MUHABİR: Evet değerli dostlar; Allah sizden razı olsun. Şu anda elimdeki notlarda gördüğüm ilk kelam bu. Belki de bir insanın bir insana söyleyebileceği, dileyebileceği en güzel cümle bu olsa gerek. Gene muhterem Adnan Oktar hocamızla beraberiz, gene sizlerden gelen sualler doğrultusunda sohbetimize hemen başlayacağız ama hemen şunu da hatırlatalım, ahirzamansohbetleri@hotmail.com bunu lütfen unutmayalım sevgili dostlarımız. Bu arada söylemekte fayda var, eğer uydu aracılığı ile izleme şansı bulamayan izleyicilerimiz varsa onlar da internetten www.harunyahya.tv den kesinlikle izleyebilirler. Bu arada gelen sualler o denli fazla ki, o kadar fazla ki bunlar için aman ola ki izleyenlerimiz, dostlarımız, yani bu anlamda fikir sahibi olmak isteyenlerimiz, fikir alış verişi hakikaten çok mübarek bir kavramdır, ne olur kusura bakmayın ama hocam şunu söyledi kesinlikle İnşaAllah hepsine gelecek programlarda, bu program içinde ya da belki e-mail yoluyla da mümkün, cevap vereceğini, mutlaka cevapsız sual kalmayacağını söyledi diyelim. Hocam hoş diyelim, sefa geldiniz diyelim. Artık biz de bayağı rahatladık.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
MUHABİR: Ben sizi düşünürken, sizin temponuzu düşünürken, bu giriş ve çıkış anınıza dikkat ettiğimde...
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Hocam ilk sohbetimizde de konuşmuştuk bunu ama, hemen aklıma şu geldi, Adnan Oktar hocamızın günü nasıl başlıyor? Biliyorum, ama ekran başında mutlaka merak edenler vardır. Sohbetler, röportajlar, dünyanın dört bir yanından gelen konuklar ve onları ağırlama, hepsiyle değişik lisanlarda, ırklar değişik, dil değişik, kültür değişik, sonuçta bir tane Adnan Oktar; hocam Allah kolaylık versin diyelim de bu nasıl oluyor? Bu enerji neyin nesi hocam?
ADNAN OKTAR: Allah’ın lütfu, misafirleri getiren Allah, konuşturan da Allah, bizlere imkan veren de Allah, ben de hakikaten şaşırıyorum benim enerjime, gücüme, Cenab-ı Allah’ın bir mucizesi. Elhamdülillah, maşaAllah.
MUHABİR: Çünkü yani bu hem İstanbul’da, hem İstanbul dışında yani birden çok yerlerde, mekânlarda, böyle vaktinde zamanında çok dakiksiniz her şeyden önce.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah, evet doğru.
MUHABİR: Gündüz hocam başlıyorsunuz erken kalkıp güneşi karşılama, günü karşılama gibi bir geleneğiniz olduğunu söylediniz. Bir alışkanlığınız olduğunu söylediniz bir duşla güne başlama dolayısıyla bir abdest hani normal abdest değil tabi bir boy abdestinin farklı olduğunu söyleyerek, sonra gün içindeki şeyler. Peki, şahsi olarak Adnan Oktar hocamın kendisine ayırdığı zaman nerede hocam, öyle bir zaman var mı? Ondan biraz söz etseniz bize.
ADNAN OKTAR: Bütün bu zamanlar, benim kendime ayırdığım zaman oluyor zaten. Ben bir arkadaşımla, dostumla, kardeşimle görüştüğümde dinlenirim, çok hoşuma gider. Sizinle röportaj yapıyorum çok dinleniyorum, çok zevk alıyorum.
MUHABİR: Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Bunlar benim heyecan duyduğum, dinlendiğim, en mutlu anlarım oluyor inşaAllah.
MUHABİR: Çok teşekkür ederiz hocam. Peki hocam hemen suallere başlayalım, günü sordum bunu izleyenlerimiz merak ediyordu, Serap Çetinkaya Konya’dan aramış hocam, selamünaleyküm diyor.
ADNAN OKTAR: Aleykümselâm.
MUHABİR: Ahir zamanda yaşanacak bir takım olaylardan, bir takım müjdelerden bahsediliyor ben bir Müslümanım elhamdülillah, elhamdülillah diyelim biz de inşaAllah. Sizden öğrenmek istediğim şey ahir zaman Müslümanı nasıl olmalı? Yani o zamanda kötü olaylardan korunmak ve müjdeleri anlayabilmek ve yaşayabilmek için bize ne tavsiye edersiniz? Allah sizden razı olsun derken hemen buna paralel hocam bir başka şeyde ben katacağım buna. Ashabımdan biri, on emirden birini yapmazsa helak olur ama ahir zaman ümmetim onunu birden yaparsa inşaAllah kurtulur diyor Resulu Ekrem Efendimiz de.
ADNAN OKTAR: Evet, ahir zaman zordur tabi. Şiddetlidir, fitnesi çok fazladır, Müslümanlara musallat olan şer güçler çok fazladır. Allah’a inananlara ahir zamanda çok şiddetli baskı gelecektir, tuğyan ve delalet, küfür ve nifak ittifak ederek Müslümanlara karşı bir şiddetli mücadele vereceklerdir. Mesela şu an biliyorsunuz iddia edilen Ergenekon Örgütü, ki sadece bir tanesidir bu. Çok kapsamlı, yıllardan beri Müslümanlara kök söktüren, acı veren, dehşet saçan, komplolar, oyunlar oynayan iddia edilen bir örgüt, yapılanma, biliyorsunuz bize yaptıkları oyunları yıllardan beri herkes biliyor. Düşünün sadece bir tane bile bunu yapıyorsa Müslümanlara karşı ne kadar çok yapılanma olduğunu siz artık düşünün. Mesela bugün bana bir fotokopi getirdiler bakın diyor ki, başka bir İsrail sözcüsü Tizipora Menaşe herhalde onların dilinde doğru okuduk Menaşe’yi. İsrail’in Cizre’deki katliamının, Obama yönetiminin İsrail’e bakış açısına olumsuz sonuçlarından endişelenmediğini açıkladı. Menaşe şimdi şöyle diyor; “siz de iyi biliyorsunuz ve aptal Amerikalılar da gayet iyi biliyorlar”, bakın pervasızlığa küstahlığa bakın, “aptal Amerikalılar da gayet iyi biliyorlar” hepsi için söylüyor. “Beyaz Saray’da oturan kim olursa olsun hükümetlerini biz yönetiyoruz. Bakın ben de siz de biliyorsunuz ki, hiçbir Amerikan başkanı düşünülemez olanı yaptığımıza dair bize karşı çıkmak konumunda değildir”. Bak, “Beyaz Saray’da oturan kim olursa olsun hükümetleri biz yönetiyoruz, bakın; ben de siz de biliyorsunuz ki hiçbir Amerikan Başkanı düşünülemez olanı yaptığımıza dair bize karşı çıkma konumunda değildirler. Bize ne yapabilirler ki, kongreyi, medyayı, şov işini ve Amerika’da her şeyi biz kontrol ediyoruz”. Amerika’da diyor, hâşâ hâşâ “Allah’ı eleştirebilirsiniz diyor fakat İsrail’i eleştiremezsiniz” diyor. Görüyor musunuz pervasızlığı küstahlığı, işte insanların korkaklığı iman zafiyetinden adamların dili böyle eşek dili gibi uzamış bir buçuk metre falan, istediği gibi konuşuyor, pervasızlığa bak. Amerika’da orada rızıklarını yiyor, onlardan nasipleniyor Allah’ın dilemesiyle, o memlekette oturuyor, nankör, üsluba bak sen ve pervasızlığa bak, yani böyle dillerinin bir buçuk metre eşek dili gibi uzamasının sebebi, işte insanların imanlarının zayıflığı, akıllarının zayıflığı, vurdumduymazlık ahir zaman özelliğidir bu, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın. Mesela şimdi bu yazıya hiç buradaki ifadeye alınmaz bile, hâlbuki bütün Amerikan halkına hakaret ediyor.
MUHABİR: Evet, aslında hakaret dünyaya, çünkü eğer dünyadaki dünya ölçeğinde emperyalizmden söz ettiğimiz zaman bu bütün dünyayı özellikle Ortadoğu’yu alakadar ediyor, biz de Ortadoğu’nun içindeysek.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Kesinlikle hepimizi burada da hedefin İslam ya da Müslüman ülkeler olduğunu varsayma değil biliyorsak, hakikaten dilin boyutu haddini aşmış ölçülerde diyebiliriz hocam.
ADNAN OKTAR: İşte bunun bir buçuk metrelik bu eşek dili gibi uzamış dilini törpülemek lazım uygun bir üslupla, uygun bir dille. Zannediyorum ona uygun bir yazıyla cevap verilir, veririz inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah hocam. Zaten biraz sonra onunla ilgili bir soru, ben soruları kontrol ettim de geldi öyle bir soru. Şöyle bir şeydi, gelirse atlarız o soruyu hocam yani sormuş olalım âcizane dilimiz dönerse. Müslümanın bu zamanda küfre karşı nasıl davranması gerektiğini, nasıl olması gerektiği konusunda da bir sual var ama şu an kimin sorduğunu hatırlamıyorum, isterseniz buradan başlayalım hocam, sonra devam edelim. Bir Müslüman şu zamanda.
ADNAN OKTAR: Şimdi bakın böyle bir küstahlığı normal bir Musevi dindar yapmaz. Ben dün daha bir Musevi dindarla görüştüm, ünlü Musevi bir dindarla görüştüm. Gözleri yaşarıyor adamcağızın, kalktı sarıldı, sevgi dolu, derin bir muhabbeti var. Görseniz hayretler içinde kalırsınız, yani çok önemli bir insan, Musevi çok dindar bir insan ve din adamı bu insan. Müslümanlarla Türklerin iç içe olduğu ve Türklükle Müslümanlığın ayırt edilmediği bir yapı içerisindeyiz biz. Türk deyince Müslüman, Müslüman deyince Türk akla geliyor.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: İşte Türk İslam Birliğinin bir kurtuluş olduğunu o da bana ifade etti. Yani bütün sorunun dindarlar arasındaki diyalogdan geçtiğini, Musevilerle dindar Müslümanların kardeş olduğunu dolayısıyla tabi doğrudan söylemedi ama ateist Siyonistlerin asıl bu işin müsebbibi olduğunu, bela olduklarını, kurtuluşun birleşmekte olduğunu söylüyor ki çok çok doğru söylüyor. Dindar Museviler bizim kardeşlerimiz, canlarımız, açıkça bak Allah da gösteriyor, gözleri doldu yaşlı başlı insan, sevgisinden merhametinden ne diyeceğini şaşırdı o kadar coşkulu bir insan. Fakat bu dili işte eşek dili gibi uzayanlar bunlar masonlar ve ateist Siyonistler. Adamın dili uzadıkça uzamış daha da uzayabilir bunun dili eğer törpülenmezse, iki buçuk, üç metreyi bile bulur yani eşek dili gibi uzamış dili. Saygısız ve küstah yani pervasızlığa bakın. Dünya Allah’ın, dünyada her şeyin hakimi olan Allah’tır. Ateist Siyonist diyorum ya bakın; Amerika’da diyor hâşâ Allah’ı eleştirebilirsiniz fakat İsrail’i değil diyor, görüyor musunuz ateist Siyonistlerin üslubunu. Damgasını vurmuş ve ateist Siyonist olduğunu burada vurgulamış oluyor, buradan anlıyoruz işte üslubundan kim olduğunu ki mason bu şahıs bunun o yönünü de biliyoruz. Bunların yönetiminde işte ortalık, buna karşı imanla, cesaretle, akılla, ittifakla, Müslümanların birbirlerini sevmesiyle karşılık verildiğinde bu şeytani güçler o karanlık kavuklarına çekilirler, karanlık mağaralarına çekilirler. Ama ürkek ceylanlar gibi bir ortalık olursa bunlar tabi istediğini yaparlar.
MUHABİR: Gazze’deki gibi.
ADNAN OKTAR: Tabi mesela bize karşı da, Bilim Araştırma Vakfı mensuplarını da, kardeşlerim, arkadaşlarımı da yıldırmak için, özellikle son günlerde bu bazı yerlere biliyorsunuz dokunduk ya kuyruklarına dokunduk, akıl almaz komplolar yapıyorlar son günlerde, akıl almaz oyunlar yapıyorlar. Hepsine hukuki karşılıklar veriyoruz, anında hukuki karşılıklar veriyoruz, ne oyunlar ne taktikler ve hukuki görünümde üstelik de yani baksan adam tam uydurmuş kendine göre. Ama hukuk her zaman haklı çıkıyor tabi ve gereğini de yapıyoruz inşaAllah, gereken karşılığı veriyoruz.
MUHABİR: Zaten kendi oyununda bazıları tuşa gelirmiş hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, evet yani öyle pis ve acemice oyunlar hazırlamışlar ki, öyle çirkin oyunlar hazırlamışlar ki, Allah ayaklarına dolandırıyor. Bin bir türlü rezillik, oyun ve komplo peşindeler. Ben diyorum ya günümün büyük bir bölümü bu komploları yatıştırmakla, bunları bozmakla geçiyor.
