar Hıristiyanları da kandırıyorlar bu konuda. Evanjelikleri de kandırıyorlar, Protestan Hıristiyanları da kandırıyorlar ve kendilerince yönlendirmeye çalışıyorlar. Ben de var gücümle Musevilere zarar gelmemesi için uğraşıyorum ve gayret ediyorum. Dindar Hıristiyanlara da, dindar Musevilere de…
MUHABİR: Sizin bu Almanya’ya gitmişken Hitler hakkında ve soykırımla ilgili yazmış olduğunuz bir kitap var.
ADNAN OKTAR: Evet, “Soykırım Vahşeti”
MUHABİR: “Soykırım Vahşeti” ve soykırımın aslında bizim gördüğümüz şekilde değil, İsrail’in kurulması için özellikle yapılmış bir şey olduğundan bahsediyordunuz.
ADNAN OKTAR: Ateist-Siyonistler, İsrail’de Musevileri toplamayı düşünüyorlar. Orada da topluca katletmeyi düşünüyorlar. Çünkü dünyanın dağınık yerlerinde onları katletmenin zor olduğunu düşünüyorlar. Onların inancına göre onların hepsinin oraya toplanması gerekiyor. Onlar orada toplandıktan sonra da Armagedon denen büyük bir savaş olması gerekiyor. Bu savaşta da, Musevilerin tamamının kitle katliamı ile öldürülmesi, yaklaşık 144.000 kadar da Yahudi’nin sağ bırakılması gerekiyor. Olay bu…
MUHABİR: Neden 144.000 Yahudi
ADNAN OKTAR: Onların inancında var öyle bir yani saplantı halinde bir inançları var. Ama tamamının öldürülmesine inanıyorlar.
MUHABİR: Kabala dediğimiz ile bir alakası var mı?
ADNAN OKTAR: Yani Kabala ile bağlantısı var, şeytan ile bağlantısı var. Sapkın inançlarla bağlantısı var. Kendilerine göre bir şeyler çıkartıyorlar tabii.
MUHABİR: Bunun yanında tabii Ortadoğu’da bunlar olurken Asya’da da ilginç bir gelişme var. Çin’in inanılmaz bir yükselişi söz konusu. Ahir zaman alametleri olduğunu geçen programımızda özellikle söylemiştiniz. Çin bu alametler noktasında ne kadar yükselecek dünyada ciddi anlamda süper güç olacak mı?
ADNAN OKTAR: Çin müthiş bir üretim gücüne sahipti. Şu an dünya birden alışverişi kesti ondan. Bütün malları elinde kaldı. Şu an hazırda olan parasını kullanıyor Çin, onu harcıyor ve malını satamıyor, stoklandı duruyor, fabrikaları da kapandı, çalışamıyor Çin, şu an felç oldu Çin. Ve bu felç daha da şiddetlenecek önümüzdeki yıl. Birkaç yıl sonra daha da şiddetlenecek. Yani her yıl daha da artarak devam edecek. Bu Çin’i tamamen dibe oturtturacak bunu söyleyeyim. Yani Amerika’yı da Rusya’yı da ekonomik yönden tamamen yutacak bir sistem şu anda dünyada hareket halinde.
MUHABİR: Çin bu noktada yükselişini durdurdu, inişe geçecek. Yecüc ve Mecüc meselesi var İslam’da, Kur’an-ı Kerîm’de ve bunun Çinliler olduğu söyleniyor hocam bu noktada ne düşünüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Olabilir, Allah-u âlem, Said Nursi, bir kısım Mançur, Moğol ve Kırgız kabileleri de olabilir, diyor. Ama benim kanaatim bu genetik çalışmalar sonucunda köpek geni ile insan genini karıştırarak garip bir mahlûk elde edecekler yani ne insana benziyor ne köpeğe benziyor böyle garip, insan zekâsında köpeğe benzeyen bir mahlûk. Bunu laboratuarda çoğaltacaklar. Bilimsel deli bir grubun oyunu olabilir. Biliyorsunuz köpekler çok çabuk üreyen bir varlık, çok seri üreyen çünkü rivayetlerde anlatıldığı kadarıyla her şeyi yiyen bir varlık bu Yecüc Mecüc. Yani yiyecek ayrımı yapmıyor tam tipik bir köpeği andırıyor. Saldırganlığı da köpeği andırıyor. Ve her tepeden akın edecekler, diyor ama daha ileriki yıllarda bu zannediyorum hatta Hz. İsa’dan da sonra olabilir Yecüc Mecüc’ün zuhuru.
Ama bir rivayet, bir düşünce de şöyle düşünülebilir. Bütün terörist ve anarşistlerin tamamı Yecüc Mecüc olabilir. Yani Kur’an buna işaret ediyor olabilir. Çünkü Zülkarneyn devrinde de Kur’an da geçiyor. Vaktimiz olursa gösteririm. Zülkarneyn’e de geliyorlar bize Yecüc Mecüc musallat oldu bize yardım et diyorlar. Zülkarneyn de ben sizden bir şey istemiyorum, Allah’ın bana verdiği yeter, bana insan gücüyle yardım edin, yeter diyor. Demir ve bakır kullanarak onlara bir set yapıyor. Şimdi de ahir zamanda en ziyade silah sanayinde kullanılan şeyler demir ve bakırdır biliyorsunuz. O şekilde tankların yapısında, bunlar kullanılıyor uçaklarda demir ve bakır kullanılıyor.
Ahir zamanın anarşistlerine teröristlerine karşı, öyle bir caydırıcı bir set yapılacağına da işaret ediliyor olabilir. Çünkü Zülkarneyn konusunda sanki Mehdi anlatılıyor. Yani ismi değiştirilmiş bir şahıs. Çünkü Mesela Zülkarneyn bir yere bakıyor dünyanın bir yerini görüyor, bir yerine bakıyor bir yerini görüyor. Bu ancak televizyonla oluyor şu an. Yani çok çok geçmiş devirlerde olan bir olay da olabilir ama ahir zamanda Mehdi’yi de anlatıyor olabilir bu Zülkarneyn olayı. Çünkü dünya hâkimiyeti var, kimseden bir çıkar istemiyor Zülkarneyn ve Zülkarneyn’in yeteneğini kabul ediyorlar. Yani Zülkarneyn’i onlar iktidara getiriyorlar. Aynı Mehdi’de olduğu gibi bir de Yecüc ve Mecüc’e kesin bir set oluşturuyor. Ve artık diyor o setti ne aşabildiler ne geçebildiler, demirden seti. Muhtemelen o asrın teröristleri ve anarşistleri olabilir. Topyekün dünyadaki anarşi ve terör de Yecüc ve Mecüc kavramı için de oluyor olabilir.
MUHABİR: Fakat bir süre sonra Yecüc ve Mecüc’ün o bakırı ve demiri delip tekrar dünyaya çıkacağı da söyleniyor.
ADNAN OKTAR: Evet, evet, o da var. Çekirge afatı gibidir diyor, Said Nursi Hazretleri, bunlar Mançur ve Moğol ve Kırgız kabileleri zaman zaman insanlığı herc-ü merc etmişlerdir biliyorsunuz, yerle bir ettiler Cengiz Han zamanında olsun, Hülagü zamanında olsun, Müslümanlar katledildi biliyorsunuz. Kitle katliamları yapıldı, Hülagü herkesi kılıçtan geçirdi, kadın çoluk çocuk kadınları yani milyonlarca Müslüman’ı öldürdü. Yine aynı şekilde bu çekirge nasıl zaman zaman, durur durur yeniden gelişir, durur durur yeniden gelişir, diyor bu kavimde yani Hülagü’ye ait ya Cengiz’e ait ya Kırgız’a ait o ruh yani kan dökücü ruh yeniden ahir zamanda neşv ü nema bulacak diyor yani gelişecek diyor. Yeniden saldırıya geçecekler, diyor. Ama benim kanaatim ilk planda şu görünen çünkü dünyada en büyük sorun şu an terör ve anarşi ve terörizm, buna set olacak. Yani en belirgin görünen o. Çünkü çıksa bile Yecüc Mecüc yine anarşist olarak çıkacak, terörist olarak çıkacak. Yani bu asrın teröristlerinden farkı olmayacak. Yine aynı şeyi yapmış olacak. Fitne kaynağı olması açısından ona karşı set olması orada mühim olan budur. Ama Zülkarneyn bahsinde benim kanaatim Allah-u âlem, Mehdiden bahsediyor.
