MUHABİR: Hepiniz ekranlarınızın başına hoş geldiniz diyoruz. Bizler yine her hafta Cumartesi olduğu gibi, yine İstanbul’dayız, yine yağmurlu bir İstanbul günündeyiz ve yine iki saat boyunca Sayın Adnan Oktar ile birlikte ahir zaman sohbetleri yapacağız. Sizler de bizlere ortak olabileceksiniz. Bizlere sorularınızı ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden ulaştırabileceksiniz. Bununla birlikte yine cep telefonlarınızdan mesajlarınızı gönderebileceksiniz. Hepiniz hoş geldiniz yayınımıza, bizler de hoş bulduk yine İstanbul’a Hocam, merhabalar, nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Merhabalar, teşekkür ederim. Sizler nasılsınız? MaşaAllah.
MUHABİR: Bizler çok iyiyiz. İstanbul’u güneşli görmeye çok hasret kaldık ama son altı haftadır İstanbul’u hep yağışlı görüyoruz. Ne kadar güzel MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah, bereket yağıyor, MaşaAllah. Elhamdülillah.
MUHABİR: Bereket yağıyor, oldukça da güzel. Gerçi tüm Türkiye genelinde yağışlar güzel bir şekilde devam ediyor. O susuzluk endişemiz biraz da olsa kayboldu sanki.
ADNAN OKTAR: Demek ki, küresel ısınma diye bir şey ve buna bağlı kuraklık yokmuş. Allah isterse yağmur yağdırıyor, isterse yağdırmıyor. Bunu görüyoruz İnşaAllah.
MUHABİR: Evet. Geçtiğimiz hafta yine enteresan olaylara ve gelişmelere sahne oldu tüm Türkiye genelinde. Ama Cumartesi yayınının hemen ardından, Pazar günü bazı gazetelerin manşetlerinde çok enteresan haberlerle karşılaştık. Özellikle de Darwin ile ilgili haberler ve 2009 yılının Darwin yılı olabileceğine dair görüşler ile ilgili birçok haberi izleyebildik, okuyabildik. Bununla birlikte Darwin’in aslında Allah’ın varlığına inancını güçlendirmek için yola çıktığı ama bunun karşısında hayret verici olaylarla karşılaştığını yazan bazı makaleler de okuduk. Şimdi Darwin ile ilgili görüşleriniz, bu konuyla ilgili görüşleriniz diyeceğim, neler diyeceksiniz bana?
ADNAN OKTAR: Evet, Darwinistler kendilerince bilinçaltı kurgulama yapıyorlar ve kendilerince kurnazlık yapıyorlar. Halbuki Darwin’i mason locası göndermiştir ve doğrudan ateizmi desteklemek amacıyla, ateizmi dünya çapında yaymak amacıyla, böyle bir faaliyette bulunmuşlardır. Dedesi de çünkü aynı kafadaydı ve dedesi de masondu Darwin’in, dede torun aynı yerde hizmet eden kişiler. Dolayısıyla, yaratılış çok açık ve alenidir.
Darwin bir kere önyargılı bir insan, şöyle önyargılı, daha ara fosil yokken, ara fosil bulamamışken, darwinizmi ortaya attı ve diyor ki bu adam “eğer diyor ara fosil denen yani o garip mahlukları bulamazsak, benim teorim geçersizdir“ diyor. Be hey adam, önce insan delillerini bulur sonra teoriden bahseder. Önce teoriyi koyup sonra delil aranır mı? Sonra da delil de bulunamadı, bulunamaz da.
Buna karşılık yüz milyonun üzerinde yaratılışı ispat eden fosil bulundu ve dolayısıyla, Darwin’in dediği bir yönüyle doğru çıktı yani hatta tam doğru çıktı. Bu yönüyle demeyelim ve bu Darwin dedenin bütün izahları yerle bir oldu. Yani tam bir yalan ve uydurma üzerine kurulu bir sistemdir. Ateistlerin yaptığı bir büyüdür, insanlara yaptığı yani masonik bir büyü yaptılar insanlara. Delili olmayan bir iddiayı ortaya attılar ve insanların büyük bölümünü kandırdılar. Eski Mısır’da da bu kafa vardı. Firavun da milleti bu şekilde kandırıyordu. Nil’in çamurlarından her şeyin oluştuğunu söylüyordu, tesadüfler sonucu, halk da inanıyordu, cahil halk da. Onun da bilgin büyücüleri vardı.
Kuran’da geçer, bilgin büyücüleri çağırın diyor. Bütün bilgin büyücüleri çağırın diyor. Bunların da öyle, bilgin büyücüleri var. Bu konuda insanları adeta büyüleyen yani akıllarını çelen, olmayan şeyleri insanlara empoze eden büyücüleri var. O büyücülerle bu neticeyi kendilerince almaya çalıştılar ama dünyayı hakikaten büyülemişlerdi. Ama biz o büyünün üstüne şöyle bir elimizi bir kere bir gezdirdik bütün insanların gözü bir aydınlanıverdi. Bir de baktılar ki kral çıplak, yalanmış yani oyunmuş. Her şey halloldu.
MUHABİR: Bunu söyleyebilmek de büyük bir cesaret ama! Kralın çıplak olduğunu bile bile ona giysili muamelesi yapmak, oldukça zor bir şey aslında. Doğru olanı tercih ediyordu belki de insanlar değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, tabii, insanlar tabii nemelazım kafasıyla birazda ellemediler. Bir de bilimsel çalışma yapmaları gerekiyor, bir ekip çalışması yapmaları gerekiyor, pek uğraşmak istemediler. Çünkü üniversitelerden atılıyorlar, okullardan atılıyorlar, alay ediliyorlar. Yani ya tesadüfe inanacaksın, bütün kainatın tesadüfen yaratıldığına inanacaksın veyahut alay edileceksin. Böyle bir tercih içindeydiler, şimdi tam tersine döndü. Tesadüfü savunanlarla alay ediliyor, yaratılışı savunanların doğru söylediği dünyada yaygın şuan ve bu konuyu kökünden hallettik. Ama şuan cenazesiyle ilgili dedenin bir şeyler anlatıyorlar. İşte şöyle demişti, böyle demişti. Şu kadar imanlıydı, şu kadar inançlıydı, Allah’ı, dini aramak için gitmişti gibisinden. Masonik yalanlar atıyorlar. Biz bunlara inanmayız.
MUHABİR: Evet aslına bakarsanız hayat hikayesine baktığınızda da sürekli bir arayış içinde olan bir insan Darwin. Yani çeşitli sınamalardan geçmiş, bununla birlikte hep bir şeylere elini atmış, bir şey olmak için çaba göstermiş ama aslında başaramamış. İdealistlik de yok mu acaba yapısında?
ADNAN OKTAR: Planlı programlı bir çalışma bu yani, gemiyi ona temin edenler, bu adam öyle imkanı olan bir tip de değil. Bu kadar vakit ayırdı, araştırdı, inceledi, sonucunda gerçekleri buldu mantığını oluşturmak için mason locası böyle bir mizansen hazırladı ona. Yani onun anlattığı zaten bilinmeyen konular değildi. Lamarck da biliyordu diğer dedesi de biliyordu, aynı konulardı. Dedesinin anlattığı yemeği, o bayat yemeği yeniden bu ısıttı, milletin önüne getirdi, koydu. Millet de o kokuşmuş yemeği geri onun kafasına attı, olay bu. Başka bir şey yok.
MUHABİR: Evet. Aynı olay da bazı gazete manşetlerinde hafta içi rastladığım haberlerden bir tanesiydi. Bir tarafında yaratılış gerçeğini anlatırken, gazetenin arka sayfasında da maymunlarda adalet kavramının olduğundan bahsediyordu. Basın niye bu kadar çelişkiyi bir arada yaşıyor. Yani bir tarafta yaratılış gerçeğini anlatan bir makale, aynı makalenin arka tarafında da maymunlar da adalet var, adalet kavramı var?
ADNAN OKTAR: Evet, maymunlarda, bütün hayvanlarda bir adalet kavramı vardır. Merhamet vardır, şefkat vardır, mesela kedi yavrusunu alır ensesinden tutar götürür, korur, kollar, ona süt verir, yalar, tertemiz eder, yabancıları yanına yanaştırmaz, dışarıya karşı çok yırtıcıyken ona karşı son derece şefkatli, merhametli olur. Çok dengeli tavırlar koyar. Onu incitmemeye özen gösterir. Isınmasına, beslenmesine çok özen gösterir. Bu Allah’ın onlarda yarattığı bir mucizedir, harikadır.
Yani vahşi havyan, şuuru tamamen kapalı, bunların hiç bilmemesi lazım, mesela mükemmel temizliği biliyor, hem kendi temizliğine çok özenli hem yavrusunun temizliğine çok özenli. Yavrusunun beslenmesini kendi beslenmesinden daha önemli görüyor. Kediler mesela, kendileri aç dahi olsalar, önce yavrularının yemek yemesine özen gösteriyorlar. Bunlar vahşi bir hayvanın, onların dediği tarzda bir varlığın yapacağı şeyler değildir.
Hayvan egoist, bencil olur, kendisi yemesi lazım, kendini kurtarmayı amaçlaması lazım ki, birçok insanda bu vardır. Egoist, bencildir yani, o kedideki kadar bir karakter yoktur. Ama kedi önce yavrusunun beslenmesini önemli görür, hatta kendini en büyük tehlikenin içine bile atar. Mesela köpeğin üstüne saldırıyor müthiş tehlikeli bir şey onun için, öldürebilir köpek onu, ama yavrularına zarar geleceğini düşündüğünde hatta kaplanın üstüne bile atlar kedi. Yani çok vahşileşir.
Bu onlara Allah’ın verdiği derin şefkat ve merhametin bir tecellisi ve bu çok büyük bir mucizedir, Darwin’in iddialarını da çürüten açık delillerden bir tanesidir. Onun için masonluk ne yönden çırpınırsa çırpınsın, bu işin içinden o anlamda çıkamaz. Yani kendince, bu yalanı devam ettirebileceklerini zannediyorlar. Bunu yapamazlar.
Proteinlerin yapısı o zamanlar bilinmiyordu. Darwin’in devri, adam paltosunu üzerine giymiş, cahil tayfaları da toplamış, binmiş geminin içerisine işte şarkılar söyleyerek, şarap içerek geziyor adam fakat bu mason locasının bilgisi dâhilinde olan bir şey. Sonucunda topladığı bilgiler olağanüstü şeyler değil, yok ispinoz kuşlarının gagası, zaten herkes biliyor bunu yerliler de biliyor oranın, bütün halk biliyor, bu ilk defa keşfettiği, bildiği bir şey değil.
Allah aynı türde birçok hayvan yaratmıştır. Mesela aynı tür birçok kedi vardır. Mesela serçenin, bülbülün, kuşun, kanaryanın birçok çeşitleri vardır. Bu büyük bir keşif değildir ki, yani hayvanların çeşitli olması. Allah’ın bir mucizesidir, bir güzelliğidir. İnsanları da çeşitli yaratmıştır.
Bitkileri de çeşitli yaratmıştır. Mesela orkidelerin birçok çeşidi vardır. Birçok papatya çeşidi var. Bu papatyanın evrim geçirdiğini göstermez ki, Mesela milyonlarca yıllık bitki fosilleri var şimdikiyle aynı. Zaten Darwin bu konuya hiç girmiyor, bitkiler konusuna. Zaten bu konuda dümdüz gitmiş vaziyette. Canlılar konusunda yalan söylemeye kalktı onu da biz bitirdik. Bir kere bu adamın rakamdan haberi yok herhalde yüz milyon diyoruz. Yani yüz milyonu kafalarında canlandıramıyorlar. Yüz milyon yaratılışı ispat eden fosil var. Onun için bu yalanlara artık kimse inanmaz.
MUHABİR: Peki genel anlamda baktığımız zaman şimdi 2009 Darwin yılı deniyor, ben çok fazla da artık üstünde durup Darwin’den bahsederek daha fazla onu da destekleyici görüşmüş gibi aktarmak istemiyorum ama 2009’u neye dayanarak Darwin yılı olarak ilan ettiler.
ADNAN OKTAR: Güya, onun işte doğumunu falan esas alıyorlar herhalde, anladığım kadarıyla. Doğumuna ayrı bir tören yapıyorlar, ölümüne ayrı bir tören yapıyorlar. Bunlar her bahaneyle Darwin’i gündeme getirmeye çalışıyorlar. Bunlar bir çözüm değildir. Yani, evet.
MUHABİR: Onlar neleri düşünemezler, darwinistler neleri düşünemezler, gerçi Siz bununla ilgili kitap yazdınız sayfalarca, anlatılabilecek binlerce ayrı madde var bu konuyla ilgili ama özellikle hani izleyicilerimize aktarabileceğimiz, darwinistlerin neleri düşünemediği konusunda.
ADNAN OKTAR: Hayır o devirde zaten bir borunun ucuna iki tane mercek takmışlar, çok uydurma bir mikroskop yapmışlar adamcağız onunla inceliyor, bir şeylere bakıyor falan. Bulanık zor bela büyüten bir şey ama şuan elektron mikroskop çıktı. O zaman onun haberi yoktu ki bunlardan.
Hücrenin yapısına bir baktılar ki şehir gibi içi, yani mesela bir hücrenin içersindeki bilgi dev bir kütüphanede olan bilgiden daha fazla. Tek bir hücrenin içersinde olağanüstü bir yapı olduğunu gördüler ve karmakarışık, müthiş bir teknik düzenleme var. Yani hiç birinin hiç bir yerinin tesadüfen olamayacağını gördüler.
O yüzden Darwin’in o devirdeki bu yalanlarının kökeninde cahillik vardı, bilgisizlik vardı, teknik alet edevatın eksikliği vardı. Yani teknik yöntemler o zaman çok berbattı. Paleontoloji gelişmemişti. Jeoloji bilimi gelişmemişti. Sonra biomatematik çıktı, biogenetik çıktı, birçok bilim dalları çıktı ve uzmanlaştı insanlar. İnceledikçe insanın yapısının, hücrenin yapısının, akıl almaz boyutlarını gördüler ve nefesleri kesildi ve her bilim adamı iman etti, bunu gören iman eden insanların sayısı çok fazla yani bu harikayı gören ve iman eden insanların sayısı.