MUHABİR: Buradaki sükûnet de çok önemli hocam yani bunlara sakin kalabilmek, ben kendi açımdan baktığım zaman, trafikte bile yürürken veya araç kullanırken veya yolculuk yaparken hakikaten böyle çıldırma raddelerine geliyoruz tabi bizim kendi zayıflığımızla alakalı ben sözüm kendime, sizdeki sükûnet artık gıpta etmek lazım galiba hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, işte kendilerince böyle zeminden, halk arasından, yalancı şahitler buluyorlar, yalancı iddiacılar buluyorlar, onları acemice ortaya sürüyorlar, onların yalanlarını da anında ispat ediyoruz yani derler ya yalancının mumu yatsıya kadar yanar diye, öyle berbat iftiralar, öyle berbat oyunlar oynuyorlar ki Allah ayaklarına dolandırıyor, daha ilk saniyesinde sırt üstü düşüyorlar böyle, daha ayağa kalkmadan. Tabi bu iddia edilen Ergenekon Örgütünün daha kuyruğunun kopması fakat başının kopmamasından kaynaklanıyor. İşte biz de diyoruz ki hukuk içerisinde, yargı içerisindeki iddia edilen Ergenekon yapılanması hala devam ediyor diyoruz ve acil operasyon gereken bir kanattır burası, bu kanat. Daha da tabi ellenmeyen birçok yerler var. Mesela barona dokunulmadı daha, şatoya dokunulmadı, ki masonluğun en büyük silahıdır yani atom bombası gibi görüyorlar onu, baronu. Türk milletini son çeyrek yüzyıldan beri adeta vampir gibi emdi, kanını iliğini emdi milletin, yani Türk milletinin servetini emen bir vampir gibi ve acayip pervasız adam. İstediği gibi borusunu öttürmüş şu ana kadar, yanına da bir işte güya zengin iş adamı görünümünde birisini de almış, o da ona alttan destek veriyor. Yani kimin kime destek verdiği de karışmış aslında, al birini vur ötekine tarzdalar. Bu da bir sürü kalemşor tutmuş kendisine yani böyle.
MUHABİR: Medya gücü
ADNAN OKTAR: Evet medya gücü olarak bir sürü kalemşoru var, onlar da iddia edilen Ergenekon kafasındalar. Ver yansın yani kim Türk İslam Birliğini savunuyor haydi ona saldıralım, kim Müslümanlığı savunuyor ona saldıralım, kim milliyetçi ona saldıralım, Türk milliyetçisi dedin mi adamların tüyleri diken diken oluyor böyle. Ama komünist dedin mi, mesela Che‘den bahsedersen, komünistten bahsedersen, Mao’dan bahsedersen ilikleri açılıyor adamların.
MUHABİR: Hocam benim anlamadığım bir şey var, yani anlamadığım derken tabi sözüm o tarzdaki düşüncelere, ben komünisttim diyenlere ya da sosyalistim ya da Marksist’im diyenlere, hakikaten fikir sahibi olmak istiyorum bu konuda, ne olduğunu da anlayamıyorum
ADNAN OKTAR: Estağfirullah.
MUHABİR: Allah inancı yok, amentü yok, kısacası dindar değiller. Dediğiniz gibi ateist bunlar ama ne gariptir ki bir şey oluyor biri ölüyor o camiadan şehit diyorlar. Biz İslam’da biliyoruz ki şehit ölmez, Allah İndinde, Cennet-ül Ala’da çok özel bir yerde, özel makamlarda farklı bir statüsü var şehitlerimizin. Bunların şehitliği nasıl bir şeydi bunu bir türlü algılayamadım, bir türlü anlayamadım nereye şehit oluyorlar, Senin itikadın inancın ne, sen şehidini nereye koyuyorsun diye sormak geliyor içimden.
ADNAN OKTAR: Hem de sonsuza kadar yaşayacak diyorlar yani nasıl sonsuza kadar yaşıyor. Sen diyorsun ki maymundan geldi diyorsun öldü, toprak oldu, yok oldu diyorsun. Yani bir maymun türü diyor zaten insan için. Yani hayvan olarak görüyor, hayvanın biraz düzelmiş şekli diyor ve hayvan da ölünce yok oluyor diyor. Nereye sonsuza kadar yaşıyor, nereye şehit oluyor, yani bunlar çok garip. Bakıyorsun evliliğe titizler, namusa kendince titizlik gösteriyor kendi anlayışı içerisinde etrafından. Namaz oluyor, getiriyorlar topluyorlar komünistleri hepsi birden namazda duruyorlar,
MUHABİR: Zaten bizim ülkemizdeki en acı gerçeklerden biri Müslüman gibi doğuyor, Müslüman gibi caminin önünden gidiyor, garip olan da bu.
ADNAN OKTAR: Hayır maşaAllah benim bir şey dediğim yok güzel Allah razı olsun, inşaAllah Allah hidayetlerini arttırsın da, kardeşim peki bu işlem eylem Müslümanca, işlem demeyeyim Allah affetsin yani yaptıkları eylemleri Müslümanca; üslubunuz nedir? Tam bir ateist, tam Allah’ı inkar eden. Diyorum ya şehitlikten bahsediyor, sonsuz yaşamaktan bahsediyor, işte bayrağa sarıp kendilerince yahut artık ne ise kendi inançlarına göre tabutu getiriyorlar hepsi birden namaza duruyor.
MUHABİR: Zaten diyalektik hocam bu onların tarihi kitaplarından biri diyalektik materyalizmi şöyle bir gözden geçirdiğimde alıntının nereden olduğu, nereden beslendiği Marx’ın bu konuda hatta Lenin’in de özellikle Marx’ın Karl Marx’ın nereden beslendiği belli. Ben burada onu ifşa etmek istemiyorum ama eğer böyle bir şey varsa, bir baksın Kuran’ı Kerim’i de incelesinler diyoruz bu anlamda ve ondan sonra sormak istediğim soru şu, hadi kabul haşa insanlar maymundan geldi, insanların atası maymun, bu hale geldik. Peki, söz gelimi 130 bin ya da 200 bin yıl sonra nasıl bir şekil bekliyor insanlar onun cevabını da versinler bari madem o kadar
ADNAN OKTAR: Canım onların hayal dünyası geniş, adamın hayal dünyası zaten fotoğraflardan belgelerden görülüyor. Kendi hayali çizimler yapıyor, işte şöyleydi baltayı şöyle tutardı, şöyle koşardı, şöyle evin içindeydi, sanki olay yerindeydi. Kabataş çağı hikâyeleri var onların, evlere şenlik. Hayvan postunu nasıl yüzüyorlardı, nasıl oturuyorlardı, nasıl kalkıyorlardı, bir kere o devre ait bir kere yazı yok. Resimler de, resimler var mağara resimleri ama bugünkü ressamlar yapamaz o kadar mükemmel ve kullanılan boya on bin yıldan beri silinmemiş o kadar mükemmel. Burada milletin yaptığı boya...
MUHABİR: Badanayı senede bir değiştiriyorlar hocam.
ADNAN OKTAR: Tabi anında gidiyor değil mi boyalar, orada o kadar mükemmel bir kimyasal karışım kullanılmış ki yani şu an bile birçok insan yapamaz onu. Özel kimyevi maddelerle yapılmış ve hiçbir şekilde bozulmayacak özel bir boya kullanılmış. Bunun için olağanüstü bir akıl, olağanüstü bir teknoloji gerekiyor. On bin yıl evvel, on beş bin yıl evvel adamın böyle bir boyayı bilmesi ve bu kadar mükemmel resim yapması ve bu kadar sanatçı ruhlu olması...
MUHABİR: Bir de maymun hocam adamda değil yani
ADNAN OKTAR: Bir de maymundan affedersin bilmem neden bahsediyorlar, yani atma yetenekleri çok çok yüksek. Binlerce yıllık resimlere baktığımızda bir mükemmellik görüyoruz, mesela taşların yapısına bakıyoruz, vinçle kaldırabilir misiniz diyoruz, kaldıramıyoruz vinçle diyor. Dozerle kaldırabilir misiniz diyoruz, kaldıramayız diyor.
MUHABİR: Hocam daha piramitleri açıklayamadılar, bugünkü bilim piramitleri açıklayamadı, bir de yerin bilmem kaç metre altında bir mağarada oda kırılmasıyla ışıklardan fiziki kuralla beraber orayı aydınlatma gibide bir imkan yakalamışlar.
ADNAN OKTAR: Masal kabiliyetleri çok yüksek, o çağları anlatırken biliyorsanız anlatım teknikleri var. Ellerinde hiçbir delilleri olmadığı halde, şöyle otururlardı, böyle kalkarlardı, yemeği şöyle yerlerdi, böyle yerlerdi, tamamen yalan yani külliyen yalan, ellerinde hiçbir belge yok. Tek bildiğimiz mükemmel bir sanat anlayışına sahip oldukları, mükemmel bir hayat yaşadıkları, o kadar; ama bir kısmı tabi ki ilkel hayat yaşıyordu şu anda da git Afrika’ya aynı şeyle karşılaşırsınız.
MUHABİR: Ama hocam bildiğiniz gibi yine sizden öğrenmiştik bunu Hz. Adem Alehisselamın bilgi düzeyi bu tartışma bile götürecek şekilde değil, hem zahir ilmi, hem batın ilmi, işte lisan olarak bütün hem dünya lisanları, ahiret lisanları, böyle donanımlı bir insandan gelen nesil. Artık aslında işte çokta konuşmanın gereği yok ama hocam şey soracağım çok özür dilerim, biz Müslümanlar sübyan mektebine gideriz, sübyan mektebinde işte alemtereden aşağı başlarız, birileri bize namaz kılmayı öğretir, rekat rüku secde namazımızı kılarız, amentüye ilk koşul delilsiz, taktiksiz inanırız ama ne yazık ki bizler hocam daha önceki sohbetlerimizde de bu söz konusu olduğu için izleyenlerimizde bu yönde ricalar var, minnet var, eksik olan nedir, eksik kaldığımız nedir anlamında ama çokta şuurlu Müslümanlar, çokta İslam’ı bilen Müslümanlar olduğumuz noktasında da genele vurduğumuzda sıkıntılıyız. Bu anlamda hocam biraz önceki soruyla biraz ilintili ne yapmak lazım? Müslümanlar nasıl olmak zorunda?
ADNAN OKTAR: Bakın ben sizde ne görüyorum, bir samimiyet görüyorum, bir candanlık, bir mazlumluk görüyorum. Müslüman bir kere temel yapı olarak samimi olacak. Samimi oldu mu aslında olayın bütünü bitti demektir, bütün olay samimiyettedir, candanlıktadır. Samimiyse o zaten gereğini yapar yani Kuran’ı da okur, ibadetini de yapar, ahlakı da düzgündür, Allah’tan korkar, Allah’ı çok sever, insanlara muhabbet doludur, yardımseverdir, merhametlidir, şefkatlidir her türlü güzelliği yerine getirir. Bütün mesele samimiyettedir, bizim milletimiz genelde samimidir ve çok güzel millettir, vazifeli millettir, ahir zaman milletidir, ahir zaman ordusudur Türk milleti, tabi, ahir zaman kılıncıdır. İnşaAllah bu dili işte eşek dili gibi uzayan ateist Siyonistlerin dillerini ilim törpüsü ile törpülüye törpülüye, törpülüye törpülüye normal insan diline çevireceğiz inşaAllah. Bilgiyle, şefkatle, güzel ahlaka çağırarak bu çirkin yapıyı düzelteceğiz İnşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah hocam, evet Ali İhsan Yılmaz aramış hocam Yecüc ve Mecüc hangi kavimden çıkacak diyor, neler yapacak?
ADNAN OKTAR: Yecüc ve Mecüc evet Kuran’da geçen iki kavim, Zu’l-Karneyn kıssasında geçiyor. Benim anladığım Zu’l-Karneyn kıssasında iki seddin arasına ulaşınca diyor, aslında bu iki deniz anlamına da gelen bir kelimedir. Bence yine İstanbul’dan bahsediyor.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: İki denizin birleştiği yere varınca diyor biraz önceki ayetlerde; Hızır kıssasında orada da diyor iki sed yine deniz yine İstanbul’dan bahsediyor inşaAllah. Oraya ulaşınca söz laf anlamaz bir kavim buldu yani o devrin teröristleri, anarşistleri, azgınları, kontrolsüzleri, mesela bir teröriste laf anlatmak kolay mı? Yani kimdir laf söz anlamayan? Teröristler anlamaz, yani bu lisan bilmemek anlamında değil, kafası o yönde çalışmıyor adamın yani kontrol edemiyorsun, şartlanmış.
MUHABİR: Kimyasal değişimler falan söz konusu hocam yani ilaç falan veriyorlar
ADNAN OKTAR: Evet evet.
MUHABİR: Bunu ABD Başkanı da deklare etti yani
ADNAN OKTAR: Çünkü bakın Kuran’ın ifadesi çok manidar, laf söz anlamaz bir kavim buldu diyor; bu teröristlerdir, bu devrin teröristleridir. Onlara karşı inşaAllah çok güçlü bir mücadele yapılacaktır. Bu mücadelenin sonucunda da bu bela İnşaAllah kökünden hallolacaktır. Kehf Suresi zaman zaman; mesela burada da yine “Musa genç yardımcısına dedi ki: Yemeğimizi getir ve andolsun yaptığımız yolculukta biz gerçekten yorulduk”. İşte ülkeler diyor ve onların halkları, şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, “işte ülkeler zulmettikleri zaman” diyor; bakın zulmetme Kuran ahlakına uyulmadığında, Allah’ın dinine uyulmadığında veyahut o devirde Tevrat’a uymuyorlarsa veyahut İncil’e uymuyorlarsa, “zulmettikleri zaman onları yıkıma uğrattık”. Bu ekonomik yıkımda oluyor, maddi yıkımda olur, savaşlarda olur, her türlü bela olabilir. “Ve yıkımları için bir buluşma zamanı tespit ettik”, işte bu buluşma Hz. Hızır’ın o devrin ilgilisiyle, görevlisiyle buluşması vaktidir. Bakın burada diyor ki, “derken katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz” işte ilmi ledün, ilmi batın denilen bir ilmi garibin ismidir. Garip bir ilimdir inşaAllah. “Kullarımızdan bir kulu buldular”, bu Hz. Hızır inşaAllah. Burada iki hep geçer, mesela ikisi yola koyuldu, iki denizin birleştiği yere geldiler, iki seddin arasına geldiler, hep iki iki iki iki o şekilde gider. Yani o da bir sırdır. Mesela “iki seddin arasına kadar ulaştı, sedlerin önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu”. İşte teröristler, anarşistler. “Dediler ki: Ey Zu’l-Karneyn”, Zu’l-Karneyn de iki yönlü demektir bak yine iki. Sürekli ikiye dikkat çekilmiş iki iki iki hep öyle geçiyor. Bu surede bu özelliktir, Kehf Suresi’nde yani ikiler çok fazla kullanılır. Ey Zu’l-Karneyn, iki yönlü yani istediğinde madde olabilen, istediğinde ruh haline gelebilen anlamına da gelebilir bu Zu’l-Karneyn yani her şey anlamına gelir, birçok şey anlamına gelebilir. Ama özellikle diyorum istediğinde madde olabilen, istediğinde de madde halinden çıkabilen, ruh haline de gelebilir.
