MUHABİR: Evet efendim, tarihlerimiz, 16.02.2009 ve soğuk bir İstanbul akşamında sıcacık bir ortamda, bugün Ekin TV ekranlarında Ekin gündem programında sekizincisini fakat 250. programını iştirak ettiğimiz güzel bir sohbet ortamıyla siz değerli izleyicilerimizle beraber olacağız. Yanımda çok kıymetli bir Hocam var, bilim adamı var, bir ilim adamı var ama bundan önce ben programın başında sormak istediklerinizi bize iletebilmeniz adına ahirzamansohbetleri@hotmail.com veya programın daha önceki arşivlerini takip edebilmeniz açısından www.harunyahya.tv adresinden bizlere ulaşabileceğinizi belirterek ki bu arada müthiş bir heyecanlıyım çünkü gerçekten çok kıymetli ve sevdiğim bir Hocam’la beraberim Hocam hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoşbulduk, sizler de hoşgeldiniz lütfettiniz.
MUHABİR: Sağ olun, teşekkür ediyorum. Hocam gündemde bir çok konu var. Bir çok sorulması gereken soru var geçtiğimiz haftalardan veya bugün içerisinde ulaşan sorular var ama ben akşam üstü ajanslara düşen ve Üzeyir Garip cinayetiyle hayatımızın tam orta noktasına giren bir ismin Yener Yermez’in enteresan bir açıklamasıyla sohbetimize başlamak istiyorum, sorularımızı sormak istiyorum. Zira size sormak istediğim çok çok soru var. Efendim Yener Yermez’in çok enteresan bir açıklaması oldu dedi ki, Garih cinayeti işlenirken tapınakçıların ayinvari bir şekille işlenerek Eyüp mezarlığına atıldığı ve kendisine para teklif edildiğini iddia etti ve ekranlara radyolara ciddi bir şekilde yansıdı bu xxminvaruze üç tane soruyu ardı ardına size sorarak aslında programa başlamak istiyorum. Birincisi gerçekten bu Üzeyir Garip cinayetinde tapınakçıların parmağının izi olabilir mi?
ADNAN OKTAR: O delikanlının anlattığı konu rastlanmayan bir şey değildir. Masonlar kendilerine ihanet eden, sırlarını veren, veyahut hoşlarına gitmeyen herhangi bir şey yapan kişilere tarih içerisinde çok kere ağır cezalar vermişlerdir. Bu da genellikle ölüm cezasıdır. Zaten Masonluğa girilirken yemin edenler öldürülmelerini kabul ederek yemin ediyorlar. Yani eğer Masonluğun sırlarını verirsem, beni öldürmenizi kabul ediyorum tarzında bir Mason yemini vardır. Yani çok kapsamlı uzun bir yemindir. O yeminin herhalde hesabını zaman zaman bir çok kişiden soruyorlar rahmetli Üzeyir Garih’ten de belki bu tarzda bir hesap sorma yapmış olabilirler, ona da bu tarz bir şey uygulamış olabilirler.
ADNAN OKTAR: Tapınakçılar kelimesini bir kişi yıllar önce Mason kelimesini ağzına almamak için Masonlardan çekindiği için, benim kitaplarımdan öğrendiği bazı bilgilerle kendi üzerinden de dikkatleri dağıtmak amacıyla böyle bir şey söylemişti. Mason kelimesinin yerine tapınakçılar sözünü kullanmıştı.
MUHABİR: Hocam ben sizin kadar cesur değilim o yüzden tapınakçılar diyorum affınıza sığınarak
MUHABİR: Hocam peki sizinle ilgili olması açısından soruyorum. Sizin cesur tabirinizle Masonlar benim çekinerek tapınakçılar ifadesiyle hayatınıza etkilerini biz gerek basından gerekse takip edebildiğimiz kadarıyla izledik ve gördük. Ama bir insan olarak, bir düşünür olarak, bir bilim adamı olarak Masonların hayatınızdaki etkisi nedir? Yani tapınakçıların sizin hayatınıza vermiş olduğu renk, tat, görüntü neyi anlatıyor, bunu bizimle paylaşır mısınız?
ADNAN OKTAR: Masonlarla benim ilk mücadelem yani onların ilk karşı atağı benim Yahudilik ve Masonluk kitabını yazmamla başlamıştır.
MUHABİR: Hocam bir ara deli yaftası vuruldu değil mi? Özür dileyerek soruyorum. Bir hapis cezası falan.
ADNAN OKTAR: Evet, on ay kadar şuuru tam kapalı, cinayet işlemiş akıl hastalarının içerisinde tutuldum ama ben detay vermiyorum yani tam rezaletti ortam, yani böyle korku filmlerinde olur ya o tarz, mesela bazı akıl hastalarının kan revan olmuş yüzünde gözler görünmüyordu yani o derece kafasını vura vura gözleri şişmiş görünmüyor ve sadece hırıltılar çıkartıyor, acayip sesler çıkartıyor. Elinden yüzünden kanlar akıyor, kimi yerlerde yatıyor, kimi debeleniyor, kimi bağırıyor, kimi küfürler ediyor, kimi saldırıyor, öyle perişan bir ortamdı. Ve bunlar 300 kişi kadardı yaklaşık, beni de onların içerisine deli gömleği giydirip koydular. Hep beraber orada 10 ay kaldık. Sonra da askeri hastanede biliyorsunuz ruhen, bedenen sağlıklıdır diye rapor verdiler ve çıktık. Ama yıllarca bu kişi akıl hastasıdır, akıl hastanesinde de yattı biliyorsunuz, Bakırköy’de de yatan bir insandır dolayısıyla bunun kitaplarını okumayın yazdığı eserler de geçersizdir Darwinizm ile ilgili, materyalizm ile ilgili, Masonlukla ilgili sözlerinin hiç birine itibar etmeyin gibi bir propaganda yapmışlardı. Yıllarca da kullandıklarını herkes biliyor zaten, sonunda da askeri hastaneden ruhen bedenen sağlıklıdır şeklinde rapor aldıktan sonra sesleri kesildi. Ama o arada kendilerince bir şeyler yapmış olduklarını düşündüler. Halbuki o benim namımı ve şanımı artırır, gücümü artırır. Onlar bilmiyorlar, kadere uyarak, kaderin içerisinde bana hizmet ediyorlar. Ve çok büyük hizmet ettiler. İslam’ın yayılmasında benim muhaliflerimin rolü en fazla olandır.
MUHABİR: Sayın Hocam aslında ben ilerleyen dakikalarda soracağım soruların arasında vardı kitap meselesi veya kitaplarınız eserleriniz meselesi ama isterseniz bu konu ile alakalı izniniz olursa Mithat Öner Bey İstanbul’dan bir hukukçu beyefendinin bir sorusuyla ben bu yolculuğa bu sıcak sohbete devam etmek istiyorum. Diyor ki Sayın Mithat Bey, Adnan Bey ben hukukçuyum ve hukuk alanında söylediklerinizin ne kadar doğru olduğunu şimdi daha iyi anladım. Sizce derin devletten tamamen kurtulmamız mümkün müdür? Hadisler nasıl bilgi veriyor bu anlamda da? Mithat Öner İstanbul demiş efendim.
ADNAN OKTAR: Ben çok önemli hususlara dikkat çektim. Devletin kilit noktalarını, önemli noktalarını bu kişiler tuttular dedim ve buralarda ciddi yapılanmalarda bulundular veya bulunmayı başardılar. Fakat en tehlikelisi hukuk ve yargı içerisindeki yapılanmasıdır dedim. Dediğimin doğru olduğunu geçen günler daha da göstermeye başladı. Daha da olay sırıtmaya başladı. Anayasanın düzenlenmesi ve kanunların düzenlenmesi gerekiyor. Yani, devletin ani ve kesin ataklarla, net ataklarla suçluları yakalaması gerekiyor. Ama yargı ayağında devletin eli kolu kanunlarla biraz bağlı gibi, kanunların mutlaka bu yönde uygun bir şekilde düzenlenmesi, polisin elinin güçlenmesi, savcıların elinin güçlenmesi gerekiyor. Said Nursi’nin yıllar önce belirttiği bir husustur bu, Türklük görünümü altında, Türkçülüğü muhakkaten kullanacağı, dinsiz ve ateist bir çıkışla çıkacağı ve Türk milletine karşı hasmane bir tavır içinde olacağı, münafıkane tavırlar içinde olacağı, fakat kahraman ordunun, imanlı milletin, Kur’an ışığıyla hakikat halini görerek, bu derin devlet yapılanmasının tahribatını ortadan kaldıracağı rivayetlerden anlaşılıyor diyor Said Nursi Hazretleri. Zaman zaman kendi mensupları onları böyle kurtarmaya çalışan bir şeyler yapsa da kanunun gücü ezici olarak ilerlemeye devam ediyor. Ve Türk milletinden, Türkiye’den, kendi vatandaşlarımızdan, bakın tam 3 milyon kişiyi fişlemişler. Yani Türkiye’den İslam’ı kazımak, amaç bu. Yani, ne kadar din alimi varsa, ne kadar dindar varsa, ne kadar İslam’a hizmet eden vakıf, dernek, kişi varsa yahut devletin her yerinde ne tarz bir çalışma varsa, bunların tamamını ortadan kaldırmaya yönelik Ateist Siyonistlerin ve Masonların maşa olarak bu katilleri tuttuğunu gördük ve anladık; belgelerden bu görülüyor. Yani dev bir mafyadır, dev bir mafya örgütlenmesidir. Masonluğun böyle kullandığı maşa örgütler vardır. Mesela PKK vardır, diğer terör örgütleri vardır. Bunları kullanırlar. Bu tip şeylerin durması için bütün vatandaşlarımızın el birliği ile devlete, polise ve savcılara destek olması gerekiyor. Yani insanların mutlaka kulağına bir yerlerden bir bilgiler gelir, bir şeyler gelir. Özellikle yargı ve hukuk kanadında ellerindeki her türlü bilgiyi, savcılıklara, polise yani ilgili birimlere mutlaka ulaştırmaları gerekiyor. Ama özellikle savcılıklara bildirilmesi ve acilen bildirilmesi çok önemli ki, onlar bu soruşturmayı daha bol delille, daha kolay yürütebilsinler. Yani bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın bana ne beni ilgilendirmez demek çok tehlikeli olur. Hani bir sokakta duyduğumuz slogan vardı bir zamanlar hani, susma sustukça sıra sana gelecek diye, şimdi bu o zaman devreye girer. Yani bir gün başkasının babasını, anasını öldürenler, bir başka gün gelir o korkan insanların anasını, babasını, çoluğunu, çocuğunu öldürürler.
MUHABİR: Yani dipsiz bir kuyu Hocam
ADNAN OKTAR: Tabi yani, bir kara delik gibi bu, önüne geleni yutuyor. Mesela geliyor devlet memuru adam, yüksek mevkide memur selamün aleyküm, aleyküm selam, karın, çoluğun, çocuğun dışarı çıksınlar, bir şey söyleyeceğiz sana diyor. Ne diyecekler ? Sen bize katılmazsan, bak çocuğunun adresini biliyoruz, karının adresini biliyoruz, devlet bizimle baş edebildi mi yok görüyorsun sen de gel bize uy diyorlar. Adam da korku belasına onların içerisine giriyor. Yani mesela hiç alakasız tiplerde ben görüyorum girmişler. Belli ki korkutularak girmişler.
MUHABİR: Hocam özür dileyerek lafınızı bölüyorum ama şimdi merak ettiğim bir husus var. Biraz önce buraya gelirken yolculuk yaptığımız o güzelliği paylaştığımız ağabeyimize de sordum 300 e yakın eseriniz var ve siz bu eserleri insanların hizmet olması, insanlara hizmet olması amacıyla, insanlar faydalansın diye yazıyorsunuz. Gerek dijital ortamda, gerekse kitap olarak, gerek sesli yayınlar olarak insanlara ulaştırıyorsunuz. Merak ettiğim bir şey var aslında bu soruya istinaden diğer sorularımı soracağım. İnançlı bir yapınız, muhafazakar bir kimliğiniz var ve benim hatırladığım kadarıyla 2000 yılında 84 kişi ile birlikte göz altına alındınız. Belki de cumhuriyet tarihinin en büyük baskınıydı 2000 polisle birlikte, savcının sizi göz altına alınma emri noktasında emir veren savcının, işte bunlar terör örgütü değildir, organize suç örgütü değildir diyerek saldıktan sonra, çok enteresan gelişme olmuştu. Yani 3 seneyle cezalandırılmıştınız ki bir takım insanlar da zaman aşımına uğrayarak abiyane bir tabirle kurtarmışlardı diyeceğim. Ama merak ettiğim bir şey var, Adnan Oktar yani Harun Yahya, namı diğer Harun Yahya neden bu kadar kitap yazar, yani niçin bu kadar sıkıntıya göğüs gerer. Bu adam veya bu insanın işi gücü yok mudur? Veya bu insan niçin böyle sıkıntılara göğüs gerer ki, şahsına hani diyorum ya konuşurken bile çekiniyorum acaba, burası Türkiye gibisinden ki buna, hani bununla alakalı bir çok soru gelecek ama gerçekten merak ediyorum, izleyicilerimiz de merak ediyor, yani siz bu işten para kazanmıyorsunuz Sayın Hocam bildiğim kadarıyla derdiniz ne kısacası?
