MUHABİR: İyi akşamlar, Adnan Oktar’la Başbaşa Programı’nda yeniden birlikteyiz. Bugün Sayın Adnan Oktar’la ahir zaman konularını, gündemdeki konuları ve sizin merak ettiğiniz soruların cevaplarını konuşacağız. Sayın Oktar programımıza hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, teşekkür ederim.
MUHABİR: Sayın Hocam, bizim tabi ki programlarımızda, son dönem en önemli konularımızdan bir tanesi ahir zaman konuları, yine sizin üzerinde önemle durduğunuz bir diğer belirtisi, bir işareti de Kuran’ı Kerim’de yer alan Kehf Suresi. Siz Kehf Suresi’ndeki anlatılan kıssaların, ahir zamanla ilgili işaretler olduğunu ve Peygamberimizin de bu konuyla ilgili hadisleri olduğundan bahsetmiştiniz. İsterseniz öncelikle Kehf Suresi’ndeki işaretler nelerdir ve Kehf Suresi’ni bugüne kadar okuyan insanlar neyi farklı bulmaya çalışmalılar? O konudan başlayalım.
ADNAN OKTAR: Evet, Ashabı Kehf Mehdi zamanında uyanır diyor, Peygamberimizin hadisi var ve Mehdi’nin yardımcıları olacak deniyor. Dolayısıyla Kehf Suresi’yle bir kere bağlantıyı buradan buluyoruz. İkincisi Deccal’in fitnesiyle karşılaştığınızda Kehf Suresi’nin ilk on ayetini okuyun diyor, Peygamber Efendimizin hadisi var. Ayrıca yine Kehf Suresi’nin okunması, Deccal devrinde okunmasına dair yine hadisler var, buradan Mehdiyetle bağlantısını görüyoruz. Çünkü Deccal varsa, zaten Mehdi’de vardır aynı dönemde, bir de Ashabı Kehf’in Mehdi’nin yardımcıları olacağının açıklanması, hadislerde belirtilmesi, Kehf Suresi’ne dikkatimizi çekiyor. Evet, Kehf Suresi’yle ilgili siz bana böyle detay sorular sorarsanız, bende size bir şeyler söylerim.
MUHABİR: İnşaAllah, Hocam ilk olarak ilk on Ayet dediniz. Şimdi izleyicilerimizde özellikle Kuran’ı Türkçe anlamı üzerine, son dönemde bize yoğun soru gönderdiler. İlk on Ayet’ten okuyabilir miyiz, yani nedir ilk on Ayet?
ADNAN OKTAR: Aslında 9. Ayet’te, şeytandan Allah’a sığınırım, sen yoksa Kehf ve Rakim Ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın, o gençler diyor, mağaraya sığındıkları zaman, 10. Ayette Kehf konusuna doğrudan girilmiş oluyor, dikkat ederseniz,
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Yani net ifade orada başlıyor. O gençler mağara sığındıkları zaman demişlerdi ki: ‘’Rabbimiz katından bize bir rahmet ver, işimizden bize doğruyu kolaylaştır’’. Demek ki bir faaliyet yapacaklar ki işimizden diyor,
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Yani boş durmayacakları anlaşılıyor, o dikkat çekici.
MUHABİR: Peki Hocam, daha böyle özel, Sure’nin içinden bir sual size buyurayım.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Kehf Suresi’nde bizim bildiğimiz kadarıyla mağaraya sığınan gençler, inançları dolayısıyla toplumdan dışlanmış bir genç grup var,
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Yanlarında bir köpekle birlikte, mağarada 300+9 yıllık bir zaman geçirip uyandırılıyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Burada birincisi, bu 300+9 yıl denmesi oradan nasıl bir mana çıkartmalıyız, neden 309 yıl değil, neden 300+9 yıl?
ADNAN OKTAR: Tabi doğrusunu Allah bilir ama mesela Kehf Suresi’ne dikkat çekilecek hususlardan birisi, Kehf ve Rakim ismi, Rakim Ehli var, Kehf ve Rakim Ehli. Bu iki topluluktur, ismi iki topluluk, iki. Hz. Musa iki denizin birleştiği yere kadar gidiyor, iki, Musa ve genç yardımcısı var, iki, iki denizin birleştiği yerde balıklarını unutuyorlar, iki, Hz Musa ve Hızır var, ikisi var,
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: İkisi yola koyuldu şeklinde Ayet’te belirtiliyor, iki, Yecüc ve Mecüc var, iki kavim, iki bağ sahibinden bahsediliyor, iki öksüz çocuktan bahsediliyor, iki seddin arası var, iki dağın arası var, buna benzer tekrarlayan ikiler var, Kehf Suresi’nde bu dikkat çeken bir husus. Diyeceksiniz ki ikilerin tekrarı nedir, onu
MUHABİR: 300+9 yılda da
ADNAN OKTAR: Evet, onu da diyebilirsiniz.
MUHABİR: Neden 309 değil de, 300 yıl kaldılar ve 9 yıl daha kaldılar şeklinde bir?
ADNAN OKTAR: O biraz hem Allahu Alem kıyametin tarihinin hesaplanmasında bir bilgi o, hem de başka anlamları da var, yani özellikle dokuzunda anlamı var. Bizde biliyorsunuz şu an 2009’dayız.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Evet, mesela bir evvelki programda söylemiştim; üçtürler, dördüncüleri köpektir 34, 34 size bir şey çağrıştırıyor mu bu rakam?
MUHABİR: İstanbul
ADNAN OKTAR: Evet, iki denizin birleştiği yerden de bahsediyor burada değil mi? Evet, beştir onların altıncısı köpekleridir diyor, burada da 56 var, Risaleyi Nur’un serbestliği tarihidir 1956 yılı. Yedidir onların sekizincisi köpekleridir, 78, 1978 yine hicri 1400 tarihini veriyor, Mehdi’nin çıkış tarihidir.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Bu iki denizin birleştiği yerde, denizin akıntısından bahsediyor, İstanbul denizinde vardır akıntı biliyorsunuz, yani düz denizde akıntı olmaz.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Yani boğaz olması lazım akıntı olması için. İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim, yani bu İstanbul’dur inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Balıklarını unutuverdiler, denizde bir akıntıya doğru kendi yolunu tuttu diyor. Akıntı istikametinde bir olaydan bahsediliyor.
MUHABİR: Sayın Oktar, iki denizin birleştiği yer konusuyla ilgili, aklıma gelen bir konuyu size sorayım; Atlas Okyanusunda bir bölgede diye biliyorum tatlı ve tuzlu suyun ayrıldığı,
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Yani iki denizin birleştiği yer diye de bilim adamları tarafından anılan, Kuran’da işaret edildiği yer olarak gösterilen bir çalışma yapılmıştı Kaptan Kusto tarafından
ADNAN OKTAR: Evet, biliyorum
MUHABİR: Sizin bugünkü söyleviniz İstanbul’dur aslında bunun yeri, iki denizin birleştiği yer İstanbul’dur, burası kastedilmektedir. Şimdi Atlas Okyanusunda bulunan o tatlı ve tuzlunun ayrıldığı yerle, İstanbul’daki farkı nasıl açıklayabiliriz?
ADNAN OKTAR: Oralarda da bir akıntı var ama burada net bir nehir akıntısı tarzında, sistemli ve düzgün bir akıntı vardır boğazda, yani kesintisiz devam eder biliyorsunuz.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Ama orda serbest akıntı vardır, yani İngiltere’de de vardır biliyorsunuz bir su akıntısı, sıcak ve soğuk sulardan kaynaklanan akıntı vardır. Dediğiniz yerde de vardır o akıntı ama burada muntazam bir nehir akıntısı vardır, yani nehir tarzında akıntı vardır İstanbul Boğazında ve hiç kesintisiz devam eder ama iki denizin birleştiği yer ve akıntıyı birleştirdiğimizde İstanbul olduğu, İstanbul Boğazı olduğu açıkça anlaşılmış oluyor.
MUHABİR: Burada Hocam şöyle bir tespitte yapabiliriz aslında, iki denizin birleştiği yerden, biz hep belki bugüne kadar yönlendirmelerle tatlıyla tuzlunun ayrıldığı noktayı, iki denizin birleştiği yer dedik ama İstanbul’da aslında Akdeniz’le Karadeniz’in birleştiği bir nokta, Ege Deniziyle Karadeniz’in birleştiği bir nokta,
ADNAN OKTAR: Evet, güzel, tabi
MUHABİR: Öyle bir yorumda çıkarmak mümkün herhalde
ADNAN OKTAR: Tabi, iki denizin birleştiği yer, tabi ki o yönüyle de doğru.
MUHABİR: Esas itibariyle aslında daha mantıklı
ADNAN OKTAR: Evet, tabi, en şey oturan yönü o oluyor.
MUHABİR: Bir denizin içersinde bir birleşme olmaz, iki denizin birleşmesinde birleşme daha mantıklı geliyor.
ADNAN OKTAR: Tabi, iki farklı deniz, tabi
MUHABİR: Anladığımız kadarıyla Hocam, 300+9’un haricinde de bir takım matematiksel hesaplamalar yapmak mümkün Kehf Suresi’nde.
ADNAN OKTAR: Evet, mesela bakın diyor ki 79’da bir geminin tahrip olmasında bahsediliyor.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Biliyorsunuz 79’da büyük bir tanker faciası oldu İstanbul’da ve büyük bir patlama oldu, yani İstanbul tarihinde pek rastlanmayan bir şeydi. Diyor ki mesela çarpışma büyük gürültü eşliğinde patlama oldu, patlama sabahın sessizliği İstanbul’un hemen her semtinden duyuldu. Romen tankeri petrolü yanmaya başladı, bir kısım denizciler biliyorsunuz öldüler, 5 denizci yanarak öldü. Günler boyu yanan ham petrol, bir yandan da hava kirliliği yarattı biliyorsunuz. 7 Aralık gece yarısı büyük bir patlama daha oldu ve bunun şiddetinden bütün İstanbul’un göğü aydınlandı, hatta insanlar sabah mı oldu acaba dediler. O devirde olanlar iyi bilirler.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Bakın mesela diyor ki, Hadisi Şerif’te, Mehdi’nin zuhurundan evvel bir ateş çıkacağı belirtiyor, o ateş bugün Beraut denilen vadide sönük vaziyettedir, yani petrol halindedir diyor.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: O ateş içinde müthiş azap olduğu halde insanları kaplar ve o ateş insanları yakıp bitirir. Bakın elli bir denizci yanarak ölmüştü, buna işaret ediyor. O ateş içinde müthiş azap olduğu halde insanları kaplar, o ateş insanları yakıp bitirir, elli bir denizci yanarak öldü, çoğunun cesedi bile bulunamadı diyor. Gökte alışılmış olan kırmızının aksine, bambaşka bir kızıllık yayılacak diyor hadiste, bu patlama için. 7 Aralık gece yarısı, büyük bir patlama daha oldu ve bunun şiddetinden bütün İstanbul göğü aydınlandı, Hürriyet gazetesinde çıkmıştı bu haber o zamanlar.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Gökte karanlık görülecek diyor bu olaydan sonra, zehirli gazlardan dolayı muazzam bir karanlık ve bulut sütunu oluştu o devirde, şurada da fotoğrafı da var.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: 79 ‘da, kitapta gösterttiğim şey, evet. Öyle ki korkudan uykuda olanlar uyanacak diyor bunun gürültüsünden, patlamanın şiddetinden, ayakta olan çökecek, oturan ise ayağa fırlayacak. Yunan şilebiyle çarpıştığı zaman üstüne infilak eden Romen tankeri, İstanbul’a korkulu gün yaşattı diyor Tercüman. Sabaha karşı olan çarpışmadan sonra müthiş patlama, İstanbulluları yataklarından fırlattı diyor, gazete haberi.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Hadisle aynı, hadiste de aynısı meydana geliyor. Binlerce evin camları kırılmıştı o zamanlar, büyük bir sarsıntı olmuştu, insanlar, halk o an şaşırarak ne yapacağını bilemez hale gelmişlerdi, normal bir refleksle yatakta yatanlar, yataklarından fırladılar, herkes hatırlar. Ayakta olanlar korku sebebiyle çökmüş, elini başının üstüne koyup yere sinmiştir. O ateş malları yakıp bitirir diyor hadiste; 150 bin grostonluk dünyanın sayılı büyük tankerlerinden Independenta, içinde 95 bin 530 ton ham petrolle birlikte yok oldu diyor Hürriyet gazetesi yine, büyük bir mal varlığı yok olmuştu o zaman. Hadisi Şerif’te devam ediyor yine bu patlamayla ilgili; Yeryüzü ve gökyüzü arasında gök gürültüsü gibi, korkunç gürültüsü olur diyor bu patlamanın. Romen tankerde büyük bir gürültüyle şiddetli patlama oldu, patlama sabahın sessizliğinde İstanbul’un hemen her semtinden duyuldu diyor Hürriyet gazetesinde. Hakikaten çok şiddetli bir patlama olmuştu, halkta gündüz oldu diye kalktı, hatta bir kısmı da kıyamet koptu, falan zannetmişti, o kadar çekinmişlerdi. Bakın 1979’a bakan bir Ayet inşaAllah,
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Gemi ve tahrip olan bir gemiden bahsediyor burada.
MUHABİR: Hocam aynı Sure’de bir başka Ayet var, inşaAllah 48. Ayet, orada da: Andolsun sizi ilk defa yarattığımız gibi bize dönmüş oldunuz, bizim size bir kavuşma zamanı tespit etmediğimizi sanmıştınız, değil mi, diye bir Ayet buyrulmuş, insana bir hitap var aslında,
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Burada da ahir zamanla ilgili belki de net bir ifade var, isterseniz Hocam bu Ayet üzerinde biraz konuşalım, insanlara bir kavuşma zamanı tespit edildiğini, bir kıyamet günü diye tasvir edebiliriz belki ve insanları ilk yaratmada olduğu gibi, tekrar geri döndürüleceğini anlatan bir Ayeti Kerime. Burada ne anlamalıyız, ahir zamanla ilgili bir işaret var mıdır?