MUHABİR: Tebligatta da Zu’l-Karneyn Aleyhisselamın hocam daha farklı bir objesi var eğer hafızam beni yanıltmıyorsa. Daha geniş bir alana ulaşabilme, gittiler mi diyorlar ama o efendimiz için gitti derler yani.
ADNAN OKTAR: Yok açıkça zaten televizyon olduğu anlaşılıyor burada, “Gerçekten, biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik” bir kere sapasağlam bir iktidarın önemine dikkat çekiliyor ki Mehdi devrinde sapasağlam bir iktidar olacaktır. “ona her şeyden bir yol verdik”, her şeyden bir kolaylık ama her şeyden diyor. “O da bir yol tuttu” ki sultan diye geçiyor ayette güç özel bir güç bir imkan. “Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı” mesela sanki bir düğmeye basıyor ulaşıyor, “Sonra yine bir yol tuttu. Sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı” bak önce battığı yere ulaşıyor sonra bir basıyor doğduğu yere kadar ulaşıyor. Dünyanın bir yerinde biliyorsunuz güneş doğarken bir yerinde batıyor değil mi?
MUHABİR: Evet hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi biz televizyon kanalını değiştirsek istediğimiz an güneşin doğduğu ülkeye ulaşırız naklen yayın varsa, canlı yayın varsa, orada güneşin doğduğunu görürüz. Ama başka bir yere bastığımızda, başka bir kanala orada da battığını görürüz. Burada sanki bir kanal değiştirme var. Aniden bir doğduğunu görüyor, bir battığını görüyor güneşin. Bu çok net ifadeler inşaAllah. “İşte böyle, onun yanında özü kapsayan bilgi olduğunu” yani hikmetin önemine dikkat çekiliyor bak, orada ledün ilminden bahsediliyor, burada da özü kapsayan bilgi hikmet yani kısa, öz, vurucu bilgi. Bak diyor “biz ilmimizle büsbütün kuşatmıştık”. Biz bu ilmi ona veriyorduk anlamına geliyor bu. Yani çünkü mesela Mehdi’ye de vahiy edilecek, Zu’l-Karneyn’ne de vahyediliyor ama arıya da vahyediliyor, Hz. Meryem’e de vahiy ediliyor. Fakat bu vahiyden onun haberi olmaz yani kalbine vahyedilir. Yani bana vahyedildi diye bilemez o, hissedemez o vahyi. Mesela arıya da vahyediliyor arı da hissedemez ama yapar. Mehdi’ye de vahiy edilecektir vahiy edildiğini bilmez ama yapar. Vahyin gereğini yapar.
MUHABİR: Bildiği bir şey olmalı mı hocam?
ADNAN OKTAR: Efendim.
MUHABİR: Bildiği bir şey hani onunla alakalı Mehdi olduğunu bilmek, anlamak anlamında...
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır o şekilde sorumluluk olacak şekilde yani vahyi bilemez o. Vahiy ediliyor onun için ahkamda masum olduğu söyleniyor Mehdi’nin hadiste. Allah’ın ilhamıyla yapıyor kalbine vahyediliyor ama bilmez yani onun vahyedildiğini bilmesi durumu peygamberlerde oluyor yani açıkça bilmesi.
MUHABİR: Anladım hocam.
ADNAN OKTAR: Ama mesela Hz. Meryem’e de vahyediliyor ama kalbine vahyediliyor. Mesela bak “İki seddin arasına kadar ulaştı, onların önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu. Dediler ki: Ey Zu’l-Karneyn gerçekten Ye’cuc ve Me’cuc” burada da ikiyle karşılaşıyoruz bir Ye’cuc var bir Me’cuc var evet iki tane. Yani bu devrin Marksist ve Leninistleri gibi yani öyle anlayın. “Yeryüzünde” bakın özellikle “bozgunculuk çıkarıyorlar”, komünistlerin teröristlerin özelliği nedir bozgunculuk çıkartmaları, bakın asıp kesiyorlar demiyor, bozgunculuk fitne çıkarıyorlar diyor, bozgunculuk çıkarıyorlar. “Bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?” Para verelim mi diyorlar. Mehdi de para hiçbir şekilde kabul etmez, Süleyman da kabul etmiyor kıssada, Zu’l-Karneyn de kabul etmiyor, Peygamberler de kabul etmezler. Allah rızası için yapılan bir hizmetten para almazlar. “Dedi ki: Rabbimin beni sağlam bir iktidar ile yerleşik kıldığı güç, nimet ve imkan daha hayırlıdır. Madem öyle bana insani güçle yardım edin de” para vermeyin diyor, “insani güçle yardım edin de sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım. Bana demir kütleleri getirin, iki dağın arası eşit düzeye gelince körükleyin dedi. Onu ateş haline getirinceye kadar bu işi yaptılar dedi ki: Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim”. Demir ve bakır yani şu an bütün sanayi bunun üzerine kurulu bu da ahir zamana açıkça bakan bir olay. Yani Peygamber Efendimiz (sav) zamanında bu kadar kitlevi demir ve bakır kullanılmıyordu.
MUHABİR: Biraz daha geri gittiğimiz zaman hocam, gerçek bizim Türk tarihinin iddia edilen Ergenekon’u onu da çağrıştırdı bir anda.
ADNAN OKTAR: Evet, orada evet fakat bu apayrı bir konu inşaAllah. “Böylelikle ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler”. Yani teknolojiyle, bilimle, irfanla bir set meydana getirmiş oluyor İnşaAllah. Evet
MUHABİR: Hakikaten bu akşam sohbet hocam bir hayli dolu geçiyor, güzel geçiyor, bu arada da izleyenlerimiz kusura kalmasınlar ahirzamansohbetleri@hotmail.com ‘dan yine sorularınızı yöneltebilirsiniz, sorabilirsiniz değerli dostlarımız ama yetebildiğince programımız süresince bütün sorularınıza cevap verilecek hocam tarafından, olmadı diğer programlarda mutlaka cevap olarak karşılığı sizlere gelecektir bunu da söyle belirtelim aman ola ki bu konuda gönül koymayın. Böylede bir istirhamımız olsun sizlerden. Hocam isterseniz bir başka soruya geçeyim eğer orada başka bir şey yoksa.
ADNAN OKTAR: Tabi tabi mesela burada dikkatimi çekti onu söyleyeyim.
MUHABİR: Tamam buyurun hocam.
ADNAN OKTAR: “Sen, yoksa diyor Kehf ve Rakim Ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?” Bakın burada da iki tane, Kehf ve Rakim, iki tane, iki grup.
MUHABİR: İki hakikaten.
ADNAN OKTAR: Evet, Kehf ve Rakim evet. Gerçi Rakim o mağaranın önündeki levhadır diyorlar ama bu kesin değil yani onun hikmetlerini tabi Allah biliyor.
MUHABİR: Bir de ayetleri yorumlamak çok zor hocam bu herkesin işi değil, ilim inkişafla kendini gösteren bir şey Kuran’ı Kerim.
ADNAN OKTAR: Çünkü burada bakın diyor ki “Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini belirtmek için onları uyandırdık”. İki tane grup var, iki grup. Biri Mehdi grubu, biri Hz. İsa’nın grubu. Ona işaret ediyor aynı zamanda. Bakın iki grup diyor Kehf ve Rakim ehli yine burada da biri Mehdi grubu, biri Hz. İsa’nın grubuna işaret ediyor inşaAllah, bir yönüyle Allahualem. Ama burada hep ikidir mesela Hz. Musa iki kişiyle yola çıkıyor, sonra Hz. Hızır ile beraber yine iki kişi olarak devam ediyorlar. Kehf Suresi’nde ikiler çok çok hakimdir İnşaAllah.
MUHABİR: Evet, vardır bir hayır. İyi akşamlar diliyorlar hocam, Mehdi mukataa harflerinin sırlarını bilecek mi diyor ve Mehdi geldiği zaman bu harflerin anlamını açıklayacak mı demiş Fatih Kanat kardeşimiz İstanbul’dan Hocam.
ADNAN OKTAR: Huruf-u Mukataa evet yüzyıllardan beri bilinmeyen bir sır, Allah’ın bir sırrıdır. Allahualem, Allahualem Mehdi devrinde insanların nefesini kesecek, hayret edecekleri şekilde huruf-u mukataanın sırrı ortaya çıkacak, bir yönüyle, o bir yönü bile insanları çok heyecanlandıracak, çok şaşırtacak, Kuran’ın makbuliyetine ve hak kitap olduğuna binlerce, on binlerce, yüz binlerce, sonsuz delil varken bir de bu delil ilave olmuş olacak inşaAllah.
MUHABİR: Zaten Kuran’ı Kerin hakikaten hocam yani hala o içindeki kendi özel şifreleriyle, bir Yasin nedir açıklaması yok, Elif Lam Mim açıklaması yok, birde mukataa harfleri çıkınca evet. Saygıdeğer hocam her programda bizleri aydınlatıyorsunuz, Allah razı olsun sizden. Mehdi’nin feraset sahibi olacağı hadislerde bildiriliyor diyor. Mehdi Aleyhisselamın bu özelliğinden örnekler verebilir misiniz demiş Ahmet Yaşar, bu da İstanbul’dan gelen bir soru hocam.
ADNAN OKTAR: Evet feraset ve basiret sahibi olacağı belirtiliyor. Yani Allah’ın ona verdiği bir özellik o. İnsanları yüzünden tanımak, hissetmek, üslubundan tanımak ama bu Allah’ın onun kalbine vahyiyle oluyor fakat o onu bilmez yani bunun sebebi budur kalbine vahyedilmesi.
MUHABİR: Ayırt edebiliyor ama.
ADNAN OKTAR: Evet İnşaAllah.
MUHABİR: Sizin çok yakın takipçinizim devamlı okuyorum ve de etrafıma dağıtmaya çalışıyorum. Size sormak istediğim konu bilim dergilerinde 2012 yılında dünyada manyetik takla yaşanacağı ve de pusulanın bu manyetik güçten etkileneceği tam ters yönü göstereceği yazıyor. Acaba bu olay hadislerde yazan güneşin batıdan doğması kıyamet alameti olarak anlaşılabilir mi? Acaba kıyamet 2012 yılından sonra iyice mi yakınlaşabilir? Saygılarla demiş Hasan Vatansever Gebze’den bir sual hocam bu da.
ADNAN OKTAR: 2009 sürprizlerle dolu, 2010 sürprizlerle dolu, 2011 öyle, 2012 öyle, 12 tabi bir dönemeç noktası inşaAllah, 13 de öyle ama özellikle 2014 ve 2021 kilit tarihlerdir İnşaAllah. Vakit gelince herkes görecek İnşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah’ın dilemesiyle Allahualem diyorum İnşaAllah.
MUHABİR: Evet bu programda emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunmak istiyorum, ilgiyle izliyorum demiş. Hocam selam, Rabbimiz Yasin Suresinde 58. ayetinde buyuruyor ki, “Sizi esirgeyen Rabb’dan onlara bir de sözlü Selam vardır”. Bu ayeti biraz açabilir miyiz diyor. Allah razı olsun demiş Derya Hatem Çanakkale’den gelen bir mesaj hocam bu da.
ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah inşaAllah ahirette insan şeklinde insanlara tecelli edecek ama tecelli ve insanlarla konuşacak. Müminlerin en çok zevk aldığı olay bu olacak ve müminlere işte sözlü selam budur. Selam verecektir peygamberlere insanlara ve belirli zamanlarda Cenab-ı Allah nimet olarak ve yanlış hatırlamıyorsam Cuma günleri diyor, yani evet cennetin Cuma günlerinde Allah o şekilde tecelli edecektir. İnsanlar da O’na büyük bir zevkle o çok detaylı anlatılıyor, adeta gözleri kamaşacak o güzellikten, O’nu zevkle seyredecekler, o selamı da alacaklar inşaAllah.
MUHABİR: Hocam zaten Nuraniyete bakmanın güçlüğünü en azından iman ehli olanlar bilir. Allah nasip eder İnşaAllah o makamı.
ADNAN OKTAR: Evet, insanlara da tecelli ediyor Allah orada ama yani bütün meleklerde de tecelli eder fakat orada Allah Benim tecellim diye tecelli edecek İnşaAllah. Yani o müthiş tabi heyecan verecek insanlara inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah bizde Rabbimizin güzel kullarından olmayı kazanırız, şaşırdım değerli dostlarımız şaşırdım.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Evet muhterem hocam yine her zaman ki gibi muhteşemsiniz.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
MUHABİR: Hangi anlamda değerli dostum birde bunu söyleseniz, hocam muhteşemde elhamdülillah. Yani ilim eyvallah, zarafet o ayrı bir konu zaten gıpta ediyoruz o konuda imreniyoruz. Evet, Allah sizden razı olsun ben üniversite öğrencisiyim, okulda gördüğüm kadarıyla gençler gitgide dine yöneliyor ayrıca Darwinizm’e de inanan öğrenci hemen hemen hiç yok, gayet modern, akıllı ve genç insanların dine yöneldiğini görmek beni de çok mutlu ediyor. Bunda sizinde önemli etkiniz olduğunu düşünüyorum. Bilim Araştırma vakfı’nın konferanslarını gördüm internetten acaba bu konferanslar üniversitelere gelecek mi? Merakla bekliyoruz Deniz Yılmazel Konya’dan demiş. Bununla beraber hocam buna paralel bir soru sohbetlerinizden, avamdan istifade etmek isteyenlere ne diyeceğiz?
