Adnan Oktar'ın Kral Karadeniz Tv'deki canlı röportajı (13 Şubat 2009)

Sayın Adnan Oktar bu röportajında; küfrün, dalaletin, dinsizliğin can damarına, en önemli sinir uçlarına dokunduğu için kendisiyle uğraşıldığını; kendisi kadar açık, etkili, delillere dayalı, tartışılmaz şekilde “masonluğu” ezen eser yazan olmadığını; “ateist siyonizmi” ortaya çıkaran, onu ezen, delillerini ortaya koyanın yine kendisi olduğunu; dünyayı mahveden, dünyanın yüzde doksan beşinde resmi olarak korunan ve bütün dinlere karşı savaş açan “darwinizmi” yerle bir edenin de yine kendisi olduğunu; böyle bütün putları yerle bir edince putların sahiplerinin de kendilerince Sayın Oktar’a gereken müdahaleyi yapmaya çalıştıklarını anlattı. Masonların, ateist siyonistlerin Sayın Oktar gibi kişilere hiçbir zaman için ‘eline sağlık’ demeyeceklerini, mutlaka karşı atağa geçtiklerini ifade etti. Bunun kendisi için çok büyük bir şeref olduğunu, çok mutlu olduğunu, esas bunları yapmasalardı çok şaşıracağını söyledi. Ekonomik krizle ilgili olarak ise; insanları yıllardan beri darwinist, materyalist, egoist ve bencil yetiştirdiklerini, şu an onların da onun gereğini yaptıklarını; bütün dünyanın, ektiklerini biçeceklerini, insanları kontrol edemeyeceklerini, ancak Hz. Mehdi’nin gelişiyle kurtulacaklarını ifade etti.
 
/*****************/
 
ADNAN OKTAR’IN KRAL KARADENİZ TV’DEKİ CANLI RÖPORTAJI
 
(13 Şubat 2009)
 
 
MUHABİR: Evet değerli dostlar, Adnan Oktar Hocamızla beraber yine sohbet vakti geldi. Her zaman olduğu gibi sizlerden gelen sualler ve elden geldiğince ona cevaplar verilecek. Artık her neyi arzu ediyorsanız, ne varsa aklınızda soru işareti olarak beliren onları bizlere sorabilirsiniz. Nasıl soracaksınız? Ahirzamansohbetleri@hotmail.com bunun dışında www.harunyahya.tv’den de programımızı izleyebilirsiniz internet aracılığıyla değerli dostlarımız. Evet Hocam, sefalar getirdiniz, bugün yine şıklık yerinde böyle. 
 
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah
 
MUHABİR: Evet, hemen suallerle başlayalım; çünkü artık şöyle demek lazım herhalde zamanımız da: Çok önemli zaman. Bunu da mümkün olduğunca böyle hayırlı şeylerle kapatalım istiyoruz. Muhterem hocam diyor, Türkiye’de çok dindar insan var, tarikatlar var, cemaatler var ama en çok uğraşılan kişilerin başında siz geliyorsunuz. Sizinle neden bu kadar çok uğraşılıyor demiş Muharrem Gülova, Mersin’den İçel’den arayan bir dostumuz, izleyicimiz.
 
ADNAN OKTAR: Asıl can damarına, yani, küfrün ve delaletin, dinsizliğin en önemli sinir uçlarına dokunduğum için olay bu hale geliyor. Mesela, masonluğa dokunan olmamıştır şu ana kadar; yani, benim kadar böyle açık, etkili, delillere dayalı, net, tartışılmaz şekilde masonluğu ezen, eser yazan olmamıştır. Tabi bu eserleri yazdıran Allah, yazıyorum derken onun hiçbir zaman için unutulmaması lazım, Allah beni vesile ediyor. Ateist Siyonizmi ortaya çıkaran, onu ezen, onun delillerini ortaya koyan yine benim. Darwinizm gibi dünyayı mahveden, perişan eden, bütün dünyada korunan, resmi olarak korunan, dünyanın %95’inde resmi olarak korunan ve bütün dinlere karşı da savaş açan Darwinizm’i yerle bir eden, perişan eden yine benim. Böyle olunca, bütün putları yerle bir edince putların sahipleri de tabi biraz tedirgin oluyorlar. Onlar da bize karşı kendilerince kendilerini savunmaya çalışıyorlar.
 
MUHABİR: Kuyruk acısı gibi bir şey.
 
ADNAN OKTAR: Tabi, Hz. İbrahim de öyle putları kırınca dediler, şeytandan Allah’a sığınırım: “İbrahim isimli bir gencin putlarımıza musallat olduğunu duyduk, putlarımızı diline doladığını duyduk” yani, onunla uğraştığını duyduk diyorlar. Ve Hz. İbrahim de biliyorsunuz gerekeni yaptı, bütün putları kırdı bir tek büyük putu bıraktı. Sonra yakmaya kalktılar Hz. İbrahim’i, fakat Allah onu muhafaza etti, elhamdülillah. Beni de Allah muhafaza etti, ben de Resulullah (sav)’ın naciz bir talebesiyim. Onun dinine tabi olmuş, O’nun diniyle amel eden bir mazlum talebesiyim. Tabi ki bana da gerekeni yapacaktır onlar, gereken müdahaleyi yapacaktır, uğraşacaklardır. Masonlar hiçbir zaman için eline sağlık demez adama. Ateist Siyonistler de eline sağlık ne güzel yaptın demezler. Tabi karşı atağa geçecekler, ama bu benim için çok büyük bir şeref. Eğer yapmasalardı bunu, çok şaşırırdım. Çok mutlu oldum müdahale ettikleri için, uğraştıkları için.
 
MUHABİR: Apolet takıyorlar, mümine takılan bir apolet gibi zannederim bunlar da.
 
ADNAN OKTAR: Tabi, Elhamdülillah Elhamdülillah
 
MUHABİR: Zaten siz daha iyi biliyorsunuz bunu, geçmişe baktığımızda İslam’ın önderlerine, İslam ile ilgili Allah için mücadele eden insanlara baktığımızda, kısa kelam; hepsinin çok ciddi eziyetleri olmuştur, çok ciddi böyle zulümler çekmişlerdir ama davadan hiç geri adım atılmamıştır.
 
ADNAN OKTAR: Evet
 
MUHABİR: Hatta sizin, ilk sohbetlerimizde hatırlıyorum, hapisse hapis, mapussa mapus, bizde Yusuf (A.S.)’ın sünnetini yerine getirmişiz diyordunuz.
 
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Elhamdulillah. Yine de hazırız, İnşaAllah.
 
MUHABİR: Elhamdulillah
 
ADNAN OKTAR: Elhamdulillah
 
MUHABİR: Evet Hocam, iki soru daha var ama ben alttaki sorudan başlayacağım. Çünkü, hep böyle toplumumuzda artık böyle inananın da inanmayanın da diline dolanan bir şey, kör şeytanından bulasın gibi hoş bir beddua mıdır değil midir ya da bir müminin kim olursa olsun beddua etmesi, yani, ıslah dilemesi var bir de beddua etmesi var, ne derece doğrudur. Biraz buraya getirerek olayı Hocam, “Siz bize şeytan’ın karakterini anlattıkça ondan gerçekten çok sakınma ihtiyacı duyuyoruz, Allah’a sığınıyoruz. Örneğin, Kuran’da Allah şeytanın insanı ‘fakirlikle’ korkuttuğunu söylüyor. Gerçekten de çevremize baktığımızda herkesin bir gelecek korkusu içinde enerjisini, çabasını bu yönde kullandığını görüyoruz. Bu, şeytanın korkutması olduğunu çevremizdeki insanlara nasıl anlatmalıyız, Allah razı olsun demiş. Ne güzel, dilek temenni de peşinde geliyor. Hürmetlerimle, Kemal Korkmaz, İstanbul’dan soruyor Hocam.
 
ADNAN OKTAR: İşte, şeytan bütün dünyayı korkuttu şu an. Yani, büyük bir bölümü dünyanın, %95’ini korkuttu. Ekonomik krizin tetikleyicisi oldu şeytan. Mallarınız elinizden gidecek, aman paranızı harcamayın, aman malınızı muhafaza edin, büyük bir olay var, sizin malınızı mülkünüzü elinizden alacaklar, parayı muhafaza edin ileride çok önemli yatırımlar yapacaksınız, malınızı sakın satmayın, fabrikadaki faaliyetlerinizi durdurun yoksa zarar edersiniz, çalışmayın, buna benzer.
 
MUHABİR: Mevcudu bloke etme gibi bir şey.
 
ADNAN OKTAR: Tabi, bütün dünyanın beynini dondurdu adeta şeytan. Tabi, Allah şeytanı vesile etti, yoksa bütün güç Allah’ındır.  
 
MUHABİR: Mutlaka
 
ADNAN OKTAR: Ve sonucunda bu olay meydana geldi.
 
MUHABİR: Bunda kendine göre menfi de olsa bir vaadi var, en son ana kadar; ben şunu şunu yapacağım diye, şeytanın da üstüne düşeni...
 
ADNAN OKTAR: Tabi, oyunlarından bir tanesidir o sadece. Asıl amacı ibadet ettirmemektir, secdeye götürtmemektir Müslümanları. Yani diyecek ki, “Yarabbi bak onlar da secde etmediler, onlar da namaz kılmadılar, onlar da oruç tutmadılar, onlar da sana isyan etti, ben de isyan ettim” haşa. Benim ne özelliğim var, ne farkım var; bu inatçı böyle, vardır ya psikopat, duygusal, böyle ahlaksız deli tipler, şeytan budur. Onun ispatı için uğraşıyor şu an. Müslümanlar da secdeye gittikçe onun çok canı yanar. Onun için Müslümanlara namazda çok musallat olur genellikle, onun için kardeşlerim soruyorlar bana namazda vesvese geliyor diye. Halbuki şeytan yapar onu, secdeye gitmelerinden rahatsız olur. En kızdığı şey şeytanın secdedir, müthiş rahatsız olur. Kendi secde yapmadığı için, Müslümanların secdesini gördükçe müthiş bunalır, onu durdurmaya çalışır. Darwinizm’in ortaya çıkışında, materyalizmin ortaya çıkışında, bütün bu felsefelerin ortaya çıkışında ve dinsizlik propagandasında; mesela iddia edilen Ergenekon gibi örgütlerin ortaya çıkışında hep şeytanın kışkırtması, kontrolü, ifası ve yönetimi vardır. Allah onu vesile eder, şu anda onu görüyoruz.
 
MUHABİR: Hocam, bunu derken bir başka şey aklıma geldi. Bu, sermayenin elde tutulması, tabi bizim mesajımız inanan kişilere, en azından sağduyu sahiplerine olacak da, çok kısa, eğer izniniz olursa benim bir hatıramı paylaşmak istiyorum bununla ilgili. Benim içinde, bizler için, o aile için aslında bir hayat dersi olmuştur bu. Rahmetli büyüklerimden biri namaz kılarken zevcesi evde, kapıya vuruluyor, rahmetli büyüklerimizden biri. Kapıya vurulduğunda, komşulardan biri geliyor, bal istiyor; yok diyor. ama o büyüğümüz de namaz kıldığı için müdahale edemiyor. Komşu gidince, bizim büyük rahtan terek, Anadolu tereklerinden bir miktar bal var, alıyor camdan fırlatıyor tarlaya doğru. Tabi soruyor zevce, adam diyor niye attın balı diyor. eğer bize diyor, ihtiyacım var deseydin, var ama ihtiyacım var deseydin sorun değildi diyor, önemli değildi diyor ama yok dedin diyor. artık haram oldu diyor. Şimdi Müslümanların da böyle bir şeyle bakması geremez mi hocam. Böyle malını bloke etme, paylaşmama ya da bu aktifi de içinde döndürmeme, kullanmama gibi: belki fetva istemiş gibi olacağım ama
 
ADNAN OKTAR: Estağfirullah, bir kere insanlara Darwinist, materyalist, egoist ve bencil yetiştirirdiler, onlar da onun gereğini yapacak şu an ve yapıyorlar. Ektiklerini biçecekler şu an, bütün dünya ektiğini biçecek ve şu an insanları kontrol edemiyorlar. Amerika tedbir alıyor şimdi, istediği kadar tedbir alsın, bu tedbirin on mislini alsın
 
MUHABİR: Boş para basıyor hocam, karşılıksız para bastığı söyleniyor Amerika’nın sürekli.
 
ADNAN OKTAR: İstediğini yapsın, her ne yaparsa yapsın bu sistem felç olur, olacak yani. Hiç kurtuluşu yok, İnşaAllah.
 
MUHABİR: İnşaAllah hocam.
 
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, çünkü ektiklerini biçiyorlar. Böyle bir nesil yetiştirirlerse bu nesil de bu gereğini yapar, işte bunu yapar. Bütün insanları egoist, bencil yaptılar. Gelecek korkusuyla böyle çırpınan insanlar haline getirdiler. Bütün derken en az %95’ini bu hale getirdiler. Bunun sonucuna da katlanıyorlar. Şu an katlanacaklar da, ama bundan çok büyük hayır çıkacak. Bunun sonucunda Türk İslam Birliği çıkacak, bütün İslam aleminin şahlanışı çıkacak. Çok büyük olaylar çıkacak ve bütün dünyaya büyük bir medeniyet sunulacak. Büyük bir ihtişam, büyük bir güzellik sunulacak İnşaAllah. 
 
MUHABİR: Türk İslam Birliği denildiği zaman Hocam, çok değişik bir heyecan insanda oluşuyor. Sanki böyle o dönemleri düşünüyormuş gibi, belki şimdinin vasıtaları farklı olacak ama şöyle kır bir taya bineceksin. Böyle, ozanın da dediği gibi kısrak başı gibi, şairin dediği gibi Anadolu’dan çıkıp böyle yesi diyeceksin bir kır taya, böyle Almaata, Bişkek sormadan etmeden.
 
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, MaşaAllah
MUHABİR: Böyle garip bir duygu, İnşaAllah olur. Sevgili Hocam, Rabbimiz kıyamet günü hassas teraziler kurulacağını bildiriyor. Bunun önemini bize anlatır mısınız demiş, hürmetlerimle Cem Kozlu, bu da İstanbul’dan katılan bir kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: Ahirette bütün müminler sorgudan geçirilecekler biliyorsunuz, herkes sorgulanacak. Sorgulanırken insanların bir kısmı çok şaşırıyorlar, buna diyorlarr, bu nasıl oluyor da nasıl yapıyor. Yani, bu ellerine verilen kitap her şeyi yazıp dökmüş diyorlar, en ince detayına kadar. Sahtekârlık yapıp yalan söylediklerinde, mesela gözüyle bir şey gördüyse, görmedim dediyse gözü konuşuyor. Ben gördüm diyor gözü, gözünü kontrol edemiyor. Mesela, demedim diyorsa, yalan söylüyorsa bu sefer ağzı diyor, dedim diyor; ağzını kontrol edemiyor. O yüzden çok müşkül durumda kalacak küfür. Yani, çok perişan olacaklar, rezil rüsva olacaklar. Detay verecek ağzı. Yani, nasıl yaptığını nasıl ettiğini kontrol edemeyip anlatacak, budur olay.
 