ADNAN OKTAR: Onlar senin Rabbine sıra sıra sunulmuşlardır, şeytandan Allah’a sığınırım,
MUHABİR: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Andolsun siz ilk defa yaratıldığınız gibi bize gelmiş oldunuz, hayır size bir kavuşma zamanı tespit etmediğimizi mi sanmıştınız, değil mi, diyor Allah. Kavuşma zamanı, tabi önlerine kitap konulmuştur, artık suçlu günahkârların onda olanlardan dolayı dehşetle korkuya kapıldıklarını görürsün. Derler ki: Eyvahlar bize, bu kitaba ne oluyor ki küçük, büyük bırakmayıp her şeyi sayıp döküyor. Yapıp ettiklerini önlerinde hazır bulmuşlardır, Rabbin hiç kimseye zulmetmez. Müthiş şaşırıyorlar, yani çocukluğundan itibaren gençliği, her şey çok detaylı videokaset gibi detaylı olarak sunulunca hayret ediyorlar ahrette ki insanlar, buna dikkat çekiliyor.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Hocam, gördüğümüz üzere Kehf Suresi’nde gerçekten ahir zamanla ilgili örnekler var.
ADNAN OKTAR: Evet çok fazla, ben bir tane örnek verdim şu an.
MUHABİR: Evet, aslında bütün Surelerde güncel yaşamımızla ilgili cevaplar bulmak mümkün,
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Zaten izleyicilerimizin dikkatini son dönemde bu konu bayağı bir celp etmiş durumda, gelen soruların birçoğunda da artık Türkçe meal okunmaya başlandığı, işte bazı Ayetleri anlamakta zorlandıkları veya anlamadıkları için size sorduklarını görüyoruz. O manada da izleyicilerimizden tepki aldığımızı söylemek mümkün. Bu arada Hocam, izleyicilerimizden bahsetmişken, mailimizi de hatırlatalım müsaade buyurursanız, çünkü onların sorularıyla programımız çok daha renkleniyor,
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Çok ilginç sorularda geliyor, hatta güncel hayatta bana da telefonla açıp Salı günleri özellikle, Hocamıza bunu da sor, şunu da soralım diye, arkadaşlarımızın da sualleri oluyor.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: İnşaAllah bu akşam, bir iki tane soracağım.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Evet, sevgili seyirciler, ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden, programımıza mail yoluyla katılma şansınız var. Merak ettiğiniz her türlü konuyla alakalı sorularınızı yöneltebilirsiniz, süremiz el verdiğince Sayın Hocamıza bu sorularınızı ileteceğiz. Hocam, hafta içinde bize gelen sualler var, isterseniz birkaç tane size zikredeyim;
ADNAN OKTAR: Çok iyi olur.
MUHABİR: Hocam, Hz. Mehdi’yle alakalı sorular var, isterseniz onla başlayalım, konumuzdan çokta uzaklaşmadan.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Sayın hocam, Hz. Mehdi ve Hz. İsa ilk karşılaştıklarında ne konuşacaklar, ilk karşılaşmaları nerede ve nasıl olacak diye Sami Tuncer, Yalova’dan bir soru yöneltmiş.
ADNAN OKTAR: İstanbul’da da olabilir, Kudüs’te de olabilir, ya İstanbul’da ya Kudüs’te olacak, ikisinden birisi.
MUHABİR: İstanbul veya Kudüs?
ADNAN OKTAR: Evet, ama Kudüs’te olması ihtimali daha yüksek
MUHABİR: Sizin Hocam, aslında üzerinde ısrarla durduğunuz konulardan bir tanesi de, İstanbul’un manevi önemi.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Siz hem Mehdiyetin hem de birçok olayın
ADNAN OKTAR: Hz. İsa’nın da geleceği
MUHABİR: İstanbul’da gelişeceğini söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Hocam, yine bir röportajınızda Darwin için çağımızın deccalidir demişsiniz, bunu biraz açıklayabilir misiniz diye Sıtkı Mollaoğlu, Artvin’den sormuş.
ADNAN OKTAR: Tarifine uyuyor, yani eylemleri uyuyor
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Görünümü uyuyor, mesela bindiği vasıta uyuyor; O zaman Darwin’in zamanında ki trenin tarifi var, yani tren tam onun devrindeki tren, yani böyle dumanlı, ateşler saçarak ilerleyen bir trene bineceğinden bahsediliyor,
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Ona uygun. Saçı, sakalına karışmıştır diyor, rüzgar vurdukça saçı sakalına karışır diyor, ona uygun. Boyu kısa ve bodurdur diyor, ona uygun. Gözleri pörtlektir diyor, yani dışarıya doğru çıkıktır diyor, o yönden uygun. Biraz cahil olacak ama biraz alim olacak şeklinde geçiyor hadiste, yani bilgisi olacak ama yarı cahil olduğuna işaret ediliyor hadiste, bu uygun. Ona cahiller uyacak diyor, cahil olan kimseler daha çok uyacak diyor, o yönden uygun. Onun zamanındaki, işte teknik aletlerin gelişmesi de, böyle ilk gelişmeye ait, teknik aletlere ait hadisler var, ona uyuyor, o yönüyle uyuyor. Ama en önemlisi dinsizliği ve ateistliği yayması belirtiliyor hadislerde, yani dinsizliğin asıl savunucusu olacağı, dünyaya dinsizliği yayacağı, onun komitesi olacağı, insanları hercü merc içinde bırakacağı, kan dökülmesine sebep olacağı, fitneye sebep olacağı belirtiliyor. O yönleriyle çok uyuyor.
MUHABİR: Hocam, biraz da Hz. Mehdi’den konuşmak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Hatta bunla alakalı bir soru gelmiş, isterseniz o soruda Hz. Mehdi’yle ilgili konuşmamızın bir başlangıcı olsun, güzelde bir soru. Sorumuzu Sacit Kırmal, Edirne’den göndermiş, muhtelif ülkelerden birçok alim, birbirlerinden habersiz şekilde Mehdi’yi aramak üzere yollara çıkacak ve her birine 310 kadar insan refakat edecek. Sonunda, hepsi de Mekke’de buluşurlar ve birbirlerine buraya niçin geldiklerini sorduklarında, hepsi de bu fitneyi önleyecek ve Konstantiniye’yi fethedecek olan Mehdi’yi arıyoruz. Çünkü biz onun babasının, anasının ve ordusunun isimlerini öğrendik şeklinde cevap verdiler. Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, Sayfa 40 demiş. Buradaki Hadisi Şerif’ten neyi anlamalıyız? Fikri Başbudak, Bolu’dan da, Mehdi Konstantiniye ve Deylem Dağı’nı fethedecektir, burada hadiste anlatılan İstanbul ve İran öncelikli olarak mı fethedilecek diye bir konu var. Hocam, İstanbul bu hadislerde de geçiyor, izleyicilerimizin tespitlerinden hareketle söylüyorum. Siz bu konuda ne söyleyeceksiniz, İstanbul’un fethedilmesi?
ADNAN OKTAR: Evet, Mehdi İstanbul’u fethedecek, Konstantiniye’yi
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Tekbirle fetheder diyor Peygamber Efendimiz hadislerde, yalnız ben şu kitabı 20 yıl önce yazmıştım, daha öncede söylemiştim,
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Yani bu kitapta yazdıklarımın hepsi teker teker çıkıyor, ben ona hayret ediyorum, Allah’ın hikmeti. Mesela geçenlerde de izah ettim,
MUHABİR: Kitabınız satılıyor mu hocam, bu kitabınız?
ADNAN OKTAR: Bu zannetmiyorum, şeyde kalmamış olabilir, piyasada satışta kalmamış olabilir. Mesela fitnelerin çoğalması, küfür her yanı istila edip hükmü cemiyet içinde aşikara işlenmedikçe, Mehdi zuhur etmez. Mehdi, fitneler zuhur ettiği bir zaman aralığında gelecek. Maliptekarışıklıklar, fitneler ve korku olacak. Bakın, dikkat edin, açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak, ekonomik kriz olacak diyor.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Ben bunu, 20 yıl önce yazdım bu kitabı. Bak, açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak.
MUHABİR: Mehdi zuhur etmeden önce?
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Tabi, mesela hadislerde, mesela diyor ki; zira onun, Hz. Mehdi’nin zuhuru yüz başlarında olacaktır, yani hicri 1400’ün başında olduğu için
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Yüz başı olmuş oluyor.
MUHABİR: Asırların başlarında
ADNAN OKTAR: Evet, mesela Resulullah buyurdu: Kıyamet yeryüzünde Allah’a ibadet edilmeyen bir yüz sene geçmedikçe kıyamet kopmaz. Yine Mehdi’den sonra yaklaşık yüzyıl kadar bir vakit geçiyor, ondan sonra kıyamet kopuyor. Bu ümmetin ömrü 1000 seneyi geçecek, fakat 1500 seneyi aşmayacaktır, yani hicri 1500’den sonra, bozulma başlayacağını işaret ediliyor, Celaleddin Suyuti’nin El Keşfu Fi Mücazeveti Hazin El Ümmeti diye uzun isimli bir eseri. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, ümmetin galibane ömrünün 1506 yılına kadar olduğunu belirtiyor.
MUHABİR: 1506 Hocam, miladi takvimle 2107 mi olur, 622 sene fark var.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi hicri 1430’tayız şu an
MUHABİR: Doğru 1406, yaklaşık 76 senelik bir zaman dilimi var.
ADNAN OKTAR: Evet, mesela kıyametin kopması için zamandan sadece 1 günde başka vakit kalmamış olsa da, Allah benim Ehli Beytimden Mehdi’yi gönderecek diyor. Eğer dünyada 1 gün kalsa, Allah o günü uzatır ve Ehli Beytimden Mehdi’yi gönderir. Mehdi’nin çıkış vakti için ben bunları belirtiyorum. Efendim, Mehdi devrinde adaletten bahsediyor, mesela yeryüzünü zulümle dolduğu gibi, o yeryüzünü adaletle dolduracak. Mehdi bendendir. Yeryüzü zulüm ve işkence dolduğu gibi, onu doğruluk ve adaletle doldurur. Şu anda da zulüm ve işkenceyle dolu, yeryüzü zulüm ve işkence, adaletle dolacaktır. Demek ki Mehdi zamanında muazzam bir zulüm ve işkence olacak, Mehdi de bunu engelleyecek.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Mehdi zamanında adalet o kadar bol olacak ki zorla alınan her mal sahibine geri verildiği gibi, insanın başkasına ait olduğu dişinde kalmış bir şey olsa bile, sahibine iade edilecektir diyor. Mehdi’nin cömertliğinden bahsediyor; Allahu Teâlâ Hazretleri insanları zengin kılmak için onu gönderecektir, o zaman ümmetim nimetlenecek, hayvanlar bolluk içinde ve arzın nebatatı çok fazla olacak, Hz. Mehdi insanlara eşit şekilde, bol, bol mal dağıtacaktır. Mehdi adil bir hakem olarak çıkacak, eşyayı, malı dağıtacak, fakat bolluktan dolayı kabul eden olmayacaktır. Ümmetimin sonunda öyle bir kişi gelecek ki, yani Mehdi, avuç avuç mal ve para dağıtacak, bu malı adet olarak iade edip saymayacaktır.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Buradaki Hocam, İstanbul’un fethi de, manevi fetih manasında
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi, bakın mesela ekonomik krizi 20 yıl önce nasıl açıklamışım, özel paragraf açıp,
MUHABİR: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: Mehdi çıkmadan önce malipte karışıklıklar, fitneler, korkular olacak, açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak. Hayat pahalılığını özel koyu yazmışım, böyle kalın harflerle.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Hayat pahalılığı gelecek diye, inşaAllah
MUHABİR: Sizin Hocam, iddianıza göre krizde devam edecek bir 5 yıl daha
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Devam edecek
ADNAN OKTAR: Bakın, Ayetlerde buna işaret ediyor; Taha Suresi, Ayet 129: Kim ki benim Kitabımdan, Kuran’dan yüz çevirirse, onun için geçim sıkıntılı, dar bir hayat vardır. Andolsun ki biz Firavun ailesini öğüt alsınlar diye tuttuk, yıllarca kuraklık ve ürün kıtlığına uğrattık, yani bu dünyadaki genel kıtlığa işaret ediyor bu.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Allah rızkı hem darlaştırır, hem bollaştırır. Allah size şöyle bir şehri misal verir, şeytandan Allah’a sığınırım, güven içinde, huzur içindeydiler, her yerden oraya bol bol rızık geliyordu ama Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler, bu yüzden Allah, onları yaptıklarına ceza olarak açlık ve korku belalarını musallat edip tattırdı. Nahl Suresi, Ayet:112. Bu da şu an ki dünyada olan ekonomik krizin açıkça ifadesi.
MUHABİR: Hocam, ben programlarımızda bu konuyu size özellikle soruyorum, cömertlik kavramı dinimize çok önemli bir yer tutan bir kavram, dolayısıyla sizde insanlara cömert olmayı ve açlık korkusuyla yaşamamayı tavsiye ediyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Yine o soruyu yinelemek istiyorum ben size, çünkü izleyicilerimizden bize sürekli gelende bir soru, işte krizin olduğu veya işlerin kötü gittiği bu dönemlerde de, insanlar birbirlerine yardımdan vazgeçmemeliler ve cömertliklerini devam ettirmeliler.
ADNAN OKTAR: Tabi ki, bilakis, bilakis ellerinden geldiği kadarıyla birbirlerine yardım ettiklerinde, bu krizi çözecek mühim bir sistemdir bu,
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Yani, ne kadar mal tutulursa, ne kadar para tutulursa ve bu fakirlere verilmezse, ihtiyacı olanlara verilmezse, o parayı tutanı daha da fakirleştirecek bir sistem meydana gelir, yani iyice fakirleştirir.
MUHABİR: Hocam, siz konuşurken inşaAllah aklımıza geldi, Tevbe Suresi’nde de, altın ve gümüşü biriktirenlere acı bir azap ile müjdele,
ADNAN OKTAR: Tabi ki
MUHABİR: Şeklinde bir buyruk var, o yüzden bu bölüşme imkanını iyi değerlendirmek lazım, etrafımızdaki ihtiyaç sahiplerini mutlaka görmekte fayda var.
