Sunucu: Merhabalar efendim. Güzel bir hafta sonunun ardından cumartesi ve pazarı tamamlayıp yarın işbaşı yapmadan önce, hayata dair işlerinizi bitirip arkanıza yaslandıysanız bu Pazar akşamında bizler sizleri Ahiret Sohbetlerine davet ediyoruz. Tamamen mistik bir atmosferin kokusunu hisseden, surların ardındaki şehirden Sayın Adnan Oktar’ın yanında bu akşam sizlere Ahiret Sohbetlerinden bahsetmek istiyoruz. Efendim programımıza hoş geldiniz.
Adnan Oktar: Hoş bulduk. Sizler de hoş geldiniz, lutfettiniz.
Sunucu: Adnan Oktar Ahiret Sohbetleri başlığı dedik biz. Bugün, bu Pazar akşamında insanları normal hayatlarından uzaklaştıracak neler söyleyeceksiniz bize?
Adnan Oktar: En güzel şey bir kere güzel bir memlekette yaşıyoruz. İnsanlarımız güzeller, geleceğimiz güzel, Türkiye lider olacak inşaAllah, Türk-İslam aleminin lideri olacak. O yönde çok ciddi alametler başladı. Ahir zamanın içerisindeyiz, Mehdi’yi göreceğiz, Hz. İsa’nın nüzulü yakın, Hızır (A.S.) görevde. Çok hoş ve çok güzel kutlu bir çağdayız, Altınçağ’ın eşiğindeyiz; bu, nimetlere boğulma demektir. Müslümanlar nimetler içerisinde şu an maşaAllah.
Sunucu: Pazar günü akşam böyle insanları normal hayattan uzaklaştırıp güzel şeylerle biraz daha iç dünyalarına bir yolculuğa götüreceğiz demek ki bu konu başlıkları hakkında. Sizin bakış açınız umut dolu bir dünya, dışarıda ise kriz, siyasal gerginlik, başbakanın Davos zirvesi, o kadar çok olumsuzluk var ki. Normal ritüelden biz bu insanları bu aleme nasıl çekeceğiz. Dışarısı çok yorucu ve zor.
Adnan Oktar: Eğer onlar olmasa zaten müjde olmazdı. Yani onlar müjdenin bir gerekçesidir. Ekonomik kriz olmasa zaten Mehdi’nin zuhuru gibi bir konu olmadığı düşünülür.
Sunucu: Gerek yok Mehdi’ye diye algılanır.
Adnan Oktar: Tabi. O, Mehdi’nin bir gerekçesidir. Bu Filistin’de akan kan yine Mehdi’nin bir gerekçesidir, çıkış gerekçesidir. Bunların hepsi hayırla ve hikmetle oluyor. Hepsinin içerisinde Hızır (A.S.) görevli. Hepsi yakından takip edilen, kaderde olan olaylardır. Hiçbiri başıboş değildir. Davos’taki olay ve hepsi olması gereken olaylardır.
Sunucu: Olması gereken bir gravitasyon içerisinde olduğumuz için biz bunları yaşıyoruz. Yani son saadet dönemine doğru bir hızlı gidiş var diyorsunuz.
Adnan Oktar: Evet bir yüzyıllık mutlu, sevinçli, güzel bir yaşantı olacak. İslam’ın dünyaya muhteşem bir hâkimiyeti vardır. Hıristiyanlık şirkten kurtulup o da tertemiz hale gelecek, İslam’a bağlanacak, Kuran’a bağlanacak. Hem Hıristiyanlığın hüsn-ü hatemesi, hem İslam’ın hüsn-ü hatemesi, hem dünyanın hüsn-ü hatemesi olacaktır. Hz. İsa (A.S.)’nın duası kabul olmuştur. Peygamberimizin ümmetinden olmak istemiştir. Gelip burada Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in ümmetinden olacaktır.
Sunucu: Tamamlayıcı görevini uygulayacak diyorsunuz.
Adnan Oktar: Evet. Her şey bitmiş olacak, her şeyi yerine getirmiş olacak.
Sunucu: Peki insanlar bunu nasıl algılayacak? Nereden bilecekler bu saadet dönemine girdiklerini ve onların belirtisi sizin kanaatinizce nasıl gerçekleşecek?
Adnan Oktar: Mehdi’nin alametleri vardır; çıkış alametleri vardır.
Sunucu: Nelerdir onlar?
Adnan Oktar: Ezberimde olanlardan söyleyeyim. Bir kere İslam ülkelerinin işgalinden bahsediyor Peygamber Efendimiz. Irak’ın işgali var; Irak işgal olacak diyor. Bakın detaylara geçiyor Peygamberimiz. Diyor ki; “Irak’ın para birimi kalkacak. Bağdat alevler içerisinde kalacak. Irak halkı üçe bölünecek; bir kısmı çapulcu olacak, bir kısmı şehit olacak.” Vefat etti diyemeyiz şehitlere; şehit olacaklar. Bir kısmı da kaçacak diyor.
Sunucu: Terk edecekler oldukları yeri.
Adnan Oktar: Aynısı olmuştur. Bir ordu kaybolacaktır diyor bu dönemde. Irak ordusu çölde kaybolmuştur. Irak’ın para biriminin kalkmasına varıncaya kadar Irak’ın yeniden yapılanmasına kadar.
Sunucu: Tamamen bir değişim geçiriyor.
Adnan Oktar: Tabi. Her şeyini çok detaylı anlatmıştır. Irak için bu böyle. Afganistan işgal edilecek diyor Peygamber Efendimiz (S.A.V.). Hatta diyor ki; Talikan’a yazık oldu. O zamanki ismi Talikan’dı. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) zamanındaki ismi Talikan’dı. Talikan’da zengin madenler vardı diyor ayrıca Peygamber Efendimiz (S.A.V.) hem işgal olacağını söylüyor hem de zengin madenler olacağını söylüyor. Fırat’ın suyu kesilecek diyor ahir zamanda; aynı bölgede kan akacak diyor Peygamber Efendimiz (S.A.V.), bu da olmuştur. Ramazan ayında 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak diyor ve bu ay ve güneş tutulmaları iki defa üst üste olacak diyor; iki defa üst üste olmuştur.
Sunucu: Bu da gerçekleşti diyorsunuz?
Adnan Oktar: Evet. Kuyruklu yıldız çıkacaktır diyor; Halley kuyruklu yıldızı aynı dönemde çıkmıştır. Dumanlı bir fitneden bahsediyor; 11 Eylül olayları olmuştur. Yani ahir zamanın bütün gerekçeleri bütün alametlerinin hepsi çıkmıştır. Said Nursi Hazretleri de açık açık söylüyor, az önce ona baktım. Bakın; “İşte bu hakikati bilmeyen insafsız insanlar derler ki: “Âhiretin tafsilâtını ders alan müteyakkız kalbli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri, niçin bin sene hakikatten uzak olarak fikirleri düşmüş gibi, istikbal-i dünyevîde bin dört yüz sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib zannetmişler?” Net tarif ediyor, 1400 sene sonra gelecek diyor; Hicri 1400’de. Said Nursi Hazretleri, çok açık.
Hem şu sırdandır ki diyor, Mehdî, Süfyan gibi âhirzamanda gelecek eşhasları, çok zaman evvel, hattâ Tâbiîn zamanında onları beklemişler, yetişmek emelinde bulunmuşlar. Hattâ bazı ehl-i velâyet “Onlar geçmiş” demişler. İşte bu da, kıyamet gibi hikmet-i İlâhiye iktiza eder ki, vakitleri taayyün etmesin. Çünkü her zaman, her asır, kuvve-i mâneviyenin takviyesine medar olacak ve yeisten kurtaracak Mehdî mânâsına muhtaçtır.
Sunucu: Yani bizim daha halkın anlayacağı dilde çevirin rica etsek.
Adnan Oktar: Evet. O zaman şöyle diyelim: Şimdi diyor, Mehdi gibi eşhasın (ahir zaman şahıslarının) hakkındaki rivayatın (rivayetlerin) ihtilafatı ve sırrı şudur ki: Ehadisi tefsir edenler, metn-i ehadisi tefsirlerine ve istinbatlarına tatbik etmişler. Mesela: Merkez-i Saltanat (yani İslam aleminin merkezi) o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Mehdiyye (yani Mehdi’nin çıkışına) Saltanat civarında olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler. Hem de, o eşhâsın şahs-ı mânevîsine veya temsil ettikleri gruba ait büyük neticeyi o şahısların zatlarında yani bizzat kendisi yapacak gibi zannettikleri için öyle tefsir etmişler ki, o eşhâs-ı hârika mesela mehdi çıktığı vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Halbuki, demiştik, bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat seçme hakkı elinden alınmaz. Öyle ise, o eşhas (yani Mehdi) çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de bilmez diyor. Belki nur-u imânın dikkatiyle o eşhâs-ı âhir zaman tanınabilir diyor.
Sunucu: Mehdi kendisini bilmez diyoruz.
Adnan Oktar: Evet.
Sunucu: Peki insanlar onu? Herkesin nuru gören belki bir göz, feraset, o üçüncü göz, öngörü, önsezi olmayan insanlar için şu an sizce Mehdi çıktı diyorsunuz.
Adnan Oktar: Bence çıktı tabi.
Sunucu: Çıktı diyorsunuz. Onları görebilecek daha da küçük ipuçları nasıl bulabilirler? İnsanlar sıkıntıda, darboğazda, problemli bir yaşamda onun gelişiyle yeniden müjdelenmeyi ve bu dünyanın iyice yaşlandığını ve sona doğru gittiği varsayarsak, Mehdi’nin son yüzyılda güzellikleri yaşatacağını duyumsayarak hareket edersek; nereden anlayabilirler daha kolay yöntemi, işareti, ipucu var mı?
Adnan Oktar: Siz bana net sorarsanız ben size net cevap verebilirim.
Sunucu: Ben soruyorum, nasıl birçok kendi işiyle gücüyle uğraşan bir bey, günlük yaşantısında olan bir hanım yani artık bu hayatın Mehdi’sini bekleyen birileri nasıl anlayabilirler ki Mehdi çıktı, yaşıyor, kimdir?
Adnan Oktar: Ben bayağı delille hareket eden, olaylara çok akılcı yaklaşan, hurafelerden şiddetle kaçınan, yüzde yüz emin olmadığını söylemeyen bir insanım. Ben diyorum ki altını çizerek, gözlerinin içine baka baka söylüyorum; Mehdi çıktı diyorum.
Sunucu: Çıktı ama nasıl bulacağız diyoruz.
Adnan Oktar: Mehdi’yi bulmak isteyen bulur.
Sunucu: Kişisel bir arayışla?
Adnan Oktar: Samimi kanaatiyle, aşkla, Allah aşkıyla, Allah korkusuyla, Allah’a tam teslimiyetle, samimiyetle arayanın Mehdi’yi bulacağını çocuk olsa bilir.
Sunucu. Herkes bunu kişisel yolculuğu ile bulur diyorsunuz.
Adnan Oktar: Tabi. Manevi derinliği ile manevi aşkla olur.
Sunucu: Yani birinci yapacakları bir Mehdi arayışında olan bir insan mutlaka O’nun kim olduğunu arar ve bulur diyorsunuz.
Adnan Oktar: Tabii ki. Zaten Mehdi’yi bulmak, tamam buluruz da Mehdi’yle beraber mücadele etmek çok önemlidir. Yani Allah rızası için İslam’ı yaymak, Kur’an ahlakını yaymak, faydalı olmak önemlidir. Yani Mehdi’yi bulup gidip dizinin dibinde oturup sokağı seyretmek vardır bir de...
Sunucu: Ya da O bütün hayatımı düzenlesin diye beklemek, bu anlamda mı?
Adnan Oktar: Tabi tabi. Mehdi’nin başına bela olmak ayrıdır, Mehdi’ye yardımcı olmak ayrıdır. Mehdi’yi bulan insan canı gönülden, aşkla, şevkle İslam’a ve Kur’an’a hizmet etmeli ki mehdiye faydası olsun. Yoksa Mehdi’nin ayağına dolanması bir insanın...
Sunucu: O zaman toplum da gelmiş bir Mehdi’nin işe yaramayacağını söyler çünkü yeni belalar üretilicek.
Adnan Oktar: O anlamda faydası olmaz ki Mehdi cemaatine birçok münafık geleceğini Peygamber Efendimiz hadiste belirtiyor. Başbelası olacaktır bu mikroplar. Ve Mehdi’yi uğraştıracaklardır. 3 kere diyor münafık ayrılması olacaktır diyor Mehdi cemaatinde. Medine 3 defa sarsılır münafıkları içinden atar diyor hatta başka bir hadiste Peygamber Efendimiz buğdayın içine musallat olan kurtlar gibidir diyor Mehdi zamanındaki münafıklar. Buğday nasıl böyle serpilir büyür, fakat daha tohum halindedir. O cemaati tohuma benzetmiştir, buğday tohumuna. İleride açılıp serpilip buğday verecek, başaklar verecek, gelişecek bir sisteme benzetmiştir. Ama münafıkları da iğrenç kurtlara benzetir böyle gizli ve sinsi, sezdirmeden.
Sunucu: Onların aralarına sızan..