MUHABİR: Yani Kiramen Kâtiplerini, uzuvlar da destekleyecek bir anlamda.
 
ADNAN OKTAR: Evet, tabii İnşaAllah inşaAllah.
 
MUHABİR: Hocam çok teşekkür ederiz. İsrail seçimleri konusunda bir yorumunuz var mı demiş dostumuz. Sizce yeni hükümet, İsrail’deki yeni hükümetten söz ediyor anladığımız kadar; Ortadoğu’da bir değişim vaat ediyor mu diyor Selim Güngör.
 
ADNAN OKTAR: İsrail’de, bizde olduğu gibi iddia edilen Ergenekon derin devletine benzer Siyonist bir derin devlet vardır. Hangi hükümet gelirse gelsin, o Siyonist derin devlet, ki çok fazla katili vardır. Profesyonel katillerden oluşan bir ordu bu, dünyanın her tarafına yayılmışlardır. Bu katillerden korkan hükümet üyeleri her ne denirse bunu yaparlar. Mesela, kan dökülmesi gerektiğinde kan dökerler. Asıl Amerika’daki ateist Siyonistler hükümettir, İsrail’deki hükümet memurdur. Yani, memura ne dersen onu yapar. Üstten emir geldiğinde onu yapar, hangi parti gelirse gelsin değişmez. İnşaAllah
 
MUHABİR: Hocam, bir anlamda da gerçek olmayan, adı Hıristiyanlık olan ama gerçekte uygulamada doğru olmayan Hıristiyanlığı da idare eden arkadaki gücün Siyonizm olduğunu söylesek abartmış olur muyuz sizce?
 
ADNAN OKTAR: Hıristiyan dindarları da pasifize eden, onları güçsüz hale getiren yine ateist Siyonizm’dir. Mesela, bakın Papa çıktı, Darwinizm doğrudur, biz Darwinistiz dedi, ona yakın bir ifadeleri oldu; niye, can kaygısı. Adam, Allah-u Alem çok çekiniyor. Çünkü, orada da mafya hâkim; orada da psikopat insanlar var, sebepsiz öldürülen insanlar oluyor, sebepsiz canı yakılan insanlar oluyor. Onun için etrafının baskısından çekindiği için, toplumun baskısından çekindiği için böyle bir söz ediyor. Hz. İsa (AS) ikinci kere gelecek yeryüzüne, mucizeler yaratıyor, ölüyü diriltiyor Hz. İsa, çamurdan bir tane kuş yapıyor, üflüyor, uçuyor değil mi? Çamurdan değil mi, bir kuş yapıyor, uçuyor. Böyle bir insan evrimle olur mu? Cinlerden bahsediyor İncil, meleklerden bahsediyor Gabriel, yani Cebrail, Mikail (as), büyük melekler, diğer melekler, cinlerden, şeytandan, şeytanlardan bahsediyor. Bunlar evrimle mi oldu, bunu Papa’ya sorsalar, durur kalır. Yani, Sayın Papa, cinler Darwinizm’in dediği gibi evrimle mi oldu deseniz, yok diyecektir. Peki melekler nasıl oldu diyecek, onu da Allah yarattı diyecektir, birden yarattı diyecektir. Hz. İsa (AS) evrimle mi oldu ataları deseniz, ona da bir şey diyemez.
 
MUHABİR: Hocam, hakikaten düşünüldüğü zaman sadece bu konuyla ilgili günlerce sohbet edilse günlerce konuşulsa, aslında bir kelimeyle belki de birkaç cümleyle çok rahat izah edilecek şeyler. Ki sizin bu konuda bir de vaadiniz var, ben bir miktar talep ettim hemen vereceğim onu ara fosille ilgili.
 
ADNAN OKTAR: Evet
 
MUHABİR: Bir daha yinelemekte mahsuru yoksa sevgili dostlarımız; eğer, madem ki bir evrimden geçiyor insanlar, madem ki insanların atası böyle, hatta sulardan gelen bir böyle… 
 
ADNAN OKTAR: Mahluk, mahluk, evet.
 
MUHABİR: Mahluk, adını bile telaffuz edemiyoruz madem ki öyle bir şey; gele gele böyle bir hale gelmişiz. Hiç değilse bu aradaki süreci gösterecek tek bir fosil, tek bir örnek, bunu bu dostlarımız diyelim, İnşaAllah getirsinler, kamuoyuna sunsunlar bir görelim. Hani olur ya, madem ki biz yanılıyoruz, madem ki bir yanılgı var bir yerde…
 
ADNAN OKTAR: Getirsinler, Taksim’de biz bütün halkı da toplayalım; Taksim meydanı da olabilir veyahut Paris’te Eyfel kulesinin önünde uygun ortam hazırlayalım. Bir görelim nasıl bir şeymiş, hep beraber.
 
MUHABİR: Onlar çıkartamıyorsa, Alplerin başına gidip biz de çıkartırız. Onlar gibi birkaç tane parçayı bir araya getirip de; a bak böyle bir şey bulduk gibi de bir durum söz konusu olmaz.
 
ADNAN OKTAR: Bu çok büyük bir olay, Papa’yı bile bu kadar yıldırmış olmaları, böyle bir durum meydana gelmiş olması çok vahimdir. Ben, o insanın Darwinizm’e inandığına inanmıyorum. Yani, mümkün değil, hiçbir dindar Hıristiyan Darwinizm’e inanmaz. Çünkü ne cinleri ne melekleri açıklayabilir, hiçbir şeyi açıklayamaz. Ne şeytanı açıklayabilir ne peygamberlerin mucizelerini açıklayabilir. Mesela, Tevrat’ta Hz. Musa’nın asasının yine yılan şekline geldiği ve diğer uydurma olan yılanları yuttuğu söyleniyor. Burada bir yılan meydana geliyor, bu evrimle mi oldu, belli ki değil, hangi Hıristiyan buna inanır.
 
MUHABİR: Doğru diyorsunuz Hocam. Evet, şimdi sorular üst üste geliyor da, dostlardan gelen sualler, kendim üretmektense; dediğim gibi aklıma geleni söylemem, dostlar kusura bakmasın bu anlamda. İzleyenlerden gelenler daha önemli olduğu için devam ediyoruz. Evet, Mehdi döneminin; küfrün, ahlaksızlığın ve azgınlığın en şiddetli olduğu dönem olduğunu biliyoruz. Ayrıca Hz. Mehdi’nin çok büyük bir kitleye karşı milyarlarca mücadele ediyor diyor burada Hocam. Edecek, etmiş demiyor yalnız sual, buna da bir cevap olarak isteyeceğim sizden, arzu edeceğim…
 
ADNAN OKTAR: Tamam
 
MUHABİR: Ediyorsa mevcut, yani, geçti gelecek anlamına gelmiyor. Milyarca insana karşı bir avuç Müslüman ile birlikte dini yayacağı söyleniyor. Evet, tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda acaba Peygamberlerin yaşadığı döneme göre daha büyük bir mücadele olacağı ve Hz. Mehdi’nin yaşadığı ortamın Peygamberler dönemine oranla daha zorlu ve riskli olacağı söylenebilir mi, Sabiha Aydoğdu Rize’den arıyor Hocam. Yani, Bedir, Uhud, Hendek demiyor sevgili dostumuz.
 
ADNAN OKTAR: Tabii Allah bilir, fakat çap olarak yani, kalabalıklık, büyüklük ve küfür çeşidi olarak dünya tarihi ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyor tabii. Yani, bu kadar büyük bir nüfus, bu kadar fazla delalete düşen insan, bu kadar sapkın felsefe, bu kadar sapkın din dünya tarihinde ilk defa oluyor. Ama çetinlik açısından mesela Peygamber Efendimiz (sav), biliyorsunuz yıllarca gizli mücadele yapabildi bir avuç sahabeyle, çok şedid bir ortamdı. Hakaret ediyorlardı, deve dikeni attılar önüne, deve işkembesi attılar, Müslümanları dövdüler, öldürdüler hatta çukura Müslümanları koyup yakıt doldurup yaktılar. Müslümanları yaktılar, etrafında kendileri seyrediyorlar diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; Müslümanları cayır cayır yaktılar. Ve Müslümanlar biliyorsunuz, hicret etti, Peygamber Efendimiz (sav) en son hicrete katılandır. Bütün Müslümanları o bölgeden uzaklaştırdı. Çetinlikse çok şiddetli çetin bir ortam; Hz. Musa’nın bulunduğu ortam da çok çok çetindi, çok şiddetliydi. O da hicret etti, o da gizlendi biliyorsunuz. Mehdi de tabii hicret etmese bile gizlenecek ve hapsedilecek, azap görecek fakat Peygamberler dönemi de çok çok çetindir. Bunu unutmamak lazım.
 
MUHABİR: Mutlaka, yani öyle bir aileden diyelim ya da öyle bir zürriyetten gelen evladında bir anlamda da hani genlerde olan bir şey olacak yani, çekecek gereği bu.
 
ADNAN OKTAR: Dedelerine çekmiş MaşaAllah, evet İnşaAllah.
 
MUHABİR: Gene unuttum sorumu. Hocam şunu soracağım, son zamanlarda basında, dünya basınından alıntı olduğu söyleniyor. Bilim adamlarının bir; bana biraz kasıtlı geldi, bana biraz altında başka bir şeyler var gibi geldi; insan beyni diyor inanmaya programlanmış.
 
ADNAN OKTAR: Şimdi onlar inanmaya kafalarını bayağı taktılar. Çok sıkıldılar, Darwinizm’in yıkılması, Harun Yahya eserleri tahmin tahayyülünüzün üstünde canlarını yakıyor. Şimdi Papa’ya bu demeci verdirtmeleri de aslında bu çektikleri azaptan kaynaklanıyor. Şu an ateist Siyonistler ve masonlar üstüne böyle sülfürik asit dökülmüş karafatmalar gibiler, yani kıvranıyorlar, perişan vaziyetteler.
 
MUHABİR: Hocam, foseptik kurdu gibi bir şey galiba, yiyecek bir şey bulamadılar şimdi kendi kendilerini yiyecekler gibi bir durum.
 
ADNAN OKTAR: Çok perişan durumdalar, köşeye sıkışmanın alametleri bunlar. Beyinde inanma merkezi var, işte inanma geni var; nerenden çıkıyor, bu dünyada büyük bir bölümü şu ana kadar Darwinist ve materyalistti. Bu gen niye işlememiş, biz çıktıktan sonra mı işlemeye başladı bu gen. Demek ki insanların ruhunda var, Allah hidayet verirse insanlar Allah’ın Hadi isminin tecellisi oluşursa iman ediyorlar. Allah delalete düşürürse delalete düşüyorlar.
 
MUHABİR: Mevla istese herkesi imanlı da yapardı, o zaman cüzi iradenin bir anlamı kalmaz ki. Evet, hadislerde Mehdi (AS)’ın zuhuruna kadar isminin söylenmesi men edilmiştir. Hazretin lakabıyla anılacağından bahsedilmiştir. Mehdi, Kaim, Muntazır, Hüccet gibi Mehdi’nin gerçek isminin açıkça anılacağı zamanın ne zaman olacağını çok merak ediyorum demiş bu konuda bilgilendirir misiniz? Tamer Konyalı, İstanbul’dan, evet Hocam...
 
ADNAN OKTAR: Evet doğru, Hz. Mehdi’nin birçok lakabı vardır, çok daha da fazla, yani daha da fazla, genellikle o lakapları kullanılır. Ama Mehdi de çok ihtişamlı bir söz, insanın ruhuna bir ferahlık veriyor. Daha duyulur duyulmaz o isimde bir olağanüstülük var.
 
MUHABİR: Kurtuluş var Hocam.
 
ADNAN OKTAR: Evet, evet, Muhammed Mehdi Muntazır’ın ebcedi de çok manidardır. Yani, onun da bir ebcedine baksınlar çok ilginç bir tarih verir, maşaAllah.
 
MUHABİR: Evet, yorum sizlerin; Ebcede bakın akıl sahipleri bir şeyler çıkartabilir bundan diye düşünüyorum sevgili dostlarımız. Hz. Mehdi’nin kerametleri, metafizik özellikleri olacak mı? Engin Canik, Fatsa’dan soruyor bu soruyu da Hocam.
 
ADNAN OKTAR: Mehdi, hiçbir zaman için aklın ihtiyarını kaldıracak bir şey yapmaz ve hiçbir Peygamber de aklın ihtiyarını kaldıracak bir şey yapmamıştır. Yani, insanlar zannediyorlar ki, daha önce de söylemiştim. Mesela, çürümüş kemikler bir anda toparlanıyor, Hz. İsa geliyor bir anda ayağa kalkıyor, öyle değil. Mutlaka insanlara ikinci bir ihtimalin kapısı açık bırakılır ki, kafir kafir olabilsin, mümin de yükselebilsin. Yani, Ebu Cehiller esfel-i safiline düşsünler diyor Said Nursi Hazretleri, Ebu Bekir de İlliyye Aliyyine çıksınlar, en yüksek noktaya çıksınlar; bu sırladır ki diyor mucizeler seyrek ve nadir verilir diyor, nadir oluşur diyor. Bu imtihan sırrının çok önemli bir özelliğidir diyor Said Nursi Hazretleri. Mehdi de geldiğinde kendisini bilmemesi de bu imtihan sırrındandır. Yoksa Mehdi, duvarlardan geçse, mesela bizim Şii kardeşlerimiz biliyorsunuz o şekilde inanıyorlar. Mehdi’yi istediğinde, böyle madde haline gelebilen, istediğinde görünmez hale gelen bir insan olarak açıklıyorlar. Tabii, yani akıl almaz güçleri var olarak, mesela atom bombası işlemiyor, tank-top işlemiyor, mesela demirleri hamur haline getiriyor falan. Halbuki, tamam bunların hepsi doğru ama bunlar müteşabihtir; yani, Mehdi’nin hakikaten bir kaybolması vardır ama hapis olduğu için kayboluyor ve saklandığı için kayboluyor. Yoksa, böyle ruh haline geldiği için değil. Onlar ruh haline gelip, mesela Mehdi burada oluyor ama biz görmüyoruz, yani o şekilde. Halbuki diyor ki hadiste, “Hazreti Yusuf gibidir, o sizi görür ama siz onu görmezsiniz” yani anlamazsınız onu Mehdi olduğunu bilmeyeceksiniz. Mütevazi, mazlum biri olduğu için hissetmeyeceksiniz. Peygamber Efendimiz (sav)’e de diyorlardı, “Bu mu diyorlardı?” yani, çarşılarda geziyor, yemek yiyor, “Allah’ın gönderdiği kişi bu mu?” diyorlar. Yani, onun mütevaziliği, şakacılığı, insancıllığı, tabi hareketleri onları aldatıyor. Onların Peygamber imajı bambaşka oluyor. Onun için Mehdi konusunda böyle imajla bakan kardeşlerimiz hem dine zarar vermiş oluyorlar hem çok yanlış yapıyorlar. Böyle bir Mehdi de gelmeyecek, gelmez de zaten. Bu imtihan sırrına münafi, hiçbir Peygamberde olmamıştır bu, yani Peygamber döneminde olmamıştır. İstediğinde görüntü haline gelen, istediğinde madde haline gelen, duvarlardan geçen, demiri eğip büken, böyle bir kişi zaten hapsedilebilir mi ki, nasıl hapsedeceksiniz?
 
