TEMPO TV: Sayın Oktar, hoş geldiniz programımıza.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz. Allah razı olsun.
TEMPO TV: Sayın Oktar. Ahir zaman konuları hakkında bir rehber niteliğinde açıklamalar yapıyorsunuz ve bu konuyu da biz de buradan her hafta dile getiriyoruz. İzleyicilerimizin de yoğun ilgisi var. İsterseniz programımızın başında bir kez daha hatırlatalım. Ahir zamanla ilgili alametler nelerdir günümüzde? Akabinde de yine gündemimizdeki konulara devam edelim.
ADNAN OKTAR: Ahir zaman peygamber efendimizin tarif ettiği adeta bir tablo gibidir. Kendisinden sonra olacak olayları ve Hz. Hasan’ın, Hüseyin’in şahadetleri, Hz. Ali’nin şahadetleri, bu Hülagü Fitnesi’ni, diğer çekilecek ızdırapları, zorlukları falan bunların hepsini kendi devrinde açıklamıştır. Ama özellikle ahir zamanı çok detaylı ve kapsamlı açıklamıştır. Bir kere Mehdi’nin çıkışından daha önce olacak olayları da çok detaylı açıklamıştır. Mesela birinci dünya harbini, ikinci dünya harbini, büyük dünya savaşları olacağını önceden bildirmiştir.
TEMPO TV: Evet
ADNAN OKTAR: Mehdi devrinden önce bunlar olacaktır. Bunları bildirmiştir. Ama Mehdi’nin çıkışıyla beraber yoğunlaşacak olan olaylar vardır. Fırat’ın suyunun kesilmesi, Afganistan’ın işgali, Irak’ın işgal edilmesi, Irak’ın para biriminin kalkması, Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları olması, Kuyruklu yıldızın çıkışı, Güneş’ten büyük bir alametin belirmesi, Güneş’te son yüzyılların en büyük patlaması oldu. Buna benzer alametlerin tamamı zuhur etmiştir ama çok fazladır bu alametler. Hazretimehdi.com’a girenler zaten bunu çok detaylı görürler. Ama böyle bir ekonomik krizin olacağı Mehdi devrinde, buna hem Kuran işaret ediyor, Kuran’da ayet var, hem de hadislerde belirtilmiştir. Bunun kapsamı hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca Müslüman ülkelerin birbirleriyle savaşacağı, kendi içlerinde bölünecekleri, Filistin’de şiddetli kan akacağı, Afganistan’ın işgal edileceği, Irak’ın yabancı devletler tarafından işgal edileceği, yani birçok sancakla işgal edilir diyor Peygamber efendimiz. Bağdat’ın dumanlar içinde kalacağı, ateşler içinde kalacağı, hatta işte diyorum Irak’ın para biriminin ortadan kalkacağı, yeniden yapılanacağı gibi çok kapsamlı detaylar var. Bunların hepsi olmuştur, halen de olmaya da devam ediyor. Bunların açıklaması şu: Mehdi gelmiş ve vazife başında demektir.
TEMPO TV: Evet, sizin anlattıklarınızdan görebildiğimiz kadarıyla birçok husus bizim de şahit olduğumuz şekilde ve dönemde yaşandı. Filistin’de çok kan akacağı söylendi demiştiniz. O da gündemimizdeki maddelerden biri biliyorsunuz. Gazze’deki olaylar hakkındaki düşünceniz nedir?
ADNAN OKTAR: Filistin’de Deccal’ın konumu özel olarak anlatılmıştır. Müslümanları nasıl muhasaraya alacağı, onları açlık ve kıtlık içerisinde bırakacağı, onları çok eziyet edeceği, işkence edeceği, Müslümanlara dünya’yı dar edeceği ve bunun kademeli olarak devam edeceği açık açık belirtilmiştir. Şu an gördüklerimiz de bunlardır. Mesela çocukların, kadınların, böyle acı çekeceği, onların da katledileceği belirtilmiştir. Ama bu konu Tevrat’ta da belirtilmiştir. Tevrat’ta bunu yapanlara, böyle bu zulmü yapanlara Tevrat “fahişe” diyor. Yani ateist Siyonistlere ve masonlara. Bakın diyor ki: Hezekiel bölümünün 23, 35 ve 37. bölümlerinde “bundan ötürü egemen Rab şöyle diyor: Madem beni unuttun”. Madem Allah’sız kitapsız, dinsiz, imansızsın, bana sırt çevirdin... Yani Tevrat’ın hükümlerini yapmıyorsun ki Tevrat’ta güzel ahlak, sevgi vardır... “Sen de ahlaksızlığının fahişeliğinin cezasını yükleneceksin.” Ateist Siyonistleri Allah tehdit ediyor. “Rab bana seslendi. Öyleyse onlara iğrenç uygulamalarını bildir.” Ahlaksızlıklarını onlara anlat diyor. Katliamlarını, cinayetlerini, kalleşliklerini, kahpeliklerini anlat. “Çünkü fahişelik ettiler, kan döktüler.” Bak dikkat edin “kan döktüler”. “Putlarıyla fahişelik ettiler.” Masonlar biliyorsunuz şeytanı put edinmiş durumdalar, ona tapıyorlar. “Bana doğurdukları çocukları yiyecek olarak putlarına sundular.” Yani Allah rızası için doğurdukları çocukları, insanların Allah rızası için doğurdukları çocukları yiyecek olarak putlarına sundular. Yani putlara... Şeytana kurban ediyorlar, biliyorsunuz genç kızları, genç çocukları... Eskiden beri şeytani ayinlerde bu kullanılır. Yani binlerce yıllık bir ayin ritüelidir bu. Genç kız kanı dökmek, çocuk kanı dökmek. “Çocukları yiyecek olarak putlarına sundular.” Hoşea bölüm 4’te “Yok olmuş sevgi” diyor. O devirde sevgi yok olmuş diyor... Ahir zaman. “Sadakat yok olmuş, Tanrı bilgisi yok olmuş. Bunun yerine lanet, yalan, adam öldürme, cinayet, hırsızlık, zina almış her şeyin yerini. Zorbalık ediyorlar, kan üstüne kan döküyorlar.” diyor. Yani kan döküyorlar, yine kan döküyorlar diyor. Hakikatten de şu an Filistin’de yapılan budur. Sürekli kan döküyorlar. “Günahlarıyla besleniyorlar. Onların suç işlemesini istiyorlar.” İnsanların suç işlemesini istiyorlar diyor. “Tuttukları yol yüzünden cezalandıracağım onları. Yaptıklarının karşılığını vereceğim.” Ki bu Mehdi devrinde olacaktır, bütün yapıp ettikleri durdurulacaktır. “Yiyecekler ama doymayacaklar.” Şu anda da sürekli paraya harisler, sürekli para yiyorlar fakat doymuyorlar. “Çünkü Rab’bi dinlemekten vazgeçtiler. Tahta puta danışıyor...” ki Jakin Boaz sütunlarına inanıyorlar biliyorsunuz. Onlara göre hareket ediyorlar. “Değneğinden yanıt alıyor. Çünkü zina ruhu onları saptırdı. Kendi Tanrıları’ndan ayrılarak zina ettiler.” Allah’a inançtan ayrıldılar diyor. “İsrail inatçı bir inek gibi inat etti.” İsrail diyor, inatçı bir inek gibi inat etti. “Hala zina ediyorlar; Önderleri rezilliğe gönül verdi.” Yani liderleri diyor, rezilliğe gönül verdi.” Kan dökmeye, can yakmaya kalben eğilim göstertti.”Rüzgâr onları kanatlarına sardı. Kurbanları yüzünden utanacaklar.” Yani döktükleri kan yüzünden utanacaklar diyor... Hoşea bölüm 4’te.
TEMPO TV: Sayın Oktar bunlar Tevrat’tan okuduklarınız.
ADNAN OKTAR: Evet
TEMPO TV: Peki buna rağmen Yahudi toplumu neden yeteri kadar tepki göstermiyor?
ADNAN OKTAR: İsrail’de dindar Musevileri ateist Siyonistler tam bir ablukaya almış durumdalar ve onları her planda eziyorlar. Yani ibadetlerine de musallat oluyorlar, yaşantılarına musallat oluyorlar, onları görenler bilirler. Ekonomik yönden de çok fakir ve perişan halde yaşıyorlar. Yani böyle kenar mahallelerde onları yaşatıyorlar, çok eziyorlar. Ateist Siyonistler hep parayı genellikle silahlanmaya, bombaya, mermiye, napalm bombasına, ona benzer malzemelere yatırıyorlar. Hâlbuki halk perişan durumda Filistin’de. Yani bir tek Museviler değil tabi orada. Yani Hıristiyanlar da var, dindar Müslümanlar var, dindar Museviler var, dindar Hıristiyanlar var. Hepsine zulmediyorlar ve hiçbiri rahat değil. Hepsi inşaAllah Mehdi devrinde rahatlığa kavuşacaklar. Hadis de var biliyorsunuz; Mehdi diyor, Hıristiyanlara gerçek İncil’le, Musevilere gerçek Tevrat’ la, Museviler de Kuran ahlakıyla yardımcı olacak diyor. Bu devre doğru gidiyoruz inşaAllah.
TEMPO TV: Peki Sayın Oktar, İslam dünyasının tepkisi nasıl buldunuz Gazze olaylarına? Şu anda bizim ülkemizdeki televizyon kanallarını da açtığınızda yardım kampanyalarını görmeniz mümkün. Sizce tepki bu mu olmalı yoksa daha organize bir tepki mi verilmeliydi?
ADNAN OKTAR: En güzel tepki Türk İslam Birliği’nin savunulmasıdır, birlik ve beraber olunmasıdır ve meseleye kökten çözüm getirilmesidir. Mesela ben duyuyorum; keşke oraya doktor olarak gitsem. Yani önce adamlar öldürülecek, yaralanacak, sakat kalacak doktor olarak gidecek. Keşke oraya bir ilaç kamyonuyla gitsem... E kardeşim sen bunu diyeceğine, keşke ben oraya Türk İslam Birliği’nin gücüyle gitsem ve konuyu kökünden halletsem, İsrail de kurtulsa, İsrail’deki dindarlar, Hıristiyanlar da kurtulsa, Müslümanlar da kurtulsa, bu işe bir son versek demek mi doğru? Yoksa böyle sargı bezi, kan ve serum götürmek mi? Tabii ki olay olduktan sonra tabii ki mecburuz götüreceğiz ama yani bu olayın olmasını engelleyecek tedbirleri niye konuşmuyoruz? Yani bu çok önemlidir. Bunun çözümünün Türk İslam Birliği olduğu, İslam Birliği oluştuğunda, Müslümanların bir araya gelmesi konumunda burada böyle bir sorun olmayacağı çok açıktır. Türkiye’nin liderliğinde böyle bir yapı olduğunda Türk devletlerinin desteğinde koskoca bir Türk İslam Birliği oluştuğunda bunun tahayyülü dahi mümkün değildir. Değil olması tahayyülü dahi mümkün değildir. Ne zamanki bunu çok yoğun dile getirirler, o durumda daha konu ağızlarında alındığında bile bu fitnenin duracağını göreceklerdir.
TEMPO TV: Sayın Oktar o zaman şu andaki tepkileri çok yeterli bulmuyorsunuz yardım kampanyalarını. Tabi olmalı ama daha toplu bir şekilde tepki vermek daha faydalı olurdu herhalde.
ADNAN OKTAR: Kökten çözüm, kökten çözüm esastır. Yani adamlar sakatlanıp ölmeden, yaralanmadan kurtarmak çok önemlidir. Yani bununla ilgili tedbirlere ağırlık verilmesi lazım. Yoksa oraya sürekli ilaç göndermekle, kan göndermekle mesela hallolmaz.
TEMPO TV: Evet. Peki, bundan sonrasında ne bekliyorsunuz Sayın Oktar? Çünkü bu bölge yaklaşık 20 yıldır savaşlara sahne oluyor. 90 yılında Irak’ın, 91 senesinde Irak’ın işgaliyle başlayan bir süreç var. Daha öncesinde de Irak-İran savaşı vardı malumunuz. Sizce bu bölgedeki bu fitne ve kargaşanın sebebi nedir? İsterseniz önce onu sorayım.
ADNAN OKTAR: Bakın Filistin de ikiye bölünüyor biliyorsunuz. Daha da olmasa kendi aralarında savaşıyorlar. O olmazsa İsrail onlara saldırıyor. Ahir zamanda bir iman zafiyeti insanlara yayılacak. Yani Allah’a karşı sevgide bir eksiklik, Allah korkusunda bir eksiklik olacak ve bunun sonucunda muazzam bir kargaşa, muazzam bir iç terör oluşacaktır. Bunlar Peygamber efendimizin belirttiği gibi olmuştur. Ama Allah’ın delalete düşürücü özelliği olduğu gibi, hidayete erdirici yönü de vardır. Allah şimdi Ahir Zaman’da hadi ismi ile tecelli ediyor. Filistin çok dindar oldu. Eskiden komünizmin kalesiydi. Şimdi dindarlığın kalesi haline geldi. Irak eskiden BAAS komünist partisinin, yani Stalin’ci görüşün kalesiydi, şimdi İslam’ın kalesi haline geldi. Suriye yine öyle komünistlerin kalesiydi, şu an dindarların kalesi haline geldi. Afganistan biliyorsunuz komple komünistti, şu an çok dindar hale geldi. Demek ki, Allah hadi ismiyle yoğun olarak tecelli ediyor. Türkiye’de de mesela bu gün Darwinizm’e inananların oranı %5’lere, %10’lara düştü. Darwinizm’e inanmayan, her şeyi Allah yarattı diyenlerin oranı Türkiye’de %90, %95. Bu muazzam bir orandır. Bu da Allah’ın hadi isminin tecellisidir işte. Gittikçe bu kuvvet bulacak. Mesela CIA’in geçenlerde bir açıklaması oldu. Türk İslam Birliği’ne doğru gidiyor bölge. Türkiye’nin liderliğinde Türk İslam Birliği oluşacak dedi. Yine CIA’e hizmet eden bir kurum bugün yine bir açıklama yaptı. Türkiye’nin liderliğinde büyük bir Türk İslam Birliği oluşmak üzere, aman dikkatli olun, gibisinden bir açıklama yapmış.
TEMPO TV: Evet
ADNAN OKTAR: Bakın bunu şeytan da söylüyor, rahmani kanallar da söylüyor. Yani şeytan korku ve dehşet içinde söylüyor. Rahmani kanallar müjde ve sevinç içinde söylüyor. Bu bir Allah’ın kaderi, olmuş kadere göre gidiyoruz inşaAllah.
TEMPO TV: Peki Sayın Oktar, bundan sonra siz Türk İslam Birliği dediniz ama bu kargaşa daha devam edecek mi? Yani Filistin’deki olay son buldu şu anda ama İran-Amerika gerginliği var malumunuz. Tekrar bir karışıklık olmasını bekliyor musunuz kısa vadede?