Adnan Oktar: Onu temizler sahibi diyor fakat yine bir süre sonra bakar yine kurtlanmıştır, yine temizler, yine kurtlanmıştır. Ama en sonunda öyle bir hale gelirki diyor artık hiç kurt kalmaz diyor. Mehdi cemaati bir süre sonra bu münafıklardan, bu ahlaksızlardan, bu aşağılıklardan temizlenecek. Ve sonunda tertemiz bir cemaatle Mehdi vazifesini yapacaktır ki 313 kişidir; Peygamber Efendimiz ‘Talut’la nehri geçenler kadardır’ diyor. Biliyorsunuz Peygamber Efendimizin ilk sahabileri de 313 kişiydi yaklaşık.
Sunucu: Yine bu da 313 kişi olarak..
Adnan Oktar: Evet Mehdi’nin cemaati 313 kişidir.
Sunucu: Yani 14. kişi olmayacak.
Adnan Oktar: Bu bir yaklaşık..
Sunucu: Sembol mü? Çoğalabilirler mi? Çoğalamazlar mı?
Adnan Oktar: Benim anladığım 300 civarında olduğu anlaşılıyor. Yani başka bir rivayette mesela başka 300 kusür yani yine 316- 313 çevresinde dönüyor rivayette.
Sunucu: Peki Mehdi geldikten sonra yaşadığı toplumda bulunduğu ülkede, şehirde, bölgede değişimler olacak mı, Mehdi’nin geldiğinin diğer bir işareti olarak algılayabileceğimiz?
Adnan Oktar: Bakın, Mehdi’nin gelişinden itibaren bereket gelir. Mehdi’nin gelişi öncesinde yağmurlar durur diyor rivayette. İstanbul’da ve Türkiye’de bütün her yerde gördük yağmurlar durdu.
Sunucu: Kesildi.
Adnan Oktar: Bir süre sonra ikinci safhasında da yağmurlar bollaşacak diyor şimdi de yağmurlar bollaştı.
Sunucu: Buna da diğer bir yorum deniyor ki, yedi yıl kıtlık yedi yıl bereket dönemi gibi de Türkiye’nin başına gelen bir şeyi de öngörenler var.
Adnan Oktar: Bu doğru. Yani onu ben söyledim. Yedi yıl kıtlık olacak dedim. Ben söyledikten sonra Obama da şimdi çıktı yedi yıl sürecek dedi kıtlık için.
Sunucu: Demek ki iyi bir söylem diye algıladı.
Adnan Oktar: Yani orada demek ki bir hikmet ve önem var ki kulağına dalga dalga, bir şekilde gitmiş. Ve şimdi o da söylüyor bu sözü. Hatta Akşam gazetesinde hatırladığım bir köşe yazarı da o da yedi ile on yıl arasında sürecek diyor ki benim açıklamamdan çok çok sonra yani haftalar sonra bu açıklamayı yaptı. Demekki doğru olduğunu anlamışlar. Yani hem Amerika’da hem Türkiye’de bu tarz bir kanaat oluşmuş olması bu sözün doğru olduğunu gösterir.
Sunucu: Yeri gelmişken hemen sorayım. Neden 7?
Adnan Oktar: Yusuf Suresi’nde bu konu çok kapsamlı anlatılmıştır. Yedi yıl kıtlık yedi yıl bolluk. 2007’de başlamıştır kriz, 2014’e kadar devam edecektir. 2014’te Mehdi’yi iyice hissedeceğiz. Yani anlamadım, görmedim falan diyemez kimse, çok net anlayacaklar. 2014’ten 2021’e kadar 7 yıllık bir uyanma ve canlanma dönemi olacak.
Sunucu: Fark etme dönemi.
Adnan Oktar: Evet. 2021 yılında da bu konu bitmiş olacak. Hem Mehdi zuhur etmiş olacak, hem Türk İslam Birliği de oluşmuş olacaktır inşaAllah. Ben de buradayım, herkes de burada, açık açık söylüyorum, bu konuşmayı videobanda alıp saklasınlar getirip benim önüme koysunlar 2021’de.
Sunucu: 2021’de gerçekleştirsinler.
Adnan Oktar: Evet. Aynısıyla olacak. İnşaAllah.
Sunucu: Peki Mehdi’yle paralel sizin uyarıcı söylemleriniz var. Gıyapta da söyleniyor. Bana da gelirken birçok kişi sordu. Bende size sormakta sakınca görmüyorum. Mehdi siz misiniz? Bana diyorlar ki, Adnan Hoca Mehdi’yi ya görüyor ya biliyor ya tanıyor ya da kendisi mesajları var. Mehdi kimdir biliyorsa nolur bize apaçık adres göstersinler eğer kendisi ise benim desinler, tarif ediyor ama kim olduğunu bilmiyoruz diyorlar.
Adnan Oktar: Bir kere Mehdi Allah’tan çok korkan, Allah’ı çok seven bir insandır. Garkat kuşu gibi diyor titrer diyor Allah’tan rivayette Peygamber Efendimiz. ‘Ben, Mehdi, Hamza, cennet halkının seyidleriyiz‘ diyor. Çok mübarek bir insandır. Ve böyle bir iddiada Mehdi asla bulunamaz, rivayetlerde o açıklanmıştır.
Sunucu: O kendisini bilir ama.
Adnan Oktar: Tabi ümit ve korku arasındadır Mehdi. Yani cennete gidebileceğini de düşünür, cehenneme gidebileceğini de düşünür. Ama bu kadar alamet birarada toplandıysa tabiki haklı olarak bir acabası olur.
Sunucu: İnsanların sorguları, acabaları haklı o zaman?
Adnan Oktar: Evet, bir acaba olur yani bu normal ama mesela şimdi diyorlar ki “senin dış görünümün aynısı uyuyor”, bayağı bir insan çıkar dünya milyarlarca.
Sunucu: Daha önce gören olmuş mu? Dış görüntüsü uyuyor dediniz daha önce Mehdi’yi gören olmuş mu? Dış görüntü tarife uyuyor. Hadislerden tarife göre.
Adnan Oktar: Evet. İşte bütün vücut görüntüsünü Peygamber Efendimiz bir tek Mehdi’ye mahsus çok kapsamlı tarif etmiş bu çok acayip bir şeydir. Mesela Hz. İsa daha az tarif edilmiştir. Deccal de az tarif edilmiştir. Fakat Mehdi artık milimetrik tarif vardır, çok çok detaylı çok kapsamlı tarif edilmiştir. Yani ta saçından, mesela saçının dalgalı olduğu da söyleniyor hatta. Bunu Nostradamus da söylüyor, herhalde hadislerden almış anladığım kadarıyla.
Sunucu: Peki Adnan Bey, Mehdi ile Türk İslam Birliği’nin bir yakınlığı bir yanyana duruşu söz konusu mu? Çünkü Mehdi’nin oluşturacağı bir sistem mi bu? Türk İslam Birliği dediğinizde Türkiye’yi ve Türk civarındaki, Türkî cumhuriyetlerini kapsıyor. Batıda ki, Avrupa’daki diğer ülkelerdeki, yani İslam sadece Türklere gibi bir ifade mi çıkıyor? Hristiyanlardan, Yahudilerden Mehdi’nin Birliğine katılanlar olacak mı sizce? Neden illa ki Türk İslam Birliği ile kombine bir harita var gibi?
Adnan Oktar: Ben bunu Peygamberimizin sözlerine göre söylüyorum. Kuran’ın işaretine göre söylüyorum. Ve sosyolojik ve tarihi gerçeklere göre söylüyorum. Bir kere açık diyor ki peygamberimizin hadisinde ‘dağınık Türk bayraklarını Mehdi biraraya getirecektir’. Şimdi bu nedir? Türk diyor, net dağınık Türk bayraklarını, dağınık Türk devletlerini biraraya getirecek.
Sunucu: O toparlayacak.
Adnan Oktar: Tabi çok net izah. Zaten Türklerden çıkacağına dair çok fazla hadis var. Şaban Döven’in izahlarında, diğer Risale-i Nur talebelerinin kitaplarında, eserlerinde de çok kapsamlı anlatılmıştır. Risale-i Nur’da da buna işaret ediliyor bir kere İstanbul’da çıkacak zaten Mehdi. Zaten Türklerin görevli olduğu buradan anlaşılıyor.
Sunucu: Tam seçim dönemi diyecekler ki bana, Kezban Hanım siyaset programını bıraktın, Mehdi aday adaylarını tanıtmaya mı gittin Pazar günü diyecekler. İstanbul’dan çıkacağını kesin olarak hadislerden algılıyoruz diyorsunuz.
Adnan Oktar: Bir kere Mehdi’nin aday adaylığı diye bir konusu olmaz.
Sunucu: Kesindir.
Adnan Oktar: Mehdi böyle bir iddiada bulunmayacak. Mehdi yani bir makam mevki meraklısı olan bir insan olmaz. Hatta zorlanacağı...
Sunucu: Siyasal âlemde zorlanacağı.
Adnan Oktar: ...ve baskıyla bu liderliği kabul edeceği rivayetlerde var. Peygamberimiz diyor, hatta beddua ediyorlar “bütün müslümanların kanı boynuna olsun, eğer kabul etmezsen” diyorlar “bütün akan kanların sorumluluğu senin olsun, üzerine olsun” diyorlar “eğer kabul etmezsen”. Evinde diyor, zor altında kabul ediyor Mehdi. “Ben bunu kabul etmiyorum” diyor. Adamlar diyorlar “sende bu alametler var”, “ben kabul etmiyorum” diyor, “böyle birşey yok” diyor. Onun için Mehdi, böyle bazı saf deliler vardır ya hani ben Mehdi’yim der yahut etrafındakiler çıkar falanca bizim Şeyhimiz, bizim hocamız Mehdi’dir der.
Sunucu: Daha önce gördük.
Adnan Oktar: Açık açık da yazıyorlar zaten Mehdi’dir diye. Mehdi‘ye ne talebelerinden böyle bir iddia olur, ne kendinden. Yani Mehdi son derece Allah’tan korkan ve edep sahibi bir insandır. Ve hiçbir şekilde de makam meraklısı değildir.
Sunucu: Peki Mehdi‘nin de aleyhinde basın medya, diğer âlimler, ilahiyatçılar; çünkü Mehdi ilahiyat kökenli olup olmayacağına dair, yani din âlimleri arasından mı çıkacak yoksa dışardaki sosyal planlama arasından mı çıkacak netlik yok. Peki diğerleri, karşısında mı olacak, gelecek Mehdi’nin? Toplum, karşısında mı olacak, yanında olmak yerine önce?
Adnan Oktar: Allah Mehdisini kabul ettirecek ve sevdirecek şekilde yaratmış. Yani Mehdi öyle anneden babadan doğup uğraşarak Mehdi olunmaz. Mehdilik Allah’ın Kahhar ismiyle, Cabbar ismiyle kabul ettirilmiş, kaderde zaten olup bitmiş bir olaydır. Yani Mehdilik gayretle elde edilecek bir şey değildir. Yani Mehdilik durdurulamaz. Mesela Mehdi öldürülemez, durdurulamaz, mutlaka başa geçer Mehdi. Yani onun ikinci bir ihtimali yoktur. Mehdi’nin kaderi öyle çünkü. Yani bir kısım insanlar zannediyor ki gayret edilince hatta Said Nursi diyor biz kısım saf kişiler dava ederler Mehdi olacağım diye diyor. Yani bir profesörlük gibi bir doçentlik gibi emekle elde edilen birşey değildir.
Sunucu: Bu olması gereken şey olacaktır diyorsunuz.
Adnan Oktar: Kaderdedir, mecburen olur. O şekildedir.
Sunucu: Günümüzde insanlar Mehdi’den, işte tamamen kıyametin biraz daha yaklaştığını küçük alametlerden değil de büyük alametleri bugün de yaşayan insanlar daha yok kıyamet gelmez gibi çok daha rahatlar. İyiyi de beklemiyorlar açıkçası kötüyü de beklemiyorlar. Biz orta bir süreçte daha kıyametin kopmasına çok vakit var büyük alametlerle yüzleşmek zorunda olmayacağız diye oldukça rahat yaşıyorlar. Ama bu dönem diyorsunuz ki siz büyük alametlerin büyük apaçık göstergelerinin başladığı bir dönem. İnsanlar hazırlıklı olsun. Bekledikleri olgu gerçekleşsin, iyilikse iyilik kötülükse kötülük gelecek mi diyoruz.
Adnan Oktar: Bu kadar açık aleni, yani Peygamberimiz tek tek hepsini saymış ve hepsi birden toplam...
Sunucu: Gerçekleşmiş.
Adnan Oktar: Aynı dönemde olmuş. Said Nursi demiş. Aynısı ile olmuş. Yani bunun olacak-mışı olmuş-muşu yok.
Sunucu: Yok. Bu kesin diyorsunuz orada.
Adnan Oktar: Bu çok net. Hz. İsa’nın nüzulü de öyle. Yani bir insan çıkıp ben Hz. İsa olacağım diye dava etmesiyle olmayacak. Hz. İsa gökte ve Allah’ın Katında. O uyku halinde indirilecek, iddia ile olmayacak. Yani gerçekten İsa olduğu için o göreve başlayacak. 2 bin yıl önceki kıyafetiyle gelecek, 2 bin yıl önceki ayakkabısıyla, 2 bin yıl önceki parfümü üzerinde olacak. O kendi güzel kokusuyla gelecek. Ve aynı şekliyledir. Ve Mehdi de yani Peygamber Efendimizin tam tarif ettiği gibi bütün fizik özellikleriyle aynı insandır ve kaderdeki şekliyle ortaya çıkacaktır.
