MUHABİR: Adnan Hocam, tüm Trabzonlu hemşerilerim adına sizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum demiş.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam
MUHABİR: Allah Kuran’da, “İhtiyaçtan arka kalanı infak edin” diyor. Peki zor günlerde harcamak için para biriktirmemiz haram mıdır? Sağolun varolun, Şener Durmuş, Trabzon’dan.
ADNAN OKTAR: Hz.Yusuf biliyorsunuz, buğdayı biriktiriyor biraz. Yani, kıtlığa karşı muhafaza ediyor. ama biriktirmeden biriktirmeye fark vardır. Makul ve mantıklı bir biriktirme, toplama tamam; ama çok abartılı bir şey bu olayın meydana gelmesine neden oldu, bu ekonomik krizin meydana gelmesine.
MUHABİR: O zaman stokçuluğa mı giriyor?
ADNAN OKTAR: Tabii, stokçuluk olur. Yani bir insanın bir parça evinde para bulundurması, bir parça yiyecek bulundurması son derece makul. Tabii ki bulunduracak.
MUHABİR: İstanbul’dan Ayşe Akman diye bir izleyicimiz. Hayırlı akşamlar Hocam, sürekli gazetelerde insanların intihar ettikleri ekonomik krizden cinnet geçirip karısını, çocuklarını öldürdükleri gibi haberler var. Gerçekten insan borcunu ödeyemedi diye bu kadar sapıtabilir mi, bunun başka bir nedeni olabilir mi? bu durumu bize açıklar mısınız demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Aslında aramızda çok fazla ruh hastası oluyor, yani ruh hastasıdır intihar eden. Katil olmuş oluyor, cinayet işlemiş oluyor, Allah’ın verdiği bir canı öldürmüş oluyor. Yani, intiharda bu benim canım istediğim gibi öldürürüm diyemez. E o zaman diyecek ki işte bu benim çocuğum, istediğim gibi öldürürüm. Bu benim vatandaşım istediğim gibi öldürürüme gelir. O beden ona ait değil, Allah’ın ona verdiği bir beden, katil olmuş olur ve Allah esirgesin ebedi cehennemdir eğer tövbe etmeden ölürse. Yani, hükmü budur Kuran’da. Benim gördüğüm anladığım aklen sağlıklı bir insan bunu yapmaz, ancak cinnet geçirirse yapabilir, makul bir şey değil. Ama Allah vermesin, bazıları da o an için belki, geçici bir bunalıma giriyordur, yani şuuru kapanıyordur, muhakemesi-yargısı bozuluyordur bir şeyler oluyordur. Olabilir yani. Ama her halükârda kaderde tabii.
MUHABİR: Muhterem Hocam, birkaç röportajınızda ‘Baron’ diye bir medya patronundan bahsettiniz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bu baron kimdir, açıklar mısınız demiş, Belkıs Gündüz, İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Bu baron bizim milletimizi çok uzun yıllardan beri sömüren, kanını iliğini sömüren, ekonomik bir imparatorluk meydana getiren ve Türk İslam düşüncesine karşı yoğun mücadele veren, nerede bir Müslüman gördüğünde, nerede bir Türk milliyetçisi görürse bunu ezmeye çalışan, yalan haberlerle onu ekarte etmeye çalışan ve ekibi de kendisiyle aynı kafada olan, kalemşörleri yani besleme kalemşörleri ile Türk milletinin inancına, mukaddesatına, milli ve manevi değerlerine savaş açan bir şahıs. O kişinin Milli Gazete’de de haberleri çıkmıştı onunla ilgili, bir başka gazetede de haberler çıkmıştı fakat onları şu an söyleyemem.
MUHABİR: İbrahim Demir, Almanya’dan Hocam size diyor ki, acaba neden televizyon kurmuyorsunuz? Değerli izleyicimiz, biz nasıl geçineceğiz o zaman Hocamız televizyon kurarsa? Onu soruyor, neden kurmuyor diye soruyor.
ADNAN OKTAR: Bu televizyon kanalları hepsi bizim kardeşlerimiz, hepsi bizim ailemiz. Tabii ki ben gerek duymuyorum. Kendi ailem, kendi kardeşlerim niçin ihtiyaç duyayım.
MUHABİR: Hocam, Kuran’da geçen “Biz onlara aşağılık maymunlar olun dedik” bu kavmin durumu nedir? Darwin’in ileriye sürdüğü teoriyle alakası var mıdır? Fatma Beyaz, İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Bir daha okursanız
MUHABİR: Hocam, Kuran’da geçen “Biz onlara aşağılık maymunlar olun dedik” bu kavmin durumu nedir? Darwin’in ileriye sürdüğü teoriyle alakası var mıdır? Fatma Beyaz, İstanbul’dan bir izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Bir insan kendisinin hayvan olduğunu iddia ediyorsa, maymundan geldiğini iddia ediyorsa olay oluşmuş oluyor zaten. Yani, kendisinin maymun olduğunu söylüyor ve dolayısıyla maymun karakterini, maymun kişiliğini kabul etmiş oluyor. Biz ona desek ki sen maymun ahlaklısın, maymuna benziyorsun desek, kendide zaten tasdik etmiş oluyor, yanlış bir şey olmamış oluyor. Kuran bunu anlatıyor İnşaAllah.
MUHABİR: İyi programlar temennimle şu soruyu Adnan Beye yöneltmek istiyorum. Kıbrıs davasının gelişimi nasıl olacak, çok net bir cevap bekliyorum. Çünkü kendisinin öngörülerine çok inanan birisiyim. Mehmet Zıngal isminde bir izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Kıbrıs’tan biz çakıl taşı vermeyiz. Bizim milletimizin nasıl bir millet olduğunu bütün dünya tanır. Yani eğer çok zora gelirsek neler yapabileceğimizi bütün dünya bilir. Ama normalde biz çok şefkatli, sevgi dolu, merhametli bir milletiz. Ama, vatana, millete, bayrağa yönelik bir şey yapıldığında bizim milletimizin nevri döner. Ben söyleyeyim yani, buna hiç kimse cesaret edemez, tahayyül dahi etmesinler. Kıbrıs’tan hiçbir şeklide toprak tavizi diye bir şey yoktur, Kıbrıs kıyamete kadar bizim İnşaAllah.
MUHABİR: Evet değerli izleyicilerimiz programın başında zaten sizlere söylemiştim. Hocamın sorulardan haberi yok, bakın şu anda sorulan izleyicimiz tarafından sorulan soru bunu kanıtlar nitelikte. “Hayırlı akşamlar hocam demiş, röportajlarınızı büyük bir ilgiyle izliyoruz. Benim merak ettiğim özel bir sorum olacaktı. Acaba doğumunuz hastanede mi oldu yoksa evinizde mi oldu? Emre Kurt, İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Ben evde doğdum, ağabeyim hastanede doğdu.
MUHABİR: İşte bu soru bunu kanıtlıyor. Hocam, Mehdi’nin evinin rengi için beyaz deniyor. Bu temiz olacağını mı yoksa renginden mi gerçekten saklı gizli olacak deniyor acaba. Büyük bir şehrin içinde mi yoksa şehirden uzak olacağı anlamında mı? Mert Mehmetoğlu, Rize
ADNAN OKTAR: Evet, şehrin uzağından deccal bakar diyor, işte bu Ahmet’in nesli der diyor. Yani, uzaktan Mehdi’nin mescidini göstertiyor, yani evini göstertiyor. Muhtemelen normal beyaz görünen bir ev olabilir. Ama o anlamı da alabilir, tahakkuk edince anlaşılır. Görmemiz lazım, Mehdi’nin evini eğer görürsek o zaman tam anlamış oluruz İnşaAllah.
MUHABİR: Değerli Hocam, Hz.İsa doğduğu andan itibaren göstermiş olduğu mucize karşısında tabii olmaları gereken nasıl oluyor da fazla insan inanmıyor, beşikteyken bile konuşuyor insanlarla? Bülent Karaduman, Tekirdağ’dan.
ADNAN OKTAR: Ben her zaman söylüyorum, bunu bir gün detaylı da anlatayım. İmtihanın sırrı denen bir şey vardır; yani, hiçbir zaman için insanların iman etmeye mecbur olacağı bir olay tahakkuk etmez. O, tarz bir şey olmaz. Mutlaka ikinci bir açıklaması olur. Mesela, beşikte çocuk konuşur ama insan halüsinasyon duyduğunu, halüsinasyon olarak o sesi duyduğunu düşünebilir. Ve yahut cinlerden öyle bir ses geldiğini düşünebilir, cinlerin öyle konuştuğunu düşünebilir. Ama Hz.İsa konuşmuştur, yani o devirde insanların iman etmemesinin nedeni ikinci ihtimalin üzerinde durmalarından kaynaklanıyor. Ben daha öncede söylemiştim. Mesela, Hz.Musa asasını atıyor, yılan oluyor. Onun, böyle suni yapılmış bir şey olduğuna inanıyorlar. Yani, özel teknik imkanlarla yapılmış bir şey olduğuna inanıyorlar. Diğer yılanları yutunca anlıyorlar öyle bir oyun olmadığına.
MUHABİR: Canlı olduğuna, oyun olmadığına.
ADNAN OKTAR: Evet, canlı olduğunu o zaman anlıyorlar İnşaAllah, ki ona rağmen yine iman etmeyenler var. Yani, oradaki diğer sihirbazlar iman ediyorlar, harika olduğunu anlıyorlar. Ama Firavun’un ekibi yine inanmıyor, çünkü onlar yine onu da açıklıyor. Onun büyüsü bizim büyümüzü geçti diyorlar, daha büyük büyü yaptı diyorlar. Yani, katlamalı büyü yaptığına inanıyorlar.
MUHABİR: Mehdi, önce Konstantiniyye’yi sonra Deylan dağlarını fethedecekmiş Hocam. Deylan dağları neresi acaba? Ali Aydınoğlu, Isparta’dan. Deylan dağı neresi Hocam, bende yeni duyuyorum.
ADNAN OKTAR: Bakın kardeşimizin hani diyorlar ya, soruları önceden söylemişsiniz dediniz. Mesela ben Deylan dağlarının nerede olduğunu bilmiyorum. Deylem dağları olması gerekir, Deylem.
MUHABİR: Deylan
ADNAN OKTAR: Deylan, bilmiyorum. Bir dahaki sefere araştırıp bakıp söyleyeyim.
MUHABİR: Hocam, üç ana renk var, bir dördüncüsünü üretmemiz, tasarlamamız imkansız.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Yedi ana nota var, dünyanın en profesyonel müzisyeninin bile bir 8.nota çıkarması imkânsız. İnsan neden bu sınırları aşamaz? Elam Morkoç, Eskişehir’den.
ADNAN OKTAR: Cennette yeni renkler var, yeni sesler vardır, yeni notalar vardır, yeni zevkler vardır çok şaşıracaklar İnşaAllah. Çok hoşlarına gidecek insanların, birde renkleri algıları daha değişik olacaktır; yeni tatlar tadacaklar. Hiç bilmedikleri yeni tatlar tadacaklardır İnşaAllah.
MUHABİR: Selim Yolboğlu, Ankara’dan. Ülkemizin son yirmi yılı çok karanlık faali meçhullere sahne oldu ama hiç kimseye size yapıldığı kadar kapsamlı, kesintisiz ve çok yönlü baskı uygulanmadı gibi geliyor bana. Özellikle bazı medya yıllardır sizle uğraşmaktan vazgeçmedi. Sizce bunun nedeni nedir Hocam? demiş.
ADNAN OKTAR: Karşıt güçler en tehlikeli olanın ne olduğunu kendileri görürler. Mesela, Hz.İbrahim devrinde Nemrut buldu Hz.İbrahim’i, mesela Firavun en tehlikeli kimin olduğunu hemen buldu, Hz.Musa’yı buldu. Bu devirde de onlar, kendileri için en tehlikeli gördüklerini elleriyle koymuş gibi bulurlar. Dikkat ederseniz, nerede Türk milliyetçisi var, nerede Müslüman mukaddesatçı var, ne kadar böyle Müslüman ahlakını savunan insan varsa, onun öncüleri, önderleri varsa onlara yöneliyorlar dikkat ederseniz ve çeşitli iftiralarla, baskılarla onları ekarte etmeye çalışıyorlar. Ama cidden bana uygulanan toplum mühendisliği ve psikolojik savaş, özel bir yapılanma oluşmuş. Sırf benim için ve Bilim Araştırma Vakfı için özel bir yapılanma. Ve işi gücü bırakmışlar, yıllardan beri faaliyet yapıyorlar. Mesela, basın ayağında bir şahıs özel olarak bir gazeteye yerleştirilmiş. Özel olarak bilgilendirilmiş. Karmakarışık bir yapı kurmuşlar. Yani, çok acayip bir yapılanma. Tabii, sinsi de çalışmışlar, kendilerince delil vermemeye de çalışmışlar ama çuval her yerden patlamış durumda. Öyle delilli kapatılacak gibi değil, bir blok olarak gözümüzün önünde duruyor.