MUHABİR: Hocam Zülkarneyn’den ve Hz. Süleyman’dan bahsedildiği zaman aslında dediğiniz gibi yani Zülkarneyn’in de birçok farklı yeri bir anda gördüğünden ve Hz. Süleyman döneminde ışınlamadan bahsediyoruz. Nihayetinde Kur’an-ı Kerîm’de ciddi anlamda baktığınız zaman gerçekten bir ışınlama söz konusu ve işte bulunan bazı Mısır dolaylarında, Amerika’da özellikle bulunan bazı taşlar var ve bunun üzerinde ciddi anlamda şu an kullandığımız teknoloji resmedilmiş şekilde
ADNAN OKTAR: Helikopter resmi var. Planör resmi var. Alenen net, helikopter görülüyor Mısır yazıtlarında var. Mısır kabartmalarında var. www.harunyahya.net ‘e giren kardeşlerim de orada görebilirler. Yani çok şaşırtıcı bu tabii
MUHABİR: O zamanki teknoloji acaba şimdiki teknolojiden daha mı ilerideydi.
ADNAN OKTAR: Yani bu rahatça mümkün, çünkü Hz. Süleyman cinleri ve şeytanları etkisi altına almıştı. Şeytan dünyanın en kültürlü varlığıdır. Yani en âlim varlık şeytandır. Bilmediği yoktur şeytanın. Şeytandan her türlü bilgiyi almış olabilir. Cinler de öyle mesela çok çok bilgili olur cinler. Olağanüstü bilgilere ulaşmış olabilirler. Ama sırf o devre ait Allah, O’na müsaade etmiş olabilir. Hz. Süleyman’ın devrinden sonra bunun kullanılmayacağına dair bir işaret var, Kuran’da. Çünkü diyor ki, Ya Rabbi sadece bana nasip olacak bir mülkü bana nasip et. Yani âlemlerde hiç kimseye nasip etmediğin bir mülkü bana nasip et, diyor. Sadece Hz. Süleyman’a mahsus özel olarak o ilim o devre verilmiş olabilir.
MUHABİR: Cinlerin…
ADNAN OKTAR: Evet, cin ve şeytanların verdiği özel bilgilerle bunlar oluşmuş olabilir. Çünkü eski Mısır resimlerinde ben gördüm. 2 tane sütun var. Alenen kablolar geliyor arasından böyle net kablolar var. Çift kablo gidiyor. Ve arasında elektrik şelalesi gibi resim yapmışlar. Yani bu çok şaşırtıcı 2 küre var. Ve arasında bir ışık akımı var gibi yapmışlar. Yani ark lambası gibi bizim bildiğimiz klasik ark lambası gibi. O resimlerin birçoğu çok çok şaşırtıcıdır. Mesela; uçan insanlar var. Kanatlı insanlar var. Uçan varlıklar var havada.
MUHABİR: Helikopterler, planörler
ADNAN OKTAR: Yani bir şeyler anlatmaya çalışmışlar adamlar o devirde. Ama bu benim kanaatim geçici sadece o devre verilmiş özel bir ilim olabilir. Yani sonraki nesillere bu ilimin aktarılmadığını zaten görüyoruz.
MUHABİR: Evet Ben özellikle cinler mevzuuna girmişken reklamdan önce bu noktada bir soru sormak istiyorum. Etrafımızda çok hoca var -doğruluğunu özellikle size sormak istiyorum- “cinci” diye adlandırdığımız ve bu insanlar cinlerle münasebet kurduklarından bahsediyorlar. Hatta cinlerden bilgi aldıklarından bahsediyorlar. Bu noktada ne düşünüyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi, insanlar gerçekten cinlerle münasebet kurabilir mi?
ADNAN OKTAR: Böyle bir şey yapıyorsalar bunu alenen herkesin gözü önünde yapmaları lazım, kameraların önünde canlı yayında göstermeleri lazım, yoksa pek inandırıcı olmaz. Ama cinlerden doğru bilgi almak mümkün oluyor. Yani çok kısa böyle derli toplu, çok mühim bir şey olursa, çok ehemmiyetli bir şey olursa kısa bilgi alındığını ben kendim bizzat görerek biliyorum. Ben şahidim, biliyorum.
MUHABİR: Bu mümkün, diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: evet yani Çok mühim bir olayda kısa bir bilgi olmak şartıyla net ve doğru bilgi verdiklerini biliyorum.
MUHABİR: Bu konuda sorularım devam edecek fakat değerli izleyicilerimiz de Sayın Hocamıza soru yöneltebilirler, ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden göndereceğiniz soruları âcizane bendeniz hocama soracağım. İnşaAllah hocamız da cevaplandıracak. Fakat kısa bir reklam arası. Reklam arasından hemen sonra tekrar birlikte olacağız.
MUHABİR: efendim işte reklamlardan sonra yine sizlerle birlikteyiz sayın Adnan Oktar ile Adnan Hocamızla sohbetimize devam ediyoruz bu noktada tabi biz bir mail adresi vermiştik sizler de çok çok teşekkür ediyoruz sorularınızı gönderdiniz aslında ikinci bölümümüze Sayın Hocamıza ben birkaç soru yönelterek başlamak istiyordum fakat öyle yapmayalım hocam dilerseniz izleyicilerimizden gelen bir soru ile ikinci bölümümüzü açalım. Ben Sorularımızı ilerleyen dakikalarda size yöneltmek istiyorum müsade ederseniz. Hocam demiş, bir izleyicimiz dua etmenin yeri ve zamanı var mıdır, insanlar neler için dua etmelidir. Bazen dua ediyorum, fakat kabul olmuyor. Gerçekleşmiyor diye üzülen insanlar söz konusu, bu kişiler için neler söylersiniz. Kuran’a göre dua nasıl olmalıdır.
ADNAN OKTAR: Dua ibadet olarak yapılır, zaten kaderde her şey olup bitmiştir. Dua bir şeyi değiştirmez, Allah’ın takdirini değiştirmez, dua. Namaz gibi bir ibadettir. Dua ederiz, eğer hayırlı ise Allah onu bize zaten yaratır. Şöyle yaratır, dua ediyorsak zaten o olay olacaktır. Duanın alameti şudur. Allah bize o işe zaten yaptıracaktır, meydana gelecektir. Fakat önden onun işareti olarak bize dua ettirir. Yani önden bize dua ettirir, sonra da o olayı meydana getirir Allah. Kaderdeki 2 parça olmuş, oluyor. Yani biri önden dua, sonra da olay, hâlbuki ikisi tek parça olmuş oluyor.
MUHABİR: Özellikle bu noktada külli ve cüzi iradelerden bahsediliyor hocam, külli irade nedir, cüzi irade nedir.
ADNAN OKTAR: Külli irade de cüzi irade de her ikisi de kaderdedir. Vardır, külli irade de vardır, cüzi irade de vardır. Ama toplam hepsi tek bir an içerisinde olup bitmiştir Allah’ın katında.
MUHABİR: Her şey daha önceden yazılmıştır alnımıza.
ADNAN OKTAR: Şu an bu konuşmamız, bütün detaylar, benim içtiğim ıhlamur miktarı, sizin ne soru soracağınız yani teker teker hepsi biz daha doğmadan, dedemiz , atamız daha doğmadan dünya yokken bunlar vardı. Hepsi bitmişti.
MUHABİR: Doğru ve yanlış noktasındaki tercihlerde nedir hocam?
ADNAN OKTAR: Mesela, Stalin’i, Marks’ı, Darwin’i hepsini Allah yaratır. Onların kitaplarını da Allah yaratır. Mesela, “Türlerin Kökeni” kitabını Allah yaratmıştır. “Yaratılış Atlasını” da Allah yaratmıştır. İkisini Allah mücadele ettirir, 2 eseri. Ve insanları imtihan eder ve insanlar ne olduğunu görür, kendilerini görmüş olurlar.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Zıtların hepsini Allah yaratır.
MUHABİR: Bir başka sorumuz, Zonguldak’tan Engin Karal Bey göndermişler. Sayın Hocam, bir hadis-i şerifte Allah, kıyameti kâfirlerin başına koparacaktır, buyruluyor. Bunu biraz açıklar mısınız, demiş izleyicimiz. Müslümanlar, kıyametin dehşetini yaşamayacaklar mı?
ADNAN OKTAR: Müslümanlar, kabirlerinden seyredecekler. Yani seyretmeyecek hiç kimse yok. Fakat böyle sıcak bir evin içerisinde kış kıyameti bir insan nasıl seyreder. O tarzda seyredeceklerdir. Allah’a şükrederek, Allah’a hamd ederek güvenlik içinde bir ortam içerisinde uzaktan kıyameti seyredeceklerdir, Müslümanlar ama herkes görecektir.
MUHABİR: Hocam bazı hadislerde kıyamet kopacağına yakın bir dönemde Kur’an-ı Kerîm’in silineceğinden bahsediliyor. Bu ciddi anlamda bildiğimiz silgi ile silinme gibi bir şey mi?