ADNAN OKTAR: Artık biz dünya sohbetleri yapıyoruz biliyorsunuz. Uydudan sohbetlerimiz oluyor, internetten oluyor sohbetlerimiz, www.harunyahya.org ‘da çok fazla video film var, hepsi bir sohbet biliyorsunuz, hepsi birbirinden güzel inşaAllah, hepsi çok faydalı.
MUHABİR: Belki cemalen de görmeyi dileyenler varsa o anlamda belki
ADNAN OKTAR: Allah nasip eder o zaman daha ileriki zamanda zaten herkesle kucaklaşacağız, herkes herkesle kucaklaşacak, tam bir kardeşlik ortamı olacak, o dönemde her yeri gezeriz, herkesle görüşürüz inşaAllah.
MUHABİR: Bu hazır yeri gelmişken sevgili dostlar ben kenara aldım bunu unutmama adına. İşte 60 belgesel film var burada, Düşünen İnsanlar İçin Belgeseller sevgili dostlarımız. Bunu da kesinlikle ve kesinlikle tavsiye ediyorum bakın yani hiçbir şey demesem de görsel olarak bile hakikaten çok muazzam sualler bırakacak kafanızda. Hiç göstermene gerek yok böyle dursun çünkü ben alıkoydum bunu İnşaAllah.
Hocam selamlar diyor, sizi ekranlarda görmek ve engin ilminizden faydalanmak bizim için bulunmaz bizim için bulunmaz bir nimet, Allah razı olsun kıymetli hocam. Ben Almanya’dan izliyorum sizi, burada kitaplarınız oldukça okunuyor ve seviliyor. Birçok kişinin de Müslüman olmasına vesile oldunuz MaşaAllah diyor. Sayın hocam Müslüman’ca konuşmak adlı kitabınızda gerçekten bir Müslüman’ın nasıl konuşması gerektiğini fevkalade bir şekilde anlatmışsınız. Okuduktan sonra fark ettim ki gün içinde çok boş ve gereksiz konularda konuşuyoruz, televizyon başında izleyenler içinde kısaca bir Müslüman’ın nasıl konuşması gerektiğini ve hikmetli konuşmanın önemini anlatır mısınız? Kerem Bilgili Almanya’dan aramış.
ADNAN OKTAR: Tabii ki boş konuşan bir insanı dinlemek ciddi bir işkencedir, çok çok zordur. Yani ben kahvehanelerde olsun, bazı toplantılarda, bazı aile sohbetlerinde de bunları duyuyorum veyahut görüyorum. Yazıktır yani insanların zamanını çalmak da zulümdür, nezaketten insanlar bir şey demiyor, bazıları da hakikaten zevkle dinliyorlar boş laf.
MUHABİR: Günah değil mi hocam?
ADNAN OKTAR: Efendim.
MUHABİR: Zamandan çalmak günah değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabi ki adamın ömründen çalmış oluyorsun, yani faydalı, hikmetli çok güzel çalışmalar yapılabilecekken, gayet güzel, hoş, insanın sağlığına, mutluluğuna, ahiretine, dünyasına faydalı olacak şeyler varken o insanı oraya çivilenmiş gibi tutup onu meşgul etmek, onun zamanı adeta koparıp almak, bir hırsızlıktır. Çok kötü bir şey tabi, zulmetmektir karşısındakine. Onun için insanlara adeta bir zaman mühendisi gibi hizmet etmek ve onların zamanı çok iyi kullanmasını sağlamak da bir ibadet olur. Zamanın kıymetini iyi anlatmak, zamanlarını iyi kullanmaları için onları teşvik etmek, bir de zamanın nasıl iyi kullanılacağını onlara göstermek, bu önemli bir ibadet olur.
MUHABİR: Eyvallah hocam. İyi akşamlar sayın hocam, selamlar,
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
MUHABİR: Sizi ne zaman izlesem her konuda sorulan soruları hiç takılmadan cevapladığınızı görüyorum ve size olan hayranlığım katlanıyor. İlmimi arttırmak için hep kitaplarınızdan ve internet sitenizden faydalanıyorum. Size sorum şu olacak, 24 yaşındayım dinime devamlı faydalı olmak istiyorum, kendime geliştirmek istiyorum fakat ailemin tek derdi beni bir an önce evlendirmek ve torun sahibi olmak. Bu yüzden bana devamlı baskı yapıyorlar, şu anda sizi ailecek izliyoruz ve buradan aileme daha ayrıntılı bilgi verebilir misiniz ve ne tavsiye edersiniz? Teşekkürler, Ayşe Numan Rize’den arıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, ben bazı aileleri görüyorum çocuklarını böyle kuluçka makinesi gibi görüyorlar yani hemen evlensin, hemen doğursun, hemen şunu yapsın. Yani bir kere o çocuğu yetiştirdin mi sen? Genel kültürünü, imanını, aklını, ruhi ve benini geliştirdin mi yani ona bir faydan oldu mu? Bir kere onları halletmen lazım, sonra da onu onların gönlüne bırakmak lazım, yani yaka paça çocuğu tanımadığı bilmediği bir insanın kucağına atmak, ne yaparsan yap demek, işte adam mühendismiş, adam doktormuş konu bitti. Yani felç oluyorlar öyle bir şey olduğunda yani maaşlı ve herhangi bir görevi varsa diğerleri artık teferruat oluyor. Hele de arabası, evi varsa adamın ahlakı çok çok uç bir teferruat oluyor. Perçemi alnına düşmüş gibi sanki alelade bir konuymuş gibi, olsa ne olur, olmasa ne olur gibisinden. O çocuklara nasıl eziyet ediyorlar, ben mesela biliyorum genç kızlar evlenen genç kızlar çok görüyorum, nur gibi, aslan gibi gösterişli ve bayağı güzel, evleniyor üç yıl, dört yıl sonra insanlıktan çıkmış böyle çökmüş kadın olmuş yani böyle teyze olmuş adeta. Demek ki bir zulüm görüyor bu insanlar, çünkü o mutluluğu arar kadın, sevinci arar, sevgiyi, şefkati merhameti arar, dostluğu arar, kadın çok nazenin varlıktır. Onun gıdası sevgidir, muhabbettir, şefkattir, temizliktir, dinlenmedir. Mesela kadının spor yapması çok önemlidir, gıdalarına çok dikkat etmesi çok önemlidir, mesela üzme kadını çok tahrip eder, çok çok neşeli olması lazım ortamın. Yani çok hassas varlıklardır, çabuk alınır kadınlar, çabuk üzülürler. Yani detaycı oldukları için çok zeki akıllı varlıklardır, detay gördükleri için çok çok üzülürler. Çok çok affedersiniz sığır gibi bir adama veriyorlar çocuğu, al götür diyor, tanımaz bilmez. Selamünaleyküm diyor, annesiyle babasıyla geliyor, eline bir elinde çiçek demeti, bir elinde çikolata paketi, biraz konuşuyorlar, yavrum anlat diyor işte neyin var? Arsasından bahsediyor, evinden falan, anlattıkça annesinin babasının gözleri ışıldıyor, parlamaya başlıyor. İşte şöyle malım var, böyle malım var diyor konu bitiyor zaten, ikinci gelişinde al götür diyorlar, senindir diyorlar, konu bitmiş. Ondan sonra o çocuğa yapılan işkence, ona yapılan saygısızlıklar, hakaretler, ona yapılan münasebetsiz ve küstah tavırlar onlar için çok doğal bir şey olmuş oluyor. Yani hatta kendilerini örnek gösteriyorlar, ne var diyor kendi evliliklerinde de bunların olduğunu, işte akrabalarında da var diyor, dünyanın hali böyledir diyor, dünya böyledir diyor. Yani insan biricik çocuğuna nasıl kıyar? Biricik derken genç kız, kız çocuğu bu, çok özenli olmaları lazım, bir kere yani karşısındaki insanın onu kendilerinden çok daha iyi koruyup kollayacağına ve mükemmel bir ahlaka sahip olduğuna samimi inanmaları lazım, Allah’tan çok korktuğuna, Allah’a tam teslim olduğuna, Allah’a hizmet ettiğine, Allah’a kendini adadığına samimi inanmaları lazım. Mesela Hz. Meryem ne yapmıştır? Bir perde çekmiştir, diyor bana Allah, Kuran’da ayette söylüyor, ailesiyle kendi arasında bir perde çekti diyor net, Kuran ayeti. Ve kendini Allah’a adıyor, tertemiz bir insan. Ama Allah ona Hz. İsa Aleyhisselamı nasip etmiştir ki bütün alemin kadınlarına üstün kılmıştır Allah Hz. Meryem’i; bütün alemin.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Böyle olmak lazım yani çok güzel ahlaklı, yüksek ahlaklı olmak lazım, Allah o zaman o kadına olabilecek en güzel eşi nasip eder, en iyi eşi nasip eder, en hayırlı eşi nasip eder. Hayırlı, dindar, güzel ahlaklı insanı aramaları gerekir.
MUHABİR: Hocam eş seçmenin çok hassas olması gerekiyor değil mi hocam? Bizim acizane benim kendi adıma anladığım bu. Eş seçiminde dünyevi kavramlardan maade kendi içi bünyesinde neleri yaşadı, neleri yaşadığı, neleri hissettiği, neleri düşündüğü, yaşayış tarzının ne olduğu, bunları bence öne almak gerekiyor benim anladığım.
ADNAN OKTAR: Ben çok acıyorum kadınlara, ben yazık çok severim kadınları. Allah’ın bir tecellisi olarak onları çok mazlum görüyorum ve çok hoş varlıklar. Allah’ın çok çok güzel tecellileri onlar. Haklarının çok iyi korunması gerekiyor, yani beni çok çok rahatsız ediyor ikinci sınıfmış gibi haşa, sanki Darwin’in dediklerini tasdik eder mahiyette bir üslup kullanmak, mecliste dolu dolu olsunlar, devlet görevlerinde her yerde onlara görev verilsin...
MUHABİR: Her kademede diyorsunuz hocam?
ADNAN OKTAR: Değil mi, en az yarı yarıya yani en az.
MUHABİR: Bir de hocam İslam’ın, annelerimiz, ablalarımız, kardeşlerimiz, eşlerimiz konusundaki hükmü, verdiği haklar gerçekten müthiş haklar. Yani bazen düşünmesi gerekiyor yani böyle bir hakka erkek tayfası sahip mi diye, değil diyesim geliyor. Çünkü bir anne çocuğunu dahi emzirmek zorunda değil, böyle bir mecburiyet yok İslam’ın verdiği ölçülere göre, işte evi süpürmek zorunda değil, yemek yapmak zorunda değil,
ADNAN OKTAR: Tabi ki
MUHABİR: Ama belli kriterler de var tabi. Hiçbir anlayışta, hiçbir sistemde, hiçbir devlet yapısında da sistemde de böyle bir hak hukuk yok kadından yana. Biz biraz burada eksiğiz hocam.
ADNAN OKTAR: Kanun çıkartmak lazım bence, mesela meclise yarı yarıya, tam yarı yarıya elliye elli, başka yerlerde de elliye elli. Yani kadın erkek nüfusunu Allah yarı yarıya yaratmış, bu ne demektir, dünyada ki her görevde de yarı yarıya olmaları anlamına geliyor. Mesela bir yere bakıyoruz kadın yüzde bir, bir yere bakıyoruz binde bir, ne oluyor yani böyle? Ne anlamı var bunun yani ki son derece akıllı, son derece zeki, detaycı mükemmel varlıklardır kadınlar. Allah’ın muhteşem tecellileridir. Bu yapılan muamele ne anlama geliyor yani bu çok yanlıştır, bunun düzeltilmesi gerekir.
MUHABİR: Evet,İnşaAllah buradaki kardeşimiz de bu anlamda biraz sorularına cevap alabilmiştir.
ADNAN OKTAR: Evet İnşaAllah.
MUHABİR: Evet yine hatırlatmakta fayda görüyorum değerli dostlar. Gelen mesajlar bir hayli fazla, hepsi cevaplanacak. Belki program süresince bu yetmeyebilir ama daha sonra bilahare bunlara cevap alacaksınız ama yine sualleriniz için ahirzamansonbetleri@hotmail.com sevgili dostlarımız. Bunu hemen iletelim, eğer bir yerlerde olur ya uydu olmaz, dijital tv gibi kavramlar olduğu için dostlarınızın, sevdiklerinizin izlemesini istiyorsanız www.harunyahya.tv bunu da böyle söylemiş olalım sevgili dostlarımız. Evet, kral boşluk 3969 buda bir iletişim şekli onu da söyleyelim. Evet, Adnan Bey kalabalık bir aileyiz, hep beraber bir araya geldik sizi izliyoruz. Biz Müslümanları kardeş olarak gören Süryani bir aileyiz demiş. Müslüman kardeşler bizim çok yakın dostumuzdur, Hz. İsa’nın geleceğini anlatıyorsunuz, bu bizde çok büyük bir sevinç yarattı, bize biraz ondan bahsedebilir misiniz? Afrem Tan Adıyaman’dan geliyor hocam bu da.