ADNAN OKTAR: İsrail bununla bırakmaz ben söyleyeyim. Yani orada kan dökme İsrail’in periyodik eylemidir. Yani sürekli devam ediyor. 3-5 ay önce gene vardı. 1 yıl önce gene vardı. Birkaç yıl önce gene vardı. 10 yıl önce, 20 yıl, 30 yıl önce sürekli vardı bu ve çok çok daha fazla kan döküyorlardı. Ama mesela Irak’ta da Saddam kan döküyordu. Yani akan Müslüman kanı milyonları buldu. Geceli gündüzlü Müslüman katliamı var. Bu ahir zamanın bir özelliğidir. Yani bu kaçınılmaz bir kaderdir. Ama bolluk ve bereket, huzur ve adalet çağı da bir kaçınılmaz gerçektir. İnsanların bu kadar dine dönmesi, İslam’a karşı bu kadar sevgi duyması. Gençliğin İslam’a bu kadar muhabbetle sarılması Mehdi’nin zuhur alametidir. İslam’ın da hâkimiyetinin, Türk İslam Birliği’nin oluşacağının da çok açık delilidir. İslam ahlakının, İslam ahlakının hâkimiyetinin her yere yayıldığını görüyoruz.
TEMPO TV: Peki Sayın Oktar...
ADNAN OKTAR: Evet
TEMPO TV: Şu anda gündemdeki en önemli maddelerden bir tanesi de Amerika Başkanı’nın seçilmesi ve yaptığı tarihi konuşmaydı. Amerika Başkanı’nın iki tane farklı özelliği var. Bir tanesi Müslüman bir ailenin çocuğu olması, bir diğeri de zenci olması. Aslında iki tane özellik de çok radikal Amerika için ve dünyadaki yürüttüğü politikayı düşünürseniz de gerçekten çok ciddi bir kanal, ciddi bir karar verdiler. Siz Obama’nın Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Obama Mehdi’nin zuhurunda, Hz. İsa’nın nüzulüne yakın dönemde ortamı yumuşatma, ortamı kolaylaştırmada görev alacak bir kişidir. Ama asıl görev tabii ki Mehdi’dedir ve Hz. İsa’dadır. Ama Obama da kaderin sevkiyle hareket ediyor. Allah onu bu göreve getirdi. Net bir hizmeti olmasa dahi ortamı kolaylaştırma yönünde bir hizmeti olacaktır. Bunu göreceğiz. Fakat ekonomi yönünden Amerika zaten bir hayli çökecek. Yani Amerika’nın klasik gücü kalmayacak. Avrupa’nın da klasik gücü kalmayacak. Bu ekonomik kriz sürekli katlanarak, sürekli ezerek devam edecek gelişmeye. Hatta diyor ki Hişam bin Salim der ki: “İmam Caferi Sadık Aleyhissalam şöyle buyurdu: Mehdi’nin zuhuruna kadar halkın her sınıfı halka hüküm sürecek.” Yani her türlü iktidar gelecek diyor. “Öyle ki, artık hiç kimse eğer biz hükümet etseydik –hükümet kursaydık- iktidara gelseydik- adaleti uygulardık diyemeyecek. Daha sonra kaim Mehdi Aleyhissalam hak ve adalet ile kıyam edecek.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-, Numani, Gaybet-i Numani s.322). Yani Mehdi’den önce birçok devletler, birçok hükümetler olacaktır, birçok yapılar olacaktır. Fakat hiçbiri adaleti tam anlamıyla meydana getiremeyecektir. Bu rivayetlerde de belirtilmiştir. Ancak Mehdi zamanında bu olacaktır. Mesela diyor ki: “Aban bin Talip şöyle der: İmam Caferi Sadık Aleyhissalam ile birlikte Mekke’de bir mescit de idik. O benim elimden tutarak şöyle buyurdu: Sonra bir münadiye emredecek ve o şöyle nida edecek: Bu Mehdi; Süleyman ve Davud gibi hüküm verecek.” Yani Peygamberimiz’in hadisidir. Süleyman ve Davud gibi hüküm verecek. “Verdiği hükümde delil ve şahit istemeyecek.” Yani görünümden anlayacak. Dış görünümden Allah’ın verdiği ilhamla anlayacak ve karar verecek. Evet.
TEMPO TV: Sayın Oktar bir izleyici sorusu yöneltmek istiyorum size. Sevgili seyircilerimize hemen bir kez daha hatırlatalım. ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden Sayın Adnan Oktar’a sorularınızı yöneltebilirsiniz. Sayın Oktar, yine Mehdi ile alakalı bir soru gelmiş. Aslında soruların çoğunluğu Mehdi ile alakalı. O yüzden size hemen bir soru buradan yönelteyim. Az önce bahsettiğiniz konu ile alakalı bir soru vardı ona baktım ama... Hepsi Mehdi ile alakalı olduğu için... Evet. Siz Mehdi’nin yüzlerinden insanları tanıyacağını söylemiştiniz. İstanbul’dan Vehbi Süleymanoğlu izleyicimiz. Bir soru göndermişler. “Programınızı sürekli takip ediyorum. Hocamızın açıklamalarını öğrenmeden önce son yıllarda dünyada olan gelişmelere hiç bu gözle bakmamıştım. Ancak dünyanın özel bir döneme girdiği, Ahir Zaman’da olduğumuz apaçık ortada. Hz. Mehdi’nin münafıkları yüzlerinden tanıyacağına dair bir hadis var. Hz Mehdi yeryüzünde nasıl adalet sağlayacak?” diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Evet öyle bir rivayet var. Münafığı anlar diyor. Yani yüzünden anlar diyor.
TEMPO TV: Evet
ADNAN OKTAR: Ve şahit ve delil de istemez diyor. Yani genel tavrından, insanların genel psikolojisinden, ruh hallerinden insanları Allah’ın ilhamı ile tanıyacağında dair rivayetler var.
TEMPO TV: Hocam bir soru daha okuyalım. Yine Mehdi ile alakalı. “Hz. Mehdi’nin ahir zamanda dünyanın gözbebeği olacağını düşünüyoruz. Dünya onun nuru ile aydınlanacak, hadislerde tarif edildiği şekliyle onun güzel ahlakından, üstün özelliklerinden, yakışıklılığından etkilenmemek mümkün değil. Ancak Hz. Mehdi’nin evlenmeyeceğine dair hadisler var bu doğru mu? Doğru ise evlenmemesinin sebebi ne?” demiş seyircimiz Ankara’dan Şeniz Baysal.
ADNAN OKTAR: Kaderi öyle. Said Nursi hazretleri diyor; “Taş üstüne taş yığmaz...” –hadis de bu şekildeydi- “taş üstüne taş yığmaz ve bir tek bütün imamlar –diyor- evlenir, sadece –diyor- o hariç” diyor. “O’nu diyor özellikle belirttin mi?” “Hadisin o kısmını belirttin mi?” diyor. “Bir tek o hariç” diyor. “O evlenmez” diyor ve dolayısı ile çocuğu da olmayacak Mehdi’nin. Ama o devrin tabi şartları çok zorludur. Yani muhtemelen şartlarının zorluğu. Çünkü Said Nursi hazretleri diyor: “Vakit ve hal araştırma yapmaya dahi müsaade edemez.” diyor. Yani “derin tetkik ve tecrübeye dayalı meseleler” –diyor-, “çok vakit alacak meselelerdir” diyor. O yüzden diyor bizzat kendisi bu konuda... Hatta kitabın kendisini okuyayım ben. Emirdağ Lahikası’nda açıklıyor bunu. Evet. “Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdî-i Âl-i Resulün temsil ettiği kutsî cemaatinin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi var.” Yani Mehdi, cemaati, arkadaşları ve onların meydana getirdiği etki sistemini. “Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaatinin yapacağını rahmet-i İlâhiyeden bekliyoruz.” Yani bütün dünyadaki seyyidler de diyor Mehdi’ye yardım edecek diyor. Peygamber efendimizin neslinden Mehdi kendi seyyiddir, bütün dünya seyyidleri de ona yardım edecek diyor. “Ve onun üç büyük vazifesi olacak:” diyor. “Birincisi:Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve tabiyyun tâunu, beşer içine intişar etmesiyle...” yani fen ve felsefeye dayalı Darwinist, materyalist sistemin beşer içinde, insanlık içinde gelişmesiyle, her şeyden evvel en önce bunu yapacak diyor evvel. “Felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” Darwinizmi, materyalizmi tam ezecek ve insanların imanını kurtaracak diyor. Çünkü imanı yok eden bir sistemdi bu Darwinizm, materyalizm. Bunu ezerek imanı kurtaracak diyor. “Ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek...” iman eden Müslümanların da delalete düşmelerini böylece engelleyecek diyor. Çünkü birçok Müslüman Darwinizm’e materyalizme inanır hale gelmişti Ahir Zaman’da. Suriye mesela komünist oldu, Afganistan komünist oldu, Filistin öyle... O zamanlar öyleydi. Yeni kurtuluyorlar. “...bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla...” bakın hem dünya, dünyayı bırakması gerekir diyor, dünyadaki bütün faaliyeti bırakması, ...”hem her şeyi bırakmakla çok zaman tetkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden...” yani araştırma ve inceleme gerektirdiğinden... E böyle bir ortamda Mehdi nasıl evlensin zaten? “Hazret-i Mehdînin, o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez.” Yani vakti yoktur diyor. “Çünkü çalışmaları –diyor, faaliyetleri- onunla iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek.” Yani çeşitli, mesela Darwinizm konusunda araştırma yapan insanlar olacak, din İslam konusunda araştırma yapan insanlar olacaklar, ilmihal hazırlayanlar olacak. Her türlü hazır kitap hazır olacak. ...” bir cihette görecek. O zat, o taifenin –o insan topluluğunun, o âlimlerin, o bilginlerin, araştırma yapanların- uzun tetkikatlarıyla –yani yıllarca yaptıkları çalışmalarla tetkik yaparak, araştırarak- “yazdıkları eseri – yani o eserler, neyse onlar- kendisine hazır bir program yapacak, -onları kullanacak, o kitaplardan alınan bilgileri kullanacak- onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak. Bu vazifenin istinat ettiği kuvvet ve manevi –arkadaş gurubu-, ihlâs –yani samimiyet-ve sadakat – yani O’na, Allah’a ve kitaba sadıklar- ve tesanüt – birbirlerine bağlılar- sıfatlarına tam sahip olan –tam sahip diyor- bir kısım –talebeleridir-. Ne kadar da az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” Bu kaçıncı sayfası Emirdağ Lahikası’nın? 457. sayfasında açıklıyor çok kapsamlıdır, devam ediyor zaten. Mesela ikin...” Âlem-i İslâm’ın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddî ve mânevî tehlikelerden ve gazab-ı İlâhiden kurtarmaktır.”diyor. Âlem-i İslâmın vahdetini – birliğini- nokta-i istinad edip – bir noktada birleştirip, bütün Müslümanları birleştirip - maddi ve manevi tehlikelerden –yani mesela İsrail’in yahut işte Siyonistlerin, masonların saldırılarından ve manevi tehlikelerinden... Darwinizm, materyalizm, komünizm gibi manevi tehlikelerden- ve gadab-i İlâhiden – ve bunun sonucu Allah onlar insanlığa bela verebilir diyor. Allah’ın bela vermesini durduracak diyor, vesile olacak diyor.- ... gadab-ı İlâhiden kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hâdimleri, milyonlar efradı bulunan” –bir Müslüman birliği oluşacak diyor-. Onu da açıklamış. Ehli İman’ın manevi yardımlarıyla, Müslüman’ların (bütün Müslüman’ların manevi yardımlarıyla) İttihadı İslam’ın (bütün Müslüman’ların dayanışmasıyla) muavenetiyle, bütün ulema, bütün din alimleri ve evliyanın (tarikat şeyhleri, alimler kim varsa) bilhassa Ali Beyt’in neslinden (yani Seyyid’ler Peygamber Efendimiz’in neslinden) her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakar Seyyid’lerin iltihaklarıyla (katılmalarıyla) bu vazifeyi uzman yapmaya çalışırlar (yani bu büyük vazifeyi yapmaya çalışır) Şimdi hakikat hal böyle olduğu halde diyor, en birinci vazifesi ve en yüksek mesleği olan imanı kurtarmak ve imanı tahkiki bir surette umuma ders vermek (umuma bütün insanlara ders verecek diyor) hatta diyor avamın da imanı tahkiki yapmak (yani aslında yüksek tahsile, aydın, kültürlü kesime yönelecek diyor, ama halka dahi yani avama dahi yönelecek diyor, onlara da ders verecek diyor.) vazifesi ise manen ve hakikaten hidayet edici (yani Allah’ın Hadi isminin tecellisi) ve irşad edici manasını tam serahatini ifade ettiği için diyor. (tam salih bir ifadedir diyor) Kendisine Mehdi denmesinin yanlışlığını anlatıyor. Gerçi bu bir iltibas ve sehirdir diyor (yani yanlışlıktır diyor) Fakat onlar bundan mesul değiller diyor. Çünkü ziyade hüsn-ü zan eskiden beri cereyan ediyor (yani insanlar sevdiklerine eskiden beri Mehdi derler diyor ve itiraz edilmez buna diyor yani iltifat ediyorsa etsin diyor.) Bende o kardeşime pek ziyade hüsnüzanlarına bir nevi dua ve temenni Nur talebelerinin Kemal-i ihtikatlerine bir teraşuyu gördüğümden onlara çok ilişmezdim (Mehdi demelerine bir şey demiyordum diyor.) Demek ki diyor, iki noktada bir ilthibas ve tevil lazım diyor yani yanlışlığı açıklıyor neden Mehdi olmadığını açıklıyor. Bir kere başka bir yerde de söylüyor ben Seyyid değilim diyor. Gelecek kişi Seyyid’dir diyor, ben Seyyid değilim diyor. Kürt Alimi’dir biliyorsunuz Said Nursi Hazretleri. İkincisi ben diyor sadece birinci vazifenin bir kısmını yaptım diyor yani iman hakikatleri yazdım diyor. Mehdi geldiği vakit benim kitaplarımı hazır bir programı olarak diğer kitaplar gibi kullanacak diyor. Yani Risale-i Nur’u hazır bir program olarak kullanacak diyor. Ben onun pişdal bir neferiyim diyor o acip şahsın ona yer hazırlayan bir dündarıyım diyor ona öncülük ediyorum diyor. Çiçekler baharda gelir diyor, biz kışta geldik, biz onu mezarımızdan göreceğiz diyor, mezarımızdan göreceğiz diyor ve Allah’a şükredeceğiz diyor. Geçenlerde onun mübarek talebelerinden Seyyid Salih Özcan Efendi var çok muhterem, mübarek bir insan. Said Nursi Hazretlerinin vekillerindendir yani çok değerli bir insan, gençliği onun yanında geçmiş. Onunla konuştuk geçende. Benim diyor alnıma şöyle şakadan bir vurdu diyor “ben görmeyeceğim Mehdi’yi ama sen göreceksin dedi” diyor “senin zamanında gelecek dedi” diyor. Geçenlerde de bana haber göndermişti Seyyid Salih Özcan bizim kardeşlerimiz kanalıyla. “Hocanıza söyleyin Mehdi zuhur etti. ” demiş. Mehdi çıktı birkaç kere söylemiş, ısrarla ona söyleyin özellikle demiş. Benimde çok hoşuma gitti yani bir bildiği vardır diye. Bakın diyor ki; fakat diyor her biri 3 “birçok Mehdi ve Müceddid gelmiştir daha önce diyor fakat diyor, her biri 3 vazifeden birisini bir cihet de yapması itibarıyla (Bende diyor bir cihet de yaptım diyor, iman hakikatlerini anlattım bir kısmını yaptım diyor) Ahir zaman’ın büyük Mehdi unvanını alamamışlardır diyor hiç birisi diyor. Mehdi her üçünü birden yapacaktır diyor. Ben kendimi Seyyid bilmiyorum diyor. Bu zamanda nesiller bilinmiyor hâlbuki Ahir zamanın o büyük şahsı Al-i Beyt’ten olacaktır, Seyyid olacaktır diyor. Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükrediyorum ki beni kendime beğendirmemesinden” diyor anlatıyor. Neden Mehdi olmadığını uzun uzun açıklamış. Ve şahs-ı manevi olmadığını da açık açık burada görüyoruz anlatıldığı kadarıyla.