ADNAN OKTAR: Allah yolunda mücadele eden, peygamberlerin geçtiği yollardan geçer. Her mümin peygamberlerin geçtiği safhalardan geçerler. Hz. Yusuf hapse girdiyse mümin de girer, Hz. Musa gözetlenip takip edildiyse gizlendiyse, mümin de gizlenir, takip edilir. Eyüp’e dertler ve belalar geldi ve ona sabrettiyse, mümine de dertler ve belalar gelir. Hz. İbrahim’i putlara karşı geldiği için yakmaya kalkanlar Allah yolunda mücadele edeni de yakmaya kalkabilirler. Bu, müminin Allah’a olan sevgisinin ifadesinde çok önemli bir imkandır. Aşığın ifadesidir bu yani Allah’a karşı sevgi ifadesidir. Çile olacak ki, zorluk olacak ki, Allah sevgisi vurgulansın. Yoksa oturduğu yerde, keyif içerisinde Allah sevgisi vurgulanmaz. Onun için böyle şeyleri müminler Allah’tan bir rahmet olarak görürler. Yağmur gibi müminlere takvasına göre, derinliğine göre, Allah’a yakınlığına göre, bela yağar. Onlar belayı rahmet olarak, nimet olarak görürler. Onların nurunu artırır, şevkini artırır, heyecanını artırır, onlara sağlık sıhhat verir belalar, çile mümini güzelleştirir. Hz. Yusuf dünya güzeli olmuştu çileyle, Allah çileyi vesile etti ona, dünya güzeli olmuştu. Kadınların, bakanların nefesi kesilmişti. Çile insanları yıpratır diye bilinir halbuki Allah yolunda çekilen çileler insana sağlık sıhhat verir, belayı def eder. Daha neşeli, daha sıhhatli, daha güzel, daha uzun ömürlü olmasını sağlar. Refah ve ferahlık insana hastalıklar verir, belalar verir, çirkinleştirir, kötü yapar. Allah yolunda mücadele etmemek, Allah’ın gösterttiği yollarda yürümemek, çileden kaçınmaksa daima belayı celb etmiştir. Öyle insanlar da hep böyle çöker, perişan olur, hastalıklarla boğuşur, belalarla boğuşur. Allah rahatlık, huzurluk vermez öyle insana, yani kalplerinde, içlerinde sürekli bir azap ve sıkıntı olur. Müminin sıkıntılı ortama girmesi, onun cennetidir. Mesela mümin hapishaneye girdiğinde cennete girmiş gibi olur. Çünkü Allah yolunda onu yaptığı için her günü kat kat sevaba vesile olur. Mesela dışarıda bir sevap alıyorsa, cezaevinde milyon sevap alır bir gün için. Onun için çok makbuldür, müminler öyle şeyi ararlar belayı ararlar yani İnşaAllah
MUHABİR: O zaman Allah çilenizi daim eylesin Hocam
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, Elhamdülillah, MaşaAllah
MUHABİR: Hocam, bu söylediklerinize istinaden haddim olmayarak bir şey eklemek istiyorum. Bir kitapta okumuştum, diyordu ki, Leyla’nın sorusu Mecnun’du, Mecnun Leyla’da hep bu cevabı aradı. Bir gün melek de Allah’a soru sordu. Allah’ın meleğe cevabı vardı. Heyecanımı mazur görün hocam
ADNAN OKTAR: Çok çok güzel MaşaAllah
MUHABİR: Yıllardır tanımak istediğim insanla karşı karşıya olmak
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
MUHABİR: Gerçekten ciddi manada heyecanlandırıyor. Efendim meleğin Allah’a sorusu vardı ve Allah’ın meleğe de cevabı insandı. Yani anladığımız kadarıyla bütün derdiniz, çileniz, davanız insan ekseninde, insanlara faydalı olmak. Bir Müslüman olarak, bir Müslüman düşünür olarak aslında sizinle ilgili çok enteresan detaylara rastgeldik işte özellikle İslam dünyasının parçalanmış hali içerisinde işte Şia, Sünni, Vehabi ve diğer fırkalarla alakalı biraz değineceğiz ama Hocam dikkatimi çeken çok önemli bir detay var. Eserlerinizde genellikle ahir zamandan bahsediyorsunuz ki bütün uhrevi dinlerin temelinde işaret ettiği günleri yaşıyoruz şu anda sormak istediğim şey şu Hocam ahir zaman geldi yaşlı dünyamız ya da bir şairimizin tabiriyle yaşlı cadaloz iyice yaşlandı hastalandı ve her canlı gibi sonu yaklaştı. Hocam ne olacak İslam dünyasının sonu, yani nereye doğru gidiyoruz biz gerçekten bir kurtuluş var mı yoksa hakikaten halk ağzıyla ayvayı yedik mi?
ADNAN OKTAR: Bir Müslüman olarak tabi ayvayı yedik demeyiz, deriz Cenab-ı Allah bize hak ettiğimizi versin, eğer hayır yoldaysak, güzel yoldaysak rahmetini, eğer yanlış yoldaysak da hidayetini versin düzelelim deriz İnşaAllah. Ahir zamandayız, müjdeli bir devirdeyiz, çok güzel bir devirdeyiz, şaşırtıcı bir devirdeyiz, insanların hayretten hayrete düşeceği bir devirdeyiz. Mehdi devrindeyiz, Hz. İsa’nın nuzulünün yaklaştığı devirdeyiz. Bütün dünya Mehdiliğe ve Hz. İsa’ya göre dizayn ediliyor. İnsanlar bunun farkında değiller fakat üst kademede bir çok insan bunun farkında, eğer dikkatlice bakarlarsa bütün tarihi olayların, bütün sosyal olayların, Mehdiliğe göre dizayn edildiğini göreceklerdir. Allah dünyayı İslam’ın hakimiyetine doğru yönlendiriyor. Bütün insanlar Kuran’a, Kuran’a tabi olmaya hazırlanıyor ve ona doğru yönlendiriliyor. Mehdi çıktı. Bunu açık açık söylüyorum.
MUHABİR: Yeryüzünde mi Hocam şu anda?
ADNAN OKTAR: Evet Mehdi çıktı. Hz. İsa’nın nuzulü de çok yakın bunu da inşaAllah görecek insanlar, Mehdi zahir olacak açıkça görünecek, Hz. İsa da bir süre gizlendikten sonra o da zahir olacak açıkça görünecek. Her ikisi de Hz. İbrahim neslindendir. Hz. İbrahim’in evlatlarından iki kardeş bütün dünyayı İslam dinine davet edecek ve hepsinin bütün dünyanın Müslüman olmasını sağlayacaklar.
MUHABİR: Hocam konuyla alakalı bir çok enteresan bir soru geldi. Nevşehir’den Galip Şentürk isimli izleyicimiz demiş ki, Sayın Hocam bir hadiste şu bilgileri gördüm. Hz. Rafieri Sadık (r.a) şöyle buyuruyor: Adeta Kaimi yani Hz. Mehdi’yi gördüm, özür diliyorum görür gibiyim ki, Peygamberin altın mühürle mühürlemiş olduğu sözleşmesini cebinden çıkarıyor. Mührünü açarak onu insanlara okuyor demiş (Bi Harun Envar Cilt 52 sayfa 326) Hocam rica etsem bu hadisi açıklayabilir misiniz demiş ama bu hadisi açıklarken Hocam dediniz ki müjdeli bir dönemdeyiz. Yani İslam’ın, insanların Allah’a bir adım daha yaklaştığı ve söylevlerinize göre Hz. Mehdi’nin de yeryüzünde olduğu bir dönemdeyiz. Hocam peki böyle bir dönemde böyle altın çağı yaşama hususunda, yaşama noktasında bu şansa erişmiş olan biz insanlar dün Gazze’de ondan önce Irak’ta, ondan önce Bosna’da ya da şöyle diyelim daha Türkçesi bütün İslam ülkelerinde niçin kan gövdeyi götürüyor, yani nasıl bir altın çağ bu?
ADNAN OKTAR: Altın çağın özelliği önce bir doğum sancısı olmasıdır. Fitnelerin yaygınlaşması, çok fazla kan dökülmesi, Irak’ın işgal edilmesi, Afganistan’ın işgal edilmesi, hatta Irak’ı bir çok yabancı ülkenin işgal etmesi, Filistin’de kan akması, Kudüs’te olaylar olması bunların hepsi Peygamber Efendimiz (sav) tarafından detaylı olarak anlatılmıştır. Allah açıkça inkar edilecek diyor, Mehdi çıkmadan önce diyor. Mesela İngiltere’de otobüslerin üzerinde açıkça Allah’ın inkar edildiği yazılar var ve bu da oluştu. Ben bunu yıllar önce kitabımda yazmıştım, 20 yıl önce yazmıştım ahir zaman alameti olarak, aynısıyla çıkmıştır. Ekonomik kriz olacağını söylemiştir Peygamber Efendimiz (sav) hadislerde, Mehdi çıkmadan önce, bu da oluşmuştur. Yani, her türlü kargaşa, fitnenin sonucunda, bu yangının sonucunda Mehdi çıkacaktır. Mehdi tüm bu yangını Allah’ın onu vesile etmesiyle söndürecektir. Yani özelliği budur yani çünkü yangın yoksa, fitne fücur yoksa, yaygın katliamlar ve adaletsizlik yoksa Mehdi zaten çıkmaz. Yani Mehdi’nin varlık sebebidir bu, yani çıkış sebebidir bu. Hz. İsa’nın da iniş sebebidir. Onun için bu tip olaylar oluyor, bunlar insanı düşündürtmek için, insanları Allah’a yaklaştırmak için olan olaylar, bütün bunlar hikmetle meydana geliyor. Mesela Bosna’da savaş oldu ama herkes dindar oldu. Bunun sonucunda herkes dindar oldu. Irak’ta savaş oldu, zamanında nargile içip, esrar içenler, Komünist partiye gidenler, Stalinist düşünceyi savunanların hepsi şu an Müslüman oldular. Suriye de hep dindarlarla doldu. Filistin eskiden Komünistlerin eğitim gördüğü bir yerdi. Şu an her yer dindar kaynıyor adeta, demek ki çileler, zorluklar, acılar insanları Allah’a yaklaştırıyor ve dindar olmalarına vesile oluyor. Bunlar hep Mehdi devrinin özellikleridir. Mehdi devrinde hem bu kıtlık, mal kıtlığı ve fakirlik sona erecektir, hem adaletsizlikler sona erecektir. Hem huzur, barış ve güven çağı gelecektir. Fakat bu ekonomik kriz 2007’de başladı 2014’e kadar Kuran’ın da işaretiyle, hadislerin işaretiyle ve ayrıca da Tevrat’ta da buna işaret edilmiştir; 7 yıl kadar devam edecektir ve bu Nuh tufanı gibidir, yani katlayarak, ezerek ilerleyecek bir tufandır. Bu tufandan ancak Türk-İslam alemi imanın bereketiyle, şükür ve iktisat bereketiyle kurtulacaktır.
MUHABİR: Hocam çok enteresan bir şeyi paylaşacağım sizinle, şu anda İslam alemine baktığımız zaman 1,5-2 milyarlık bir nüfus var. Bunun 1 milyarını Sünni olarak kabul etsek, 300 milyonu Şia ve diğer fırkalardan bahsediyoruz ki İslam dünyası içerisindeki bu fırkalar birbirlerinin kaynaklarına genelde itibar etmiyorlar, parçalanmıştan dolayı, o altın çağ kısmına geleceğim ama çok enteresan bir anektot var onu paylaşmak istiyorum. Bir yazar olarak Harun Yahya’yı yani Adnan Oktar’ı İran üniversitelerinde Şii olan arkadaşlarımız özellikle Hz. İsa gelecek yani Mehdiyet, Mehdi (a.s) ile ilgili bilgilerin verildiği kitapların üniversite öğrencileri arasında çok ciddi rağbet gördüğü ve Farsçaya çevrildiğini biz duyduk ve gördük işittik. Bu noktada Hocam, bu birlikteliği nasıl sağladınız yani aynı kaynakları kullanmalarına rağmen farklı detayları olan ve birbirlerine her zaman farklı nazarda bakan İslami gurupların veya İslami fırkaların birleşmesi noktasındaki yapmış olduğunuz bu eser gerçekten buna mı yönelikti yoksa hani farkında olmadan bir birlikteliği, bir birliği mi başlattınız?
ADNAN OKTAR: Aslında Şia da Sünniler de aynı şeyi savunuyorlardı. Fakat bazı hadislerin yanlış tevil edilmesinden kaynaklanan ayrılıklar vardı. Ben tam doğrusunu izah ettim, tam doğru olarak anlattım. Ama Şiilerin güzel bir özelliği vardır. Hepsi Mehdi aşığıdır. Ama ne aşık yani böyle deli aşık yani öyle ve hepsi Hz. İsa aşığıdır ve hepsi Hz. İsa’nın nuzulünü bekliyorlar aynı Sünniler gibi. Ben bu aşıkları aynı noktada birleştirdim. Yani aynı güzellikleri onlara gösterttim. İhtilaf noktalarının da öyle olmadığını aslında aynı şeyi söylediklerini fakat tevil ve tabirle müteşabih olan hadisleri açıklayarak tam doğru bilgiye ulaşmalarına inşaAllah Allah’ın dilemesiyle vesile oldum.
