MUHABİR : Sayın Seyirciler Ahir zaman sohbetlerinde saygıdeğer hocamız Sayın Adnan Oktar’la birlikteyiz. Hocam bir kez daha bu güzel mekânda bizleri aydınlatacağınız için size çok çok teşekkür ediyoruz. Ekranlarımıza bir kez daha hoş geldiniz efendim.
ADNAN OKTAR : Sizlerde hoş geldiniz, teşekkür ederim.
MUHABİR : Hocam yine sorular birikmiş tabi ben aslında hazırladığım sorularla başlayacaktım.
ADNAN OKTAR : Evet.
MUHABİR : Her zaman olduğu gibi bütün programlarımızda kendi hazırladığım sorularla başlıyorum fakat bugün izleyicilerimize biraz daha öncelik tanımak istiyorum müsaade buyurursanız ve hemen ilk sorumu size yöneltmek istiyorum biz aslında daha önceki programlarımızda bu konuyu ben size sormuştum sizde etraflıca anlatmıştınız fakat konuştuğumuz mevzuyla alakalı ilginç bir soru gelmiş. Sizce Mısır’daki dev piramitler nasıl inşa edildi? O dönemde böyle mükemmel bir teknikle dev yapılar yapmak nasıl mümkün olabilir? Turan Osmanoğlu /Niğde’den soruyu soruyor Hocam.
ADNAN OKTAR : Evet, o dönemde halka yansıyan değil de üst yönetim yani saray yönetimi ve yine Süleyman devrinde de, Hz. Süleyman’ın devrinde de saray yönetiminin bildiği yüksek teknoloji vardı. Yüksek teknik çalışmaların yapıldığı alanlar vardı mesela elektrik elde ettikleri açık açık görülüyor eski Mısır’da. Hem de yüksek voltajlı elektrik elde ettikleri görülüyor, bizim hiç bilmediğimiz teknolojileri de bildikleri de görülüyor ama bu böyle halka yansımış, genele yansıtılan bir şey olmamış, sarayın bir sırrı olarak muhafaza edilmiş. Ve istememişler de etrafa yayılmasını gördüğüm kadarıyla. Bu bilginin alındığı yer cinler ve şeytanlardır. Onlardan bu bilgileri almışlar ki, Hz. Süleyman zamanında bu bilgiler onlardan alınıyordu, cinlerden ve şeytanlardan alınıyordu. Şimdi Ahir zamanda da alınacak cinler ve şeytanlarda akıl almaz bilgiler oluyor, çok şaşırtıcı bilgiler oluyor. Zaten o dönemin yontmalarına, taşlar üzerine yaptıkları çeşitli çalışmalara baktığımızda bunu açıkça görüyoruz. Mesela burada dev bir diyot tüpü açık açık görülüyor, kaya üstüne, içinde ışığı ve ateşi remzeden tarzda bir yılan figürü koymuşlar, bir cam içerisinde olduğu açık açık görülüyor. Kablolar açık açık görülüyor, yine burada da dikkat ederseniz kablo alenen görülüyor, dev bir diyot tüpü bağlantı yeri açık, yine bağlantı yerleri açık, yine her türlü detaya baktığımızda asrımızdaki elektrikle ilgili her türlü teknik donanımın yine burada olduğunu görüyoruz. Yine bu resimlerde de bunu görmek mümkün, görüyorsunuz. Dev aydınlatmalar, bir kere içeride dev aydınlatma yapıldığı anlaşılıyor çünkü Mısır piramitleri yapılırken içeride hiç is oluşmamış halbuki bu yani karanlık derin tünellerden oluşuyor burada en azından bir mum ışığı kullanılması gerekiyor ki mum ışığı zaten kurtarmaz. Çok büyük yapılar biliyorsunuz, dev yapılar içlerinde dev labirentler var, dev kanallar var, çok kapsamlı çalışmalar yapılan yerler. Buralarda en ufak bir is izine rastlanmamış. Bu ancak elektrik aydınlanması ile yapılabilir ve adamlarda zaten açıkça elektrikle aydınlandıklarını kayalara resmetmişler. Mesela bu da yine öyle, o tarz bir alettir şu. Peki o dönemde kullanılan ve bizim hala haberdar olmadığımız bir teknoloji var mıdır Hocam?
ADNAN OKTAR : Tabii ki var, tabii ki var, o belki biraz daha önümüzdeki zaman içerisinde görülecek. Mesela burada çok açık olarak planör görülüyor, uçak görülüyor, helikopter görülüyor. Bakın açık açık görülüyor. Bu Mısır kabartmalarında açık alenen görülüyor. Burada da çok mükemmel uçaklar, denizaltılar ve birçok teknik alet edevat görülüyor. Ki Hz. Süleyman’ın da çok süratli bir hava vasıtasına sahip olduğu yine açık açık belirtiliyor. Mesela bakın buradaki araba herhangi bir at filan çekmiyor, hayvanın çektiği bir araba değil müstakil bir araba
MUHABİR : Evet,Bu teknolojiyi Hz. Süleyman cinlerden aldı fakat insanların kullanımına o dönemde müsaade etmedi diyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR : Mesela şu kaya yontması üzerindeki şahsında oturduğu yer adeta bir motosiklet gibi oturuş şekli yani öndeki vasıta da onu andırıyor. Çok karışık bir teknolojik aletle iç içe olduğu görülüyor. Buna benzer yüzlerce, binlerce kaya yontması ve resimler var. Hz. Süleyman devrindeki teknolojiyi zaten Kuran açık açık anlatıyor; demirin yumuşatıldığını, geniş çapta kullanıldığı Davut devrinde, Hz.Davut zamanında. Hz. Süleyman zamanında çok süratli hava vasıtasıyla o bölge içerisinde Hz. Süleyman’ın gezinti yaptığı, ayrıca şeytanların ona dalgıçlık görevi yaptıkları, yerden ve denizaltından birçok malzeme çıkarttıkları getirdikleri gibi çok kapsamlı izahlar var. O devir insanların pek aklının alamayacağı derecede hayret edici bir devir, çok şaşırtıcı bir devir ama mesela asrımızda yine cinler devreye girse, yine şeytanlar bir görünse insanlar ilk başta bir şaşırırlar fakat çok çabuk adapte olurlar. Mesela teknolojiye de çok çabuk adapte olurlar. Mesela internet çok şaşırtıcı bir şeydir, çok çabuk adapte oldular. Cep telefonları, o zaman hayal dahi edilemiyordu böyle bir cep telefonu yani koskoca biliyorsunuz telefonlar yapılmıştı ilk başta böyle seyyar telefonlar ki onlara bile şaşırmıştı insanlar. Teknolojilere olan hayret çok kısadır insanlarda. Çok çabuk adapte oluyorlar.
MUHABİR : Kullandıktan sonra özellikle.
ADNAN OKTAR : Tabii kısa sürede yani o eski Mısır’da kullanılan ampul birkaç yakmada hemen alışmışlardır, şaşırmadıkları anlaşılıyor.
MUHABİR : Halka neden acaba kullandırılmadı Hocam? Bunun bir amacı var mıdır?
ADNAN OKTAR : Belki kıskanmış olabilirler bilgiyi. Halkı çünkü aşağılık görüyorlardı, basit görüyorlardı onların layık olmadığını, adi olduğunu düşünmüşlerdir. Kendilerinin seçkin olduklarını inanıyorlar zaten bu sarih ifadelerinden açık açık anlaşılıyor. Çünkü bir saray var, saray yönetimi var, sarayın seçkinleri var sırf onlara yönelik kalmış teknoloji ve bilim, öyle gibi görünüyor. Hz. Süleyman’ın da…
MUHABİR : Firavunların bunları kullanma olasılığı da var büyük ihtimalle çünkü,
ADNAN OKTAR : Tabii tabii onlar kullanmışlar zaten. Ama cinlerle ve şeytanlarla yoğun bağlantıda olduğu zaten kaya resimlerinden çok açık görülüyor yani alenen böyle cin resimleri var, şeytanı andıran varlıklar var, onlarla yoğun bir bağlantı içinde oldukları, onlara saygı gösterttikleri de görülüyor.
MUHABİR : Evet.
ADNAN OKTAR : Bir bilgi alışverişi olmuş anladığımız kadarıyla. Bu aynı şekilde Hz. Süleyman zamanında oluyordu. Bu insanlar şu an şaşırıyorlar ama cinlerden haber almakta çok rahat oluyor. Ben mesela bunu biliyorum cinlerden haber alındığını. Ben de ilk başta şaşırdım ama çok çabuk adapte oldum, ben cinlerin haber getireceğini biliyordum, duyuyordum ama insan bu asırda böyle yakinen bilip anlamak, değil mi biraz acayibine gidiyor insan, şaşırıyor. İmkansız gördüğünden değil de ama her halükarda insanlarda bir ilk tanımanın bir hayreti olur ama çok çabuk adapte oluyor insan. Her türlü bilgiyi getirebiliyor cinler, en gizli bilgiyi bile çok rahat getirebiliyorlar. Mesela git sor, öğren, gel diyorsun bütün detaylarıyla tam doğru olarak net olarak söylüyor. Ben mesela ben arkadaşlarımda da gördüm ilk önce hakikaten şaşırdılar ama en fazla bir saat falan sürdü şaşırmaları çok çabuk geçti.
MUHABİR : Evet, cinci diye tabir ettiğimiz hocalar var nihayetinde televizyonlara da çıkan. Bunların hepsi herhalde cinlerle irtibat kuran insanlar değil ya da siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR : Allah-u Alem işin doğrusunu söyleyeyim alenen ve net olarak yalan söylüyorlar çünkü bu konuda para kazanılması durumunda Allah zaten cinlere izin vermez. Çünkü cinler Allah’ın izniyle görev yapıyorlar ve halishane ve çok samimi olması lazım çağıran kişilerin amacı, çok salih olması lazım, cinler yoksa çok aksi varlıklardır, çok terstirler, hatta öyle ummadık şeylerde yapabilirler kendisiyle uğraşanlarla, kendisinden çıkar sağlamaya kalkanlara çok ters şeyler yapabilirler. Onun için böyle bir şey kökten eminim ki yalan, öyle bir şey yok. Sadece Allah rızası için, samimi ve candan niyetle olursa cinler görev yapıyorlar, bunun dışında yapmıyorlar.
MUHABİR : Kötü insanlar da yine cinleri kullanarak insanlara bir kötülükte bulunabilirler mi?
ADNAN OKTAR : Yok öyle bir şey olmuyor, yapsalar bana yaparlardı, hiçbir şey yapamazlar, inşaAllah.