Fakat yine de baronun takımı kendilerince halkı kandıracaklarını düşünerek, alışkanlık, eski alışkanlık yani otuz yıllık, kırk yılık alışkanlık bu. Ara ara, ara ara küçük haberlerle böyle insanları kandırmaya çalışıyorlar, bir de baronun da yan kolları var böyle püsküllü parçaları var ufak tefekli, böyle alt kökleri var. Onlar da kenarlardan kendilerince bir şey yapmaya çalışıyorlar.
Ama bizim millet son derece zeki ve akıllı, çocuklar çok yaman, şimdiki gençlik. Ortaokul, lise öğrencileri giriyorlar internete, bir bakıyorlar konu bitiyor. Hangisini kandırabilirler tesadüfle, yani insan hiç tesadüfe benziyor mu, bir bakıyor çocuk, pırıl pırıl, beyninin içinde net bir görüntü görüyor. En kaliteli televizyondan daha net görüyor insan beyninin içindeki görüntüyü. En kaliteli müzik aletinden daha kaliteli müzik duyuyor. Bunun tesadüfen olduğuna inanır mı çocuk. Mesela bir şeye dokunuyor onu hissediyor. Bir şeyi kokluyor, hafızası var, müzik zevki var, yabancı parçaları dinliyor, nerenin tesadüfü, tesadüflerle bunların hiçbir şekilde açıklanamayacağı belli.
Bu konular cahilin aklı zayıf olana yahut araştırması kıt olana yönelik yalanlardır. Böyle zeki, özellikle böyle araştırmacı gençliğe böyle yalanlar hiç etkili olmaz. Bu ikinci dünya harbinden sonra kalmış hantal metotlarla, milleti kandırmaya çalışan baron ve takımı istedikleri kadar çırpınsınlar, bu millet hep imanlı olacaktır. Hep gerçekleri görecektir. Darwinizmin yalanlarını bilecektir ve biz de halkımızı aydınlatmaya devam edeceğiz onu da bilsin. Yani gücünün yetmeyeceği bir şeyin içine girdi. Sadece mağlup olacaktır, onu söyleyeyim.
MUHABİR: Evet. Büyük balık küçük balığı yer mantığında olsalar da biz bu mantığı kabul etmiyoruz diyorsunuz. İnananlar ve iman edenler olarak.
ADNAN OKTAR: Tabii ki yani, şöyle bir şey vardır. Mesela dışarıda güneş vardır perdeler kapalıdır. Perdenin kenarını hafif açarsın, geri kapatırsın, bütün halk anlar. Anlar ki gündüz, güneş doğmuş. İstedikleri kadar çırpınsınlar, istedikleri kadar bilinçaltı kurgulama yapmaya çalışsınlar, istedikleri kadar psikolojik savaş yapsınlar, toplum mühendisliği uygulamaları yapsınlar, bizim milletimizi artık etkileyemezler. Çünkü şuan yüzde doksan beşin üstünde darwinizme inanmayanların sayısı Türkiye’de. Boş yere o koca gazetelerde, o tip çalışmalar oluyor, bazı gazetelerde. Boşa uğraşıyorlar. Özellikle baron mason localarının talimatıyla zavallı ihtiyar çırpınıyor kendince, bir şeyler yapacağını düşünüyor. Hiçbir şey yapamaz.
MUHABİR: Şimdi dün de aynı zamanda önemli bir haberle Türkiye gündemine bomba gibi düştü. Doğan Holding’e biliyorsunuz kesilen bir vergi cezası söz konusu. Bu konuyla ilgili görüşlerinizi almak istiyorum ben. Neler söyleyebileceksiniz?
ADNAN OKTAR: VAllahi maliyeyi ilgilendirir. Pek o konulardan haberim olmaz.
MUHABİR: Peki yine sorulardan, barondan bahsediyoruz. Türkiye’de bir medya baronu olduğunu ve bu kişinin Türkiye’yi batı komünist ve doğu komünist Türkiye olarak bölme faaliyetinde olduğu belirtiliyor. Bu konuyu biraz daha açar mısınız?
ADNAN OKTAR: Baron milletimizin kanını iliğini emen bir mahluktur. Bu başlangıcında gariban bir kırsal kesimden gelmiş bir vatandaşımızdı. Yani biz kırsal kesime karşı saygılıyız, asıl oradan güzel insan çıkıyor ama bazen de böyle değişik, cins insanlar çıkabiliyor. Bu şahıs milletimizi sömürmenin bir yolunu buldu. Bir sistem kurdu. Ama dev mafyaya sırtını dayadı. İhaleleri kazandı, şunu kazandı, bunu kazandı. Çok karanlık yöntemler yaptı ve hakikaten muazzam palazlandı. Etrafında beslemeler oluşturdu. Bu beslemeler kanalıyla devletin mühim mevkilerine etki etti. Tabii bir de tehdit unsuru da elinde var, basın elinde olduğu için istediği an istediği kişiyi etkisiz hale getirme yahut onu halkın gözünde küçük düşürme silahına sahip bir yapı olduğu için birçok devlet memuru da bundan çekindi. Birçok insan bundan çekindi.
Mesela ihaleye giriyor, hemen emret diyorlar, yerine getiriyorlar. Yahut bir işi oluyor, hemen emret diyorlar yerine getiriyorlar. Çünkü eğer yapmazsa basında kısa süre sonra aleyhinde haber çıkartıyor. Hatta tehdit ettiği yerler akıl almaz yerler olmaya başladı. Yani tam bir mafya örgütlenmesi kurdu ve bununla ciddi şekilde palazlandı ve güç kazandı ama bunu yaparken de aynı zamanda tabii kadrosu komünistlerden eski komünistlerden oluşuyor. Yani daha çok eski stalinistler, eski Maoculardan oluşan bir ekibi var bunun. Bunların kafası da tabii Türkiye’yi ikiye bölmek yani ta başından beri idealleri buydu. Bunun da işine gelir Türkiye’nin ikiye bölünmesi çünkü onun Güneydoğu’dan bir rantı o kadar yok. Bu taraftan rantı var. Yani batı tarafından rantı var. Onun için hani bölünsün ki Türkiye, bu daha da rahat Türkiye’yi böyle avucunun içine alabilsin. Yani küçük bir Türkiye daha iyi ezebileceği bir yapı olmuş oluyor, daha kontrolüne geçecek bir Türkiye olmuş oluyor.
Komünizmi destekleyerek, materyalizmi destekleyerek, darwinizmi destekleyerek el altından destek olmuştur. Ayrıca da milliyetçi Türk milliyetçilerini, dindarları ezmek, onların aleyhinde haberler yapmak, onları kamuoyunda, insanların güya gözünde küçük düşürmeye çalışmak gibi yoğun faaliyeti oldu. Yıllardan beri herkes bunu bilir.
MUHABİR: Evet bu faaliyetlerin büyük kısmı da size uygulandı galiba değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, tabii ki, güya kendince, bize saldırdıkça biz genişledik. Allah’a çok şükür, gücümüz arttı. İmkanlarımız arttı. Halkımız daha çok sevdi. Daha çok bizleri anladılar ve halkımızın aydınlanmasına vesile oldular.
Fakat bu oyunun artık sonuna geldi. Yani deniz bitti, yol da bitti artık. Şimdi yolun sonunda yani her yönden tıkandı. Bundan sonra bu mübarek milleti ona sömürttürmeyeceğiz. Yani böyle hortumlarını her yerden kopartacağız. Bu milletin sömürüldüğü artık yeter. Milletimizin zenginleşmesini, ilerlemesini, gelişmesini, Türk İslam Birliğini engelleyen en önemli mahluktur bu. En önemli mahluklardan biridir. O şatosunda sinsi bir şekilde orada palazlanıp oturuyor. Ama mutlaka Türk adaletinin çelik pençesi yakasına yapışacak ve gereğini ona sunacak ve gereken tedbirler de alınacak tabii İnşaAllah.
MUHABİR: Bu hafta gelen mesajlarımızın içerisinde yine medya baronu olduğu adeta Türkiye’yi parselledikleri bu konunun üzerine gidilmesi gerektiğini söylediniz. Ancak bu medya baronu hakkında detaylı bilgi verir misiniz, demiş Tekirdağ’dan izleyicimiz. İzleyicilerimiz gün ve gün takip ediyorlar sizi, diğer röportajlarınızdanda anladığım kadarıyla bize gelen mesajlardan, özellikle bu doğrultuda değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Şimdi hocam çok güzel anlatıyorsunuz, çok da etkili anlatıyorsunuz ve izleyicilerimizin zannediyorum bu konuyla ilgili soruları gelmeye devam edecek ama biz isterseniz bugün yavaş yavaş kendi konularımıza doğru güncel yolculuğumuzdan şöyle bir sıyrılıp kendi konularımıza doğru geçelim. Hafta içersinde bana gelen maillerde en çok dikkatimi çeken üniversite öğrencilerinden çok yoğunlukla mail almamızdı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Aynı zamanda genç arkadaşlarımızın da bu konulara olan ilgilerinin de bu kadar hat ve net safhada olması bizi çok mutlu etti. Şimdi bugün birazcık şeyle başlamak istiyorum. İslam’ın insana verdiği temel haklarla başlayalım diyorum sonra kadınlarımızla ilgili, akılla zevkle zekayla ilgili, nefsin terbiyesi ile ilgili birçok sorumuz var izleyicilerimizden gelen, artı maillerimiz de gelecek onlarla devam edelim istiyorum.
ADNAN OKTAR: Tamam, çok iyi olur.
MUHABİR: İslam’ın insana verdiği temel haklar bazında başlarsak neler söyleyebileceğiz bu konuyla ilgili?
ADNAN OKTAR: İslam bize alabildiğine özgür olma gücü verir. Yani mesela bizi, güzel ahlakın içine sokup, hayatı anlamlı kılar. Yani boş olan bir ruhtan bizi korur. Mesela şöyle, eğer namus kavramı olmasaydı insanın adeta içi boşalırdı. Yani ruhu boşalırdı. Mesela kadınların bir anlamı kalmazdı. Kadın için de erkeğin bir anlamı kalmazdı. Yani çünkü bir evin duvarları olduğunda o ev bir anlam kazanıyor. Mesela şuan bu evin tavanı var, duvarları var bu ev oluyor. Ama bu evin tavanı ve duvarları üç kilometre ötede olmuş olsa, bu ev, ev olmaktan çıkar. Biz boşlukta kalırız. Bambaşka bir şey olur.
Kuran’ın çizdiği sınırlar hayatı güzelleştirir. Yani güzel ahlakı bize hoş hale getirir. Güzel hale getirir. Mesela, nerede fedakarlık yapacağımız, nerede vefalı olacağımız, nerede sadık olacağımız, nerede şefkatli ve merhametli olacağımızı bize Kur’an bildirir. Eğer bunları bildirmeseydi bizim kafamızın içi bomboş olurdu. Yani beynimizdeki o güzel değerler, zevk aldığımız değerler yok olurdu. Mesela biz şimdi bir cömertlik yaptığımızda zevk alıyoruz. Fedakarlık yaptığımızda zevk alıyoruz, birisini koruyup kolladığımızda zevk alıyoruz. O zaman bu zevklerin hepsini kaybederdik, Allah esirgesin.
Kur’an bize yoğun zevkler bahşeder. Kur’an ahlakı her şeyden en yüksek zevk almamıza vesile olur. Mesela kadınların kapanmasını söyler, eğer kadınlar tamamen açık olsaydı, kadın çok değersiz olurdu söyleyeyim. Yani hiçbir anlamı olmazdı. Yani erkekler için de öyledir, yani kadın için de erkeğin bir anlamı kalmazdı. Yani böyle değersiz bir şey hissederdi üstlerinde, garip bir duygu olurdu. Allah bize onu bahşederek kadının ve erkeğin karşılıklı birbirine olan sevgisini arttırmıştır. Yani daha anlamlı hale gelmelerini sağlamıştır.
Mesela bize temizliği Kur’an öğretir. Bu insanların birbirini daha çok sevmesini sağlar. Egoistliği bencilliği engeller Kur’an, bu bizim daha çok birbirimizi sevmemizi sağlar. Böylece bize sevme hürriyeti, derinlik hürriyeti verir Kur’an. Mesela alabildiğine sevmek, alabildiğine derinleşmek imkanı sağlar. Öbür türlü her yöne açılabilecek bir güç olurduk. Her yöne giden bir kafa da tamamen dağılır. Adeta delirir. Yani böyle de düşünüyor, öyle de düşünüyor, şöyle de düşünüyor. Üç yüz altmış derece her yere giden bir akıl, bunda insan boğulur. Ama Fatiha’da belirtildiği gibi o doğru yolda insan gittiğinde çok keskin net bir dünya meydana gelmiş oluyor. Her şey berrak, her şey sarih ve açık olmuş oluyor ve bu tam bir hürriyettir. Öbüründe insan hürriyetini kaybediyor, kendini, benliğini kaybetmiş oluyor.
MUHABİR: Benlik duygusu peki insana niçin verilmiştir?
ADNAN OKTAR: Benlik duygusu, aslında herkes Allah’ın ruhunu taşıyor. Eğer bizim geçmişe ait bilgilerimiz kafamızdan silinse biz sadece Allah’ın ruhu olarak kalırız. Yani hiçbir şey kalmaz bizde. Benlik denilen şey hafızadan kaynaklanıyor. Hafızadaki orijinal bilgilerin toplamı kafadaki bilgilerden dolayı şahıs kendisine ben diyor. Yoksa “Rabbinize döndürüleceksiniz” diyor ya ayette. Yani hafızası insanın silindiğinde sadece Allah’ın ruhu kalır, hiç bir şey kalmaz geriye. Hafızası verildiğinde yani geçmiş bilgisi verildiğinde insan kendine benim demeye başlıyor.
MUHABİR: Evet. Peki, bu bağlamda baktığınızda ben demeye başladığımız zaman kendimizden bahsetmeye başladığımız zaman tercihlerimiz devreye giriyor. Tercih var mıdır?
ADNAN OKTAR: Tabii ki var. Yani kaderdeki tercihi yaparız.
MUHABİR: Kaderdeki tercihi yaparız.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bu noktada gelen sorularımızın içersinde hafta içinde gelen sorularımızın içerisinde bir tanesinde arkadaşımız demiş ki “evlilik kader midir? Evleneceğimiz kişinin kim olduğu kaderimizde var mıdır? Bu noktada ızdırari kaderi mi yoksa ihtiyari kader mi devreye girer” diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Kardeşimin söylediği o iki kaderde her ikisi de kaderdedir. Yani bütün kader çeşitleri kaderin içindedir. Tek bir kader vardır. Ana kader vardır. Hepsi o dediği kader çeşitleri kaderin içindedir. İnsanın tabii ki evleneceği şahıs kaderinde belirlidir. Onunla eğer geçinemeyecekse o da kaderinde bellidir. Onu sevecekse o da kaderinde bellidir.