TEMPO TV: Sayın Hocam Mehdiyle alakalı tabi sizinde yaptığınız birçok açıklama var. İzleyicilerimizin soruları da bu yön de çoğunlukla. Ben tek tek isim zikrederek izleyicilerimizin sorularını okumak istemiyorum ana başlıklarıyla söylemekte fayda var. Gelen sorulardan bir tanesi; Mehdinin ordusunun neden kısıtlı olacağı. Yani 313 kişi rivayet edildiğini siz söylemiştiniz. Neden bu kadar az olacağı, şeklinde bir soru vardı. Bir de diğer konuda Mehdi’nin ordusu tabir edilen bu kişilerin Arap olup olmayacağı konusuydu. Bu konulara da açıklık getirebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Evet, bunlar hadislerde çok detaylı belirtilmiş şeylerdir. Mehdi’nin ordusunun az sayıda olacağı ve 313 kişiden oluşacağı çok fazla hadis vardır. Yani Mehdi konusu Buhari’de Hz. İsa ile beraber namaz kılan kişi olarak belirtilir. Müslim’de daha detaylı, Tırmızi, İbni Mace’de ve Sünen-i Davut da isim zikrederek açık açık Süneni Neseyi de açık açık belirtilir. Zaten Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi mezheplerinde açık bir hükümdür Mehdi, biliyorsunuz. Ama talebeleri ve Mehdi’nin çok çile çekeceği, Mehdi’nin hapsedileceği, gaybete çekileceği insanlardan bir süre tehlike nedeniyle saklanacağı, hatta bunun Hz. Musa’ya benzeyeceği, bu yönüyle, hapis yönüyle de Hz. Yusuf’a benzeyeceği belirtilmiştir. Talebeleri de çok övülmüştür. Yani, onlar gündüz abit gece arslandır diyor mesela rivayetlerde. Sayıları azdır. Aralarında kadınların da bulunduğu bir gruptur diyor fakat içlerinden münafıkların dahi çıkacağını, münafıkların onlara karşı bir mücadele vereceğini, fakat bunda gene başarılı olamayacaklarını, üç büyük münafık hareketinin olacağını, Medine’nin üç defa sarsılacağını belirtiyor rivayette. Yani Mehdi’nin bulunduğu şehrin ve üç defa diyor münafıkları demirin pasını atması gibi Medine atar diyor. Münafıklar, biliyorsunuz dünyanın en aşağılık varlıklarıdır. En tehlikeli varlıklarıdırlar. Cehennemin en aşağı tabakasında olacaklardır münafıklar. Peygamber Efendimiz devrinde de vardı. Onlar Dırar Mescidini kurmuşlardı. Ayrı bir mescit kurmuşlardı.
TEMPO TV: Sayın Oktar münafık kavramını çok kısa açar mısınız? Bilmeyen izleyicilerimiz olabilir. Oradan devam edelim. Mehdi’nin ordusu ve Arap olup olmayacağı konusu.
ADNAN OKTAR: Evet Mehdi’nin özellikleri olarak diğer detayları çok kapsamlı açıklayacağım. Fakat münafık Müslüman olmadığı halde, Müslümanların arasına girip, Müslümanlar hakkında bilgi toplayıp küfre, delalete, Masonlara mesela Siyonistlere, ateist Siyonistlere Müslümanlar hakkında bilgi götüren, onları ezdirmek için onların, mesela şöyle bir faaliyetleri var, isimleri şudur, şunu yaparlar gibi bilgi vererek küfre ve delalete onları ezdirmeyi hedefleyen, kendi aralarında tek amaçları bu olan ve bu yönde toplanan, bu yönde faaliyet yapan münafıklara denir. Kişilere denir. Peygamber Efendimizin devrinde de vardı. Peygamber Efendimizin toplantılarına geliyorlardı. Orda bilgi alıp gidip münafık toplantısında anlatıyorlardı. Onlar şunu dediler böyle dediler yani Müslüman’ın aleyhinde bilgi topluyorlardı hatta Müslümanlar hakkında haberi dışarıda sizin felaket haberlerinizi beklerler diyor. Felaket çemberi onları sarsın diyor Allah. Felaket çemberi onların başına düşsün diyor münafıklar için. Müslümanların felaket haberlerini beklerler diyor yani bir Müslümanlardan bir şeyler alabilmek, onların dağılması durumunda onların imkânlarını kullanabilmek ve manen de rahatlamak için, Çünkü isterler ki diyor sizlerde kendileri gibi olasınız. Yani kendilerinin durumuna sizi düşürmek isterler diyor. Peygamber Efendimiz mesela mescidinde konuşurken Peygamberimiz dışarı çıkan birisi olduğunda yandan o da onu siper alarak çıkıyor. Kuran’da o belirtiliyor. Siper ederek çıkan münafıklardan bahsediliyor. Mesela münafıklar, Müslümanlara yardım yapılmasını istemiyor. Yardım yollarını kesmeye çalışıyorlar. Yardım etmeyin ki, onlara destek olmayın ki, dağılıp gitsinler diyorlar. Yani Müslümanları ekonomik ablukaya almak, Müslümanları anti Müslüman anti dindar olan güçlere ezdirmek, onlarla karşılaştırmak için onlara istihbarat görevi yapar münafıklar. Hatta ayette diyor, içinizden onlara haber taşıyanlar vardır diyor. Yani münafığın ayrıca bir özelliği de istihbaratçı olmasıdır yani Müslümanlar hakkında bilgi taşır. Karşı tarafın ezmesi için Müslümanları. Ama münafığı Allah yaratır. Karşı tarafı da Allah yaratır münafık bunun farkında değildir. Münafık bunu kendi kendine bağımsız yaptığını zanneder. Yani Müslümanların da müstakil bir güç olduğunu düşünür, kendinin de haber götürdüğü yerinde. Hâlbuki haber götürdüğü yeri de Allah yaratır, münafığı da Allah yaratır. Müslümanları da Allah yaratır. Bütün gücü Allah yaratır. Fakat Cehennemin en derin tabakasında münafıklar için özel yer hazırlanmıştır. O yeri kazanmak için onlar gayret ederler ve kazanırlar cehennemin en aşağı tabakasına da gitmiş olurlar. Evet.
TEMPO TV: Hz. Mehdi’nin ordusundan bahsetmiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Muhittin Arabi Hz., Hz. Mehdi’nin bazı özelliklerini saymaktadır diyor. Bir basiret sahibi olması. İki Kutsal Kitabı anlaması. Üç Ayetlerin manasını bilmesi. Dolayıyla talebeleri de bu eğitimden geçtiği için biliyorlar. Tayin edeceği kimselerin hal ve hareketlerini bilmesi. Yani talebelerini ve çevresini iyi tanıyor, insanlara iyi teşhis koyabiliyor. Öfkelendiğinde bile merhamet ve adaletten ayrılmaması. Yani mesela insanlar Mehdi’nin öfkelenebileceği anlaşılıyor, fakat merhamet ve adaletten ayrılmayacak. Yani her an Allah’tan korktuğu için çok makul ve mantıklı kararlar verecek, en öfkelendiğinde bile. Yani buna Gadap deniyor mesela yani şeydir. Buğz etmek yani şiddetli buğz. Varlıkların sınıflarını bilmesi, hayvanlara ayrı sevgiyle davranıyor, bitkilere sevgiyle davranıyor, insanlara sevgiyle davranıyor. Mesela yaşlılara ona göre davranıyor, çocuklara ona göre davranıyor, kadınlara onların anlayacağı, onların ruhuna etki edecek tarzda davranıyor. İşlerin girift taraflarını bilmesi, çünkü diyor bunlardan haberi olan bir lider vereceği hükümlerde yanılmaz. Muhittin Arabî diyor bunu. Mehdi kıyas ilmini onunla hükmetmek için değil ondan kaçınmak için bilir çünkü verdiği hüküm doğru bir ilham neticesi olacak yani Hz. Muhammed (s.a.v.) getirdiği Kuran üzerine hükmedecek bu sebepledir ki Peygamberimiz (s.a.v.) onu vasfederken benim izimi takip edecek, hataya düşmeyecek demiştir. Ahkâmda masumdur Mehdi. Yani sürekli mükemmel hareket eder. Bundan anlıyoruz ki Mehdi, yeni bir din getiren değil hak din olan Kuran’a uyandır diyor Muhittin Arabi. İnsanların ihtiyacını iyi anlaması, sekizinci özelliği çünkü onların her türlü işlerini görmek için Allah onu diğer insanlar üzerine seçmiştir, liderlerinin davranış ve faaliyetleri kendilerinden ziyade halkın menfaatine olmalıdır. Halkın yararına aykırı şeyle uğraşıp onların işlerini görmeyen bir lider azledilmelidir. Çünkü onunla diğer insanlar arasında fark kalmamıştır. Bilhassa kendi zamanında ihtiyaç hissedilen gelecekle ilgili ilimlere vakıftır diyor. Yani tarihin perspektifinden, sosyolojik yönden de geleceği bilir ayrıca hadis ilmiyle de gelecek hakkında bilgisi vardır diyor. Çünkü ancak o sayede yeni zuhur edecek meseleleri halledebilir. (Kıyamet Alametleri sayfa 189).
Kıyametin kopması için zamandan sadece bir günden başka vakit kalmamış olsa da Allah benim ehlibeytinden bir zatı gönderecektir. Yeryüzü zulümle dolduğu gibi o yeryüzünü adaletle dolduracak yani Mehdi. Bunu nerden okuyoruz. Süneli Ebu Davut. Yani ne demek. Sahih Hadis kitabı 5/92 Mehdi bendendir. Yeryüzü zulüm ve işkence dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur. Süneni Ebu Davut. Hani Sahih Hadis yoktu Mehdi ile ilgili. En muteber sahih hadis kitaplarındandır Süneni Ebu Davut. (5/93) Bu emirde Hz. Mehdi de insanlar, yeryüzünü daha önce zulümle doldurdukları gibi yeryüzünü adaletle dolduracaktır, Süneni İbni Mace. Bu da Sahih Hadis Kitabı. Hani Sahih Hadis değildi. (10/348) Hep, çok fazla Sahih Hadis Kitabları, yani saysam. Çok çok uzundur.
TEMPO TV: Eleştirilerden bir tanesi de Mehdi ile ilgili hadislerin zayıf hadis tabir edildiği konusuydu. Üç hafta önceki programımızda bu konuyu işlemiştik. Hocam bir soru var. İsterseniz onu size yönelteyim. Yine Mehdi ile alakalı. Sizin az önce söylediğiniz bir konu vardı münafıklar da olacak demiştiniz. Samsundan Hasan Akarca Bey yöneltmişler sorumuzu. Mehdi’nin cemaatinden ayrılanlar olacağı doğrumu? Hocam münafıklar nasıl insanlardandır ki böyle mübarek Mehdi cemaatinden ayrılmaktadır. Çağımızda hepimizin beklediği Müslümanların lideri olacak ve dünyaya Müslümanlığı hâkim kılacak, böyle mübarek bir insanın yanından nasıl ayrılırlar? Demiş. Sorusuna “ben anlamıyorum hocam lütfen açıklar mısınız?” diye devam etmiş. Allah bize Mehdi’yi görmeyi nasip etse dizinin dibinden bir saniye bile ayrılmayız inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
TEMPO TV: Hocam. Mehdi beni bugün çağırsa, hadiste belirtildiği gibi karla üstünde sürünerek de olsa şevkle onun yanına gider, ona bağlılığımı gösteririm. Bu insanlar nasıl bir mantıkla Mehdi’yi bırakıp gidebiliyorlar. Saygılarımla. Demiş.
ADNAN OKTAR: Evet. MaşaAllah. Mehdi’nin, evet bakın diyor ki. Ebu Basir der ki. İmam Ebu Adbnullah (a.s) şöyle buyurdu. Araplardan Kaim Mehdi (a.s)lar bilip de olan çok az adam olacaktır. Çok az Arap asıllı olacaktır. Hep başka kavimlerden olacak diyor. Halk mutlaka tasfiye olunacaktır yani münafıklar mutlaka atılacaktır, temizlenecektir ve elekten geçirileceklerdir. Elekten birçok halk elenecektir. Yani münafıklar elenecektir diyor. Öyle ki sizden sadece ki gözdeki sürme kadar veya yemeklik tuz kadar kalacaktır ve ben size bir örnek vereceğim. Adamın birinin bir miktar buğdayı vardır bunu temizler ve eve koyar sonra uzun bir süre sonra geri döndüğünde onun kurtlandığını görür onu tekrar ayıklar temizler, sonra tekrar içine koyar uzun bir süre sonra döndüğünde onun tekrar kurtlandığını görür. Tekrar onu ayıklar ve temizler ve hep aynı işi tekrarlar. Sonunda kurtların hiç zarar vermediği ve çok az sağlam buğday kalır. İşte siz de böylesiniz. Yani buğdayın içindeki kurt gibidirler onlar münafıklar öyle bir pislik varlıklardır.
TEMPO TV: Evet
ADNAN OKTAR: Onlar sürekli temizleneceklerdir diyor. Üç kere anlatmış zaten. Mehdi devrinde de öyle. Yani defalarca temizlenecek münafıklar diyor. Burada da üç ayıklanmanın dışında ayrıca yine muntazam bir ayıklanma diyor. Yani sürekli yiyeceğin içine karışan kurt gibi böyle pislik olarak atılacaklar. Sonunda içinizde fitnelerin asla zarar veremediği çok az bir grup kalacaktır diyor Mehdi grubunda. İşte bu 313 kişi onlar. Ama devamlı böyle yiyeceğe musallat olmuş pis kurtlar gibi atılacakları belirtiliyor.
