Adnan Oktar'ın Kral Karadeniz Tv'deki canlı röportajı (20 Şubat 2009)

Sayın Adnan Oktar bu röportajında; Hz. Mehdi’nin çok güzel ahlaklı, bütün insanların seveceği, mazlum, dikkati çok açık, basiretli, ferasetli ve mütevazı bir insan olacağını ifade etti. Hz. Mehdi’nin, kendisine biat edildikten sonra asla siyasete girmeyeceğini; evinden, manevi lider olarak dünyayı yöneteceğini; bütün siyasi liderlerin normal görevlerinin başında olacağını; Hz. Mehdi’nin sadece, sözü geçen çok sevilen manevi bir lider olacağını anlattı. İnsanların, o dönemde oluşan şiddetli manevi atmosfer, sevgi ve heyecanın etkisiyle onun her sözüne değer vereceklerini ve yerine getireceklerini açıkladı. Hz. Mehdi’nin hem bu devrin hem de Hz. Adem’e kadar bütün geçmiş devirlerin en büyük müceddidi olduğunu, aynı zamanda dünyada şu ana kadar gelmiş geçmiş en büyük veli olduğunu açıkladı. Ekonomik kriz gibi yaşanan ahir zaman olaylarında tüm meleklerin -Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail aleyhisselamın- görevli olduklarını, Hz. Mehdi’nin yardımcıları olduklarını ve şu an bu faaliyetin devam ettiğini, Mehdiyetin buram buram dünyayı sardığını açıkladı. Yağmurların önce aniden kesilmesi ve sonra aniden bollaşması, ekonomik kriz... gibi olaylara, insanların bilimsel açıklama getiremediklerini, mucize olduğunu, ancak Rahmani olarak açıklanabileceğini ifade etti. Sayın Oktar farklı bir konu olarak; Allah’ın izniyle, Amerika’nın Irak’ı Hz. Mehdi’ye teslim edeceğini, bunun ikinci bir yolu olmadığını söyledi. Masonluğun ve iddia edilen Ergenekon örgütünün faaliyetleriyle ilgili tespitlerini de paylaşan Sayın Oktar, bu konuda büyük bir müjde de verdi:
“Şimdi Türkiye’nin şahlanma dönemi artık. Masonların hesap etmediği bir şey vardı: Hz. Mehdi zuhur etti ve Hz. İsa’nın nuzülü yaklaştı. Cümle alem, ne kadar mason, ateist siyonist toplanırsa toplansın tek başına Hz. Mehdi’ye güçleri yetmez yani sırf Hz. Mehdi’nin şahsına güçleri yetmez -Allah’ın izniyle. Göreceksiniz asla güç yetiremeyecekler; çırpındıra çırpındıra, eze eze fikren hepsini darmadağın edecek Hz. Mehdi.”
 
/*****************/
 
ADNAN OKTAR’IN KRAL KARADENİZ TV’DEKİ CANLI RÖPORTAJI
(20 Şubat 2009)
MUHABİR: Kardeşimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ve özellikle Türk Birliği hakkındaki görüşünü arzu etmişler. Sizlerden bunu bir daha söylesin hocam izah etsin diye bunun mutlaka önemine istinaden de Atatürk’ün söylediği sözler var hocam ama isterseniz geniş bir konu olduğu için başka bir konuyla başlayabiliriz sevgili hocam. O zaman şöyle başlayalım hocam. Hepimizin böyle can alıcı noktası böyle bazı şeylere delil tasdik istermişiz gibi arzu ettiğimiz konulardan biri, nefsani şeyler tabi belki de iman hakikatleri çerçevesinden baktığımızda bazı yaratılmış canlıların özellikleri var. İşte örneğin, kartalın bakışı metrelerce yukarıdan, baykuşun gece görüşü, işte örümceğin ipleri, bunlar da tabii gelen sorular arasında hoşuna gidiyor toplumumuzun bu tür şeyler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, önce Atatürk’ümüzün güzel sözlerinden başlayalım. Bakın Gazi Hazretleri ne diyor. Türk Birliğinin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Türk Birliği oluşacak, diyor. Yani Bütün Turanî devletler birleşecekler. Ben görmesem bile gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Bunu bir rüya olarak görüyor. Bak ne kadar güzel. Türk Birliğine inanıyorum. Onu görüyorum. Yarının tarihi, bu zamanı söylüyor, yeni fasıllarını Türk Birliği ile açacaktır. Bak bize emanet vermiş Gazi Hazretleri bunu, MaşaAllah.
MUHABİR: Hedef göstermiş.
ADNAN OKTAR: Bizim zamanımızda olacak bir şeydir, Allah’a çok şükür. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Dünya sükununu yani anarşi ve terör bu fasıllar içinde yok olacak, diyor. Türk Birliği, dünyadaki terörü, anarşiyi, kargaşayı, hayat pahalılığını, sıkıntıları hepsini ortadan kaldıracak, diyor. Türkiye’nin öncülüğünde, Türk devletlerinin desteğinde bir Türk-İslam Birliği. Bakın ne diyor, bütün İslam aleminin manen olduğu kadar maddeten de yani ekonomide, askeride her yönden, maddeten de birlik içinde ve müttefik hale gelmesinden sadece sevinç duyarız. Müttefik ne demektir, askeri ittifak. Sadece sevinç duyarız, diyor. Bunun için de bizim kendi hudutlarımız içerisinde bağımsız olduğumuz gibi Suriyeliler ve Iraklılar da milli hakimiyete dayalı bağımsız bir güç olarak ortaya çıkabilmelidirler. Ne demek istiyor Gazi Hazretleri, biliyor musunuz burada! İlk olarak Suriye ile Irak Türkiye ile birleşecek, diyor. Buna işaret etmiş oluyor, İnşaAllah.
MUHABİR: Hocam, sadece Türk Birliği değil, Türk-İslam Birliği de.
ADNAN OKTAR: Tabii
MUHABİR: Obje çok geniş, pencere çok geniş
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii MaşaAllah
MUHABİR: Evet, hocam bunu sorduk ama buna paralel bir de şu var hocam, bütün dünya dillerinin Türkçeden hasıl olduğu Mustafa Kemal Atatürk’ün yıllar önce söylediği güneş dili projesi ile alakalı, tabii ben bunu hatırladığım için, aklıma geldiği için bir sual değil bu. Bir ara not gibi kabul edebiliriz. Güneş dili projesi bunu tabii ki fark edildiğinde batı siyonizmi buna pek yaklaşmadı. Diğer dillerin türemesi, Türkçenin ön plana çıkmaması ki dünya coğrafyasında yaygınlıkta üçüncü derecede Türk Birliğinin ehemmiyeti ne denli bazı güçler karşısında tehlike arz ettiği anlamında da ciddi bir detay bu birlik bir şekilde olacak demek ki hem ekonomik anlamda, hem soysal anlamda hem de İslami inanış anlamında da hem de lisan anlamında İnşaAllah
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, EvvelAllah, yani %100 olacak olan bir şey. Bakın veli karakterli bir insan, veli bir insan Atatürk, yıllar öncesinden Allah kalbine ilham etmiş. Bakın ne diyor, çok manidar. Yarının tarihi yeni fasıllarını Türk Birliği ile açacaktır. Asrımıza işaret ediyor. Dünya, sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Terör, anarşi hiçbir şey kalmayacak, diyor. Ama şart olan ne, Türk aleminin birleşmesi, Türk-İslam aleminin birleşmesi ve büyük bir yapı oluşturmaları ve bütün dünyaya medeniyeti, sevgiyi, şefkati, merhameti sunmaları. Atatürk daima sulh taraftarıdır, biliyorsunuz.
MUHABİR: Yurtta sulh, cihanda sulh
ADNAN OKTAR: Evet, tabii
MUHABİR: Evet, hocam ben şöyle bir yaslanıp biraz önce de arz etmeye çalışmıştım. Bizlere İslam öğretilirken – tabi bir kınama değil bu, yerme değil ama eksiklik adına da bunu beyan etmekte bir sakınca görmüyorum acizane kendi aklımca, yetebildiğimce, kusurlu bir vatandaş olarak. Belli şeyler öğrendik. “E lem tere” den aşağısını öğrendik. İşte şube mektebinden de namaz kılmayı öğrendik şeklen de olsa. Hoş biz, amentü’ye inanan insanlarız. Bunun altında delil tasdik de aramıyoruz ama birilerine de bir şeyler anlatmak için böyle bazı şeyleri hakikaten ciğerine batırmak gerekiyor. İşte bu anlamda iman hakikatlerinden bazıları da yaratılmışların sıfatları özellikleri onlara verilen…
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: …programlar olduğu için ben de ekran başındaki dostlarımız da şöyle bir geriye yaslanalım, sevgili dostlarımız. Hocam İnşaAllah şimdi bazı yaratılmışların özelliklerinden söz edecek. Bunlar bir tesadüf müdür, tesadüf diye bir şey ya da bu kainatta, bu alemde var mıdır, değerli dostlarımız, bunu birlikte paylaşalım istiyoruz, değerli hocamla beraber ama bu arada sizler de nasıl olursa olsun aklınızda ne varsa sualleriniz için ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine müracaat ediyorsunuz ve hemen sualleriniz böyle gördüğünüz gibi hemen elimize anında ulaşıyor ve biz de hocama yöneltiyoruz. Dediğim gibi internetten canlı izlemek isteyen arkadaşlarımız da varsa www.HarunYahya.tv , bu kadar yeterli. Ha bizim kanalımız aracılığı ile de mesaj göndermek istiyorsanız kesinlikle değere alınıyor bunlar 3969, Kral boşluk 3969.
Sayın hocam, evet hakikaten yaratılmış mahlukların özellikleri iman noktasında bir anlamda da ilim imanı gerektirir yazan mübarek de hiç daha kuşlardan, sineklerden başka canlı görmezken ay ile dünyanın arasındaki mesafeyi keşfetmiş. Kartalın özelliği hocam, baykuşun özelliği, dediğimiz gibi örümcek bunlara verilen programlar bu mahlukatlara verilen programlar, ben dediğim gibi izleyicilerimizle bir yaslanalım da hocam şu ilmi keyfi birlikte yaşayalım istiyorum, hocam.
ADNAN OKTAR: Arı çok hayret verilecek bir varlıktır. Yani Allah’ın vahyettiğini belirttiği, Kuran’da özellikle belirttiği bir varlıktır. Müthiş bir sosyal disiplin var. Yani sanki böyle bir şehir idaresi gibi, o minicik hayvanlar ki beyni toplu iğne başının yarısından daha da küçüktür. Ama birçok insan bir araya gelse bir arının zekasını gösteremez bazı konularda.
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Yani korkunç zekidir arı. Mesela, o peteğin yapımında oluşturduğu açı, biçim ki karşılıklı örmeye başlıyorlar o peteği. O altıgenleri yaklaştırıyor, yaklaştırıyor yaklaştırıyor tam ağız ağza çakıştırıyor. Bir insana siz böyle bir imkan verseniz eline balmumu verseniz bir kere o balmumunu o şekilde altıgen bir tanesini yapması günler sürer onu, yapamaz ayrıca o çöker o içine.
MUHABİR: O simetriyi yakalamak pek mümkün değil.
ADNAN OKTAR: Yapamaz. O açıyı da veremez, çünkü balın dökülmemesi için de ayrıca ters bir açı veriliyor. Duvar kalınlığı da inceliği de çok iyi ayarlanmıştır. Çok çok iyi ayarlanmıştır. Tam ağzına kadar balla dolduruyor. Hiç taşırtmadan, o da mesela çok acayip bir şey Allah’ın hikmeti. Bakın ağzına kadar dolu çaka çaka. Tam anlamıyla ağzını kapatıyor, tam küp gibi dolduktan sonra. İnsana doldur dense dolduktan sonra taşar o bal, yapamaz onu. Dökülür o kapak tutmaz zaten.