Sunucu: Hemen yeri gelmişken izleyici sorularımız oldukça yoğun. Mail adresimize geliyor ve Mehdilik konusundayken, Sevgili Fuat Akçaoğlu bize mail göndermiş. “Hocam Hz. Mehdi hazır bir sistemin başına mı geçecek, Türk İslam Birliğini bizzat kendisi mi kuracak yoksa siyasetçiler kanalıyla kurulan bir Birliğin başına mı geçecek?” Ortalama benim soruma yakın bir soru. Ne diyoruz Hocam?
Adnan Oktar: Said Nursi diyor ki. Bütün ulema ve evliyanın diyor destekleri ve muavenetiyle milyonlar fedakâr seyyitlerinin iltihaklarıyla o vazifeyi uzmayı yapacak diyor. Büyük görevi yapacak diyor. Bütün Müslümanların desteği olacak, fakat hamiyet-i İslamiye feveran edecek diyor Said Nursi. Yani Müslümanlar o kadar bunalacaklar o kadar zora girecekler ki, şu an zaten feveran noktasına doğru gidiyor Müslümanlar biliyorsunuz. Başbakanımız bile feveran etti. Görüyorsunuz.
Sunucu: Evet.
Adnan Oktar: Değil mi? Bu bir feverandır yani. Tazyikin meydana getirdiği bir feverandır ve kıpkırmızı oldu görüyorsunuz.
Sunucu: Sinirden.
Adnan Oktar: Tabi, sinirden kıpkırmızı oldu. Bunun için adına feveran denir, yani hamiyet-i İslamiye’nin patlaması.
Sunucu: Aslında Başbakan da bir yerde belirtti. Yine işaretlerden bir tanesi mi gösterdi diye de diyebiliriz.
Adnan Oktar: Pek tabi ki. Tabi ki. Mesela şu an...
Sunucu: Dünya konjonktürünün toplandığı bir toplantıda ve belki de dış politika anlamında yapılmaması gereken bir davranış yaparak iç politikada da büyük bir artı almış oldu bu durumda.
Adnan Oktar: O bir feverandı. Ama tabi yapılacak şey şudur bu konuda. Bu konudan bu konuya geçmiş olduk bir anlamda. Musevilere çok iyi sahip çıkılması gerekiyor. Yani Musevilerden daha fazla biz Musevilere sahip çıkmak durumundayız. Çünkü ateist Siyonistler onları zaten eziyorlar. Masonlar zaten onları eziyorlar ve onları yok etme azmindeler. Yani 144 bin Musevi’nin dışında hepsini öldürmeye hazırlanıyor bu adamlar. Armageddon savaşıyla. Onun için biz bütün Musevileri kurtarmaya yönelik bir politika içerisinde olmamız gerekiyor.
Sunucu: O da Türk İslam Birliği diyorsunuz.
Adnan Oktar: Bu da tabi Türk İslam Birliğiyle olacaktır. Biz Türk İslam Birliği şemsiyesi içerisine onları alacağız, onlar da böyle aslanlar gibi gezinecekler. İstedikleri gibi ticaret yapacaklar, istedikleri gibi yaşayacaklar, mutlu ve müreffeh olacaklar.
Sunucu: Hemen bir izleyicimiz var. Dr. Yakup Köse. Selamlar Muhterem Hocam demiş size.
Adnan Oktar: Aleyküm Selam.
Sunucu: Mersin Erdemliden mail göndermiş. Hz. Mehdi vehbi bir ilime sahip olduğu için Bediüzzaman da yapıldığı gibi çağı âlimlerince başlangıçta pek de dikkate alınmayacağını hatta bazılarının haset içinde olacaklarını anlıyoruz. Bunu Hz. Mehdi’ye düşmanlık olarak mı algılamak gerek, bu konuda ne söylemek istersiniz, dedi. Sorular da paralel gidiyor.
Adnan Oktar: Peygamber Efendimizin hadisinde (s.a.v.), en büyük düşmanı fukaha olacak diyor. Birçok din âliminin ona karşı çıkacağı, ona karşı düşman olacakları, hatta diyor onun ölümüne fetva verirlerdi diyor eğer imkân olsaydı. Muhiddin Arabi Hazretleri belirtiyor. Fakat diyor, ondan bir şeyler umacaklar fakat çekinecekler de diyor. Yani Mehdi’ye gizli bir nefret olacak, böyle münafık bazı din âlimlerinden.
Sunucu: İçten bir nefret olacak.
Adnan Oktar: Evet içten fakat zahiren de bir şey yapmayacaklar.
Sunucu: Yapmayacaklar, yapamayacaklar.
Adnan Oktar: Yapamayacaklar. Hani derler ya halk arasında bir tabir vardır. Yaltaklanma tarzında. Yaltaklanacakları, hatta bir şeyler umacakları rivayette söylüyor. Ama kalp diyor ondan nefret edecekler diyor. Çünkü diyor kendi mezheplerinin muhalifine hüküm verdiği için ona karşı bir tavır içinde olacakları bunu İmam Rabbani Hazretleri Mektubatında da söylüyor. Medine’deki din alimi, bu adam, bu kişi bizim dinimizi öldürdü der, diyor. Yani hadis olarak söylüyor İmam Rabbani Hazretleri. Yine Muhiddin Arabi Hazretleri de.
Sunucu: Çünkü yeniden bir canlanma sağladığı için mi öldürdü der diyorum diyor,
Adnan Oktar: Yani sahabe dönemine çevirdiği için, Peygamber Efendimiz zamanına çevirdiği için o da tabi hurafelerden oluşturan bir din meydana getirdiği için, o kendi hurafelerinden oluşan dinine karşı gerçek İslam’ı sahabe dönemindeki İslam’ı savunduğu için Mehdi’ye karşı öfkeleneceği, öfkelenecekleri belirtiliyor. Mesela bu mantık içersinde ben insanlardan duyuyorum Peygamber Efendimiz için, o işte çok fakirdi diyorlar. İşte karnına taş bağlardı. Yani taşın sancısından iki büklüm olurdu. Yani acının, açlığın sancısından. Hatta bir Musevi’ye bir kısım yiyecek alabilmek için miğferini yahut başka şeyleri böyle rehin verdiği, yani Musevi’ye elinin böyle, yani elini, hâşâ bir anlamda kaptırdığı şeklinde bir iddiası var bazı kişilerin. Yani adeta perişan bir görünüm vermeye kalkıyorlar. Hâlbuki Kuran’da bu konu çok açık anlatılıyor. Mesela, hangi suresinde vardı, Duha Suresi.
Sunucu: İsterseniz Hocam Reklam arasından sonra daha detaylı bir bilgi verelim.
Adnan Oktar: Olur, daha güzel olur.
Sunucu: Kuran-ı azîm-i hem bölmüş olmayalım.
Adnan Oktar: Çok iyi olur.
Sunucu: Sevgili izleyiciler, bu Pazar akşamında sizi ahrete doğru bir yolculuğa çıkardık. Reklam arasında siz telefonlarınızı, çaylarınızı, kahvelerinizi değiştirebilir, bakabilir ama reklam sonrasında ekran başında tekrar sizleri bekliyoruz efendim. Evet efendim. Biz reklamların ardından söz verdiğimiz gibi buradayız. Umarım benim de almak istediğim sözü veya bulunduğunuz konumların yerindesinizdir. Bugün bakalım bu yolculuk nereye kadar götürecek. Pazartesi sabahına hangi dünyada hangi zaman biriminde inanarak, idrak ederek mi uyanacağız yoksa, yok güzel bir programdı Kezban Hanım, sağolun istemiyoruz biz günlük hayatın telaşesinde, günlük koşturmaların telaşesinde yaşamaya devam ediyoruz, uhrevi dünya sizin olsun diyorsanız, biz size saygı duyuyoruz, seviyoruz ama programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Evet kaldığımız yerden Hocam reklam arasından sonra buyurun.
Adnan Oktar: Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla Şeytandan Allah’a sığınırım. Bakın diyor ki Peygamber Efendimize Cenab-ı Allah; Elbette Rabbin sana mal verecek, imkân verecek, bolluk verecek böylece sen hoşnut kalacaksın. Bir yetim iken seni bulup barındırmadı mı, diyor Allah Peygambere. (s.a.v)’e. Bakın dikkat edin. Ve seni yol bilmez iken doğru yola yöneltip iletmedi mi? Şimdi burada Peygamber Efendimizin zenginliğini vurguluyor Cenab-ı Allah. Bir yoksul iken, yani fakir iken, seni bulup zengin etmedi mi diyor. Allah zengindi diyor Peygamber. Adamlar da diyor ki yok fakirdi. Karnına taş bağlar kıvranırdı diyorlar. Yani ayıptır. Peygambere böyle söz söylenmez. Böyle şey söylenmez. Bunlar cahilce izahlar. Peygamber Efendimiz gayet güzel zengin yaşadı Allah’a çok şükür ve onun ganimetlerden payı vardı. Kuran’da da bu belirtilir. Hatta sahabeler orda gelip yemek yiyorlardı. Fakirlere yemek yedirtiyordu. Peygamberimiz zekât veriyordu. Çok güzel İslam’a Kuran’a hizmet etti. Peygamber Efendimiz de zengindi, hanımı da zengindi. Hz. Hatice Annemiz de zengindi. Onun için bunlar inandırıcı değil. İşin doğrusuna yani konunun doğrusuna bakmak lazım.
Sunucu: Siz konunun doğrusunu yine Ana Kitap, diğer kitaplarınızda olduğu gibi ana kaynak Kuran-ı Kerim’den beslenerek.
Adnan Oktar: Pek tabi pek tabi.
Sunucu: Darwin’in yine değişim teorisini, diğer sosyal yapılanmadaki bütün fark ettiğiniz yanlışlıkları, eksiklikleri tamamlayarak yaşam şeklini sürdüren bir Adnan Oktar var. Mehdi konusunda son bir soruyla Fatih Kanat Bey bize İstanbul’dan bir mail göndermiş. Onun sorusuyla da diğer konuya geçmiş olalım hocam. Hocam iyi akşamlar diyor, Mehdi mutlaka harflerin sırrını bilecek mi ve Mehdi geldiği zaman bu harflerin anlamını açıklayacak mı diyor. Hemen bunun cevabını da verelim Fatih Beye.
Adnan Oktar: Mehdi’nin konumu, Said Nursi Hazretleri diyor, Mehdi geldiğinde kendisinin bizzat araştırma yapmaya yani böyle bir müceddid bilinen bizim hocalarımız gibi, üniversite eğitimi yapıp böyle medrese eğitimi yapıp yıllarca birçok yabancı dil, Mehdi’yi öyle biliriz, böyle değildir diyor. Mehdi’nin vakit ve hal müsaade etmez. Bizzat kendisi araştırma yapmaya vakit ve hal müsaade etmez diyor. Ondan evvel bir taifenin yapacağı uzun tasdikatıyla yapacağı eserleri kendisine hazır bir program olarak alır diyor. Yani hazır ilmihal kitaplarını, hazır kitapları, hazır eserleri ulemanın, âlimlerin yazdıkları kitapları bir araya getirerek onlardan istifade ederek yapar diyor. darwinizme ve materyalizme karşıdır diyor. Yıkıcı bir faaliyet yapacağını ve yeryüzünde, dünyada darwinizmi, materyalizmi yerle bir edeceğini söylüyor ki birinci görevidir bu Mehdi’nin diyor.
Sunucu: Asıl yapacağı ilk önceki.
Adnan Oktar: Asıl yapacağı budur, birinci görevi budur diyor. Ama bunu da yaparken yine hazır eserlerden istifade eder diyor. Hazır program, yani ondan evvel bir taifenin diyor uzun tastikatiyle yaptıkları eserleri kendi...
Sunucu: Doğru hazırlanmış..
Adnan Oktar: Evet.
Sunucu: Bilimsel çalışmaları..
Adnan Oktar: Evet.
Sunucu: Toparlayarak yeniler.
Adnan Oktar: ...bunları bir araya getirerek neş ve tatbik eder diyor. Bununla yapar birinci vazifeyi diyor. Hatta diyor Risale-i Nur’u da diyor, hazır bir program olarak kullanacak diyor. Risale-i Nur’u diyor.
Sunucu: O, ona öncesinden hazırlanmış bir program gibi mi algılatılıyor.
Adnan Oktar: Tabi. Ama şöyle diyor Said Nursi, ayrıca gerçek sahibi olan Mehdi ve şakirtleri diyor. Mehdi ve şakirtleri ahir zamanda diyor, hayatın geniş dairesinde gelirler, o tohumlar sümbüllenir bir de biz de kabrimizden bakıp Allah’a şükrederiz diyor. Hiçbir cihette diyor ahir zamanın o acip şahsı gibi olamam diyor Said Nursi. Mehdi gelmeyecek diyen insanlar var. Zaten hadislerde de var. Mehdi gelmeyecek, ondan ümit kesilir diyor, o sırada çıkar diyor ve çok fazla hadis var.
Sunucu: Ve biraz da biz toplum olarak Mehdi’yi işte İsa, Hz. İsa’nın yukarıya uçarak gittiğini, buharlaştığını düşünen ve tekrar o buharın sis perdesinin kalktığını ve yukarıda uçarak.. Hz. İsa’yı bekleyen bir toplum olduğumuz için bunu böyle algılıyoruz.