ADNAN OKTAR: Mesela, bak diyor ki: Deccal çıkınca, ona karşı müminlerden bir adam Mehdi’ye yönelir, derken o mümin kimseyi birçok silahlar, Deccal’in merkezlerde gözetleme yapan silahları karşı çıkarlar, yani Mehdi’yi de gözetleyecekler, takip edecekleri belirtiliyor.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Ben bunun iddia edilen Ergenekon örgütü olduğunu düşünüyorum, şu an ki işaretleri odur. Mesela Nuh içinde diyorlar ki; Müminun Suresi, Ayet 25’te, o Nuh kendisinde delilik bulunan bir adamdır diyorlar Nuh Aleyhisselam’a. O delilik bulunan bir adamdır, başka bir şey değil, bir süreye kadar onu gözetleyin bakalım, yani göz takibine alın, izleyin ne yapıyor derler diyor. Yine, deccal çıkınca ona karşı müminlerden Mehdi yönelir, derken o mümin kimseye, birçok silahlar deccalin merkezlerinde gözetleme yapan silahlar karşı çıkarlar ve kendisine, nereye gitmeye kastediyorsun diye sorarlar. O da şu çıkan kimseye, yani deccala karşı gitmeye kastediyorum der. Deccalin taraftarları ona, sen bizim Rabbimize inanmıyor musun derler, yani bizim sistemimize inanmıyor musun? O zatta, bizim Rabbimizde hiçbir gizlilik yoktur der. Ötekilerde, bunu öldürün derler. Bu sözüyle taraftarlardan bir kısmı diğerlerine, sizin Rabbiniz kendi izni olmadan herhangi bir kimseyi öldürmekten sizleri men etmiş değil midir? Müteakiben o zatı, Deccal’in yanına götürürler. Deccal de onu öldürmek istemiyor, yani öldürülmesini tehlikeli buluyor.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Ayrıca onu zindana atmakla, bir ateş içine attığını zanneder, yani hapishaneye atıyorlar Mehdi’yi, onu bir ateş içine attığını zanneder diyor, Deccal diyor. Halbuki onu Cennete atmıştır, zira mümin, zahiren Cehennem de olsa bile, gönlü Cennettedir. Müslimi Şerefin Mütercimi Mehmed Sofuoğlu, buradaki Cennet’in dünya bahçelerinden bir bahçe olduğunu söyler. Şu halde anlaşılıyor ki Deccal, Mehdi’yi ıssız yerlere sürecek ama onun sürdüğü yerler, bağlık yerler olacaktır.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Evet, mesela Mehdi hakkında olumsuz propaganda yapılacağı belirtiliyor, onunla ilgili hadis var. Sırtı ve karnı döve döve genişletilir, bu sefer onu iki eliyle, iki ayağıyla yakalar, fırlatır, atar diyor. Deccal onu bir ateş içine attığını sanır, halbuki o bir cennet içine atılmıştır. Mehdi’nin yine elinden ve ayağından zincirleneceği belirtiliyor, yani o şekilde. Renginin arabidir diyor, yani şöyle de açıklanıyor; Beyaz renkli fakat beyazı esmere çalıyordu diyor, Peygamber Efendimizin rengi için aynı renktedir diyor. O Mehdi’nin boyu, posu sanki Beni İsrail ricalindedir, cismi İsrail cismi gibidir. Mehdi sanki Beni İsrail’den bir adamdır, tavrı onlara benzer, yani heybetli ve acar. Mehdi orta boylu olacaktır. O zamanlar yazdığım eserden bunlar.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: İstanbul’u manen fethedecek, mesela, Allah onun eliyle Konstantiniye’yi fethedecektir, hadis. Naim Bin Hambad Cafer’den tahric etti; Hz. Mehdi arkadaşlarını her tarafa gönderir, zulüm ve zalimlerin hepsini yok eder, beldeler onun emrine gelir, Allahu Teâlâ onun elindeki Konstantiniye’nin fethini müyesser kılar. Allah onun eliyle diyor, Konstantiniye’nin fethini müyesser kılar. Allah Konstantiniye’yi çok sevdiği dostlarının ehline fethedecek, yani alacak. Bu fitneleri önleyecek ve Konstantiniye’yi fethedecek olan Mehdi’yi arıyoruz, çünkü biz babasının, anasının, ordusunun isimlerini öğrendik, şeklinde cevap verirler diyor. Mehdi Konstantiniye’yi ve Deylem Dağını fethedecektir, demin o söylediğiniz.
MUHABİR: Evet, izleyicimizin sorduğu konu
ADNAN OKTAR: Evet, Mehdi Konstantiniye’nin fethi sırasında, sabah namazı için abdest alırken bir bayrak dikecek, yani denizin kenarında, onun bulunduğu bir yerde, bir bayrak olacağı belirtiliyor. Deniz ayrılacak, su kendinden uzaklaşacak ve açılan yolu takiben, yani yol gibi bir şey, ya denizin altındaki tüp geçidi işaret ediyor veyahut Boğaz köprüsünü işaret ediyor, denizden geçeceği söyleniyor, yani suya değmeden geçeceği belirtiliyor. Bak sayfalarca İstanbul’da çıkacağını anlatan hadis var, bir tane, iki tane değil. Allahu Teala onlar için dünyada zillet vardır, Bakara 114 mealindeki Ayet hakkında dedi ki; Onların dünyadaki zilleti, Mehdi’nin çıkıp Konstantiniye’yi fethetmesi ve Rumları yenmesidir, yani gayri Müslimleri de yenecek diyor. Bütün Avrupa’daki gayri Müslimleri karşı ilmi, kültürel bir faaliyet yapacağı belirtiliyor.
MUHABİR: Hocam, şöyle bir yorum doğru olur mu, İstanbul’un manen fethinin gerçekleşeceğinden bahsediyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: O zaman İstanbul, Mehdi’nin zuhur edeceği tarihe kadar, özellikle manevi anlamda da bir çöküş mü yaşayacak, yani
ADNAN OKTAR: Allahu Alem, Allahu Alem
MUHABİR: Maddenin, materyalin ön planda olduğu, kapitalist bir düzenin etkin olduğu bir şehir haline gelecek
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi Said Nursi açık, açık söylüyor; Maddiyun, tabiiyyun taunu, beşer içine intişar etmesiyle diyor, yani Darwinizm ve materyalizm insan içinde gelişmesiyle, her şeyden önce diyor, felsefeyi tam susturacak tarzda imanı kurtarmaktır birinci vazifesi, yani Darwinizm’i ve materyalizmi yerle bir edecek diyor Mehdi için. Çok kapsamlı anlatmış Said Nursi Hazretleri.
MUHABİR: Hocam, isterseniz birazcıkta gündemdeki konuları konuşalım.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Siyasette tabi bir seçime gidiyor ülkemiz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Yaklaşık bir buçuk aylık bir zaman dilimi kaldı ve partilerinde değişik propagandaları var.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: En farklıları da aslında bu seçimde Cumhuriyet Halk Partisi oldu; İlk önce başörtüsüyle başlayan, çarşaflılarla başlayan bir süreç oldu, rozetler takıldı, daha sonra gördük ki rozetler bir kişinin aday olması için bir popülist yaklaşımla takılmış medyadan gördüğümüz, akabinde Kuran kursu açılımı konusu gündeme geldi. Siz Deniz Baykal’la da ilgili hep olumlu şeyler söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, ben Deniz Baykal’ı severim.
MUHABİR: Evet, hep olumlu yorumlar yapıyorsunuz ama sizce bu nasıl karşılanmalı, yani çok samimi buluyor musunuz ve Türk siyaseti nereye gidiyor?
ADNAN OKTAR: Deniz Baykal’ın şahsı samimi, bayağı dürüst bir insan, aslında ona partiyi tam teslim etseler, tam bıraksalar, bakın samimi olarak söylüyorum, yani CHP ezer, geçer, yani en az 400-500 milletvekili çıkartır, fakat çok fazla baskı oluyor. Sayın Baykal’a da çok müdahale oluyor, dolayısıyla böyle CHP’yi hep küçük parti olarak bırakmayı amaçlayan bir grubun dediği sürekli oluyor, yani adamlar ısrarla CHP hiçbir şekilde iktidar olmayacak diye karar almışlar adeta, bırakmıyorlar. CHP’yi şöyle özgür, rahat düşünen, rahat kararlar alan, böyle tam demokrat bir parti haline gelmesine müsaade etmiyor bir kısım kişiler. Bırakın mesela Deniz Baykal’ın çalışma stiline tam teslim olun, bakın ne olacak.
MUHABİR: Bu kişiler parti içinden mi, dışarıdan mı Sayın Hocam?
ADNAN OKTAR: Parti içinden tabi, parti içinden, bir de
MUHABİR: Kendi ekibini kendisi kuramıyor mu Hocam, yoksa tabanda mı var?
ADNAN OKTAR: Tabanda da var, geçenlerde de gördüm, akıl veriyorlar, çevirmişler böyle Deniz Baykal’ı, yani daha iki günlük insanlar, siyasetin s sini bilmez, yani neyin ne olduğundan haberi yok, habire özgürlüklerin kısıtlanması için ona akıl veriyorlar, işte şunlara niye baskı yapıyorsun, şunu niye engellemiyorsunuz. O da onlara şefkatle davranmayı, sevgiyi anlatıyor ama biraz kalpleri bir kısmının katılaşmış gibi sanki böyle olmaz.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Baykal’ın sevecenliği, sevgi anlayışı, dostluk anlayışı, kardeşlik anlayışı bir yayılsa ve ilericilik anlayışı, Atatürkçülük anlayışı, böyle modernlik anlayışı tam kavransa çok güzel olur. Çünkü biz bir insanın aynisine bakarız, bir insanın aynisi iştir değil mi, lafa bakılmaz derler.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Ben tabi buna hâşâ İş olarak demiyorum ama genel olarak söylüyorum, fakat dini uygulamada fiili hayatına bakılır; Bakıyorum torunlarını alıp camiye gidiyor, namaz kıldırıyor, Allah’ı, Kuran’ı ısrarla övüyor, dine karşı muhabbetini açık, açık ifade ediyor. Tabi ki diyor, Kuran insanlara öğretilmesi gerekir diyor, yani aksini savunmanın çok anormal bir tavır olacağını belirtiyor. Böyle bir insanı biz hüsnü zanla bakmazsak, çok, çok acayip olur bu, yani İslam ahlakında hüsnü zan esastır, güzel zanla bakmak esastır ama benim kanaatim özellikle CHP’de son zamanlarda bir demokraside daha açılım olacak gibi geliyor bana, yani demokrasi anlayışında.
MUHABİR: Yani siz bu kampanyaları samimi mi buluyorsunuz Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabi ki samimi, dine yaklaşan, dini seven, dini koruyan bir insanı konuşması samimiyetsiz dersek, o zaman insanları, yani her dine yaklaşan insanı böyle töhmet altında bırakmış oluruz,
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Yani mesela dini yeni tanıyan, dini yaşamak isteyen birçok insan olacaktır. Süratle asrımız dine dönüş çağıdır, herkes dini artık kucaklayacaktır, dini sevecektir, dine yaklaşacaktır, demokrasiyi savunacaktır, insan haklarını savunacaktır değil mi, aydınlık anlayışı savunacaktır, böyle İslam’ın nurunu, ışığını kucaklayacaktır insanlar. Biz böyle her insana şüpheyle bakarsak, bu olmaz, yani dine uygun olmaz. O zaman birçok insanı dinden uzaklaştırmış gibi oluruz.
MUHABİR: Evet, siz bu bakışı da gayet pozitif görüyorsunuz o zaman.
ADNAN OKTAR: Tabi ki, tabi
MUHABİR: Peki hocam, her mahallede bir Kuran kursu
ADNAN OKTAR: Ne güzel, maşaAllah
MUHABİR: Zaten camilerde bildiğim kadarıyla, yaz sezonunda yapılıyor ama her camide bir Kuran kursu şeklinde bir sistem olmalı mı Türkiye’de, yani bir sorun yaratabilir mi ilerleyen dönemde, yani suiistimal edilmesi açısından, Kuran öğrenmek açısından değil ama?
ADNAN OKTAR: Şimdi ekmek dağıtmanın suiistimali olur mu, para dağıtmanın suiistimali olur mu, olmaz, zenginlere bol bol iyiliğin suiistimali olur mu, sevginin, şefkatin suiistimali olur mu, olmaz, güzel olan şeylerin suiistimali olmaz, bol bol dağıtılır.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Mesela bir insan çıkmış Kuran dağıtıyor, ben 2 milyon Kuran dağıtacağım diyor, hay Allah razı olsun, ne suiistimali olur bunun. Kuran kursunun ne suiistimali olabilir, insanlar Kuran öğrenecektir nihayetinde, herkesi mutlu edecek bir şey bu, gayet güzel, yani bu parti çıkarı sağlayan bir şey değil, dinin çıkarına olan bir şey bu. Güzel ahlakın çıkarına olan bir şey, yani bir insan bir evde Kuran kursunda eğitim gördüyse, illa ki gidip CHP’ye oy verecek anlamı çıkmaz ki bundan.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Yani başka partiye de oy verebilir.
MUHABİR: Mutlaka
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Ama Hocam, takdir edersiniz ki bugüne kadar siyaset, özellikle çok partili rejimden sonra, dini kavramlarla, işte sosyalist kavramlar hep birbirine uzak kutuplar olarak savaştı, halk nezdinde de kutuplaşmalar dönem, dönem Türkiye’de oldu. Bu anlamda tabi Türk siyaseti belki kısır bir dönem geçirdi. Gönül ister ki insanların projeleriyle, ülkelerine katkı sunabilecekleri ortamlar oluşturmaları, bizde bu beklentiyle beraber seçmen olarak, her seçimi dört gözle bekliyoruz. İnşaAllah bu partilerimiz, Türkiye’nin kalkınmasına yönelikte, idealist bir bakışla projeler üretir.
ADNAN OKTAR: İşin doğrusu bizim partilerimizin hemen, hemen tamamı çok efendi partiler, gayette güzel partiler, yani MHP mesela çok olgun, çok aklı başında, tam Türkiye’nin şartlarına en uygun partilerden birisi. Büyük Birlik Partisi de öyle, AKP’de öyle, Demokrat Parti de öyle, Saadet Partisi de öyle, yani hepsi birbirinden güzel, şimdi Sayın Deniz Baykal’da öyle, son derece efendi bir insan. Bence hiç fark etmez, yani hepsi birbirinden iyi, birbirinden hoş partiler, hepsi Türk-İslam Birliğini savunuyor. Mühim olan bu partilerin, Türk-İslam Birliğinin savunuculuğunda çok kararlı ve azimli olmalarıdır, ben görüyorum bu azimlerini, görüyorum ama Allah’a çok şükür, yani savunulsa da, savunulmasa da Türk-İslam Birliği hızla yayılıyor son zamanlarda.
MUHABİR: Hocam
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Aslında örnek verebilirim bu konuda,
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Tabi klasik bizim siyasetimizde, işte Ak Partililer CHP’lileri eleştirir, CHP’liler Ak Partilileri eleştirir, hep alışa geldik bir şey ama Başbakan’ın o Davos tepkisinden sonra, Deniz Baykal’ın çok destekler bir tavrı olmuştu, herkes bunu şu anda hatırlar.
ADNAN OKTAR: Ne güzel, maşaAllah, çok dürüst bir tavır.