MUHABİR : Peki Hocam Allah Korusun diyelim.
ADNAN OKTAR : İnşaAllah.
MUHABİR : Bir diğer sorumuz Hocam, “Eski Mısır’da Firavunlar döneminde bir Firavun’un tek Tanrı inancı benimsediğini okumuştum. Bu inanç Hz. Musa’nın etkisiyle mi olmuştur? Hocam bir röportajınızda antik Mısır duvar kabartmalarında uçak çizimlerinin olduğunu
ADNAN OKTAR : Demin gösterdim.
MUHABİR : Evet az önce gösterdiniz, ben de bir yerde Mısır piramitlerinin içerisinde hiç duman isinin izine rastlanmadığını okumuştum, bunun üzerine elektrik kullanıldığına bir işaret olduğunu söyleyebilir misiniz?” diyor ki, siz bunu söylediniz.
ADNAN OKTAR : Evet, dev ampuller kullanmışlar bizim öyle hiç alışmadığımız dev böyle aydınlatıcılar,
MUHABİR : Projektörler.
ADNAN OKTAR : Çok çok iri kullandıkları ampuller.
MUHABİR : Hocam soru, “Firavunlar döneminde bir Firavun’un tek Tanrılı inancı benimsediği söyleniyor, bu inanç Hz. Musa’nın etkisiyle olabilir mi?”
ADNAN OKTAR : Tabii ki yani tebliğ yapmış Hz. Musa, tabii ki makul gören bir insan olabilir, olmuştur da, o dönemde onu kabul eden kişi zaten tarihe geçmiş bir insan. Bir dönem hakikaten onun tek Tanrı, tek Allah inancı hakim olmuş ve bütün medeniyet ona göre şekillenmiş o devirde ama bir süre devam etmiş sonra yine dengeleri bozulmuş tabiri caizse sapıtmışlar.
MUHABİR : Kuran’ı Kerim’de birçok Peygamberden söz ediliyor, fakat Peygamber Efendimizin hadislerinden daha fazla Peygamber olduğu söyleniyor.
ADNAN OKTAR : Evet doğru.
MUHABİR : Peygamber ve Nebi, yine işte bu bizim Firavun diye bildiğimiz insanlar içerisinden de böyle Peygamberler gelmiş olabilir mi?
ADNAN OKTAR : Bu Azteklerde, İnkalarda ve eski medeniyetlerde, yazıtlarda bunu görüyoruz, kabartmalarda. Birden Avrupai bir insandan bahsediyorlar, işte heybetli, boylu poslu, sakallı bir insan geliyor ve inanç tamamen değişiyor. Tek Allah inancına dönüyorlar bütün sosyal sistem değişiyor, işte onu tarif ediyorlar, şöyle güzel yüzlüydü, böyle güzel huyluydu diye anlatıyorlar. Fakat belli bir dönem bunun devam ettiği anlaşılıyor sonra yine bozulma oluyor. Bütün eski yazıtlarda buna benzer ifadelere rastlıyoruz. Mesela Buda’da aslında eski bir hak dinin Peygamberi olması ihtimali çok çok çok yüksek. Bayağı değiştirmişler, çünkü namaz var, oruç var, zekat var, tamamen hak dinlerin ana özelliklerini içinde bozulmuş olmakla beraber taşıyor. Muhtemelen Buda’da eski bir Peygamber.
MUHABİR : Evet Hocam ben özellikle bu noktada şunu sormak istiyorum, Türkler İslamiyete girmeden öncede aslında ahlaki yapılarına baktığımız zaman, her ne kadar inanç noktalarında tezatlar söz konusu olsa da, ahlaki yapılarında inanılmaz bir İslami özellikler taşıyorlar. İşte komşuluk çok önemlidir, akraba ilişkileri Türklerde çok önemlidir, kötülük yapmamak, iyilerle birlikte olmak, kötülere karşı savaşmak gibi teknik özellikler taşıyorlar. Bunu neye bağlıyorsunuz, Müslüman olmadan önce de aslında çok iyi yaşayan bir toplum söz konusu.
ADNAN OKTAR : Gök Tanrı’ya inanıyorlar ki, birçok Müslüman biliyorsunuz dua ederken elini göğe açar, o şekilde bilinir, ama Allah her yerdedir fakat burada da yine tek Tanrılı, tek Allah’a inanan bir dinin izini görüyoruz. Muhtemelen açıkça anlaşılıyor yine bir Peygamber gelmiş, hak Peygamber gelmiş ama zamanla bozulmuş çünkü aile var, ahlak var, yani sosyal yapı İslam anlayışını andırır tarzda, fakat zamanla bir bozulma olduğu görülüyor. Hatta diğer yönlerden de baktığımızda da çok benzeşen İslam’la benzeşen çok yönler var. Eski Türk dinlerini incelediğimizde de, Türk dinini incelediğimizde, bu her zaman Allah’ın kanunudur. Her topluma, her zaman bir Peygamber göndermiştir fakat zamanla dinler insanlar tarafından değiştirilmiş, bozulmuştur.
MUHABİR : İslam’a girerken de Türkler acaba eski inançlarına yakın olmasından dolayı İslam’ı seçmiş olabilirler değil mi?
ADNAN OKTAR : Tabii tabii, Allah-u Alem çünkü kadınlara karşı sevgi, saygı var, çocuklar korunup kollanıyor, şefkat, merhamet anlayışı var, karşılıklı yardımlaşma var, namus anlayışı var, onur, ahlak anlayışı var, tam anlamıyla hak dinin bozulmasıyla devam ettiği anlaşılıyor. Bir hak dinin geldiği ve sonra bozulduğu anlaşılıyor.
MUHABİR : İslam’a girerken de çok fazla herhalde zorluk çekmediler.
ADNAN OKTAR : Evet zorlanmadılar.
MUHABİR : Bir diğer soru Hocam, Edirne’den Fuat Özkan Bey göndermiş. “İnsanın biyolojik açıdan evrim geçirmediğine dair çok fazla çalışmanız var. Hocam peki Mısır’da olduğu gibi, metalin işlenmesi, piramitlerin yapılması hatta elektrik kullanılması gibi antik medeniyetlerin bu gelişmiş teknolojileri insanın evrim geçirdiği iddiasını çürütmüş olmuyor mu?
ADNAN OKTAR : Zaten evrimi biz tepetaklak yere çarptık, öyle bu tarz bir teknikle devirmedik. Açık, net delillerle devirdik. 100 milyon fosil koyduk ortaya ve dedik ki tek bir tane fosil getirin bize sizin iddianızı gösterten, 10 trilyon vereceğiz dedik, konu kapandı, adamlar zaten şu an süt limanlar, çıtları çıkmıyor. Nasıl çıksın? Çünkü bu akılsızca oyunu, bu çirkin oyunu tezgâhlayan Darwin bunu yaparken zaten söylemiş adam, ‘Eğer ara fosil bulunamazsa benim teorim bitmiştir’ diyor. Ara fosil de bulunamadı, teorisi de bitti, bu kadar.
MUHABİR : Evet, Bu arada hemen şunu da izleyicilerimize hatırlatmak istiyorum, müsaade buyurursanız.
ADNAN OKTAR : Tabii buyurun.
MUHABİR : Sorular çok fazla geliyor saygıdeğer izleyiciler dolayısıyla program esnasında belki o an için soramayabiliriz Hocamıza, siz her hafta Salı günleri bu saatte bu ekranlarda olursanız, gelen sorularınız gecikmişte olsa mutlaka cevaplanacaktır diyoruz. Hocam ben bir soru özellikle belirtmek istiyorum, Münafıklarla ilgili sizin yine çok büyük çalışmalarınız söz konusu,
ADNAN OKTAR : Evet
MUHABİR : Ben değerli izleyicilerimizin anlaması açısından münafık kimdir ve münafıkları nasıl tanımamız gerektiğini sorayım size?
ADNAN OKTAR : Evet ben onu detaylı olarak anlatmaya çalışayım inşaAlah, diyor ki Cenab-ı Allah, Nisa Suresi, 145.nci ayetlerde, “Gerçekten Münafıklar ateşin en alçak tabakasındadırlar” yani en şiddetli acıyı çekecek onlardır, “Onlara bir yardımcı bulamazsın” diyor Allah, Nisa Suresi, 138’de Cenab-ı Allah “ Münafıklara müjde ver” diyor, müjde veriliyor münafıklara, bakın dikkat edin müjdeye, “Onlar için gerçekten acıklı bir azap vardır” diyor Allah, müjde bu münafıklara, Allah aşağılamak için böyle söylüyor. “Ki bunlar Allah’ın ahdini onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar” yani anlaşırlar mesela size yardım edeceğiz, Müslümanız, Allah’a, Kitab’a bağlıyız, Müminlerle beraberiz diyorlar fakat “bozarlar” diyor Allah “bu anlaşmayı bozarlar” diyor. “Allah’ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler” mesela kardeşlik bağlarını kesiyorlar, hayırlı faaliyetleri kesiyorlar, “Ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar” yani gidiyorlar Müslümanlar oraya buraya, Müslümanları ihbar ederler, bilgi verirler, fitne-fücur çıkarırlar. “Kayba uğrayanlar işte bunlardır”. Peygamber Efendimiz zamanında bunlar yoğun olarak bu tarz faaliyetler yapmışlardır, Bakara Suresi 27, “Ki bunlar Allah’ın ahdini onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar” diyor Allah Bakara Suresi 27’de. “Onlardan çoğunun inkara sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün” Müslümanlara kin duyuyor, Müslümanların içinde oluyorlar hem de dinsizlerle, ateistlerle bağlantı kurup Müslümanların aleyhine onlara bilgi taşır münafıkların özelliği budur. Yine münafıklarla ilgili; “Allah’ın elçisine muhalif olarak geri kalanlar oturup kalmalarına sevindiler” yani ne iyi oldu diyor Peygamberden uzak, ayrı kaldık diyorlar. “Ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla mücadele etmeyi çirkin görerek bu sıcakta çıkmayın dediler. De ki; Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir” yani bu sıcakta faaliyet olur mu, çalışma olur mu diyorlar. “bir kavrayıp anlasalardı” diyor Allah Tevbe Suresi 81’de. “Gerçekten sizden olduklarına dair Allah adına yemin ederler”, Müslümanlarla konuşurken biz sizdeniz diyorlar, Müminiz, bir de yemin ediyorlar diyor Allah. “Oysa onlar sizden değildirler. Ancak onlar ödleri kopan bir topluluktur” yani bunların içlerinde şeytanın pisliği ruhlarını kapladığı için böyle içleri kaynıyor böyle sürekli korku, vesvese, gerilim içinde yaşarlar, rahat değillerdir. “Eğer onlar bir sığınak ya da mağaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı hızla oraya yönelip koşarlardı” yani genellikle Müslümanların yanında çıkarı için geliyorlar diyor Kuran eğer bir çıkar yeri bulsalar, bir imkan, beslenecekleri, bakılacakları bir yer olsa hemen giderler diyor Allah, Tevbe Suresi, 56-57. “Sanki onlar ürkmüş yaban eşekleri gibidirler” Allah eşeğe benzetiyor; inatçılıkları, akılsızlıkları açısından. “arslandan korkup kaçmışlar” diyor Allah, gibi, arslandan korkmak, Mehdi’nin de bir ismidir biliyorsunuz Arslan inşaAllah. “Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar Allah’ın kinlerini hiç ortaya çıkarmayacağını mı sandılar” yani münafıklar mutlaka ortaya çıkacak diyor Allah, Muhammed Suresi, 29’da. “Sizinle birlikte çıksalardı size kötülük ve zarardan başka bir şey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi” yani Müslümanlar hani keşke gitmese içimizde kalsalardı demesinler diyor Allah. “Bunlar pisliktirler” diyor Allah ve “eğer kalırsalar size kötülük ve zarardan başka bir şey ilave etmezler” diyor Allah. “Aranıza mutlaka fitne sokmak” yani Müslümanları birbirine düşürmek “ üzere içinizde çaba yürütürlerdi. …İçinizde onlara haber taşıyanlar vardır” muhbir olanlar vardır diyor Allah. “Allah zulmedenleri bilir” Tevbe Suresi, 47. “İnsanlardan öyleleri vardır ki, biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik derler” münafıkların özelliği bu. “Oysa inanmış değillerdir” diyor Allah. “Sözde Allah’ı ve iman edenleri aldatırlar oysa onlar yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değillerdir. Kalplerinde hastalık vardır, Allah’a hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı onlar için acı bir azap vardır.” “Münafık erkekler ve münafık kadınlar bazısı bazısındandır” yani birbirlerine dosttur onlar diyor Allah.
