MUHABİR: Evet tarihlerimiz 23-02- 2009 ve yine rahmet dolu bir geceden yağmurlu, soğuk fakat sıcacık bir ortamdan, Ekin TV ekranlarından Ekin Gündem programından merhabalar, hayırlı akşamlar.
Geçen hafta olduğu gibi bu hafta da çok kıymetli aslında ekranlardan tanıdığınız ve bu hafta dokuzuncusu galiba yanlış bilmiyorsam,
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Ekranlarımızdan sizlerle buluşan kıymetli yazar, araştırmacı güzel insan tabirini kullanacağım Adnan Oktar, nam-ı değer Harun Yahya’yla birlikteyiz.
İnşaAllah bu haftada gündemi yakalayan, gündemin sıcak ve taze haberlerini, gündemin sıcak ve taze konularını Sayın Hocamla paylaşacağız. Hocam hoş geldiniz sefalar getirdiniz ilk önce.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, sizlerde hoş geldiniz lütfettiniz.
MUHABİR: Sağolun var olun, bu hafta dersimi çalıştım Hocam,
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Kitaplarınızı inceledik
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Ve gelen sorular var, bunları sizlerle paylaşacağız ama ben müsaadenizle hemen izleyici sorularından başlamak istiyorum.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Derin Yılmaz, İstanbul’dan bir soru yönlendirmiş demiş ki “İyi akşamlar öncelikle Adnan Bey’e başarılı çalışmalarının devamını diliyorum. Kendisini sürekli ekranlarda görmek bizleri çok sevindiriyor,
Hocam Ahmedinejat’ın katılacağı bir Milli Görüş toplantısında toplum önderi olarak davet edildiğinizi bugün haberlerde okudum. Siyasi arenada yer almayı düşünüyor musunuz, Derin Yılmaz İstanbul”
ADNAN OKTAR: Siyasi arenada yer almayı tabii ki düşünmüyorum ama Müslümanlarla tanışmak, onlarla sohbet etmek, onlarla fikir alışverişinde bulunmak güzel şeyler ama siyaset, ben ömür boyunca öyle bir şeye yanaşmaya hiç niyetli değilim.
MUHABİR: Ama siyasete girseniz takipçiniz çok olur Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, beni manen böyle sevgi yoluyla, muhabbet yoluyla takip eden olursa bu yeterli benim için inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, Hocam Sezen Aktan Hanım İstanbul’dan bir soru yönlendirmiş “Merhabalar” demiş.
ADNAN OKTAR: Merhabalar.
MUHABİR: “İnternette Lulin adlı bir kuyruklu yıldızdan bahsediliyor, bu yıldız bu günlerde dünyaya en yakın noktadan geçecek ve çıplak gözle de görülebilecekmiş. Haberlerde ayrıca bu yıldızın güneş sistemindeki tüm gezegenler ve diğer maddelerin aksine saat yönünde hareket ettiği yazıyordu. Bu yıldızla ilgili bir hadis var mı Hocam, bu yıldız bir ahirzaman alametimi” demiş, Sezen Hanım İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Benimde dikkatimi çekti İmam-ı Rabbani’nin Mektubatı’nda bu tarz bir izaha rastlamıştım ama yeniden bir daha bakacağım, hadisleri bir daha inceleyeceğim. O yönüyle eğer bir bilgiye rastlarsam arkadaşıma açıklarım.
MUHABİR: İnşaAllahHocam,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Dinleyici sorularından ziyade ben hemen sizin müellifi olduğunuz ve benim elimde ikinci baskısının mevcut olduğu Global Masonluk isimli bir kitabınız var.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bunun içerisinden bazı soruları cımbızla ayıkladım, inşaAllah soracağım müsaadenizle.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Bu arada izleyenlerimize ben hemen kaynak belirteyim, bu kitabı elde etmek isteyen, okumak isteyen, görmek isteyen dostlarımız www.harunyahya.org veya www.harunyahya.tv veya telefonla, yayın sonunda vereceğimiz telefonlara ulaşırlarsa bu kitapları elde etme ve okuma, inceleme şansına sahip olurlar.
Hocam kitabınızda, Global Masonluk sayfa 53, hümanizmden bahsetmişsiniz.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Harun Yahya’nın gözüyle hümanizm ne demek veya bir diğer konjuktürüyle masonik ve diğer gruplarla bağlantıları nedir bu hümanizmin, insanlara dikte edilen ve dayatılan bu mantık ve mantalite, neyi anlatmakta asli olarak?
ADNAN OKTAR: Evet, tabii pratik anlamı ayrı masonluğun anladığı anlam ayrı, masonluğun anladığı anlam Allah’a inanmayan, ateist, darwinist, egoist, bencil sistemin içerisinde yapmacık bir ruh hali ve yapmacık bir insanlık anlayışı. Bu tabii bizim şiddetle karşı olduğumuz, hiçbir şekilde kabul etmediğimiz bir şey ama bir de pratikte anlaşılan hümanizm vardır. Yani insanları sevmek, onlara şefkat duymak, her fikre saygı göstertmek, güzel ahlaklı olmak bu zaten İslam’ın özünde olan, Kuran’ın özünde olan bir yapıdır ama masonların anladığı anlamda olan zaten kominal sistemin ruhsuzluğu onun sevgisiz, mekanik yapısıdır. O bizim kabul edeceğimiz bir şey değildir tabii.
MUHABİR: Hocam aynı kitabınızın 93. sayfasında, ben kameraman arkadaşımız eğer mümkünse şöyle şu yıldıza yaklaşmasını rica ediyorum, bir altı köşeli yıldız var.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Süleyman mührü diye bildiğimiz, şurada gördüğümüz. Bu Süleyman mührüyle ilgili Yahudiliğin, daha doğrusu Siyonizm’in amblemi, logosu modern anlamıyla,
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Diyebiliyoruz fakat sizin programınızdan sonra ben, Barbaros Hayrettin Paşa’nın mezarına uğramak nasip oldu. Orada dikkatimi çeken bir şey var, o da Barbaros Hayrettin Paşa’nın mezarının üzerinde aynı işaretin var olduğuydu. Bununla ilgili bir açıklama yapabilir misiniz, yani bu işaretin anlamı ne? Gerek masonlukta, gerek Yahudilikte, gerekse Barbaros Hayrettin Paşa gibi bizim ehl-i Müslim olarak bildiğimiz ki Osmanlı tarihinde ciddi bir yer edinen bir komutanın mezarının üzerinde bulunması neyi anlatıyor?
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi Tevrat’ta, Kuran’a uygun bölümler vardır, biz o bölümleri alıp okusak, onlardan istifade etsek bu çok güzel olur, çok hoş olur. Ama Tevrat’ı ateist düşünce için, masonluk için bir insan kullanmaya kalkarsa ki; masonların yaptığı da budur. Biliyorsunuz mason yemininde Tevrat üstüne yemin ediliyor aynı zamanda, bu bir oyun ve taktiktir ama tabii köken olarak Hz. Süleyman’ın kullandığı bir mühürdür bu altı köşeli yıldız. Yani o anlamda İslam’a ait bir motiftir ama aldığı şekil, şuan ki aldığı şekil bambaşka hale gelmiştir. Amblem olarak mesela İsrail’in bayrağının amblemidir. Yani buradaki kullanış amacı çok önemlidir. Barbaros Hayrettin onu rahmani bir amaçla kullanıyor, o amaç çok önemlidir.
MUHABİR: Kitabınızın 102. sayfa gönye ve pergel isminde bir kısmı var, orada bir paragraf dikkatimi çekti mason sembolleri içinde en çok bilineni ise iç içe geçmiş bir gönye ve pergelden oluşan kompozisyondur demişsiniz.
MUHABİR: Masonlar kendilerine sorulduğunda bu sembolün bilim, geometrik düzen, akılcılık gibi kavramları simgelediğini belirtirler. Oysa ki; gönye ve pergelin bundan daha farklı bir anlamı vardır demişsiniz. Bu farklı olduğunu iddia ettiğiniz anlamı açıklayabilir misiniz?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, masonlar genelinde bir şeyin anlamı şudur dediklerinde, o anlam hiçbir şekilde onu vermez. Yani mesela kutsal kitapları Tevrat’ı, İncil’i ve Kuran’ı koyarlar, onun üzerine yemin ederler. Allah’tan bahsederler ama hiçbir şekilde de Allah’a inanmazlar. Çünkü mesela kainatın ulu mimarı diye bir güçten bahsederler, bunun Allah olduğunu iddia ederler ilk başta sonra bunun total enerji olduğunu iddia etmeye başlar, sonrada bunun tamamen şuursuz bir güç olduğunu iddia ederler. Yani böyle başıboş bir enerji olduğunu iddia ederler.
Pergel ve iletkiyle ilgili izahları da, dünyayı yönlendirmeleriyle ilgili amblem olarak bir anlamı var gibi görünüyor fakat asıl anlamını gene kendileri biliyorlar. Yani ileri aşamalarda bunları ortaya koyarlar. Fakat dünyayı şekillendirmek, dünyayı yönlendirmektir asıl bunların verdiği anlam. Yani asıl düşündükleri anlam budur ama kendilerince zahir kullandıkları çeşitli işte şu sebepledir derler, bu sebepledir derler ama bunu anlamak işin doğrusu öyle pek mümkünde değildir.
MUHABİR: Kolay da değil diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Yani onların, tabii alemine girmek lazım.
MUHABİR: Hocam yine Tülin Molay Hanım, Ankara’dan bir soru yönlendirmiş demiş ki: “Selamün aleyküm Hocam bugün sitenizde bir hadis okudum” ben hemen bir parantez arası açayım merak eden, programımızı takip eden de Harun Yahya ile ilgili eserleri takip etmek isteyen izleyicilerimiz. www.harunyahya.tv adresinden veya www.harunyahya.org adresinden ulaşabilirler. Sayın Hocamızın eserlerini takip edebilirler. Hatta ücretsiz olarak ta eserlerini indirebiliyorlar, değil mi Hocam bilgisayarlarına?
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
MUHABİR: Sorumuz şöyle devam ediyor: Hadisi şerifte; “bin yıldan daha eski iskelet kemikleri imam Mehdi (a.s.) ile konuşacaklar” diyor. Hadisin fosilleri işaret ettiğini ve Hz. Mehdi’nin yaratılışı fosillerle ispat edeceğini yazmışsınız, böyle bir iddianız olmuş. “Hocam sizde Yaratılış Atlası ile dünyaya, dünyanın yaratılışını anlatıyorsunuz siz böylece Hz. Mehdi (a.s.)’a ortam mı hazırlıyorsunuz” gibi çok güzel bir soru yönlendirmiş, Tülin Hanım.
ADNAN OKTAR: Evet, doğru tabii ki biz Mehdi’nin öncüsüyüz. Onun bir piştar neferiyiz, ona zemin hazırlayan talebeleriyiz inşaAllah. Bizi vazife başında bulacak inşaAllah Mehdi. Doğru, bin yıldan daha eski iskeletlerin Mehdi’yle konuşacağı yani lisanı halle konuşacağı, yani darwinizme karşı bizi Allah yarattı, biz evrimle yaratılmadık diyecekleri lisanı halle ve böylece de bir hüccet haline gelecekleri hadiste ifade edilmiş, yani delil haline gelecekleri. Biliyorsunuz Mehdi’nin bir lakabı da hüccettir, delille konuşacaktır. Allah onun öncülerine de önden bu tarz deliller vererek Mehdi’ye zemin hazırlıyor.
MUHABİR: Evet Hocam, İstanbul’dan, İbrahim Özçelik’in bir sorusu var: “Selamün aleyküm Sayın Hocam”
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam.
MUHABİR: “Geçen hafta Türkiye, Rusya görüşmeleri gerçekleşti ve iki ülke arasında ticari alışverişlerde bundan sonra, ruble ve Türk Lirası kullanımında mutabakata varıldı. Sayın Hocam bu Türk-İslam Birliği’nin bir işareti midir ve bundan sonraki dönemlerde, dolar ve euro para biriminin dünya üzerindeki önemi ne olacaktır sizce” gibi bir soru yönlendirmiş?
ADNAN OKTAR: Para birimleri hiç önemli değil, yani mühim olan İslam ahlakının güzel ve samimi uygulanmasıdır. İnsan sevgisidir, insana muhabbettir, merhamet ve coşku, derin aşk, derin sevgi çok önemlidir. Yoksa resmiyetle olan, soğuklukla olan, ciddiyetle olan böyle ruhu alınmış birliktelikler, hiçbir şekilde yürüyen birliktelikler olmaz. Yani insanlar her zaman sevgiden, şefkatten, merhametten, arkadaşlıktan, dostluktan anlarlar. Böyle soğuk resmi görüşmelerden, soğuk resmi tedbirlerden insanların bilinçaltı da, bilinç üstüde hiç hazzetmez ve rahat edemezler o anlamda. Onun için İslam Birliği’nde bu tip detaylarla İslam ahlakının hakim olduğu, Türk-İslam Birliğinin bu tip detaylarla uğraşılmaz. Mühim olan fakirlere yardım etmek, coşku, kardeşlik ve sevgi olacaktır. Yani böyle detaylar o zaman kalkacaktır. Yani pratik ahlak, pratik güzellik bunların hepsini kökünden kaldırır, yani bir insan cömertse, sevgi doluysa, insancılsa kurallara hiç ihtiyaç kalmaz. Her şey kendinden yürür, kendinden bereket meydana gelir. Fakirleri insanlar koruyup kolluyorsa, hırs yapmıyorlarsa, egoist bencil değillerse toplum kendinden oturur, yani böyle ince ince detaylara gerek kalmaz.
MUHABİR: Anladım, Sayın Hocam, Araştırma Yayınları arasından çıkan bir kitabınız var. “İslam Birliği’ne Çağrı” kameraman arkadaşıma ben tekrar rica ediyorum, kitabın kapağını izleyicilerimize göstermesi açısından. Onun içerisinden birkaç soru daha var, sizlere sormak istediğim.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Özellikle bu son dönemde modern İslam alimleri arasında tabiri caizse sakız oldu, dinde zorlama yoktur gibi ayeti kerimeye dayandırılarak, insanların önüne dikte ettirilen bir yaptırım var. Benim merak ettiğim şey; Bakara Suresi 256. ayeti kerime-i siz önünüze referans almışsınız ve demişiniz ki, dinde zorlama ve baskı yoktur.
Hocam ben buradan bir soru çıkarmak istiyorum size, dinde zorlama yoktur ifadesi ibadet ve benzeri uygulamalardan muaf tutar mı inanan insanları. Yoksa Müslümanların dışındaki Gayrimüslim ve diğer insanlara mı, dinde zorlama yoktur mantığıyla hareket etmek gerekiyor?