MUHABİR: Orada Süpermeni izlemişler Hocam galiba.
 
ADNAN OKTAR: Yani, çok çok olağanüstü bir şeyden bahsediyorlar. Tabii o tarz benzetmeler dinde pek olmaz. Yani, Süpermen dediniz ya ondan kaçınmak lazım. çünkü böyle bir dert de var Müslümanlar arasında, dini konularda espriye yatkınlar. Akıllarına geliyor, halbuki insan Allah’a sığınır, bundan şiddetle kaçınır. Bu çok önemlidir. İki konu çok büyük bela; bir rüya tarzında yalan çok fazla söyleyen var. yani hep çıkarlarıyla ilgili yalan söyler. Ben bunu çok görüyorum, bu hem ayıp hem günah hem de çok akılsızca, yakışmıyor Müslümana. Bir de dinle ilgili çok fazla fıkra anlatıyorlar ve espri yapıyorlar. Yani, sizi tenzih ederim ama çok çok yaygın. Hem ayıp, hem günah, hem çirkin hem de çok buğza sebep olacak bir şeydir bu. Şiddetle bundan kaçınsınlar. Bu kimseyi eğlendirmez çok rahatsız eder Müslümanları, yani mutazarrır olur Müslüman, çok çirkin bir şey bundan kaçınsınlar.
 
MUHABİR: Zaten esprinin de şakanın da bir ölçüsü var zaten, onlar da yapılır yapılmaz. Evet, Mehdi (AS) ve İsa (AS)’ın ilk karşılaştıklarında ne konuşacaklar. İlk karşılaşmaları nerede ve ne zaman olacak demiş, Sami Tuncer Yalova’dan geliyor Hocam bu da.
 
ADNAN OKTAR: Evet, aslında Said Nursi’nin bu konuda çok güzel izahları var. “Evet, her vakit semavat’tan melaikeleri yere gönderen ve bazı vakitte insan suretinde va’z eden Hazreti Cibril’in Dıhye suretine girmesi gibi –mesela, Hz. İsa nasıl gelecek diyorlar, Cibril nasıl geliyor zaman zaman; mesela Peygamber Efendimiz (sav) zamanında alenen geliyor görünüyor, insanlar da görüyorlar. Peygamber Efendimiz (sav) zaten bizzat görmüştür. Sonra birden kayboluyor gidiyor- Cibril nasıl geliyorsa diyor, ruhaniler alemi ervahtan gönderilen beşer suretinde temessül ettiren Cenab-ı Allah diyor, Hz. İsa belki alemi ahiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi şöyle bir netice-i azime için Ona yeniden ceset giydirip dünyaya göndermek O Hakimin hikmetinden uzak değil, belki O’nun hikmeti öyle iktiza ettiği için vaat etmiş, vaat ettiği için elbette gönderecek. Hz. İsa (AS) geldiği vakit herkes Onun hakiki İsa olduğunu bilmek lazım değildir. Onun mukarreb ve havassı nur-u iman ile Onu tanır. Yoksa bedahat derecesinde herkes Onu tanımayacaktır.” Eğer olağanüstülükler göstertse tanımaz mı insanlar, hemen anlar. Böyle duvarlardan geçse değil mi, tarif ettikleri gibi Mehdi’de tahayyülü olarak belirttikleri gibi demiri eğip bükse, hamur gibi yoğursa, istediğini yapsa çok acayip bir konum olur.
 
MUHABİR: Karşılaştıklarında diyor Hocam, Hz. İsa ile Mehdi (AS)’ın neler konuşacakları, nerede karşılaşacakları…
 
ADNAN OKTAR: Bir kere kucaklaşıyorlar ve Kudüs’te olacak İnşaAllah, Allah-u Alem Kudüs’te.
 
MUHABİR: O zaman Kudüs’ün fethi de zaten…
 
ADNAN OKTAR: Kudüs bizim zaten, o tamam o. Allah’ın izniyle o, Müslümanların kontrolünde olacak Kudüs. O çok net, Allah’ın o kaderidir. Allah’ın bir kanunu, Kudüs kıyamete kadar bizim. Yani, Müslümanlarındır.
 
MUHABİR: O da alametlerden biri zaten, büyük alametlerden biriydi.
 
ADNAN OKTAR: Tabi tabi inşaAllah
 
MUHABİR: Televizyonlarda ve gerekse yazılı medyada din adına çıkan profesörler, alimler nedense kıyamet alametlerinden hiç bahsetmemektedirler diyor. Bahsedenler de, Mehdi’nin zuhuru, Hz. İsa’nın nüzulü konusuna hiç değinmemektedirler. Hocam sizin bu kadar detaylı ayet ve hadisi şeriflerle açıkladığınız bu gerçekler üzerinde niçin durulmuyor, niye ağızlara hiç alınmıyor, neden diyor Melike Bulut bunu İzmir’den sormuş. Yani, bunlar bir anlamda da şu soruyu hemen peşinden getiriyor, böyle tutulmuş memurlar mı Hocam, konuşsun diye çıksın bir yerler?
 
ADNAN OKTAR: Hepsini tenzih ederim ama bir kısmı gerçekten memur kafasında oluyorlar. Yani, meslek olduğu için konuşuyor. Şimdi Hz. İsa (A.S.)’ın gelmesi o adamın işine gelmez. Rahatsız eder Hz. İsa (A.S.), konunun açılması da rahatsız eder, Mehdi hiç hoşuna gitmeyecek bir konu; yani, hiç gelmesini istemez. Deccal’in varlığı zaten rahatsız eder, keyfini kaçırır. Hatta geçenlerde öyle bir hocaefendi çıkmıştı, bilhassa diyor hanımları çok rahatsız ediyor böyle konular diyor. Bir kısım insanların keyfini kaçırıyor diyor; yani sanki bu keyif kaçırma üzerine kurulmuş bir sistem varmış gibi, haşa. O zaman Müslüman kıyametten nasıl bahsedecek, ölümden nasıl bahsedecek. Biz insanların keyfini sürdürmeye mi geldik dünyaya, gerçekleri söylemeye geldik. Bir ölüm gerçeği var, kıyamet gerçeği var, dabbetü’l Arz’ın çıkışı var, Ye’cüc - Me’cüc’ün çıkışı var, deccalin çıkışı var, Mehdi’nin ve Hz. İsa (A.S.)’ın çıkışı var; bunlar bir gerçek ve bunlar bir nimettir. Hz. İsa ve Mehdi çok büyük bir nimettir insanlığa sunulmuş, insanlığın üzerinden belaları kaldıracak, fitneye kaldıracak, azabı kaldıracak çok büyük nimetlerdir. Bu nimetleri ört bas etseler de fark etmez, anlatılsa da fark etmez. Çünkü her halükarda gelecekler. Her halükarda vazifelerini yapacaklar. Zaten geldiler kaderde, zaten olup bitti. Biz sadece zaman içinde onları görüyoruz ve göreceğiz inşaAllah.
 
MUHABİR: Çevremde bazı insanların hem dine hem de Darwinizm’e inandıklarını söylediklerini duyuyorum. Böyle bir şey mümkün mü demiş, Ahmet Güleryüz Sinop’tan soruyor bunu da; hem Darwinist hem müslümanım…
 
ADNAN OKTAR: Böyle kardeşlerimize şunu sorsunlar; cinlerin nasıl evrim geçirdiğini bize bir anlatın desinler. Zınk diye duracaklardır. Bunu akıl edemiyorlar bile, yani akıllarına bile gelmiyor. Cin konusu, bunun sorulacağı bile akıllarına gelmiyor, bu onlara şok sorudur mesela, hiç tahmin etmiyorlar.
 
MUHABİR: Cin yok derler o zaman, kıvırma kıvırma…
 
ADNAN OKTAR: Herhalde öyle bir çözüm bulacaklar o zaman kafalarına göre; melekler nasıl oldu dense buna da cevap veremeyeceklerdir. Evrim geçirdi diyemeyeceklerine göre…
 
MUHABİR: Ama bir yandaşları öldüğü zaman şehit diyebilecekler yani.
 
ADNAN OKTAR: Yani, burada bir gariplik var, burada bir acayiplik var; bu, can çekişmenin alametleri, Darwinizm öldürücü darbeyi almıştır. Ayette Cenab-ı Allah söylüyor “Küfrün beynini paramparça ederiz” diyor Allah. Hakkı batılın üzerine atarız beynini parçalar diyor. Şu an beyni parçalanmıştır küfrün ve delaletin ve materyalizmin de, Darwinizm‘in de. Beyni parçalanmış dağılmıştır. Şu an beyinlerini toplamanın şokundalar, toparlasalar da zaten ölmüş oluyor o. Yani, onlarla boşa uğraşıyorlar, boşa çırpınıyorlar. Bizim milletimizi bir kere asla kandıramazlar, yani dünyanın en akıllı milletidir bizim milletimiz, ben söyleyeyim. Ve en imanlı milletidir. 100 milyon fosili bunlar nereye saklayacaklar; hadi 10 tanesini sakladın, 100 tanesini sakladın, 10 bin hatta 100 bin tanesini sakladığını düşünelim; 100 milyon fosili nereye saklayacaksın? Bir de yerin altından kaynıyor adeta, eştikçe çıkıyor, eştikçe çıkıyor, yani saklamayla da kurtulacak gibi değil onlar. Tabi kurtulma sözü de, kurtulma demeyeyim de, gerçekleri mutlaka görecekler. Şimdi ara fosil olmaması da bunların çok büyük bir derdi. Darwin’in açık net ifadesi var, biz bunu ısrarla söylüyoruz. Diyor ki: “Eğer ara fosil bulunmazsa, benim teorim yoktur” diyor. “Aranıyor, niye bulunamıyor” diyor, ayrıca adam buna dikkat çekmiş. Yerin altı üstüne getiriliyor diyor, bulunamıyor diyor. Kardeşim, olmadığı için bulunamıyor, yani, yok da onun için.
 
MUHABİR: Hocam bir de bilimde kavramların çok somut olması gerekmiyor mu? Darwinizm sonuçta bir teori, yani netleşmiş, bunu bütün dünya Darwinizm olarak değil de Darwin teorisi olarak bakılıyor buna. Teori de bir şeyin olduğu, hah tamam anlamına gelmiyor. Mesela, bir Arşimet suyun kaldırma gücünü anladığı zaman o kâseyle hamamda, bilimsel olarak da bunu ispatlamıştır. İspatının gereğini de her neyse bunların hepsi yerine gelmiştir. Ama sonuçta bu bir teori, teorinin bir kavram olarak, işte bir bilim olarak enjekte edilmesi ya da dikta edilmesi…
 
ADNAN OKTAR: Devlet eliyle korunması, inanmayanlara baskı yapılması, okullardan atılmaları…
 
MUHABİR: O zaman teori demesinler, Darwin’in yaptığı gibi belki bugünkü teknolojiyi akıl edemedi, tasavvur edemedi; şimdiden başlasınlar bir yerlere böyle değişik ucube yaratıklar artık başka maddelerden mi yapacaklar ne yapacaklarsa içinde gen falanda olması gerekiyor; bizlerde gidip bulalım onları da…
 
ADNAN OKTAR: Aslında öldürücü darbeyi aldılar, şu an Darwinizm'in cesedini böyle tokatlayıp uyandırmaya çalışıyorlar. Kolonya falan koklatıyorlar. Darwin boylu boyunca uzanmış vaziyette adam bitmiş, onlar onu diriltmeye çalışıyor.
 
MUHABİR: Çok güzel Hocam, çok güzel Allah razı olsun. Evet Hocam, İslam Birliği ile ilgili temennilerinizin gerçekleşme yolunda olduğunu görmek sevindirici. Görmek çok sevindirici, Lübnan halkının elindeki İslam Birliği pankartlarını görünce ne düşündünüz. Siz bunun yapılmasını çok önceden söylemiştiniz, Sami Görkemli İstanbul’dan soruyor bunu Hocam.
 
ADNAN OKTAR: Şimdi bütün İslam aleminde bu artık gündem, Türk İslam Birliği. Türkiye lider olsun, İslam alemi birleşsin; zaten Türk alemi eskiden beri bu tatlı rüyayı görür. Hep bizim en büyük ideallerimizdendir biliyorsunuz Türk Birliği.
 
MUHABİR: Davos coşturdu zaten milleti, hemen öneriler bu anlamda fikirler de gelmeye başladı Hocam.
 
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Kırmızı bayraklar birleşecek, Peygamber Efendimiz (sav)’in dediği gibi Türk bayrakları. Yeşil bayrakları kontrol altına alacaklar, yeşil bayraklarla kırmızı bayraklar birleşecekler koskoca bir Türk İslam Birliği oluşacak İnşaAllah.
 
MUHABİR: Yani geçmişteki 600 yıllık saltanatın versiyonu.
 
ADNAN OKTAR: Aynısı olacak İnşaAllah daha güzeli, daha mükemmeli, daha ihtişamlısı İnşaAllah.
 
MUHABİR: İnşaAllah Hocam. bir röportajınızda Müslüman ülkelerin alimleri ortaya çıksınlar, Mehdi’yi arasınlar bulacaklardır diyorsunuz. Mehdiyi nasıl aramak lazım, Saadet Esengül İstanbul’dan sormuş. Ben biraz önce Hocam, bunu siz es geçmiş olamazsınız aslında ben izleyicimizin bir sorusu vardı da onu arada unutmamak için üstüne basmıştım ama burada da aynı şey olunca bir daha aynı şeyi hatırladım. Bulacaklardır, şimdi hemen üç tane seçenek göz önünde; Geldi - gitti mi? Mevcut mu? Gelecek mi? Bu soruyla bağlamak istiyorum Hocam hemen.
 