MUHABİR : Evet.
ADNAN OKTAR : “Kötülüğü emrederler, iyilikten alıkorlar” mesela İslam’ın yayılmasını istemezler ama ahlaksızlığın, kötülüğün, zulmün yayılmasını isterler. “Ellerini sımsıkı tutarlar” çok da cimri oluyorlar yani bütün ömürleri böyle geçer.
Mehdi devrinde de biliyorsunuz Münafıklar vardır, o da çok kapsamlı anlatılmıştır Peygamber Efendimiz tarafından izah edilmiştir. Mehdi devrindeki Münafıkları da demirin attığı bir pisliğe benzetiyor, pislik olarak geçiyor hadiste, demir nasıl arı ve temizdir. Fakat pası vardır demir sürekli pasını atar ama durdukça paslanır ve pasını atar ama demir kalır, buna benzetmiş. Başka bir rivayette de yine Peygamber Efendimizin hadisinde; onları buğdaya musallat olmuş böyle tiksinti verici kurtlara benzetiyor Peygamber Efendimiz. Buğdayın içerisinde sürekli o tertemiz buğdayları yemeye çalışırlar diyor böyle sinsice ve gizlice. Sahibi gelir diyor, onları temizler diyor; Mehdi’yi kastediyor, atar onları diyor, fakat bir süre sonra gelir sahipleri diyor yine buğdaya bakar, yine kurt musallat olduğunu görür, yine o pis kurtları yine attığını söylüyor. Yine olur, böyle defalarca yapar en sonunda tertemiz buğdaylar kalır diyor. İşte Mehdi cemaati böyledir diyor Peygamber Efendimiz; tertemiz azınlık bir genç grubunun kalacağını belirtiyor.
MUHABİR : Hocam bu noktada hemen yine izleyicilerimizden bir soru sormak istiyorum, müsaade ederseniz özellikle son dönemlerde dinler arası diyalog tartışmaları, Türkiye’de bir hayli fazla. Kerim Aydın Beyefendi sorularını yöneltmişler. “Günümüzde yapılan Kitap Ehli ile diyalog çalışmalarını yeterli buluyor musunuz?” Ben şöyle bir soru daha ekleyeyim müsaade buyurursanız, dinler arası diyalog gerçekten hayata geçirilebilecek bir proje midir?
ADNAN OKTAR : Şimdi bu iki türlü, bir biz Hıristiyanları, Musevileri kardeşlerimiz olarak severiz, şefkat duyarız, Ehl-i Kitap’tırlar. İnançlarına saygı duyarız, Kilisesine gider, öbür kardeşlerimiz Sinagog’una gider, hürmet ederiz. Yani hatta gerekirse onlardan kız alırız, misafir olarak evimize çağırırız, yemeklerini yeriz yahut onlar gelir bizim yemeklerimizi yerler. Ama inanç hususunda mesela bir teslis inancına saygımız olmaz yani ne kadar güzel söyledin, demeyiz. Bunun yanlış olduğunu anlatırız, tek bir Allah var deriz, biz buna inanmayız deriz. Bizde o anlamda bize hakim olmaya kalkarsa yani biz teslis inancını savunan bir insanı kendimize bir idareci olarak seçmeyiz. Çünkü inancımız zıt, onu kabul etmeyiz. Ama inancımızla çelişmiyorsa biz o insana karşı saygı duyarız. Bilerek kendimizin mağdur olacağımız, inancımıza müdahale edilecek şekilde onları getirtmeyiz, öyle bir görev vermeyiz. Ama bunun dışında saygı duyarız; her türlü ilgiyi, alakayı, hürmeti göstertiriz. İşte Kuran buna işaret etmiştir böyle bir ayet vardır, bu ayeti insanlar yanlış anlıyorlar. Sanki Hıristiyanlara, Musevilere düşmanlık gibi anlıyor halbuki böyle değil. Onlara bu konuda, böyle konularda biz itaat etmek durumunda değiliz. İnanç konusunda itaat etmek durumunda değiliz. Ama bazı insanlar eğer diyalogtan kasıtları; Hıristiyanlıkta bir hak dindir ve geçerlidir, Hıristiyan olan kişi hak dini bulmuştur. Musevilikte bir hak dindir, İslamiyet’te hak dindir, isteyen istediğini seçer diyorsa bu yanlıştır çünkü sadece İslam dini hak dindir. Bunu Kuran açıkça söylemiş, “Allah Katında din İslam’dır” diyor Allah. Bir tane var hak din. Ama Hıristiyanlık ve Musevilik tahrif olmuştur fakat ana kökeninde hak dinlerin bütün özelliklerini taşırlar. Geniş çaplı olarak taşırlar.
MUHABİR : Hz. İsa’nın hak Peygamber olduğunu kabul ediyoruz, Hz. Musa’nın hak Peygamber olduğunu kabul ediyoruz.
ADNAN OKTAR : Evet.
MUHABİR : Fakat siz tabii bu tür tartışmalara da mutlaka girmişsinizdir, mutlaka sorular yönelmiştir. Biz Hz. Muhammed’ten bahsettiğimizde ki manzara nedir Hocam? Ne düşünüyor Hıristiyanlar ve Museviler?
ADNAN OKTAR : Yalnız onu ben şaşkınlıkla izliyorum o tarz izahları çünkü zaten o zaman onlar Ehli Kitap olmazlar yani Peygamberimizi kabul ettiklerinde zaten Müslüman olmuş olurlar. Yani Ehli Kitap demek Peygamberimizi kabul etmeyen, Kuran’ı da hak kitap olarak kabul etmeyen insan anlamına geliyor, o anlamdadır. Fakat biz onları hak dinlerin, bozulmuş hak dinlerin bağlıları olarak saygıyla karşılarız, onlara şefkat duyarız, dinde onların özel hükmü ve yeri vardır. Ve hatalı yönlerini, eksik yönlerini düzelttiklerinde zaten onlar Kuran’a uymuş oluyorlar. Ama mesela tek Allah’a inanmaları, namaz kılmaları var, oruç tutmaları var, namusa dikkat ediyorlar, helale, harama dikkat ediyorlar, İslam’la iç içedir, Hıristiyanlıkta, Musevilikte. Bozulmuş belirli yönleri vardır eğer bunlar olmazsa zaten onlarda bir İslam dini olmuş oluyor. Kuran’a uymuş oluyorlar. Kuran’a tabii olmuş oluyorlar ama şu an değil o. Hz. İsa geldiğinde hem Museviler hem Hıristiyanlar tamamen Kuran’a tabii olmuş olacaklar inşaAllah.
MUHABİR : İnşaAllah. Hocam müsaade buyurursanız kısa bir reklam arası olacak.
ADNAN OKTAR : Tabii ki.
MUHABİR : Değerli izleyiciler reklamlardan hemen sonra yine çok sorularımız var sizden gelen, benim hazırladığım sorular var eminim ki sizlerde sorularınızın cevaplarını merak ediyorsunuz fakat bir on dakikalık müsaade istiyoruz, on dakika sonra tekrar birlikte olacağız.
MUHABİR : Efendim reklâmlardan hemen sonra birlikte olacağız demiştik Allah nasip etti birlikte olduk. Hocam dinler arası diyalog çerçevesinde konuşuyorduk ben özellikle şunu sormak istiyorum. Allah’a inanan ve iyi işler yapan Hıristiyanlarda var dünyada. Allah’a inanan ve iyi işler yapan Hıristiyanlarda cennete gidecek mi?
ADNAN OKTAR : Bakın 5 yaşındaki çocuğa deseniz ki Allah kaç tanedir? Bir tanedir der. Birisi kalkar da yemek yiyen, uyuyan, doğal ihtiyaçları olan, Allah’a dua eden, Hz. İsa Peygamberimiz’e Allah’tır derse bunun mantıksız olduğunu alenen, bile bile yapıyor demektir. Bundan sonra cennet beklentisi içerisinde olmak Kuran’a göre mümkün değil. Ama bir insan son derece samimidir, son derece candandır, Kuran bilgisi gelmemiştir, elinde İncil vardır sadece, bakar, Allah’ın birliğini anlar oradan yine İncil’den çok açık anlaşılıyor, en aklı zayıf insan bile okuduğunda İncil’de Allah’ın bir olduğunu açık açık görür çünkü net ifadeler var, Allah bir’dir diye İncil’de. Sarih ifadeler var çok fazla. Ve Hz. İsa hep Rabbim diye hitap ediyor, Allah’tan bahsediyor, Allah’a dua ediyor, hemen anlaşılıyor. İncil’e tabii olduğunu düşünsek Allah ona sorar: Sen İncil’den ne anladın diyecektir, Cenab-ı Allah, Yarabbi diyecek ben Senin Tek olduğunu anladım diyecek, burada öyle diyenler var ama diyecek Kitap’ta böyle, ben onun tahrif olduğunu anladım ama bütün izahlardan İncil’in bütününden Tek olduğunu açık açık görülüyor, ben Senin Tek olduğuna inandım, diyecektir. Ve İncil’de secdeyi de bulacaktır, orucu da bulacaktır. İslam’da olan ana hususların büyük bir bölümünü bulacaktır. Bunları uyguluyorsa bir insan cennete gitmesi umulur.
