“
MUHABİR: Açıktan açığa yapıyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet evet. Müslümanların tabii burada çok büyük hatası oluyor. Siz kan döküyorsunuz, zalimsiniz diyor. Adam zaten bunu duymak istiyor, yani bunu söyletmek istiyor. Mesela, küçük çocuk görünümünde maketleri kan sürülmüş olarak alanlara getiriyorlar. Mesela, Müslümanları da üzerine kan sürülmüş olarak getiriyorlar. Zaten onların anlatmak istediği bu; basın bunu görsün, etraf bunu görsün. Gövde gösterisi yapıyor adam zaten, bunun basına yansıması için kan döküyor zaten. O bilmiyor mu onun ne anlama geleceğini; böyle müdafaa olmaz, böyle bir yöntem olmaz. Çocukları çıkarttırıyorlar “Ey İsrail acı bize” hiç Müslümanın söyleyeceği söz mü şu? Ne için acısın yani? Biz öyle bir güç meydana getiririz ki, Türk İslam Birliğini öyle bir oluştururuz ki, o gücümüzün karşısında diz çöker o. Saygıyla, nezaketle kendi münasebetsizliklerine bir son verir. Ateist Siyonistler ve masonlar, gücün, birlik olmanın, şuur ve aklın ve imanın karşısında sıfırdırlar. Yani, masonluğun anlayacağı güç budur. Ateist Siyonizm’in anlayacağı güç budur. Birlik, beraberlik, iman, coşku, Allah sevgisi, Allah korkusu ve Allah’a karşı samimiyet. Bu güç, bunları tuzun suda eritmesi gibi eritir ki, hadiste böyledir; “Deccal diyor, tuzun suda eridiği gibi eriyecek” bunun olması için Mehdi’nin aranması lazım, Hz. İsa’nın nüzulünün beklenmesi gerekiyor, İslam birliği için, Türk İslam Birliğinin oluşması için gayret edilmesi gerekiyor, çok imanlı bir nesil yetiştirilmesi gerekiyor, imanlı insanlara şeytanın etkisi olmaz, ateist Siyonizm’in etkisi olmaz. Deccal’in de çok işkence yapacağı söyleniyor ahir zamanda, fakat imanlı olana zarar veremeyeceği belirtiliyor. Hatta deccal, bu benim cennetim der diyor, insanların gözüne o cennet gibi gözükür diyor ama içine giren onu cehennem olduğunu anlar diyor. bu da benim cehennemim der diyor ama içine giren diyor onun cennet olduğunu anlar diyor. Deccaliyet’in tam zıttını yapmak lazım.
MUHABİR: Hatta ben, söylediniz de aklıma geldi, Hindistan’da yaşayan Sai Baba diye birisi var; kendisi bir takım istidraclar gösteriyor işte ağzından altın top çıkarmak falan gibi. Hindu Müslümanlardan bir grup, gidip onun önünde ona karşı onu kıble yapmak suretiyle; çünkü eserlerinde ben Allah’ım diyor; ona ibadet ediyorlar. Düşünebiliyor musunuz, deccal ise buyurun işte deccal.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bu ve bunun türevleri gibi binlercesi.
ADNAN OKTAR: Evet muhtelif deccallerden bir tanesi.
MUHABİR: Muhtelif deccallerden. Şimdi tabi burada deccaliyeti genel anlamda konuşurken kaosu oluşturan, gücü elinde bulunduran, bu ülkelerin yaptıkları zulümleri de gündeme getirirken, onların karşısında olması gereken İslam alemine şöyle bir değinmek istiyorum ve size sormak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: İslam’ın hem ülkemizde hem de diğer dünya ülkelerindeki uygulanışını nasıl buluyorsunuz? Sizce, genel olarak dünyada İslam yaşanmakta mıdır insanlar tarafından?
ADNAN OKTAR: Dünyada insanların en büyük sorunu iman zafiyetidir.
MUHABİR: Yani yaşanmıyor aslında İslam?
ADNAN OKTAR: Evet, iman zafiyeti var, adı Müslüman ama bu Hıristiyanlıkta da var Musevilikte de var Müslümanlarda da var. Yani, genel olarak dünyada, deccalin saldırısına uğradığı için dünya; fen ve felsefenin desteğinde Darwinist, materyalist ve ateist bir propagandayla dünyayı materyalist çizgiye çektiler. Allah inancından insanları uzaklaştırdılar. Said Nursi diyor, Fen ve felsefenin tasallutuyla diyor, maddiyyun taunu beşer içinde intişar etmesiyle –yani, Darwinizm, materyalizm insanlık içinde gelişmesiyle- her şeyden önce diyor felsefeyi tam susturacak tarzda beşere ders vermektir diyor Mehdi’nin birinci görevi. Bu görevini yapmak için hazır olan eserlerden istifade edecek diyor, vakit ve hal müsaade edemez diyor.” -yani, bizzat kendisi bu görevi yapmaya diyor- o eserleri bir araya getirerek, muhtelif eserler meydana getirecek, onunla görevi bu görevini, ilk birinci görevini yapmış olacak diyor. Ve çok önemlidir bu birinci görevi diyor; bunun üzerinde ısrarla durmuş Said Nursi. İkinci, üçüncü görevlerini de anlatıyor. Ve iman hakikatlerini etrafa yayacak diyor Mehdi, iman hakikati; Risale-i Nur’u da hazır bir program olarak kullanacak, fakat diğer eserleri de hazır bir program olarak alacak diyor. Darwinizm’e ve materyalizme karşıda diyor, hazır olan çalışmalardan istifade edecek diyor. Daha önce bir taifenin uzun tasdikatiyle yazdıkları eserleri kendine hazır bir program olarak alıp neşr ve tatbik edecek diyor. Yani, yayacak diyor Darwinizm’le ilgili, ama ayrıca Risale-i Nur’u da hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek diyor. Mehdi’nin birçok hazır kitaptan, birçok hazır eserden istifade edeceği anlaşılıyor. Ama Said Nursi’nin izahlarından ayrıca Mehdi’nin bir medrese eğitimi almadığı, Vehbi bir ilme sahip olduğu anlaşılıyor. Çünkü hazır eserlerden istifade ediyor. Yani, kendisi bizzat böyle medresede eğitim alıp kökenine böyle inerek değil de kökenine inmiş âlimlerin eserlerinden istifade ederek bir şeyler hazırlayacak, kitaplar hazırlayacak ve bunla hizmet edeceğini belirtiyor. Çünkü diyor gerekçe olarak, vakit ve hal müsaade edemez diyor. Yani, ne vakit vardır meşgulesinden dolayı, çok meşguldür diyor, ne de hali müsade eder diyor. Onun için hazır eserlerden istifade edeceğini belirtmiş. Şu an bu oluyor, iman hakikatleri dünyada yayılırsa; mesela benim