ADNAN OKTAR: Mevcut, yani şu an görevde Mehdi; bu açık. Bunun için Risale-i Nur Külliyatına baksınlar. Said Nursi Hazretleri’nin Mehdi ile ilgili çok kapsamlı açıklamaları vardır. Mesela, Mektubat’ta, Kastamonu Lahikası’nda, Manisa Lahikası’nda, Sözler’de, Tasdik-i Gaybi’de ve diğer eserlerinde çok kapsamlı izah edilir. Mehdi’nin bir şahıs olduğunu, talebeleri olduğunu, şahsın, talebelerinin de bir şahsı manevisi olduğunu ve bu gücün deccaliyete galebe çalacağını, Darwinist ve materyalist sistemi ortadan kaldıracağını ve birinci hedefinin Mehdi’nin Darwinizm ve materyalizm olacağını açık açık ifade etmektedir. Yani aksi bir ifade yoktur Risale-i Nur’da. Fakat bir kısım insanlar, bir hikmetle nedense Mehdiliği sadece bir şahsı manevi gibi göstertmek azmindeler. Hatta Hz. İsa (A.S.)’ın inişini de şahsı manevi gibi göstertmek azmindeler. Yani, bir fikir sistemi gibi; halbuki Said Nursi Hazretleri o zat, şahıs, bizzat, şahsı, o şahıs diye açık açık ifade ediyor Mehdi konusunda. Mesela…
 
MUHABİR: Beşeri bir sıfatla mı?
 
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii ki bir şahsı var, bir cemaati var ve onlardan meydana gelen bir şahsı manevi var, bu çok açıktır bu. Mesela Hz. İsa (A.S.)’da da öyledir. Hz. İsa (A.S.) vardır, talebeleri vardır ve ondan meydana gelen şahsı manevi vardır. Said Nursi Hazretleri bunu açık açık vurguluyor. Orada sadece şahsı manevi kısmını alıyorlar, ne talebelerini alıyorlar ne Hz. İsa’yı ne de Hz. Mehdi’yi. Bu çok gariptir, böyle kalabalık bir kitleyi, böyle doğru olmayan sözle aldatmak hem günah olur hem Said Nursi Hazretlerine de iftira olur, Müslümana yakışmaz. Ama Said Nursi diyor ki: “Enesi kavi –yani, enaniyeti kendini beğenmesi kavi- aklı zayıf diyor –yani, aklı zayıf- bir kısım ulema diyor reddi cihetine gitmişlerdir diyor –reddetmişlerdir diyor- bir kısmı da geldi – geçti demişlerdir diyor. Halbuki Said Nursi diyor, 1400 sene sonra gelecek bir hakikati diyor, hicri 1400’de geleceğini açık açık söylüyor, biz 1430’dayız. Yani, Mehdi 30 yıldan beri faaliyet halinde şu an bunu görüyoruz. Yani, Mehdi bayağı yol almış olması gerekiyor, eğer Said Nursi’ye inanıyorlarsa. Eğer Risale-i Nur Külliyatını kabul ediyorlarsa; yani, Said Nursi’nin doğru söylediğine, hadislerin doğru olduğuna, Buhari, Müslim, Tırmizi, İbni Mace, Sünen-i Davud, Sünen-i Nesei’de, İbni Hacer’in eserlerinde, İbni Hacer-i Mekki Hazretlerinin El Kavlul Muhtazar Fi Alametil Mehdiyyil Muntazır eseri vardır. Mesela, Suyuti hadis imamıdır, onun eserlerine güveniyorlarsa ve dört mezhep imamına güveniyorlarsa; Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafii imamlarına güveniyorlarsa ki dört mezhepte de Mehdi’nin gelişi haktır, Hz. İsa (A.S.)’nın gelişi de haktır. Mehdi gelecektir, açıktır. Bu hadislerin hepsine bakıldığında, Said Nursi okunduğunda Mehdi gün gibi ortaya çıkar ben söyleyeyim. Yani, dikkatlice bakan, tablo gibi Mehdi’yi ortaya çıkartır. Aranması lazım, bakılması lazım; ama Mehdi’den korkulursa, Hz. İsa’dan korkulursa, inişinden korkulursa, kıyametten korkulursa, kıyamet zaten gelecek. Korksan da gelecek, ölüm çekinseniz de gelecek, Mehdi keyfini saltanatını bozacağını düşünsen de gelecek, Hz. İsa (A.S.) Hıristiyanların kurduğu garip sistemi dağıtacak. Yok Katolik, yok Protestan, yok Ortodoks, yok şu yok bu, birçok bölümlere ayrıldılar biliyorsunuz. Kendi aralarında bölündüler…
 
MUHABİR: Mezhep gibi değil, değil mi hocam?
 
ADNAN OKTAR: Apayrı şeyler apayrı, yani çok zıt temel inançlara sahipler. Temelde çok zıt inançlara sahipler. Mesela Protestanlar Hz. İsa’yı yine insan olarak bekliyorlar gelişini ama Katolikler ona ihtimal vermiyorlar. Daha değişik onların inancı; yani, Kıyamet zamanında olur gelir daha metafizik boyutta olaylar anlatılıyor. Halbuki Hz. İsa doğrudan insan olarak gelecek ve görülecek. Ama onların demesinde işte, 144.000 Yahudiyle beraber göğe çekilecek geride kalan Yahudiler de Allah vermesin o gariplerimi de Allah esirgesin katletmeyi düşünüyorlar. Mesela bu çok korkunç bir şey, biz bunu yaptırmayız. Musevilerin biz tüyüne dokundurtmayız Allah’ın izniyle. Ne Hıristiyanlara dokundurturuz, ne de Musevilere dokundurturuz. Ama çok ciddi bir inanç bozukluğu var, Hz. İsa (A.S.) işte onun için geliyor. Said Nursi diyor: “Hüsnü hatimesi için diyor, bu büyük dinin hüsnü hatimesi için diyor, yani güzel sonucu için diyor; çünkü şu an perişan vaziyetteler. Mezhepler mezheplere, mezhepler mezheplere ayrılmış, herkes kendini doğru yolda zannediyor. Herkes ayrı ayrı şeyler düşünüyor. Hz. İsa (A.S.) gelecek, Kuran’a tabi olacak, hepsini Kuran’a davet edecek, La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah diyecekler, konu bitecek. Peygamber Efendimiz (sav)’in ümmetinden olmayı istemişti Hz. İsa (A.S.) biliyorsunuz.
 
MUHABİR: Evet, evet
 
ADNAN OKTAR: O duasını Allah kabul ediyor, bu oluşacak İnşaAllah.
 
MUHABİR: Keşke ben de Muhammed’e ümmet olabileydim.
 
ADNAN OKTAR: Evet, İnşaAllah.
 
MUHABİR: Evet, Hocam hakikaten çok da zor değil, böyle yeniden okyanusları galaksileri falan keşfetmenin de anlamı yok. Belli, Kuran-ı Kerim, hadis bunun ötesinde bir şey yok.
 
ADNAN OKTAR: Evet
 
MUHABİR: Savunulması gereken, sahiplenilmesi gereken; bu zaten Rabbil Alem’in de vaadi var, “Ben nurumu tamamlarım, Kuran-ı Kerim’i de kendinin koruyacağına muhafaza edeceği” anlamında. Hocam, öyle bir sistem ki zamanı geldi bazı şeylerin dediğiniz gibi; Kuran’ı o kadar farklı yorumlamak, nas’ları bu kadar farklı yorumlamak. Bizde de var Hocam, hani biz Hıristiyan aleminden söz ederken en azından onların, bizim hiç değilse kitabımız bir tane; ama onlarda şu anda dört tane kitap var. İznik konferansından sonra kalan dört tane, dört ayrı İncil; ama bizde Kuran tek, Kuran’a müdahale etmek mümkün değil. En ufak bir şeyden, içinden bir elif’i çıkarsanız bütün özelliği belki bozulabilecek Kuran’ı Kerim’in. Buna rağmen gafletin Hocam, bu delaletin diyeceğim ya da bu kadar İslam’ın ötesinde olmanın hani mutlaka siyonizmle alakalı, mutlaka masonlukla alakalı ama bizim kendi ferdi hani cüz-i irademizden kaynaklanan kusurlar Hocam, onlardan biraz söz etsek.
 
ADNAN OKTAR: Evet
 
MUHABİR: Hani belki bir uykudan uyanış mı demek lazım, şöyle açıp gözünü görmek mi lazım; Ben hep şeyde takıldı ama Hocam söyleyeyim size.
 
ADNAN OKTAR: Ebced’ler çok şaşırtıcı, hayret verici. Bir kısmını da tam da söyleyemiyorum.
 
MUHABİR: Siz söyleyemezsiniz zaten Hocam onu biliyorum söyleyemeyeceğinizi. Siz yapın ben kafamdan Ebced hesabını şimdi hem sohbet ederken kafamdan da bir hesap makinesini çalıştırmak çok etik olmadığı için; ama yaklaşık harfler oluştu kafamda.
 
ADNAN OKTAR:  Yani, çok şaşırtıcı, hayret vericidir. Ebced’ler insanın nefesini kesiyor, mesela hakimiyetten bahsediyor, mükemmellikten bahsediyor, hep Mehdi devrinin tarifleri çıkıyor. Ama ısrarla, mesela en açık, sarih açıklayan ayetler. Biliyorsunuz Kuran’da İslam’ın hakimiyetini, dünya hakimiyetini açık açık ifade eden çok fazla ayet vardır.
 
MUHABİR: Evet Hocam
 
ADNAN OKTAR: Bu ayetler zaten, hiç hadis olmasa bile sırf şu ayetlerden bile Mehdilik çok açıktır. İslam’ın hakim olması olayıdır zaten Mehdilik.
 
MUHABİR: Kesinlikle
 
ADNAN OKTAR: İslam hâkim olunca, herhalde müsaade ederlerse başa bir insan geçecektir değil mi, Müslüman âleminin bir lideri olacak. İşte biz buna Mehdi diyoruz. Hatta ben bir Nur talebesi kardeşimizle bir görüşmüştüm. Yani, İstanbul’a ilk geldiğim tarihlerde, Mehdi konusunu araştırıyordum, soruyordum. Nereye gitsem şahsı manevidir, şahsı manevidir diyorlardı. Hocam dedim peki, “İslam dünyaya hâkim olacak mı dedim?” Orada biraz durdu, yani o herhalde rahatsız etti onu; tabi ki olacak dedi. Peki Müslümanların başına birisi geçecek mi dedim birisi geçer mi dedim, bir lider geçer mi dedim. Anladı sorumun nereye geleceğini, çünkü eğer Müslümanların başına biri geçecekse o da Mehdi olacaktır. Üç beş tane olabilir dedi. Birçok, yani, Müslüman âleminin başında üç beş tane lider aynı anda olabilir dedi. Tek bir lider olmaz dedi. Bakın, Mehdi korkusu ve Mehdiyi reddetmek için insanların ne perişan hallere girdiğini görebilirsiniz.
 
MUHABİR: Hocam, yani, inkar kamışı gibi bir şey.
 
 
ADNAN OKTAR: Efendim?
 
MUHABİR: İnkar kamışı gibi bir şey haşa.
 
ADNAN OKTAR: Yani şu sıkıntıya bakın, masonların lideri oluyor, Hıristiyanların bir tane lideri oluyor, hükümetlerin bir tane lideri oluyor, ama ne hikmetse İslam âleminin de üç beş tane lideri oluyormuş.
 
MUHABİR: Ailede bilezikler var Hocam, çocuklar misket oynarken bir de eliyle…
 
ADNAN OKTAR: Hayır illa ki bölecek, yani illa ki bölecek. Her zaman İslam âleminin bir tane lideri olmuştur. Yani, Hz. Adem‘den itibaren şu ana kadar İslam topluluğunun her zaman bir tane manevi lideri olmuştur. Ahir Zamanda mı bu özellik kalkacak? Reddetmek için bin bir kalıba giriyorlar, yani Mehdi konusundan kaçınmak için bin bir kalıba giriyorlar. Bu hem çok ayıp, hem günah, hem çok yanlış, bir de yalan söylemek haramdır, çok açıktır. Said Nursi alenen söylediği halde Mehdi konusunu çok açık net yani, çok sarih. Hiç hadis olmasa dahi Said Nursi’nin izahlarından Mehdi tablo gibi ortaya çıkıyor, çok net. Ama ısrarla onu da şahsı manevi diye ört bas etmeye çalışıyorlar. Ama nereye kadar örtbas edilecekler.
 
MUHABİR: Sonra Hocam, Bediüzaman Said Nursi Hazretlerinin yazdığı kitap, yani yazdıkları bir anlamda da, Kur’an-ı Kerim’in, farklı bir tezahürü, en büyük iddiası zaten Mübareğin Kuran’ı Kerim’i de. işte, bizim Cuma hutbelerinden sonra hocalarımızın, “tutasınız diye Mevla size öğüt veriyor” diyor ama, İnşaAllah biz de o öğütleri alanlardan oluruz, Hocam.
Hocam arzu ederseniz devam edelim, isterseniz. Hz.İsa 20 sene sonra gelecek şeklinde bir açıklamanızı duyduk. O sırada Mehdi, kaç yaşında olacak, acaba? Suzan Mutlu, bunu soruyor, İstanbul’dan Güneşli’den.
 
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin tabii yaşlılığı döneminde gelecektir. Yani, fakat Mehdi’nin bir özelliği vardır. “Hangi yaşta olursa olsun”, diyor Peygamber Efendimiz (sav), “sürekli 40 yaşında gösterir”, diyor. Yani bir özelliği var. Tabii aklın ihtiyarını alacak şekilde olmaz, bu. Tabii ki, ileriki yaşlarda, o hissedilir, yani. Ama genelde genç görünümlü olacaktır, Mehdi. Hadis ifadesine göre bu şekildedir. Şeyh Nazım Adil El-Kıbrısi Hazretleri var, benim çok sevdiğim, muhterem bir alimdir. O açıklıyor, o da izah ediyor. “Hocam” diyorlar, “bu, 40 yaş nedir?” diyorlar, “buradaki açıklar mısınız?” diyorlar, “40’ından önce de 40 gösterir, O” diyor, “40’ından sonra da 40 gösterir” diyor. Yani, sürekli olgun bir görünümü vardır, anlamına geliyor. Hz.İsa (A.S.) namazda, o güzel nurlu elleriyle, biliyorsunuz, Hz.Mehdi’yi sırtından iterek, namaza geçirecek. Mehdi çok ısrar edecek, “Efendim, Siz buyurun” diyecek, “Estağfirullah” diyecek, “Siz layıksınız” diyecek. O, O’nun bu göreve getirildiğini, imamlık görevinin O’nun olduğunu söyleyecek ve sırtından iterek, O’nu namaza geçirecek. Onların muhabbetini, sevgisini göreceksiniz. Yani, onlar hiç birbirinden ayrılmazlar. İki kardeş, İnşaAllah.
 