MUHABİR: Hocam bir de İslam dünyasında şu anda çok ciddi bir sıkıntı ve tehlike var, mezhepsizlik tehlikesi. Bu tabi Batı dünyasının veya işte efendime söyleyeyim tabi bütün suçu Batı dünyasına atmamak gerekiyor ama İslam alimlerinin bu noktadaki eksik eğitim ve tedrisatından kaynaklanan bir sıkıntı, şu anda Müslüman gençler arasında mezhepsizlik gibi bir sıkıntı baş gösteriyor. Bu noktada bu mezhepsizliğin getirmiş olduğu işte efendim sadece Kur’an bize yeter gerisi hikaye, mantığı güdülerek tek düze bir İslam anlayışı enjekte ediliyor veya dikte ediliyor. Bu noktada bu mezhepsizlik veya mezhepsizlik demeyelim de bu sıkıntının çaresi nedir sizce yani bu tamam bakın çok güzel izah ettiniz bunu çok güzel anladım. Şii ve Sünni kaynaklarının birbirleriyle çatışmasının sebebi bilgilerin yanlış anlaşılmasıydı bunu doğru teşhis ettiniz ve bu insanların bu noktada birleştiğine bende acizane şahid oldum. Bu noktada Hocam bu sıkıntıya ne diyorsunuz, yani bunun çözümü ne?
ADNAN OKTAR: Mezhepsizlik tabi çok ciddi bir tehlikedir. Çünkü bir sürü müceddit, bir sürü müçdehit taslağı diyelim yani, ortaya çıkmış oluyor. Bir çok din oluşmuş oluyor ve bir çok görüş meydana gelmiş oluyor ve sonunda da dinsizliğe sürükleniyor bu insanlar, bu çok tehlikelidir. Büyük mezhep imamlarına eğer Sünni ise Hanefi, Hanbeli, Maliki veya Şafi hangi mezhepteyse kendi mezhebini taklit etmesi özellikle böyle fitne devrinde çok çok önemlidir. Said Nursi Hazretleri diyor, kışta kıyamette pencereyi diyor bir parça bile açmak diyor bütün soğuğun içeri dolmasına sebep olur diyor. Yani içtihatlarda bulunmak, başka yeni yeni hükümler ortaya çıkarmaya kalkmak, özellikle böyle bir devirde son derece tehlikelidir. Herkes kendi mezhebine uyacak titizlikle mezhebinin hükümlerine riayet edecek, Şii olan kardeşlerimiz Şia’ya göre, Sünni olan kardeşlerimiz Sünni mezhebe göre hareket edecekler çünkü Şia çok takva bir mezheptir. Vehabiler de çok takva insanlardır, Sünniler de çok takva insanlardır. Ama mezhepten ayrılmak çok çok tehlikeli bir mecraya insanı sürükleyebilir. Özellikle cahil insanlarda tahribatı çok şiddetli olabilir. En doğrusu tamam mealden Kuran’ı okuruz, oradan istifade ederiz ama fıkhi hükümlerde mutlaka ilmihal bilgisiyle hareket etmemiz gerekir. Mesela Sünni olan kardeşlerimiz, Hanefi olan kardeşlerimiz, Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihali var mesela, çok çok güzeldir tavsiye ederim. Orada her türlü bilgiyi alabilirler.
MUHABİR: Sayın Hocam Türk İslam Birliği’ne geleceğim ama Türk İslam Birliği’ne gelmeden önce küresel olarak evrensel olarak ben bir şey merak ediyorum. Bu kadar sıkıntıya, bu kadar probleme bir düşünür olarak, bir bilim adamı, ilim adamı olarak nasıl birleşeceğiz desem veya bu mezhep kavgalarının bu ameli farklılıkları aslında bize zahmet değil de rahmet olduğunu nasıl anlatacağız İslam dünyasına ve nasıl birleşmemiz hususunda bir reçete yazabilirsiniz?
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin sağ elinde Peygamber Efendimiz (sav)’in sancağı olacak, Topkapı’da biliyorsunuz. Sancak açılacak orijinal halinde, Peygamber Efendimiz (sav)’in kılıcını teberrüken beline takacaktır Hz. Mehdi yani normal olarak beline takacaktır. Bir kılıfıyla beraber, o da biliyorsunuz Topkapı’dadır. Ve teberrüken Peygamber Efendimiz (sav)’in hırkasını giyecektir üzerine ve ona bütün İslam alemi, bütün Müslümanlar bağlılıklarını sevgilerini ifade edeceklerdir. Bu nasıl bir olaydır biliyor musunuz? Yani yeri göğü birbirine katar böyle bir şey yani akıl almaz böyle çok şiddetli bir heyecan meydana gelecektir. Bu ortamda birleşme çok şiddetli olacak yani adeta bir granit, bir çelik gibi bütün İslam alemi kendi aralarında birleşeceklerdir. Mehdi sevgisi çok şiddetlidir. Mehdi aynı tam tarif edildiği gibi gelecektir. Peygamber Efendimiz (sav)’in tarif ettiği gibi gelecektir. Bütün alametleri oluşmuştur. Kabe’de kan akıtılması olacak demiştir Peygamber Efendimiz (sav).
ADNAN OKTAR: Evet işgal edilecek demiştir aynısı da olmuştur tabi, kuyruklu yıldız çıkacak demiştir. Aynısıyla çıkmıştır. Peygamber Efendimiz (sav)’in zamanından sonra, 19. kere gelmiştir. Bu da çok manidardır, kuyruklu yıldızın 19. gelişidir. Bu olayların tamamı Mehdi’nin çıkış alameti olarak oluşmuştur. Şemail olarak da tam Peygamber Efendimiz (sav)’in tarif ettiği gibi olacaktır Mehdi. Hz. İsa (a.s) ile kucaklaşacaklar bu iki kardeş, birbirlerine çok benzeyeceklerdir. Bunu da insanlar görecekler. Mehdi asla durdurulamaz, asla öldürülemez, asla engellenemez. Hz. İsa da asla öldürülemez, asla durdurulamaz ve asla engellenemez. Bu kişiler mutlaka görevlerini yapacaklar. Biraz sabırlı olursa insanlar 2014 yılına çok az kaldı. Ne demek istediğimi bütün açıklığıyla görecekler. Ekonomik kriz de bir tufan olarak dünyayı kaplamaya devam edecek önümüzdeki günlerde, bunu da görecekler. Darwinizm’in de tamamen yıkıldığını görecekler.
MUHABİR: Bu vermiş olduğunuz tarih kendi öngörünüz mü yoksa kutsal kitaptan alınan bir ifade mi? Kaynak gösterirseniz sevinirim çünkü İslam dini bildiğim kadarıyla geleceği tahmin etme dini değil diye biliyorum ben, bu hususta kaynak gösterirseniz.
ADNAN OKTAR: Evet, evet bunların hepsi Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinden ve Said Nursi’nin izahlarından kaynaklanıyor. Ayrıca çok çok açıktır. Yani, hicri 1400’e işaret eden çok fazla hadis vardır. www.harunyahya.com, www.harunyahya.org’da ahir zamanla ilgili sitelerime girenler bu konularda da çok detayle, kapsamlı bilgiler edinebilirler. Ama bir tanesini örnek olarak veriyorum. İşte Risale-i Nur, Sözler 550. sayfası, Said Nursi Hazretlerinin ki son 1000 yılın en büyük alimidir Said Nursi ben bunu açıkça söylüyorum. İspat da ederim bunun böyle olduğunu, ‘işte bu hakikati bilmeyen insafsız insanlar derler ki, ahiretin tahsilatını ders alan müteyakız kalpli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri niçin 1000 sene hakikatten uzak olarak fikirler düşmüş gibi’ yani kendi zamanlarında çıkacak zannetmişler diyor Mehdi’yi diyor sahabeler tabiyin ve tebbe tabiyin hep o devirlerde beklenmiş Mehdi.
MUHABİR: Hocam bu terimler nedir? Tebbe tabiyin tabiyin yani ben anlayamadığım özür dilerim soruyorum.
ADNAN OKTAR: Evet doğru onları söylemedim. Çok güzel doğru Allah razı olsun çok iyi oldu söylediğin. Tabiyin Peygamber Efendimiz (sav)’in sahabelerini görenler, tebbe tabiyin de onları görenler yani tabiyini görenler.
ADNAN OKTAR: Evet onları görenler, bak asr-ı saadet dahi diyor daima kıyametten korkmuştur hatta bazıları şeriati hemen hemen çıkmış demişler diyor yani Mehdi çıkmak üzere ahir zaman alametleri oluştu demişlerdir diyor, ta o zamanlar asr-ı saadette, Peygamber Efendimiz (sav)’in vefatından hemen sonra. Bakın dikkat edin şimdi ne diyor Said Nursi Hazretleri ‘İstikbal dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati -Hz. Mehdi’yi- asırlarında karib zannetmişler’ asırlarında çıkacak zannetmişler diyor. Ne tarih veriyor bakın 1399 demiyor, 1401 de demiyor tam 1400 hicri 1400, ki Kabe baskınının yapıldığı yıldır. Hicri 1400 Mehdi’nin çıkış alametidir. Büyük bir ateşin çıkacağı da belirtilmiştir o, o gün yani o yıl İstanbul’da biliyorsunuz çok büyük bir ateş çıkmıştır. O yıl, o yılı hatırlayın 1979’da hatırlayanlar hatırlarlar
MUHABİR: Hocam ben daha dünyada değildim o zaman.
ADNAN OKTAR: Evet herkesin duyacağı dilden diyor nida eder diyor. Yerde uyuyan kalkar diyor, ayakta olan oturur diyor. Biliyorsunuz büyük bir tanker patlaması olmuştu. Ve muazzam bir duman sütunu ve ateş oluşmuştu. Hatta insanlar diyor, gündüz oldu zannedecekler diyor. Ortalık o kadar aydınlanacak diyor. Gazetelere bakın aynı haberler vardır. Herkes insanlar gündüz oldu diye kalkmışlardır. Çok büyük bir patlama olmuştur. Bu Mehdi’nin de gelişini açıklayan bir olaydır yani bunu gördüğünüz vakit zaten diyor, bu patlamayı, bu sesi gördüğünüzde Mehdi’nin çıktığını anlayın diyor rivayetlerde
MUHABİR: Hocam ufak bir reklam arası vereceğiz ama, ben hemen Sayın Adnan Oktar’a soru sormak isteyen izleyicilerimiz için bir adres belirteceğim. ahirzamansohbetleri@hotmail.com dan bizlere sorularınızı iletebilirsiniz. Hocam bu güzel sohbete reklam arasından sonra devam edeceğiz İnşaAllah.
MUHABİR: Efendim ekranlarda kalın.
MUHABİR: Evet kısa bir ayrılığın ardından tekrar sizlerle birlikteyiz sevgili izleyiciler gerçekten dediğim gibi şu anda dışarıda çok ciddi bir soğuk var ve lapa lapa kar yağıyor tabiri caizse en azından bu tarafta böyle Hocam ama çok sıcak ve güzel bir sohbetle yolculuğumuza devam edeceğiz gecenin bu saatinde ama ben tekrar hatırlatacağım soruları olan izleyicilerimiz bizlere ahirzamansohbetleri@hotmail.com’dan veya bugün 250.si idrak edilen bu programın bu güzide sohbetin arşivine ulaşmak isteyen ve Sayın Adnan Hocamızın dünya insanlarıyla paylaştığı bilgilere ulaşmak isteyen değerli dostlarsa www.harunyahya.com adresinden ulaşabilirler.
MUHABİR: TV Hocam canlı yayın, arşiv için com değil miydi?
ADNAN OKTAR: Arşiv için de var. www.harunyahya.tv
MUHABİR: Özür dilerim, cehaletime verin.
MUHABİR: Ya da heyecanıma verin
MUHABİR: Evet kıymetli Hocam muhabbetinize doyum olmuyor. Devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah. İnşaAllah
MUHABİR: Ama ben bir şeyi merak ettim. Gerçi o zamanlar belki de çocuktum bilemiyorum ama bir dönemler bizim televizyonlarımız malumdur bazı şeyleri abartmayı veya böyle şişirmeyi çok seviyorlar. Bir ara kokain falan kullanıyordunuz diye duyduyduk biz hatta bugün de moda bu gerçekten kullanıyor musunuz Hocam? Nasıl bir şey bu? Ya da Hocam kullanırken mi yazıyorsunuz kitapları sorayım?
ADNAN OKTAR: Beni o dönemde İzmir’de sebepsiz gözaltına almışlardı. O zamanlar biraz Türkiye’de kanunların uygulanmasında biraz gevşeklik vardı. Yani savcılık talimatı olmadan gözaltına alınmıştım. 72 saat gözaltında tutulmuştum. Sonra bize emniyette bir güzel Adana kebabı ısmarladılar. Ben de dedim ağabeylerimiz bizi ne kadar çok seviyorlar, ne iyi insanlar dedim. Bir hayli de acıkmıştım, bol bol yedim böyle ayranla.
MUHABİR: Afiyet şeker olsun.