ADNAN OKTAR: Yani bir insana zorla namaz kıldıramazsın, eğer kıldırırsan o münafık olur zaten. Riya olur ve yani bir oyun olmuş olur, bu çok samimiyetsiz bir şey olur bu anlamda. Mesela zorla oruç tutturulmaz, zorla Kuran okutturulmaz eğer dinsizse, dinsizliğini açık açık söylemesi lazım insanın. Yahut başka bir inançtaysa da bunu açık açık söylemesi lazım, zorla inanç oluştuğunda münafık toplumu oluşur bu çok berbat bir sistemdir. Yani en tehlikeli mahluktur münafık, yani dünyanın en tehlikeli mahlukudur, cehennemin en derin tabakasına gidecek bir varlıktır. Onun için Allah bizim dürüst ve samimi olmamızı ister, neyse inancımız onu samimi olarak yaşamamız lazım.
MUHABİR: Evet Hocam aynı kitabınızda 37. sayfada bir paragraf var, bunu paylaşmak istiyorum ve bundan bir soru sormak istiyorum Altınçağ’la alakalı. Geçen hafta sohbetimizde Altınçağ’dan bahsetmiştiniz, Müslümanların zirveye ulaşacağı bir dönemden bahsetmiştiniz.
Ünlü İngiliz araştırmacı Terry Johns tarafından, BBC televizyonu için hazırlanan ve İslam dünyasını inceleyen bir belgesel filmde İslam’ın bu yüksek bilim düzeyinden şöyle söz edilmektedir demişsiniz. “Bilgi seviyesi oldukça yüksek olan Müslüman tıp adamlarının çalışmaları, Avrupa’nın dört bir yanında temel başarı kaynağı olarak kullanıldı.” Altta Müslüman bilim adamlarının kırık çıkık tedavisinde kullandıkları yöntemleri gösteren şema yer almaktadır gibi bir ifade var, ben tekrar kameraman arkadaşımızdan rica edeceğim bu görüntüyü paylaşacak.
Benim burada sormak istediğim şey şu, sizin müjdelemiş olduğunuz o Altınçağ döneminden bahsediyorsunuz ve yabancı bir, ecnebi bir yazarın bir tespiti var Müslümanlarla ilgili peki Hocam neden böyle oldu. Yani Müslümanlar 1764’te Bayburt’ta beyin ameliyatı yaparken Osmanlı Devleti, bugün maalesef tıbbi cihazlarımızı yurt dışından almak zorunda kalan ve yurt dışına bağımlı, daha doğrusu kendinden emin olmayan bir ülke ve devlet haline geldik. Bunun sebebi nedir, yani kitabınızda da açıklamışsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’ın bir adeti vardır, insanlar kendinden uzaklaşırsa Allah’ta o toplumdan uzaklaşır. O, insanlardan uzaklaşır sanat kalkar, bilim kalkar, bereket kalkar, huzur kalkar Osmanlının bazı dönemlerinde ve İslam’ın ilk dönemlerinde bir canlılık ve güzellik vardı. O zamanlar insanlar geniş çapta Allah’a inanıyorlardı, Allah’ı çok seviyorlardı fakat darwinizm, materyalizm ortaya çıktıktan sonra, ateist düşünce ortaya çıktıktan sonra toplumda inanç geriledi. Buna karşılıkta Allah dünyada muazzam bir azap meydana getirdi.
1. Dünya harbi çıktı, 2. Dünya harbi çıktı, milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlandı bu. Açlık, hayat pahalılığı, sıkıntılar alabildiğine yürüdü gitti.
Mesela insanlar birçok şeyden kaçınıyorlardı, yani tembellik ediyorlardı Allah onları mecburen canlı hale getirdi. Mesela cepheye gitmeye, yürüyerek cepheye gitmeye mecbur oldular. Yani beş dakikalık bir zorluğa yaklaşamayan insanları, beş dakikalık bir emeğe yaklaşmayan insanları Allah kilometrelerce yani yüzlerce kilometre yürüttü.
Mesela çok az bir malı bir fakire vermek istemeyenlerin bütün mallarını Allah ellerinden aldı. Yani bütün her şeyleri yerle bir oldu, binaları, evleri her şeyleri yok olmuş oldu. Halbuki mallarının az bir kısmını vermiş olsalardı, yani yiyeceklerinin az bir kısmını verselerdi Müslümanlara, fakirlere, ihtiyacı olanlara bu bela onlara gelmeyecekti. Allah’ın böyle gizli kanunları vardır.
MUHABİR: Bu bahsettiğiniz zekat mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, evet mesela zekat, fitre, sadaka veyahut insanlara faydalı olmak her yönden ama bu dünyanın her yeri için geçerli bu, yani dünyanın her yerinde bu oldu. Mesela İtalyanlarda da oldu, Almanlarda da bu oldu çünkü Allah’ın ahlakına, Allah’ın kanunlarına uymadılar, güzel ahlaka uymadılar. Yani Hıristiyan’da olsa insanlara fakirlere yardım etmeleri gerekiyordu, egoistlik ve bencillik yayıldı. İbadete itaate yaklaşmadılar ve Allah onları kilometrelerce, yüzlerce kilometre dünyanın birçok yerlerinde büyük bir zahmet ve meşakkat içerisinde yürüttü. Mesela sabah kalkmak istemeyenleri Allah günlerce uykusuz bıraktı ve her gün sabah kalkmak mecburiyetinde kaldılar.
Evlerini çok sevenlerin Allah evlerini yıktı, yerle bir etti. Mesela Almanya’da, İtalya’da diğer ülkelerde birçok yerde bu oldu bu Allah’ın bir kanunudur ama gizli kanunudur insanlar bunu bilmezler yani bu bir Ledün ilmidir. Ne zaman ki Allah’a, Kuran’a, güzel ahlaka insanlık dönmeye başlar hemen bereket ve bollukta başlıyor. Bakın mesela Türkiye’de şu an yağmurlar bollaştı bu direk Mehdi’nin bereketidir, yani Mehdiyetin bereketidir. Ve bunu insanlarda açık açık görecekler, yani ben sözümün tamamen doğru olduğunu, açıklamalarımın tamamen doğru olduğunu sizlerle bir daha ki karşılaştığımda ileri yıllarda görmüş olacağım, sizlerde görmüş olacaksınız inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, Hocam sanatta geri kalmaktan bahsettiniz, İslam toplumları için.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bildiğimiz kadarıyla Güzel Sanatlar mezunusunuz, sanatçı bir kişiliğiniz var.
ADNAN OKTAR: Okuduk evet, 79’dan 83’e kadar okudum.
MUHABİR: Son dönem televizyonlarda çıkan Hocaların,
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Veya işte mahalle aralarında hocaefendi diye tabir edilen insanların sanatın haram olduğunu, müziğin, resmin bu tarz tespitleri var. Harun Yahya bir bilim adamı olarak, mahalle aralarında veya çeşitli eşraftan duymuş olduğumuz sanatın İslam’da haram olduğuna dair ortaya atılan iddialara verebileceği bir cevap var mı?
Sanat veya müzik, resim, heykel tabii heykelden kastım tapınma amaçlı değil bir şeyleri ortaya çıkarabilmek için. Bunlar gerçekten haram mı İslam dininde, yani bir bilim adamı olarak objektif baktığınız zaman?
ADNAN OKTAR: Evet, masonluk İslam’ı yıkmak için o kadar şeytani, o kadar çılgınca bir plan uyguladı ki ama bunu şeytandan aldı bu bilgiyi. Yani kendileri de akledemezdi bu kadar şeytani bilgiyi. Müslümanlığın, İslam’ın dünyaya hakim olacağı her türlü silahı haram hale getirdiler onlara ve yasak hale getirdiler. Mesela sanatı, bilimi, araştırmayı mesela insanlara sevgi göstertmeyi bile anormal gösterttiler. Mesela baba çocuğuna sevgi göstertmez olarak bilinir niçin göstertmesin, niçin evler süslü ve güzel olmasın. İşte bir hırka bir lokma, niçin Müslümanlar bir hırka bir lokmada küfür istediğini giyiyor, istediğini yiyor, istediği gibi geziyor.
Halbuki Müslümanlar, dinsizlerden, küfürden her yönden mükemmel olmakla mükelleftir. Sanatta da, bilimde de, estetikte de, her alanda askeri yönden de en mükemmel silahlar, en mükemmel güç Müslümanların elinde olması gerekiyordu. Ama garip bir inançla, tutucu bir ruhla bunu engellediler hem bilimi engellediler, hem sanatı engellediler ve Müslümanların bayağı bir bölümünü çok kavruk ve perişan hale getirdiler. Ve bir avuç mason koskoca İslam alemini esir aldı. Said Nursi Hazretleri diyor, “Deccal diyor Müslümanların hırs ve şikakından istifade ederek diyor koskoca İslam alemini az bir kuvvetle esir alır” diyor.
Şu anda da öyle olmuştur ama Mehdiyet cereyanı başlamıştır şuan, en son aşamaya kadar küfrü ve deccaliyeti bu sistem kovalayıp, köşeye sıkıştırıp yok edecektir.
Bu aşamaları yavaş yavaş insanlar görmeye başladılar, bundan sonrada görecekler büyük bir zaferle güzel bir neticeyle bu neticelenmiş olacak. Yani sanatın olmadığı bir yerde, bilimin olmadığı bir yerde her şey durur. Yani sanat Allah’ın bizlere verdiği büyük bir nimettir, bilimde Allah’ın bize verdiği büyük bir nimettir. İkisini de böyle kavruk ve kaluk hale getirdiler, yani açmaza soktular bir kısım çevreler. Bu da yapıldığında adama sorduğunda niçin yapıyorsun dediğinde, takva olduğu için Allah rızası için yaptığını ifade eder kişilerle karşılaştık.
Bu çok yanlış bir şey ama bu artık, Müslümanların sırtından gitti bu kambur, bu rahatsızlık gitti. Şuan sanatında, biliminde kapısı sonuna kadar açıktır internet var, televizyonlar var insanlar istediği gibi kitaplarla haşır neşir olabiliyorlar. Okuyabiliyorlar, inceleyebiliyorlar çok güzel bir gelişme var inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, Hocam aynı kitabınızın İslam Birliğine Çağrı isimli kitabınızın 111. sayfasında çok enteresan bir şey dikkatimi çekti. Son paragrafta Haşr Suresi’nin 14. ayeti kerimesini örneklemişsiniz. Ve yukarda şöyle demişsiniz, demişsiniz ki: “Allah bir başka ayette ise, inkar edenlerin bir arada hareket ediyormuş gibi görünmelerine rağmen”yani birlik olduklarını insanlara göstermelerine rağmen “aslında birlik kuramadıklarını bildirmiştir” demişsiniz. Ve Haşr Suresi 14. ayeti kerimeyi “Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir, sen onları birlik sanırsın oysa kalpleri paramparçadır. Bu şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir” demiş ayeti kerimede. Hocam peki BOP ve diğer ittifaklar bu ayetin tezini çürütmüyor mu, yani bugün Müslümanların dışındaki bütün canhat ve cemaatler birleşmiş vaziyette Müslümanlara saldırıyor. Kudüs örneğinde Irak’ta, dün Çeçenistan, Bosna onun öncesi Cezayir örneğinde göründüğü gibi. Yani bu nasıl bir parçalanmadır ki topyekün Müslümanların üstlerine saldırıyorlar, bu ayeti ve anlatmış olduğunuz bu ifadeyi biraz açıklarsanız sevinirim?
ADNAN OKTAR: Diğer ayetlerde de Allah bunların topyekün Müslümanlara saldırdıklarını söylüyor, ama kendi aralarında da parçalanıyorlar bu doğru. Mesela ateist Siyonistler tek bir düşüncede olmuyor, kimi mesela marksist düşüncede oluyor, kimi faşist düşüncede oluyor, kimi mesela şeytana tapıyor. Yani böyle garip düşünceler içerisinde oluyorlar ama azgınlıkta ve saldırganlıkta Müslümanlara saldırmada ittifak ediyorlar.
Yani kendi aralarında bir bütünlükleri olmaz, yani mesela komünistler de öyledir birçok fraksiyona ayrılırlar. Mesela eskiden Rus yanlısı komünistler vardı, çok çok fazla fraksiyona ayrılmışlardı. Hatta İstanbul’un duvarlarına baktığımızda biz bunu görürdük, yani birçok çeşitli harfler görürdük. İttifak etmediklerini göstertiyor bu, öyle olsaydı tek harf görürdük duvarlarda, harf toplulukları görürdük ama her yerde işte şu şu, şu harflerdir, şu bu harflerdir değişik harflerden oluşur. Dünyanın her yerinde de öyledir. Yani komünistler paramparçadır, faşistler paramparçadır ama saldırı gerektiğinde mesela İslam’a saldırma gerektiğinde komünistlerle faşistler ittifak ederler saldırırlar Müslümanlara. Mesela derin devletlerin yapılanmalarında, komünist derin devlet yapılanmalarında dünyanın birçok yerinde böyle. Mesela Amerika’da da böyledir, Amerikan derin devleti hem komünistlerden oluşur, hem faşistlerden oluşur. Yani ama Müslümanlara saldırmada ittifak halinde olurlar bunlar, fakat kendi aralarında çarpışmaları olur, yani şiddetli çarpışmaları olur.
MUHABİR: Evet Hocam, Saffet Işık İstanbul’dan: “Adnan Hocam yine çok şık maşaAllah” demiş, “kendisine hayırlı akşamlar dilerim. Gazetelerde emekli bir Tümgeneralin evinde, karanlık savaş konsepti isimli bir CD’nin ele geçirildiği basına yansıdı, bu CD’de neler vardı” demiş. Bir bilen olarak size sormuş efendim Saffet Bey, soruyu da cevaplarsanız?
ADNAN OKTAR: Yani basına yansıdığı kadarıyla ben biliyorum, şöyle bir göz attım ama yani işte bu komünist derin devlet yapılanmasının ne kadar gözü dönmüş, ne kadar kan dökücü olduğu orda anlatılıyor. Yani fitneden, fücurdan asla kaçınmayacakları yani asıl amacın kargaşa olduğu, kan dökmek olduğu çok kapsamlı anlatılıyor. Yani kargaşa için her şeyin kullanılacağı, anarşi ve terör için her şeyin kullanılacağı anlatılıyor ama anlatmalarına gerek yok zaten yaptı adamlar, bu görülüyor yani ne yaptıkları zaten ortada. Fakat kahraman ordu ve imanlı millet gereğini yaptı, Cenab-ı Allah, ayaklarına doladı ve durdurdu. Allah esirgesin yani çok çok büyük bir olay olacaktı. Masonların beşinci kol faaliyeti olarak, ateist Siyonistlerin beşinci kol faaliyeti olarak muazzam bir fitne ve belaydı bu, Allah korudu bizleri.
MUHABİR: Hocam masonlardan bahsediyorsunuz,masonların Türkiye’deki legal kolu da Lions ve Lioness kulüpleri bildiğim kadarıyla,
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Geçenlerde televizyonda çok enteresan bir şeyle karşılaştım, ulu önder Atatürk’ün masonları bu ülkeden kovduğunu, mason localarını kapattığını da biliyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet doğru.