MUHABİR: İnşaAllah, görenlerden oluruz, Hocam.
 
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, tabii. Mehdi, Hz.İsa’nın en çok kıymetini bilen insan olacaktır, dünyada. Değerini en çok bilen insan olacaktır. Herkes sevecektir, ama O’nun sevgisi en şiddetli olan sevgi olacaktır, İnşaAllah.
 
MUHABİR: Ama, Hocam şimdi, İsa (A.S.)’ın sadakati, Rabbime böyle, bağlılığı, sevgisi, hürmeti, çok farklı bir yere getiriyor insanı. Adem (A.S.) cennetten kovulduğu zaman, daha önce söyledim, belki aynı şeyi. “Ya Rabbi” diyor, “Beni Muhammed aşkına bağışla”
 
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
 
MUHABİR: Bunu Adem (A.S.) söylüyor. Nereden tanıyor? “Senin için o kadar sevgili olmasaydı, arşı arada İkinizin ismi bir arada yazılmazdı. Lâ ilâhe illAllah Muhammedun Resûlullah. İsa (A.S.), böyle bir Nebi için, en iyi bilenlerden mutlaka, böyle bir Nebi ile beraber olmak, Mutlaka Rabbimin Peygamberi, o apayrı bir nokta. Hem O’na ümmet olmak, Alemlerin yaratılmasına sebep olan, Zata ümmet olmak, hem de O’ndan gelen bir evladın arkasında namaz kılmak. Arkasında müthiş bir sevgi var, Hocam. Şimdi onu düşünüyorum da, etrafa da bakıyorum, neyle tarif edebilirim ama, herhalde bu galaksinin içinde onu anlatabileceğim bir sevgi yok.
 
ADNAN OKTAR: Mehdi dönemi de çok zorludur. Çünkü, deccaliyet direkt teslim olmayacak yani işi psikopatlığa vardıracaklar yani, İslam Birliği oluştuğunda, deccaliyet artık Darwinizm’le karşı çıkmayacak. Bakacak, Darwinizm’le bu iş olmuyor. Yeni bir şeytani sisteme geçecek, ateist-siyonizm. Böyle şeytanla bağlantısı olan, medyum özelliği olan bir psikopat var, deccal denen, onu ortaya çıkaracaklar.
 
MUHABİR: Şeytani keramet.
 
ADNAN OKTAR: Evet, böyle harikaları olan, ama genellikle hipnoz gücü çok yüksek olan, kitle hipnozu yapabilen bir mahluk bu. Kalabalığa geliyor, bir anda kalabalık anında hipnoza giriyor, görür görmez. Böyle bir özelliği olacak. “Benden bir şey isteyin” diyecek, “Ben” haşa “Allah’ım” diyecek. Adamlar diyecek ki, “sen Hz.İsa Mesih’sen”, “Allah’san” haşa, Hz. Mesih’in bilinen bir mucizesi var, ölüleri diriltmek, “benim ölü annemi, babamı dirilt” diyecek, annenin babanın ismini söyleyecek, şu şu, “kalkın” diyecek. Birden yerden annesi ve babası kalkacak.
 
MUHABİR: Kum bi iznillah,
 
ADNAN OKTAR: Kum bi iznillah, demez tabii, deccal olduğu için. Kendini Allah biliyor, haşa.
 
MUHABİR : Tevbe, Estağfirullah
 
ADNAN OKTAR: Hz.İsa demiştir, “kum bi iznillah”, “Allah’ın izniyle kalk” demiştir, bir anda kalkmıştır, inşaAllah. “Sorun şimdi” diyecek, insanlar annesine babasına çok güvenir ya, yani onun sözüne çok değer verir. “Sor annene” diyecek, “ben neyim?” diyecek, annesi diyecek ki “bu” haşa “Allah”, “buna iman et” diyecek”. “Babana sor şimdi” diyecek, babası diyecek ki, “bu Allah, buna iman et”, adam da iman edecek. Yani secdeye kapanacak. Ya Rabbi yani haşa ayağına kapanacak. Allah, Müslümanların belirgin olarak anlamaları için, bir gözünü aleni kör yapıyor, bir gözü kapalı adamın. Buna rağmen o delili esas alacaklar, gözünün kapanmasını esas almayacaklar, çünkü açıklar onu. Ben gözle görmüyorum da diyebilir yani, ben zaten görüyorum. İş psikopatlığa, deliliğe kaldıktan sonra. Zaten deccal, yalancı demektir, dec kökenindendir.
 
MUHABİR: Kelime anlamı.
 
ADNAN OKTAR: Evet, kelime anlamı, yalancı demektir. Zaten yalana alışmış ağzı, yağmur gibi yalan söyleyecek, zaten. Orada büyük bir kitleyi ikna edecek.
 
MUHABİR: Hocam, şeytani bir zeka derler, ya.
 
ADNAN OKTAR: Halbuki, Allah diyor “yazı bilen bilmeyen onun alnındaki kafir ifadesini okur”, eşgali çok berbat olacak, böyle hani halk arasında derler ya “at hırsızı gibi derler” böyle “katil kılıklı” falan derler ya, çok pislik bir suratı olacak ve çok nursuz olacak, deccal. Çok nursuz ve itici bir tip olacak. Ama insanlar, onun gösterdiği harikayı esas alacaklar. Ona, Allah olarak bağlanacaklar. Hıristiyanlar da tam o tarzda bekledikleri için, Hz.İsa’yı, çünkü onlar Hz.İsa’da onlar iki özellik bekliyorlar, bir, kendisinin Allah olduğunu söylemelerini bekliyorlar. Bir de ölüleri dirilteceklerini bekliyorlar. Adam ikisini de yapıyor. Onun için Hıristiyan aleminde özellikle, çok büyük fitneye sebep olacak. Yani Mehdi’nin çok zorlanacağı, tehlikeli bir ortam meydana gelecek. İşte böyle bir ortamda, Müslümanlar yoğun dua etmeye başlayacaklar, “Ya Rabbi, Hz.İsa’yı çıkart” diye, “Zuhur ettir, nüzul ettir” diye. “Semayyi dünyada” diyor, “cismi beşerisiyle bulunan” diyor, “Hz.İsa (A.S.)” diyor, bak “cismi beşerisiyle bulunan”, yeryüzüne ineceği hem hadislerle hem Kuran’ın ifadesiyle diyor açıktır, diyor. Ben kısaca söylüyorum, tam yani Said Nursi’nin üslubuyla anlatmıyorum. Onun anlattığını tefsir ederek anlatıyorum. Yani Türkçeleştiriyorum. Gelecek diyor, geldiği vakit, küçük bir talebe grubu olacak diyor. Yani, İslamiyet’i andıran bir Hıristiyan cemaati içerisine gelecek diyor. Onu, Allah, oraya uyku halinde bırakacak, Hz.İsa (A.S.)’ı. Müthiş nurludur. Sırf nurundan bile anlaşılır. Yani başka hiçbir şeye gerek yok. Sırf yüzüne baksan, anlarsın Peygamber olduğunu. Ama konuştuğunda, mest olursun. Peygamberlerin özelliğidir bu. Eli, yüzü her yeri nurdur böyle. Deccalle karşılaşacaklar, Kudüs’te. Deccal kendinden çok emin olduğu için, inanmadığı için Allah’ın varlığına, Hz.İsa’nın da öyle bir mucize meydana getirebileceğini hiç tahmin etmeyecek. Allah’a inanmadığı için, kitleler de öyle, imanları zayıf olduğu için. Gene aynı olayı yapacak, Hz.İsa’nın karşısında yapacak. Hz.İsa da mesela diyecek ki, “anneni babanı dirilttim” diyecek. Ama halk da görecek bunu. Yani sırf o adam değil. Yani herkes görecek, dirilttiğini annesini babasını, yani öyle bir görüntü oluşacak. Güya yani, halüsinasyon olarak görecek insanlar. Hz.İsa da diyecek ki, şimdi “dikkatli bakın” diyecek, “bu yalan söyledi, şu an görüntü yok” diyecek. Yani “o bir görüntü, halüsinasyondur, sizi kandırdı, dikkatlice bakın şimdi görmeyeceksiniz” diyecek. Bir bakacaklar, yok adamlar. Annesi, babası yok. Deccal bu oyunu ortaya çıkınca, babilut kapısına doğru kaçmaya başlıyor. Çünkü halk linç edecek, öldürecek diye korkacak, deli gibi kaçmaya başlayacak. Babilut kapısı, İsrail’dedir. Şu an harabe halde. Hz.İsa peşinden koşup, onu yakalar, diyor. Mehdi ile birlikte ikisi yakalayacaklar ve orada etkisiz hale getirilecek, deccal. Said Nursi diyor ki, “onun şahsını bir mikrop, bir nezle dahi öldürür” diyor, “asıl onun fikir sistemidir, önemli olan” diyor. Yani onu, öldürecek diyor. Çünkü, deccalle fikren baş etmek mümkün değil, adam halüsinasyon gösteriyor, onunla baş olmaz. “Ancak, mucize artık peygamber gerekir” diyor, Said Nursi Hazretleri işte. O da diyor, umumun makbulü olan Hz.İsa (A.S.)’dır diyor.
 
MUHABİR: Kerametler anlamında. 
 
ADNAN OKTAR: Umumun makbulü, herkesin. Çünkü bizim de makbulümüz. Biz de O’nu coşkuyla seviyoruz. Bizim de peygamberimiz çünkü, Hıristiyanların da peygamberi. Ondan sonra bu beladan bu fitneden insanlar kurtulmuş olacaklar, İnşaAllah.
 
MUHABİR: Şöyle altın kubbenin oralarda, dolaşır gibi. Hocam bir de şunu soracağım. Gene gazetelerde denk geldiğimiz, rastladığımız, bir olay, ama kamuoyunda da çok bilinmiyor. Böyle yetişmiş ırk, tek düze, bir ırk çalışması, özellikle bunu siyonizmin çok, Hitler’in bir zamanlar yapmaya çalıştığını, kötü huylu insanları bir araya toplayıp, kendi ırkından olanları, suç işleyenleri ve yeni evlat sahibi olmak isteyenleri böyle bir şey enjekte edildiğini, çünkü baktığımızda, merhametin, acıma duygusunun biraz önceki psikopatlıkla da biraz alakalı, hasıl olduğu, asker tipleri var. Gazze’de olsun işte İsrail’de olsun. Hatta bir ülke daha var, ama, onda onun örneklerini biz sanalda okuduk, böyle bir şeyin Hocam doğruluk payı ya da böyle bir şey çıkış kapısı mıdır, onlar için? Hiç değilse, böyle merhamet duygusu olmayan bir ırk, ya da bir nesil ya da bir züriyet çoğalsın da İslam’a karşı mücadele versin, kessin, doğrasın, ürkütsün, anlamında.
 
ADNAN OKTAR: Bu anlattığınızı Hitler, çok net anlatıyor. Yani böyle, insancıl tiplerin, merhametli tiplerin çok yanlış olacağını, bunlarla medeniyetlerin ilerleyemeyeceği böyle yırtıcı, saldırgan, böyle psikopat tiplerin makbul olduğunu bir konuşmasında anlatıyor. Ben şu an arayıp bulabilirim de fakat mealen buna yakın, saldırgan tiplerin makbullüğünü anlatıyor. Darwin’in etkisi altında kalmıştır, biliyorsun, Darwinisttir o da. Mesela, bakın, “İnkar edenlerin velileri ise tağuttur.” Bakara Suresi 257. Bediüzaman, Bakara Suresi’nin 257. ayetinde tağut kelimesinin ebced değerinin 1417, yani 1997 yılını verdiğini belirtmiştir. Bu tarihte, yani tağutun, deccaliyetin yani iddia edilen Ergenekon terör örgütünün en azgın olduğu dönemdir, 1997. İddia edilen Ergenekon eylemlerinin en yoğun olduğu dönemdir. Yani, o psikopat toplantıları yaptıkları dönemdir. Ki toplantılarında Kuran yakma gibi, böyle onların delice, çirkin pis eylemleri olmuştur. Şamanistir onlar biliyorsunuz. İnanç olarak onlar Şaman dinine bağlıdırlar. Aktarlardan şaman törenleri için, böyle tütsüler...
 
MUHABİR: Şaman derken, bizim Türklerin İslam’dan önceki
 
ADNAN OKTAR: Evet, ama bunlar, şamanizme de inanmıyorlar zaten. Ama şamanizm tabii sapkın bir inançtır yani. Kelimenin tam anlamıyla sapkındır. Dağa, taşa, kurda, kuşa tapma üstüne kurulu sapkın bir dindir, anormal bir dindir. İslamiyet’e karşı kirli bir eylem olsun diye şamanist oluyorlar. Şamanist olacaklarından değil. Yani hiçbir şeyle alakaları yok adamların, direkt ateistler. Allah’ı, dini tanımayan insanlar.
 
MUHABİR: Belki de şöyle olabilir, Hocam. Şamanizm, Türklerin İslam’dan önceki inanış biçimi olduğu için, bak biz de sizin gibi bir yanıltma, bir şaşırtma gibi, biraz taktiksel, böyle bir şey aklıma geldi ama.
 
ADNAN OKTAR: İşte bizim, milliyetçi damarımızdan yakalayacaklar, kendi akılsız akıllarınca. Halbuki, bizde Türk denilince Müslüman akla gelir, Müslüman denilince Türk akla gelir. Türküz, Müslümanız, Elhamdülillah, biz. Yani, Türklüğümüzü biz Müslüman olduktan sonra, en mükemmel şekilde yaşadık. Biz, mesela Osmanlı döneminde mükemmel çizgiye geldik ve şu anda da en mükemmel en yüksek noktadayız Elhamdülillah ve bunun sonunda da çok çok daha mükemmel ve güzel olacak ve bütün dünyaya Türklüğün önderliğinde, mükemmel bir medeniyet kuracağız, inşaAllah. Mükemmel bir medeniyet ve insanlar bunun karşısında hayretler içinde kalacaklar. Bu hem hadislerde açık, hem fiili durumlarda bu görülüyor, sosyolojik, tarihi bir gerçek inşaAllah.
 