ADNAN OKTAR: Sonra muayeneye gönderdiler adli tıpa çok yüksek miktarda kanımda kokain çıktı. Sonra adli tıp şöyle bir açıklamada bulundu. 24 saatte normalde kokain vücutta kalmaz yani tamamen atılır dediler. Bu kişi 72 saatten beri gözaltında dolayısıyla bu kişinin kanında kokain bulunmasının ve bu derece yüksek derece dozda bulunmasının hiçbir açıklaması yok, yiyecek ve içeceğine karıştırılarak verildiği anlaşılmıştır şeklinde adli tıp rapor verdi. Ben de mahkemede bu şekilde beraat ettim.
MUHABİR: Hocam çok samimi bir soru sormak istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran ulu önder Mustafa Kemal Atatürk. Atatürk düşmanı mısınız? Yoksa Atatürk’ü seviyor musunuz? Çok net soruyorum bu soruyu.
ADNAN OKTAR: Atatürk bizim canımız, Atatürk bizim bir tanemiz, Allah aşığıdır, Peygamber aşığıdır. Her gün Kur’an okuyan, her gün Kur’an dinleyen bir insandır. Biliyorsunuz Buhari’yi tercüme ettirmiştir. Elmalılı tefsirini tercüme ettirmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığını kurdurmuştur. Meclisi dualarla açtırmıştır. Hemen hemen her gecesinde hafız efendileri çağırtıp Kur’an tilaveti oluşturup, bu güzel meclisten istifade etmiş bir insandır. Dolayısıyla Peygamberimiz (sav)’e hayranlığını ifade eden cümleleri çok coşkuludur. Allah’a olan sevgisini ifade eden kelimeleri Atatürk’ün çok coşkuludur. Hizmetleri de ortadadır dolayısıyla her Türk gibi, her vicdanlı insan gibi ben de Atatürk’ü tabi ki çok seviyorum ve takdir ediyorum.
MUHABİR: Ben merak ediyordum. Hocam soruları peş peşe soracağım.
ADNAN OKTAR: Evet buyurun.
MUHABİR: Adnan Oktar dediğimiz zaman benim aklıma Darwin’i dünyada maymuna çeviren insan geliyor. Darwin’in teorisini çürüten bir bilim adamı geliyor ama ne hikmetse benim yakından takip ettiğim bir bilimsel dergi var. Bunda bizim koskoca profesörlerimiz, doçentlerimiz yazı yazıyor. Ve hala bizim maymundan geldiğimizi iddia ediyorlar gerçekten gerçi bu sorunun cevabını 300 kitabınızda 300 eserinizde verdiniz ama gerçekten maymundan mı geldik Hocam?
ADNAN OKTAR: Bu iddiayı Ateist Siyonistler ve Masonlar insanları Allah’tan uzaklaştırmak için ortaya atmışlardır. Darwin’i kullanmışlardır. Darwin’in dedesi Masondur. Belgesi var bende, orijinal belgenin fotokopisi var. Kendisi de Masondur. Ve Masonların kendilerince halkı Allah yolundan saptırmak için uyguladıkları program içerisinde bir çalışmadır bu. Bir kere Darwin’in kendisi söylüyor diyor ki eğer ara fosil yoksa, benim teorim yoktur diyor. Yer katmanları diyor, araştırılıyor, bakıyoruz tek bir ara fosil bulamıyoruz diyor ve kainatta son derece düzgün neden bozuk değil diyor, neden karmakarışık değil kainat diyor. Eğer ara fosil bulunamıyorsa, benim teorim geçersizdir diyor adam özetle. Tek bir tane ara fosil bulunamamıştır. Ben dedim ki ara fosil bir tane getirene 10 trilyon vereceğim dedim, daha bekliyoruz kimsenin fosil getirdiği yok. Çünkü yok. Buna karşılık dedim ki, 100 milyon bakın 100 milyon adet yaratılışı ispat eden fosil var. Yani bugünkü hayvanların aynısının adeta fotoğrafı gibi yeraltında kalmış taşlaşmış fosiller var. Mesela farz edelim kaplumbağa aynısıyla mesela 120 milyon yıldan beri bir fotoğraf gibi yeraltında kaya taşlaşmış olarak kalmış. Bu delillerden sonra Darwinizm’in savunulması artık imkansız hale geldi ve Darwinizm yerle bir oldu. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi de zaten bilimsel olarak imkansız yani teknik olarak imkansızdır. Ama biz onları her yönüyle darmakeşan ettik. Yani atın evrimi silsilesinin yalan olduğunu ispat ettik. Kafataslarının sahteliğini ispat ettik. Protein safhasındaki imkansızlığı ispat ettik. 100 milyon fosilin varlığını ortaya koyduk. Tek bir ara fosil olmamasını açıkladık. Ve Darwin’in zaten kendi kendini çürüttüğünü de ortaya koyduk. Dolayısıyla bu uydurma hikayeyi, bu yalanı yeryüzünden sildik. Ama tabi orada burada lekeleri kaldı, kirleri kaldı. Onları da sürekli temizlemekle uğraşıyoruz.
MUHABİR: Hocam teşekkür ediyorum. Bu ara izleyicilerimizden de özür diliyorum. Hafif bir rahatsızlık söz konusu bende.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.
MUHABİR: Hocam Konya Akşehir’den Hasan Özyurt, izleyicimiz bir soru sormuş demiş ki, bir de Zeynep Hanım’ın bir sorusu var. İkisini ardı ardına soracağım. Bir de ben ekleyeceğim üç olacak Hocam. Sayın Hocam ırkçılığın temeli Darwinizm olduğunu söyleyen bir makalenizi okumuştum. Bu konuyu biraz açar mısınız? Yani Darwinizm ile ırkçılık nasıl özdeşleşiyor? Saygılar demiş, Hocam buna bir şey ekleyeceğim. Türk İslam Birliği gibi bir kitabınız var bu konuyu işleyen bir kitabınız var. Neden Türk İslam Birliği yani bu ırkçılığa girmiyor mu? Bu ülkede yaşayan bir sürü insan var. Çerkezi var, Yahudisi var, Türkü var, Kürdü var, Lazı var, Ermenisi var. Neden Türk İslam Birliği veya hakikaten ırkçılığın temeli Darwinizm mi?
ADNAN OKTAR: Tabi ki Darwinizm. Çünkü Darwin ırkçılığın felsefi, kendince bilimsel zeminini hazırlamıştır. Ve büyük bir oyundur bu ve bu oyunda da özellikle Türk milletini hedef alan çok çirkin ifadeleri olmuştur. Mesela diyor ki, doğal seleksiyona dayalı kavganın medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim. -Sanki ispat ettiği herhangi bir şey varmış gibi şu ana kadar-, düşünün ki birkaç yüzyıl önce Avrupa -dikkat edin-, Türkler tarafından işgal edildiğinde, Avrupa ne kadar büyük risk altında kalmıştı. Bugün Avrupa’nın Türkler tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türklere karşı kesin bir galibiyet elde etmişlerdir. Dünyanın çokta uzak olmayan bir geleceğine baktığımda bu tür, -dikkat edin Türk milleti için söylüyor bu ifadeyi Türk milletine hitaba dikkat edin-; bu tür aşağı ırkların haşa bak Türk milletini aşağı ırk olarak belirtiyor. Çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından -yani Avrupalı ve Amerikalı ırklar tarafından- elimine edileceğini yok edileceğini görüyorum. Yani hepsini kazıyacağız, yok edeceğiz dünyadan diyor.
MUHABİR: Çanakkale örneğinde olduğu gibi, geldiler ve gittiler.
ADNAN OKTAR: Evet Darwin’in hayatı ve mektupları sayı 1, 285 ve 286. sayfaya bakanlar bunu görür. Mesela Darwin’in kadınlara bakışı, İnsanın Kökeni adlı kitabında kadınların idrak etme gücünün hayvanlar gibi düşük olduğunu söylüyor. Hızlı kavrama gücünün de düşük olduğunu söylüyor. Taklit konusunda da anormal olduklarını söylüyor yani böyle aklen yetersizlik içinde olduklarını söylüyor. Şunu da ilave ediyor. Darwin’in İnsanın Türeyişi kitabının doğanın gelişiminin İngilizcesinde var bu sayfa 295 bu dediğim. ‘Darwin kadının evdeki rolünü şöyle tarif ediyordu. Sizinle ilgilenecek biri -dikkat edin-, bir köpekten daha iyi oyalayabilecek’; kadına bakışı da budur. Köpekle kıyaslıyor kadını.
MUHABİR: Hocam bu konuyla ilgili bir sorumuz var Zeynep Yıldır Rize’den demiş ki, Hocam bildiğiniz gibi Feminizm diye bir görüş var. Siz Feminizm ve Feministler hakkında ne düşünüyorsunuz? Feminizm Darwinizm ile bağdaşır mı demiş Hocam? Gerçi ikinci soruya cevabı verdiniz ama konuyla bağlantılı olduğu için ben sorma ihtiyacı hissettim.
ADNAN OKTAR: Feminizm şöyle, kadınlar ahlaken, ruh inceliği olarak, ruh derinliği olarak, sevgi olarak, tutku olarak, estetik anlayışı olarak, zeka olarak, akıl olarak erkeklerden çok daha ileri ve güçlüdürler. Yani bir kadının detaycılığı, sanat gücünü düşünün erkekle kıyaslanamaz. Fakat genelinde kadınlara erkeklerin oluşturduğu bir yapılanma o kadar imkan tanımamış, mesela şu an meclisimizde en az yarı yarıya kadın milletvekili olması lazım, devletin kurumlarında da bir çok yerde en az yarı yarıya kadınlara görev verilmesi gerekir; tabi isterlerse, kadınların her yerde korunup, kollanmaları çok önemlidir. Bu anlamda bir kadınları koruma ruhu, kadınları koruma ahlakı diye bir düşünce geliştirebiliriz. Yani Feminizm kelimesine ben yaklaşmak istemiyorum. Kadın Allah’ın insanlara sunduğu en büyük lütuf ve nimettir, dünya nimetidir. Dünyanın en muhteşem varlığıdır. Allah’ın en güzel tecellisidir. Temizliğiyle, nezaketiyle, inceliğiyle dünyanın süsüdür kadınlar; dolayısıyla değerlerinin çok iyi bilinmesi ve çok özen gösterilmesi gerekir. Yani zorlu işlere sokmamak, onları üzmemek, kırmamak, sağlıklarına sıhhatlerine dikkat etmek, herhangi bir baskıdan, onlara yöneltilecek bir azaptan kaçınmak çok önemli. Mesela bakın Darwin’in yine ‘belki de yüzyıllar kadar sürmeyecek yakın bir gelecekte’ yine Darwin söylüyor bunu ‘medeni insan ırkları vahşi ırkları tamamen yeryüzünden silecekler’ yani Avrupa ırkları, Çinlileri, Japonları, zencileri, çingeneleri, Türkleri hepsini yeryüzünden silecekler diyor haşa. Halbuki hepsi birbirinden güzel, tertemiz insanlar bunlar, her biri ayrı ayrı akıllı, üstün, değerli insanlar ‘ve onların yerine geçecekler’. Bak tam bir Faşist üslubu bunlar, ‘öte yandan insansı maymunlar da’, yani Türkleri ve zencileri ve diğer ırkları kastediyor haşa ‘kuşkusuz elimine edilecektir’. Yani hiç şüphe yok, yok edileceklerdir. ‘Böylece insan ile en yakın akrabaları arasındaki boşluk daha da genişleyecek bu sayede ortada şu anki ırklardan bile daha medeni olan ırklar ve şu anki zencilerden, Avusturalya yerlilerinden ve gorillerden bile daha geride olan babun türü maymunlar kalacaktır.’ Yani zenciler, Avusturalya yerlileri hepsi yok oluyorlarmış, gorillerden bile daha geride olan babun türü maymunlar kalacaktır. Yani daha ilkel hayvan türleri geri kalacak diyor yani.
MUHABİR: Hocam o zaman medeni Batı’nın Afrika kıyılarına yapmış olduğu çıkarmaların işte o siyahi derili insanları köleleştirmelerinin mantığı Darwinizm’e dayanıyor.
ADNAN OKTAR: İşte tabi bu yani, ırkçılık budur. İslam’da ırkçılık yoktur. Bizim Türk milletine bakışaçımızdaki hayranlığın kökeni, Türk milletinin ırk üstünlüğü yani kan üstünlüğü, biyolojik üstünlüğü değil, ahlak üstünlüğüdür. Türk milleti çok asil, zeki, yaman, cesur, fedakar, sabırlı, mükemmel bir millettir. Ve Osmanlı döneminde de bu liderlik vasfını göstertmiştir. Allah onları lider kılmıştır. Şimdi de Avrupa’da, Amerika’da, Arap ülkelerinde nerede sorsanız Türk aleminin, İslam aleminin lideri kim olabilir deseniz Türkiye diyeceklerdir. Bu bir ırkçılık değil, bir vasıftır. Yani mesela bir yere genel müdür tayin ederken, oraya en yetkili, en yetenekli insan seçiliyor değil mi? Bir binayı yaparken oraya bir mühendis getiriliyor. Bu ırk üstünlüğünden kaynaklanmıyor. O onun yeteneğinden kaynaklanıyor. Biz de burada Türk milletinin ahlak üstünlüğünü ön plana alıyoruz. Ve o yüzden Türk milletinin lider olması gerektiğine inanıyoruz.