MUHABİR : Evet.
ADNAN OKTAR : Ama Müslümanlarla bağlantısı yoksa Kuran’ı tanıyamadıysa yani Fetret Ehli gibi yaşıyorsa ve son derece samimiyse ama anlatılmış, izah edilmiş, alenen bildiği halde kibir ve büyüklenmeden dolayı, zulümden dolayı Allah üçtür diyorsa arkasından cennet beklentisi Kuran’a göre mümkün değil.
MUHABİR : Evet.
ADNAN OKTAR : İnşaAllah.
MUHABİR : Olabilir diyen hocalara da böyle bir cevap oldu herhalde Hocam,
ADNAN OKTAR : Kuran’da zaten en belirgin konu Allah’ın birliğidir yani Tevhid’dir. Hak dinlerin ana özelliği Tevhid’dir, Bir’liktir.
MUHABİR : Şirk koşmamak.
ADNAN OKTAR : Şirk koşmamaktır. Kuran şirke karşı çok şiddetli bir tavır almıştır. Allah “Gökler parçalanacak nerdeyse onların dediklerinden dolayı” diyor. Allah bunu bu kadar ehemmiyetli görürken ve bunun şiddetli bir suç olduğunu açık açık belirtirken, buna ehemmiyetsizdir demek akıl alacak gibi değil, Kuran’ın bütününü reddetmiş olur. Kuran’sız İslam düşünüyorsa bir şahıs ona sözüm yok. Ama Kuran’la İslam’ı yaşayacağına kani ise, ki Kuran’sız İslam olmaz. Çünkü Kuran’a uyana biz Müslüman diyoruz, o zaman başka bir yol yoktur, bu şekildedir. Ama biz Ehl-i Kitab’a saygı duyarız, sevgi duyarız, korur, kollarız.
MUHABİR : Zulmetmeyiz.
ADNAN OKTAR : Zulmetmeyiz, güvenlik içerisinde gitmesini sağlarız, namusuna, onuruna dikkat ederiz, ticarette kardeşimizdir yardımcı oluruz. Ama Allah üçtür deyince, biz bunu kabul etmeyiz, bu kadar. Ama diyorsa Cebrail’i seviyorum, Mikail’i seviyorum, Peygamberleri seviyorum, gider alnından öperiz, kardeşimizdir ne güzel, ağzından nur akıyor, deriz. Ama Allah üçtür deyince, Haşa deriz. Sakın deriz, biz böyle şeye inanmıyoruz, biz Allah’ın birliğine inanıyoruz deriz.
MUHABİR : İslam ılımlı bir dindir fakat birçok noktada kırmızı çizgileri vardır diyebiliriz herhalde Hocam.
ADNAN OKTAR : Yani ben modern terimleri pek Kuran’a uygun bulmuyorum çünkü Kuran’ın kendi dili çok güzel. Allah’ın açık, aleni yasakları vardır, haramlar vardır, hükümler vardır, çok açıktır. Ben bunu tartışılmasını bile şaşırtıcı buluyorum, çok açık zaten din, tevhid dini zaten İslam, bunun tartışması olmaz. Bilemiyorum böyle insanlar var mı, eğer varsa inanılır gibi değil, çok çok çok şaşırtıcı, çok delice ve çok psikopatça demektir. Çok çılgınca demektir ama ben olduğuna inanmıyorum, ben bunun bir hurafe olarak insanlar arasında gezen bir söz olduğuna inanıyorum. Çünkü böyle bir söz olsa herhalde yazılı bir yerlerde çıkardı, birileri çıkar bunu açık açık ifade ederdi. Onun için ben alenen böyle bir ifade görmedikten sonra ben bunun halk arasında gezen bir hurafe olduğuna inanıyorum.
MUHABİR : Hocam sorumuzla ilintili olacak en azından bakış açısı noktasında hemen aradan bulup çıkardım. Şimdi siz tabii bunları söylüyorsunuz, siz bir ilahiyatçı değilsiniz Hocam.
ADNAN OKTAR : Evet değilim, Müslümanım sadece.
MUHABİR : Evet Müslümansınız, ben o noktada sizi tamamlayıcı bir şey soracağım ardından da hemen bir izleyicimizin sorusu var onu alacağım, her şeyden önce Müslümanların illa ilahiyatçı, illa İmam Hatip mezunu ya da dini eğitimi böyle yoğun bir şekilde almış insanlar olması mı gerekiyor? Bir Müslüman kendi dinini kendi çabalarıyla öğrenemez mi, sorarak ya da okuyarak?
ADNAN OKTAR : Ben Mehdi’den örnekler vereyim. Said Nursi Hazretleri Mehdi’nin medrese eğitiminden geçmediğini, geçmeyeceğini söylüyor. “Hazır ulemanın eserlerini alır, okur ve onunla hizmetini yapar” diyor. “Hatta Risaliye Nur’u da hazır bir program olarak neşr ve tatbik eder” diyor. “O’ndan evvel bir taife uzun tasdikatiyle eserler hazırlar, o eserleri hazır bir program olarak alır” diyor Mehdi. Mehdi bile yani bizim herhangi gibi bir insanımızın kendini yetiştirdiği gibi yetiştireceğine göre ve bu çok makbul olduğuna göre çünkü gelmiş geçmiş en büyük velidir Mehdi. O böyle bir şeyin içerisinden geçtiğine göre demek ki makbul, güzel bir şey. İlla medrese eğitimi diye bir şey yoktur, hiçbir Peygamber medrese eğitiminden geçmemiştir. Bizim Peygamber Efendimiz medrese eğitiminden geçmedi. Allah ona Cebrail kanalıyla ve kalbine vahyederek, aleni vahiyle Kuran’ı indirdi, ondan gerisi O’nun arifliğine kaldı, derinliğine kaldı, O’nun güzel ahlakına, Allah’ın O’na vahyettiği güzel ahlakı kaldı. Dolayısıyla Hz. Musa’da medrese eğitimi almamıştır, Hz. Yusuf’da medrese eğitimi almamıştır, Müslüman illa medreseden geçerse çok iyi bilgili olur anlamı çıkmaz buradan.
MUHABİR : Nihayetinde Peygamber Efendimiz’de ümmiydi.
ADNAN OKTAR : Tabii
ADNAN OKTAR : Tabii, hikmet esastır. Vehb-i ilim vardır, Allah’ın verdiği Vehb-i İlim vardır ve hikmet esastır, hikmet çok önemlidir.
MUHABİR : Evet.
ADNAN OKTAR : Samimi olmak özetle inşaAllah.
MUHABİR : Hocam Trabzon’dan bir izleyicimiz ilginç bir soru sormuş, konumuzla çok alakalı, özellikle aradan bulup çıkardığımı söyledim. “Ben Trabzon’dan Davut Temizel”. Selamlar gönderiyoruz. “Hocam sizin kitaplarınızı yıllardır okuyorum demiş. Buraya konferansa gelen vakfınızdaki arkadaşlarla da görüştüm. Çok güzel, muhteşem eserler biz de istifade ediyoruz, çevremdeki herkese ne öğreniyorsam anlatmaya çalışıyorum, kitaplarınızı dağıtıyorum ama bazı tepkilerle karşılaşıyorum.” Tepki şöyleymiş efendim: “Diyanet işleri var, Müftülük var, onlar zaten anlatıyor insanlara sen neden bu kadar çabalıyorsun, diyorlar. Bu nasıl mantık Hocam, başkaları yapıyor nasılsa deyip geri çekilmek doğru bir tavır mıdır?”
ADNAN OKTAR : Bana da lise sondan itibaren sürekli tavsiye ederlerdi, sana ne, din tebliğ etmek sana mı kaldı, işte müftüler var, cami hocaları var, devlet onları görevlendirmiş olarak. Tamam Allah razı olsun, tabii ki onlar da görevlidir, onlarda bizim canımız, kardeşlerimizdir ama bütün Müminlerin üzerine bir görevdir, Emr-i bil-ma’ruf, Nehy-i Ani’l-münker, dini yaymak, dini anlatmak, güzel ahlakı insanlara öğretmek, Kuran’ı öğretmek bütün Müslümanların üzerine görevdir. Dolayısıyla herkesin bunu yapması gerektiği açıktır.
MUHABİR : Hemen bir başka izleyicimizin sorusunu sormak istiyorum, “Nuh Tufanı nasıl gerçekleşmiş olabilir Hocam? Biraz detaylandırabilir misiniz, Hz. Nuh’un inşa ettiği gemi sizce Ahir zamanda bulunabilecek mi?”
ADNAN OKTAR : Allah-u Alem hem Nuh’un gemisi bulunacak, hem Süleyman’ın sandığı bulunacak, hem Tevrat’ın gerçeği bulunacak hatta İncil’in gerçeği, gerçek İncil bulundu ve Türkiye’de bir önemli resmi binanın gizli kasasında muhafaza ediliyor.
MUHABİR : Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde dün yapılan bir havaalanında Barnabas 2.000 yıllık bir Barnabas İncili bulundu Hocam.
ADNAN OKTAR : MaşaAllah.
MUHABİR : Evet, yaklaşık olarak 4 milyon TL değer biçildiği söyleniyor. İlginç detaylar varmış hemen onu da belirtmek istiyorum. Peygamber Efendimiz’den bahseden ayetler varmış, tabii tam olarak görmediğimiz için bir şey söyleyemeyeceğim fakat böyle bir en son gelen haberlerden bir tanesi.
ADNAN OKTAR : MaşaAllah yeni yani bu haber.
MUHABİR : Evet, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bugün haber açıklandı.
ADNAN OKTAR : Elhamdülillah, maşaAllah.