Ama sevginin kökeninde tabii ki, Allah korkusu, Allah sevgisi, keskin akıl, samimiyet, sadakat, sırdaşlık vardır. Bunlar olmadığında ne kadının ne erkeğin sevmeye gücü yetmez. Artık ondan sonra taklitler oyunlar başlar. Yani iki tane tiyatro sanatçısının karşılıklı ömür boyu taklitleri, birbirlerini kandırmak için yaptıkları zor ve yorucu oyunlar başlar. Sahte gülmeler, sahte konuşmalar, sahte iltifatlar, sahte sevgiler devreye girer ki bu çok büyük bir azaptır iki taraf için de. Yani gizli nefret gelişir. Yani kalben sevmediği halde seviyormuş gibi görünür. Halbuki Allah rızası için sevdiğinde kalben içinde şiddetli bir zevk alır. Yani kontrol edemediği bir zevk alır ve gerçek anlamda bir sevgi olur bu. Öbüründe tahammül meydana gelir. Yani ona tahammül etmiş olur.
MUHABİR: Son dönemde anlattıklarınızdan yola çıkarak bakıyoruz ki boşanmalarda çok ciddi bir artış var. İnsanlarda sevgisizlikte bir artış var. Boşanmaların bu kadar yoğunlaşmasının sebebi anlattığınız gerçeklere mi dayanıyor acaba ya da insanların birbirlerini tanımadan çok net algılayamadan birliktelikte yola çıkmalarından mı yoksa tamamen bunun tersi çok uzun süreli flörtlerde ayrılıklar çok daha çabuk gerçekleşiyor, neye bağlayabiliriz?
Yani flört var mıdır? Dinde flört var mıdır? Flört bir evliliğin ana teması mıdır, değil midir? Bunları biraz açalım istiyorum, çünkü gençlerimizin arasında da çok merak edilen konulardan bir tanesi. Çünkü ahlaki değerler yavaş yavaş değişmeye başladı gibi görüyorum. Geçtiğimiz haftada konuşmuştuk.
ADNAN OKTAR: Evet, ben Allah’ın tecellisi olarak daha önce de söylemiştim bütün kadınlara aşığım. Yani hepsini çok severim ve çok acırım ben kadınlara yani şefkat duyarım ve ben onların tabii Kur’an ahlakı içersinde hareket etmelerini isterim. Yani çünkü onuruyla kadın çok güzel, yani kolay bir kadın, değeri yoktur. Yani boşalır o kadınının içi. Et, kemik haline gelir, değersiz hale gelir. Ama onurlu bir kadın Kur’an ahlakına titiz olan bir kadın çok değerlidir. Zaten Allah onun etini, kemiğini, yüzünü, her şeyini çok güzelleştirir ve ona bir özel elektrik ve güç verir. Öbür türlü, o tür kadınlar kof olurlar öbür türlü yani içi boşalır sadece eti, kemiği kalır. İki bacağı iki kolu kalır. Bir varlık haline gelir.
Erkek de aynı o şekildedir. Yani o da kof hale gelir. Yani istediği kadar yakışıklı olsun. Boylu boslu olsun. Kadına o bir dana gibi, sığır gibi falan gelir. Hatta itici bulur onun öyle olmasını. Kadınlar akıl ararlar derinlik ve tutku ararlar. Samimiyet ve temizlik arar ve her kadının bilinçaltında vardır bu ve kadınlar bunu sürekli arar ve bulamazlar yani büyük bölümü bunu arar bulamaz.
Mesela boşanan kadınlardan bahsediyorsunuz, bir de gizli boşanan kadınlar var, kalben boşanan kadınlar var. Onların oranı onların on mislidir en az. Yani kalben boşanmış, ama zoraki devam ettiriyor. Yani eğer imkan versen o gün gider. O gün boşanır. Ama maddi nedenlerden dolayı, işte toplumun baskısından dolayı, zorlamalardan dolayı, o birlikteliğini devam ettirir. Onun için toplumda gerçek anlamda boşanma çok çok daha yüksek çıkabilir onu söyleyeyim.
Kadınların içersinde çok değerli bir ruh vardır. Allah onlarda özel bir derinlik yaratmıştır. Ama o sevimli varlıklar bir türlü onu bulamazlar yani gerçek akıllı insanı çok nadir bulurlar. Yani bulurlar ama nadir bulurlar. Gerçek sevgiyi bilen insanı, sırdaşlığı bilen insanı, onu gerçekten koruyup kollayabilecek insanı çok nadir bulurlar ve bu tarz bir sevgide insan her yıl, her ay, her gün, her saat artan bir sevgi yaşar. İki, dört, sekiz, on altı tarzında sürekli artar.
Ama öbürlerinde de geriye doğru sayım olur. On, dokuz, sekiz, yedi, altı, beş, dört, üç, iki, bir, sıfır olur. Bu, bazıları balayı diyorlar ya, o balayı işte bazen geriye sayımın başladığı olay oluyor. On, dokuz, sekiz. İlk hevesle bir geliyorlar. Daha ilk gece bir nefret oluşuyor. İlk gece.
Ama ayıp olmasın gibisinden bir de ekonomik bir ittifak olduğu için bu baba tarafı zengin, anne tarafı da zengin, iki tarafı zengin olduğu için bu şirketi yıkmak istemiyorlar. Yani şirket kurmuş adamlar, evlik meydana getirmemiş. Zaten önce soruyor, bazen ben görüyorum işte evin var mı, araban var mı? Sanki kolektif şirket kuruluyor. Yani bu nasıl bir sevgidir, bu nasıl bir anlayıştır. İşte ne kadar maaş alıyorsun, selamün aleyküm diyor daha ilk daha adını, soyadını sorduktan sonra direkt konu buna giriyor. Bunun evlilikle ne alakası var, bu şirket bu ve menfaat, çıkar anlaşması bu. Çok korkunç bir şey bu, bunda nasıl sevgi olur.
Ben bazen görüyorum. Güler yüzlü, neşeli olması gereken insan taklit yapabilir. Güler yüzlü de görülebilir ama parana karşılık yapacak ve oyun oynayacak yani bu ne kadar aşağılayıcı bir şey ve sıkıcı bir ve rahatsız edici bir şey. Gerçekten samimi olarak sevilmediğini bilen bir insanın bir taklide kanması mümkün olmadığına göre ömür boyu acı çekecek demektir.
Yani böyle bir oyuna böyle bir parodiye ne gerek var, böyle bir rezalete ne gerek var. Allah rızası için sevilir insan. Allah’ın tecellisi olarak sevilir ve bunda derin ve müthiş bir zevk vardır. Yani kesilip bitmeyen bir güçtür bu. Allah kadınların hemen tamamına öyle bir derinlik vermiştir. Yani gerçek anlamda eğer kadına bu sunulursa yani tutku, sevgi, derinlik, sadakat yani kadın inanılmaz bir varlık haline dönüşür. Yani o kadın gider, onun yerine adeta insanüstü bir varlık gelir. Yani onun ruhundaki bütün o güzellikler, derinlik ve tutku şiddetle ortaya çıkmaya başlar. Yani böyle hormonları dumura uğramış insanlar olur.
Mesela tedavi olur, hormonları çalışır, vücudu normale döner ya, kadının da o zaman vücudu normale döner. Yani beyni normal çalışmaya başlar. Mesela cildi güzelleşir, gözleri güzelleşir, konuşması güzelleşir. Saçlarına etki eder. Elektriğine etki eder, hitaplarına etki eder yani bambaşka bir varlığa dönüşür. Kadınların birçoğunun çirkinleşmesinin, çökmesinin nedeni bu psikolojik nedenlerdir. Yani gerçek sevgiyi yaşayamamak kadını feci şekilde çökertir.
Mesela ben genç yaşta bayağı yaşlanmış kadınlar görüyorum. Bunlar hep o çektikleri acıdan ve sevgisizliktendir. Yani kadını sevgi güzelleştirir, tutku güzelleştirir. Bu olmadığında da inanılmaz hızla çöküyorlar.
Mesela ben, genç kız evleniyor bayağı güzel, dinç kız iki sene sonra görüyorum teyze olmuş, yani çökmüş, perişan olmuş. Bunun sebebi işte sevgisizliğin vücut hücrelerini mahvetmesidir. Çünkü vücut hücrelerinin tamamı sevgiye göre yaratılmıştır. Yani gözler bile sevgiyi anlar. Mesela sevgide göz bambaşka bir şekil alır. Ses bambaşka bir şekil alır. Mesela seven bir insanın sesiyle, sevmeyen bir insanın sesi çok farklıdır. Sevenin gözüyle sevmeyenin gözü çok farklıdır. Mesela seven bir insanın müzikten aldığı zevkle sevmeyen bir insanın müzikten aldığı zevk çok farklıdır. Her şeyi farklıdır. Yani bütün vücut fonksiyonları bozulur. Yani bu erkek için de böyledir. Kadın için de böyledir.
MUHABİR: Peki boşanmaların artışından bahsettik ama bununla birlikte zorunluluktan dolayı boşanamayan kadınların olduğundan bahsettik.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Böyle bir ortamda erkek ve kadın arasındaki ilişkinin soğuma noktasında aldatmalar gündeme geliyor. Son derece fazlasıyla toplumda rastlanan bir durum şuanda, aldatma eşittir zina. Açıklamasını yapmak gerekirse…
ADNAN OKTAR: Eğer bir kadın eşine karşı bir sevgi duymuyorsa, bu konuda samimi kanaati geldiyse, konuyu uzatmasına gerek yoktur. Allah ona rızık verir. Gelecek korkusuyla böyle bir şeyden kaçınması yersiz olur. Nezaketiyle, saygılı bir üslupla, düşman olmadan, kepazelik, rezalet çıkartmadan saygılı bir şekilde ayrılmaları gerekir.
MUHABİR: Kadının gidebilecek hiçbir noktası yoksa çocukları varsa, maddi desteği, kaynağı yoksa…
ADNAN OKTAR: Olur mu, Allah onu mutlaka korur. Allah ona mutlaka bir yol verir, Allah’a tevekkül etmesi lazım. Eğer imanlıysa, akıllıysa, güzel huyluysa, tabii ki güzel ahlak öyle ucuz değildir. Kolaya mâl olmaz. Yani tabii ki insan gerekirse zorluk çekebilir. Ama tutkuyu ve sevgiyi derin yaşayarak hayatını devam ettirir. Yani sürünmekten mi bahsedelim, mutlu olmasından mı bahsedelim. Yani belki az yiyecektir. Daha küçük bir odada oturacaktır. Ama mutlu olacaktır. Öbüründe sarayda oturur ama sürünür, acı çeker.
Yani bunu bir kurnazlık ve mantıklı hareket olarak gören kadınlar hep acı çekiyorlar. Bunları görüyorum. Yani zengin olmak onları mutlu etmiyor ki, daha da fazla acı çekmesine neden oluyor. Onun için orada insan, onurlu, Müslüman’a yakışır bir tarz göstermesi lazım. Eğer gerçekten sevmiyorsa, gerçekten saygı duymuyorsa, onda o derinliği, tutkuyu, sevgiyi bulamıyorsa, Allah’ın tecellisi olarak, daha güçlü bir tecelli arıyorsa ve onu ahlaken, moral yönden güçsüz ve yetersiz görüyorsa, tabii ki ayrılmasında fayda var. Ama maddi nedenlerden, işte yok “tipi şöyle, kaşı şöyle, gözü böyle, parası gitti, parası azaldı”, bu nedenle ayrılmak çok onursuz bir tavır olur. Çok çirkin olur. Bunda Müslüman Allah’a tevekkül eder, sabreder. Çünkü sonuna kadar, ahrette de beraber olmaya azmedilerek evleniliyor. İnsan eşini hiçbir şekilde boşayamaz bu nedenlerle. Asla bunu yapamaz. Ama ahlaki nedenlerle anlaşamıyorsa, inanç ve iman yönünden büyük bir farklılık meydana geldiyse, tabii ki ayrılması gerekir.
MUHABİR: Ayrılmadılar ve aldatmalar başladı. Özellikle beylerde ben çok rastlıyorum herhalde bunu, kategorize etmek istemiyorum ama zina konusunu biraz açmamız gerekirse, sorularımız var çünkü bu konuyla ilgili.
ADNAN OKTAR: Eğer Allah’tan korkmuyorsa zaten yani o bir domuz gibi yani domuzlar nasıl çok rahat önüne gelenle ilişkiye giriyorsa, erkeğin de fahişesi vardır. O da domuz gibi önüne gelenle ilişkiye girebilir. Ama bu çok tiksinti verici ve çok aşağılayıcıdır. Erkeği çok kirletir. Kof hale getirir ve çok basit ve kirli hale getirir. Yani çok kötü hale getirir. Tiksinilecek hale getirir. Yani kadın da bunu yaparsa yine aynı şekilde tiksinilecek hale gelir. Yani hoşlanmıyorsa ayrılsın. Yani ahlaken anlaşamıyorsa ayrılsın. Hoşlanmıyorsa derken yani tipinden dolayı demiyorum. Ahlaken anlaşamama vardır.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Yoksa kadıncağız mesela yaşlanıyor, doğuruyor, deforme oluyor. “Hadi bakalım sen babanın evine git” yani bu bir ahlaki tavır değil bu. Bu vicdanlı bir hareket değil. Tabii ki o Allah rızası için orada doğurmuş, o çileye katlanmış yani ona güvenmiş. O zaten tahrip olacağını biliyor vücudunun. Bir fedakarlık yapmış. Ona o tip bir muamele yapılması çok çirkin. İnsan bilakis öyle bir kadına sevgisi daha da artar. Daha şefkati, daha merhameti, muhabbeti artar çünkü o onun yanında o hale gelmiş. Allah rızası için o hale gelmiş. Derinliği tetikleyen bir şeydir bu. Dolayısıyla soğumaya neden olan bir şey değildir. Ama basit bakarsa bir insan, sıradan bakarsa, bunlar olur tabii ki.