MUHABİR: Ne kaşık ölçüsü uyar hocam, ne kepçe ölçüsü uymaz yani
ADNAN OKTAR: Yani insana sen gel onu yapıştır dese tutmaz o. İstediği kadar uğraşsın. Ancak Japon yapıştırıcı ile tutturması lazım, o zaman da…
MUHABİR: bal olmaz.
ADNAN OKTAR: …bal ballıktan çıkar yani. Mesela, kapıda yabancı böcek giriyor mu, girmiyor mu diye ağızda 2 tane nöbetçi arı tutuyorlar. Yani hayrettir, yabancı başka bir kovandan gelen arıyı da biliyor. Yabancı girmeyecek, herhangi bir böcek, başka bir şey girmeyecek. Eğer herhangi bir şekilde bir böcek girerse zaten orada onu infaz ediyorlar. Eğer dışarı atabiliyorlarsa atıyorlar, atamıyorlarsa üstünü reçinemsi antibiyotikli bir madde salgılıyor onların kendi vücutları onu reçine ile karıştırıyorlar, yani reçine, kendi ağız salgılarını karıştırarak bir madde elde ediyorlar. Onunla kaplıyorlar üstünü. Yani hayvanın üstünü bir madde ile kaplıyorlar ve bozulmuyor hayvan. Yani böyle bir mumyalama metodu geliştirmişler.
MUHABİR: Yani hocam, iki de bir ihtimalle düşündüğümüz zaman 2 tane arıyı yan yana getirsek birine Ali birine Veli desek ikisini birbirinden ayıramayız, hangisi Ali hangisi Veli. Ama onlar onlarca kovanın içinde onlarca yüzlerce arı yabancının fark edilmesi ancak ilahi bir nizam, ilahi bir sistem, ilahi bir program.
ADNAN OKTAR: Mesela, çiçeklerin uzaklığı değişik bir yerlerde oluyor. Mesela, 400-500 m. ileride veyahut 1 km ileride bir çiçek topluluğu oluyor. Arı oradan geliyor. Arıları etrafına topluyor. Bunun filmi var. İsteyen internete girip görebilir. Sitemizde de var.
Bütün etrafını sarıyorlar önce. O başlıyor gösteriye. Güneşe doğru onun bir dansı var. O dansta verdiği ölçü ile hem açısı, ne kadar uzaklıkta olduğunu, hem hangi yönde olduğunu hayvanlara bildiriyor ve arılar da eliyle koymuş gibi gidip onu buluyorlar. Bunu yabancı profesörlerin incelemeleri sonucunda insanlar anladı ve bilimsel bir çalışmadır bu. Çok yönlü bir bilimsel çalışmanın sonucu olarak bu tespit edilmiştir. Mesela, hayvanın altından plakalar halinde balmumu çıkıyor, yani plaka halinde. Sunta fabrikası gibi altından kalıplar halinde çıkıyor. Onları hayvan kesiyor, biçiyor, şekillendiriyor, bir şeyler yapıyor, yoğuruyor. O balmumu dediğimiz olayı meydana getiriyor. O açıları mükemmel olan o küçük kutucukları yapıyor, altıgen kutucukları yapıyor. Mesela, yavruların beslenmesi ayrı, her gün teker teker onları kontrolden geçiriyorlar arı sütüyle. Mesela, ona ne verileceğini biliyor. Ona arı sütü, düşmana zehir, batırıyor iğnesini ona zehir veriyor. Bakın, düşmanı fark ediyor, düşmana zehir, yavruya da süt ve itina ile besliyor onunla, itinayla gözlerinden de kaçmıyor, çok fazla yavru var. Aç kalan yavru olmuyor. Mutlaka onları itinayla belli aralıklarla besliyorlar. Yani bir insana versen koğuşları şaşırır. Yani besleyeceğin yer şurası desen unutur insan, hayvanlar unutmuyor. Böyle hayvanların o kadar çok harika özelliği var ki, saymakla bitmez. Mesela, kovanı havalandırmaları var, hep beraber kanat çırpıp.
MUHABİR: Evet, klima özelliği…
ADNAN OKTAR: Klima özellikleri var, bu da çok şaşırtıcı yani saymakla bitecek gibi değildir. Baştan sona hayvan mucizedir. Zaten kendi gözleri ayrı bir mucize, gözlerinin yapısı ayrı bir mucizedir. Bedeni ayrı bir mucizedir. Yaptığı bal mesela, müthiş mükemmel, çok çok güzel, ağdasını çok güzel veriyor. Allah ona çok güzel imkan vermiş.
MUHABİR: Şifa…
ADNAN OKTAR: Tabii, çiçeklerden aldığı o normalde nektarı bir yere koysak doldursak bozulur o, kokuşur yani dağılır. Ama arının vücudunda oluşan o bal, yani vücudun oluşturduğu o bal bozulmuyor. İstediğin kadar beklesin bozulmuyor. Bu da çok büyük bir mucizedir, Allah’ın hikmeti.
MUHABİR: Zaten insanoğlu bal yapmayı henüz beceremedi hocam. Reçel yapıyor, ne bileyim bazı nektarlar karışımlar yapabiliyor ama bal yapma konusunda bilmiyorum ama becerilmedi henüz bal yapabilen olmadı.
ADNAN OKTAR: Tabii, çok çok harika bir hayvan, mesela örümcek de öyle çok sevimli. Onun biliyorsunuz, her olaya göre ayrı bir ipeği var. Yani ona göre bir ipek kalitesi Allah ona vermiş. Mesela, ağ yapmak için ayrı bir şey yapıyor, paketleme için ayrı bir ipeği var. Yani tek bir tane değildir o. Mesela aşağı inerken birçok insan görmüştür. Birdenbire tırmanmaya başlar yukarıya doğru. Bakın salgılıyor. O ipek salgısının ilk çıktığı anda sıvı halde. Sıvı halde normalde kopması lazım ama çıkar çıkmaz donuyor. Bu çok acayip bir şey anında donuyor, çıkar çıkmaz. Yoksa normalde su halinde, su halinde o onu tutmaz, düşer hayvan. Ama daha salgılanır salgılanmaz donduğu için sağlam çelik bir ip gibi oluyor onun için gayet güvenli oluyor. Eğer riskli görürse bu sefer yukarı doğru tırmanmaya başlıyor aynı ipten. Bu sefer yiyerek tırmanıyor onu. Bu ne sürat…
MUHABİR: Müthiş bir savunma refleksi
ADNAN OKTAR: Yani, mucize üstüne mucize, mucize üstüne mucizedir ve bütün böcekler böyle harikadır. Hepsi ayrı bir harikadır, MaşaAllah.
MUHABİR: Evet, yarasaların gece görme özelliği gözleri yoktur ama o da apayrı bir mucize. Evet, hocam konu değiştireceğiz. Hakikaten çok güzel şeyler var. Biraz sonra size John Baptiste Lamarck’tan, onunla ilgili bilgi isteyeceğiz. 1744’lü yıllarda yaşamış ve 1829 yılında da ölmüş bildiğimiz kadarıyla. Bu da tabii gelen sualler arasında bir şey.
Ama biraz günümüze dönelim diyoruz. İzmir’den, Hüseyin Dolap isimli bir kardeşimiz, sizce diyor hocam iddia edilen Ergenekoncuların yaptıkları iddia edilen Rahip Santaro cinayeti bir Müslüman Hıristiyan çatışması çıkarmayı mı amaçlıyor, bir din görevlisini öldürmekle ne elde etmeyi hedefliyor sizce demiş, bu kardeşimiz.
ADNAN OKTAR:Buraya gelen Hıristiyanlar, buradaki rahipler Allah’ın bize bir emanetidir. Kuran’da Sinagogların mescitlerin kiliselerin önemi vurgulanır. Burada Allah anılır. Buraların mahfuz olması gerekir ve bunlar bize emanet olan insanlar. Bize Allah koruma görevi vermiştir onları ve yapılan olay tabii hem haram hem de bir fitnedir. Hem çok ciddi bir fitnedir. Müslümanlarla Hıristiyanları tabii ki karşı karşıya getirmeyi amaçlayan bir çalışma ama asıl kökeninde de dindar Müslümanları, dindar Hıristiyanları ve dindar Musevileri dünyadan yok etme planının bir parçasıdır.
Çünkü masonluk bir tek Müslümanlara karşı tavır almış değil. Dindar Museviler, İsrail’de inim inim inliyor. İnsanlar bunu bilmiyor. Dünyanın diğer yerlerinde de ben konuşuyorum, Museviler var. Mesela, başında kippasıyla gezemez. Laf atıyorlar. Hakaret ediyorlar. Dövüyorlar. Elini kolunu sallayarak gezemiyorlar. Dünyanın birçok yerinde eziyet görüyorlar. Dindar Hıristiyanlar da mesela bir rahibe hanım, İtalya’da mesela, bazı yerde gezebilir ama birçok yerde hiç gezemez. Ya hakaret ederler, ya iftira ederler, ya alay ederler. Hele dünyanın başka yerlerinde gezmesi çok çok zordur. Bir rahip kıyafetiyle birisinin düşünün bir yerde gezdiğini. Muazzam eziyet ederler.
Onun için dindarları bölmek, ezmek ve yok etmek için bir Siyonist plan var. Ateist-siyonistlerin ve masonların bir planı var. Yeryüzünde Allah’a inanan herkesi yok etme planıdır bu. Çünkü şeytan sadece İslam’ı karşısına almıyor. Allah’a inanan herkesi karşısına alıyor. Şeytanın amacı budur.
Dolayısı ile Hıristiyan dindarlar ile dindar Müslümanlar ittifak etmelidirler dinsizlere karşı, ateistlere karşı, masonlara karşı. Eğer ittifak olmazsa karşımızda masonlar ittifak etmişler. Ateist-siyonistler de ittifak etmişler. Ama inananlar da bölünmüşler. Bu durumda onların gücü galip gelebilir. Her yerde ezilen mesela, birçok yerde de Müslümanlar eziliyor, biliyorsunuz, dünyanın birçok yerinde. Bir ittifak ettiğini düşünün. Dindar Museviler, dindar Hıristiyanlar ve dindar Müslümanların ittifak ettiğini düşünün. Kimin gücü yeter, değil mi! Onun için ittifaktan yana olmamız lazım. İnananların birbirlerini koruyup kollaması çok önemlidir.
MUHABİR: Kesinlikle bir de birlik beraberlik adına, kollama kayırma anlamında çok bariz bir örnek var. Eğer bu İslam’ı yaşayıp da İslam adına hareket eden insanların -gayri Müslimleri diyelim- dışlama gibi bir lüksleri yok diye düşünüyorum. Ben o da şundan hemen örnek vereceğim. Hicret döneminde Habeşistan’a giden Müslümanlar var. Onların sığındığı yerler de belli. Habeş bir kral ve Hıristiyan bir kral ama onları kayırmıştır, korumuştur ve muhafaza etmiştir.
ADNAN OKTAR: Tabii ki
MUHABİR: O anlamda onun yapabildiğini Müslüman’ın ya da Müslüman insanların yapmaması ayırması bence en azından hümanizm adına hoş bir düşünce değil diye düşünüyorum, bilmiyorum, yanlış mıyım?
ADNAN OKTAR: Evet, Allah’ın rızasına uymayan bir tavırdır. Kur’an ahlakına uymayan bir tavırdır. Vicdansızlıktır. Yani haramdır, zulümdür, saymakla bitmez.
MUHABİR: Ecdadın, ecdatların çok güzel örnekleri var bununla ilgili hiç ayırmamıştır, insanları.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, tabii ki
MUHABİR: Sayın hocam münafıklar, mümin topluluklarına veya onların çalışmalarına zarar verebilir mi diyor, Yusuf Sarıkamış, Ankara’dan sormuş bu suali de hocam.