MUHABİR: Aslında Türk-İslam Birliğiyle alakalı bir adım olarak bunu görürsek
ADNAN OKTAR: Tabi ki
MUHABİR: Deniz Baykal’ın da buna pozitif yaklaştığını, belki yapıcı yaklaştığını söylemek mümkün, çok sert bir muhalefet benimsemedi.
ADNAN OKTAR: Deniz Baykal halis Türk milliyetçisidir,
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Halis bir Müslüman’dır, bayağı dürüst bir insan ve aydın kafalıdır, çok sevecen bir insandır ama Türk-İslam Birliğindeki gelişmelerde nefes kesici maşaAllah
MUHABİR: İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: Mesela bakın bir gazete haberi, efendim ne diyor: Ortadoğu’yu ancak yeni Osmanlı kurtarır.
MUHABİR: Hürriyet yazmış.
ADNAN OKTAR: 10 Şubat 2009 Salı, Hürriyet
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Ki bunu kapaktan verdi zaten Hürriyet, maşaAllah
MUHABİR: Yeni Osmanlıdan kasıt herhalde Türkiye Cumhuriyeti Devleti
ADNAN OKTAR: Evet, bak bunu diyor, bu sorunu yeni Osmanlılar çözer, Türk-İslam Birliği çözer diyor
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Hürriyet
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Yani ne diyorsak o, bak bu sorunu yeni Osmanlılar çözer, alenen Türk-İslam Birliğinin savunulması.
MUHABİR: Hocam, o Hürriyet’in kendi manşeti mi, yoksa Gazne’deki basın kuruluşlarından inen manşet mi?
ADNAN OKTAR: Ama onu verirken de zaten onu anlatmak istiyorlar.
MUHABİR: Evet, manşetten vermeleri
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, tabi, mesela bakın,
MUHABİR: Newsweek
ADNAN OKTAR: Evet, Yeni Osmanlı mı? Aynı düşünceyi anlatıyor, maşaAllah, efendim,
MUHABİR: Yukarıda da deprem haberi var Hocam, depremde tabi sürekli takip eden izleyicilerimiz bilir, ahir zaman alametlerinden bir tanesi de depremlerin çoğalmasıydı.
ADNAN OKTAR: Evet, 15 Şubat 2009
MUHABİR: Bu haftanın dergisi
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Efendim, mesela Türkiye gazetesi ne diyor o da, 6 Şubat 2009 Cuma,
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Türkler bölgede gücünü artıracak, İstihbarat Dergisi ne demiş: Türkiye’nin Balkanlar’dan Kuzey Afrika’ya kadar uzanan coğrafyada söz sahibi olacağını yazdı, bu nedir?
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Yeni Osmanlı, işte Türk-Osmanlı Birliği
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Ne dediysem oluyor, Allah’a çok şükür
MUHABİR: İnşaAllah Hocam
ADNAN OKTAR: Olur mu öyle şey diyorlardı, sen hayal mi kuruyorsun diyorlardı, demek ki doğruymuş. Ben dedim ki kesin, %100 olacak dedim, ister isteyin, ister istemeyin, isterse yan gelip yatsın insanlar, isterse gayret etsinler, bu olacak dedim ve olduğunu görüyor insanlar.
MUHABİR: Türk-İslam Birliği gerçekten son dönemde çok gündeme gelen bir konu
ADNAN OKTAR: Evet, her yerde dünyanın, mesela Lübnan’da, Filistin’de, her yerde, İran’da, herkes bu konuyu konuşuyor.
MUHABİR: Aslında Hocam, bu halklarda birbirine yakın, özellikle Rusya’daki Türkiye Cumhuriyetler
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Özal döneminin de çok önemli aktörleriydi, o dönemde de bir Türk Birliği kurulmaya çalışıldı ama herhalde gidilen yol, yeni bir birlik oluşacağı yönünde.
ADNAN OKTAR: İşte iki denizin birleştiği yerde bir şeyler oluyor inşaAllah, bir berekettir, bir güzelliktir gidiyor,
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: O akıntısı olan denizin kenarlarında bir nur akışı var, işte bir güzellik var, bu dalga, dalga, dalga, dalga etrafa yayılıyor inşaAllah. Benim anlattığım buydu işte; ben diyorum ki Mehdi zuhur etti, Türk-İslam Birliği de kaçınılmaz bir gerçek ve bunu adım, adım göreceğiz dedim. Daha ben bunu birkaç ay oldu daha söyleyeli, gümbür, gümbür kapıya dayandı Türk-İslam Birliği.
MUHABİR: Hocam ben size ilginç bir konu sormak istiyorum
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Tabi sohbetlerimizde Türk-İslam Birliğini sürekli konuşuyoruz. Osmanlı’dan sohbetlerimiz oluyor, işte İslam’ın çıktığı ilk dönemlerden konuşuyoruz ama Türk kavmi, aslında o ilk dönemlerde, böyle bir tabiri maruz görün vahşi bilinen, işte bir Cengiz Han vesaire bilirsiniz, o dönemlerde işte insanları diri, diri toprağa gömen, hatta vahşi Türkler söylevinin de oralardan geldiği söylenen bir kavimdi. Fakat İslam’la tanıştıktan sonra, tabi bir güzellik ırkı oldu, dünyaya İslam’ı, güzelliği ve dini yayan bir topluluk haline dönüştü. Ben size bu barbar tabir edilen o eski dönem Türklerin İslam’la tanıştığı ilk anı sormak istiyorum, yani Türklerin İslam’a geçişi, sizin pencerenizden anlatmak gerekirse nasıl olmuştur, tanışmaları nasıl olmuştur?
ADNAN OKTAR: Evet, Türkleri Allah İslam’ın böyle sancaktarı, bayraktarı olarak yaratmış, özel bir kavim olarak yaratmış, tarih içinde bu görülmüş, yani 600 yıl Osmanlı dönemi içersinde biliyorsunuz, büyük bir hizmet verdiler
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Ve hep İslam tarihi içersinde İslam’ı en iyi koruyan, en iyi kollayan, en cesur kavmi olarak kendini gösterdi Türk milleti ve ruhu İslam’a en yatkın millet görünümünde maşaAllah, fıtratende öyle. Cesaretiyle, sabrıyla, güzel ahlakıyla, itinasıyla, güzellik, estetik anlayışıyla, olgunluğuyla, metanetiyle çok mükemmel şekilde İslam’ı özümsemiş, İslam’ı çok güzel yaşayan bir millet. Bende zaten milletimi o yönüyle çok seviyorum, güzel ahlakından dolayı seviyorum, yoksa ben hani genetik haritasını çıkartıp böyle işte ensesi yahut kafatası şöyledir anlamında bir bağlılığım yok. Ben güzel ahlakından dolayı milletime karşı muhabbet duyuyorum ve o yüzdende Allah bu milleti dünyaya öncü olarak, lider olarak görevlendirdi, bunu göreceğiz inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, bu da aslında büyük bir lütuf değil mi Hocam, yani
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, elhamdülillah, maşaAllah
MUHABİR: Türk milleti gerçekten Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinde de söylediği gibi, muhtaç olduğunuz kudret, damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Aslımda o asil kan, damarlarınızdaki asil kan, çok gerilere dayanıyor.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Aslında o yönüyle de bakmak lazım, çünkü Atatürk’ü Osmanlı düşmanlığıyla suçlayanlarda var, o cümleden belki çıkarılacak birçok derste var.
ADNAN OKTAR: Atatürk’ü tanıyanların nefesi kesilir güzel ahlakından, dindarlığından, yani benim diyen dindardan daha dindardı Atatürk. Her gece Kuran okuyan, her gece Kuran tilaveti dinleyen, onu zevkle arkadaşlarına da dinleten insan nadirdir. Kuran’ı ve Peygamber Efendimizi bu kadar coşkulu öven insanda çok nadirdir.
MUHABİR: Evet, ama Atatürk’ün bu tip söylevleri pek gün yüzüne çıkmıyor değil mi Hocam, yani?
ADNAN OKTAR: Gizliyorlar tabi
MUHABİR: Gizliyorlar
ADNAN OKTAR: Bir şekilde
MUHABİR: Orda da aslında siyasi bir durum var mı?
ADNAN OKTAR: Kendilerince oyun oynamaya kalktılar ama Allah ayaklarına dolandırdı, evet.
MUHABİR: Geçen programda ben size sormuştum, geçen hafta bir gizli vasiyet olduğundan da bahsettik,
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Orda da birçok dini konunun da geçtiği söyleniyor ama tabi vasiyet ortada yok.
ADNAN OKTAR: Bakın ben açıkça söyleyeyim, o vasiyet geniş çaplı olarak Mehdi’ye hitap eden bir vasiyet olduğu söyleniyor ki, yani çok sağlam kaynaklardan ben bunu duydum, bizzat.
MUHABİR: Mehdi’nin tarif edildiği ve kim olduğunun da söylendiği belirtiliyor aslında.
ADNAN OKTAR: Yani detay vermeyeyim ama Atatürk insanların bildiği gibi bir insan değil, yani çok çok olağanüstü, metafizik bir insandır, yani sadece bir Osmanlı paşası değildir, yani çok kapsamlı metafizik yönleri olan bir insandır ve Hz. Hızır’la işbirliği yapmış bir insandır Atatürk, Hz. Hızır’ın yardımını almış bir insandır.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Çok, çok önemli bir insandır.
MUHABİR: Hocam, siz daha iyi bilirsiniz ama düz bir mantıkla baktığınızda bile asil bir Türk milleti, bir Osmanlı halkı
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bunu kurtaracak düzeyde başarılı, muvaffak olmuş bir insanın dinsiz olması, işte dinden uzak yaşaması pekte akla, mantığa uygun gelmiyor. Allah sonuçta bu başarıyı ona nasip etmiş, mutlaka manevi olarak da bir güçlü tarafı vardır Atatürk’ün.
ADNAN OKTAR: Evet, bak diyor ki araştırmacı, tarihçi Cezmi Yurtsever Atatürk’ün Adana ziyaretinde çektirdiği fotoğraflardan birini kartpostal yaptırdığını ve üzerine de bir gaza ettik ki hoşnut eyledik Peygamberi şeklinde not yazdırdığını söyledi diyor. Mesela bu, herhangi bir insanın söyleyeceği bir söz değildir, yani Peygamberi inşaAllah ahirette de mutlu edeceğini bu yaptığı savaşla,
MUHABİR: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Ona bir güzellik sunacağını söylüyor, tabi Allah için yaptığını söylüyor inşaAllah. Mesela diyor ki onun hak peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar, Hz. Muhammed (SAV)’in bir avuç imanlı Müslüman’la, bak bir avuç imanlı Müslüman’la,
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı, Bedir’de kazandığı zafer fani insanların karı değildir. Onun peygamber olduğunun en kuvvetli işareti, işte bu savaştır diyor, en kuvvetli olduğu, yani peygamber olduğunun en kuvvetli işareti, bu alametlerden biri de, onun peygamberliğini gösteren bir şeydir diyor bu alamet.
MUHABİR: Evet, inşaAllah
ADNAN OKTAR: O Allah’ın birinci ve en büyük kuludur, Peygamber Efendimiz için diyor, onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor, bakın ne diyor, benim, senin adın silinir fakat sonuca kadar o ölümsüzdür diyor, Atatürk’ün sözü.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Bütün dünyanın Müslümanları Allah’ın son peygamberi Hz. Muhammed’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatlara tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli. İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli, zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilir. Bu mübareğin vefatından çok kısa süre önce söylediği bir sözüdür bu, çok kısa bir süre önce.
MUHABİR: Hocam, isterseniz kısa bir reklam arasına gidelim,
ADNAN OKTAR: Tabi
MUHABİR: Akabinde arzu ederseniz yine Atatürk konusuyla başlarız ve izleyicilerimizin sorularına da ben ağırlık vermek istiyorum, çünkü birçok soru var Hocam,
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Merak ettiği konular var izleyicilerimizin, o konularla sizinle inşaAllah sohbet ederiz.
ADNAN OKTAR: Tabi, inşaAllah
MUHABİR: Arzu ederseniz birkaç cümle daha okuyabiliriz, akabinde reklama gidelim.
ADNAN OKTAR: Mesela bakın
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: 17 Ekim 1911 tarihinde, Rus vapurunda, bir arkadaşına yazdığı yazısı Atatürk’ün;
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Muvaffakiyet Allah’tan, başarı Allah’tan diyor, Allah nasip ederse diyor, mücadele sahasında birleşiriz, Cenabı Hak takdir etmişse, ahirette kavuşuruz şeklinde diyor Fuat isimli kişiye hitap ediyor diyor. Bu çok takva bir Müslüman’ın söyleyeceği sözdür bunlar.
MUHABİR: MaşaAllah, evet Hocam
ADNAN OKTAR: MaşaAllah,
MUHABİR: Evet Hocam, teşekkür ederiz bu açıklamalarınız içinde
ADNAN OKTAR: Bende teşekkür ederim,
MUHABİR: Evet sevgili seyirciler, şimdi kısa bir reklam arası vereceğiz, reklamların hemen ardından Sayın Adnan Oktar’la sohbetimize devam edeceğiz, bu arada sizlerde sorularınızı bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden iletebilirsiniz, görüşmek üzere efendim.