MUHABİR: Evet, bu arada konuyla ilgili sorularımızdan var. Yine medya ve magazin dünyası, Celal Bayar Üniversitesinden arkadaşımız yazmış, medya ve magazin dünyası cinselliği neden özendiriyor. Chat arkadaşlığı ne kadar doğrudur. İnternette chat ile çatlayan yuvalar nasıl kurtulur, hocam demiş.
Şimdi bir de böyle bir şey var. Medya ve magazin dünyası hem cinselliği, hem zinayı, hem aldatmaları hem boşanmaları son derece tetikleyen içerikli haberler yapıyorlar. Bu konuda acaba az önce bahsettiğimiz etkenler ve şahıslar yine etkili mi?
ADNAN OKTAR: Yani eğer Allah’ın rızası yoksa Allah’ın tecellisi olarak bir insan bir kadını sevmiyorsa yani ben kendim olarak düşünüyorum, ben gerçekten tiksinirim öyle bir kadından iğrenirim yani bana itici gelir. Yani onda bir derinlik bulamam, tutku da bulamam, şefkat de bulamam, bir güzellik de bulamam ve öyle bir şeyden de iğrenirim. Öyle bir şey düşünemem. Yani dolayısıyla aklı başında bir insanın çette çatta bilmem bu tip şeylerle mutlu olması diye bir konu olamaz.
Çünkü insan karşısındaki insana saygı duyuyorsa, değer veriyorsa o etkiler insanı. Saygı duymadığı, değer vermediği bir insan, insana maymun gibi gelir, yani çok itici gelir. Yani ha maymunla ilişkiye girmiş ha onunla ilişkiye girmiş. Yani öyle bir şey olmaz. Kadındaki o tutku ve ona çok değer vermenin meydana getirdiği ruhtaki etki cinselliktir. Biz buna cinsellik diyoruz. Çok değer verirsin, çok ciddiye alırsın ama çok çok ciddiye alırsın, o senin için çok özeldir, çok büyüktür gözünde, muhterem ve mübarektir, tertemizdir. Sana aittir. İffetinden eminsindir. Bu o zaman insanın ruhundaki şiddeti büyütüp tetikler.
Ama bu yoksa chat çatla istediği kadar uğraşsın. Zaten Allah ona o gücü vermez. Zaten bu konuda toplumun o kesimi hasta. Zaten zevk alamıyorlar kadınlardan ve o yüzden de kendilerince uğraşıyorlar yani işte ilaçlar alıyorlar. Bilmem ne macunlarıyla, bilmem ne ilaçları. Bu macunla, ilaçla olacak şey değildir. Bu tutkuyla olan bir şeydir. Allah’ın insanların ruhuna yansıttığı şiddetli bir güçtür bu. Cennette de böyledir bu. Yani insanların ruhunda derin bir tutku olacaktır cennette. Biz buna cinsellik diyoruz. Yoksa domuzlar gibi üst üste çıkmak, yani insanı sadece tiksindirir, iğrendirir. Başka bir şey değildir.
MUHABİR: Evet, yine Dokuz Eylül Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesinden bir izleyicimiz şöyle sormuş. Bir arkadaşım kız arkadaşıyla gizli dini nikah yaptırmak istiyor. Bu doğru mudur?
ADNAN OKTAR: Bu son derece riskli çünkü bir kere hem kanuni değil bu bir. İkincisi resmi nikah olduğunda zaten nikah da olmuş oluyor çünkü aranan şey şahitler olmasıdır ve halka duyurulmasıdır yani insanlara duyurulmasıdır. Bu oluşmuş oluyor. Yani şahitler var. Halka da duyuruluyor, bütün oradaki insanlar. Ama gizli olanda zaten bir güven ortamı da olamaz. Çünkü kim olduğu belli değil, ne olduğu belli değil. Böyle, ayrıca kanunsuz da olacaktır, her yönden mahsurlu tabii.
MUHABİR: Evet, böylece cevaplamış olduk arkadaşımızın sorusunu. Yine Nur suresi 31.ayette “kadınların ziynetlerini göstermek amacıyla ayaklarını yere vurmamaları” gerektiği sözünden ne anlamalıyız, diye sormuş izleyenimiz.
ADNAN OKTAR: Evet, yani kadınların insanları tahrik etmeye yönelik tavırlardan kaçınmaları yani onunla ilgili herhangi bir malzeme veyahut herhangi bir imkanını o yönde kullanmaması. Çünkü kadın helaline bunu kullanması gerekir. Öbür türlü zaten değeri olmaz. Mesela istediği kadar dışarıda kadın seksi giyinsin, istediği kadar böyle alımlı bir şey yapsın, o onu daha da ürkütücü hale getirir onu. Yani daha riskli hale getirir. Yani bana göre. Çünkü benim bildiğim, anladığım insan bunu helaline sunduğunda çok anlamlı ve çok güzel olur. Yani kadın bunu helaline sunuyorsa güzeldir. Yani herkese sunuyorsa zaten o işte demin anlattığım boşluk olayı olmuş oluyor. Boşluğa dağılmış oluyor. Özel olan şey insanı etkiler. Genel olan bir şey insanı etkilemez.
MUHABİR: Evet. Mirasta kadın neden farklıdır. Nisa suresi 11.ayet mirasın erkeğe iki kadına bir şeklinde paylaştırılmasını söylemiş. Bu adil mi, diye sormuş izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Evet, kadını zaten İslam’da, erkek kardeş korumakla mükelleftir. Yani mesela bir erkek bir kızsa, erkeğe öyle bir pay düştüyse, zaten erkek kız kardeşinin hayatının her şeyiyle ilgilenmekle mükellef. Yani ona isterse hiç pay olmasın. Zaten onun bütün payları onundur. Yani kardeşine düşen bütün paylar onundur. Eğer o Mümin ve muttaki ise, bu tam bir İslam ahlakı olduğu ortam için geçerlidir. Yani Peygamber ahlakı gibi ahlaklı olması lazım bu insanın, yani çünkü Peygamberin ahlakını yaşamakla biz mükellefiz. Mesela benim bir kız kardeşim olsa bana milyarlar trilyonlar gelse hepsi onundur. Ben ne yapacağım parayı yani. Tabii ki ona ben var gücümle gayret ederim, korur kollarım, yedirir, içiririm, en iyi şartlarda gezmesini sağlarım, en iyi şekilde giyinmesini sağlarım ve dolayısıyla paramı tutmam. Ama egoistlik, bencillik yapıyorsa bu zaten ahlaksızlıktır. Yani o adama paranın onda birini bile vermiş olsan zaten beladır o adam.
MUHABİR: Hocam bu dediklerinizi sizin gibi düşünenler yapar ancak ya da siz yaparsınız. Toplumun geneline baktığınız zaman maalesef bu düşünceyi savunacak insanların sayısı oldukça az. Para işin içine girdiği zaman ahlaki değerler ve düşünceler birazcık geriye atıyor gibi görünüyor sanki.
ADNAN OKTAR: Ama ahlaki değerler olmadığında zaten o adamda öyle bir konuyla muhatap olmaz. Yani bu derin Allah’ı seven için bu söz.
MUHABİR: Evet.Kısa bir ara vereceğiz.
Evet reklamların ardından birlikteliğimiz devam ediyor ahir zaman sohbetlerinde, İstanbul’da inanılmaz bir yağış devam ediyor. Dolu halinde yağmaya başladı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Gök gümbürdüyor. MaşaAllah. Aynı zamanda da ciddi bir fırtına var. Altı haftadır diyorum ya Hocam İstanbul’u güneşli göremedim. İnşaAllah önümüzdeki haftalarda İstanbul’un o boğaz manzarası, burada o kadar güzel bir manzara var ki karşımızda.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah görebileceğiz. Şimdi programın birinci bölümünü geride bıraktık. Biraz külli irade, cüzi irade nedir? İrademiz var ya bizim, her şeyi kendimiz yapıyoruz ya. Öyle görüyoruz ya kendimizi. İrade kavramı nedir?
ADNAN OKTAR: Ben külli irade içersinde buraya geldim. Sizlerle konuşmaya başladım. Cüzi irademle de sizle konuşmaya devam ediyorum. Dolayısıyla da hem külli irade hem cüzi irade ikisi de kaderdedir. Evet.
MUHABİR: Evet. Açıkladığımız zaman, düşündüğümüz zaman aslında yaşadığımız her şeyin bir anlamı olduğunu sorgulamaya başladığımızda çok daha iyi algılayabiliyoruz, değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, tabii ki ama bazen bazı insanlar bu cüzi iradeyi yanlış anlıyorlar. Yani sanki Allah’tan habersiz bizim orijinal bilgiye sahip olabileceğimiz gibi yani “Allah bizi bir yola götürüyor, ama biz ondan sonra Allah’tan habersiz yeni bir karar alıyoruz. Yani Allah bizim aldığımız kararı sonradan öğreniyor. “
Bu şirktir. Böyle şey olmaz. Olur mu? Sonsuz hayatın tamamı sonsuz evvel ve sonsuz sonra Allah katında bitmiştir. Yani biz mercimek kadar yerde, şuurumuz içinde yaşayacağız, görüntüyü Allah verecek fakat Allah’ın bizim ne yaptığımızda haberi olmayacak. Yani bunun mantıksızlığı açık ortada, bu şirktir ama bakıldığında tabii külli irade vardır. Mesela bir şeye karar vermek istediğimizde biz kendimiz karar veririz. Ama kaderimizde olduğu için Allah yarattığı için biz karar veririz. Yani “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” diyor Allah. Önce Allah diliyor, sonra biz diliyoruz. İnşaAllah.
MUHABİR: Evet. Ama Allah da bize o kararı kendimiz vermiş hissi veriyor değil mi?
ADNAN OKTAR: Hissi veriyor. Tabii ki.
MUHABİR: Peki korku ve ümit arasında olmak, havf ve reca galiba değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, MaşaAllah.
MUHABİR: Korku ve ümit arasında olmak nasıl tanımlanabilir? Nasıl açıklayabiliriz?
ADNAN OKTAR: Bakın ben size söylüyorum. Ahir zamanda Mehdi gelecek. Mehdi normalde alametleri kendinde görse, ne yapar ne diyebilir? Ben mutlaka cennetteyim falan -Allah esirgesin falan demeyeyim. Allah affetsin- düşünebilir. Ama Mehdi rivayette diyor ki “gerges kuşunun titremesi gibi korkar” diyor Allah’tan. Şiddetli korkar cehenneme gitmekten. Yani ben cehenneme de gidebilirim diye düşünüyor. Açıkça vahiy gelmedikten sonra bir insanın cennete gideceğine dair kitabi peygambere yani kitaplı peygambere vahiy gelmedikten sonra bir insan geleceğinden emin olamaz. Ama buna rağmen, mesela Peygamber Efendimize (SAV) cennete gideceği müjdelenmesine rağmen, buna rağmen yine çok titizdi ibadetlerine, yine Allah’tan korkuyordu, yine titizdi ibadetlerinde Allah’ın hükümlerine uymada. Müslüman böyle olacak. Yani elliye elli, hem cennete gidebilirim, hem cehenneme gidebilirim diye Allah’tan korkacak. Zaten bu aynı zamanda aşkında ve tutkunun da kökenidir. Yani Allah korkusuyla biz tutkuyu öğreniriz. Derin sevginin kökeni de yine Allah korkusudur.
MUHABİR: Evet, peki yine bir izleyici sorusu, insanlardan takdir alkış bekleme hastalığından nasıl kurtuluruz, teveccühü nastan?
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bunu hepimiz yaşıyoruz aslında.
ADNAN OKTAR: Hayır o bir suç değildir. Beğenilmek güzeldir. Mesela insanın sevdiği mesela bir kadın varsa, mesela helalini seviyorsa, ona iltifat ediyorsa, onun gönlünü alıyorsa bu bir güzelliktir. Çünkü onun iltifatını Allah yapıyor ona. Allah yaptırıyor. Onun ağzını kullanıyor orada Cenab-ı Allah. Onun ağzını vesile ediyor ve bu karşılıklı muhabbete sebep olur. Karşılıklı iltifat. Bu bir nezakettir.
Ama yani cahile cühelaya bunu yapmak tabii çok tehlikeli olur. Yani akli dengesi yarım olan, cahil olan bir insana işte sen alimsin, çok akıllısın, yamansın, muhteşemsin dersen, ben böyle vakalar çok gördüm. Hakikaten kontrolden çıkıyor, dengesi bozuluyor ve ahmağa, akılsıza ve cahile bir kısım cahillere yani kafası çalışmayan cahillere iltifat son derece tehlikeli olur. Yani bir daha kontrol edilemeyecek hale gelir o insan.
O yüzden hatta Peygamber efendimiz (S.A.V.) “iltifat etmeyin hatta size iltifat edenin yüzüne kum saçın” der böyle. Tabii o bir müteşabih, yani aman böyle bir şey olmasın. Ama bu aptallar ve akılsızlar içindir. Allah’tan korkan, Allah’ı seven, takva, güzel huylu bir insanı övmek karşılıklı sevgiye sebep olur. Çünkü o insan haddini bilir, kendini bilir. Yani övülen izahlar eğer doğruysa zaten o da görüyordur onu. Ondan zevk alır, hoşuna gider. Ama olmayan bir şeyi de, mesela akılsızı, bir cahili, çok akıllısın, çok mükemmelsin diye överseniz, çok görmüşsünüzdür, kilitlenir, delirir kontrol edemezsiniz.
MUHABİR: Evet. Özellikle övgü anne ve babalar tarafından çocuklara çok fazla yapılır. Özellikle çocuklar tek çocuksa, tek çocuk olarak yetiştirmişlerse hayatlarında hep anne babaları ve çevreleri tarafından övülmüşlerdir.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Aynı övgüyü çevrelerinden de beklerler. Doğru mu düşünüyorum, anne babalar bu konuda doğru mu yaparlar, yanlış mı yaparlar? Bunun dozu ne olmalıdır?