MUHABİR: Ayhan İleri, Samsun’dan şöyle bir soru yöneltmiş Hocam: Son günlerde bazı gizli telefon kayıtları ortaya çıktı. Bazı yargı daireleri için, ‘Burası bizden-burası bizden değil’ gibi ifadeler dile getiriliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz Hocam?
ADNAN OKTAR: Ben bu olayı esas almayayım, bu soruya cevap vermeyeyim. Ama şunu söylüyorum. Devletin yapacağı operasyon yönünden, devlete destek olunması bu konuda özel destek ve yardım çok çok önemli. Her türlü bilginin aktarılması ve devletin sonuna kadar yanında olunması, emniyete destek sağlanması, savcılara destek sağlanması çok çok önemli. Bu konuda çok cesur davranmak lazım çünkü vatanımızı, bayrağımızı, milletimizi seviyorsa bu insanlar bizi içeriden hançerleyecek sistem kurmuş masonlar. Ve bizi içeriden parçalayacak, yok edecek bir sistem kurmuşlar. Eğer bunu görmezden gelirlerse, bu vatanı bunlar paramparça eder Allah esirgesin. Ki, yenilecekler onu söyleyeyim. Yani, kaderleri böyle bunların İnşaAllah. Ama bunu görmezden gelmek, devletin icraatını seyretmek değil de, devlete destekçi olma çok önemlidir. Var gücümüzle destekçi olmamız lazım; çünkü eğer zemin desteği güçlü olursa, bu hem emniyetin elini güçlendirir, hem savcıların elini güçlendirir, mahkemenin de elini güçlendirir. Yani, durup seyretmek doğru değil, görüyorsunuz nerelerden ne çaplı yapılanma içine girdiklerini. Dev bir mafya kurmuşlar. Milletimizin kanını iliğini sömürmüşler. Ve her biri ayrı bir yerden milletimizi sömürmüş. Milletimizin fakirliğinin nedeni bunlardır. Yani, milleti dehşet içine düşürerek, korku içine düşürerek felç etmişlerdir. Mesela, birçok insan, birçok ihaleye giremiyor. Dikkat edersek birçok şey onların kontrolünde oluyor. Mesela bu, baronun hakimiyeti; fakir garibanın tekiydi, fakir bir insandı. Bir anda zengin oldu, akıl almaz bir zengin oldu. ve etrafına da bol bol para saçan, kendi kalemşörlerini besleyen ve kendi içinde gelişen adeta bir canavara döndü. Milletimize kan kusturdu yıllardan beri. Bütün bunları kabul etmek anlamına gelir tavır almamak. Türkiye’nin bölünmesini kabul etmek demektir, PKK’yı tasdik etmek demektir, PKK’nın gücüne güç katmak demektir. Adamlar açık açık söylüyor, bizim bayrağımız bu diyor, adamlar İsrail bayrağını blok almış, mason amblemlerini bayrağın üstüne koymuş ve masonik örgütlenme içinde olduklarını söylüyorlar, dışarıdan destek aldıklarını söylüyorlar, Türklüğü ve Türkçülüğü kullandıklarını söylüyorlar. Bunu oturup seyredersek, bu bizim vatanseverliğimize yakışmaz, aklı başında insan olmamıza yakışmaz. Makul tutarlı bir insan mutlaka şiddetli tavır koyar böyle bir şeye. Eğer çoluğumuz çocuğumuzun sağlığını, sıhhatini, mutluluğunu düşünüyorsak, mutlaka devlete yardımcı olmamız lazım.
MUHABİR: Ali Sedatoğlu, İzmirli bir izleyicimiz: Bütün internet sayfalarında ve gazetelerde Adil Serdar Saçan’ın deposunda halkı fişleme dosyaları çıktı diyor. bunlar için, özel Bilim Araştırma Vakfı çuvalı ve dosyaları da vardı. Gerçekten üç milyon kişi ve bu kuruluşu takip etmiş olabilir mi? demiş.
ADNAN OKTAR: Tabii bu mahkeme aşamasında olduğu için, ben bu tip şeylere genellikle pek girmiyorum. Ama doğru, Bilim Araştırma Vakfına ait dokümanlar, Adil Serdar Saçan’ın deposunda bulundu. Çok kapsamlı, emniyette ki ifadeler, gizli kameraya alınmış ifadeler, evraklar, yani çok fazla şey bulundu. Hatta, çok da garip şeyler de bulundu, böyle ilginç, burada söylemem yakışık almaz ama gazeteyi okuyanlar, inceleyenler görürler; hayret edilecek şeyler bulundu. Tabii, bu yargı aşamasında olduğu için ben buna bir şey demiyorum ve bu konuya bu yönüyle cevap vermek istemiyorum. Ateist Siyonistlerin, masonların Türkiye’yi içten işgal planıdır bu; içeriye asker soktular bunlar, masonların askeridir bunlar. Ve Türkiye’yi içerden çökertmek için bir beşinci koldur. Beşinci kol gelmiştir Türkiye’ye, bu çökertilmediğinde Türk İslam Birliği de olmaz, Allah esirgesin, refah da olmaz, huzur da olmaz, insanlar ailesiyle, kardeşleriyle mutlu yaşayamazlar. Sel gibi kan akar.
MUHABİR: Sizce bitecek mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Ben bakın her zaman söylüyorum, sebebe sarılmak açısından söylüyorum. Türk İslam Birliği kurulacak demiyorum ben; kuruldu, Mehdi çıktı. Biraz beklerseniz, 2014 yılında ben yine karşınızda olacağım, Hocam diyeceksiniz hay Allah razı olsun hakikaten tek tek dedikleriniz doğru çıktı. Çünkü bakın ben 20 yıl önce bu kitabımı yazdım, bütün dediklerim çıktı, hepsi çıktı. Said Nursi, çok kapsamlı tarif etmiş yıllar öncesinden. Yani, 1960’da öldü, 50 yıl öncesinden anlattığı konular bunlar. Genel yapısını, Türklüğü kullanacağını, muvakkaten kullanır diyor. ‘Türklüğü ve Türkçülüğü muvakkaten kullanır’ fakat başarılı olamaz, geri çekilir diyor. Kahraman ordu ve imanlı millet diyor. Kuran’ın ışığıyla diyor, hakikat hali göreceği ve bu dehşetli komitenin icraatlarını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor’ diyor. Yani, üç evresi olacağını söylüyor bu komitenin, son devri adileşir, artık durumu muhafazaya çalışır diyor; şu anda da öyleler zaten.
MUHABİR: Kitabı 20 yıl önce yazdım dediniz, 20 yıl sonra yani bugün bu olaylardan o zaman bahsetmişsiniz. Siz ileriyi mi görüyorsunuz Hocam?
ADNAN OKTAR: Ben hadislerden anlattım, yani Peygamberimizin hadislerinden anlattım. Said Nursi’nin izahlarından anlattım aynısı çıktı. Benim ilavem yok.
MUHABİR: Allah’ın selamı üzerinize olsun değerli Hocam.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
MUHABİR: Vatikan’ın gerek evrim teorisi olsun gerek diğer ortak dini değerler olsun, bu konulardaki ürkek ve taviz veren yaklaşımını neye bağlamalıyız? Masonluğun etkisi ne ölçüdedir? Tarihte masonlar, kardinaller hatta papalar olmuş mudur? Hıristiyan teolojisi eğitimi görmüş ama ateist olduğunu söyleyen kilise görevlileri hakkında düşünceleriniz nelerdir? demiş Fikret Sönmez.
ADNAN OKTAR: Vatikan içerisinde tabii bir mafya yapılanması var, bu biliniyor. Ve masonik bir yapılanmada var bu da biliniyor. Bu çok eski bir şeydir, yeni olan bir şey değil. Ama tabii Papa’nın son açıklamasını ben ürkekçe buldum. Darwinizme karşı net tavır alabilirdi, net tavır koyabilirdi. İşte biz darwinizmi inceleyeceğiz, bakacağız ona göre karar vereceğiz. 2009 yılındayız, bu yıla kadar Vatikan’ın böyle büyük dünya çapında bir tehlikeyi görmemesi, daha yeni görmüş olması hiç makul değil. Demek ki bu durumu geçiştirmek için söylenen bir şey. Halbuki biz darwinizmi yerle bir ettik, bunu duymayan kalmadı. Sağır sultan bile duydu, herkes duydu. Bunlar daha hala incelemeden bahsediyorlar, bu çok yanlış. Bu darwinistleri sanki el altından destekler gibi anlaşılabilir ve onlardan korktukları imajını verebilir. Ama benim asıl kanaatim gerçekten korkuyorlar, çekiniyorlar darwinistlerden. Çünkü onların bütün çevresini sarmış durumdalar. Yani, Vatikan’ı da sarmış durumdalar, onları hatta zorla dikte ettirmiş de olabilirler. Geçenlerde de hahamlara bunu söylettiler. Darwinizmi destekliyoruz diye, hahamlara. Bu, zor altında yapılan şeylerdir. Osmanlı döneminde de şeyhülislamlara bazen böyle çirkin fetvaları zorla kabul ettirirlerdi, ölüm tehdidiyle. Bu da ona benziyor. Yani mutlaka baskı vardır. Çünkü bir Hıristiyan’ın mümkün değil bu şekilde bir şeye inanması. Cinler var, melekler var, şeytan var, bunların evrimle olmayacağı açık. 5 yaşında çocuk olsa anlar bunu, nerenin evrimi yani.
MUHABİR: Değerli Hocam, selamlar.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam
MUHABİR: Ailecek sizi zevkle izliyoruz. Allah sizden razı olsun.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Size sormak istediğim soru şu: Bir röportajınızda Kalubela’da ruhların Allah’a söz verdiğini söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Peki, ruhlar yaratıldıktan sonra mı Hz.Adem yaratıldı? çok teşekkürler, Gizem Bor, Ordu’dan.
ADNAN OKTAR: Bakın, önce - sonra hep bize göredir. Allah katında zaman yoktur, Allah katında tek bir an vardır. Sonsuz hayat Allah katında tek bir an içerisinde bitmiştir. Sonsuz evvel ve sonsuz sonra Allah için tek bir andır. Zaman, bizler için yaratılmış bir nimettir, bir güzelliktir. Dolayısıyla şu önce oldu şu sonra oldu diyemeyiz, hepsi bir anda yaratılmıştır. Ama zaman sıralamasına göre bakarsak tabii ki, önce biz orada söz veriyoruz Kalubela’da, sonra Hz.Adem oluyor yahut başka olaylar oluyor gibi olabilir, görünebilir. Ama biz tam doğrusunu bilmek durumundayız. Tam doğrusu, hepsinin Allah katında tek bir an içinde yaratıldığıdır.
MUHABİR: Bursa’dan Muhammed Havan isimli okuyucumuz, izleyicimiz; ben gazetede çıkardığım için okuyucu hemen geliyor aklıma zaten. Geçenlerde gazetelerde bir haber yer aldı. Tuncay Özkan’ın bir davada aleyhte konuşması için parayla şahit tutması için birisiyle yaptığı yazışmalar yer alıyordu. Düşman olarak gördükleri kişileri elimine etmek için ne gibi karanlık yöntemler kullanıyorlar?
ADNAN OKTAR: Bu da yine yargıda olduğu için ben buna bir şey demiyorum, cevap vermiyorum. Ama, bizim kendi şahit olduğumuz olaylar var. Mesela, bize yönelik olaylarda, yalancı şahitler, paralı şahitler tutulduğunu biz biliyoruz. Yani, fakir ailelerden seçiyorlar, fakir insanlardan seçiyorlar. Sana şu kadar verelim diyorlar anlaşıyorlar, şuna şu kadar verelim diyorlar. Bunu biz emin kaynaklardan duyduk, çünkü adamlar fakir, bir anda zenginleşmiş. Evi yokken ev almış, arabası yokken araba almış böyle insanlarla karşılaştık. Bazı olaylarda ve bazı vakalarda. Ama şu an tabii bunlar, şunlar şunlardır demiyorum.
MUHABİR: Selim Akbaş isimli Trabzonlu bir izleyicimiz: Sayın Hocam, bazı insanlar doğuştan şanslı doğar diye bir inanış var. Aslında herkes bir kaderde yaratıldığına göre gerçekte şans diye bir şey olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Tabii ki olmaz; tek bir an içerisinde, demin de söyledim, her şey yaratılmıştır. Allah’ın gücünü iyi anlamak lazım; Allah, beklemeye ihtiyacı yoktur. Allah deneme yapmaz, insanlar zannediyor ki Allah kula bir şey söyler ve Allah onu izler, ne yaptığını izler ve ona göre bir karar verir ve ne yapacağını bilemez kulun. Öyle bir konu yok, kulun her yaptığı hareket Allah tarafından yaratılır, tamamı Allah tarafından yaratılır. Ve sonsuza kadar insanların yaptığı her hareket Allah katında yaratılmış ve bitmiştir. Allah aciz değildir, sonsuz güç sahibidir, sonsuz büyüktür, Münezzehtir, eksik ve noksan olmaktan Münezzehtir. Allah, beklemeye ihtiyacı olan bir varlık değildir.