MUHABİR: Evet sevgili seyirciler, reklamların hemen ardından sizlerle yeniden birlikteyiz, Sayın Oktar 1. bölümün sonunda Atatürk’ün manevi kimliğinden bahsettik, sizin Atatürk ile ilgili kitaplarınızda var,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Manevi kişiliğini anlatan kitaplarınız var. Aklımda kaldığı üzere bir tanesi de “Samimi Dindar Atatürk” kitabı idi,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Gerçekten belki Türk tarihinin en büyük zaferini kazanmış komutan Osmanlı’dan sonraki dönem için söylüyorum ve manevi olarak kendisine birçok ithamda bulunulmuştur bugüne kadar, özellikle bir kesimin onu dinsizlikle ithaf ettiğini biliyoruz, bu manada sizde hep çarpıcı açıklamalarıyla tanınan bir insansınız, isterseniz Atatürk’ün samimi dindarlığıyla alakalı birkaç örnek verelim,
ADNAN OKTAR: Bakın, Atatürk’ün hafız olarak görevlendirdiği, hafız Yaşar Okur vardı, şöyle anlatıyor; “Atatürk zaman, zaman bana Kuran-ı Kerim ve Mevlid-i Şerif' in Veladet Bahri'sini bilhassa rast makamında okuturdu... Yasin suresini dinlerdi” diyor. “Bazen de sesi güzel olan manevi kızı Nebile Hanım' a aynı sureyi okutur, dinlerken çok mütehassıs olur, olduğu görülürdü” diyor. “Atatürk efendim, Ramazan' da eğer camilerde mukabele okuyorlarsa izin verir, musiki gecelerinde asla ısrarlı olmazdı” diyor. "Atatürk zaman, zaman İstanbul’daki cami hocalarını, hafızları davet eder; onlarla dini sohbetlerde bulunur bazen de Kuran-ı Kerim' den bir sureyi yazdırıp sözle okumalarını isterdi. Sonunda surenin, ayetlerinin Türkçe açıklamalarını ister, eğer açıklamalarda bir eksiklik, yanlışlık olursa çok üzülürdü... Hocalardan vaazlarında dini telkinlerinde bilinçli olmalarını, cemaati öylece iyi bir şekilde aydınlatmalarını bilhassa isterdi, öyle beklerdi, diyor. Bunu söyleyen Atatürk’ün hafızı,
MUHABİR: Evet, herhalde hocam Atatürk ile ilgili bugünkü yorumların bir nedeni de çok dini siyasete alet etmemiş, yani İslami kimliğini çok göstererek yaşamamıştır diyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Yani olağan üstü dindar Atatürk. Bakın sayfalarca bunun bir tanesi bile yeter, bir insanın dindarlığını anlamak için, Atatürk’e mesela Atatürk her yıl Çanakkale şehitleri için mevlit okutturmuştur, diyor. Olağan üstü bir şey,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Bunun için hafızlara özel vapur tahsis ettiriyormuş. Mesela Atatürk’ü ziyaret eden İran Şehinşahı Pehlevi için kendisine Kerbela şehadetine ait mersiye okutturmuş. O devirler için hep Hz. Peygamber zamanı saadetleri diye iyi devlet adamı iyi bir başkumandan olduğunu sık, sık tekrarlardı diyor. Peygamber efendimizden büyük bir takdirle bahsederdi. Atatürk camileri ibadet için olduğu kadar düşünmek, meşveret etmek için de birer mukaddes yer olarak telakki ederdi, diyor.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: “Bir gün beni huzuruna davet etti. Sure–i Yusuf’tan bir sahife okumamı söyledi ve okudum. Atatürk derin bir müşahedeye vardı. Sessiz sedasız dalgın ve kendisinden geçiyordu, diyor. Kıraatı (okumayı) müteakip pek sevdiği Süleyman Çelebi’nin Mevlit’inin Veladet-i Bahri bölümünü okumamı söyledi. Okudum. Çok mütehassis oldu. Ve Mevlid’i ne zamandan beri okuduğumu ve hafızlığımın tarihini sordu...” Atatürk mevlidi şerifin bölümlerine kadar bilecek kadar bilgiye sahipti. Bir kere Atatürk’ün çok iyi Kuran bilgisi var,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Mevlidi Şerifi de çok iyi biliyor,
MUHABİR: MaşaAllah,
ADNAN OKTAR: Biliyorsunuz Buhari’yi Türkçeye tercüme ettirmiştir, Elmalı tefsirini yaptırmıştır ki en ünlü tefsirdir,
MUHABİR: Peki Hocam şey soracağım ben size, Elmalı Hamdi Yazır mealinden önce yani Atatürk’ün o hazırlattığı mealden önce Türkçe meal okunuyor muydu? Türkiye de veya Osmanlıda var mıydı?
ADNAN OKTAR: Yani, Atatürk’ten sonra diyebilirim,
MUHABİR: Yani tam manasıyla Türkçeye Atatürk’le beraber çevrilmiştir…
ADNAN OKTAR: Yani tabi Atatürk’ten Allah razı olsun, o yönde çok ciddi emeği olmuştur. Yani Türkçe çünkü anlamamız gerekiyor bizim Kuran-ı, anlamamıza teşvik etmiştir. Türkçeye yazılmasını istemiştir, bizde anladık. Yani Arapça okunmasın demiyor zaten Arapça okunurken Atatürk mest oluyor çok sevdiği bir şey,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Dinlettiriyor yani ve dinliyor kendiside dinliyor, hafızlarını çağırıyor hemen, hemen her akşam Kuran’dan bölüm okutturuyor, bu kendi el yazısıyla yazdığı günlüklerinde açık, açık görülüyor. Mesela birkaç kere okudum onu, 9 Mart 1922 Perşembe Sivrihisar, siyasi durum hakkında bilgi verdim ondan sonra hafıza Kuran okuttuk. 10 Mart 1922 Cuma Azizeye, (kendi el yazısıyla) bazı telgraflar gelmişti, gördüm, hafıza Kuran okuttum, saat 10’da gittiler. 17 Mart Cuma Akşehir, Abdulhalik Bey geldi, hafıza Kuran okuttuk. 20 Mart pazartesi Akşehir, beraber bize geldik, Fahrettin Altay Paşa ve Kurmayı yemeye davet etmiştim hafıza Kuran okuttuk. 24 Mart Cuma Akşehir, mütareke teklifini Celal bey bildirdi, Cuma namazında hafız ulu camide mevlit okudu, gece yarısından sonra saat 5’te sabaha kadar Ankara da bakanlar kuruluyla görüşme yaptım. Yani bütün ömrü Kuran’la iç içe geçmiş bir insandır Atatürk.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Yani sayfalarca Bu konuları anlatsak sabaha kadar bitmez.
MUHABİR: Evet, herhalde en büyük hizmette o Türkçe meal konusu hocam,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah,
MUHABİR: İnşaAllah, Hocam isterseniz biraz izleyicilerimizin sorularına ağırlık verelim
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi çok iyi olur,
MUHABİR: Çünkü birbirinden ilginç konularda var, MaşaAllah izleyicilerimizde limitsiz soruyorlar, ne merak ediyorlarsa sormuşlar, yani evlilikten tutunda belki hurafe tabir edebileceğimiz, merdiven altından geçmeye kadar birçok konu var. Hocam güzel bir soru var, ben bunu seçtim. Müslüman’ın diyor, Tevrat’ı İncil’i de iyi bilmesini tavsiye etmişsiniz, gerçektende okuduğumda çok karmaşık olduğunu gördüm, “Tevrat’tan hikmetler ve güzel öğütler” kitabınızı okuduğumda gerçek Tevrat ayetlerini ortaya çıkardığınızı gördüm ve Tevrat’ı ancak bu şekilde anlayabildim, İncil için de bu tarz bir çalışmanız var mıydı? Diye sormuş Can Kerim Sami Bey, Kütahya’dan,
ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor kardeşimiz, var çalışmamız ama daha yarım inşaAllah yakında bitecek,
MUHABİR: Hocam Aslında burada şöyle de bir yorum yapılabilir mi? Siz hep dinin özgürlüklerden bahsettiğini ve özgürlüğü savunduğunu söylüyorsunuz ve dini yaşayan insanda bir akıl sahibi olması gerektiğinden de dem vuruyorsunuz,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Aslında hepimiz araştırmalıyız, yani Tevrat’ta ne var, İncil’de ne var, Kuran-ı Kerim ile arasında ortak noktalar var mıdır? Hepimizin araştırmaya açık olması lazım,
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi bilinmesi lazım bunların,
MUHABİR: Sizin kitaplarınızda da aslında bilimsel gerçeklerden çoklukla bahsediliyor,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: O manada izleyicilerimizin herhalde bu şekilde eserlere de ihtiyacı var,
ADNAN OKTAR: Ama benim kitaplarımda hakikaten bu konuda çok başarılı Allah’a çok şükür Allah vesile ediyor, elhamdülillah, herkese de tavsiye ederim,
MUHABİR: Birde hocam kitaplarınızda benim dikkat ettiğim bir konu da görsel zenginlik çok fazla, yani biz okumayı sevmeyen bir toplumuz resimli kitaplar bize daha haz veriyor daha çabuk okuyoruz, sizin böyle bir bilimsel tespitiniz mi oldu? Yoksa yani öyle tevafuk eseri bir şey mi olmuştu, çünkü mesela elimde bir kitabınız var, belki %60-70’in de resimler var. Birinci sınıf kuşe kâğıda basılı,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Yani aslında bizim halkımızın okuma alışkanlığına da uygun kitaplar, bunu özellikle mi seçtiniz bu tarzı?
ADNAN OKTAR: Evet tabii ki yani resim güzellik insanın ruhunu açar,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Güzel evler, güzel eşya, güzel yiyecekler güzel kıyafetler, güzel söz, güzel insan her şeyin güzelini arar insan,
MUHABİR: EvetBurada mesela hocam aslında örnek teşkil etmesi maksadıyla izleyicilerimize de göstermek istiyorum. Sevgili seyirciler bu Adnan Oktar Bey’in kitaplarından bir tanesi 2 sayfanın bir tanesi tamamen çok güzel bir resimle bütünleşmiş, diğer sayfada da yine gözü yormayacak az ve öz cümlelerle oluşmuş bir tasarım. Bu herhalde hocam, biz tabi kitap okurken son sayfa gelse diye hızlı okumaya çalışırız veya 10 sayfa okuduktan sonra sıkılıp kaldırıp bırakırız, ama bu bir dikkat yoğunluğu da sağlıyor değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, bu okuyanı hem dinlendiriyor, hem okudukça daha çok okuma hissi veren bir etkisi oluyor o yönüyle de çok güzel,
MUHABİR: İnşaAllah,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah,
MUHABİR: Hocam yine izleyicilerimizden gelen bir takım sorular var, onunla alakalı ben size mesela yine farklı bir soru, hocam ben 1960 doğumluyum, bildiğim kadarıyla aramızda 4 yaş fark var, benden 10 yaş daha genç görünüyorsunuz bu nasıl oluyor, yeme içme ile mi alakalı bize nasıl tavsiyeniz olur? Ahmet Günce, Bursa,
ADNAN OKTAR: Çok sevimli MaşaAllah, Allah’ın lutfu MaşaAllah, ama o kardeşimizde öyle gençtir de öyle, aynaya baktığında öyle gelmiştir ona MaşaAllah,
MUHABİR: MaşaAllah,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah,
MUHABİR: Hocam bu konuda çok soruluyor bize, hatta geçen haftaki programda sizin kullandığınız ürünleri sormuşlardı, işte makyaj malzemesi vs yani böyle cilt bakımıyla alakalı bir hanım izleyicimizde öyle bir soru yöneltmişti, hatırlarsanız,
ADNAN OKTAR: Benim cilt bakımım zaten açıktır zeytinyağlı yiyecek yerim ben, sadece benim cilt bakımım odur,
MUHABİR: Genç tutuyor değil mi hocam?
ADNAN OKTAR: Tabi zeytinyağı Kuran’da övülmüş bir yiyecektir. Yani her şeyde zeytinyağlı yiyecekler yerseler inşaAllah. En güzel beslenme cildin içerden beslenmesidir, dışarıdan cilde ne sürersen sür cilt ondan anlamaz, işte C vitaminli, A vitaminli, proteinli, yumurtalı işte sütlü sanki cilt böyle açlıktan zor kendini tutan küçük bir çocuk midesi var yer bol, bol sonunda da gürbüzleşir gibi bir şey var. Cilt hiçbir şey yemez sütten yumurtadan hiçbir şey anlamaz cilt. Yani C vitamininden de anlamaz, cilt içerden kan yoluyla gelen gıdayı anlar, yani kılcal damarlarla Allah vesile eder, içten gelen yiyeceklerden alınan gıdayı vücut dağıtır. Ha bire dışarıdan mesela yumurtayı ezip hâlbuki kendilerine eziyet ediyorlar, yumurtayı sürüyor, yoğurt sürüyor, havuç dövüyor onları suratına sürüyor yani cilt bunlardan anlamaz sadece bunalır cilt havasız kalır başka bir şey olmaz.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Cilde yapacak en güzel şey cildi temiz tutmaktır, ben günde yaklaşık 3 kere falan yıkanırım bir sabah zaten abdest alırken mutlaka boy abdestiyle ben namaz kılarım, günde üç kerede öyle yıkanıyorum, fakat bir tek dikkat edilecek şey bu değildir. Tabi en önemli şey mümini güzelleştiren şey imandır.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Allah korkusudur, Allah sevgisidir, ama tabi biz güzel olalım diye imanlı olmayız, imanlı olduğumuz için güzel oluruz inşaAllah,
MUHABİR: İnşaAllah hocam,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah,
MUHABİR: Sayın Hocam, bir diğer konuda şu ben size bu konuyu bu soruyu aslında 3 program önce sormuştum. Böyle Salih amellerde bulunan ya da dinin güzelliklerini yaşayan insanların, yüzlerinde bir ifade olur, hatta…
ADNAN OKTAR: Evet, huzur
MUHABİR: Nurani bir ifade…
ADNAN OKTAR: Evet doğru,
MUHABİR: Bir parlaklık olduğu söylenir, ben bununla ilgili farklı bir yorum dinlemiştim. Allah’ı zikreden insanlarda kan dolaşımında bile bir farklılık olduğu ve o dolaşım nedeniyle yüzlerinde bir parlaklık olduğunu bir değişiklik olduğu söylenmektedir, bunun bir bilimsel izahı var mıdır? Yani Allah’ı anan zikreden O’nun korkusuyla yaşayan insanların yüzündeki değişik ifadeyi açıklayabileceğimiz bir formül var mı?
ADNAN OKTAR: Allah sevgisinde bir âşık elektriği oluşur insanda, bir âşık yüzü oluşur, yani insanın hücreleri Allah’ı tanır, Allah’ı bilir ve Allah’ı severler. Allah’ı sevdiğinde de o hücre çok canlı olur, çok sıhhatli olur,
MUHABİR: İnşaAllah,
ADNAN OKTAR: Yani Allah aşkıyla hücre bütün vücudun hücreleri adeta bayram eder, çok açılırlar, yani kul Allah’ı sevdikçe vücudun bütün hücreleri de huzur içinde ve rahatlık içinde olurlar, o yüzden de Allah’ın izniyle sağlıklı ve sıhhatli olurlar.