MUHABİR : Dün bulunmuş ve yetkililer tarafından koruma altına alındığı,
ADNAN OKTAR : Bakın ne dersem çıkıyor görüyor musunuz? Ben dedim ki bak, Türk-İslam Birliği geliyor dedim. Bakın Hürriyet gazetesi ne diyor?
MUHABİR : Bu arada çok özür dileyerek arkadaşlarımızdan siz buyrun Hocam, ben bir ricada bulunacağım.
ADNAN OKTAR : “Ortadoğu’yu ancak yeni Osmanlı kurtarır” diyor, bakın ben ne dedim, yeni bir Osmanlı gibi Türk-İslam Birliği oluşacak dedim. Bakın yine aynı şekilde “Yeni Osmanlı mı” diye bir başlık atmış dergi ki bayağı tanınan bir dergi biliyorsunuz. Efendim yine Türkiye gazetesi de öyle “Türkler bölgede gücünü artıracak” İstihbarat Dergisi’nde açıklanan bir konu bu. Türkiye’nin Balkanlardan Kuzey Afrika’ya uzanan coğrafyada söz sahibi olacağını yazdı. Daha birkaç ay oluyor ben bunları anlatmaya başlayalı
teker teker hepsi çıkmaya başladı.
MUHABİR : Bu arada çok özür dileyerek ben arkadaşlarımıza bir haber sitesi ismi verdim. Mümkünse rica etsek o siteden az önceki haberi alabiliriz, mümkünse, rica edeceğim.
ADNAN OKTAR : MaşaAllah, süper. Bak daha yeni söyledim ben, dedim İncil’in gerçeği bulunacak, Tevrat’ın gerçeği bulunacak, daha yeni söylemişken hemen çıktı, maşaAllah.
MUHABİR : Evet, sizin tabii yine bu İncil’in Türkiye’de bir kurumda olduğu ve oradan alındığı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gittiği ve dün akşam bunu yurtdışına götürmek isteyen şahısların yakalandığı ve İncil’in de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Yetkilileri tarafından teslim alındığı,
ADNAN OKTAR : MaşaAllah,
MUHABİR : 4 milyon Türk Lirası yeni parayla da değer biçildiği söyleniyor.
ADNAN OKTAR : MaşaAllah, .maşaAllah.
MUHABİR : Haberi arkadaşlar hazırlayacaklar.
ADNAN OKTAR : MaşaAllah, maşaAllah.
MUHABİR : Böyle Son dakika haberi olsun Hocam.
ADNAN OKTAR : Çok güzel, çok güzel, maşaAllah, elhamdülillah.
MUHABİR : Hemen soruyla devam edeyim Hocam arkadaşlarımız büyük ihtimalle haberi bize bulacaklar, bize iletecekler, ben detayı size okumak istiyorum, müsaade buyurursanız. “Sevgili Hocam, son dönemlerde Darwin’in Evrim Teorisi’nin ırkçılığa tepki olarak gerçekleştirdiğini anlatan bir kitap yayınlandı. Ve her yerde bu konuda haberler çıkıyor. Bunun doğruluğu var mıdır, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?”
ADNAN OKTAR : Darwin’in ırkçılığı rezalet boyutlarda ve adamın üslup inanılır gibi değil. Çok şaşırtıcı, çok çok pervasız, o konuyu size bulabilirsem, buradan anlatayım. Zannediyorum şurada olacak.
MUHABİR : Irkçılığa tepki derken tabii maymunların da hayvanlar aleminde bir ırk olduğunu unutmamak gerekiyor.
ADNAN OKTAR : Evet. Bakın, Darwin’in rezaletlerinden: “Belki de yüzyıllar kadar sürmeyecek yakın bir gelecekte”, gelecekten dem vuruyor bu şahıs, “medeni insan ırkları, vahşi ırkları tamamen yeryüzünden silecekler” vahşi insan ırkları varmış, bunları medeni ırklar tamamen öldürüp katledip, yok edeceklermiş, İsrail’deki olayları anlamak açısından da bunlar önemlidir. “ve onların yerine geçecekler”. Tam ateist siyonistlerin üslup, yok edecekler, öldüreceklermiş vahşi ırkları, kendileri onların yerine geçeceklermiş. “Öte yandan insansı maymunlar da kuşkusuz elimine edilecekler” yok edilecekler, Türkler için de bunlar insansı maymun diyorlar biliyorsunuz. Türkler için insansı maymun demeleri çok önemli, haşa o konuyu da işleyeceğiz, “kuşkusuz elimine edilecekler”, yani yok edilecekler.” Böylece insan ile en yakın akrabaları arasındaki boşluk daha da genişleyecek. “Bu sayede ortada şu anki Avrupalı ırklardan bile daha medeni olan ırklar ve şu anki zencilerden ve Avustralya yerlilerinden ve gorillerden bile daha geride olan babun türü maymunlar kalacaktır”. Bir kere bak zenciler gidecek diyor, bunlar yok oluyor diyor, Avustralya yerlileri de gidiyor, geriye goriller kalıyormuş ve babun türü maymunlar kalacaktır, diyor. İnsanlar yok ediliyor. Zencileri ve Avustralya yerlilerini de ilkel maymun türleri olarak alıyor. İnsansı maymunlar olarak, Türkleri de öyle alıyor. Kadınlar için de bakın ne diyor, “Darwin kadının evlilikteki rolünü şöyle tarif ediyordu: Sizinle ilgilenecek biri bir köpekten daha iyi oyalayabilecek”, ben onun böyle tüylü bir köpek, Kendisinin köpek olduğuna inanıyorum. Kadınlar, dünyanın en nezih, en güzel varlıklarıdır. Allah’ın en muhteşem tecellileridir. Bir çiçektir, onlar. Kuran’da da bu açık açık belirtiliyor. Allah, O’nu diyor, Hz.Meryem için “bir çiçek gibi yetiştirdi” diyor, Allah. “Ev ve evin sorumluluklarını alacak biri”, diyor, Charles Darwin, otobiyografisi İngilizcesinin 232- 233. Sayfaları. “Darwin insanın kökeni adlı kitabında kadınların idrak etme gücünün zayıf olduğunu söylüyor, hızlı kavrama güçlerinin de zayıf olduğunu söylüyor, taklit konusunda da zayıf olduğunu söylüyor.” Evrimde gelişmemiş bir geri insan ırkı, maymunsu bir varlık olduğuna inanıyor. “Daha aşağı ırkların özelliklerini taşıdıklarını, bu nedenle de daha eski ve alt bir medeniyet seviyesine sahip olduklarını yazmıştı”, diyor. Kadınlar alt bir medeniyet seviyesine sahipmiş ve daha aşağı ırkların özelliklerini taşıyormuş, Darwin’e göre. Darwin’in “İnsanın Türeyişi” Kitabındaki Doğanın Gelişimi, İngilizcesi 295. sayfa. İsteyenler burada bakabilirler. Darwin’in İnsanın Türeyişindeki kitabındaki Doğanın Gelişimi İngilizce kitabın 295. sayfasında, kadını ilkel bir maymunsu varlık olarak görüyor, gelişmemiş bir insan türü olarak görüyor. “Ve sizinle ilgilenecek biri” diyor, “bir köpekten daha iyi oyalayabilecek birisidir”, diyor ve bu adama da millet saygı duyuyor, bilim adamı diye arkasından gidiyorlar.
MUHABİR : Annelerimizden bahsediyor.
ADNAN OKTAR : Tabii. Annelerimiz, kız kardeşlerimize bakış açısı bu. Öyle olunca da tabii, ahlak anlayışı da ona göre, gelişiyor adamın. Maymun türü gibi gördüğüne göre, maymuna ne yapılması gerekirse, ona da onun yapılması gerekiyor diye düşünüyor, o zaman da işte komünist kafa ortaya çıkıyor. Aile ortadan kalkıyor, ahlak ortadan kalkıyor ve ateist siyonistlerin şu anki ahlaksızlık sisteminin kapısı açılmış oluyor. Bakın Türkler için ne diyor, “Doğal seleksiyona dayalı kavganın medeniyetin ilerleyişinde sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim”, bakın bir tane ispattan bahsediyor, geçenlerde de söylemiştim, tam zihni sinir projesi gibi, “Düşünün ki birkaç yüzyıl önce Avrupa, TÜRKLER tarafından işgal edildiğinde” net yani Türkler tarafından işgal edildiğinde İngilizcesinde de aynısı. Bizim bazı Darwinistler diyor ki, nerede geçiyor Türk diyor, kardeşim sen Türk kelimesini bilmiyor musun? Alenen Türk olarak geçiyor. “Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı, bugün Avrupa'nın TÜRKLER tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar” yani insan olmuş diyor, bunlar artık, , “yaşam mücadelesinde TÜRKLERE karşı kesin bir galibiyet elde etmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda BU TÜR AŞAĞI IRKLARIN” Görüyor musun haysiyetsiz ifadeyi, Türk milleti için söylediği sözü, “bu tür aşağı ırkların“ diyor, Türk milleti haşa aşağı ırkmış, insansı maymunlar diyor, “ÇOĞUNUN MEDENİLEŞMİŞ YÜKSEK IRKLAR TARAFINDAN ELİMİNE EDİLECEĞİNİ (YOK EDİLECEĞİNİ) GÖRÜYORUM.", yani Türkler yok edilecek diyor, Avrupalılar tarafından diyor, ileri ırklar tarafından diyor, işte 1.Dünya Harbi’nde, Kurtuluş Savaşı’nda karşılaştığımız olaylar, işgalin kökenindeki felsefe budur. Darwin’in Hayatı ve Mektupları sayı 1, sayfa 285, 286, İngilizcesine açık açık baksınlar, okusunlar. Kelimesi kelimesine aynı. Tam tercümesidir, hiç ilave ve eksiği olmadan tam. Türk milletine de böyle söylüyorlar. Ne kadar necip olduğu, ne kadar asil bir millet olduğu, bütün dünyaca takdir edilen, görülen, böyle mükemmel bir insan topluluğuna, bu kadar medeni bir kavme, bu kadar güzel bir kavme, dünyaya kültürü öğretmiş bir kavme biçtiği çizgi bu adamların.
MUHABİR : Evet, maymundan bile Türkleri aşağı görüyor demektir.
ADNAN OKTAR : Tabii, maymundan aşağı görüyor ve bunlar yok edilmesi gerekir diyor, bak maymunlar yaşayacak diyor, ama bunlar yok edilecek diyor. Açıkça ara tür bunlar diyor.