eserlerimi bu yönde çok ideal buluyorum Harun Yahya eserlerini. İnsanların imanı arttığında Allah’tan korkuları ve Allah’a sevgileri artar ve coşkuları artar. Deli aşık haline gelir. Çünkü Allah bunu Kuran’da belirtmiş; yani, iman hakikatlerinin insanların imanını arttıracağını, Allah’tan korkusunu arttıracağını Kuran belirtiyor. Ayette belirtmiş, zaten etrafa bakın diyor Allah, meyvelere bakın, hayvanlara bakın, sürekli yaratılışı görün diyor Allah. Bunun insanların imanını arttıracağını söylüyor Allah. Yani, siz bunu yaparsanız ben de sizin imanınızı arttıracağım diyor Allah. İnsan ona baktığı için imanı artmaz, bu ibadeti yaptığı için Allah onun imanını arttırmış oluyor. Yani bir mucize olarak arttırmış oluyor, yoksa bir karıncayı, bir arıyı inceleyen insanın imanı artmaz. Onu ibadet olarak Allah rızası için yaptığında Allah ona iman ve hidayet nasip eder, umulur yani İnşaAllah. Şimdi ahir zaman Allah’ın Hadi isminin tecelli ettiği dönemdir. Daha önce delalete düşüren isimleriyle Allah tecelli ediyordu; 18.yüzyıl, 19.yüzyıl Darwin’in-Lamarck’ın dönemleri biliyorsunuz hep savaşların, kavgaların, ölümlerin, acıların olduğu yıllar olmuştur. I.Dünya Harbi, II.Dünya Harbi, ki Mehdi’nin çıkış öncesinde dünya savaşlarının olacağını Peygamber Efendimiz (sav) hadislerinde belirtiyor. “Büyük dünya savaşları Mehdi’nin çıkış alametidir” diyor ve bunlar da olmuştur. Büyük dünya savaşları İncil’de de geçer. Mehdi’nin çıkışından önce, Hz. İsa’nın nüzulünden önce bu konular belirtilmiştir. Ama İncil’de Hz. İsa’nın geliş alameti olarak bu açık açık anlatılmıştır. Bütün Hıristiyanlar bilir bunu, İncil’de de bakanlar bunu görebilirler. Şu an bunlar oluyor, gittikçe insanların imanı artacak, hidayet artacak, hidayet ışıkları yayılacak. İslam dünyaya 10 yıl içinde hâkim olacak ama Müslümanlar ister gaflet içinde olsalar da isterse uyusunlar, isterse hiçbir şeye karışmasınlar, isterse bütün güçleriyle gayret etsinler kesin olacak bir hüküm bu, kader bu. Yani ne yaparsa yapsın, Amerika da işin içine girse, Rusya işin içine girsin, Çin işin içine girsin, deccal bütün ordulara saldırsın, bütün devlet güçleriyle saldırsınlar ne yaparlarsa yapsınlar 10 yıl içinde Türk İslam Birliği oluşacak ve Mehdi zuhur edecek.
MUHABİR: Bu şunu gösteriyor, Allah’ın bu konuda iradesi var.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bu devir hidayet devri.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Hidayete insanların ulaşma, erme devri.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Peki, tabii şimdi yine aynı bağlamda bir sual olacak ama farklı bir vecheden biraz yaklaşacağım olaya. Bu günümüzde yaşayan insan topluluklarının genel anlamda değerlendirildiğinde mutsuz, agresif hep öyle; mesela, dolmuşlarda otobüslerde Türkiye içerisinde rahatlıkla bunu müşahede edebiliriz. İnsanlar birbirlerini rahatlıkla bıçaklıyor, öldürüyor, çok kötü olaylar vücuda geliyor telaffuz edemeyeceğim şekilde bunları müşahede ediyoruz. Ama bizim kutsal dinimiz, İslam dini bu durumdan insanları mutlak olarak kurtarmayı vaat ediyor kitapta, Kuran-ı Kerim’de. Ve Kuran-ı Kerim’in içerisinde yine bunun reçetesini vermiş. Şunu şunu şunu uygularsanız bunu yapacaksınız. Ve bu noktaya geleceksiniz, iyi noktaya. Şimdi, o zaman problem nerede? Ülkemizdeki insanların %90’ından fazlasının Müslüman olduğunun söylendiği bu durumda biz bu konuyu nasıl açarız, nasıl açıklarız?
ADNAN OKTAR: Allah’tan uzak olunduğunda, deccale uyulduğunda, deccaliyete uyulduğunda; yani Darwinist, materyalist, ateist sistemin içine girildiğinde Allah’ın kanunu vardır, sünneti vardır Allah’ın. İnsanlara acı verir, azap verir, rahatsızlık verir, anarşi olur, terör olur, kan dökülür, insanların siması değişir, hatta insanların yüzü değişecek bozulacak diyor Allah, görünümleri bozulacak diyor. Mutluluklarını alacağını söylüyor Allah, neşeleri gidecek insanların, insanlar sevgiyi kaybedecekler, gerçek sevgiyi kaybedecekler. Bu, dünyada verilecek en büyük belalardan birisidir. İnsanlar gökten taş yağmasını bekliyorlar, deprem olmasını bekliyorlar bazen ona benzer belalar bekliyorlar. Halbuki sevginin alınması, mutluluğun alınması; kalbe korkunun, huzursuzluğun, güvensizliğin, tedirginliğin konması bir dünya cehennemidir. Yani, bir adamı cehenneme atmışsın gibidir bu. Ateş, insanı içinden sarıyor ahir zamanda ki cehennemde de o tarz bir ateş vardır, insanları içinden saran bir ateşten bahseder Kuran. Dışta değil içinden yakan bir ateş, bu insanları işte cehennem ateşi içinden yakıyor şu an. Ve insanlar yanıyor şu an. Yani, bir cehennem ateşinde yanıyorlar. Fakat bunu normal hayatın bir parçası zannediyorlar yanmayı. Mutluluğu ve huzuru bilmediği için, gerçek sevgiyi, gerçek mutluluğu, tevekkülü, neşeyi, aşkı, deli aşık olmayı, candan olmayı, samimi olmayı bilemediği için bir kısım insanlar, cehennem ateşi içinde yanarak tabii bir hayat sürdüğünü zannediyorlar. Halbuki bu ateşin içinden çıksa, hayretler içinde kalacak; ben cayır cayır yanmışım şu ana kadar diyecek, bilmiyorlar. Onun için hak edilen karşılık şu an insanlarca alınıyor. Yani, bütün dünya için bunu söylüyorum. Dünyanın her yerinde uyuşturucu var, alkol var, mesela boş sohbetler, boş konuşmalar var, bunlar hep o acıyı dindirmek, ölüm korkusunu gidermek, ahiret inancını yatıştırmak, yani cehennem korkusunu yatıştırmak, ahirette alacağı karşılığı unutmak için yapılmış boş faaliyetlerdir. Mesela, televizyonlarda ben görüyorum, çok boş konuşmalar yapılıyor.