TEMPO TV: Peki Mehdi grubunun içerisinde de olacak dimi bu.
ADNAN OKTAR: Zaten bu Mehdi grubunu anlatıyor.
TEMPO TV: Onu anlatıyor. Peki Sayın Oktar, sen şeyi merak ediyorum. Burada Hz. Mehdi’nin münafıkları suratlarından veya ifadelerinden tanıyacağını söylemiştik. Bir kaç bölüm önce. Şimdi Hz. Mehdi cemaatindeki bu münafıkları ta en başından tanıyamıyor mu yoksa daha sonrasında mı bu ilham ediliyor. Hüsnüzan vardır. Yani Mehdi hisseder. Yani Mehdi hisseder. Fakat onun tam tahakkuk etmesini gerekir. Yani münafıklığını açıkça ilan etmesi lazım. Yoksa münafığın alametleri vardır. Yani mesela onlar diyor siz, Peygamber Efendimize söylüyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Sen onları bozuk konuşmalarından anlarsın diyor. Yani zaten zırvalama tabir edilen tarzda konuşur onlar yani sürekli Kuran’a zıt konuşur. Yani böyle Kuran’a ve dine ehemmiyet vermediğini hissettirir onlar. Ama diyor, bakışlarından da eğer istersem anlarsın. Bakışları da bozuk oluyor bu münafıkların. Oradan da anlaşılır. Ama kesin teşhis münafıklığını alenen ilan etmesiyle olur. Yani Müslümanlara karşı açıkça tavır koymasıyla anlaşılır. Yani küfre Müslümanlar hakkında bilgi götürmesi onların dağılması için gayret etmesi, Müslümanların içinde bulunup onların her türlü bilgisini dinsizlere, Müslüman’a karşı düşman olanlara aktararak olarla ve ittifak ederek Müslümanlara karşı saldırmasıyla ortaya çıkıyor. Peygamber Efendimiz zamanında da öyleydi. Münafıklar, Müslümanlara saldıran kâfirlere sürekli bilgi istihbarat ağı kurmuşlardı bilgi taşıyorlardı. Ama korkaklardı yani. Onlardan tarafa da tam geçmiyorlar. Tam Müslümanlardan yana da değiller fakat sonunda da sanki hiç bir şey olmamış gibi Müslümanların yanına gelirler diyor Allah, biz sizinle değil miydik derler diyor sonunda da. Yani böyle ahlaksız ve kahpe tıynetli oluyorlar. Sanki daha önce onları yapan onlar değilmiş gibi.
TEMPO TV: Hiç bir şey olmamış gibi
ADNAN OKTAR: Evet Evet. Mesela diyor ki. Hud Suresi 40 da. Zaten onla birlikte çok azından başkası iman etmemişti diyor Nuh İçin. Yani hep az insan iman ediyor böyle insanların etrafında yani bağlı olan insan sayısı az oluyor. Mesela gerçek şu ki bunlar azınlık bir topluluktu. Şuara Suresi 54 has Müslüman grubu için belirtiliyor.
TEMPO TV: Evet.
ADNAN OKTAR: Mesela. Yunus Suresi 83 de, sonunda Musa’ya kendi kavminin bir zürriyetinden yani gençlerinden başka firavunun ve önde gelen çevresinin kendilerini belaya çarptırmaları korkusuyla iman eden olmadı. Çok az bir genç grubu diyor Hz. Musa’ya katıldı. Sebebi de şuydu diyor. O devrin Firavununun ve önde gelen çevresinin yani o anki devlet gücünün kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla hapsetmeleri, öldürmeleri yahut yaralamaları yahut iftira atmaları korkusuyla iman eden olmadı diyor. Çok az bir genç iman etmiş. Çünkü firavun gerçekten yeryüzünde büyüklenen zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı. Bakara Suresi 249’da da, gene Mehdi cemaatine işaret eden bir ayet bu. Nice az bir topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah’ın izniyle galip gelmiştir. Bu da Bakara Suresinde ayettir. Evet. Talut Kısasında bile. Talut da mesela çok azdı onlarda 313 kişiydi Mehdi grubu gibidir Talut. Talut ordu ile birlikte ayrıldığında dedi ki: Doğrusu Allah sizi bir ırmakta imtihan edecektir. Kim bundan içerse artık o benden değildir ve kim eliyle bir avuç alanlar hariç onu tatmazsa bendendir. Küçük bir kısmı hariç hepsi sudan içti. İmanı zayıf olanlar bunu dinlemiyorlar. O kendisiyle beraber iman edenlere ki 313 kişiydi sayıları, ırmağı geçince onlar, geride kalanlar bu gün bizim Callut’a ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok. O devrin Deccaline biz güç yetiremeyiz diyorlar. Mücadele edemeyiz diyorlar. Tam münafıkane bir cevap veriyorlar. O zaman muhakkak Allah’a kavuşacaklarını umanlar şöyle dediler. Tam iman etmiş samimi halis müminler şöyle diyorlar. Nice az bir topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah’ın izniyle galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir. Bakara Suresi, 249 burada da Mehdi cemaatinin az olmasının bir şey değiştirmeyeceğini anlıyoruz. Ama bu cemaat için de şöyle diyor rivayette. Buyurdu ki, Mehdi cemaati için, onları yeryüzünün kenarlarında ara. Onların yaşantıları sadedir. Evleri sırtlarındadır. Yani sabit evleri yok. Yani muhkim değiller. Sabit Bir ordalar, bir ordalar. Eğer hazır olsalar tanınmazlar. Yani alelade sıradan insanlar zannederler. Eğer kaybolsalar aranmazlar. Yani kimse muhatap dahi olmuyor. Hasta olsalar kimse onların ziyaretine gelmez. Aileleri, hasta olduğunda yahut yakınları onlarla ilgilenmez diyor.
TEMPO TV: Evet.
ADNAN OKTAR: Eğer evlenmek isteseler, kimse onlara gelmez çünkü tehlikeli ve riskli buldukları için yanaşmayacaklar. Eğer ölseler cenazelerine kimse katılmaz. Aman diyorlar mimleniriz. Bizi tanırlar, bilirler bizde o yüzden katılmayalım diyorlar. Onların malları aralarında eşit olarak paylaşırlar. Kendi mallarını aralarında eşit paylaşıp kullanıyorlar. Ve birbirlerini kabirlerinde ziyaret ederler. Eğer ayrı şehirlerde olsalar dahi istekleri hep aynıdır. Buradan da anlıyoruz ki ayrı ayrı şehirlerde de faaliyet yapacaklar. Ama tek istekleri var, Allah’ın rızasını kazanmak, İslam’ın yayılmasını istemek. Onlardan her birisinin 40 insan gücü, kadar gücü vardır diyor. Kalpleri demir gibidir Mehdi’nin talebeleri, öyle ki LailaheillaAllah Muhammeden Resulullah her yerde yankılanacak ve duyulacaktır. Allah Mehdi’nin yardımcılarını korur. Hz. Ali buyuruyor. Hz. Ali Keremullah Vecceh şöyle buyurdu. Allah Mehdi’nin yardımcılarını korur. Onlara nişane ve alametlerle yardımcı olur. Ve onları yeryüzünün tüm insanlarına galip kılar. Onları yeryüzünün tüm insanlarına galip kılar, böylece insanlar ister istemez hak dine girerler. Ve devam ediyor. İspat-ıl Hüdat Cilt 7 sayfa 49, bunlar hep 700 yıllık, 800 yıllık, 900 yıllık eserler.
TEMPO TV: Evet. Sayın Oktar.
ADNAN OKTAR: Evet
TEMPO TV: Bir izleyicimiz de Mehdi cemaatinin üyelerinin Arap olup olmayacağını sormuş. Genelde aslında böyle bir kanı da var. Sayın Hocam. Hz. Mehdi ve ordusu tabir edilen 313, sizin bahsettiğinize göre, kişinin Arap kabilesinden ve Arap soyundan olacağı ile ilgili bir tahmin, bir zan var. Bu konuya biraz açıklık getirebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Hadiste Peygamberimiz çok açık söylemiş. Yardımcıları Arap olmayacak diyor. Başka kavimlerden olacak diyor. Çok net, sarih söylemiş.
TEMPO TV: Evet
ADNAN OKTAR: Başka rivayette de çok az içlerinde Arap olur diyor. Yani soy olarak Araplara dayalı. Ama Mehdi kendisi zaten Hz. İbrahim soyundandır. Yani o anlamda Hz. İbrahim neslinden gelir. Çok çok azdır diyor. Yani birkaç tane gibi. Ama hep başka kavimlerdendir diyor. Zaten Mehdi dağınık Türk bayraklarını bir araya getir diyor rivayette. Yani dağınık Türk Devletlerini birleştirecek bir Türk topluluğu oluşturacak, Türk Devletlerinden oluşacak büyük bir yapılanma meydana gelecek, bu Türk Birliği ile İslam âlemine hakim olup bir Türk İslam Birliği oluşturacağı açıkça rivayetlerden anlaşılıyor.
TEMPO TV: Evet. Sayın Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet.
TEMPO TV: Konuyla alakalı herhalde okuyacağınız bir not var. Kusura bakmayın.
ADNAN OKTAR: Evet. Yok buyurun.
TEMPO TV: Sayın Hocam. Şimdi bir kısa reklam arası vereceğiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Buyurun. Tabi tabi olur.
TEMPO TV: Ben izleyicilerimize isterseniz bize ulaşabilecekleri mail adresini tekrar hatırlatayım. Hocam, reklamların hemen ardından Allah izin verirse, yine çok merak edilen konular var. Özellikle Kıyamet günü, Cennet, Cehennem ile alakalı sizin yaptığınız yorumlar büyük beğeni kazandı ve izleyicilerimizin de çok ciddi bir ilgisi var. Arzu ederseniz ikinci bölümde o konulara da biraz temas edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
TEMPO TV: Evet sevgili seyirciler. ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden Adnan Oktar’la Baş Başa programına sorularınızı iletebilirsiniz. Arkadaşlarımızdan ben reklam arasından gelen soruları da alacağım ve program esnasında da bana ulaştıracaklar ve Sayın Adnan Oktar’a sorularınızı yönelteceğiz. Şimdi kısa bir reklam arası vereceğiz. Reklamların hemen ardından tekrar birlikteyiz.
....Evet reklamların ardından tekrar birlikteyiz. Adnan Oktar’la Baş Başa programında. Sayın Adnan Oktar Ahir zaman konuları ve sizin merak ettiğiniz ve soru olarak yönelttiğiniz diğer konuları da cevaplamak üzere bizimle hazır bulunmakta. Sayın Oktar. Mehdi cemaatinden ve Mehdi’den bahsettik. Benim merak ettiğim bir başka konu var. Bir hadiste belirtildiği üzere Hz. Mehdi cemaatindeki münafıkların bir kurda benzetildiği belirtiliyor. Bu konuya da isterseniz kısaca değinelim. Bu konuya da bir açıklık getirelim.
ADNAN OKTAR: Mehdi Cemaati buğdaya benzetilmiş, münafıklar kurda benzetilmiş.
TEMPO TV: Evet.
ADNAN OKTAR: Onlara musallat olmuş kurda benzetilmiş.
TEMPO TV: Evet.
ADNAN OKTAR: Bu çok manidardır. Buğday filizlenir başak verir, gelişir, çok mükemmel bir bitkidir ve Kuran’da övülmüş bir bitkidir. Ve müminlerin vasfı olarak da belirtilir. Yani başağa benzetilir. Çok fazla ürün veren başağa benzetilir. O yönüyle Mehdi cemaatinin gelişeceği, buğday taneleri gibi gelişip başak vereceği, güçleneceği ve etrafa güzellikler saçacağı, insanlık için bir nimet olacağı anlaşılıyor.
TEMPO TV: Evet
ADNAN OKTAR: Fakat buğdaya musallat olan kurt da sinsidir, istenmeyen bir şeydir. İnsanlar bunu istemez. Fakat buğdayın içerisinde bu görünmez. Mesela baktığında insanlar bunu göremez. Ancak buğday karıştırıldığında, zaten rivayette de öyle söylüyor. Buğday karıştırıldığında içinde, buğdayın içine sinsice girdiğini görürüz ve buğdayı bozmaya yöneliktir onun tavrı ve tiksinti verici ve iğrençtir. Yani münafıkların iğrençliğine dikkat çekilmiştir burada. Asalaklığına dikkat çekilmiştir. Çirkinliğine dikkat çekilmiştir. Müslümanların da güzelliğine ve temizliğine dikkat çekilmiştir.
TEMPO TV. Evet. Sayın Oktar, oldukça fazla sorumuz var.
ADNAN OKTAR: Evet
TEMPO TV: İzleyicilerimize çok teşekkür ediyoruz. Programa ilgilerinden dolayı. Bizim ismimizde soruların bir bölümünde kimi teşekkür ederek bahsetmişler. O izleyicilerimize de ayriyeten teşekkür ederim. Bir izleyicimizin güzel bir sorusunu gördüm. Burada Hocam Hz. Mehdi’nin. Evet. Hayırlı akşamlar Serdar Bey ve Adnan Bey demiş. Okuduğum bir hadiste Hz. Mehdi, 40 yaşındayken kıyam edecek diye geçiyor. Acaba Mehdi’nin yaşı ilerledikçe bu yaşlarda görüneceğine işaret ediyor olabilir mi? Diye bir soru sormuş. Bir diğer konuda Hocam, bu soruya paralel, Hz. Mehdi’nin bir gecede, tabirimi maruz görün, yanlışsa da lütfen düzeltin, ilham olunacağı şeklinde bir durum söz konusu. Bu iki konuya da açıklık getirebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Evet. Mehdi’ye bir gece içerisinde Allah özel bir ilim vereceğini ve onu bir gecede değiştireceğini yani birçok yönünü değiştireceğini söylüyor. Mehdi ile Allah arasında bir sır o. Onu ancak Mehdi zuhur ettiğinde inşaAllah biz uygun bir üslupla, nezaketiyle sorarız. Ne olduğunu. Belki Ledün İlminin bir derinliğidir, bir sırrıdır. Belki bizim bilemeyeceğimiz bir başka bir ilimdir. Onu inşaAllah O zuhur ettiğinde anlamış olacağız. Öbür sorunuzu tekrarlayın.
TEMPO TV: Diğer sorumuz da Hocam. 40 yaşında Mehdi’nin Mehdi olacağı sorusu vardı ve ilerlediği yaşlarda diyor işte Mehdi, Mehdi olarak görüneceğine işaret eder mi diye, aslında orda bir cümle düşüklüğü var kusura bakmayın. Yani 40 yaşında mı Mehdi, Mehdi olacak diye bir soru. Özü o.