ADNAN OKTAR: Eğer çocuğu dinsiz, ateist yetiştirdilerse, üstüne de övgü varsa o çocuğu iyice delirtmek demektir bu, tam dengesiz hale getirmek demektir. Onu bir daha da zaten kontrol edemiyorlar. Kendileri de kontrol edemiyorlar. Yani zombi meydana getiriyorlar. O zombi sonra onları boğmaya kalkıyor.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Ve bütün ömürleri o belayla uğraşmakla geçiyor. Önce çocuğu çok takva, Allah’tan çok korkan, Allah’ı çok seven olarak yetiştirmek lazım, böyle munis ve tertemiz huylu yetiştirmek lazım. Böyle bir insana makul övgüler çok güzeldir ama mesela çirkin bir insanı güzelsin diye övmek, bu yani bence ahlaksızlık, terbiyesizlik, yani alay eder gibi yakışık almayan bir şey. Belli ki değil, yani dürüst övgü güzeldir. Mesela hakikaten güzel oluyor. O güzelliği sanatkarane, akılcı, doğru olarak tam doğru olarak dürüstçe ifade etmek lazım. Bu sevgiyi çok arttırır. Ama abartmak kızdırır. Mesela zayıf bir adama herkül gibisin diyorlar. Yani bu alay eder gibi bir şey. Dalga geçer gibi bir söz yani.
MUHABİR: Doğru.
ADNAN OKTAR: Veyahut kilolu bir insana tığ gibisin demek yani bu münasebetsizliktir, doğrusunu söylemek lazım. Neyse eğer, çünkü övülecek yönleri vardır, onu söylemek lazım. Alakasız yönü anlatmanın anlamı ne yani değil mi. Dürüst olması lazım. Yani insanlar helaline hitap ederken bu konuda özenli olması lazım veya çocuğuna, kardeşine hitap ederken de akılcı olmak lazım. Mesela hakikaten de akıllı, zeki bir insansa, akıllı ve zekisin demek lazım. Mesela bakışları güzelse onu doğru olarak söylemek lazım. Hitabeti güzelse bunu doğru olarak söylemek lazım. Ama iki lafı bir araya getiremeyen adama mükemmel konuştun deyip alkışlamak, yani bu komedi filminden bir parça gibi oluyor.
MUHABİR: Evet. Bunları yaşıyoruz ama zaman zaman. Şimdi bunlardan bahsederken benimde zaman zaman yaşadığım ama çevremdeki insanlardan çok daha fazla duyduğum kabz ve bast halleri.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Birazcık açmak istiyorum bu konuyu çünkü artık günümüzde insanlara baktığımız zaman her programda söylüyoruz bir mutsuzluk, bir sıkıntı, bir memnuniyetsizlik, sürekli kalplerinin daralması, sıkışması, sonra birden bire kendilerine gelmelerinden bahsederler. Biraz açalım mı kabz ve bast.
ADNAN OKTAR: Evet, o tarikat ehlinde de olan bir şeydir zaten tarikatlerde kullanılan bir haldir. Yani kalbin, ruhun, nefsin kasılması, kabz hali ve bunun açılması için bazen onlar mesela müzik dinlerler. Bazen açık havaya çıkarlar, nefislerine hoş gelecek yiyecek yerler ki kendilerini biraz açmak için.
Fakat tabii kabz halinin ana nedeni Allah aşkının azalmasıdır. Allah aşkı insanda çoğalırsa insan sarhoş neşesine girer. Yani Allah aşkıyla sarhoş olur ve sürekli mutludur. Ama bunu açmak için, kabz haline gelmiş bir adama erik hoşafı yedirmek bilmem işte bilmem fındık, fıstık getirmek yani hiç bir etkisi olmaz. Maymunu falan mutlu eder insan onunla açılmaz. Maymuna fındık, fıstık yedirirsen hayvan neşelenir açılır hakikaten ama insanı bu daha da rahatsız edebilir. Bununla insan mutlu olmaz.
Mutlu olacağı şey insan, dürüst insanlardan çok mutlu olur. Yani insanı insan açar. Yani samimi insan, insanı çok açar. Gıda gibidir. Mesela samimi bir insanın bakışları, konuşması, üslubu, insanın ruhunda inşirah, ferahlık verir. Kalbini açar. Ama bir akılsızın, bir dinsizin böyle perişan üslubu, karamsar üslubu, akılsızca, mantıksızca izahları insanın kalbini kasar. Yani içini kasar, bunalır ve onun yanından gitmek ister biran önce. Ama Allah’ı gerçek anlamda seven akıllı bir insanın üslubu ve konuşmaları her insanı, yani samimi olan her insanı çok açar.
Ama müminden mümin zevk alır. Müminin yani iman edenin, akıllı bir insanın konuşması aptalı sıkar, akılsızı sıkar, bunaltır. Yani dinsizi de çok sıkar. Onların zevki tam tersinedir. Yani onlar siyahı bambaşka görürler. Biz siyahı bambaşka görürüz. Zevk sistemlerinin bozuk olduğunu Allah söylüyor. Yani onun için mesela “münafık erkekler münafık kadınlara, kafir erkekler kafir kadınlara” şeklinde Kur’an belirtir. “Mümin erkeklerde mümin kadınlara”, der Cenab-ı Allah. Çünkü mümin kadın ve mümin erkeğin, inananların özel bir beden kimyası vardır ve özel bir ruh yapısı vardır. Yani onlar birbirine tam girift oturan bir sistemdir ve şiddetli zevk alırlar birbirinden.
Ama münafıklarda da şiddetli bir azap sistemi vardır yani birbirinin içine girdiğinde her noktada tiksinir. Mesela ağzından ayrı tiksinir, gözünden ayrı tiksinir, konuşmasından ayrı tiksinir. Allah onları birbirine bela olarak yaratmıştır. Yani dünyada onlar cehennemi yaşarlar ama mutluluk taklidi yaparlar. Mesela bir eğlendik bir eğlendik diye gelirler. Halbuki sürünmüşlerdir. Çok azap çekmişlerdir. Mesela diskolara gidiyor, şempanze gibi sıçrıyor, hopluyor ama acı ve sıkıntıda onunla beraber hopluyor. Yani çünkü beyninin içine girmiş sıkıntı. Kendini yerlere atıyor yine kurtulamıyor. Hadi bu diskodan diğerine gidelim diyor, sıkılıyor çünkü. Yani orda mutlu olacağını zannediyor. Sıkıntı onunla beraber onun sırtının içine girmiş olarak oraya o da gidiyor. Bir mana veremiyor. En sonunda eve dönelim diyor. Eve de onlar zaten bir "öf" ile gelir onlar biliyorsunuz, kapıyı falan tekmeleyerek girerler. Sıkıntı bir türlü yakasını bırakmaz. Yatar uyumaya çalışır yine uyuyamaz.
İmansızlık dünyada muazzam bir azaptır. Yani yakasını hiç bir şekilde bırakmaz. Her şey ona ters gelir. Mesela güzel bir insan görür haset eder onun ciğerine oturur. Halbuki mümin bir insan güzel bir insan görünce içi açılır. Allah’a hamd eder. Onun daha da iyi olmasını ister. Daha güzel olmasını ister. Mesela zengin birini görür münafık yahut dinsiz onun ciğerine oturur adeta tabiri caizse çok ızdırap verir.
Mesela zengin, güzel bir yere gittiğinde bir insanın içi açılır değil mi? Güzel bir şeyden mutlu olur. Allah’ın sanatını görür, Allah’ın tecellilerini görür. Ondan zevk alır. Bu negatif takımda bu böyle değildir, negatif insanlarda. Her şey ona azap verir. Özellikle zenginlik ve güzellik çok can yakar. Mesela güzel bir kızı güzel bir kız gördüğünde, çirkin bir kız gördüğünde normal bir kız gördüğünde eğer dinsiz ve münafık tiynetliyse o ona çok büyük bir azap olur. Akşama kadar onun acısıyla yaşar.
Mesela erkeklerde de bu böyledir. Yani mesela kendinden daha gösterişli birini görürse o ona müthiş acı verir. Onun için topluluklarda bunlar birbirlerini mahcup etmeye çalışırlar ve onun ahlaksızlığının kökeninde de bu vardır. Mesela ters laflar eder. Onu küçük düşürecek laflar eder ve sinsice bir şeyler yapmaya çalışır. O da ona sinsice bir şeyler yapmaya çalışır ve onun sonucunda da kavga çıkar ve nefret çıkar. Onun için ben “Adamlık Dini” isimli kitabımda bunları çok detaylı anlattım. Toplumun böyle sinsi birbirini ezme metotları vardır. Bir açık vardır. Bir de gizli, sezdirmeden vardır. Sezdirmeden olan yüzde doksan dokuzsa açık olan yüzde birdir ve birbirlerini ezen bir makineye dönüşmüştür bu insanlar. Yani böyle şeytan gibi birbirlerini nerede görse ezerler.
Halbuki müminler birbirlerini nerede görse mutlu etmeye, huzurlu hale getirmeye, sevinçli hale getirmeye gayret ederler ve onun güzelliğinden, zenginliğinden, sağlığından, sıhhatinden mutlu olur yani onun daha da artmasını ister ve bundan sevinç duyar Müslüman.
MUHABİR: Evet. Çok güzel anlatıyorsunuz Hocam. Harikasınız.
ADNAN OKTAR: Evet, MaşaAllah.
MUHABİR: Peki tefekkür ne demektir, diye soracağım.
ADNAN OKTAR: Tefekkür...
MUHABİR: Benim bildiğim kadarıyla varlıklara Allah adına bakmak mıdır acaba doğru mu izah ediyorum?
ADNAN OKTAR: Çok güzel
MUHABİR: Yani şöyle düşündüm, bu cümleyi okuduktan sonra, pencereye bakmak ya da pencereden bakmak gibi bir şey mi, acaba. Pencereye baktığım zaman pencerenin üzerindeki parmak izlerini ya da lekeleri görürsünüz ama pencereden baktığınız zaman dışarıdaki güzellikleri görürsünüz. Böyle nitelendirebilir miyiz acaba?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, mesela bakın siz pozitif bir insansınız. Pozitif elektrik yayıyorsunuz ben bunu hissediyorum ve zevk alıyorum ben bundan. Benim sevgimi de siz hissedersiniz bundan hoşnut olursunuz. Bu inananların bir vasfıdır. Bir güzelliğidir. Mesela ben sizin zengin olmanızdan, sağlıklı olmanızdan, mutlu olurum. Mesela iyi olmanızdan mutlu olurum.
Ama Allah esirgesin, küfür hakimiyetinde bu tam tersine işler, bu sistem tam tersine işler. Biz mesela pencereden dışarıya baktığımızda karı gördüğümüzde, yağmur gördüğümüzde mutlu oluyoruz. Ne güzel yağmur yağıyor diyoruz. Allah’a hamd ediyoruz. Bir ahir zaman alameti olarak görüyoruz, değil mi? Mehdi devrinin bir güzelliği, bir Allah’tan harika olarak oluşan bir olay olarak görüyoruz. Diğer devirlerde de olsaydı yine onda da hayır ve güzellik görürdük. Ama hep Allah’ın tecellisi olarak görürüz. Mesela yağmurların böyle tek tek billur parçası gibi, küçük küçük, minik minik, tatlı tatlı inmesi, hele o kar tanecikleri yani çok şaşırtıcı.
MUHABİR: Her biri birinden farklı
ADNAN OKTAR: Mesela soğuk buzdolabında tutulmuş bir cam tutsak, cam parçası kar ona deydiğinde alıp bakarsak yani nefis bir şeyle karşılaşırız. Her birinde ayrı bir sanat vardır ve hiç biri birine benzemez. Yani bu nefes kesecek bir şeydir. Yani katrilyonlarca, katrilyon çarpı katrilyon kar kristali var ama hiç biri birine benzemiyor. Bu Allah’ın müthiş bir gücü muazzam gücü ve muazzam tecellilerinden biri, yani sırf ona baksa mesela ben bazen evin içinde de küçük karıncalar görüyorum. Küçük keratalar, köfte gibi pırıl pırıl oradan oraya koşuşturuyorlar, tertemizler ve çok çalışkanlar.
MUHABİR: Arılar Hocam, arıları o kadar güzel anlatıyorsunuz ki.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: İzleyicilerimle paylaşmak istiyorum. Arıların mekanizmasını. Hocam bu sabah da yine kahvaltı yaparken arkadaşlarımızla konuştuk da siz çok güzel anlatıyorsunuz. Gerçekten düşünüldüğü zaman inanılmaz bir mucize.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Biraz anlatabilir miyiz, açabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Ben bahçede bazen arılara bakıyorum böyle yakından derinlikli gibi keratalar. Pırıl pırıl kafaları falan, o duyargaları, o ponponları, mesela tüyleri de çok güzel kadife gibi, popoları sürekli hareketli böyle, iğne her an hazır, hizmete hazır böyle.
Mesela çiçeğin içine giriyor, hemen orda ne var ne yok tatlıları varsa böyle baklava ziyafeti gibi güzel onları bir yiyor. Ama hayvan egoist bencil değil yani ne kadar tatlı bir hayvan, istese onu yer orda doyar işine gücüne bakar öyle yapmıyor alıyor onu kilometrelerce öteden gidip yuvasına götürüyor.
Tabii o önce bir sunta imalatı var biliyorsunuz. Alttan çıkıyor böyle güzel yassı plakalar halinde onları çok acayip, Allah’ın onun altına öyle yani Allah yapacağı balı biliyor onun altına sunta sistemini de hazırlamış Allah orda da suntaları çıkartıyor yani balmumunu. Güzel, âlâ bir şekillendiriyor. Nefis bir altıgen yapıyor. Altıgen kutucuk yapıyor ki, yani en mükemmel teknik yapıdır o, teknik açıdan en mükemmeldir. Yani açıları da en mükemmel açıdır. İnceliği aynı kalitede ve sağlamlığı aynı kalitede, balı içine doldurmaya başlıyor önce onu yapıyor. Normalde taşar. Yani bir yerlerden sızar ya nasıl yaparsın kerata böyle MaşaAllah. Doldurdukça, tam böyle içini kavanoz gibi doldurduktan sonra ağzını tam anlamıyla kapatıyor. Tam kâmil anlamda kapatıyor.
MUHABİR: Bir uçtan bir uca ortak bir noktayı birleştiriyor.
ADNAN OKTAR: Evet, iki taraftan başlıyor. Tak böyle mesela böyle geliyor geliyor geliyor, tak parmaklar uçucuna geldiği gibi tam karşı karşıya getiriyor. Yani ben ne diyeyim ben buna? Mucize üstü mucize. Mesela o yavruları kundak gibi küçük küçük onları dizmişler böyle bir sürü ufak yavruları o arıların yavruları, birer birer ufakları arı sütüyle besliyorlar. Onlar da minik bebek gibi orda bekliyor onları. Yani mesela insana söyleseler, unutur bulamaz odaları birbirine karıştırır. Çünkü bir tane iki tane değil ki keratalar zibil gibiler. Hepsini her gün muntazam tam vakitlerinde ziyaret edip besliyorlar ve arı sütü apayrı bir gıda.