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır küfür, tuğyan ve delalet o devrin deccalleri, Kuran’ın tamamını toplatıp, yakıp yok edecekler. Kuran’ı okuyan kişi bırakmayacaklar, Kuran’ı yazan kişi bırakmayacaklar. Kuran’a ait herhangi bir yazı bırakmayacaklar. Deccaliyetin azgınlığından, Kur’an göğe ref’ edilmiş oluyor. O şekilde ifade ediliyor. Göğe ref’ edilmiş oluyor. Allah katına alınmış oluyor. Said Nursi diyor, dünyanın aklı hükmündeki Kuran’ın göğe ref’ edilmesi ile dünya divane olur, yani aklını kaybeder diyor. İzni ilahi ile başını bir başka seyyareye vurur, diyor. Dönüş istikameti o zaman tersine döner, diyor. O zaman büyük depremler, dağların yerinden oynaması ve kıyametin mukaddimesi başlıyor. Şiddetli yani en yüksek şiddetli depremler başlıyor. O zaman insanların saçları ani beyazlaşacak, olayın şiddetinden, korkunun şiddetinden
MUHABİR: Bir anda…
ADNAN OKTAR: Evet, ama eser-i rahmet olarak diyor Said Nursi Hazretleri müminlerin canı kıyametin hemen biraz öncesinde alınacak. Zaten çok az kalacak sayıları. Yani gizli mağlubane mücadeleleri, artık kendilerini ahir zamanda Müslümanlar hiç belli etmeyecekler. Yani mümkün mertebe gizli hiç hiç sezdirmeden, mesela, namazını gizli kılacak, Allah’ı gizli anacak, zaten Kur’an bulunmayacak. Yani ezberinde olan Kur’an ile ibadetlerini yapmaya çalışacaklar.
MUHABİR: Evet, deccaller dediniz, Hocam, deccaller çoğul nihayetinde deccal mıdır, birkaç tane midir?
ADNAN OKTAR: 30 yalancı deccal gelecektir. Çeşitli deccaller, mesela bu asrımızın da bir deccali var. Fakat kıyamete yakın da yine deccaller olacaktır. Ama o deccallerin mücadele edeceği bir karşıt güç olmayacaktır. Müslümanlık tamamen ortadan kalkmış olacak, Kâbe’yi de yıkacaklar. Kâbe’nin arazisini dümdüz yapacaklar. Taşlarını da dağıtacaklar, Kâbe’nin. Kâbe’nin binası kalmayacak ahir zamanda, o kadar küfür, tuğyan ve delalet o kadar azgınlaşacak. Fakat kıyametin kopmayacağını zannedecekler.
MUHABİR: Yaptık bir şey olmuyor.
ADNAN OKTAR: Evet, hani nerde kıyamet kopuyordu, demek ki bak yok işte biz dine mukaddesata bu kadar saldırıyoruz. Kuran’ı yaktık, Kâbe’yi yıktık, nerde kıyamet gibi böyle daha da azgınlaşacak. O zaman Allah’ın intikam almayacağına daha da emin olacaklar. Fakat ani bir çarpma neticesinde korkunun dehşetinden sarhoş olduklarını zannedersin diyor, Allah. Sarhoş değillerdir ama alkol komasına girmiş gibi adeta kendilerini kaybedecekler diyor Allah korkudan. Çünkü ani hiç ummadıkları tam eğlenirken tam böyle…
MUHABİR: Zafer sarhoşluğu…
ADNAN OKTAR: Zafer sarhoşu iken bu olayla karşılaşacaklar. Ve kıyamet biraz uzun sürecek. Canlarını çok yakacak. Deprem sürekli günlerce devam edecek. Olayı anlayacaklar fakat çözüm bulamayacaklar. Dağlar gittikçe erimeye başlayacak, depremin şiddetinden dağılmaya başlayacak, ölüm de yavaş yavaş gelişmeye başlayacak. Sonra tam anlamıyla kopuyor, tamamen dağılacak.
MUHABİR: Sürecin haritası anlattıklarınıza bakılırsa hocam önce Mehdi ve Hz. İsa dünyaya gelecekler ve dünyanın tamamı anlatıldığına göre Müslüman mı olacak?
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi önümüzdeki 10-20-30, 40-50 yıl içerisinde yaklaşık 100 yıllık bir dönem, bu önümüzdeki 100 yıllık dönem içerisinde İslam hâkim olacak. Tam anlamıyla bütün dünyaya hâkim olacak.
Ondan sonra Müslümanlar bir taife-i mücahidenin son zamanlarına bakar diyor hicri 1506. Yani son zamanlar artık onlar da Mehdi talebelerinin de ömürlerinin son yılları. Onların da uzun ömürlü olacağı anlaşılıyor. Onların son zamanlarına bakar diyor, bir taife-i mücahidenin son zamanlarına, sonra 3 inkılâbı azime olacak diyor Said Nursi Hazretleri.
Çeşitli 3 ayrı tarih vermiş 1577 yılına kadar. Yani bunlar çeşitli komünist ihtilallar Darwinist kafa yeniden hortlayacak, materyalist kafa yeniden hortlayacak. Bu komünizmin yeni bir neo-komünizm tarzında komünist bir düşünce muhtemelen gelişecek. Çünkü hiçbir zaman küfür kopmuyor. Said Nursi diyor ki, incelir ama kopmaz, diyor. İslam da incelir ama kopmaz, diyor zaman bu incelik kalınlaşır, genişler hâkim olur, diyor. Şimdi de öyle olacak diyor. İncelen İslamiyet kalınlaşıp genişleyip hâkim olacak sonra yeniden incelmeye başlayacak, iyice incelecek, diyor. Sonra hiç Müslüman kalmıyor en sonunda.
Ama sonunda da kıyamet kopuyor. Yani çünkü imtihan da bitmiş oluyor, bir anlamı kalmamış oluyor. Ve meleklerin indiğini de küfür görecek o arada. Kıyamet başladığında, alenen gökten inecekler ama imtihan kalktığı için yapacakları hiçbir şey yok. Onları görmeleri olayın dehşeti, onların korkularının dehşetini kat kat artıracak. Gökten yoğun olarak melek indiğini görecekler. Yoğun olarak da kıyametin devam ettiğini görecekler. Ama bu günlerce sürecek. Yani çok şiddetli azap çekecekler.
MUHABİR: Hocam özellikle bu soruları cevaplarken Said Nursi’den fazlasıyla bahsediyorsunuz. Özel bir ilginiz ve okumuşluğunuz elbette ki vardır, nihayetinde kutup olduğu söyleniyor hocam Said Nursi’nin bu noktada.
ADNAN OKTAR: Ben son 1000 yılın en büyük âlimi olarak görüyorum. Yani yaklaşık 10 yıl içerisinde benim kanaatim O’nun olağanüstü yönleri anlaşılacak yani ben gelmiş geçmiş en büyük âlim diyorum. Yani ben O’nun üstüne âlim bilmiyorum. Peygamber Efendimizden sonra asrımıza kadar gördüğüm en büyük âlimdir.
MUHABİR: Nihayetinde kerametlerinden bahsediliyor.
ADNAN OKTAR: Yani çok olağanüstü bir insan, mesela bir sayfayı okuduğunda, yani derhal ezberliyor, yani bu çok acayip bir şey, noktasına, virgülüne varıncaya kadar. Buhari, Müslim, Tırmizi, bütün Kütüb-ü Sitte’yi ezberden biliyor, Kuran-ı ezberden biliyor, yanında hiçbir kitap yok zaten, yani bu Risale-i Nur Külliyatını yazarken insanlar zannediyor yanında böyle kütüphanesi var, eserleri var. Hiç bir eser olmadan Risale-i Nur Külliyat’ını yazmıştır. Yani binlerce sayfa eseri yanında hiç bir kitap olmadan yazmıştır.
MUHABİR: Kaynağı Allah’ın rahmeti
ADNAN OKTAR: Kuran’ın dışında hiçbir kitap yok yanında.
MUHABİR: Bir anda mı hocam öğrenmiş her şeyi Said Nursi.
ADNAN OKTAR: Yani vehbî ilmi var benim gördüğüm, yani Hızır ile görüştüğü anlaşılıyor. Zaman, zaman madde âleminden çıktığı anlaşılıyor. Bir de öyle yani son derece candan ve samimi bir insan, öyle samimiyetsiz tipler oluyor biliyorsunuz, yani hiç alakası yok. Çok, çok mükemmel yani sonuna kadar dürüst bir insan, bütün ömrü dürüstlükle geçmiş, asla yalan söylemeyen, son derece mert, son derece düzgün bir insan ve her dediği doğru çıkmış. Yani bu çok şaşırtıcı, yani kerametlerinin haddi hesabı yok, anlatsam sabaha kadar bitmez ve yaşayan talebeleri şu an görmüş durumdalar. Ama ben asıl resmi tutanağa geçmiş olan kerametleri var onları ispat edebildiğim için onları anlatıyorum.