MUHABİR: Bomboş konuşmalar
ADNAN OKTAR: Evet, saatlerce konuşuyorlar, bomboş. O, işte hep ölüm korkusunu unutmak, cehennem korkusunu unutmak, Allah’ı unutmak için yapılmış, beyni meşgul etme egzersizleridir. Ama onu yaparken de sürekli o aklındadır gene de. Mesela ben bazen insanlar görüyorum sakatlanmış, perişan olmuş daha hala boş bir sohbetin içerisinde, perişan. Yani sakat o haline gelmiş, acı çekiyor hissediliyor, daha hala boş bir konuşmayı saatlerce yapabiliyor. İnsan ona ibretle, acıyarak bakıyor o da çok güzel konuştuğu kanaatinde, belli ki orada Allah’ı unutmaya çalışıyor, cehennemi unutmaya çalışıyor ve ölümü unutmaya çalışıyor. Ama bunlar ahir zamanda hep bir dönemdir. Şimdi bu dönemin en son noktasına geldik; yani, deccal ölürken en şiddetli debelenmesini yapar. Kadın da doğururken biliyorsunuz en şiddetli acıyı tam doğum anında yaşar. İnsanlık da en şiddetli acıyı bir doğum olayı olduğu için, Mehdi zuhur ettiği için yaşıyorlar. Mehdi tamamen alenen ortaya çıktığında, Hz. İsa ile namaz kıldığında dünya, aman Allah’ım biz ne büyük acılar çekmişiz ne büyük akılsızlıklar yapmışız diyecek birçok insan. Mesela, Darwinizm’e materyalizme nasıl inanmışız, nasıl bu oyunlara gelmişiz, nasıl dinden uzak kalmışız, ne kadar canımızı yakmışız, ne kadar sevgisiz yaşamışız diyecekler ve kendilerine çok hayıflanacaklar çok pişman olacaklar. Ahir zamanın bir özelliği de pişmanlığın çok olmasıdır, hayıflanmanın çok olmasıdır. Bu, yine rivayetlerde belirtilmiş bir özelliktir. Mehdi devrinin bir özelliğidir, insanların yoğun olarak pişman olması.
MUHABİR: Peki, şimdi tabii farklı bir konuya geçeceğim ama yine ülkemizle ilgili bir şey.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Hayallerinizdeki Türkiye dediğimiz zaman, nasıl bir Türkiye düşlüyorsunuz, neyi özlüyorsunuz Türkiye için?
ADNAN OKTAR: Biz, bir kere çok güzel bir ülkedeyiz. Yani, çok abartılı güzel, bu kadar olur yani. İnsanlarımız da Anadolu insanı tabir edilen böyle sıcak, sevecen, güzel huylu insanlar. Ama gereksiz yere; un var, yağ var, şeker var tatlı yapıp yiyemiyoruz. Şu azaba ne gerek var, şu üzüntüye ne gerek var, şu kargaşaya ne gerek var. Önce çıkarttılar yok Alevi yok Sünni, kardeşim hepsi dindar, hepsi Allah’tan korkuyor, hepsi Allah aşığı. Sana ne, onu Allah öyle yaratmış seni de öyle yaratmış. Sen, kimsenin hesabını vermeyeceksin o da senin hesabını vermeyecek. Sen, kendini doğru yolda zannedersin ahirette cehenneme gidersin. Onu delalette zannedersin bir de bakarsın o da cennettedir. Yani, kimin nerede olacağı belli olmaz. Allah bize neyi nasip ettiyse onu yaşamakla mükellefiz. Milleti tekfir etmek, dinsizlikle itham etmek bir ahir zaman özelliğidir. Mehdi devrinde bunlar olacak diyor Peygamber Efendimiz (sav). “Siz birbirinizi tekfir etmedikçe kıyamet kopmaz” diyor, dinsizlikle itham etmedikçe. Önüne gelen birbirini dinsizlikle itham ediyor.
MUHABİR: Doğru, peki gelecekte dünyaya yön veren bir ülke olacağımızı biraz evvel bahsettiniz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bu mutlaka olacak diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Peki bizim şu andaki ülkemizin yöneticileri bu perspektife bu bakış açısına sahipler mi? Yani, bu şu anki mevcut kadroyla mı gerçekleşecek yoksa farklı bir şeyler mi vücuda gelecek?
ADNAN OKTAR: Bunları yapan insan değil, bunları yapan Allah ve Hızır şu an Türkiye’de ve görevde. Yani, hükümetler bunda vesile olur. Hükümetin yapacağı bir şey olmaz, Allah onları yönlendiriyor. Yani, insanlar gayri iradi yapar onları, haberi bile olmaz. Ama şu an hükümet Türk İslam Birliği için bir faaliyet içinde, görülüyor bu çok fazla delil var elimizde. Ve Türkiye o yöne doğru da gidiyor. Ama, Cibril, İsrafil, Mikail, büyük peygamberler şu an görevdeler. Mehdi’yle birlikteler ve hizmet halindeler. Ve her yer kaynıyor şu an. Hızır, Türk İslam Birliğini oluşturmak üzere görevde; Hızır’ın bir özelliğidir devlet kurmak, devlet yıkmak. Kuran’da buna işaret eder, Kehf Suresi’nin başlangıcına bakılırsa Hızır kıssası başlarken “Biz bir ülkenin yıkılışına karar verdiğimizde bir buluşma vakti tayin ettik” diyor şeytandan Allah’a sığınırım, işte bu buluşma, Hızır’la yapılan buluşmadır. Hz. Musa da biliyorsunuz yine aynı yerde kıssada, yine bir buluşmadan bahsedilir. Hızır, şu an görevde; Türk İslam Birliğinin oluşması safhasında başından sonuna kadar görevdedir. Bunu oluşturuyor ve oluşturacak. Ve buna da hiç kimse engel olamaz. Mesela, bugün yine Amerika’nın ünlü bir kuruluşu, Türk İslam Birliği kaçınılmaz diyor. CIA geçenlerde yeni rapor yayınlandı, Türk İslam Birliği kaçınılmaz diyor, kesin olacak diyor. yani, bunu artık yabancı istihbarat servisleri, fikir üreten kurumlar ve birçok yer bunu söylüyor. Bir tek ben söylemiyorum. Ama hadisler açık açık bunu söylüyor, Kuran buna zaten işaret ediyor; ama bu Allah’ın bir emri ve bir kader bu. Allah’ın emri zaten oluştu, sadece zaman içerisinde insanların bunları görmesi geriye kaldı. Yani, Türk İslam Birliği oluşacak değil, Türk İslam Birliği şu an yaşanıyor. İnsanlar görmüyorlar sadece, an içinde olduğumuz için, zaman içinde olduğumuz için, sadece