ADNAN OKTAR: Münafıklar, Müslümanların körüğüdür adeta Müslümanları canlandırır, onları şevklendirir, diri ve canlı tutar. Onların dakik ve dikkatli olmasını sağlar. Çünkü kafirden daha şiddetlidir, münafıklar daha eşedd daha azgındırlar, cehennemin en derin tabakasına gidecektirler, münafıklar. Peygamber Efendimiz zamanında da biliyorsunuz münafıklar vardı. O dünyanın en güzeline, O Allah’ın güzel nur tecellisine karşı, böyle kahpece ve kalleşçe tavır içinde oldular biliyorsunuz. O kadar mucize görmelerine rağmen o kadar güzel ahlak görmelerine rağmen Peygamber Efendimizin vesilesi ile zengin olmalarına rağmen huzurlu yaşamalarına rağmen müthiş bir kahpelik yaptılar. Ayrı bir mescit edindiler biliyorsunuz, dırar mescidi ve oraya ne kadar münafık, üçkağıtçı, sahtekar varsa it kopuk varsa oraya topladılar. Ve peygamber efendimize karşı sinsi ve kalleş bir mücadeleye başladılar.
MUHABİR: Davet de ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet ve sorduklarında da biz, Allah’a, dine hizmet için biz buraya geldik, diyorlar, faydalı olmak ama onlar yanlış yoldalar. Doğrusunu biz burada yapıyoruz, diyorlar. En iyisini biz biliyoruz, gibisinden. Aynı olay ahir zamanda Mehdi devrinde de olacaktır. Yani Mehdi cemaati içerisinde de böyle kahpeler çıkacaktır. Kalleşler çıkacaktır, organize olacaklar ama kendi aralarında bölünürler diyor Allah, münafıklar. Münafıklar bir birlik bütünlük içinde değildir, diyor. Onların da kalpleri parça parçadır, diyor, birbirine düşmandır onlar.
MUHABİR: Enaniyetin olduğu yerde
ADNAN OKTAR: Tabii tabii, azgınlar fakat gruplar halinde olurlar fakat Müslümanlara karşı bir mücadele ekibi oluşturuyorlar. Kafirlerle işbirliği yaparlar, diyor Allah ayette. Yani Müslüman’a düşman olan kişilerle işbirliği yaparlar, diyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) zamanında da muhbirlik yapmışlardır, alçaklık yapmışlardır. Mehdi zamanında da yine aynı şekilde muhbirlik, alçaklık yapmışlardır ve yapacaklardır. Hz. İsa’nın zamanında da olacaktır yine münafıklar onlar da öyle kahpelik yapmaya kalkacaklardır. Fakat Hz. İsa’ya etki etmez, biliyorsunuz Hz. İsa’ya karşı oyun oynamaya kalkana Allah muazzam bir bela verdi. Hz. İsa’ya benzetti onu biraz daha. Biraz benziyordu, iyice benzetti Allah yüzünü değiştirdi. Bir de sopa yediği için, dövüldüğü için tamamen tanınmayacak hale geldi. Aldılar, çarmıha gerdiler onu. Bağıra bağıra, sabaha kadar bağırarak Allah canını o şekilde aldı. Yani Hz. İsa’ya ihanetin cezasını Allah onu perişan ederek karşılık olarak verdi. Bir kısım safi kalpli Hıristiyanlar da onu Hz. İsa zannettiler. Halbuki Hz. İsa göğe çekildi, göğe alındı. Onu O zannettiler.
MUHABİR: Rabb’ül-alemin nebisine o işkenceyi çektirir mi?
ADNAN OKTAR: Tabii ki MaşaAllah, Elhamdülillah.
MUHABİR: Hocam bize şu hadisi açıklayabilir misiniz, demiş. “Kostantiniyye’nin fethi sırasında sabah namazı için abdest alırken bir bayrak dikecek. Deniz ikiye ayrılarak su kendiliğinden uzaklaşacak ve açılan yolu takip eden Hz. Mehdi karşı kıyıya geçecektir. Sonra bir bayrak daha dikecek ve diyecek ki: Ey insanlar, ibret alınız. Deniz Beni İsrail’ e nasıl yol verdiyse bize de öyle yol verdi. Ondan sonra hepsi tekrar tekrar tekbir getirecek ve 12 tekbir ile şehrin 12 burcu da düşecektir.” (El-Kavl-ül Muhtasar fi Alametil Mehdiyyül Muntazır, syf. 57). Saygılar hocam İbrahim Güloğlu, Ordu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bu tabii müteşabih bir hadistir. Tahakkukundan sonra anlaşılır ama bizim gördüğümüz anladığımız Mehdi zamanında İstanbul’a büyük bayraklar dikilecek. Yani dikkat çekecek şekilde bu görülecek. Koskoca Türk bayraklarını şu an herkes görüyor. Işıl ışıl parlıyor. Bu hadisin bir işaretidir. Mehdi’nin İstanbul’a geleceği, denizin üstünden veya altından geçeceği toprak üstüne basarak veya sert bir zemine basarak geçeceği anlaşılıyor buradaki ifadeden. Hz. Musa devrindeki olayın bir benzeri olarak bu boğaz köprüsü veya tüneldir yani buna işaret ediyor. Yani Mehdinin denizden bir araç olmaksızın bir gemiyle veya sandalla değil de düz yoldan geçeceği anlaşılıyor. Mehdinin denizin kenarında bir yerde olacağı anlaşılıyor bu rivayetten. Yine Hızır kıssasında da onu anlıyoruz. Yine denizin kenarında olduğu anlaşılıyor. Hatta kayalık bir mevkiye dikkat çekiliyor. Kayalıkların yoğun olduğu bir mevkiye dikkat çekiliyor. Yani bütün ahir zaman olaylarının İstanbul’da olduğu ve İstanbul’a ait detaylara böyle küçük küçük gizli şifrelerle işaret ediliyor ve o kadar çok detaya girilmiş ki, ümmetin kalbinin hoşnut olması daha gönüllerinin rahatlaması için şaşırtıcı detaylara girmiştir hadisler, Peygamber Efendimizin şaşırtıcı izahları olmuştur.
MUHABİR: Aslında İstanbul çok dolu, İstanbul ile beraber anılan, Resulü Ekrem Efendimizin İstanbul’un fethi ile alakalı söylediğinden tutun da çok farklı…
ADNAN OKTAR: Yani çok fazla var.
MUHABİR: …şeyler var. Yani özel bir yer.
ADNAN OKTAR: Bakın, Mehdinin çalışması da çok müteşabih ve çok güzel anlatılmış. 12 kale demek ki, materyalist Darwinist odaklar kaleleşmiş, kale haline gelmiş sistemler teker teker Mehdinin çalışmaları ile ortadan kaldırılacaktır, yok edilecek ama bunu yaparken Mehdi şiddet kullanmayacak herhangi bir olay olmayacak, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, kan da akıtmayacak hadisin ifadesi ile. Allah’ı anarak, güzellikle sevgi ile ikna ederek telkinle bilimle teknolojiyle, akıl kullanarak, hikmetle bu güzel çalışmasını yapacaktır. Bunu görüyoruz.
 MUHABİR: İnşaAllah, biz de o mübareğin yardımcılarından oluruz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Peki hocam, Mehdi’nin (A.S.) ailesi, O’nun Mehdi olduğu konusunda diyor, sevgili izleyicimiz, Sevgi Erener bunu Trabzon’dan söylemiş. Yani çocukluğundan itibaren bir olağanüstülük var mıdır, hayatında diyor ve ailesi bilecek mi, Mehdi’nin (A.S.) ‘ın Mehdi olduğunu gibi…
ADNAN OKTAR: Mehdi, hadislerde ben böyle bir şey pek… Ama Mehdi kendisi dahi kendisini bilmez, diyor Said Nursi Hazretleri başlangıçta. Yakın talebeleri O’nu imanın nuru ile tanır, diyor. Ailesinin bir bahsi yok, Mehdi de, Mehdi olayında. Mehdi’nin sadece evde doğumundan bahsediyor rivayetlerde, hadislerde evde doğacağı, Hz. İbrahim gibi O da gizlidir diyor doğumu evde olacaktır, diyor. Fakat O’nun tanınmasını ailesiyle bağlantılı değil, imanın nuru ile bağlantılı olarak açıklamış, Said Nursi Hazretleri. İmanın nuru ile dikkat etmekle fark edileceğini söylüyor.
MUHABİR: Evet yani oda Ehli din erbabı bilir yani
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Kokusundan tanır, nisbet kokusu vardır, mübarek zatların, tabi biz bilemeyiz, aramamız, bulmamız. Benim gibi çulsuzların böyle hassas şeyleri alacağı şey değil ama
ADNAN OKTAR: Estağfurullah, Estağfurullah
MUHABİR: O nuraniyeti onlar da mutlaka fark ederler, işte diyoruz ya her zaman söylediğimiz gibi biz de İnşaAllah görenlerden oluruz, öyle ümit ediyoruz, güçlü de bir ümit söyleyelim yani bunu da buradan. Bir hukuk öğrencisi olarak sizin davanıza özel ilgi duyuyorum ve sitenizdeki davanız ile ilgili tüm bilgileri ve gelişmeleri titizlikle takip ediyorum, benim anladığım kadarıyla sizlerin aleyhinizde işkence yoluyla zorla imzalatılan ifadeler dışında hiçbir delil yok, diyor. Peki, bu ifadelerin delil olarak kullanılmayacağı uluslar arası hukukta ve bizim kanunlarımızda bu kadar açıkken siz nasıl mahkûm oldunuz bunu anlamak mümkün değil, diyor. Levent Kozlu, Hocam hakikaten güzel sual bu, bunu soralım da, ona paralel şunu da soralım. Biz şunu biliyoruz, bir dava adamları dava insanları diyelim bir yola girdiğinde hele, hele böyle bir sistem içinde mutlaka eziyet, mutlaka çile, hani dikenli yollar dediğimiz anlamda teşbihte hata yoktur, bu yansımıyor sizden Hocam, yüz gülüyor her zaman oturup muhabbetimizi sohbetimizi
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Elhamdülillah,
MUHABİR: Yayında, yayın dışında ediyoruz da, neler oluyor Hocam, bundan söz etmenin bir sakıncası var mı? Yani bu anlamda bir saldırı bir zorluk bir meşakkat zorluğu, nasıl zorluklar var hayatınızda, bunu bilmekte ben bir beis görmüyorum, eğer sizce de bir mahsuru yoksa bunun.
ADNAN OKTAR:   Tabi ben çektiğim zorlukları, karşılaştığım olayları insanlara yansıtmam, yani mesela başım ağrısa da kimse bilmez, grip nezle olurum kimsenin haberi olmaz, ben ona çok özen göstertirim, yani Allah vermesin çarnaçar kalınırsa insan ancak o zaman doktora derdini söyleyebilir. Yani şu rahatsızlığım var, benim onun dışında hayatımda hiçbir olaydan şikâyetçi olmadım şu ana kadar
MUHABİR: Eyüp (A.S.) gibi Hocam
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah,
MUHABİR: Şimdi Ya Rabbi dilime dokundu artık noktasında…
ADNAN OKTAR: Çarnaçar kalırsam belki İnşaAllah, kardeşimizin sorusuna söyle cevap vereyim; tabi biz mahkemenin kararına saygılıyız. Yani hakkımı helal ediyorum mahkemenin üyelerine de.