ADNAN OKTAR: O güzeller güzelinin yaklaştı gelişi inşaAllah. Çok çok sevinecekler, Hıristiyanlar sevinecek, Müslümanlar sevinecek, Museviler sevinecek ve gerçekten İsa olduğunu da gösterecek. Yani herkesin kalbi tam mutmain olacak. Çok güzel mucizeler gösterecek zaten sırf nurundan, ışığından böyle onu insanlar anlayacaklar. Bütün dünyayı gezecek, bütün dünya ona iman edecek, Allah Kuran’da bir mucizeden bahsediyor, sana iman etmedik tek bir fert kalmayacak diyor Allah. Bir kişi bile, herkes iman edecek diyor ehlikitaptan ona iman etmedik tek bir kişi bile kalmayacak diyor. Müslümanlar zaten iman ediyorlar. Ve sana iman edenleri diyor Allah ikinci bir müjde daha veriyor Kıyamete kadar küfrün üstüne geçireceğim diyor Allah. Seni sevenleri, sana bağlı olanları; biz hepimiz seviyoruz Müslümanlar olarak, Hıristiyanlar da seviyor, herkes seviyor. Said Nursi diyor, umumun makbulü olan bir Peygamber gerekir diyor ahir zamanda. Ve gerçekten ölseydi diyor, ahiretin en uzak köşesine dahi gitseydi diyor, yine diyor Allah istese bunu yapar diyor, ki diyor bir muhbiri sadıktan haber var diyor Peygamberimiz (sav) diyor sadık ihbarda bulunmuş ve ama en önemlisi Kadir-i Külli diyor, her şeye hakim olan Allah’ın sözü var diyor, birçok Kuran ayeti var biliyorsunuz, vaat etmiştir elbette vaat ettiği için yapacaktır diyor. İndiği vakit diyor, geldiği vakit, bidayeten diyor kendisi dahi kendisi bilmez diyor. Yakın talebeleri, havassı onu imanın nuruyla tanıyacaklar diyor. O güzeller güzelini bir yerde uyurken bulacaklar. Yani Allah uyku halinde indirecek, alırken de uyku halinde almıştı biliyorsun göğe çekerken uyku halinde böyle bir güzel bebek gibi uyuyarak aldı Allah onu, yine aynı şekilde indirecek. İndiğinde 33 yaşında yaklaşık inşaAllah genç ve güzel görünümlü. Ondan sonraki yaşı devam edecek ondan sonra, yani evlenecek devam edecek tabi Müslümanlar içinde yaşayacak. O güzeller güzelini evlendireceğiz inşaAllah geldiğinde, bir tek Mehdi evlenmez rivayette o evlenmeyecek diyor Peygamber (sav)’den gelen hadiste, hadise eklediniz mi diyor ravi, bütün imamlar evlenir bir tek o evlenmeyecek diyor inşaAllah.
MUHABİR: Hocam ben bir süredir Türkiye’de yaşıyorum ve burada evlenip Müslüman oldum. Şimdi aileme de İslam’ı anlatmak istiyorum fakat onlar Rusya’da komünist sitemden büyüdükleri ve yaşadıkları için bunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum bana bu konuda bilgi verebilir misiniz? Trabzondan Bika isimli izleyicimiz hocam.
ADNAN OKTAR: Bika mı?
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bir daha okuyabilir misiniz?
MUHABİR: Bir daha okuyayım hocam. Türkiye’de yaşıyorum ve burada evlenip Müslüman oldum. Şimdi aileme de İslam’ı anlatmak istiyorum fakat onlar Rusya’da komünist sitemden büyüdükleri ve yaşadıkları için bunu nasıl anlatabileceğimi bilmiyorum bana bu konuda fikir verebilir misiniz?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah binlerce böyle Müslüman olan kardeşlerimizden bir tanesi. Allah bereketli kılsın, Allah mübarek etsin, tebrik ediyorum kardeşimizi. Allah’a hamd olsun. Nasıl anlatacak, açıkça söyleyeyim hiç şey yapmadan direkt Harun Yahya eserlerini okusunlar yani Harun Yahya eserlerini okuyup da iman etmeyecek bir adam olmaz ben size söyleyeyim. Normal orta zekâda bir insan yani vicdanı tamamen tefessüh etmediyse, tamamen çürümediyse, insanlıktan çıkmadıysa yüzde yüz iman eder Allah’ın izniyle yani hiç ikinci bir ihtimal yoktur. Çünkü tam akla hitap eden, Kuran’la anlatan, küfrü yerle bir eden ve tam tam tam mükemmel açıklayan eserlerdir.
MUHABİR: İnkişafı tamamen
ADNAN OKTAR: Bir de ücretsiz biliyorsunuz, www.harunyahya.org , www.harunyahya.net oralara girsin kardeşimiz okusun, okuduklarını anlatsın, okuduklarını anlatsın, karşılarında onların böyle ışık gibi aydınlandığını göreceklerdir inşaAllah.
MUHABİR: Görsel kavramlardan da istifade ederse dostlarımız, hocam suallere devam edeceğiz, bir ara ama o araya geçmeden önce ben acizane şahsi bir soru aradan sonra mı soralım, aradan öncemi soralım diye o konuda isterseniz hocam şey yapalım bazı şeyleri sormak çokta kolay değil. En azından bizim gibi böyle abda acizler için, fakirler için, fukaralar için, isterseniz bir ara verelim çünkü ya da şöyle diyelim değerli dostlarımıza biraz beklerlerse beklediğiniz bir soruyu soracağım sizlere sevgili hocamda cevap verecektir buna mutlaka, iyide olacaktır İnşaAllah diyoruz. Reklamlardan sonra tekrar birlikte olmak dileğiyle.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Evet devam ediyoruz değerli dostlarımız sorularımızı soracağız, hemen emin olduğum bir şey, özellikle tasavvuf ehlilerinin merak ettiği bir soru var onu biraz sonra İnşaAllah hocamıza soracağım. Tasavvuf özellikle seyrü sülukten bir sohbetimiz olacak hocamla acizane önce kendimde bilgilenmiş olacağım bu konuda ama biraz önce sohbet arasında arkadaşlarımızla konuştuğumuzda böyle Darwinci azgınlığı yapan bir kanaldan söz etti arkadaşlarımız, oldu olacak bir dönüm noktası olsun bu olayda. Biraz önce kadınlardan sohbet etmiştik ve hocama bunu sormak istiyorum ben Darwin’in kadınlara bakışı hocam yapmış etmişte böyle insanlığın başına bela olmuşta acaba karşı cinslerine nasıl bakıyormuş bu adam?
ADNAN OKTAR: Darwin’in kadınlara bakışı da berbat, Türklere bakışı da berbat, diğer ırklara bakışı da berbat. Darwin İnsanın Türeyişi adlı kitabında kadınların idrak etme, yani bir şeyi kavrama, idrak etme, hızlı kavrama acele kavrama ve taklit konusunda, bir şeyi taklit konusunda, daha aşağı ırkların özelliklerini taşıdıklarını yani ne idrak etme kabiliyetleri varmış, ne hızlı kavrama kabiliyetleri varmış, ne taklit kabiliyetleri varmış. Hayvan gibiler diyor haşa, daha aşağı ırkların özelliklerini ve bu nedenle daha eski ve alt bir medeniyet seviyesine sahip olduklarını yazmıştı diyor. Bak bu nedenle daha eski ve alt bir medeniyet seviyesine sahip olduklarını yazmıştı. Darwin’in İnsanın Türeyişi kitabındaki doğanın gelişimi, İngilizcesinde sayfa 295’te bu konu geçiyor.
MUHABİR: Ve halkların kardeşliğinden söz eden bir düşüncenin insanları bunu...
ADNAN OKTAR: Bak haşa Allah’ın en muhteşem tecellisidir kadınlar, Allah onları özel muazzam bir ruh vermiştir. Hem fizik olarak çok güzeldirler, dünyanın çiçeğidir onlar, hem de ruh olarak çok muhteşem varlıklardır. Çok girift düşünen, bu ahlaksızın tam tersi bir karakter içinde, mesela diyor ki kadınların idrak etme, idrak etme gücü çok yüksektir erkeklerden çok yüksektir kadınlarda. Hızlı kavrama; bir kere zehir gibidir kadınlar, hemen kavrarlar ve taklit konusunda muazzam bir taklit güçleri vardır. Bir şey olduğunda hemen anlar, hemen gereğini yapar, hemen benzerini yapar. Bu tam tersini savunuyor tabi kendi kafasına ama öyle bir kafadan da o çıkar zaten adamın gözleri böyle şey gibi saç sakal karışmış. Bakın, bakın ne diyor, daha da beter bir ifadesi var, Darwin diyor kadının evlilikteki rolünü şöyle tarif ediyor diyor, evlilikteki rolü şöyleymiş. “Sizinle ilgilenecek biri”, dikkat edin, “bir köpekten daha iyi oyalayabilecek”, bakın mantığı görüyor musunuz? Bir köpekten daha iyi oyalar sizi diyor, öyle bir hayvan türü gibi görüyor.
MUHABİR: Hocam bu kitabın adını bir daha söyleyelim de okusun dostlarımız, özellikle Marksist kardeşlerimize tavsiyemizdir okusunlar okumalarından zarar gelmez,
ADNAN OKTAR: “Ev ve evin sorumluluklarını alacak biri” diyor, Charles Darwin, Charles Darwin’in Otobiyografisi İngilizcesinde sayfa 232 ve 233, bakın bir daha söylüyorum Charles Darwin, Charles Darwin’in Otobiyografisi İngilizcesinde sayfa 232 ve 233’te bu ahlaksızca ve aptalca Darwin’in ifadeleri var. Yani kadını köpekten daha aşağı gören bir ifade haşa Allah’ın bizim için nimet olarak yarattığı, Cennet nimeti olan, dünya nimeti olan, dünyadaki en mükemmel Allah’ın tecellisi olan bu muhterem varlıklara söylediği üsluba bakın. Adam bununla da yetinmiyor Türkleri de aşağı ırk olarak görüyor haşa diyor ki, “doğal seleksiyona dayalı kavganın medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve halen de sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim” diyor. Yani hani zihni sinir projeleri var ya onun gibi adam böyle buluş yapıyor o geri kafasıyla. “Düşünün ki diyor çok değil birkaç yüzyıl önce Avrupa Türkler tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı. Ama artık bugün bu fikir bize ne kadar gülünç geliyor” diyor. Şimdi fikir yağmaya başlıyor, güya tabi. “Avrupa ırkları olarak bilinen daha medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türkleri tam bir yenilgiye uğratmışlardır. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda çok sayıdaki daha aşağı ırkların çoğunun”, bunu içinde tabi Türkler de dahil onu kastediyor, “medenileşmiş daha yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini, yok edileceğini görüyorum.” Yani insan Avrupalılar insan olmuştur diyor, Türkler ırkı geri bir ırktır diyor, insan hayvan arasında bir ırktır, dolayısıyla bu ileri olan ırklar Türk ırkını yok edecek diyor. Elimine edecek, eliminenin anlamı odur, sözlüğe baksınlar elimine etmek yok etmektir. Bu necip millete, bu asil millete verdiği değer bu adamın. Bu mantık ve bunu 1. Dünya Savaşı’nda Türkiye’yi işgal ederken Avrupalılar bu mantığı kullandılar yani Türkiye’yi işgaldeki felsefe buydu.
MUHABİR: Hocam o zaman garip bir şey var tam bir çelişki var burada. Eğer Darwin bunu söylüyorsa hemen sosyalist kardeşlerimize şunu sormamız gerekiyor, sizin kahrolsun kapitalizm dediğiniz batı ülkeleri kimler, burada Darwin’in övdüğü batı ülkeleri kimler? Birbirinden ayrısı gayrisi var mı hocam? Yok, bildiğim kadarıyla, anladığım kadarıyla yok. Dehşet bir çelişki bu, İnanılmaz bir çelişki.
ADNAN OKTAR: Evet, mesela işgali yapan İngiliz siyasetçiler hep Darwin’den örnek veriyorlardı ve Türk milletinin de ya bir an önce yok edilmesini yahut en azından Orta Asya’ya sürülmesi, iki projeleri vardı. Zaten o projelerinden de vazgeçmiş değiller şu an biliyorsunuz Güneydoğu’yu almak istiyorlar, Kıbrıs’ı almak istiyorlar, Musul’u Kerkük’ü almak istiyorlar. Yani Türkiye’yi parçalayıp bölmek istiyorlar, İstanbul’u ayırmak istiyorlar biliyorsunuz,
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Orayı da ayrı bir bölge olarak ayırmak istiyorlar ve dolayısıyla yok etmek.
MUHABİR: O zaman hocam şu tez de doğru oluyor değil mi? Bugün bizim komünizm dediğimiz, sosyalizm dediğimiz, faşizm dediğimiz işte sosyal emperyalizm veya emperyalizm hatta kapitalizmi bir anlamda da Siyonizm’in, Masonluğunda böyle kolu, bacağı, cırnakları, dalları, kolları, çeşitli şekillerde işte özellikle İslam aleminin karşısına çıkmış haçlı zihniyetinin değişen maskeleri.
ADNAN OKTAR: Ama işte bunu iddia edilen Ergenekon Örgütüyle yapıyorlardı, yani Darwinist, materyalist bir yapılanma, adam zaten bir tanesi çıktı göğsünü gere gere bir tane iddia edilen Ergenekoncu, epey oluyor yani, biz dedi camia olarak zaten Darwinistiz dedi. Halbuki Türk milleti Allah’ın varlığına kendi varlığından daha çok iman eder ve imanlı millet. Şimdi bak araştırma yaptılar %95’i Darwinizm’e inanmıyor Türklerin, Avrupa’da en yüksek oran. Çünkü imanlı millet adı üstünde MaşaAllah. Geçen günde yine yabancı gazetelerde feryat figan haberler vardı, İngiltere’de %75 Darwinizm’e inanmayanların sayısı. Yeni yapılan bir anket ve Darwinistler yapmışlar, ağlıyorlar adeta. Tabi bunun suçlusunu da ben olarak gösterdiler ama böyle bir suç benim için çok büyük bir şeref onların suç olarak gördüğü şey.