MUHABİR: Evet, bunu bu şekilde ifade etmek mümkün, Hocam bir diğer konuda aslında bana birçok arkadaşım bunu söylemişti ama ilk defa soru olarak gelmiş, hatta bana da bu konuyla ilgili tespitlerde benimle ilgili de bulunanlar var. Sohbetlerimizde inşaAllah ve MaşaAllah kelimelerini fazla kullandığımız…
ADNAN OKTAR: Evet doğru,
MUHABİR: Tespit edilmiş, bende hatta araştırmıştım İnşaAllah ve MaşaAllah ile alakalı tam metinleri nedir diye, Hocam ben size inşaAllah ve MaşaAllah konusunu açmanızı istiyorum, izleyicimizde inşaAllah demek farz mıdır? Demiş örneğin “yarın okula gideceğim” dedikten sonra inşaAllah demem gerekir mi? Diye sormuş Saniye Hanım Gümüşhane’den Saniye Duman,
ADNAN OKTAR: Kehf süresinde geçer İnşaAllah ve MaşaAllah bu iki kelime Kehf süresindedir…
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Orda Allah’ın kullarına öğüdüdür, Cenabı Allah’ın öğüdüdür. Tabii ki her şeye güzel olan bir şeyle karşılaştığımız zaman MaşaAllah diyeceğiz, bir şey yapacağımız vakitte de inşaAllah diyeceğiz. Kuran bir şeye güzel diyorsa zaten o yapılacak demektir…
MUHABİR: İnşaAllah,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah,
MUHABİR: Hocam İnşaAllah, Allah dilerse olur demek, bildiğim kadarıyla,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: MaşaAllah ta, Allah’tan başka kuvvet yoktur,
ADNAN OKTAR: Allah ne güzel yaratmış diyoruz,
MUHABİR: Evet, yani…
ADNAN OKTAR: MaşaAllah,
MUHABİR: MaşaAllah, Allah ne güzel yaratmış. Genelde Hocam toplumda uygulandığı haliyle mesela çocuğum iyi bir üniversite kazandı dendiği zaman MaşaAllah, Allah’tan başka kuvvet yoktur, şeklinde hitap etmiş oluyoruz değil mi? yani o tip durumlarda Allah’ı anmak o daha üstündür demek midir?
ADNAN OKTAR: Şöyle, bir bağlık bahçelik bir yere girdiğimizde MaşaAllah la kuvvete illa billâh, diyeceğiz,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Allah ne güzel yaratmış, Allah’tan başka kuvvet sahibi yoktur, la kuvvetle illa billâh, odur Allah’tan başka kuvvet sahibi yoktur, anlamı odur Arapça olarak o şekildedir.
MUHABİR: Evet, inşaAllah,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah da, Allah ne güzel yaratmış, ama bize ait bir bağlık bahçelik bir yere girersek öyle dememiz gerekir. Yine Kehf süresinde buna işaret ediliyor, MaşaAllah la kuvvette illa billâh,
MUHABİR: Peki Hocam, farz mıdır inşaAllah demek, izleyicimizin sorusu, yani ben “yarın bir yere gideceğim,” ama yarın sabaha çıkacağınızın garantisi yok, gideceğim böyle çok kendinden emin bir cümlemidir, yani gideceğim inşaAllah demek mi gerekir? Diye asıl izleyicimizin sorusu,
ADNAN OKTAR: Evet, Kuran’daki ifadeden öyle olduğu görülüyor,
MUHABİR: Yani inşaAllah dememiz gerekiyor,
ADNAN OKTAR: Evet dememiz gerekiyor,
MUHABİR: Yapmayı planladığımız her iş için inşaAllah…
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Demeyi eklemek gerekir,
ADNAN OKTAR: Ertesi günkü bir iş için bir şeye ben yapacağım edeceğim dediğinde kişi inşaAllah, demesi gerektiği Kuran’da anlaşılıyor,
MUHABİR: Evet, Hocam ben dinine çok bağlı bir insanım eşim ekonomik olarak ailemize destek vermek için bir işte çalışmak istiyor, ancak benim buna çok içim sinmiyor, acaba Müslüman bir kadının çalışması uygun olur mu? Diye bir soru var izleyicimizden,
ADNAN OKTAR: Ben hiç içime sinmiyor, ben kadınlara çok acırım yani çok ta severim, yani çok onların çocuk gibi korunup kollanması taraftarıyım ben. Yani insan canını dişine takacak var gücüyle çalışacak ama kızını kız kardeşini eşini bence eğer kendilerinden ısrarlı bir talep yoksa çalıştırmaması daha güzel, onlar korunup kollanması gereken çiçeklerdir,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: En güzel yiyeceklerle besleyeceksin, sporlarına dikkat edeceğin üzmeyeceksin, rahat etmelerini iyi uygun ortamda barındıracaksın. Bu bir zevktir yani çok büyük bir zevk yemeyeceksin yedireceksin, içmeyeceksin içireceksin,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Evet öyle olması lazım,
MUHABİR: Evet, kadınlara karşı daha hassas olmak lazım,
ADNAN OKTAR: Yani çok nazenin varlıklar, insan onlara kıyamaz, yani çocuğa insan kıyamaz kadın da öyle yani çok nazenin varlık, yani git çalış demek benim vicdanım el vermez ben yapamam şahsen,
MUHABİR: Kadın çalışmak istiyorsa, katkıda bulunmak istiyorsa,
ADNAN OKTAR: Yani böyle onun fıtratına uygunsa gene, tabi takdir onun ama fıtratına uygunsa yani böyle onu hırpalamayacak, onu tahrip etmeyecek bir şey olması lazım. Çünkü erkekler bedenen çok güçlü oluyorlar, mesela fizik olarak kas gücü olarak güçlü, ama kadınlar çok nazenindir çabuk yorulurlar, çabuk bitaplaşırlar. Yani onlara gidin çalışın demek pek olmaz ama işte mesela resim yapmak böyle sanatla ilgili şeyler hoşlarına giden şeyler tabi onlar güzel olabilir.
MUHABİR: Evet, Hocam bize en çok gelen sorulardan bir tanesi de bu kaderle ilgili konu,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: İnsanlar değişik vesilelerle kaderi merak ediyorlar, yine bir izleyicimizin bir sorusu var konuyla alakalı Sayın Hocam, belki daha önce açıklamış olabilirsiniz, Allah’a dua ederken hayırlı gördüğümüz bir şeyi Allah’tan istemek mi? Yoksa Allah’ın kaderimde benim için hayırlı gördüğü neyse ona dua etmek mi uygun olur? diye bir soru gelmiş izleyicimizden,
ADNAN OKTAR: Şimdi bakın biz sonsuz hayatımızı yaşadık bitti,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Buna göre dua edeceksiniz artık, yani çünkü bundan sonra yaşanacak bir şey yok, yani yaşanmış olan hayat var ve biz bu yaşanmış olan hayatı göreceğiz,
MUHABİR: İnşaAllah,
ADNAN OKTAR: Mesela ben bir röportaj yapıyorum, www.harunyahya.tv ye giriyorum, bakıyorum aynı konuşmalar aynı, yani kaderin bir tekrarı işte o, yani hakikaten aynı gün aynı ortama gelsem yine aynı konuşmalar yapacağım anlaşılıyor, anlaşılır,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: O benim kaderim, yani sonsuza kadar benim daha dünya oluşmadan yani daha big bang olmadan ben o konuşmayı yapmıştım, yani milyonlarca milyarlarca yıl önce yapmıştım, zamanı gelince de Allah onu ortaya çıkartıyor.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Onun için bu çok açık bir olay herkes bu gerçeği bilip ona göre dua edecek, yani dua edeceğiz ama bileceğiz ki kaderimizde olan şeye dua ediyoruz.
MUHABİR: Evet hocam, İstanbul’dan bir izleyicimizin bir sorusu var, kişinin evleneceği insan kaderinde isim olarak yazılımıdır yoksa sadece evleneceği tarih mi vardır? Kişi kaderindeki kişiyi belirleyebilir mi? Diye bir soru var, yani isim ve kimlik olarak evleneceğiniz kişi kaderinizde var mıdır? Onu sormuş,
ADNAN OKTAR: En ince detayına kadar tabii kaderinde bellidir.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Yani beraber yiyecekleri yemek, yemeğin çeşidi, kaç kaşık yiyeceği, nerde yatacakları, birbirilerine hangi sözleri söyleyecekleri hepsi en ince detayına kadar kaderde vardır ve çoktan olup bitmiştir.
MUHABİR: Evet, yani kişinin evleneceği kişiyle olacak sohbetleri yaşayacağı sorunlar mutluluklar hepsi yazılıdır.
ADNAN OKTAR: Tabi en ince detayına kadar kelimesi kelimesine, harfi harfine kadar yazılıdır, ama bilmeyen onun heyecanına kendini kaptırır, mesela bazen tartışıyor ama haberi yok kaderindeki olay oluyor yani, kelimesi kelimesine kaderindekini konuşur, hatta der ben mesela şöyle olsa şunları söylemezdim der, hâlbuki söyler, illaki söyleyecektir çünkü kaderinde o onun,
MUHABİR: Bir daha asla görüşmeyeceğim, der
ADNAN OKTAR: Hâlbuki illaki kaderindedir o,
MUHABİR: Kaderinde değil mi mutlaka,
ADNAN OKTAR: Hiç değişmez o,
MUHABİR: Değişmez doğru söylüyorsunuz hocam. Allah bir Kuran ayetinde “Allah müteşabih benzeşmeli ikişerli bir kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek korkanların ondan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine karşı yumuşar yatışır diye bildiriyor” Hocam yüce Rabbimiz Kuran’da insanın kalbine etki edecek şekilde bir yaratılış buyurmuş, ben okuyup da etkilenmeyeni anlamıyorum, hocam bu çok büyük bir Kuran mucizesi değil midir? Diye bir sual ulaşmış bize,
ADNAN OKTAR: Evet yani cilde daha etki edeceğini de aslında Kuran burada işaret etmiş oluyor. Deminki sorunuzun da cevabı bu…
MUHABİR: Evet İnşaAllah,
ADNAN OKTAR: Ciltte munisleşir yani mümin cildi oluşur yani onun özel eti olur Müslümanların, özel cildi olur, özel elektriği olur, özel etkileyiciliği olur…
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: İmanının gücüne göre, aklının gücüne göre, samimiyetinin gücüne göre etinde ruhunda özel bir etkileme gücü meydana getirir Allah.
MUHABİR: Evet, Hocam yine inşaAllah şuan aklıma geldi, bir Kuran ayetinde de “Kulakları vardır bununla duymazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kalpleri vardır bununla kavrayamazlar”
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Şeklinde bir kitle de var, belirtilen bir grupta var, yani ne kadar anlatırsanız anlatın onların kulaklarında bir ağırlık olduğu da bahsediliyor Kuran-ı Kerim’de.
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Sen tebliğ et geç deniliyor hatta
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Aslında biz insanlarında hani çok böyle üzerine gitmemesi lazım değil mi? Hocam,
ADNAN OKTAR: Tabi peygamberimize (s.a.v) e Cenabı Allah uyarıda bulunuyor, “onlar hidayet bulmuyorlar diye nerdeyse kendini helak edeceksin diyor” Peygamberimiz çok sevimli çok tatlı…
MUHABİR: MaşaAllah,
ADNAN OKTAR: Çok ısrarlı davranıyor onları düzeltmek için hâlbuki kaderlerinde yoksa olmaz.
MUHABİR: Hocam yine güzel bir soru gelmiş, Muharrem Gülova’dan gelmiş hocam bu sorumuzda, yine her zamanki gibi çok şıksınız. Kuran’da Allah münafıkların bozuk bakışları ve konuşmalarından tanınacaklarını bildiriyor, samimi her Müslüman böyle bozuk karakterli kişileri teşhis edebilir mi? Diye bir sual, bize iletilmiş hocam,
ADNAN OKTAR: Tabi münafık az kıt akıllı olur kendini çok akıllı zanneder, münafık böyle karşısındakini kandırmaya etkilemeye yönelik basit ve adice kötü taktikler yapar, o da çok sırıtır ve çok belli olur. Yani çok özür dilerim, zırvalama tarzında böyle münasebetsiz ve mantıksız bir üslup geliştirir. Yani Kuran’ın mantığına üslubuna uygun olmayan, böyle riyakâr, oyuncu ve sinsi bir üslup geliştirir oradan anlaşılır. Allah’ın dilemesiyle. Ama bozuk bakışlarında da, bakışlarında da bozukluk oluyor onların…
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Konuşmalarında da bozukluk olur. Ama “Allah dilerse” diyor Allah anlarsınız, onların bakışlarından anlarsınız diyor, ama bozuk konuşmalarından anlarsın diyor, yani zaten Kuran’da da onların bozuk konuşmalarından çok fazla örnekler verilmiş,
MUHABİR: Evet, hocam az önce kader konusundan bahsederken çok güzel bence söylevlerinizde oldu. Her hareketin, her konuşmanın, her detayın kaderinizde var olduğundan bahsettiniz,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Ama biz insanlar gün içerisinde yaşar iken bu detaylar arasında boğulup gidiyoruz, işte vay bu niye oldu, işte keşke gitmeseydim, uçakta nasıl kaçtı, işte bu kız arkadaşım bana bunu niye dedi, erkek arkadaşıma niye ulaşamıyorum ve böyle bir sorunlar yumağı sıkıntılarla ömrümüz gelip geçmekte, sayılı nefeste tükeniyor. Bir izleyicimizin de gene bu konuyla alakalı bir sorusu var. Siz geçmişte üzülmek haramdır demiştiniz,
ADNAN OKTAR: Doğru
MUHABİR: Daha önceki bir programımızda, herhalde Melis Haktan da Rize’den bu konuyu hatırlamış. Saygıdeğer Harun Yahya Hocam, bir insanın hüzne kapılmasının üzülmesinin Kuran’a göre hükmü nedir? Demiş, bu konuyu isterseniz birazcık inceleyelim Hocam,
ADNAN OKTAR: Evet, üzülmek haramdır, Kuran’da açık, açık belirtilmiş, çok fazla ayet vardır, o ayetleri eğer bulabilirsem,
MUHABİR: İnşaAllah Hocam,
ADNAN OKTAR: Göstereyim,
MUHABİR: Hocam aslında hepimizin problemi yani özellikle istediğimiz şeyler gerçekleşmediğinde moralimizi bozuyoruz, hatta psikoloğa kadar giden insanlar var, aslında dinin güzelliklerini yaşayan her şeyin Allah’ın takdiri olduğunu bilen bir insanın mutlaka,
ADNAN OKTAR: Yani şöyle söyleyim özetle yaklaşık ona yakın ayet vardır haramdır üzülmek,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Açık net ifadeler, yani muhkem ayettir haramdır,
MUHABİR: Üzülmekte Hocam yani üst düzey ya da çok abartılı üzülmek sizi dediğim gibi doktora tedaviye götürecek aşamaya getirecek kadar üzülmek bir anlamda da hani çok belki ağır bir tabir olabilir ama isyan etmektir de diyebilir miyiz? Yani Allah’ın takdirine karşı gelmektir, onunda bir günahı vardır diyebilir miyiz? Haramın ötesinde,
ADNAN OKTAR: “Allah insanlara zulmetmez,” diyor Allah şeytandan Allah’a sığınırım “insanlar kendilerine zulüm ediyor” diyor. Yani hâlbuki kader hiçbir şekilde değişmez, boş yere o duruma geliyor ama oda onun kaderinde olmuş oluyor,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Fakat Allah peygamber efendimizi de uyarıyor, yani “nerdeyse kendine helak edeceksin”diyor. Onun için bu konuda çok titiz davranılması gerekiyor, hiçbir şekilde olan şeylerde bir üzüntü olmaması lazım, hikmet ve hayır gözüyle bakıp son derece tevekküllü olmak lazım,
MUHABİR: Evet Hocam, inşaAllah, bu da çok nemli bir konu izleyicim onu da çok merak etmiş.