Mesela bir insanın ölüm tarihini bilmesi çok acayiptir, mezarının yıkılacağını bilmesi çok acayiptir. Rusya’nın yıkılacağı söylemiştir yıkılmıştır. Amerika da Müslüman olacak diyor. Avrupa’da da İslamiyet yayılacak, Avrupa da bir İslam ülkesi oluşacak diyor, Amerika’da da bu oluşacak diyor. Fakat mesela 71’den itibaren kıyamete kadar dünya tarihini gözlerimizin önüne sermiş adeta, şu tarihte şu olacak, şu tarihte şu olacak, bir tanesinin yanlış çıkması lazım, yani normal bir insan da olabilir değil mi, hiç bir şekilde olmuyor, yani yüzde yüz doğru çıkıyor. Çok acaib bir insan, MâşâAllah
MUHABİR: Sancakdarı, Sn. Fethullah Gülen hakkında soru sormak istiyorum,
ADNAN OKTAR: Efendim,
MUHABİR: Sn. Fethullah Gülen hakkında soru sormak istiyorum. Amerika Birleşik Devletlerinde kendisi ve Türkiye’ye geleceği, döneceği söylediği zaman ya da böyle bir şey dillendiği zaman Türkiye’den tepkiler doğmuştu, öncelikle Fethullah Gülen hakkında ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ya ben, bir Müslüman’ın bir dindar insanının Türkiye’ye dönmesinden insanların tedirgin olmasını çok ayıp görüyorum, çok, çok, çok ayıp, yani hiç yakışık almıyor ve çok çirkin, bu memleket onun memleketi, buranın vatandaşı niçin dönmesin, istediği gibi döner yani hukuki de hiç bir sorun yok
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Yani karşı olan niçin karşı oluyor, yani onu anlamak lazım, çok çirkin, yani bir de o karşı geliyor diye gelmemesi mi gerekiyor, çok çok çirkin bence yani, yakışık alan bir tavır değil bu.
MUHABİR: Neden Türkiye’ye de özellikle Müslüman âlimler hakkında böyle tepkiler söz konusu, medya tepkili işte, basın yayın kuruluşları, görsel ve yazılı, inanılmaz tepki veriyor.
ADNAN OKTAR: Rahmetli Esat Coşan’ı da tedirgin etmişlerdi o da yurtdışına çıkmıştı biliyorsunuz yurt dışında vefat etti. Birçok dindarı öyle tedirgin ettiler, hep yurt dışına çıktılar, yani böyle bir tedirgin etme, bir huzursuz etme politikası var eskiden beri ve çoğu da hep yurt dışında şu an Müslüman âlimlerin, dindarların büyük birçoğu hep yurt dışına çıktılar. Yurtdışında yaşıyorlar, yani bu bir, yani bunu yapanlar için zafer değil, yakışık alan bir şey değil, doğru bir şey yapmıyorlar. Yani utanç duyulacak hareketlerdir bunlar.
MUHABİR: Evet. İzleyicilerimizin sorularıyla devam edelim hocam. İbadetlerimizi niçin Arapça yapıyoruz? Türkçe olarak yapsak daha iyi değil mi, diye bir soru var. Serkan Çalış bey, Yozgat’tan göndermiş sorusunu.
ADNAN OKTAR: Şimdi bir yerde namaz kılıyor, Amerika’ya gitti. Güzel, böyle içli içli Kuran okunuyor ve Müslümanlar namaz kılıyor. Gayet güzel. Ama orda birisi İngilizce Kuran okusa ve namaz kılıyor olsalar, şimdi orda insanlar acaba ne yapıyor bunlar diyebilirler. Yani ne oluyor diyebilirler ama ibadet dilinin tek olmasında çok büyük fayda vardır. Mesela bir yerde ezan okunuyor, hah deriz biz, ezan okunuyor. Ama mesela Rusça ezan okunsa biz anlamayız ne olduğunu, yani birisi bir şeyler söylüyor deriz. Ama tek bir dil olduğunda, her yerde aynı şey olmuş olur. Dolayısıyla biz sadece kısa bir süreyi ezberlersek, mesela Fatiha’yla İhlâs süresini bilmiş olsak bile bunla namaz kılabiliriz biz, yani değil mi yani en cahil insan bile bunu yapabilir. Artık bir ezanın ne anlama geldiğini de bir insan bilir. Allah-u Ekber denince Allah Büyüktür deniyor, bunu çocuk olsa bilir, ilkokul çocuğu bile bilir, bunun için çok kapsamlı bir değişikliğe gerek yok. Ama Kuran’ı mealinden okuması bir insanın, mesela Ali Bulaç meali iyidir, güzel, ben beğeniyorum o meali, düzgün, yani güvenilir bir mealdir. Oradan Kuran’ı okuyabilir insanlar. Yani Rabbimiz bize neler anlatmış, neler söylemiş diye okuyabilir ama kendisi oradan ahkâm ve hüküm çıkarmaya kalkarsa bu olmaz. Mezhep mukallidi olmak lazım. Biz genellikle Hanefi, Hanbelî, Maliki veya Şafi'yiz. Herkes kendi mezhebinin ilmihaline göre hareket etmesi en doğru olanı olur.
MUHABİR: Şiiler hakkında ne düşünüyorsunuz Hocam?
ADNAN OKTAR: Şiiler çok takva ve çok yaman ve acayipte yiğittirler, çok iyidirler.
MUHABİR: Evet. Bu meal tartışmaları vardı bir dönem Türkiye de, özellikle herkesin kendine göre bir meal yapan bildiği, tanıdığı birisi vardı, tartışılıyordu ciddi anlamda, Türkiye’deki meallerde problem var mı gerçekten?
ADNAN OKTAR: Var tabii oluyor. İlginç, böyle izahlar yapabiliyorlar. Ben onun için özellikle isim verdim. Ali Bulaç meali diye. O iyidir yani, güvenilir bir meal. İlmihal olarak da Ömer Nasuhi Bilmen ilmihali çok iyidir. Onu güvenle insanlar okuyabilir, kardeşlerimiz.
MUHABİR: Evet. Bir başka soru Hocam. Sami Gürsoy Erzurum’dan hemşehrimiz göndermiş soruyu. Kur’an-ı Kerîm’de ‘kalpler ancak Allah’ın zikriyle tatmin olur’ buyrulmaktadır. Zikirden kastedilen nedir? Kalbi nasıl tatmin eder?
ADNAN OKTAR: Yani sürekli Allah’ı düşünmek, Allah’ı sevmek, Allah’tan korkmak, Allah’a aşkla bağlanmak, insanın tevekkülünü arttıracağı için, gönlüne huzur vereceği için, ruh mutmain olur, sakin olur. Yoksa sadece “Allah, Allah” demek anlamına gelmiyor bu, yani Kuranı yaşamak, Kuranı ahlakını yaşamak, Allah’ı gönlünde şiddetle sevmek ve şiddetle korkup tevekkül etmek.
MUHABİR: Cemaatlere göre, tarikatlara göre de yanılmıyorsam Hocam, değişiyor zikir, bazıları sesli zikir yaparken, bazı tarikatlar, bazıları daha bir içten hatta kıldıkları namazın dahi zikir olduğunu söylüyorlar ki, doğrusu aslında. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Evet, Zikri hafî, zikri cehrî hatırladığım kadarıyla yani aleni. Çok güzel, ikisi de çok güzel.
MUHABİR: İkisinde de problem yok diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: İlginç bir soru gerçekten, aslında hani olsa da ne güzel olur dediğimiz, belki de geçmişe dönük, birçok sevdiğimiz insanı görebileceğimiz bir konuyla ilgili bir soru sormuş; zamanda yolculuk mümkün müdür, Hocam demiş. Tayfun Özyıldırım Samsun’dan.