MUHABİR: Fakat çok gariptir Güneydoğu’da bir ilimizde okulun bir tanesine, Lions kulübünün desteklediği bir eğitim destek programı neticesinde isimli verildi, yani o desteği gerçekleştiren kulübün, grubun. Bu hususta ne düşünüyorsunuz Hocam Atatürk, ulu önder Atatürk mason localarını kapattı fakat günümüz Türkiye Cumhuriyeti’nde mason localarının yasal kolları veya legal kolları şuand a memlekette cirit atıyor. Acaba biz gerçekten ulu önderi anlayamadık mı ya da anladıkta tersten mi anladık?
ADNAN OKTAR: Eğer Atatürk’ün dediklerine tam uyulmuş olsa, bir gün biz yani şu tarihte bile Türk-İslam Birliğini çoktan oluşturmuştuk. Ve dünyanın en büyük süper devleti olacaktık. Gerek İslam’ı anlama konusunda, gerek Kuran’ı anlama konusunda, gerek Peygamberimizi anlama konusunda, masonluğu, komünizmi ve faşizmi anlama konusunda Atatürk’ün çok mükemmel, çok kapsamlı detaylı izahları vardır. Ama tabii bu o kadar iyi anlaşılamamıştır bazı kişiler tarafından ama biz iyi anlaşılmasını sonuna kadar sağlayacağız. Atatürk’ün bu dediklerinin sonuna kadar arkasındayız, insanların bu konuyu kavraması için gereken her şeyi yapacağız ve yapıyoruz.
MUHABİR: 2001 yılıydı, 11 Eylül’dü Amerika’da ikiz kulelere çok ciddi bir saldırı gerçekleştirildi ve ben hala yaşadığından şüphe duyduğum, Usame bin Ladin isimli bir Arap vatandaşın üzerine attılar bunu ve bu sayede Irak’a demokrasi geldi, Afganistan’a demokrasi geldi, Amerika hertarafa güzel güzel demokrasi dağıttı. Benim sormak istediğim asıl nokta şu, acaba bu 11 Eylül olayları ve devamında işte HSBC Bank’ın bombalanması, İstanbul’daki sinagog’un havaya uçurulması ve benzeri birçok eylemin altında masonlar olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Masonluk bu talimatları kendi kendine almaz, ben bunu her zaman anlatıyorum. Bir trans halindeyken, şeytanla bağlantı halindeyken bu bilgileri alıyorlar ve bu bilgileri titizlikle uyguluyorlar. Mesela 11 Eylül olayı tam bir mason uygulamasıdır ve çok kapsamlı hazırlık yapılmıştır, yani aylarca yapılan hazırlık sonucunda oluşmuş bir olaydır. Binanın içerisine bombalar yerleştirilmiştir yani geniş çaplı ve binanın çökme nedeni yerleştirilen bombalardır. Yani uçak çarpmasıyla bina çökmez, yani bir mühendise sorun isterseniz öyle bir şey olmaz sadece o katta yangın olur. Uçakların ayarlanması da tamamen masonların yöntemidir, bir kere uçağın öyle havada pervasızca gidip oralara çarpması, pervasızca gezinmesi mümkün değildir. Yani Amerika’nın savunma sistemi bir kere buna müsait değil anında havada yakalarlar, yani askeri sistemleri ona göre ayarlanmıştır. Yani hava savunma sistemleri vardır Amerika’da gelişmiş, peşinden de gelecek Pentagon bombalanacak, oraya uçakla girecekler, oraya uçakla girecekler, bir kere daha uçakla gidecekler yani böyle geniş çaplı hava saldırısı olacak ve Amerika’da uyuyacak, böyle bir konu olmaz.
Bu tamamen masonların kontrolünde çok kapsamlı yapılmış bir oyundur ve şeytanın tarifleriyle yapılmış bir oyundur ve tam planlandığı gibidir, şeytanın onlara söylediği gibi de neticelendirilmiştir. Birçok mazlum insan, birçok Hıristiyan, Musevi ve Müslüman feci şekilde ölmüştür biliyorsunuz bu olayda ve şeytanı tatmin etmişlerdir bunlar, bir nevide kendilerince rahatlatmışlardır. Ama şeytan sürekli böyle kan ister masonlardan, onlarda sürekli yapar bunu yani son Filistin olayında gördüğümüz gibi.
MUHABİR: Evet Hocam Edirne’den Hakkı Bilginer bir soru yönlendirmiş ama geçenlerde programdan sonra bir ağabeyimizle konuşurken çok enteresan bir tespitte bulunmuştu, eğer Darwin yaşasaydı Adnan Hocam’la samimi olurdu, kanka olurdu demişti halk ağzıyla. Şimdi öyle bir soru var diyor ki: “İyi akşamlar”
ADNAN OKTAR: İyi akşamlar.
MUHABİR: “Ekin TV’de böyle güzel bir sohbet yayınlandığı için çok teşekkür ederiz demiş. Sayın Hocama bir soru sormak istiyorum bazı kişiler Darwin’in, (parantez arasında sizin teorilerini çökerttiğiniz vatandaşın) dindar olduğunu savunuyorlarmış darwinizm, ateizmin kaynağı olduğuna göre Darwin nasıl dindar olabilir” gibi bir soru yönlendirmiş, kıymetli izleyenimiz?
ADNAN OKTAR: Darwin atadan, dededen ateist yani Allah’sız, kitapsız.
MUHABİR: Yani dindar falan değil?
ADNAN OKTAR: Değil yani onun dedesi de masondu bende belgesi var, adamın geçmiş sülalesi öyle geliyor yani.
MUHABİR: Sicili bozuk yani?
ADNAN OKTAR: Tabii, ta üç kuşak ötesinden o şekilde geliyor adam.
MUHABİR: Hocam yine sizin Türk-İslam Birliğiyle ilgili, Altınçağ’la ilgili ona benzer bir soru var diyor ki, Ahmet Kıtır İstanbul’dan: “Hayırlı akşamlar bugün gazete bir kitaptan bahsediliyor, kitabın adı Gelecek Yüzyıl 21. Yüzyıl İçin Ön Görüler. Kitapta önümüzdeki yıllarda Rusya ve Çin’in çökeceği, Türkiye’nin yeniden Osmanlı gibi Ortadoğu, Balkanlar, Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika’ya hakim bir İmparatorluğa dönüşeceği, İslam dünyasının en önemli gücü haline geleceği gibi detaylar verilmiş. Hocam siz bu konuda ne düşünüyorsunuz” demiş Ahmet Kıtır, İstanbul’dan?
ADNAN OKTAR: Bakın herkes aynı şeyi söylüyor, Ben gene büyük bir gazetede, gene sür manşetten gördüm. Türk-İslam Birliğinin oluşacağını anlatıyordu, bayağı önemli bir haber olarak vermişler.
Biz bunu söyleyeli üç dört ay oluyor ve üç dört aydan beride olaylar gelişti, gelişti gelişti ama son haftalarda artık ayyuka çıktı. Türk-İslam Birliği kapıdadır, Mehdi’nin çıkışı kapıdadır, Hz İsa (A.S) gelişi kapıdadır hepsi çok yaklaşmıştır. Her gün bir müjde, her gün hayret verici bir olayla karşılaşacak insanlar, her gün şaşırtıcı olaylar tırmanmaya devam edecek inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah,Hocam geçtiğimiz programlarda ve kitaplarınızdan anladığım kadarıyla Hz. Mehdi’nin Altınçağ’ı başlatmak üzere yeryüzüne indiği noktasında bir fikir edindim.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Söylevlerinizden ve bununla ilgili bir soru var burada Gülseren Demir Eskişehir’den göndermiş bu soruyu: “2050 senesinde, Türkiye’nin, Japonya ve Amerika ile beraber bir dünya gücü olacağına dair haberler çıktı. Bu tarihte Altınçağ başlamış olacak mı ve Altınçağ’da Türkiye ekonomik açıdan hangi sektörlerde büyüme gösterecek” demiş?
ADNAN OKTAR: 2050’yi bulmaz, 2050’yi bulmaz yani 2021’lerde Japonya’yı katlar yani Türk-İslam Birliğinin gücünü pek anlamamış insanlar. Yani Mehdiyet dünyaya çivi gibi çakılacak, yani dünyadaki tek hakim güç olacak Mehdiyet ve Hz İsa’nın nüzulünden sonrada net dünya hakimiyeti vardır. Yani 2030’larda tamamen bu olay bitmiş olur, 2050’lere kalmaz inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, bu sizin Türk-İslam Birliği konseptine yakın bir birlik vardı, D8 diye çok tevafuk, garip bir tesadüfler zinciri diyelim. D8’e üye olan bütün ülkelerin devlet başkanları teker teker harcandı, buna o dönemin Başbakanı da dahil.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Elvin Aliyev Azerbaycan’dan, bir izleyicimiz demiş ki: “Merhaba canım Hocam nasılsınız”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah razı olsun elhamdülillah çok iyiyim.
MUHABİR: Evet “Bir Karabağ sorunu var biliyorsunuz”
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: “Bu Türk-İslam Birliği inşaAllah sizin fikirleriniz ve önerileriniz doğrultusunda kurulduktan sonra bu sorun kalkacak mı, eğer kalkacaksa en fazla ne kadar bir zaman sonra kalkar demiş. Bu sorun Türk-İslam Birliği kurulduktan sonra Laçin koridoru açılsın dediniz. Yani Laçin, Şuşa ve bu gibi bize ait topraklar Türk-İslam Birliği kurulunca hemen barışçıl yollarla geri verilecek mi inşaAllah, lüften sorumu sorunuz demiş?” Evlin Aliyev.
ADNAN OKTAR: Azerbaycan’la Ermenistan’ın kapıları aynı gün, aynı saatlerde açılacak inşaAllah pasaportsuz, vizesiz böyle altı metrelik genişlikte bir kapıdan istediğimiz gibi gireceğiz.
MUHABİR: Avrupa Birliğinde olduğu gibi mi?
ADNAN OKTAR: Tabii öyle bir konu olmayacak. Karabağ sorunu o gün hallolur, Karabağ’ın meraklısı değil onlar Ermeniler. Onlar siyasi oyunlar, oranın faşistlerinin, masonların yaptığı bir oyundur ve bomboş şuan orayı kullanmıyorlar zaten. Hemen Azerbaycan o topraklarına geçecektir, kime aitse gidecek o topraklarını istedikleri gibi kullanacaklardır. O intikam anıtları var biliyorsunuz onların, o da inşaAllah hemen ışığı söndürülüp hemen o olayda bitirilecektir. Yani onlar bu konunun meraklısı değil, onları teşvik eden yönlendiren masonlar var, onlarda ona uyuyorlar. Sınırı açıp onlar Türkiye’ye geldiklerinde, biz oraya gittiğimizde zaten kucaklaşırız konuda kapanır yani onun adı bile olmaz. O sürekli intikam için yaktıkları işte ateşle de inşaAllah biraz kömür atarız mangal kömürü, orada ızgara yapacağız.
MUHABİR: İnşaAllah, milleti sadıka olarak geçiyorlardı Osmanlı tarihinde,
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii tabii çok mübarek, muhterem bir millettir Ermeniler.
MUHABİR: Ama maalesef sonradan milleti hain olarak, maalesef nitelendirildi.
ADNAN OKTAR: Bir oyun o masonların alçakça bir oyunu, hiç kimse bu oyuna gelmesin. Tam böyle Osmanlı terbiyesiyle yetişmiş tertemiz insanlardır Ermeniler. Sınırlar açılınca gene göreceklerdir ne kadar mazlum, ne kadar efendi olduklarını göreceklerdir.
MUHABİR: Osman Güngör’ün bir sorusuyla ben devam etmek istiyorum. “Sayın Adnan Oktar Bey’e şu sorularımı iletebilir misiniz” demiş, hay hay başımızın üstüne. “Günümüzdeki televole kültürünün gençlerimize zararı hakkında ne düşünüyorsunuz” bu birinci soru Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet televole kültürü özel olarak bize masonlar tarafından enjekte edilen Türk milletinin manevi değerlerini, şefkat ve sevgi anlayışını, derinliğini, manevi gücünü içinden söküp almak için yapılmış bir oyundur. Yani böyle kof nesiller yetiştirmek, içi boş nesiller yetiştirmek böyle amaçsız, gayesiz insanlar yetiştirmek işte bugün orda yarın burada böyle maceraperest insanlar yetiştirmek için yapılmış bir oyundur ki böyle bir toplumu yıkmak çok kolaydır. Yani televole kültürüyle yetişmiş bir gençliği ve bir toplumu yıkmak, yani sırf bir, hafif bir hava akımı bile devirebilir böyle bir toplumu. Böyle bir oyun hazırlanmıştır ama buna karşılık Allah’a çok şükür, elhamdülillah çok güçlü bir manevi canlanma ve ayaklanma başlamıştır Anadolu’da, güzel bir manevi derinlik hamlesi başlamıştır. Mehdiyetin gölgesi ve nuru bütün dünyayı ve İslam alemini kaplamaya başlamıştır. Dolayısıyla bu televole kültürünü de yok edecektir, bu oyunu oynayanlara biz geri, tek bir hamlede vurup geri atacağız üstlerine.
MUHABİR: Şuana kadar sorduğum soruların arasında bana göre en can alıcı sorulardan bir tanesi Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Yılardır televizyonlarda işte İslam’da kadın, erkek eşit mi diye tartışmalar dinledik, izledik hatta şaşırdık, garipsedik ama benim bir düşünür olarak Osman Güngör’ün sorusuna katılarak sormak istediğim bir soru var, Sayın Hocam İslam’da kadın, erkek eşitliği var mıdır?
ADNAN OKTAR: Kadın, erkek eşitliği tabii ki vardır ama kadın daha üstündür bazı yönleriyle, yani mesela korunma yönüyle daha üstündür. Mesela zorlu olayların içerisine kadın sokulmaz bu yönüyle üstündür. Mesela aile içerisinde korunma yönüyle üstündür, mesela bir kardeş hanım, evliyse beyi hanımını korumakla mükelleftir. Kardeşi ise korumakla mükelleftir, babasıysa kadını korumakla mükelleftir.
Toplum gene kadını korumakla mükelleftir, yani her yerde bir öncelik gerekir. Mesela İslam ahlakında, mesela bir sıra varsa sıra kadınlara verilir. Mesela ayakta tutulmaz kadınlar, zorlu bir olayın içine sokulmaz yani buna benzer her türlü fedakarlık gerektiren şeyde, kadınlar daha öndedir. Mesela boşanan kadın o evden çıkarılmaz, yani kendine yeni bir imkan tanıyıncaya kadar eşinin evinde kalır Kuran’da ayetle emir vardır. Mesela boşanan kadına para verilir, ona iyi imkanlar sağlanır yani mağdur olmaması için. Bu yönüyle üstündür ama fıtraten de baktığımızda şefkat yönünden, merhamet yönünden, incelik yönünden birçok yönden Allah kadınları daha üstün yaratmıştır. Yani daha girift ve daha ince düşünür kadınlar.