MUHABİR: Hocam özür diliyorum. Galip Şentürk’ün Nevşehir’den sormuş olduğu soruyu ben, yarım bırakmıştım cevabı verememiştiniz özür dilerim. Hz. Mehdi’yi görür gibiyim ki Peygamberin altın mührüyle mühürlemiş olduğu sözleşmesini cebinden çıkarıyor gibi bir ifade var nerede Bi harun envar cilt 52 sayfa 326 rica etsem bu hadisi şerifi tekrar yorumlayabilir misiniz? Bir de hemen bu yoruma geçmeden önce çok hoşuma giden, Oytun Dilek İstanbul’dan göndermiş, demiş ki, dünyanın her yerinde Darwin kutlamaları yapılıyor. Sizce Darwin günümüzdeki gelişmeleri bilseydi veya Adnan Oktar’ı bilseydi, ben bunu soruyorum halen evrim teorisini destekliyor olur muydu?
ADNAN OKTAR: Konu kökten biterdi. Yani konu tamamen biterdi.
MUHABİR: Sizinle beraber çalışırdı herhalde
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. Tam bir yaratılışçı olurdu öyle tahmin ediyorum. Ama Masonlar izin verirse tabi. Bu hadis, şöyle bir hadis daha var. Hz. İsa diyor, bir sandık içerisinde kitaplar bulur. Bu kitapların üstünde diyor, Peygamber Efendimiz (sav)’in mühürleri bulunur diyor altın mühürleri bulunur. Ve bu kitaplarla diyor dini anlatır, İslam’ı yayar diyor. Böyle bir hadis var. Ama bu hadis ayrı, bunda da yine Mehdi’nin Peygamber Efendimiz (sav)’in altın renkli mührünü kullanacağı belirtiliyor. Mehdi çıktığında bizde bu gerçekleri görmüş olacağız İnşaAllah.
MUHABİR: Hocam Evanjelikler Hıristiyan dünyasının handikapı diye gördüğüm, düşündüğüm, okuduğum, bildiğim ve Yahudiler arasında bir yakınlaşma var ki bildiğimiz kadarıyla Yahudiler kendilerinin haricinde, Yahudiler demeyelim de Siyonistler diyelim buna Siyonistler kendilerinin haricinde yeryüzündeki insanları insan yerine koymuyor. Burada bir Tanrı’yı kıyamete zorlama mantalitesi ve fikri var. Bununla bizim Mehdi’nin gelecek diye tabir ettiğimiz şeyin bir bağlantısı olabilir mi? Hocam yani acaba onlar da hakikaten Mehdi’yi bekliyor bu kadar zulmü ve pislik çıkarıyorlar kaba bir tabirle.
ADNAN OKTAR: Tevrat’ta çok kapsamlı olarak Mehdi’nin geleceği anlatılır. Çok çok kapsamlı, çok detaylı olarak Mesih adı altında açıklanır, anlatılır. Onu da izah edeceğim fakat şu çok önemli Evanjeliklerin Musevileri destekliyor gibi görülmelerinin altında şu yatıyor. Bir kısım Evanjeliklerin inancına göre Museviler önce İsrail’e toplanacaklar. Oradan Müslümanlara güçlü bir ordu kurarak saldıracaklar ve bütün Müslümanları yok edecekler. Sonra da Hıristiyanlar bu Müslümanları yok eden Musevilere saldıracaklar, onlar da 144 bin adet Musevinin dışında tamamını öldürecek yani milyonlarca Museviyi öldürerek dünyaya egemenliklerini kuracaklar. Böyle bir sapık inançları var.
MUHABİR: Hocam o 144 bin nedir safi yani özür diliyorum mesela tarihi bir yanılgı olarak bildiğim Adolf Hitler’in işte Yahudileri katletmesi meselesi, benim bildiğim kadarıyla, tarihi araştırmalara baktığım kadarıyla Adolf Hitler orijinal Yahudileri değil, kırma Yahudiler diye tabir ettiğimiz dejenere olmuş Yahudileri bildiğim kadarıyla katletti. Bu mantık o mantık mı yani Hitler’in yapmaya çalıştığı şey, o 144 bin insan meselesi mi?
ADNAN OKTAR: Hayır, Ateist Siyonistler ve Masonlar bu Armaggedon planı için, bu Armegedon planıdır. Yani, Deccal’in planıdır. Deccalliğin Müslümanları katletme planıdır ki bunda başarılı olamayacaklardır. Hz. İsa, Mesih gerçek Hz. İsa gelecektir. Mehdi ile birleşerek bu Armaggedon planını, bu karanlık oyunu ortadan kaldıracaktır. Aslında Musevi düşmanlığının en şiddetli boyutunu burada biz görüyoruz. Yani bir soykırım hazırlığı ki, yani kıyas kabul edilmeyecek yani Hitler’le kıyas kabul edilmeyecek büyük bir soykırım hazırlığı vardır bir kısım Hıristiyanların içerisinde ve muazzam bir Musevi düşmanlığıdır bu, ama şu an bir kısım Hıristiyanların Musevileri desteklemesinin sebebi Müslümanları yok edecek güç olarak onları görmeleridir. Ama sonra da onlar onları yok edecektir. Yani planları böyledir. 144 bin sayısı bozulmuş, tahrif edilmiş İncil’de geçer. Ve onlar İncil’i yanlış yorumlayarak kendilerince yanlış tefsir ederek böyle bir sonuca ulaşmışlardır. Yani bu katliam planına ulaşmışlardır. Onun için bekledikleri Deccal’in yapacağı da bu olacaktır. Önce Musevileri örgütleyerek Müslümanlara saldırtacaklar güya Müslümanları yok ettikten sonra yine Deccal Hıristiyanlarla iş birliği yaparak 144 bin Musevi’nin dışında herkesi öldürecek. Yalnız bu çok köklü bir inançtır ve çok yaygındır. Bu, bu soykırımdan insanların haberi yoktur yani bu soykırım hazırlığından, bu dev olaydan insanlar biraz bilgi açısından uzaklar, bu çok önemli bir bilgidir bunun üzerinde çok durulması gerekir. Mehdi işte bu felaketi önleyecek insandır. Mehdi geldiğinde hem bu soykırımı önleyecektir hem bu rezilliği önleyecektir hem de Deccal’in ilahlık iddiasını ortadan kaldıracaktır. Onun yalanlarını yüzüne çarpacaktır. Ama bunu Hz. İsa ile birlikte yapacaktır. Hz. İsa onun oyununu bozacaktır. Hipnozla böyle bir gösteri yapacaktır. İnsanlara anne ve babasını diriltmiş gibi gösterecektir Deccal, insanlarda biliyorsunuz ahir zamanda özellikle anneler babalar, çocuklarını, bir çok anne baba doğru yoldan çıkarıyorlar yani onları küfre itiyorlar bir kısmı. İşte bu gücü bilen Deccal kişilere anne ve babasını halüsülasyon olarak göstertip kendi ilahlığını onlara tastik ettirecek haşa ben Allah mıyım değil miyim diyecek. Onlar da sen Allah’sın diyecekler haşa ve çocuklarına diyecekler sen buna uy diyecekler bu Allah diyecekler. İşte bu aldatmacaya, bu oyuna Hz. Mesih inşaAllah Cenab-ı Allah’ın izniyle gelip, Hz. Mehdi ile birleşerek bir son verecek. Çünkü bunun için mucizat bir Peygamber gerekir diyor Said Nursi Hazretleri yani bu Mehdi’nin baş edeceği bir şey değildir. Bu olayın oluşma vakti de yaklaşarak gelmektedir. Mehdilik şu an başlamıştır. Hz. İsa’nın inişini de inşaAllah yakında göreceğiz.
MUHABİR: Hocam çok enteresandır, kitaplarınızdan bir tanesinde Kuran’ın mucizeleri anlatılıyor. Kur’anın gelecekten verdiği haberlerden bahsediliyor. Bir de benim hemen o soruya geçmeden önce öğrendiğim kadarıyla bir kitabınız var yurtdışında basımı yasaklanan, fakat cilt cilt çıkarmaya çalıştığınız ben şöyle kısaca hemen insanlara gerçi önümde şu anda İngilizcesi var ama göstermek ve sormak istiyorum Hocam birinci sorum bu, bu neyi anlatıyor Hocam bu eser, özür dilerim. Burada ne anlatmaya çalıştınız bu eserle birlikte insanlara neyi vermeyi amaçlıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Burada fosillerin resimlerini koyduk, bakın dedik. Hayvanlar bu, asrımızda günümüzde yaşayan canlılar bunlar, fosilleri de bunlar
MUHABİR: Hocam bu fosil midir?
ADNAN OKTAR: Evet fosil. Mesela balıkla yakınında baktığımızda tıpa tıp aynı olduğunu görüyoruz. Yani bunu ilkokul çocuğuna bile göstersek bunu anlar yani bu derin bir ilmi araştırma ve tetkik gerektiren bir konu değildir. Yaşayan balıkla 100 milyon yıl 150 milyon yıl önce yaşayan canlının fotoğrafını Allah yeryüzünde kayalar içerisinde muhafaza etmiş, fosil olarak, onunla kıyaslayın diyoruz. Bakıyorlar, birbirinin aynısı, tıpkısı; o zaman anlıyorlar ki evrim yok. Kitabın orijinal metodu budur, orijinal yöntemi budur.
MUHABİR: Hocam peki neden yasaklandı? Yani böyle bir gerçeği
ADNAN OKTAR: Kitabın şanından, yasaklanacak ki daha çok okunsun. Yasaklanan
MUHABİR: Yasaklar cezbedicidir?
ADNAN OKTAR: Tabi daha dikkat çeker. Allah orada onları tuzağa düşürdü.
MUHABİR: Hocam ben Yahudilik ve Masonluk kitabınızın yanlış hatırlamıyorsam 425. sayfası mıydı, 428 mi sayıda hata olabilir affınıza sığınarak, Dabbet-ül Arz meselesini arz etmişsiniz ve hemen onunla ilişkili bir şey soracağım. Kuran’da gelecekten bahsediliyor ve siz ortaya çıkarmışsınız veya daha önceden çıkan, çıkmış olan bir şeyi anlatmışsınız, işte iki denizin ortadan ikiye, bir denizin ortadan ikiye ayrılması, cep telefonu, uçak, otomobil ve bilimum şu anda kullandığımız teknoloji bu materyaller
MUHABİR: Hocam bu Dabbet-ül Arz nedir? Bu bir ikincisi de Kur’anın insanlara anlattığı geleceğe dair başka neler var? Yani her gün yeni yeni bir şeyler görüyoruz. Bu noktada Harun Yahya’nın düşüncesi nedir? Veya Adnan Oktar Hocamınız aktarmak istediği bizimle paylaşmak istediği?
ADNAN OKTAR: Dabbet-ül Arz’da Kur’an iki hususa dikkat çekiyor. Bir, bütün canlıları hayvanları sudan yarattım derken Cenab-ı Allah, sadece Dabbet-ül Arz’a mahsus olarak yerden mamul olduğunu söylüyor. Öyle bir canlı ve bu canlının tek bir özelliği var konuşması, başka bir özelliğinden bahsetmiyor Kur’an
MUHABİR: Bir illüstrasyon çalışması vardı ben kitaptan hatırlıyorum.
ADNAN OKTAR: Evet biz buna baktığımızda Dabbetül Arz’ın tabi işari manaları çoktur yani mesela aidse de bakar ilerde bir çok hastalığa bakar, bir çok olaylara bakar yani bir çok işaret eder ama asıl anlamı olarak bizim gördüğümüz internete ve bilgisayara baktığını görüyoruz. Çünkü bilgisayar yerden mamul bir şeydir. Mesela bilgisayar çipleri silisyumdan yapılıyor yani kumdan yapılıyor. Yerden mamul diyor Kur’an’da, yerde de kum olduğuna göre, demir olduğuna göre, bakır olduğuna göre, çinko olduğuna göre, bilgisayar da bu metallerden yapıldığına göre, ve bilgisayarın da tek özelliği konuşması olduğuna göre, insanlara bilgi aktarması olduğuna göre bu ahir zamandaki Dabbet-ül Arz olduğu anlaşılıyor çünkü dünyanın her yerine yayılacağı, her eve gireceği söyleniyor Dabbet-ül Arz’ın neredeyse bakıyoruz bu var ve insanlara hitap edeceği söyleniyor. Bu da var. Yerden mamul, bu da var. Anlıyoruz ki ahir zamanda Mehdi devrinde özel ortaya çıkartılmış bir sistemdir. İnternet ve bilgisayar, bunu anlamış oluyoruz.
MUHABİR: Evet Hocam peki o Kur’andaki mucizelerle ilgili tespitlerinizi alsam, çünkü kitabınızda çok enteresan şeylerden bahsetmişsiniz savaş uçakları, trenler ben açıkçası bunu okuduğumda vay be 1400 sene öncesinde Peygamber (sav) bunu bilmiş veyahut da işte Allah vahyetmiş ama biz bunu anlamamışız gibi bir ...