ADNAN OKTAR: Evet olabilir. Mesela, bu Zülkarneyn kıssasında da sanki öyle gibi bir şey var. Mesela Hızır’da (A.S.) öyle bir şey hissediliyor. Daha geniş bir vakitte onları anlatabilirim. Mesela şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla ‘Sana ey Muhammed Zülkarneyn hakkında sorarlar’, (demek ki insanlar soracaklar). ‘De ki; size ondan öğüt ve hatırlatma olarak bazı bilgiler vereceğim. Gerçekten Biz O’na yeryüzünde (bütün dünyada) sapasağlam bir iktidar verdik. (Yani iktidara geçmiş, yani dünya liderliği var) ‘ve O’na her şeyden bir yol ve sebep verdik.’ (Güç verdik, imkân verdik, Allah-u âlem Mehdi anlatılıyor yani yahut Mehdiye geniş çaplı işaret edilen bir konu, geçmişte de yaşamış olabilir, ama ilerdeki yaşayacak olan Mehdiyi anlatıyor da olabilir). ‘ O da bir yol tuttu. Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu.’ (Sanki bir ekranda böyle güneşi deniz yüzeyinde batıyor gibi görüyor, mesela uzaktan bakıldığında deniz böyle bir çamur, suyun içinde batıyorken görünür yani bir ekranda, televizyon ekranından bahsediyor gibi Kuran’ın ifadesi) ‘Yanında bir kavim buldu. Dedik ki; Ey Zülkarneyn istiyorsan onları ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği edinirsin.’ (Onlara askeri güç de kullanabilirsin, gerekirse yani, eğer saldırgan ve terör ve anarşi içindeyseler, savunmak için) ‘ Dedi ki; Kim zulmederse Biz onu azaplandıracağız, sonra Rabbine döndürülür, O da onları görülmemiş bir azapla azaplandırır.’ (Yani hapsederek veyahut başka yöntemlerle zulmeden kişileri, eğer nasihatle, sözle düzelmiyorsa, bu şekilde O’na yetki verilmiş, yani şuan mesela devletler de öyle düzelmiyorsa çeşitli cezalar uygulanıyor)
MUHABİR: Bir başka soru Hocam, İslami mezheplerle, Hıristiyanlıktaki mezhepler arasında bir benzerlik söz konusu mudur, demiş. Ünal Demir İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Ehli Sünnet mezhepleri aşağı yukarı birbirilerinin aynısıdır, yani çok küçük detaylarda farklılık vardır. Yani hepsi de hak mezhep,
MUHABİR: İbadet şekillerinde,
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi hepsi aşağı yukarı aynı, Şiilikte aynıdır, Caferilikte aynıdır, yani çok küçük nüans farkları vardır.
MUHABİR: Evet, sorulara devam edeceğim, fakat hocam ben izleyicilerimizin sorularına devam edeceğim, bu noktada kendi hazırladığımız sorulardan da sormak istiyorum, özellikle siz Deccal’dan Yecuc ve Mecuc’den bahsederken terörden de bahsediyorsunuz. Türkiye’de de bir terör söz konusu, PKK terörü maalesef söz konusu. Avrupa ile özellikle bağlantıları, batılı ülkelerle bağlantılı olduğu söyleniyor. Hatta yine PKK’nın İsrail’le bağlantılı olduğu söyleniyordu PKK gerçekten Avrupa’nın taşeronu mudur? PKK nedir Hocam? Yıllardır konuşulur PKK, Avrupa’ya bağlanır, batıya bağlanır, İsrail’e bağlanır, PKK nedir? PKK’yı ne olarak görmemiz gerekiyor?
ADNAN OKTAR: Masonluk dünya Masonluğu, böyle genellikle zenginlerden bilim adamlarından oluşan, ama genellikle sermayedar dediğimiz kişilerden oluşan bir kitledir. Bunlar fedai tarzında kendilerini korumak için yahut zulmetmek için insanlara gözdağı vermek için kendi işlerini yürütmek için, ideal ve düşüncelerini uygulatmak için bir mafya teşkilatına ihtiyaçları vardır. Yani bu mafya yapılanmasını da terör örgütleri derin devletler şeklinde yaparlar.
komünist derin devlet yapılanması daha çok insanlarda böyle aidiyet hissi vardır, bir yere mensup olmak güçlü olmak insanlardan daha büyük olma hissi halkı hâşâ adam yerine koymamak, halkın üstünde olmak. Mesela toplanıp akıl veren bir ekip oluşturuyorlar. Yani yolda yürümekten aciz adamlar toplanıyorlar, milleti hâşâ adam yerine koymayarak bizim milletimizi onlara akıl üretiyorlar, kendileri. Hâlbuki onların akla ihtiyacı var, onların doğru yola ihtiyacı var, yani dünyadan bihaber. Darwinizm’e inanmış, materyalizme inanmış, komünizmin doğruluğuna inanmış toplanıp millete akıl vermek üzere toplantı yapıyorlar, bir de oradan bir fikir çıkarıp onu da oraya buraya zorla dayatma tarzında kabul ettirmeye çalışıyorlar. böyle bir sistem de vardır. Yani aklını beğenme, kendini beğenme, insanlardan kendini üstün görme ve devletin üstünde bir güce sahip olmak, yani devletin askerinin polisinin üstünde bir gücüz biz, demek bu insanları heyecanlandırıyor. İşte insanların enaniyet ve gururunu Nemrutluk damarını, Firavunluk damarını harekete geçiren bir şeydir bu, yani insanlarda hâşâ Allah’tan daha büyük olma arzusu vardır içlerinde bir kısım insanlarda. Bu onu tatmin ediyor işte. Böyle anormal insanları bir araya getirip bu tip örgütlenmeler yaparlar. Ve bunlar hep zulüm eder ve kan dökerler.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Meşgul etmek, yani Türk ordusunu yıpratmak, sürekli yormak, bu arada da bu şahısların nemalanması, Mesela söylüyor kendisinin derin devlete mensup olduğunu, komünist derin devlet olduğunu açıklıyor. Cinayetlerinden bahsediyor, mesela gidiyor bir iş adamından para istiyor, adam zaten bakıyor ki yani, güya devletin üstünde bir güç, öyle gibi göstertiyorlar kendilerini. Adam nesi var nesi yoksa onlara teslim ediyor. Senin yapacağın şey gelip bize ne diyorsak onu yapıp
MUHABİR: Teslim olmak,
ADNAN OKTAR: Teslim olmak, evet ve bunu elde ediyorlardı PKK’nın ayağında ne gerekiyorsa, bunu yaparak para kazanıyorlardı, hem de Türkiye’yi ikiye bölmek üzere hazırlık yapıyorlardı, yani doğu komünist Türkiye, batı komünist Türkiye ve bütün dünya masonluğunun desteğini aldıkları için bu kadar pervasız geniş bir zeminde hareket edebiliyorlardı.
Şu an da yine Mason desteği olmasına rağmen kahraman ordu ve imanlı millet diyor, Said Nursi, hakikat hali göreceği ve bu dehşetli komitenin tahribatını, tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor, diyor. Ve bu mucizedir yani şu an, çökertilmesi ordumuzun yiğitliğidir, polisimiz de yiğittir, hepsini tebrik ediyorum, gayette güzel gidiyor.
Ama milletimizin devlete sürekli bilgi akıtması ve bildikleri her türlü bilgiyi ulaştırması gerekiyor. Yani olayı seyretmek doğru değil, devletimiz zaten yapar, biz seyredelim bu yakışık almaz. Devlet tabi yapacaktır ama millette bilgi verecektir ve yardımcı olacaktır. Yani mahkemelerin şahitlere ve bilgiye ihtiyacı vardır. Elinde bilgi olup da yani konulara şahit olan insanların dürüst insanların, bilgi vermemesi çok ayıp ve yanlış olur ki daha iddia edilen Ergenekon operasyonunda hukuk ve yargı kanadına operasyon yapılmadı en tehlikeli yönüdür olayın, en riskli yönüdür operasyonun henüz daha buraya bir operasyon yapılmadı. Bu konuda özellikle milletimizin, devletin ilgili birimlerini çok iyi bilgilendirmesi gerekiyor. Çünkü iddia edilen Ergenekon hep bu yapılanmasıyla yakasını kurtarmıştır ve hareket kabiliyetini artırmıştır.
İtalyan savcı da geçen günler söylüyor, biz diyor hep hukuk kanadından ayağımıza bir bağ bulduk. Yani hareket kabiliyetimizi hep hukuk kanadı kırdı, diyor. İtalya’daki derin devlet örgütlenmesini yıkarken. P2 mason locası da onları destekliyordu biliyorsunuz, oda bir komünist örgütlenmeydi. İtalyan komünist derin devleti idi. Onu devirdiler şu an. Fakat Türkiye’deki yapılanma henüz can çekişiyor. O yüzden özellikle hukuk kanadında yargı kanadında bilgisi olan her vatandaşın çok detaylı savcılıklara bilgi vermesi gerekir.