Fakat mahkememizin savcısı şöyle dedi, açıklaması yani resmi açıklaması mahkeme savcısının; “mahkememizce toplanan deliller arasında sanıklar aleyhine delil bulunmamaktadır” delil yok diyor Savcı, yani aleyhlerinde delil yok diyor. CMK’nın 148/4 maddesi gereğince, poliste alınan avukatsız ve işkenceyle alınan ifadelerin, delil olarak değerlendirilemeyeceği mahkemenizce de kabul edilmiştir. (mahkemede hakikaten kabul etmişti, bu ifadeler geçersiz demişti yani işkenceyle alınan avukatsız alınan ifadeler zaten geçersizdir, demişti) ayrıca, diyor savcı, mahkemece daha önce 6 sanık şantaj ve çete üyesi olmaktan suçlarından yargılanmışlardı. (Aynı dosyadan yargılandı bu kişiler diyor. Bu kişiler bizim arkadaşlarımız, çete yöneticisi olmaktan aynı deliller aynı dosya ve hiç arada başka da bir fark yok yani, hepimizin yargılanışı aynı, bunlara daha önce siz beraat verdiniz diyor mahkemeye. Yani bu kişilere beraat verdiniz, diyor ve bu kişiler de aynı suçtan yargılandığına göre ve delillerde aynı olduğuna göre dosyada hiçbir şey değişmediğine göre diyor) Bu durumda diyor, sanıklardan Adnan Oktar’ın suç işlemek için örgüt kurmak ve diğer sanıkların örgütün yöneticisi olmak örgüt adına faaliyette bulunmak suçlarını işledikleri sabit olmadığından, diyor, savcı CMK’nın 223/2 E maddesi gereğince bütün sanıkların müsnet suçlardan ayrı ayrı beraatlarına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur, dedi.
Mahkeme de biz o kanaatte değiliz bizde ceza vereceğiz dediler, canları sağ olsun kaderde olan bir sözü söylemiş oldular. Yani kendi ağzından çıkan bir söz değil, daha mahkeme heyeti annesinden doğmadan o karar açıklanmış oluyor, tabii bir hikmet vardır, bir hayır vardır, hakkımı gani, gani helal ediyorum, hepsine. Allah hepsine hayır bereket versin
MUHABİR: Evet, Yusuf (A.S.) sünnetini yaşamak varmış
ADNAN OKTAR: Evet, hükümlerine saygı duyuyorum, gerekirse devletim bana emrederse daha önce de gittik yattık, medreseyi yusufiyede sevinçle yatarız, kitap yazarız, yazı yazarız. Gene konuşuruz, gerekirse oradan da röportaj yaparız, İnşaAllah, yazılı olur ama olur yani İnşaAllah
MUHABİR: İnşaAllah her şeyde bir hayır vardır
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Hocam, Adnan Oktar Beyefendi diyor, Mehdinin ailesi ile ilgili hadisler var mı? Az önce söylemişti Hocam bunu ama annesi ve babası kardeşleri ile ilgili bilgiler var mı, diyor, oturduğu yer gibi detaylar hadislerde bildirilmiş mi diyor, Süleyman Kösedağ’da bunu İzmir’den soruyor Hocam
ADNAN OKTAR: Mehdinin az kardeşi olacağı söyleniyor, yani çok az olacağı söyleniyor, az en azı düşündüğümüzde işte en az neyse odur.
MUHABİR: Hiç kardeşsizlik değildir
ADNAN OKTAR: Efendim
MUHABİR: Hiç kardeşsizlik değildir herhalde
ADNAN OKTAR: Evet, hiç kardeşsizlik değildir, azdır, diyor. Kardeşleri azdır yani en az anlamına gelen bir şey, tabi kapalı bir üslup o, müteşabihtir, ama tahakkuk edince anlarız, İnşaAllah
MUHABİR: İnşaAllah Hocam, peki Hocam biraz konuyu değiştireceğim Lamarckizmle arzu ettiğiniz zaman ondan bir kısa…
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Çizgi geçmek isterseniz, paylaşmak adına söylüyorum, darwinizme değineceğiz tabii
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bu alakalı ama şimdi Hocam İngiltere’de okullarda bir kampanya başlatıldığını öğrendik biz, böyle bir bilgi geldi bize, yaradılış ders olarak okutulsun, diyorlar, bizim ülkede ne oluyor bilmiyoruz ama bundaki esbabı mucize nedir? Hocam yani
ADNAN OKTAR: Evet, yaratılış dersi olarak okutulmaması durumunda zaten çocuklar internetten öğreniyorlar. Okutmayanlar da mahcup oluyorlar. Çünkü dersler de çocuklar eğleniyorlar artık darwinizm konusu geçtiğinde, onlar için bir şov dersine dönüştü o, yani bir komedi ortamına dönüşüyor. Çünkü çocuklara diyorlar ki, çocuklar siz tesadüfen oluştunuz, çocuklar da tabii tebessüm ederek hocalarının gözlerine bakıyorlar, yani çünkü bu alay eder gibi bir söz, Paris’i Londra’yı kurmuş varlıklar, İstanbul’u kurmuş varlıklar tesadüfen oluşmuşlar! Onların iddiasına göre, çocuklar da buna güler tabii ki. Bütün hayvanlar meyveler bitkiler bunların hepsi tesadüfen oldu diyor adamlar, çocukların yapacağı şey de tabii ki alay etmektir, gülmektir. Bütün dünyada şuan darwinizmi savunanlar bir komedi unsuru olarak görülüyor ve alay ediliyorlar. Yani kendilerini iyice mahcup edip küçük düşürüyorlar, Lamarck zaten o dönemde ortaya çıktı, çıkar çıkmaz da balonu söndü. Tam bir yalan ve fiyasko üstüne kurulu sistemi onu biliyorsunuz, işte hayvanlar kafasını boyunlarını siz anlatıyorsunuz ya, kafasını uzata, uzata otlara boyunları uzamış
MUHABİR: Ama çok enteresan geldi bu bana zaten hocam, yani bir zürafayı gördük o anlamda boynunu uzatan ama gene aynı örneği vereceğim bizim gariban keçilerimiz niye uzamamış, onların boynu niye uzamamış onu bir türlü algılayamadım, (tebessümle)
ADNAN OKTAR: Lamarckizm hemen çöktü biliyorsunuz, yani hiç daha ortaya çıkmadan çöktü, ama o dönemde bayağı ona inanan olmuştu o dönemde.
MUHABİR: Evet, peki Hocam Danimarka’dada gene buna benzer bir olay var, maymundan gelmedik diyorlar, Danimarka’da.
ADNAN OKTAR: Doğru
MUHABİR: Yani dönüp dolaşıp gene bizim ülkemize getireceğim bunu, Belçikalı öğrencilerin de 10 kişiden 6’sı, 6/10’ sı Darwinizme biz inanmıyoruz diyorlar ve Almanya’da asıl bana göre ehemmiyet arz eden yer burası Almanya’da da bir hayli gurbetçimiz var
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Orası da çok farklı bir bölge, işçi alan bir memleket
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: ‘Canlılığı Allah yarattı’ diye artık onlar da tasdiklemeye başladılar Hocam
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Canlılıktan bir söz edersek, bu iş nasıl oluyor Hocam, nasıl ulaşılıyor buralara
ADNAN OKTAR: Şimdi darwinizm böyle bir sille yiyeceğini böyle bir yumruk yiyeceğini böyle 70 yıl uyusa hayalinde bile aklından geçiremezdi, geçenlerde gene bir gazetede yazıyordu
MUHABİR: Kendi memleketlerinde yiyor bir de Hocam
ADNAN OKTAR: Evet, elektroşok etkisi yaptı diyor, yeni çıkan bir gazete haberi var, elektroşok etkisi yaptı diyor. Ben onları kendi yuvalarında vurdum. Fransa’da vurdum, Allah’a çok şükür ve hallaç pamuğu gibi attık, böyle yerle bir oldular Allah’a çok şükür. Yani ani baskın tarzında oldu, kıpırdayamadılar da, boş bulundular, kendilerini toparladıklarında da, iş işten geçmişti, yani şuanda Fransa’da darwinizm espri unsuru. Yani inanan aklı başında bir tane adam bulamazsınız, İnşaAllah. Yani genellikle ya araştırmayan, ya incelemeyen ya da biraz cahil cüheladan insanlar kulak dolgunluğu bilgilerle bunu savunuyorlar, yani genellikle şuan savunanlar şunlar; ateist-siyonistler savunuyor, masonlar savunuyor, mason ailelerin bir kısım yandaşları savunuyorlar, komünistler savunuyorlar, neo-Naziler savunuyorlar bir de satanistler savunuyorlar, o kadar başka savunan kalmadı şuan.
MUHABİR: Kaleler yıkıldı diyorsunuz hocam
ADNAN OKTAR: Evet, MaşaAllah
MUHABİR: Gazetelerde bir haber yer aldı, birkaç gün önce iddia edilen Ergenekon terör örgütü tutuklularından Adil Serdar Saçan’ın evinden çuvallarla belge çıkmış. Bunların arasında sizinle ilgili de çok sayıda belge ve bilgi yer alıyor demiş. Bu bilgiler size yönelik dava ile ilgili midir, bu konuda bir bilginiz var mı, diyor, Manisa’dan Halil Bulutlar sormuş bu soruyu da
ADNAN OKTAR: Evet, biliyorsunuz, Adil Serdar Saçan bize operasyonu düzenleyen kişidir. Yani bizim arkadaşlarımıza yapılan operasyonun şefiydi o biliyorsunuz, emniyet müdürüydü o zamanlar. Fakat şuan iddia edilen Ergenekon tutuklusu olarak cezaevinde, gene basından da çok iyi tanıdığınız bazı şahıslar, bizim aleyhimize yoğun faaliyet yapan, basında psikolojik savaş ortamını meydana getiren, bize karşı kamuoyunda olumsuz imaj oluşturmak için geceli gündüzlü toplum mühendisliği uygulaması yapan kişilerin de bir kısmı biliyorsunuz içerdeler şuan, iddia edilen Ergenekon tutuklusu olarak.
MUHABİR: Evet, medya patronlarından tutun da yani
ADNAN OKTAR: Evet, asıl baron dışarıda, baron şuanlar da biraz sıkıştı baron. Biraz eli ayağına karıştı şu aralar baronun ama baron çok önemli. Yani Türkiye’nin kanını iliğini böyle emen bizim milletimizin fakir-fukara hale gelmesine sebep olan Türk İslam Birliğini engelleyen, manevi değerlerimize delice ve gözü dönmüşçe saldıran, nerde bir Müslüman görse, nerde bir dindar görse, nerde bir mescit, nerde bir camii görse hemen onu ortadan kaldırtmak için gayret eden, kalemşörleriyle böyle onun biliyorsunuz argo tabirle yancıları var yani beslemeleri parayla yanında besliyor onları
MUHABİR: Hocam siz söylemeyin ben söyleyeyim isterseniz, bunlara ifade edilen şeyleri yani sizin tarzınız değil yani pek bazı kelimeleri telaffuz etmek istemiyorsunuz ama
ADNAN OKTAR: Evet, beslemeleriyle Türk milletinin kanını iliğini adeta sömürdüler böyle. Ama Allah’a çok şükür şu an iddia edilen Ergenekon’un derdest yakalanması felç etti, çünkü iddia edilen Ergenekon kanalıyla Türkiye’yi soyup soğana çeviriyordu, normalde gariban böyle zavallı bir adamdı, ama adam beslene, beslene, beslene, beslene böyle semire, semire etrafını da besleyerek muazzam bir imparatorluk kurdu. Gerçi şuan yakasına bir anlamda yapışıldı bir yönüyle ama bu yeterli değil tabii.
Asıl bunun hukuki suçları var yani iddia edilen Ergenekon bağlantısıyla ilgili suçları var, bunların çok üstünde durulması lazım. Bir de bir gazeteyi ele geçirmek için bunun yaptığı büyük bir olay var, yani böyle herkesin bildiği ama henüz daha ispat edilememiş büyük bir olay var, bir gazeteyi o, o şekilde ele geçirdi. Bu da gündeme gelecek vakti geldiğinde zamanı geldiğinde yani çok çirkin zalim bir yöntemle o gazeteyi ele geçirdi bu kişi. Bunun da tabii zamanı gelince devlet ortaya koyacaktır İnşaAllah.