MUHABİR: Selam Hocam
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam
MUHABİR: Her Perşembe akşamı sizi izliyoruz. Hz.İsa zuhur ettiğinde Hz.Mehdi gibi ilmi mücadele edecek mi, kitaplar yazıp konferanslar verecek midir yoksa ortam zaten O geldiğinde hazır mı olacaktır? Sedef Muratoğlu.
ADNAN OKTAR: Hz.İsa hazır ortama gelecek, hatta dün okudum bir rivayet var. o hadis de Mehdiyle ilgili, o aynı zamanda bağlantılı bir hadis. Hz.İsa’nın bir sandık bulacağı ve bu sandığın içerisinde bin tane kitap bulacağı söyleniyor bu hadiste. Ve Peygamber Efendimizin de mührü var. Bu kitapları bularak bununla, İslam’ı yayacağı ve İslam’a faydalı olacağı hadiste belirtiliyor, yani mealen, yaklaşık söylüyorum. Demek ki bin kitabı bir insan kendine tutmayacağına göre demek ki dağıtacak demektir, faaliyet yapacak demektir. Okullarda ve diğer bazı askeri kurumlarda da faaliyeti olacağını Said Nursi Hazretleri söylüyor. Ama muhtemelen benim anladığım devletlerin en uç noktadaki görevlilerine yönelecek. Mesela, devlet başkanlarına, kuvvet komutanlarına, yani önemli yöneticilere yönelecek. Yani, seçkinlerden oluşan bir grubu olacak. Ben bunu anladım Said Nursi’nin izahlarından.
MUHABİR: Elif Ilgaz, Harut ve Marut ve büyü hakkında bilgi verir misiniz? Şeytan, iblis, cann aynı şey midir?
ADNAN OKTAR: Şeytan ve iblis, evet aynı şey; cann’dan yaratılmıştır evet. Cann, şeytan, iblis tabii hepsi aynıdır.
MUHABİR: Şeytan, iblis aynı değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, şeytan iblis aynı.
MUHABİR: Yusuf Alptekin, Mengen: Hadiste Mehdi’nin talebeleri için ne öncekiler ne sonrakiler fedakârlıkta onlara yetişemez diyor.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Diğer sahabelerden ve peygamberlerin talebelerinden ne farklı özellikler ve fedakârlıkları var Hocam?
ADNAN OKTAR: Bu ahir zamanın şiddetinden oluyor. Yani, çok çok şiddetli olmasından. Çünkü peygamber efendimiz zamanında birkaç inanç vardı; müşrikler vardı, yıldıza tapanlar vardı, ateşe tapanlar vardı ama küfür o kadar organize, o kadar bilimsel bir dayanağa dayanmadan, tesisleri imkânları daha dar olarak ortaya çıktılar. Dolayısıyla onlarla yapılan mücadele daha dar kapsamda oldu, daha küçük kapsamda oldu ama şiddeti çok yüksek oldu. Yani, çok zorlu ortamlara girdi Peygamber Efendimiz. Deve işkembesi attılar üstüne, hakaret ettiler, iftira attılar, öldürmeye kalktılar. Biliyorsunuz Peygamber Efendimiz hicret etmek durumunda kaldı. Çok zorluydu, ama ahir zamanda çok çok zorludur. Buna işareten Peygamber Efendimiz ahir zamandaki Mehdi talebelerini övmüştür. Ne evvelkiler ne sonrakiler onlara yetişemez tarzında onları övücü bir ifadesi olmuştur. Ama tabii üstünlükler muhteliftir, üstünlüklerin yönleri muhtelif olur. Bir yönüyle, belirli yöneyle kastetmiştir hadis onu. Mesela, çünkü onlar vahyi müşâhade yönüyle daha üstünler. Peygamberimizi bizzat görme yönüyle daha üstünler. Ama üstünlüklerin yönü muhtelif olduğu için oradaki kastedilen manaya bakmak lazım.
MUHABİR: Ahmet Aydın, Antalya’dan: Antalya’da da Hocam sürekli patlayıcı çıktı. Dün biliyorsunuz ki eski organize şube müdürü Adil Serdar Saçan ve bazı diğer yetkililer bunları bildiği halde devlete bildirmemiş zamanında. Şimdi de sizle ilgili dokümanlar çıkıyor bu kişilerin evlerinden. O zaman bu işin çözülmesi için biz neler yapabiliriz? demiş. Herhalde size yardım…
ADNAN OKTAR: İşte el birlik böyle birbirimize sarılacağız. Alevisiyle, sünnisiyle, kürdüyle, çerkeziyle, lazıyla birbirimizi çok seveceğiz, devletin etrafında kenetleneceğiz, askerimizin etrafında kenetleneceğiz, polisimize devletimize tam destek olacağız. Net tavır koyacağız, kesin tavır koyacağız. Bu konuda yılgın bir üsluptan şiddetle kaçınacağız İnşaAllah.
MUHABİR: Saffet Ilıca, Erzurum’dan bir izleyicimiz. Selamun aleyküm muhterem Hocam.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam
MUHABİR: Milli Gazete ve Milli Görüş çizgisine bakışınızı ve Erbakan Hocamızın hizmetleri hakkında kanaatinizi öğrenebilir miyim? demiş, yani Erbakan Hocamıza nasıl bakıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Dünyada Erbakan hocamızı benim kadar seven birisi var mıdır düşünüyorum. Çok çok sevdiğim bir insan, çok çok değerlidir. Tam bir Türk İslam Birliği aşığıdır. Müthiş zekidir, nüktedan bir insandır, çok nadir rastlanan bir insandır. Çok değerli bir insandır. Milli Gazeteyi de tabii çok seviyorum, çok samimi; bunlar ana sütü gibidirler, tertemizdirler Milli Gazete mensupları, hepsini tebrik ediyorum. Zaten alırım ben Milli Gazeteyi alırım, her gün alır okurum. Tavsiyede ederim insanlarıma, kardeşlerime tavsiyede ederim. Bu insanlar genellikle de hep başından beri hep candan davranmışlardır. Güvenilirdirler, şaibesiz insanlardır, hep kendilerini Allah’a teslim etmiş muttaki insanlardır. Ben hepsini çok seviyorum, ben onlar adına da garanti veriyorum İnşaAllah.
MUHABİR: Ayşe Nur, Erzincan’dan bildiriyor. Kuran’a göre gerçek akıl nedir, zeka ile arasında fark var mıdır? İyi akşamlar demiş.
ADNAN OKTAR: Zekâ Kuran’a uyuyorsa akıl ortaya çıkar, zekâ Kuran’a uymuyorsa sadece zekâ olarak kalır. Mesela, ünlü gangsterler, mafya mensupları bunlar çok zeki olurlar.
MUHABİR: Hep şeytani düşünürler.
ADNAN OKTAR: Tabii, ünlü seri katiller bunların hepsi süper zekidir. En üst derecede bunlar adli tıpta bunlar kontrol edildiklerinde akıl almaz zeki oldukları ortaya çıkıyor. Ama Kuran ahlakına uymuyorlar ve dolayısıyla zekâ insanın başını belaya sokar. Ama akıl insanı yüceltir, Allah’a yaklaştırır, dünyada – ahirette mutluluk ve saadet içerisinde yaşamasını sağlar. Akıllı insan vicdanına uyar, zeki insanda mantığına uyar. Mantığına uydukça belanın içini girer insan ama vicdanına uydukça da yükselir, güzel olur, güzel ahlaklı olur.
MUHABİR: Amasya’dan Güler Şahin isimli bir izleyicimiz. Hocam, cennette de gece ve gündüz yaşayacak mıyız? diye soruyor.
ADNAN OKTAR: Hafif böyle fululaşmalar tarzında gece ve gündüz farkını hissettirmek için Cenabı Allah’ın öyle bir süsü var, güzelliği var. Zaman zaman ortalık fululaşacaktır, o zaman gece olduğunu düşüneceğiz. Ama genellikle cennet aydınlıktır İnşaAllah.
MUHABİR: Şimdi burada herhalde Türk İslam Birliğinin biran önce kurulmasını isteyen bir izleyicimiz şunu söylüyor: Saygıdeğer Hocam, Türk İslam Birliği kurulduğunda askerlik kalkacak mı, çalışmalarınızdan dolayı teşekkür ederim. Fatih Buğra, 18 yaşındaymış. Yani, bir an önce kurulsun bende askere gitmeyeyim mi diyor, ne demek istediyse, Samsun’dan.
ADNAN OKTAR: Yani şunu demek istiyor, Türk İslam aleminin tamamı mı asker olacak demek istiyor.
MUHABİR: O anlamda soruyor demek ki.
ADNAN OKTAR: Ama biz zaten millet olarak tamamımız askeriz zaten.Vatana, millete bir şey olsa Allah vermesin, bizim milletimizin neler yapacağını herkes bilir. Çok denediler çünkü, tecrübeyle sabittir. Bu bilinir, ama çok şefkatli ve merhametli bir milletiz. Ama Türk İslam âlemi’nin tabii ki bir ordusu olacaktır. Said Nursi Hazretleri söylüyor “Milyonlar efradı bulunan ordular olacak” diyor; milyonlar efradı, yani bir milyon, iki milyon, üç milyon değil, belki on milyon kişilik bir ordusu olacaktır Türk İslam âlemi’nin. Yani NATO gibi; ama dünyanın en büyük ordusu olacak diyor Said Nursi ve hiçbir güç bu güce karşı koyamayacak diyor. Tahayyül dahi edemeyecekler; ama bu güç, askeri güç sadece caydırıcı olarak kullanılacak. İnsanları gidip bombalamak, ezmek için kullanılmayacak. Dev bir kaplanın karşısında küçük bir böcek ne yapabilir. O duruma gelecekler yani, dev bir kaplanla karşılaşmış gibi olacaklar. Ama kaplan onları pençelemeyecek, böcek sadece geri geri çekilip işine bakacak.
MUHABİR: Merhaba Adnan Bey, Türk İslam Birliği kurulduğunda manevi liderin Mehdi olacağını söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Ben siyasi liderin kim olacağını merak ediyorum. Acaba siyasi lider o dönemde Türkiye’de iktidar olan hükümetin başı mı olacak yoksa bir siyasi lidere gerek duyulmayacak mı? Feraye Güngür.
ADNAN OKTAR: Siyasi sistem aynısıyla devam edecek; yani rejimler, devletler aynısıyla devam edecektir. Mehdi manevi liderdir, yani sözü herkes için geçerli olan, herkesin şefkatle, muhabbetle, derin bir saygıyla sözüne itibar ettiği bir insan olacaktır. Dolayısıyla Mehdi’nin bir şey söyleyip de olmaması diye bir konu olmaz. Ama Mehdi siyasetle ilgilenmez, o tip şeylerle ilgilenmez. Çünkü evinden idare edecek diyor, Tevrat’ta da o şekilde geçiyor. Evinden idare edecek Mehdi. Yani, kardeşlerim diyecek, bütün fakirlere yardım edelim diyecek; bir anda herkes fakirlere bol bol para dağıtacak. Mesela bir yerde terör olacak, anarşi olacak; hep beraber birleşelim bu konuyu bitirelim diyecek, daha bunu söylemesiyle olay durmuş olacak. Türk İslam âlemi’nin bir manevi lideri olmuş olacak, yani çok sevilen bir lideri olmuş olacak.
MUHABİR: Değerli Hocam, Romanya’da yaşıyoruz. Burada Müslüman kardeşlerimizle eserlerinizi ilgiyle takip ediyoruz. Masonluğun yoğun faaliyetlerine karşı ahir zamanda Müslümanların tesanüd içinde olmasının önemini birçok kere söylemiştiniz. Bu tesanütün sağlanması için neler yapmamız gerekir? Mehmet Yılmaz isminde izleyicimiz Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir Anadolu’ya gitsin kardeşimiz, bir baksın bizim halkımıza, köylülerimize, kasabalılarımıza baksınlar ne kadar sevimli, ne kadar candan ve ne kadar güzel ve mazlum huylu olduklarını göreceklerdir. Bu millet sevilecek bir millettir.O zaman çok iyi ittifak edeceğiz, birbirimizi çok seveceğiz, çok iyi koruyup kollayacağız. Böyle sağcı-solcu, alevi-sünni bunlar çok münasebetsiz bir hırstır. Yani, ayırım yapmak, düşman olmak çok çirkindir. Alevisiyle-sünnisiyle güzel ve mutlu hayatımız olacak, Mehdi devrinde de yine bu aşk bu muhabbet göklere çıkacak. Çok şiddetli bir sevgi ortamı olacak, herkesin fikrine, herkesin düşüncesine saygı duyulacak. Herkes huzur içinde yaşayacak. Ama temel düşüncemizin sevgi olması gerekiyor. İnsana sevgi ama en başta Allah’a sevgi, Allah içinde insanlara olan sevgi.
MUHABİR: Yeşim Zahid, Ankara’dan: Materyalistler maddenin ezeli olduğunu öne sürüyorlar. Bu iddiaya Hocamın cevabı nasıl olur?