anları görebildiğimiz için bu şekilde oluyor. Zaman kalkmış olsa, Türk İslam Birliğinin zaten oluştuğunu görürüz. Mesela, bir veliye bir peygambere zaman kaldırılmış olsa, bakarsın ki Türk İslam Birliği her yere hâkim olmuş zaten, sınırlar açılmış herkes yaşıyor, Mehdi çoktan zuhur etmiş, Mehdi sancağı açmış, Peygamber Efendimiz (sav)’in kılıncını kuşanmış, Hırkasını giymiş, millet insanlar feryat ediyor büyük bir aşkla sevinçle. Bütün her şey şu an Allah’ın katında olmuş durumda fakat insanlar bunu göremiyorlar. Onların belirttiği bilgiler doğru olan bilgiler. Yani, kim ne söylüyorsa hepsi doğru söylüyor şu an. Peygamber Efendimiz (sav) zaten Muhbiri Sadıktır, kesin doğru söylüyor. Ama sosyolojik açıdan, tarihi perspektiften de baktığımızda olayın öyle olduğu görünüyor. Kader, önüne geçilemeyecek bir güçtür. Ve tek bir an içinde sonsuzluk yaşanmıştır, sonsuzluğun içinde bu da vardı, Türk İslam Birliği vardı, bu da oldu. Hz. İsa çoktan indi, Hz. İsa’nın ahiretteki konuşmasını anlatıyor Allah. Ahiretteki sorgulamasını anlatıyor; İsa’nın değil inmesi, İsa zaten çoktan inmiş, çoktan vefat etmiş, ahirete gitmiş, ahiretteki sorgusunu anlatıyor Allah. “Sen mi dedin diyor onlara böyle şirk koşmalarını” diyor şeytandan Allah’a sığınırım “Yarabbi Seni tenzih ederim diyor, Sen eğer bende öyle bir bilgi varsa Sen zaten onu bilirsin, bilmişsindir” diyor Hz. İsa. Bu, varolan bir konuşma bildiriliyor. Yani, olacak demiyor Allah, bu oldu diyor. Mesela, Firavun kıssası anlatılır Kuran’da; Hz. Musa ile olan mücadelesi anlatılır. Hz. Musa değil, daha dünya yokken Kuran vardı. Kuran vardı yani daha dünya yokken. O olan olaylar, Hz. Musa’nın bütün konuşmaları bir kaderdi. Vakti gelince hepsini konuştu, Firavun’unda bütün konuşmaları vardı, o da bir kaderdi o da onu konuştu. Mehdi’yi de o kadar detaylı tarif etmiştir ki Peygamber Efendimiz (sav), yani, başından ayağına kadar; yani her şeyini tarif etmiştir. İnsanlarımız Mehdi’yi birebir göreceklerdir. Bütün eşgâlinin doğru olduğunu, tariflerin tam doğru olduğunu göreceklerdir. Mesela Peygamber Efendimiz (sav) Hz. İsa’yı da tarif etmiştir, Hz. İsa’yı da tam tarif ettiği gibi göreceklerdir insanlar. Ama Mehdi’yi çok kapsamlı tarif etmiştir. Mesela, saçları siyahtır diyor, kaşları kavislidir, alnı geniştir, burnu küçüktür, sakallıdır diyor, yüzü parlaktır, dişleri düzgündür, yanağında bir ben vardır, alnında bir yara izi vardır diyor, orta boyludur diyor, geniş omuzludur, göğsü geniştir diyor, karnı geniştir, uylukları geniştir diyor, karnı büyüktür diyor ayrıca bir rivayette, sırtında Peygamber Efendimiz (sav)’in mührü vardır diyor. Kalp hizasında, yani bir ben, siyah bir ben, biraz üst tarafta da ikinci bir benden bahsediyor; o da diyor Mersin ağacının yaprağı gibi. Yani, dışa çıkık bir et beninden bahsediyor, yaprağı andıran. Çekik gözlüdür diyor Mehdi, yani çok çok kapsamlı detaylı da şu an aklımda kalan hadisler böyle. Hz. İsa (A.S.) içinde saçları uzundur diyor, ortadan ayrık kızıl, siyahı andıran kızıl, çok nur yüzlü bayağı güzel, çok şiddetli güzeldir. Mehdi’yi andırıyor Hz. İsa görünüş olarak; yani simaen birbirlerine benziyorlar Mehdi’yle ikisi. O da sakallı, o uzunca boylu, ortaya yakın uzunca boylu, geniş omuzlu ve ince bellidir Hz. İsa; zaten Mesih denmesinin bir sebebi de ince belli olmasıdır. Mesih isminin Ona verilmesinin bir sebebi odur. Allah ona, İncil’de kuzu olarak geçer. Çünkü kuzu gibi güzel, aşırı derecede güzel, çok çok sevimli. Hafif çillidir Hz. İsa, yüzü çilli beyazdır, beyaz yüzlüdür, Kırmızıya çalar beyaz yüzlü ve saçı su değmediği halde su değmiş gibi parlak ve ıslak gibi görünür diyor. yani o, Beni İsrail’in de bir özelliğidir, Beni İsrailli olur bazı insanlarda o. Öyle harika bir özelliği vardır diyor. Geldiği vakit Hz. İsa, yakın talebeleri Onu imanın nuruyla tanır diyor Said Nursi Hazretleri. O uyku halinde yeniden dünyaya indirilecek Hz. İsa; çünkü uyku halinde göğe alınmıştı biliyorsunuz, uyur halde alınmıştı. Gene uyku halinde, uyur halde bırakılacaktır, kalktığında kendini bilmeyecek, çıktığında. Sonra Tevrat’ı, İncil’i ve Kuran’ı öğrenecek. Sonra Kuran’ı öğrenince Müslümanlığı tam anlamıyla kabul edip yaşamaya başlayacak. Ve kavmini de etrafındaki, küçük bir grubu olacak; İslamiyete benzer diyor, bir Hıristiyan cemaat içerisinde zuhur edecek diyor Said Nursi Hazretleri. Onları da Kuran’a tabi edecek sonra bütün dünyada ki Hıristiyan alemini Kuran’a davet edecek. Aynı kıyafetiyle gelecek Hz. İsa, aynı parmak arasından geçen bir ayakkabısı var terlik tarzında o, üstünde ki beylik kendi eşyaları da üzerinde olacak. Yani, kendi kullandığı kokusu, tarağı her şeyi kendi üzerinde olacak. Çünkü olduğu gibi kıyafetiyle alınmıştır Hz. İsa, aynı kıyafetiyle geri iade edilecektir. Zamanın dışına çıkmıştır, zamanın-mekanın dışına çıkmıştır, zamanın-mekanın içine geri gelecektir. Belki Ona bir saniye gibi gelecek o; yani, bir an uyudu kalktı gibi olacak belki, 2000 yılı bir saniye gibi görecek belki.
MUHABİR: Peki bizi, Türk milletini diğer milletlerden ayıran bir özellik var mı ya da en temel özellik nedir diye sorsam nasıl cevap verirsiniz?