Adnan Oktar: Genellikle hep hurafevari düşünüyorlar. Tabi genellikle bir lakaytlık, laubalilik vardır din konusunda. Mesela din ile ilgili espriler yaparlar böyle.
Sunucu: Çizilmiş karikatürümsü bir yaklaşım var.
Adnan Oktar: Hâşâ evet, alaycı bir üslupla konuşurlar hatta ben birçok alimin meclisinde bulundum, sanki bir dindarlığını bir eğlence unsuru gibi kullanıyorlar. Hâşâ. Gerçi gereken cevabı alıyorlar, aldılar ama yani böyle bir ahir zamanın özelliğidir bu. Mesela Hz. İsa (a.s) için de Cenab-ı Allah, Kuran’da diyor, senin kavminden diyor, -Şeytandan Allah’a sığınırım- onu, Hz. İsa’yı bir eğlence konusu olarak ele aldılar diyor ve ona gülüyorlar diyor. Eğleniyorlar onunla diyor.
Sunucu: Onlar da yeni bir malzeme olarak nitelendiriyorlar.
Adnan Oktar: Hâlbuki ölüm anında da çok perişan oluyorlar yani o gülenler. O kadar zavallı hale geliyorlar ki etraflarındaki de ağlıyor kendileri de ağlayıp perişan oluyorlar. Yani aynı pervasızlığı ölüm anında cehennemde gösteremiyor bu kişiler. Onun için bu tip meydan okumaların sonucunu düşünmek lazım. Nasıl olacağını düşünmek lazım. Mesela diyorlar ki ehli küfür ve delalet ve cahil insanlar, Allah’ın fethi ne zamanmış? Kuran ‘da ayet var. Allah’ın fethi ne zamanmış, Allah’ın fethi de yakın, Allah bunu Kuran’da belirtiyor. Onun için biz böyle bir devirdeyiz, insanların Mehdi’den ümit kesmesi zaten olması gereken şeylerdir, olayların olması gereken şeylerdir. Mesela diyor ki rivayette Hişam Bin Salim der ki İmam Caferi Sadık (a.s) şöyle buyurdu. Mehdi’nin zuhuruna kadar halkın her sınıfı halka hüküm sürecek. Her türlü hükümet her türlü çalışma yapılacak. Her şey denenecek. Öyle ki artık hiç kimse eğer biz hükümet etseydik, hükümet kursaydık adaleti uygulardık diyemeyecek. Herkes denenecek diyor. Daha sonra kaim Mehdi (a.s) hak ve adalete kıyam edecek. Yani her türlü sistem denenecektir. Her sistem tıkanacak, hiçbiri gitmeyecektir. Yani insanlar Mehdi’ye mecbur kalacaklardır. Mehdi de hiçbir zaman için öyle ortaya çıkıp, Mehdi’yi evinde buluyorlar, buradan anlaşılıyor, Mehdi’nin böyle bir iddiası yok. Ve zor kullanılıyor Mehdi, yani yine kabul etmiyor. Zorla başa getirirler Mehdi’yi.
Sunucu: Yine de Mehdi olarak kendisinin görevli, bu görev için ilahi bir görev için görevlendirilmiş olduğunun farkında olarak, olur mu olmaz mı tanımında.
Adnan Oktar: Bence, bence Allahüalem hüsnüzan edebilir. Yani yüzde yüz olmamakla beraber yani kuvvetle şüphe edebilir. Çünkü bunun açıklaması yok. Yani dış alamet mesela diyor ki Peygamber Efendimiz saçı siyahtır, dalgalıdır diyor. Sakalları da dalgalıdır. Kaşı kavislidir. Efendim, burnu küçüktür diyor. Yüzü parlaktır diyor. Sağ yanağında bir ben vardır diyor.
Sunucu: Tam olarak bunları nerede, tarif ediliyor?
Adnan Oktar: Hepsi El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar isimli bir eser vardır, İbni Hacer Mekki Hazretleri kendisi hadis imamıdır. Suyuti’nin eserlerinde vardır. Ve Mehdi ile ilgili özel yüzlerce Risale yazmıştır.
Sunucu. Aynı özellik hepsinde aynı vardır.
Adnan Oktar: Ehli Sünnet âlimleri. Tabi tabi. Ehli Sünnet âlimleri hepsi yazmıştır. Hanefi, Hambeli, Maliki, Şafi mezheplerinde Mehdi’nin çıkışı haktır. İsa’nın inişi de haktır. Hz. İsa (a.s) inişi. Ayrıca Buhari, Müslim, Tırmizi, İbni Mace, Süneni Davut ve diğer sahih hadis kitaplarında Mehdi çok kapsamlı tarif edilmiştir. İşte göğsü geniştir, karnı geniştir, karnı büyüktür, orta boyludur, uylukları geniştir diyor, yürürken adımlarını dışarı doğru atar diyor.
Sunucu: Onu bir tamamen bize tarif ediyor.
Adnan Oktar: Evet. Omzunda mesela iki tane benden bahsediyor. Biri tam kalp hizasında bir ben vardır diyor bir de ikinci ağaç yaprağını andıran mersin ağacının yaprağını andıran bir ben daha vardır diyor üst tarafında diyor. Alnında bir yara izi vardır diyor. Sağ bacağında bir iz vardır diyor. Ben böyle bir insanla karşılaşsam gayrı ihtiyari şüphelenirim, acaba derim. Ama yüzde yüz emin olmam, her halükarda bu insan ümit ve korku içerisinde olacaktır. Bir de yer de uyuyorsa olaylar uyuyorsa, gelişmeler uyuyorsa, dünyadaki olayların akışı uyuyorsa, çünkü dünya Mehdi ve Hz. İsa’ya göre dizayn oluyor şu an.
Sunucu: Yeniden bir sona doğru yapılan...
Adnan Oktar: Mesela bu ekonomik kriz Mehdi ve Hz. İsa ile ilgilidir. Ve hiçbir şekilde çözüm bulamayacaklar diyorum. Bakın Obama da çıktı sözde yedi yıl sürecek diyor. Ekonomik kriz diyor. Aylar sonra. Ben bunu üç aydan beri söylüyorum yaklaşık. Obama yeni söyledi bunu. Ve Serdar Turgut da geçen günler Akşam gazetesinde köşesinde yazıyor yedi veya on yıl sürecek bu şey, ekonomik kriz diyor. Eh demek ki herkes anlamış. Evet, İnşaAllah.
Sunucu: İnsanlar kavramaya başlıyor. Hemen Hocam Mehdi’ye paralel yine çıkabilecek beklentili belki de insanların karşılaşmayı hiç istemediği ama hep kulaktan dolma Yecüc ve Mecüc hikâyesi vardır. Ali İhsan Yılmaz bize sormuş. Hocam diyor Yecüc ve Mecüc hangi kavimden çıkacaktır. Yecüc ve Mecüc neler yapacaktır. Buna karşı da insanların hazırlıklı olması anlamında bir de mesaj ona verebilirsek.
Adnan Oktar: Bakın benim gördüğüm anladığım yani daha dikkatlice tetkik ettim araştırdım. Yecüc ve Mecüc bu devrin bütün anarşist ve teröristlerin toplamı.
Sunucu: Topluca bir varlık çıkıp da onu adı Yecüc ve Mecüc olmayacak.
Adnan Oktar: Evet. Bunlar yani bütün kan dökücü teröristlerin toplamına Yecüc ve Mecüc deniyor. Yani bu ortaya çıkıyor. Mehdi bunlara Seddi Zülkarneyn gibi set çekecektir ve durduracaktır bunları. Gerek teknik tedbirlerle gerek sosyal tedbirlerle gerek ahlaki çalışmalarla dünyadaki anarşi ve terörü durduracaktır. Zaten Zülkarneyn kıssası da Mehdiyi anlatır. Yani Allahüalem. Yani geniş kapsamlı, hatta doğrudan Mehdiyi de anlatıyor olabilir. Öyle görünüyor. İnşaAllah.
Sunucu: İnsanlar yine onda da fark edecekler tedbirleri alacaklar.
Adnan Oktar. Tabi ki, tabi ki.
Sunucu: Ya onların adına birileri alacak ya da kişiler kendileri alacak diyoruz.
Adnan Oktar: Terör ve anarşi Mehdi devrinde olmaz. Hayat pahallığı olmayacaktır. Olamaz. Yani çünkü bir Mehdi gönül insanı ve sevgi insanıdır. Tüm insanlığa sevgiyi, barışı, kardeşliği getirecek.
Sunucu: O zaman ekonomi içinde bulunduğu ülke ekonomisi indirimler mi başlayacak. Hayat pahalılığı değişen, değişen dünya, yine çoğalan krizler orada tamamen tersine dönüp yaşam o zaman akışı değişmekte mi kalacak?
Adnan Oktar: Bakın bu dünyadaki ekonomik kriz sebebi nedir biliyor musun bir tane sebebi var. Egoistlik. Bencillik.
Sunucu: Bencillik.
Adnan Oktar: Ve hırs. Yani Mehdi dünyada egoistliği ve bencilliği kaldıracak. O kalktığında muazzam bir zenginlik olur. Çünkü insanlar parayı tutmadığında para hareketlenmiş oluyor. Para ne kadar hareketli olursa zenginlik o kadar güçlü olur. Yani para şu an dondu. Ve üretim de dondu. Yani vücut ölüme doğru gidiyor şu an. Bir süre sonra bu vücut tamamen ölecek. Duracak. Mehdi bu vücuda yeniden can verecek işte. Allah’tan dilemesiyle. Ve bütün toplum samimiyeti, sevgiyi, şefkati, merhameti, muhabbeti alacak. Allah Hadi İsmiyle tecelli edecek, toplumun o materyalist, Darwinist, maddeci bakışı gidecek onun yerine Rahmani, ruhani güzel ahlaka dayalı bir bakış açısı meydana gelecek. Yani samimiyettir biliyorsunuz insanı asıl kurtaran. Kuran’da Cenab-ı Allah, Şeytandan Allah’a sığınırım, samimi olan kullarım kurtulur diyor. Yani şimdi tabi ben bunu söyleyince bazı insanlar şöyle düşünebilir yani böyle şeytani bir yorum yapmamaları çok önemli. Ben samimiyim o zaman ben kurtulurum. Böyle değil. Samimi olan insan...
Sunucu: Neye göre ne ölçüsü?
Adnan Oktar: Samimi olan insanın vasıflarını sayayım. Samimi, bir kere Allah’tan korkar. Allah’tan korktuğu için Allah’ın Kitabını öğrenir ve Kuran’ı baştan sona öğrenir. Namaz kılar. Oruç tutar. Zekâtını verir. Hacca gitmesi gerekiyorsa hacca gider ve dini geceli gündüzlü tebliğ eder. İslam’ı anlatır. Yani samimi insanın vasfı budur.
Sunucu: Ölçüsü bunlardır.
Adnan Oktar: Tabi. Yalan söylemez. Çok candandır. İçi dışı birdir. Yüzünde bir maske olmaz. Bu anlamdadır. Böyle her insan kurtulur. Samimi olan.
Sunucu: İşin yine özünde doğru inanmak, inandığınız şeyi tanımak ve uygulamak kalıyor.
Adnan Oktar: Tabii ki.
Sunucu: Konya’dan bir soru var. Serap Çetinkaya sormuş: Selamünaleyküm hocam diyor. Ahir zaman’da yaşanacak birtakım olaylardan ve birtakım müjdelerden bahsediliyor. Ben bir Müslümanım Elhamdülillah, sizden öğrenmek istediğim şey ahir zaman Müslümanı nasıl olmalı? Sayın Hocam, Serap Hanım yani o zamandaki kötü olaylardan korunmak yani müjdeleri anlayabilmek ve yaşayabilmek için bize neler tavsiye edersiniz nasıl olmalı, yazıyor.
Adnan Oktar: Aleykümselâm. Samimiyet son derece zevkli ve çok güzeldir, yani insanlar bir klasik Müslüman tarzı görüyorlar mesela bir kısmı televizyonlara çıkıyor dinle alay eden hâşâ böyle dindar olduğu halde çok çok özür dilerim züppe bir üslupla güya şaklabanlık yaparak insanları dinle güldürmeye kalkıyor. Biz böyle bir şeye gülmeyiz ve bu bizi çok rahatsız eder, kasılırız hatta öfkelendirir bu bizi hamiyeti hissimizi kabartır, biz dinle alay ederek eğlenmeyiz ve hiçbir şekilde, dine biz saygı duyulduğunda Allah çok sevildiğinde içimiz coşar ve açılırız, biz Allah’a hürmetkâr bir üslupta biz açılırız. Dinle alay olmaz yani bizim hiç mutlu olmayacağımız bir şeydir. Dinle şaka olmaz ama diğer konularda şaka yapıyorsa tabii ki kalitesine göre zekice yapılıyorsa insanları etkileyebilir. Her şeyin başı samimiyettir çok çok candan olmaktır, çok güzel huylu olmaktır, derinliği olması insanın çok güzeldir yani insanın içindeki derinliği keşfetmek çok güzeldir. Yüzeysellik insanları mahvediyor şu an, dünyada bir maddeci, suni, yapmacık bir yapı meydana geldi insanlar kendi bedenleri kendi elleriyle öldürdüler. Kendi sevgilerini kendi elleriyle yok ettiler.