MUHABİR: Apolet hocam, güzel bir apolet.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, elhamdülillah, Allah’a hamd olsun.
MUHABİR: Evet hakikaten dehşet bir çelişki birde anlamadığımız bir olay, benim anlayamadığım çünkü dediğim gibi kıt aklımızla ne kadar şey algılayabiliriz bilemiyorum ama hakikaten bir dünya görüşünde, bir devlet yönetiminde Darwinizm’in önemini ben bir türlü anlayamadım, bir türlü de idrak edemedim. Komünizmse komünizm, sosyalizmse sosyalizm ya da her neyse bir yapı, ideoloji, o ideolojinin içinde ya da arkasında o sığınılan Darwinizm çok daha farklı amaçları, çok daha farklı bir yeri var gibime geliyor. Gerçi sizin eserlerinizde var ama
ADNAN OKTAR: Şu an zaten Darwinizm bir mevta, ölüden bahsediyoruz artık İnşaAllah.
MUHABİR: Allah rahmet eylesin diyecektim ama demeyeyim hocam. Şimdi hocam şunu söyleyeceğim gene bir sohbetten ümit ediyorum buda İnşaAllah arzu edilen sorulardan biridir öylede bir acizane iddiada bulunduk müsaadenizle. Anadolu’da bir yerde hocam bir Allah dostunun ziyaretine tesadüfen, tesadüf demeyelim gittiğimizde
ADNAN OKTAR: Tevafukken evet,
MUHABİR: orayı ziyarete geçerken ne güzel, ne şirin yer diyen yabancıları gördük ve bu yabancılardan bir tanesinin Rabbim ol deyince bazı şeyler olur ya da o bazı şeylere sebep kılacaksa bazı şeyleri yapar. O Alman vatandaşının bir anda orada bir şahısla, zatı muhteremle göz göze gelip bütün kimliğinin değiştiğine Mevla bizi şahit etti. Kerametin statüsü yada kerametin niteliği yada boyutlarlı, şekilleri rahmani olanı da var, şeytani olanı da var ama şöyle bir bundan da söz etsek hocam.
ADNAN OKTAR: Allah’ın velilerinde harikalar oluşur buna keramet denir, peygamberlerde olana da mucize denir, Deccallarda olana da istidrac denir. Yani Deccallarda da harikalar oluşur bazen mesela Marx da, Lenin de falan gelecekle ilgili bilgi veriyor doğru çıkıyor, adam bir şey söylüyor bazen ama istidrac gösteriyor. Mesela bir olay olacak o onu hissediyor o olaydan önce oradan ayrılıyor, bu bir istidractır. Peygamberlerde olanların tamamı mucizedir harikalar. Ama Allah’ın velilerinde, evliyalarda da keramet olur yani bazen harika gösteriyorlar, insanların nutku tutuluyor tabi çok hayret ediyorlar ki tarik ehli bunu çok görür ve bilirler. Yani çok fazla onlarda bu tezahürler olur bir nimettir Allah’tan, bir güzellik olarak olur, bilinen bir şeydir.
MUHABİR: Evet hocam tasavvuf sorusunu seyrü süluk özellikle sormak istediğim nefs-i emmareden başlayan mutmain olmaya kadar giden çizgi bunu hep biz tasavvufun içinde düşünürüz, ehli tariklerde düşünürüz ama olayın bundan ibaret olmadığını da biliyoruz Vehbi ilimler söz konusu. Bu konuda şöyle yuvarlak bir şey yaparsak.
ADNAN OKTAR: Evet, seyrü sülukte insanın kalbi, insanın ruhu hayretler içinde kalır tabi. Birçok makamlara geçerler mesela makamı Mehdiyet, makamı Hızır, birçok makamlardan geçerler. O makamlardan geçerken, o makamın özelliklerini alırlar, onun heyecanını yaşarlar, onun derinliklerini yaşarlar ama bir geçiş aşaması şeklinde olur tabi bu. O dönerek gelir, gelir, gelir, yine aynı noktaya gelir, yeniden ayağını basar. Ve bir terbiyedir o.
MUHABİR: Oldum dedirtmez yani.
ADNAN OKTAR: Evet, oldum demez tabi yani o makamın özellikleri üzerinde tecelli eder. Her aşamada, her kademede o tecelli eder. Bazen bu uzun sürer o seyrü süluk, döner döner döner gelir yine aynı noktasına gelir olgunlaşmış bir insan olarak.
MUHABİR: Mehdi Aleyhisselam için böyle bir şey silsile söz konusu değil.
ADNAN OKTAR: Yok, o nübüvvet yolundan yani doğrudan bağlantılıdır. Hz. İsa Aleyhisselam da nübüvvet yolundadır, onlarda seyrü süluk olmaz.
MUHABİR: Anladım hocam, tarikat ehli olmadığı için zaten. Evet, sevgili hocam ben bu yıl öğretmenliğe başladım, öğrencilerimden internete ulaşanlardan çoğu sizi tanıyor hatta ödevlerini sizin sitelerinizden yapıyorlar. Sizin sitelerinizde her türlü bilgiye ulaşabildiklerini söylüyorlar. Bu kadar geniş ve kapsamlı kitaplara okullarımızda kütüphanelerde yer verilmesini istiyorum. Ne yapabilirim diyor sizce? Naz Ustucan İstanbul’dan sormuş bunu da hocam.
ADNAN OKTAR: Bilgisayarı olan, internete bağlı olan herkes bir üniversitedir yani o eve üniversiteyi kurdu demektir. O üniversitenin öğrencisidir o, açtığında bilgisayarı internetle Harun Yahya sitesine bağlandığında Harun Yahya Üniversitesi ile bağlantıya geçer. O üniversitenin artık o öğrencisidir, oradan bol bol istifade eder, enstitünün bilgilerini alır etrafa yayar, çok çok faydalı güzel bir yöntem.
MUHABİR: Hocam görsel, güzel resimler var. O resimleri, o metinleri, o düşünceleri örtüştürmek nasıl bir şey ya da nasıl oluyor?
ADNAN OKTAR: Ben güzellikten çok zevk alıyorum Allah’ın bir nimeti olduğu için yani güzel olan her şey beni çok etkiler. Çiçekte olur mesela küçük bir böcek, karıncada olur arada sırada alırım elime bakarım keratalara tombik tombik böyle sevimli, sevimli pırıl pırıl böyle verniklenmiş gibi. O küçük duyargalarıyla böyle akıllı akıllı pıtır pıtır pıtır geziyor. Ben mesela hiç atmam elime geldiklerinde falan çok özenli seyrederim onları, yani mesela sinek bile normalde tiksinilen bir hayvandır ama o kadar temiz ki o hayvancağız, sürekli patisiyle geliyor kafasını siliyor, kanatlarını siliyor, ayaklarını siliyor yine kanaati gelmiyor bir daha siliyor, bir daha siliyor, bir daha siliyor. Mesela benim bir tombik bir kedim var, genellikle tavuk ciğeri ile beslenir ama yani normal bir kedinin iki misli genişlikte tankı andırıyor, hayvancağız acayip tatlı bir şey, akşama kadar tek bildiği şey temizlenmek. Pırıl pırıl artık böyle parlıyor adeta yine içi sinmiyor yine siliyor sürekli temizliyor kendisini. Yani Allah’ın Tahir isminin tecellisidir bunlar. Mesela bak sineğe varıncaya kadar ki tiksinti verecek bir hayvan olmasına rağmen anormal titizdir temizliğine. Başını, ayaklarını, her yerini sürekli temizler. Mesela kedi de öyle müthiş temiz bir hayvandır çok özen gösteriyorlar temizliğe, müminin ne kadar temiz olması gerektiğini de Allah bize hem Kuran’da göstermiş ama...
MUHABİR: İmandandır diyor ya.
ADNAN OKTAR: Tabi Kuran’da göstermiş fakat fiili olarak da hayvanların da ne kadar temiz ve özenli olarak yaratıldığını da görüyoruz. Allah onlara vahiy etmiş, ilham etmiş sürekli temizlik halindeler.
MUHABİR: Sinek mundar derler ama hocam âcizane benim haddime değil ama sinekle alakalı olarak şimdi özellikle bunu da zannederim Japonlar söylemiş diye biliyoruz tabi yanılma payımız fazla. Hadis belli eğer çorbanıza sinek düşerse diğer kanadı batırın devam edin.
ADNAN OKTAR: Öyle bir şey olursa ben çorbayı dökerim
MUHABİR: Döker misiniz hocam? Ama şey bir kanadında mikrop, diğer bir kanadında onu fazlasıyla dezenfekte edecek panzehir söz konusu olduğu denir ya.
ADNAN OKTAR: Allahualem doğru değil, hadis olarak doğru değil. Ben onu araştırdım baktım, tabi dökülmez ama ilgili kısmı alınır kaşıkla alınır atılır. Ve içinin rahatlaması için Müslümanın da o yemeğin kaynatılması güzel olur. Bir kere kaynatılırsa içi rahatlar ama şu şekilde onun anlamı şudur, bunun sebebiyle bu yemeği atmayın. Ama ilgili kısım atılır yani sadece ilgili kısmı atmak lazım. Olduğu kadarıyla kaşıkla, kepçeyle o kısmı alıp atmak lazım. Çünkü psikolojik de olumsuz etki yapar yani insanlar biliyorsunuz temizliğe titiz oldukları için yemeği iştahla yemelerini engelleyebilir bu. Ama o şekilde alınır da atılır, bir de kaynatılırsa bir kere kaynatılmış olsa vicdanları çok rahat eder ama o hadis o anlamda öyle bir hadis yok onu da söyleyeyim, ona baktım ben.
MUHABİR: Biz zaten dedik yanılma payımızın olduğunu söyledik baştan ama müminin artığı mümine şifadır değil mi hocam?
ADNAN OKTAR: Tabi tabi onu iftiharla mesela bir kardeşimizin yemeği arttığında mümin tertemiz nur gibidir, hatta onu özellikle de yemek lazım şifa olarak inşaAllah.
MUHABİR: Sonu yarışılır yanisen sünnetli ben sünnetliyim diye.
ADNAN OKTAR: Tabi tabi tertemizdir müminler.
MUHABİR: Sayın hocam gördüğümüz rüyalar ruh halimizle alakalı mıdır? Sevincimiz, korkumuz, hüznümüz, sıkıntılarımız, gördüğümüz rüyalarımızı etkiler mi? Teşekkürler, Saygılar. Bunu Meri diyor hocam ben de rüyayla amel edilir mi diyeyim peşinden?
ADNAN OKTAR: Ben insanlarla çok görüşüyorum, bazen birçok kişiyle konuşuyorum. Benim milletimde, insanlarımızda, bir kısmında bir hastalık gördüm yalan rüya söyleme hastalığı yani acayip yaygın. Bir kısım genç kızlarda da ben bunu görüyorum yani evlenmek istedikleri biri olduğunda tam bir kandırma edebiyatı. İşte o kişiyle evliliğini devam ettirebilmek için veyahut meydana getirebilmek için onu işte bir güneş doğduğunu gördüğünü söylüyor mesela, güneş doğarken onun resminin birden belirdiğini, sonra havada onun üç parçaya ayrıldığını sonra birleştiğini önüne geldiğini, sonra beyazlar içerisinde kendisinin ona doğru koştuğunu...
MUHABİR: Gelinlik giymiş.
ADNAN OKTAR: Yani onu dolaylı yoldan artık kendi zekasının, aklının, kurnazlığının bağlantısı neyse onu ayarlayıp ona göre onu anlatıyor, o gariplerim de onun işte çok mübarek olduğunu, muhterem olduğunu düşünüp yani doğru yolda olduğuna inanacak bir manevi delil bulmuş oluyor. Halbuki o bir kurnazlık ve çok yaygındır bu, yani her işlerinde öyle oluyor, mesela bir bina satın almak istiyor binayla ilgili rüya gördüğünü söylüyor.
MUHABİR: Darwin’e de söyleyelim bak kadınlar işte gene bir zeka ürünü fışkırıyor.
ADNAN OKTAR: Hayır erkeklerde de var bu yani çok çok kötü bu. Bu kadar çok yalan söylemesi ama çok az bir kesimde insanlarda görüyorum yani belirli bir kesimin belirli insanlarında ben bunu gördüm. Bu dikkatimi çekti. İki şey dikkatimi çekti bir bu çirkinliği gördüm bu çok kötü bir şey bu. Çünkü alenen yalan söyledikleri çok açık belli oluyor yani çünkü konuya göre rüya. Ismarlanmış gibi ve hep çıkara dayalı. Hayır bir hizmet görse, İslam’a Kuran’a bir hizmet, bir çileye taliplik görse bu güzel, buna inanabiliriz. Uzak bir yerde İslam’a hizmet edeceği, zor bir şeyler yapacağını görse ve bunu anlatsa buna inanabiliriz yani Allahualem inşaAllah ona işarettir deriz. Ama hep çıkarları ile ilgili, hep uyanıklıkları ile ilgili rüyalar oluyor bu çok çirkin bunu bıraksınlar, yalan söylemeyi durduracaklar, o Müslümana yakışmaz. İkincisi de din ve mukaddesata yönelik aptalca, ahmakça, bazen de alçakça fıkralar anlatmak, milleti eğlendirmeye, şaklabanlık ve soytarılık yapmaya kalkmak. Yani din ile espri olur mu? Din ile şaka olur mu? Kuran ayeti var bu konuda Allah özellikle açıklıyor.
MUHABİR: Men edilmiştir.