ADNAN OKTAR: Bakın şimdi, Filistin’i biliyorsunuz İsrail perişan ediyor, mahvediyor. Bütün etrafı Arap ülkeleriyle dolu, mesela Mısır var diğer ülkeler var. Yani, tabir caizse kıllarını kıpırdatmıyorlar. Hatta Mısır hava sahasını kullandırtıyor onları bombalarken İsrail. Buyurun geçin diyor, hava sahamdan geçin diyor. Allah rızası için can kurtaran yok mu diyor adamlar, biz kurtulalım artık bizi yakıyorlar öldürüyorlar diyorlar. Sakın giremezsiniz diyor Mısır. Yani, bu bir ruhtur; mesela Türkiye’ye böyle bir şey olacak da Türkiye buna müsade edecek. Yani böyle bir olay olmazdı. Açardı kapıları herkes de girerdi. Hepsini de kurtarırlardı öyle bir şey olmazdı. Türk milleti bir kere hamiyetperverdir, cesurdur, zekidir, güzel huyludur, Allah’tan çok korkar, Allah’ı çok sever, Darwinizm’in geçemediği tek ülkedir, hepsine helal olsun MaşaAllah. Hepsi aslan yani. %90’dır şu an Türkiye’de Darwinizme inanmayanların oranı. Dünyada ki en yüksek orandır. İmanın kalesidir Türkiye, imanlı millettir. Said Nursi’nin tabiriyle, “Kahraman ordu, imanlı millet hakikat hali göreceği diyor, ve bu dehşetli taifenin, dehşetle komitenin tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor” diyor. Bu iddia edilen Ergenekon çetesinden bahsediyor, o arada bunu anlatıyor. Ama bakın bu çok manidar bu, ‘kahraman ordu’ diyor Türk ordusu için ve imanlı millet diyor hakikat hali göreceği Kuran ışığıyla diyor, Kuran ışığıyla hakikat hali göreceği ve bu dehşetli taifenin bu komitenin tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor diyor. Şu an bu yiğit ve şanlı millet, ki şanlı millettir diyor ayrıca, şanlı millet bu görevi deruhte etmek üzere hazırlık yapıyor. Allah, bu milleti görevlendirdi. O kadar çok hadis var ki Türk milletinin görevli olduğuna dair. Mesela diyor, Mehdi dağınık Türk bayraklarını bir araya getirir diyor. Dağınık Türk devletlerini bir araya getirir, bakın çok önemli bir şey bu. Türk diyor, net hadis yani. Şu an Türk devletlerinin birleştirilmesi aşaması vardır ki çok yiğit ve fedakâr bir millet, bir de tabiri caizse delikanlı millettir. Böyle halk tabiriyle yiğit üstü yiğittir. Böyle onuruna, haysiyetine çok düşkündür. Onurunu çiğnetmez, haysiyetini çiğnetmez; bu millet işte Türk İslam Birliğinin lideri olacak işte. Türkiye’dir lideri, bunu herkes görecek, İstanbul da manevi başkent olacaktır. Bütün Türk İslam âleminin manevi başkenti; siyasi başkenti Ankara’dır, manevi başkenti de İstanbul olacaktır İnşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, peki şimdi biraz daha farklı, biraz daha ilişkili bir konuyageçmek istiyorum.Şimdi Allah’a dost olmak diye bir kavram var ve günümüzde yaşayan evliyaların durumu. Şimdi bu durumu nasıl görüyorsunuz, ülkemizdeki insanlar Allah’ın dostu olabiliyorlar mı şu anda? Böyle bir kavram halkımızca, hani Osmanlı’nın yükselme devrinde yaşandığı gibi yaşanmakta mı acaba sizce?
ADNAN OKTAR: Şimdi o çağa giriyorlar, Allah Hadi ismiyle tecelli etmeye başladı. Allah Mehdi’sini gönderdi, Mehdi’nin vesilesiyle Allah Onu kullanıyor. Yani, nokta-i istinad’dır O, Onun vesilesiyle dünyaya feyz ve nur yayılıyor şu an. Allah vesile ediyor, yani, doğrudan da Allah indirebilirdi fakat Onu vesile ediyor. dünyada şu an Allah’ın Hadi ismi süratle yayılıyor ve her yere hakim vaziyette. 10 yıl içerisinde, 7 yıl içerisinde çok olağanüstü bir değişimi toplumda görecek herkes. Herkes Allah dostu olacak, herkes Allah’ı çok sevecek, Allah anılacak, ahir zaman buram buram yaşanacak, Hz. İsa sevgisi, Hz. Mehdi sevgisi, Ehli Beyt sevgisi, hepsinin üstünde Allah sevgisi kalplere nakş olacak İnşaAllah. Çok şiddetli bir manevi heyecan, manevi coşku, adeta delicesine bir muhabbet ve aşk her yeri kaplayacak. Biz bunun mukaddemesindeyiz, başlangıcındayız şu an.
MUHABİR: Peki, şöyle birkaç sualim daha var kısa kısa belki cevaplar verebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, buyurun
MUHABİR: Sizce kâinattaki diğer gezegenlerde bizim gibi veya daha başka şekillerde yaşayan insanlar ve yahut medeniyetler var mı?
ADNAN OKTAR: Bizim dışımızda âlemler var, yani biz bu evreni çok büyük görüyoruz, evreni. Ama bu bir evren, belki bir cennet bahçesinin çiçeğinin bir yaprağının bir atomunun bir elektronunda oluyor belki bütün bu evren. Allah’ın mesela sonsuz cennetlerinden bir cennetin içerisinde belki küçücük bir çiçeğin içindeyiz belki de. Çok fazla alem vardır, yani bizim bu evrenimiz bizim gözümüzde çok büyük görünüyor ama normalde çok küçüktür, öyle değil yani. O başka bir yerle kıyasladığınızda size toplu iğne ucu kadar gelir bütün evren. Çok çok uzaktan baksanız, toplu iğne ucu gibi küçücük, böyle zor görürsünüz hatta büyüteçle zor bakarsınız o kadar küçük olur evren.
MUHABİR: O zaman böyle bir ihtimal olabilir diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi ki tabi ki
MUHABİR: Tabi ki, peki biraz değişik bir sual; insanlara yeterince yardımcı olduğunuzu düşünebiliyor musunuz, bu sizi nasıl etkiliyor, yardımcı olma hissi, kendinizi bu konuda ne derece başarılı buluyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Zaten biz Allah için varız, Allah’ın rızası için yaşıyoruz. Allah’ın rızasını kazanmak için de en önemli şeylerden bir tanesi tebliğ etmektir. Dini yaymaktır, Allah için gayret göstertmektir, ceht etmektir; ben de Allah için ceht ediyorum, yani gece, gündüz, sabah, akşam zaten başka bir konum yok. Ben, hiç hayatta tatile gitmedim, yani 30 yıldan beri tatile gitmedim. Tatil anım da olmaz benim, yani normal 3-4 saat uykunun dışında dinlendiğim bir anım olmaz benim. Yani sürekli faaliyet halindeyim ve ben faaliyet halinde dinleniyorum. Beni götürseler dünyanın en güzel yerine, tatil yap 3 ay deseler; bana herhalde en büyük zorluk o olur.
MUHABİR: En sıkıcı işlerden biri olur.
ADNAN OKTAR: Evet, en zorlu şeylerden biri olur, İnşaAllah.
MUHABİR: Peki, biraz da ekonomiye girelim.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Şimdi, Türkiye’nin sizce en büyük ekonomik kaynağı nedir şu anki duruma göre?
ADNAN OKTAR: Şu an tabii IMF artık devreye girecek; çünkü bu ekonomik kriz ahir zamanda Mehdi’nin zuhur alametidir. Ve bu çok büyük metafizik olaydır, bütün dünyayı kaplayacak bu, Çin’i, Rusya’yı, Amerika’yı, İngiltere’yi, Avrupa’yı hepsini diz çöktürecek. Ve hepsinin sanayisini çökertecek. Yani, bütün sanayi çökecek ve yavaş ilerleyecek fakat hepsini çökertecek.
MUHABİR: Peki o zaman ülkemizin bağımsız bir ekonomik düzene ulaşabilmesini hangi standartlar içerisinde değerlendirebiliriz, nasıl olacak bu iş?
ADNAN OKTAR: Her zaman söylüyorum, Türk İslam Birliği.
MUHABİR: Türk İslam Birliği, hiçbir kaçarı yok.
ADNAN OKTAR: Tabii o zaman dünyanın en zengin devleti oluruz, olacağız İnşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, peki şimdi hani IMF ile yapılan yeni görüşmeler var; tıkandı güya bir ara verildi. Tabi aranın neticesinde yine devam edilecek mutlaka buna. IMF ile görüşmelere nasıl bakıyorsunuz, yani neden özellikle IMF ile bu ilişki devam ettiriliyor? Hükümetimizin bu konuda yaptığı açılımlar ve IMF ile yapılan bu ortaklık sizce doğru mudur?