Hocam bir diğer soruda şeyde yani şuan burada değil ama konuyu konuşurken inşaAllah aklımıza geldi, bir izleyicimizde şey sormuştu hocam, araştırmaya başladıktan sonra her şey bana kolay gözükmeye başladı artık hayattan zevk alamıyorum diye de bir soru vardı. Bundan yaklaşık 5 program önce, hayattan zevk alamamaktan kastı da işte sosyal ortamlardan eğlencelerden vs konulardan alamıyorum diye çok net hatırladığım bir soruda vardı. Hani her şeyin Allah’ın takdiri böyle bir rahatlık var vs. bu ilginç bir soruyu da hatırladım onu da sizinle paylaşayım, size de sormuştum hatta o konuyu,
ADNAN OKTAR: Allah’ın varlığıyla biz aşkı yaşarız…
MUHABİR: İnşaAllah,
ADNAN OKTAR: Allah’ın varlığını sevmek zaten ona coşkuyla bağlanmak her şeyde bizi bir aşk sarhoşu yapar, derin zevk içinde yaşarız zaten. Ama Allah’tan bağ koptu kopuyorsa koparırsa bir insan tabii ki zevk alamaz. Mesela bak diyor ki Allah Maide süresi 25’te “öyleyse bizimle fasıklar topluluğun arasını sen ayır diyor… Sen de o fasıklar topluluğuna üzülme” mesela “küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin”
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Efendim, “sende kâfirler topluluğuna karşı üzüntüye kapılma” ayet bunlar,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Mesela diyor ki, “gerçek şu ki ibadet edenler onlar mahzunda olmayacaklardır” (5;69), Efendim “ben dedi senin gerçekten kardeşinim, artık onların yaptıklarına üzülme” mesela Yusuf süresi (12;69). (12;84) “Ve onlardan yüz(ünü) çevirdi ve: "Ey Yusuf'a karşı (artan dayanılmaz) kahrım" dedi ve gözleri üzüntüsünden (ağardıkça) ağardı. Ki yutkundukça yutkunuyordu." Mesela üzüntünün insana nasıl zarar vereceğini…
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Belirten bir ayettir bu Yusuf’a karşı Hz. Yusuf’un babası biliyorsunuz çok seviyordu Hz. Yusuf’u. "Allah adına, hayret" dediler. "Hala Yusuf'u anıp durmaktasın. Sonunda (ya kahrından) hastalanacaksın ya da helake uğrayanlardan olacaksın."Bakın ya hastalanma ya da helake uğrama, yani helak ölmesi veyahut hastalanacaksın,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Onun için üzüntünün ne kadar tehlikeli bir şey olduğunu ve zararlı olduğunu yanlış olduğunu Allah belirtiyor. Mesela “…onlara karşı hüzne kapılma…” (15;88),
MUHABİR: Hocam orda şey vardı, 15;88’de herhalde devamında ya da öncesinde “sakın onları yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme”
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: “Onlar içinde de hüzne kapılma” diye devam eden,
ADNAN OKTAR: “Müminler içinde şefkat kanatlarını ger” müminlere evet,
MUHABİR: Evet, orda da çok güzel bir ayeti kerime var,
ADNAN OKTAR: Mesela Allah peygamberi uyarıyor, (15;97) “Andolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz.” Yani kalbi sıkışıyor, çok sevimliler MaşaAllah peygamberler, çok muhteremler…
MUHABİR: Hocam burada çok olan bir şey hoşgörünüze sığınarak bölüyorum, işte böyle mevki makam sahibi, işte lüks arabalar, villalarla meşgul olan ya da bunlara sahip olan kişilere karşı bazen insanın içerisinde bir işte üzüntü veya bir hüzün meydana gelebiliyor. O ayeti kerimede de “onlar için hüzne kapılma, müminler için de şefkat kanatlarını ger” diye…
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, tabii ki,
MUHABİR: Ayeti kerime buyuruyor,
ADNAN OKTAR: Mesela Meryem süresinde Hz. Yusuf için, Hz. İsa için "Anneme itati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı." Mesela (19;24) “…Hüzne kapılma…” (19;48) “…Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım.” Ondan sonra mesela Taha süresi (20;40) “’, biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.'”…
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Mesela (20;117) “…sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun."
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Mesela (20;123) “…kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz." Enbiya süresi gene mesela (21;76) “ailesini büyük bir üzüntüden kurtardık.” Efendim, Mü’minun suresi “Dediler ki: "Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi, biz sapan bir topluluk imişiz." Bak dikkat edin “mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi.” Üzüntüde insan dinsizliğe, akılsızlığa, mantıksızlığa eğilim gösterir, Kuran buna işaret ediyor, bak “Rabbimiz, mutsuzluğumuz biz karşı üstün geldi.” Hâlbuki insan mutsuzluğa üstün gelirse iman gözüyle ve akıl gözüyle bakar hale geliyor.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Allah’a güvenerek makul zinde ve güçlü bir beyne sahip oluyor. Öbür türlü mutsuzlukta beyin insanı esir alır. Yani beynini esir almış olur o mutsuzluk. Beyin kontrolden çıkar artık kişi bir ara çöküyor mesela böyle kara, kara düşünüyor, elini başına koyuyor. Biliyorsunuz öyle tipler vardır. Sürekli iç geçirir ah, ah falan der bilmem ne sanki bütün dünyanın derdi onunmuş gibi zaten sorsan der yani dünyanın en mutsuz insanı benim, en kahırlı insanı benim, der. Yani ne var falan deyip sorsan hiç bomboş şeylerdir, yani anlatır detayları ama hiçbir şey de yoktur.
MUHABİR: Hocam aslında bu bahsettiğimiz şekilde yaşayan insanlar günün büyük bölümünü neşe ile ve gülerek geçiren insanlar, değil mi Hocam,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Yani bu manen inançlı insanlar, sonuçta her şeyin Allah’tan geldiğini bilmek insanı güncel yaşamın stersinden de uzaklaştırıyor,
ADNAN OKTAR: Mesela (31;23) “artık onun inkârı seni hüzne kaptırmasın.”Mesela bak muhkem ayet,
MUHABİR: Evet inşaAllah,
ADNAN OKTAR: Hüzne kaptırmasın, efendim Fatır Süresi (35;34) “Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamdolsun;” Bak “hüznü giderip yok eden Allah'a hamdolsun”, Yasin süresi “- Öyleyse onların sözleri seni hüzne kaptırmasın.”Mesela muhkem ayet,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: “Hüzne kaptırmasın”, net hüküm yani. Efendim, (39;61) “Onlara kötülük dokunmaz ve onlar hüzne kapılmayacaklardır.” Çok, çok fazla ayet var onun için, Mücadele süresi “Şüphesiz 'gizli toplantıların fısıldaşmaları' (kulis), iman edenleri üzüntüye düşürmek için ancak şeytan ürünü işlerdendir. Oysa Allah'ın izni olmaksızın ona hiç bir şeyle zarar verecek değildir.”Yani hiçbir şekilde zarar veremezler, kaderde olması lazım, Allah’ın yaratması lazım, “Şu halde mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler.” “Şüphesiz 'gizli toplantıların fısıldaşmaları' (kulis), iman edenleri üzüntüye düşürmek için ancak şeytan ürünü olan işlerdendir” diyor Allah mücadele süresinde (58/10).
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Çok fazla ayet var,
MUHABİR: Hocam ben farklı bir konudan,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Müsaade buyurursanız sual etmek istiyorum,
ADNAN OKTAR: Estağfurullah buyurun,
MUHABİR: Tabi günümüzdeki önemli konulardan bir tanesi de ahlaki konular,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Yani bu özellikle kadın erkek ilişki boyutunu düşünecek olursak, sizde eserlerinizde özellikle ahir zaman konularından…
ADNAN OKTAR: MaşaAllah,
MUHABİR: Bir tanesi de fuhuşun artması diye bahsediyorsunuz
ADNAN OKTAR: Fahşanın artması,
MUHABİR: Fahşanın artması şeklinde, bu da belirtilmiş bir alamet, yine benim hatırımda kaldığı suretle inşaAllah, Furkan süresinde 68. ayetinde “onlar Allah’a ortak koşmazlar. Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kast etmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa çok ağır bir azaba uğrar.” Şeklinde bir ayeti kerime bulunuyor, aslında buradaki bir yorumda şu mudur Hocam…
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Üç tane ağır günahtan bahsedilmiş ayeti kerimede bunlar, Allah’a ortak koşmak, Allah’ın haksız yere öldürmesini haram kıldığı cana kıymak ve zina etmek. Yani bu bizim zina etmek hafif gördüğümüz işte aman herkes yapıyor, ne olacak bir defa dediğimiz günah belki de büyük günahlardan birimidir, bu ayette aynı kategoride değerlendirildiği günahlar tabi çok ağır günahlar o sureden biraz, o ayetten biraz konuşalım ve…
ADNAN OKTAR: Günah günahtır, her türlü günah günahtır. Yani mesela şarap içmek günahtır, hırsızlık günahtır, gasp günahtır, can yakmak günahtır, yalan söylemek günahtır yani bu küçüktür öyle bir ayırım yok,
MUHABİR: Açık,
ADNAN OKTAR: Galiz bunlar haramdır, zinada nikâhsız helali olmayan bir kadınla ilişkiye girmektir, bu da haramdır, tabi alenen ama Müslüman zaten buna takat getiremez yani yapamaz, yani eğer iman sahibi ise mesela böyle göğsünü gere, gere şarap içemez. Göğsünü ger, gere bir can yakamaz. Yani Müslüman’ın zaten takati yetmez öyle bir şeye,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Yani mesela zinaya karşı vücudu uyarılmaz zaten etkilenmez vücudu. Yani zinada vücudu Müslüman’ın vücudu felç olur zaten, yani o gafil olması lazım kafa çalışmaması lazım, beyni donmuştur, yani olağan üstü ferahtır, uyuşmuştur kafası, böyle hayvani bir içgüdüyle yani hayvani bir dürtü ile hareket edebilir ki o kiri yapabilsin. Yani o kirlenmeyi yapabilsin.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Çünkü yani cinsellikte bir kere temizlik olması lazım, iman olması lazım, Allah korkusu olması lazım, Allah sevgisi olması lazım, o kişi onu Allah’ın tecellisi olarak seviyor. Karşısındakini yani Allah’ın yarattığı o ruha karşı bir muhabbet duyuyor, onun bir ruhtaki tatmin duygusu olarak meydana geliyor. O alelade böyle hayvani bir boşalma hissi olarak meydana gelen bir şey olarak, çok tiksindirici ve itici bir şey o, yani hayvani, yani hayvanların yaptığından hiçbir farkı kalmaz o zaman insanın yaptığı şeyin. Yani önüne gelenle öyle bir şeye giremez mümin. Mümin ancak helaliyle, helali ise karşısındaki Allah’tan çok korkuyorsa, Allah’ı çok seviyorsa, her iki tarafta tertemiz ise onu bir ibadet olarak yaparlar, bir güzellik olarak. Çünkü cennette de bunun benzeri bir güzellik olacaktır, bir nimet olarak meydana gelir, yoksa böyle yani domuz gibi böyle birbirilerini kirletmeleri iki taraf içinde tiksindirici olur, nitekim böyle bu tip kişiler hemen böyle bir olayın akabinden sonra birbirilerinden tiksiniyorlar, o ondan tiksiniyor oda ondan tiksiniyor. İkisi de birbirilerinden iğreniyorlar. Toplumda çok yaygındır ben çok duyarım,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Yani hatta anında birbirilerinden ayrılmak istiyorlar, iğrendikleri için, Allah demek ki üstlerine bir tiksinti veriyor, ama bir mümin helaliyle birleşmiş olsa niye tiksinsin ona karşı sevgisi daha da artar daha şefkati, muhabbeti artar. Ona dokunmak onun için büyük bir nimet olur, çünkü onun ruhunu etini kemiğini Allah’ın bir tecellisi olarak görür. Ve onda bir kutsiyet ve bir temizlik, güzellik görür. Ama öbüründe sadece hayvani bir içgüdü var, onun tatmin olmasıyla beraber tiksinti duygusu da otomatik devreye girer ve hemen iğrenir. Çünkü bir et yığını olarak görmüş oluyor iki tarafta birbirini yani iki etin, iki et yığınının birbirine dokunması olarak görüyor bunda mecburen bir iğrenme meydana gelir.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Ama öbüründe Allah’ın ruhlarının birleşmesi var, Allah’ın ruhunun iki ruhun tecellisinin iki tecellinin birleşmesi var, bunda bir kutsiyet ve temizlik var.
MUHABİR: İnşaAllah, Hocam peygamberimizin bekâr ve genç insanların bu konuda tedbirli olmak maksadıyla oruç tutmalarını tavsiye ettiği rivayet edilir veya hadis olarak belki vardır onu net bilmiyorum hatırlamıyorum, buda bir yöntem midir, nefsimizi belki dizginlemek manasında, yani gençlere ne tavsiye edilebilir?