ADNAN OKTAR: İdi, idi. Kuran söylüyordu, Cenabı Allah diyordu ki, “Madde yoktu, zaman yoktu, Ben maddeyi ve zamanı bir anda yarattım” diyor Allah. Yokluktan yarattım diyordu, olur mu öyle şey diyorlardı. Ta yakın devre kadar, Marks’ların devrine kadar, Hegel’lerin devrine kadar öyle biliniyordu. Olmaz öyle şey diyorlardı, sonra modern fizik ortaya çıkınca, Einstein ortaya çıkınca ayakları yere bastı. Ve anladılar ki maddenin ve zamanın bir başlangıcı var; Big Bang teorisi biliyorsunuz ortaya çıktı. Bütün kainatın yokluktan meydana geldiğini bilim kabul etti. Ve şu an anlayamıyorlar. Yani bir zamana kadar zaman vardı, mekân vardı ama bir zamandan sonra zaman ve mekân yok diyorlar. Bu çok büyük bir mucizedir. Zaman ve mekân bir anda oluştu diyorlar. İşte bu da Kuran’ın bizlere anlattığı bir doğrudur, doğrularından birisidir. 1400 yıl sonra bilim bunu tasdik etmiştir.
MUHABİR: Selamun aleyküm Hocam
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam
MUHABİR: Geçen haftaki programınızda Kehf suresini okuyup açıklarken 77.ayette geçen Hz.Hızır kıssasındaki ‘duvarı inşa etme’ olayını sonra açıklayacağım demiştiniz. Eğer sorun olmazsa ve özel bir nedeni de yoksa biraz daha açar mısınız bu konuyu? Elif İmran, İstanbul’dan. Sevgili Hocam, ben bunların isimlerini söylüyorum ki izleyicilerimizden bu soruların geldiğini herkes bilsin diye okuyorum.
ADNAN OKTAR: Yok güzel yapıyorsunuz, evet çok iyi yapıyorsunuz. Bu Hz.Hızır’ın düzelttiği duvar, yıkılmak üzere olan duvar İstanbul’da. Ve ben şunu da söyleyeyim, Allah-u âlem diyerek söyleyeyim, Ayasofya camisidir. Ayasofya camisinin böyle bakımsız, duvarlarını yıkılmaya yüz tutmuş halini görünce Hz.Hızır orada o duvarı düzeltmiştir, yani Ayasofya camisini. Ayasofya’da yine çok önemli bir yerdir, bunu insanlar görecekler. inşaAllah zaman gelecek Ayasofya bütün İslam âlemi’nin İnşaAllah rahatça ibadet ettiği, rahatça namazlarını edâ ettiği bir yer haline gelecektir. Ve bütün İslam âlemince de bu bir sevinç vesilesi olarak görülecektir. Ama tabii biraz daha başka detayları var onları da daha sonra İnşaAllah anlatırım.
MUHABİR: Hocam kısa bir reklam arası vereceğiz. Ama yine ben hatırlatma açısından izleyicilerimize bize mail yoluyla ulaşabilecekleri adresi hatırlatmak istiyorum. AhirZamanSohbetleri@hotmail.com dan sorularınızı, maillerinizi bize atabilirsiniz. Ayrıca www.HarunYahya.tv den de internet sitesinden de bizi canlı olarak izleyebilirsiniz. Evet reklamlardan sonra sohbetimize devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Evet, İnşaAllah
MUHABİR: Kısa bir reklam arasından sonra yine Hocamızla söyleşimize devam edeceğiz. Sevgili Hocam az önce size yöneltmiş olduğumuz bir soruda galiba benim yanlış okumamdan ötürü, bir yanlış anlaşılma oldu. Aynı izleyicimiz bize şunu diyor: Hocam az önceki soruyu tekrarlamak istiyorum. Mehdi’nin Konstantiniyye’ye ve Deylem dağlarını fethedeceğini söylüyor. Hocamızın söylediği gibi doğrusu Deylem dağları olacakmış. Bu hadisi tam olarak bize açıklayabilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Evet, Mehdi’nin hakim olmayacağı hiçbir yer yok İnşaAllah. Çin-Hint, hadislerde geçer, Deylem’de İran’da olan bir yerdir. İran’ında Mehdi’nin hâkimiyetinde olacağı, manevi kontrolünde olacağını işaret ediyor. Zaten İran’da biliyorsunuz Şiiler Mehdi dendi mi kalpleri heyecandan çıkacak gibi olur. Çok sevdikleri ve hasretle bekledikleri bir kişidir Mehdi. Anayasalarında var biliyorsunuz, birinci maddesi, Mehdi gelinceye kadar bu anayasa geçerlidir diyorlar, Mehdi’den sonra bu anayasa geçerli değil diyorlar. Muazzam bir Mehdi sevgisi vardır İran’da, her gün namazlarda dua ederler Mehdi’nin çıkışı için, Mehdiyi beklerler. İran’ında mehdinin manevi kontrolüne gireceğine dair hadis; İstanbul’da çıkacak zaten Konstanniyye, İstanbul.
MUHABİR: Evet Hocam, ölen kişinin cenazesini yıkayanı, namazını kıldıranı, toprağa koyan kişiyi görür ve duyar diye bir inanış var, neler diyeceksiniz?
ADNAN OKTAR: Yok, yok ölen kişi bayağı mutlu gider. Cebrail (a.s.), Azrail (a.s.) onu kucaklar, sevgiyle muhabbetle Cenabı Allah’ın manevi huzuruna götürür.
MUHABİR: Kimseyi görmez.
ADNAN OKTAR: Yok öyle eziyet yoktur, öyle bir şey olmaz İnşaAllah.
MUHABİR: Hocam yine bir izleyicimiz şunu demiş: İntihar eden kişinin cenaze namazı kılınır mı diye soruyor.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, gene mümin olduğuna hükmederiz. Çünkü, eğer şuurunu kaybettiyse zaten o gene günahkar olmaz. Bunların çoğu çıldırdığı için, aklını kaybettiği için bunu yapıyorlar. Dolayısıyla o ana kadar da mümin olduğu için biz ondan evvelki hayatını esas alırız ve mümin olduğuna kanaat getirerek namazını kılarız tabii. Zavallı bir insandır, hüznü zan ederiz. Ama Allahu alem benim kanaatim hepsinin şuuru kapanıyor ve bir çıldırma anında, yani aklını kaybetme anında bunu yapıyorlar. Yoksa, makul olarak bir insan bunu yapmaz. Şuuru açık olarak bir insan bunu yapmaz. Böyle büyük bir günaha girmez, çünkü affedilmeyen bir günahtır. Ama şuuru kapanarak yaptıysa İnşaAllah sorumlu olmaz.
MUHABİR: İntihar eden kişinin Hocam, acaba o an mı eceli geldi?
ADNAN OKTAR: Tabii ki onun canını alan zaten Azrail (A.S. ) alıyor, Allah alıyor onu. Yani kendi canını almıyor.
MUHABİR: Ölen kişiyi rüyada görmek, onun ruhuyla görenin ruhu bir araya geliyor denir. Bu konularda neler söyleyeceksiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Bir daha okursanız.
MUHABİR: Ölen kişiyi rüyada görmek, -yani ölen merhumu rüyada görmek- onun ruhu ile onu rüyada görenin ruhu bir araya geliyor denir. Bu konuda neler diyeceksiniz?
ADNAN OKTAR: Yok öyle bir şey, ölen artık ölmüştür ve Allah diyor: “Bir engel vardır geri dönemezler” diyor. Yani, ölen Allah’ın huzuruna gider, manevi huzuruna gider. Öyle bir konu olmaz, bir de mümin hiçbir şekilde eziyet çekmez. Kısa bir mezarda kalışı vardır, yani bir berzah âlemi vardır bu da çok kısa sürer. Zaman olmadığı için zaman kavramı olmadığı için, ölen kişi için, hemen kendisini imtihan edildiği ortamda bulur. Kısa bir imtihandan sonra da, yani imtihan derken sorgulama olur. Yani, ne yaptığıyla ilgili, o sorgulamanın sonucunda da İnşaAllah cennete gider.
MUHABİR: Hocam, kıyamet akşam ile yatsı namazı arasında olacağı söyleniyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?
ADNAN OKTAR: Bu, Allah-u âlem bu hadis İstanbul esas alınarak söylenmiş bir hadistir. Akşama doğru akşam vaktinde kıyamet kopması doğru, İnşaAllah. Ama bunu o devirdeki İstanbul ahalisi görecek İnşaAllah.
MUHABİR: Çocuğu kendisinden önce ölen anne ve babanın evlatlarından şefaat görecekleri söylenir, doğru mudur Hocam bunlar?
ADNAN OKTAR: Tabii ki yani, insan iyi bir evlat bırakırsa, iyi bir geçmişi varsa; mesela bir şeyi vakfeder oradan sürekli sevap gelir, iyi bir evlat bırakır oradan sürekli sevap gelir, küçük çocuğu ölür ona sabreder, güzel bir sabırla sabreder oradan sevap kazanır. Yani, Allah samimi olan, güzel olan her şeyden müminlere sevap verir.
MUHABİR: Mısırlı ünlü hafız Kurur Abdussamed hakkında neler diyeceksiniz?
ADNAN OKTAR: Şahane, şahane, MaşaAllah. Bayağı güzel okuyor.
MUHABİR: Ben onu dinlerken tüylerim diken diken oluyor.
ADNAN OKTAR: Mükemmel tabii, maşaAllah.. Böyle, güzel usulüyle, makamıyla çok güzel okuyor. MaşaAllah, İnşaAllah öyle güzel hafızlar, güzel mevluthanlar, güzel Kuran okuyanların sayısı artar İnşaAllah. Ahir zamanda Mehdi devrinde böyle Kuran bülbülleri çok artacak İnşaAllah.
MUHABİR: Dört hak mezhepten biri olan Hanbeli hakkında bize biraz bilgi verir misiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafii. Şafii genelliklen bizim güneydoğu bölgemizde daha çoktur. Hanbeli de Afrika’da daha yaygındır, yani Maliki ve Hanbeli de o bölgelerde daha yaygındır.