ADNAN OKTAR: Hükümet ekonomik krizin dünya çapındaki şiddetini görüyor, yani bu çok büyük bir olay. İnsanları paniğe kaptırmamak için usturuplu bir dil kullanıyor dünya; mesela Fransa’da da bütün gazeteler falan hepsi batmış vaziyetteler. Hatta, Fransa şimdi abone edecekmiş milleti bedava gazete almak için, ki gazete batmasın. Yani, her tuttukları yer çöküyor. Her yer komple çökme halinde, Türkiye de bunun tabii ki farkında. Ama biz, Türk İslam Birliğini oluşturacağımız için bu bela, bu ekonomik kriz bize dokunmayacak İnşaAllah. Yoksa bu kıtlığa kadar gidecek dünyada, kıtlık da kapıda.
MUHABİR: Kapıda öyle mi?
ADNAN OKTAR: Tabii, kıtlık da oluşacak. Sadece ekonomik krizle kalmayacak bu.
MUHABİR: Peki, bizim ülkemizdeki büyük firmaları düşündüğümüz zaman, isimlerini zikretmeye gerek yok, ne dediğimi biliyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Çok büyük, üstün firmalardan bahsediyorum. Onların çökmesi gibi bir durum söz konusu olabilecek mi acaba?
ADNAN OKTAR: Ben Türkiye’nin bu gelişmeler içerisinde yani Türk İslam Birliğinin bereketiyle, onun vereceği bolluk ve zenginlikle bu ekonomik krizi atlatacağını çok açık görüyorum. Yani, dokunmayacak Türkiye’ye ama bütün civar ülkelerin tamamını çökertecek onu söyleyeyim.
MUHABİR: Bu da kıtlığa sebebiyet verecek.
ADNAN OKTAR: Evet, bütün dünyada kıtlığa sebebiyet verecek.
MUHABİR: Peki, biraz da teknolojiye değineyim. Şimdi dünyayı değerlendiriyoruz, Türkiye’yi değerlendiriyoruz. Maalesef Türkiyemiz dünya teknolojisinin gerisinde. Bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Geçmemiz için bize ne lazım, niçin geride kaldık, nasıl geçeceğiz?
ADNAN OKTAR: Allah geriletir, Allah ilerletir, bütün güç Allah’ın kontrolündedir. Biz beynimizin içinde mercimek kadar bir yerin içerisinde yaşıyoruz. Oradaki çok düşük amperdeki elektrik bize ne göstertiyorsa ona göre yaşıyoruz. Allah o elektrikle bize bir dünya göstertiyor. Pırıl pırıl bir dünya göstertiyor. Simsiyah beynin içerisinde, simsiyah güneşin ışığını bize Allah nur olarak ışık olarak beynimizde göstertiyor. Gölgeyi de Allah ben yaratırım diyor Kuran’da, şeytandan Allah’a sığınırım. Gölge ayrı yaratılır, ışık ayrı yaratılır. Kuran’da bunu belirtiyor, gölgeyi müstakil yarattığını belirtiyor Allah, bu çok büyük mucizedir. Yani, ışığın ayrı yaratılması, gölgenin ayrı yaratılması, insanlar bunu mecburen zannediyor gölgeyi. Öyle değil, gölge özel yaratılıyor, ayrıca yaratılır ki cisimlere derinlik vermesi için yaratılır. Görüntüde 3 boyut oluşmuyor o zaman. 3 boyut Allah’ın bir sanatıdır. Görüntüleri 3 boyutlu göstertmek Allah’ın bir sanatıdır. Çünkü beynimizin içinde mercimek kadar bir yerde dünyayı üç boyutlu çok kaliteli bir görüntü olarak seyrediyoruz. Yani, bunu hiçbir bilimsel çalışmayla, hiçbir teknolojiyle elde edemediler şu ana kadar bu netliği. Çok mükemmel bir sanat uyguluyor Allah. Yani, onbinlerce mühendis, yüzbinlerce teknik parçayı bir araya getiriyorlar, geceli-gündüzlü uğraşıyorlar ama şu görüntü kalitesine ulaşamadılar. Mesela, ben sizi seyrediyorum beynimin içindesiniz; sizin saatinizle benim saatim aynı yerde beynimde, iki tane saat var.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Tabii, bu güce sahip olan Allah, isterse insanlığı geriye götürür, isterse ileriye götürür. Allah şimdi Hadi ismiyle tecelli ediyor. Allah ona karar vermiş, artık acının bitişi mutluluğun gelişi demektir bu. 18.yüzyıl delalet yüzyılıydı, yani her yerde fitne fücur kol gezdi. 19.yüzyıl da öyleydi, yani genel itibariyle çoğunluğu öyleydi. Allah, Hadi ismiyle tecelli ediyordu ama daha az tecelli etti Hadi ismiyle. Ama, delalete düşürme yönüyle daha fazla tecelli etti. Şimdi de Hadi ismiyle çok fazla tecelli ediyor, delalete düşürme ismiyle daha az tecelli edecek İnşaAllah.
MUHABİR: Tabii, sohbetimiz güzel gidiyor, hep konudan konuya atlıyorum ben. Her konuda görüşlerinizi almayı arzu ettiğimizdendir. Biraz da Osmanlı’ya değinelim. Şimdi Osmanlı’nın, hani tarihimize baktığımızda kimseye dil, din hususunda falan baskı yapmadığını müşahede ediyoruz. Aksine baskı yapmak bir kenara, onları kendi içlerinde en refah bir şekilde yaşatmak için büyük çaba sarf etmiş. Bu minval üzere Osmanlı Devletini diğer devletlerden ayıran temel özellikler nelerdi ki Osmanlı böyle davranabilmişti?
ADNAN OKTAR: Osmanlı, Allah korkusu üzerine kurulmuştu. Allah sevgisi üzerine kurulmuştu. Kuran ahlakı üzerine kurulmuştu. Allah’tan korkan idareciler görevdeydi. Dolayısıyla İslam ahlakını buram buram yaşıyorlardı. Bir ülkeyi fethettiklerinde oranın halkına sevgi, şefkat, merhamet, yardım getiriyorlardı. Dinlerini ellemiyordu, dillerini ellemiyordu Osmanlı; yani onların kültürlerine dokunmuyordu, onları asimile etmiyordu. Yani, din, dil, kültür konusunda onları tamamen serbest bırakıyordu. Osmanlı’nın bu hoşgörüsü, sevgi anlayışı onları kitleler halinde Müslüman yaptı. Büyük bölümü Müslüman oldular; mesela Bosna Hersek hep oralar öyle oldu. Osmanlı’nın sıcaklığı ve sevecenliğiyle oldu. Mesela, İstanbul da öyle, tamamen gayri Müslimlerin kontrolündeydi. Ama süratle Müslüman oldular. Ve çığ gibi yayıldı Müslümanlık. Bu işte Osmanlı’nın demokrat tavrı, demokrasiye olan eğilimi ve candanlığıyla oldu. Osmanlı hep laik olmuştur, hep demokrat olmuştur. Dinlere karşı eşit davranmıştır. Hıristiyana da sevgi göstertmiştir, Museviye de sevgi göstertmiştir, Müslümanları da sevmiş, koruyup kollamıştır. Ama hiçbir zaman Hıristiyanı ve Museviyi ezmemiştir, onları ikinci sınıf insan muamelesi yapmamıştır. Hepsine birinci sınıf insan muamelesi yapmıştır. Hepsini kendi vatandaşı olarak görmüştür. Bu Osmanlı’nın bir güzelliğidir.