ADNAN OKTAR: Hadisler çok çok şaşırtıcı, Kuran’ın ayetleri çok çok şaşırtıcı mesela demir demir üstünde uçacak diyor Mehdi devrinde, hızlı trenler biliyorsunuz bir elektromanyetik tabaka üstünde bu derece süratli hareket ediyorlar. Yani elektrikli trenleri işaret ediyor. Mesela Fırat nehrinin kenarına geliyor Hz. Ali, zaman gelecek buradan diyor ışık ve ateş çıkacak diyor. Yani bu nehirden ışık ve ateş çıkacak diyor. Elektriğe işaret ediyor. Mesela Mehdi’nin atının iki gözünün arasının ışık saçacağı söyleniyor ve Mehdi de bu aracın önünde oturacağı belirtiliyor veyahut işte o konvoyun önünde olacağı belirtiliyor ve siyah beyazdır diyor yani arabası; araba olduğu anlaşılıyor. Siyah veya beyaz, siyah ve beyazın kullanıldığı araba olduğu veya arabalar olduğu anlaşılıyor. Fakat farlarının olduğu, geceleyin ortalığı aydınlattığı belirtiliyor. Mehdi’nin mesela diyor evinizde oturduğunuz yerde diyor Mehdi’yi göreceksiniz, televizyonlardan insanlar görebiliyorlar, görebilecekler. Mesela telefonlarla insanlar dışarıda istedikleri an görüntüyü alabiliyorlar. Sokakta gezerken de diyor Mehdi’yi göreceksiniz diyor ama o devrin insanları harika meydana gelecek zannediyor mesela duvarlarda Mehdi oluşacak zannediyorlar halbuki televizyonda oluşacak ona işaret ediyor Peygamberimiz (sav) fakat mesela sokakta gezerken de halisünasyon olarak oluşacak zannediyorlar halbuki cep telefonlarına ve teknik aletlere işaret edilmiş oluyor. Mehdi’nin atını da mesela efsanevi bir varlık olarak zannediyorlar halbuki arabaya işaret edilmiş oluyor. Mesela o devirde diyor tarlalar öküzsüz ve sabansız ekilir yani traktörle ekilir, o anlama geliyor. Ama insanlar sanki böyle pulluklar kendinden hareket edecek zannediyorlar yani ancak tahakkukundan sonra anlaşılır diyor Said Nursi Hazretleri ilimde rasi olanlar, derin bilgisi olanlar, Allahualem ve bilsevap diyerek diyor bu derin gerçekleri ishar ederler açıklarlar diyor. Mesela ahir zamanda Deccal de diyor bağırır bütün dünya işitir diyor. Yani radyolardan, televizyonlardan insanlara hitap edecek diyor. Hz. İsa diyor bakar bir yerde oturur oturduğu yerde bakar bütün dünyayı görebilir diyor. Bütün dünyadaki her olayı görebilir diyor. Sanki bir televizyonun kumanda odası gibi yahut internetten istenilen yere girilip mesela insanlar istediği ülkeye girebiliyorlar biliyorsunuz uydu aracılığıyla istediği ülkeyi tepeden görebiliyorlar şu an mümkün bu buna işaret ediyor. Mesela kişi diyor ayakkabısının topuğuyla konuşur diyor. İnternette buldum ayakkabı topuğuna yerleştirilmiş telsizler var. Satılan bir şey bu bakın bu kadar detay veriyor. Hatta diyor kişi elinde kamçısıyla konuşur diyor. Yani kamçısının biliyorsun bir sapı vardır. Bir de uzun uzantı vardır; telefon ve kablosunu işaret ediyor. Yani o kadar fazla ki ahir zaman gün gibi tarif edilmiş, bütün detaylarıyla tarif edilmiş. Mesela Musevi kaynaklarda Mehdi konusu Tevrat’ta da geçer ve Musevi kaynaklarında da geçer. Oradan da örnekler verebilirim. Mehdi’nin çağı gelmeden önceki sürede pahalılık artacak Talmud 49/2, ceplerde metelik bitene dek Mehdi gelmeyecek Talmud, Sanhedrin 97/a, Mehdi’nin geleceği nesilde her biri yeni kötülük diğeri bitmeden hızla gelecek yani bir çok kötülük gelecek, olaylar olacak Talmud 97, Mehdi ne zaman gelecek? cevap verdi. Kötülük o insanların üzerini sarıp örttüğünde yani bir çok belalar kargaşalar, cinayetler arttığında, nehir gibi bir çok belaya sarılmış bir nesil gördüğünde onu Mehdi’yi bekle ve hazırlan çünkü şöyle yazılmıştır. Kurtarıcı gelecek; Talmud 98; Mehdi’nin geleceği yedi yıllık sürenin sonunda ki başlamıştır bu 2007’den 2014’e kadar 7. yılda savaşlar 7 yıllık sürenin bitiminde Mehdi gelecek; Talmud Sanhedrin 97. Mehdi sadece dünyevi bedenlerdeki bütün ruhlar yorgun düşünce gelecek. Yani insanlar artık böyle çaresiz bitap hale geldiğinde gelecek Talmud Abodazora 5a, Mehdi yalnız tümüyle kötü yolda bir nesil geldiğinde çıkacak Talmud 98, bozulmakta olan bir nesil gördüğünüzde, onu Mehdi’nin gelişini ümit edin. Mehdi’nin çağı gelmeden önceki sürede arsızlık artacak, haysiyet azalacak. Mehdi’nin çağı gelmeden önceki sürede ilim merkezleri ahlaksızlık için kullanılacak. Yani ateizm için, Materyalizm için kullanılacak.
MUHABİR: Hocam güncel bir konu ile alakalı bir sorumuz var Bektaş Emiroğlu İstanbul’dan sevgili izleyicimiz demiş ki, Hocam bu akşam bir internet sitesinde şu haberi okudum. Obama sayın özür diliyorum Barak Hüseyin Obama Sayın Cumhurbaşkanımızı arayarak, Türkiye Amerika ilişkilerini vurgulayarak, Türkiye’nin bölgesel konularda gösterdiği liderliği takdir ettiğini ifade etmiş. Bu konuda sizin görüşünüz nedir acaba? Ben buna hemen ufak bir ekleme yapmak istiyorum. Sayın Hocam geçenlerde biliyorsunuz bir Davos faciası yaşandı ve Sayın Başbakanımız oradaki moderatöre çok ciddi bir tepki gösterdi. Bu tepki ve Bektaş Bey’in sormuş olduğu sorunun cevabı veya sizin görüşünüz nedir diye bir soru sormuş bizlere aktarırsanız sevinirim.
ADNAN OKTAR: İşte Türk İslam Birliği’nden bahsediyor Obama, Türk İslam Birliği’nin liderini de açıklamış, herkes açıklıyor. Mesela bak, yeni olan bir dergi, yeni Osmanlı mı diyor Türk İslam Birliği’nden bahsediyor. Ondan sonra mesela Hürriyet gazetesi, kapaktan bu sorunu yeni Osmanlı çözer diyor kapaktan Hürriyet, yeni Osmanlı Türk İslam Birliği işte anlattığımız konu. Ortadoğu’yu ancak yeni Osmanlı kurtarır.
MUHABİR: Hocam 10 Şubat tarihli gazete değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, evet
MUHABİR: Hürriyet gazetesinin 10 Şubat tarihli gazetesi
ADNAN OKTAR: Mesela Türkiye gazetesi de öyle ne diyor; ‘Türkler bölgede gücünü artıracak’. Amerika’nın ünlü strateji dergisi söylüyor. İstihbarat dergisinde geçiyor bu konu Türkiye’nin Balkanlardan Kuzey Afrika’ya kadar uzanan coğrafyada söz sahibi olacağını yazdı. Bu engellenemeyecek bir kaderdir. Mehdi’nin çıkışı da engellenemeyecek bir kaderdir. Bu süratle devam ediyor. Ben ne söylediysem hepsi çıkıyor. Basından da görüyorsunuz, açıklamalardan da görüyorsunuz. Filistin’de halk Türkiye’nin lider olması için, sokaklara döküldü biliyorsunuz. Hatta rivayetlerde var önce kırmızı bayraklar çıkar diyor, sonra yeşil bayraklar çıkar diyor. Filistin’de meydana baktık her yer Türk bayrakları kırmızı ve yeşil Filistin bayrakları ile dolmuş bu müjdenin yolda olduğunu gösterten bir gerçek bu.
MUHABİR: Hocam bir de Dursun Aksu Trabzon’dan, çok enteresan bir soru sormuş demiş ki, Kur’an da geçen kıssalarda bir topluluğa felaket gelmeden önce iman eden kişilerin o bölgeden çıkartıldığı anlatılıyor. Kıyamet koparken de mümin topluluğu bu şekilde başka bir ortama mı geçecek yoksa müminler de kıyameti yaşayacaklar mı? Dursun Aksu Trabzon, Hocam bir soru daha var, hemen onu da sorayım. Selam Hocam demiş Güngör Ankara’dan bize Hz. Süleyman’ın sarayındaki süslemeler, heykeller, havuzlar şu anda gördüğümüz havuzlar süslemeler gibi modern miydi? İpek Güngör özür diliyorum efendim
ADNAN OKTAR: Evet az sayıda mümin kalacak o dönemde, onların da canı Allah’ın bir lütfu olarak eseri rahmet olarak diyor Said Nursi Hazretleri kıyametten az bir süre önce alınacak canları ve kıyamet kafirlerin üstüne kopacak. Yani müminler o olayın dehşetini fiili olarak görmeyecek, ruhani olarak görecekler. Yani böyle kışta kıyamette evinde olan bir insanı düşünün pencereden kış kıyameti seyreder. Ama sıcaktır evin içi, çok rahattır yani hayret teacüple Allah’ı takdir ederek, Allah’ı tahsin ederek sevinçle seyredecektir müminler
MUHABİR: Evet Hocam. Hocam Zafer Ergüven Mersin’den izleyicimiz bir soru sormuş, Hocam bize gelecekle ilgili projelerinizden bahseder misiniz? demiş, lütfen çok merak ediyoruz demiş. Gerçekten bu soruyu görünce ben de merak ettim. Harun Yahya yani Adnan Oktar Hocamız geleceğe dair ne düşünüyor? Ne yapmak istiyor? Neleri anlatmak istiyor? Muhakkak doğruyu anlatacak ama ne anlatacak?
ADNAN OKTAR: Gelecek çok mükemmel bütün kardeşlerimiz sevinsin. Dediklerim net ve kesin doğru, Türk İslam Birliği bu önümüzdeki yıllarda alenen ve açıkça zuhur edecek. Bunu herkes görecek. Mehdi’nin zuhurunu net insanlar görecekler. Hz. İsa’nın inişini, yani tabi göz göre göre inmeyecek Hz. İsa uyku halinde, Müslümanlığı anlatan bir Hıristiyan cemaat içerisine uyur halde bırakılacak. Sonra o uyanıp, Tevrat’ı, İncil’i ve Kur’an’ı öğrenecek, Kur’an’a tabi olacak ve bütün Hıristiyan alemini de Kur’an’a davet edecek
MUHABİR: Hocam Serkan Bey demiş ki, lafınızı bölüyorum ama Edirne’den Hocam altın çağ ne zaman bir tarih verebilir misiniz? 2014 mü diyoruz buna?
ADNAN OKTAR: Evet İnşaAllah 2014, 2021, 2021’den sonra da Hz. İsa’yı bekleyeceğiz inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah. Ne kadar sürecek? Demiş, bu 7 yıl mı sürüyor?
ADNAN OKTAR: Altın çağ uzundur. Yani en bir 70-80 sene kadar devam edecek inşaAllah
MUHABİR: İnşaAllah. Sizin şahsınızla ilgili Denizli’den Seyhan Aydın bir soru sormuş. Hocam bu kadar sevgi dolu, bu kadar iyimser hep olumlu düşünen, kardeşlik, dostluk, mutluluk, sevgiden, şefkatten bahsediyor olmanız beni çok etkiliyor demiş. Buna ben de katılıyorum. Görünce daha da çok sevdim gerçekten.
MUHABİR: Sevgili izleyicilerimize de buradan ufacık bir itiraf olsun. Hiç mi sinirlendiğiniz veya mutsuz olduğunuz anınız yok mu? Ben aslında cevabını tahmin ediyorum ama yine de sormak istedim. Bunu nasıl başarıyorsunuz? Net olarak ne yapmak lazım acaba sizin gibi olmak için demiş. Hocam kişisel gelişim kitapları falan mı okuyorsunuz? Nasıl oluyor bu?
ADNAN OKTAR: Güzel bilgilerin kaynağı Kuran’dır ve hadistir. Allah bize sevincin, sevginin, tutkunun, muhabbetin sırlarını bize Kuran’da açıklar, hadislerde açıklar. Allah’ı aşkla seven, Allah aşkıyla zaten coşkuyla o muhabbetle yaşar. Ve onun derin güzelliğini de sürekli hisseder. Müslümanın tevekküllü olması tabi ki güzel huylu olması, Kur’an ahlakının bir gereğidir. Sinirlenme değil de buğz etme vardır. Mesela bir ahlaksızlık, Müslümanlara yapılan zulüm olduğunda, mümin buğz eder yani, gadaplanır, heyecanı artar, azmi artar. Kurtarma hissi şiddetlenir, yani bir kuvvet bulur. Daha şiddetli bir kuvvet bulur. Buna biz buğz etmek deriz. Ama yani böyle şuursuz sinirlenme çok komik ve aşağılayıcı tabi, var ya bazen kendini kaybeden tipler oluyor. Ağzından köpükler saçıyor, kendini kaybediyor, başını duvarlara vuruyor. Duvarları yumrukluyor falan, cam çerçeve kırıyor falan, bu çok hayvani ve vahşi hareketler yani herhalde böyle yaban bizonlarında falan olur yani aklı başında bir insanın yapacağı bir şey değildir. Çok vahşiyane hareketlerdir. Allah’tan korkan insan böyle bir dehşet sahnesi meydana getirmez. Çünkü her şeyi Allah yaratıyor. Kaderde her şey hayırla yaratılır. En kötü zannettiğiniz şeylerde bile hayır vardır. Yani şer Müslüman için şer yoktur. Küfür için her şeyde şer vardır. Müminde her şey için hayır vardır.