MUHABİR: Coğrafyamız da ona uygun, Hocam.
 
ADNAN OKTAR: Evet
 
MUHABİR: “İngiltere’de Merkez Bankası faizleri bir kez daha indirildi, diyor. Böylece 5 kez indirim yapmış oldu ki, bu tarihin en düşük seviyesi. Sizce bunun devamında, faizleri tamamen kaldırır mı? ve Avrupa, kapitalizmin çöküşünü ilan eder mi?” demiş. Evet, Halil Ezen, Esentepe, Ankara. Hakikaten bu İngiltere’de olması da çok enteresan, Hocam. Bana göre, Yahudiliği demeyeyim de siyonizmi, bazı şer düşünceleri, palazlandıran yerin, ben İngiltere olduğuna inandığım için, orada böyle bir şeyin başlaması,
 
ADNAN OKTAR: Ama bunlar, yangın bütün dünyayı sardıktan sonra, yüzde 95’ini sardıktan sonra, yangına su döküyorlar. Ayrıca bu, döktükleri su, yeterli değil, yani egoistliğin kalkması lazım, benciliğin kalkması lazım, insan sevgisi gerekir, tevekkül gerekir. Sırf faizin kalkmasıyla bu bitmez ki.
 
MUHABİR: Müslüman olmaları lazım.
 
ADNAN OKTAR: Yani. Açıkça bu yani, tabii. Kuran’a tam tabi olmaları lazım. Yoksa bu, Nuh tufanı bütün dünyayı saracak. Türk–İslam aleminin gemisine binenler kurtulacaklar, İnşaAllah. Nuh’un gemisi gibi İnşaAllah.
 
MUHABİR: Evet. “Selamün Aleyküm”
 
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam
 
MUHABİR: Allah razı olsun diyor Hocam’dan aydınlatıyor, ilmiyle bizi diyor. “Mümin kardeşini kendi öz nefsine tercih etmesi nasıl olur acaba açıklayabilir mi?, hayırlı akşamlar” demiş, Recep Korkulu.
 
ADNAN OKTAR: Tabii ki, bu çok güzel bir şey. Bizim Anadolumuzun güzel ahlakıdır, zaten. Yani çok eski ahlakımızdır. Misafir gelir. Misafir odamız vardır bizim, özel. Mesela rastlanan bir şey değildir, bu. Dünyada kullanılan bir şey değildir pek. En güzel malzemeler, en güzel mobilyalar, en güzel yaygılar oradadır, misafir gelir, orada ağırlanır. Mesela bu bir fedakarlıktır. Yemeğin en güzeli yapılır. Ben küçükken dedemlerin köyüne giderdim. Orada bir Salih Paşa vardı, onun evi vardı, aşağıda. Dedem, onlara zaman zaman bizim vesilemizle yemek gönderirdi. Çok mükemmel hazırlardı. Ben çocukken çok müthiş iştahım açılırdı. Çok güzel pilav yapardı, aklıma gelince iştahım açılıyor. Üstüne tavuk koyarlardı. Yani olağanüstü güzel hazırlanırdı. Biz de tepsiyle falan çocuklar, orada yardımcı olurdu, arkadaşlar falan. Hep birlikte götürürdük oraya ve sevinç duyardık. Yani onlara o nimeti sunmaktan, onu bir saygı ve sevgi gösterisi olarak, insanlara sunmaktan zevk alırdık, çok hoşumuza giderdi. Bu bir Anadolu güzelliğidir. Kuran ahlakından kaynaklanan bir güzelliktir. Her yerde bunun böyle olması lazım. İşte o zaman bereket ve bolluk oluyor.
 
MUHABİR: Misafir de bereket ve bolluk anlamına geliyor, bir bakıma.
 
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, İnşaAllah, tabii.
 
MUHABİR: Hocam, bu, çok eski geleneklerden olması gereken geleneklerden birisi, misafirlere karşı, hani olur ya, misafirlere bir ihtiyacı olur, bir sıkıntısı olur, özellikle, ekonomik anlamda işte, belki parası yoktur. Onun için misafirlerin yattığı yerde, bir be bir kase, ya da açıkta bir yer vardır, para bırakılır. Hani olur ya, bir arzu bir istek olursa , oradan alıp götürebilsin diye.
 
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah.
 
MUHABİR: Evet, İnşaAllah, Hocam. Bu ebcede ben takmamışım sadece, başka arkadaşlarımız da takmış. Ben bu konuda biraz kendimi suçlu da hissediyorum. İyi bildiği bir şeyi insanın unutması hiç hoş olmuyor. “Ebcet hesabı nedir?” diyor, Hocam.
 
ADNAN OKTAR: Kuran’ın harflerinin rakamsak karşılıkları vardır. Yani Peygamber Efendimiz (sav) zamanında hesap harflerle yapılıyordu. Mesela bir yerine, ebcet harfinin değeri ne ise o kullanılıyordu. Yani, mesela Elif kullanılıyor. Bir harf olarak kullanılıyor. Öyle bir yapı vardı. Kuran’ın içinde harflerini topladığımızda, böyle şaşırtıcı tarihlere ulaşıyoruz. Ama, tabi buna inanmak farz değildir. Ama çok harika tabi çok şaşırtıcı. Niye başka bir tarih değil de, tam ilgili tarihler çıkıyor. Bu çok hayret verici bir şey.
 
MUHABİR: Ömer Çelakıl’ın o bu konuda bir araştırması var.
 
ADNAN OKTAR: Evet. Biz, Ömer Çelakıl’ın izahlarına baktık, yüzde doksan dokuzu doğru. Dedikleri doğru. Çok hayret verici çok şaşırtıcı. Ama, biz gene tabii buna iman edeceğimiz, farz olan bir konu değil. Muhkem bir ilim değildir. Ama harika olduğu belli. Çok şaşırtıcı.
 
MUHABİR: Hocam, her şeyin bir sahibi var. Görünmesi gereken nokta, akıl oraya götüremiyorsa, bu aklı taşımanın da ya da bedeni taşımanın da çok fazla bir anlamı kalmıyor. Çünkü ateşlik, sonuçta eğer öyle olursa. “İslamlıklarından sonra inkara dönenlerden bahsediliyor”. Yüce Rabbimiz’in Kuran’da diyor, bu demek mümin olan kimseler, sonrasında inkarcı münafık oluyorlar mı Hocam” diyor, “açıklayabilir misiniz? Gerçekten böyle bir anlamı varsa, müminlerin de çok şiddetli korkması gerekir, değil mi, Hocam?”, Sevgiler, Hakan Karaaslan. Yani, Resullulah Efendimize bile,
 
ADNAN OKTAR: Tabi ki, müminken, imanlıyken, tabiri açıktır, sapıtan doğru yoldan çıkan insanlar olmuştur. Ama doğru yoldan çıkmışken de düzelen çok insan olmuştur. Onun için biz, ümit ve korku arasında olacağız, tabi ki Kuran’a sıkı sıkıya sarılacağız. Küfre düşmekten Allah’a sığınacağız, münafık olmaktan Allah’a sığınacağız, münafıkların şerrinden, kafirlerin şerrinden Allah’a sığınacağız ama müminlerde hep hayır olur. Yani onların şerri bize hayır olarak döner.
 
MUHABİR: İnşaAllah, Hocam.
 
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
 
MUHABİR: Evet, hakikaten Hocam, “terazi çok hassas, yani bir müminin 24 saati nasıl geçmeli, Adnan Hocam?” demiş. Suad Köknar, sormuş bunu da. “24 saat nasıl geçmeli?” diyor. Ahir zaman ölçüleri söylesek mi? Şimdi, Resul-i Ekrem Efendimiz, ben de hep aynı şeyleri söylüyorum ama “Ashabımdan biri 10 emirimden birini yerine getirmezse helak olur ama ahir zaman ümmetim 10’da 1’ini yerine getirirse kurtulur.”
 
ADNAN OKTAR: Evet, tabii şartlar çok zorlayabilir bazen, mesela bazen aileler çok muazzam şiddet uygulayabiliyorlar çocuğa, namaz kıldırtmıyorlar hakikaten. Odaya kilitliyorlar. Kontrol ediyorlar. Bu onda bir sorumluluk oluşturmaz tabi ki. Ama tabi ki 5 vakit namazımızı kılacağız. Orucumuzu tutacağız.
 
MUHABİR: İnşaAllah.
 
ADNAN OKTAR: Gücümüzün yettiği kadar sünnete uyacağız. Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetlerini uygulayacağız. Din çok zevklidir. Büyük nimettir. Yani, bir nurdur. İnsanların içini ferahlatan, beynini açan, ruhuna bedenine sağlık, sıhhat veren çok büyük bir güzelliktir. Ama asıl bizi ilgilendiren yönü, asıl hoşumuza giden yönü, Allah’ın rızasını elde etmemizde bir vesiledir, din. Allah’ın rızası çok önemlidir. Müminin hedefidir. Hayat sebebidir, hayat gayesidir. Biz bütün ömrümüzü, Allah’ın rızasının en çoğunu bulmaya adayacağız ve onu yapmaya adayacağız, İnşaAllah. 
 
MUHABİR: İnşaAllah. Özel bir soru Hocam, hemen aklıma gelmişken hatırlatayım. Benim köyümden diyeyim, bir kardeşimiz Necati Hercümeroğlu aynen şöyle bir soru sordu bana, “Hocamdan” dedi, “istirham ediyorum. Namazın kerameti var mıdır? Namaz” dedi, “insanları kötülükten alıkoyar, bu da bir keramet midir?” diye bir suali olmuştu. Onu hatırıma geldi, ben de sormak istedim, Hocam.
 
ADNAN OKTAR: Namaz çok büyük bir nimettir. Ne kadar güzel, Hz. İbrahim de aynı şekilde, namaz kılıyordu. O da, 5 vakit namazını kılıyordu. Hz. Musa namaz kılıyordu. Zamanla değişmiştir yani Hıristiyanlıkta da namaz vardır. Onlar da değiştirmişlerdir. İncil’e baktığımızda bunu görüyoruz. Namaz açıkça var. Tevrat’ta açık açık geçiyor. Kıyam, rüku, secde açık açık vardır. Abdest de vardır ama yapmıyorlar. Hz. Adem’den itibaren, sürekli bu ibadet, bu mübarek ibadet devam etmiştir. Müslüman bu nimeti, Allah’a hamd ederek yerine getirecek, sevinçle yerine getirecek. Ama hem ruha, hem bedene gıdadır, namaz. Onu da söyleyeyim.
 
MUHABİR: Kötülüklerden alıkoyması,
 
ADNAN OKTAR: Tabii ki, tabii.
 
MUHABİR: Keramet anlamında söyleyebilir miyiz?
 
ADNAN OKTAR: Harikadır. Tabii ki, Allah’ın yarattığı harikasıdır. Hem Kuran’ın mucizesidir. Şahsa da bir harika ve keramet olarak zuhur eder, tabi insanlarda da, İnşaAllah.
 
MUHABİR: Evvel Allah. Hocam, bazı ülkelerde de, namaz hareketlerini bedensel rahatsızlıklar için, omurga rahatsızlıkları için, neredeyse resimlerini falan koymuşlar, diye duyduk ama.
 
ADNAN OKTAR: Yok. O zaman onun şifasını bulamaz. Çünkü, namazı sadece Allah’ın rızası için kılması lazım. Halisane olması lazım. Samimiyet dinde esastır.
 
MUHABİR: Biraz önce Hocam, anlatırken deccalin özelliklerini, hani bir gözünün kör olduğundan söz edilirken, günde 5 kere, yüzünü yıkayan, samimi şekilde yüzünü yıkayan, en azından abdestle gezen, abdet alan, ya da başı secdeye değebilen, cemallerdeki güzelliği bilenler bilir. Bizim gibi zahir bakan ya da basireti nazarı kapalı insanlar kendi nefsime söylüyorum.
 
ADNAN OKTAR:Estağfirullah.
 
MUHABİR: Anlayamaz belki ama, hakikaten, dışarı bakıldığında, bir mümin namaz kılan insanı ya da samimi bir insanı rahatlıkla, ayrıt edebiliyor.
 
ADNAN OKTAR: Tabii. MaşaAllah.
 
MUHABİR: O’nun için, deccalle ilgili konuşulduğunda edildiğinde Müslümanlar onu kesinlikle ayırt edecektir, diye düşünüyorum.
 
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. “Bakar bakmaz, Müslüman”, diyor “anlar” diyor. Hani derler ya, esgali bozuk, psikopat ve iğrenç bir tip olacak. Suratından açık açık belli olacak. İmansızlığın pisliği, o çirkinliği bütün şiddetiyle yüzünde görülecek. Onun için bakın, Peygamber Efendimiz (sav)’in hadisi çok manidardır, “yazı bilen, bilmeyen” diyor, “herkes okur” diyor. Yani alenen kafir olduğu belli olacak yüzünden, baktığımızda. Yani pisliğinden anlaşılacak. Zaten üslup, konuşmadan, her şeyden anlaşılacak. Zaten adam, alenen haşa Allah olduğunu iddia edecek yani. Bunun üstüne daha bir şey olmaz zaten, İnşaAllah.
 
MUHABİR: Bu anlamda da, deccali tanıyabilme anlamıyla, tam karşısına geçilip bakıldığında da bence, inananlar hiç endişeye kapılmasın. İsa (A.S.), Mehdi (A.S.), Hızır (A.S.), Allah’ın güzellerini, O güzeller güzellerini kesinlikle ayırt edebilecektir. Şurayla (kalbini gösteriyor) bakarlarsa, diye düşünüyorum.
 
ADNAN OKTAR : Tabii, İnşaAllah,İnşaAllah.
 
MUHABİR: Evet, “Hocam, hayırlı akşamlar. Mehdi ve yanındakiler, ekonomik krizden etkilenecekler mi?” diyor, “Kendilerini nasıl koruyacaklar?”. Teşekkür etmiş, Sami Tekedur, Adapazarı’ndan, soruyor, Hocam.
 
ADNAN OKTAR: Bakın, Mehdi’nin olduğu yerde bereket vardır, söyleyeyim. Günlerden beri yağmur devam ediyor. Buna ben dikkat çektim. Bu metafizik bir olaydır. Olağanüstü olaydır. Küresel ısınma teorilerine göre, hiçbir şekilde bu yağmurun yağmaması, hatta bu sene daha da azalması gerekiyordu. Geçen seneden daha az olması gerekiyordu. Geceli gündüzlü yağmur yağıyor. Allah, onları küçük düşürdü. Önce yağmuru kesti, Mehdi’nin çıkış alametidir. Sonra da muazzam güzellikte, böyle hoş bir üslupta yağmur yağdırıyor Allah.
 