Sunucu: Ve farkında değiller.
Adnan Oktar: Bakın sevgi ve samimiyet gittikten sonra geriye ceset kalır. Yani kokuşmuş bir ceset kalır ve artık o insan için çile günleri başlar, acı günleri başlar ve sürünüyor o zaman, akşama kadar çalışıyor para kazanıyor, gidiyor o parayla akşam az bir şey yiyecek yiyor onu yiyor, televizyonda bir parça bir şey seyrediyor, dedikodu yapıp bir şeyler konuşup uyuyor. Ertesi gün yine işe gidiyor yine çalışıyor yine bir parça yemek yiyor yine bir parça dedikodu, kavga ediyor, laf sokuyor.
Sunucu: Rutin, dünyada yapması gereken işleri yapıyor.
Adnan Oktar: Öyle değil dünya, bu bir beladır, Allah’tan verilmiş bir beladır. Biz bunun için gelmedik dünyaya.
Sunucu: Herkesin bir görevi var.
Adnan Oktar: Tabi. Biz candan Allah’ı aşkla sevmek için geldik, biz burada aşkı yaşamaya, tutkuyu yaşamaya geldik, Allah’ın rızasını yaşayamaya geldik. Allah’a kul olmaya geldik insanlar kendi elleriyle kendi kendilerini cezalandırıyorlar. Allah Cenab-ı Allah şeytandan Allah’a sığınırım bu konuda diyor ki: “Allah insanlara zulmetmez, insanlar kendilerine zulmediyorlar” diyor Allah. Kendi elleriyle kendilerini mahvediyor insanlar, işte Mehdi bu belayı, insanların kendi kendini yakması sistemini durduracak. Onları yeniden samimi sevgiye, samimi arkadaşlığa ve dostluğa davet edip o ruhu onlara yaşatacak, Allah’ın dilemesi ile.
Sunucu: Evet, bir soru daha var. Rabia Beyazıt İstanbul’dan bize mail göndermiş. İslam’ın şartlarını yerine getiremeyenler Müslüman değil midirler? diye sorar. Ve bu kişilerin ahretteki durumlarını soruyorlar size. Diğer taraftan rapor istiyorlar biz herhalde vatandaş olarak da çok fazla sıkıntıda olduğumuz için bu tür içsel soruları da paylaşamıyoruz. Ekrandan demek ki samimi bir ifade aldılar. Zaten hemen Hocam ifadesi oluştu, ama ilahiyat bir eğitimi yok değil mi, ben hemen sorulara paralel..
Adnan Oktar: Yok, ben bir medrese de eğitim almış değilim.
Sunucu: Diğer kadın programlarında çıkan ilahiyat hocaları gibi biz, hani hocalara görünce insanlar sorabilecekleri bir ilahiyat barkodumuz yok, fıtri diyorsunuz.
Adnan Oktar: Evet, ben Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihalini okudum, efendim İmam Rabbani’nin Mektubat’ını okudum, İmam-ı Gazali’nin İhya’sını okudum ve üstatların üstadı çok büyük âlim yani son 1000 yılın en büyük âlimi Said Nursi Hazretlerinin Risale-i Nur Külliyatını baştan sona kadar hepsini okudum Elhamdülillah.
Sunucu: Ona dayanarak İslam’ın şartları Rabia Hanım’ın sorusuna cevap verirsek?
Adnan Oktar: Şimdi şöyle, Allah’ı bir kere çok sevsin, onun üstünde dursunlar ve çok samimi olmaya gayret etsinler. Çok samimi olduktan sonra zaten aşkla şevkle dinin hükümlerini yerine getirirler. Yani beş vakit namaz mümin için son derece büyük bir nimettir, büyük bir güzelliktir. Ve başka da zaten İslam’da yapacağı da bir şey yok; işte şarap içmeyecek, içki içmeyecek kimseye zulmetmeyecek, hırsızlık yapmayacak, gasp yapmayacak zaten Müslüman bunları yapmaz yani zaten böyle bir zulüm yapmaz.
Sunucu: Bir güce inanıyorsa o gücün kurallarına uyar diyorsunuz.
Adnan Oktar: İnşallah.
Sunucu: Antalya’dan Mesude Hanım bize bir mail göndermiş, sevgili hocam diyor 6 yaşında kızım sizi çok ilgiyle izliyor hangi yaşta namaz kılmaya başlamalı, uygun olur diye sormuşlar.
Adnan Oktar: Annesi alsın o minik köfteyi yanına, keratayı, tabi her halükarda kıldırsın, o çok büyük bir nimettir. Namazdan sonra da alnının ortasından öpsün onu ödüllendirsin, ona karşı coşkusunu, muhabbetini göstersin. Allah’a kulluk ettiği için ondan derin sevinç duyduğunu, o yüzden çok fazla sevdiğini ona göstersin, o çocuk o zaman aşkla kılar o namazı.
Sunucu: Başlamasını da sakınca yoktur diyorsunuz.
Adnan Oktar: Tabi çok iyi olur inşaAllah.
Sunucu: İstanbul’dan Sercan Ayvaz bize bir mail göndermiş; üniversite öğrencisiyim 1 senedir Kuran’ı Kerim Türkçe mealini okuyorum, kitaplarınız çok faydalı oldu Allah razı olsun diyor size, dua ederken hem bu dünya hem de ahret için dua edebilir miyiz? Allah’tan rızası ve merhameti dışında bir şey istemek doğru mudur diyor, bu soruda çok enteresan, zaten dualarımız muhtemelen hep ahiret için, dünyada fiiliyatlar dünyaya dönüşüyor siz ne diyorsunuz?
Adnan Oktar: Peygamber Efendimiz diyor ki (s.a.v): ayakkabınızın bağı olmasa, ayakkabı bağına ihtiyacınız olsa, bunun için bile dua edin diyor.
Sunucu: Çünkü o hazine çok büyük bir hazine
Adnan Oktar: Ayakkabının bağı için bile dua edilir.
Sunucu: Demek ki, bizim toplum olarak çok daha çalışmaya fırsat ve zaman ayrılması gerekiyor. Çok güzel sorular geliyor, bilmediklerini insanlar öğreniyor. Peki, biraz Adnan Oktar’a geçebilirsek, güzel mesajlar veriyorsunuz insanların soruları oldukça yoğun, sohbetimizin başında yine ahİrete doğru yolculuk dedik ve ahirete doğru gidilen insana biraz gelmek istiyorum, bu güzel mesajları veren insana toplumda iyi şeylerle uğraştığını çeşitli yayın organlarıyla inanılmaz kalitede kitaplar çıkardığınızı ve belli bir inancı yıkıp yeni bir ritüeli hatırlattığınızı ki insan DNA sında olan bilgiyi hatırlattığınızı biliyoruz. Toplumda insanlar sizi ilk medya ile tanıdı çok farklı bir olayla tanıdı ama şu anda aynı medyadan ki kaliteli bir seçkim medya diyorum genel medyaya kapalı ama özel ve daha Anadolu medyasına açık kapılarınızı farklı mesajlar veriyorsunuz, bunların içinden bize söylemek, izleyicilerimize aktarmak istediğiniz bölüm var mı?
Adnan Oktar: Anadolu benim canım zaten, Anadolu Türk İslam ruhunu en güzel yaşayan yerdir ve bütün Türkiye demektir. Sımsıcaktır ama ben masonların ateist Siyonistlerin kontrolünde olan bazı medya organlarının Müslümanlar aleyhinde ve yahut benim aleyhimde çalışmalarını bir onur ve şeref olarak görürüm. Yani ne kadar üstüme saldırırlarsa, o benim için bir ateşe üflenen bir körük gibi olur. Daha şiddetlenirim daha gücüm artar daha şevkim artar, Allah’tan ne tür bir zorluk gelirse ben onu nimet olarak görüyorum, yağmur gibi yağsın o Allah’tan benim için bir rahmettir, ben o yağmurun içerisinde çığ gibi gelişirim Allah’ın izniyle İnşaAllah.
Sunucu: Siz bu çalışmaları yaptığınız için mi öyle bir sansasyonel haberle sizi Türkiye’ye tanıttılar, yok etme politikası mıydı sizin üzerinizde?
Adnan Oktar: Bakın onların yaptıkları olay, biliyorsunuz iftiharla anlatıyorlar onlar. Yani beni suçladıkları şeyleri kendileri bizzat yapıp onu bir iftihar unsuru olarak anlatıyorlar, zaten övünüyor onlar. Sorun şu, niye Allah’ı seviyorsun? Niye peygamberi seviyorsun? Niye Darwinizme karşısın? Niye masonluğa karşısın? Niye ateist Siyonistliğe karşısın? Niye bizim sistemimizi yıkmaya çalışıyorsun? O Masonik Siyonist sistemi yani ateist Siyonist sistemi niye yıkmaya çalışıyorsun? Materyalist, darwinist sistemimizden ne istiyorsun? Konu bu, yoksa yani ben onların anladığı anlamda hatta darwinist bir hoca olsam, yani bambaşka olaylar olurdu.
Sunucu: Tersi olduğu için sizi karşılarına aldılar.
Adnan Oktar: Tabi, zaten bu Allah’ın kanunudur, Allah’ın bir sünnetidir. Allah Cenab-ı Allah, Şeytandan Allah’a sığınırım “Allah’ın sünnetinde bir değişiklik bulamazsın” diyor.
Bu bütün mücahitler, bütün dini yayan insanların karşılaştığını kaçınılmaz Allah’ın sünnetidir. Bu mutlaka olacaktır ve çok büyük onurdur hatta hapishane, tımarhane, iftiralar biliyorsunuz kokain iftirası attılar, adli tıpta temizledim bir bayanla ilgili iftira attılar.
Sunucu: Sizi adliyeye ifade için beklerken helikopterle Adnan Hoca indi diye insanların hatıralarında kalan ama Adnan Hoca burada helikopterle falan almadık biz koltuğunda oturuyor, ifadesini normal bir şekilde verdi.
Adnan Oktar: Her iftiralarından beraat ettim, hepsini ispat ettim, yağmur gibi yağdırsınlar hepsini ben nimet olarak görürüm, ellerinden geleni artlarına koymasınlar hodri meydan diyorum ve devam edeceğiz inşaAllah.
Sunucu: Şimdi de o yüzden mi yaygın basında değil de daha çok uydu kanalları daha özüne güvendiğiniz kanallar da görüyoruz biz sizi.
Adnan Oktar: Pek tabii ki yani şimdi, cellâda gidip...
Sunucu: Yeniden bir imha sisteminin eline gitmek istemiyorsunuz.
Adnan Oktar: Olmaz tabi, cellâdın önüne boyun konmaz tabii ki aklı başında hareket ediyoruz tabii ki sevdiğimiz insanlarla bağlantı kuruyoruz yani hepsini tenzih ederim ama ben gidip ateist, Siyonistlerle masonlarla bir hizmet yapmam mümkün olmaz çünkü ateist Siyonist, mason kendi felsefesini savunmadıktan sonra bir insana dost olması ona destek olması diye bir konu olamaz, böyle bir şey olmaz hiç tarihlerinde olmamıştır.
Sunucu: Çünkü mesajınız hedefiniz aynı yolda sizde o yoldaki ekip arkadaşlarınızla o yolda size uygun olanlarla çalışıyorsunuz. Programın akışında, zorluklara yokuşa geldik. Bu güzellikler bu eserler bu hedefe doğru gidenler anlaşılır yâda anlaşılmaz İnsanlar bir şeye inanmış ise ve kitleleri ardından götürebiliyorsa bu bir başarıdır. Biz de bu başaran insanları kendi program formatımız Yansımalar’da zaten her hafta ele alıyorduk bugünkü ahiret sohbetlerinde farklı bir program içerisinde yine aynı konu ile ilerliyoruz ama başarmak, sanırım neye inandığınızın önemi yok, zorluklara göğüs gerebilip yeniden bir şeyler üretme inancınız varsa başarabiliyorsunuz ve mutlaka yokuşlarla karşılaşıyorsunuz bir yolda ilerliyorsanız dikenlerle karşılaşıyorsunuz çakıllar batıyor ayağınıza hatta prangalara vurmak istiyorlar, o an insanlar ne yapıyor Adnan Bey’e soruyoruz, size de aynı prangayı uygun gördüler sizin bu konudaki yorumunuz nedir? Hapis cezanız vardı sanırım?
Adnan Oktar: Elhamdülillah o doğru hem koluma kelepçe vuruldu hem ayağıma kelepçe vuruldu benim.
Sunucu: Size çift.
Adnan Oktar: Tabi iftihar ediyorum onunla, mesela benim en sevinç duyduğum en hoşuma giden...
Sunucu: Neden böyle bir şey yapılmış sizce?
Adnan Oktar: Akıl hastanesine götürdüklerinde ayağıma zincir vurmuşlardı böyle kalın baklalı zincirle yatağa bağladılar, 1 metre kadar bir zincirle 45 gün durmuştum, o benim mesela iftihar ettiğim bir şeydir.
Sunucu: O akıl hastanesi bölümünde nasıl size, ilk o ayaktan prangalandığınızdaki duygularınız neydi, kimler sizi götürdü ve ne yaşadınız?