Yani biliyorsunuz insanlar için de çok önemli bir şeydir. Yani çok etkileyici bir şey, mesela hayvandan zehir ayrı çıkıyor, hayvana terslik yapana zehriyle karşılık veriyor. Mesela yavruya nasıl davranması gerektiğini biliyor. Ona süt veriyor. Balı da hazırlıyor. Hayvancağız emek emek onu hazırlıyor. Zaten çok az bir şey onun ihtiyacı var. Bal imalatı yapanlar, zaten onların payını ayırıyor onların minik göbüşlerini doyuracak kadar kısımlarını ayırıyor. Onlara da fazla fazla yetiyor. Ama yani hayvanın her şeyi harika, duyargaları harika, gelip kontrol ediyor falan bir şey var mı yok mu, bir de kendini temizliyor ayrıca. Gıcır gıcır sürekli orasını burasını falan durup boş zamanlarında temizlikle uğraşır onlar.
MUHABİR: Ve ürettiği ürünle binlerce derde deva
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, nefis bir ürün meydana getiriyor. Mesela bir de bozulmuyor. Bozulmayan bir ürün bal, nefis bir kokusu var. Orijinal bir yiyecek Kuran’da övülmüştür. Mesela hava ısınıyor hadi bakalım diyorlar koro, ekip halinde topluca kanatlarını çırpmaya başlıyorlar. Bir anda ortalık serinliyor. Ya nereden bilirsin serinlemeye ihtiyaç olduğunu.
Yani mesela kovana yabancı bir hayvan giriyor hemen anında yaka paça dışarı atıyorlar. Yahut öldürüyorlar. Üstünü antiseptik bir maddeyle kaplıyorlar. Yani vücutlarında oluşturdukları bir antiseptik maddeyle oradan buradan topladıklarıyla karıştırıp bir şeyler yapıyorlar ve mükemmel bir antiseptik elde ediyorlar. Bununla o hayvanı mumyalıyorlar. Yani mumyalamayı nereden bilirsin, onun kokuşacağını bozulacağını nereden bilirsin, hep mucize MaşaAllah.
Evet, dışarıya da kapıya nöbetçiyi niye dikersin. İki tarafa nöbetçi, illaki bekleyecek nöbetçi. Yani yabancı giriyor mu, girmiyor mu? Mesela herhangi bir yabancı arı girsin hemen anlıyorlar. Yaka paça dışarıya adamı.
Fakat şu çiçeklerin yerini dansla bildirmeleri yani nefes kesici bunu bir insan yapamaz. Öğretiriz işte şu kadar kilometre ötede çiçek var. Bunu bir arkadaşım dans edecek sana anlatacak dansla dese birçok insan onu çıkartamaz. Hayvan biliyor. Etrafına milleti topluyor. Arıları. Başlıyor dans etmeye güneşe karşı. Hepsi anlıyorlar çiçeğin yerini. Eliyle koymuş gibi gidip buluyorlar. Yani bu çok az bir kısmı hayvanın harikalarının. Çok çok az bir kısmı.
Vücut mükemmellikleri var. Mesela eklem mükemmellikleri var. O bal yapmadaki sistemin mükemmelliği, mesela zehir kesesinin mükemmelliği, zehir kendine etki etmiyor mesela vücuduna ama bir başka hayvanı öldürüyor. Halbuki onun da kanına karışıyor hayvanın. Aynı zehir. Başka bir arıya o zehri verdiğinde o öldürüyor. Ama ona bir şey etmiyor. Etkisi olmuyor. MaşaAllah.
MUHABİR: Geçenlerde bir makale okumuştum. “Hiç mikrop yediniz mi” başlığı altındaydı makale. Hiç bu açıdan bakmamıştım. Çünkü insana sorduğunuz zaman canım mikrop yenir mi, nereden çıkartıyorsun gibi cevaplar da alabilirsiniz ama aslına baktığınızda birçok bakteri türü bizim yiyeceklerimizin aslında temel kaynağını oluşturuyor değil mi? Soframızda yediğimiz ekmek, yoğurt hepsi bir düzen dahilinde aslında bize sunuluyor.
ADNAN OKTAR: Bakterinin olmadığı bir yer yok zaten tabii ama birçoğu da faydalı tabii. Zararlı olan bakteriler bile vücut direncini arttırır. O yönden de faydalı. Ama tabii her yer dolu. Her yerde Allah’ın yarattığı bu harika varlıklar var. Allah her milimini dünyanın, her santimini böyle canlılarla doldurmuştur.
MUHABİR: Bu sistem aslında sadece bizim için oluşturulmuş, hazırlanmış
ADNAN OKTAR: Evet, İnşaAllah
MUHABİR: …ve sadece kıymetini bilmemiz isteniyor ve inanmamız isteniyor. Çok da fazla bir şey istenmiyor aslında değil mi? Bu kadar sunulan nimetten sonra.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Elhamdülillah, tabii Allah sadece O’na dua etmemizi O’na kulluk etmemizi istiyor. Yani günde beş kere Allah’a ibadet ediyoruz bizim en fazla bir saatimizi alır. Hadi yani eğer sünnetleri kılmazsa yarım saatini alır bir insanın. Yirmi dört saat içinde bir insanın aşkla sevdiği sevgilisine, en büyük sevgiliye yarım saatini ayıramaz mı ki biz bütün günümüzü ayırıyoruz Allah’a her an Allah’ı anıyoruz. Her an seviyoruz. Yani her anımız adeta namaz gibi. Hep O’nun için yaşıyoruz biz. Allah rızası için yaşıyoruz ve hayatın anlamı öyle geliyor. Yoksa hayat bomboş olur, çok anlamsız olur. Allah esirgesin.
MUHABİR: İnsanlar stresin varlığından bahsederek günlerini geçirmeyi tercih ediyorlar diyeceğim ben size. Stres çağımızın hastalığı olarak nitelendiriliyor. Herkes bir mutsuz, bir huzursuz, stresin esas kaynağı olarak nitelendirdiğimiz şeyler aslında şu anda sizin söylediklerinizle çok bağlantılı doğru değil mi?
ADNAN OKTAR: Mehdinin zuhurundan sonra müthiş birmutluluk çağı gelecek onu söyleyeyim.
MUHABİR: Stres olmayacak.
ADNAN OKTAR: Evet, stres de kalmayacak. Mehdi insanlara sevmeyi, sevilmeyi öğretecek, şefkati öğretecek, derinliği öğretecek. Kur’an ahlakını onlara sevdirecek, İslam’ın nurunu ve ışığını görmeyen gözlere iyice gösterecek İnşaAllah.
MUHABİR: Evet.Bir izleyici sorusunu hemen aktarmak istiyorum ben size, “yaşım genç olmasına rağmen bir hastalığım çıktı, -geçmiş olsun diyoruz- bunun Allah’ın emriyle oluştuğunu biliyorum. Kendimi inançlı bir insan olarak biliyorum ama kendi hastalığımla ilgili karar veremiyorum. Acaba bu hastalığı Allah’tan bir nimet olarak mı, yoksa bir ibret olarak mı, görmem gerek.”
ADNAN OKTAR: Hem nimet hem ibret olarak görecek İnşaAllah. Günahları için tövbe edecek ama ahretine çok faydalı olduğunu da bilecek. Mesela görmeyen bir insanın namaz kılması biz bir sevap alıyorsak gören insan olarak görmeyen insan bin sevap alır bin misli daha çok sevap alır. Mesela bir kolu olmayan bir insanın kıldığı namazla iki kolu olan insanın kıldığı namaz ve yaşantı aynı değildir. Onların aldığı sevap çok çok daha fazla olur. Hastalıklar da sevabı çok artıran nimetlerdir.
MUHABİR: Evet. “İzmir’deki tüm hemşerilerime sevgiler saygılar. Adnan Bey’e ve kanal35 çalışanlarına da hayırlı günler” teşekkür ediyoruz. “Sizin röportajlarınızı izledikçe ruhumda İslam’a şiddetli bir yönelme oldu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: ”Merak ettiğim bir husus var. Hafta içinde bir röportajda Mehdiisminin ebcedinin araştırılırsa önemli bir tarih vereceğini söylediniz. Mehdinin tam olarak ismini sizden öğrenebilir miyiz? İyi yayınlar”, İstanbul’dan izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Onu söyledim. Biraz araştırmacı olmalarını istiyorum. Ben dedim ki, Risale-i Nur’un serbest bırakıldığı tarihi veriyor dedim. Araştırmacı olmalarını böyle teşvik etmemiz güzel. Gitsinler, internet sitesine baksınlar hemen göreceklerdir.
MUHABİR: Evet. Rahman suresi 70. ayetinde cennetten bahsederken “ Orada huyları güzel yüzleri güzel kadınlar vardır,” diye Allah belirtiyor.Sayın Oktar huy güzelliği yüz güzelliğinden daha mı önemli, diye sormuş yine bizim hemşerilerimizden.
ADNAN OKTAR: Tabii, ayette “eşlerine tutkuyla bağlı olan kadınlar” dan bahsediliyor. “Gözlerini yalnızca eşlerine dikmiş” diyor, Allah hem iffetin önemini belirtiyor hem tutkunun önemini belirtiyor hem de güzel huyun önemini belirtiyor. Güzel huylu bir kadın, tutkuyla bakan bir kadın ve tutkusuna inanılan samimi bir kadın tabii çok çok büyük bir nimettir. Allah onda muhteşem bir tecelliyle tecelli eder. Cennetin en büyük zevklerindendir kadının tutkusu. Yani insanın bütün benliğini yakacak derecede şiddetli zevk veren muazzam bir zevk olarak cennet de Müslümanlar bunu yaşayacaktır İnşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, evet, intikam almanın Kuran’da yeri var mıdır, diye sormuş, Balıkesir’den bir izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: İntikam, Allah “cinayet işleyen bir insan olduğunda” diyor Allah “affederseniz sizin için daha hayırlıdır” diyor. Eğer samimi tövbe ettiyse, samimi olarak pişman olduysa onu dahi affedin, diyor. İslam’da intikam yok. Ahrete bırakacağız İnşaAllah. Allah onun gereğini yapar. Neyse tam adaleti sağlar. Müslüman hep affedici olacak, merhametli ve şefkatli olacak İnşaAllah.
MUHABİR: Evet. “Cumartesi günleri sizi ailece büyük bir beğeniyle izliyoruz.” Ne kadar güzel, çok teşekkür ediyoruz. “Bu güzel sohbetten dolayı biz de sizlere teşekkür ediyoruz. Adnan Oktar Hocamın sitesinde 1979 yılındaki tanker patlamasının resimlerini koymuşsunuz. Bu patlamanın hadiste bahsedilen Mehdi’nin çıkışının alametinden olduğunu söylemişsiniz. Ben o yılda daha bir yaşındaydım. Bu nedenle o patlamanın dehşetini gözümde tam canlandıramıyorum. Sayın Hocam, o dönemde Siz İstanbul’da mıydınız? Eğer öyleyse açıklayabilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Ben o gün Akademi için Akademiye gelmek için yani okula gelmek için çıkacaktım. Ankara’daydım. Ben dedim, televizyonu açınca o patlama haberini duydum. Ben acaba gitmesem mi dedim. Şimdi ortalık orası bayağı bir karışıktır dedim. Annem de bana kızdı dedi, zaten geciktin dedi. Okula niye gitmiyorsun vakit geçirdin, dedi. Hemen git, dedi. Ben de hemen apar topar bir bilet aldım. İstanbul’a geldim. Hakikaten geldiğimde muazzam bir duman sütunu vardı ama dev bir duman sütunu ve boğaz boyunca devam ediyor böyle baca gibi yani kilometrelerce devam ediyor ve yanıyordu devam ediyordu.
Ben gazetelerde okuduğumda insanların gündüz oldu diye uyandıklarını duymuştum. Yani geceyken birden gündüz olduğunu düşünüp hatta bir kısmı da “kıyamet mi başladı acaba” demişler. Acayip korkmuştu insanlar. Yani yatağında yatan herkes hoplayıp kalkmıştı. Hadiste diyor ki “yatanlar kalkar” diyor. “Bu patlamanın şiddetiyle” diyor ve “insanlar der ki” diyor “gündüz mü oldu” derler diyor ve “gök gürültüsü gibi şiddetli patlamalarla bu devam eder” diyor. “Yer ve gök ehlinin duyacağı sesler nida olunur” diyor. Bunun bir alamet olduğunu, “bunu gördüğünüzde” diyor “Âli Muhammed’in kurtuluşa kavuşacağını bekleyiniz” yani Mehdi’nin zuhur ettiğini artık biliniz, diyor. Bu Mehdi’nin zuhur alameti olarak belirtilmiş.
Ben o devirde gazeteleri, televizyonları da o zaman seyretmiştim. Hakikaten çok şaşırmıştım. Bir kere dünyanın büyük 4. tankeriydi bu. Yani çok büyük ve çok fazla petrol vardı içinde. Allah korudu. Yani zaten gazeteler manşetten hep öyle verdi. Hürriyet gazetesi, diğer gazeteler hepsinde “Allah korudu” diye verdiler. Yani muazzam bir patlama oldu. Yani yer gök, camlar çerçeveler aşağıya indi bütün İstanbul yani büyük bir tehlike atlatmıştı. Hakikaten mucize olarak Allah korudu çünkü atom bombası patlamış gibi oldu. Büyük bir şey oldu. Ama bu Mehdi’nin zuhur alametiydi aynı zamanda.
Yani bütün tarifler, mesela günlerce devam edeceği belirtiliyor o doğru, mesela gündüz gibi olacağı söyleniyor, gök gürültüsü gibi sesler çıkartacağı, “canları da alacak bu ses” diyor. Yani insan da ölecek diyor, bu hadiste. Hakikaten elli küsur insan öldü. Yani bu detaylara kadar belirtmiş hadis. O yönüyle harika ve çok fazla rivayet var bu konuyla ilgili. Yani Mehdi’nin zuhur alametlerinden biri olarak belirtilmiş.