Ama çok şükür bizim milletimiz artık uyandı, kendi düşmanlarını artık gördü, kendine oyun oynayanları gördü, bizim gelişmemizi manevi gelişmemizi Türk İslam Birliğini engelleyenleri maddi olarak zengin olmamızı engelleyenleri bizi sömürenleri şuan çok daha iyi kavramış durumdalar. Allah vermesin aksi durumda bunlar bu cinayet şebekesi 3 milyon dindarı Allah için gayret edenleri mesela camii imamlarını, Müslümanları, tebliğ yapanları kim varsa hepsini öldürmek üzere bir plan yapmışlardı ve bunu birkaç gün içinde bitirmeyi düşünüyorlardı. Bu devletin eline geçince, bu plan eline geçince devlet hemen demir pençesini bunların kafasına vurdu ve hemen tuzla-buz oldular, çünkü çok büyük bir olay bu, çok büyük fitne.
Fransızların yaptığı o biliyorsunuz ünlü ihtilal var Fransızlar masonlar yapmıştı, masonlar övünüyor zaten biz yaptık diye anlatıyorlar. Masonların kitaplarında bunu görürsünüz. Şimdi masonlar aynı Fransız ihtilalinin bir benzerini Türkiye’de yapacaklardı, büyük bir katliam. Yani gene aynı o zaman giyotin ise bu zamanda da el bombalarıyla işte makine tüfeklerle bütün insanları tarayıp katledip öldüreceklerdi, Allah’a çok şükür bu büyük fitne engellenmiş ve buna el konulmuştur, yani Türkiye’de Müslümanlığı kazımanın yolunun ancak böyle olacağına inanıyor masonlar. İçeriden fethedeceklerdi kendilerince yani kaleyi içerden çökerteceklerdi. Bu beşinci kol faaliyeti biliyorsunuz, Hitler’in yaptığı yöntemdir bu. Masonlar da Hitler’in uyguladığı bu yöntemi ki Hitler de masondur zaten, aynısını burada yapacaklardı, beşinci kol faaliyetiyle Türkiye’yi içerden çökerteceklerdi, doğu komünist Türkiye, batı komünist Türkiye olarak ikiye ayırıp, Müslümanlığın hiç bir emaresini Türkiye’de bırakmamayı düşünüyorlardı. 
MUHABİR: Harita olarak çiziliyor zaten bunlar
ADNAN OKTAR: Tabii, bakın dikkat edin iddia edilen Ergenekoncuların hepsinin ağızlarındaki üsluba dikkat edin, başka hiçbir konudan konuşmazlar, bunlar anti-komünist olmaz hiç, masonluğu ağzına almaz, varsa yoksa İslam’dır bunların sorunu, hep Müslümanlıktan nefret eden cümleler kullanırlar. Ya şu Müslüman’dan nefret ediyor, ya Müslümanların yaptığı bir uygulamadan nefret ediyorlardır, böyle bir çalışma içindeydiler. Allah kurtardı çok şükür Elhamdülillah
MUHABİR: Evet, Hocam hakikaten akla Çanakkale savaşları, Çanakkale savaşından sonra İngiliz müstemlekler bakanının avam kamarasındaki o çığlıkları, feryatları bunları topla tüfekle savaşla yok edemezsiniz, yapacağınız tek şey Kuran’dan uzaklaştırmak
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Söyleyişi geliyor ama dediğiniz gibi biz her zaman Rabbimizin vaadine inanıyoruz ama tabii bizlere de düşen görevler haliyle ziyade
ADNAN OKTAR: Evet, o dönemde ateist-Siyonistler bir haham vardı, Haum Naum efendi isimli bir haham, onu geniş çapta kullanmışlardı, yani masonlarla ateist-Siyonistlerin bağlantısını kuran, arada köprü olan kişi Haum Naum’dur. Yani Türkiye’yi parçalayıp bölüp İslamiyet’i Türkiye’den tamamen ortadan kaldırmayı amaçlayan bir plan yapmışlardı Kurtuluş savaşı dönemimde onu beceremediler, bu sefer de içten yıkmayı düşündüler, şimdi onu da beceremediler demek ki bu millet çelik gibi, evvel Allah 5’er, 5’er gelsinler 10’ar, 10’ar gelsinler hepsini darmadağın eder bizim milletimiz Allah’ın izniyle
MUHABİR: Dünyada hiçbiri Hocam bizim yaşadıklarımızı yaşasaydı ekonomik anlamda en azından tabii ki bunu kültürel boyutu da var. Kültürel anlamda hukuka baktığımız zaman hukuk çok farklı, kendi hukukumuz değil diyeceğim bizim ölçülerde bir hukuk İtalyan, İsviçre işte Fransa hukuklarının karması bizim ülkemizde eğitim keza öyle, gene dış menşeli yerlimiz yok bu anlamda ekonomik olaraktan işte IMF vesaire şuydu buydu ve hala Türkiye Cumhuriyeti varlığını idame ettiriyor. Bunda bakıldığı zaman ülkenin yer altı yerüstü zenginlikleriyle maddi manevi değerleriyle diyelim genel anlamda var yani ilahi bir yanı var ki hala hani derler ya ye, ye vur, vur hala ayakta duruyor. İnşaAllah bitti artık hani kroki durumdan çıktı derler ringde bu da artık vuracak o açığı gördü mü vuracak bitti maç, burada bitecek gibi benzetme geliyor aklıma ama ne derece doğru bilemiyorum artık
ADNAN OKTAR: Bizim milletimizin işte lider millet olduğunu ve gücünü Allah insanlara göstertiyor, bakın ne içerden ne dışarıdan asla yıkamıyorlar, Türkiye’nin başpehlivanlığını kabul etmiş durumda şuan dünya, MaşaAllah
MUHABİR: Böyle bir coğrafyada hakikaten yani Hocam İlahi bir hikmet var
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Bunda yani öteye bakıyorsun Ruslar işte batıya aşağıya bakıyorsunuz hep düşman, hakikaten hep düşman nereye bakarsanız bakın düşman ama Elhamdülillah
ADNAN OKTAR: Ama şimdi bu gücün karşısında hepsi dost olma durumuna geldiler MaşaAllah
MUHABİR: İnşaAllah,
ADNAN OKTAR: Tabii, güç sevecenlik iyilik sevgi muhabbet Türk’ün ruhunda oluğu için güzel ahlakı Türk milleti çok güzel benimsediği için ki benim için Türk Müslüman Müslüman’da Türkler birbirinden ayırt etmiyorum aynı anlama geliyor benim için. Civar ülke devletleri de artık hayran oldular mesela eskiden Suriye düşmandı, şimdi dost oldu ve Türkiye ile birleşmek istiyor. Irak dost oldu, birleşmek istiyor, Ermenistan can atıyor açın kapıları birleşelim diyorlar, Azerbaycan zaten bizim evladımız onunla sorun olmaz onlarla
MUHABİR: Aynı millet
ADNAN OKTAR: Evet aynısı, İnşaAllah
MUHABİR: İki devlet bir millet
ADNAN OKTAR: Tabii
MUHABİR: Hocam, Mehdi’nin fiziksel özelliklerini çok iyi biliyorum diyor, dostumuz fakat biraz da kişilik özelliklerinden bahsedebilir misiniz? Trabzon’dan geliyor Mesut Uçaktan, bu sual de artık herhalde yani hocam özellikleri derken şimdi ben kendimce soruyorum. Bir gün diyorum, hissedersem ya da benim zamanıma denk gelirse kimsenin olmadığı bir yerde herhalde biraz şiddetli bir şey olacak ama herhalde ceketi yırtarım yani böyle iki kürek kemiğinin ya da o mührü nübüvveti aramak için
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah
MUHABİR: Dostumuz da böyle bir şey arıyor galiba
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Mehdi tabii ki çok güzel ahlaklı bütün insanların seveceği, mazlum, dikkati çok açık, basiretli, ferasetli mütevazı bir insan olacaktır ve Mehdi’nin önemli özelliği Mehdi’ye bağlanıldıktan sonra biat edildikten sonra Mehdi asla siyasete girmeyecektir, evinden manevi lider olarak dünyayı yönetecektir. Yani siyasi liderler normal görevlerinin başında olacaktır, bütün siyasetçiler. Mehdi sadece sözü çok geçen çok sevilen bir manevi lider olacaktır, yani onun ağzından çıkan her söze insanlar çok önem verecek çok değer verecekler. Sosyal adalette bu olacaktır, terörün ortadan kalkmasında bu olacaktır, mesela Mehdi insanlara yardım edelim kardeşlerim diyecektir, herkes neyi var neyi yoksa kardeşlerine dağıtacaktır
MUHABİR: Ne güzel
ADNAN OKTAR: Mesela bir yerde anarşi terör olacaktır, hep beraber birleşelim uyaralım bunları diyecektir, uyardı mı konu bitecektir. Mesela bir yere maden ihtiyacı olacaktır, bu kardeşlerimizin madene ihtiyacı var şu ülkenin, buraya göndersek çok güzel olur diyecektir, hemen bu yerine getirilecektir, bu tarzdır. İnşaAllah yani bir zora dayalı değil sevgiye muhabbete biraz da tabii manevi bir şiddetli atmosfer olacak heyecan olacak onun sarhoşluğu içerisinde o coşkuyla yapılacak şeylerdir bunlar. İnşaAllah
MUHABİR: Bu gidişle yakacak ortalığı o zaman
ADNAN OKTAR: Evet, İnşaAllah
MUHABİR: Yani anladığımız kadarıyla, 100 yılda bir müçtehit
ADNAN OKTAR: Evet, doğru
MUHABİR: Söz konusu Hocam, bu da âlimlerin yılı her 100 yılda bir müçtehide gelir, deniliyor. Mehdi (A.S.) bu müçtehitlerden biri midir, yoksa dediğiniz gibi hilafet orda noktalanacak artık Mehdinin (A.S.) dönemi mi başlayacak yoksa O’da o müçtehitlerden biri midir her 100 yılda bir gelecek?
ADNAN OKTAR: Her 100 yılda bir mesela Mevlana Halid, Said Nursi Hazretlerinin bir evvelki müceddididir, müçtehididir, Said Nursi kendi asrının müceddididir, Mehdi’de bu devrin ve bütün geçmiş devirlerin müceddididir, yani Mehdi’den itibaren Hz. Âdem’e kadar bütün devirlerin en büyük müceddididir, mesela İmam-ı Rabbani son 1000 yılın müceddididir. Ama Mehdi bütün dünyanın ömrünün müceddididir ve en büyük velidir yani dünyada gelmiş geçmiş şu ana kadar geçmiş en büyük velidir. Hem en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehit diyor Said Nursi, hem hâkim, hem Mehdi, hem mürşit hem Kutbu Âzam olarak diyor, bir zati nurani gönderecek o da ehli beyti nebeviden olacak diyor. Mehdi bütün kutsal kitaplarda geçer, yani Tevrat’ta, İncil’de, daha önce gelen kitaplarda, suhuflarda, peygamber suhuflarında, hatta Budistlerin eski el yazmalarında, oralarda da geçer. Budizm de çünkü hak bir dinin bozulmuş şeklidir. Mesela Mecusilikte hak bir dinin bozulmuş şeklidir. Mecusi yazmalarında hepsinde geçer. Yani ahir zamana doğru, hatta çok da detay verir. Dünyada bütün dinleri ortadan kaldırıp tek bir din kalacağını hak bir din kalacağını, bu insanın şefkati, merhameti, sevgiyi, insanlara göstereceğini, dünyanın görülmemiş bir bolluk ve adalet içerisinde olacağını, yani binlerce yıllık metinlerde de görüyoruz. Sırf hadislerde değil.