Adnan Oktar: Ben çileden çok zevk alırım, Allah yolunda mücadeleden çok zevk alırım yani tüylerim diken diken olmuştu müthiş hoşuma gitmişti, ayağıma pranga vurdukların da.
Sunucu: Gerekçeleri neydi?
Adnan Oktar: Yani akıl hastasısın sen tehlikeli adamsın.
Sunucu: Konuşulmayan şeyi konuştun...
Adnan Oktar: Tabi Yahudilik Masonluk kitabını yaptıktan sonra bu olay oldu ama bilmiyorum, niye yaptıklarının gerçek nedenini bilmiyorum ama tek anladığım hissettiğim çok hoşuma gitmişti ve çelik prangayı ayağıma vurduklarında. Çünkü hiç kimseye yapılmayan bir şey, özellikle bana yaptılar, o benim çok hoşuma gitmişti. Böyle çelik prangayı ayağıma vurduklarında. Çünkü hiç kimseye yapılmayan bir şey özellikle bana yaptılar. O benim çok hoşuma gitmişti.
Sunucu: Akli iradeniz yerindeyken 45 gün boyunca akıl hastanesinde kaldınız.
Adnan Oktar: Bilmiyorum deliye benziyor muyum?
Sunucu: O dönem. Belki iyileşmiş olabilir diyecekler izleyiciler. Zaten akıllı olanlar bu işlerle uğraşmaz. Onlar para kazanır, siyaset yapar makam mevki peşinde. Zaten bu aklı eren insan işi değil bir kere.
Adnan Oktar: Ama onların dediği hastalık zaten ömür boyu geçecek hastalık değildi. Yani paranoid şizofreni o geçmiyor zaten. Öyle bir hastalık, tedavi olacak bir şey değil o. Yani kronik bir hastalık dediler. Tamam eyvallah dedik.
Sunucu: Size şizofren tanısı...
Adnan Oktar: Evet. Paranoid şizofren demişlerdi. Ben...
Sunucu: O doktorlar yaşıyorlar mı şu anda?
ADNAN OKTAR: Rahmetli Yıldırım Aktuna vardı işte o dönemde. Ama nasıl bir akıl hastasıysam, beni doktorlarla görüştürmüyorlardı etkiliyorsun onları diye. Hem akıl hastası, hem de doktorları etkiliyor. Üniversite öğrencileri geliyordu, tıp fakültesi öğrencileri... Onlarla da görüştürmüyorlardı. Niye? Onları da etkiliyorsun diyorlardı. Hemşirelerle görüşmem de yasaklanmıştı “onları da etkiliyorsun” diye. Ben sordum rahmetli Yıldırım Aktuna’ya “Kiminle görüşeyim?“dedim. Sadece akıl hastalarıyla görüşeceksin, hiç kimseyle görüşmeyeceksin dedi. Bir de annem, abim ve avukatım. “O kadar” dedi. “Başka kimseyle görüşmene müsade etmiyorum” dedi. “Bahçeye de çımayacaksın” dedi, “bahçede de kimseyle görüşmeyeceksin”. “Telefon da etmeyeceksin, telefonla da tebliğ yapıyorsun sen çünkü” dedi.
Sunucu: O da yasaklandı.
Adnan Oktar: Evet telefonda konuşmam da yasaklanmıştı. Bana deli Hüseyin’i bekçi olarak bırakmışlardı o zamanlar. Kapıda böyle arada sırada krizi gelen bir akıl hastası vardı deli Hüseyin. Oydu benim bekçim. O, kapıya geldiğimde beni bırakmazdı. “Çıkmayacaksın” derdi. Telefon ettirmezlerdi. Hiçbir şekilde hareket edemiyordum. Ama iftihar ediyorum, yani karşılaştığım zorluklarla iftihar ediyorum. Şimdi de...
Sunucu: Ayak ve el prangasına geldiğimizde...
Adnan Oktar: Evet. Bu bana zaman zaman olan şeylerdendir. Yani benim normal karşıladığım olaylardandır yani. Hapis, pranga, göz altına alınma, kelepçe vurulma benim hayatımın normal akışı içerisinde karşılaştığım olaylardır. Onun için....
Sunucu: Bunların hepsi siz yeni bir şeyler söylediğinizden dolayı mı? ...insanların kabullerine karşı birşey yapmıyorsunuz. Neticede bu Türkiye Cumhuriyeti’nde herkes kitap çıkarabilir, herkes bir şeyler söyleyebilir ki toplumun karşıtında yada toplum bölücülüğüne değil, aksine yapılandırıcı bir tavırla gittiğiniz halde...
Adnan Oktar: Hep bu tarz kitapların çıkışına rastgeldi. Bilmiyorum tevafuk mudur? Bir başka türlü birşey midir? Tam çıkaramadım, tam bilmiyorum ama her seferinde böyle oldu. Ama hepsinden de iftihar ediyorum. Yani ben bela üstüme yağmur gibi yağdığında mutlu olan bir insanım. Yani onunla ben heyecan duyuyorum.
Sunucu: Besleniyorsunuz...
Adnan Oktar: Tabi onunla ben İslam’a hizmette ruhumda bir inşirah ve güçlenme olmuş oluyor. Allah vesile ediyor.
Sunucu: Bir soru var Almanya’dan Bekir Güzel.
Adnan Oktar: Evet.
Sunucu: Yine “Esselamunaleyküm muhterem hocam ve ablam. Gazze’deki olaylara Ahir Zaman açısından nasıl bakmalıyız?” demiş. Sizin acılar çektiğiniz süreçte oradaki acı çeken insanları da daha iyi anlarlar. Çünkü acı hani, attan düşeni getirin diyoruz, eşek de demiyoruz, at yapıyoruz. Oradaki acıyı siz de haksız yere zulüm gördünüz, acı gördünüz, anlattıklarınız ve daha önceki anlatmış olduklarınız, belki halen anlatmadıklarınız var. Oradaki, Filistin’deki olayı nasıl değerlendiriyor diyor Bekir Güzel Almanya’dan.
Adnan Oktar: Çok kapsamlı Peygamber Efendimizin anlattığı hadislerdendir Filistin’deki akan kan. Deccaliyetin onları muhassar altına alacağı, Filistin’de kan döküleceği, çocukların, kadınların öldürüleceği, ihtiyarların, yaşlıların perişan olacağı ve oranın tam bir şiddet ve acı ortamına çevrileceği müteaddid hadislerde belirtilmiştir. Mehdi devrinde olacak olaylardan bir tanesidir. Ve şimdi...
Sunucu: Nasıl çözümlenecek sizce bu gidişata göre?
Adnan Oktar: Bakın şimdi Mehdi devrinde diyor ki: “Önce kırmızı bayraklar çıkar Mehdi’yle beraber, arkasından yeşil bayraklar çıkar” diyor. Filistin’de baktık her yer kıpkırmızı Türk bayraklarıyla dolu, yemyeşil Filistin bayraklarıyla da dolu. Tam hadisin tahakkuku işte. Yani Türk bayraklarıyla İslam ülkelerinin bayrakları birleşecek ve bir Türk İslam Birliği olacak. Bu hadisin bize gösterdiği anlam bu. Filistinliler şu an ne diyorlar? Gelsin Türkiye bizi idare etsin, Tayyip Erdoğan da bizim başbakanımız diyorlarlar.
Sunucu: Türkiye’yi bir abi gibi...
Adnan Oktar: Tabi tabi net konuşuyorlar, çok açık konuşuyorlar. Iraklıların da düşüncesi o, Suriyeliler’nin de düşüncesi o, aynı şekilde Türk devletleri de bu şekilde düşünüyor. Azerbaycan da öyle düşünüyor. Ermenistan da sınırlar açılsın Türkiye’yle birleşelim diyorlar.
Sunucu: Evet ancak birleşecek, bu Filistin çözümüne, Almanya’ya cevap veriyoruz.
Adnan Oktar: Tabi.
Sunucu: Serhat Balamir Balıkesir’den yine bir mail göndermiş bize. Yine o da sizi takdirle selamlıyor, kitaplarınızdan çok faydalandığını ifade etmiş ve hayran kaldığını belirtiyor. “Hocam” diyor, “Siz bir Türk olarak dünyaya yaydığınız bu kitaplarla bizim iftiharımızsınız” demiş. “Sizi çok eziyet ve haksızlığa uğratmaya çalışıyorlar. Yurt dışına gitmeyi”, -aslında bizim Türk diliyle yurt dışına kaçmayı- “düşündünüz mü?” gibi bir soru var. Ya da düşünmediniz?
Adnan Oktar: Bakın Said Nursi 70 yaşındaydı, hücre hapsine koyuyorlardı, sürekli gözaltına alınıyordu, muazzam işkence görüyordu ama aklının ucuna dahi gelmedi burada müslümanları bırakıp, çocukları bırakıp, kadınları bırakıp yurt dışına gitmeyi hiçbir şekilde düşünmedi. Mücadele ettiği bir ortamı Müslüman bırakmaz. Bunun adı Kuran’da bellidir. Yani böyle bir şey suçtur. Böyle birş ey yapamaz müslüman.
Sunucu: Bırakıp gidilmemeli...
Adnan Oktar: Gidilmez. Yani Peygamber Efendimiz bile artık ölüm kol geziyordu, muazzam baskı vardı. Müslümanları artık katledip dövüyorlardı. Hicret mecburiyeti kaldı. Bütün müslümanları hicret ettirdi, en son kendisi gitti. Müslümanları burada bırakıp, kardeşlerini burada bırakıp, davasını burada bırakıp ateist siyonistlerle, masonlarla, kendi milletini mücadele içerisinde bırakıp bir insan gidemez. Ben gitmem. Yani ben milletimi ateist siyonistlerin, masonların eline bırakmam ve onları ezdirtmem.
Sunucu: Ferdi ve tek de olsam kalır mücadele ederim.
Adnan Oktar: Her ne yaparsa yapsınlar... En fazla hapsederler. En en fazlası da şehit ederler, bizim de aradığımız o zaten. İftihar ederiz. Yani keşke de yapsalar yani.
Sunucu: O yüzden hiç düşünmedim diyorsunuz.
Adnan Oktar: Tabi. Asla. Yani ne olur? Acı çekebiliriz, zorluklara katlanırız, iftira olur, hakaret olabilir, baskı olabilir, döverler, söverler... Yani bunun dışında ne olabilir? Yani bunların hepsi sevap ve güzel. Bu nedenle ben buradaki çocukları, kardeşlerimi, memleketimin insanlarını, Anadolu’mu, Anadolu’daki aslanları, yiğit kardeşlerimi bırakacağım, yurt dışına gideceğim keyif içinde oturacağım. Ben bunu yapmam.
Sunucu: Ama başka hareketlerde bu çok apaçık gözüküyor. Buna mağdur kalıyorlar, mecbur kalıyorlar, yurt dışından otokontrol yönetiyorlar.
Adnan Oktar: Zaruri vakaları tenzih ederim. Ben kendim açısından diyorum. Zaruri pek tabiki....
Sunucu: O genel olarak değerlendirmenizi ona uygun görmüyorsunuz.
Adnan Oktar: Yok. Olur mu öyle şey? Yani mutlaka...
Sunucu: Lider ve işin hareketinin başındaki kişi, kaptan gemiyi terk etmez diyorsunuz.
Adnan Oktar: Ben yapmam. Yapamam. Yani bu çok anormal bir şey olur benim için. Yani burada...
Sunucu: O zaman bu sözel davasıyla paralel gitmediğinin de bir göstergesi mi olur diyorsunuz?
Adnan Oktar: Efendim?
Sunucu: Yani insanların bir davayı anlatırken, bir sonuca giderken kendini bırakıp gitmesi, diğer ekibin burada kalması da anlattıkları sözle pek paralel olmadığı gösterir diyorsunuz....
Adnan Oktar: Said Nursi o zaman mesela gitsin, Suudi Arabistan’a gitseydi hayatı 30 yıl hapiste geçmezdi. Çok da rahat eder, yine kitap yazardı, talebeleri de burada faaliyet yaparlardı. Olur mu öyle şey?
Sunucu: Öyle bir şey yapılmadı, o modelleme de yoktu ve...
Adnan Oktar: Tabiki. Biz çileye talibiz yani bütün peygamberler çile çekmiştir. Hz. Yusuf hapse girmiştir. Çile çekmiştir, acı çekmiştir. İstese kaçardı Mısır’dan. Hz. Musa da hiçbir şekilde bir daha da gelmezdi. Firavun’un ta sarayının içine kadar girmiştir aslanlar gibi. Firavun’a kafa tutmuştur Hz. Musa.
Sunucu: Ve olayı yine yüzleşerek, kendisini göstererek çözmüştür.
Adnan Oktar: Tabi. Hz. İbrahim gitti putları kırdı indirdi aşağıya. Kaçmadı o bölgeden. Yani dışarıdan olayı idare etmedi. Geldi içlerinde aslanlar gibi mücadele etti.
Sunucu: Birebir savaştı.
Adnan Oktar: Ve yakmaya kalktılar, Allah ayaklarına dolandırdı, Allah onu kurtardı. O ateş ona soğuk ve selamet oldu. Sırrı Allah’ın Katında olan bir harika meydana geldi ve Allah onu kurtardı. Benim için de en fazla beni ya şehit ederler, ya hapse atarlar, ya...
Sunucu: E benim de işime gelir diyorsunuz.
Adnan Oktar: E zaten bizim aradığımız bu inşaAllah. İnşaAllah.