ADNAN OKTAR: Bunu Şeyh Nazım Adil El Kıbrısi Hz. Var. O açıklıyor Mehdi konusunu anlatırken. Mehdi diyor, 40 yaşından öncede 40 yaşındaki gibidir. 40 yaşından sonra da 40 yaşında gibidir diyor. Yani sürekli 40 yaşında gösterecektir diyor. Yani gençliğinde de 40 yaşında gibidir diyor. Olgun ve 40 yaşında görünümündedir. Fakat ileriki yıllarda da yani sürekli genç görünümünde olacaktır. Buna işaret etmektedir diyor hadis diyor. Ben de mübarek Şeyh Nazım Kıbrısi Hz. Bu görüşüne katılıyorum. Allahüâlem bu şekilde.
TEMPO TV. Hocam yine ilginç bir izleyici sorumuz var. Sayın Hocam, Gaybeti Numan-i adlı eserde Hz. Mehdi’nin yeni bir yargı ve kazavet sistemi getireceği yazıyor. Acaba bu nasıl bir sistem olacak bu sistemin oluşabilmesi için mutlaka Mehdi’nin mi başta olması gerekir. Diye bir soru yöneltilmiş.
ADNAN OKTAR: Mehdi döneminde adalet içerisindeki bütün çeteler, , , nereye sızdıysa hepsi temizlenip adaletin tertemiz arı ve duru olacağına işaret ediyor. Yani yargının tam bağımsız olacağı, hakkıyla görevini yerine getireceği, dış müdahalelerden uzak olacağı anlaşılıyor.
TEMPO TV: Hocam, yine benim sorulardan çıkardığım bir yorum var hoşgörünüze sığınarak. İzleyicilerimiz özellikle Hz. Mehdi konusunu çok merak ediyorlar ve her hafta sizinle yaptığımız programlarda daha değişik açılımlarda sorular geliyor. İzleyicilerimiz her halde bir sürekli merak eden bir izleyici kitlesi de oluşturdu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Benim de çok dikkatimi çekiyor. Bu harunyahya.tv var biliyorsunuz. Ya Aman Allah’ım, çok fazla giriş var.
TEMPO TV: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: Çok fazla izleyen var. Yani çok şaşırıyorum. MaşaAllah.
TEMPO TV. Bizler içinde tabi
ADNAN OKTAR: Maşallah.
TEMPO TV: Büyük bir onur oldu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
TEMPO TV: İnşaAllah. Hocam. Yine gündemdeki önemli konulardan bir tanesi, siz aslında bunu son iki üç yıldır beyan ediyorsunuz. Hatta sizin harunyahya.org sitenizde, Ne Söyledik, Ne Oldu diye gayet bence cesurca oluşturulmuş bir köşe de mevcut. Siz bu ekonomik kriz olayına yıllar önce de değinmiştiniz. Böyle büyük bir krizin patlayacağını, belki o anda o yorumu okuyup dikkate alan bir iş adamı bugün çok daha farklı bir refaha kavuşabilirdi, önlem alabilirdi. Tabii ki sizin bu tip açıklamalarınız oldu. Ama şu anda gelmiş olduğumuz noktada bütün dünya bir krizi yaşamakta ve tüm ülkeler bir paket işte bir önlem almak konusunda çaba sarf etmekte. Siz yine benim hafızamda kaldığı kadarıyla bu krizin daha başlamadığını yani olgunlaşmadığını ve takriben yedi yıl kadar sürebileceğini beyan etmiştiniz. İsterseniz ekonomik krizle alakalı konuşalım birazda, çünkü izleyicilerimizin birçoğu bu konudaki yorumlarınızı inanıyorum ki merakla bekliyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Ben Allah’ın bana yardımıyla on yıl önce Çok kapsamlı izah etmiştim.
TEMPO TV: Evet
ADNAN OKTAR: Mesela İsrail’in gene kan akıtacağını, çok kapsamlı bölgede kan akıtacağını on yıl öncesinden bildirdim. Irak’ın işgal edileceğini yine bildirdim. Üçe bölüneceğini bildirdim. Bütün dediklerim tek tek çıktı. Ekonomik krizi de söyledim daha önceden anlattım hadislere dayandırarak anlattım. Yine aynısıyla çıktı. Fakat tabi bu ekonomik kriz, insanların bir kısmı, tabi büyük bir felaketi biraz anlamazlıktan gelince o felaketin duracağını zannederler. Yani bir batıl inançtır bu. Bu, şu an dünyayı adeta hipnotize etti bu ekonomik kriz. Yani ne yaparlarsa yapsınlar durduramıyorlar. Yani kontrolden çıkmış bir yangına benziyor. Ve sürekli toplumu ezerek ilerlemeye devam ediyor. Fransa’da, İngiltere’de, Avrupa’da tahribatını her gün gazetelerden okuyordur seyircilerimiz. Bilmeyenlerde zaten basından her yerden takip ediyorlar görüyorlardır. Fakat daha yeni ivme kazanıyor bu. Özellikle mart ayından sonra daha da kapsamlı bir ivme kazanacaktır. Bunu insanlar yine görecektir. Fakat Allah’a çok şükür ki Türk İslam Birliğinin bereketi ve bolluğu bu zorluğu aşmamızda bize çok kolaylık sağlayacak inşaAllah.
TEMPO TV: Evet, Peki hocam benim bugün şahit olduğum bir haber vardı ekonomi cephesinde, önemli finans kurumlarından bir tanesi Meryl Linch, altının ons’unun 1500 dolar seviyesine geleceğini beyan etmiş. Şu an 900 dolar seviyesinde. Altında ciddi bir yükseliş var kıymetli maden olarak baktığımızda. Ben soruyu şöyle şekillendirmek istiyorum. Bugün yaşadığımız kriz aslında finans piyasasının krizi, yani bizim sanal tabir ettiğimiz işte borsa, faiz, döviz gibi belki dinen de ne kadar caiz olduğu tartışılabilir piyasalarda yaşanan bir kriz. Siz bu krizi biraz manevi olarak işte bu kumara döndürülen araçların şekline mi bağlıyorsunuz? Ve altınla ilgili ciddi bir yükselişin yaşanmakta olmasının da artık insanlar para ve oyunlardan sıkıldı değerli madenlere eski dönemlerde olduğu gibi mi yatırım yapmaya başladı bu konudaki düşünceniz nedir?
ADNAN OKTAR: Şimdi bakın bir şey söyleyeceğim. Bir süre sonra insanlar ellerindeki altın ve gümüşün hiç bir işe yaramadığını görecekler. Evlerinde böyle metal blokları olarak onun hiç bir işe yaramadığını görecekler. Yani biriktiren boşa biriktiriyor altını ve gümüşü ve sadece bir kaç kilo metali olmuş olacak yani demir, bakır, toprak, çamur hiç bir farkı olmayacak onu söyleyeyim. Yani bugünleri de görecekler, insanlar. Onun için, yani Türkiye’nin dışındaki âleme sesleniyorum bu yönüyle, bu sözlerimi unutmasınlar. Hatta diyor ki, “Bir öküz başı bir ukyeye satılır” diyor rivayette. Yani, bir kere kıtlıkla karışılacaklar. Yani, öküz başı bile çok kıymetli olacak. Yani, bir öküzün başını bile bulmakta zorluk çekecekler, öyle bir kıtlık dönemine doğru gidecekler. Bu hırs ve şikaklarından, Allah’a, Kuran’a ve İslam’a ehemmiyet vermemelerinden kaynaklanan bir bereketsizliktir ve bir uğursuzluktur. Allah’ın meydana getirdiği özel bir durumdur. Ve bu konuda İsrafil görevlidir. Mikail görevlidir. Cebrail görevlidir. Yani, melekler şu an yeryüzünde bu konuda görevliler. Hz. Hızır görevli. Türk İslam Birliği’nin oluşması için Hz. Hızır görev başında ve bunun böyle olduğunu yakın bir zamanda insanlar görecekler. Fakat melekleri insanların görmesi imkânı yoktur. Fakat Hızır’ı yer yer insanlar bazı yerlerde görmelerine rağmen tanıyamadıkları için bilmiyorlar. Fakat Hızır şu an görevde.
TEMPO TV: Evet, hocam izleyicilerimize alternatif bir yatırım kanalı bakalım dedik ama altında bir işe yaramayacak dediniz.
ADNAN OKTAR: Yok, altında bir işe yaramaz. Yani, Yapacakları en güzel şey, Allah’a tam sığınmak, tevekkül etmek, Allah’ı çok sevmek, Allah’tan çok korkmak, Kuran ahlakını yaşamaktır. Bunun dışında yapacakları pek bir şey yoktur. Açıkça söyleyeyim.
TEMPO TV: Peki hocam, bir para sahibi düşünelim, nakit parası olan. Şimdi siz dersiniz ki bir kıtlık olacak 5 yıl boyunca, özür dilerim, toplam 7 yıl ama işte 2 yıllık bölümü geride bıraktığımızı varsayıyoruz. Şimdi bu para sahibi insan, bizi şu anda dinleyen, şunu düşünebilir; “Ya 5 yıl daha devam edecekse ben yatırım yapmayayım mal satamam, sıkıntıya girerim. Paramı da işte, bekleteyim” şeklinde bir yorum yapabilir. Yani mesela bizi bu şekilde dinleyen insanlar varsa, bu para sahiplerine veya iş yapmayı düşünen kişilere ne önerebiliriz.
ADNAN OKTAR: Türkiye, bereketin kaynağı olacak inşaAllah.
TEMPO TV: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Türkiye, Türk İslam Birliği’nin merkezi olacak ve bereketinde kaynağı olacak. Ben bu sözümü dünya için söylüyorum.
TEMPO TV: Anladım.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
TEMPO TV: Bizde, yatırıma devam o zaman. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii ki. İnşaAllah.
TEMPO TV: Sayın Hocam, aslında medya sektörü ile alakalı bir soru gelmiş. Alaaddin Yeşilbayır, İstanbul’dan, Nişantaşı’ndan soruyu sormuş. “Sayın hocam ve Serdar bey demiş; anlaşılır ve sakin üslubunuz ve dürüst sorularınız ve cevaplarınız için öncellikle sizleri tebrik etmek istiyorum. Televizyonunuz bence çok önemli bir boşluğu dolduruyor. Kartel medyanın yapamadıklarını yapıyor. Ailecek seyredilecek programlarınızdan dolayı da sizi ayrıca tebrik ediyorum” demiş. “Bu vesileyle de şunu sormak istiyorum. Tartışma programlarında bakıyorum herkes kavga ediyor. Bir tane de mantıklı tutarlı insan çıkıp konuşmuyor. Hemen ortam alevleniyor. Konuyu unutup başka konuya geçiyorlar. Dinleyenlere fayda vermek değil de, üstün gelmek için çalışıyorlar. Bu insanlara hocam ne söyleyebilir?” diye bir soru olmuş. Hocam, gerçekten böyle bir üslup var yani kavganın reyting getirdiği bir dönemde yaşıyoruz. Yarışma programları yapıldı malumunuz, kavgalar olduğu zaman reyting rekorları kırıldı. Siz bunu gerçekten neye bağlıyorsunuz? Medyada bu değişten trendi nasıl açıklayabiliriz?
ADNAN OKTAR: O gerilim insanlarda tabi ürküntü, tedirginlik ve gerilim meydana getiriyor. O gerilimden kaynaklanan merak hissiyle bakıyorlar ama bu yani zevk aldıklarından, hoşnut olduklarından değil. Onun huzursuzluğundan, onun tehlikesinden kaynaklanan, “ne yapabilirim” yani “nasıl olur bu”, “tehlikenin çapı nedir” yani “ürkütücülüğü nedir” gibi insanlarda bir merak vardır. Mesela bir kavga da olsa insanlar bakarlar biliyorsunuz.
TEMPO TV: Evet
ADNAN OKTAR: Yangın olsa gidip seyrederler.
TEMPO TV: Kaza olsa bakarlar.
ADNAN OKTAR: Kaza olsa bakarlar. Ama bu eğlendikleri bir konu değildir yani bu insanları gerer ve çok rahatsız eder. Bilhassa bu tip programları seyreden insanlar gerilip rahatsız oluyorlar, huzursuz oluyorlar. Yani mutlu olmuyorlar. Yani karamsar oluyorlar. Daha iç açıcı, daha onları rahatlatan programlar olması lazım. Tabi tevekkül eden insanlar için ben bir şey demiyorum ama tevekkül edemeyen insanlar için böyle bir konum oluyor. Yani onları karamsarlığa düşürebiliyor. Hakikaten de oluyor. Ben görüyorum mesela sabah kadar program oluyor bir konu oluyor, tek bir konu...
TEMPO TV: Evet
ADNAN OKTAR: Bir türlü o konu açıklığa kavuşamıyor. Bazen de aynı şeyi savundukları halde kavga ediyorlar hakikaten. Aynı şeyi iddia ediyorlar ve konuya bir türlü giremiyorlar yani ana konuya bir türlü giremiyorlar. Yahut boş konuşmalar oluyor, yani sabaha kadar mesela hiç alakasız bir konu, bir de gayet ciddi bir üslupla sanki devlet meselesini konuşuyor gibi garip ve ciddi mimiklerle, abartılı mimiklerle saatlerce, hem de üç, beş kişi birden tamamen boş bir konuyu, boş sözlerle, boş şekilde ele alabiliyorlar. Ben o güçlerine de şaşıyorum yani konunun boş olduğunu bilmelerine rağmen. O kadar kendilerini kaptırarak, o mimiklerle, o üslupla nasıl konuşabiliyorlar bu da harika bir şey, çok şaşırtıcı.
TEMPO TV: Sayın Oktar, sizin önemli eserlerinizden bir tanesi de “Allah Sevgisi” isimli kitabınız.
ADNAN OKTAR: Evet
TEMPO TV: Burada insanların sevgi anlayışlarından da çok net örneklerle bahsediliyor. Size bu konuyla alakalı bir kaç soru yöneltmek istiyorum müsaade buyurursanız.
ADNAN OKTAR: Evet, buyurun.
TEMPO TV: Kuran’daki sevgi anlayışı tam olarak nedir?