MUHABİR: Yani bir kitabınızın da ismi zaten Kur’an ahlakı, bu Sayın Adnan Oktar’ın bu kadar yumuşak yüzlü ve sakin olmasının tek bir sebebi Kur’an ahlakı mı diyoruz Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet. Bütün peygamberler öyledir biliyorsunuz, bütün Müslümanlar öyledir. Hepsi, Peygamber Efendimiz (sav) mesela öyleydi, çok mülayimdi. Hz. İbrahim öyle çok mülayimdi. Müslümanda sertlik olmaz, taşkınlık olmaz, kontrolsüzlük olmaz, mülayemet esastır. Böyle şefkat yani böyle yumuşak huylu, yumuşak yüzlü, insancıl, sevecen olmak, bütün Müslümanların, bütün inananların vasfıdır. Yani gelmiş geçmiş bütün Müslümanlar bu şekildedir inşaAllah.
MUHABİR: Hocam, aslında çok güldüğüm bir hadise sizin de bu soruyu Serhat Ferli İstanbul’dan paylaşmış malumunuz geçenlerde Papa çok talihsiz bir açıklama yaptı. Dedi ki işte Darwinizm ile alakalı işte Allah’ın varlığını ispat amacıyla Darwin böyle bir kuramı ortaya attı diye demiş ki hocam selam, saygılar tüm Hıristiyan ve Müslüman alemi Hz. İsa’nın nuzulünü bekliyor. Buna zaten açıklama getirmiştiniz ama tekrar üstünden geçersek sevinirim. Bir yandan da Papa evrimden bahsediyor. Acaba Hz. İsa geldiğinde Meryem oğlu İsa’nın gözlerinin içine bakıp sen evrimle oluştun diyebilecek midir Papa bunu hiç düşünüyor mu? Papa’nın bu tutumuna ne diyorsunuz demiş.
ADNAN OKTAR: Papa’yı Masonluk mafyası, masonik mafya tehdit etmiş benim anladığım, öyle gibi görünüyor. Çünkü bu mümkün değil Hıristiyan inancına göre çünkü Hz. Musa asasını atıyor. Tevrat’ta da bu vardır, aynı zamanda İncil’de de vardır, Kur’an’da da vardır. Ve o asa hemen yılan şeklini alıyor. Demek ki bir evrim yok ve ayrıca cinler vardır. Cinler evrimle oluşmamıştır. Sorsanız Papa’ya cinler evrimle mi oluştu hayır diyecektir. Melekler de evrimle oluşmamıştır. Şeytanlar da evrimle oluşmamıştır. Dolayısıyla insanlar da evrimle oluşmamıştır.
MUHABİR: Cinlerle ilgili konuya Hz. Süleyman kitabınızda zaten çok detaylı bir şekilde yer vermişsiniz. Ben kıymetli izleyicilerimize hemen şunu hatırlatmak istiyorum. Harun Yahya’nın eserlerine ulaşmak için, www.harunyahya.tv, www.harunyahya.org, www.harunyahya.com, www.harunyahya.net bu adreslerden ulaşabilirsiniz. Hocam bir de çok enteresan bir soru daha konuyla alakalı Mustafa Alınay Sivas’tan sormuş izleyicimiz. Kur’an da adı geçen peygamberlerin hiç birinin mezarının nerede olduğunu bilmiyoruz. Sizce Allah neden bunu böyle şekilde dilemiş olabilir diyor Mustafa Bey, Hocam cevabınız?
ADNAN OKTAR: Peygamberlerin mezarları bellidir bir çoğunun, niçin yok dedi arkadaşımız ben onu anlamadım. Mesela Peygamberimiz (sav)’in mezarı biliniyor. Hz. İbrahim’in mezarı belli, bir çok peygamberin mezarı bellidir. Bazı peygamberlerin mezarları belli değildir.
MUHABİR: Evet Hocam, Deniz Yavuz Bursa’dan bir soru sormuş, demiş Hocam saygılar, kibir, büyüklenme, gurur gibi duygulardan insan nasıl kurtulabilir? Tevazuyu nasıl koruyabiliriz bize bu konuda yol gösterebilir misiniz? Teşekkürler, saygılar demiş.
ADNAN OKTAR: Bakın insan beyninin içinde şu kadarcık bir yerde, şuur merkezinin içerisinde yaşar. Yani bu kadarcık bir yerde, mercimek kadar bir yerde elektrik akımından oluşan bir dünyayı yaşayan insanın gurur yapması o kadar komik ve o kadar aşağılayıcı olur ki ve o kadar delice olur ki yani buna açıklama getirmek çok çok zor, dışarıda maddenin aslı vardır ama insanlar şu kadarcık yerde yaşarlar. Bütün alemi, bütün kainatı bu kadarcık yerde görürler. Sesleri, görüntüleri, yemekleri, yiyecekleri, gezintilerini, Avrupa’ya gidişleri, uçağa binişleri, üniversite imtihanına girişleri, dolarları saymaları, gemi ile seyahat etmeleri, hepsi şu kadarcık yerde olur. Ve simsiyah karanlık bir et parçasıdır, kanlı küçük bir et parçasıdır. Onun içerisinde yaşar insan. Onun için insanın öyle enaniyet yapacak hali yoktur ve kaderindeki görüntüleri görür. Allah’ın ona gösterttiği video film gibi adeta, kaderinde olan görüntüleri vardır. Sadece o görüntüleri görür insan, onun dışında bir görüntü göremez insan.
MUHABİR: Evet Sayın Hocam, yine Mehmet Büyük Konya’dan Mehdi ile alakalı bir soru sormuş İslam alimlerinin bildirdiklerine göre Mehdi (a.s) Hz. İsa ile beraber Kudüs’e gelecek ve orada vefat edecektir demiş. Hz. İsa’nın kendisiyle beraber olan Müslümanlar Mehdi’nin cenaze namazını kılacaklardır. Bu hadise göre Mehdi kaç senesinde vefat edecek, onun vefatından sonra neler olacak? gibi bir soru sormuş izleyicimiz
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin 120 yıl yaşayacağı söyleniyor. Hz. İbrahim gibi olacak diyor rivayetlerde o devirde zaten ömürler uzayacaktır. Bunlar tabi tahakkuk ettiğinde göreceğimiz, tahakkuk ettiğinde anlayacağımız hadislerdir. Biraz beklemek lazım Mehdi bir zuhur etsin insanlar görsün, Hz. İsa da insin, nuzul etsin tabi ki Hz. İsa da her insan gibi ölümlüdür, ölümü tadacaktır. Hz. Mehdi de ölümlüdür, ölümü tadacaktır. Fakat bu olayların tahakkuk etmesini beklemek lazım o zaman hadislerin neyi işaret ettiğini göreceğiz inşaAllah.
MUHABİR: Hocam ben aklıma geldi hemen sormak istiyorum. Şahsınızla ilgili bir soru, Adnan Oktar aynı Galile dünya dönüyor dediği için işte idama mahkum edilmişti. Adnan Oktar da bazı gerçekleri söylediği için bu ülkede horlandı, deli dendi, işte uyuşturucu kullanıyor dendi efendime söyleyeyim akla gelebilecek bütün ağır eziyet ve cefaya maruz kaldı Adnan Oktar Türkiye’ye küskün mü Hocam?
ADNAN OKTAR: Hakkımı ben gani gani helal ediyorum. Her şeyi yaratan Allah’tır. Bana deli denmesi benim için büyük bir şeref oldu. Çünkü Kur’an’da peygamberlerin bir çoğuna deli denmiştir, mecnun denmiştir. Peygamberlerin sünneti bende oluşmuş oldu. Ben bu yönüyle iftihar ediyorum. Allah’a hamd olsun. Büyük bir şereftir benim için. Uyuşturucu kullanıyor dediler ama, onu anlı şanlı ispat ettim ki bir iftira ve bir oyun ve Cumhuriyet tarihinde tektir böyle alenen, emniyet içerisinde yiyeceğinin içine kokain karıştırılarak komplo yapılan tek insanım ve bu şerefli mücadelemde karşımdaki güçlerin bu gözü dönmüşlüğü ve bu eylemlerinin şiddeti açısından da, karşılaştığım zorluklar açısından da iftihar ediyorum. Ellerinden geldiklerini artlarına koymasınlar, hodri meydan diyorum hatta daha da fazlasını yapsınlar İnşaAllah
MUHABİR: Hocam o süreç içerisinde hemen farklı bir şey geldi aklıma hatta ben hatırladığım vukuatlarınız sadece eroinle, uyuşturucu ile alakalı değil, bir de manken faciası vardı galiba böyle bir şeyler yansımıştı. Bu konuyu da aydınlatırsanız ben bilmiyorum açıkçası.
ADNAN OKTAR: Onu da ellerine yüzlerine bulaştırdılar. O iftirayı da ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Mesela o bayanı ben tanımam bilmem. İki evin görüntüsüne ait filmler Allah’a çok şükür elimize geçti. Bir o bayanın iddia ettiği film çok net olarak hukuk büromuza geldi. Bir de benim bulunduğum evin filmini, noter ve bilir kişi eşliğinde çekilmiş filmini mahkemeye sunduk. İki ayrı televizyon sistemi kuruldu. Mahkeme baktı ki iki evin arasında çok galiz farklılıklar var. Bir kere benim bulunduğum evin tavanı düz, asmolen tavan, o bayanın bulunduğu evde kirişler aşağıya doğru sarkıyor. Bir kere sırf bu farklılıktan iki evin farklı olduğu anlaşılır çünkü böyle bir sistem için iki evin yıkılması gerekiyor yani evlerin yıkılması gerekir birbirine benzemesi için, başka türlü çözüm yoktur. Yani ilgili evin yıkılması gerekiyor daha Türkçesi, ayrıca pencereler benim bulunduğum evde tavandan tabana kadar, o bayanın bulunduğu evde küçük pimapen pencereler var. Bunu da mahkeme gördü. Ayrıca işte bayan benim silahlı adamlarla içeri girdiğimi ona tecavüze yeltendiğimi veyahut filme çektiğimi söylüyor. Film seyredildiğinde, odanın bomboş olduğu, sadece iki kişi var. Bir o bayan var bir de yanında bir kişi var oda da bomboş; öyle bir insan yok, öyle bir kişiler yok. Binanın da benim bulunduğum evle alakası yok. 60 metrekarelik falan küçük bir apartman dairesinde geçen çirkin bir olay bu, sadece bu, bunun filmi var. Mahkeme bunu görünce bütün açıklığı, bilirkişi, mahkeme heyeti de vardı, avukatlar da vardı. Uzmanlar nezaretinde filmler seyredildi net ve açık olarak anlaşıldı ki bu bir yalan ve ben bundan beraat ettim ağır ceza mahkemesinden beraat ettim.
MUHABİR: Hocam çamur at tutmazsa izi kalır mantığı maalesef bizim ülkemizde hakim ve mensubu bulunduğumuz medyanın da bu noktada maşaAllah’ı var çok acımasız bir şekilde yükleniyor ama benim gördüğüm şu lise yıllarından ortaokul yıllarından beri Harun Yahya’yı Adnan Oktar’ı bir şekilde takip ediyorum. Her atılan iftiranın ardından Harun Yahya daha diri daha genç daha güçlü bir şekilde çıkıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, EvvelAllah, EvvelAllah, Elhamdülillah,
MUHABİR: Bu da tabi Harun Yahya’nın inşaAllah gelecek dönemde bildiği doğruları insanlarla ciddi manada paylaşacağının göstergesi ben çok enteresan bir şey soracağım Hocam savcının bir mütalaası var idi. Onu ekrandaki arkadaşlarımızla, izleyenlerle, dostlarla paylaşırsanız en azından onu da insanlara
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, çok iyi olur.
MUHABİR: Aktarmış oluruz. Çünkü bildiğim kadarıyla Hocam o gözaltına alınıp beraatla ilgili daha sonra 3 sene hapis cezasıyla ilgili şey değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet. Bana ve bir kaç kız arkadaşıma çete lideri olma iddiasıyla 2. Ağır Ceza Mahkemesi hüküm verdi. Saygı duyuyorum. Hakkımı da helal ediyorum. Gerekirse de gider Hz. Yusuf gibi yatarız. Orası medrese-i Yusufiyedir çilehanedir, ders alırız, eğitim görürüz. İnşaAllah hayır vardır. Fakat mahkememizin savcısının beyanlarını belirtmem çok önemli. Savcımız diyor ki, bu mahkemenin 2. Ağır Cezanın yani hüküm aldığım mahkemenin savcısı, “mahkememizce toplanan deliller arasında sanıklar aleyhine delil bulunmamaktadır” diyor. Aleyhlerinde delil yok diyor dosyada
MUHABİR: Bunu davayı açan savcı mı söylüyor?