ADNAN OKTAR: Bir kere insan yani bir mümin zaten cinsel yönden, dolu dolu gezer yani çok güçlü ve sıhhatlidir mümin ve ona hâkim olduğu müddetçe de daha da sağlıklı ve sıhhatli olur, daha zinde, daha cevval ve daha güçlü olur. Yani bu durum Müslüman’ın zorlanmasına, acı çekmesine, yorulmasına değil bilakis zinde ve sağlıklı olmasına sebep olan bir durumdur. Bu yanlış biliniyor toplumda,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Yani bu onu rahatsız eder, işte gerer, huzursuz eder gibi biliniyor, böyle bir şey hayvanlarda olur o, yani kedide, köpekte falan olur, hayvan rahatsızdır. Ren geyiklerinde olur. Birde böyle bizonlarda falan olur. Vahşi hayvanlara has özelliktir yani. Müslüman da böyle bir şey olmaz. Onun bilakis zinde, sıhhatli, cevval, daha canlı, daha zeki, daha keskin olmasını sağlar. Kadınında son derece güzel olmasını sağlar, yani iffetli kadın, iffetine hâkim olduğu müddetçe yani mümin kadında çok güçlüdür ama iffetinin sıcaklığını, iffetin temizliğini yaşar. Aklının ucundan dahi bile geçmez böyle bir şey, yani gayri meşru bir şeyden…
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Tiksinir mümin kadın yani şiddetli kasılır ve şiddetli iğrenir öyle bir şeyden, yani takat getiremez öyle bir şeye, mümin erkekte takat getiremez, ama her iki tarafa da bu güç sağlar. Yani böyle hani yemek yedi işte iyi gıdalar aldı halk arasında vardır şu, şu, şu yiyecekleri yerse şöyle olur. Böyle bir şey yok, o onların aldatmacası ve kendilerini kandırmalarından başka bir şey yok. Allah onların elinden o gücü alıyor, yani kadınlara karşı muhabbeti ellerinden alıyor, onlarda artık onu yiyeceklerde ilaçlarda arıyor işte falanca ilacı alıyor, işte bilmem ne macunu alıyor, bilmem ne yiyeceği alıyor, bunların hiçbir etkisi olmaz. Bu ruhun meydana getirdiği bir etki ve güzelliktir. Yani ruh, ruhtan kaynaklanan bir şeydir bu, gıdadan yiyecekten kaynaklanan bir şey değildir, istediği yiyeceği yesin, istediğini yapsın ne yaparsa yapsın Allah öyle bir etki meydana getirmez öyle insanlarda.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Bu batıl inanç bunlar.
MUHABİR: Hocam Kuran’da tabi birçok helak olan kavimden örnekler verilmiştir, Lut kavminin de, helak olması…
ADNAN OKTAR: Evet o da evet,
MUHABİR …helakı ile ilgili surede inşaAllah yanlış hatırlamıyorumdur. Bir ayet vardı, “nefsinin hevasına uyanın sonunu görmedin mi, ? diye gerçekten nefis kavramı Kuran’da da bahsedilmiş ve nefsine uyanların sonu da örnekleriyle açıklanmış.
ADNAN OKTAR: Eğer bir insan yani hayvanlaştıysa hayvani şeye girdiyse zaten her türlü pisliği yapar, iğrençliği yapar, yani onun bir limiti olmaz yani o tiplerin. Yani akla gelecek her türlü iğrençliği her türlü pisliği yapar, çünkü o ruhunda artık estetik duygusu, derinlik duygusu, tutku duygusu aşk duygusu kalmamış oluyor onun. Sadece böyle vücudundaki bir fazlalığı atmak isteyen bir hayvana dönüşmüş oluyor adeta. Yani onun içinde ne olursa olsun fark etmez öyle bir mahlûka. Buda çok, çok iğrenç bir şey tabi. Tiksinti verici, nitekim de bu tip insanlardan hem kendileri kendilerinden tiksinir böyle insanlar, hem de karşısındaki ondan tiksinir, mecburen tiksinir. Çünkü Allah kadından etkilenmede tutkuyu esas yaratmıştır. Yani kadının içinde bir güç vardır, yani tutku gücü vardır, bir derinlik gücü vardır kadın denen şey budur. Et kemik kadın değildir. Yani kadınında iki tane bacağı iki tane kolu vardır yani normal bir varlıktır kadın. Kadının içindeki ruha kadın denir. Yani içindeki imandan kaynaklanan derin ve etkileyici özel bir güç vermiştir Allah. Altıncı bir his vermiştir buna kadın denir. Buda ancak akıllı imanlı insanlara karşı kadında etki meydana gelir. Yani kadın başka türlü etkilenmez, böyle aptaldan etkilenmez mesela bir kadın. Yani böyle ahmak bir insandan akılsız bir insandan etkilenmez, yani istese de yapamaz, gücü yetmez, zaten istemez, fakat farz edelim aklına gelse de tiksinir yapamaz öyle bir şey. Yani akıllı bir erkekte ancak akıllı bir kadın etkilenebilir. Yani iki tane ayağı var, iki tane kolu var diye bir kadın etkilenmez böyle bir şey olmaz. Yani etin bir etkileyiciliği yoktur, geçenlerde de dedim yani,
MUHABİR: Evet, geçen hafta da…
ADNAN OKTAR: Kasapta da mesela kesilmiş sığırı asıyorlar boydan boya koskoca sığır, et her tarafı et. Etten hiçbir şey olmaz, ha o ha o yani onun etiyle onun etinin bir farkı yok yani, ha sığır eti, ha onun eti aynı şey.
MUHABİR: Doğru, hatta hocam geçen hafta siz güzel kadın akıllı olan kadındır demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Tabi, yani çünkü akılda kadında çok garip bir güç meydana geliyor yani tarifi mümkün olmayan bir güç meydana geliyor. Mesela güzel kadınlar oluyor ama aptal, aptal bakıyor, kuş gibi etrafa bakınıyor, ben çok görüyorum yani. Yaban ördeği gibi etrafı seyrediyor, yani ruhunun içi bomboş olduğu belli. Ne olur bunun eti olsa ne olur, kolu olsa ne olur, e tabii ki bacağı olacaktır yürüyecektir iki tane de kolu olacaktır yani bu olağan üstü bir şey değildir ki, hiçbir etkileyiciliği de olmaz bunun.
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Helali olması lazım, Allah’tan çok korkması bir kere çok güvenilir olması lazım, tertemiz olması lazım, yalan söylememesi lazım, şeytandan bağını kesmiş olması lazım, ömür boyu sadakat gösterecek bir derinlikte olması lazım, Allah zaten öyle olup ta güzel olmayan insan bulamazsınız yani mutlaka güzel oluyor o insanlar. Allah onlara muazzam bir güzellik verir, yani her halükarda güzel hale eder.
MUHABİR: Hocam aslında yaşadığımız hayatta insan kendiyle bir mücadele halinde, şimdi nefsimizi konuştuk,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Sürekli isteyen, arzulayan baktığımızda sizde de az önce bir ayetten bahsettiniz, “Allah kimseye zulüm etmez, ancak insanlar kendi nefislerine zulüm eder” diye geçmiş programlarımızda da kendisinden örnekler verdiğimiz şairimizin de güzel bir sözü var. ‘Hep nefs çıkar karşıma, ölüp, ölüp dirilsem insandan kaçmak kolay, kendimden kaçabilsem’ diye Necip Fazıl’ın, gerçekten insanın kendiyle olan bir mücadelesi var. Yaşantısı boyunca, inşaAllah hepimiz muvaffak oluruz bu mücadelede,
ADNAN OKTAR: Aslında son derece kolay bence, sadece insanlar aklını kullanmıyorlar, yoksa zaten kadere teslim olacağız, kendimizi tamamen Allah’a bırakacağız. Allah olabilecek en güzeli yapıyor, en hayırlıyı yapıyor, insanlar boş yere hırs yapıyorlar, yani zaten kader değişmiyor, hırs yapıp sadece canını yakmış oluyor. Yani değişen hiçbir şey olmaz, inşaAllah,
MUHABİR: Ne yaparsanız yapın her şey bir kitapta yazılı, sizinle ilgili öleceğimiz tarih,
ADNAN OKTAR: Tabi,
MUHABİR: Kazanacağınız paraya kadar hepsi yazılı,
ADNAN OKTAR: Tabii ki,
MUHABİR: Hocam yine bir izleyici sorusu var, buda ilginç bir soru, Ali Murat Kızılkaya, Yozgat’tan sormuş,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Allah Kuran’da “bir selamla selam verildiğinde aynısıyla veya daha güzeliyle, selam verin. Ayrıca evlere girildiği zamanda selam verin” diye buyuruyor. Bu ayeti açıklamanız mümkün mü?
ADNAN OKTAR: Selam diyene selam diyeceğiz yani bu açık Kuran’ın hükmü, yani farzdır.
MUHABİR: Birde hocam şey var, selam demişken inşaAllah siz konuşurken de bazen aklıma ayetler geliyor, “O rahmanın kulları yeryüzünde alçak gönüllü olarak yürürler. Cahiller kendilerine sataştıklarında selam der geçerler,”…
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Diye de bir ayeti kerime var, aslında selam hem selam diyene, hem de size sataşanlara da verilen bir…
ADNAN OKTAR: Evet, tabi
MUHABİR: …simge değil mi? Hocam,
ADNAN OKTAR: Tabi, o ben Müslüman’ım sende Müslüman’sın ben sana güveniyorum, sende bana güven huzurlu bir ortam var Allah’ın yani selam özelliği tecelli ediyor burada anlamında bir mesaj verilmiş oluyor, güven verme anlamında bir söz,
MUHABİR: Zulüm edenlere selam demekte herhalde sabrın bir göstergesi,
ADNAN OKTAR: Tabi ki inşaAllah,
MUHABİR: İnşaAllah,
ADNAN OKTAR: Bir sevgi gösterisi, bir güven gösterisi oluyor inşaAllah,
MUHABİR: İnşaAllah, hocam son 10 dakikamıza girdik, burada benim sona bıraktığım bir soru var, çokta farklı güzel de bir soru, Etilerden Salih Pekcan sormuş, hocam bugün şöyle bir bilgi öğrendim, sizin mutlaka bilginiz vardır, ama sizinle paylaşmak istedim,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah,
MUHABİR: Merhum başbuğ Alparslan Türkeş ülkücü kardeşlerimizin yaptığı kurda benzeyen el işaretini şöyle açıklamış, bak abi şu serçe parmak Türk’tür, şu işaret parmağı da İslam’dır, şu bozkurt işareti yaptığımız işaretin arada kalan boşluğu ise cihandır, son olarak kalan üç parmağın birleştiği nokta ise mühürdür. Yani ağabey işaret ederek gösterirsek şu çıkar Türk İslam Birliğine mührünü dünyaya vuracağız, hocam artık biz bu olsun istiyoruz, Kıbrıs Azerbaycan Ermenistan bizim şehrimiz olsun istiyoruz, ben bir vatandaşım ne yapabilirim, hocam diye sormuş. Salih Pekcan,
ADNAN OKTAR: Vay aslanım benim MaşaAllah, tabi inşaAllah Türk İslam Birliği kapıda, bak görüyorsunuz daha bismillah yeni girdik, kapılar açılmaya başladı,
MUHABİR: İnşaAllah,
ADNAN OKTAR: Türk İslam Birliğinin ikinci bir ihtimali yok, merhum başbuğ Alparslan Türkeş’le de ben bizzat görüşmüştüm, sohbet etmiştim kendisini çok severim, çok saygı duyduğum bir insan. Oda Türk İslam birliği aşığıydı, Allah aşığıydı, çok imanlı ve çok samimi değerli bir Türk milliyetçisi idi, Allah rahmet etsin, o kardeşimiz de anmamıza vesile oldu.
MUHABİR: İnşaAllah,
ADNAN OKTAR: Ama bütün ömrü boyunca Türk İslam Birliğini savunmuştur, şimdi de biz inşaAllah o bayrağı dalgalandıracağız inşaAllah, Türk İslam Birliğini bütün üç kıtaya hakin edeceğiz inşaAllah.
MUHABİR: Hocam son 5 dakikamız,
ADNAN OKTAR: Evet,
MUHABİR: Genel olarak toparlamak gerekirse izleyicilerimize söylemek istediğiniz, özel bir konu var mıdır? Vermek istediğiniz bir mesaj var mıdır?
ADNAN OKTAR: Evet, ne güzel işte tam ahir zamanın müjdeli bir vaktindeyiz, bizim milletimizde çok nasipli Allah’a çok şükür, Türkiye nasipli, İstanbul nasipli. Çok heyecanlı yıllara gireceğiz inşAllah, 2009 heyecanlı, 2010 heyecanlı, 2014’ler hepsi çok heyecanlı olacak, tabakadan tabakaya geçeceğiz Kuran’ın ifadesiyle, çok neşeli, güzel, huzurlu günler bizi bekliyor ama çok samimi olacağız, Allah’a çok tevekkül edeceğiz, Allah’ı çok seveceğiz,
MUHABİR: İnşaAllah,
ADNAN OKTAR: Allah’tan çok korkacağız, Kuran’ı çok okuyacağız, çok seveceğiz, Allah’a tam teslim olacağız, evvel Allah, yani Cenabı Allah’ın izniyle yollar sonuna kadar açık. Kaderimiz güzel, Mehdi’yi göreceğiz çok heyecan verici, Hz. İsa’yı göreceğiz, İslam’ın hâkimiyetini göreceğiz, Türk İslam Birliğini göreceğiz, mutluluk sevinç kapıda inşaAllah, MaşaAllah, zaten mutluyuz sevinçliyiz ama daha da çoğunu göreceğiz inşaAllah,
MUHABİR: Hocam inşaAllah temennileriniz gerçekleşir,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah,
MUHABİR: Türk haklıda en kısa sürede
ADNAN OKTAR: İnşaAllah,
MUHABİR: Refah ve bolluk içerisinde huzurlu ve mutlu
ADNAN OKTAR: İnşaAllah,
MUHABİR: İnşaAllah inançlı bir dönemle karşılaşacak ve bu dönemi inşaAllah yaşayacağız.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, bu mutluluğun anahtarı samimiyet inşaAllah çok samimi olacağız, gerisi tamamdır, inşaAllah,
MUHABİR: İnşaAllah,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah,
MUHABİR: Hocam katıldığınız için çok teşekkür ederiz,
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun, teşekkür ederim,
MUHABİR: Özellikle izleyicilerimizin yoğun soruları olduğunu belirtmiştik, ama sorulara yetişmekte zorlanıyoruz Hocam,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah,
MUHABİR: Zamanımız çok yeterli değil, o yüzden cevap veremediğimiz izleyicilerimizden de özür dileriz, inşaAllah önümüzdeki hafta tekrar hem gündemdeki konuları, hem de izleyicilerimizin sorularını yanıtlayacağız, ben tekrar teşekkür ediyorum katıldığınız için,
ADNAN OKTAR: Bende teşekkür ederim,
MUHABİR: Evet sevgili seyirciler Adnan Oktar’la baş başa programının bu haftada sonuna geldik, inşaAllah önümüzdeki Hafta aynı gün ve aynı saatte sizlerle yeniden bir arada olacağız. Dediğim gibi hafta içi de bize merak ettiğiniz konuları mail yoluyla ulaştırmanız mümkün, ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bizlere ulaşabilirsiniz, Sayın Adnan Oktar’a sorularınızı yöneltebilirsiniz, bizi izlediğiniz için teşekkür ederiz, hepinize iyi akşamlar diliyorum, hoşça kalın,