ADNAN OKTAR: Kuran’daki sevgi anlayışı; Allah bizden Kendisi sevmemizi ister ve Kendisinden korkmamızı ister. Eğer Kendisini sevmiyorsa ve Kendisinden korkmuyor ise insan, yani Allah esirgesin kendimi o şekilde örnek vermeyeyim de herhangi bir insan diyelim, kendisi Allah’ı sevmiyorsa ve Allah’tan korkmuyorsa Allah, onun kalbindeki sevgi nurunu alır, sevgi gücünü alır. Yani istediği kadar uğraşsın, ne yaparsa yapsın ne sevebilir ne de kendini sevdirebilir. Yani iki gücü birden kaybeder, yani tek yanlı değil. Hem sevme gücünü kaybeder hem sevilme gücünü kaybeder. Ama Mümin Allah korkusu ve Allah sevgisi ile yaklaştığı için Allah aşkıyla etrafa baktığı için her yerde Allah’ın tecellisini görür. O yüzden derin sevgiyi çok şiddetli yaşayabilir. Mesela bir çocuğa baktığında, onda Allah’ın o vildanlarda yarattığı o güzelliği görür. Allah’ın nuru olarak onu görür. Allah’ın tecellisi olarak görür. Ondan derin bir zevk alır, ondan bir hoşnutluk duyar. Kalbinde şefkat, merhamet koruma hisleri oluşur. Ama bu sevgiyi ona veren Allah’tır. Mesela diyor ki Hz. Musa için; “katımızdan ona bir sevimlilik verdik” diyor Allah. Demek ki yani insanın kendisinin sevimli olmasıyla olmuyor bu. Allah’ın ona vermesiyle oluyor. Mesela Hz. Yusuf’a Allah, olağanüstü bir güzellik vermiştir. Ama Allah’ın yaratması ve dilemesiyle oluyor çünkü eğer insanlar etkilenecek olsaydı ilk Yusuf’u gördüklerinde etkilenmeleri gerekirdi. İlk gördüklerinde etkilenmediler. Kuyuda gördüklerinde. “Onu önemsiz gördüler” diyor Allah ayette. Ama sonra kadınlar ellerini kesecek derecede olağanüstü etkileniyorlar Hz. Yusuf’tan. -Şeytandan Allah’a sığınırım- “Allah’ı tenzih ederiz” diyorlar “herhalde bu bir melek” diyorlar yani melek gibi diyorlar. Yani olağanüstü beğeniyorlar. Eğer mümin Allah rızasını taşımıyorsa, Allah’ın rızasıyla yaklaşmıyorsa kalbinde sevgi olmaz. Mesela evlenecek insanlar oluyor. Kız diyor ki çok muazzam bir şeyle karşılaştım, olayla karşılaştığını söylüyor. İlk defa hayatında aşık olduğunu böyle bir insanı hiç görmediğini adeta hipnotize olduğunu, hayatının insanını bulduğunu iddia ediyor. O zavallı da ona, tabi insanlarda beğenilme arzusu olduğu için yani gururunu tatmin edecek bir duygu olduğu için ona safça inanıyor. Yani sebebini araştırmıyor, bu insan beni neden sevdi demiyor. Arabası olmasaydı acaba onu sever miydi, evi olmasaydı acaba sever miydi, maaşı o kadar yüksek olmasaydı o kadar sever miydi bunu düşünmüyor yüzünde böyle mahsun bir heyecanla yani kendisini keşfetmiş birisiyle karşılaşmış olmanın heyecanıyla ona inanıyor. Yani keşfedilmesine şaşıyor. Yani daha önce nasıl başkası onu keşfedememişte ilk defa o onu keşfetmiş gibisinden şaşıyor. Hâlbuki kadın onun akılsızlığından dolayı ayrıca ona bilinçaltında özel bir nefret de geliştiriyor. Yani onun akıl edememesine. Çünkü onu bir av gibi görüyor. Yani bir, ağına düşen bir av gibi. Av gibi görüyor yani küçük bir sinek gibi görüyor. O da küçük bir sinek gibi orda debeleniyor. O, onu yavaş yavaş ağıyla sarıyor işte ondan çok etkilendiğini, olağanüstü olduğunu, böyle birisinin dünyada olamayacağını falan o garibimde ona saf saf hepsine inanıyor. Ki bu karşılıklı bir azaptır yani onu malıyla etkilendiğini bildiği halde bilinçaltında, yani imkânlarıyla olduğunu bildiği halde ve bunun gitmesi durumunda ondan nefret edeceğini bildiği halde kendini kandırıyor ama bilinçaltında ona karşı tabi bir nefret oluşur. Kadın da ondan otomatik olarak tiksinir ve çok itici bulur. Ama iradesini kullanıyor kadınlar böyle olaylarda, tiksinmesine rağmen oradaki çıkarı daha güçlü olduğu için çünkü para gelecek, araba gelecek, giyecek gelecek onları daha cazip bulduğu için, onlardan alacağı zevki, gücü ondan duyduğu tiksintinin gücüyle karşılaştırdığında daha şiddetli olduğu için karşı taraftaki güç, ona tahammül etmiş oluyor. Tahammül ederken de ona sezdirmemeye çalışıyor tabi o kişi. Tahammül ederken ki çeşitli yöntemleri oluyor onun. Karşılıklı şirin görünme yöntemleri oluyor mesela o, ona çok güzel bir yemek yaptığını ve onu beklediğini söylüyor o da ona işte çok şahane bir yüzük buldum diyor. Mesela böyle bir sarılıp etraflarında bir dönüyorlar şöyle bir filmlerde gördükleri gibi falan. Ömür boyu poz yapmak, ömür boyu taklit etmek yani o kadar acıdır ki bir insan için. Yani bir kadının hoşlanmadığı halde seviyor görünümüyle yaşaması çıkar için bir erkeğinde sevilmediği bildiği halde, seviliyor görüntüsüne kanıp buna inanmadığı halde güya kanarak yaşaması ve karşılıklı sevgi görüntüleri yapmaları ve bunu bir aktör gibi bir aktris gibi uygulamaları dünyanın en büyük azaplarındandır ve Allah’ın insanlara verdiği en büyük belalardadır. Halbuki gerçek sevgi de insan ne mal arar, ne mülk arar, ne şunu arar, ne bunu arar. Eğer Allah’ın tecellisini onda görüyorsa, Allah’ın aklını onda görüyorsa o insandan kadın hipnotize olur, o erkekten. Allah öyle bir güç vermiştir mesela Hz. Musa’dan olağanüstü etkilenmiştir Firavun’un hanımı o adamdan ayrılıp Hz. Musa’yla evlenip çölde kırk yıl onunla beraber gezmiştir. Hz. Musa’nın malı yoktu. Yani ona sadece çile ve zorluk sundu. Ama Hz. Musa’da Allah’ın tecellisini gördü o ve o yüzden ona karşı o kadar muhabbet duydu. İşte buna tutku denir. Mesela Peygamber efendimizle, kölesi olan kişinin hanımı da boşanıp Peygamber efendimizle evlenmiştir. Çünkü onda Allah’ın nurunu, Allah’ın güzelliğini, Allah’ın tecellisini görmüştür. Ve çok çok fazlasını görmüştür. Yani kendi eşiyle kıyasladığında onda çok çok fazla bir tecelli, çok yoğun bir tecelli görmüştür. Allah’ta diyor ki ayette sen diyor insanlardan utanıp bunu kalbinde saklıyordun ama Allah bunu biliyordu diyor. Ve Allah’ın emri artık yerine gelmiştir diyor. Allah, o kölesinden o hanımın boşanmasını sağlamıştır Kuran ayetiyle ve Peygamber efendimizle evlenmiştir. Peygamberimiz bunu kabul etmemiştir. Eşine söylemiştir “sen boşanma devam et” demiştir. Yani evliliğiniz devam etsin demiştir. Ama Allah vahiyle bildirince olay ortaya çıkmıştır ve Allah’ın emri yerine getirilmiştir. Yani bu da bir tutkudur işte yani tutkunun gereği Allah’ın tecellisine duyulan tutkunun bir gereği olarak bunu yapmıştır kadın orda bu güzelliği. Bunun bir çok örneğini tarihte biz gördük. Yani diğer Peygamberlerde de vardır bu. Bizim Peygamberimizde de vardır. Allah rızası için sevmek bambaşka bir şeydir. Çok derin bir zevktir. Bunda insanın içinde özel bir güç vardır. Yani altıncı bir his gibi bir his. Yani ne görmeye benzer, ne duymaya benzer, ne işitmeye benzer yani tarif edilemeyecek şiddette derin bir zevk. Derin bir güç. Buna biz tutku diyoruz. İnsanlar tutkunun ve aşkın taklidini yapıyor sokakta. Ben duyuyorum mesela televizyonlarda. Âşık olduğunu söylüyor. Yani neye göre âşık olduğunu sorduğumda, mesela işi olmasa, parası olmasa devam eder mi? Diyorum yok boşanacağını söylüyor. E demek ki aşkla alakası yok.
TEMPO TV: Evet. Sayın Oktar aslında gençlikte tabi insanlarda belli bir güzellik oluyor. Bahsettiğimiz aşk işte bir 45-50 yaşlarına gelince daha farklı bir hale dönüşebiliyor. Çünkü genç ve güzel suratlar zaman içerisinde deforme oluyor ve o ilk anki heyecanı belki bir daha hissedemiyorsunuz. İnsan da geçici bir varlık. Ama söylediğiniz üzere esas sevgi tabii ki Allah sevgisi, esas aşk da Allah aşkıdır.
ADNAN OKTAR: Peygamber efendimiz 63 yaşındaydı ama Hz. Ayşe O’na âşıktı. Allah’ın tecellisine âşıktı. Allah’ın nuruna âşıktı. 63 yaşındaydı peygamberimiz ama terütazeydi. Çocukluğundaki güzelliği daha hala üzerindeydi. MaşaAllah.
TEMPO TV: Hocam Hz. Ömer’in bir rivayet edilen sözü vardı; “Allah sevdiği kulunu bütün mahlûkatına sevdirir” diye. Allah’ın sevdiği bir kul olmak hem ailede hem de toplumda huzurlu yaşamamızı tesis eder diye düşünüyoruz. Sayın Hocam Kuran’da salih amellerde bulunanlar diye birçok ayette bir hitap bir emir vardır. Bir zümreden bahsedilir. İnsan karakterleri de tabi anlatılıyor Kuran-ı Kerim’de. Kısaca sormak istiyorum Hocam; Kuran’da bahsedilen insan karakterleri nelerdir? Kadın ve erkek karakterleri. Çok kısa hemen bu konumuzla birleşik o da. Ona da bir cevap verebilirseniz.
ADNAN OKTAR: Bir kalbinde hastalık olanlar vardır. Bir münafıklar vardır. Bir takva olan insanlar vardır. Allah’ın nuruyla etrafa bakar, Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmıştır, nezih insanlardır. Her şeyde Allah’ın rızasını ararlar. Mesela bir yere gideceği vakit tatile mi gitsin, hizmet mi etsin? Biz mesela bunu münafıklarda da görüyoruz. Diyor ki, Allah yolunda mücadeleye peygamber onları çağırıyor, evimiz açıkta diyorlar. Çoluğumuz çocuğumuz var, ailemiz var. Onlarla ilgilenmemiz gerekiyor ya Resulullah diyorlar. Biz o yüzden senin çağırdığın yere gelmek istemiyoruz diyorlar. Hâlbuki Allah’ın rızasının en çoğu Peygamber efendimizin dediğinin yapılmasındadır. Ama tabii ki insanın çoluğuna çocuğuna uğraşmasında Allah’ın rızası vardır. Ama peygamberin dediğinin yapılmasında çok çok daha fazlası vardır. Kıyaslanmayacak kadar fazlası vardır. Onun için insanlar seçim yaparken, bir şeyde seçim yaparken Allah’ın rızasının en çoğunu seçmeleri gerekir. Yoksa mesela diyor münafıklar; biz diyorlar savaşmayı, mücadele etmeyi bilsek seninle gelirdik diyorlar. Hâlbuki biraz para verilse, bir imkân sağlansa çok çok kapsamlı bunu yapabilirler. Dediği doğru da olabilir mesela hakikaten az savaşmayı, mücadele etmeyi biliyor olabilir. Ama Allah rızası için insan ortaya çıktığında Allah zaten ona o gücü verecektir, imkânı verecektir. Zaten Allah ona o kabiliyeti durduk yere hiç bir sebep yokken meydana getirmiyor. Allah bir sebeple meydana getiriyor. Orada da o sebebi meydana getirecektir. Orada onun yapacağı şey peygamberin sözünü tutmaktır. Peygamberin sözünü tutmadığında Allah’ın rızasına uygun hareket etmemiş olur.
TEMPO TV: Hocam yine salih amellerde bulunan erkeklerle, salih amellerde bulunan kadınların, münafık erkeklerle de münafık kadınların bir arada olacağı belirtiliyor. Bu da önemli bir husus aslında. Bunu da biraz değerlendirebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Evet müşrik erkekler müşrik kadınlarla, münafık erkekler, münafık kadınlarla, Müslüman kadınlar da Müslüman erkeklerle. Çünkü münafıkların zaten ruhu kapkaranlık oluyor. Kadınların da ruhu kapkaranlık oluyor. İki karanlık birleşip simsiyah bir karanlık meydana getiriyor. O ondan nefret ediyor, o ondan nefret ediyor. O ondan tiksiniyor, o ondan tiksiniyor. Hatta bunların tiksintilerinin şiddetinden dolayı biliyorsunuz etkilenmek için bunlar birçok çözüm ararlar. Yani nasıl olsa da sevse acaba? Nasıl yapsa da ondan hoşlansa diye çözüm ararlar. Fakat o tiksintilerini nefretlerini bir türlü gideremezler. Ama müminlerde de çok şiddetli bir muhabbet vardır. İnsanlar da onun hikmetini bazen çıkaramazlar. Onu yaşayamayan insanlar onu çıkaramazlar. Hâlbuki bu insanlar 6. duyuyu yaşıyorlar. Yani onların bilmediği bir mucize oluşuyor. Tutku bir mucizedir. Yani derin bir zevktir. Bir kısmı tutkuyu takliden anlatıyorlar. İşte çok seviyorum diyor. Peki, o zaman birbirine hakaret ediyorsun, saldırıyorsun, aşağılıyorsun, üzüyorsun, maddi çıkarınla çatıştığında anında harcıyorsun. Kendi nefsinle çatıştığında anında harcıyorsun. E o zaman onun adı tutku değil. Demek ki, sen dinlerden hak dinlerden gelen bir tutku sözünü duymuşsun. İyi bir şey olduğunu bilinç altında biliyorsun, onu arıyor fakat bulamıyorsun. Küfürde öyle onu bilir bilinçaltında fakat yaşayamaz. Mümin bunu bilinçaltında bilir ve en önemlisi yaşar Allah ona yaşatır. Yani bu özel duyguyu ve özel sistemi Allah onda yaratır. Mesela tutkuyu tarif et deseniz bir mümine tarif edemez ama şiddetli bir zevk olarak yaşar. Ve tutku yaşlanmayla Müslüman’ın üzerinden gitmez. Mesela o tip insanlarda hastalık da gider tutku dediği şey, mesela aşkı çok beğendiğini söyleyen bir delikanlı oluyor biz kızın, çocuk herhangi bir hastalık geçiriyor Elinin yüzünün şekli biraz değişiyor bir anda tutku uçuyor, gidiyor.
TEMPO TV: Aşk bitiyor.