MUHABİR: Mehmet Surri Tokat’tan bir izleyicimiz. Yeni no Evanjelik misyonerlik organizasyonu, Hz.İsa’ya olan sevgi ve saygılarını kullanarak Asya Müslümanları arasında Hıristiyanlığı yaymaya çalışıyor diye bir haber vardı bugün.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Burada yapmak veya yapılmak istenen acaba bir şekil İslam’ın dünyada yayılmasını engellemek gibi bir amaç olabilir mi Hocam demiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşlerimiz hiç İncil’i okudular mı, bir İncil’i okusalar cevabını alırlar. Yani, Kuran’ın üstünlüğü çok çok çok ezici ve açıktır. İncil’i okumadan İncil’den çekiniyor. İncil’de Kuran’a uygun güzel yerler vardır, güzel sözler vardır onlar bizim başımızın tacı, güzel. Ama Kuran’a zıt olan yerler vardır o hemen kendini göstertiyor, açık aleni göstertiyor. O yüzden İncil’den çekinmek doğru değil. Müminler zaten İncil’i bilmek durumundadır. Biz, İncil’i de bileceğiz, Tevrat’ı da bileceğiz, onların tahrif olduğunu da bileceğiz. Çünkü Kuran’da bu anlatılıyor. Her şeyi anlatıyor Kuran bize. Mesela, kiraz ağaçlarından bahsediyor, muzdan bahsediyor. Biz muzu ve kiraz ağacını görmek durumundayız. Hurmadan bahsediyor, hurmayı görmek durumundayız. Karıncadan bahsediyor, karıncayı göreceğiz, Tevrat ve İncil’den de bahsettiğine göre Tevrat’ı ve İncil’i de bileceğiz biz. Ama Tevrat’tan İncil’den korkmanın âlemi yok. Kuran’a uygun yönü varsa çok güzel, ben zaten bununla ilgili kitaplar yazdım. Mesela, Tevrat’ta Mehdi çok kapsamlı anlatılır, çok uzun uzun anlatılır. Çok fazla anlatım vardır, bunlar hak izahlardır İnşaAllah. Ve Peygamber Efendimizin hadislerine de uygun ama anormal yönleri var. Ne var anormal olan, ahiret inancı çıkarılmıştır Tevrat’tan. Yani geniş çapta çıkarılmıştır ama buna rağmen yaklaşık 10’a yakın ahireti, cenneti, cehennemi anlatan izah kalmıştır. Mesela bizim bunları bilmemiz gerekir, öğrenmemiz gerekir. O yönüyle bir risk yoktur. İslam çığ gibi yayılacak, Hıristiyanlığın yayılması gibi bir durum yoktur. Hıristiyanlar zaten güçsüz, zavallı insanlar onları yanlış anlıyorlar insanlar. Mesela, Avrupa Birliğinin Hıristiyan kulüp olduğu iddia ediliyor. Böyle bir şey yok, masonik bir kulüptür Avrupa Birliği. Mason hakimiyeti vardır ve oradaki Hıristiyanları ezim ezim eziyorlar. Bir avuç Hıristiyan var ve onları da eziyorlar. Dindar Hıristiyanlar dünyanın hiçbir yerinde rahat değiller. Yani, sokaklarda alay ediliyorlar, evlerde alay ediliyorlar, eziliyorlar, hakarete uğruyorlar, işlerinden atılıyorlar, dövülüp sövülüyorlar. Zannedildiği gibi değildir ve Hıristiyanlığın yayılma imkânı da yoktur. Çünkü çok tahrif edilmiş bir dindir, yani, Kuran varken insan durduk yere İncil’e uyar mı? Aklı başında herhangi bir insanı götürün siz, Kuran’ı önüne koyun, İncil’i de koyun; dinsiz bir adama, sen hangi kitabı makul, mantıklı, doğru buldun desen kayıtsız şartsız Kuran diyecektir. Yani, İncil karmakarışıktır ve bir kere dört ayrı izah, dört ayrı kitap var. Aynı incili dört ayrı anlatımla anlatmışlar. Bu zaten yeterlidir. Fakat Hz.İsa (a.s.) geldiği vakit bu ezilen Hıristiyanları, bu acı çeken Hıristiyanları bu sıkıntıdan da kurtaracak. Bu ‘Teslis’ inancından da kurtaracak, çünkü Hıristiyanlar bu teslis inancından rahatsız oluyorlar. Ben konuşuyorum Hıristiyanlarla. Hiçbir Hıristiyan bunu makul görmez. Üç Allah inancını hiçbir Hıristiyan’ın makul görmesi mümkün değildir. Ama, böyle gelmiş o zamanki rahipler din adamları kendilerince Hz.İsa’yı yüceltmek için böyle anormal bir tavra girmişler. Hz.İsa’ya kendilerince iyilik yapacağım derken, Hz.İsa’ya çok çirkin bir tavır almışlardır. Hz.İsa’yı Allah sorguluyor ahirette zaten: “Sen mi dedin” diyor, Cenabı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Yarabbi diyor, Sen, ben böyle bir şey demişsem Sen zaten bilmişsindir” diyor. Yani, ben böyle bir şey demedim diyor. Bu, Hz.İsa’ya atılan iftirayı temizleyecektir Hz.İsa ve güzel ve doğru hale getirecektir. Dolayısıyla bir Hıristiyanlık tehlikesi yoktur. Kuran’ın, İslam’ın gücünün şiddetini anlamayan kardeşlerimiz böyle bir tedirginlik içinde oluyorlar. Kuran ezer geçer, İslam ezer geçer, yani muazzam bir güçtür. İngiltere’de mesela on misline çıkmıştır Müslümanların gelişme hızı, on misli. Amerika’da da müthiş hız kazanmıştır. Hıristiyanlık hiçbir yerde gelişmiyor dünyada, her yerde geriye doğru çekiliyor, İslam sadece gelişiyor. İncil’i alır okursa kardeşim benim dediğimi daha iyi anlayacaktır.
MUHABİR: Hocam Allah razı olsun, sizin hazırlamış olduğunuz belgeselleri internetten bedava indirip seyredebiliyoruz diyor.
ADNAN OKTAR: MaaşaAllah
MUHABİR: Ben bugün baktım, youtube gibi video sitelerinde de bazı kişiler ve belgeselleri yükleyip yayınlıyorlar ve çok büyük bir rakamlarla izlenme oranlarına ulaşmışlar, neden bunlarla ilgili bir ücret talep etmiyorsunuz? Marmaris’ten Ülkü Tezcan isimli bir izleyicimiz, sizi düşünmüş Hocam.
ADNAN OKTAR: Gani gani helal olsun hepsine helal olsun, alıp dağıtsınlar, ücretsiz olarak bu hizmetlerine devam etsinler, tabii gönlümüz ister bunu yapsınlar. Ama mesela kitaplarımı alsınlar istedikleri gibi bassınlar, çoğaltsınlar kıyamete kadar hakkımı helal ediyorum hepsine.
MUHABİR: Arsun Ekmekçi, İstanbul’dan bir izleyicimiz, şunu söylüyor, iyi akşamlar diliyorum Hocam, Hz.İsa orduda ve siyasi arenada etkin bir kişilik olacağını ve ülkelere bu şekilde etki edeceğini söylemiştiniz, Hz.İsa meslek olarak ticaretle mi uğraşacak, yoksa bu kadar farklı alanda etkin olabilmek için nasıl bir işle uğraşması gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Hz.İsa gizlenecek olur mu, Hz.İsa’yı görse ateist Siyonistler - masonlar Allah esirgesin parça parça ederler. Yani onların en çekindiği şuan en huzursuz oldukları şeylerden biride insanlardan biriside Hz.İsa’dır. Hz.Mehdi ve Hz.İsa’dır, şuan masonların sorunu ve onu büyük bir tedirginlikle bekliyorlar şuan, yani suikast yapmak için ateist Siyonistler daha öncede biliyorsunuz, onu öldürmeye kalkmışlardı, şehit etmeye kalkmışlardı, Allah onu göğe ref etmişti. Şimdi de yani görseler, parça parça etmek isterler. Onun için Hz.İsa gizlenecektir, yani sürekli gizlenerek yaşayacaktır. Talebeleri onu itina ile gizleyecekler, kimseye göstertmezler, ta ki Mesih deccal çıkıncaya kadar o zaman ortaya çıkacaktır Hz.İsa. Yani Mehdi ile birleşip deccalı ortadan kaldıracaktır ama ilk olarak Mehdi ile tanıştıracaklar Hz.İsa’yı namaza gelecektir, Hz.İsa namaz kılmak için Müslümanlar toplandığında Hz.İsa Mehdi’yi sırtından iterek imamlığa sen layıksın diyerek onu namaza geçirtecek ama Hz.İsa çok şiddetli bir heybete sahip ve güzelliğe sahip bir insandır. Yani kardeşlerimiz İnşaAllah görecekler dediğimin doğru olduğunu anlayacaklar yani hipnotize olur insanlar Hz.İsa’yı gördüğünde. Olağan üstü güzel bir insan İnşaAllah, yani gözleri kamaşacak çok çok şaşıracaklar. Yani acaba denecek gibi bir durum olmaz, bakar bakmaz anlar insanlar. Ama gizlenecek, yani halk görse hemen anlar zaten Hz.İsa’yı. Yani halk arasına girmez Hz.İsa.
MUHABİR: Hocam ben ölümle ilgili bir soru sormak istiyorum diyor, insanlar kıyamet günü kabirlerinden kefenleriyle mi dirilecekler? Kıyamet günü geldiğinde henüz ölmemiş olanlar ne durumda olacaklar? Hakkı Sevinç Urla’dan.
ADNAN OKTAR: Müslümanlar Allah’ın onlara verdiği güzel bir nurdan elbiseyle İnşaAllah kalkacaklar, böyle güzel nur gibi örtüyle kalkacaklar, fakat ehli delalet küfür tuğyan yani Allah’a inanmayanlar çıplak tozlu kirli ve çirkin olarak kaldırılacaklar, kalktıklarında da soruyorlar zaten bizi uyuduğumuz yerden yattığımız yerden kim kaldırdı diyorlar? Ve çok çabuk uyum gösterecekler, toplu olarak bir noktaya doğru koşacaklar diyor Allah. Yani önce kalkacaklar, şaşkınlıkları gittikten sonra bir sanki belirli bir noktayı tespit edecekler; yani orada bir şey var zannedecekler muhtemelen. Yani orada belki su bulacaklarını, bir şeyler olacağını düşünerek o noktaya karşı, hani insanlar olur ya böyle, kalabalık bir şey olduğunda bir hareket oldu mu topluca koşarlar bir yere doğru, rahatsız edildiklerinde veyahut mesela bedava bir şey dağıtılacağı vakit o tarafa doğru koşarlar onun gibi o tarafa doğru topluca koşmaya başlayacak insanlar. Müminlerinde yanlarında onların da sürücüleri vardır diyor Allah, önlerinde bir ışık ve sağlarında bir ışık olacak müminler çok omurlu olacaklar. Çok temiz bir konumda olacaklar, küfürden çok farklı olarak görülecekler yani çok fark edecek. Her iki tarafta cehennemin kenarına getirilecek. Allah müminleri görsünler hallerine şükretsinler diye cehennemi gösterecektir Allah. Yani cehennemin arazisinin içerisine girecek müminler. Yani herkes girecek Allah müminleri geçin cennetime diyecek, müminlerde müthiş bir sevinç dalgası olacak tabii büyük bir heyecan olacak. Cennet kapılarından içeri alınacak müminler, cennet kapıları kapatılacak. Kapatıldıktan sonra bir daha sonsuza kadar açılmayacak cennetin kapıları.
Cehennemin içine de alınanlar cehennemin kapılarından geçecekler sonsuza kadar kilitleniyor bir daha açılmıyor. Bir daha ne müminler oradan çıkacak, ne de onlar oradan çıkacaklar, Allah’ın dilemesi dışında, Allah’ın dilediği dışında. Yani cennetten çıkma yoktur, cehennemde de bazen bazı kişiler için bu geçerlidir. Günahını çektikten sonra günahının karşılığı olan cezayı çektikten sonra bir kısım müminlerin cennete alınacağına dair hadis var. Yani İnşaAllah Cenabı Allah’ın rahmetinden ümit edecekler bekleyecekler. Ama bunun dışında küfür için müthiş bir aşağılanma vardır, yani onurlarının kırılması çok fazladır. Yani Ahrette cehennemim ana özelliklerinden biriside ekâbir ve gururlu insanların enaniyet ve gururlarının iyice ezilmesidir. İşte sorgulamada yalan söylediklerinde gözleri konuşacak, mesela görmedim diyor gözü, ben dördüm diyecek. Ağzı, ben söylemedim dediğinde ağzı konuşacak ben söyledim diyecek. Dolayısıyla çok ciddi aşağılanacak yaşadıkları hayatta çok perişan bir hayat olacak. Ama en çok ızdırap çektikleri şeylerden biriside cennetle sürekli kıyaslayacaklar cenneti görecekler sürekli. Uzaktan Müslümanların yaşantısını görecekler hem gıpta edecekler hem de onulmaz hasretlerle acı çekecekler. Yani keşke yapmasaydım diye, sonsuza kadar onun acısını çekecekler.
MUHABİR: Mehmet Ergin isminde bir izleyicimiz, iyi geceler, programınızın nezaketine sığınarak soruyorum, ben de Adnan Bey ile aynı kaynaktan Risale Nur’dan besleniyorum. 1985 yılından beri Adnan Bey, Mehdi geleli 30 yıl oldu dedi, birkaç cümle sonra 1979 yılından beride bu yoldayım diyerek ekledi ve bunun bir tevafuk olarak mı söylemiş olabilir mi? diyor acaba.
ADNAN OKTAR: Kardeşimizin tam ne demek istediğini ben anlamadım ama ben 1979 yılında İstanbul’a geldim, Güzel Sanatlar Akademisine geldim zaten amacımda orada tebliğ yapmaktı, dini yaymaktı. Ben orada okulu bitireyim iç mimar olayım diye gelmedim işin doğrusu. Çünkü sanatın kalesiydi orası, felsefenin de kalesiydi ve çaka çaka da Marksist doluydu orası; yani çok fazla Marksist vardı. Ben orayı çok önemli bir yer olarak gördüm, bir kale gibi gördüm, orada var gücümle gayret ettim çalıştım. Halen de devam ediyorum. Sonra felsefe bölümüne geçtim İstanbul Üniversitesi felsefe bölümüne, orayı da kasıtlı olarak yazdım. Yani orayı da önemli bir yer olarak gördüğüm için tebliğ yapılmasını o yer içinde çok önemli olduğuna kanaat getirdim. O yüzden oraya kaydımı yaptırdım, orda da faaliyet yaptım ve devam ediyorum. Mehdi öncüsü olarak, Mehdi’ye ortam hazırlayan bir insan olarak, Mehdi’nin talebesi olmayı uman birisi olarak faaliyet halindeyim. Ama kardeşimin sorusuna cevap oldu mu bilmiyorum.
MUHABİR: Sayın Hocamdan Allah razı olsun bizi her zaman ilmiyle aydınlatıyor. Bediüzzaman Said Nursi Hocaefendi’nin Mehdi (a.s.) 2010’da çıkacağını söylüyordu, İstanbul’da olduğu ve İstanbul’daki bayraklarının Mehdi (a.s.) için her yere konduğu doğru mudur?