MUHABİR: O zaman Hocam yeri gelmişken âcizane bu kulda böyle İmam-ı Rabbani Hazretlerinden, Gavs-ı Sani Hazretlerine kadar tüm sadıklara selam olsun diyelim, sırları yüce olsun diyelim, onların da İnşaAllah gittiğimiz zaman Resulullah Efendimizin şefaati Mehdinin (A.S.) şefaati mi demek lazım, onun da insanlara…
ADNAN OKTAR: Mehdi tabii İnşaAllah Allah’ın dilemesiyle ahrette şefaat edecektir, eder. Allah’ın dilemesiyle İnşaAllah
MUHABİR: O zaman sadıklarında himmeti müminlerin duası selam gönderelim, bizim de üstümüzde olsun İnşaAllah diyelim
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Geçtiğimiz günkü röportajınızda Mehdinin (A.S.) isminin ebced hesabını araştırın, önemli bir tarihi verecek demiştiniz fakat ben Arapça bilmiyorum (Arapça bilmeye gerek yok bunun için, özür dilerim Hocam) böyle bir araştırmayı yapabilecek bir tanıdığım da yok, acaba siz biliyorsanız söyler misiniz Sayın Hocam, bu tarih kaçtır, Gülizar Yıldırım, Ordu Fatsa’dan söylemiş bunu da Hocam
ADNAN OKTAR: Muhammed Mehdi Muntazır, evet Seyyid Muhammed Mehdi Muntazır’ın ebcedi Risale Nur Külliyatının serbest bırakıldığı tarihi veriyor, baksın artık ona da o kadarına da internete girsin baksınlar
MUHABİR: Biraz zahmet etsinler
ADNAN OKTAR: O kadar da bilgi veremem
MUHABİR: O kadar da zahmet çeksinler yani
ADNAN OKTAR: Risale Nur’un serbest bırakıldığı tarih
MUHABİR: Evet Hocam, Sayın Adnan Oktar, İstanbul’un önemli bir şehri olduğunu söylediniz diyor, acaba bu konuyu biraz açabilir misiniz, Derya Salıncak, İstanbul.
Hakikaten hocam geçen Işıkara Hocam iki aya kadar deprem bekleniyor, İstanbul’da falan dedi ama biz de biliyoruz ki Mehdi (A.S.) olduğu yerde öyle bir şey söz konusu değil, rahat olsun mu insanlar hocam?
ADNAN OKTAR: Onu defaatle söylüyorum, Işıkara söylerken tabi o bilimsel verilere göre söylüyor ben Rahmani verilere göre bunu söylüyorum bakın bu yağmur olayında da bu böyle görüldü. Dediler ki her sene yağmur daha da azalacak, çünkü küresel ısınma var. İşte şu kriterine uyalım bu kriterine uyalım işte, gibi böyle düşünceleri vardı. Fakat gördüler ki, hakikaten bir yağmur kesilmesi oldu ani olarak, bir kere yağmur da ani kesilmez. Yani yavaş, yavaş eğer bir küresel ısınma varsa küre ısındıkça milim, milim yavaş, yavaş ısınmanın oranına göre değil mi yağmurun da ona göre kesilmesi gerekir, aniden yağmur kesilmesi bir harikadır, bu Mehdi’nin zuhur alametidir, hadiste belirtilmiştir. Arkasından da bol, bol yağmur yağdı, bakın şimdi barajlar doldu, hani küresel ısınma vardı, havaya mı uçtu küresel ısınma
MUHABİR: Küresel ısınmanın Hocam hakikaten bunun akıbeti nedir bunda yani küresel ısınma kavramında
ADNAN OKTAR: Bakın bunu açıklayamadılar, yani bir mucize olduğunu anladılar, bunu açıklayamadılar. Mesela ekonomik krize de bir anlam veremediler, şimdi o da bir mucizedir. O da Mehdi devrinin bir özelliğidir, onu da çeşitli bahanelerle açıklamaya çalışıyorlar ama kardeşim o zaman sizin uzmanlarınız var, profesörleriniz var, bankalarınız var, para basma makineleriniz var, altınlarınız var her şeyiniz var, hadi düzeltin bakayım düzeltebiliyorsanız, uğraşın
MUHABİR: Amerika yıllardan beri karşılıksız para basıyor, halen çözümleyemediler
ADNAN OKTAR: Niye kurtulamıyorsunuz, demek ki Mikail’in (A.S.), değil mi, darbesini almışlar, İnşaAllah
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Bu konuda bütün melekler görevli şuan, Cebrail de görevli, Mikail’de görevli, İsrafil’de görevli, Azrail (A.S.) da görevli hepsi görevliler şuan, ahir zaman da ve Mehdi’nin yardımcıları biliyorsunuz, Mehdi’nin iki yanında olacaklar diyor, Peygamberimiz (S.A.V.) ve şuan bu faaliyet devam ediyor. Mehdiyet buram, buram dünyayı sarmış durumda. Bunları bilimsel yöntemle açıklamaya çalışıyorlar ama açıklayamadılar ve bunda da mahcup oldular.
MUHABİR: Ozon falan diyorlar işte ne bileyim…
ADNAN OKTAR: Efendim
MUHABİR: İşte kutupların erimesi, ozon tabakalarının delinmesi, hani deterjan kullanıp kullanmayıp ama çok güzel bir şey oldu bu arada Hocam, su ile ilgili tasarruf çabaları gayet güzel oldu. En azından suyun çok önemli olduğunu, su ile ilgili çok güzel hadisler var, işte ırmak kenarında olsanız dahi suyu israf etmeyin, israfın haramlığı ile ilgili gayet de güzel oldu yani bu anlamda
ADNAN OKTAR: Şu an barajlar taşacak duruma geldi nerdeyse, iyice doldu, barajlar daha da dolacak şimdi dikkat etsinler, daha da yağacak İnşaAllah yağmurlar. Bu da Mehdi’nin bereketiyledir İnşaAllah, Allah’ın izniyle, Mehdi’nin olduğu yerde bereket vardır, güzellik vardır, iyilik vardır, iyilik olacaktır ve gittikçe bir bereket bolluk ve huzur çağına doğru gideceğiz İnşaAllah
MUHABİR: İnşaAllah Hocam, Irak’ta yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz? Amerika orada yaşananları telafi etmek için ne yapabilir? Irak’ta ki toplumsal ve siyasal çöküş nasıl tersine çevrilebilir? Yine bunlara ek olarak şu anda yaşanan Türkiye Irak ilişkilerindeki gelişmeler sizce umut verici, çözüme yönelik gelişmeler mi? Güler Bildirenler Bursa’dan soruyor. Ve sevgili dostlar ahirzamansohbetleri@hotmail.com bunu unutmayalım, www.harunyahya.tv ‘den de programı canlı olarak izleyebilirsiniz. Bir hayli sualler geliyor, şöyle ilginç daha farklı sualleriniz varsa bekliyoruz. ahirzamansohbetleri@hotmail.com
ADNAN OKTAR: Çok özür dilerim siz sorunuzu bir daha tekrarlar mısınız? Bu arada
MUHABİR: Sorayım Hocam soruyu, hatırlatmadığımız için sitem ediyorlar da. Irak’ta yaşananları soruyorlar Hocam, nasıl değerlendiriyorsunuz? Amerika bunu nasıl telafi edebilir, diyor, bu gidişat tersine nasıl döner ve Türkiye Irak ilişkilerindeki gelişmeler umut verici çözüme yönelik gelişmeler mi, diyor
ADNAN OKTAR: Amerika’nın telafi edeceği bir şey olmaz tabii, artık yakıp yıkmış öldürmüş, yani çocuklar öldürülmüş, kadınlar öldürülmüş, binalar yerle bir olmuş telafi olacak bir yönü yok, en güzel telafisi Amerika’nın oradan çekilmesi olur. Ama Allah’ın izniyle Amerika orayı Mehdi’ye teslim edecek ben söyleyeyim. Irak’ı, Suriye’yi bütün o bölgeyi Ürdün’ü, İsrail’i hepsini Mehdi’ye teslim edecektir. Yani bunu da açıkça söylüyorum ve bunun ikinci bir yolu yoktur, bu kaderin içinde olan bir olaydır. Allah’ın yarattığı bir olaydır, insanlar bunu alenen ve açıkça görecek, ben İstanbul’dayım İnşaAllah, kardeşlerim de buralardalar Türkiye’deler. Bu konuşmaları bir video kasete alsınlar saklasınlar 2014’te hep beraber birlikte hep seyredelim. Yani dediklerimin bir bir doğru çıktıklarını görecekler İnşaAllah.
Hele 2021’de seyredersek, özellikle 2021’de seyredersek, daha da muazzam şeylerle karşılaşacağız İnşaAllah.
MUHABİR: İlahi adalet
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Amerika’ya ya da emperyalizme ‘go home’ diyecek yani
ADNAN OKTAR: Evet İnşaAllah 
MUHABİR: Sayın Hocam Mehdi ahir zamanda İstanbul’u fethedecek ve bayrağını denizin kenarına dikecektir, diye bir hadis var, bu konuyu biraz açabilir misiniz? Kayseri’den Elif Doğan soruyor bunu da, Sayın Hocam
ADNAN OKTAR: Biraz önce söylemiştim, yani Mehdi’nin İstanbul’da olduğunu ve deniz kenarında bir yerde olacağı anlaşılıyor ve o devirde de Türk bayraklarının her yeri saracağı anlaşılıyor. Mehdi zaten dağınık Türk bayraklarını bir araya getirir diyor, Türk devletlerinin birleştireceği söyleniyor ki bu çok açık hadistir yani, çok fazla yalnız Türk birliği ile ilgili hadisler, bununla ile ilgili özel kitap vardır yani çok kalınca bir kitap var, sırf bu hadisleri toplayan
MUHABİR: EyvAllah Hocam, ‘Tevrat’tan Hikmetler ve Güzel Öğütler’ isimli bir kitabınız elime geçti diyor
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bu kitap ile neyi amaçladınız, diye soruyor Rize’den de Kubilay Aydoğan kardeşimiz Hocam
 ADNAN OKTAR: Bu kitapta Tevrat’ın içinde olup Kuran’a uygun kalan, hadislere uygun kalan bozulmamış olan hak izahlar var. Biz bunlara bir araya getirdik. Topladık. Burada Mehdiyi de çok detaylı, kapsamlı tarif ediyor. Şeklini şemailini, ne yapacağını, nasıl faaliyet yapacağını hatta bu yedi yıllık kıtlık dönemini de o açıklıyor Tevrat’ta. Çok kapsamlıdır.
MUHABİR: Hocam göz rengini sormuşlar. Bunla ilgili bir hadis var mı burada?
ADNAN OKTAR: Mehdinin
MUHABİR: Evet
ADNAN OKTAR: Şimdi
MUHABİR: Samimi Uşak Mersin’den soruyor bunu da hocam
ADNAN OKTAR: Bundan sonra alamet söylemeyeceğim. Çünkü alamet söyleyince diyorlar hocam diyorlar siz kendinizi tarif ediyorsunuz diyorlar. Artık onun için söylemeyeceğim.