ADNAN OKTAR: Evet mahkemenin savcısı söylüyor. Hiç aleyhlerinde bir delil yok diyor dosyada bir; “CMK’nın 148/4 maddesi gereğince poliste alınan avukatsız ve işkence ile alınan ifadelerin delil olarak değerlendirilemeyeceğini mahkemelerce, mahkemeniz de kabul etti” diyor yani mevcut oradaki polis ifadeleri geçersizdir diyor mahkemenizde kabul etti diyor. Çünkü işkence ile alınmış ve avukat olmadan alınan ifadeler diyor kanunen bu geçersizdir diyor. Yani oradaki polis ifadeleri. “Ayrıca mahkemece yargılanan 6 kişi daha önce şantaj ve çete yönetici üyesi olmaktan suçlanan bu sanıkların beraatlerine karar verilmiştir” diyor. Aynı dosyadan bu kişiler yargılanıyor diyor, aynı suçlardan yargılanıyor, daha önce de bu kişilere diyor çete suçuyla dava açtı mahkeme diyor. Ve aynı delillerden, aynı sevk maddelerinden ve aynı dosyadan beraat verdiniz diyor. Bu kişiler de aynı olduğuna göre, aynı dosyadan, aynı sevk maddelerinden, aynı delillerden yargılandıklarına göre bunlara da beraat vermeniz gerekir diyor. Çünkü mesela on kişiden beşine beraat verildiyse aynı delillerden, beş kişiye de diğerlerine de beraat verilmesi gerekir.
ADNAN OKTAR: Evet; “bu durumda sanıklardan Adnan Oktar’ın suç işlemek ve örgüt kurmak, diğer sanıkların örgütün yöneticisi olmak ve örgüt adına faaliyette bulunmak suçlarını işledikleri, sabit olmadığından” yani kabul etmiyor savcı “CMK 223/2 e maddesi gereğince bütün sanıkların müsteh suçlardan ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi kamu adına talep ve mütala olunur.” Tabi bu mahkemede yani mantıken öyle olması önemli değildir. Mahkemenin tabi kararı önemli bizim için, biz saygı duyuyoruz yani öyle bir karar aldılarsa bir şey demiyoruz. Yargıtay’da şu an biliyorsunuz. Ama eğer kaderdeyse o kararı veren Allah verir, vermiştir. Yani mahkeme karar veremez. Mahkeme daha yokken daha mahkeme, hakimin annesi babası ortada yokken o mahkemenin kararı yazılmış oluyor. Mesela savcının mütalaası da daha savcının varlığı yokken daha kainat yokken yani dünya yokken o karar yazılmış oluyor. Bu savcının açıklaması olmuş oluyor. Ben de bunu açıklamış anlatmış oluyorum. Yani kader içinde bunlar hep hayırla ve hikmetle yaratılmıştır. Mahkemenin kararına saygı duyuyorum yani ne derlerse boynumuz kıldan ince; vatan bizim, millet bizim, devlet bizim, her yer bizim, hapishaneler de bizim, sokaklar da bizim, her yeri aynı bizim için vatanın inşaAllah.
MUHABİR: Peki Adnan Oktar’ın maalesef ülkemizde son dönemlerde işte halkın avamın bulunduğu yerlerde bazen bombalar patlıyor. İşte kardeş kardeşe vuruyor. Ülkemizin bir kısmındaki insanları bir kısmındaki insanlarla birbirine düşürme telaşesiyle özellikle işte Alevi, Sünni, Türk, Kürt, Laz, Çerkez gibi bölücü ve ayrımcı bir mantıkla hareket eden guruplardan etkilenen insanlara buradan söylemek istediği bir şey var mı? Veya işte Hacı Bektaşi Veli’nin gelin canlar bir olalım. Mevlana’nın ne olursan ol yine gel, mantığı ve mantalitesinde, veya işte Yunus’ların yaratılanı sev Yaratan’dan ötürü ifadelerine Adnan Oktar’ın ekleyebileceği bu ülke insanına aktarabileceği, söyleyebileceği neler var Hocam?
ADNAN OKTAR: Biz Alevi, Sünni ayrımı yapıp fitne çıkartmak isteyenlerin ağzını burduk. Yani dillerini de burduk artık sustular bundan sonra konuşamazlar. Alevi Sünni bir kere kardeştir. Kürt Türk kardeştir. Bizde ırk ayrımı yok, mezhep ayrımı yok, biz betonla kaynatılmış binalar gibi iç içe, birlikte bu hak davayı Türk İslam Birliği’ni sonuna kadar inşaAllah götüreceğiz. Bu kader; yani buna kimse engel olamaz. Fitne çıkarmak isteyenlerin fitneleri başlarına döndü. Allah ayaklarına doladı, bu oyuna hiç kimse gelmez. Türk milletini asla parçalayamazlar ve parçalanmayacağını da bu gelişmeler göstertti. Bu artık geçmişte kalan bir düşünce oldu. Bundan sonra biz emin adımlarla ilerlemeye devam edeceğiz İnşaAllah. Birlikte ve beraber olarak onların bu oyununu kırmış olmak da ayrı bir zevktir, ayrı bir nimettir. Aleviler, Sünniler nur gibi insanlardır. Şiiler nur gibi insanlardır. Vehabiler nur gibi insanlardır. Ama Türk milletinin öncülüğünde inşaAllah, güzel ahlaklı insanların öncülüğünde, güzel ahlaklı İslam alemini bir araya getirip güzel bir Türk İslam Birliği oluşturacağız inşaAllah. Sevgiyle ve samimiyetle inşaAllah
MUHABİR: İnşaAllah. Hocam peki yani bu uğurda çekilecek zorluklara zaten ülke olarak hazırız. Bu Çanakkale’de, Kurtuluş savaşında, Sarıkamış’ta tarihimizin herhangi bir noktasına baktığımızda zaten bunu görüyoruz. Yani bizim milletimizin güzel yanı zora düştüğü zaman birbirine kenetlenen ve asla birbirini satmayan bir yapıya sahip olması. Ama Hocam neden bu oyuna geliyoruz yani Anadolu’nun insanı birbiriyle bu kadar çok bağlantılı ve bağlıyken neden böyle bir oyunun, bir tuzağın içine düşüyor veya düşmekte?
ADNAN OKTAR: Düşürmeye kalktılar fakat Allah ayaklarına doladı. Şimdi Kürt olan kardeşlerimiz de PKK oyununu fark ettiler. Tamamen İslam ahlakına döndüler. Zaten Müslümanlığa bağlıydılar, daha da döndüler. Şu an PKK’nın ayakları gittikçe yerden kesiliyor. Etkisi de gittikçe azalıyor. Türk İslam Birliği oluştuğunda zaten bu olay kökünden çözülmüş olacak ve konu bitmiş olacak. Öyle bir imkan yok yani PKK’nın kaderinde galibiyet yok, yok olma var kaderinde, yakın bir gelecekte bunu göreceksiniz inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah. Hocam peki tarihsel bir soru olacak yani gerçi konudan konuya atlıyor gibi gözüküyoruz ama kıymetli izleyicilerimizin konuyu daha evveliyatından izleyip takip ettiğini ve bu süreçteki geçmiş olduğumuz dalları bildiklerini tahmin ederek soruyorum. Hocam tarihte Abdülhamit Han olayı var ki, Yahudilerle ilgili Thedor Herzl’in isteklerine itiraz eden bir padişah ve 33 yıl boyunca kaybetmekte olan bir ülkeyi, bir devleti, hasta bir adamı ayakta tutan bir adam bununla ilgili çok ciddi iddialar ithamlar var. Bu noktada ne diyorsunuz? Bir Türk İslam Birliği’nden bahsediyorsunuz ki, hemen hemen aynı Abdülhamit Han’ın kafasındaki yapı ve düşünce sisteminin bir benzeri veya şöyle sorayım Abdülhamit Han’dan etkilendiğiniz oluyor mu?
ADNAN OKTAR: Hanlar hanı cennet mekan, Abdülhamit Han Hazretleri tabi ki benim çok sevdiğim, değer verdiğim bir insandır. Onu anlamayan insanlar olabilir bu çok normal yani Atatürk’ü de anlamayanlar var, Fatih Sultan Mehmet’i de anlamayanlar var. Yani kendi sapkın inançlarına saplanan insanlar var. Bu her devirde, her zaman olmuştur. O bizi hiç ilgilendirmez. Değerli bir büyüğümüzdür Abdülhamit Han Hazretleri, ama o devirde Masonluk çok güçlüydü. Darwinizm’in en azgın yıllarıydı. Yani materyalist felsefenin, ateizmin kök saldığı bir dönemdi. O zamanda Osmanlı aydınları o cereyanın etkisinde kaldılar. Ve gizlice, işte ilk o zamanlar bu Komünist derin devleti kurdular. Abdülhamit’in de yapacağı pek bir şey kalmadı o zaman, yani gücü yetmedi. Çünkü güveneceği çevresinde insan kalmamıştı ve sonra da biliyorsunuz Abdülhamit’i tahttan aldılar. Ve bu Masonluğun bir operasyonuydu. Ve ondan sonra da zaten safha safha safha bu devreye kadar geldiler. Ama şu an Mehdiliğin çelik bedeniyle karşılaştılar. Bundan sonra yerle bir edilecekleri dönem gelmiştir artık. Allah Hadi ismiyle tecelli ediyor. Mehdiyetin nuru bütün dünyayı sardı. Allah’ın hidayeti her yeri sarıp kuşatıyor. Bundan sonra dünya Mehdiyete ve Hz.İsa’nın nuzulüne göre dizayn ediliyor. Bunu da insanlar görecekler. Geri dönüşü olmayan bir kaderdir bu, bu mükemmel sisteme, insanlar Kur’an ahlakına sarılarak, bilgilerini artırarak, bölücülüğe, parçalanmaya şiddetle karşı çıkarak, sevgi ve birlik beraberlikle karşı koyacaklardır. Ama tabi bu çalışma içerisinde de egoistlikten, bencillikten kaçınmak, fakirleri korumak, milletimizin bağlarını güçlendirmek, birbirimizi çok sevmek, olaylara mülayim ve insancıl yaklaşmak çok önemlidir.
MUHABİR: Hocam eserlerinizde sürekli bunu görüyorum, işitiyorum ve duyuyorum. Kur’an ahlakı, Kur’an ahlakı gibi terimler ve ifadelerle süslüyorsunuz. Kur’an ahlakını kısa özetlemek gerekirse, Kur’an ahlakı nedir Hocam? Yani Allah niye Kur’anı gönderdi, İncil yok muydu, Tevrat yok muydu?
ADNAN OKTAR: İncil çok tahrif edilmiştir. Teslis inancı ortaya konmuştur. Kur’an bunu ortadan kaldırmıştır. Tevrat’ta da ahiret inancı çok azaltılmış, adeta yok edilmek istenmiştir ki yine buna rağmen ahiret inancı kalmıştır Tevrat’ta Elhamdülillah. Ama Kur’an bir nurdur, tertemiz böyle her zaman söylerim, francala ekmek gibi bağrımıza basacağımız bir güzelliktir. En büyük nimettir. Bütün insanlık için çok büyük bir nimettir. Bütün insanlığın kurtuluşuna vesile olacak bir rahmettir Kur’an inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah. Hocam bize ayrılan sürenin yavaş yavaş sonuna geliyoruz. Bu güzel sohbetiniz için ben teşekkür ediyorum. Ekranları başında bizleri izleyen kıymetli izleyenlerimize de buradan teşekkür ediyorum. Gerçekten ben çok heyecanlandım. Çünkü yıllardır okuduğum, izlediğim, takip ettiğim güzide bir insanla beraber...
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun. Sağ olun.
MUHABİR: Karşılıklı olmak meslek hayatımın en zor ve en çok tıkandığı hatta sesimin gittiği
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Bir program oldu ama ben eğer sürç-i lisan aynen şu anda yaptığım gibi sürç-i lisan eylediysem af oluna dilekleriyle
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Estağfirullah.
MUHABİR: Ellerinizden öperim. Herkesi Allah’a emanet ederek, iyi günlerde, altın çağda buluşma dileğiyle herkese hayırlı akşamlar diliyorum.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
MUHABİR: Hocam son söz sizde, ben teşekkür ediyorum katıldığınız için.
ADNAN OKTAR: Benim de talebim Allah’ın bize en büyük nimeti olan samimiyetin iyice içine girelim. Kur’an’a da sıkı sıkı sarılalım. Milletimize sıkı sıkı sarılalım. Dünyanın en güzel memleketindeyiz. En güzel insanlarıyla beraberiz. Bu memleketin güzel insanlarının, güzel vatanımızın kıymetini bilelim. Türk İslam Birliği için hırsla ve kararlılıkla ilerleyelim, gayret edelim İnşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah. Evet efendim, tarihlerimiz ve zamanımız, saatimiz su gibi akıp geçti. Nasıl olduğunu anlamadık. İnşaAllah bir dahaki programda bir başka sunucu arkadaşla yine aynı o bilge adamla karşılaşmanızı...
MUHABİR: Ve bu güzide ekranda buluşmanızı temenni ederek hepinize hayırlı akşamlar diliyorum.