MUHABİR: Peki biraz da siyasete girelim diyorum ben.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Yerel seçimlere yaklaştığımız bugünlerde, Türk siyasetini nasıl görüyorsunuz? Yerel seçimler geliyor, ortalık yine kaynamaya başladı.
ADNAN OKTAR: Yani, partilerimiz iyi bizim, bayağı iyiler. Ben çok seviyorum hepsini. Mesela, MHP’yi, Büyük Birlik Partisini, Saadet Partisini, Demokrat Parti, AKP; yani, bunlar hep milliyetçi partilerdir, hep Türk İslam Birliğini savunan partilerdir. Mukaddesatçıdır, maneviyatçıdır bunlar; liderleri de çok efendi, aklı başında insanlar. Çok iyi yani, hepsi olur onların.
MUHABİR: Yerel seçimlerde bir sürpriz olacak mı dersiniz?
ADNAN OKTAR: Yok, bence aynı gider; yani yaklaşık.
MUHABİR: Aynı gider, yaklaşık.
ADNAN OKTAR: Allahualem
MUHABİR: Allahualem. Peki, eğitim sistemimizi de biraz gündeme getirirsek; mevcut eğitim sistemimiz de neler yapılırsa millete en yakışır bir eğitim politikası uygulanmış olur?
ADNAN OKTAR: Bir kere şu Darwinist-materyalist eğitimden vazgeçmek gerekiyor.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Yani, bunun yalan olduğu belli. Darwinizm artık insaf yani 100 milyon fosil var yaratılışı ispat eden, bu nasıl devlet kitaplarına girmez, nasıl kitaplarda yazmazbu, gerçek bu. Bir tane ara fosil yok, bu nasıl kitaplarda yazmaz? Öğrencilerin bunu bilmesi lazım, öğrencilerden bu niye gizleniyor? Yani, tek bir tane ara fosil yok; varsa 10 trilyon vereceğim diyorum, yok. Bir protein tesadüfen meydana gelemez, bu bilimsel bir gerçek. Bu kitaplarda öğretilmesi lazım öğrencilere.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Varsa ara fosil, zaten koysunlar görelim. Yok; yokken Darwinizm sanki bir gerçekmiş gibi anlatmak doğru olmuyor. Milletimiz de inanmıyor, %90’ı inanmıyor, görülüyor bu; buna rağmen kitaplarda Darwinizm’i anlatmak, bir gerçekmiş gibi anlatmakhem yakışık almıyor hem de biraz acayip duruyor. Biraz değil çok çok acayip bir görünüm. Bunun düzeltilmesi lazım.
MUHABİR: Düzeltilmesi lazım
ADNAN OKTAR: Tabii ki
MUHABİR: Peki bundan ümitvâr mısınız?
ADNAN OKTAR: Şimdi, devletin, resmi olarak hükümetin bunu yapamaması dünya çapında bir sorun olduğu için bir derece makul olabilir. Çünkü dünyanın her tarafında resmi olarak öğretiliyor Darwinizm. Ama vakıfları, dernekleri, şahısları devlet tutmuyor. Nasıl yerle bir ettik biz Türkiye’de Darwinizm’i? Mesela, nasıl Fransa’da aldığımızla sırtının üstüne yere vurduk? Yani, Fransa şu an groge vaziyette. Aldığı yumruğun etkisiyle ayakta duramıyor, yani tam anlamıyla nakavt oldular. Tek bir vuruşta indirdik Fransa’yı Allah’a çok şükür. Mesela, İngiltere tek bir vuruşta indi, Amerika’da zaten şu an Darwinizm diye bir konu yok, yerle bir oldu. demek ki özel bir çalışma, vakıfların çalışması, şahısların çalışması çok güzel netice veriyor. Allah çok güzel neticelendiriyor. Fransa şu an daha hala bu olayın şokunda. Yine dergilerde yazılar çıkmış, ama şöyle mahvettiler, şöyle bitirdiler Darwinizm’i, tarzında. İnsanı coşturuyor tabii onların ifadeleri de.
MUHABİR: Evet, peki şimdi birazda devletimize gelelim. Devleti nasıl görüyorsunuz? Türkiye’de derin devlet diye bir sistemden bahsedildi şimdiye kadar. Böyle bir sistem var mı, mevcut devlette işler nasıl yürüyor, devlet sizce geleceğin planını yapabilecek durumda mı şuanda yapabiliyor mu?
ADNAN OKTAR: Devlet, genelinde Türk İslam Birliğini beğenir, sever, ister. Yani, o yönde bir eğilimi vardır, eskiden beri bir gelenektir. Türkiye’de devletin klasik geleneğidir bu. Adı konmamıştır belki ama, belki resmi kayıtta yoktur ama genlerinde vardır. Bütün devletin, bütün insanların genlerinde vardır bu. Bu, halen bütün hızıyla devam ediyor inşaAllah ve devam da edecek. Ama komünist derin devlet 170 yıldan beri bu millete, bu mübarek millete musallat olmuş
ADNAN OKTAR: Fakat son aşamada Allah’a çok şükür devlet el koydu, çünkü artık Türkiye’yi ikiye bölmeye karar verdi bunlar, netleştireceklerdi. Doğu Komünist Türkiye, Batı Komünist Türkiye olarak ikiye böleceklerdi. Doğu Komünist Türkiye’nin başkentini Diyarbakır olarak düşünüyorlardı, Batı Komünist Türkiye’ninkini İzmir veya İstanbul. Açık açık da söylüyorlardı adamlar bunu; anlaşmışlar kendi aralarında, her şey tamam. PKK’yı kurmuşlar adamlar, Devlet buna el koydu, şu an dağılma aşamasında; ama en önemli şey, hukuk ve yargıdaki sistemi çözmek. Bu konuda devlete yardımcı olmak lazım; yani savcılara.
MUHABİR: Yargıda da var diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii yargı, en tehlikelisi ordadır, oradaki yapılanmadır ve bu çok eski bir yapılanmadır. Yani, yıllardan beri böyle örümcek ağı gibi ördükleri bir yapılanmadır. Ama riskli bir operasyondur bu, çok riskli bir operasyondur. Burada milletimizin çok iyi destek vermesi, ellerindeki bilgileri çok iyi aktarmaları gerekir. Yargıya mesela savcılara, hâkimlere, polise gerekli bilgiyi aktarmaları çok hayati tabii ki ama diğer kurumlarda da var tabii ama en önemlisi budur.