MUHABİR: Hocam yıllardır işte, televizyonlarda veya gazetelerde takip ettiğimiz İslam’da kadın özellikle, mesela örnek olarak söylüyorum; miras meselesinde kadın bir alırken, erkek iki alıyordu. Sizin anlattıklarınızdan şunu anladım bundan da, kadın korunduğu için mi miras meselesindeki o dengesizliğin varoluşu?
ADNAN OKTAR: Tabii ki yani tabi, kardeşi o parayı sermaye yapıp kardeşine bakmak için kullanıyor. Yani ona verilen para zaten kız kardeşinin olmuş oluyor yani zaten farz ona bakması, kız kardeşine bakması. Bir Müslüman’ın ikinci bir yolu olmaz zaten ama mesela kardeşi ahlaksızsa, tersse baba bunu önceden tespit edip görür yani İslam ahlakına uymuyorsa o zaman vasiyet vardır İslam’da. Vasiyetinde malını ona bırakmaz, tamamını kızına yardımcı olacak birisine bırakır. Mecbur değil yani benim malım der, mesela dayısına bırakıyorum der güzel ahlaklıdır dayısına bırakıyorum, dayısı kızıma baksın der. Kız çocuğu on yaşındadır, onbir yaşındadır dayısına bırakır o bakar ama erkek çocuktur mesela ahlaksızsa ona bırakmıyorum der. Yani Müslümanlar samimiyetle olaylara bakar ve kadının korunması esas olduğu için sistemde ona göre oturmuştur.
MUHABİR: Hocam Ali Ulvi Karadağ Manisa’dan, “Selamlar Hocam yine çok şık ve dinçsiniz” demiş.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam, maşaAllah.
MUHABİR: “Darwinistler özür dileyin, başlığıyla bir site hazırladığınızı gördüm bu siteyi hazırlamaktaki amacınız nedir” gibi bir soru yönlendirmiş sevgili izleyenimiz?
ADNAN OKTAR: Evet çünkü özür dilemeleri gerekiyor, toplumu baskı altına aldılar. Öğrencilere zorla Darwin’i evet kabul ediyoruz şeklinde yazacaksınız, yazmazsanız sizi sınıfta bırakırız diyen hocalar var mesela bu bir zorlamadır. Yahut mesela profesör oluyor, ben diyor darwinizme inanmıyorum adamı okuldan atıyorlar bu bir baskıdır, terördür ve bir şiddettir bu.
MUHABİR: Mahalle baskısı mı?
ADNAN OKTAR: Tabii mahalle baskısı veyahut adam kitap yazıyor darwinizmle ilgili, ben profesör var biliyorum Türkiye’de de biliyorum çok mağdur durumda kaldı. Bu bir baskıdır yani dünyanın her yerinde var bu Amerika’da, Rusya’da her yerde var Türkiye’de belki şiddeti daha düşük ama yurtdışında çok şiddetli yani tam faşistçe bir baskı var. Bu bir mahalle baskısıdır, bunun kalkması gerekir ve bunun içinde özür dilemeleri gerekir çünkü böyle bir safsataya insanın inanmama hürriyeti vardır.
Yani inanmaya nasıl mecbur edebilir bir insan karşıdakini, yani bir inanca ben inanmıyorum, yalan olduğunu biliyorum yüz milyon fosil var bunlar yaratılışı ispat ediyor ki rivayette de var biliyorsunuz demin dediğim, bin yıldan eski iskeletler diyor fosiller Mehdi’yle konuşacak. Demek ki ahir zamanda fosiller devreye girecek dinsizliğe karşı, ateizme karşı yaratılışı savunacaklar, yaratılışı insanlara anlatacaklar bu hadiste bu yönüyle önemli. Yani gene var bu konularla ilgili detaylı açıklamalar bunları da daha ileriki günlerde inşaAllah yayınlarız.
MUHABİR: İnşaAllah, Hocam Antalya’dan iki tane mesajımız var bir tanesi Beyza Şentürk, “Selam Adnan Hocam” demiş.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
MUHABİR: “Ben bazen etrafımda insanlarda şikayetçi, memnuniyetsiz bir üslup görüyorum. Sürekli bir şeylerden hoşnutsuzluklarını dile getiriyorlar, bu durum Kuran ahlakına aykırı bir tavır mıdır” demiş?
ADNAN OKTAR: Memnuniyetsiz olduğu bir şey olduğunda, onu da Allah hayırla yaratır. Mesela diyor ki, peynirimiz kalmadı diyor. Belki Allah, onun tansiyonu vardır, kolesterolü yüksektir o gün onun peynir yememesinde hayır vardır Allah ona nasip etmez. Yahut otobüsle bir yere gidiyordur, gecikiyorum diyor yahut geciktim diyor telaş ediyor. Halbuki hayır var, birde bakıyoruz ki; Allah onu bir kazadan kurtarmış, bir beladan kurtarmış. Her şeye hayır gözüyle, hikmet gözüyle Allah’ın vereceği sevaba önem vererek bakmak lazım Allah’ın rahmetini, rızasını, cennetini mümin çok büyük bir nimet olarak görecek ve hayatının tek gayesi Allah’ın rızasını kazanmak olacak. Biz mercimek kadar yerin içerisinde Allah’ın gösterttiği görüntülerle yaşıyoruz yani her görüntüsünü güzel göreceğiz, her görüntüde hayır göreceğiz, her görüntüye hayır gözüyle bakacağız inşaAllah. O zaman sağımız, solumuz her tarafımız hayır olur inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah Hocam bir sorumuz daha var ve bu sorumuzdan sonra inşaAllah bir reklam arası vereceğiz Eda Keskin Antalya yine, “Adnan Hocam demiş yüce Rabbimiz Kuran’da bir ayette “Şımararak sevinme çünkü Allah şımararak sevince kapılanları sevmez” buyuruyor, bu konudan bahseder misiniz” demiş?
ADNAN OKTAR: Evet şımarma akılsız insanların, hatta ahmakların bir özelliğidir. Kontrolden çıkar şımaran insan üslubu Kuran ahlakına, akla aykırı olur. Yani böyle can yakıcı, huzursuzluk veren, münasebetsiz, hikmetsiz, rahatsız edici bir karaktere ve kişiliğe bürünür buda insanları rahatsız eder, buna halk arasında şımarık tabir edilir. Yani gülüşüyle, konuşmasıyla, eylemleriyle topluma ve çevresine, kendine zarar veren insan demektir şımarık. Buna karşı Müslüman aklı başında, olgun, derinliği olan, nezaketli, güzel huylu, makul ve mutedil olması gerekir.
MUHABİR: Evet Hocam reklama girmeden önce son bir soru daha alayım ben. Semih Sinanoğlu bir soru yönlendirmiş: “Saygıdeğer Hocam, Necmettin Erbakan’ın ilk adımını attığı, Gelişen Sekiz Ülke D-8 sekretaryasının merkeziyle ilgili Ankara’da tarihi imza atıldı diye bir haber okumuştum. Dışişleri Bakanlığı’ndaki imza töreninde D-8 üyesi ülkeler olan Mısır, İran, Bangladeş, Endonezya, Malezya, Pakistan ve Nijerya’nın Ankara Büyükelçileri katılmış. Bu gelişme Türk-İslam Birliğinin öncüsü olabilir mi acaba” diye bir soru var?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah bak adım adım, adım adım, adım adım Türk-İslam Birliği gelişiyor, her yerden böyle müjdeler alıyoruz. Demek ki; bir hayli yol almışız ve almak üzereyiz ve devam edecek inşaAllah.
MUHABİR: Evet Hocam bu sohbeti aslında ben reklamla kesmek istemiyorum ama birkaç soruyla daha devam edeceğiz. Devrim Demirci, devrim gibi bir soru sormuş: “Röportajlarınızı çok büyük bir ilgiyle izliyoruz” demiş. “Sayın Hocam eğitim sisteminizde din dersleri var, sizden din dersleri için bir kitap yazmanız istenseydi nasıl bir müfredat önerirdiniz, nasıl bir kitap oluştururdunuz.” Hakikatten Hocam son dönemde Türkiye gündemini işgal eden konulardan bir tanesi de bu oldu, mecburi din dersleri dedikleri haftada belki bir, belki iki saat o da lütfen konulan bir eğitim müfredatıydı. Bununda kaldırılması noktasında çok böyle enteresan talepler var idi etraftan veya birileri öyle dillendirmişti. Gerçekten sizden böyle bir şey istenseydi, nasıl bir müfredat koyardınız?
ADNAN OKTAR: Bana din dersi hocalığı teklif edilse çocukların nefesi kesilir, çok hoşlarına gider. Yani en zevk aldıkları ders olur benim kanaatim ve çokta etkileneceklerini düşünüyorum çünkü din dünyanın en büyük nimetidir. İçleri açılır, beyinleri açılır, müthiş ferahlarlar ve müthiş sevinç duyarlar. Darwinizmin, materyalizmin nasıl açmaz olduğunu, nasıl yalan olduğunu onlara anlatırdım. Peygamberimizin güzel ahlakını, güzelliğini, dinimizin güzelliğini, Kuran’ın mucizelerini anlatırdım, iman hakikatlerini anlatırdım. Çocukların adeta içleri erirdi çok hoşlarına giderdi maşaAllah. İnşaAllah.
MUHABİR: Evet, Hocam yine bir sorumuz var ihtisas alanınızla ilgili,
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Ben artık öyle söylüyorum, Adnan Hoca’mın ihtisas alanıdır diyorum bu çünkü sizi biz geçtiğimiz programda da söyledik. Darwin’i dünyaya maymun eden adam olarak görüyorum ben, çünkü adamın bütün tezlerini çürüttünüz ve tabiri caizse rezil ettiniz adamcağızı hatta bir karikatür var, ben bu hafta getirecektim ama nasip olmadı. “Darwin amcamızla bir maymun, bir ağacın kenarında yan yana oturuyorlar işte maymun diyor ki, ne zaman gelip beni isteyeceksin Darwin’e söylüyor Darwin’de diyor ki, ya şuanda ortam onun için müsait değil ben biraz toplumu alıştırayım gelip isteyeceğim.” Buna istinaden bir başka kardeşimiz hemen aynı görüntüleri kaleme almış ve enteresan bir cevap vermiş, “seni istemeye gelecektim ama Adnan Oktar engel oldu” demiş. İnşaAllah ben onu sizlere ulaştıracağım, evet Yunus Elmas Rize’den, Hz. Mehdi’yle ilgili bir hadiste: “O kimsenin bilmediği gizli bir gücün sahibi olduğu için kendisine Mehdi denilmiştir” diyor. “Burada bahsedilen güç özel bir yetenek midir, yoksa bir şeyin bilgisi midir” diyor, Hocam.
ADNAN OKTAR: Ya tabii ki tahakkukuyla anlaşılır ama benim kanaatim herhalde Mehdi, vehbi ve ledüni özel ilimlere sahip olacak, insanların bilmediği özel bir bilgiyi Allah ona verecek olabilir.
MUHABİR: Göksel Yürek Ankara’dan, “Bir röportajınızda mümin cehennemi bile sever demiştiniz.”
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: “Bunu biraz açıklayabilir misiniz, çünkü cehennem bizim gitmekten korktuğumuz Allah’ın razı olmadığı kulları için uygun gördüğü bir mekan, sizin cehennem hakkında bu şekilde bahsetmenizin hikmeti nedir acaba” demiş?
ADNAN OKTAR: Şimdi bir Allah aşığı cehenneme gitse Allah aşkıyla yanar gene orada, yani gene sonsuza kadar Allah aşkıyla yanar ve Allah’a olan sevgisinden, muhabbetinden asla vazgeçmez. O anlamda söyledim ama zaten aşığın cehennemde bir işi olmaz Allah’ın izniyle ama gitse de Allah’tan gene razıdır, her halükarda Allah’tan razıdır. Aşık Allah’ın her şeyinden hoşnuttur, her şeyinle razı olur.
MUHABİR: Evet Hocam Sibel Güneş, Malatya’dan bir soru sormuş: “Selam Adnan Hocam” demiş.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
MUHABİR: “Bir hadiste: “Mehdi’nin dostları yiğit, şecaatli, salih imanlı kişilerdir. Ona itaatte gayretlidirler, nereye ve hangi işe yönlenseler mutlaka zafere ulaşırlar” diyor. Bu konudan biraz bahsedebilir misiniz” demiş, kıymetli dinleyicimiz Sibel Hanım?
ADNAN OKTAR: Evet Mehdi talebelerini daha öncede birçok kere açıklamıştım. Mehdi talebeleri çok zorlu şartlarda görev yapacak ve Peygamberimizin çok fazla övdüğü, değerli bulduğu hatta sizlerden de daha hayırlıdırlar tarzında övgüye mazhar olan insanlardır. Zor şartlarda görev yapacaklardır, kendi içlerinde gene münafıklar olacaktır böyle kanı bozuk seciyesizler olacaktır, onların yapacağı baskılar olacaktır onlar dinsizlerle, ateistlerle işbirliği yapıp Müslümanlara baskı yapacaklardır. Ama en çetin şartlarda bile onlar güzelce görevlerini yapıp, Mehdi’ye yardımcı olup Türk-İslam Birliğini oluşturacaklardır inşaAllah.
MUHABİR: Evet Hocam, Antalya’dan Simge Ersever Hanım’ın bir isteği var sizden, “Hocam daha önceki bir röportajınızda resim yaptığınızı söylemiştiniz”
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Söylemişsiniz daha doğrusu “Acaba bize başka bir röportajınızda bu resimlerinizden gösterebilir misiniz” gibi bir talep var?
ADNAN OKTAR: Olabilir, olabilir.
MUHABİR: Bunu da dipnot olarak yazmış olduk buraya, inşaAllah bizim kanalımızda göstereceksiniz değil mi?
ADNAN OKTAR: Olsun, olsun inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, Hocam bir başka sorumuz var Şenol Can’ın Hatay’dan göndermiş olduğu bir soru: “Hocam küçüklüğümüzden beri gururun önemli bir şey olduğu, gururumuzdan asla ödün vermememiz gerektiği, kendimizi kimseye ezdirmememiz gerektiğini duyarak, öğrenerek büyüdük. Ancak Kuran’a göre gurur ve kibirin şeytana ait özelliklerden olduğunu okudum, bu konudan biraz bahsedebilir misiniz” demiş?