ADNAN OKTAR: Mehdi zamanında bir bayraktan bayraklardan bahsediliyor, mesela kırmızı bayraklar diye geçiyor Mehdi devrinde kırmızı bayraklardan bahis vardır, Mehdi’nin denizin kenarında olacağı, denizin kenarına bayrağı dikeceğini belirtiyor, yani bütün bunları bir araya getirdiğimizde mesela Hızır kıssasında da iki denizin birleştiği yerden bahsediliyor ki, burası İstanbul’dur. Ve kayalık bir alandan bahsediyor Hızır’la buluşma yeri olarak, muhtemelen gene Mehdi’nin bulunduğu yere işaret ediliyor, yani kayalık bir alan olduğu işaret ediliyor. Mesela balıkların yoğun olduğu bir yer olduğu gibi bir izlenim var, buna dikkat çekiliyor. Yani bütün bunları izlediğimizde Kuran hiçbir şeyi böyle gereksiz amaçsız koymaz Cenabı Allah, her şey de bir işaret vardır, her şeyde bir anlam vardır. Ahir zamanda olacak bir şeyleri anlatıyordur, bir şeylere dikkat çekiyordur. Ama hadisleri esas aldığımızda bunu bu şekilde görüyoruz, hakikaten dev Türk bayrakları İstanbul’un her yerinde biliyorsunuz dalgalanıyor. Kırmızı bayraklar çok heybetli ve anlı şanlı tam hadisin ifadesine uygun.
MUHABİR: Muhterem Hocam bir hadiste “Ümmetimden başı sarıklı 70 bin âlim kişi deccala tabi olacak” denmektedir. Bu konuda bizi aydınlatabilir misiniz? Abdülkadir Uçar, Bağlar Diyarbakır’dan,
ADNAN OKTAR: Evet, birçok şuan mason din adamları var, ateist din adamları var insanlar bilmiyor bunu insanların karşılarına bunlar çıkartılıyor, bunlar ağızlarından köpükler saçarak gözleri böyle fal taşı gibi açılmış saldırgan bir üslupla Müslümanlara saldırıyorlar. Dini inançlara saldırıyorlar ve sevgiyi şefkati merhameti esas almıyorlar. Yani hiçbir şekilde ağızlarına sevgiyi almıyorlar, bu çok manidardır. Yani hiç olmazsa yani arada sırada sevgiden bahsetseler gene dikkatimizi çeker. Ama hiç sevgiden, muhabbetten, kardeşlikten, affetmekten, cennetten, cehennemden, Resulullah sevgisinden bahsetmiyorlar. Bu benim dikkatimi çekiyor. Ama hakikaten özellikle Osmanlı döneminde Osmanlı’nın yıkılışından itibaren bu döneme kadar darwinist, ateist, materyalist çok fazla din adamı olmuştur. Ve bunlar hep kilit noktalarda görev almışlardır. İyi din âlimlerini tenzih ederim ama hakikaten sarıklı masonlar çok fazla olmuştur ve bu ümmete çok zarar vermeye kalkmışlardır. İslam âlemini içten yıkmaya kalkmışlardır, Müslümanları muztar hale getirmişlerdir, ama Mehdi devrinde bu bela son bulacaktır. Mehdi’nin de en büyük düşmanı bu tarz âlimler olacağını hadisler belirtiyor. Muhyiddin Arabî Hazretlerinin eserlerinde bunu görüyoruz; fukaha’nın, bir kısım fukaha’nın Mehdi’nin en büyük düşmanı olacağını belirtiyor. Ki bunlar, işte materyalist darwinist, ateist din adamlarıdır. Ondan çekinecekler diyor ama gene de ondan bir şeyler umacaklar diyor, yani çıkar umacaklardır ki bu Mehdi’nin zuhuru döneminde bile bu ahlaksızlıklarına devam edeceklerdir fakat çekindikleri için etkili olamayacaklarını söylüyor hadis.
MUHABİR: Nevşehir’den Nilgün Sofu isminde bir izleyicimiz Hocam Müslüman olmayan insanlar hakkında da arkasından konuşmak alay etmek doğru mudur, gıybete girer mi? Bu yapılan hareket diyor gıybete girer mi?
ADNAN OKTAR: Bir insan, bir Müslüman’a zararlı şey yapıyorsa bir ahlaksızlık yapıyorsa bu açık ve aleni ise tabii ki biz Müslüman’a onu gider bildiririz. Böyle bir durum var bu sana zarar verecek dikkatli ol deriz. Yahut, mesela bir fâsıksa alenen bir şey yapıyorsa, alenen ispatlı ve şahitli ise tabii ki Müslümanları uyarırız. Yani zarar gelmemesi için ama onu küçük düşürmek ekarte etmek için yapmadığı bir şeyi bir insana söylemek gıyabında konuşmak çirkindir. Ama bir Müslüman hata yaptığında da onun gıyabında konuşmak doğru değildir, onun eğer bir hatası varsa uyarmak gerekir. Mesela arkadaşım kardeşim sen şöyle şöyle hatalar yapıyorsun bunu düzelt demek gerekir. Ama oturup arkasından gıybet yapmak çok çirkin tabii çok anormal bir hareket olur.
MUHABİR: Kadıköy’den Tarık Mert Soylu, iyi akşamlar iyi yayınlar benim hocama bir sorum olacaktı.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Hocam Allah her şeyimizi görüp bildiği halde melekler neden hala amellerimizi yazarlar
ADNAN OKTAR: Süs olsun, güzellik olsun hoşumuza gitsin, renk olsun diye Allah onu yaratıyor. Tabii ki her şey zaten Allah katında olup bitti. Yani an içerisinde hepsi olupbitti ama meleklerin onu yazması, meleklerin ona sonradan hatırlatması sen böyle yaptın demesi bunların hepsi bir süstür bir ihtişamdır, bir güzelliktir.
MUHABİR: Rize’den Arzu Kara, Hocam ben nazar değmesinden çok korkuyorum bunun için ne gibi önlemler alınabilir? sevgiler, demiş.
ADNAN OKTAR: Nazar değmez, bir şey olmaz nazarla, yani ama kötü bakışlar vardır pis bakışlar vardır bu bir müminin gözünü yorar yani gözünü çeker olur biter. Ama pis bakış insanı tahrip eder diye bir konu yok, böyle bir şeye inanmasınlar bu şirk olur, günah olur yani Allah’ın dışında bir güce inanmış olur. Çünkü etkiyi meydana getiren Allah’tır. Dolayısıyla insanın gözünde de öyle bir aktif vurucu böyle biyonik adam gibi; hani var ya uzay filmlerinde falan yapıyorlar bir gözünden ışık saçıyor karşısındakini deviriyor, böyle bir güç yoktur, inanmasınlar bir de bu çirkin düşüncelere de sebep olabilir. Mesela açıkgözlü insanların nazarı, daha çok nazar değdirebileceği inanılıyor o kardeşlerimizi muztar durumda bırakıyorlar, açık mavi gözlü çok fazla insanımız var, gayette güzel yakışıyor gözlerine, kuzu gibi de bakıyorlar niçin nazar değsin. Yani Allah öyle bir şey yaratmaz Allah’a güvensinler, bütün güç ve kuvvet Allah’ındır, ne nazar ne büyü insanlara etki yapmaz, ama buna inanırsa Allah bela olarak etkisini meydana getirebilir. Ama inanmazsa Allah’a güvenirse Allah onu mahfuz kılar korur.
MUHABİR: Hocam hürriyet gazetesin de Soner Yalçın tarafından Darwin’in evlilik hakkında düşüncelerine yer verilmiş. Oysaki siz Darwin’in kadına bakışını çok güzel anlatmıştınız.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Ama Soner Yalçın, pek haberi olmamış görünüyor bu gerçeklerden, Derya Alaca Etilerden.
ADNAN OKTAR: Evet, işte Soner Yalçın’ın yapacağı benim internet siteme gelsin baksın ziyaret etsin, Darwin’in ne olduğunu anlasın, kadınlara bakış açısını da görsün, ona göre bir tavır alsın.
MUHABİR: Gazetelerde Darwin’in aslında Allah’a inancı vardı ve onunla ilgili deliller bulmaya çıkarken evrimle karşılaştığı gibi haber çıkmaya başladı, bu tarz haberler hakkında ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Hayır hayır, Darwin, locanın bilgisi dahilinde, ki dedesi de masondur. Locanın bilgisi dâhilinde çıkmıştır, birçok safsata ile geri dönmüştür. Zaten adam kendisi de diyor, yani yok edileceğini etkisiz hale getirileceğini bilen bir insan açıkça da söylüyor. “Benim teorim diyor, eğer ara fosil bulunamazsa, yoksa bitmiştir” diyor. Ara fosilde bulunamamıştır ve teorisi de bitmiştir, bu kadar. Yani o devrin cehaletini yaşayan o devrin bilgisizliğini yaşayan bir insandır, o devirdeki mikroskoplar, yani çok çok yetersizdir, çok ilkeldi mikroskoplar. Teknik aletlerde çok çok ilkeldi, o devrin biliminin yetersizliğinden istifade etmiştir, o devirdeki insanları kandırmıştır. Ama şu an elektro mikroskop çıkmıştır, diğer teknik aletler çok gelişmiştir. Hücrenin yapısı anlaşılmıştır, genetik bilimi gelişmiştir, genetik biliminin bize gösterttiği harikalar insanların nefesini kesiyor. Mesela bir kütüphane dolusu bilgiden; mesela İngiltere’deki dev bir kütüphaneyi düşünün, oradaki bilgiden bir kopya çıkartın, aynısı küçük bir hücrenin içerisinde dolu, tek bir hücrenin içerisinde dolu. Bu çok büyük bir mucize, Darwin’in bundan haberi yoktu ki adamın, yani o orada geminin içerisinde o tayfaların yaptığı ekmeği yiyip, oradaki peyniri yiyip, oradan şarabı içip gemide tayfaların söylediği şarkıları dinleyerek gitti gezdi oralarda buralarda geri döndü adam. Mason locasının talimatıyla o kitapları yazmıştır ve hakikaten de afyonlamıştır insanları, kandırmıştır. Sıkıysa gelsin. Şimdi olsaydı, gelseydi, bizi kandırmaya kalksaydı, nasıl cevabını alırdı biliyor. Yani Darwin darmakeşan olmuştu şu an gelmiş olsa.
MUHABİR: Teknolojinin karşısında
ADNAN OKTAR: Tabii canım teknolojinin karşısında darmakeşan olurdu, yani daha hiç başlamadan biterdi.
MUHABİR: Gurüken Kanter Tekirdağ’dan, Sevgili Hocam Suudi Arabistan da ilk kez bir kadın bakan yardımcısı olarak atandı diyor. İslam ülkelerinde kadınlar ülke yönetiminde rol almaya devam edecek mi sizce?
ADNAN OKTAR: Mehdi devrinde kadınlar en az yarı yarıya İnşaAllah görev alacaklar Allah’ın izniyle. Ben öyle umuyorum, çünkü kadınlar Allah’ın yarattığı çok mükemmel, muhterem varlıklardır, Allah’ın en güzel tecellileridir, dünyanın süsüdür onlar ve dünyanın en güzel süsüdür. Yani insan olarak en güzel süsüdür. Onlar tabii ki böyle güzel yerlerde görev alacaklar, gözlere ruha sevgiyle hitap edecekler şefkatle hitap edecekler ve insanları İslam'ın Kuran’ın güzelliğine davet edecekler İnşaAllah.
MUHABİR: Hocam ben insanlara dini anlatmak istiyorum diyor.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Ama nerden başlayacağımı bilmiyorum, karşımdakini dinden de soğutmak istemiyorum, ona dini nasıl sevdirebilirim, tebliğ ederken ilk nelere dikkat etmeliyim ve ona ilk olarak neleri anlatmalıyım, demiş İzmir’den Sezin Avcı.
ADNAN OKTAR: Allah’ı sevdirmek çok önemli, yani en başta Allah inancını pekiştirmek, iman hakikatleri çok önemlidir. Mesela hayvanlar âlemindeki harikaları anlatsın, arının hayatından bir şeyler anlatabilir, örümceğin hayatından bir şeyler anlatabilir, atomun yapısını anlatsın, Kuran mucizelerini anlatsın önce bir imanını pekiştirsin, yani çok güçlü bir imana sahip olmasını sağlasın. Tekliften kaçınmak lazım, imanı güçlü olmayan bir insana teklif olmaz, yani çok güçlü bir imana sahip olduktan sonra o zaten bulur ne yapması gerektiğini bilir. Bizim yapacağımız şey Allah’tan korkmasını sağlamak, Allah’ı böyle aşkla coşkuyla sevmesini sağlamaktır. Onu yaptıktan sonra o bulur bir ilmihal kitabı alır, mesela Ömer Nasubi Bilmen’in ilmihalini alır, o kardeşimizin anlatacağı şeylerin çok çok daha mükemmelini de öğrenebilir, anlar ve gereğini yapar İnşaAllah.
MUHABİR: Sevgili Hocam, cennette sadece samimi müminler mi olacak, yoksa diğerleri de olacak mı? Yani diğer güzel ahlakta olanlar ama samimi olmayanlar.