ADNAN OKTAR: Hatta diyor ayrıca Hz. İsa’yla senin kavmin diyor İsa’dan bahsedince keyifle diyor gülüyorlar diyor, eğleniyorlar diyor Allah. Yani ahlaksız insanların vasfı olarak Allah belirtiyor bunu. Din ile alay olmaz, din ile espri olmaz, aşağılık kompleksi varsa kendini eğitsin. Dine inanmıyorsa eğitsin, bilgisini arttırsın, Allah’a dua etsin ama dinsizlere yaranmak için, imansızlara yaranmak için, alçakça, haysiyetsizce, dinle ilgili espriler yapmak, onların beğenisini kazanabilmek için, onların aferinini, olurunu kazanabilmek için, onlara yaltaklanmak için espri yapmak çok çok büyük bir ahlaksızlıktır, terbiyesizliktir. Din derin saygıyı gerektiren bir konudur. Allah diyor ayette, onlar diyor Allah’tan kalpleri derin bir saygıyla korkar diyor, derin bir saygıyla. Bakın saygıyla korkar demiyor Allah, derin bir saygıyla, derin bir saygıyla Allah’a bağlanacak, derin bir teslimiyetle teslim olacak, derin bir korkuyla korkacak, derin bir sevgiyle sevilen Allah’a bağlılığımız da çok derin ve güçlü olacak. Dolayısıyla nezakete, Allah’a saygıya çok önem vereceğiz. İçimiz korkarak, ürpererek bir derin saygıyı uygulayacağız inşaAllah.
MUHABİR: Hocam bunun şakasının olmayacağı konusunda da bu Danimarka’da Resulullah Efendimizin karikatürünü çizmeye kalkan zatı muhterem, muhteremin diyelim artık neresi muhteremse, akıbeti hakkında şöyle google’da minicik bir araştırma yaparsanız
ADNAN OKTAR: Ama benim anlamadığımda bak mesela bu konuda da hata yapıyorlar. Diyorlar ki Peygamberimiz (sav)’in karikatürünü yapmış diyor, kardeşim nereden çıkartıyorsun Peygamber (sav)’in karikatürünü, Peygamberle (sav) ne alakası var o maymun adam kendi resmini yapmış koymuş oraya. Yahut başka bir yerde de kendisinin ruh halini çizmiş oraya yani kendi beyninden. Yani o beyinsiz kafasından çıkan bir beyin yani onu söylemek çok anormal bir laftır yani Peygamber (sav)’in resminin yapıldığını söylemek. Yani altına Peygamberimiz (sav)’in isminin yazılması o resmin onun resmi olduğunu mu gösterir. O ahlaksızın resmidir o, ama Peygamberimiz (sav)’in ismini yazmış olabilir, yazsın.
MUHABİR: Öyle bir cüretleri bulunamaz şu anki akıbetini gerçi nerede olduğu, ne olduğu belli değil ama
ADNAN OKTAR: Hayır o resmi Peygamber (sav)’e ait diye kabul etmek anormaldir.
MUHABİR: Haşa.
ADNAN OKTAR: Yani o maymunun kendine ait resim o.
MUHABİR: Allah korusun.
ADNAN OKTAR: Evet, İnşaAllah.
MUHABİR: Sevgili hocam insanlarda neden çoğunluk yapıyorsa doğrudur mantığı vardır ve buna katı bir şekilde bağlıdır? Harika bir soru daha Ali Muntarlı’dan gelmiş Hatay’dan hocam.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım Cenab-ı Allah diyor ki, insanların çoğuna uyacak olursan seni Allah yolundan saptırırlar diyor. İnsanların çoğunluğuna uyacak olursan seni Allah yolundan saptırırlar diyor, çoğunluğuna uyulmaz, Kuran’a uyulur, vicdana uyulur. Yani mesela bir lisede bazen kitle psikolojisi hakim oluyor, olumsuz anormal hareketler yapan çocuklar olabilir, bilmem ne olabilir falan orada bulunan genç kişi son derece asil, böyle vakur, şahsiyetli, Allah’tan korkan, dengeli ve tutarlı bir kişilik gösterecek. O, o zaman herkes tarafından hayranlıkla ve sevgiyle karşılanır. Ama böyle hani aç maymun sürüsüne uyan küçük maymunlar gibi arkasından gidip böyle kuyruğunu hoplatarak koşuyorsa çok aşağılanmış olur, çok küçük düşer, çok çok aşağılanır. Toplumda bu tip olaylar olur yani böyle küçük topluluklar olur, küçük yerler olur, orada böyle garip insanlar olur onun için Allah çoğunluğa uymayı tehlikeli buluyor Cenab-ı Allah ve yanlış buluyor. Ama yani bu her yerde olabilir mesela ama bazen de çoğunluk iyi de olur ama bazen de çoğunluk çok tehlikeli olabilir. Mesela bazen gideriz çoğunluk hep muttakidir, güzel ahlaklıdır ona uyarsın güzel olur. Ama genel anlamda çoğunluğa uymak tehlikelidir.
MUHABİR: Ölçünün İslam olması esas olan o, anladığımız kadarıyla.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Yine sohbetinize doyum olmuyor hocam, program hiç bitmesin istiyorum. Hocam ben geçenlerde gazetede bir haber gördüm, İngiltere’de ve İspanya’da sekiz yüz tane otobüste Allah inancı ile ilgili çok münasebetsiz reklamlar verilmiş. Bu hareketin başını da Darwinci meşhur Dawkins çekiyormuş. Hocam Darwinizm insanları ateizme sürüklüyor diyebilir miyiz sizce demiş Ünal Genç.
ADNAN OKTAR: Bu Dawkins böyle kırmızı yanaklı falan, yüzünde anlaşılmaz bir neşe olan bir tip. Böyle ilginç...
MUHABİR: Tarifi olmayan
ADNAN OKTAR: Evet, yani tipinden bir şeyler hissedilebilen bir tip. Anormal görünüm veren bir insan. Tek konusu da etrafını güldürmek, şaklabanlık yapmak, videolarını da seyredin bilimsel bir konuşma yapmıyor hep şaklabanlık yapıyor millet de ona gülüyor. Biz dedik ki bu adamcağıza, kardeşim dedik sen gel, kardeşim demeyeyim de, çünkü kardeş olacak kişilik göstermiyor şu an arkadaş diyelim, gel tartışalım dedik Türkiye’ye gel, yok gelmem dedi. Peki, biz gelelim oraya onu da istemiyorum dedi. Senin istediğin ikimizin ortak karar vereceği bir yere gelelim insanlar bir aydınlansın neymiş sen bir anlat biz de anlatalım insanlara onu da kabul etmiyorum dedi. Bu ne demektir?
MUHABİR: Kaçmak
ADNAN OKTAR: Bitti. Yenilmişsin sen. Çünkü biz sana 100 milyon fosil getireceğiz, ortaya koyacağız. Senden bir tane fosil isteyeceğiz bir ara fosil, kendi iddia ettiğin gibi Darwin’in var dediği ki sonradan Darwin’in de bundan vazgeçtiği bir konum var, tek bir tane ara fosil yok. Biliyorsunuz Darwin diyor eğer ara fosil yoksa benim teorim yoktur dedi. Arasınlar eğer bulurlarsa tamam dedi, benim teorim tamamdır. Ama ara fosil yoksa benim teorim de yok dedi. 150 yıldan beri arıyorlar, toprağın altını üstüne getirdiler bir tane ara fosil bulamadılar. Darwin’in dediği doğru çıktı teorisi de bitti.
MUHABİR: Bu kadar basit.
ADNAN OKTAR: O kadar basit. Adam buradan da sıkışacağı için çıkmadı ortaya. Ama şaklabanlık dedin mi üstüne yok, sürekli böyle milleti güldürüyor kendince bir şeyler yapıyor.
MUHABİR: Evet. Her programınızı hiç kaçırmadan izliyorum. Her programınızda soru soruyorum fakat izleyicilerin size olan ilgisinden bana bir türlü sıra gelmiyor. Geldi bak. Evet, hem Türkiye’de, hem dünyada bu kadar etki uyandırmayı nasıl başarıyorsunuz demiş Semra Arı.
ADNAN OKTAR: Başarıyı Allah sağlıyor biz gölge varlığız. Yani beynimizin içerisinde her zaman söylüyorum şu kadar mercimek kadar yerde Allah elektrik akımı veriyor, bizde onu görüyoruz, konuşuyoruz. Allah konuşturuyor, Allah konuşuyor, biz dinliyoruz. Her insanı Allah konuşturur, nutku Allah verir, konuşturmayı Allah yapar biz dinleriz, dinlemeyi yaptıran da Allah’tır.
MUHABİR: Konuşana değil, konuşturana bak misali. İki sorum var hocama diyor. Şeytanın telkinleri sonucu şuur kapanıklığına kapıldığını fark eden kişi ne yapmalıdır? Ve kişi bir karar vermesi gerektiğinde neyin Allah’ı razı edeceğine nasıl karar verebilir demiş Sami Filiz soruyor bunu Bursa’dan hocam.
ADNAN OKTAR: Bir kere sürekli deli aşık olmak lazım gece gündüz, uyurken de, uykusunda bile deli aşık olarak yatmak lazım. O zaman uykusunda bile Allah aşkıyla yanar tutuşur böyle. O bize müthiş bir enerji ve canlılık verecektir. Bundan hiç ayrılmamak lazım, o ruhla yaşamak lazım. Allah’a derin bir teslimiyetin üstünde durmak lazım, Allah korkusunun çok üstünde durmak lazım. Onun dışında da Kuran’a tam tabiyet vardır yani tam teslim olma vardır. Bunun dışında da Müslümanın öyle tedirgin olacağı, rahatsız olacağı bir şey yoktur, tevekkül edip Allah’a teslim olmak lazım.
MUHABİR: Öyle değil mi hocam bu haneleri karşılaştırırsan, helal hanesini, haram hanesini karşılaştırınca aradaki o farkı bile fark etmek birçok şey kazandırır insana çünkü böyle haramları sıralamaya kalktığımız zaman el, ayak, uzuvlarımız kadar olmayacak ama helal hanesine baktığımız zaman ne kadar geniş olduğunu göreceğiz. Onun için herhalde şeytanın telkinlerinin ya da vesveselerinin çokta ciddi bir tehdit olmadığını
ADNAN OKTAR: Şeytan telkin ne verecek, ne diyecek yani git şarap iç diyecek adama içmiyorum dersin, ne yapacak yani? Zina et diyecek, yapmıyorum dersin. Helal olmayan bir şeyi yapmıyorum dersin, Müslüman için bu zor bir şey değil ki. Dolayısıyla sanki bunu içinden çıkılmaz çetrefilli bir şeymiş gibi görmek çok yanlış bir şey olur. Bir de haramlar zaten çirkin ve kötüdür, tiksinti vericidir yani insanı yorar. İter yani haramlar, öyle zevkli bir şey de değildir haramlar, kötü bir şey.
MUHABİR: Kesinlikle hocam.
ADNAN OKTAR: Tabi mesela ben düşünüyorum normalde haramlar zevkli olması gerekirdi birçoğu ama hep iticidir mesela şarap çok itici bir içki. Yani kokusu da berbat, içindedeki bozulmuş maddeler de berbat, meydana getirdiği etki de berbat; baş ağrısı, mide bulantısı, halsizlik, bitkinlik, dikkat dağınıklığı, bunlar çok itici şeyler. Kokusu, nefeste meydana gelen koku şarap içmiş bir insanın bayağı itici, durulacak gibi değil. Nerede bunun cazip yönü?
MUHABİR: Açıklaması belli hocam zaten efkar denir, efkar bir anlamda akıl anlamına gelir, efkar dağıtacağım, Allah müstahakını versin git daha beter ol demek geliyor insanın içinden.
ADNAN OKTAR: Efkar dağıtacaksan kendini zehirlemen mi gerekiyor, civanın zehirlemesi de aynı etkiyi yapıyor, alkol zehirlemesi de aynı etkiyi yapıyor. Diğer zehirlenmeler de aynı, arsenik zehirlenmesi de aynı etkiyi yapar. Yani mide bulantısı, baş dönmesi, çift görme, kusma yani huzursuzluk, bu nasıl efkar dağıtıyor, efkarı bin beter hale getirmiş bir şey bu yani bela üstüne beladır bu.
MUHABİR: Bir Üveyşin, Veysel Karani Hazretlerinin Resulullah Efendimizi görmeden, ona olan o mecnunluğu diyelim, o ondaki sarhoşluk, o aşk, bir de o öyle bir açıdan bakıldığında edildiğinde, hani Allah sevgisinin o cezbe halleri de vardır, acizane biz görmedik bilmiyoruz ama
ADNAN OKTAR: Aşk şarabıyla sarhoş olmak güzeldir, aşk şarabıyla, Allah aşkıyla, şarabıyla sarhoş olmak çok güzeldir. Deli aşık olmak güzeldir, bunlar zevklidir,
MUHABİR: Zaten Kevser bekliyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet İnşaAllah.
MUHABİR: Bir mümin din ahlakının anlatılması konusunda aktif dışa dönük bir tavır içerisinde olmak durumunda mıdır? Kişinin kendi halinde dini yaşaması yanlış mıdır? Şimdiden teşekkürler, Gül Yazıcıoğlu Hakkari’den arıyor hocam.
ADNAN OKTAR: Küfrün en beğendiği Müslüman modelidir o işte. Namazını kılıp sessiz sedasız işine gücüne bakıp çıtı çıkmayan, hiçbir şeye etliye sütlüye karışmayan, küfre karşı sessiz, işte içine kapalı Müslüman modeli. Müslümanı Kuran’da Allah arslana benzetmiş. Küfrü de yaban eşeklerine benzetmiş, sürekli kaçarlar diyor onlar da onları sürekli kovalar diyor.
MUHABİR: Bilmiyordum onu.
ADNAN OKTAR: Tabi tabi, şeytandan Allah’a sığınırım diyor ki ayette, aslandan kaçan yaban eşekleri gibidirler diyor Allah küfür için. Aslandan korkup kaçan, Hz. Mehdi’nin de bir ismidir biliyorsunuz aslan. Aynı zamanda Hz. Ali’nin de bir lakabıdır aslan, evet. Esad, Esadullah, Allah’ın aslanı, İnşaAllah.