MUHABİR: Peki hukuk kanadına geçecek miyiz, ilerleyen günlerde büyük ihtimalle, böyle bir şey söz konusu
ADNAN OKTAR: Yapılması gerekiyor tabi, ama yani milletin de devletimizin çok iyi arkasında durması gerekir. Polisin arkasında durması lazım, mahkemelerin ve savcıların arkasında durması lazım, bu operasyonun başarısı için, her yönden bu operasyon içinde olan herkesin desteklenmesi gerekir. Çünkü operasyona karşı olan ciddi bir iddia edilen Ergenekon taraftarı var, biliyorsunuz yani bu çok büyük bir risktir. Eğer seyredilirse bu yakışık almaz, ama iddia edilen Ergenekon yapılanması mutlaka çökecek onu söyleyeyim, yani hadislerin işaretine göre Said Nursi Hazretlerinin izahlarına göre, ikinci bir yol yok. Yani mutlaka, çökecek.
MUHABİR: Böyle bir şey ortaya çıkacak ve mutlaka
ADNAN OKTAR: Bu bitti yani bu iş, ama sebebe sarılmamız gerekiyor. Yani mutlaka bu bitecek.
MUHABİR: Yine burada Masonların parmağı söz konusu
ADNAN OKTAR: Tabii
MUHABİR: Hocam Masonları sorayım ben size, bunların bir, Masonların bir amblemi var ve Mason deyince inşaat işçileri ilk olarak akla geliyor, yanılmıyorsam İngiltere’de kurulan bir cemaat, yapılanma daha sonra işte şunu da gördük, Amerika Birleşik Devletlerinde ciddi anlamda söz hakları var. İngiltere’de söz ciddi anlamda ve Türkiye’de de sizinle geçen programda söylediğiniz gibi Atatürk’ün Masonluğu, Mason localarını yasaklaması gibi yanılmıyorsam bir şey söz konusu…
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Ne yapmaya çalışıyorlar ve neden Türkiye, neden özellikle Türkiye üzerinde bu kadar düşünüyorlar?
ADNAN OKTAR: Çünkü Türk-İslam âleminin kilit ülkesi Türkiye’dir. Eğer Türkiye giderse bölerlerse parçalarlarsa bütün Türklük âlemi çöker, bütün İslam âlemi çökebilir Allah esirgesin, yani noktayı istinattır. İstinat noktasıdır, yani ana noktadır, o yüzden can havliyle bütün Avrupa ve Amerika’daki Masonlar Türkiye’deki yapıyı yıkmaya çalışıyorlar. Yani Darwinist propaganda, materyalist propaganda, gayrı ahlaki propagandayla, Masonik propagandayla milletin manevi rabıtalarını, manevi gücünü kırarak, milleti duyarsız, güçsüz ve tepkisiz hale getirmeye çalışıyorlar. Yani mesela, bir yerde işgal olacak ki; Türkiye’yi zaman, zaman da yokluyorlar. Mesela Filistin’e yapılan saldırı aynı zamanda bir nabız yoklamasıdır.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Yani bakalım ne yapıyorlar, Müslümanların tepkisi ne olacak, zaman, zaman mesela Kuran’a, İslam’a, peygambere yönelik hâşâ sözler oluyor, yani uygunsuz sözler, bunlar hep zemin yoklamalarıdır. Yani tepkiye bakıyorlar, ne yapacaklar acaba gibisinden ve tepki güçleri nedir diye, şimdi Darwinizmin Türkiye’de yıkılmasını ve dünyada böyle hezimete uğramasını bir türlü hazmedemediler, çünkü boş bulundular. Ve bu kadar kolay ve bu kadar ani ve bu kadar ummadıkları bir yapıdan bunun oluşmuş olması bunları çok, çok sinirlendirdi. Yani şu an ne yapacaklarını bilemeyecek durumdalar, yani çok bunalıma girdiler adeta. Yani bir anda tutuğumuzla sırtlarının üstüne yere vurduk bunları. Bunlar ayağa kalktılar ama şaşkın haldeler yani dünyaları gitti adeta, o yüzden artık bana ölümlerden ölüm beğen tarzında bir şey içerisindeler ama çözüm de bulamıyorlar. Yani iş işten geçti şu an. Yani Atlası Fransa’da yasaklamaya kalktılar o da çözüm olmadı, daha da yayıldı. Fakat milletimizin imanını bozamadılar, yani o çok onları sinirlendirdi, yani bu kadar yüklenme ve bu kadar emeğe rağmen Türkiye, Türk milliyetçisi kaldı, dindar ve mukaddesatçı kaldı, vatansever, böyle birlik ve beraberlik taraftarı bir yapı içerisinde kaldı. Bu onları çıldırttı yani iddia edilen Ergenekon’a rağmen, Masonluğa rağmen, PKK'ya rağmen muazzam bir güç gösterdi milletimiz. Hepsini tebrik ediyorum aslan milletimizin.
MUHABİR: Evet, geçmişte aslında Filistin şu anki Filistinlilerin dedelerinin kendi topraklarını Osmanlıya bağlıyken maalesef Yahudilere sattığını düşünürsek Türkiye’nin yapmış olduğu gerçekten Türk insanının yapmış olduğu övgüye şayan bir hareket gerçekten.
ADNAN OKTAR: Türkiye daha manevi kılıcını çekmedi. Türkiye manevi kılıcını çekti mi onun ışığını görenler gözü kamaşacak inşaAllah, Allah’ın izniyle yani Deccaliyeti, tuğyanı ve delaleti yerle bir edecek Türkiye. Bütün Türk ülkelerini birleştirecek, Türk âleminin lideri olacak, bütün İslam âleminin lideri olacak, süper devlet olacak, bütün dünyaya yön vereceğiz inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, Hocam doğu ve güneydoğu Anadolu’da yani terör olaylarının yoğun olduğu bölgelerimizde bu fitnenin ve kardeş kavgasının bitmesi için ne yapmamız gerekir. Aslında ben bunu farklı bir noktada sormuştum size, neden PKK, PKK nedir? Ama bunun bitmesi için ne yapmamız gerektiğini sormuş, Ayla Akyol, İstanbul’dan
ADNAN OKTAR: Bunların PKK'nın bir dini var, yani Masonik bir dini var. Darwinist materyalist Stalinist, komünist bir yapılanma bu. Halkı bu yönde propagandayla eğitiyorlar, kahvelerde, sokaklarda, köylerde her yerde eğitiyorlar. Yani cahil tipler böyle geliyor, kendince oradan buradan derleme toplama okumuş bir şeyler, ama halkın da bir kısmı oradaki muhterem ve mübarek kardeşlerimizin bir kısmı da hakikaten bilgisiz insanlar. Tek yanlı eğitim alıyor bu kişiler. Buna karşı anti-komünist, anti-Stalinist, anti-Darwinist manevi ve mukaddesata yönelik güzelliklerimizi anlatan bir çalışma yapılması gerekiyor. Bunun için biz biçilmiş kaftanız işin doğrusu. Yani eğer bizim yolumuz açılırsa bu Kürtçe yayın yapan Tv'de bize imkân verilirse veyahut bizim bilgilendireceğimiz kişiler çıkar da anlatırlarsa televizyonda, bu fitnenin beynini söndürmüş oluruz. Yani beyni gitmiş olur. Yani inancını kaybeden bir hareket de artık yürüyemeyecek hale gelir felç olur. Çünkü beyninin dağıtılması çok önemlidir. Biz bu fikrin beynini dağıtıyoruz. Ama bize imkân verilmesi lazım, çünkü biz Güneydoğuya giremiyoruz, giremeyiz. Yani köylere giremeyiz şu an asker bile zor giriyor, bizim girmemiz zor.
MUHABİR: Hocam Tv6’dan bahsettiniz. Tv6 noktasında halkın çoğunluğunda statik bir düşünce söz konusu, kimse çok iyi demiyor, kimse çok kötü de demiyor, yani böyle bir televizyon var ve herkes izlemede şuan. Fakat uç tepkiler var, nihayetinde geçen gün bir parti lideri, eski bir asker, eski bir paşamız TV şeş’i alırım okey oynarım da dedi, siz tv Şeş’e Tv6’ya nasıl bakıyorsunuz? Böyle bir televizyon gerçekten Türkiye’de olmalı mıydı?
ADNAN OKTAR: Yani orda gürül gürül anti-komünist, anti-Darwinist, anti-materyalist, anti-Stalinist bir çalışma yapılıyorsa bu çok mükemmel bir çalışma olur, gayet de güzel olur. Yani bu televizyonun kapatılması yerine bu televizyonda o örgütün beynini dağıtacak bir çalışma yapılması, en akılcı faaliyettir ve hakikaten Kürtçeden başka dil bilmeyen çok fazla vatandaşımız var. Yani hiçbir mahsuru yok.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Orda yani yapılacak şey örgütün propagandası değil ki, örgütün yani PKK'nın yanlış hatalı olan insanları kandıran sistemini ortadan kaldıracak karşı çalışma yapılması esastır. Ama hiçbir şey yapılmazsa bu kanalda sadece şarkı türkü ve haberler olursa o zaman yazık tabi ya çok, çok yazık, yani herhalde böyle değildir.