Sunucu: Amaç bu yolda ömrü tüketmek.
Adnan Oktar: İnşaAllah.
Sunucu: Peki siz kendinizle ilgili ne zaman fark ettiniz ki, evet benim... çünkü herkesin Allah’ın muradı herhalde, kulun onu fark etmesi. Yoksa ben doğdum, işim var, tek mesleğim var, yaşayıp günlük geçimimi sağlayıp, sonra da ben bu dünyadan işte Azrail geldi, hadi gidiyoruz dediğinde çekip gitmek olsaydı, birçoğumuz gibi rastgele bir yaşam yaşanırdı. Siz ne zaman kendinizi fark ettiniz ki, evet benim bir çalışmam lazım, ben doğayı, evrimi, gerçekten bize verileni ve bizim burada ne işimiz olduğunu ne zaman anladınız ve bunu ne zaman fark ettiniz?
Adnan Oktar: Lise sonda üç şeyin...
Sunucu: Ankara’daydınız sanırım.
Adnan Oktar: Evet evet. Lise son yıllarında üç şeyin farkına vardım. Bir; maddenin beyinde oluştuğunu gördüm. Yani dışarıda madde var, fakat mercimek kadar bir yerde yaşadığımızı gördüm. Beynin içinde. Yani ışığın, maddenin, sesin, görüntünün, yiyeceğin, içeceğin, bütün hayatın mercimek kadar bir yerde olduğunu anladım. Bu beni müthiş heyecanlandırdı. Çok çok etkilendim ben bundan. İkincisi; masonluğun sırrını anladım. Masonluğun nasıl bir oyun olduğunu anladım. Üçüncüsü; Müslümanların, kardeşlerimin ne kadar ezildiğini anladım.
Sunucu: Ve bunları lise sondayken anladınız.
Adnan Oktar: Evet, lise sondayken. Bir de Türkiye’yi yok etme savaşının verildiğini gördüm. Darwinizmin ve materyalizmin memleketi nasıl sardığını ve darwinist aldatmacanın nasıl böyle pervasızca, utanmadan yalan söylediğini gördüm. Ve hamiyet-i İslamiyem çok şiddetli hale geldi yani hani derler ya nevrim döndü adeta. Müthiş hırslandım, var gücümle gayrete yöneldim. En güzel nerede faaliyet yaparım dedim. Güzel Sanatlar Akademi’sine gireyim dedim orası hem marksizmin kalesiydi hem de sanatın kalesi. Said Nursi sanat, marifet ve ittifak diyor, en güçlü silahlarımız diyor. Bununla karşılık vereceğiz diyor. Bende dedim sanatın içine gireyim. En güçlü silahın içine gireyim orda mücadele edeyim dedim. Allah’a çok şükür Allah üçüncü olarak kazandırttı ki yani yirmi bin kişinin içinden...
Sunucu: Yetenek sınavıyla..
Adnan Oktar: Evet, yetenek sınavıyla kazandım. Orada çok güzel bir çekirdek oluşturdum, faaliyetlere başladım. Sonra felsefe bölümüne birinci tercihimdi, felsefe bölümünü yazdım. Bir de oraya gireyim orada faaliyet yapayım dedim. Orayı da birinci tercihimi de kazandım, oraya da girdim. Orada da faaliyete başladım ama terör, anarşi nefes aldırmıyordu o dönemde...
Sunucu: Türkiye’nin herhalde en gerilimli en aksiyonlu döneminde siz orada bulundunuz.
Adnan Oktar: Sıkıyönetim dönemiydi o zamanlar, benim sonra DGM’ye evraklarım gelmişti böyle çuvallarla... Aman Allah’ım yani ne kadar çok takip edilmişim, haberim yok. Yani çuvallar hesabıyla, kamyon hesabıyla belge. İrili, ufaklı işte şurada şuraya gitti, burada buraya gitti. Takipler, yapılan tutuk... Ben o zaman çok fazla gözaltına alınıyordum. Yani nefes almıyorlardı, hafta sekiz, gündüz dokuz ....
Sunucu: Ne yapıyordunuz ki okulda bu kadar? Gözaltına alınacak, onları rahatsız edecek.
Adnan Oktar: Yani tebliğ faaliyeti işte. İslamı... Ben sosyeteye, gençliğin içerisine girince müthiş bir panik meydana geldi yani çünkü İslam genellikle köye, varoşları...
Sunucu: Kırsalda olursa problem yok?
Adnan Oktar: Evet, orada yoktur. Ama sosyetenin tam ortasına girince ani bir hoplama meydana geldi. Yani böyle...
Sunucu: Sosyetenin dine ya da inanmaya ihtiyacı yok gibi mi algılanıyordu?
Adnan Oktar: Yani o alana girilemez diye düşünüyorlardı, bir duvar vardı.
Sunucu: Bayağı sıkıntılılar ama bırakalım onlar kendi çarklarındayok olacaksa da, var olacaksa da dokunmayalım.
Adnan Oktar: Evet, ama biz artık diskolara varıncaya kadar her yere girince çok muazzam olay oldu. Hatta bir kere beni polis takip ediyordu fark ettim, namaz kılıyordum polis benle beraber namaz kılıyor, üç defa secde etti. Böyle yandan bakıyor falan... Bir daha geldi, bir daha geldi, artık şaşırdı heyecanından... Yine başka bir Camii’de de öyle baktım kapıda bekliyor, biz de arkadaşlarla toplantı yapıyorduk, böyle 5-10 kişi falan toplanıp ders yapıyorduk.
Sunucu: Okulda...
Adnan Oktar: Beyazıt’ta, Eminönü’nde bir Camii var, sol tarafta ismini tam hatırlamıyorum oranın giriş kapısında eli arkada birisi bekliyordu. Ben şüphelendim, anladım polis olduğunu, ileri bir gittim baktım iki taraf dolu. Bir sürü polis kaynıyor. Bizim çocuklar da oturuyorlardı üç-beş kişi orada yukarıda, Camii’de oturuyorlardı. Orada bir şey, kuruyemiş gibi bir şeyler satılıyordu, ben onlardan aldım. Onlardan bana böyle, polis de dehşet içinde bakıyorlardı elinde telsiz de vardı. Ben oradan öbür Camii’ye gittim. Eminönü Camii’ne gittim. Polis de arkamızdan geldi bayağı bir ekip olarak, onlar da geldiler. İşte bu dediğim olay orada oldu. Şaşırdı yandan bana bakıyor namaz kılarken.
Sunucu: Peki o günlerden bugüne, o sosyete dediğiniz çemberin içerisinde hiç inanmıyordu; o sizin sohbetleriniz, birlikte oluşunuz, onlara fark ettirdiklerinizden bugüne dönüşüm yaşayanlar hiç oldu mu? Var mı anlatacağınız bir anınız?
Adnan Oktar: Tabi tabi, o yaşta yani benim 25-26 yıllık arkadaşlarım var. Saçı başı dahi bembeyaz oldu. Yani gencecik çocuktular.
Sunucu: Ama değişim yaşadılar...
Adnan Oktar: Tabi mükemmel hizmet yani son derece takva, son derece dindar ve çok güzel ahlaklı insanlar oldular. Şu an beni sevenler milyonlar var şu an Türkiye’de. Bir kişi, on kişi değil yani maşaAllah.
Sunucu: O sevgi seli sizi lisedeyken..
Adnan Oktar: Elhamdülillah, evet.
Sunucu: Peki aileniz sizi ilk böyle bir şeye fark ettiğinde şimdiki gençlere çocuklara aileleri örnek olsun anlamında soruyorum. Çocuk farklılık bir şey yaşadığında aile hemen alır yine aynı doktora götürür yada problem varmış gibi örtbas etmeye çalışır. Sizin aileniz nasıl davranmıştı?
Adnan Oktar: Annem biraz şaşırdı. Biraz da çok titizdim yani titizliğime rahatsız oluyordu. Namaz kılmamdan değil de çok şiddetli titizliğe... Mesela ben, bana annem para veriyordu git kendine elbise al diye. Ben o paraya kıyamıyordum gidip kitap alıp dağıtıyordum. Artık pantolonum böyle bombe yapmıştı, sonrada açıldı, dizleri de açılmıştı. Anneme buraya bir parça koy dedim. Müthiş kızdı bana, git dedi yeniden kendine kıyafet al dedi. Yine para verdi ben de yine gidip onunla şey aldım..
Sunucu: Kitap aldınız.
Adnan Oktar: Kitap aldım. En sonunda uhuyla kendim yapıştırdım. İki tane parça yapıştırmıştım, o devirde arkadaşlarım hatırlarlar, tanıyorlardı o okuldaki arkadaşlarım.
Sunucu: Diz kapaklarınıza?..
Adnan Oktar: Evet, diz kapaklarımı. İki tarafı uhuyla yapıştırmıştım, parça yapıştırmıştım. Yani o dönemde elime geçen her imkânı bu hizmet için kullanıyordum. Annem bunlara çok kızıyordu, abartılı buluyordu, bu tavrımı çok abartılı buluyordu.
Sunucu: Aile, sosyal demokrat mı? Muhafazakâr mı? O döneme göre...
Adnan Oktar: Babam CHP üyesiydi. Bir de sürekli gelirdi CHP’den üyelik.. Eski en eski üyelerindendi babam. Annem de babam da CHP’ye üyeydi o zaman. Hatta CHP’nin binası, eski binası bizim evin tam karşısındaydı. Öyle, Allah’ın hikmeti. Kapıdan çıktığımızda CHP’nin binasıydı...
Sunucu: CHP’nin binasıydı...
Adnan Oktar: O şekildeydi. Sonra o bina yıkıldı yerine ev yapılmıştı. Benim çocukluğumda o eski bina vardı.
Sunucu: Yani çok da hani bu inanan sistemi o dönemin inanışını daha da belki sıradan fark etmeyen belki birçoğu çok radikal, belki birçoğu geleneksel bir inanca mensup. Yani gözünüzün önünde bir fotoğraf yoktu, siz bunu içsel yapıyordunuz?
Adnan Oktar: Evet, evet ben yani klasik aileydi benim annem, klasik Türk annesiydi. Yani güzel huyludur annem, babam cumalara giderdi, Kurtuluş Lisesinde okudum, klasik lisedir. Arkadaşlarımda...
Sunucu: Sizin lisede yapacağınız veya fark edeceğiniz önünüzde model yoktu..
Adnan Oktar: Hiç kimse bana öyle yol göstermedi.
Sunucu: Modeliniz yoktu..
Adnan Oktar: Hayır, yok yol göstermedi.
Sunucu: Bunun acısı olduğu için mi, biraz da diğerlerine bir model, bir ağabey, bir önderlik vasfı var şimdi sizde...
Adnan Oktar: Müslümanların ezilmesi beni çok sinirlendirdi, bende hamiyet-i İslamiye çok şiddetlidir. Benim haksızlık karşısında nevrim döner. Çok nevrim döndü, özellikle şu darwinizmin aldatmacası ve çocuk kandırır gibi insanları kandırması, böyle alenen bir uydurma olduğu halde, masonluğun ukalalığı yani kendinden bu eminliği, Müslümanları böyle ezmeleri, acı çektirmeleri, ateist Siyonistlerin sinsi faaliyetleri ve dünyayı sezdirmeden kan gölüne çevirmeleri beni çok şiddetli irrite etti, rahatsız etti. Ben de var gücümle.. o benim raporumda “hayatın bütün sosyal yönlerinden çekildi” diyor, benim için ikinci bir rapor vermişlerdi, tutkulu idealist raporu verdiler bana.
Sunucu: Yine akıl ve ruh hastalıkları hastanesinden mi?
Adnan Oktar: Evet, paranoya şizofren değil ama tutkulu idealist dediler yani hastalığı bu dediler. Hayatın bütün yönlerinden çekilip ideali için yapmayacağı yoktur diyorlar bu hastalıkta, yani her şeyi yapar diyor. İdealine kilitlenir, düşüncesine kilitlenir, hayatın bütün sosyal yönlerinden çekilir ve sadece o hedefe yönelir şeklinde öyle bir rapor verdiler. Sonra askeri hastanede de bütün raporlarım bozuldu. Ruhen de bedenen de son derece sağlıklı, sıhhatli dediler. Askerliğe elverişli diye rapor vermişlerdi ama yıllarca akıl hastası diye propagandamı yapmışlardı o dönemde.
Sunucu: Siz o dönemde neler yaşadınız, tekrar geldik o konuya...
Adnan Oktar: Evet...
Sunucu: Şimdi biz de gördüğümüz zaman veya etrafımızda akıl hastası diye nitelendirdiğimiz yani akıl denileni ruh, ruhun bir hekimi olabilir mi, ruh hastalanır mı? Çünkü ruh ondan pay edilmiş bir unsur değil midir ki? Onu tanımlayacak veya teşhis edecek bir hekim var mıdır?
Adnan Oktar: Evet, beni koydukları koğuşta...
Sunucu: Siz birebir yaşadınız bunu...
Adnan Oktar: Evet, beni koydukları koğuş da paranoya şizofrenlerden oluşuyordu ve hep de cinayet işlemiş insanlardı. Benim bulunduğum dönemde zaten 7 kişi öldürdü oradaki kişiler, akıl hastası olduğu için yine aynı hastalıklarına devam ediyorlardı, boyun kırıyorlardı, tepsiyle vuruyorlardı.