ADNAN OKTAR: Aşk bitiyor. O ne demektir? Demek ki tutkunun sahte, çok kötü bir taklidinin içerisine girmiş, ona özenmiş ve gerçek tutkuyu bilmiyor demektir. Hâlbuki insan gerçekten tutku ile seviyorsa mesela eli yüzü yansa da sevdiğinin onu daha da fazla sever ve daha da derin bir şevkatle ona karşı muhabbet duyar, çünkü onun cennetteki gerçek yüzünün ne kadar mükemmel olacağını bilir ve sonsuza kadar onla yaşayacağını da bilir. Sahte sevgilerde on yıl - onbeş yıl, beş yıl, üç yıl bazen bir kaç aydır tutku ama gerçek tutku da sonsuza kadardır. Çünkü Allah’ı seviyorsun Allah’ın tecellisi olarak seviyorsun sonsuza kadar Allah’ın öyle tecelli edeceğini bilirsin inşaAllah umarsın o yüzden derin bir sevgi ile sevip sonsuza kadar beraber olma isteği ile bağlanırsın bu sarsılmaz bir sevgidir. Yoksa öbür türlü rahatça ölüp gideceğini yok olacağını bildiği bir varlığa hele ki evrimle oluştuğuna inanıyorsa bir maymun türü olduğuna inanıyorsa yani öyle bir insanın aşktan tutkudan bahsetmesi en kadar suni duracağını çocuk olsa bilir.
TEMPO TV: Evet. Hocam yine birçok hadis ve ayette ölümün varlığından insanların bir imtihan dünyasında olduğundan bahsedilmekte, hatta şuan hatırıma gelen bir ayette:” Biz sizi deniyoruz, o yüzden işiten ve gören yaptık” buyrulmuştur. Hocam sonuç da tüm insanlar cennet veya cehennem ile karşı karşıya kalacaklar. Sizin tabi bu konu ile ilgili çok önemli açıklamalarınız, geçtiğimiz programlarımız da oldu. İzleyicilerimizden de bir o kadar tepki geldi ve özellikle bu konuların daha derinlemesine konuşulmasına ilişkin talepler bizde alıyoruz. Hocam ben size isterseniz cennet konusu ile başlayalım, insanlar öldüklerinde cennet vadi ile karşılaşan zümre, değişik cennet isimleri var Kuran’da bunlar nelerdir? Özellikleri nelerdir? Cennette kademeler var mıdır? İnsanlar sizin kanaatinize göre hadis ve ayetler doğrultusun da neye göre bu kademelerde olacaklardır? İsterseniz o konudan başlayalım.
ADNAN OKTAR: Evet, Cennetül Naim vardır, Naim cennetleri vardır. Cennetül Firdevs vardır, Firdevs cennetleri ve Cennetül Adnen cennetleri vardır. Bu cennetlerin hepsi birlikte ve bir aradadır. Fakat cennet böyle katmanlar tarzındadır. Yani üst üste üst üste katmanlar tarzındadır. Çok güzel evler, muhteşem bir yeşillik, muhteşem güzellikte insanlar, muhteşem vasıtalar ve muhteşem yiyecekler, muhteşem kıyafetler, muhteşem güzel kokulardan oluşan ve eşyalardan oluşan çok güzel bir âlemdir. Fakat biz bunları tabi bu dünyada olduğu gibi yine görüntü olarak göreceğiz fakat var zannedeceğiz. Yine bu dünya da olduğu gibi var zannedeceğiz yani dışarıda asılları olacak fakat biz onların görüntüleri ile muhatap olacağız. Cennette mesela odalar çok fazladır çadırlar çok fazladır ama hepsi birbirinden güzeldir. Mesela bir konağa girildiğin de çok çok fazla odası olur, her odanın içerisinde çok çok fazla nimet vardır, yani böyle zincirleme bir nimet çokluğu vardır. Böyle bir şehir düşünün mesela şehrin caddesine girersin eve girersin, evden odalara girersin, odaya girersin, evde raflar vardır rafları açarsın, içinde bir şey görürsün öyle zincirleme güzellik sistemleri vardır cennette. Yani mesela bir köşke girdiğinde köşkün odaları her bir odası ayrı bir âlemdir, odanın içerisine girdiğiniz de oradaki eşyaların her biri ayrı bir âlemdir. Mesela kadınlar bir elbise giyerler diyor, 7 kat elbise aynı anda hepsi birden görünüyor bakana, mesela birinci katını da görebiliyor insan istediğin de ikinci katını da, üçüncü katını da yani bir kadını 7 ayrı elbise ile görebiliyor kadına da, erkeği 7 ayrı elbise ile görebiliyor. Çok fazla beden vardır ayrıca daha önce de anlatmıştım yani bir insanın yüzlerce bedeni vardır. Ama en çok hoşlanılan şeyler tabi peygamberlerle yapılan sohbetlerdir, cennette yapılan gezintilerdir, cennete çok fazla ırmak vardır küçük ırmaklar altlarından ırmaklar akar diye belirtilir. İnsanlar suyu çok sevdikleri için denizi biliyorsunuz, ırmağı ve gölü severler cennette her yerde böyle ırmaklar vardır su vardır. Mesela akan pınarlar vardır, insanların hoşuna gittiği içindir bu, nimet çeşmeleri vardır. Fakat insanların alıştığı gibi değildir, bildiği mesela meyveler aynı oluyor bunun benzeri mesela insanlar diyorlar, biz bunun benzerini dünya yemiştik. Ama dikkat edin aynısını demiyorlar benzerini mesela muz daha güzel ve daha lezzetlidir, kiraz daha güzel ve daha lezzetlidir fakat önemli özelliği koparıldığında dalda aynı anda yine oluşur. Yani bir dahaki mevsimi bekliyoruz biliyorsunuz bizde o koparıldığın da orada öyle değildir orada sebep kalktığı için yani sebepler olmadığı için meyve hemen yerinde yeniden oluşur. Eşya hareketlidir mesela insan oturduğu bir koltuğa emrettiğinde istediği bir yere götürebilir. Yahut arkadaşını mesela istediği vakit hemen koltuğuyla onun yanına gelebilir. Bir eşyaya söylediğin de mesela yanıma gel dediğin de eşya yanına gelir. Mesela fincana git dediğinde gider, hepsi akıllıdır, gel dediğin de mesela dolmuş olarak gelir. Gönlünüzün istediği her şey diyor o yüzden insan hayal ettiğin de düşündüğün de bir şeyi hemen anında oluşur. Fakat insan onun hayal olduğunu bilmez, hayal olarak oluştuğunu bilmez yine insanların beynin de oluşacaktır. Yine aklın da oluşacaktır, dışarıda maddi varlıklar olacaktır fakat biz onun hep görüntüsünü göreceğiz.
TEMPO TV: Peki hocam uyku var mıdır? Cennette
ADNAN OKTAR: Yok. Cennette uyku yoktur, yorulma yoktur yani yorulma diye bir şey yoktur yani sonsuza kadar insan yorulmaz, sonsuza kadar uykusu gelmez, uyku mucize olarak dünya da veriliyor yani uykunun oluşması zaten mucizedir. Normal de uykunun olmaması gerekir çünkü biz görüntü olarak oluşturuluyoruz yani dışarı da bedenimiz var ama görüntü olarak oluşturuluyoruz. Yani görüntü de insanın uyuması için bir sebep yoktur, yani mesela toz yoktur cennette, kirlenme olmaz toz mucizedir tozun her bir tanesi bile mucizedir, özel yaratılır eşya özel olarak eskitilir insan yaşlanır mesela cennete yaşlanma yoktur. O da mucizedir mesela kirlenme yoktur, insan bir kere temiz olarak cennete girecektir temiz olacaktır ve sonsuza kadar bir daha kirlenmez. Yani vücudundan hiç bir salgı oluşmaz vücutta yani gözyaşı salgısı dâhil hiç bir salgı oluşmaz, insanı rahatsız eden hiç bir salgı oluşmaz, sonsuza kadar bu böyledir. Mesela insan bu dünya da biliyorsunuz vücut son derece acz içindedir. Yani
tepeden tırnağa insanın aczini herkes bilir. Bu aczin hiçbiri yoktur cennette, acz özel olarak yaratılmıştır dünya ya bağlanmamamız için. Dünya sevgisinin olmaması için özel yaratılmıştır. Cennette gerekçesi kalktığı için sebepleri kalktığı için aczin tamamı kaldırılıyor. Sadece pozitif olan şeyler bırakılıyor cennette, bu dünya da negatif özel olarak yaratılır yani her şeyin zıttı yaratılır imtihan için. Cennette negatif kalkıyor sadece pozitif vardır. Dünya da biliyorsunuz binlerce milyonlarca negatif ve pozitif vardır her şeyin zıttı vardır dünya da cennete bir şeyin zıttı yoktur herhangi bir şeyin zıttı yoktur mesela insanın zıttı yoktur hep Müslümandır mesela bizim zıttımız kâfirdir, zıttımız yoktur. münafıktır yoktur zıttımız. Üzücü hiçbir olay olması mümkün değildir. Çünkü sadece müminler ve sadece Allah’ın dedikleri vardır. Huriler vardır şiddetli güzeldir mesela kelebeklerin sırtları nasıl düzgün kendinden makyajlıdır kadınlar makyaj yapmaz yani gözleri kendinden makyajlıdır, kendinden güzeldir mesela saçları olağan üstü güzeldir hatta saçını bir teli bile diyor işte şu kadarcık alanı parlatır tabi orada kastedilen saçlarının canlılığı diriliği ve güzelliğidir. Mesela dünyadaki saçlar kadınlar hiçbiri kendi saçını beğenmez yani mükemmel bir saç yoktur dünya da çünkü bilinçaltında insanlar bildiği için mükemmel saçı cennetteki saçtır mükemmel olan saç. Yani cennet saçını görmek, bir helaline, helali olan bir insana eşinin saçı, saçının kokusu, dokusu, kalitesi, çok heyecan vericidir dokunması ve çok çok mükemmel olacaktır. Bütün vücudu doğal olarak bakımlı olacaktır mesela tırnakları bütün vücudu doğal olarak bakımlıdır cennet kadınlarının.
Bu dünyada sebep olur mesela gider özel bakım yapar hâlbuki bakımı yapan yine Allah’tır.
Yani bir kadına makyaj uygulandığında meydana gelen makyajı da yaratan Allah’tır.
Hiçbir kimse kimseye makyaj yapmaz. Her makyajı Allah yapar. Mesela kadınlara makyaj yapıyorlar, makyaj uzmanları kadın makyaj uzmanının yaptığını zanneder hâlbuki Allah yapar makyajı, yani makyajlı halini. Mesela parfümü de Allah yaratır insanın üstüne parfümü süren de Allah’tır. O kokuyu insanda meydana getiren de Allah’tır. Beğenilmeyen kokuyu meydana getiren de Allah’tır.
O dünya da insanların, dünyaya bağlanmaması için özel yaratılır. Cennette insanların doğal parfümü vardır, doğal olarak güzeldirler, her şey doğal olarak. Yani çiçekler nasıl doğal olarak güzel kokuyor, çiçekler doğal olarak nasıl mesela karanfilin dokusu nasıl güzel göz alıcı kelebeklerin sırtları nasıl doğal ve göz alıcıysa cennette de insanlar öyle doğal be güzeldir, kadınlar. Erkeklerde kadınların tam beğeneceği gibidir. Yani herkes helalini tam beğenir ve ona tutkuyla bağlıdır. Kuran’ın ifadesiyle gözlerini sadece eşlerine dikmiş diyor Allah ayette bakışın ne kadar önemli olduğuna da dikkat çekiyor Allah.
Yani tutku bakışı vardır ki, insanlar bunu ancak iman edenler bilir. Tutku bakışı, tutkuyla bakma, derinlikle bakma ve derinlikten etkilenmek sadece takva olan müminlere has özel bir nimettir.
Allah’a inanmayanlar bunu hiçbir şekilde elde edemezler. Hiçbir şekilde. Yani bu güce sonsuza kadar varamayacaklardır. Müminler hem dünyada, cennette de daha şiddetlisiyle tutkuyu bilirler.
Yani tutku dolu bakışı bilirler, Kuran’da da buna özel dikkat çekilmiştir.
“Gözlerini sadece eşlerine” yani burada çok önemli, iffetin önemine dikkat çekiliyor. Sadece eşine.
Yani sadece ona ait. Saklı inci gibidirler diyor Allah. Saklı, yani böyle ciltleri de yumurtaya benzetilmiştir. Yani ovalliği ve temizliği açısından, kadınların güzelliği çok detaylı belirtilmiştir Kuran’da. Erkeklerde gene kadınların en beğeneceği şekilde yaratılacaklardır.
Karşılıklı tutku olacaktır. O tutku dolu bakışları en ziyade onları etkileyeceği Kuran’ın işaretinden anlaşılıyor. İnşaAllah.
TEMPO TV: Peki Sayın Oktar, cennette kademeler olduğundan bahsettik; burada nasıl bir tasvir yapabiliriz? Yani en üst mertebede kimler vardır veya en makbul kullar kimlerdir? Yani bir sıralaması mı var?
ADNAN OKTAR: Yani biz mesela peygamberlerle beraber olacağız. Aynı bahçelerde olacağız inşaAllah. Aynı sofralarda yemek yiyeceğiz. Çünkü çok fazla vücudumuz olacak. Yani bir insan aynı zamanda hem
Hz. Musa’nın yanında hem Hz. İshak’ın Yakup’un İsmail’in Nuh’un hepsinin yanında olabilecek çok bedeni olduğu için. Aynı zamanda eşinin de yanında olabilecek, aynı zamanda sofralarda olacak
aynı zamanda diğer arkadaşlarıyla sohbet eder vaziyette olacak. Bu bütün bedenlerine tek bir ruh hâkim olacak, kendi ruhu hâkim olacak. Hepsini de hissedecek yani biz nasıl parmaklarımızı
tek tek, ayrı ayrı hissediyoruz dimi mesela her parmak ayrı ama hepsini ayrı ayrı hissediyoruz tuttuğumuzda. Mesela iki kulağımızla da aynı anda duyuyoruz, iki kulağımız var ama aynısını duyuyoruz, tek bir ruh hepsini duyuyor. İşte ahrette de böyle. Yani gözümüzden, kulağımızdan, elimizden, ayağımızdan gelen hisleri
nasıl tek bir ruh duyuyorsa, o bütün bedenlerden gelen hisleri de tek bir ruh duyacak. Dolayısıyla hepsiyle beraber olmuş olacağız, ama herkes takvasının derinliğine göre Allah’tan korkusunun gücüne göre, Allah’a imanının derecesine ve samimiyetinin derinliğine göre zevk alacak. Mesela cennet hurilerinden herkes aynı zevki almaz. Takva olanlar daha çok zevk alacaklardır. Ama bu bilinmeyecek. Yani, çünkü bilinmesi insanlara bir ceza olur. Bunu bilmeyecekler.