MUHABİR: Evet, bir izleyicimiz “internetteki çocukluk yıllarınıza ait resminize bayıldım. Resminizi bizimle paylaşmanız ayrı bir güzellik ve incelik bence. Özellikle geçenlerde ilkokuldayken dünya savaşlarının mantığını düşündüğünüzü ve bu savaşların arkasında bir oyun olabileceğini daha o yaşlarınızda tespit ettiğinizi anlattınız. Gerçekten hayret ettim. Tebrik ederim sizi” diyor. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: 45 milyon insanın ölümüne sebep olabilecek kadar cinnet geçirmeye sebebiyet veren savaşlardı belki, dünya savaşları değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, ama herkes şaşırır buna. Çok anormal bir sistem, yani insanlar niye adam öldürmeye karar versin. Yani insanlar nefret eder cinayetten, olay çıkartmaktan, insanlara acı vermekten, insanlar tiksinirler. Yani bunun bir organize hareket olduğu yani bu kadar insanın zorla bu pisliğin rezilliğin içine sokulduğu açık belli. Mesela Hitler’in çılgınlıkları, Mussolini’nin çılgınlıkları, delilikleri, Stalin’in azgınlıkları ve meydana gelen büyük katliam çok büyük bir olay. Ben bunları hakikaten o zamanlar kuşkulu bulmuştum. Arkasında bir güç olabileceğini düşünmüştüm. Bir de darwinizm konusuna hiç aklım yatmamıştı. Çocukken hiç inanamıyordum, inanmadım. Sonra inceledikçe araştırdıkça hepsinin altında bir oyun olduğunu, bir çapanoğlu olduğunu gördüm.
MUHABİR: Evet. “Kanal35 televizyonuna teşekkürler ediyoruz”. Çok teşekkür ediyoruz biz de. “Sayın Adnan Oktar ile bizleri bir araya getirmeniz çok güzel bir hizmet. Hocama sorum şu şekilde olacak. Hz. İsa onu (sandığı) alıp açacak ve içinde bir mühür bin kitap bulacak bu kitaplarla İslam’ı ihya edecek. Risalet-ül meşreb el-verdi fi mezhebi’l-Mehdi Ali bin Sultan Muhammed-el Kari sayfa 4, El-Cülesci kitabından. Bu hadisteki kitapları biraz açıklayabilir misiniz?” diyor izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Evet, Hz. İsa (A.S.) geldiği vakit hazır ortama geleceği, hazır kitaplar bulacağı yani tebliğ için özel bir çalışma yapmayacağı Peygamberimiz (S.A.V.) ’in mührü olan bir sandık, yani Peygamber Efendimizin(S.A.V.) mührü olan kitaplar bulacağı şeklinde bir hadis var. Peygamberimizin (S.A.V.) mührü her yerde var, her şeyde vardır. O devirde de demek ki olacak. O yayılacak demek ki. O’da İslam’ı Kuran’ı anlatan bu kitapları alarak tebliğ yapacak, dini anlatacak. Bunu anlıyoruz.
MUHABİR: “Son zamanlarda gazetelerde yoksulluk insanları Allah’a yöneltiyor. Yoksul bir Amerikalı bir İranlı kadar dindar oldu diye, haberler okuyoruz. Hocam insanlar niçin fakir olduklarında daha çok Allah’a yönelirler de zengin olduklarında ise tam tersi olur. Bu yüzden ekonomik kriz bir bakıma da hayırlı oldu diyebilir miyiz? Şimdiden vereceğiniz cevap için teşekkür ediyorum” demiş izleyicimiz. Ekonomik krizin böyle bir hayrı var mıdır?
ADNAN OKTAR: Allah hem ekonomik krizi hem de dua etmeyi aynı anda yaratmıştır. Yani ekonomik krizden sonra insanların aklına bu geliyor değildir. Allah onların dua edeceğini biliyor. Dua için ekonomik kriz meydana getiriyor. Ekonomik kriz için de dua meydana getirir. Yani aynı anlamdadır. Yani ikisi bir bloktur bunların. Çünkü Kur’an ayetinde şeytandan Allah’a sığınırım, Allah diyor ki “yalvarıp yakarsınlar diye” ekonomik kriz meydana getireceğini söylüyor Allah, dua etsinler diye. Net ayet var. Kur’an ayeti. Mealen söylüyorum. Bu oluşmuştur şu an ve Allah insanları daha yeni başlıyor bu çok yalvartacak, çok dua ettirecek.
Yani önümüzdeki yıllarda bu daha da şiddetlenecek, dünyada bir kıtlık yayılacak. Yani Mehdi devrinin bir özelliğidir bu. 7 yıllık bir kıtlık dönemi olacaktır. Türk İslam Âlemi, insanları kurtaracak yani onlar bir bereket ve bollukla insanları bu acının içersinden çıkartacaklar. Ama bu da tabii maneviyatla, güzellikle, sevgiyle olacaktır. Mehdi devrinin bir özelliği olacaktır bu. Bunu önümüzdeki aylarda, yıllarda insanlarımız dikkatlice takip etsinler teker teker hepsini görecekler.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: “Sayın Hocam MaşaAllah ne kadar genç”. İzleyenlerimiz de “MaşaAllah” ve “İnşaAllah” kelimelerini çok fazla kullanmaya başladılar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çok güzel. MaşaAllah’ı, İnşaAllah’ı kullananlar biliyorsunuz İslam’ın hakimiyetine vesile olacak insanlardır. İnşaAllah.
MUHABİR: Çok güzel, “MaşaAllah ne kadar genç, ne kadar zinde ve sağlıklı görünüyorsunuz. Sorum şu: geçen gün bir röportajda sizi dinledim. Dediniz ki Mehdinin boynunda bakırdan bir levha asacaklar, deccal Ona yaklaşamayacak. Ben tabii aklımda kaldığı kadarıyla yazıyorum” demiş. “ Yanlışsa affedin Hocam. Burada bahsi geçen bakır levhanın ne anlama geldiğini sonra anlatırım dediniz. Acaba bu konuyu ne zaman anlatacaksınız?” Bu röportajı ben de izlemiştim. Hatta ben de sorayım dedim. İzleyicimiz bizden önce davranmış.
ADNAN OKTAR: Bakır levhayı çözmek için birçok şeye bakmak lazım.Yani bu hadisin anlamını çözmek için, mesela Hz. İbrahim’e (A.S.) bakmak lazım. Hz. İbrahim (A.S.) ne diyor? Etrafına gelen saldırganlara, müşriklere, O’nu öldürmeye gelenlere, O’nu hapsetmeye, O’nu tard etmeye yaklaşanlara “ben hastayım” diyor. Hastayım deyince O’ndan uzaklaşıyorlar. Artık yani O’na kanun etki etmez hastaysa. Ona herhangi bir ceza-i müeyyide uygulanmıyor ve O’nu bırakıyorlar. Ceza veremezler yani herhangi bir tard veyahut uzaklaştırma veyahut hapis buna dair bir şey yapamazlar. Bu bir. Bunu bir alacağız.
Şimdi biraz çok açık olacak ama ona uygun bir üslupla söylüyorum. Bakır levhayı boynuna kimler takar bunu araştırsınlar. Yani bakır levha taşıyan, bakırdan yani boynunda künye olan, yani adı, soyadı, adresi yazılı olan kimler vardır? Bunu bir düşünsünler. Yani boynuna böyle zincirle küçük bir zincirle kimlerin öyle bakırdan künye asılır?
Bunu bir araştırsınlar ve bu bakır künye asılanlara neler yapılabilir neler yapılamaz bir bunu bir araştırsınlar. Yani neler uygulanabilir neler uygulanamaz bunu bir araştırsınlar. Sonra yine konumuza geleceğiz. İnşaAllah. Oradan bir çözmeye çalışsınlar çünkü bakırın üstüne künye yazılan çok nadir olaylar vardır. Yani insanın boynuna asılan çok nadir olaylar. Biraz araştırılırsa bulacaklar. İnşaAllah.
MUHABİR: Evet, ben de araştıracağım. Evet. İyi günler diliyor yine izleyicilerimiz bize. “Programınızı çok büyük bir beğeniyle izliyoruz çok canlı, içtensiniz. Sayın Adnan Bey’de her zamanki gibi çok şık MaşaAllah” demiş izleyicilerimiz sizin şıklığınızı sürekli bana da mail olarak gönderiyorlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah.
MUHABİR: Harikasınız Hocam. “Acaba kendisi hangi şehirde ve hangi hastanede doğdu?” diye sormuş izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Evet, ağabeyim hastanede doğdu ben evde doğdum.
MUHABİR: Evet. Şehir?
ADNAN OKTAR: Ankara, evet
MUHABİR: Evet. “Türkiye’de önemli olayların olacağını söylüyorsunuz Hocam” diyorlar. “Yine 2014 ve 2021 yıllarına dikkat çekiyorsunuz” izleyicimiz bize Aydın’dan ulaşmış. Bu tarihlerle ilgili detaylı bilgiyi ısrarla istiyorlar. Altıncı programımız bu sizinle 2014 ve 2021 yılları ile ilgili detaylı bilgiyi almak istiyor izleyenlerimiz. Ama siz de yaşayın ve görün mü diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet. Ben onların yanındayım onlar da buradalar. Türkiye’deyiz. Ama şunu söylüyorum ekonomik kriz dünyada şiddetlenecek. Bunu söylüyorum. Açıkça bunu görecekler. İsrail azgınlığına yine devam edecek ve ateist siyonistler kan dökmeye yine devam edecekler, Allah-u Âlem, onu söylüyorum. Çünkü hadislere göre öyle görünüyor. Türk İslam Âleminde de bir birleşme ve bütünleşme yönünde yoğun bir gayret olacak. Hamiyeti İslamiyye gittikçe artacak. Yani İslam’ı koruma hissi gittikçe artacak. Habisat yapılanmalar dağılmaya, erimeye ve yok olmaya başlayacaklar. Türk Milletinin başından bu tip belalar çekilecek. Mesela böyle gizli deccaller mesela baron tarzı deccaller milletin yakasından ayrılacaklar, milletimizin yakasını bırakacaklar. Yani bela olmaktan milletimize musallat olmaktan beri kalacaklar. Böyle hem lehimize olan hem güzel olan faaliyetler olacak. Bunu da Türk İslam Âlemi içersinde görecekler. İnşaAllah.
MUHABİR: Evet.Geçtiğimiz hafta da 2009 yılı için önemli bir yıl demiştiniz. 2009 yılında neler bekliyor bizi?
ADNAN OKTAR: Evet, 2009 evet. Bu dediğim olaylar demin anlattığım olaylar ama 2011 ama 2014’de ne demek istediğimi çok net anlarlar söyleyeyim. Yani hah anladık şimdi diyecekler İnşaAllah.
MUHABİR : “Siz Sayın Deniz Baykal’ı çok güzel anlatıyorsunuz”demiş izleyicimiz, “Siz anlattıktan sonra Sn. Baykal’a olan bakışım değişti, fakat Hocam niçin iddia edilen Ergenekon’un avukatlığını yapıyor anlayamıyorum, iddia edilen Ergenekon’un savunmasını ona yakıştıramıyoruz, bu konuda siz ne düşünüyorsunuz” diye sormuş.
ADNAN OKTAR : Vardır bir hikmeti, yani öyle düşünelim Yani benim gördüğüm çok samimi, halis bir Türk Milliyetçisi, Ama illaki bir hikmeti vardır, yani öyle düşünmek lazım İnşaAllah.
MUHABİR : Evet, “İsrail’in İran’a saldıracağı ile ilgili haberleri okuyoruz, yeni bir Gazze olayı daha yaşamak, istemiyoruz, İsrail İran’a savaş açarak yine çirkin bir cesaret gösterecek mi sizce, bunu engellemek için ne yapmak gerekir?” Artık cevabını biliyoruz aslında ama…
ADNAN OKTAR : Yalnız İran öyle garibanlara benzemez, yani savunmasız çoluk çocuğa benzemez, yani ellerinde kalır çok çok tehlikeli bir şey yaparlar, Allah vermesin.
MUHABİR : Evet
ADNAN OKTAR : Ama tabi benim orada en rahatsız olacağım şey İsrail’deki dindar Musevilerdir, güzel insanlardır, dindar Hıristiyanlar, dindar Müslümanlardır. Onlar tamamen bir kenara çekilirse şöyle iyice bir ayrılırsa sadece orada ateist Siyonistler kalır da onlar da meydan okurlarsa İran’ın cevabı çok muhteşem olur onu söyleyeyim. Yani yaptıklarına yapacaklarına bin kere pişman eder İran.
Yani ama burada bu şey çok önemlidir. Oradaki dindar Musevilerin, dindar Hıristiyanların, dindar Müslümanların ayrılması, sadece ateist Siyonistlerin orada kalması ve katillerin orada kalması gerekiyor, eğer buna rağmen yine meydan okuyup böyle can yakma azminde olurlar ise İran tahmin, tahayyül edemeyecekleri şekilde bir karşılık verebilir onu söyleyeyim.
MUHABİR : Evet, “son günlerde batıda İslam dinine kuvvetli bir yöneliş var en son olarak da Amerika’daki ünlülerin fotoğrafçısı ya da başka bir ifade ile paparazzisi Nikol Quin Müslüman oldu, bunda en çok etkili olan faktör nedir?” diye sormuş izleyicimiz
ADNAN OKTAR : MaşaAllah, Yaratılış Atlası insanlar arasında buldozer gibi geziyor, yani küfrü, delaleti, darwinizmi, komünizmi yerle bir etmeye devam ediyor, şu an radyasyon etkisi devam ediyor kitaplar, yani kitap gidince onlar zannettiler ki bir kişi okuyacak kenara koyacak, öyle olmadı işte. Bir kitap şu an 1.000 kişiyi daha vurdu ve onların da kafasını açtı, gözlerindeki perdeleri yırttı açtı, yani kafalarındaki o çelik kutuyu da parçaladı, gerçekleri görür hale getirdi onları ve bu devam edecek herkes birbirine anlatmaya devam ediyor, internet zaten Dabbet’ül-arz gibi bütün dünyayı kapladı, İslam ahlakının hakimiyeti mutlaka olacak bir gerçektir, mutlaka bir kaderdir, Kuran ayetlerinde bu çok yor açıktır, Nur suresinin 55. ayetinde zaten çok sarih ifade ediliyor yani bu ayetler mutlaka yerine gelecektir. Hz. İsa’nın inişi, Mehdinin zuhuru, İslam’ın hakimiyeti çok açık gerçeklerdir.
MUHABİR : Bu arada Yaratılış Atlası 7 cilt olarak düşünülmüştü.