MUHABİR: Her şeyden önce böyle değişik programların biraz daha yoğun olması gerektiğini,
ADNAN OKTAR: Yani doğrudan amacının bu olması lazım yani, eğer bu olmuyorsa çok, çok yazık yani
MUHABİR: Hocam son 15 dakikamız, ben dilerseniz soruları üst üste soruyum. İyi akşamlar Hocam, şeytan denilince insanın aklında filmlerde gördüğümüz benzer bir varlık canlanıyor, yani kısa boylu boynuzlu kırmızı kıyafetli kuyruğu olan sert ve alaycı bakışlı bir varlık. Ancak gerçekte o âlemi görmediğimiz için aslını bilmiyoruz, şeytan neye benziyor hocam, demiş, Alican Şinaz, siz İslami yönüyle anlatır mısınız?
ADNAN OKTAR: İrlanda Mason localarında, Kudüs Mason localarında şeytan doğrudan görüntü halinde geliyor ve ondan doğrudan bilgi alıyorlar, onlara sorup detay bilgi alabilirler
MUHABİR: Yani iletişim kuruyorlar bazı insanlar
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi direk yani, Kuran’da da bunu anlatılıyor Cenab-ı Allah, yani alenen direk net, iki türlü bağlantı kuruyor. Bir hipnoza geçip şeytan onun bedenine giriyor, onun ağzıyla konuşuyor ki böyle kendilerini kaybediyorlar, ağızlarından köpükler saçarak falan, böyle o trans halindeyken, deli gibi oluyorlar, yarı deli gibi oluyorlar, bir öyle bilgi almaları mevzu bahis. Bir de doğrudan şeytandan bilgi alıyorlar, yani alenen görüntü halinde geliyor. Ve anlatıyor onlara şunu yapacaksınız, bunu yapacaksınız, şurada kan dökeceksiniz, burada kan dökeceksiniz diye, onlarda kukuletalarıyla el pençe karşında durarak huşu içinde onu dinliyorlar.
Koskoca Meşriki Azamların boynuna ip dolayıp yerde yürüterek götürüyorlar, bunun fotoğrafları da var kendi localarında, yani zaten kendi dergilerinde anlatıyorlar. Yani üstadın karşısına Mason nasıl götürülür anlatıyorlar, bir dahaki yayında kendi kitaplarını da göstereyim, boynuna ip dolama şekillerini nasıl dört ayaküstünde yürüterek götürdüklerini gösterebilirim.
MUHABİR: Sizin bu noktada yanılmıyorsam, 95-96 yıllarında bizde o dönemde radyolarda çalışıyorduk. Radyolara fakslar geliyordu, Bilim Araştırma Vakfının gönderdiği fakslar ve ilginç fotoğraflar vardı. Hatta Türkiye’den bazı ünlü insanların da fotoğrafları vardı, onları gerçekten Bilim Araştırma Vakfı mı gönderiyordu yoksa Bilim Araştırma Vakfı gibi görünen kuruluşlar da var mı? Yani sizi zedelemek için yaralamak için böyle çalışmalar yapan kuruluşlar var mı?
ADNAN OKTAR: Biz yıllardan beri bas bas bağırırız, komünist derin devlet var Türkiye’de, buna karşı mücadele edilsin, bunları Masonlar destekliyorlar, bunlar devleti yıkmaya kararlı, Türkiye’yi ikiye bölme amacında bunlar, diyorduk. En sonunda sözümüzün doğru olduğunu herkes görmüş oldu. Yani ben 20 yıl önce anlattıklarım şu an aynısıyla çıkıyor. Yani 10 yıl önce anlattıklarım gene aynısıyla çıkıyor. Fakat o dediğiniz faksların mahiyetini bilmediğim için bir şey söyleyemeyeceğim. Fakat eğer teknik bir bilgi ise zaman zaman vakfın açıklamaları oluyordu, ama ne olduğunu bilmiyorum
MUHABİR: Bazı ünlü insanların, toplumun çokta sevmeyeceği yerlerde farklı kıyafetler giyerek çektirmiş olduğu fotoğraflar fakslanıyordu bize,
ADNAN OKTAR: Hayır yok ben o tarz şeylere kitap olarak yayınlıyordum, yani faks olarak onu kullanmam ben. Faks o kadar bilimsel olmaz ve doyurucu da olmaz, ben o tarz düşüncelerimi, inançlarımı hep kitaplaştırdım, Masonlukla ilgili benim çok fazla kitabım var. Zaten www.harunyahya.org’ a girenler o konuda çok detaylı bilgi alabilirler.
MUHABİR: Evet, Sayın Hocam röportajlarınızda müminlerin içinde olan altıncı histen bahsediyorsunuz, bu his, olayları önceden sezebilmek midir? Açıklar mısınız demiş, Halime Yılmaz, Amasya’dan.
ADNAN OKTAR: Müslüman’da basiret feraset vardır, mesela tehlikeli bir insan yüzünden anlaşılır, iyi bir insan da yüzünden anlaşılır, akıllı bir insan hemen anlaşılır yüzüne bakar bakmaz, aptal da anlaşılır yüzünden, yani mesela korkan bir insan da anlaşılır, güvenilir bir insan da anlaşılır, genellikle anlaşılır. Yani, akıllı insanlar bunu sezebilirler.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Yani Allah-u âlem, diye söylüyoruz tabi, buna altıncı his diyebiliriz,
MUHABİR: Tabi Müslümanların altıncı hissinin,
ADNAN OKTAR: Evet buna,
MUHABİR: Daha gelişkin,
ADNAN OKTAR: Evet Müslümanlarda bu gelişmiştir, buna da zaten feraset ve basiret denir,
MUHABİR: Sayın Hocam Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Obama, bir açıklama yaptı ve dedi ki, bazen hata yapıyoruz, mükemmel değiliz, ancak bizim geçmişimize bakarsanız, Amerika bir koloni olarak doğmadı. Amerika Birleşik Devletleri ile Müslüman dünya arasında bundan sadece 20-30yıl önce mevcut olan saygı ve ortaklığı yeniden oluşturmamamız için bir neden yok. Siz bu sözlerle ilgili ne düşünüyorsunuz, neyi amaçlıyor yeni başkan Obama?
ADNAN OKTAR: Müslümanlar şefkatli, merhametli ve affedicidir, tabi yani Obama iyi niyetle bunu söylüyorsa, biz bunun arkasında bir art niyet aramayız, tamam deriz inşaAllah dostluğunu, dostluk olarak kabul ederiz, dostluk elini uzatırız, tabi. Yani kin nefretle işte falancanın hesabını sen ver demeyiz, tabi ki
MUHABİR: Evet, dostluk elini uzatacak mı, Türkiye’ye Obama?
ADNAN OKTAR: Tabii ki uzatır, zaten uzatıyor yani şu an, Türkiye de onlara tabii ki onlara dostluk eklini uzatır.
MUHABİR: Samimi buluyor musunuz, Obama’yı Hocam?
ADNAN OKTAR: Yani öyle görünüyor, yani aksi ispat edilmedikten sonra hüsn-i zan esastır, yani bir aksi tavır koymadıktan sonra insanlara hüsn-i zanla bakmak güzel olur, ahlaka uygun olur. Su-i zan iyi değildir yani kötü zanda bulunmak iyi bir şey değil.
MUHABİR: Muhterem hocam selamlar.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
Muhbir: Kuran-ı Kerim’de Hz. Yusuf’un rüya yorumu yaptığından bahsediyor Rabbimiz, rüya yorumu yapmak için nasıl bir ilim gerekir demiş, izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Peygamber olmak gerekir, onun dışında mümkün değil, çünkü Hz. Yusuf onu söylerken vahiyle söylüyor. Allah’ın bildirmesiyle söylüyor, yani insanların söylemesi yalan olur, yani hurafeye yaklaşacak şeylerden kaçınmak lazım tabi.
MUHABİR: Yani rüya tabirlerinin yapılmaması gerektiğini söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Yani olmaz öyle bir şey, “işte ben rüyamda ağaç gördüm, öyleyse zengin olacağım, işte kuş gördüm öyleyse uçacağım” yani bunlar biraz mantıksız şeyler, geçerliliği olmaz bunlar.