ADNAN OKTAR: Samimi olmayan bir insan cennete girmez, yani Allah’ın koyduğu tek şarttır Kuran’da “Ancak samimi olan kullarım kurtulur” diyor Cenabı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. Ancak samimi olan kullarım kurtulur diyor onun dışında yok, yani zaten cennetin vasfını bozar öyle bir şey, Allah vermesin. Zaten Allah öyle bir şey yaratmaz. Cennet insanlarla güzelleşiyor, Allah’la güzeldir cennet, yani Allah’ın rızası her yere hâkim olduğu için biz cennetten zevk alacağız. Mesela ağaçlara, kapılara, süslere bakarken Allah aşkıyla böyle coştuğumuz için Allah aşkıyla sarhoş olduğumuz için İnşaAllah cennetten zevk alacağız. Yoksa cennetin köşklerinden güzelliklerinden yani bir Allah’a inanmayan biri gitmiş olsa orda zevk almaz orda fitne fücur çıkarır, ahlaksızlık yapmaya kalkar. Orda mümin burada aldığı güzel terbiye ile gidiyor, şeytandan Allah’a sığınırım ‘siz’ diyor “Allah’tan razı olmuş olarak Allah’ta sizden razı olmuş olaraktan cennetime girin, Salih müminlerin arasına katılın” diyor, Allah. Mümin kullarımın arasına katılın, mealen yaklaşık söylüyorum, bizler samimi Müslümanların içerisinde orada zevk alacağız. Yani cennetin süsüdür insanlar, Gılmanlar, Vildanlar, Huriler hep Allah’ın tecellisidir onlar, biz Allah’a olan aşkımızdan orada cennet sarhoşu olacağız İnşaAllah. Adeta o sevinçle yaşayacağız, yani iman bize bu heyecanı verecek, Allah’a olan sevgimizden biz o coşkuyu yaşayacağız İnşaAllah.
MUHABİR: Peki Hocam insanların meleklerle irtibata geçmeleri mümkün müdür?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, melekler insanlarla görüşür konuşabilir. Mesela Cibril görüşebilir, Hızır (a.s.) melek değildir ama oda görüşebilir. Bu ahir zamanda olacaktır, ama insanlar farkına varamaz. Bazen melekle karşılaşabilirler. Onlar yani tabiri caizse insanlar derya tedbili kıyafetle o şekilde gelebilir, mesela güzel bir insan şeklinde gelebilir, fark edemeyebilirler.
MUHABİR: Aslı Gökçek Ankara’dan sizce masonlar şu anda Hz.Mehdi’nin kim olabileceği hakkında bilgi sahibi olabilirler mi? Mesela bu konuyu biliyor veya bu nedenle Hz.Mehdi ortaya çıkmadan onu etkisiz hale getirmek için çalışıyor olabilirler mi?
ADNAN OKTAR: Mehdi’den şüphelenebilirler benim kanaatim, tahminim. Var güçleriyle mücadele edeceklerdir ama Mehdi’nin bir özelliği vardır, öldürülemez ve yenilemezdir. Yani onlar çok fazla harika göreceklerdir. Masonlar bunu ileride kendileri de açıklayacaklardır, yani Mehdi’ye yaptıkları komplolar, oyunlar, tuzaklar cinayet hazırlıklarının nasıl bozulduğunu ilerde kendileri anlatacaklar İnşaAllah. Sürekli harika meydana gelecektir ve hiçbir şekilde Mehdi’ye zarar veremeyeceklerdir.
MUHABİR: Hocam az önce yenilemez dediniz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bu güç kuvvet açısından değil mi?
ADNAN OKTAR: Hayır Allah’ın koruması açısından
MUHABİR: Allah’ın koruması açısından?
ADNAN OKTAR: Evet, koruması açısından, yani mesela tam bir şey yapacaklarken Allah ayaklarına dolandıracak, bir şey yapacaklarken akim kalacak, ama onlar rast geldi tesadüf olduğunu zannedecekler. Mesela farz edelim Mehdi’yi öldürmeye giderlerken, bir trafik kazasında o ekip olduğu gibi ölecek, fakat bilemeyecekler bunu, yani o orda rast geldi zannedecekler onu, yani bir aksilik oldu bir trafiğin işte bir hatası olduğunu zannedecekler mesela o manga o öldürmeye giden manga olduğu gibi yok olmuş olacak. Veyahut Mehdi’ye bir oyun hazırlayacaklar farz edelim çok yoğun yağmurdan dolayı onu yapamayacaklar, bunun gibi. Bu zamanı gelince bunları onlar kendileri anlatacaklar zaten milletimize, bunları da göreceksiniz İnşaAllah.
MUHABİR: Merve Taşkıran Gölcük’ten, Merhabalar diyor, akşam bu saatler olunca hep sizi izliyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
MUHABİR: Hocam siz nasıl oldu da dünyadaki tüm zulmün, kargaşanın temelinin evrim teorisi olduğunu fark edip ve bu teoriyi yıkmaya karar verdiniz?
ADNAN OKTAR: Ben çocukken bunu fark etmiştim, yani ilkokulda bir anormallik olduğunu anladım. İki şey çok dikkatimi çekmişti, şu dünya savaşları çok dikkatimi çekmişti, birde bu evrim teorisi. Yani ben çocukluğumdan beri Allah’a inanıyordum; bana müthiş saçma geliyordu, çok çok mantıksız geliyordu, hiç inanmadım yani çocukluğumdan itibaren hiç inanmadım. Bana da kimse söylemedi yani bu saçmadır, mantıksızdır yanlıştır demedi. Dünya savaşları da yani hep bunların bir oyun ve organize bir hareket olduğunu düşündüm, sonrada tam Allah’ın ilham ettiği gibi çıktı, araştırdıkça okudukça hayretler içinde kaldım.
MUHABİR: Elvin Aliyev isminde bir izleyicimiz, Merhaba Adnan Hocam, acaba Kuran’ın ölülere okunması dinde yeri nedir? Bir insan öldükten sonra onun için Yasin-i Şerif okunur ve Kuran hatim edilir, bunun İslam da yeri nedir?
ADNAN OKTAR: Ne güzel
MUHABİR: Böyle şeyler olur mu, bazı dindarlar para karşılığı yaparlar, bunun İslam da yeri var mı? Yoksa menfaat için yapılan şeyler mi bunlar? diye.
ADNAN OKTAR: Para karşılığı, tabii çok çok acı ben onu hatırlıyorum. Bizimde bir cenazemiz vardı, bir Hocaefendi getirtmek durumunda kalmıştık, yani alenen pazarlık olmuştu, tanıdıklarımız pazarlık etmişlerdi hayret içinde kalarak.
MUHABİR: Aynı şeyi ben de yaşadım Hocam.
ADNAN OKTAR: Çok acı yani bayağı utanç verici Allah vermesin. Yani çok çok çok garip ve çirkin, kardeşlerimiz kendisi alsın Kuran’ı mealinden de olur, okusun kardeşlerine orada anlatsın. Dili döndüğü anladığı kadarıyla, bildiği kısa bir sure varsa okusun. Ama Allah rızası için mümin gelirde orda bir Kuran okursa bu çok güzel, ama pazarlıkla falan yani bu çok çok çirkin, yani tahayyül edemiyorum, çok kötü. Ama Kuran’ın okunması her yerde sevaptır, çok çok güzel olur, iç açıcı olur. Müminlerin kalbi ferahlanır, Allah’a olan sevgileri artar. Çünkü oraya gelen insanları da düşünmek lazım, çünkü bir ölü çıkmış o evden, ahireti düşünüyor, ölümü düşünüyor, tabii ki Kuran okunduğunda o insanların içi açılacaktır.
MUHABİR: Sinoplu bir izleyicimiz Mahmut Karabalık isminde. Çok Saygı değer Adnan Bey, siz Hz.Mehdi’yi çok detaylı tarif ediyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bu anlatımlara bakınca deccal de Hz.Mehdi’nin kim olduğunu biliyor olabilir mi ya da tahmin ediyor olabilir mi? Bunun Hz.Mehdi’ye bir etkisi olur mu?
ADNAN OKTAR: Deccal tabii ki yani Allah-u âlem bilir tabii, ama deccal sürekli harika görecektir, yani bu Mehdi’nin bir kerameti olacaktır, Allah’ın yarattığı da bir mucize olacaktır. Yani deccal bir türlü Mehdi ile baş edemeyecektir, hatta rivayette var, deccal diyor, Mehdi’nin karnını ve sırtını döve döve sürekli ona işkence yapar, fakat diyor Mehdi’nin karnı ve sırtı vuruldukça genişler ve büyümeye başlar diyor. Yani etkili olamaz diyor. Hatta bir süre sonra Mehdi’nin diyor boynuna bir bakır levha asılır bakırdan bir levha asılır, artık ondan sonra deccal ona bir şey yapamaz, etkisi olmaz artık ondan sonra diyor. Bunu bir vesileyle kapalı bir üslupla anlatırım bir ara yani bu bakır levhanın ne anlama geldiğini dolaylı anlatayım oradan kardeşlerimiz ne anlarlarsa anlasınlar İnşaAllah.
MUHABİR: Aliye Durmuş Trabzon’dan, tüm Kaçkar TV yönetimine ve çalışanlarına ve Karadeniz’e sevgiler demiş.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Birazda ben ilave edeyim, ülkemize sevgiler, Adnan Bey’e de selamlar.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam
MUHABİR: Adnan Bey’e cennette her şeyin görüntüsü olduğu gibi, sesinde olacak mı diye sormak istiyorum, eşyaların, hayvanların kendilerine ait sesleri olabilir mi? Konuşma ihtimalleri var mı? diye.
ADNAN OKTAR: İnsanların kendi sevdiği bildiği tanıdığı bütün hayvanlarını cennette görme imkânı vardır. Mesela istediği sevdiği kedisi, köpeği varsa mesela keçisi vardır koyunu vardır; sevdiğidir, ölmüştür onlar hemen istediği an yani aklından geçtiği an hemen orada yaratılır ve onları sever ve onların hepsi de akıllı ve şuurludur konuşurlar. Yani eşyanın hepsi şuurlu konuşur, mesela buraya gel dersen gelir, istersen sohbet edebilirsin eşyayla konuşursun, her yerde Allah’ın tecellisi vardır. Yani eşyanın tamamı akıllıdır, mükemmel akla sahiptir ve kusursuz hizmet ederler. Ama burada sebep vardır, sürekli sebeplerle oluşur, sebep olmadan oluşmaz. Çünkü o zaman imtihan kalkar, mesela ben geçenlerde de anlattım. Şu an biz konuşuyoruz canlı yayında herkes evinde seyrediyor, aslında bir mucizedir bu, net mucize. Fakat burada kameralar var işte yayın aracı var, işte uydu var bunlar vesile oluyor. Hâlbuki ne kameralar, ne uydu aracı hiç birinin bu işle alakası yok. Yani hepsi aklın ihtiyarının kalkmaması için sebep olarak yaratılıyor, doğrudan evde yaratılıyor görüntüler şu an. Yani sesimi duyanlarda doğrudan beyinde duyuyor, Allah yaratıyor. Yani böyle aletle edevatla olmuyor bunlar.
MUHABİR: Peki hocam bazı hak dininde ve yahut halkın arasında genellikle çiçeklerle konuşurlar, bitkilerle konuşuyorlar böyle bir şey böyle bir olay var mıdır?
ADNAN OKTAR: Konuşur da yani hüsnü zan edilir, sevgisinden konuşur ama cennette oradan hitap eder, ama yani eşya bütün konuşmaların hepsini duyar. Bilir yani, bütün eşya bilinçlidir, yani Allah her yerdedir çünkü, ama yani öyle bir görevi yoktur, cennette böyle bir görevi alacaktır. Cennette tam anlamıyla böyle, adeta bir hizmetçi gibi müminlerin hizmetindedir. Mesela elmaya gel desen gelir, git dersen gider. Mesela tabağa da gel yanıma dersin gelir, içinden geçirmesi yeterlidir. Mesela siz şimdi orda bir bardak vişne suyu içtiniz ama sebebe sarıldınız, hem biraz eğilme hissi verildi size hem de elinizi uzattığınıza dair bir his verildi ama size Allah içirdi onu orda. Yani siz sadece kafanızdan geçirdiniz onu Allah size onu içirdi, cennette kolunuzun yani öyle bir şeye ihtiyacı olmaz isterseniz o hemen içme halinde size yaratılır.
MUHABİR: Herhangi bir el kol gerek olmadan
ADNAN OKTAR: Gerek yoktur yani, ama kol olmadan direk gelse vişne suyu isteseniz şuan aklınız ihtiyarı kalkar, yani hatta çok şiddetli heyecanlanırsınız.
MUHABİR: Düzce’den bir izleyicimiz Fikret Altındağ isminde. Sayın Adnan Bey, Altınçağ’da herkesin bolluk ve güzellik içinde yaşayacağını, çok huzurlu bir ortam olacağını anlatmıştınız.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bu kadar güzellik ve rahat içinde yaşayan insanlar nasıl bozulmaya başlayacak. Bozulan bu ortamda Müslümanlar nasıl yaşayacaklar?