TEMPO TV: Peki Hocam cehennemden biraz bahsedelim. Cehennemde de bildiğimiz kadarıyla belli katmanlar var. Siz de az önce münafığın tarifini yaparken cehennemin en alt kademesinde diye bahis buyurdunuz. Cehennemdeki ortamı biraz tasvir edebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Cehennemde bir ateş çeşidi vardır, insanları içten yakar. Yani dışarı da bir alev yoktur fakat insanları içten yakacak diyor. Bu dünyada da insanlar, küfre düşen insanlar Allah’tan korkmayan
Allah’ı sevmeyen insanlar, moralsiz, neşesiz, mutlu olmayarak, her şeyden çekinerek, her şeyden tereddüt ederek, her şeyden şüphe ederek ve sürekli tahammül edilmez bir sıkıntı içinde yaşıyorlar. İşte bu cehennem ateşinin içten yakmasının bir tezahürüdür, bir çeşididir.
Bu insanları içten yakıyor. Bu aynı şekilde ahrette de olacaktır, cehennemde, insanları bu içten yakacaktır, insanlar müthiş sıkılacaktır müthiş rahatsız olacaktır, dayanılmaz bir acı duyacaktır, fakat içinde olacaktır bu ateş. Bir de dış ateş vardır biliyorsunuz, yani normal olarak olan ateşler.
Bu tam materyalistlerin, darwinistlerin ve firavunun tahayyül ettiği gibi bir ortam olacaktır.
Onlar diyorlar ya, ilkel atmosfer, ilkel yapı dünyanın ilk hali ve insanların ilkel konumları diyorlar. İlk yaşayan insanlar hani Kabataş çağı falan filan…
TEMPO TV: Darwinistler’in söylevleri.
ADNAN OKTAR: Evet evet hani ellerinde baltayla birbirlerine saldırıyorlardı, bilmem kan döküyorlardı, konuşmayı bilmiyorlardı, aynı ahrette de aynı vahşilikte olacaklar ve tarif ettikleri gibi böyle saçı sakalı birbirine karışmış, perişan halde, toza toprağa bulanmış, renkleri siyahtır, gözleri koyu mordur, mor, tek renktir ve çoğunun gözleri görmeyecek, kulakları işitmeyecek, kafaları arkaya dönüktür ve vücutları patolojiktir yani bozuktur vücutları yani çok çirkin olarak yaratılacakları belirtiliyor. Cehennem suları kükürt kaynar, kaynardır, çünkü yerden çıkan su, onların şeyine göre, tatlı su olmaması gerekiyor dimi, yerde magma olduğuna göre su olduğuna göre ve kükürt de olduğuna göre metaller olduğuna göre, tuzlu kükürtlü pis bir suyun çıkması lazım normalde yerden. İşte tahayyül ettikleri o tatlı suyu Allah yarattı demeyenlere Allah öyle kükürtlü, kaynar sular meydana getirecektir ve onları ister istemez içeceklerdir. Yani susadıkları için mecburen içeceklerdir. O insanlarla mecburen görüşeceklerdir. O sınıf savaşı diyorlar ya, insanlar sürekli çelişki vardır, kavga ederler, mücadele ederler, sınıflar savaşırlar, sürekli çelişki vardır dünyada diyorlar, yani sürekli mücadele ortamı vardır. Darwin’in de söylediği, yani güçlülerle zayıfların mücadelesi vardır diyorlar. Aynısı cehennemde vardır işte. Sürekli orda gruplaşacaklardır, sürekli birbirleriyle kavga edeceklerdir, birbirlerini yaralayacaklardır, birbirlerini öldürmeye çalışacaklardır, fakat cehennemde ölüm yoktur. Yani öldürmek için gerekeni yapacaktır, fakat şahıs ölmeyecek diri kalacaktır. Hatta insanın, cehennem ateşinin etkisiyle diyor ayette, yüzünün etleri ve derisi soyulur, etleri düşer sırf kafatası olarak kalır diyor. Fakat yeniden ona et giydirilir diyor. Yine cehennemde ateş, yine onu yakmaya devam eder diyor. Yani dünyadaki gibi yanıp yok olma yok. Sürekli bir yanma vardır. Ama insanların suçunun derecesine göre, bu cehennemde farklılıklar vardır. Mesela bazı yerlerde sırf cehennem mahalleleri vardır, böyle karanlık kasvetli, berbat mahallelerdir, birbirine saldıran insanlar vardır. Bunlar için asıl azap cennetle cehennemi kıyasladıklarında oluşacaktır. Yani kendilerinin perişanlığıyla cennet hayatının güzelliğini kıyasladıkça muazzam bir azap duyacaklar ve pişmanlık duyacaklar.
TEMPO TV: Onlar da o zaman cennetteki hayatı görecekler değil mi?
ADNAN OKTAR: Görecekler tabii. Cennet onlara gösterilecek, yani televizyondan görür gibi görecekler, Müslümanlar da cehennemi televizyondan görür gibi görecekler, Müslümanlarda haline şükredecek. Cennetteki hakline şükredecek. Cehenneme bakıp bakıp şükredecekler. Allah’a şükür diyorlar, mesela bence falanca göstertiyor, o ekranda, o görüntüde, bende falanca gibi cehenneme düşecektim, Allah beni korudu diyor, mealen yaklaşık olarak söylüyorum. Cehennem ehlide cenneti gördükçe onlara yürek acısı olacak. Fakat münafıklar en şiddetli azap görecek, en aşağılık, insanlığın yüz karası olan mahlûklardır. Cehennemde, sonsuza kadar en şiddetli azap yapılacak mahlûklarda onlardır.
TEMPO TV: Peki Sayın Oktar, kabirde ilk gece çok tartışılır. Tabi ahiret günü cennet ve cehennemin olacağını herkes inanıyor ama bu surece kadar insanlar kabirde kalacaklar mı yoksa ölen insan direk sorgu sualden sonra cennet veya cehenneme mi sevk edilmektedir ve kabirdeki o içtihat nedir?
ADNAN OKTAR: Bakın insan ölürken Cebrail Aleyhissalam güzel bir insan yüzü ile ve çok yakışıklı bir insan olarak onların sevenleriyle beraber ölmüş sevenlerle beraber ve meleklerle birlikte geldiğinde ve ona nezaketle selam verip canını almaya geldiklerini; ondan sonra hazır olmadığını yani artık ona benzer onun gönlünü alacak şekilde ResulAllah’ın onu beklediğini diğer peygamberlerin onu beklediğini gibi böyle gözünü gönlünü açacak şekilde konuşacaklar. Bu konuşulduktan sonra mümin için zaten cennet kesin demektir Allah’ın izniyle. Zaten mümin burada anlıyor zaten onun için cennet başlıyor. Yani cennet heyecanı ve sevinci içinde oluyor.
TEMPO TV: Öldüğünüz anda başlıyor, ölürken başlıyor…
ADNAN OKTAR: Yani o mezar safhası öbür safhalar onun için bir şey değil yani hep eğlenceli hep zevkli ve güzeldir mesela ahrette de önünde ışık var sağında da ışık var sürücülerle beraber hareket ederler diyor. Onları götüren birisi var bir melek var sürücüsü denilen. Zaten mutlu o yani ama diyor kuvvetle ümit eder diyor daha cennete girmediği için kuvvetle ümit eder, ama küfür sırtına yumruk vurularak ve çok aşağılanarak ve müthiş eziyet edilerek canı çıkarılacaktır. Dikenli bir çalının diyor insanın vücudundan sökülüp çıkarılması gibidir diyor acıyla çıkacak diyor ruhu diyor. Böyle bir adam için zaten yani her aşama cehennemdir. Yani başlıyor zaten orda yani o olay hafif bir şey mi yani dikenli bir çalının bir insanın içinden çıkarılıyor olmasının acısı hafif bir şey mi yani sırtına vurularak ve şiddetle dövülerek canın çıkarılması çok şiddetli bir şeydir. Mezar safhası kısadır aslında yani öyle uzun bir safha değildir çünkü zaman izafi olduğu için, zaman kısa olduğu için süratle cehenneme ve cennete gideceklerin belirlenmesi için sorgu yerine getirilecektir insanlar süratle. Fakat müminlerin sorgusu çok çabuktur hatta hadiste belirtiliyor, sorgusu en son yapılan kişi ilk sorgu yapılan kişi olduğunu zannedecek. Mesela Hz. İsa Aleyhisselam’ın o mübarek güzeller güzelinin sorgusu vardır Kuran’da. Cenab-ı Allah diyor sen mi söyledin diyor şeytandan Allah’a sığınırım Bana şirk koşmalarını insanların diyor. Ya Rabbi Seni tenzih ederim ben böyle bir şey söylemişsem Sen zaten bilmişsindir diyor ve açıklıyor yani böyle bir şey yapmadığını. Allah biliyor fakat özellikle ibret olsun diye insanlara onu soruyor Hazreti İsa’ya, yoksa zaten biliyor Hazreti İsa’nın ne yaptığını Allah. Hepsini bilir. Yani sorgunun gayesi Allah’ın bilmediği bir şeyi bilmesi değildir. Orada küfrü bin pişman etmek, Müslümanları sevindirmek ve o güzelliği onlara yaşatmaktır. Yani maksat orda bir süs ve güzellik olsun Müslümanlara yani tekdüzeliği Allah beğenmiyor. Allah heyecan, değişiklikler, zenginlikler, birçok karmaşık olaylar bunları beğeniyor. Onun için mesela Mehdi’nin hayatı çok renklidir. Rivayetlerde bu görülüyor, çok karmaşıktır; münafıklar çıkacaktır, kâfirlerle mücadele edecektir, deccaliyet ona saldıracaktır. Hatta Mehdi’nin diyor sırtı vurula vurula genişler diyor. Deccal o kadar saldırıyor ki sürekli deccaliyetin saldırılarından O’nun ünü ve şanı gittikçe genişliyor. Rivayet bunu belirtiyor. Mesela Hazreti İsa’nın hayatını çok renkli yaratıyor Allah. Hem göğe alıyor onu, geri gökten Katına alıyor ve geri indiriyor onu. Mesela bu muazzam bir heyecan. Yani 2000 yıl sonra yeniden İsa dünyaya geliyor. Şimdi bu müthiş bir süs bu ve çok şaşırtıcı ve çok heyecan verici ve çok zevkli bir şey. Mesela o kuzu gibi geliyor kendini bilmiyor ilk geldiğinde uykudan uyandığını zannedecek geçmişini bilmeyen bir insan olarak mesela bu müthiş bir heyecan. Ve Allah’ın belirttiği söylediği her şey oluyor tek tek. Mesela bunlar hep heyecan. Ahiret de hep heyecan yurdudur. Mesela cennet de öyle hep sürprizlerle doludur. Her gün bir sürpriz vardır cennette. Allah’tan bir de ziyade vardır diyor ayette buna işareten. Kuran ayetidir bu. Allah’tan bir ziyade. Yani bu Allah’ın yapacağı sürprizlerdir işte inşaAllah.
TEMPO TV: Sayın Oktar o kadar çok konu var ki konuşulacak. Tabirimi maruz görün aslında iki saat bile yetmiyor imkân olsa da keşke üç dört saat konuşsak. Son on dakikaya girdik. Sayın hocam benim merak ettiğim bir konu var. Arzu ederseniz onu size sual edeyim akabinde programımızı noktalayalım. Şimdi bazı insanların yüzünde bir böyle nurani bir tezahür görürüz hatta bir Kuran ayetinde de bu belirtilmiş. Siz onları alınlardaki secde izlerinden tanırsınız şeklinde. Bu tam benim adını koyamadığım tarif edemediğim yine tabirimi maruz görün bir parlaklık bu neden kaynaklanır bunun bir bilimsel izahı var mıdır?
ADNAN OKTAR: Bunun bilimsel izahını tabii ki yapamayız. Tutkununda biz bilimsel izahını yapamıyoruz. Mesela altıncı bir his bu bilinmiyor sadece gerçekten iman edenlerin bildiği, Allah’tan çok korkanların bildiği bir şey ve bu kitaplarda da yazmıyor. Ben bunu görmedim. Yani büyük bir hakikat. Mesela beş duyuyu yazmışlar ama altıncı duyuyu ve tutku duyusudur, bilinmiyor çünkü bu sadece gerçekten iman eden Müslümanlara has bir mucizedir. Mesela nur da öyle. Zenci de nurlu olur. Siyahtır yüzü ama nurlu olur. Yani dürüstlüğün özel çizgileri vardır yüzde. Mesela sokakta bir insan bile anlar bakar bu çok nurlu efendi bir insana benziyor bundan bir zarar gelmez der ama mesela eşkâli bozuk bir tip vardır yani melanet akıyordur yüzünden anlaşılır. Onun için ayette de var suçlular o gün diyor simalarından tanınırlar diyor ayette. İşte bu dünyada da böyledir. Dünyada Allah işareten bunu hissettirir. Çok akıllı insanlar feraseti basireti açık olan insanlar, insanları yüzlerinden tanırlar. Yani bakar bakmaz üç aşağı beş yukarı birazda konuşursa hemen o kişinin kişiliği hakkında bir insan bilgi sahibi olabilir inşaAllah. Allah’ın dilemesiyle.
TEMPO TV: İnşaAllah. Hocam bu haftada programımızın sonuna geldik inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
TEMPO TV: İzleyicilerimiz de sualleriyle size mail ortamından da olsa ulaştılar. Ben birçok soruyu okuyamadım ama hem izleyicilerimizden hem de şahsınızdan bu konuda özür dilemiş olayım.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah
TEMPO TV: Zaman dediğim gibi yetmiyor, su gibi akıp geçiyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
TEMPO TV: İnşaAllah önümüzdeki hafta yine konularımıza devam edeceğiz. Hocam yine müsaadeniz olursa son bölümde özellikle bu nurani yüzlerden bahsettik bu konuyla alakalı da yine bizlerin ve sizin de çok sevdiğini bildiğimiz Necip Fazıl Kısakürek’in bir dizesiyle ben program kapanış anonsumu yapacağım. Müsaade buyurursanız.
ADNAN OKTAR: Tabi buyurun, buyurun. Çok güzel olur inşaAllah.
TEMPO TV: Evet sevgili seyirciler bir programımızın sonuna daha geldik. Yine özellikle ahir zaman konuları ve bu hafta cennet cehennem konuları üzerinde Sayın Adnan Oktar’ın çok önemli açıklamaları oldu. İnşaAllah önümüzdeki hafta tekrar birlikte olacağız ama Hocamızın da müsaadesiyle Sayın Necip Fazıl Kısakürek’in çok güzel bir dizesiyle programımızı kapatmak istiyorum.
O yüz ki her hattı tevhit kaleminden bir satır,
O yüz ki göz deyince Allah’ı hatırlatır.
Evet, inşaAllah bütün izleyicilerimize ve bütün İslam âlemine Allah-u Teala böyle bir cemalle yaşamayı ve vefat etmeyi nasip eder. Önümüzdeki hafta tekrar birlikte olmak dileğiyle hepinize iyi akşamlar diliyor ve saygılar sunuyorum.