MUHABİR: Hocam, bu sene yağmur, Marmara’da çok,
 
ADNAN OKTAR: Berekettir, inşaAllah.
 
MUHABİR: Yer işareti var burada Hocam.
 
ADNAN OKTAR: Evet, berekettir inşaAllah. Mehdi’nin olduğu yerde deprem olmaz, mesela. Bu çok büyük bir harikadır ve Mehdi’nin kerametidir.
 
MUHABİR: Ülke mi, şehir mi Hocam?
 
ADNAN OKTAR: Şehir. Şehir olarak olmaz yani Mehdi’nin olduğu yerde olmaz, İnşaAllah.
 
MUHABİR: O zaman Hocam, Marmara’yı terk etmeyelim, Hocam.
 
ADNAN OKTAR: Ben söylüyorum. Benim söylediklerim, ispatsız bir şey söylemedim, şu ana kadar, dikkat ederseniz. Yani ne söylediysem, ya hadisle, ya Kuran’la, ya bilimsel izahları oldu ve bunu da insanlar görüyorlar. Tabi ki, bu ekonomik kriz, Türkiye’yi vuracak. İşin doğrusu bu. Yani vuracak. Fakat biz, Türk-İslam Birliği ile bu beladan kurtulacağız, İnşaAllah. Vuracak değil, vurdu zaten Türkiye’yi.
 
MUHABİR: Hakikaten.
 
ADNAN OKTAR: Ama, Türk-İslam Birliği ile muazzam bir zenginlik ve bereketle biz bu olayın içinden çıkacağız inşaAllah. Çünkü, Biz, Nuh’un gemisine bindik inşaAllah. Bereket gemisine bindik. Büyük bir zenginlik, ihtişam, büyük bir bereketle, huzurla inşaAllah yolumuza devam edeceğiz.
 
MUHABİR: Hocam, şunları nasıl değerlendiriyorsunuz? Şimdi, ülkemizde, dünyanın dört bir tarafında biraz önce Nazım Kıbrısi Hazretlerinden söz ettiniz. Allah dostudur, bunun gibi ismen belirtmeyeyim, yani en azından bu onlara kem dilimle zarar verme ya da
 
ADNAN OKTAR: Estağfirullah.
 
MUHABİR: Ateş olarak göstermeme adına ama bugün hakikaten misyonu tamamlanıp tamamlanmadığı anlamında konuşmuyorum, tabii. Menzil’de, İstanbul’da buna benzer, Allah dostlarımız, Allah dostları, hakikaten insanları Gavs Hazretlerinin söylediği gibi, Dünyadan alıp, Ahiret’e bağlayan tarikat değil bu, tarikat olarak bakıldığında, bir Mevlana hali düşündüğümüz zaman 40 sene dergahta tuvalet temizliyor, sonra şeytan musallat olduğunda da ben gerekirse, sakalımla temizleyeceğim diye, bir terbiyeden geçiyor ama bu günümüzde böyle değil. Şimdi hocam bu, bu anlamdaki tarikat kapıları, eski sapık zaviye tekkeleri anlamında değil de. Bunların Hocam, İslam’a hizmetleri, İslam’a faydaları ya da Mehdi (A.S) ile diyalogları ya da ileride olacak ise İsa (A.S.) ile münasebetler, tek bir çatıdan aslında oraya gelinecek de bu kavuşma, bu buluşma, bu duyguyu ben duyguyu isteyeceğim sadece, bu sarılmayı isteyeceğim nasıl bir şeydir bu Hocam.    
                 
ADNAN OKTAR: Ehli tasavvuf, Mehdi’yi muhabbet ile kucaklayacaktır, hadisler vardır yani çok şiddetli sevgi göstertecekler, “bilhassa” diyor, “Al-i Beyt’ten fedakar seyyitlerin iltihakları ile ulemanın ve evliyanın “ diyor Said-i Nursi Hazretleri “destekleri ve yardımları ile” diyor “bu vazifeyi uzmai yapmaya çalışır “ diyor tabi ki yani derin bir muhabbet ve derin bir sevgi olacaktır. Zaten Mehdiyet,  sevginin, Allah aşkının en yüksek noktalara çıktığı dönemin adıdır.    
                            
MUHABIR: Vanaların açıldığı diyebilir miyiz?
 
ADNAN OKTAR: Yani dünyanın hiç karşılaşmadığı, bilmediği, gerçek sevginin şiddetle yaşandığı bir dönem olacaktır. Mesela Mehdi’nin, İsa’nın sevgisini görecekler insanlar. Mehdi’ye insanların sevgisini, Hz. İsa’ya karşı olan sevgilerini görecekler, Hz. İsa’nın insanlara karşı sevgisini görecekler, çocuklara karşı sevgisini görecekler, nebatata, bitkilere, hayvanlara karşı sevgilerini görecekler. Hz. İsa nasıl hayvanlara şefkat gösteriyor, bitkilere karşı nasıl sevgisi var, Mehdi’nin bitkilere ve hayvanlara olan sevgisini görecekler yani gerçek sevginin ne olduğunu anlayacak insanlar ve beyinleri ve ruhları tam bir coşku ile coşacak. Beyinleri açılacak yani ruhlarındaki o kabz hali, o kasılma açılacak, ruhları coşkun bir sevgi ile dolacak inşaAllah                                                 
 
MUHABIR: İnşaAllah, Hocam, düşünürün dediği gibi dünyanın ilacı sevgi diyor düşünür.
 
ADNAN OKTAR: Evet İnşaAllah
 
MUHABIR: İnşaAllah sevgi egemen olunca da, evet Elhamdülillah Hocam müminlerin örnek   alacakları hayatlar elbette ki Peygamberlerin hayatı bunu sizin kitaplarınızdan öğrendik ama onların yaşadıkları gibi büyük bir olaylarla insan karşılaşmak istiyor “ demiş. “Hz İbrahim gibi ateşe karşı güçlü bir tevekkül gösteren, büyük olayları bu devirde düşünürsek ne gibi zorluklarla karşılaşabiliriz Hocam, örnek verebilir misiniz Hocam,” Erdem Engin .
 
ADNAN OKTAR: Müslüman iftiraya uğrayabilir, hakarete uğrayabilir, mesela sebepsiz gözaltına alınabilinir, hapsedilebilir, tımarhaneye kapatılabilir, malı mülkü elinden alınabilinir, ne bileyim insanlar tarafından tecrit edilebilir, insanların kaale almadığı bir insan haline getirilebilir, dövülebilir, sövülebilir, her şey olabilir, hepsi Allah’tandır hepsi Allah’tan rahmet olarak yağar, nur yağar Müslümanın üstüne.        
                                
MUHABIR: Tabii hayrın, şerrin neden olduğunu zaten anlamak pek kolay değildir.
 
ADNAN OKTAR: Çok çok büyük nimettir, yani velayet alametidir, Allah’ın Peygamberine sunduğu nimetlerdendir. En yüksek derecedeki insanlara en yüksek belalar gelir, en şiddetli belalar gelir. Aşık özeliğidir, Allah aşıklarının temel vasfıdır bela. Yani birbirinden hiç ayrılmaz, nerede yoğun bela varsa orada Allah aşığı var demektir.  
                                      
MUHABIR: O belayı bulur gibi.
 
ADNAN OKTAR: Evet İnşaAllah, o belaya Allah aşkı ile o bela ona nur gibi gelir, yani etkilenmez, yani onu bir nimet olarak görür, yaniaşığın ruhuna bela etki etmez, olumsuz etki yapmaz, sevinç duyar. Kalbi karaya bela çok ızdırap verir, kalbi kararmışa. Kalbi nur ile dolu olana bela, hamd ettiği bir nimet haline dönüşür                                       
 
MUHABIR: Hastalıklar gibi Hocam,
 
ADNAN OKTAR: Tabii, her türlü hastalık tabii.      
                                
MUHABIR: Onda da
 
ADNAN OKTAR: Tabii, ki mesela Mehdi öyledir. Yani yağmur gibi bela yağacaktır üstüne, bir çok dert ile bir çok bela ile karşılaşacaktır ama hepsine sabredecektir. Çünkü Allah aşığı, o bela ile yoğrulmuştur, çile ile yoğrulmuştur Mehdi, O’nun özelliği odur. Ahrette insanlar toplandığında Cenab-ı Allah “niye iman etmedin?“ diyecek insanlara “,Ya Rabbi diyecek bana bela verdin, hastalık verdin, dert verdin ben de bundan şüphelendim, Sana iman etmedim” diyecek. Mehdiye soracak Cenab-ı Allah “ Sana dert bela verdim mi? “diyecek bakacak ki adam kendinin yüzlerce binlerce misli bir bela , “peki Mehdi nasıl iman etti? “ diyecek, Cenab-ı Allah. Hz.İsa’ya soracak “Sana dert bela verdim mi Ben” diye soracak, “verdin “diyecek. O nasıl tahammül etti diyecek,” O nasıl tahammül etti? “ diyecek, Hz.Musa’ya soracak, Hz.ibrahim’e soracak 
 
MUHABIR: Eyüp (A.S)
 
ADNAN OKTAR: Eyüp’ e soracak, Yunus (A.S)’a soracak “Siz nasıl tahammül ettiniz? “ diyecek “Ya Rabbi senin aşkın ile biz coştuk, biz onu bela olarak görmedik ki “ diyecekler.     
                                 
 
MUHABIR:  Balık karnında
 
ADNAN OKTAR: Tabii, “Senin sevgin ile biz sarhoştuk zaten “ diyecekler, Allah aşkıyla, “Senin aşkınla sarhoştuk biz “diyecekler, “onu bir nimet olarak gördük” diyecek, o zaman o kişiler suçunun büyüklüğünü daha iyi anlamış olacaklar. Çünkü Allah’ı inkar edenler bunları bahane ederek inkar ediyorlar, biliyorsunuz. O zaman inkar edecek bir yönlerinin ne kadar çirkin olduğunu görmüş olacaklar.  
                                     
MUHABIR: Hocam bu akşam sohbet bana göre çok faklı bir mecraya geldi, açıkçası hiç keyif almadığım kadar bir keyif aldım bu akşam, alıyoruz da İnşaAllah.
 
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Elhamdülillah.
                                         
MUHABIR: Evet ,”Selamlar Hocam “ diyor “Ben Melisa Bozdağlı ,” Ordu’dan selamlar gönderiyor, benimde memleketimin yanında, gelip geçerken oradan geçiyoruz, biraz bu anlamda memleketçilik yapıyorum. “sevgilerimizi gönderiyoruz, Türkiye’nin her yerinde T.V. ile ulaşıyorsunuz, çok yoğun olduğunuzu biliyoruz ama bizzat kendiniz gelip tüm halka yönelik konferanslar düzenler misiniz? “demiş, sizi Ordu’da ağırlamak istiyoruz İnşaAllah demiş,Hocam.
 
ADNAN OKTAR: Ah benim canım kardeşim, ben nasıl istiyorum onlar bir bilseler, Ordu, Giresun, Samsun, ben Karadenize aşığım, boydan boya. Anadoluya aşığım,
                                     
MUHABIR: Hocam bençok fazla şeyde vaat etmeyeyim hocam dört ayaklı serenderler vardır bizde, biz mazı deriz, tekir deriz,  
 
ADNAN OKTAR: Evet ,evet 
                                     
MUHABIR: Vallahi öyle konak, güzel haneler değil ama şöyle mütevazı, tam bizim o benim çocukluğumun olduğu, Vallahi bir mağazada sizi ağırlayabilirim, serender gibi bir yerde.
 
ADNAN OKTAR: Bana küçük ahşap bir ev olsun yere oturalım böyle.
                                         
MUHABIR: O da öyle zaten, Hocam, o da öyle.
 
ADNAN OKTAR: Yere oturalım böyle, yer sofrası da kurulsun, gönül dostları gelsinler, orası bana saray olur. Ben yani o tip şeyler hiç beni açmaz, Ben onunla ilgilenmem. Beni insan ilgilendirir, beni sevgi ilgilendirir ve beni muhabbet ilgilendirir, hayır olsa, tabi bir nimettir, Allah’a hamd ederim.   
                                       
MUHABIR: Hocam oluyor mu? Böyle gezileriniz seyahatleriniz, ben özellikle Karadeniz’i sorayım hemen ilk daveti yapayım. Bu anlamda çok davet vardır ama Giresun, Göreli, Terzari Köyü.
 
ADNAN OKTAR: Yani çok şiddetli zevk alırım. Ben, mesela, Anadolu’ya da çok hayranım. Amasya, Samsun, Turha , Tokat Mesela, Diyarbakır, Mardin, Urfa, Siirt. Mesela, keşke kardeşlerimizin o Kürt çadırları vardır ya oraya otursak, onlar bir kuzu pişirse, yere otursak sohbet etsek, konuşsak Allah’ı ansak, topluca namaz kılsak, çok çok canım ister. Çok büyük bir nimet. Bizim Anadolumuz böyle sevginin, muhabbettin, Allah coşkusunun, Allah aşkının yoğun yaşandığı yerlerdir.
  
MUHABIR: Hocam, ben davet ettim , davete icabeti biliyorsunuz.
 
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
                                       
MUHABIR: İnşaAllah, ağırlamak isterizHocam,
 
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
 
 
MUHABIR: Çünkü güzel bir manzara, o bölgenin en yüksek tepelerinin biri orada, hatta 4 tane de Şehidimiz var orada.
 
ADNAN OKTAR: Hay MaşaAllah.
                                        
MUHABIR:  Böyle katledilmiş şehitlerimiz var orada.
 
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
                                        
MUHABIR: Onlara dua etmeye çalışıyoruz, onları tescillemeye çalışıyoruz,
  
ADNAN OKTAR: Hay bizim Aslanlarımız, orayı süslemişler öyle, MaşaAllah, Elhamdülillah.
                                           
MUHABIR: İşte köylülerimiz yapmış onu , Şimdi.
 
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Elhamdülillah.
                                                                         
MUHABIR:  Biraz daha resmi statü kazandırmaya çalışıyoruz.
 
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel, Elhamdülillah, Elhamdülillah, MaşaAllah, Elhamdülillah, MaşaAllah.
                                                                                                                    
MUHABIR: Dua ederseniz. Evet “iyi sohbetler diliyorum hocam” demiş, İstanbul’dan Perihan Aktepe “Adamlık dini isimli kitabınız birkaç ay önce okumuştum ve çok etkilenmiştim. İşlerinizin yoğunluğundan çok fazla dışarı çıkamadığınızı biliyoruz “, evet cevap geldi bizim köye gidelimin cevabı “ peki nasıl oluyor da insanları bu kadar açık ve net bir şekilde tahlil edebildiniz “ diyor, enteresan bir şey ya biz soru soruyoruz bir başka soru ile cevabı geliyor.  
 