MUHABİR: Kuran’da ebced hesabı ile ilgili biraz daha bilgi verebilir misiniz, Hakkı Mümtazoğlu Ordu’dan soruyor. VAllahi ebced hocam artık program tamamen şeye döndü hocam bazı ilim dallarını öğrenmeye de bir yöneliş söz konusu oldu.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, Şöyle diyeyim en iyisi Mehdi ile ilgili hadisleri benim internet sitemden www.harunyahya.com , www.harunyahya.org da Mehdi ile ilgili bölümler var. Ahir zamanla ilgili bölümler var. Oraya girip baksınlar. Yahut Suyuti’nin eserlerinden baksınlar. İbni Mace’ den. Şöyle yapsınlar Buhari, Müslim, Tirmizi, İbni Mace, Süneni Davud, Süneni Nesei oradaki hadisleri bir tarasınlar, baksınlar İmamı Rabbani’nin Mektubatında Mehdi ile ilgili bölümler var. Kitabın arkasında fihrist var. Oraya baksınlar oradan göreceklerdir. El Kavlül Mühtasar Fi Alemetil Mehdiyyil Müntazır vardır, İbni Hacer Mekki Hazretlerinin, ona baksınlar. Oralardan bulamazlarsa bana gelsinler. Ben bana gelsinler, söyleyeceğim. Yani detay vereceğim İnşaAllah
MUHABİR: Ben de diyeyim dedim de. İstiareye bari yatmayın hiçbir şey yapamıyorsanız nerden geldiyse o da aklıma… Sizin her röportajınızda mutlaka açılan bir konu var. Mehdiyet. Ben bu konunun farklı bir yönüne değinmek istiyorum izin verirseniz. Mehdinin gelişi konusu sadece İslamiyet’ e özgü bir beklenti midir, demiş Tahsin Gündoğan soruyor Ordu’dan bunu.
ADNAN OKTAR: Evet Museviler de bekliyorlar. Hz.İsa da söylemiştir. Mehdi hakkında açıklamaları vardır. Musevilerde de çok kapsamlı açıklanmış bir konudur. Çok yani önemlidir Musevilikte Mehdinin gelişi. Benim bununla ilgili zaten kitabım var. O kitaptan buna bakabilirler kardeşlerimiz.
MUHABİR: Peki doğumu hakkında diyorlar, Mehdi (A.S.) bilgi var mı? İstanbul da biliyoruz tamam öğrendik İstanbul’da diyorlar hangi şehirde doğduğu Malik İhtiyar bunu da Sinop’dan sormuş. Hocam şehir soruyorlar yani bu biraz da sıkıştırma gibi oluyor.
ADNAN OKTAR: Medine’de diyor hayır hayır şehir yani şehir bir şehirde. Şehir hakkında bilgi vermiyor hadis. Şehirde doğacak diyor. Medine yani büyük bir şehir. Medine deyince aklımıza o gelir. Yani kapsamlı bir şehir aklımıza gelir. Şehirde doğacaktır.
MUHABİR: Anladım hocam diğer insanlardan farklı bir kişilik var. Benim çevrem çok geniştir. Ama sizin gibi samimi bir insana hiç rastlamadım. Sizin tüm röportajlarınızı internetten bilgisayarıma indirdim. Hocam benim sorum şu. Hiç indirmenize gerek yok arkadaşlar. Açıp açıp izleyebilirsiniz boşuna hard diskinizi meşgul etmeyin. Çünkü gereğince bu anlamda ilgi alaka var okurlara. Her defasında bir konu anlatılırken Kuran’ı açıp hemen konuyla ilgili ayetleri okumaya başlıyorsunuz hatta bazı sunucu arkadaşların bile dikkatini çekti. Beni kast ediyorsunuz değil mi? Evet Hocam bu nasıl oluyor? Rabia Aydınoğlu Bursa’dan soruyor.
ADNAN OKTAR: Yani Allah rast getiriyor. Allah okutur. Her şey Allah’ın kontrolündedir. Yani kulun hiçbir gücü yoktur. Kul sadece vesile olur. Mesela şimdi televizyonda ekranda benim görüntüm oluşuyor. Allah yaratıyor. İnsanların beyninin içinde yaratıyor. Yani bunda benim bir gücüm olmaz. Ben de görüntüden oluşan Allah’ın gariban bir kuluyum. Yani siz de öylesiniz. Herkes bütün insanlar öyledir. Biz Allah’a boyun eğmiş mazlum, naçiz Allah’ın kullarıyız. Bizim herhangi bir gücümüz olmaz. Bize konuşturan bütün kelimeleri meydana getiren Allah’tır. Yani insan konuşmayı diler, Allah konuşmayı yaratır. O dilemeyi de Allah yaratır. Yani bütün güç kuvvet Allah’ın elindedir. Kullar sadece vesiledir o kadar.
MUHABİR: Evet kullara düşen sadece cüzi irade olsa gerek onun dışında da dediğiniz gibi söyleyene değil söyletene bak demiş ecdat. Bilim Araştırma Vakfının Sitesinden 1999 yılında gözaltına alındıklarında vakfın üyelerine ağır işkence yapıldığını öğrendim diyor. Hatta işkence raporlarını da sitelerine koymuşlardı. Acaba o dönemde vakfınıza böyle büyük bir baskı uygulayanlar, vakfın faaliyetlerini durdurmaya çalışanlarla gene iddia edilen Ergenekon Terör Örgütünü soruyorlar hocam, işaret ediyorlar bir bağlantı var mı, demiş Gönen’den Halit Kocabıyık soruyor, bunu da hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi adamlar tabi yani en tehlikeli şeyin ne olduğunu, en tehlikeli karşı çalışmanın ne olduğunu en iyi onlar bilir. Yani daha önce de söyledim. Firavun Musa’yı nasıl buldu? Nemrut İbrahim’i nasıl buldu hemen? Yani onlar bu konuda uzmandır. Masonlar da yani kendi zıtlarını bulmada çok uzmandırlar. Hemen bulurlar. Ateist Siyonistler de yani tehlikeyi hemen sezer. Onların burnu iyi koku alır. Yani şeytan da kendi karşıtlarını çok iyi bilir. Karşıtını çok iyi bilir. Ahir zamanda tabi Türkiye’de Müslümanlara karşı yoğun bir faaliyet başladı biliyorsunuz. İddia edilen Ergenekon Örgütü de üç bin kişiyi seçtiğine göre bu üç bin kişi öyle boş adam değildir. Onların içinde bizleri de tabii hedeflediler, bizi de tehlikeli gördüler demek ki ve var güçleri ile gayret ettiler. Ama Allah ayaklarına doladı.
MUHABİR: Evet. İtalya’daki temiz eller soruşturmasını yürüten savcı bir gazeteye verdiği röportajında soruşturma sırasında çok üst düzey mevkilerden özellikle de yüksek yargıdan çok baskı gördüğünü söylemişti. Siz de Türkiye’deki iddia edilen Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar sizce diyor bağımsız hareket edebiliyorlar mı? Mahkeme heyeti bağımsız karar verebilecek mi, demiş Lütfi Akdemir bunu Mersin’den soruyor hocam. Yargı bağımsız olabilecek mi diyor yani.
ADNAN OKTAR: Şimdi olay halkın çok gözünün önünde, yani böyle davalarda örtbas çok zordur. Ayrıca yargının içinde iddia edilen Ergenekon yapılanması var ama bunlar tali yapılanmalar. Yani yargının bütünü çok iyi Türkiye’de, mükemmeldir. Ama tali böyle sinsi sızmalar ve sinsi odaklar oluşmuştur yargının içerisinde. Sorun budur. Bunlara karşı bir operasyon yapılması gerekiyor. Ama devletin de vardır bir bildiği, İnşaAllah ama
MUHABİR: Savunma refleksi
ADNAN OKTAR: Evet ama savcılarımız yani gereğini yaparlar, yapıyorlar. Ama dosyalar ortada mahkeme dosyaları ortada her şey ortada. Ben de mesela müdahil olarak iddia edilen Ergenekon davasına müdahil olarak yani şikayetçi olarak katılacağım. Çünkü benim hakkımda çok yoğun faaliyet yapan, aleyhimde neredeyse işi gücü bırakıp iddia edilen örgüt bütün imkanlarıyla bir şey içerisinde olmuş yani faaliyet içerisinde olmuş. Kimlere etki ettiler, hangi komploları hangi oyunları kimler kanalı ile yaptılar ve yaptırdılar. Hangi devlet memurlarına etki edebildiler. Kimleri yönlendirdiler. Kimleri parayla veya tehditle hizaya getirip bizim aleyhimize cevirdiler. Kimlere yalancı şahitlikler yaptırdılar. Ben bunların hepsinin ortaya çıkmasını istiyorum tabi.
MUHABİR: Haliyle…
ADNAN OKTAR: Tabi mesela emniyette benim yiyeceğime içeceğime kim kokain karıştırdı? Mesela devletin ben bunu bulmasını isterim tabi ki.
MUHABİR: Hocam yemek yani emniyetteyken yani yiyeceğinize, içeceğinize
ADNAN OKTAR: Tabi ki biliyorsunuz o benim şeydir. Gözaltına alınmıştım. Yetmiş iki saat gözaltında tuttular ki sebepsiz gözaltına alındım. Yani ne savcılıktan bir belge var ne de herhangi bir kağıt hiçbir şey yok. Yani öyle gözaltına alındık. Yetmiş iki saat sonra kanımda 5 mikro gr/ml yani çok yüksek dozda kokain çıktı kanımda.
Adli tıpa gittik. Adli tıpta dediler ki 24 saatin içinde insanın kanında kokain kalmaz yani ne kadar alırsa alsın hiçbir şekilde kokain kalmaz. Bu şahıs yetmiş iki saatten beri gözaltında yani hiç kalmaması gerekiyor. Burada çok yüksek oranda kokain çıktı dediler. O zaman hâkim sordu? Sana orada yemek, yiyecek içecek verdiler mi, dedi. Kebap ısmarladılar efendim dedim. Ondan sonra meyve suyu verdiler dedim. Yazın dedi, adli tıpa sorun dedi. Yazdırttı. Yiyeceğine ve içeceğine karıştırmak suretiyle dedi, bu kokain verilmiş olabilir mi? Bir öğrenin dedi. Adli tıpta dedi yiyeceğine içeceğine kokain karıştırılmıştır. Yani emniyette iken bu iş olmuştur gibi yani bu mealde bir rapor verdi. Ben beraat ettim.
Zaten oradaki polisler başı önünde dinliyorlardı böyle hâkimi. Tam şu şekilde başını önüne eğdi şeyler. Hâkim acayip bağırdı ama yani inledi böyle. On altı tane polisle dedi, nasıl dedi evde arama yapıyorsunuz dedi. Ben kaç yıllık hâkimim dedi. Yaşlı bir hâkimdi. Ben ömründe böyle bir şey duymadım dedi, on altı polisle dedi. Ne yapıyorsunuz siz böyle dedi on altı polisle dedi.
Hepsi bir, aynı anda salona doluştular polisler. Ben de dikkatimi ona buna verdim tabi. Dikkatim dağıldı yani bir ona bakıyorum, bir ona ne yapıyorlar acaba gibisinden bir şey olmasın gibisinden zaten bir kısmı da benim kütüphaneye doğru böyle yönlerini çevirdiler. Orta kat yani bende üç bine yakın kitap vardı. Kat kat kütüphane vardı. O kütüphaneden orta katından adam başladı. Yani kokainin bulunduğu kattan başladı.
Birinci kitabı açtı, ikinci kitabı açtı, üçüncü kitabı açınca açtı sırtı dönüktü bak dedi sırtını dönüp geldikten sonra bak bunun arasında bir şey var bu nedir dedi. Ben de karbonat zannettim. Anneannem bazen bir şeyleri saklıyordu öyle yaşlı olduğu için. Hani şu pazarda satılan karton üstüne jelatin kaplı karbonatlar oluyor ya satılan böyle ucuz. Ben ondan zannettim. Karbonat mı bu, dedim. Yok dedi benzemiyor karbonata dedi. Ne olabilir bu dedim. Ben rica edeyim bir bakar mısınız dedim ne oluyor. Çıt böyle parmağını ağzıyla ıslattı. Baktı kokain dedi. A ha dedim tamam. Yani oyun çok büyük dedik. Artık anladım olayın şeklini. Oradan emniyete gittik.