MUHABİR: Evet, bazı kimseler ibadetin kalpleri temizlemek için yapıldığını söylüyor ve benim kalbim temiz olduğuna göre ibadet yapmam gerekmez, diyorlar böyle bir gerekçeyle kişi ibadet sorumluluğundan kurtulur mu, demiş Engin Tanrıöven, İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Kuran’da böyle bir şey yok, ama bir şahıs çıkıp ben Kuran böyle diyor ama ben de böyle diyorum, diyorsa, ahirette bu konuyu Allah ona sorduğunda detaylı olarak açıklaması gerekir, açıklayacağı kanaatindeyse artık onun düşünmesi gerekir.
MUHABİR: Evet, son zamanlarda belki Türkiye’de en çok belki bundan sonra tartışılacak konulardan bir tanesi Müslüman kimleri dost edinmelidir, deniyor. Kimlere güvenilmelidir, günümüzde güvenilecek kimse etrafta kalmadı, demiş böyle düşünüyor izleyicimiz, bize bu konuda açıklamalarınızla yardımcı olur musunuz, Musa Akyazılı…
ADNAN OKTAR: Akıllı insana güvenmek lazım, yani akıllı insan Allah’tan çok korkan, Allah’ı çok seven, hayatını Allah’a adamış insandır. Akıllı insandan hiçbir şekilde zarar gelmez. Aptal dost çok tehlikelidir, yani insanın başını bayağı belaya sokar, ama akıllı insan zaten düşman olmaz, hatta insanlar der, akıllı düşmanım olsun da aptal dostum olmasın derler. Fakat akıllı da zaten düşman olmaz. Akıllı insanı biz üslubundan, konuşmasından, hareketlerinden, yaşantısından çok açık anlarız. Yani akıllıyı anlayacak ferasette yaratmıştır Allah Müslümanları. Yani bir içgüdü vardır insanda, nasıl çocuk annesini tanır, nasıl bir kuzu da öyle annesini tanıyor, aynı şekilde insan da akıllıyı tanıyacak şekilde yaratılmıştır. Fakat mantığıyla akılıdan uzak durur, vicdanı akıllıdan yanadır, fakat mantığı akıllıdan kaçmayı söyler ona, akıllıdan insanlar çekinirler. Hâlbuki akıllıdan her türlü güzellik sadır olur, Allah’ın dilemesiyle, Allah onu vesile eder.
MUHABİR: Kıskanmamak ve mutlaka yanında biraz daha fazla bulunmak gerekiyor, hocam.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Türkiye’de özellikle kriz dönemlerinde bir suç patlaması söz konusu, nihayetinde sizin de söylediğiniz gibi aslında biz Amerika ya da diğer batılı ülkeler gibi yeni yeni medeni olmuş bir toplum değiliz. 2000 yıllık bir tarihimiz var ve her şeyle gelenek ve göreneklerimiz var. Bu suç patlamalarını neye bağlıyorsunuz, özellikle ekonomik krizlerde?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, Türkiye hem medeni, hem de modern kaliteli bir toplum, fakat manevi eğitim alınmadığında bir insana sen havyansın işte Darwin’in tarif ettiği gibi bir evrim sonucunda oluştun. Daha hayvanlıktan insanlığa geçiş aşamasındasın dersen ve sen tesadüflerle oluştun hâşâ Allah yok dersen, o insanın kafasının içerisinde tam bir karmaşa, anarşi, azap ve acı oluşur ve o insanı adeta yarı deli hale getirirsin. Bazen de tam deli haline getirirsin o zaman ne yapacağı belli olmaz o insanların. Yani birçok vakada ne yapacağını bilemeyeceğimiz insanlar oluşmuş oluyor. Ama Allah’tan korkan, Allah’ı seven aklı başında bir insan hiçbir şekilde tevekkülden Allah’a saygıdan ve Allah korkusundan ayrılmayacağı için sürekli tavırları dengeli ve tutarlı olur, makul olur.
MUHABİR: Evet, son iki sorum Hocam, üç dakikamız var, bir izleyicilerimizden bir soru soruyum, daha sonra ben özellikle yerel seçimlerle alakalı bir soru sormak istiyorum. Diğer soruları da izleyicilerimize buradan hatırlatayım, diğer soruları mutlaka önümüzdeki hafta soracağım Sayın Hocama. İddia edilen Ergenekon terör örgütünü deşifre eden birçok çalışmanız var ve bildiğimiz kadarıyla birçok suikasta de uğradınız bu noktada, daha doğrusu teşebbüste bulunmuşlar size karşı ama siz hiçbir şey olmamış gibi olayın üzerine gidiyorsunuz, hiç çekinmiyor musunuz, demiş Sayın Serkan Canbaba,
ADNAN OKTAR: Ben bir tek Allah’tan korkarım, çok da hoşuma gidiyor üstüme gelmeleri, yani ben ne kadar üstüme gelinirse o kadar coşan bir ruha sahibim, o kadar çok hoşuma gidiyor, yani zorluklar beni böyle müthiş canlandırır. Şevkimi arttırır, heyecanımı arttırır, durağanlıktan ben hoşlanmam.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Yani Allah yolunda olan insanların üstüne bela yağmur gibi yağar ve çok büyük bir nimettir o, insanı müthiş açar, sağlıklı hale getirir, yolunu daha nurlu hale getirir, her yönden iyidir, İnşaAllah.
MUHABİR: Yani siz tepki aldıkça doğru yolda olduğunuzu düşünüyorsunuz
ADNAN OKTAR: Evet, İnşaAllah.
MUHABİR: Hocam yerel seçimler olsun son sorum, aslında ilerleyen programlarımızda programın büyük bir kısmını yerel seçimlere ve insanların yerel seçimlerdeki tercihlerinin nasıl olması gerektiğine bağlayacağım. Nihayetinde birçok parti var ve birçok partinin de aday adayları vardı, elendi adaylar söz konusu, insanlar oy vererek 5 yıllık yöneticilerini bulundukları semte ikamet ettikleri noktada 5 yıllık yöneticilerini seçiyorlar ve 5 yıl boyunca da biz bu yöneticilerden iyi ya da kötü istifade ediyoruz. Yerel seçimler hakkında ne söyleyeceksiniz? Partilerin yerel seçim çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Yerel seçimlerde partilerimiz bizim hepsi birbirinden güzel, yani ben MHP’yi çok severim, Türk-İslam Birliğini savunduğu için. Büyük Birlik Partisini çok severim Türk-İslam Birliğini savunduğu için. AKP zaten gece gündüz Türk-İslam Birliği için gayret ediyor. Demokrat Parti da en başından beri öyle gider zaten o çizgidedir. Saadet Partisi zaten malum Milli Görüş dedin mi, amaç zaten budur. O yüzden hepsi birbirinden güzel yani bölgedeki konumlarına göre kişilerin kalitesine göre samimiyetine göre oylarını verebilirler.
MUHABİR: Evet, özellikle seçim dönemlerinde genel başkanların birbirlerine karşı inanılmaz bir tavırları söz konusu, gerçi orda oy kaygısı da maalesef söz konusu ama sizce birlik ve beraberlik içinde bunlar aşılamaz mı? Yani nihayetinde biz bulunduğumuz semtte neresi ise bir başkan seçeceğiz ve herkes gidip birilerine oy verecek, bu tavırları nasıl buluyorsunuz? Az önce maneviyattan özellikle bahsettiniz geçmişimizden ki bütün parti başkanlarımızda hemen, hemen aynı kültürle yetişmiş insanlar.
ADNAN OKTAR: Mehdi devrinde tam bir sevgi, tam bir kardeşlik, tam bir barış ortamı olacak. Tam istediğiniz şeylerin fevkinde, fazlasında bir güzellik bulacaksınız, İnşaAllah.
MUHABİR: Hocam, böylece programımızın sonuna geldik.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Tekrar programımıza katıldığınız için çok teşekkür ediyoruz,
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum,
MUHABİR: Önümüzdeki Salı Allah izin verirse, saatlerimiz 18.30’u gösterdiğinde yine izleyicilerimizle birlikte olacağız, diyoruz. Sizin son olarak söylemek istedikleriniz varsa izleyicilerimize alalım.
ADNAN OKTAR: Son olarak söylemek istediğim, her zaman söylediğim şey, samimiyet, Allah korkusu, Allah sevgisi, Allah’ı çok sevmek, deli âşık olarak günümüzü Allah’ın coşkusuyla yaşamak, İnşaAllah.
MUHABİR: Çok teşekkür ediyorum,
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum, İnşaAllah,
MUHABİR: Sayın seyirciler böylece bir gündem programımızın daha sonuna geldik, önümüzdeki hafta Salı günü saatlerimiz 18.30’u gösterdiğinde Sayın Adnan Oktar’la sizlerle tekrar birlikte olacağız, önümüzdeki hafta tekrar birlikte oluncaya değin, hayırlı haftalar, hayırlı saatler, hayırlı günler diliyoruz, hoşça kalın.