ADNAN OKTAR: Müminlere karşı şefkatli ve merhametli olacağız. Gurur olmaz Müslüman’a karşı, imanlı ve samimi gördüğümüz bir insana karşı şefkatli ve merhametli olacağız. Ama Allah küfre karşı, yani masonlara karşı, ateist Siyonistlere karşı, Allah’sız kitapsızlara karşı onurlu ve zorlu olacaksınız diyor Allah, onlara karşı gurur var. Bakın onurlu ve zorlu olacaksınız diyor, zorlu yani kök söktüreceksiniz demektir. Fikren, düşünceyle, tavrınızla, güzel ahlakınızla mücadeleci olacaksınız ve baş eğici olmayacaksınız, onurunuzu koruyacaksınız. Onların ahlaksız eylemlerine, vicdansız eylemlerine karşı Kuran ahlakıyla mukabele edip onurlu ve güzel bir hayatınız olacak diyor, inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, Abdülkerim Aslan’ın ben bu soruya katılarak, altına bende imza atarak sormak istiyorum. Onurlu bir duruştan bahsettiniz, Müslüman’ın onurlu bir duruş sergilemesinden bahsettiniz. Yıllardır mason localarına Darwin ve materyalizmin peşinde koşturanlara karşı çok ciddi, onurlu bir duruş sergilediniz.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bu duruşta da milyonların sevgisini ve saygısını kazandınız.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Ama bir sorumuz var burada, çok can alıcı bir soru: “Daha önce defalarca ölüm tehdidi almanıza rağmen, size suikast girişiminde bulunmalarına rağmen imanı, güzel ahlakı anlatmaktan vazgeçmemenizin sebebi nedir. Hiç korkmadınız mı” gibi çok önemli bir soruyu sormuş, efendim?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamd olsun elhamdülillah yüz mislide, bin mislide gelsinler, ellerinden geleni ardlarına koymasınlar, daha da bildikleri şeyler varsa onları da toplayıp gelsinler hiçbir şekilde yılmam ve asla taviz vermem. Daha mücadele azmim artar, daha şevkim heyecanım artar her zamanda böyle oldu, bundan sonrada öyle olacak inşaAllah.
MUHABİR: Evet Mert Sundur Rize’den çok güzel bir soru sormuş: “Hocam açık söylemek gerekirse sizi çok sevdim” demiş.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun, maşaAllah.
MUHABİR: Aynen bizlerde Hocam, “Size derinden saygı duyuyorum, siz Allah’ı çok güzel anlatıyorsunuz” demiş. Hakikatten bir parantez açmak gerekirsek Hocam yıllardır gerek ailelerimizin, gerekse çevremizdeki insanların Allah’ı bize anlattıkları şekil hep şuydu: Allah cezalandıran, çocuklara işte Allah uf yapar denilir. Çocukluğumdan kalan bir Allah korkusu işte Allah cezalandırıcı, Allah yakan ve Allah insanlara hiç iyi davranmayan bir Yaratıcı prototipi çizilmişti, fakat siz bunu yıktınız. Allah’ın rahmet ve sevgiyle insanları kucakladığını ve yeryüzünü insanlara bir nimet olarak verdiğini sürekli anlatıyorsunuz. Ve diğer eserlerde de bunlar dile getiriliyor ki; şu anda daha yeni yeni sizin eserleriniz ve sizin eserlerinizi takip eden eserlerde bunlar çok açık ve aşikar bir şekilde ortada. Demiş ki: “Hocam size derinden saygı duyuyorum, siz Allah’ı çok güzel anlatıyorsunuz. “Deli aşık” diye tanımladığınız hissi bende Allah’a karşı hissetmek istiyorum, bu noktada bana ne tavsiye edersiniz” demiş. Mert Sundur Rize’den Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah’a karşı tabii üslubumuzda tam bir aşık teslimiyeti ve aşık nezaketi içerisinde olacağız. Mesela o prototip dedik ya, mesela o da olmaz. Allah’a karşı mesela çok en hoş sözler bulmamız lazım, en nezih üslubu söylememiz lazım yani sevgiliye nasıl hitap edilir, deli aşık sevgilisine nasıl hitap eder en güzel sözlerle ona karşı en beğendiği sözlerle hitap etmesi gerekir. Biz de öyle olacağız, bizi mercimek kadar yerde bu kadar mükemmel yaşatan ve bu kadar sonsuz nimetler sunan bu sonsuz akla karşı deli aşık olmanın dışında ne olur aklı başında bir insanın başka neyi olabilir. İkinci bir yol olmaz zaten yani en yakışanı, en güzeli, en vicdanlısı budur.
MUHABİR: Hocam bir başka eseriniz var. Benim elimde mevcut olan genişletilmiş üçüncü baskısı mevcut olan, Araştırma Yayınlarından çıkan bir eser, Kuran Mucizeleri isimli bir eser. Ben kameraman arkadaşımdan bu eserin kapağını sevgili izleyicilerimize göstermesini istiyorum. Gerçekten Hocam Türkiye’deki yayınlanan eserler arasında içerik olarak ta, görsellik olarak ta hakikatten hakkını veren dolduran eserlerden bir tanesi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
MUHABİR: Ben bir takip edeniniz olarak teşekkür ediyorum çünkü kitap okumayı zevkli hale getirdiniz gerek görselitesi, gerek kalitesiyle, içeriğiyle. Evet, burada benim hemen size sormak istediğim, merak ettiğim bir konu var. Malum geçtiğimiz yıllarda televizyonda Kuran’ı Kerim’in şifreleri diye hiç alakası olmayan bazı genç arkadaşlarımız çıkıp işte Kuran’ın şifrelerinden bahsetmişlerdi, Kuran’da bir şeylerin gizli olduğundan dem vurmuşlardı fakat hiç bir şey anlamamış idik. Hatta ben bir kitabını alıp okumuştum hakikaten beynim karışmış idi.
Ama bazı benzerlikler sizin kitaplarınızda da var mesela Kuran’da ondokuz mucizesiyle ilgili bir mesele var. “Onun üzerinde ondokuz vardır” Müddessir Suresi 30. ayeti kerime ve 235. sayfada, olağan üstü bir sayı ondokuz. Ve alt tarafta hemen ondokuz sayısının pascal üçgenindeki yeri gibi bir açıklama, bir şemayı ortaya koymuşsunuz. Hocam 19 rakamı İslami literatürde veya İslami detaylandırmada neyi ifade ediyor, burada neyi anlatmaya çalıştınız?
ADNAN OKTAR: Ondokuzla ilgili hakikaten Kuran’da şaşırtıcı tekrarlar, katlamalı izahlar var ama ben kitabımda tam doğru olan kısımları aldım, yanlış olanları almadım. Yani abartılı olan, yanlış olanları almadım fakat benim aldığım rakamlar doğru. Yedilerle ilgilide şifre var Kuran’da, onikilerle ilgili şifreler var ama bunlar tabii şaşırtıcı ve hayret vericidir. Yani bunlar herhangi bir şeyi ispatta, yani bir fıkhi hükmü ispatta kullanılmaz. Bunlar sadece harikadır, Kuran’ın süsüdür, dikkat çekicidir ve şaşırtıcıdır ama bir yani hadis gibi, bir ayet gibi bir hüküm meydana getirebilecek bir delil değildir.
MUHABİR: “Geçenlerde bir köşe yazarını ve parantez içersinde Sayın Ahmet Altan’ın bir yazısını okudum” demiş. “Dindar olmadığını söylüyormuş iddia ediyormuş ama dindarlığın nasıl bir şey olması gerektiğini de çok detaylı anlatıyormuş Sayın Ahmet Altan. Bu kadar çok Müslüman’ın olduğu bir ülkede işlerin daha farklı olması gerekir, yolsuzluk vs. hiçbir şeyin olmaması gerekir diyordu. Siz Müslümanlara nasıl bir çağrıda bulunacaksınız Ahmet Altan’ın bu çağrısının yanında” gibi bir soru var Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet aslında Ahmet Altan’la ben görüşebilsem yani biraz sohbet etsek ben Allahüalem tam anlamıyla ikna ederim ve hiçbir sorunda kalmaz. O geleneksel, tutucu İslam anlayışından belki İslam’dan biraz uzak kalmış olabilir. Yani kafasındaki bütün sorulara bütün şüphelere ben çok mukni, çok ikna olacağı detaylı cevaplar veririm ve öyle bir sorunda kalmaz. Ama konuştuğu insanlar zannediyorum onun kafasındaki kuşkuları ve şüpheleri tam giderememişler, yoksa zeki bir insan yani çok iyi kavrayacağını düşünüyorum vicdanı da çok açık yani birkaç saatlik bir sohbet etmiş olsak o sohbet sonucunda benim kanaatim bu konu biter gibi geliyor inşaAllah.
MUHABİR: İkna ederim diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
MUHABİR: Hocam Fatma Haksever Eyüp’ten sevgili izleyicimiz, “İsrail Kudüs’ü ebedi başkenti ilan etti sizinde bildiğiniz gibi kentin dış görünümü değişiyor, üç semavi din içinde son derece önemli olan bu kentin şu anki durumunu ve İsrail’in politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz” demiş. Yine sizin uzmanlık alanınızda olan bir konu?
ADNAN OKTAR: Bakın ben bunu her zaman söylüyorum, Kudüs bütün İslam aleminin manevi, kültür başkenti olacak.
MUHABİR: Hocam ilk kıblemi Müslümanlara ait olan?
ADNAN OKTAR: Evet evet ilk kıbledir. Ve hem Museviler, hem Hıristiyanlar, hem Müslümanlar orada coşkuyla aşkla ibadetlerini yapacaklardır. Mehdi’nin orda uzun bir yaşantısı olacaktır, Hz. İsa’nın da orda uzun bir yaşantısı olacaktır tamamen Müslümanların kontrolünde olacaktır.
Ama diğer dinlerde Mehdi devrinde son derece rahat edeceklerdir, huzur içinde yaşayacaklardır. Dindar Musevilere derin saygı gösterilecek, dindar Hıristiyanlara derin saygı gösterilecek ibadetlerini huzur içinde yapmaları sağlanacaktır ve Müslümanlarında zaten huzuru sevinci tam anlamıyla oluşacaktır inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, efendim Cihan Arslan Fransa’dan, “İyi akşamlar baronu halk yakından tanıyor mu” diye bir soru sormuş?
ADNAN OKTAR: Baron, şuan Türkiye’de bilmeyen yoktur benim kanaatim. Yani Türkiye’nin, Türk milletinin, Türk milliyetçiliğinin, Türk-İslam Birliğinin karşısına masonların diktiği psikolojik savaşın en önemli elemanlarından biridir. Toplumumuzu televole kültürüne çeken, manevi çöküntüyü hızlandırmak için var gücüyle gece gündüz çalışan, Türk milletinin manevi derinliklerini tahrip etmek için bütün imkanlarını kullanan geniş imkanlar sahibi olan bir kişi bu. Ve bir sürü böyle beslemesi var, beslemeleri de sırf para için bunun bu çirkin fikirlerini bildikleri halde, çirkin düşüncelerini bildikleri halde buna hizmet ediyorlar. Ama onlara bayağı yüksek para veriyor, bayağı yüksek imkanlar sağlıyor onları yediriyor, içiriyor, gezdiriyor zaman zaman onları çeşitli yelerde topluyor, onlara eğlenceli toplantılar yapıyor bazı saf Müslümanlarda onun toplantılarına gidiyorlar yani onu bir onur sanıyorlar, onun toplantılarına gitmeyi ve adam çirkin amaçlarına ulaşmak için var gücüyle gayret ediyor. Fakat şuan hortumlarına düğüm atıldı biliyorsunuz geçenlerde öyle birkaç düğüm attılar bu müthiş bağırdı, yani müthiş bir yaygara koparttı yani hortumu kilitlenince ne hikmettir hemen devreye onun eski beslemesi, yani her zaman emrinde olan beslemesi “her devrin adamı” yetişti.
Her devrin adamı hemen onun yüreğine su serpecek bir açıklama yapmış anında. Müslümanların aleyhinde tavır koyan bu adam Müslüman’ım diye kendini göstertip, Müslümanların aleyhine tavır koyan, bu garip mahluk “her devrin adamı” hemen ne hikmetse Müslümanları hapsettirmek için var gücüyle gayret eden bu adam, bu haklı olayda hemen o hortumcunun hortumunu çözmek için uğraşa girmiş olarak gördüm bugün de öyle bir haber vardı. Bu hortum baronun kafasına kilitlenecek yani “her devrin adamı” boşa çırpınıyor, boşa uğraşıyor ve millette bu oyunu fark etti. Yeter artık yani biz milletimizi bu hortumcuya teslim etmeyeceğiz, onun milletimizi artık sömürmesi devri bitmiştir milletimiz artık uyandı. Maddi yönden de sömürtmeyeceğiz, manevi yönden çökertmesine de müsaade etmeyeceğiz masonların bu maşası gene masonlara dönecek başka çözüm kalmadı inşaAllah.
MUHABİR: Hocam inşaAllah, masonlardan bahsettiniz de aklıma hemen geldi şimdi kitaplarınızda genelde ehl-i kitapla iyi geçinme noktasında telkinlerde bulunuyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Birde son dönemde sükse yapan bir konu var dinler arası diyalog bu hususta Kuran-ı Kerim’in ayetlerinde Yahudiler ve Hıristiyanları dost edinmeyiniz mealinde ayetler var. Bir takım insanlar, bir takım gruplar, bir takım fırkalar onlarla diyalogun onlarla iyi geçinme adı altında birbirimize fikir alışverişinin iyi olacağını savunmaktalar. Sizlerde kitaplarınızda benzeri olmasa da buna mukni yakin ifadelerle ehl-i kitapla iyi geçinmenin bizim açımızdan iyi olacağını söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Peki bu bir çelişki değil mi Hocam, yani Kuran’ı Kerim’de Allah onları dost edinmeyin derken diyalog kurmanın veya iyi geçinmenin ciddi sıkıntılar doğuracağını düşünmem yanlış mı acaba?
ADNAN OKTAR: Diğer Kuran ayetlerine baktığımızda benim bu sözümün doğru olduğunu görüyoruz. Yani onlara şefkatle davranmamız gerektiğini, onları koruyup kollamamız gerektiğini görüyoruz fakat “…onları dostlar edinmeyin” ayetinin anlamı şudur. Bu yanlış anlaşılıyor yani onların inançlarına uymamak, yani onların inancına göre hareket etmemek o noktada bir dostluğumuz yok, o noktada bir bağlantımız olamaz anlamındadır. Mesela biz teslis’i kabul etmeyiz, mesela Musevilerde bazılarında ahiret inancı yoktur mesela bu yönünü kabul etmeyiz ama Kuran’a uygun, hakka uygun, doğruya uygun yönlerinde dostluğumuzu, muhabbetimizi, kardeşliğimizi devam ettiririz bu anlama geliyor. Yoksa yani her anlamda onlara muhalefet diye bir konu olamaz çünkü Peygamberimiz döneminde de ehl-i kitaptan kadınlar alınıyordu, onlarla evleniyordu sahabeler. Onların yemeği yenir hatta ayet vardır “…onların yemeğini yiyebilirsiniz” diyor Allah. Yani sohbet edilir, yemekleri yenir, onlarla ticari ilişkiler olur yani bir arkadaşlık dostluk bağlantısı olur, yani normal bir sosyal hayat vardır. İnançları konusunda bir mutabakat yoktur yani o yönde bizim üzerimizde herhangi bir hükümranlık kabul etmeyiz, herhangi bir düşünceyi kabul etmeyiz bu anlamdadır.