Emniyette işte bu sefer kan muayenesine gidince Allah oradan kurtardı. Yoksa yüzde yüz benim tutuklanmam ve hüküm almam gerekiyordu. O detayı hesaplayamamışlar. Yani yetmiş iki saate… Ama mesela ben gözaltına alındıktan on iki saat sonra beni muayeneye götürselerdi veyahut üç beş saat sonra götürselerdi tamamdı üstümde kalacaktı olay. Yani ağzımla kuş tutsam kimseyi de inandıramazdım ben. Allah korudu. Yani MaşaAllah kurtuldum, çünkü yani çok sağlam. Evde bulunmuş, kanında da bulunmuş olay tamam.
MUHABİR: İşte küçük bir ayrıntı
ADNAN OKTAR: Evet ama bakın dikkat edin geldikten üç dakika sonra buldular. Ve orta kattan direkt kokainin bulunduğu kattan başladı polis aramaya bir iki üç şak açtı, hemen verdi.
MUHABİR: Yok hocam şeyi biliyoruz böyle kokain, esrar bu tür şeyleri bulan köpekleri biliyoruz da yani insanların da bu konuda özel bir eğitime sahip olduğunu ben bilmiyordum açıkçası yani anında arayıp bulabilsin.
ADNAN OKTAR: Hayır ondan sonra da evin diğer yerlerine de arama yapmadılar. Halbuki evin bir sürü odaları var. Diğer odaları var. Bulduktan sonra hadi gidelim dediler. İyi hadi gidelim dedik. Peki ya ne malum öbür odalarda ne çıkacaktı.
MUHABİR: Yani büyük bir dalalet gaflet gibi
ADNAN OKTAR: Yani aranan bulunanca aramaya gerek duymadılar gittik, hep beraber
MUHABİR: Yani o suç için yeterliydi onlara göre
ADNAN OKTAR: Yeterli evet
ADNAN OKTAR: Masonluk çok eski bir yapılanma fakat asıl bu Lamarckların dönemine rast geliyor. Yani yüz yetmiş yıl öncesine rast geliyor. Yani bu
MUHABİR: 1745’ler falan
ADNAN OKTAR: Evet evet yani o en azgın böyle materyalist düşüncelerin Darwinizmin nüvesinin oluşturulduğu geliştiği dönemlerde bu düşünce de gelişti. Bu evet II. Mahmut dönemidir. Yani II. Mahmut dönemidir. Bu modernleşme çalışmalarının yapıldığı dönemdir.
MUHABİR: Osmanlılar da yükseliş döneminde olduğu süreç değimli hocam o dönemler
ADNAN OKTAR: Hayır çöküştür. Çöküştür.
MUHABİR: İniş
ADNAN OKTAR: Tabi ondan sonra
MUHABİR: Kanuni’den sonra
ADNAN OKTAR: Tabi yani o dönemler biliyorsunuz, gittikçe geriye doğru gittiğimiz yıllardı. O dönemde en önemli şey Osmanlı’da aydınların imanını kaybetmesi oldu. Yani işte bu Darwinist Materyalist düşünceler özellikle Marks’ın Hegel’in ortaya çıkışından sonra Osmanlı aydınlarının ezici çoğunluğu bu kafaya geçtiler.
MUHABİR: Kafa yapısının değişmesi ile…
ADNAN OKTAR: Tabi yani imanlarını kaybettiler. Ve büyük bir bölümü mason oldu. Rahmetli Abdülhamit çok çırpındı, çok çabaladı ama yapacak bir şey yok. Bütün etrafı sarmışlar, artık sarayın içine girmişler, sarayın memurluğuna varıncaya kadar içlerdeki yani en önemli kilit noktalara kadar bunlar girmiş artık nitekim onu da tahtan aldılar biliyorsunuz Abdülhamit Han Hazretlerini yani ondan sonrada da Osmanlıyı yıktılar, paramparça ettiler. Bu yıkma onlara yetmedi şimdi de Türkiye’yi ikiye bölmeye kalktılar. Ama şimdi Türkiye’nin şahlanma dönemi artık.
Onların hesap etmediği bir şey vardı. Mehdi zuhur etti. Ve Hz. İsa’nın nüzulü yaklaştı. Cümle alem hepsi toplansalar, ne kadar Mason varsa toplansın, ne kadar Ateist Siyonist toplanırsa toplansın tek başına Mehdiye güçleri yetmez. Yani sırf Mehdinin şahsına güçleri yetmez Allah’ın izniyle Mehdi darma keşan edecek hepsini Allah’ın izniyle ve göreceksiniz asla güç yetiremeyecekler çırpındıra çırpındıra böyle eze eze hepsini darma keşan edecek Mehdi ve hiçbir kurtuluşları da yok yani İnşaAllah
MUHABİR: Evet bize de ceket tutmak düşüyor galiba
ADNAN OKTAR: Evet İnşaAllah
MUHABİR: Sayın Hocam Ömer Çelakıl’ın çalışmalarını yakından takip ediyorum. Mesela Hz. Nuh’un gemisiyle ilgili bir örnek vermek istiyorum demiş. Kuran-ı Kerim de Nuh’un gemisinin oturduğu yer Hud Suresinin 44. ayetinde geçmektedir. Bu çok ilgi çekici bir durumdur. Çünkü Tevrat’ta geminin oturduğu yer olarak gösterilen Ağrı Dağ çevresi 44 boylam üzerindedir. Ve yine her yıl milyonlarca Müslüman’ın Hac ibadetini yerine getirmek için gittiği Mekke 22 enlem üzerindedir.
Kuran’da yer alan Hac Süresi de tam 22. süredir. Hocam bunlar fevkalade olaylar değil mi, diyor Bornova İzmir’den Aydın kardeşimizden gelen bir soru bu da.
ADNAN OKTAR: Bu çocukcağız ben alimim, müçtehidim demiyor.
MUHABİR: Demiyor evet hocam
ADNAN OKTAR: Bu ne diyor mazlum, mütevazi bir insan. Buna inanmak farz da değildir diyor. Farz değil bu diyor. Ama harika diyor yani şaşırtıcı, doğru harika şaşırtıcı. Nostradamus’un sözleriyle hoplayanlar heyecanlananlar Kuran’ın bu harika işaretlerine niye güzel gözle bakmıyorlar. Tabi ki şaşırtıcı, tabi ki hayret verici, tabi ki hoşumuza gidiyor, tabi ki zevk alıyoruz, tabi ki bunda bir harikalık var. Yani bu tarz rast gelmeler sadece Kuranda olduğuna göre ve başka hiçbir kitapta olmadığına göre demek ki bir harikalık var. Bunda şaşacak ne var. Ebcedler de öyle demin siz sordunuz ya.
Mesela diyor ki ayette Şeytandan Allah’a sığınırım “Öyle ise kafirlere itaat etme ve onlara Kuranla büyük bir cihad ver, mücadele ver. ” 1979 tarihini veriyor Mehdinin çıkış tarihi. “Korkma dedik, muhakkak sen üstün geleceksin. ” Mesela bu ayet de yine Risale-i Nur’un serbest bırakıldığı ve münafıkhane eylemlerin son bulacağını söylediği tarih Said Nursi’nin yani münafıklık artık bu tarihten itibaren sonra son bulacak diyor.
“ Böylece Rabbin seni seçkin kılacak” mesela 2020 ebcedi Mehdiye işaret eden bir ayet. “Elçilerini hidayet ve hak dini üzerine gönderen o dur. O’nu hak din olan İslam’ı bütün dinlere karşı üstün kılacaktır. ” Mesela 1990 yine Mehdinin yılları. “Umulur ki Allah bir fetih veya katından bir emir getirecek ” Miladi 1996 bunlar çok şaşırtıcı.
Mesela “Biz yeryüzünde Yusuf’a güç, imkan ve iktidar verdik. ” 1997
“Rabbimiz içlerinden onlara bir elçi gönder. ” 1980, Mehdinin çıkış tarihidir.
Ayet Bakara Suresi 129, demin ki sürede Yusuf Suresi 56
 “Onlar ki yeryüzünde kendilerini yerleştirir iktidar sahibi kılarsak” yine Mehdinin çıkış tarihini veriyor.
“ Ve hiç şüphesiz bizim ordularımız üstün gelecek olanlar onlardır.” Mehdi cemaatine dikkat çekiyor ayet aynı zamanda işari manada 1988.
 Mesela İşte size böyle diyor ayet de “Gerçekten Allah kafirlerin hileli düzenlerini boşa çıkarıcıdır. ” Enfal Süresi 18, bu da daha ileri ki bir tarihi veriyor.
Mesela “ İçinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam” Araf Süresi 63, 2011 tarihini veriyor. Mesela “ Şüphesiz sana biat edenler ancak Allah’a biat etmişlerdir. ” Mehdiye biat tarihi veriyor İnşaAllah 2025. İslam’ın tam hakim olduğu tarihtir. Her yerde hakim olduğu tarihtir İnşaAllah.
MUHABİR: 2025
ADNAN OKTAR: Tabi ki bak “ Şüphesiz sana biat edenler ancak Allah’a biat etmişlerdir. ” Çoktur yani Kuran’da bu tarz şeyler ama tabi bunlar inanılması farz değildir ama harikadır, şaşırtıcıdır.
Mesela Halley Kuyruklu yıldızı 76 yılda bir geçer. Yetmiş altı on dokuzun 4 katıdır. 19x4’dür. Bu yıldız en son hicri 1406 da görüldü. Mehdinin çıkış zamanında görüldü ki Mehdinin çıkış alametidir biliyorsunuz kuyruklu yıldızın çıkması. 19 x 74=1406 yılını veriyor. 19 x 74 yani yetmiş dört yılda bir geçiyor biliyorsunuz on dokuz katı. Halley yıldızının geçmiş olduğu hicri 1406 yılı 19 un tam 74 katıdır. 74 sayısıyla aynı zamanda Kuranı Kerim de 19 mucizesine işaret eden Müddessir Suresinin sıra numarasıdır.
Bilindiği gibi Kuran’ın 74 numaralı Müddessir Süresinin 30. Ayetinde 19 sayısının Müminler için bir rahmet inkar edenler için bir fitne meselesi olduğu bildirilmektedir.
Müddessir Süresinin bir ve ikinci ayetlerinde Hz. Muhammed’e (S.A.V) “ Ey örtünen kalk ve korkut ” buyrulmaktadır. İşari manada “Ey gizlenen” denilerek Peygamberimizin soyundan gelecek olan Hz. Mehdiye işaret ediliyor olabilir, diyoruz. Müddessir örtünen bürünen gizlenen demektir.
Bir başka büyük mucize ve işaret ise Halley Yıldızının 1986 yılındaki geçişinin Hz. Muhammed’in Peygamberlikle vazifelendirildiği MS.607 yılından bu yana 19. geçişi olmasıdır.
MUHABİR: 19 çok enteresan bir şey zaten ilk gelen vahiylerin o bir ara verildiğinde son geleni de onun üzerinde 19 vardı Hira Dağında, Resulullah Efendimize
ADNAN OKTAR: Bakın Peygamber Efendimize vahiy geldiği dönemde kuyruklu yıldız geçiyor. Peygamberlik görevi verildiği dönemde bu kuyruklu yıldız geçiyor. Aynı kuyruklu yıldız bu seferde Mehdinin zuhuru zamanında geçiyor. Fakat 19.geçişinde geçiyor bu seferde 19. geçişinde
MUHABİR: Hocam sona geldik.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Güzel bir sohbetti
ADNAN OKTAR: Allah Razı olsun.
MUHABİR: İnşaAllah devamını temenni ediyoruz
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Hak hukuk helal edin. Çok teşekkür ediyoruz dostlarımız adına
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun
MUHABİR: İnşaAllah tekrar görüşülecek tekrar sohbetler edinceye kadar.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah İnşaAllah
MUHABİR: Ekran başında ki dostlarımıza da Mevlam Yar ve Yardımcınız olsun diyoruz Allah sizi her zaman güzel insanlarla karşılaştırsın. Allah emanet olun.





2009-02-21 06:17:22
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top