MUHABİR : İlginç ve bizim aydınlarımız da, profesör olarak bildiğimiz aydınlarımız da,
ADNAN OKTAR : Tabii, saygı duyuyorlar adama. Kendileri de Türk, adam da onlara bunu söylüyor, buna rağmen adamı baş tacı ediyorlar.
MUHABİR : Bunun sebebi nedir Hocam, bunun maddi bir beklentisi mi var yani bir insan bu kadar da yanılgıya düşemez diye düşünüyorum?
ADNAN OKTAR : Kompleks yani. Bilim adamıdır, işte her şeyi bilir, bir kere Darwin, saçı sakalına karışmış, yaşlı bir adam. O devirde mikroskop yok, bir şey yok ortada, bilimsel gelişmelere ışık tutacak, teknik alet edevat yok. Elektromikroskop yok, biyomatematik, biyogenetik hepsi sonradan gelişti. Elektromikroskopta hücrenin bütün detayları tespit edildi, o devirde yoktu. Paleontoloji sonradan gelişti, 100 milyon fosil sonradan ortaya çıktı. Darwin devrinde, bir avuç fosil çıkardılar, baktı adam, bir türlü ara fosil çıkmıyor. Zaten kendisi de diyor, “eğer ara fosil yoksa diyor, benim teorim yok” diyor, özetle söylüyorum, her zaman anlattığım. “Biz diyor zaten, yerin her tarafını kazıyoruz” diyor, “ara fosil çıkmıyor” diyor ve “kainat çok muntazam ve çok düzgün” diyor, “her şey çok çok düzgün” diyor, “niye bu kadar düzgün” diyor. “Canlılar çok düzgün, çok mükemmel” diyor, “bu böyle olmaması gerekiyor” diyor, “evrim teorisine zıt bu diyor. “Ayrıca ara fosil hiç bulamıyoruz” diyor, “ama ara fosil bulamazsak bu devam ederse” diyor, “benim teorim de biter” diyor. Çünkü ara fosil olmadan teori olmaz. Arandı, tek bir tane bulunamadı. Ben de dedim geçenlerde, “10 trilyon vereceğim”, dedim, 1 tane ara fosil getirin dedim. Yine getirmiyorlar. Aşırı bir pişkinlik var. İnanılır gibi değil. Mesela bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi imkânsız, bilimsel açıdan. Bunu da biliyorlar. İşte Darwin dediyse doğru söylemiştir, sanki böyle gittiler, yanına sohbet ettiler falan, neyine güveniyorlar, onu da anlamıyorum. Adam dünyanın en mantıksız, en akılsızca teorisini ortaya attı, peşinden de büyük bir güruh gitti, bu dünyanın en büyük mucizelerinden bir tanesidir. Bu kadar insanı aldatması, kandırması ve bu kadar mantıksız bir teoriye, bu kadar mantıksız bir inanca, insanların kapılması çok büyük mucizedir.
MUHABİR : Özellikle bilim adamlarının.
ADNAN OKTAR : İnanılır gibi değil.
MUHABİR : Tabii böyle söylediğiniz zaman da, Hocam işte biz profesörüz, öğretim görevlisiyiz, üniversitede insanlara ders veriyoruz, siz bizim kadar bilemezsiniz, gibi ilginç yaklaşımlar söz konusu.
ADNAN OKTAR : Asıl şey, buradan gidiyorlar zaten. Darwinizmi anlamak çok büyük bir olaydır, neyini anlayacaksın, 100 milyon fosil var. Alıp diziyoruz, masanın üstüne koyuyoruz. İlkokul çocuklarını getiriyoruz,”çocuklar bu nedir?” diyoruz, “kaplumbağa” diyor. Canlısını yanına koyuyoruz, “benziyor mu bu” diyoruz, “benziyor” diyor, “aynısı” diyor. “Bu 120 milyon yıllık, bu da şimdiki” diyoruz, “arada fark var mı?”, “yok” diyor. “Evrim geçirmiş mi bu” diyoruz, “geçirmemiş” diyor. Bak 6-7 yaşındaki çocuk biliyor bunu, 60 yaşındaki adama anlatamıyoruz.
MUHABİR : Delil yokken hala Kafalarında o hayali canlandırıp, yaşayabiliyorlar, ilginç. Hocam, bir soru, ilginç bir soru yine. Gökçe Sena Kuloğlu göndermiş, İstanbul Göcek’ten. Göcek’ten göndermiş diyelim Hocam. “CHP Genel Başkanı Deniz Baykal eski konuşmalarından birinde “geçmişte birilerini yakaladılar mı, cebine esrar koyarlardı, sonra da yakalarlardı” dediğini duydum, demiş. Hocam, Sayın Baykal bu sözleriyle, geçmişte size yapılan kokain komplosu gibi girişimleri kast ediyor olabilir mi?
ADNAN OKTAR : Bence, direkt o olayı anlatmıştır. Çünkü, en belirgin Türkiye’de, tek bilinen vaka budur, yani Cumhuriyet tarihinde alenen yapılan, karakolda, polisteyken yapılan ve bilimsel yönden ispat edilen, Adli Tıpta ispat edilen tek vakadır, bu. Başka da vaka yoktur, Cumhuriyet tarihinde. O yüzden Sayın Baykal bunu güzel bir örnek olarak belirtmiş, gördüğüm kadarıyla. Baykal’ı da son çıkışlarından dolayı tebrik ediyorum, maşaAllah, o da çok güzel tavırlar geliştiriyor. Bu Kuran kursları ile ilgili tavırları çok güzel. Yine Müslümanlara bakış açısındaki özgür tavırları çok güzel, candan yaklaşımı çok güzel. Tebrik ediyorum. İnşaAllah, Allah yolunu açsın.
MUHABİR : Bu açılımları samimi buluyor musunuz Hocam?
ADNAN OKTAR : Tabii ki samimi, bir Müslüman bir şeyi yaptığında bu samimi değildir demek, büyük günah olur. Nereden biliyoruz biz? Her insana hüsnü zanla bakmakla mükellefiz. LA İLAHE İLL’ALLAH MUHAMMEDEN RESULALLAH" diyen bir insan, Mümindir, bizim kardeşimizdir. Baykal alıyor torunlarını, gidiyor camiye, namaz kılıyor, torunlarının dindar olmasını istiyor. Dini, İslam’ı savunuyor. Peki o zaman ne yapsın bu insan, nasıl ispat edecek? Sen Müslüman olamazsın gibi bir söz, niye olamazsın? Nur gibi insan, gayet efendi, aklı başında, saygın, tam halis bir Türk milliyetçisi, gayet de nezih bir insan. Bu yakışmaz günah olur, böyle bir şey denemez Müslüman’a.
MUHABİR : Hocam, nihayetinde üniversiteye girişlerde başörtülü öğrencilerin, baş örtülü öğrenciler için bir fırsat doğmuştu, fakat CHP tarafından bu geri çektirildi, biliyorsunuz. Bununla birlikte çıkıp Kuran’ı Kerim’den, Kuran kurslarından bahsetmesi ve çarşaflı insanları üye olarak alması insanları belki düşündürüyor olabilir.
ADNAN OKTAR : Ama bir insanın farz edelim, oruç tutmuyor ama namaz kılıyor. Ya da namaz kılıyor ama sadece Cumaları kılıyor. Sen bunu samimi yapmıyorsun diyemeyiz. Eksiktir, o yönü eksiktir. Hatası olmuştur. O onu belki düzeltir. Allah O’na onu düzeltme imkânı verebilir. Ama külliyen, onu Müslümanlıktan çıkaran bir üslup, bu yakışık kalmaz. Hatta Allah kadınlar için de söylüyor, “Kadınlar kadınlara böyle demesinler” diyor Allah ayette, şeytan’dan Allah’a sığınırım, “Belki onlardan daha üstündür onlar” diyor. Onun için kimin ne olduğu belli olmaz. Ben, Baykal’ın çok efendi bir insan olduğuna inanıyorum. Eli yüzü çok nurlu, çok saygın bir insan. Başörtüsü ile ilgili o zamanki tavrından dolayı, yani dinden çıkmış gibi bir üslup kullanılması hiç olmaz, hiç olmaz. Kuran’a uygun düşmez. Biz dinin yüzde birini bile yapmış olsa bir insana hüsnü zanla bakarız. Sevgiyle bakarız. O bizim kardeşimizdir, dostumuzdur. Ki Deniz Baykal, dinine çok titiz bir insan, üslubu da çok güzel. Bir insan bir kere bir yalan söylese ‘artık sen Müslüman olamazsın’, diyebilir miyiz? Ya da bir hata yapsa sen dinden çıktın diyebilir miyiz?
MUHABİR : Dinden çıktı diyemeyiz. Hocam, Size Harun Yahya Hocam diye hitap etmiş izleyicimiz. “Saygıdeğer Harun Yahya Hocam, bir insanın hüzne kapılmasının, üzülmesinin Kuran’a göre hükmü nedir?”
ADNAN OKTAR : Çok fazla Kuran ayeti vardır. Hüzün haramdır. Çok çok fazla Kuran ayeti vardır. Bir dahaki programda onları tek tek böyle okuyayım. Hüzün Müslümanın şiddetle kaçınması gereken haramlardan bir tanesidir, şarap içmek gibi, zina etmek gibi, hırsızlık gibi, galiz haramlardan bir tanesidir. Muhkem ayet var, hüznü yasaklayan. Müslüman da hüzün olmayacak.
MUHABİR : Hocam arkadaşlardan çok teşekkür ediyoruz, rica ettik, onlar da haberi hemen getirdiler. Bugünkü haber bu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Polisi 29 Ocak’da otobüs terminalinde düzenlediği bir operasyonda 29 Ocak’ta olan ki; bugünün haberidir biraz geç iletilmiş haber merkezlerine,”Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Sercan Ç. ve Hilmi H.nin çantasında Süryani alfabesiyle yazılmış tarihi bir İncil ele geçirildi” deniyor. Eserler incelenmeye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Eski Eserler İnceleme ve Değerlendirme Komisyonunun ön incelemesinde 3 milyon TL değer biçtiği İncil’in 2000 yıllık olduğu tahmini yapıldı ve kaybolan 4. Barnabas İncili olduğu, olabileceği belirtildi” deniyor. Barnabas İncil’inin Hristiyanların en tartışmalı konularından biri olarak kabul edildiği söyleniyor haberde. Hz. İsa döneminde yazılan tek İncil olduğuna inanılır ve 5. İncil de denilen Barnabas İncil’inde iddiaya göre “Hz. İsa’nın Tanrı”nın oğlu değil, Peygamber olduğu” yazılıyor. Böyle bir haber, detay bir haber var.