MUHABİR: Anladım Hocam “Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman isimli sayfa 32’de” böyle isimli bir kitaptı, sayfa 32’de. “Doğu tarafından bir ateş görüldüğü zaman insanların Mehdi Aleyhisselam’ın çıkışını beklemeye başlamaları bildirilmiştir. Mehdi’nin faaliyete başlamasının 1979’lar olduğuna işaret ediliyordu sanırım, yer de; İstanbul’sa bu ateş 15 Kasım 79 tarihinde 95530 ton ağırlığında ham petrol yüklü bir Romen tankerinin, İstanbul’a gelirken bir Yunan şilebiyle çarpışması neticesiyle tutuştan petrolün sebep olduğu günlerce süren ateş olabilir mi?” Nazife İstanbul.
ADNAN OKTAR: Evet ben bunu yıllar önce açıklamıştım.
MUHABİR: Yahudilik ve Masonluk kitabınızda vardı galiba?
ADNAN OKTAR: Evet var benim bunla ilgili ayrı kitabımda var orda da geçmişti. Bu tabii yani o yönüyle harikadır tam ilgili tarihte olmuştur ve tam hadislere uygundur. Yani gök gürültüsü gibi sesler çıkarması, gündüz gibi aydınlık meydana getirmesi, bir kısım insanların bu olayda ölmesi, uyuyan kişileri uyandırması yani uyuyan kişi ayağa kalkacak diyor Peygamberimiz bu gürültünün şiddetiyle günlerce süreceği belirtiliyor ve büyük bir duman sütunu meydana getireceği söyleniyor bunların hepsi olmuştur, tam mutabıktır.
Ben İstanbul’a Akademiye gelip kayıtlarımla ilgili çalışmalar yapmak için hazırlık yapıyordum bu haberi duydum Ankara’da, ben gitmeyeyim dedim anneme orda annemde kızdı zaten geciktin hemen git dedi, bende hemen apar topar bilet aldım geldim. Hakikatten muazzam bir duman sütunu ve muazzam bir alevle yanıyordu, geldiğimde göğe doğru yükselmiş ondan sonrada uzuyordu yani Boğaz’a doğru uzayan uçsuz bucaksız bir duman sütunuydu ama çok dikkat çekiyordu. Tanıdıklarıma o zaman sormuştum gürültünün şiddetinden herkesin ayağa kalktığını hatta bir kısmının kıyamet mi kopuyor dediklerini söylediler bana, kalktım diyor normal gündüz olmuştu diyor yani müthiş aydınlanmış ortalık o kadar günü, çok korktum diyor gece yarısı gündüz olmasından dolayı diyorlardı. Özelliklede patlamalar çok şiddetliydi o da gene rivayetin açıklamalarına uygun bunlarda uygun yani her yönüyle tam anlamıyla uyuyor, zaman açısından da uyuyor o yönüyle manidardır.
MUHABİR: Sayın Hocam Serra Kurşun Antalya’dan izleyicimiz bir soru sormuş demiş ki: “Bir grup bilim adamı veya yazar evrim teorisine karşı çıkarken akıllı tasarım diye bir kavramdan bahsediyorlar. Gördüğüm kadarıyla siz bu kavramı hiç kullanmıyorsunuz, bunun nedenini anlatabilir misiniz” demiş, sevgili izleyenimiz?
ADNAN OKTAR: Çok samimiyetsiz çok dürüst olmayan bir üslup bu, bir güç yarattı diyelim, diyorlar niçin buna gerek var açıkça Allah yarattı deriz. Açıkça Allah’ın yarattığını bile bile niye bir güç yarattı diyelim, bunun anlamı ne yani bu samimiyetsizliğe bir insanın girmesinin amacı ne olabilir. Yani çok gereksiz, çok anlamsız bir üslup bu tabii ben şiddetle karşıyım. Genelliklede dinsizlerden oluşan bir ekip bu çoğu dinsiz bu kişilerin arkasında da ben art niyet var gibi düşündüm bu hareketin ve çok samimiyetsiz buluyorum.
MUHABİR: Evet Hocam bir farklı hususta ben aslında soruyu yönlendirmek istiyorum, işte 1979 yılındaki o gemi faciasının, Kabe’nin basılması efendime söyleyeyim kıyamet alametleri ile özellikle bir kitabınızda belirtmişsiniz.
ADNAN OKTAR: Evet var, evet.
MUHABİR: İşte kitabınızda gökdelenlerin, gökyüzüne uzanan binaların çoğalacağı,
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: İnsanların işte çeşitli telaşelere düşeceği noktasında bazı bilgiler vermişsiniz. Hocam bunlar kıyamet alametleri diye tabir ettiğimiz ve kıyamete yakın olan vakitte haberci olan olaylar mı?
ADNAN OKTAR: Tabii Fırat’ın suyunun kesilmesi ve aynı yerde diyor Peygamber Efendimiz kan dökülecek diyor, yani bir terör ve anarşi başlayacağını belirtiyor.
MUHABİR: Bu PKK olayı olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Tabii aynısı, aynısı yani barajda su kesilmiştir Fırat’ın havzası kurumuştur bu gazeteye de yansıdı aynı şekilde olmuştur. Afganistan’ın işgali, İran Irak arasındaki savaş, Irak’ın yabancı devletler tarafından işgal edilmesi, onbeş gün arayla ay ve güneş tutulmasının olması, güneşten büyük bir alametin oluşması, Irak’taki ordunun çölde kaybolması aynısı da olmuştur Irak’ın ordusu kayboldu diye gazetelerde yazdı, bir anda koskoca ordu yok oldu. Uçakları, tankı topu olan, yani yüzbinlerce askeri olan bir ordu yok oldu yani aradılar bulamadılar yok.
MUHABİR: Enteresan.
ADNAN OKTAR: Tabii.
MUHABİR: Hocam İran Irak savaşı on yıl kadar sürdü, iki Müslüman ülke birbirine ciddi manada bindirdi ve yüzlerce ölü, onlarca hatta milyarlarca dolar maddi zararla kayıpla kapatıldı. Peki Müslümanlar kardeşse ki; bütün kitaplarınızda bunu söylüyorsunuz, hadisi şeriflerde de bunu anlatıyor Peygamber Efendimiz işte müminler kardeştir onların birbirine zararı olmaz. Sizin kitaplarınızda bunun açıklamaları bunun tefsirleri var peki Hocam neden on yıl boyunca İran ve Irak birbirine vurdu ve birbirini öldürdü Hocam?
ADNAN OKTAR: Saldıran kişi Saddam bir İslam deccalıdır yani gözü dönmüş bir stalinist ve komünisttir. Stalin hayranıdır, Stalin gibi kitle katliamlarından zevk alan bir insandır, çok büyük kitle katliamları yapmıştır. Kimyasal silahları Müslümanların üzerinde denemiştir yani iktidarda bulunduğu dönem içerisinde çok fazla sayıda Müslüman kanı akıttığı herkesçe bilinir.
Aynı dönemde gene başka bir stalinistte Hafız Esat’tı, o da öyle muazzam Müslüman kanı akıttı ve komünist hayranıydı ve komünistti kendiside ama oğlu iyi şuan yani daha mutedil, yani Türk-İslam Birliğine taraftar makul bir insan. Ama o öyleydi yani kan dökücüydü bu kan dökücü zalimlerin bu tarz eylemleri zaten İslam’a mal edilemez çünkü İslam’ın ruhunda sevgi, şefkat, kardeşlik ve barış vardır. Yani İran ordusu Irak’a saldırmış olsaydı o sözümüz doğru olurdu, niye İranlı insanlar takva ve dindar olduklarını söyledikleri halde bunu yapıyorlar diyebilirdik belki ama saldıran Irak oldu, İran kendini savundu.
MUHABİR: Hocam peki olası bir öngörünüzü merak ediyorum,malumunuz bildiğiniz üzere bu adamları Büyük Ortadoğu Projesi diye bir projeleri var.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Ve Fırat’tan Dicle’ye kadar olan araziyi bunlar kendilerine istiyorlar arz-ı mevdut olarak yanlış bilmiyorsam, doğru mu eserlerinizden bildiğim kadarıyla?
ADNAN OKTAR: Evet, doğru evet.
MUHABİR: Hocam olası bir İran saldırısı mümkün mü, İran’dan sonra Türkiye’ye saldırmaları gerçekleşir mi yani daha Türkçesi sırada biz mi varız yada bana mı öyle geliyor?
ADNAN OKTAR: İsrail’in mi?
MUHABİR: Veya Amerika’nın pek fark etmiyor?
ADNAN OKTAR: İsrail’in öyle bir gücü yok aslında o abartılıyor, yani o bir avuç gariban Filistinli kardeşimiz var bunların hiçbir gücü yok, bir de parça parça, küçük küçük bölümlere ayırmıştır biliyorsunuz İsrail onları, yani bağlantısız yerleşim birimleri vardır. Tamamen savunmasız insanları tankla, topla, uçakla bombalıyor bu insanlar yani karşılarına hiçbir zaman için böyle nizami bir ordu çıkmadı, o anlamda son zamanlarda makul bir askeri güçle karşılaşmadılar. Tabii karşılaşsınlar demiyorum yani kan dökülsün de demiyorum benim çünkü dindar Musevilere karşı derin bir sevgim ve şefkatim var, onlara ben en ufak bir zarar gelsin istemem. Ama ateist Siyonistler ve masonlar eğer saldırganlaşırsa ve zülüm yapmaya kalkarlarsa tabii ki Müslümanların kendilerini savunma hakları oluşur ama bu tarz olaylarda dindar Musevilere, dindar Hıristiyanlara, dindar Müslüman kardeşlerimize zarar gelmemesine çok özen göstertilmesi gerekir ama ben İsrail’in bu tarz bir çılgınlık yapacağını zannetmiyorum yani yapamaz. Yaparsa da dindar Museviler çıkarılırsa o bölgeden dindar Hıristiyan ve Müslüman kardeşlerimiz çıkarılırsa İran yani orayı hallaç pamuğu gibi atar ben söyleyeyim yani kim yaparsa yerle bir eder. Yani öyle bir olay olmaz, İran’ın askeri gücü bir hayli yüksektir ve çok cesur insanlardır İranlılar.
MUHABİR: Osmanlı’nın yenemediği tek devlet diye biliyorum ben?
ADNAN OKTAR: Çok yamandırlar tahmin etmedikleri bir karşılık alırlar, yani yaptıklarına yapacaklarına bin kere pişman olurlar söyleyeyim. Böyle bir olay olmaz ama tabii burada en özen gösterilmesi gereken şey oradaki mazlumların, çocukların, kadınların, dindar Müslümanların, dindar Hıristiyanların, dindar Musevilerin mutlaka korunması ve onların ayrı tutulması inşaAllah. Kutsal mekanlara da zarar verilmemesi de çok önemlidir ama hiçbir zaman için savaşı istemem tabii.
MUHABİR: Hocam bir şey soracağım yılardır Türkiye’de, özellikle Türk dünyasında Mescid-i Aksa dendiği zaman sarı kubbeli mavi bir cami akla geliyor, işte Kubbetül Sahra Hz. Ömer camii bildiğim kadarıyla orası,
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bende daha yeni öğrendim. Mescid-i Aksa’nın orası değil de yan tarafta ufak bir yer olduğu,
ADNAN OKTAR: Evet doğru.
MUHABİR: Ve altını Yahudilerin kazdığı söyleniyor, acaba kasıtlı olarak, Hz. Ömer Camii’nin fotoğrafı İslam dünyasına dağıtılıp Mescid-i Aksa çökertildikten sonra yani Mescid-i Aksa ayakta çökerten veya çökülen, çöken camii farklı bir camii deme amacı güdülüyor olabilir mi böyle bir şeyde?
ADNAN OKTAR: Yok öyle bir şey yapamazlar, öyle bir şey mümkün değil, o dedikleri olay Mehdi devrinde olacaktır, Hz. Süleyman’ın sarayını Mehdi yeniden oluşturacaktır. Hz. İsa’nın, Hz. Mehdi’nin yönetimde Müslümanları kabulünde oluşturacakları çok güzel bir mekandır o, Tevrat’ta da çok detaylı tarif edilmiştir. Aynısıyla yeniden oluşturulacaktır ama Müslümanlara ait bir mekan olacaktır bu, dolayısıyla da Musevilerde o ortamda rahat edeceklerdir fakat o bölge tamamen Müslümanların kontrolünde olacaktır inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, Hocam geçtiğimiz günlerde televizyonlarda izlemiştik, aynı dinin iki fırkası yani iki mezhebi bir kilisede Kudüs’te kavga etmişlerdi. Birbirlerine ellerinden gelen şiddeti uygulamışlardı ama eserlerinizde ve takip ettiğimiz kadarıyla tarihi vesikalara baktığımızda Osmanlı devleti asırlarca orda çok ciddi bir adaleti, çok ciddi bir düzeni sağlamıştı. Ve tabiri caizse; köylü Mehmet Amca’nın eline Kudüs’ün anahtarını, o bölgenin anahtarını verip ortalığı dizginlemişti. Sakinleştirmiş idi acaba gerçekten tekrar o Osmanlı dönemindeki aydınlık günlere, büyük doğunun varolduğu ve insanların gerçekten şimalden gelen rahatlıkla, huzurla kendilerinden geçtiği döneme erişeceğiz mi? Yani bunu samimi olarak soruyorum, Altınçağ’ın dışında olarak soruyorum bunu?
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, Mehdi dönemi Hıristiyanların en rahat ettikleri dönem olacaktır, Musevilerin en rahat ettikleri, aşkla ibadet ettikleri, huzur içinde gezdikleri, tam hürriyete kavuştukları bir dönem olacaktır. Yani en büyük huzuru, en büyük mutluluğu Mehdi döneminde bulacaktır Museviler Hıristiyanlarda öyle Müslüman kardeşlerimizde adeta bir nevi cennet hayatı yaşayacaklardır, bunun vakti de çok yakındır. Ben her zaman söylüyorum ben bir şey söylüyorsam mutlaka bir bildiğim vardır, mutlaka delile dayalıdır, ben mahcup olacağım bir şeyi söylemem. Yani her dediğimde doğru çıktı şu ana kadar, biraz beklerlerse insanlar bu olağanüstü olayın, hayret verecek bu güzel olayın gerçekleşeceğini göreceklerdir inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, Mehdi demişken Hocam Ankara kökenli bir zat çıktı kendini Mehdi ilan etti, hatta 90’lı yıllarda Uğur Dündar’ın Arena programına da katılmış idi İskender Evrenesoğlu isminde bir zat,
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Nur TV diye bir televizyonu da vardı. Ben arada bir takip etmeye çalışıyorum, çünkü çizgi film niyetine çok hoş oluyor bu ve bunun benzeri vatandaşlarla ilgili söylemek istediğiniz ne var. Yani resmen Mehdiyim, Allah’ın Resulüyüm?