ADNAN OKTAR : Evet
MUHABİR : …ama cilt sayısında bir artış var bildiğim kadarı ile,
ADNAN OKTAR : 14’e çıkaracağız evet, evet
MUHABİR : Onların tamamı ne zaman bitecek?
ADNAN OKTAR : Birkaç yılı alır İnşaAllah.
MUHABİR : Birkaç yıl sonra artık kimsenin konuşabilecek bir sözü kalmayacak.
ADNAN OKTAR : Hayır ilk ciltte, ilk birinci ciltte
MUHABİR : Zaten yok şu anda
ADNAN OKTAR : Darmakeşan oldular. Yani Fransa, İtalya yerle bir oldu, yani Amerika, İngiltere yerle bir oldu. Biz sadece böyle daha parlasın, daha da güzelleşsin diye yapıyoruz.
MUHABİR: Ben cevabını az çok tahmin edebiliyorum ama sormak istediğim bir şey var. Yaşamınız boyunca sizi en çok mutlu eden ve en unutamadığınız gün desem.
ADNAN OKTAR: En unutamadığım gün.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Mutlu eden gün, benim mutlu olduğum çok günler var. Yani benim her günüm mutludur. Ben her gün Allah aşkıyla böyle sarhoş gibi gezerim hep sevinçliyim. Her gün birbirinden güzel, yani nasıl birini diğerinden ayırt edeyim evet biraz zor.
MUHABİR: Ben şunu düşünmüştüm, demiştim acabaşu olabilir mi? Bir sabah yatağınızdan kalkıyorsunuz ve gazete manşetlerinde Fransa’da darwinist panik?
ADNAN OKTAR: Ha o, ama onlar yani ilk gittiğinde buradan Türkiye’den tırla çıktığında ben yani mest olmuştum. Acayip hoşuma gitmişti. Ben zaten etkisini tahmin etmiştim. Ama gelen cıyaklamalar yani anormal hoşuma gitti. Tahmin dahi edemeyeceğim derece hoşuma gitti. Yani mahvoldular adeta, boş bulundular toparlanamadılar da. Bir kaç kere daha öyle üstüste darbe yiyince dümdüz oldular yani ayakları yerden kesildi popolarının üstüne düştüler. Konu kapandı.
MUHABİR: Evet. Bir sorumuz daha var. Zannediyorum ki zamanımızın da sonuna geliyoruz ama “Mehdi ile Hz. Hızır’ın buluşma tarihini veren ebced var mı? Bu konuda bir tahmininiz var mı, saygılar” demiş izleyicimiz. Daha önce zannediyorum programımızda açıklamıştık bu konuyu ama Mehdi ile Hz. Hızır’ın buluşma tarihini veren ebced?
ADNAN OKTAR: Evet, Mehdi ile Hızır tabii ki buluşacaklar.Yani zaten ona hem Kuran işaret ediyor hem hadisler işaret ediyor. Hz. İsa ile de buluşacaklar. Çünkü Türk İslam Birliğinin oluşmasında görevli Hızır zaten yani yeni yapılanmalarda böyle büyük olaylarda Hızır hep görev alır. Yani O’nun görev almadığı hiç bir olay olmamıştır. Mesela İstanbul’un fethinde de görev almıştır. Yani birçok kişiye görünmüştür. Bilinen bir gerçektir. Ama Hızır’la görüşmek maddi bedenden ruh haline geçmekle mümkün olur. Yani ruh haline gelmekle mümkün olur. O şekilde O’nunla bağlantı kurulacak İnşaAllah.
MUHABİR: Evet. “Atatürk’le Hızır’ın görüşmüş olabileceğinden bahsetmiştiniz. Bu nasıl olmuş olabilir? Nerede ve nasıl görüşmüş olabilirler? Açılmamış vasiyetinde de bu konudan da söz edilmiş olabilir mi?” demiş izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Atatürk sırlarıyla vefat etti. Fakatbu vasiyetinde Mehdiye bir hitap olduğunu ben duydum. Yani Türk İslam Birliğine yönelik açıklamaları olduğunu da duydum ve duyduğum kaynak da bayağı güvenilir bir kaynak yani. Hızır ile görüşmesi de veli tıynetli bir insan, gelecekle ilgili çok fazla bilgi veren bir insan, biliyorsunuz Atatürk. Bu bilgileri birisinden emin bir kaynaktan almış olabilir. Ben böyle söyleyeyim siz de artık nasıl anlarsanız ona göre söyleyin.
MUHABİR: Evet. Şimdi yine bayanlarla ilgili o kadar çok soru geliyor ki Hocam, yine maillerin içersinden bakıyorum mesela “Müslüman bir kadının ruh hali nasıl olmalı? Bayanların mücevherlere, güzel ve marka kıyafetlere olan ilgilerinin sınırı ne olmalıdır?” diye sormuşlar. “Eşlerinden gördükleri eziyete tanık oluyoruz acaba bunun için tavsiyeleriniz ne olabilir?” diye sormuşlar. Bayanların kafalarında hep aynı sorular var aslına bakarsanız. Mesela bayanların mücevherlere, güzel ve marka kıyafetlere olan ilgilerinin sınırı ne olmalı sizce?
ADNAN OKTAR: Kadınlar çok şeker varlıklarAllah’ın onlaraverdiği bir güzel ruh vardır, böyle güzellikten hoşlanmak ruhu. İnsan gücü ve imkanı nispetinde en yüksek oranda kadınlara mutlaka mücevher, kıyafet, hoşlanacağı şeyleri alması lazım. Hakikaten çok müthiş mutlu olurlar ondan. Yani onların fıtratında var. Yani şaşılacak şekilde mutlu olurlar. Hatta ufacık bir şey bile onları çok mutlu eder. Çok sevindirir. Süslenmekten çok zevk alırlar. Tabii helaline süslenecektir. Ne kadar olsa o kadar güzel olur. Onlara böyle dolaplar dolusu almak lazım aslında eğer güç varsa imkan varsa.
O, onları çok açar çok sevindirir ama sevdiği birisi varsa Allah’ın rızası varsa kadın bundan zevk alır. Yoksa onun için mücevherler taş parçası haline gelir. Kıyafetler de çaput parçası haline gelir ve nefret eder kadın asla hoşlanmaz. Kadın tutkuyla onu seven varsa ona çok değer veren derin saygıyla ona bağlanan ve onu çok ciddiye alan varsa bundan çok ciddi zevk alır ve sırdaşıysa ve mutlaka doğru konuşuyorsa bundan zevk alır. Allah’dan çok korktuğuna eminse o zaman zevk alabilir. İnşaAllah yani zahire göre tabii. O zaman artık o, her şeyle bir şeyler yapar, alır ilave eder, ekler yapar, kendini güzelleştirir. En güzel hale getirecektir.
Ama kadının biz güzelliğinde eğer helalimizse takılarından ziyade tabii onun gözlerine gözlerimiz takılır. Sesine, konuşmasına, üslubuna dikkatimiz takılır. Kadının en güzel ziyneti gözleridir ve sesidir, konuşmasıdır, hepsinin üstünde güzel ahlakıdır, takvası ve derinliğidir. O ruhundaki derin ve güçlü şiddetli elektriktir. Onların üstüne de böyle bir süs oluştuğunda ki o süsü de Allah yaratır. Allah onu süsler.
Makyajı yapan Allah’tır kadına, cennette de kadınların hepsi makyajlı olacak. Doğal makyajlı olacaktır, böyle kelebekler gibi, çiçekler gibi gözleri sürmeli, dudakları yine öyle mükemmel görünümde, her şeyleri çok çok güzel olacaktır yani tam bakımlı olacaktır. Bakım yapmalarına ihtiyaç olmayacaktır ahrette, cennette. Yani mesela kadınların biliyorsunuz bayağı vaktini alıyor bakım yapmak. Ama öyle bir şey hiç olmayacaktır. Çünkü her gün daha da güzelleşecekler. Her baktıklarında kendilerini daha güzel göreceklerdir. Ama dünya tabii bir acz yeridir, eksiklik yeridir. Ama bir kadın süslendiğinde de onu Allah süsler. Onu bilecek kadınlar. İnşaAllah.
MUHABİR: Evet. “Kadınlarda yaşlanma korkusu nasıl geçer?” diye sormuş “yani insanlar mutlaka yaşlanıyorlar. Bu gerçeği kabul etmemiz mi gerekiyor?” demiş izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Kadın tutkuyla genç kalır.Şiddetli sevilen bir kadın tutkuyu yaşayan bir kadın inanın altmış yetmiş yaşında bile çok güzel kalır. Yani bayağı genç ve dinç kalır. Yani müthiş güzeldir. Bütün kadınsı güzelliklerini kadınsı mükemmelliğini devam ettirir ve ruhundaki o güç de hiç bitmez İnşaAllah. Derin Allah korkusu derin Allah sevgisi ve bundan kaynaklanan derin tutku, kadını olağanüstü güzel hale getirir.
Yani sevgiyi yaşayamayan bir kadın güzel olmaz. Yani istediği kadar her türlü malzemeyi kullansın onunla ilgili satılan lüks malzemeler var biliyorsunuz işte havuç püresi, bilmem salatalık turşusu artık neyse bilmiyorum bir şeyler sürüyorlar onlar sadece eziyet çekmelerine sebep olur. Yazık onların ben bazen mesela resimlerini görüyorum mumya gibi her tarafına bir şeyler sürmüş o şekilde öyle trans halinde bekliyor. Hiç bir şey olmaz. Boş yere eziyet çekiyor. Yani cilt sadece eziyet çekmekten başka bir şeyle karşılaşmaz. Mesela suratına yoğurt gibi bir şeyler sürüyor bekliyor onunla işte bilmem domates suyuna işte havuç suyunu karıştırın bilmem ne. Yazık bu kadınlara eziyet çektirtiyorlar. Tek çözüm, tabii insan güzel olayım diye iman etmez, iman ettiği için güzel olur. Allah’ı çok seven zaten çok güzeldir. Zaten bu bilinir.
MUHABİR: Evet. Hz. İsa hakkında bir sorum olacak demiş izleyicimiz “Mehdi için soyu devam etmeyecek demiştiniz. Peki, Hz. İsa yeniden dünyaya geldiğinde evlenecek dediniz çocuğu olacak mı? O’nun soyu devam edecek mi?”
ADNAN OKTAR: Evlendireceğimizi biliyorum. İnşaAllah. İnşaAllah.
MUHABİR: Evet. “Sevgili Hocamilanlarınızla başlayan bir süreçte Ermeni Türk ilişkilerinin de karşılıklı ziyaretlerle ve beyanatlarla iyi bir sürece girdiğine tanık oldum. Fakat bugün Ermeni Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ın ani bir çıkış yaparak büyük Ermenistan idealimizdir, dedi. Halbuki Türkiye’ye sıcak yaklaşımlar sergiliyordu. Bazı güçler bu açılımlardan rahatsız mı oldu, görüşünüz nedir?” diye soruyor.
ADNAN OKTAR: Büyük Ermenistan, işte Türk İslam Birliğine girdiklerindebüyük Ermenistan’a da kavuşmuş olacaklar. İstedikleri gibi özgür yaşayacaklar. Özgürlük onların ruhundaki o duyguyu tatmin edecek. Yani sevdikleri beğendikleri her yere gelip gidecekler. Büyük İsrail’de oluşmuş olacak. Büyük Türkiye’de oluşmuş olacak. Yani ama mühim olan Türkiye’nin liderliğidir. Türk İslam Aleminin liderliğidir. Türk devletlerinin bir araya gelmesidir. Onların güvencesi altında sınırı açtığımızda Ermeniler istedikleri gibi her yerde yaşayacaklar.
Yani eğer kastettikleri bir siyasi hakimiyet, askeri hakimiyetse bu onlara hiç bir yarar sağlamaz ve bu olmaz da zaten ve bu çok çirkin ve egoistçe bir şey olur. Yani bunun bir anlamı olmaz bunu kimse onlara da zaten yaptırtmaz. Ama özgürce her yerde gezmek, ticaret yapmak, yaşamak ve mutlu olmak istiyorlarsa Türk İslam Alemi, Türk İslam Birliği onlara bunu bol bol sunacak zaten. Eğer amaçları güvenlikse, sevgiyse, muhabbetse, her yerde istedikleri gibi özgür gezmek ve özgür yaşamaksa biz bunu sağlayacağız. Ama siyasi, askeri hakimiyet anlamında dememiştir İnşaAllah. Yani o anlamda almıyorum ben, ben bu anlamda anlıyorum. Bu anlamda her yer onların zaten. Her yerde gezsinler. Bütün Türk İslam Alemi onların. Her yerde gezebilirler.
MUHABİR: Evet. “Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk beyefendi kendi döneminde gördüğü bir raporda yargıçların hangi siyasi görüşte oldukları, Tanrı’ya inanıp inanmadıkları, oruç tutup tutmadıklarını yazıyordu. Her yerde söylüyorum. Hiç kimsenin Tanrı’yla ilişkisini bilemezsiniz diye konuştu. Yargıçlar hakkında siyasal görüşleri ve dinsel inançlarını görevleriyle karıştırmaları durumunda ancak soruşturma açılabileceğini vurguladı. Bu durumda nasıl yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı beklenebilir, açıklayabilir misiniz?”
ADNAN OKTAR: Benim bu konuda pek bir bilgim yok yani okumadım bu haberi ama bu konuda bir açıklama yapmak istemiyorum. Ama şunu söyleyeyim oturup Türk Milletinin mutluluğuna, sevincine, mukaddesatına ve maneviyatına yönelik çirkin karanlık komplolarla uğraşmasın hiç kimse zaten böyle uğraşan kolları da Devletin gücü gereken karşılığı verir ve o kolu kırar ve kırmıştır da Allah kollarını.
MUHABİR: Evet.Yine noktayı koymak durumunda kalıyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Yine çok keyifli iki saat geçirdik.Çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.
MUHABİR: Verdiğinizbilgiler için, açıklamalarınız için
ADNAN OKTAR: Çok sağ olun
MUHABİR: Önümüzdeki hafta yeniden İnşaAllah görüşeceğiz. Tekrar görüşünceye dek hoş çakalın diyorum.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Evet sevgili izleyenlerimiz bizler bugün yine noktayı koyuyoruz ve az sonra ekranlarınızda sizi karşılayacak programla baş başa bırakacağız. Yeniden görüşünceye kadar hoş çakalın mutlu kalın kendinize iyi bakın. Kanal 35’den ayrılmayın.