ADNAN OKTAR: İnsanların genellikle yapısını Allah, böyle 50’ye 50 yaratır. Yani, imana da 50 eğilimlidir, küfre de 50 eğilimlidir. Zaman zaman Allah böyle Mehdiler, mürşitler, peygamberler gönderir bu 50’lik dengeyi Allah bozar. Mesela, 50’yse %70-80’e çıkar imanı. Fakat bu insanlar geri çekildiğinde, yani Allah katına alındığında onu devam ettirecek bazen insanların kendi iradesi buna yetmiyor. Yeni bir mürşitte gelmediği için bu sefer o 50’lik dengenin aksine insanlar çıkıyor. O, 50’yi bozacak insan çıkıyor, bu sefer geriye doğru çekmeye başlıyorlar. Yani, imanda küçülme oluyor. Mesela, %5’e – 10’a doğru düşüyor imanı, küfür yönü %90 - %95’lere doğru çıkıyor. Yani, kopmaz hiçbir şekilde iman ve küfür; yani inceliyor, Said Nursi diyor: “İncelir fakat kopmaz.” Küfürde de öyle, imanda da öyle bir kopma olmuyor, sadece incelme olur. Zaman zaman imanda gelişme-büyüme olur, zaman zamanda küfürde gelişme ve büyüme olur. Mehdi’den ve Hz.İsa’dan sonra insanlarda bir ümitsizlik yayılacaktır. Bunu fırsat bilen küfür devreye girecektir. Yine aynı azgınlıklarına devam edecektir. Said Nursi Hazretleri, “İhtilaller tarzında yapacaklar” diyor; yani, yine muhtemelen bir komünist ihtilal tarzında. Modern komünizm tarzında bir düşünce çıkacak, yeni yeni abuk subuk iddialar ortaya atacaklar. Bizde her şeyi yaratırız, bizde hücreyi yaratıyoruz, işte insan yaratırız, bu klonlamalar bu teknikler biraz daha ilerleyecek. Genetikle oynamak, genetik şifreleriyle oynamak biraz daha gelişecek. İnsanlarda öyle bir düşünce olacak ki, bir süre sonra, ‘bende insan yaratırım’ kafasına girecekler. İlahlık iddia etmeye başlayıp, sapıtacaklar. Üç büyük devrim olacağını söylüyor Said Nursi Hazretleri. Hicri 1506’dan sonra; yani peş peşe “İnkılâbı azime” diyor. Ve gittikçe insanlar ahlaksızlığa yozluğa doğru gidecekler. Artık alenen sokaklarda ilişkiye girmek, mukaddesata ait her şeye saldırılması; mesela, Kuran hiç bırakılmayacak yeryüzünde. Yani, gizli saklı ne kadar varsa yakıp yok edecekler. Mukaddesata ait ne bir cami bırakacaklar, ne bir yazı, ne de herhangi bir kağıt parçası, hepsini yok edecekler. Muazzam bir azgınlık ve tuğyan olacak, kıyametin kopmasından çok az bir zaman önce, mesela 20 tane 30 tane Müslüman varsa ki çok az olacaktır sayıları, bunlarda gizli olacaktır. Allah bunların canını alacak, kıyamet küfrün ve delaletin üzerine kopacaktır. İşte o akşam ve yatsı arası denen şeydir, İstanbul’da yine insanlar azacaklar, kuduracaklardır. Hiç tahmin etmeyeceklerdir. Mesela, boğazın kenarında tam böyle içki masasını kurmuş rezalet çıkarırken, ahlaksızlık yaparken, alenen cinsel ilişkide bulunurken birden boğazın altından lavların çıktığını görecekler. Boğazın iki tarafının birleştiğini görecekler. İki taraf karşı karşıya, ikisi birleşecek ve geri açılacak ve muazzam lavların her yerden fışkırdığını görecekler. Denizin yanmaya başladığını görecekler, o zaman anlayacaklar ki, kıyamet başladı. Ve gökten nur gibi, çok gösterişli ama haşmetli olarak da melekler inmeye başlayacaklar. Dünyada insanların korkabileceği en şiddetli yüksek korkuyu hiçbir insan yaşamamıştır. İşte o zaman yaşayacak insanlar. Yani, bu derece yüksek korkuyu hiçbir insan yaşamamıştır. Allah “Sen onları sarhoş zannedersin, onlar sarhoş değillerdir” diyor; konuşma kabiliyetlerini kaybedecekler, şuuru kapanacak, ne evladı, ne çocuğu bağlantısı kalmayacak. Yani, kendi canının derdine düşecek ama kendi canını da kurtaracak aklı kalmayacak. Şuuru kapanacak korkunun şiddetinden. Allah, “Saçları bembeyaz olacak” diyor; ani saç beyazlaması normalde olacak bir şey değildir, korkunun şiddetinden bu olacaktır. Bir anda saçları beyazlayacaktır. Ve sürekli devam edecektir depremler, çok yüksek oranda depremler devam edecektir. “Ve gittikçe dağların eridiğini görürsün” diyor, mesela, yedi tepeden oluşuyor İstanbul. Gittikçe erimeye başlayacak ve düz alan haline gelmeye başlayacak.
MUHABİR: Sevgili Adnan Beye saygı ve selamlar demiş. İnsanlardaki bir kereden bir şey olmaz mantığı konusunda ne düşünüyorsunuz? Yani, bir kere Çalsam ne olur, bir kere şunu yapsam ne olur gibi. Bana çok tehlikeli geliyor, ancak çevremdekilerde sık sık böyle bir tavır seziyorum. Bir iki sigaradan kanser olunmaz diyenler bile var, böyle bir mantık inançla örtüşebilir mi?
ADNAN OKTAR: Tabii kardeşimizin üslubundan bunun olmayacağını açık açık görüyor, görmüş. Çok çok çirkin ve mantıksız bir şey, yani bir kere ahlaksızlık yapmak o adamı ahlaksız hale getirir. Bir kere hırsızlık yapmak ona hırsız yaftası verir ve ömür boyu üzerinde kalır. Mesela, bir kere katil oluyor, bütün ömrü boyunca katil olarak kalır. Dolandırıcıysa, bir kere dolandırıcılık yapar bütün ömrü dolandırıcı olarak kalır. Olur mu öyle şey? Müslüman, Allah’a boyun eğicidir. Allah’tan, böyle şeylerden onu koruması için Allah’ın, dua eder. Çok çirkin bir lekedir, mümin böyle bir şeye kesinlikle yaklaşmaz. Ve çok güçlü dualarla şiddetli dualarla Allah’a sığınır. Yani, iki kere sigara içmek; ne gerek, yani niçin içilsin. İki sigara içmek, az da içseler sonunda hasta oluyorlar. Tertemiz körpecik ciğerin içerisine dumanı doldurmak; biz temiz hava için can atıyoruz, kapıları pencereleri açıyoruz. Değil mi, yaylalık yerlere gitmeye kalkıyoruz temiz hava almak için.
MUHABİR: Tabii ki evet
ADNAN OKTAR: Pis dumanı olduğu gibi alıp içimize doldurmak, yani ben buna ne cevap vereyim.
MUHABİR: Hocam, zannediyorum bir iki hafta önce sizinle sohbetimizde Karadeniz’le ilgili size demiştim.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Gittiniz mi, gitmeyi düşünüyor musunuz? Halen daha bana soruyorlar, Hocam Karadeniz’e ne zaman gidecek, böyle bir düşüncesi var mı diye.
ADNAN OKTAR: Dün, bir Karadeniz TV kanalını seyrediyordum, Karadeniz’in yaylalarını gösteriyordu. Yani kelimenin tam anlamıyla içim eridi. Akıl almaz bir güzellik, MaşaAllah. Çok isterim, en kısa zamanda İnşaAllah. Allah nasip etsin, dua etsinler İnşaAllah.
MUHABİR: Hocam, orada su içseniz; bu, Allah’ın hikmetine bakın bir yerden kaynar su akıyor, bitişiğinden buz gibi su akıyor. Karpuzu koyduğunuz zaman çatlatabiliyor, böyle bir şey var mı? İkisi de doğadan geliyor, şey değil yani suni değil, yapılmış değil tamamen doğadan gelen.
ADNAN OKTAR: Akıl almaz güzel, inanılır gibi değil mucize bu, çok şiddetli güzel Karadeniz. O, çağlayanları falan göstertiyor, yani film seti gibi; inanılır gibi değil çok muhteşem MaşaAllah.
MUHABİR: Hocam gideriz İnşaAllah, bende gelirim size iştirak ederim İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Refakat ederim yani. Yine, Cemal Gürbüz isminde bir izleyicimiz: Sevgili Adnan Hocam, eskiye göre sanki zaman çok çok daha hızlı geçiyor.
ADNAN OKTAR: Doğru
MUHABİR: 2009’a giriyoruz derken Şubat ayını yarıladık, bitiyor neredeyse. Günlerde sanki çok daha hızlı bitiyor, bu hissettiğimiz doğru mudur? Zamanın hızlanması ahir zaman alameti midir? Allah razı olsun sizden demiş.
ADNAN OKTAR: Bu, Mehdi devrinin bir özelliğidir. Benim çocukluğumda zaman böyle geçmezdi, ben hatırlıyorum. Bayağı uzundu, yani akşam bir türlü bitmezdi, yıllar bir türlü geçmezdi. Aylar çok uzun olurdu, biz tatile giderdik neredeyse sene gibi gelirdi insana, çok uzun bir vakit geçerdi. Şimdi 3 ay, 3 hafta gibi geçiyor. Çok çok müthiş süratlendi. Gün hele, sabah olmasıyla akşam oluyor, akşam olmasıyla hemen sabah oluyor. Haftalar su gibi geçiyor, Pazar geliyor hemen anında yeniden Pazar geliyor.
MUHABİR: Maalesef öyle Hocam
ADNAN OKTAR: Çok hızlı geçiyor MaşaAllah.
MUHABİR: Evet, Korhan Aydın Adana’dan: Bir ayette, bazı kişilerin kendi uydurdukları dine de uymadıklarından bahsediliyor.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bu duruma günümüzden örnek verebilir misiniz Hocam demiş.
ADNAN OKTAR: Mesela Hıristiyanlar, kendileri ilaveler yapıyorlar o ilavelere de kendileri uymuyorlar. Mesela Tevrat’ta o kadar çok dini hüküm vardır ki, binlerce dini hüküm vardır; hemen hemen hiçbir Musevi ona uymaz. Şu an dünyada Tevrat’ın hükümlerine, Tevrat’taki ibadetlere uyan, ama tek bir tane Musevi bulamazsınız. Bir tane, bana bulup getirsinler, falan uyuyor desinler; ben o kardeşim ne istiyorsa ben ona maddi olarak elimden gelen her şeyi, yardımı yapacağım. Tek bir tane; yani o kadar fazla ilave yapmışlar ki, öyle içinden çıkılmaz hale getirmişler ki normal bir insanın yapacağı bir şey değil. Bilmiyorum, Tevrat’ı okuyan kardeşlerim varsa bunu çok daha iyi bilirler. Yani, insanın 48 saat vakti olsa yine yapılacak gibi değil. Gün 24 saat değil 48 saat olsa, yine olacak gibi değil.
MUHABİR: Hocam, ben bu soruyu az önce okudum, çok güzel bir soru. Ben biraz dikkatli okuyayım, siz de lütfen bunu iyi dinleyin. 1920’lerde İngiliz parlamentosunda kürsüye çıkan sömürgeler bakanı Glostan elindeki Kuran-ı Kerim’i göstererek, “Bu kitap, Müslümanların elinde kaldıkça, biz onlara hakiki hâkim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız ya da Kuran’ı ortadan kaldırmalıyız veya onları Kuran’dan soğutmalıyız” der.
ADNAN OKTAR: Doğru
MUHABİR: Hocam süreyi biraz aşmış olduk, ama son bir soru sormak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: İyi akşamlar, iyi yayınlar dilerim. Hocam, şu günlerde büyük bir gazete toplumun her kesiminin lazıyla, kürdüyle, eğitimlisiyle, alaylısıyla bir bütün olduğu ve vazgeçilmez olduğu mesajını veren bir reklâm filmi yayınlıyor. Sizin hoşgörü ve kardeşlik mesajınızın artık tüm ülkeye ulaşmış olduğu görülüyor. Bu konuda bir yorumunuz olacak mıdır? Ebru Candan, İzmir’den.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun kardeşimizden. Her konuda hayırlı olan, güzel olan sözlerimize, hayırlı güzel gözle bakan insanlar uyum gösteriyorlar. Bunu, dikkatlice bakan herkes görüyor. Benim söylememe dahi gerek kalmıyor. Ama internet sitemize www.HarunYahya.org – www.HarunYahya.com’a girenler bu konuda ‘Ne Demişti, Ne Oldu’ kısmına bir girerlerse bu konuda çok kapsamlı bilgiye sahip olabilirler İnşaAllah.
MUHABİR: Peki Hocam, çok teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Bende teşekkür ederim.
MUHABİR: Evet değerli izleyicilerimiz, yine ülkemizin önde gelmiş araştırmacı yazarlarından Adnan Oktar, müstear Harun Yahya ile söyleşimiz burada noktalanmış oldu. Bizi, yurtiçinde - yurtdışında izleyen, ekranları başında izleyen bütün herkese selam, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Allah’a emanet olun.