ADNAN OKTAR: Evet, tabii çizgi film niyetine baktığımız yerler, dini konuları tenzih ederiz yani dini konuların, İslami konuların dışındaki yerler açısından diyebiliriz tabii ki. Evrenesoğlu tabii şöyle söyleyeyim, şefkatle bakıyorum ben insanlara acırım yani merhametle yaklaşırım. Tabii ki Mehdilik iddiası bir insanın dinle bağlantısını keser, İslamiyet’le bağlantısını keser ve tevbe, istiğfar etmesi gerekir. Yani Allah’a sığınması gerekir çünkü Mehdilik iddiası demek ben masumum cennete gideceğimde anlamına gelir, bunun içinde Kuran’da bir hüküm olması gerekiyor, Kuranda da böyle bir hüküm olmayacağına göre.
MUHABİR: Ama kendisine geldiğini iddia ettiği bir kitap var Hocam?
ADNAN OKTAR: Sakın, sakın sakın bu çok çok yanlış olur. Ben şöyle tevil edeyim o zaman ona, etrafındaki insanlar onu Mehdi gibi görmüşlerdir, hüsnü zan etmişlerdir. Yani ben onun ben Mehdiyim dediğine inanmıyorum, dememiştir İnşaAllah yani bir Müslüman kardeşimiz olarak derse çünkü Allah esirgesin yani çok garip olur. Yani İslam’la bağlantı açısından yani İslam fıkhına göre Müslümanlıkla bağlantısı kesilebilir, kesilir. Tevbe, istiğfar etmesi gerekir ama şöyle demiş olabilir, Mehdi gelecektir bilmiyoruz kim olduğunu inşaAllah Mehdi öncüsüyüz demiştir. Ben öyle hüsnü zan ediyorum, Mehdiye ortam hazırlıyoruz demiştir. Talebeleri de öyle demiştir ben öyle anladım, öyle anlamak istiyorum, öyle dediğine inanmıyorum. Ama onu kim derse dinden çıkar yani öyle bir iddia olamaz, aklı başında bir Müslüman böyle bir iddiada zaten bulunmaz. Vahiy geldiğini hiç iddia edemez yani bunu böyle yazılı olarak bildiremez. Buna uyun diyemez gene dinden çıkar, dinle bağlantısı olmaz bunu söyleyen insanın ama şöyle demiş olabilir. Allah bana ilham ediyor güzel yazılar yazıyorum, güzel şeyler söylüyorum Peygamberimizin sünnetine uygun, Kuran ayetlerine uygun yazılar yazıyorum. Allah ilham ederek bu yazıları bana yazdırıyor. Bu yazıları yazdıran Allah’tır güzel sözlerdir tabii ki bunlar bir vahiy değildir ama ilham sonucu yazılmış sözlerdir, güzel sözlerdir istifade edelim diyebilir. Bu alamda ben anladım, bu şekilde yorumluyorum Allah vermesin öbür türlü irtidat anlamına gelir. Böyle bir şey söyleyeceğine ben asla inanmıyorum İnşaAllah.
MUHABİR: Peki Hocam Deniz Dereli Bursa’dan izleyicimiz bir soru sormuş: “Hocam Selamün aleyküm” demiş.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
MUHABİR: Çok merak ettiğim bir soru var, sizin Kehf Suresi’ne çok dikkat çektiğinizi görüyorum. Sürekli oradan örnekler veriyorsunuz, ayette, “…onları görseydin içini korku kaplardı” şeklinde bir ifade geçiyor. İnsanlar neden bu gençlerden korkarlardı Hocam? demiş. Galiba Ashab-ı Kehf’ten mi bahsediyor, anladığım kadarıyla?
ADNAN OKTAR: Evet, Ashab-ı Kehf muhtemelen yani, şu iki anlamı var bir oradaki görünüşü açısından tabii mağaranın içerisinde yatan insanlar böyle yani yüzlerce seneden beri yatan bir insanı, insan görürse tabii ki heyecanlanabilir yani birçok insan garip karşılayabilir. Görünümleri de ürküntü verebilir ama onda bir işaret var tabii. Kuran hiçbir şeyi amaçsız yazmaz, Cenab-ı Allah orada bir ahir zamana son zamana da bir işaret veriyor.
Mehdi cemaatini de eğer insanlar görürse, insanlar ondan uzak duracaktır, mesela “Mehdi cemaatinden insanlara, insanlar kız vermez” diyor Peygamberimiz hadiste “onlarla kimse evlenmek istemez” diyor. Yani hayatın hiçbir yönünde, sosyal yönünde onlarla bağlantıda olmak istemezler, cenazelerine gitmezler diyorlar. Yani insanlar tarafından böyle izole edilmiş, baskı altına alınmış bir cemaat olacak Mehdi cemaati aynı zamanda buna da işaret etmiş oluyor o Kehf Suresi’ndeki ayet.
MUHABİR: Vildan Fatsalı’nın İstanbul’dan göndermiş olduğu bir mesajda “İyi akşamlar, bütün hafta programınızı bekledim” sizi beklemişler efendim, bizim de sizi beklediğimiz gibi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah razı olsun.
MUHABİR: Hocama sorar mısınız Hz. Mehdi’nin saçı uzun mu olacak, yoksa kısa mı?
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin zaman zaman saçının uzun olacağını anlıyoruz, Peygamber Efendimiz’de de öyleydi çünkü zaman zaman Peygamberimiz saçlarını kısaltırdı biliyorsunuz, zaman zamanda uzun olurdu. Hatta ta omuzlarına kadar uzadığı da olmuştur, iyice kısalttığı da olmuştur zannediyorum Mehdi’de aynı tarzda olacak inşaAllah.
MUHABİR: “Hayırlı sohbetler Hocam Dışişleri Bakanı Babacan, Yemen’de Osmanlı Valilerine uygulanan protokol ile karşılanmış. Dörtyüz sene boyunca Osmanlının hakimiyetinde yaşayan Yemen bugünlere dönmek istiyorum mesajı mı veriyor?” Hakan Taş, İzmit.
ADNAN OKTAR: Hay MaşaAllah her yerden Türk İslam Birliği mesajları geliyor maşaAllah.
MUHABİR: Şükran Yıldız, Rize’den selamları var sizlere.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
MUHABİR: “İyi akşamlar Siyonizm’in doğuşu nasıl olmuştur, Siyonizm’i dinsiz bir ideoloji olarak mı kabul etmeliyiz, yoksa bazı Siyonistleri fanatikler olarak mı isimlendirmeliyiz” demiş ama Hocam bir Hıristiyan izleyicimizin bir sorusu var isterseniz onunla diğer soruyu bağlayalım.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Evet İsa Dinç Hatay’dan göndermiş: “Ben bir Hıristiyan’ım ve sizin ahirzaman ve Hz. İsa hakkındaki açıklamalarınız çok ilgimi çekiyor, İncil’de daha önce dikkatimi çekmeyen bir bölümü size sormak istiyorum. Matta 17’ye 10’da şöyle geçiyor: “öğrencileri ona şunu sordular, peki din bilginleri neden önce İlyas’ın gelmesi gerektiğini söylüyorlar. İsa, İlyas gerçekten gelecek ve her şeyi yeniden düzene koyacak diye yanıtladı; size şunu söyleyeyim İlyas zaten geldi ama onu tanımadılar, ona yapmadıklarını bırakmadılar aynı şekilde insanoğlu da onların elinden acı çekecektir” acaba burada İlyas olarak adı geçen kişi Hz. Mehdi olabilir mi?” demiş İsa Dinç Hatay’dan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah bir inceleyeyim, yani yeniden bir bakayım o gözle bakayım. Dikkat çekici olabilir yani ama tabii biz zahirine göre de bakarız ama o gözle de bir bakayım, o gözle de bir araştırayım.
MUHABİR: Peki Hocam Şükran Hanım’ın Siyonizm’in doğuşu nasıl olmuştur diye bir sorusu var idi, bununla ilgili?
ADNAN OKTAR: Evet, şu anlamda Siyonizm’e bizim bir sözümüz olmaz, yani İsrail’de bir dindar Museviler yaşamak istiyorsa gani gani helal olsun onlar bizim kardeşimizdir tabii ki orada yaşayacaklar. Bizim kontrolümüzde, bizim korumamızda huzur içinde hatta bütün bölgede huzur içinde yaşasınlar ama belli bir bölgede de devletleri olsun yaşasınlar orada yani hali hazırdaki yerlerinde yaşasınlar. Onlara kimse bir sözde bulunmaz fakat, bütün bölgenin yönetiminin Müslümanlarda olması şarttır. Yani bu adalet için, huzur için, güven için bu çok çok önemlidir. Yani o topraklarda onların bulunması bizim için bir sevinç vesilesidir, oralarda tesisler kursunlar, okullar kursunlar sanatçıdır onlar oraları güzelleştirirler. Hatta o duvarları da yıksınlar, sınırlarını da açsınlar her yere bütün bölgeye o Mezopotamya’da, o vaat edilen toprak denilen yerler hepsi Müslümanlara aittir zaten, onlarda bizim kardeşimizdir. Hep beraber mutluluk içinde yaşayalım ama orada kast edilen vaat edilen topraklar Ben-i İsrail, yani kast edilen Ben-i İsrail Mehdi cemaatidir. Yani Tevrat’ta bahsi geçen bu konular yani o hakimiyet, o ihtişam, o büyüklük ve özellikle ahirzamanda geleceği belirtilen o şahıs Mehdi’dir, Mehdi’yi tarif etmiş Tevrat. Yani Allah’tan korkan, Allah’ı çok seven, Allah’a tam bağlı boyun eğici insan, yani Mesih olarak geçer ama tam anlamıyla Mehdi tarif edilmiştir. Ben-i İsrail’de Mehdi cemaatidir ve Müslümanların hakimiyeti tarif edilmiştir orda anlatılmıştır. Müslümanların hakimiyetinde de onlar huzur ve mutluluk içinde yaşayacaklardır, tam bir barış çağı gelecektir ve güzellik olacaktır Hz. Süleyman’ın kurduğu sarayı da Mehdi yeniden inşa edecektir. Ve o güzel günler, Hz. Süleyman’ın devrinin o güzel günlerine geri dönülecektir, kutsal mekanlar olduğu gibi kalacaktır Hz. Süleyman’ın sarayı da orada çok güzel uygun bir yer var, arazi vardır orada kurulacaktır inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ve Ben-i İsrail yani Mehdi cemaati o güzelliği, o huzuru, o mutluluğu o insanlara tattıracaktır ki; Tevrat’tı dikkatlice incelerse kardeşlerimiz bunu açık açık göreceklerdir. Yoksa Tevrat’a cephe alan, Kuran’a cephe alan, İncil’e cephe alan Allahsız, dinsiz, imansız, kitapsız adamların hakimiyeti kast edilmemiştir. Onlar için Tevrat bir açıklamada bulunmuştur dindar kardeşlerimiz bilirler, dindar Museviler bunu bilirler fahişe olarak tarif ediliyor onlar, ateist Siyonistler ayrı tarif edilmiştir onlar. Allah’ın onlara bela vereceğini, Allah’ın onları mahvedeceğini belirtir Tevrat ve onların ahlaksızlığını uzun uzun anlatır. Ben-i İsrail demek Allah’a coşkuyla bağlı, Allah’a boyun eğici, Allah’ı çok sevenlerden oluşan bir topluluktur. Bu da Mehdi cemaatidir Tevrat’a bir baksınlar hemen göreceklerdir. Namaz kılarlar gerçek Museviler Tevrat’ta uzun uzun anlatılır rüku, secde ve kıyam anlatılır abdest anlatılır, bunlara uyan kişilerdir işte hakimiyeti sağlayacak olan kişiler. Hz. İbrahim soyundandır biliyorsunuz Hz. Mehdi ve bu mükemmel hakimiyet o devirde olacaktır ve o bölge tamamen o kutsal topraklar Müslümanların eline geçecektir. Zaten Müslümanların elindedir ama manen de Müslümanların eline geçecektir inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah,Hocam Kiraz Gündoğdu Çayeli’nden izleyicimiz, “İyi akşamlar Sayın Hocam, Hocam bir süre önce Yahudilerin ülkemizin doğusundan toprak satın aldıklarını duymuştum.”
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: “İsrail’in buradaki hedefi ya da planı nedir” gibi bir soru sormuş?
ADNAN OKTAR: Alsınlar, daha da başka yerlerini de alsınlar. Zaten Mehdi devrinde her yerde istedikleri gibi iskan etsinler yani bütün bölge zaten Müslümanların kontrolünde olacak onlarda, oralarda otursunlar, kimsenin bir şey dediği yok.
MUHABİR: Evet Aydın Hatipoğlu, Çayeli’nden sevgili izleyenimizin bir sorusu var şahsınızla ilgili diyor ki: “Hayırlı akşamlar kıymetli Hocam, Mehdi, Hz. İsa ve ahir zaman ile ilgili zikrettiğiniz yeni hadisleri ve bilgileri bir kitapta toplamayı düşünüyor musunuz, eğer böyle bir kitap hazırlarsanız çok seviniriz, selametle” demiş?
ADNAN OKTAR: Doğru doğru çok iyi olur, inşaAllah yaparım.
MUHABİR: Hocam kaçıncı eser olacak bu inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Bende sayısını artık pek bilemiyorum ama maşaAllah bayağı arttı, üçyüzü çok geçti maşaAllah.
MUHABİR: Evet Hocam İzmir’den, Buse Gümüş Hanımefendi’nin bir sorusu var: “Adnan Hocam merhabalar, hayırlı akşamlar” demiş.
ADNAN OKTAR: Merhabalar, hayırlı akşamlar.
MUHABİR: “Maddenin Ardındaki Sır kitabınızı okumuş idim, hipnozda dokunmadan yara oluştuğu yazıyordu. Bu nasıl mümkün oluyor acaba biraz anlatır mısınız bu konuyu” demiş, efendim?
ADNAN OKTAR: Bu doğru oluyor, yani alenen su topluyor cilt şuan elin yandı telkini yapılıyor, şimdi cildin kızarmaya başladı diyor cildi kızarıyor hakikatten, şimdide su toplamaya başladı diyor telkinle su topluyor, bu oluyor. Vücut taş gibi sertleşebiliyor yani, hatta üstüne ağırlık konacak şekilde mesela ayağıyla başını, yani bir insan kalas haline geliyor. Tahta haline geliyor adeta yani bir düşünün, şu koltuğun iki tarafını düşünün o insanı koyduğumuzda üstüne de ağırlık konsada yani ciddi şekilde ağırlık konsada tam anlamıyla yani çelik gibi sertleşiyor hipnozla, yani bu çok çok acayip, çok çok şaşırtıcı.
MUHABİR: Hocam toplumları hipnoz etmiyorsunuz değil mi?