Adnan Oktar: Tabi o şekilde. Zaten çoğu çıplak geziyordu, yani doğal ihtiyaçlarını bilmiyorlardı, bağıran, çağıran, yerde debelenenler. Koğuşta da yani zaten çok çirkin bir koku da hakimdi böyle. Dışarı çıkmak da yasak. Tam 10 ay kadar o bölümde kaldık. Hikmetini tabi Cenab-ı Allah biliyor. Ama benim en yoğun faaliyet yaptığım dönemdir, en çok arkadaşlarımın geliştiği dönemdir o dönem. MaşaAllah benim bütün çekirdek arkadaşlarım o dönemde gelmişlerdi. Çilede bereket vardır, çilede güzellik vardır, rahmet vardır. Allah’ın yardımı ehl-i çilenin üstünedir inşaAllah.
Sunucu: İnşaAllah. Peki, şimdiki yeni, sabit hayatınıza döndüğümüzde bu yaptığınız eğitimlerin, kitapların, insanlara ulaşmanın bir bedeli var...
Adnan Oktar: Evet.
Sunucu: Diyorlar ki Adnan Hoca çok zengin ya da bazılarına göre işte zenginden alıp alt kesime dağıtan modern bir Robin Hood mudur, Adnan Hoca maliyeti nereden karşılıyordur? Biz maliye memuru değiliz ama bize iletilen, kulak sorularına da, yazılı notların arasından bu...
Adnan Oktar: Evet, bize yapılan operasyonda, 1999’da yapılan operasyonda ki biliyorsunuz şimdi 3 yıl hapis cezasıyla da yargılandım ve öyle bir hüküm de verdiler. Onu da sonra gerekirse açıklarım. O olay zamanında MASAK bizim mali yapımızı araştırmıştı, arkadaşlarımızın hepsinin tertemiz çıktı, tertemiz. Yani MASAK’ın raporunda tertemizdi rapor. Yani hiçbir mali yönden sorun...
Sunucu: ..problem...
Adnan Oktar: ...problem olmadığı çıktı. Hakikaten de arkadaşlarım çok dindar, Allah’tan korkan insanlar. Ama benim kitaplarım milyonlar, 16 milyon adet satıldı. 1 yılın içerisinde. 16 milyon kitaptan herhalde yayınevi bir kar ediyor. Yani kitabı bedava vermiyor ki kitabı satıyor ondan elde ettiği parayla, matbaaya parayı veriyor, matbaa da kitabı basıyor, bu kadar.
Sunucu: Kitabın satışlarında içerisindeki bilgi kadar, kullandığınız renkler ve baskı...
Adnan Oktar: Evet..
Sunucu: Özellikle yaldız ve canlı renkleri kullanıyorsunuz. Bu kitaplara gelinceye kadar, bizim geleneksel tanıdığımız din kitapları daha çok soluk baskılı, küçük puntolu yani çok da içinde değerli bir şey yok ifadesi veren mesajları veren kitap baskılarının...
Adnan Oktar: Evet..
Sunucu: Muhtemelen satışları da sizinki kadar olmayışının bir faktörü de o olabilir mi? Siz özellikle canlı renkleri seçiyorsunuz.
Adnan Oktar: Ama o insanların içini açan, Allah’ın sanatını gösteren...
Sunucu: bir müjdemi?
Adnan Oktar: Tabii ki, Allah’ı anlatıyoruz. Yani Allah’ı bir sözlü anlatırsın, bir de resimle anlatırsın.
Sunucu: Siz ikisini bütünleyerek anlatıyorsunuz...
Adnan Oktar: Evet, insanda da vardır bu; insan bir lisan-ı haliyle anlatır, yani duruşuyla İslam’ı anlatır, ahlakıyla, yaşantısıyla bir de konuşarak anlatır. Benim kitaplarım lisan-ı halle anlatıyor, resimleriyle anlatıyor. İçindeki ruhla anlatıyor, aynı zamanda da sözleriyle anlatıyor.
Sunucu: O yüzden tesir ediyor, çok satıyor, para kazanıyoruz ve iş yerimizi yürütüyoruz diyorsunuz.
Adnan Oktar: Evet.
Sunucu: Hemen o 3 yıllık hapis cezasına da değinirsek...
Adnan Oktar: Bakın bu konuda tabi ben yorum yapamam çünkü mahkemenin kararına saygılıyım; bana verdikleri ceza için de hepsine hakkımı helal ediyorum, cezaevleri de bizim memleketimizin bir parçası, bir güzelliğimiz, betonu, tahtası, ağacı her şeyi bizim. İftiharla gider yatarım. Rahat da inşaAllah, Mehdi de hapse yatacak diyor rivayetlerde, inşaAllah onun koğuş arkadaşı olurum Mehdi’nin, Allah onunla nasip eder.
Sunucu: Orada da bu faaliyetleri sürdürmeyi bekliyorsunuz.
Adnan Oktar: İnşaAllah. Diyor ki bakın savcı: “Mahkememizce toplanan deliller arasında sanıklar aleyhine delil bulunmamaktadır.” diyor kendi, savcımız söylüyor bunu. CMK’nın 148/4 maddesi gereğince “Poliste alınan avukatsız ve işkenceyle alınan ifadelerin delil olarak değerlendirilemeyeceği böylece mahkemece de kabul edilmiştir.” Yani polis ifadesi diyor hem işkenceyle alınmış hem de avukat olmadan alındığı için kanunen geçersizdir diyor. Ayrıca savcı, mahkemece altı kişi daha yargılandı diyor, bu kişilerden, bunlar da örgüt yöneticisi, çete yöneticisi olarak yargılandı ve aynı sevk maddeleri aynı deliller ve dosyadan yargıladınız diyor ve aynı kişiler bunlar diyor, siz bunlara beraat verdiniz diyor mahkemeye ve bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir diyor.
Sunucu: Hayırla karşılayıp, hayrı da zaten O’ndan bilip, her iki çizgide de onu oturtarak hamd etmeyi seçiyorsunuz.
Adnan Oktar: Peygamberimiz diyor ki; Mehdi diyor Hz. Yusuf gibidir, o diyor zindanda yatacak diyor. Benim en büyük isteklerimden birisi Mehdi’yle aynı koğuşta olabilmek.
Sunucu: Koğuş arkadaşı olmak için hedefliyorsunuz.
Adnan Oktar: İnşaAllah
Sunucu: Evet, umuyoruz bu güzel sohbet biraz daha devam edecek ve insanlar sordukları ve merak ettikleri konuları bize maille sormaya devam edecekler. Yine biz bir reklam arası vereceğiz. Reklamların ardından tekrar ahrete yönelik sorularla programımızın sonuna doğru yaklaşacağız. Evet, sevgili izleyiciler hemen bir reklam arası.
Evet, reklam aramızdan sonra biz yine buradayız. Gelen bir sorumuz var hemen hocama bu soruyu da iletmek istiyorum. Selamlar hocam demiş, inanın akşamı iple çekiyorum sizi izlemek için. Hocam Allah, Kuran-ı Kerim’de Allah’ı tesbih etmemizi istiyor. Bunu en güzel nasıl gerçekleştirebiliriz, nasıl tesbih edilir diye sormuş Semih Yulaf, Edirne’den.
Adnan Oktar: Evet, kendindeki nimetlere bakacak, Müslüman olmasının nimeti olmasını görecek, Kuran’a bakacak, Allah’ın yarattığı güzelliklere bakacak, Elhamdülillah, Elhamdülillah, Elhamdülillah diye Allah’ı tesbih edecek ve ayrıca Ya Rabbim münezzehsin de diyecek, sen eksik değilsin, kusursuzsun, mükemmelsin, sonsuz akla sahipsin, bizler eksik ve kusurluyuz. Seni tenzih ediyorum, tenzih ederim diyecek. SubhanAllah, SubhanAllah, SubhanAllah diyecek Allah’ı tenzih etmek, münezzeh olduğunu söylemek bununla tesbih yapılır.
Sunucu: Bu şekilde tesbih edecekler her an...
Adnan Oktar: Bir de Allah’ı tekbir etmek vardır. Allahu ekber, Allahu ekber. Bir de estağfurullah, estağfurullah diye Allah’a günahlarımızı bağışlaması için dua edeceğiz inşaAllah.
Sunucu: Bir sorumuz daha var aslında bir rica, tekrar istiyorlar. Az önce savcımızın tam metnini sanırım sesten dolayı işitememişler. Rica ediyoruz, orayı tekrar okuyabilirseniz çok sevineceğiz.
Adnan Oktar: Diyor ki savcımız “Mahkememizce toplanan deliller arasında sanıklar aleyhine delil bulunmamaktadır” diyor yani hiç bir delil yoktur diyor aleyhlerinde. CMK’nın 148/4 maddesi gereğince “Poliste alınan işkenceyle alınan, avukatsız ifadelerin delil olarak değerlendirilemeyeceği böylece mahkemece de kabul edilmiştir.” Yani hem işkenceyle ile alınmış hem de avukat yok bu yüzden o ifadelerde geçersizdir diyor. Ayrıca mahkemece altı sanık yargılandı diyor, mahkemece yargılanmıştır siz bunlara aynı dosyadan, aynı delillerden beraat verdiniz diyor aynı çete yöneticisi olmaktan beraat verdiniz diyor. Bu kişiler de diyor aynı dosya ve aynı delillerden yargılanıyor, aynı konumdalar bunlara da beraat vermeniz gerekir diyor çünkü bu kişilerin kararları temyiz edilmeksizin kesinleşti diyor. Toplanan deliller arasında da aleyhte delil olmadığına göre diyor ve avukatsız ve işkenceyle alınan polis ifadeleri de geçersiz olduğuna göre bütün bu durumlar göz önünde bulundurularak tanıklardan Adnan Oktar’ın suç işlemek için örgüt kurmak ve diğer sanıkların örgütün yöneticisi olmak ve örgüt adına faaliyette bulunmak suçlarını işledikleri sabit olmadığından, diyor CMK 223/2-e maddesi gereğince bütün sanıkların müspet suçlardan ayrı ayrı beraatlarına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur dedi savcımız. Mahkemede üç yıl hapis cezasına karar verdi. Canları sağolsun. Hakkımı helal ediyorum, gani gani helal olsun. Kaderde olan bir şey. Eğer Yargıtay da onarsa gider aslanlar gibi yatarız. Her yeri bizim havası, suyu... Ama benim en çok istediğim şey Hz. Mehdi’yle aynı koğuşta olmak inşaAllah. Biliyorsunuz Hz. Mehdi de Hz. Yusuf gibidir diyor Peygamberimiz, o da diyor hapis yatacak diyor. Onun için de zindan vardır diyor, Yusuf’a benzer o yönüyle diyor. Eğer böyle bir şey olursa mest olurum herhalde. Çok büyük bir nimet olur.
Sunucu: Size de asla şikâyet etmem, beklediğim sonuçta yol arkadaşı olmayı diliyorsunuz Mehdi için...
Adnan Oktar: Elhamdülillah
Sunucu: Belki orada denk gelirim gibi bir dua var sanırım.
Adnan Oktar: İnşaAllah. Ya nasib.
Sunucu: Evet, biz bu akşamki ahiret sohbetlerinin sonuna geldik. Zaman çok hızlı geçiyor.
Adnan Oktar: MaşaAllah.
Sunucu: Son olarak insanlara, son mesaj neler diyorsunuz? Tekrar görüşünceye kadar.
Adnan Oktar: Bakın ben bir şeyi söylüyorsam, o doğrudur bana güvensinler. Ahir zamandayız, Mehdi çıkacak, Hz. İsa inecek, sevinçli güzel bir çağdayız. Allah bizden sadece samimi olmamızı istiyor. Çok samimi olacağız. Kuran’a sıkı sıkıya sarılacağız. Allah’ı deli aşık olarak çok coşkuyla seveceğiz. Güzel bir memleketteyiz. İnsanlarımız da çok güzel. Bir bayrama doğru gidiyoruz. Türk İslam Birliği oluşmak üzere. Aşkla, şevkle gayret edelim inşaAllah.
Sunucu: destek versinler...
Adnan Oktar: Evet inşaAllah.
Sunucu: Kendilerine ama inanmalarını ve samimi olmalarını söylerken insanlar önce kendisine inanarak başlamalı.
Adnan Oktar: Tabii ki. Allah hepsine hidayet versin, dua ediyorum inşaAllah.
Sunucu: Çok teşekkür ediyoruz.
Adnan Oktar: Ben de teşekkür ediyorum.
Sunucu: Evet, dünya hayatından ahirete dedik, ahiretten tekrar dünyaya dönüş yapıyoruz. Biz sohbetimizi gerçekleştirdik, sohbetin içinde sevgili izleyicilerimiz o kadar çok soru geldi ki biz ancak birkaçını fırsat bulup araya ancak alabildik. Umuyoruz ki faydalı bir program izlemişsinizdir. Bizler amacımıza ulaşmışızdır. Amaç zaten gönlümüze, ruhumuza günlük hayatın sıkıntılarını bir kenara bırakıp kendi ruhumuzu dinlendirmeye yönelik bir programdı. Biz amacımıza ulaştıysak biz de kendi hedefimizi 12’den vurmuşuzdur. Haftaya görüşmek üzere, hoşça kalınız, sevgiyle, dostla ve evrene bakarak, hoşça kalın.