ADNAN OKTAR : MaşaAllah. MaşaAllah. Buda bugünün bir müjdesi oldu. Çok çok güzel. Allah’a hamd olsun. Elhamdülillah, MaşaAllah.
MUHABİR : Evet böylece bazı şeyler gün yüzüne Ahir Zaman’da, Sizin de söylediğiniz gibi gün yüzüne çıkmaya başladı.
ADNAN OKTAR : Evet, maşaAllah.
MUHABİR : Hemen sorularla devam edelim bir hadiste: “Sizden kim deccale yetişirse, Kehf Suresinin evvelini onun üzerine okusun. Bu surenin sonu deccalin fitnesinden kurtuluşunuzdur” deniyor. Kehf suresinin deccalden korunmada nasıl bir etkisi olduğunu açıklar mısınız?” Sinan Bakkaloğlu, Bodrum’dan göndermiş Hocam soruyu. Deccalden nasıl korunuruz bence bu noktada size sorsak çok daha doğru olacak. Deccalden kurtulmak için, korunmak için Müslümanların neler yapması gerekir?
ADNAN OKTAR : Şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla: “yoksa Sen Kehf ve Rakim Ehlini Bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın. O gençler mağaraya sığındıkları zaman demişlerdi ki; Rabbimiz Katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır.” Demek ki Müslümanlar, böyle zalimlerin, tuğyanın, delaletin, saldırısı zamanında bir araya toplanmaları gerekiyor, mağara Müslümanların bir araya gelmesini sembolize eden bir anlatımdır. Bir bina, bir yer, her yer olabilir. “Onların kalpleri üzerine sabrı ve kararlılığı raptetmiştik. Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki; bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir, İlah olarak biz O’ndan başkasına kesinlikle tapmayız.”. Tek Allah inancını ısrarla savunuyorlar ve kesinlikle diyorlar, açıklıkla söylüyorlar. “söyleyecek olursak andolsun gerçeğin dışına çıkarız, bunlar bizim kavmimiz.”, yani etrafımızdaki insanlar. “Ondan başkasını ilahlar edindiler, onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? ”, yani din dışı, Kuran dışı, tuğyan ve delaletin içine girmişler diyor etrafımızdaki insanlar. “Öyleyse Allah’a karşı yalan uydurup iftira edenden daha zalim kimdir?”. “Madem siz onlardan ve Allah’tan başka taptıklarından kopup ayrıldınız”, demek ki biz böyle ahlaksız, dinsiz, imansız insanlarla aynı inanç içersinde olamaya mecbur değiliz. İstersek ayrılırız. İnananlarla birlikte oluruz, birlikte hareket ederiz. “O halde, mağaraya sığınında Rabbiniz size rahmetinden yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın.” Güzel ahlaklı, dindar insanların birlikte olması, demek ki deccaliyete karşı bir çözüm. Yani Kuran buna işaret ediyor. “görürsün ki güneş doğduğunda mağaralarının sağ yanından, battığında sol yanından keser geçer” diyor. Evlerinin güneş görür evler olmasına Kuran dikkat çekmiş. “Köpekleri iki kolunu uzatmış yatıyordu” diyor, Müslümanların güvenliğe dikkat etmesi gerektiği, mesela deccaliyet, Ahir Zaman’da, Müslümanlara, çok tahmin etmedikleri anda kötülük yapabilir, onların bir boşluk anını yakalayabilir, ona karşı uyanık olunması gerektiğine dikkat çekiliyor, bekçi bulundurulması, o kadar rahat olunmaması, teyakkuz halinde olunması gerektiğine dikkat çekiliyor, köpek bunu anlatıyor. “ Onları görmüş olsaydın geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini korku kaplardı.” Mehdi cemaati aslında anlatılıyor burada, işareten yani insanlar da Mehdi cemaatinden çekineceklerdir, uzak duracaklardır, Ashab-ı Kehf gibi, ona işaret edilmiş oluyor.
MUHABİR : “Azlık” oradaki Ehl-i Kehf’in az olması, Mehdi döneminde de Müslümanların.
ADNAN OKTAR : Evet azlıklarına dikkat çekiyor. Aslında bu sure doludur da, ben inşaAllah bir dahaki sefere kapsamlı anlatayım, çok çok şaşılacak rakamsal bağlantılar var, çok hayret edilecek olaylar var ve dolu yani Kehf suresi. Çok çok doludur. Mesela, “üçtür onların 4.cüsü köpekleridir.” yani 3,34 ediyor, mesela “beştirler, onların 6.cısı köpekleridir”, 56 ediyor, “yedidirler, onların 8.cileri köpekleridir”, 78 ediyor. 1956 Risale-i Nur’un serbest bırakıldığı tarihtir. 1978 hicri 1400’e bakar. Hicri 1400’ün tarihidir, Mehdi’nin çıkış tarihidir. Mesela “onlar mağaralarında 300 yıl kaldılar ve 9 yıl daha kattılar.”, bunu da İnşaallah başka programda daha detaylı anlatırım. Evet,
inşaAllah.
MUHABİR : Bu arada, baba, oğul ve kusal ruh inancını az önce eleştirdiniz, Barnabas İncili 70. Bap’ta şöyle bir ayet söz konusuymuş, yakalanan bulunan İncil’den: “Hz.İsa, kendisine :sen Allah’ın oğlusun diyen Petrus’a çok kızdı. Onu azarladı ve ona “sen benden uzaklaş çünkü sen fena şeyler söylüyorsun ve bana fenalık yapmak istiyorsun dedi. Ondan sonra havarilere dönerek “yazıklar olsun bana böyle söyleyenlere çünkü Allah bana bunlara lanet etmek için emir verdi” diye.
ADNAN OKTAR : MaşaAllah, elhamddülillah. Ağzından nur akıyor güzeller güzelinin. MaşaAllah.
MUHABİR : Evet. Hocam sorularımızla devam edelim. “Bir hadiste Mehdi’nin diğer Peygamberler gibi değil ama Allah’ın başkalarına vahyettiği gibi Hz. Musa’nın annesine ilham ettiği gibi Mehdi’nin kalbine de ilham edeceği haber veriliyor” demiş, “bu konuda bilgi verir misiniz? Sayın Hocam” teşekkürler, Taylan Saçaklı, Sinop’tan.
ADNAN OKTAR : Evet Mehdi ilhamla hareket edecek, doğru bir ilhamla hareket eder diyor. Muhyiddin-i Arâbi Hazretleri de söylüyor. O yüzden de ahkâmda masum olduğu söyleniyor, Mehdi’nin. Sürekli Allah, O’nu vesile edecektir. Müslümanlara yardım etmek için, O’nu görevlendirmiştir, genellikle hep isabetli olacaktır hükümleri, konuşmaları, ona dikkat çekilmiş. Dokuz hasletinden bir tanesidir zaten basiret sahibi olması, feraset sahibi olması Mehdi’nin, özelliklerindendir.
MUHABİR : Muhyiddin-i Arâbi’den bahsetmişken Hocam, söyleyecekleriniz varsa alayım. Muhyiddin-i Arâbi hakkında çok önemli bir şey sormak istiyorum.
ADNAN OKTAR : Evet, buyurun sorun.
MUHABİR :Muhyiddin-i Arâbi Müslümanlar tarafından yaşadığı dönemde anlaşılmamış olan bir insan, linç edilmiş bir insan hatta.
ADNAN OKTAR : Evet, doğru.
MUHABİR : Fakat yıllar sonra herkesin çok önem verdiği, arkasından kitleleri sürükleyen bir insan.
ADNAN OKTAR : Doğru.
MUHABİR : Mehdi’nin müjdecisi olduğunu mu düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR : Tabii O çok değerli bir insandır, Muhyiddin-i Arâbi Hazretleri. Saidi Nursi Hazretleri de O’nu çok övmüştür. Mehdi müjdecisi İmam Rabbani Hazretleri de Mehdi’yi müjdelemiştir, Abdülkadir Geylani, dört mezhep imamı, İmam-ı Hambel, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, yani dört mezhep de hepsi müjdelemişlerdir. Hanefi, Hambeli, Maliki ve Şafii, mezheplerin hepsinde Mehdi haktır, biliyorsunuz.
MUHABİR : Evet. Fakat, Hz. Mehdi’nin bu noktada yine Peygamber Efendimiz’in ümmeti olduğu, yine Peygamber Efendimiz’in getirmiş olduğu dini, İslamı yücelteceği gerçeğini de herhalde vurgulamak gerekir.
ADNAN OKTAR : Tabii, tabii. Kuran’a tabiidir, sünnete tabii olacak, Peygamberimiz’e aşık, Allah’a aşık, Allah’a boyun eğmiş bir Allah’ın kuludur. Veli bir insandır, gelmiş geçmiş en büyük velidir. İnşaAllah. Çok değerli bir insandır. Mazlumdur. Çok acı çekecektir, çok çile çekecektir. Hz. İsa ile birlikte namaz kılacaktır. Bizde Mehdi’yi göreceğiz. Bakın bütün söylediklerim çıkıyor dedim. Bunu da göreceksiniz İnşaAllah.
MUHABİR : İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR : İnşaAllah.
MUHABİR : “Kuran ayetlerinde rüzgarın da Hz.Süleyman’ın emrine verildiği anlatılıyor. Hz.Süleyman kendi emri ile hareket eden rüzgarından sizce nasıl istifade etmiş olabilir sayın Hocam”, Can Seyhanlı Konya Karaman’dan.
ADNAN OKTAR : İşte eski Mısır’da kabartmalarda Hz. Süleyman’nın aracını çizmişler; uçak, planör, helikopter, hepsi var, alenen net. Net olarak görünüyor. Denizaltı, hepsi var. Zaten “denizin altına dalan şeytanlardan” bahsediyor Kuran’da açıkça, bu da denizaltı ile olduğu anlaşılıyor.
MUHABİR : Evet. “Çevremde bazı insanların hem dine hem de Darwinizm’e inandıklarını söylediklerini duyuyorum, nasıl bir cevap verebileceğimi bilemiyorum, böyle bir şey mümkün mü?” demiş izleyicimiz.