ADNAN OKTAR: Hipnoz topluma istense yapılabilir, yani mesela bir topluluğa yapılabilir ama herkesin orada konsantre, olması gerekir. Biliyorsunuz televizyonlarda da göstertiyorlar, yani herkesin onu kabul etmesi gerekir eğer iyi, uzman birisiyse toplumu hipnoz edebilir ama hipnoz uyku hali yani derin bir uykuya geçer insanlar. Yani böyle uyanık, açık şuurlu olmaz insanlar.
MUHABİR: Hocam merak ettiğim bir şeyde var aslında, kitaplarınızı son bir haftadır ciddi manada irdelemeye başladım Hz. Yusuf, Hz. Süleyman. Bu arada ben sevgili izleyenlerimize tekrar hatırlatmak istiyorum, Sayın Adnan Oktar’ın müstear ismiyle Harun Yahya’nın eserlerini okumak, bilgisayarlarına indirmek, insanlarla paylaşmak isteyen dostlarımız varsa
www.harunyahya.org veyawww.harunyahya.tv adresinden Sayın Hocamızın eserlerine, kitaplarına ulaşabilirler. Hocam Hz. Süleyman kitabınızı ben bu hafta içerisinde bitirdim, öyle akıcı bir üslup kullanmıştınız ki Hz. Süleyman’ı ilk defa ben bu kadar detaylı inceleme fırsatım oldu. Fakat Kuran’ı Kerime dönüp baktığım zaman anlattıklarınızla örtüşen zaten anladığım kadarıyla Kuran’ı Kerim’den alıntılar yapmışsınız?
ADNAN OKTAR: Doğru, evet.
MUHABİR: Kuran’ı Kerim’de yedi, sekiz ayetle anlatılabilinen bu hadisenin diğer detaylarını nereden buldunuz, Hz. Yusuf’ta, Hz Muhammet’le ilgili çok güzel bir kitap hazırlamışsınız onu da gördüm.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Gerçekten Hocam bu gücü nereden buluyorsunuz, yani hatta biz geçen bir ağabeyimizle de bunu konuşmuştuk ya ikiyüzelli’ye yakın eser, adam gece hiç yatmasa ömür yetmez buna nasıl başarıyorsunuz bunu?
ADNAN OKTAR: İnsan deli aşık oldu mu her şeyi yapar, yani yeter ki insan Allah’ı aşkla sevsin deli aşık olarak sevsin, o zaman Allah ona her türlü imkan verir, yanına yardımcı insanlar meydana getirir her türlü bilgiyi ona ilham eder ve nasip eder inşaAllah, o ilave kısımları hadislerden oluşuyor dediğiniz konuda hadislerdir. Tarih bilgileridir yani sağlam tarih bilgileridir, sağlam hadislerdir, o Kuran’la mutabık olan Kütüb-i Sidde’den yahut hadis İmamlarının makbul gördüğü eserlerden alınmış bilgiler o yüzden çok derli toplu ve güzel bir eser meydana gelmiş oldu Allah’a çok şükür, ama her şeyi hazırlayan Allah’tır.
Allah beni vesile ediyor, bir de benim otuz kişilik bir arkadaş ekibim var biliyorsunuz, böyle geceli gündüzlü bana yardımcı olan maşaAllah. Onlar ana bilgileri bana toparlarlar ben sadece yorumlarını ve bağlantılarını yapıyorum, yani o gördüğünüz şaşırtıcı bağlantıları yapan benim. Yani yorumları yapan benim ama bilgi akışını tamamen arkadaşlarım yapıyorlar, yani hazır o nakil bilgilerin tamamını arkadaşlarım getiriyorlar.
MUHABİR: Yani ben yıllar evveliydi Harun Yahya’nın, Yahudilik ve Masonluk eserinde ilk sayfalarda olması gerekiyor. Tevrat’ın içerisinde işte onları keseceksin toprağın üstünde gübre gibi olacaklar, ifadeleri yer alan ayetlerin eşliğinde Sabra ve Şatila’yı ve diğer İsraillin, özür diliyorum Siyonist İsrail’in yapmış olduğu katliamlardan Yahudileri tanıdım. Ve Tevrat’ı ben sizin kitaplarınızda açıkçası tanıdım ve yıllar sonra okumakta nasip oldu o ayetlerle de karşılaştım.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Hocam geçtiğimiz günlerde malum, Somali’ye Aden körfezine dedelerimizi taklit ederek askerlerimizi gönderdik. Yeniden inşaAllah Barbaroslar çıkacak, Piri Reisler çıkacak sizin yorumlarınıza göre ama bu olayı nasıl yorumluyorsunuz. Yani Aden körfezinde ne işimiz var bizim, Türkiye nere Aden nere?
ADNAN OKTAR: Osmanlının bereketini, güzelliğini, huzurunu her yere gönderiyoruz maşaAllah. Bizim ordumuz çok mübarek ve muhterem bir ordudur, çok adaletli ve şefkatlidir makuldür. En ideal askerin Türk askeri olduğunu bildikleri için istirham ettiler, rica ettiler Osmanlının evlatları da oraya gitti ve gidiyorlar inşaAllah.
MUHABİR: Adaleti dağıtmak için.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
MUHABİR: Hocam bundan bir hafta kadar önce televizyonlarda bir İngiliz bayanın işte yirmi yıldır bitkisel hayatta, koma halinde olduğunu ve ötenazi ile ölümü tercih ettiğini izlemiştik, görmüştük. Elif Karslı Hanım, İzmir’den bir soru yönlendirmiş bununla ilgili sorusunu aynen aktarıyorum: “Benim sorum son günlerde gündemde olan bir konuyla ilgili ötenazi, biliyorsunuz bazı ülkelerde insani bir hak olarak görülüyor. Bu bir Müslüman’ın kendisini öldürmesi kabul edilemez, ancak sizce inanmayan insanlara ötenazi söz konusu olabilir mi” gibi bir soru sormuş. Hocam buna ne diyeceksiniz?
ADNAN OKTAR: Tabii ki haram bir eylem, yani normal Allah onun canını alacaksa alır Cenab-ı Allah. Bir insanın işte şu ölümü gerçekleşti, bu ölümü gerçekleşti diye bir konu olmaz. Beyin ölümü gerçekleşti öldü, adamın işte fişini çekelim öyle şey olmaz. Ben daha öncede bir örnek vermiştim böyle bir kardeşimiz vardı benim bir arkadaşım, babası Amerika’da hastalandı adamcağız bitkisel hayata girdi, doktorlar fişini çekelim dediler. Aile fertlerinin hepsi kabul ettiler tamamı, o arkadaşım bana Amerika’dan telefon etti Hocam ben ne diyeyim dedi, aman sakın dedim kabul etme dedim, kabul etmedi. Adam bir süre sonra yani tam hatırlamıyorum da yaklaşık onbeş gün sonra dirildi adam ayağa kalktı ve hep beraber İstanbul’a geldiler, adamı öldüreceklerdi cinayet olacaktı. Ailede biliyor yani şuan tabii isimlerini vermem, öyle bir şey yapmam ama biliyorum, yani onlarda biliyorlar. Yani inanılmaz bir şey bu çok cahilce bir hareket, olur mu öyle şey.
MUHABİR: Hocam Ege Doğan, Isparta’dan izleyicimiz “Hayırlı akşamlar Hocam Altınçağ’da herkes İslam’ı kabul edecek diye söylemiştiniz” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, “Peki münafıklarda kabul edecek mi, yine dine karşı nefret beslemezler mi, müminlere karşı faaliyet yapmazlar mı bu adamlar” diye soruyor?
ADNAN OKTAR: Mehdi’den insanlar yani o yönüyle biraz çekinirler, yani onun bir acı vermesinden, rahatsızlık vermesinden değil de haber almasından çekinebilirler bir ihtimal. Yani o devirde Allah Hadi ismiyle tecelli edecek, eğer bizim Kuran’dan anladığımız kadarıyla Allah “…sana iman etmedik hiçbir fert kalmayacak” diyor, yani o devirde bir süre için münafık olmayacağını anlıyoruz yani bir süre için böyle bir dönem olacaktır, yani herkesin iman ettiği bir dönem olacaktır. Yani Mehdiyet çok şiddetli bir olaydır, Hz. İsa’nın nüzulü çok şiddetli bir olaydır yani insanların imanı adeta kaynayacaktır, yani çok coşacaktır. Yani çok muazzam bir ortamdır.
MUHABİR: Hocam yanlış hatırlamıyorsam Matta, İncil’in Matta kısmında farakniyanus ifadesi geçiyor, farakniyanusun Arapça karşılığı müjdeleyici, Ahmet anlamına geliyor.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Ve güncel İncillerde hala beklenen bir Mehdi’nin varlığından bahsediliyor, fakat Arapçaya vurduğunuz zaman farakniyanusun müjdeleyici Arapçada da Ahmet ifadesiyle karşılaştığımızda bugünkü tahrif edilmiş muharref İncil’de ve Tevrat’ta var mıdır bilemiyorum Alesselatü vesselam’dan bahsediliyor alemlerin Efendisinden, Hıristiyan dünyası acaba niye kabul edemiyor olabilir bu meseleyi. Yani Hz. Muhammed’in gelişini bir Mehdi beklediklerini daha önceden kitaplarınızda ve röportajlarınızda belirtmiştiniz, Peygamber Efendimizi niçin kabul etmiyor olabilirler?
ADNAN OKTAR: Hem Peygamber Efendimize bakıyor o, Ahmet hem de Mehdiye bakan bir yönü vardır. Yani hem Peygamber Efendimizi müjdeleyici hem de Mehdiyi Müjdeleyen bir yönü vardır çünkü Mehdi’nin de ismi Muhammed Ahmet Mehdi’dir. Yani Peygamber Efendimizin ona koyduğu isim Muhammed Ahmet’tir, o yönüyle de bir mutabakat vardır. Ama Hıristiyanlar yani sadece bu delille değil Kuran’a baktıklarında, Kuran’ı okuduklarında hak kitap olduğunu hemen anlar yani makul, dengeli, tutarlı bir insan normal vicdanlı bir insan yani hiçbir delile gerek yoktur yani Kuran’ı baştan sona okuduğunda Kuran’ın hak kitap olduğunu, doğru olduğunu hemen anlar. Mesela Tony Blair Kuran’ı okudu benim gördüğüm adam Kuran aşığı şuan gece gündüz Kuran okuyor ve herkese de Kuran tavsiye ediyor ama soruyorlar insanlar sen Müslüman oldun mu, nasıl söylesin adam yani söyleyemeye bilir. Yani böyle şeylerde böyle soru sorulmaz.
MUHABİR: Evet, Hocam son beş dakikamıza girdik son bir sorumuzla ben yayını bu akşamlık tadı damağımda kalmış bir şekilde bitireceğim.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah ilerleyen günlerde nasip olursa ömrümüz vefa ederse,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Burada ben veya başka bir arkadaşımla, izleyicilerimize yarım kalan sohbetinize devam edeceksiniz. Efendim Dr. Yakup Köse, Erdemli Mersin’den göndermiş, Erdemli Mersin’den “Hz. Süleyman (a.s.) ölümünde çevresinde hiç insan yok muydu” diye soruyor. “Çünkü dayandığı asa kurtçuk tarafından yenilinceye kadar cinler farkına varamadı” ki buradan da sizin eserinizde dikkatimi çekmişti cinlerin gaipten haber veremeyeceğinin tescili ve tespiti oluyor bu olay.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: “Ya da bu olayda bir tayyi zaman veya bir benzeri olay söz konusu mu” diye sormuş efendim?
ADNAN OKTAR: Tabii ki cinlerin zaman kavramıyla insanların zaman kavramı çok farklı oluyor, yani cinler bin sene binbeşyüz sene yaşıyorlar. Bir insan en fazla atmış, yetmiş, seksen hadi yüz sene oluyor genelde öyle söyleyeyim, yani onların zaman algısı ve zamanı yaşamaları bizden farklı olmasıyla ilgili bu konu inşaAllah.
MUHABİR: Evet Hocam Mahmut Demirci’nin bir sorusuyla yavaş yavaş veda ya hazırlanacağız. “Hocam Selamün aleyküm” demiş.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
MUHABİR: “Sizin gibi çıkıp Türk İslam Birliğini savunan İslam alimlerinin olmamasını neye bağlıyorsunuz” demiş. Bir şeyden mi çekiniyorlar diye de bir dipnot eklemiş aslında ama söylemeye yüreğim varmadı açıkçası?
ADNAN OKTAR: Vardır bir hikmeti ama savunan insanlar çok biliyorsunuz ama belki fazla yani böyle ortaya çıkmamış olabilirler. Yani çok gür bir sesle ifade etmiş değillerdir belki ama bizim milletimizin yüreği şuan Türk İslam Birliğiyle yanıyor, yani yüzde doksandokuzumuz Türk İslam Birliğini istiyor şuan Allah’a çok şükür.
MUHABİR: Evet Hocam son sorumu soruyorum ve inşaAllah veda edeceğiz
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: “İyi akşamlar Kuran’da Peygamberlerin imarla ilgili bir takım işler yaptığına dair bilgiler var, örneğin: Hz. İbrahim Kabe’yi, Hz. Süleyman bir saray inşa ediyor, Hz. Mehdi ve Hz. İsa’da Altınçağ’da benzer ne gibi mimari icraatlar yapacaklar acaba” demiş. Engin Tunçkol, İstanbul’dan?
ADNAN OKTAR: Mehdi devrindeki sanat, estetik ve güzellik nefes kesici olacaktır, adeta bir anlamda dünyayı cennete çevirecektir bütün İslam alemini Mehdi. Meşhur olanlardan bir tanesi de Hz. Süleyman’ın sarayının aynısını yapacaktır Kudüs’te inşaAllah, Hz. İsa’yla birlikte orada iki kardeş Hz. İbrahim neslindendir biliyorsunuz Mehdi’de, İsa’da bütün dünyaya İslam’ı hakim edecekler ve oradan manevi anlamda dünyayı yönetecekler inşaAllah.
MUHABİR: Evet Hocam çok güzel sohbetiniz var, doyamadık tadı damağımızda kaldı.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, Allah razı olsun.
MUHABİR: Ama ben Ekin TV, ailesi olarak bu akşamınızı bize ayırdığınız için ben teşekkür ediyorum. Hem şahsım adına, hem de yayın ailesi adına.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun, Allah razı olsun.
MUHABİR: Efendim sürçülisan eylediysek, haddim olmayarak özür diliyorum ben yayın ekibim, teknik kısımdaki kameranın arkasındaki gizli kahramanlara da buradan teşekkür ediyorum çünkü Hocamızın güzel sohbetini sizlere ulaştırdılar. Bu noktada emeği geçen herkese buradan çok çok teşekkür ederek gecenizin aydınlık, yarınlarınızın mübarek olmasını Altınçağ’da inşaAllah Adnan Hocam’la birlikte buluşmayı nasip etsin diyerek hepinizi Allah’a emanet ediyorum.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Selamün aleyküm.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam. Allah’a teşekkür ediyoruz inşaAllah.
MUHABİR: Peki Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.