MUHABİR: Programınızı her hafta kaçırmadan takip ediyorum, ben internette bir hadis okudum ve hocamın anlattıkları aklıma geldi. Hadis şöyle hiçbir tarafın ondan mahfuz kalmayacağı bir fitne zuhur edecek. Bu fitne kaldığı yerden hemen başka bir tarafa yayılacak ve bu durum bir münadinin semadan seslenerek Ey insanlar, emriniz artık Mehdi’dir denmesine kadar devam edecektir. Acaba herkesin etkileneceği ve sürekli yayılan bu fitne tüm dünyayı dalga dalga etkisine alan kriz midir diyor, Tokat’tan Hilmi Hasan Öztürk.
ADNAN OKTAR: Allahualem hem o, hem anarşi, hem terör, hem İsrail’in kan dökmesi, Müslümanların çektiği bütün bu acılar, ama tabi bu ekonomik kriz şimdi Nuh Tufanı gibi. Daha tufan yeni başladı. Yerden gökten bu tufan yağmaya daha devam edecek. Ancak Nuh’un gemisine binenler kurtulacaklar. Yani Türk İslam Birliği ve Mehdi’nin öncülüğündeki olan o koskoca yapılanma, Türk İslam Birliği’nin gemisi. Onun dışında kurtulan yok İnşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah hocam. Eski ahitte Hz. Davut ve Süleyman Aleyhisselamın dini büyük bir şevk ve neşe içinde yaşamaya çalıştıkları ve Allah’ın emirlerini yerine getirmekten büyük zevk aldıkları, devamlı Allah’ı ilahilerle övdükleri anlatılıyor. Bazı dini eserlerde ise yazarlar, kendi zayıf psikolojilerini Peygamberlere yansıtıyorlar yanlış bir şekilde. Dinimizi şevkle en güzel bir şekilde yaşamak için ne yapmalıyız diyor Fatih Malaz Üsküp’ten sormuş. İsterseniz bir daha okuyabilirim hocam karıştırdım çünkü.
ADNAN OKTAR: Yaklaşık anladım ben kardeşimizin demek istediğini.
MUHABİR: Eski ahitte Hz. Davut ve Süleyman Aleyhisselam dinimizi büyük bir şevkle ve neşe içinde yaşamaya çalıştıkları ve Allah’ın emirlerini yerine getirmekten çok büyük zevk aldıkları, devamlı Allah’ı ilahilerle övdükleri anlatılıyor. Bazı dini eserlerde ise yazarlar, kendi zayıf psikolojilerini peygamberlere yansıtıyorlar yanlış bir şekilde diyor ve ondan sonra soruyor Dinimizi şevkle en güzel bir şekilde yaşamak için ne yapmalıyız? Fatih Malaz Üsküp’ten geliyor bu da hocam.
ADNAN OKTAR: İşte deli aşık ruhu, yani gece gündüz Allah aşkıyla sarhoş gibi olup o coşkuyla, o heyecanla, Allah aşkının sarhoşluğu çok güzeldir. Yani alkolün sarhoşuyla, Allah aşkının sarhoşluğu arasında çok büyük fark vardır.
MUHABİR: Yunus’un değirmenini çağrıştırdı hemen. Hocam selam diyor, Aleyna ve Aleykümselam diyelim bir kere. Ayet var, bir ayet var diyor,
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
MUHABİR: Emin olamadım acaba açıklar mısınız, nasıl anlamam lazım? Ey iman edenler, Raina bizi güt bize bak demeyin, Unzurna bizi gözet deyin ve dinleyin. Kafirler için acı bir azap vardır. Bakara 104. Allah razı olsun sizden sevgiler. İngiltere’den Betül Gürsoy demiş hocam.
ADNAN OKTAR: Evet Müslüman güdülmek değil, iradesini kullanacak, aklını kullanacak yani kendini yani bazı insanlar var kendini tamamen bırakır. İşte otur dersin oturur, kalk dersin kalkar, yani her şeyde robot gibidir. Yani Kuran’a göre vicdanını kullanıp hareket etmez. Ama Peygamberlerin görevi gözetmektir yani şahit oluyorlar. Ama tebliğ ediyor, anlatıyor fakat şahit olur olaylara. Sürekli bir insana ne yapacağı anlatılmaz, mesela güzel ahlakı kendisi öğrenecek ve kendisi severek aşkla, şevkle uygulayacak. Sürekli yönetilen bir insan robot gibi bir şey olmuş olur.
MUHABİR: Örneği de var.
ADNAN OKTAR: Evet Kuran buna işaret ediyor İnşaAllah.
MUHABİR: Saygılar, sevgiler değerli hocam. Toplum içinde kullanılan bazı kavramların Kuran’daki anlamlarından yani asıl anlamlarından farklı olduğunu belirtiyorsunuz. Örneğin iyilik, kötülük, sevgi, akıl. Bu konuda bizi aydınlatır mısınız? Elmas Nazar.
ADNAN OKTAR: Evet iyilik kötülük Kuran’a göredir tabi. Mesela adam gidiyor, zulmedecek adamlara para yardımı mesela İsrail insanları bombalayacak, mahvedecek oraya trilyonlarla götürüp para veriyor. O da gidip çoluğu çocuğu mahvediyor. Mesela bu iyilik değildir bu kötülük yapmış oluyor.
MUHABİR: Kesinlikle.
ADNAN OKTAR: Tabi. Mesela sevgi diyor, parayı görüyor, arabayı görüyor bir şahısta, kılığını kıyafetini tipini görüyor deli gibi sevdiğini söylüyor, çocuk grip nezle oluyor veya kızsa da, erkekse de, bir anda sevgi bitiyor. Arabası bir yere çarpıyor, hurda haline geliyor yine sevgisi bitiyor yahut iflas ediyor yine sevgisi bitiyor. Bunlar tabi küçük düşürücü Müslüman için çok aşağılayıcı özellikler ve karakterdir. Mümin severken Allah rızası için sever, Allah’ın tecellisini en çok gördüğü için, Allah’ın rızasını en çok gördüğü için bir insanı sever.
MUHABİR: Çok teşekkür ederim hocam. MaşaAllah sizi büyük bir keyifle izliyoruz. Kuran’da hurmadan çok bahsediliyor, hurma faydalı mıdır? Ne gibi faydaları vardır, başka hangi meyve ve sebzelerden bahsediliyor biraz anlatabilir misiniz? Hacer Karakuş Trabzon’dan. Bu da bizim hemşerimiz.
ADNAN OKTAR: Hurmanın özelliği içinde protein bulunan bir meyve olması, yani şaşırtıcıdır bayağı protein vardır.
MUHABİR: Diğer meyvelere oranla.
ADNAN OKTAR: Evet, diğer meyvelere göre daha farklıdır. Şeker kalitesi çok yüksektir ve bütün mineraller vardır. D vitamini hariç bütün vitaminler var içinde yani bir insan onunla rejim yapsa çok mükemmel rejim yapabilir ki Peygamber Efendimiz (sav) hep hurmayla rejim yapmıştır. Hurma ve su ile yapmıştır ve çok da başarılı olmuştur MaşaAllah.
MUHABİR: Zaten Ramazan-ı Şerif’te sünnettir hurmayla oruç açmak.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Peygamber Efendimiz (sav)’in ve diğer tüm Peygamberler birçok mucize göstermişler, bu mucizeler dünya şartlarına uygun muydu? Yani bilim kurallarına uygun muydu? Yoksa gerçekten inkarcılar tarafından bile inkar edilemeyecek mucizeler miydi? Hz. İsa Aleyhisselam ikinci gelişinde yine mucizeler gösterecek mi? Bu mucizeler nasıl olacak? Kasım Hattat yada Hadat
ADNAN OKTAR: Mucizeler hiçbir zaman için aklın ihtiyarını kaldıracak yani insanın ister istemez iman edeceği şekilde onu mecbur edecek şekilde olmaz. Yani mutlaka ikinci bir ihtimal verebilecekleri gibi olur insanların. O yüzden de mucizeleri Said Nursi diyor seyrek oluşturulur diyor Allah. Allah tarafından seyrek oluşturulur diyor. Kerametler de öyle, harikalar da öyle, mesela bir Mehdi beklentisinde de öyle, Mehdi’yi beklerken baştan sona bütün hayatı mucize gibi görüyorlar, halbuki aklın ihtiyarı hiçbir şekilde elinden alınmıyor. Onun için diyor Said Nursi kendisi dahi kendisini bilmez diyor mesela Mehdi’yi anlatırken. O izahlara göre, oradaki anlatımlara göre net bilecek gibi anlatılıyor ama değil. Mesela denizin yarılması mucizesi vardır veyahut başka Hz. İsa’nın ölüyü diriltme mucizesi vardır, mezarın içindeki ölüye kalk gel diyor Allah’ın izniyle, kalkıp geliyor. Ama şimdi adam düşünür yani mesela orada daha önce orada acaba biri var mıydı diye, eğer şeytani düşünmeye kalkarsa. Tabi çünkü taş kapağı var açılıp çıkıyor içinden, mezardan çıkıyor. Yani buna benzer mesela çamuru alıyor yerden çamurdan kuş biçiminde herhangi bir şey yapıyor üflüyor uçuyor ama cin fikirli birisi düşünebilir kuşu herhangi biçimde hızlı bir hareketle kuşu eline alıp atmıştır diyebilir. Yani aklın ihtiyarını almaz yani o yüzden, o yüzden zaten iman etmiyorlar tam. Hz. İsa diyor, havarilerinde imanlarında onların inkarı sezince diyor, inkarı sezince diyor, Kuran’da ayet var. Yani çok az insan iman etmiştir Hz. İsa’ya. İnsanlar zannediyor ki böyle mecburen iman edecek gibi olur. Öyle bir şey olmuyor, insanlar cin fikirlidir yani şeytani düşünmeye çok yatkındır. Bir şey olduğunda mutlaka onun bir zıttını düşünmeye kalkarlar. Ama Allah mesela Peygamber Efendimiz (sav)’i savaşta dört taraftan kuşattılar onu şehit edemediler. Bu çok büyük mucizedir. Sırf şu yeterdir Peygamberin hak Peygamber olması için. Düşünün gözü dönmüş ve tek amacı onu öldürmek. Onun için gelmişler oraya yani amaçları Peygamber (sav)’i şehit etmek. Öldürmek demeyeyim Allah affetsin şehit etmek, amaçları bu. Hatta bir ara kayboluyor Peygamber Efendimiz (sav) onların arasında sahabeler vefat ettiğini düşünüyorlar yani şehit edildiğini düşünüyorlar. Yine Allah affetsin çünkü vefat demeyeyim, şehit olması. Dört tarafından bir insanın kuşatılıp da şehit edilememesi net mucizedir yani hiç açıklaması yok. 63 yaşına kadar hiçbir şekilde onun şehit edilememesi ki yani binlerce düşmanı vardı, bir mucizedir. Böyle mucize vardır bir de o tarz mucizeler vardır.
MUHABİR: Hocam bir de şu geldi aklıma sona da geldik burada bir dostumuz ihlası sormuş ve nasıl sağlanır diye bu soru var ama ona bağlı hemen soru sorayım. Savaşlardan Resulü Ekrem Efendimizin şahadete ermesinde gayret edilmesinden aklıma geldi tabi çok iyi bildiğim bir konu değil. Resulullah Efendimizin kanı toprağa değdi mi? Mesela dişi kırıldı bir savaşta orada yanlış hatırlamıyorsam melekelerden bir tanesi Cebrail Aleyhisselam olsa gerek, yere düşmeden o kan yakalayabilmek için çektiğim o zahmeti anlatamam gibi bir şey duydum da yani
ADNAN OKTAR: Resulullah (sav)’ın kanı yere gelirse o da bir berekettir. Toprak için bir güzelliktir, mübarek kanı tabi ki değer toprağa değmiştir. Mübarek bedeni de zaten toprağa değmiştir biliyorsunuz inşaAllah. Şehit olarak Allah’ın katında İnşaAllah. Şu anda da mezar-ı şerifinde İnşaAllah, istirahat halinde İnşaAllah. Bunlar Peygamber Efendimiz (sav)’in ve diğer Peygamberlerde de rastlanan şeyler. Mesela birçok peygamber şehit edilmiştir. Kanları toprağa akmıştır inşaAllah, toprağa berekettir.
MUHABİR: Duyduğumuz şeyi hocam paylaşmak zorundayız çünkü akılda soru olarak kalmasındansa paylaşmak, anlamak, aslını öğrenmek faydalıdır diye düşünüyorum. Hocam çok teşekkür ediyoruz, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.
MUHABİR: İstifade ediyoruz, umarız dostlar da istifade ediyorlardır, bir mesajımız varsa dostlarımıza hem onu alalım, hem de ben ağır ağır izninizle diyelim vedamı gerçekleştireyim.
ADNAN OKTAR: Allah bu güzel zamanı bereketli kılsın, güzel kılsın inşaAllah. Hayırlı etsin, yolumuzu açsız, Allah münafıkların, fasıkların, oyuncuların oyunlarını ayaklarına dolasın. Türk İslam milletini dünyaya hakim etsin. Türk milletini, Türk devletini güçlü kılsın Allah. Bütün İslam alemini kurtarmaya, bütün Türklük alemini kurtarmaya vesile etsin İnşaAllah. Bunu diyeceğim İnşaAllah. İnşaAllah hepimiz çok çok samimi olalım, Allah’ı çok sevelim, çok korkalım, Kuran’a çok sıkı sıkıya sarılalım İnşaAllah.
MUHABİR: Peki Allah razı olsun diyoruz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Evet, değerli dostlarımız tekrar buluşabilmek, kavuşabilmek dileğiyle, hak sohbetleri edebilmek dileğiyle burada hocamla beraber görüşünceye kadar Mevlam yar ve yardımcınız olsun. Rabbim sizi her zaman güzel insanlarla karşılaştırsın, selamlar.