MUHABİR: Düşünebiliyor musunuz Osmanlı’da öyle bir kadı düşünün ki Padişahını yargılayabilen bir kadı ve Padişah kadının önünde el etek duruyor. Hükme razı, ama olay geçtikten sonra bunun sanık hükmünden çıkıp normal bir insan haline geldikten sonrada kadı çıkıp Padişahın eteğini öpüp ‘Kıymetli Padişahım diyor, şimdiye kadar Allah’ı biz orada temsil ediyorduk fakat şu anda mahkeme bitti, şimdi Allah’ı siz temsil ediyorsunuz. Bize de etek öpmek düşer’ gibi bir muhteşem ahlaka sahipmiş Osmanlı. Okuduğumuz kadarıyla kaynaklardan, eserlerden.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: İnşaAllah bugünkü yargımızın da böyle güzel günlere ulaşmasını temenni edebiliriz değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii güzel ahlaka mutlaka gideceğiz, güzel ahlakı tabii ki oluşturtacağız. Osmanlı döneminden çok daha mükemmel bir güzel ahlak anlayışı her yerde hakim olacak. İslam ahlakı, tabii yargıda da, emniyette de, diğer kurumlarda da kendini şiddetle gösterecek İnşaAllah.
MUHABİR: Ahlak dedik de, şimdi tabii suallerimden bir tanesi ahlakla alakalıydı. Şimdi bu insanların ahlaki yapılarındaki bozukluk maalesef, davranış biçimlerinden tutunda ülkeler arasındaki anlaşmaların bozulmasına, savaşların çıkmasına kadar uzanabiliyor. Yani, kişisel davranış bozukluklarından tutun oraya kadar. Nedir ahlak diye soralım, bu ahlak denen şey olmazsa, insanlar hep böyle mi yaşayacaklar? Birbirlerine zulüm eden, kavga eden, öldüren; ahlakın, insanların üzerinde tamamen düzeltilebilmesi için düşündüğünüz çözüm önerisi nedir?
ADNAN OKTAR: Kuran ahlakıdır. Başka bir ahlak yoktur.
MUHABİR: Kuran ahlakı, başka bir ahlak yoktur. Bunun haricinde bir sistem yok.
ADNAN OKTAR: Kuran’da bahsedilen ahlakı tam anlamıyla kâmil anlamda uygulamaktır.
MUHABİR: Yani şöyle, mesela hep okullarda söylenirdi; işte temiz ol, ellerini yıka, dişlerini fırçala şöyle yap böyle yap. Fakat birçok çocuk bunları yine yapmaz. Büyür, yine bunları yapmamaya devam eder, hâlbuki bunlar doğru şeylerdir, güzel şeylerdir.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: İyi şeylerdir, fakat yapılmaz bir türlü. İnsanlar, hani birtakım şeyleri kendi iç dünyalarında değişmedikçe bunları uygulamazlar. Demek ki Kuran ahlakı uygulanmadığı için böyle oluyor.
ADNAN OKTAR: Tabii ki
MUHABİR: Kuran’daki emirler yerine getirilmediği için.
ADNAN OKTAR: Kuran ahlakı uygulanmış olsa dünyanın her tarafını nur kaplar. İnsanlar adeta kendilerini cennette zannederler. Bereket, bolluk, refah; yani anarşi-terör tarih kitaplarında okuruz. Hiçbir şekilde sıkıntı, huzursuzluk olmaz, insanlar her gördüğüne selam verir, birbirlerinin halini hatırını sorarlar, kapılarımız açık yatarız. Kilit, anahtar bu tip şeyler kalkar. Yani, son derece rahat olur İnşaAllah.
MUHABİR: Evet. Bir de bu Rusya konusuna değinmek istiyorum. Şimdi yeni Rusya’nın dünya dengelerinde bir yeri var şu anda. İşte on yıl önce bir kitleniş ve bir ekonomik belirsizlikle karşı karşıya olan bu Rusya, on yılda tekrar söz sahibi olan bir ülke haline geldi. Nasıl bunu yaptı, sadece Putin ile olacak bir şey miydi bu yoksa ne oldu da Rusya böyle bir diriliş yaşayabildi birden bire?
ADNAN OKTAR: Rusya’nın yaptığı şeyler biraz tabii alışılmışın dışında oldu. mesela, IMF’e borcu vardı vermiyorum dedi.
MUHABİR: Vermiyorum, Hogordato diyorlar herhalde ona, vermiyorum.
ADNAN OKTAR: Bitti, konu bitti. Mesela, bu çok önemli bir şeydir.
MUHABİR: IMF de silah dayatıp tepesine binemeyecekti tabii.
ADNAN OKTAR: Tabii ki
MUHABİR: Biz niye peki bunu yapmıyoruz, bizimde çok borcumuz var IMF’ye?
ADNAN OKTAR: Evet, bizim IMF’e, hiçbir şeye ihtiyacımız olmayacak hale geleceğiz. Biz bu aşamadayız İnşaAllah, bunlar geçici, yani Mehdi mukaddemesi olan bir aşamadayız. On yıl sonra siz bana bu sorunun yine aynısını bir sorun, İnşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah Allah bir araya getirir de sorarım.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Peki, son aslında sualim diyebilirim buna. Globalizmin bu dünyayı sarstığı ve küresel sermayenin insan kitlelerini adeta sömürdüğü bu ortamda diyelim Allah’ın yardımının gelmesinin şartları sizce nedir? Yani, insanlar ne yapsınlar ki Allah’ın yardımı gelmiş olsun bu sistemde. Çünkü 1.5 milyarlık bir Müslüman alemi var diyoruz, hani nerede Müslümanlar?
ADNAN OKTAR: Evet, hiçbir şey yapmasa İslam alemi, dünya da aynı tavrında olsa, her ne yaparlarsa yapsınlar, Allah vaadini gerçekleştirecek. Yani, Allah’ın Cabbar sıfatı vardır, Kahhar sıfatı vardır. Cabbar ismi vardır, Kahhar ismi vardır. Cabbar ismiyle zorla emrini yerine getirecek, bunu herkes görecek. Mehdi’nin zuhuru kaçınılmaz bir neticedir. Hz. İsa’nın inişi kaçınılmaz bir neticedir, Türk İslam Birliği kaçınılmaz bir neticedir. İster ilgilensinler ister ilgilenmesinler, ister gayret etsinler, ister etmesinler bu mutlaka olacak İnşaAllah.
MUHABİR: O zaman sonuçları göreceğiz önümüzdeki yıllarda.
ADNAN OKTAR: Evet, İnşaAllah
MUHABİR: Peki ben çok teşekkür ediyorum
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum.
MUHABİR: Programımıza konuk ettik sizi.
ADNAN OKTAR: Çok sağolun
MUHABİR: Çok güzel cevaplara ulaştırdınız.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: İnşaAllah bir dahaki oturumumuzda tekrar bir arada olmak ümidiyle diyoruz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, İnşaAllah. Allah razı olsun. Sizler de lütfettiniz bizleri şereflendirdiniz.
MUHABİR: Estağfirullah. Evet sevgili izleyiciler bir ‘Söz Hakkı’nın daha bugünde sonuna geldik. Sayın Adnan Oktar, kendine tevcih ettiğimiz suallere cevaplar verdiler. Ahir zaman sohbetleri adı altında birinci oturumumuzu gerçekleştirmiş olduk. Her şeyin gönlünüzce olmasını temenni ediyorum, yeni bir oturumda tekrar birlikte oluncaya dek Allah’a emanet olun efendim, hoşçakalın.