ADNAN OKTAR : Olmaz tabi çünkü Allah’ın yaratığı açık, çünkü cinleri, melekleri Allah evrimle yaratmadı. Hz Süleyman’ın asası bir anda yılan şekline geldi orada da evrim yok, Hz. İsa kuş biçiminde bir şey yaptı çamurdan, üfürdü uçtu kuş, normal kuş, gitti kuş, gitti yumurta yumurtluyor, normal kuş. Burada da bir evrim yok. Allah’ın evrime ihtiyacı yok. Her yer cin doludur, her yer Melek doludur, şeytanlar vardır, bunların hiçbiri evrim geçirmemiştir, evrimle yaratılmaz, Allah’ın gücünü onlar anlayamıyorlar. Bir kere nerede olduklarını bilmiyorlar onun için. Beyninin içinde mercimek kadar yerde yaşıyorlar aslında, onu fark etseler aslında bunu bu hiç ağızlarına dahi almazlar, konu biter, kökünden biter. Laboratuarda çalışma yapan adam mercimek kadar yerde, beynindeki içindeki laboratuar’da yapar, dışarıdaki laboratuarı asla insanlar göremez, dışarıdaki maddeyi şimdiye kadar gören hiç kimse olmamıştır, dışarıdaki maddenin daima görüntüsünü insan görür.
MUHABİR : Evet.
ADNAN OKTAR : Küçücük, ufak, böyle mercimek kadar yerde birkaç mikronluk küçük bir televizyonu vardır insanın, onun başına geçer, ruhu onu seyir eder, bir de kocaman görür dünyayı da böyle, uçsuz bucaksız gemiler görür, dağa bakıyor ne kadar büyük bir dağ bu maşaAllah diyor, mesela Everest dağının kenarına geliyor nefesi kesiliyor, ne muhteşem dağmış bu diyor. Halbuki beyninin içerisinde mercimek kadar yerde bir mikron kadar kalınlıktaki bir sinir ağının getirdiği elektriği o şekilde görüyor o kadar, başka bir şey yok.
MUHABİR : Hocam “akılı tasarım teorisini kadar ne kadar samimi buluyorsunuz” demiş izleyicimiz.
ADNAN OKTAR : Bu o kadar yaygın ki, her inançta bir samimiyetsizlik oluyor, lafı niye çevirmeye gerek olsun, açık açık “yaratan Allah’tır” denir konu biter. Bir güç yarattı diyorlar, bir şey yarattı, niye bir şey, desene “Allah yarattı” diye, insan, karşıdaki kişi anlamaz mı onun samimiyetsizliğini, çok rahatsız olurlar, onun dürüst yaklaşmadığını düşünürler öyle bir şey olduğunda.
MUHABİR : Ben bu noktada şunu sormak istiyorum, insanın kendi türünde bir evrim söz konusu olabilir mi, bundan 2000 yıl önce biraz daha farklı insanlar varken, işte 2000 yıl sonra insan biraz daha kendi içinde evrim geçiriyor olabilir mi hocam?
ADNAN OKTAR : Şimdi Hazreti Ademi görseler tam Avrupai böyle gayet yakışıklı bir insan. Boşa çabalıyor, öyle bir şey yok. Irklar vardır ama hepsi Hz. Adem’in sulbündendi yani ileriki dönemde çıktı. Zenciler, efendim Japon ırkı, şu ırkı bu ırkı, Allah zenginlik olsun, güzellik olsun diye yaratıyor. Ama mesela siz bir zenciyi Kuzey Kutbu’na götürün, bir milyon, on milyon yıl kalsın beyazlaşmaz orada sürekli zenci kalır orada. Bir Eskimo’yu alın getirin Afrika’ya yani 100 milyon sene kalsın Afrika’da, hiçbir şekilde zenci olmaz adam bembeyaz kalır, hiçbir şey olmaz. Sonradan kazanılan özellikler genetik yapıya geçmiyor, insanının genlerine geçmez. Mesela köpeklerin sürekli kuyrukları kesiliyor hayvanların, kulaklarını kesiyorlar, yüzyıllardan beri böyledir, her doğduğunda kulaklar sapasağlam çıkar hayvan. Mesela çocuklarda sünnet olur biliyorsunuz, hatta Musevilerde binlerce yıllık bir şeydir ibadettir, yine aynı, hepsi yine aynı sünnetsiz olarak doğar çocuklar yeniden sünnet olurlar.
MUHABİR : Evet.
ADNAN OKTAR : Bir süre sonra evrimleşmez insan.
MUHABİR : Melez ırkın olması olağandır nihayetinde.
ADNAN OKTAR : Tabii ki olmaz, bir mantığı olur mu bunun, bir karışım gibi bir şey olmuş oluyor tabii ki Allah zaten kanunu koymuş, Allah’ın kanunu işliyor. Diyor ki elimi sürekli vuruyorum nasır oluyor diyor, Allah oraya kanunu koymuş zaten, o korunması için, vücudu korumak için oraya bir sistem koymuş, Allah nasırlansın vücut kendini korusun demiş, özel sistem var zaten mucize o. Tabii ki bir zenci ile beyaz insan birleştiğinde Allah ona bir kanun koyuyor, tabii ki ara bir özellik oluşacaktır, bu bir evrim değildir.
MUHABİR : Evet, geçenlerde bir röportajınızı izlerken, Kuran’da Kehf suresinde 2 rakamına dikkat çektiğinizi söylemiştiniz Hocam, “2 rakamına dikkat çekilmesinin hikmeti ne olabilir?”
ADNAN OKTAR : İkiler ,ikiler ,ikiler, ikiler, Kehf süresinde çok fazladır, hep iki, iki, iki, hep öyle gider. Onu bir başka bir programda detaylı olarak anlatalım inşaAllah.
MUHABİR : İnşaAllah.
ADNAN OKTAR : O Kehf Suresinin sırlarından bir sırdır inşaAllah .
MUHABİR : Ben ilerleyen günlerde Allah izin verirse bu konuyu size soracağım. “Kuran’da her insanının iki yanında yazıcı meleklerin bulunduğunu okudum. Bu melekler insanların hem her yaptıklarını, hem de zihinlerinden ve kalplerinden geçen her şeyi kayıt ediyorlar mı?”
ADNAN OKTAR : Tabii ki. Hatta şaşırıyorlar, biraz da öfkeli bir şaşırma. “Her şeyi kayıt etmiş” diyorlar, ne var, “hepsini kayıt etmiş diyorlar”, şaşkınlıklarını dile getiriyorlar Ahiret’te insanlar, bir kısmı tabii insanların.
MUHABİR : “Şu halde boş kaldığın zaman durmaksızın dua ve ibadet ile yorulmaya devam et ve yalnızca Rabbine rağbet et”, İnşirah Suresi 7-8 ayetler. “Hocam bu ayeti açıklayabilir misiniz? Allah bize hiç boş vakit geçirmememizi mi hatırlatıyor?”
ADNAN OKTAR : O güzeller güzeli yiğit Peygamberimiz’e Allah’ın hitabıdır İnşirah Suresi’nde. O’na mahsus bir emirdir, “hayatın bütün sosyal yönlerinden çekil” diyor Allah, “sürekli çalışacaksın” diyor, “boşaldığında yeniden yorulmaya devam et” diyor. Ama tabii Mümine de, Müslüman’a da işaret ediyor, bizde çok çalışkan olacağız o zaman, hem ruhen de hem bedenen de sağlıklı oluruz, ama her şeyin üstünde Allah’ın rızasını kazanmış oluruz.
MUHABİR : “12 şubat Darwin’in doğumunun 200.yılı yıldönümü,12 şubatta siz bir şey yapmayı düşünüyor musunuz?” Aydın Bolulu İstanbul’dan göndermiş Hocam soruyu.
MUHABİR : Evet hocam arkadaşlarımız 2 dakika işaret ettiler ama benim özellikle Kehf Suresi ile alakalı, çok meraklanıyorum, çok merak ediyorum, inşaAllah önümüzdeki program Kehf Suresi ile başlayalım müsaade eder iseniz?
ADNAN OKTAR: Olur tabii ki inşaAllah.
MUHABİR : Yine müsadeniz olursa son sorumu sormak istiyorum size. “Hz. Mehdi kuru bir ağacı diktiğinde ağaç hemen yeşillenip yapraklanacaktır El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar,”43.sayfaymış Hocam.
ADNAN OKTAR : Evet.
MUHABİR : “Hz. Mehdi uçan bir kuşa işaret ettiğinde kuş hemen bu emir ile yere düşecek, kuru bir ağacı diktiğinde de ağaç hemen yeşillenip yapraklanacaktır. Bu hadislere istinaden bir sorum olacaktı Hocam” demiş, “acaba Allah Hz. Mehdi’ye keramet vermiş midir? Burada ki anlatımlardan bunu mu anlamamız gerekiyor?” Fatih Meriç Aydın’dan.
ADNAN OKTAR : Hiçbir zaman aklın ihtiyarinden kaldıracak bir şey olmayacak, Mehdi’yi görecek bizim insanlarımız inşaAllah, bir süre sonra fark edecekler, bütün işleri harikadır, hayret edecek şekilde küfre hakim olacaktır ve ezecektir küfrü, tuğyanı, delaleti kaldıracaktır, Darwinizimi, materyalizmi yerle bir edinecektir, ama sevecen iyi bir insan olduğunu göreceğiz, bütün işleri harika olmasına rağmen o tarz aklın ihtiyarını kaldıran bir şey olmaz ama o müteşabihtir, yani kuru bir insanı boş bir insanı alır eğitir, onu mükemmel bir insan haline getirir, o meyve verir, faydalı hale gelir o anlama geliyor ama aynı zamanda işte kuşlara da, bitkilere de sevgi duyacağı, onlarla ilgileneceği, mesela ağaçların yetişmesinde, etrafın yeşillenmesinde güzel bir ahlak göstereceğine dair de bir işaret olmuş oluyor.
MUHABİR : Hocam çok teşekkür ediyoruz.
ADNAN OKTAR : Ben de teşekkür ederim, çok sağ olun.
MUHABİR : Çok istifade ettik, Allah izin verir ise önümüzdeki hafta Salı günü.
ADNAN OKTAR : İnşaAllah, inşaAllah.
MUHABİR : Yine izleyicilerimizle birlikte olacağız çok teşekkür ediyoruz.
ADNAN OKTAR : Ben de teşekkür ederim, çok sağ olun.
MUHABİR : Sevgili izleyiciler önümüzdeki hafta Salı günü saatlerimiz 18:30 gösterdiğinde saygı değer Hocam ile yine ekranlarda olacağız, yine biz ilginç sorular soracağız, bilmediğimiz soruları siz bizlere göndereceksiniz, biz saygı değer Hocamıza yönelteceğiz ve cevaplarını alacağız. Efendim önümüzdeki hafta tekrar birlikte oluncaya kadar esen kalınız.