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İlkokul, ortaokul, lise, ben normal laik bir ailede yetiştim. Benim lisem de Ankara Kurtuluş Lisesi idi, yani ortamı tahmin edersiniz.
                                        
MUHABIR: Gençlik parkına kaçtınız mı Hocam hiç?
 
ADNAN OKTAR: Tabi tabi, Gençlik Parkına giderdim küçüklüğümde. Yani gençlik dönemimizde gidiyorduk. Şimdi de genciz, Elhamdülillah, 
 
MUHABIR: Elhamdülillah.
 
ADNAN OKTAR: Tabi ben çok dikkatli gözlemciyimdir. Yani bir insan 5-10 dakika konuşsa, çok kapsamlı analiz edebilirim. Yani onlarda, ben insanda çirkinlik aramam, hep güzelliklerini ararım. Ama gözümden de, Allah’ın izni ile yani hiçbir şey kaçmaz. Yani çok kapsamlı analiz ederim, yani neyi niçin söyledikleri, mesela bir bakışı, bir üslubundaki bir değişiklik, ses tonundaki bir değişiklik, vurguları, yani konunun üstündeki vurguları veyahut bir konudan kaçınması veya dikkatinin bir konuya teksif olması veya dikkatinin dağılması; bunların hiçbiri gözümden kaçmaz Allah’ın izni ile. Dolayısıyla bu analizlerimin bir sonucu olmuş oluyor o kitaplar, şimdi onun ikinci cildini de hazırlıyorum.Yani daha kapsamlı hale getiriyorum, adamlık dinini. 
                                         
MUHABIR: Vallahi ben şimdi eğilip büzülmeye başladım, şimdi adamlık denince, sorsalar bana ben dünyanın herhalde en kusurlu insanı diye kendimi bilirim, eğer öyle bir şey anlaşılırsa ben yandım, o zaman Hocam.
 
ADNAN OKTAR: Niye? Tertemiz, çok munis, kalp ehli bir insansınız. 
                                       
MUHABIR: Estağfirullah Hocam.
 
ADNAN OKTAR: Olur mu öyle şey çok güzel ahlaklısınız, MaşaAllah.   
                                    
MUHABIR: “Kuran’dageçen pek çok kıssada günümüze işaretler olduğunu söylüyorsunuz, özellikle, Hz. Yusuf (A.S.) hayatı, Kehf Ehli ve Zü-l Karneyn kıssalarından örnekler veriyorsunuz, bunların dışında da örnekler va rmıdır ?, acaba bizimle paylaşır mısınız ? “ Kastamonu’dan Burcu kardeşimiz sormuş bunu Hocam.  
 
ADNAN OKTAR: Mesela Hz. Musa’nın hayatında da örnekler vardır, aslında bu peygamberlerin benzerlikleri hadislerle çok kapsamlı açıklanmıştır. Mesela Yusuf Suresi’nde de vardır, hadislerde de bunu çok açık görüyoruz, mesela diyor ki “Abdullah Bin Zebre ibni Mati himyeri, Kabul Ahbar‘dan nakleder, şöyle dedi “kıyam edecek kaim Hz. Mehdi (A.S) Ali soyundandır Seyittir. O, bu yeryüzünü, yeryüzünden başka bir hale getirecektir “ yani çok değiştirecektir. “Rum ve Çin, Hiristiyanların aleyhinde, İsa Bin Meryem ile delil getirecektir.“   Hiristiyanların aleyhinde İsa Bin Meryem, Hz.Mesih böyle demiştir, doğrusu budur diyerek onları aydınlatacaktır. Rum ve Çin kaim Hz. Mehdi Ali neslindendir, hayırda, görünüşte, ahlakta en çok Hz.İsa’ya benzeyen O’dur .Hz.İsa’yı çok andıracak.
                                    
MUHABIR:  Mehdi (A.S.)
 
ADNAN OKTAR: Evet yani Mehdi ile Hz.İsa çok andırırlar yan yana geldiklerinde bu zaten görülecek, insanlar bunu görecekler. Simaen çok benzerler, görünümleri çok benzer. “Allah peygamberlere verdiği azamet ve heybeti O’na da verecektir, Mehdi’ye de verecektir, O’na faziletler ve ziynet verecektir, şüphesiz Mehdi Ali evladındandır, O’nun gaybeti tıpkı Yusuf’un gaybeti gibidir,” o da hapis olacaktır diyor “ve O’nun dönüşü tıpkı İsa İbni Meryem’in dönüşü gibidir. “Ebu Basir der ki “İmam Muhammed Bakır(A.S) şöyle buyurduğunu duydum, “ Bu Gaybetin sahibinde, Hz.Mehdi (A.S.)’de dört Peygamberin sünneti vardır; Musa’dan bir sünnet, İsa’dan bir sünnet, Yusuf’tan bir sünnet, Muhammed (A.S)’dan bir sünnet, Allah’ın selamı hepsinin üzerine olsun. Dedim ki Musa’nın sünneti nedir ?, buyurdu ki “ Çekinip, dikkatle gizlenmek” . Yani sürekli heyecan içerisinde gizlenmişti biliyorsunuz, Hz.Musa (A.S).                           
 
MUHABIR: Musa (A.S)
 
ADNAN OKTAR: Evet. “Dedim ki İsa’nın sünneti nedir? İsa (A.S.) sünneti nedir? Buyurdu ki “Hz.İsa hakkında söylenenler onun hakkında da söylenecek “. Yani İftira atılacak, her türlü hakarete ve iftiraya uğrayacak. “Dedim ki Yusuf (A.S)’ın sünneti nedir? Buyurdu ki “Zindan ve Gaybet “. Hem gizlenecek Hem de hapis edilecek. “Dedim ki Muhammed (A.S)’ın Sünneti nedir? Buyurdu ki ”kıyam ettiğinde Resülullah’ınyolundan gidecektir. Yalnız o Resülullah’ın eserlerini açıklayacaktır, Dedim ki; “Rızasını nereden bilecektir”, dedim ki:”Allah, O’nun kalbine, rahmetini nazil edecektir. Sediri Seyrefi der ki, “İmamı Abdullah Cafer-i Sadık (A.S.) der ki buyurdu:”Bu işin sahibinde, Hz.(A.S.) da Yusuf’a benzer, şöyle arz ettim, “Sen bize bir gaybeti ya da hayreti bildiriyor gibisin.” Evet diğer hadislerde de çok kapsamlı fakat, bu kısımları anlatmamış olabilirim. “Hakkı gasb olunan ve inkar olunan, mazlum imamınız” bakın hakkı gasb edilecek, diyor, ve inkar olunacak ve gelmiyecek yok öyle bir şey denen, “mazlum imamınız”, mazlumdur diyor, masum ve güzel ahlaklı anlamı, “bu gaybetin sahibi, Hz.Mehdi (A.S.), onların arasında dolaşır, pazarlarda gezer, onların bastığı yerlerden geçer ama onlar Mehdi’yi tanımazlar.” İşte şiadaki hata bu oluyor, tanımazlar, yani insan bakıyor ki, tanımıyor. Görünmeyen bir insanı biz tanımaz olur muyuz yani. Boşluktur zaten. Demek ki, insan içinde gezecek, buradaki ifadeden. “Tanımazlar, ta ki sonunda Allah Kendisini onlara tanıtması için tıpkı Yusuf’a izin verdiği gibi, O’na izin verir. O zaman kardeşleri demişti ki ”Doğrusu, Sen Yusuf’musun?”, dedi ki “Ben Yusuf’um”. “Evet” diyor, Mehdi, yani tanıyacaklar. Bu anlama geliyor, yoksa, Mehdi kabul etmez ama, hissedilecek, o anlama geliyor, İnşaAllah.  
                               
MUHABIR: Soruyu kim soracak acaba?
 
ADNAN OKTAR: “Sen Mehdi misin?” diyecekler, o alametler tabii inkar edemez yani, “alametler Bende” diyecek, “ama Ben, öyle bir makama, öyle bir şeye Ben Kendimi layık görmüyorum, Allah’tan bir lütuf olarak, Cenab-ı Allah, verirse, Allah’ın lütfüdur, tabii kabul ederim, ama haşa Benim böyle bir iddiam olmayacak” diyecek, “olmaz” diyecek, İnşaAllah. Ama o alametler inkar edilemez, çünkü yalan söylemiş olur, zaten. Mesela, “şu şu alametler sende var mı?” dendiğinde, bu Bende yok derse haram olur, yalan söyleyemez, Mehdi. “Bu bende var diyecek”, var dediğinde de, insanlarda bir hüsnü zan olacak. Allah’u Alem O diyecekler, o anlama geliyor, bu, İnşaAllah. “Hz.Mehdi (A.S.) alemlere rahmettir, bütün alemlere rahmettir” diyor, “Musa’nın kemali ve İsa’nın değeri, Eyüp’ün sabrı O’ndadır. Hz.Eyüp gibi sabırlıdır, diyor.
“Yüce Allah, tıpkı İsa bin Meryem ve Yahya bin Zekeriya’ya, kitap, nübüvvet, ilim ve hikmet verdiği gibi, bu İmam Hz.Mehdi (A.S.)’a da küçük yaşta ilim vermiştir.” yaşı küçükken, ilim ve hikmet verilecektir, diyor. “Peygamberlere benzer, Onlardan biri de İsa bin Meryem’dir (A.S.). Zira O’na küçük yaşta, hikmet, nübüvvet, Kitap, ilim verildiği gibi, O’na da küçük yaşta ilim verilecektir”, Mehdi’ye. Çok fazla hadis var. Peygamberlere benzemesiyle ilgili. Mesela diyor ki, “Bu Mehdi, Süleyman ve Davut gibi hüküm verecek. Verdiği hükümde delil ve şahit istemeyecek.” yani insanların yüzünden anlar, diyor, üslubundan anlar, diyor. “Hz.Mehdi (A.S.), Davut (A.S.) ve Al-i Davut hükmüyle hükmedecek ve kimseden şahit ve delil istemeyecek.” “ Bizim kaimimiz Mehdi ile Allah Resulleri arasında bir takım benzerlikler vardır. Nuh, İbrahim, Musa, Eyüp ve Muhammed (sav) Peygamberlerin her biri ile benzerliği vardır. Nuh ile uzun ömürlü olmasında, İbrahim (A.S.) ile, doğumunun gizli olması” yani evde doğum olacak, Mehdi’nin doğumu evdedir. Gizli doğum, bu kastediliyor. “Ve halktan uzak durmasında, gizlenmesinde”, halktan uzak olacak, yani, zaten vazifesi nedeniyle de mecburen bu olacak, Said Nursi diyor; “Vakit ve hal müsade edemez” diyor. “Yani derin araştırma, tetkik gerektiren konularda vakti olmaz” diyor. Vaktinin darlığının, yani şiddetli vakti dar olacak diyor, onu belirtiyor. “Halktan uzak durmasında, Musa ile korku hali” yani Mehdi’ye yönelik tehlikenin yoğunluğu öldürülme, tuzak kurma, tutuklanma, göz altına alınma, sürgün gibi her türlü tehlike ile iç içe olmasında ve gaybetle yaşamasında, sürekli gizlenecek” diyor. O yönde Hz.Musa’ya benzer, diyor. “İsa ile halkın O’nun hakkında ihtilafa düşmesi”, bir kısım insanlar Mehdi gelecek, bir kısmı Mehdi gelmeyecek demesinde, İsa’ya o yönden benzer diyor. İhtilaf olacak, diyor. Hani Hz.İsa’nı nüzulünde de şüphedeler ya, bir kısmı gelecek diyor, bir kısmı gelmeyecek, diyor. “Eyüp ile beladan sonra kurtuluşun yetişmesinde, Hz.Mehdi’ye birçok zorluk, dert gelmesi, ancak Hz.Eyüp gibi, Allah’ın rahmetiyle hepsinden kurtulmasıyla. “Muhammed (sav) ile, kılıçla kıyam etmesinde”, Peygamberimiz (sav)’in kılıcıyla kıyam edecektir. Peygamberimiz (sav)’in kendi kılıcını takacaktır. Orijinal bu, Topkapı’daki kılıcını takacak, Peygamberimiz (sav)’in kutsal emanetleri, mübarek sancağı, kılıcı ve hırkasının Mehdi’nin yanında olmasıyla, benzerliği vardır, İnşaAllah.
 
MUHABİR: Elhamdülillah. Hocam, hakikaten bugünkü sohbet, bir kere daha yenileyeceğim, bu sözümü, biraz farklı oldu, biraz bir yerlere götürdü, bizi.
 
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
 
MUHABİR: Ama sona da geldik,
 
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
 
MUHABİR: İnşaAllah, bir başka sohbette, belki daha farklı konular, gene dostlardan gelen,
 
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
 
MUHABİR: İzlenimler hususunda, bilgileneceğiz, sohbetler edeceğiz. Biz izleyenlerimiz adına, teşekkür ediyoruz, helallik istiyoruz bu anlamda da.
 
ADNAN OKTAR:Estağfirullah, helal olsun.
 
MUHABİR: Ama bir mesaj varsa, gene, onu alalım. Sonlandıracağız, programımızı.
 
ADNAN OKTAR: Şunu söyleyeyim, bir Karadenizli kardeşlerime bir hayranlığım var, onu açık açık söyleyeyim, çok seviyorum onları. Çünkü tüm Türkiye’nin gerçekten çimentosular. Çimento görevi görüyorlar. Manevi yönden, çok güzel ahlaklı, çok nezih insanlar. Bir de boydan boya, cennet gibi memleket. Ama bütün Anadolumuz böyle, Allah’a çok şükür, Elhamdülillah. Bütün Türkiyemiz böyle. Allah hepsine bereket, huzur, güzellik nasip etsin, hayırlar nasip etsin, Salih amel nasip etsin, çok samimi olmayı nasip etsin, Kuran’ı iyi anlamayı, Kuran’a tam uymayı nasip etsin, Cennette de kardeşler etsin inşaAllah bizleri, böyle karşılıklı.   
 
MUHABİR: İnşaAllah, hepimizi, Resul-i Ekrem Efendimizin, o güzel, camiasında buluşanlardan eyler. Evet, değerli dostlarımız, sevgili Hocamızla sohbetimiz bugünlük de böyle oldu, diyoruz. Bir başka sohbette, tekrar beraber olabilmek dileğiyle. Mevlam, Yar ve Yardımcınız olsun. Rabbim, sizi her zaman güzel insanlarla karşılaştırsın.





2009-02-15 15:09:51
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top